Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum has been the industry's standard dummy text ever since the 1500s, when an unknown printer took a galley of type and scrambled it to make a type specimen book. It has survived not only five centuries, but also the leap into electronic typesetting, remaining essentially unchanged. It was popularised in the 1960s with the release of Letraset sheets containing Lorem Ipsum passages, and more recently with desktop publishing software like Aldus PageMaker including versions of Lorem Ipsum.
Taşlar Konuşuyor
YEŞİL CAMİİ VE YEŞİL TÜRBE YAZILARINDAN OSMANLININ DÜNYAYA BAKIŞI
Bu kitabı hayatımın baharında Kuran-ı Kerim'den sonra Osmanlıca yazılı Karabaş Tecvid Kitabını, Mızraklı İlmihal Kitabını, Süleyman Çelebi Mevlidini öğreterek bana Osmanlıcayı öğreten rahmetli babam Molla Zülfi Bin Sofi Süleyman'a ithaf ediyorum. Allah her ikisini de rahmet etsin.
Amin.
Taşlar Konuşuyor
Zülfikar Yorulmaz
Genel Yayın Yönetmeni
Sami Yorulmaz
İçdüzen
Mürettibhane
Kapak Düzeni
Ali Bıyıklı
Nisan 2012
isbn 978-605-62970-0-7
Baskı-Cilt
Step Ajans
Göztepe Mahallesi Bosna Caddesi No: 11 Bağcılar-İstanbul
Tel: 212 - 446 88 46
Matbaa Sertifika No: 12266
Dervişali Mahallesi Uçbey Sokak No: 7 Edirnekapı - Fatih - İstanbul
Tel: 212 - 635 83 95 Faks: 212 - 531 48 04
Taşlar Konuşuyor
YEŞİL CAMİİ VE YEŞİL TÜRBE YAZILARINDAN OSMANLININ DÜNYAYA BAKIŞI
ZÜLFİKAR YORULMAZ
İÇİNDEKİLER
BİRİNCİ BÖLÜM
-
b. İkinci yazı: Üst mahfelerde harika nakışların
-
c. Üçüncü Yazı: Üst sultanların mahfelinde iki yerde
-
2. SAĞ ALT MAHFEL KEMERİNİN ÜSTÜNDEKİ YAZI...55
-
3. SOL ALT MAHFEL KEMER ÜSTÜ YAZISI......................57
-
1. ORTA SALONUN SAĞ VE SOL DUVARLARINI
-
2. ORTA KUBBENİN TAVANINDA KIRMIZI ZEMİN ÜZERİNDE, BÜYÜK HARFLERLE KÛFÎ YAZISIYLA, PEYGAMBER EFENDİMİZ'E İSNAD EDİLEN
İKİNCİ BÖLÜM
Yeşil Türbe'de yatan Sultan Mehmet Çelebi'nin sanduka yazısı111
SULTAN KELİMESİNİN TAŞIDIĞI MANALAR113
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
OSMANLI SALTANATININ SONA ERMESİ117
Tophane'de Osmangazi Türbesinin Önüne Dikilen Mermer Direkteki Osmanlıca Yazı118
FAYDALANILAN BAZI KAYNAKLAR127
İHTAR
SULTANLARIN SÖZLERİ SÖZLERİN SULTANIDIR, BİLHASSA PEYGAMBERİMİZİN (A.S.) SÖZLERİ... DİKKATLE BAKAN İBRET ALIR, GAFLETLE BAKAN KEHANET EDER.
Yeşil Camiinin giriş kapısı kenar yazısından...
BU YAZILAR YERE SERPİLMİŞ DAĞINIK İNCİLER GİBİDİR.
BİR DÜZENE GETİRİLİRSE GÜZEL BİR GERDANLIK GİBİ OLURLAR.
Zülfikar Yorulmaz
ÖNSÖZ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla
Her gün Bursa'daki Yeşil Camii ve Yeşil Türbeyi yüzlerce yerli ve yabancı turist ziyaret etmektedir. Buradaki mimari sanat eserlerine ve güzel işlemelere hayran kalmaktadırlar. Mermerlere ve çinilere yazılan kitabeler hakkında rehberlerden bilgi istemekle beraber yeterli bilgilere sahip olamamaktadırlar. Çünkü şimdiye kadar bu yazılar tam olarak okunamamıştır. Ayrıca Yeşil Cami hakkında yazılan kitaplar da bu hususta yetersiz kalmıştır. Halbuki bu yazılar Bursa'nın diğer camilerindeki yazılarda olduğu gibi sadece kutsal metinlerden ibaret değil, bir fikir, bir mana ifade etmek için yazılmıştır. İtikadi, içtimai, iktisadi manalar taşımaktadırlar. On üçüncü asırda yaşayan Osmanlıların kainata, dünyaya, hayata, ölüme ve insanlığa olan bakışlarını gösteren yazılardır. Yazılarda Peygamber Efendimize ve Hz. Ali'ye bir çok hadis isnat edilmiştir. Burada bizi ilgilendiren, bu sözlerin hadis olup olmamasından ziyade bu yazıların hangi asırda yazılmış olduğudur. Kanaatimizce mermer taşlara, yeşil çinilere kırmızı zemin üzerinde beyaz veya sarı boya ile yazılan yazılar on üçün-
cü asırda yazılan yazılardır. Beyaz zemin üzerinde siyah boya ile yazılan yazılar sonraki asırlara ait olan yazılardır. Bunları ve asılı levhaların yazıları ve tahtaların yazıları ele alınmamıştır. Mesela Nebe (Amme) suresi daire şeklinde yazılmıştır. Bu, on dokuzuncu asırda Vefik Paşa tarafından yazdırılmıştır.
Caminin ve türbenin değişik yerlerinde taşlara ve çinilere tekrar tekrar nakşedilen yazıları, "Taşlar Konuşuyor" adı altında üç bölümde ele alınacak. Birinci bölüm 'Yeşil Camii Yazıları' ikinci bölüm 'Yeşil Türbe' yazıları üçüncü bölüm Osmanlı saltanatının sona ermesidir. Metinler aynen eski yazı ile yazılacak, izahlar o devrin eserlerinden faydalanılarak yapılmıştır.
Bu eseri hazırlarken bana yardımı olanları burada anmayı bir hak bilirim. Yeşil Camii yazılarına yönelik çalışmalarımı ilgiyle izleyip destekleyen 2005 yılının Bursa Müftüsü A. Zeki Elturan müftü efendiye', ve farisi yazılarının manalarını açıklayan Muhammed Yusuf Dindar Hocaefendi'ye teşekkürlerimi beyan ederim Yazıların redaksiyonunu yapan oğullarıma ve gelinlerime teşekkür eder her zaman hayırlı işlere vesile olmalarını Cenab-ı Allah'tan dilerim. Bu eserdeki hatalar bizden, başarı Yüce Allah'tandır.
Zülfikar Yorulmaz
Bursa, 2007
12
BİRİNCİ BÖLÜM
YEŞİL CAMİİ YAZILARI
1. BÜYÜK KAPI ÜST YAZI KITASI
Tercümesi: "Rahman ve Rahim Olan Allah'ın adına dayanarak ve umumi keremine sığınarak (deriz ki): Bu şerefli bölge (Yeşil Bölgesi) Fıtrat Ustası'nın (Allahu Teâlâ'nın) özel bir sanatıdır. Süsleyici kudretinin bir ziynetidir. Nimetli cennetin suretlerinden bir surettir. Aziz ve Alim olan Allah'ın takdiri ile çizilmiştir. Âhiretteki cennetin bahçelerinden bir bahçe (gibi)dir. Dünya hayatının çiçekleriyle süslenmiştir. Bütün bölgelere karşı üstünlük taşır ve bununla övünür. Bütün şehirler ona karşı küçülür. Asırlar hiçbir devirde böyle cömert davranmamıştır. Büyük Sultan ve şerefli hakan, Şark ve Garbın Sultanı, Acem ve Arapların hakanı, Rabbü'l-Âlemin tarafından desteklenmiş, dünya ve dinin koruyucusu, Sultan oğlu Sultan, Sultan Muhammed b. Beyazıd b. Murat b. Orhan. Allah yeryüzünde mülkünü daim eylesin. Allah gemisini istek ve arzularının denizinde emniyet içinde yüzdürsün. Bu şerefli bölgeyi temelleriyle, binalarıyla ve çevresiyle beraber vakfetmiştir. Hicri 822 senesinde Zilhicce ayında tamamlanmıştır. Bu binanın planını çizen, düzelten, oranlarını kararlaştıran bu caminin gerçek banisi (Sultan Mehmet Çelebi)'nin en küçük hizmetkarı, Hacı İvaz b. Ahi Beyazıt'tır. Allah onu ve babasını bağışlasın.
1. Büyük Kapı Üst Yazı Kıtasının izahı: Caminin giriş kapısının üstündeki üç satırlık kitabe, gözden gizlenmeyecek kadar sanatkârânedir. Özellikle muhtevası, binanın azamet ve ihtişamıyla hakikaten münasip bir şiir gibidir. Bu bedîayı, bundan
16
daha açık bir cümle ile anlatmak imkansızdır. Bu kıtada 'Yeşil Cami', 'Çelebi Sultan Mehmet' 'İvaz Paşa' ve ahilerin isimleri geçmektedir. Bunlardan kısaca bahsetmek uygun olacaktır.
-
a. Yeşil Camii: Yeşil Cami fetret döneminin akabinde ve Timur'un ölümünden sonra Sultan Mehmet Çelebi tarafından 1419-1424 yılları arasında Mimar İvaz Paşa'ya yaptırılmıştır. İç ve dış duvarların alt kısmı, maviye çalan yeşil çinilerle kaplanmıştır. Ancak daha sonra dış duvarın, çinileri düşmüştür. Düşen çinilerin yerleri halen bellidir. Çünkü duvarların üst kısmı ve alt kısmı farklıdır. Kubbe ve duvarları, maviye çalan yeşil çinilerle kaplandığından dolayı "Yeşil Cami" ismiyle anılmıştır. Evliya Yeşil Cami hakkında şunları yazmıştır: "Bu cami-i şerifin emsali Bursa'da olmadığı gibi seyyahlar 'diyâr-ı uhrâda' (başka memleketlerde de) böyle dâr-ı Hûda görmedik" diyorlar. (Ekrem H. Ayverdi Osmanlı Mimarisi c. 4 s. 48) Yine yukarıdaki kitabede Bursa'nın Yeşil Bölgesi, dünyanın en güzel ve şerefli bir bölgesi olup cennetin bahçelerinden bir bahçe gibi gösterilmektedir. Kur'an-ı Kerimin Yusuf, Yasin, ve İnsan Surelerinde yeşili yeşilliği; bolluk, bereket, ziynet, güzellik ve hayatın alameti, cennetliklerin giydiği elbiselerin rengi olarak gösterilmiştir.
Yeşil Cami hakkında araştırmalar yapan Baron HAMMER, Bursa hakkında şunları yazmıştır: "Bursa, Bizans döneminde Rum Azizleri, daha sonra bunların yerini alan Türk evliyaları 1 (erenleri) sayesinde ruhani bir şehir diyarı, letafetçede birinci şehirdir."
Bursa'yı kucaklayan Uludağ'ın eski adı Keşiş Dağı'dır. Hz. İsa'ya inanan ve Allah'a ibadet eden birçok papaz barınmıştır. 'Bursa Kütüğü' kitabında: "Caminin pencerelerinden giren aydınlığın çinilere akis eden ziyası, caminin ortasında şırıl şırıl şadırvanın akışı, yerlerine uydurulan ahenkli renkler ve süsler en sıkıntılı ve kederli kimselerin gönüllerini ferahlandırır. Asabiyeti bozulup bir şeylere fena halde sıkılan kimsenin bu camiye giderek oturup dinlenmesi tavsiye edilir." (Kamil Kepecioğlu Bursa Kütüğü, c. 4 s. 374)
17
-
b. Sultan Mehmet Çelebi: Miladi 1380'de Bursa'da Sultan Yıldırım Beyazıt ile Mevlana Celâleddin-i Rûmi'nin torunu, Devlet Hatun'dan dünyaya gelmiştir. Babasının döneminde Amasya ve Sivas beyliğinde bulunmuş, Ankara bozgununda bu illerde Timur'a bağlı olarak saltanat sürmüştür. Önce ağabeyi Süleyman'a karşı; kardeşi Musa'yı desteklemiş, sonra Musa'yı da tasfiye ederek Osman oğullarının tek hükümdarı olarak Edirne'de tahta geçmiştir. Böylece dağılan Osmanlı devletini birleştirmeye muvaffak olmuştur. Rakipsiz olarak yedi sene hüküm sürmüştür. Yeşil Cami gibi birçok cami, medrese ve imarethaneler meydana getirmiştir. Timur'un Semerkant'ta kendisine yaptırdığı türbenin daha görkemlisini. Mimar İvaz Paşa'ya Bursa Yeşil Cami önünde, kendi malından Yeşil Türbe'yi yaptırmıştır. 1424'de Edirne'de vefat etmiş, naaşı Bursa'ya getirilmiş ve Yeşil Türbe'de gömülmüştür..
-
c. İvaz Paşa: Tokat ahilerinden Ahi Beyazıt'ın oğludur. Amasya'da Mehmet Çelebi'nin askerleri arasına girer. Fetret döneminde onu destekler. Bursa'yı Karamanoğulları'na karşı kırk gün müdafaa eder. Devletin önemli mevkilerinde bulunur. Yeşil Caminin resmini ve planım bizzat hazırlar. Sonuna kadar yapımına nezaret eder. II. Murat zamanında ikinci vezir olur. Ancak Çandarh Başvezir İbrahim Paşa ve devrin büyük alimlerinden Molla Fenari ile anlaşmazlığa düşer. Bir konuşmasında Molla Fenari yi kastederek "O yakında ölecektir. Ben onun cenaze namazını kılacağım" der. Molla Fenari de cevaben "O cahildir. Cenaze namazı kıldıramaz" der.
İvaz Paşa her zaman elbisesinin altında zırh giyerdi. Padişah II. Murat bir av sırasında bunun farkına vardı. "Niçin zırh giyiyorsun? diye sordu. O da "Kendimi korumak için" dedi. Bundan sonra Sultan II. Murat kimseye zarar vermesin diye onu vezirlikten azleder, gözlerine de mil çeker. İvaz Paşa iki sene sonra Bursa'da meydana gelen veba hastalığından dolayı vefat etti.1
1. Bkz. Molla Fenari Fusul-ül Bedaii, Arapça Mukaddimesi.
18
İvaz Paşa, Yeşil Camii'nden başka birçok cami, medrese, imarethaneler yapmış, birçok hayır ve hasenatta bulunmuştur. Mekke ve Medine fukaraları için vakıflar yapmıştır. Hicri 829 yılında vefat etmiştir. Bursa'da Pınarbaşı mahallesinde defnedilmiştir. Mezar taşında "Kılıç ve Kalem sahibi" diye hem asker ve hem de alim olduğunu bildiren bir cümle yazılıdır.
-
d. Ahi Bayezid: Giriş kapı kitabesinin yazısından anlaşıldığına göre bu camının mimari ve içindeki yazıları yazdıran İvaz Paşa bir Ahi'nin oğludur. Ahiler Osmanlı Devletini kuranlardır. Osman Gazi Ahilik teşkilatının bir başkamdir. İlk Osmanlı Padişah ve vezirlerin çoğu Ahi Teşkilatına mensup şeyhlerdir. Yani teşkilatın başıdırlar. Osmanlılarda Ahilik daha önce Anadolu'da mevcut olan Fütuvvet Teşkilatının bir devamıdır. Fütuvvet teşkilatı Hz. Peygamberin tavsiyesi üzerine Hz. Ali'nin etrafında toplanan bir gençlik teşkilatıdır. Tarih boyunca dini siyasi iktisadi şekillere bürünmüştür. Tasavvuf hareketleri birer Fütuvvet hareketleridir. Miladi 12. yüzyıllarda Abbasi halifesi Nasırlidinillah, tüm Müslüman hükümdarlara elçiler göndererek, herkesin kendi memleketlerinde Fütuvvet teşkilatlarını kurmasını istemiştir. O dönemde Anadolu Selçuklu hükümdarı I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile Fütuvvet teşkilatlarını kurması için temas kurmuştur. Halife, Sultana, Sedrettin Konyevi'nin babası büyük alim Şeyh Mecduddin'i ve büyük mutasavvıf Şeyh Muhyiddin Arabi'yi göndermiştir. Bunun neticesinde Anadolu'da Ahilik teşkilatları meydana gelmiştir. Bazı rivayetlere göre (Toktamış Ateş) Ankara civarında cumhuriyet şeklinde bir devlet kurmuşlardır. Osmanlı devleti kurulurken bu teşkilatın başında Osman Gazi'nin Kayınpederi Şeyh Edebali bulunuyordu.2
Ahilik teşkilatı, dini ve içtimai bir teşkilattır. Bağımsız siyasi bir güç olmamakla birlikte zaman zaman merkezi otoritenin zayıfladığı anarşi ve kargaşanın ortaya çıktığı dönemlerde siyasi ve
2. Bkz. İslam Ansiklopedisi c. 1 s. 540-545, Osmanlı toplumunun siyasal yapısı s. 137-145 Toktamış ateş.
19
askeri güçlerini göstermişler ve önemli fonksiyonlar üstlenmiştirler. Özellikle Moğol istilası ve Osmanlı Fetret Dönemi sırasında Ahi Birlikleri şehirlerin yönetimine mahalli olarak hakim olmuş ve şehirleri korumaya çalışmışlardır. Ayrıca bu teşkilatlar çapulculuğu önlemek can ve mal güvenliğini sağlamışlardır. Ticaret ahlakını korumak gibi hayırlı işleri yapmışlardır. Bütün prensipleri dinin asıl kaynağından alınmıştır. Bu hususta nizamnameler ve kitaplar yazmışlardır. Bunlara 'fütüvvetnameler' demişlerdir. Herkes bunlara uymak zorundaydı. Yeşil caminin yazıları da bu fütuvvetnamelerin bir parçasıdır.
20
2. DIŞ KAPI KUŞAK YAZISI
Tercümesi: "Sultanların sözleri, sözlerin Sultanıdır. Bilhassa Peygamber'in (a.s.) sözleri... Hz. Peygamber şöyle buyurmuştu: "Kim aç bir mümini yedirirse, Allah (c.c.) da Kıyamet Gününde ona cennet meyvelerinden yedirir. Kim susamış bir mümine su verirse, Allah (c.c.) da kıyâmet gününde ona cennet içeceklerinden içirir. Kim çıplak bir mümini giydirirse Allah (c.c.) kıyâmet gününde ona cennetin güzel elbiselerinden giydirir."
Resulullah doğru söyledi.
"Cömertlik, imandandır."
"Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz."
"Ademoğlu, öldükten sonra bütün amelleri kesilir. Ancak üç şey hariç; Sadaka-i Cariye (istifâdesi devam eden eserler), faydalı ilim ve kendine dua edecek salih bir evlat." "Cömertlik imandandır. İman da cennetten..."
"Hayırlı bir iş ancak tamam olanıdır." Söyleyen doğru söyledi.
İzahı: Bu yazı, büyük kapıdan başlayarak, içerde caminin her tarafını (orta ve mihrap salonlarının duvarlarını) kuşak şeklinde sarmıştır. Bu yazıların konuları sehavet, kanaat, cesaret, adalet, insana yardım etmek ve Allah yolunda cihad etmektir. Bu konular Ahi teşkilatların tarafından yazılan Fütuvvetnamelerin esaslılarıdır. Yeşil Cami'nin yazıları adeta bir Fütuvvetname gibidir. Bu yazıların başı: 'Sultanların sözleri, sözlerin sultanıdır’ şeklindedir. Sonu ise 'Cennetin Sultanları kimlerdir?' diye cevabı verilmemiş bir soru ile bitirilmiştir. Bu yazıdaki birinci hadis, Ebu Davut ve Tirmizi tarafından rivayet edilmiştir. Bu hadis üç defa farklı başlangıçlarla tekrarlanmıştır. Büyük giriş kapısındaki kitabede Kim bir aç mümine..." diye başlamışken, mihrap salonunun duvarında "kim aç bir Müslüman'a...", orta salonun duvarında ise 'kim aç bir insana yardım ederse..." diye başlamıştır. Demek ki esas olan, din, dil ve renk farklılığını gözetmeden muhtaç olan her insana yardım edilmesidir. İnsan olmak asli unsuru teşkil etmektedir.
22
Tarih-i Al-i Osman ve Aşık Paşazâde tarih kitaplarında Osmanlıların ideal bir hükümdar olmanın şartlarını şöyle sıraladığı yazmaktadır: Servetini halkın refahı için kullanmak, adil olmak ve halkı giydirip doyurmaktır. "Bunlar hakimiyetin şartlarıdır" diye devamında yazmaktadır.3 Bu husus I. Murat Hüdavendigar'ın vakfiyesinde bariz bir şekilde görülmektedir.4 İkinci hadis cömertlik hususundadır ve sahih kitaplarda mevcuttur. Yeşil Cami ve Yeşil Türbe yazılarında toplam dört defa tekrarlanmıştır. Bu konuda Kuran-ı Kerimde Teğabun ve Haşr Surelerinde Cenab-ı Allah kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir." buyurmaktadır. (Teğabun Suresi 16, Haşr Suresi 8) Diğer bir hadisi şerifte kalpte iman ile cimrilik bir araya gelemez" buyurulmaktadır. (Tac c. 3 s. 384)
3. Büyük İslam Tarihi c. 12 s. 98.
4. İstanbul Üniversitesi kütüphanesi 6225 numarada kayıtlıdır.
23
Tercümesi: "Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla, Allah ve melekleri Hz. Peygamber'e
25
salavat getirirler. Ey iman edenler, sizde ona salat ve çokça selam getirin." (Yüce Allah doğru söyler.)
-
• Hz. Ali (Allah onun şerefini arttırsın) buyurdu: "Perde (Perde-i gayb) kalksa bile imanımda fazlalık olmaz."
-
• Hz. Ali (Allah onun şerefini arttırsın.) buyurdu: "Kim dikkatle bakarsa ibret alır. Gafilin zannı kehanetidir."
-
• Hz. Ali (Allah onun şerefini arttırsın) buyurdu: "Kim nefsini bilirse Rabbini de bilir."
b. Kapının Sağ ve solundaki ikinci pencerelerin yazıları
Tercümesi: "Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü bağışlayan ve esirgeyendir." (Muhakkak ki Allah doğru söyler)
-
• Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu: "Dünya bir saat kadar kısadır. Öyleyse onu tâata çevir."
-
• Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu: "Dünyanın şerefi mal ile âhiretin şerefi de amellerledir."
-
26
-
-
• Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu: "Dünya mü'minin zindanı, kafirin de cennetidir."
-
• Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu: "Dünya âhiretin tarlasıdır." Resullullah doğru söyledi.
İZAH 3 - Pencerelerdeki Yazıların İzahı: Evliya Çelebiye göre, Çelebi Sultan Mehmet, bu kitabeler için ustalara kırk bin altın vermiştir.5 Çelebi sultan Mehmet Celebi sanki hayata bakışlarını ve inancını yeşil camiye nakış etmeye çalışmıştır. Yazının başında (Padişahların sözleri sözlerin padişahıdır.) yazdırmıştır, fakat tamamlamadan vefat etmiştir. Ondan dolayı bazı pencerelerin kenar yazıları eksik kalmıştır.
Bu dünyaya gelen her insanın, kainata bir bakış şekli vardır. Ona göre davranır ve o bakış açısının çerçevesinde eserler bırakır. İşte tarih boyunca yeryüzünde inşa edilen tapınaklar, heykeller, put haneler, anıtlar ve mabetler bu bakış şeklinin birer yansımasıdır. Şüphesiz Yeşil Cami ve Yeşil Türbe'deki nakış ve yazılar da Osmanlının on dördüncü asırda kainata ve hayata bakışını göstermektedir. Örnek olarak Pencerelerin kenarlarındaki yazıları ele alalım. Burada iki ayet, beş hadis ve Hz. Ali'ye isnat edilen üç söz bulunmaktadır. Sağ ve solda olmak üzere, pencerelerde ikişer defa tekrarlanmıştır. Bu yazılarda Allah, peygamber, dünya ve günah hakkında Osmanlıların görüşleri belirtilmektedir. Bunları dört başlık halinde izah etmeye çalışalım.
-
1. Osmanlıların Allah'ı tanıma hususundaki ilk vasıtalar
Bu hususta burada Hz. Ali'ye isnat edilen üç söz vardır:
-
• "Kim nefsini bilirse Rabbini de bilir."
-
• "Dikkatle bakan ibret alır, dikkat etmeyen de kehanet eder."
-
• "Perde (Perde-i gayb) kalksa bile imanımda fazlalaşma olmaz."
Bu sözler birbiriyle ilişkilidir. Bunlara dikkatle bakılırsa şu mana çıkar. Şöyle ki; Eğer insan kendi yaratılışına ve etrafındaki varlıklara dikkatle bakarsa yani kevni (Kainata ait) ve enfüsi (Kendi dünyası ile alakalı) ayetleri görürse sarsılmaz ve kuvvetli bir imana sahip olur. Bu gerçek. Kuran-ı Kerim'de iki yerde açık bir şekilde ifade edilmiştir.
Birincisi: Zâriyât suresinde Cenab-ı Allah: "İnananlar için yeryüzünde, ayetlerde ve kendi nefislerinde de alınacak alametler vardır. Görmüyor musunuz?"6 diye buyuruyor.
İkincisi: Fussilet Süresinde: "Ufuklarda (yerde, gökte, ve bütün varlıklarda) ve kendi nefislerinde insanlara âyetlerimizi göstereceğiz ki o (Kur'an)nun gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?"7 buyurur.
Mutasavvıfların "büyük âlem" ve " küçük âlem" dedikleri bu iki âlemle ilgili olarak ilmin tespit ettiği akıllara durgunluk veren bilgiler Allah (c.c.)'ın varlığına ve gücünün sonsuzluğuna dair önemli deliller ortaya koymaktadır.8 Bu âyetler, hem nefsi ve hem de kevnî (maddî) delillere işaret etmektedir. Osmanlı son devri büyük mütefekkirlerden Bediüzzaman Said Nursî bu çerçevede kainatı geniş bir şekilde yorumlamış ve misaller vermiştir. Bunlara "Risale-i Nur" adını vermiştir.
-
2. Osmanlının Peygambere bakışları
Kapının sağında ve solunda ilk pencerelerinde "Allah ve melekleri Hz. Peygamber'e salavat getirirler. Ey iman edenler, siz de ona salât ve çokça selam getirin." (Ahzab süresi)
Osmanlıların nazarında, Hz. Muhammed (s.a.v.) ne bir tann ne de bir tanrının oğludur. O, Allah'ın sevgili bir kuludur. Allah ve melekleri onu sever ve ona çok değer verirler. Allah tüm müminlere, Peygamberlerine salat ve selam getirmelerini emreder.
6. Zariyât, 20-21.
7. Fussilet, 52-53.
8. Kur'an-ı Kerim ve Açıklamaları, 481.
28
Ve ona saygı göstermelerini ister. Her namazın sonunda sanki onun huzuruna varmış gibi "selam sana ey Peygamber! Ben şahadet ederim ki, sen Allah'ın kulu ve elçisisin" demek gerekir. Aksi durumda namaz eksiktir. Kim Hz. Muhammed'e bir salavât getirirse, Allah ona on iyilik yazar. Osmanlının nazarında Peygamberin nuru ilk yaratılmış olan nurdur. Onun hatırı için Hz. Âdemin tövbesi kabul edilmiştir, Hz. Nuh'un gemisi onun sayede kurtulmuştur. O Hz. Musa'nın asâsındaki sır olmuştur. Hz. İsa da, O'na ümmet olmak için göğe çıkmıştır. Ahir zamanda O'na ümmet olacaktır.
Yeşil Caminin yapıldığı tarihlerde yaşayan Süleyman Çelebi mevlid kitabında şöyle der:
|
Mustafa nûrunu evvel kıldı vâr Ger Muhammed olmaya idi ayân Hem vesile olduğuyçün ol Resûl Nuh ânunçün garktan buldu necat Ceddi olduğuyçün ânın hem Halil Hem dâhi Mûsâ elindeki asâ Ölmeyup İsa göğe bulduğu yol |
Sevdi ânı ol kerim ü kırd-iğâr Olmayı sardı zemîn ü âsumân" Âdem'in Hak tövbesini kıldı kabûl Dâhi doğmadan göründü mu'cizât Nârı Cennet kıldı ânâ ol Celîl Oldu O'nun hürmetine ejderhâ Ümmetinden olmak için idi ol9 |
Osmanlının son dönem büyük şairlerinden Mehmet Akif Ersoy da şöyle demiştir:
Dünyâ neye sâhipse onun vergisidir hep,
Medyûn ona cem'iyyeti, medyûn ona ferdi;
Medyundur o ma'sûma bütün bir beşeriyet,
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret!
Osmanlılar, mübarek gün ve gecelerde İslam büyüklerini anmış, vefat edenlerin arkasından sünnet ve düğün törenleri düzenlemiştir. Doğumlarında ise mevlid okutarak Hz. Peygamber'e salat ve selam getirmişlerdir.
9. Mevlid-i Şerif/Süleyman ÇELEBİ/HİLKÂT-I NEBÎ FASLI.
29
Bir zamanlar Anadolu'da büyük bir veba hastalığı olmuştu, halk bu hastalığa bir türlü çare bulamamıştı. O devrin alimleri "salaten tüncînâ" diye bilinen salavat-ı şerifeyi okumuşlardır. Bu salavat halen namazlardan sonra okunmaktadır.
Doğu Anadolu'da da aynı dönemde şu manada bir salavat-ı şerife tertip edilmiştir. "Allahım! Bütün dertlerin sayısı kadar ve bütün devaların sayısı kadar Efendimiz Hz. Muhammed'e (a.s.) ve O'nun âl-u ashâbına salât ve selâmını, rahmet ve bereketini indir." Bu salâvât halen farz namazlardan sonra okunmaktadır.
-
3. Osmanlının Günahkar insana bakışları
Cenabı Allah şöyle buyurur: "Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü o bağışlayan, ve esirgeyendir." (Muhakkak Allah doğru söyler.)
İslam inancına göre, insanlar dünyaya günahsız gelir. Sonra günah işler, suçlu duruma düşer. Ancak tevbe kapısı her zaman açıktır. Allah samimi olarak tövbe edenleri affeder. Bu âyetin birinci kısmının meâli de şöyledir: "Ey kendine zülüm eden ve sonra pişman olup umutsuzluğa düşen kullarım, Allah dan ümidinizi kesmeyin. Allah kendine dönen kullarının bütün günahlarını affeder." Bu âyet-i kerimedeki "kullarım" kelimesinden maksat, Allah'a şirk koşmayan ve günaha düştükten sonra pişman olup Allah a dönen kimselerdir. Cenab-ı Allah Nisâ Süresinde "Kesinlikle Allah kendisine şirk koşanları affetmez, ondan başka tüm günahları affeder. Çünkü o bağışlayan ve esirgeyendir"10 buyurmaktadır.
Bir hatadan dolayı dünyası kararmış, geniş yeryüzü ona daralmış, gündüzü gece olmuş, etrafındaki tüm insanlar sanki ona düşman olmuş, ölümden (intihardan) başka çıkış yolu kalmamış bir kişiye gayptan bir ses gelirse: "Ey kulum, üzülme ben tüm hatalarını düzeltirim, hatta tüm hatalarını doğrulara çeviririm.
10. Nisâ, 116.
30
Bana dön, ben seni kurtarırım ve sanki sen hiç günah işlememiş gibi olursun, zaten yapılan şey benim ilmim ve iradem dahilinde olmuştur, zaten ben dilemeden siz dileyemezsiniz. (Nisa suresi 30)" denilse, bu ne büyük bir müjde ve ne büyük bir rahmettir. İşte bu âyet-i kerime bu sestir. Bu sese ilk kulak veren ceddimiz Hz. Âdem'dir. Şeytan hatasını gördükten sonra da bu sese kulak vermedi ve kendine hak payı verdi ve tevbe etmedi ondan dolayı ebediyen rahmetten kovuldu. Fakat Allah'a dönmek de kolay değildir. Allah'tan başka her şeyi kalbinden çıkarmakla olabilir, her şeyi bırakan Allah'ı bulur.
-
4. Osmanlının Dünya Hayatına Bakışı
Burada peygamber Efendimize isnat edilen beş hadis vardır.
Birinci hadis: "Dünya âhiretin tarlasıdır." Bu hadis, pencerelerin kenarlarında ve caminin bir çok yerlerinde yazılmaktadır. Bakara Süresinin son âyeti kederinde "kişi iyi bir iş yaparsa faydası kendisine, kötü bir iş yaparsa zararı da kendisine aittir" buyurulmaktadır."
Başka âyet-i kerîmelerde de şöyle buyurulmaktadır: "Şüphesiz insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. Ve çalışmasının karşılığı da ileride gözükecektir."12
"Herkes kazandıklarına karşı bir rehinedir, (ipoteklidir)"13 Zilzâl süresinin sonunda ise şöyle buyurulmaktadır: "Kim zerre kadar iyilik yaparsa (faydasını) görür. Kim zerre kadar kötülük yaparsa (zararını) görür."
İkinci hadis: "Dünya hayatı bir saat kadar kısadır. Öyleyse onu tâata çevir." Bu hadis, caminin bir çok yerinde ve Yeşil Türbe'nin sekizgen dış duvarlarında yazılmaktadır.
11. Bakara süresinin son ayeti.
12. Necm, 39.
13. Tâhâ, 21.
31
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır: "Allah'ın insanları bir araya toplayacağı gün, onlar sanki dünyada gündüzün bir saatinden başka kalmamış gibi olurlar." (45/10)
"Kıyamet koptuğu gün günahkârlar dünyada ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler." (55/30)
"Rabbine itâat edenler için büyük mükafatlar vardır. Ona itâat etmeyenlerin varacağı yer cehennemdir."
Dünya hayatı büyük bir fırsattır, onun kaybı ise büyük bir kayıptır. Bu korkunç kayıp, Ra'd Süresinde şöyle tasvir edilmektedir: "Allah'ın emirlerine itaat edenlere büyük mükafatlar vardır. O'nun emirlerine uymayanlara gelince, pişmanlık duyacakları azap içinde kalırlar. Eğer yeryüzünde olanların tümü ile bunun yanında onun bir misli daha kendilerinin olsa, kurtulmak için onu mutlaka feda ederler. Fakat kabul olunmayacaktır."14
Üçüncü hadis: "Dünya ınü'minin zindanı, kafirin de cennetidir." Resullullah doğruyu söyledi. Bu hadis-i şerifi, Ahmed b. Hanbel ve Tirmizî rivayet etmiştir, Yeşil Camiinde altı yerde geçmiştir. Dünya, müminin nazarında kısa ve dardır. İstediği yerlere rahatlıkla varamaz. İstediği şeyi elde edemez. Halbuki insanın yaratılışında gökler ve yer kadar geniş bir ortamda ebedi bir hayat arzusu vardır. Nihayetsiz istek ve arzuları vardır. Dünya hayatı ise buna imkan vermez. Kur'an-ı Kerim bu arzuyu şöyle ifade eder: "Genişliği, gökler ve yer kadar olan cenneti kazanmak için hemen hayırlı işler yapın."15
Diğer bir âyette de şöyle buyurulmaktadır: "Genişliği gökler ve yer kadar olan cenneti elde etmek için hayırlı işlerde yarışın."16 Âhirete inanmayanların cenneti, bu dünyadadır. Ondan başka cennetleri yoktur. Kehf süresinde şöyle buyurulmaktadır: Kâfir, bu dünyada cennetine (çiftliğine, bağına) girdiği zaman kendi kendini kandırarak şöyle der: "Bu cennetim (bağ-bahçem)
14. Ra'd, 18.
15. Âl-i İmran, 133.
16. Mâide, 31.
32
bitmez ve tükenmez. Kıyametin kopacağını da tahmin etmem. Kopsa da ben bundan daha iyisini bulurum" der."
Hümeze Suresinin başında şöyle buyurulmaktadır: "Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı alay etmeyi, servet biriktirip onu saymayı adet edinenlere yazıklar olsun! Onlar kendi kendilerini kandırarak, mallarının kendilerini ebedi kılacağını zannederler. Hayır! Andolsun, onların yeri alevli ateştir.
Bediüzzaman Said Nursî, bu hadis-i şerifi şöyle açıklar: "Nasıl ki küçük kabahatleri işleyenlerin, nahiyelerde (küçük yerleşim yerlerinde) cezalan verilir, büyük kabahatliler de büyük mahkemelere gönderilir. Öyle de ehl-i iman olanların hükmen küçük hataları temizlemek için onlara kısmen dünyada cezaları sür'aten verilir. Ehl-i delâletin cinayeti o kadar büyüktür ki kısacık hayat-ı dünyeviyeye cezaları sığmadığından muktaza-i adâlet olarak, âlem-i bekâdaki mahkeme-i kübrâya havale edildiği için ekseriyetle burada cezaya çarpılmıyorlar. İşte bu hadisi şerifte "Dünya müminin zindanı kafirin cennetidir" mezkur hakikate işaret ediyor. Yani dünya, mü'minin kısmen küsurâtından cezasını gördüğü için dünya onun hakkında bir dar-ı cezadır. Dünya onların saadetli âhiretlerine nispeten bir zindan ve cehennemdir. Kafirler madem cehennemden çıkmayacaktır, hasenâtlarının mükafatlarını kısmen dünyada gördükleri ve büyük seyyiatleri te'hir edildiği cihetle onların âhiretine nispeten dünya cennetleridir."17
Dördüncü hadis: "Dünyanın şerefi mal, ahiret'in şerefi ise amellerdir." Bu hadisin açıklaması ileride gelecektir, (orta salonun yazıları arasında)
Beşinci hadis: "Hayırlı bir iş, ancak tamam olanıdır." Bu hadis, meşhur hadis kitaplarında bu şekliyle bulunmamaktadır. Ancak meşhur bir hadis-i şerifte "en efdal ibadet, devamlı olanıdır, "kamil bir ibadet, ancak şart ve adabına göre tamamlanan ibadettir". Hanefi fıkıh kitaplarında, nafile bir ibadet başladıktan sonra bırakılırsa kazası vacip olur denilmektedir. Cenab-ı
17. Risâle-i Nûr Külliyâtı/Onuncu Lem'a, 100.
33
Allah Kur'an-ı Kerim'de "Orucunuzu, haccınızı ve umrenizi tamamlayın!"18 buyurmaktadır. İmam-ı Azam'a göre Ramazan orucunun bir gününü özürsüz olarak bozmak altmış bir gün oruç tutmayı gerektirir. Yine Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de "İpliğini sağlamca büktükten sonra çözüp bozan kadın gibi olmayın!"19 buyurmaktadır.
Fetret döneminde, Osmanlı Devleti'ni tekrar kurmak ve devleti eski haline getirmek için şehzadelerin ayrı ayrı teşebbüsleri olmuştur. Lâkin bunlardan Mehmet Çelebi'nin çalışmaları başarıyla tamamlanmıştır. Bu esnada, kardeş katli gibi islenmeyen bazı hadiseler meydana gelmişse de sonuçta hayırlı bir iş gerçekleşmiştir. İşte bu söz bu olaya işaret ediyor olabilir.
18. Bakara, 169.
19. Nahl,92.
34
KORİDOR YAZILARI
Kapıdan girilen ilk koridorun sağ ve sol taraflarında iki oda vardır. Buraları camiden müstakil birer misafirhanelerdir. Bursa sicil defterlerinde buralara zâviyeler denilmektedir. Zaten Yeşil Camii, mescit medrese ve misafirhaneden ibaret bir imarettir. Mihrap salonu mescit, orta salondaki odalar medrese, ilk koridorun yan taraflarındaki alt odalar da birer misafirhanelerdir. (Bursa kütüğü, c. 4) Bu misafirhanelerde çiniler üzerinde Peygamber Efendimize üç hadis, Hz. Ali'ye bir söz ikişer defa tekrarlanarak isnad edilmiştir.
-
a. Sağ oda Yazıları
-
Tercümesi: Hz. Ali (Allah onun şerefini arttırsın) demiştir ki • "Sıhhatten daha güzel bir elbise yoktur, âhiretin nimetler dünya nimetlerinden daha hayırlıdır.
• "Ölüm gelmeden önce tövbeye ve vakti geçmeden namaza acele edin. Hayırlı iş ancak tamam olanıdır."
• "Dünya hayatı bir saat kadar kısadır. Öyleyse onu ibadet çevir."
İZAH 4 - Sağ oda yazıları: Bu üç hadisi şöyle özetleyebiliri: Dünya hayatında en güzel şey sıhhattir. Ahiret nimetleri dünyada kilerden daha hayırlıdır. Cenneti kazanmak için dünya hayatı ve içindeki namaz vakitleri birer fırsattır. Onlarla kısa dünya hayatı taate çevirmek gerekir. Peygamber Efendimiz namaz vakti geldiği zaman Bilal (r.a.)'e "Kamet et, namaz kılalım, rahatlayalım" derdi.
b. Sol oda yazıları
Tercümesi: Müminlerin emiri Hz. Ali (Allah onun şerefini arttırsın) şöyle demiştir:
-
• “Tatlı sözlü olanın sevilmesi vaciptir."
-
• "Sıhhatten daha güzel bir elbise yoktur."
-
• “İnsanların en hayırlısı insanlara en fazla faydası olandır."
-
• "Dünya hayatı bir saat kadar kısadır. Öyleyse onu taate çevir."
İZAH 5 - Sol oda yazıların izahı: Dünyada huzurun kaynağı iki şeydir:
Sıhhat ve sohbet.
37
Hafız Şirazi şöyle demiştir:
"Asayişi dügiti Tefsiri in düharfest",
"Ba dusitan muhabbet badusmanan medara"
Dünyanın rahatı iki şeydedir;
Dostlarla muhabbet, düşmanlarla müdara (geçinmek). Sultan Süleyman da: "Halk içinde muteber bir nesne yok Devlet gibi, olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi." Her iki odanın kıble yönündeki, duvarların etrafını kuşatan yazıda Kelime-i Tevhid otuzar defa tekrar edilmiştir.
38
-
a. ilk yazı
-
Tercümesi: "Allah'a güvenirim. Allah'ın ilmi dışında herhangi bir kuvvet ve tasarruf yoktur. Her başarının sahibi Allah'tır. Her yardımın arkasında Allah vardır. Her güzelliğin mûcidi Allah'tır. Kalplerin şifası, kişinin sevdiğiyle buluşmasıdır."
(Bu kelimeler Osmanlının her zaman kullandığı kelimelerdir dünyaya ve hayata bakışları ifade eder.)
-
b. İkinci yazı: Üst mahfelerde harika nakışların yanında şu yazı da vardır
-
Tercümesi: "Bu (nakışlar) mecnun Mehmet'in işidir."
İZAH - İkinci yazısının izahı:
Buradaki "mecnun" (deli) sıfatı ile İlahî aşk ile kendini geçen hak âşığı kastedilmiştir.20 Çünkü İslam kültüründe bütün güzel sanatlar, İlâhî aşkın bir eseridir. Müslüman bir sanatkâr aynı zamanda âşık bir insandır. Öyle ki bu sanatkâr insan bazen İlâhî aşk ile kendinden geçer hatta bazen aklî dengesini kaybederek hakka vâsıl olur ve sanatının zirvesine ulaşır. Başka kültürlerde ise sanatkârlar ya kendi sanatlarına taparlar ya da kendini! mucit (tanrı) görür ve heykelinin dikilmesi arzular. Tevhid inancında tevazû vardır, kibir yoktur. Böylesi sanatkârane nâkışlara sahibi olan bir sanatkârın yukarıdaki ifadesinde hem sanat güzelliği hem de inanç güzelliği kendini göstermektedir.
c. Üçüncü Yazı: Üst sultanların mahfelinde iki yerde bulunan Fârisî yazı
Tercümesi: "Nadir olan taş şüphesiz, diğer taşlar gibi değildir. Her yere konulmaz. O kesin başta da, olur. Arkaya bırakılmaz."
Bu sözler padişahların mehfeline layık sözlerdir... Bu ve müezzin mehfellerindeki farisi yazıları Muhammed Yusuf Dindar hoca efendi tarafından terceme edilmişdir. Allah rahmet etsin.
41
Tavanın sağ ve sol tarafında İhlas süresi iki defa yazılıdır.
Tercümesi: "Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. De ki: O Allah, birdir. Allah Samed'dir. O, doğurmamış ve doğrulmamıştır. Hiçbir şeye benzemez."
İZAHI - Tanrı'nın Heykeli İslam dışında bütün mabetlerde tanrının heykeli ve resmi büyük sanatkarlar tarafından yapılagelmiştir.
43
"İslam inancında Allah'ın zaman ve mekandan münezzeh olması, doğmamış ve doğrulmamış olması, hiç bir şeye benzetilememesi sebebiyle mümkün olmadığından sanatkarlar O'nu tasvir edemez. Tanrıyı anlatacak resmedecek bir biçim bulamayan İslam sanatkarları ancak O'nun ismini ve ayetlerini hat sanatının verdiği imkanlarla doruk noktaya çıkararak ebedilik kazandırmak için uğraş vermişlerdir." (Kufi Hatlar, Doç. Dr. Hüsamettin Aksu)
İhlas suresi yüce Allah'ı bütün benzerliklerden tenzih ederek yapılan safi ve halis bir tarifidir. Bütün edebiyatçılar bir araya gelseler yüce yaratanı böyle kısa bir tarif yapamazlar. Yüce Allah'ın hüviyetinden haber vermek hiç kimsenin kudreti dahilinde değildir.
Müşrikler, Hz. Muhammed'e (s.a.v.) "Allah nedir? Nasıldır? Neydendir? Nerdedir?" diye sordular. Bunun üzerine İhlas Sûresi nazil oldu: "De ki, O büyük varlık, O büyük yaratıcı, O bütün olaylar arkasında var olan, (O'nu en güzel tarif eden kelime "O" kelimesidir), O Peygamberlerin ve gerçek müminlerin kalbinde var olan, Vacib'ul Vücûd (O varlığı zaruri olan), birdir, tektir. Allah Samet'tir, her şey O'na muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir. O doğurmamıştır. Baba değildir. Çünkü baba olursa, Onun da bir babasının olması gerekmektedir. Kadîmdir, ezelîdir, öncesi yoktur. O doğmamıştır, oğul değildir, O bakidir, ebedîdir, sonrası yoktur. Oğla da ihtiyacı yoktur. Onun benzeri, misali, dengi yoktur. Sonradan yaratılan hiçbir şeye benzemez. Görüldüğü gibi İhlas Süresi, Allah'ın Zâtî sıfatlarını ihtivâ etmektedir.
Yüce Allah'ın Zâtî sıfatları şunlardır: Varolmak, Tek olmak, Kendi kendine kaim olmak, Kadim olmak, Baki olmak, yaratılanlara benzememek.
İslami mabedlerde tevhid inancını ifade eden ihlas suresi ve tevhid kelimesi çokça yazılmaktadır. Yeşil camisinde iki defa ihlas suresi ve yüz elli defadan fazla tevhid kelimesi yazılmak-
44
4. KORİDORUN SONUNDA SİLMENİN ARMUDÎSİNDE İÇ KAPIYI KUŞATAN KÛFİ YAZISIYLA YÜZE YAKIN YAZILMIŞ TEVHİD KELİMESİ
Tercümesi: "Allah dan başka ilâh yoktur. Hz. Muhammed O'nun elçisidir."
İZAHI - Koridorun sonunda silmenin armudîsinde iç kapıyı kuşatan kûfi yazısıyla yüze yakın yazılmış tevhid kelimesi: "Tevhid" kelimesi, İslam dininin temelidir. Ve bütün Peygamberlerin kâinâta bakışlarını ifade eden bir sözdür. Peygamber Efendimiz: "Benim ve bütün Peygamberlerin en güzel sözü Lâ ilâhe İllallah kelimesidir" diye buyurur. Beş bin seneden beri, kainata
45
bu bakış, Hz. İbrahim tarafından insanlar arasında yayılmıştır. Ondan sonra Hz. İshak, Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Musa ve Hz. İsa aleyhisselâm) gibi büyük Peygamberler tarafından devam etmiştir. Ancak Hz. Musa ve Hz. İsa'dan sonra Yahudiler ve Hıristiyanlar bu inanca bazı beşeri fikirler kattıklarından dolay sadeliği bozulmuştur. Miladi 6. yüzyılın sonunda, bir ticaret merkezi olan Mekke şehrinde dünyaya gelen Hz. Muhammet (s.a.v.) Mekke sokaklarında "Ey İnsanlar "Lâ ilâhe illallah" deyin, kurtulun" diye haykırmıştır. Bu cümle İslam'ın içindeki en büyük ve en zengin manaları taşıyan bir cümledir. Bazen bütün bir kültürü, bütün bir medeniyeti, bütün bir tarihi bir cümle içine sığdırmıştır. Tevhid gerçeği, hakikate, dünyaya, zamana, mekana, insanlık tarihine ve kadere yönelik genel bir bakış açısıdır. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde: "Allah'ın terazisinde Kelime-i Tevhidin ağırlığı bütün varlıklardan daha büyüktür. Dünyada onu hakkıyla dile getiren bir kimsenin bütün günahları affedilir."21 Kelime-i Tevhidin ifade ettiği gerçek mana bütün kainatı kapsamaktadır. Koridor yazılarında yer alan Tevhid, Havkale ve İhlas sûresinin manalarını anlayıp inanan bir kişi, kainata ve olaylara bakışı şöyle olur: Her şey Allah'ın iradesi, ilmi ve kudretiyle meydana gelir. Yağmurun damlaları, ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları, canlıların nefesleri, kalplerin ilhamları, hep O'nun iradesi ve ilmiyle meydana gelir. İnsanların ve cinlerin yaratılışlarını, davranışların ve ihtiyaçlarını hepsini bilir. Aynı anda Dünyada rızklarını verir. Ahirette de onları hesaba çekip yapılan iyiliklerin mükafatını, edilen kötülüklerin ise cezasını verir. Kur'an-ı Kerim'de bu manaları ifade eden En'am Suresinin Elli dokuzuncu âyetinin meâli şöyledir: "Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır. Onları, O'ndan başkası bilemez. Allah karada ve denizde ne varsa bilir. O'nun ilmi dışında bir yaprak bile ağaçtan düşmez. O, yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsini bilir. Bu apaçık bir kitapta sabittir. Değişmez kaybolmaz, unutulmaz."
21. e't-Terğîb ve't-Terhîb, 2.
46
Felsefenin kurucularından sayılan Lokman Hekim, Kur'an-ı Kerim'in Lokman Sûresinde oğluna, Allah'ın ilim sıfatını öğretirken şöyle diyordu: "Oğlum! Allah dilerse herhangi bir şeyi (yaptığın bir iyilik veya kötülük) bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu bir kayanın içinde veya göklerde veyahut yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu yine bilir ve senin karşına getirir. Çünkü Allah en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır."22 Allah, karanlık bir gecede siyah bir karıncanın siyah bir kayanın üstünde yürümesini görür ve ayak sesini işitir, rızkını verir.
Tarihçiler, Osmanlılarda hakimiyetin tevhid inancına dayandığını söylerler. İslam'ın temel inancı Allah'ın birliğine inanmaktır. Bu iman toplumun bütün temayüllerini bir merkeze yöneltir. İnsan hayatının her bölümünde ikiliğin ortadan kaldırılmasını hedef alır. Bu birlik inancı Kuran'da sık sık tekrarlanır. Allah'tan başka tanrıların varlığı söz konusu olsaydı âlemin herc-ü mercten kurtulamayacağı vurgulanır. (Büyük İslam Tarihi c. 12 s. 304)
Timur'un oğlu Şah Ruh, Çelebi Sultan Mehmet'e gönderdiği bir mektupta "Siz kardeşlerinizi öldürüp ortadan kaldırmışsınız. Can kardeşler arasında bu tarz hareket İlhaniye töresine uygun düşmez" yazıyor. Çelebi Mehmet cevabında "ecdatlarımız müşküllerini tecrübe ile çözmüşlerdir. İki padişah bir memlekette barınamaz. Kur'ân-ı Kerim'e göre gökte ve yerde bir Tanrı'dan fazla tanrılar olursa kainatın düzeni bozulurdu diye yazıyor. Yanı dayanağımız töreler değil tecrübe ve Kur'ân'dan ilhamlardır diye cevap vermiştir. (Bu mübarek kelime, koridorun sonunda bir kurdele gibi yüz defaya yakın tekrarlanarak kapıyı kuşatmıştır. Peygamber efendimiz bir hadis-i kudsîde şöyle buyuruyor: Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu: "Lâilâhe illallah" kelime-i tevhid benim Kale'mdir. Kale'me giren azabımdan emin olur." (Bu hadis Ebu Naim İbn-i Necar İbn-i Asâkir rivâyet etmişti.) (Hasan Hüsnü Erdem, s. 9)
22. Lokman, 16.
47
Tercümesi:
Ey mutluluk kıblesi, ey huzur ve emniyet kâbesi!
Çok güzel bir yersin, senin gibi hiç bir yer yoktur.
Senin her kubben, yerin bitkisine vesile olan gök gibidir.
Senin her odan, gören bir göz gibidir. Sen kainatın aynasısın.
Bu esaslar halel kabul etmez (yıkılmaz),
Dağlar parça parça gökler yarılsa bile.
b. Sağ Mahfelindeki Yazılar
Tercümesi:
Bin sene sonra Zuhal yıldızının yörüngesine ulaşır.
Eğer sarayının eşiğinden bir taş düşerse.
50
Senin pencerenin aydınlığına karşı
Güneşin aydınlığı zayıf kalır.
Eğer bir yiğide mecali23 olursan
Mavi felek ebedi kitabında
"İzzet ve beka senin için vardır"
diye yazar.
İZAHI - Sağ Mahfelindeki Yazıların izahı: Bu Fârisî altı kıta, Yeşil Camiye hitaben yazılmış gibidir. Bu kıtalan iyi anlamak için islamda camilerin değerini ve müslümanların camiye bakışlarını anlamak gerekir. Onlara göre camiler, zamana ve mekana sığmayan yüce Allah'a ait olan mübarek yerlerdir. Cenâb-ı Allah "Şüphesiz camiler Allah'ındır. O halde Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın"24 buyurmuştur.
Bir çok hadis-i şeriflerde mescidler, yeryüzünün en şerefli yerleri olarak gösterilmektedir. Mescidlerde bir araya gelip yüce Allah'ın adını anan kimselerin üzerine rahmet iner. Melekler onları destekler. Kalplerine huzur ve sükun gelir.25 Kalbi camiye bağlı olan kimseler, arşın gölgesinde olur.26 Allah onları korur. "Yeryüzünde bir yerde cami yapılırsa hemen onun bir misali cennette meydana gelir." Cenab-ı Allah Nûr sûresinde "mescidlerde Allah'ın nuru tecelli eder. Orada öyle erler (fetaler) vardır ki onları ne ticaret ne alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyamaz. Allah onlara fazlasıyla verecektir. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır."27
Yedinci asrın başında Mekke'yi ve Arap yarımadasını ve bin sene sonra on beşinci asırda İstanbul'u ve Avrupa'nın bir
23. Tecelligâh: Zât-ı Ehadiyetin tecelli ettiği yer. Tasavvuf terimleri/Süley-man ULUDAĞ.
24. Cin, 18.
25. Et-terğib vet-terhib, 2/343.
26. Aynı Eser, 1/193-196.
27. Nur, 37-38.
51
çok yerlerini fetheden kimseler, camilerde yetişen insanlar idi.
-
c. Alt Mahfellerdeki Kûfî Yazıları
Alt mahfellerdeki tevkî Farisî yazısıyla karışık bir şekilde olan kûfi yazısı sekiz defa tekrarlanmıştır. Fakat bu Arapça metin tamiratta bozulduğundan dolayı tamamen okunamamıştır. Ancak birinci kıtanın başı ile ikinci kıtanın sonu okunabilmiştir. Bu metin tahmini olarak şöyle olabilir.
Tercümesi:
"Hayatta sahibine mutluluk, selamet ve uzun ömür nasip ola.
Kıyamete kadar şanı, şerefi ecir ve sevabı daim ola."
İZAHI - Alt Mahfellerdeki Kûfî Yazıların izahı: Bu beyitler, Sultan Mehmet Çelebi için yapılan hayırlı duadır. Tarihe baktığımızda görüyoruz ki; Sultan Mehmet Çelebi, hayatında fazla bir rahat yüzü görmemiştir. Timur'un istila günleri, daha sonra ortaya çıkan kardeş kavgaları ona büyük üzüntü vermiştir. Timur un kurduğu hakimiyetten kurtulamamıştır. Bu üzüntüleri biraz hafifletmek için çıktığı bir av sırasında genç yaşta attan düşüp hayatını kaybetmiştir. Kendi ifadesiyle: "Dünyada bir rahatlık görmedim." diyerek hayıflanmıştır. Ancak tarihte ulaştığı şan ve şeref dünyada az insanlara nasip olmuştur. Büyük Osmanlı devletinin ikinci kurucusu olması, Fatih, Süleyman ve Selim gibi büyük padişahların dedesi olması ona büyük bir değer kazandırmıştır. Mezarı her gün yüzlerce ziyaretçiye uğrak yeri olmaktadır. Baştaki dua böylece tecelli etmiştir.
52
d. Madalya Yazısı
Her iki müezzin mahfelinde çiniler üzerinde san boya ile hadis-i şeriflerde varid olan yüce Allah'ın mübarek isimlerinden altı tanesi madalya şeklinde yazmaktadır.
Tercümesi: Ya-Hannan: Çok seven, Ya-Mennan: minnet eden, Ya-Gufran: Hataları bağışlayan, Ya-Deyyan: Hesabı gören, Ya-Sultan: Hükümdar, güçlü olan, Ya-Burhân: Çok açık, zahir olan.
53
2. SAĞ ALT MAHFEL KEMERİNİN ÜSTÜNDEKİ YAZI
Tercümesi: "Ey İnsanlar! Allah'ın size olan nimetlerini hatırlayınız. Gökten ve yerden size rızık veren Allah'tan başka bir yaratıcı var mı? Ondan başka tanrı yoktur. Ne oluyor size. Hangi nimetimi inkar ediyorsunuz?"28
28. Fatır, 3.
55
İZAHI - Sağ alt mahfel kemerinin üstündeki yazının izahı: Bu âyet-i kerimede hitap bütün akıl sahibi insanlaradır. Gökten ışık, hava ve su veren, yerden de meyve, sebze, hububat ve daha nice nimetleri bahşeden yüce yaratıcı Allah-u Telâ'yı hatırlamak aklın ve vicdanın gereğidir.
Şeyh Sadi Şirazi Gülistan kitabında ne güzel söylemiştir "Bulut, rüzgar, güneş ve felek senin eline ekmek vermek için çalışıp hizmet görüyorlar. O ekmeği gaflet içinde yiyorsun, Allah'ın emriyle onlar senin için böyle çalışırlar. Vazifeni yapıyorlar, sana vazifeni yapmamak, boş oturmak hiç yakışır mı?"
Cenab-ı Allah Rahman Sûresinde, insanlara olan nimetlerini sayarken otuz bir defa tekrar ederek "Rabbinizin hangi nimetini inkar ediyorsunuz?" buyurmaktadır.
Gerçek mümin, her zaman şöyle terennüm eder: "Göklerdeki bulutlardan bize su indiren, kuru topraktan bize ekmek, meyve, sebze veren; koyun, inek ve develerden bize süt içiren: yeryüzünde, altından ırmaklar akan bağlar ve bahçeler meydana getiren yüce Allah'a hamdolsun." Peygamber efendimiz: "Hamd ile başlamayan bir iş, bir amel bereketsizdir" buyuruyor.
56
3. SOL ALT MAHFEL KEMER ÜSTÜ YAZISI
Tercümesi: "Allah'a hamd olsun ki bize verdiği sözü yerine getirdi. Bizi cennet arazine varis kıldı. İstediğimiz yerde otururuz. Bak çalışanların mükafatı ne güzelmiş."
İZAHI - Sol Alt Mahfel Kemer Üstü Yazısının izahı: Bu âyet-i kerimeye göre, kıyâmet gününde insanların hesaba çekildikten sonra bir kısmı cennete diğer bir kısımda cehenneme sevk edilir. Bu durum, Zümer sûresinin 73. ve 74. âyetlerinde şöyle açıklanmaktadır: "Cennete sevk edilenlere melekler: 'Selam size, tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya' derler." Onlar da: "Allah'a hamd olsun ki bize verdiği sözü, yerine getirdi. Bizi cennet arazisine varis kıldı. İstediğimiz yerde otururuz." derler.
57
Cenabı Allah Enbiya suresinde: "Yeryüzüne salih kullarım varis olacaktır" diye vaad etmiştir. Bu yazıda sanki, Osmanlılar Cenab-ı Allah'a hamd ederek adeta şöyle derler. "Rabbimiz, sana hamd olsun. Bize verdiğin vaadi doğru çıkardın. Ve bizi cennet gibi Bursa gibi güzel bir yere varis kıldın. Emniyet içerisinde istediğimiz yerde dolaşır, istediğimiz yerde otururuz." derler.
58
4. ÜST EYVAN AYNA YAZISI
Tercümesi: Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Sadaka verin. Zira sadaka verirseniz öyle bir zaman gelecektir ki sadakanızı alacak fakir bir kimse bulamazsınız.
59
İZAHI - Üst eyvan ayna yazısının izahı: İslam'a göre zeka ve sadaka verilirse, zamanla toplumda zekat ve sadaka alacak kimse kalmayacaktır. Kimsenin gözü, başkasının malında olmayacak, insanlar arasında sevgi, kaynaşma ve muhabbet artacak hırsızlık, gasp, kapkaççılık ve kavgalar yok olacaktır. Zekat verilmezse toplumda, dengeler bozulacak, fakir ile zengin arasında kin, haset, kavga, rüşvet ve yolsuzluk artacaktır. Kimse evinde rahat uyuyamayacaktır.
Hz. Ömer zamanında zekat memuru olan Muaz Bin Cebel Yemen zekatının üçte birini Medine'ye gönderir. Hz. Ömer bundan çok rahatsız olur: "Ben seni mal toplaman için göndermedim" der. Oranın zenginlerinden zekatlarını alıp oranın fakirlerine vermen için gönderdim. Bunun üzerine Muaz (r.a.) "Yemen'de zekat alacak kimse bulamadım" der. (Fıkhu's-Süne, 1/346)
60
5. CAMİNİN İÇİNDEKİ EYVANIN ÜST BAŞLIĞINDAKİ YAZI
Tercümesi: "Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinize selam verin. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye size, âyetlerini böylece açıklar." (Nur, 61)
İZAHI - Caminin içindeki eyvanın üst başlığındaki yazının izahı: İslam'a göre bir insan, bir toplulukla (savaş hali hariç) karılaştığı vakit topluluğun cinsiyeti, milliyeti, dini, ve mesleği ne olursa olsun onları güzel bir sözle karşılamalıdır. Hicretten az bir müddet önce nazil olan İsra Sûresinde Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: (Ey Peygamber!) Şöyle niyaz et: "Rabbim, gireceğim yere dostluk ve dürüstlükle girmemi sağla. Çıkacağım yerden de dostluk ve dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından hakkıyla yardımcı bir kuvvet ver."
61
Peygamber Efendimiz Medine'ye ilk gelişinde içinde Müslüman, Yahudi ve putperest kişiler bulunan bir topluma şöyle hitap etti: "Ey insanlar! Rahman olan Allah'a ibadet edin. Aç olanlara taam yedirin. Aranızda selamı yaygınlaştırın ki selametle cennete girmeyi hakedesiniz." Başka bir hadiste de: "Tanıdığınız ve tanımadığınız herkese Selam veriniz. Selamı yaygınlaştırınız" buyurmaktadır.
Nisa Sûresinde Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de daha güzeli ile selamlayın, yahut aynıyla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını arayandır."29
İslam'ın ilk döneminde müminler, Müslümanlara ve Müslüman olmayanlara selam verirdi. Ancak Yahudiler, selam kelimesinin yerine "Zehir" Manasına gelen "Sâm" kelimesini kullandılar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: "Gayr-i Müslimlere, selam kelimesi yerine başka bir kelimeyle selam verin diye emretti.
29. Nisa, 86.
62
6. ÜST MAHFELLERİN ALTINDAKİ YAZI
Tercümesi: Bu binanın nakışları sekiz yüz yirmi yedi senesinde insanların en fakiri İlyas oğlu Ali'nin eliyle tamamlanmıştır.
İZAHI - Üst mahfellerin altındaki yazının izahı: Caminin mihrabı işleyen Tebrizli ustalar, çinileri yapan mecnun Muhammed, kapıların tahta ve ceviz kanatları yapan Hacı Ahmed oğlu Ali, boya ve nakışları yapan İlyas oğlu Ali ve mimarı Hacı İvaz Paşadır. Bunlara isimlerini yazdırmaya izin verilmiştir. Cami ve türbenin kitabelerinden anlaşıldığına göre cami hicri 822'de, nakışlar 827'de tamamlanmıştır. Sultan Mehmet Çelebi 824'de vefat etmiştir.
63
Bu yazılar dış kapının kuşak yazısının devamıdır.
Tercümesi: Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla,
"Ebu Hureyre'den (Allah ondan razı olsun) rivâyet edilmiştir. Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Kim Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa misafirine ikram etsin. Kim Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa komşusuna eziyet etmesin. Kim Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa hayırlı söz söylesin veyahut sussun. Hayırlı iş, ancak tamam olduktan sonra hayırlı olur." Resulullah doğru söyledi.
İbn-ı Şüreyh-i Ka'bî rivayet etmiştir: Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kim Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa misafirin ikram eylesin. Hakkı; bir gün ve bir gecedir. Misafirlik, üç gün ve üç gecedir. Ondan sonrası sadakadır. Hayırlı iş ancak tamam olduktan sonra hayırlı olur." Resulallah doğru söyledi. (Orta» onun sol tarafından devam ederek...)
Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Helalinden -zira Allah ancak helal olan şeyi kabul eder- bir hurma kadar sadaka vermiş olan hiçbir kimse yoktur ki yüce Allah o sadakayı sağ eliyle almasın. Verdiği o hurma, sizden birinizin tayını veya deve yavrusunu büyüttüğü gibi öyle bir dikkat ve ihtimam içinde dağ büyüklüğünü aşıncaya kadar büyütür.
66
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Cennette öyle köşkler vardır ki şehid ve adil yöneticilerden başka kimse giremez."
Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kıyamet gününde, adaletle davrananlar incilerden yapılmış koltuklar üzerinde otururlar."
Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kim aç birini yedirirse ona cennet vardır. Kim susamış birine su verirse ona cennet vardır. Kim çıplak olan birine bir elbise giydirirse ona cennet vardır. Kim bir kafiri öldürürse ona cennet vardır."
Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kim "Lâ ilahe İllallah" derse cennete girer."
Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Dünya bir saat kadar kısadır. Onu taam'a çevirin." Resulullah (s.a.v.) doğru söyledi.
İZAHI - Orta Salonun sağ ve sol duvarlarını kuşatan yazıların izahı: Daha öncede belirttiğimiz gibi bu yazı büyük kapının kuşak yazısının devamıdır. Bu yazılardaki sahavet, adalet, komşuluk ve misafirperverlik hakkındaki hadisler sahih kitaplarda rivayet edilmiştir. Hadis-i şeriflerde buyrulduğu gibi; komşu ve misafire ikram imanın gereğidir. Herhangi bir menfaat gözetilmeden yapılır. İslam inancına göre komşunun canı, malı ve namusu komşusuna bir emanettir. Küçük bir kötülük bile büyük günah ve çirkin sayılmaktadır.
İslam dini, ilmini arttırmak ve ticaret yapmak için yeryüzünde seyahat etmeyi teşvik etmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de "Allah Yeryüzünü üzerinde dolaşabilmeniz için müsait bir şekilde yaratmıştır. Öyleyse üzerinde dolaşın. Ve Allah'ın verdiği rızıktan yiyin" diye duyurulmuştur.30 Ve diğer bir âyette "Allah'ın rızasına uygun olarak evinden çıkıp hicret eden kimse, gidecek çok güzel bir yer ve bolluk bulur" buyurulmuştur.31 Bundan dolayı Müslümanlar tarafından Kervansaraylar, hanlar, oteller yapılmış ve insanların hizmetine sunulmuştur. Eğer bir yerde kervansaraylar, oteller
30. Mülk, 15.
-
31. Nisa, 100.
-
67
-
yoksa hadisi şerifte de belirtildiği gibi her Müslüman'a bir gün bir gece meccanen (parasız olarak) misafir kabul etmek mecburiyeti vardır. Hatta bu süre yolcunun kendisine bir başka çare bulması için gerekli üç gün üç geceye kadarda çıkabileceği hadisi ifade edilmektedir. Bu konulara birinci Murat Hüdavendigar'ın vakfiyesinde daha geniş bir şekilde yer verilmiştir.
-
16. Asırda Endülüslü seyyah İbn-i Battûta, Bursa'da Orhan Gazi ile görüşmesini ve Anadolu halkı hakkındaki görüşlerini "Seyahatname" adlı kitabında şöyle ifade etmektedir: "Biz Balıkesir'den sonra Bursa'ya gittik. Bursa, büyük bir şehirdir. Güzel çarşıları, geniş caddeleri, akan çeşmeleri vardır. Her yönde: bahçelerle çevrilidir. Şehrin haricinde suyu çok sıcak bir nehrin büyük bir havuza akar. Kenarında, biri erkekler için diğeri de kadınlar için iki bina vardır. Oraya uzak yerlerden hasta insanlar gelirler. Misafirler için orada bir zaviye vardır. Üç güne kadar ücretsiz yemek verirler. Bursa'da Sultan Orhan b. Osman Küçük'le karşılaştım. Bana çok ikramda bulundu. O memlekette, çok zaviyeler (Tekkeler) vardır. Bir tekkeye girdiğimiz zaman hemen bir ahi bize bol bol yemek ve meyve getirirdi. Zaten ocakları he zaman yanardı. Kendimizi ısıtırdık. O gece rahatça uyur, sabahleyin kalkıp giderdik. Onlar çok güzel insanlardı. Cömertlik ve fedakarlık onların vasfı idi. Yabancılara karşı çok şefkatli idile Yabancıları çok severlerdi. Onlara ocak açardı. Onlara gelen bir yabancı sanki evine gelmiş gibi olurdu."32 Bu yazıda Peygamber Efendimiz e isnad edilen "Kim bir kafiri öldürürse, cennete gider" mealindeki hadis, bu şekilde hadis kitaplarında bulunmamaktadır. Ancak "Kim Allah yolunda, az da olsa bir müddet savaşırsa ona, cennet vardır" meâlinde bir hadis mevcuttur. Burada "kafir kelimesinden maksat muharip yani Müslümanlarla savaşan kafirdir. Yoksa Müslümanlarla antlaşma halinde bulunan muahhid bir gayr-ı müslimi öldürmek büyük bir günahtır. Meşhur hadis kitaplarından Sünen-i İbn-i Mâce de Peygamber efendimizden şu hadis rivayet edilmiştir: "Kim bir muahhidi (Müslüman ile anlaşması olan kafiri) haksız yere öldürürse, cennet kokusunu bulamaz."
-
-
32. İbn-i Battuta, 303.
-
68
-
2. ORTA KUBBENİN TAVANINDA KIRMIZI ZEMİN ÜZERİNDE, BÜYÜK HARFLERLE KÛFÎ YAZISIYLA, PEYGAMBER EFENDİMİZ'E İSNAD EDİLEN HADİS-İ ŞERİF
Tercümesi: Peygamber Efendimiz buyurdu ki: "Dünyanın şerefi mal, âhiret'in şerefi amellerdir."
İZAHI - Orta kubbenin tavanında kırmızı zemin üzerinde, büyük harflerle kûfî yazısıyla, Peygamber Efendimiz'e isnad edilen hadis-i şerifim izahı: Bu hadis İbn hacerül Askalanı Hz. Ömer'e isnat etmiştir, Bu hadis, Yeşil camii ve Yeşil Türbe'de en fazla tekrarlanan hadislerdendir, Camiin dış cephesi, sağ ve sol Pencerelerinin kenarlarında, türbenin iç ve dış duvarlarında yazılmıştır. Bu şekli ile bu hadis, meşhur hadis kitaplarında bulunmamaktadır. Ancak malın bir dünya şerefi olduğu Nesai, Tirmizî ve Ahmed b. Hanbel tarafından rivayet edilmiştir. En güzel mal
69
salih kişinin malıdır. Dünya hayatının dayanağı mal, ahiret hayatının dayanağı sağlam bir kalple yapılan amellerdir. Kuran-ı kerimde Enbiya suresinde: 'Kıyamet gününde ne mal ne de evlat fayda verir, sadece Allah'a sağlam bir kalple gelenler o gün kurtuluşa ererler.'
Kur'an-ı Kerimde "İnsanlardan bir kısmı: "Rabbimiz bize vereceğin şeyi dünyada ver" derler. Böyle isteyenlerin âhiretten hiçbir nasipleri yoktur. Bir kısım da "Rabbimiz bize dünyada iyilik âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru" derler. İşte bunlara (hem dünyada hem de âhirette) çalışmalarının karşılığı vardır. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir" buyrulmaktadır.” Müslüman kişi hem zengin hem de salih bir insan olabilir. Burada üç mühim simayı, her iki güzelliği de kendinde barındırma bakımından, örnek olarak alabiliriz. Sahabelerden Hz. Osman çok zengindi. Peygamber Efendimiz ikinci kızını (birincisinin vefatından sonra) ona nikahlamıştı. İkincinin de vefatından sonra: "Eğer bir kızım daha olsaydı Osman'a verirdim" buyurmuştur. Hz. Osmân (r.a.) Tebük seferinde büyük bir harcamada bulundu. Hz. Ömer hilafetinde kıtlığın olduğu bir sene Şam'dan gelen bir ticaret kervanı malını Medine fakirlerine dağıttı. Tabiilerden İmam-ı Âzam Ebu Hanife büyük bir servet sahibiydi. Hem ticaret ve hem de ilimle meşgul olurdu. Büyük alimler yetiştirdi. Üçüncü mühim sima olarak Osmanlı Devletinin ilk şeyhülislamı ve büyük alim Molla Fenari'yi gösterebiliriz. O da çok zengindi. Füsûlu'l-Bedii kitabın mukaddimesinde şu bilgiler mevcuttur: 0 devirde 150 bin dinar nakit parası vardı. 12 erkek kölesi vardı Her birisinin üzerinde en pahalı elbiseler vardı. Evinde sayılmayacak kadar cariyeler vardı. Çokların başında altınlarla süslü başlıklar vardı. Kendisi en ucuz elbiseler giyerdi. Başında küçük bir sarık vardı. Bursa'da müderrislik ve kadılık yapan Molla Fenarî kazazlık (ipekçilik) yaparak da nafakasını temin etmeye çalışıyordu. Vefat ettiğinde çok para ve on binden çok kitap bıraktı. İşte bu insanlar, hem zengin, hem de salih idiler.
33. Bakara, 200-202.
70
a. Sağ ve Sol Oda Farisi Yazıları
Halik'ıma (yaratıcıma) güveniyorum
Bu imaret (bina) ebediyen mâmur ola
Sahibi düşmanlara karşı galip ola
Kim bu devletin devamını istemezse
Daima dünyada mağlup ola
71
İZAHI - Oda Yazıları-Sağ ve Sol Oda Farisi Yazıların izahı: Bu yazı her iki odanın kapı ve penceresinin üstünde dört defa yazılmıştır. Anlaşılıyor ki bu yazı merhum Çelebi Sultan Mehmet tarafından tertip edilip yazdırılmıştır. Çünkü baştaki birine tekil şahıs zamiri ile "halikıma güveniyorum" ibaresini ondan başkasının söylemesi uygun düşmez. Bu ibare İkinci Murat'ın Arapça yazdırdığı vasiyetnamenin başında ve Sultan Fatih tarafından İstanbul'da yapılan Çinili köşkün girişinde Kufi hatlarla dört defa tekrarlanarak yazılmıştır.
Sultan Mehmet Çelebi tarafından kurulan devleti istemeyenlerin başında Karamanoğulları beyliği gelmektedir. Ayrıca Şeyh Bedrettin Simavi, İzmir beyi Cüneyt ve kardeşi Düzmece Mustafa gibi Timur tarafından desteklenen kişileri de aynı niyet içinde görmekteyiz. Tarihe baktığımızda bu hareketlerin mağlup olduğunu dolayısıyla yapılan bedduanın tahakkuk ettiğini görmekteyiz.
b. Sağ odanın duvarlarında kırmızı zemin üzerinde beyaz boya ile Farisi yazılardan başka Arapça olan iki hadis arasında bir âyet yazılıdır.
"İlim Çin'de bile olsa onu ara" (Batı duvarı)
“Allah'ın dostlarına korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar" (Güney duvarı)
"Ahiret'in nimetleri dünyanın nimetlerinden daha hayırlıdır" (Doğu duvarı)
İZAHI - Sağ odanın duvarlarında kırmızı zemin üzerinde beyaz boya ile Farisi yazılardan başka Arapça olan iki hadis arasında bir âyet yazılıdır. Yukarıda geçen ifadeler, kendi aralarında bir anlam ilişkisi olmadığı izlenimi verse de aslında birbirleriyle bağlantılıdır. İlim, Allah'ın dostluğuna Allah'ın dostluğu da Ahiret nimetlerine vesile olur. Çünkü Fatır Süresinin yirmi sekizinci âyetinde "Kullar içinde ancak alimler, Allah'tan gereğince korkarlar."
Peygamber Efendimiz "İlim rütbesi, rütbelerin en yükseğidir." buyurmuştur. Öyleyse mümin alimler Allah'ın dostlarıdırlar. Onlara dünyada ve ahirette korku yoktur. Onlar ahireti dünyaya tercih ederler. Her iki oda da birer medresedir. Aslında Yeşil Camii denen bu yapıt bir camii değil menber sonra korulmuşdur. mescit, medrese ve misafirhanelerden ibaret bir imarettir.
73
MİHRAP SALONU
-
a. Mihrabın üstünde kırmızı zemin üzerinde, beyaz boya ile ve büyük harflerle "Tevhid" ve "Havkale" kelimeleri yazılıdır.
-
Tercümesi: "Allah'tan başka ilâh yoktur. Hz. Muhammed O'nun elçisidir. (Kainatta) herhangi bir hareket veya herhangi bir kuvvet Allah'ın ilmi ve iradesi dışında meydana gelmez.
75
("Havkale" kelimesi yani 'lâ havle ve lâ kuvvete illa billâh" bir bakıma tevhid kelimesinin bir izahıdır. Bir hadisi şerifte "Kim Lâ ilâhe İllallah Muhammed'in Resûlullah" ve "Lâ havle ve Lâ Kuvvete illa billâh" derse Cenab-ı Allah "Kulum gerçekten beni tanımış ve övmüştür. Ne kadar çok olursa olsun bütün günahlarını affederim" buyurmuştur.)
b. Mihrap Ayna yazısı
Tercümesi: Yüce Allah buyurdu: "Zekeriya, O'nun yanına, mabede her girişinde orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem bu sana nereden geliyor?" der. O da "Bu Allah tarafındandır, çünkü Allah dilediğine sayısız rızık verir' derdi." (Al-i İmran 37)
76
İZAHI -Mihrap Ayna yazısının izahı: Kuran-ı Kerim'e göre, Hz. Meryem'in bakımını Beyt-i Makdis'de (Mescid-i Aksâ'da) Zekeriya Peygamber üzerine almıştı. Meryem'e özel bir oda tahsis etti ki, O'na âyette "Mihrap" denilmiştir. Mihrap, harp ve cihad meydanı demektir. Bir çeşit "çile odası" anlamı taşır. Hz. Zekeriya, Meryem'in odasına her girişinde çeşit çeşit taze meyveler gördü. Bunlar o mevsimde o bölgede yetişmeyen meyvelerdendi. Onun için sordu. O da "Allah gönderdi" dedi. Bu âyet-i kerime hemen hemen Müslümanların mabedi olan her caminin mihrabında yazılıdır. Müslümanlara göre, imamın namaz kıldırdığı yer olan mihrap, mübarek bir yerdir. Allah'ın rahmetine mazhar olunan bir yerdir. Hz. Meryem'in hatıralarını ve Hz. Zekeriya'nın dualarının kabulünü hatırlara getirir.
c. Mihrabın Sağ Köşesindeki Küçük Bir Yazı
Tercümesi: "Bu (güzel mihrap) Tebrizli ustaların işidir."
İZAH 21 - Mihrabın Sağ Köşesindeki Küçük Bir Yazının izahı: Tebrizli sanatkarların mihrabın her iki tarafına çiniler üzerinde meydana getirdikleri sanat karşısında insan kendinden geçer ve bu durum insanı saatlerce düşünmeye sevk eder. Sanki bu harika sanat eseri, mihrap, "Cinler yapmışdır cinler Hz. Süleyman a mihraplar, heykeller ve barajlar yaparlardı." (Sebe süresi 14)34 âyetindeki
34. Sebe, 13.
77
mihraplardan bir mihrabı hatıra getirir. Fakat buradaki eser Tebrizli ustalar tarafından yapılmıştır. Bu da Tebrizli ustaların sanatkarane yönlerini göstermesinin yanısıra Tebriz'in hakimi olan Timur'a gönderilmiş manalı bir mesaj olabileceğini akla getirmektedir.
d. Mihrabın Sol Köşesindeki Gülistan'dan Alınan Farisi Beyit
Tercümesi: "Sitem ve zulüm eden sanır ki bize etmiştir. Halbuki onun boynunda görünüyor da bize atmıştır."
İZAHI - Mihrabın Sol Köşesindeki Gülistan'dan Alınan Farisî Beyitin izahı: Sultan Mehmet Çelebi, Timur'un zulmüne işaret eden bu ve bundan önceki yazıları, bu muhteşem eserinin önemli yerlerinde yazdırmıştır. Çünkü Timur, Osmanlılara zulüm etmiş, Yıldırım Beyazıt'ı Ankara savaşında esir almış, Anadolu'yu yağmalamış, Türkmen beyliklerini ihya etmiş, Osmanlı Devleti'ni Yıldırım'ın oğulları arasında bölüştürmüş ve taht kavgalarına neden olmuştur. İşte bu Farisî beyitler bunu ifade etmektedir.
Beyitler hakkında Ekrem Hakkı Ayverdi'nin, "Osmanlı Mimarisinde İkinci Dönem" adlı kitabında şöyle yazmaktadır. "Çelebi Mehmet, fetret döneminin büyük azabını sırtında çekmiştir. Bu badirenin baş sebebi zalim Timur'a "Senin zulmün geçti, gitti. İşte biz camiimizi yaptık" diye Allah'a şükretmek için bu mısraları orda yazdırmıştır. Bunun emsali vardır. Timur'un zulmünden bahseden bir kitabe de Sivas kalesinde bulunmaktadır. Onun dili de Farsçadır.35
35. Ekrem Hakkı AYDEMİR/Osmanlının mimarisinde 2. dönem, 61.
78
e. Mihrabın içinde kıble tarafında simetrik okunan "Lafz-ı Celale"
Allah celle celaluhu
İZAHI - Mihrabın içinde kıble tarafında simetrik okunan "Lafz-ı Celalenın izahı": Yazının bu şekilde yazılmasının manası, Allah (c.c.) cihetlerden münezzeh olduğuna işarettir yani Yüce Allah ne sağdadır ne de solda. Allah'ın şanı pek yücedir. O (c.c.), zamana ve mekana sığmaz, zaman ve mekanın ötesindedir. Yönlerden münezzehtir. Bakara süresinin 115. âyet-i kerimesi de bu manayı çok güzel bir şekilde ifade etmiştir. Şöyle ki: "Doğu da, batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (Zâtı) oradadır. Şüphesiz Allah'ın rahmeti geniştir. O her şeyi bilendir. Kiliselerde Hıristiyanların kıblesi olan doğu tarafında güneşin resmi mevcuttur. Bu, sanki güneşe tapılıyor gibi bir îmâ doğurur. Böylece Allah'a şirk koşulmuş olunur. Allah yapılan şirkten münezzehtir.
79
f. Mihrap Kuşak Yazısı
Yeşil Camiinin mihrap kuşak yazısı, Fetih sûresinin ilk on bir âyetinden oluşmaktadır. İki satır halinde yazılmıştır. Birinci satır, tevkî yazısıyla birinci âyetten beşinci âyete kadar, ikinci satır, birinci satır ile karışık kûfî yazısıyla altıncı âyetten onuncu âyete kadar yazılmıştır. Malum olduğu üzere tevkî ve kûfî yazısı sultanların imzalı yazı çeşitleridir. Fetih süresinin 1-5. âyetleri (Tevkî yazısıyla yazılmıştır.)
Meali: Bu Süleyman'dandır. Ve bu Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyladır. Ve O'ndan yardım dileriz. Biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik. Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar. Ve seni doğru bir yola iletir. Ve sana şanlı bir zaferle yardım eder. İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir. Her şeyi hikmetle yapandır. Mümin erkeklerle mümin kadınlan içinde
80
ebedi kalacakları zemininden ırmaklar akan cennetlere koyması onların günahlarını örtmesi içindir. İşte bu Allah katında bir kurtuluştur."
g. Fetih suresi 6.-10. ayetlerle birinci satır ile karışık olarak (Kûfî yazısıyla) yazılmıştır
Tercümesi: (Bu zaferler) Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah'a ortak koşan erkeklere ve ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük onların başlarına gelmiştir. Allah onlara gazap etmiş, lanetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Orası ne kötü bir yerdir. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah Aziz'dir, Hakim'dir. Şüphesiz biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik ki (sizler ey Müslümanlar) Allah'a ve resulüne iman edesiniz ve ona destek olasınız. Ona saygı gösteresiniz. Ve sabah akşam O'nu tesbih edesiniz. Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerinedir. Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kimde Allah a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük mükafat verecektir.
81
İZAHI -Fetih suresi 6.-10. ayetlerle birinci satır ile karışık olarak (Kûfî yazısıyla) yazılmıştır: Baştaki Besmele, Neml suresinin 30. ayetinden alınmıştır. Ayetin meali şöyledir: "Bu Süleyman'dandır. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla derim ki bana karşı başkaldırmayın. Teslimiyet gösterin. Bana gelin."
Hz. Süleyman Yemen kraliçesini İslamiyet'e davet etmiş, o da bu davete savaşa girmeden icabet etmiştir. Böylece bu Besmele'nin bereketiyle bir memleket savaşsız fetih edilmiştir ve bu fetihten sonra barış sağlanmıştır.
Hz. Muhammed (s.a.v.) Hudeybiye antlaşmasında müşriklerle yaptığı antlaşmada bazı ağır şartlan kabul etmiştir. Bu durum Müslümanlara çok ağır gelmiştir. Bundan az bir müddet sonra Medine'ye dönerken yolda Fetih Süresi nazil olmuştur. Cenab-ı Allah, bu sürede, yakın bir zamanda büyük bir zafer kazanılacağını, geçmiş ve gelecek hataları düzelteceğini ve müminlerin çok sevineceğini bildirmiştir. Fetih süresinin ardından Hayber fethedilir, nüzulünden iki sene sonra da Mekke fethedilir. Bu da Kur'an-ı Kerim'in bir mucizesi sayılır. Fetih Süresi, Yeşil Camiin Mihrabında yazıldığı zaman Osmanlı Devleti en zayıf durumlarında idi. Sonra kuvvetlendi güçlendi. Kırk sene sonra da İstanbul fetih edilmiştir. Olabilir ki bu kitabe ile Çelebi Sultan Mehmet, Hz. Süleyman Peygamberin besmelesiyle onunki gibi bir saltanat ve kuvvete erişebileceğini ve zaferinin hiçte uzak olmadığına olan inancım ilan etmek istemiştir.
h. Mihrap Kubbesi Tavan Kuşak Yazısı
(Yeşil zemin üzerinde beyaz boya ile Haşr süresi 19-24. ayetleri yazılıdır bazı yerleri silinmiştir.)
Meâli: "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah işlediklerinizden haberdâr olandır. Allah'ı unutup da, Allah'ın da kendilerini unuttuğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir."
Cennet ehli ile Cehennem ehli bir olmaz. Cennet ehli kurtularak isteklerine erişenlerdir. Eğer biz bu Kur'an-ı bir dağa indirseydik muhakkak ki onu Allah korkusundan baş eğerek parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.
O öyle bir Allah'tır ki ondan başka ilâh yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O esirgeyen, bağışlayandır. O, öyle bir Allah'tır ki kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O, Melik ve sahiptir, münezzehtir, selamet verendir, emniyete kavuşturandır. Gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır.
83
Allah puta tapanların ortak koştukları şeylerden münezzehtir. O, yaratan, var eden, varlıklara şekil verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar onun şanını yüceltmektedirler. O galip olan ve her şeyi hikmeti uyarınca yapandır."
İZAHI - Mihrap Kubbesi Tavan Kuşak Yazısının izahı: Caminin mihrabında, Müslümanların, harici düşmanlarına (putperestlere) karşı, kendilerine Cenab-ı Allah'ın yardımını konu eden Fetih Süresinin ilk ayetlerinin yer alması gibi, burada da mihrap kubbesinin tavanında, Müslümanların dahili düşmanlarına (Medine Yahudileri ve Münafıklarına) karşı kendilerine yardım edildiğini beyan eden, Haşr Suresinin son ayetleri yazılıdır. Bu da Osmanlıların o dönem içinde bulunduğu duruma çok uygun düşmektedir. Bu ayeti kerimeler Yahudiler hakkında nazil olan haşır süresinin son ayeti kerimeleridir. Bu ayeti kerimeleri daha iyi anlamak için Peygamber Efendimizle Medine Yahudileri arasındaki ilişkileri iyi bir şekilde anlamak gerekir.36 Bu hususta daha detaylı bilgi almak için Mevdudi'nin "Tefhim'ul Kur'an" ve Muhammed Hamidullah'ın "İslam Peygamberi" adlı eserine bakınız.
Cenab-ı Allah bu ayetlerden önce Haşr Suresinin başında Ey Akıl sahipleri! (Ehli kitap olan Yahudilerin başına gelen azaptan) ibret alın" buyurmaktadır. Onların hiç beklemediği bir anda azap başlarına geldi. Bir kısmı yerinden sürgün oldu, bir kısmının da erkekleri öldürüldü, çocukları köle, kadınları cariye, malları ganimet olarak Müslümanlara kaldı. Çünkü onlar kitap ehli olan Müslümanlar ile putperestleri bir tuttular. Hendek savaşında putperestlerin yanında yer aldılar. Başlarına büyük azap geldi erkekleri öldürüldü, çocuk ve kadınları esir alındı. Memleketlerinden sürgün edildiler.
Mihrap kubbesinin tavanında yazılı olan ayetlerde de, Allahu Teâlâ Kur'an ehli olan müminleri uyararak "Ey İman edenler! Allah'ın azabından sakının. Kuran'ın emirlerine muhalefet et-
36. Tefhimu'l-Kur'an/Mevdudî.
84
meyin. Herkes yarın için ne yaptığına bir baksın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah'ın emirlerini unutan Yahudiler gibi olmayın. Onlar fasıkların ta kendileridir" buyurmuştur. Bu ayette de Cenab-ı Allah Müslümanları ikaz ederek "Eğer bu Kur'an bir dağa inseydi, dağ, Allah'ın korkusundan titreyip parça parça olurdu. Bu misalleri insanlar anlasınlar diye veriyoruz." Bu ayetin devamında Allah, Esmâ-ül Hüsna'dan on beş tane sıfat zikretmektedir. Bunlardan dört tanesi rahmet, kalanları azametini gösteren sıfatlarıdır. Bu ayetlerin fazileti hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cenab-ı Allah bu âyet-i kerimelere hizmet etmeleri için yetmiş bin melek görevlendirmiştir. Sabahleyin okuyanlar için akşama kadar, akşamleyin okuyanlar için sabaha kadar okuyanı korumak için melekler dua ederler.37
37. İbn-i Kesir, 4/342.
85
DUVAR YAZILARI
-
a. Minber ve Mihrabın sağ ve sol tarafındaki duvarların kuşak yazıları
-
Tercümesi: Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla, Abdullah b. Ömer'den (r.a.) rivayet edilmiştir:
• Resullullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Rahman olan Allah'a ibadet edin. Yemek yedirin. İnsanlar arasında selamı yayın. Selametle cennete girersiniz." (Tirmizi ve İbn-i Mac'e rivayet etmiştir).
• Resullullah buyurdu: "Sadaka Rabbin gazabına ve kötü ölüme engel olur."
• Resullullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kim aç bir Müslüman'a yemek yedirirse, Allah da ona cennet meyvelerinden yedirir. Kim susuz bir Müslüman'a su verirse Allah da ona cennetin güzel içeceklerinden içirir."
• Resullullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Her gün insanlar sabahleyin kalktıklarında iki melek iner. Ve şöyle dua ederler. Biri: 'Allah'ım infak edene ver, yerini doldur. Diğeri şöyle der. Allah'ım cimrilik edene yani infak etmeyene zarar ver." Resullullah doğru söyledi.
• Resullullah (s.a.v.) buyurdu ki: "İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır." (Müslim ve Buhari rivayet etmiştir.)
• Resullullah (s.a.v.): "Size cennetliklerin Sultanlarından haber vereyim mi?" diye sordu. Ashâb: -"Cennetliklerin Sultanı ne demektir Ya Resulullah?" dediler... (Burada yazı duvarın sonuna geldiğinden dolayı sona ermiştir.)
İZAHI - Mihrap salonu duvar Yazıları-Minber ve Mihrabın sağ ve sol tarafındaki duvarların kuşak yazılarındaki hadisi şeriflerin izahı:
Birinci hadis: Peygamber Efendimizin Medine'ye gelişinin günlerinde umumi halka yaptığı konuşmasının bir parçası-
88
dır. Bu hadisin ilk ravisi Abdullah bin Selâm'dır. Hadis kaynaklarında bu hadis hem Abdullah bin Selam hem de Abdullah bin Ömer'den rivayet edilmiştir. İfade ettiğimiz gibi hadis, Efendimizin Medine'ye gelişinin ilk gününde irâd ettiği konuşmasının bir parçasıdır.
Yahudi âlimlerden Abdullah b. Selâm o günü söyle anlatıyor: "Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Medine'ye ilk gelişinde kav-mimle beraber görüşmesine gitmiştim. O şöyle konuşuyordu: "Ey insanlar! Rahmân olan Allah'a ibadet edin! Muhtaç olan insanlara yedirin! Tüm insanlara selam verin! Halk uykuda iken Allah'a ibadet edin! Böylelikle selametle cennete girersiniz. Yüzüne baktım, bu yüz asla yalancıların yüzü olamaz kanaatine vardım ve hemen Müslüman oldum. Fakat bunu gizli tuttum. Hz. Muhammed'e (s.a.v.) "beni kavmimden sor!" dedim. Hz. Muhammed (s.a.v.) de kavmime: -"Siz Abdullah'ı nasıl bilirsiniz?" diye sordu. Kavmim de: "O, büyük alimlerimizdendir ve çok iyi bir insandır" dediler. O zaman ben de kavmimin huzurunda Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olduğumu açıkla dım, fakat kavmim bundan sonra hemen aleyhimde konuşmaya başladılar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Abdullah b. Selam hakkında gıyabında cennetlik olduğunu müjdelemiş ve hak kında ayet-i kerimeler nazil olmuştur. Bundan dolayı Abdullah b. Ömer bu faziletin kaynağını öğrenmek isteyip Abdullah bin Selam'ın evinde üç gece misafir olmuştur. Niyeti Abdul b. Selam'ın hangi ibadeti ile bu makama geldiğini öğrenmektir. Üç gece sonra, gördüğü fazla bir ibadeti olmamıştır ve bunu İbn-i Selam'a sormuştur. İbn-i Selam da ona: - Evet, benim diğer kullardan farklı olarak fazla bir taatim yoktur, fakat benim faziletim şudur ki kalbimde kimseye karşı hiç bir kin yoktur." cevabını vermiştir. Abdullah bin Selam Yahudi kökenli idi. Kavminin ve yakın akrabalarının bir kısmı Müslümanlar tarafından öldürüldü, bir kısmı da Medine'den sürgün edildi. Mal ve arazileri Müslümanlar arasında taksim edildi. Müslüman olduktan sonra Yahudilerden de iftiraya maruz kaldı ve çok eziyetler görmüştür. Lâkin, Abdullah bin Selam'ın kalbinde kimseye karşı bir hoşnutsuzluk yoktu.
89
İkinci Hadis: Sadaka ahirette olduğu gibi dünyada da sahibini korur. Allah katında şefaatçi olur. (Bu mealdeki hadisin son kısmı minberin arkasına düştüğü için okunamamıştır.)
Üçüncü Hadis: Caminin yazıları arasında üç defa tekrarlanmıştır. On altıncı sayfada izahı yapılmıştır.
Dördüncü Hadis: "İki melek her sabah iner ve şöyle dua eder: "Allah'ım infak edene ver!" Diğeri de şöyle der: "Allah'ım cimrilik edenden al!" Mealindeki hadistir.
Beşinci Hadis: İnsanların en hayırlısı insanlara faydası olanıdır. Bu hadis çokça cami yazıları arasında yer alır. Osmanlıların nazarında en iyi insan insanlara faydalı olan insandır.
Altıncı hadis: Bu hadiste Cennetliklerin Sultanlarından bahsedilmiştir. Fakat cennet sultanlarının kimler olduğu belirtilmemiştir. Ancak meşhur hadis kitaplarından İbn-i Mâce'nin kitabında şu mealde bir hadis vardır. Resûlullah (a.s.) "Size cennetliklerin sultanlarından haber vereyim mi?" diye sordu. Ashâb: -"Cennetliklerin sultanı ne demektir?" diye sordular. Bunun üzerine peygamber efendimiz şöyle cevap verdi: "Allah katında duası makbul, Allah'ı çokça zikreden, eski elbiseli, özürlü ve mazlum kimselerdir" buyurdu.
(Bu yazı kapıdan başlayarak caminin her tarafını kuşatan yazının son halkasıdır. Burada altı hadis vardır.)
b. Minber ve Mihrabın sağ ve sol taraflarında yeşil çinilere sarı boya ile tevki yazısıyla yazılmış karışık kûfî yazılar
Burada iki hadis vardır;
90
Birinci hadis gizli zikir hakkındadır:
Tercümesi: Resulullah (a.s.): "Size en hayırlı amelinizi, Padişahınızın (Rabbinizin) katında en sevimli olan ve değerinizi yükselten, altın ve gümüş ile sadaka vermekten, düşmanlarınızla karşılaşıp boyunlarını vurmaktan ve onların da sizin boyunlarınızı vurmalarından daha hayırlı ve faydalı şeyi haber vereyim mi?" deyince Ashâb: "O şey nedir yâ Resulullah?" dediler. Bunun üzerine Resullullah (a.s.): "O, Allah'ı anmaktır" diye cevap verdi." (İZAH 27)
İkinci hadis açık zikir hakkındadır:
Tercümesi: Ebu Hureyre ve Ebu Said her ikisi Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğuna şahitlik ettiler: "Bir mecliste oturup birlikte Allah'ı zikreden bir cemaatin arasına melekler girer ve üzerlerine rahmet iner, kalplerine huzur ve sükun gelir. Allah da onları katındaki meleklere anlatır." "Başkalarına hayırlı bir işi gösteren onu yapmış gibi olur. Kim "Lâ ilâhe İllallah derse cennete girer."
İZAHI - Mihrabın sağ ve sol taraflarında yeşil çinilere sarı boya ile tevkî yazısıyla yazılmış karışık kûfî yazısıyle yazılmış iki hadisin izahı:
91
Birinci hadis gizli zikir hakkındadır: Bu hadisi Tirmizi, İbn-i Mace, İbn-i Hanbel ve Beyhaki rivayet etmişlerdir. Burada bahsedilen zikir kalple yapılan hafi zikirdir. Bu en büyük makamda bulunan velilerin zikridir. Büyük alim Aliyyu'l-Kârî "Mirkâtü'l-Mefatih" adlı kitabında bu hadisin şerhinde şöyle diyor: "Bu zikir kalp ile yapılan bir ibadettir. Bedenle ve mal ile yapılan ibadetten daha değerli ve büyüktür. Bu ibadete riya girmez. Çünkü buna Allah'tan başka insanlar, cinler, şeytanlar ve melekler vakıf olamazlar. Bu, altın veya gümüş sadaka vermekten, düşman ile çarpışmaktan daha hayırlıdır.
Peygamber efendimiz, Tebük seferinden dönerken "Küçük cihattan, büyük cihada dönüyoruz" demiştir. İşte burada büyük cihattan kasıt kalp ile yapılan cihattır. Çünkü bu cihat nefis ile yapılan cihattır. Nefsin bütün arzu ve isteklerini kontrol altına alıp Allah rızasına göre davranmaktır. Oruç da bu gizli ibadetlerdendir bir hadîs-i kudsîde cenabı Allah orucun mükafatını ancak ben verebilirim sevabı çoktur, sözlerle ifade edilmez.
İkinci hadis açık zikir hakkındadır: Bu hadislerde geçen zikir, toplu halde yapılan cehri (açıktan, sesli) zikirdir. Beraber namaz kılmak, beraber Kur'an okumak ve okutmak ve başka kişilere islamî ilimleri öğretmek veya toplu halde Kelime-i Tevhid gibi mübarek kelimeleri aynı lafızlarıyla ayakta veya oturarak İslamî âdâbın dışına çıkmadan Allah'ı anmaktır, Yüce Rabbi anmaktır. Cemaatçe yapılan bu zikre, melekler de iştirak eder, böylece kalplere ferahlık gelir, cemaatin üzerine rahmet iner. Ancak bu tür zikir halkalarına meleklerin iştirak ettiği gibi maazallah ihlastan mahrum olduğu zaman da şeytanlar da iştirak ederler. İhlassızlık Sevaptan fazla günaha sebep olur. Bunu yapanlar hem dünyada hem de ahirette zarar edenlerden olurlar. Kur'an-ı Kerim de "İnsanlardan bir kısmı sadece dünya hayati için Allah'a ibadet eder. Şöyle ki: "Kendisine bir iyilik dokunursa bundan pek memnun olur. Bir de musibete uğrarsa çehresi değişir. O, dünyada da ahirette de ziyana uğramıştır. İşte bu apaçık bir zarardır." (Hac 11). Hadisi şerifte de Resûlullah (a.s.): "Cehennem-
92
de bir yer vardır. Bütün cehennemdekiler onun kötü kokusundan rahatsız olurlar" buyurdu. Ashâb: -"Orası kimin içindir Ya Resulullah?" diye sordu. Bunun üzerine Resûlullah (a.s.): "Gösteriş için Kur'ân okuyanlar (ve zikredenler) için hazırlanmıştır" buyurdu." (e't-Tergîb ve't-Terhib: 4/468)
93
İKİNCİ BÖLÜM
YEŞİL TÜRBE YAZILARI
YEŞİL TÜRBE YAZILARI
1. Türbenin Giriş Kapısının Üstündeki Yazı
Tercümesi: "Bu türbe, merhum, saadetli, şehit ve Sultan oğlu Sultan Mehmet b. Beyazıt Han'ın türbesidir. Cemadu'l-Ûlâ ayında 824 yılında vefat etmiştir. Bu Sultan, mağfur, Mehmet b. Beyazıt b. Murat b. Orhan b. Osman'ın (hayatında) kendi masrafıyla tedbir sahibi Vezir Hacı İvaz b. Ahi Beyazıt nezaretinde yaptırmıştır.
İZAHI - Türbenin Giriş Kapısının Üstündeki Yazının izahı: Yeşil Camiin karşısında yer alan Yeşil Türbe'yi, Çelebi Sultan
95
Mehmet hayatta iken Semerkand'daki Timur'un türbesine benzeyen bir türbeyi kendi malından. Mimar Hacı İvaz Paşa'ya yaptırmıştır. Bazı rivayetlere göre, vefatından kırk gün önce tamamlanmıştır. Edirne'de vefat eden Sultan Mehmet Çelebinin naaşı kırk beş gün sonra buraya getirilerek defnedilmiştir.
Bursa'daki Yeşil Türbe
Semerkant'ta Timur'un Türbesi
Dışarıdan tek katlı bir türbeymiş gibi görünen Yeşil Türbe kubbesinin oturduğu sandukanın bulunduğu yüksek salon ile bu salonun altında bulunan basık kubbeli mezar dairesi türbenin aslında iki katlı olduğunu göstermektedir. Her lahit altı ayrı ayrı daireler halindedir. Kemiklerin çoğu burada konulmuş şekli ile durmaktadır. Türbenin içindeki kendisinden başka sekiz kişi medfundur: Kızlan Selçuk, Hafsa, Ayşe ve Sıtti hatunlar, oğulları Mahmut, Yusuf, Mustafa, dadısı Daya Hatun.
98
-
2. Türbenin Giriş Kapısının Sağ Üst Tarafındaki Yazı
-
Tercümesi: "Resûlullah (a.s.) buyurdu ki: "Dünya bir köprüdür. Üzerinden geçiniz, imar etmeyiniz."
(Peygamber Efendimiz bir hadisi şerifinde "Dünya hayatının misali, sıcak bir günde, sıcak bir yol üstünde, bir ağaç gölgesinde, biraz eğlenip, gölgelenip hemen yoluna devam eden yolcu gibidir" buyurmuştur.)
-
3. Türbe Kapısı Sol Üst Yazısı
Tercümesi: Resulullah (a.s.) şöyle buyurdu: "Müminler ölmezler. Bilakis bir yerden bir başka yere nakil olurlar."
İZAH 30 - Türbe kapısı sol üst yazınsın izahı: Bu hadis-i Şerif bu devre ait mezar taşlarının çoğunda yazılıdır. Ayetlerde ifade edildiği gibi ölüm, Allah'tan gelip sonra tekrar O'na dönmek olduğundan ancak bir sevinç vesilesidir. Peygamber Efendimiz vefatının son anlarında "Yüce dost, Yüce dost! Ona ulaşmak isterim" manasında kelimeleri tekrar tekrar söylüyordu. Kur'an-ı Kerim'in Yasin Sûresinde, sekerat (ölüm halinde) olan salih kişi (Habîb-i Neccâr) kendisini öldürenler için onlara acıyarak keşke onlar da inanıp benim ulaştığım güzel mertebeye ulaşsaydılar der.1 Hz. Ali, başına öldürücü darbeyi aldıktan sonra Allah a ye-
1. Yasin, 26-27.
99
min ederim ki ben kazandım" der. Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmi de kabrin (ölümün) ilk gecelerini, insan hayatındaki en güzel gece olan Şeb-i Arus (gerdek gecesi) gibi tasvir etmiştir.
Osmanlıların nazarında ölüm bir felaket değildir. Bütün insanlar Allah'tan gelip tekrar O'na dönerler. (Bakara Suresi 156, Kasas Suresi 88) Türbe sekizken şeklinde yapılmıştır. Rivayetlere göre cennet sekiz kat cehennemde yedi kat olarak yaratılmıştır. Herkes kendi ameline göre on beş kapıdan birinden girer. Yedisi cehennem, sekizi cennet kapısıdır. En üst kat Firdevs'tir. Peygamber efendimiz: "Allah'tan cenneti istediğiniz zaman Firdevs cennetini isteyiniz. O en üstünüdür" buyurmuştur. (İbn-i Kesir, c. 3, s. 239) Bursa'daki mezar taşlarında bulunan Osmanlıca yazılarda bu manaları ifade eden sözler vardır.
Emir Sultan mezarlığında eski eserleri koruma derneği tarafından 18/232 numara ile işaret edilen mezar taşında Osmanlıca şöyle bir yazı vardır:
Çıktım dağın başına, sahraya hacet kalmadı.
İçtim ecel şerbeti, lokmana hacet kalmadı.
Şehid ve velinin ruhu şöyle der: Beden kafesinden çıkdım üçdüm firdevs cennetin başına sıkıntılarla dolu dünya sahrasına hacet kalmadı sekeratta içtiğim ecel şerbeti ile dünya dert ve kederlerinden kurtuldum doktora ve lokmana hacet kalmadı.
-
4. Türbe kapı kenarının doğusunda, nakışlar arasında süslü kûfî yazısıyla şu hadis-i şerif yazılıdır:
-
Tercümesi: "Sizin en hayırlı olanınız, Kur'ân'ı öğrenen ve onu başkalarına öğreteninizdir."
İZAHI - Türbe kapı kenarının doğusunda, nakışlar arasında süslü kûfî yazısıyla şu hadis-i şerif yazılıdır: (sizin en
100
hayırlınız Kufân-ı öğrenen ve öğretendir) Bu hadis Buha-ri, Ebu Davut, Tirmizi, Nesei ve İbn-i Mace tarafından rivayet edilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm dinin temeli olduğu için dinin ayakta durması Kur'ân-ı Kerîm'in devamına ve yayılmasına dayanır. Bu yüzden Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenmenin ve öğretmenin faziletli bir gerçek olduğu bilinmektedir. Hz. Muhammed (a.s.) yirmi üç sene boyunca Cibril-i Emin'den aldığı âyetleri ashabına öğretmiştir. Ve bir çok Kur'ân öğretmeni yetiştirmiştir. Mekke'nin dar sokaklarındaki küçük odalarda gizli olarak başlattığı Kur'ân öğretimini, Medine mescidinde kemale erdirmiştir. Şüphesiz bu çalışmalar daha sonraki nesillere ulaştırılmış, ciltler dolusu eserler yazılmış ve Kur'ân'ın kıraatleri konusunda çok ciddi çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Böylece bu çalışmalar, on dört asırdır nesillerin var gücüyle sürdürülmüştür. Bu uğurda her nesilde binlerce hafız yetişmiştir. Kur'ân öğretimi, değişik İslami toplumlarda, değişik usul ve metotlarla hiç aksamadan önceki nesiller tarafından sonraki
nesillere aktarılmıştır. Ancak son zamanlarda bazı aksamalara uğramışsa da bu çalışmalar devam etmiş ve kıyamete kadarda devam edecektir. Çünkü Cenâb-ı Hak: "Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız" buyurmuştur.
102
DIŞ SEKİZGEN
(1) Soldan birinci sekizgen yazısı
Tercümesi: Yüce Allah buyurdu: "Her nefis, ölümü mutlaka tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz. Resûlullah (s.a.v.) Şöyle buyurdu: "Dünyanın şerefi mal, âhiretin şerefi amellerdir."
İZAHI - Soldan birinci sekizgen yazısı: Dünyaya gelen her nefis mutlaka ölümü tadacaktır. Sonra ahirette dünyada yaptıklarından Allah'a hesap verecektir. Şüphesiz Dünyanın şeref ve üstünlüğü el ve azalarla elde edilen mal iledir. Ahiretin şerefi ise sağlam bir kalp ile kazanılan (namaz, oruç zikir ve sadaka gibi) amellerdir. Kuran-ı Kerimde "Ahiret günü öyle bir gündür ki,
103
ne mal ne de evlat bir fayda vermez ancak sağlam bir kalp ile yapılan
ameller fayda verir." (Enbiya Suresi)
(2) Soldan ikinci, (3) üçüncü ve (4) dördüncü sekizgenlerin yazılan şöyledir:
Tercümesi: Yüce Allah buyurdu ki: "Her nefis, ölümü mutlaka tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz." Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dünya müminin zindanı, kafirin de cennetidir." (Dünya müminin ceza, kafirin mükafat yeridir. Alıiret ise müminin mükafat, kafirin ceza yeridir.)
(5) Beşinci sekizgenin çinileri düşmüştür. (6) Altıncısı tamamen yeşil çinilerle kaplıdır. (7) Yedincisinin çinileri düşmüştür. (8) Sekizincisi, türbenin kapısını oluşturmaktadır.
104
1. Yeşil Türbenin İçinde Bulunan Mihrap Yazısı
Tercümesi: Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım. Allah Meryem'e hüsn-ü kabul göstermişti. O'nu güzel bir bitki olarak yetiştirmişti. Hz. Zekeriyya'yı da O'nun yanında mabette görevlendirdi. Hz. Zekeriya O'nun yanma mabede her girişinde orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem bu sana nereden geliyor?" der. O da "Bu Allah tarafındandır, çünkü Allah dilediğine sayısız rızık verir" derdi. Resulallah buyurdu ki: "Rükuda Rabbinizin azametini düşünün. Secde de ise çok çok dua ediniz. Dualannız kabul olmaya layıktır."
Salman b. Bureyd, O da babasından, -Allah kendilerinden razı olsun- Resulullah'tan (a.s.) şu hadis-i rivayet etmişlerdir: "Ben, size kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım. Fakat Muhammed'e, annesinin kabrini ziyaret etmesine izin verildi. Siz de kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabir ziyareti size âhireti hatırlatır" buyurdu. Bu hadisi Tirmizi ve Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir: "Ölümden önce tevbe edin. Vakti geçmeden namazı kılın." (Mihrabın içindeki yazı.)
İZAHI - Yeşil Türbenin İçinde Bulunan Mihrap Yazıların izahı: Bu yazıda bir âyet, Peygamber Efendimiz'e isnat edilen üç hadis mevcuttur. Âyetin izahı camiin yazıları arasında geçmiştir.
Birinci hadis: Müslim ve Ebu Davud rivayet etmiştir. (e't-Terğîb ve't-Terhîb: 2/188)
İkinci hadis: Kabir ziyareti hakkındadır. Peygamber Efendimiz muhtelif zamanlarda Medine mezarlığı (Cennetü'l-Bakî') ve Uhud şehitliğini ziyaret ederdi, vefatından az bir müddet önce Uhud şehitliğini ziyaret etti şöyle dua etti: "Selam size ey mü-
106
mirilerin diyarı! Siz bizden önce gittiniz, biz de arkanızdayız (peşiniz sıra gelecekleriz). Allah bize ve size rahmet eylesin." Ebu Hureyre'nin rivayetine göre annesinin kabrini ziyaret ettiğinde çok ağladı ve beraberindekiler de ağladılar. Bu mihraptaki yazılardan anlaşıldığına göre, burada haftanın belirli günlerinde cüzhânlar (Kur'ân'ı birer cüz birer cüz okuyan hâfızlar) gelip Kur'an-ı Kerim okurlardı.2 Burada namaz kılar dua ederlerdi. Kıble tarafında mezar bulunmadığından bunda bir sakınca yoktur. Bu türbe iki katlı bir yapıttır. Üst kat bir mescit şeklindedir. Alt katta kubbeli mezar daireleri bulunmaktadır. Sonra üst katta mezarlara karşı lahitler yapılmıştır. Bunun gibi Zeyniler mahallesinde Abdullatif Kutsi Hazretleri'nin mezarı da iki katlıdır. Üstü mescit altı mezardır.
2. Sağdan sırasıyla İç Duvarları
i.
Tercümesi: Peygamber Efendimiz buyurdu ki: "Kalplerin şifası Kur'ân okumaktır. Hayırlı bir iş ancak tamam olan iştir. Az bir bilgi, çok amelden daha hayırlıdır."
İZAH 34 - i. Duvar birinci yazının izahı: Kuran'ı Kerim hayatta olan müminlerin kalplerine şifa vefat edenlerin ruhlarına ferahlık verir. Kuran okunduğu yere rahmet iner. Bir hadisi şerifte peygamber efendimiz kalpler demirin paslanması gibi paslanır." buyurdu. Orada hazır bulunan Ashâb: "Onun cilası nedir Ya Resulullah?"diye sorunca: "Ölümü çok hatırlamak ve Kur ân okumaktır" buyurdu.
2. İvaz Paşa Külliyesi Kitabı.
107
Kur'ân'ın manasını anlayarak okumak, anlamadan okumaktan daha faziletlidir. İbn-i Mâce, bir hadis-i şerifte Peygam-berimiz'in Ebu Zerr-i Gıfârîye'ye: -"Allah'ın kitabından bir âyet öğrenmen yüz rekat namaz (nafile namaz) kılmandan daha hayırlıdır, (onun) ilminden bir bölüm öğrenmen, bin rekat (nafile) namaz kılmandan daha hayırlıdır" diye buyurduğunu rivayet etmişti.
-
ii.
Tercümesi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Hayırlı bir işi gösteren, O'nu yapmış gibi olur." Yine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet cömertlerin yeridir." (Bugün yeryüzünde ne kadar faydalı eserler, güzel medeniyetler varsa hepsi de insanlara yol gösteren fedakar alimlerin ve durmadan çalışan cömert zenginlerin eserleridir.)
-
iii.
-
Tercümesi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dünyanın şerefi mal, âhiretin şerefi de amellerdir." Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu. Dünya bir leştir. O'nun talipleri köpeklerdir."
108
iv.
Tercümesi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet cömertlerin yeridir." Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dünya bir saat kadardır, öyleyse onu tâate (ibâdete) çevir."
v.
Tercümesi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dünya mümin in zindanı, kafirin de cennetidir." Hz. Ali (Allah O'nun şerefini artırsın.) şöyle buyurdu: "Sıhhatten daha güzel bir elbise yoktur."
vi.
Tercümesi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Hayırlı bir işi gösteren, o işi yapan gibidir." Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu. "İnsanların en hayırlısı, insanlar fayda verendir.
109
109
İZAHI - Hayırlı bir işe vesile olan kişi onu yapan gibidir. Kur'an-ı Kerîm'de "Hayra vesile olabilecek şeyleri arayın" (Ma-ide Suresi 25) buyurulmaktadır. Bir hadis-i şerifte "Kim iyi bir âdeti icat ederse, kendisinin kazanacağı sevapla birlikte o işi yapanların da kıyamete kadar olan sevaplarını kazanır. Kim çirkin bir âdeti icat ederse, kendisinin günahıyla birlikte o isi yapanların da kıyamete kadar olan günahlarını kazanır." (Tirmizi) Diğer bir hadis-i şerifte de "yoldan insanları rahatsız eden bir şeyi kaldırmak imanın gereği ve alâmetidir" buyurulmuştur.
110
SANDUKA YAZISI
Yeşil Türbe'de yatan Sultan Mehmet Çelebi'nin sanduka yazısı
Tercümesi: "Bu nurlu mezar ve hoş kokulu yatak, büyük Sultan, şerefli Hakan, dünya Sultanlarının medar-ı iftiharı, halkın yardımcısı ve koruyucusu, memleketin imarcısı, zulmün ve fesatlığın kaldırıcısı, gazi mücahit Sultan Mehmet b. Mağfiret olunmuş Sultan Beyazıt b. Murat Han (Allah ondan razı olsun ve onu cennetine dahil etsin) Cemadu'l-Ûlâ ayında 824 yılında vefat etmiştir."
İZAH 36 - Yeşil Türbe'de yatan Sultan Mehmet Çelebi’nin sanduka yazısının izahı: Bu kitabede yazıldığı gibi bu asırda inşa edilen Yeşil, Yıldırım ve Muradiye camilerinin kitabelerinde de Sultanu'l-Azam, Sultanu'l-Arab ve'l-Acem, Sultanu'ş-Şark ve'l-Ğarb gibi unvanlar yazılmaktadır. Bu yazılardan anlaşıldığına göre Osmanlıların hayattaki hedefleri şöyle sıralanabilir:
-
• Sultanlık ve Hâkimiyet
-
• Halka yardım etmek ve halkı korumak
-
• Memleketi imar etmek.
-
• Yeryüzünde adaleti temin etmek.
-
• Zulüm ve fesadı ortadan kaldırmak.
Bu kitabelerden anlaşıldığına göre Osmanlıların birinci hedefi, şark ve garbın, Acemlerin ve Arapların sultanı olmanın yanı sıra bir nizam-ı âlem kurmak ve böylece yeryüzünde adaleti temin etmektir. Fakat şayanı dikkattir ki bu kitabelerin yazıldığı dönem Osmanlıların en zayıf olduğu dönemdir. Balkanlarda küçük bir bölge ile Anadolu'da dar bir bölge ellerinde idi. Timur un kurduğu devletlere vergi vermek mecburiyetindeydiler. O dönemde böylesi bir iddia ancak bir temenni ve hayalden öteye gitmiyordu. Fakat bu temenni yarim asır sonra tahakkuk etmiştir. Osmanlılar şarkın ve garbın, Arap ve Acemin sultanı olmuştur.
112
SULTAN KELİMESİNİN TAŞIDIĞI MANALAR
Hicretten kıssa bir müddet önce nazil olan isra süresinde ce-nabi Allah peygamber efendimize şöyle dua etmesini emir eder: "Rabbim! Katından bana yardım edecek bir sultan ver." (İsra) Kısa bir süre sonra Medine'de bir İslam Devleti kurulur. Kur'ân'da bunun dışında yirmi yedi kez "sultan" kelimesi geçmektedir. Geçen âyetlerde "Sultan" kelimesi delil, hüccet, kuvvet, yetki, devlet ve hakimiyet manalarını taşımaktadır. Hadislerde Hz. Muhammed: "Kişi kendi evinin sultanıdır. Onun iznini almadan önüne geçip imam olmak uygun değildir" buyurmuştur. (Müslim/Mesâcid) Bir diğer hadiste: "Sultan, yeryüzünde Allah'ın gölgesidir. Zayıf kimseler ona sığınır. Mazlumlar onun vesilesi ile intikamını alır. Kim böyle bir sultana yardımcı olursa, Allah da ona kıyamet günü yardımcı olur." (Feydu'l-Kadir: 4/143)
İslam hukukuna göre "sultan" büyük bir bölgeyi istila edip otoritesini Müslümanların halifesinden alan büyük hükümdardır. (el-Ahkâmu's-Sultaniyye, 39)
Selçuklu Sultanları otoritesini Abbasi halifesinden alırlardı. Bu otoriteyi emâret şeklinde uçbeyi Osman Bey'e tevcih etmiş-
113
tir. Hakimiyet sembolü olarak bayrak, kılıç, at ve davul gön-dermiştr. Selçukluların saltanatı sona erdiğinde Osmanlılann Anadolu'daki manevi hakimiyetinin meşruluğu zaafa uğramıştır. Çünkü İslam hukukuna göre Sultanlık unvanı sadece Müslümanların halifesi tarafından verilir.
Yıldırım Beyazıt Anadolu'da hakimiyetini tam meşrulaştırmak gayesiyle Mısır'daki Abbasi halifesinden Sultanlık unvanını istemiştir. Memluk sultanlarına büyük hediyeler göndermiş, böylece bu unvanı elde etmiştir. (Büyük İslam tarihi cilt: 12/296) Yıldırım Beyazıt'tan önceki Osmanlı hükümdarları hakkında "gazi" veya "bey" unvanları kullanılmıştır. "Sultan" kelimesi kullanılmamıştır. İznik'teki Yeşil Cami kitabesinde (Bu bina Murat Bey b. Orhan Bey zamanında yapılmıştır) diye yazmaktadır. Hicri 744'te Mısır Sultanı Melik Berkuk tarafından Murat Hüdavendigar'ın türbesine hediye edilen Kur'ân üzerinde "Bu Kur'ân Büyük Sultan Ebu Sait Berkuk tarafından merhum şehit Murat bey b. Orhan beyin türbesine vakfedilmiştir" diye yazmaktadır. (Muhammed Turgut-s. 160, İznik ve Bursa tarihi)
Osmanlılar, Abbasi halifeliğini İslam birliğinin sembolü görüp kendilerinden önceki Selçuklular, Eyyubiler ve Memluklular gibi halifeliği asırlarca muhafaza etmeye çalışmışlardır. Öyle ki Sultan Fatih İstanbul'un fethini haber vermek üzere Kahire'ye bir elçi ile beraberinde büyük hediyeler göndermiştir. Başta Kahire olmak üzere Memluk şehirlerinde, İstanbul'un fethi dolayısıyla şenlikler günlerce sürmüştür. Osmanlılardaki tüm sultanlar, Sultan Selim'e kadar, İslam birliğinin bir sembolü olan, Mısır'daki Abbasi halifesi hatırına Memluk sultanları ile ilişkilerini kesmemişlerdir. Ancak Memlukluların, İran'da kurulan Safevi devletinin yanında yer almasıyla, Sultan Selim Memluk saltanatına son vererek halifeyi İstanbul'a getirmiştir. Bu arada Abbasi halifesi kendi rızasıyla, hilafeti Osmanlı sultanına bırakmıştır. Böylelikle Osmanlı sultanı tüm Müslümanların sultanı ve halifesi olmuştur. Birinci dünya savaşına kadar böyle devam etmiştir. Kurtuluş savaşların sonunda Ankara da kurulan millet meclisinde 1923 senesinde kaldırılmıştır.
114
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
OSMANLI SALTANATININ SONU
OSMANLI SALTANATININ SONA ERMESİ
Bursa I. Dünya Savaşının sona ermesiyle 9 Temmuz 1920'den 12 Eylül 1922'ye kadar Yunanlılarca işgal edilmişti. Yunan subayları Bursa fâtihi Orhan Gazi'nin mezar sandukasına ayak basarak fotoğraf çektiler ve bütün dünya basınında bunu yayınlattılar.1 İşgal dönemi boyunca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı kürsüsü siyah örtüyle örtüldü. 12 Eylül 1922'de Bursa'nın kurtuluşuyla birlikte bu örtü kaldırıldı ve Mudanya Mütareke görüşmeleri başladı. 3-11 Ekim tarihleri arasında imzalanan mütarekeye göre İstanbul İtilaf devletlerince boşaltıldı. 1 Kasım 1922 yılında saltanat kaldırıldı. 17 Kasım 1922 de son Osmanlı padişahı Vahdettin İstanbul dan ayrıldı. Böylece Osmanlı dönemi sona ermiş oldu. Bu münasebetle 1941 Bursa'nın kurtuluş münasebetiyle tophanede bir anıt dikilmiştir.
1. Yeni Türk Ansiklopedisi Ötüken Yayınları c. 2.
117
Tophane'de Osmangazi Türbesinin Önüne Dikilen Mermer Direkteki Osmanlıca Yazı
Tercümesi: Burada yatan askerlerin, şehit düştükleri muharebe öyle muazzam zaferle nihayet bulmuştur ki, neticesinde Bursa, ikinci defa fethedilmiş ve kadim Osmanlı hükümeti nihayet bularak yerine Hükümet-i Cumhuriyetimiz teessüs etmiştir. Bu şehitler bu eserlerin abide-i mefharetidir. Mukaddes ruhlarına Fâtiha." (15 Muharrem 1341, 11 Eylül 1328 Rumi.)
118
İZAHI - Kurtuluş savaşında yunanlılarla yapılan savaşta hacıvat köprüsünde şehit düşen askerlerin naaşları tophaneye getirilmiş ve Osman Gazi'nin türbesinin önüne defnedilmiş. 1941 tarihinde, Bursa'nın kurtuluşu münasebetiyle bu anıt dikilmiştir. Üzerindeki yazının, düşmana karşı yapılmış cenkten ötürü bir abide-i mefharet olarak bu anıt burada dikilmiş ve üzerine bu yazı yazılmıştır. Fakat yazı, biraz dikkatlice okunduğunda sanki şehit düşen askerler Osmanlılarla savaşmış ve Osmanlı hükümetinin nihayetine sebeb olmuştur. Bunun için bu direk burada dikilmiştir. Bu ise üzüntü verici bir manzara olur. Bu üzüntüyü Tarihçi ve Mimar Ekrem Hakkı Ayverdi "Osmanlı Mimarisinin İlk Devri" adlı kitabında şöyle ifade ediyor: "Bu direk üstündeki yazının ne ifade ettiğini anlamak hemen hemen imkansızdır. Şöyle ki adeta, muharebe Yunanlılarla yapılmayıp kendi kendimizle yapılmış manasına gelmektedir. Bu direk, Osmanlı devletinin kurucusu olan Osman Gazi'ye "Kurduğun devletin yıkıldığını iftiharla ilan edercesine" dikilişine benzer. Ortada bariz bir keyfiyet vardır ki, o da, bu yazı bir cehalet ve demogoji abidesidir.2
Miladi yirminci asırda bazı insanlarda dine karşı bir güvensizlik meydana gelmişti. Dini inançları afyon gibi zararlı telakki eden komünizm inancı dünyanın bir çok yerlerine yayılmış iki büyük dünya savaşı meydana gelmiş sonunda müslümanları temsil eden Osmanlı hükümeti nihayet bulmuş. İslam dünyasının birliğinin bir sembolü olan hilafet kaldırılmış müslümanlar başsız kalmışlar müslümanlar arasında bir korku ve telaş meydana gelmiştir. Yeni yeni küçük devletler kurulmaya başlamıştır. Yukarıda yer alan tophane direğindeki yazı da bunu ifade eder. Fakat Osmanlıların kurdukları hükümetler dünyada her hükümet gibi bir gün nihayet bulacaktır. Fakat Osmanlı'nın sahip olduğu imana, dünyaya ve hayata bakışları kıyamete kadar devam edecektir.
2. Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı mimarisinin ilk devri, 1/110.
119
Yeşil caminin müezzin mahfelerindeki Farisi yazılarında da bu manaları ifa edecek yazılar vardır:
Bu esaslar halel kabul etmez, yıkılmaz,
Dağlar parça parça, gökler yarılsa bile.
Hicri altıncı yüzyıllarda yaşamış Abdulkadir Geylani Hazretlerinin mezar sandukasının üzerinde Arapça şu sözleri yazılıdır:
Öncekilerin güneşleri hep batmıştır,
Bizim güneşimiz yüce yörüngede hiç batmaz.
Her mümin bu inançla geleceğe güvenle bakmaktadır. Umutsuzluğa düşmemeli ve her zaman kendini düzeltmeye çalışmalı.
Osmanlının son büyük şairi, Mehmet Akif Ersoy birinci dünya savaşının sonlarında tüm Müslüman askerlere şöyle haykırıyordu: (17 Şubat 1337)
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
120
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakini sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın..
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli
Mehmet Akif ERSOY
Şüphesiz buradaki 'Korkma' hitabı tüm kahraman Müslüman ordularadır. Buradaki 'yurt' İslam yurdudur. Aynı Tarihlerde yaşayan Hintli büyük Şair Muhammed İkbal da bir şiirinde şöyle diyordu:
"Benim yurdum yalnız Hindistan değildir,
Benim yurdum Mekke'dir, Medine'dir, Şam'dır, Bağdat'tır ve İstanbul’dur." diye sesleniyordu.
Şüphesiz Mehmet Akif de, Muhammed İkbal ile benzer duygulara sahipti. Ay-yıldızlı al bayrak asırlarca Mekke, Medine, Şam ve Bağdat semalarında dalgalanmıştır. Yukarda yazılı olan kıtalar, 1920 de TBMM'de İstiklal Marşı olarak kabul edilmiştir.
121
1987 yılında Söğüt İmam Hatip Lisesi'ne gelen Milli Eğitim Müfettişlerinin tavsiyeleri üzerine Mehmet Akif'in bu kıtalarını vezinli olarak Arapça'ya tercüme ettim ve buraya almayı uygun gördüm.
SONSÖZ
Yeşil Camii ve Yeşil Türbe'nin yazılarında otuz âyet, otuz mükerrer hadis ve Hz. Ali'ye isnat edilen altı söz mevcuttur. Müezzin mahfellerinde Fârisî altı beyit ve beraberinde altı defa tekrarlanan Arapça duâ şeklinde iki kıt'alık beyit, madalya şeklinde altı esma-i hüsna, duâ ve bedduâ olarak tekrarlanan Fârisî dört kıt'a beyit, caminin iç kapısını kuşatan silmenin armudisinde ve koridorun yan odalarının kıble duvarında iki yüz defadan fazla tekrarlanmış, kelime-i tevhid mevcuttur. Okuyabildiğimiz yazılar bunlardan ibarettir. Okuyamadığım yazılarda vardır.
Kanaatimce buraya almış olduğum yazılar on üçüncü asra ait olan yazılardır, çünkü bu yazılar mermer taşlara ve o asra ait olan çinilere yeşil veya kırmızı zemin üzerinde beyaz veya san boya ile yazılmıştır. Hatları birbirine benzeyen yazılardır. Beyaz zemin üzerinde siyah boya ile yazılan yazılar ise sonraki asırlara aittir. Bunlar nazar-ı itibara alınmamıştır. Bu yazılar sıradan bir insan tarafından yazılmış yazılar değildirler. Özel olarak âlimler tarafından seçilmiştir. Buna delil olarak, büyük giriş kapısının kenarındaki kitabede "Bu sözler Sultanların sözleridir" diye ya-
125
zılı olmasıdır. Ve ilk pencere kenarında "Bu sözlere dikkat eden ibret alır, dikkat etmeyen kehanet eder" diye yazmaktadır. Yeşil Camii ve Yeşil Türbe'de dağınık bir şekilde bulunan bu sözler yere serpilmiş dağınık inciler gibidir. Bu yazılar bir düzene getirildiği takdirde güzel bir gerdanlık gibi olurlar. Biz de gücümüz yettiği kadar bu yazıları bir düzene getirmeye çalıştık. Hatalar bizden, başarılar Yüce Allah'tandır.
126
FAYDALANILAN BAZI KAYNAKLAR
-
1. Kur'an-ı Kerim: Tefsir İbn-i Kesir
-
2. Hadis-i Şerif: Et-terğib vet-terhib
-
3. Osmanlı Mimarisi, Ekrem Hakki Ayverdi
-
4. İznik ve Bursa Tarihi, Mahmut Turgut Bursa 1935
-
5. Bursa ve Anıtları, Kazım Baykal Bursa 1982
-
6. Bursa Kütüğü, Kamil Kepeçioğlu
-
7. İslam Tarihi, M. Esad, Matbaa-i Amire H. 1315
-
8. Büyük İslam Tarihi, Zaman Gazetesi Yayınları
-
9. Devlet-i Osmaniye Tarihi, Hammer, İstanbul, Bederussian matbaası, H. 1329
-
10. Kufi Hatlar, Doç. Dr. Hüsamettin Aksu İstanbul 2001
-
11. Osmanlı Ansiklopedisi, Tarih Kültür ve Medeniyet, İz yayınları 1996
-
12. Sözler, Bediüzzaman Said Nursi
-
13. Bursa Kaplıca Vakfiyesi, Murat Hüdavendigar, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, no: 6225
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder