HIZIR BEY ÇELEBİ
İlk İstanbul Kadısı ve Belediye Reisi
(İstanbul Efendisi) 1453 — 1458
Yazan :
RAKIM ZİYAOĞLU
1972
SÜMER MATBAASI — Tel.: 22 94 87 - 26 38 85
— Bir şehri sevmek O’nun tarihini bilmekle ve şehiri tanımakla mümkündür.
R. Z.
— Eserde bilginlik edası ve bilgi iddiası yoktur. Halk için yazılmıştır.
R. Z.
ÖNSÖZ
Genel tarih dışında âdeta tümüyle meçhul kalmış ünlü kişileri ve olayları kapsayacak bir şehir tarihi yazmak tükenmez sabır ve çaba isteyen bir hizmetti.
15 yıl çalışarak 1971 yılında: «İstanbul Kadıları -Şehreminleri - Belediye Reisleri ve Partiler Tarihi-İdarî siyasî - 1453, 1971» adlı kitabı yayınlamıştım. Eser büyük bir boşluğu doldurmuş oldu.
Kitapta Fetihten bu yana 518 yılı ele alarak geleceğin yollarını geçmişin tecrübeleri ışığında aydınlatmak, idarecilere ve araştırıcılara yardımcı olmak istedim.
Bu kez; (Hızır bey Çelebi) adlı kitabı yayınlamak gerekli oldu. Gereklik nedenleri ikidir:
Yukarıda kısaca bilgi verdiğim kitapta ilk İstanbul
3
Kadısı ve Efendisi unvanıyla ilk Belediye Reisi Hızır beyden öteki 422 belediye görevlisi kadılar arasında ancak iki-buçuk sayfa olarak söz edilmişti. Harika Fetih savaşının barışa dönüşümünde Fatih’in bu yaman şehir yöneticisi”nin bugün bile değerinden bir şey kaybetmeyen bazı buluşları ve hizmetleri, hayatı ve belediye işleri hakkında yakın uzak bazı yabancı memleketlerin belediyeleri benden derinliğine bilgi istediler.
Öteki neden benim nâçiz görüşümle ilgilidir. Günlük yaşantımızın rahat olmasını, ortak yaşantının sırrını, demokrasinin gücünü sağlam bir belediyecilikte buluyorum. Belediyeciliğin bir meslek haline gelmesini, Belediye fikir ve düşüncesinin, belde felsefesinin ve tarihinin şehir şehir kurulmasını arzuluyorum.
Bunlar var olmadıkça hemşehrilik dayanışmasının, işbirliğinin, şehir terbiyesinin, belediye ile hemşehri yakınlaşmasının gerektiği gibi meydana geleceğine ihtimal veremiyorum. Bir şehirde geometrik yapıların yetersizliğine inanıyorum. İşte bir seri yayınları bu görüş ve düşünce etkisinde yaptım.
Şunu da söyleyeyim:
Yayın ve basım sağlamak galiba çalışmaktan, yazmaktan da zor. Ortalık ciddî eserler için desteksiz ve örgütsüzdür. Bana bu eserin basılmasında yardım eden Belediye Başkanı Fahri Atabey ve onun ikinci kez yeniden kurduğu, Balkanlarda, Ortadoğuda eşsiz ve Avrupa'da yüksek standarttaki benzerlerine üstün Zeynep Kâmil Hastanesinin Çocuk ve Ana Sağlığı Koruma Derneği yönetim kuruluna ve dernek mensuplarına, Sayın Namık Özcan, Kemal Aygün, Burhan Güngör, Aydın Bolak, Necmettin Arbadlı ve ciddî yayın işlerinde maddî mânevî büyük destek olan İsmail Akgün dostlara teşekkür ederim.
R. Z.
4
Kitabe metni Rakım Ziyaoğlu tarafından hazırlanmıştır.
5
YER YÜZÜNDE
YERLEŞME VE KOMÜN’E DOĞRU
Yer yüzünde yerleşme.
Güneş, su, toprak..
Yıllar, yıllar, yıllar, sonu yokmuş gibi uzun yıllar.
Durmadan, oluşum, değişim.
Oluşum, değişim, durmadan.
Taş, cilâlı taş (Neolitik devir), maden devirleri.
Mağaralar, göl evleri, saz evleri, kamış evleri.
Sonra toplumun ilk kuruluşu klan.
İnsanlar göçebedir yine, sürü peşinde, av peşindedir.
Klan, boy kabile, totemden sonra toprağa yerleşme.
Basit tarım çalışmaları, dinsel tören mahalleri.
Birlikte yaşamanın rahatı duyuldu.
Uygarlık toprağa yerleşmekle başlar.
Toprağa yerleşmeden sonra ilk kuruluş aşiretler.
Aşiret Konfederasyonları meydana geldi. Aşiretlerin arazi bölgeleri meydana gelince sınır ayrıntıları başladı.
7
Site ve hiyerarşi..
Aşiretlerin sınırları içindeki genişlemeyi ve çoğalmayı site kuruluşu izledi.
Sitede toplum içinde iç farklılaşma başladı.
Bilgi, tecrübe, zekâ, kuvvet, maddî ve manevî erk (kudret) hiyerarşiyi doğurdu.
Sitede hiyerarşik örgütler meydana geldi. Toplumun sevk ve yönetimi doğal sonuç oldu.
Siyasî İktidar ve örgütler merkezileşti.
Hakan, kral, Padişah, şu, bu..
Nihayet siyasi iktidar, şahıs dışı = gayri şahsi = İmpersonnel hale geldi.
Demokrasi, Cumhuriyet, Meclis, Başkan, Belediye Başkanı...
8
Belde - Komün
Meskûn yerler, köy ve şehirler bilgisine (Komün Bilgisi) denir.
Komün, belirli bir alanda ikamet ve komşuluğun doğurduğu ortak ihtiyaç ve çıkarların sonucu olarak doğmuş yersel-mahalli bir örgüttür.
Komünlerin kuruluşu devletlerin kuruluşundan öncedir. Bunlar Little gonuvernement’lerdir, küçük hükümetlerdir.
Tarihin her döneminde yersel birer varlık olan yersel yönetimler mevcuttur. Yersel yönetimler toplumun köklerini teşkil ederler.
Bir memlekette kamu hizmetlerinin % 78’i Belediyelerce görülür. Belediyeler doğan çocuğun sütünden, ölen hemşehrinin gömülecek toprağına kadar ve bu arada geçen bütün günlük yaşantısının ana ihtiyaçlarından sorumludur.
Geri kalan % 22 kamu hizmetleri devlete aittir. (Lâhey Ululararası İstatistik Enstitüsü Bellenti). Devlete ait olan güvenlik, dış işleri, malî ve ekonomik konulardır.
Hemşehrinin günlük yaşantısının mutluluğunu Belediyeler sağlar. Belediyede hemşehrinin kendisidir Ondan
9
ayrı ve başka bir örgüt değildir. Şehir çevresinde oturan herkesin bunları göz önünde tutması gerekir. Çağdaş düşünür Wells.. «Bir şehrin medeni seviyesi = düzeyi, o şehir 20 dakika dolaşıldıktan sonra belli olur.» der.
Ortak yaşantıya, ortak yönetime Belediyelerde alışılır. Demokrasi tabandan belediyelerde kurulur. Böylece demokrasi ve belediyecilik kökleşir, güçlenir. Kuvvetli belediyeler de kuvvetli hükümetleri meydana getirir. Gelişmemiş memleketlerde, yersel yönetimlerle merkezi otorite arasında çatışmalar olur.
Çağımızda belediyeler siyasal rejimin ve sosyal yaşantının hem temeli hem aynasıdır. Şehirlerde (bir) numaralı halk müessesesi belediyeler, «bir» numaralı hemşehri de başkandır. Demokratik olan da budur.
İstanbul şehrinin (Belediyesinin) tarihi.
İstanbul 1453 yılında Türklerin eline geçmiştir. İstanbul Belediyesinin tarihi de bu yıllarda başlamış demektir. İstanbul belediyesi tarihi önemli ayrıntılarla da olsa memleketimizin Belediyeler Tarihi değerindedir.
Bu tarih kesin olarak şu devrelere ayrılır:
1 — Fetih’ten yain 1453 den 1839 (Tanzimat)’a
-
2 — 1839 dan 1855 yılına.
-
3 — 1855 den bazı değişikliklerle 1930 yılına.
-
4 — 1930 dan demokrasimize ve bugüne kadar.
Belde işleri 1453 den 1839 yılına tümü ile, 1839 dan 1855 yılına kadar bir oranda İslâmî nitelik ve ölçüde Kadıların uhdesindedir. Kadı şehir işlerinde en üstün yetki sahibi idi.
İstanbul Kadısı ve diğer ünvanı ile «İstanbul Efendisi» şehrin Vali, Hakim, Belediye Reisi — Başkanı hükmünde bulunuyordu. Görev (umur) de yalnız Padişah ve Sadrazam (Başbakan) dan emir alırdı.
10
Kadılık örgütü 402 yıl sürmüştür. Bu süre içinde 422 Kadı hizmet görmüştür.
Kadı ve Şehremini.
Kadılığın kaynağı Orta doğuya kadar uzanır. Yalnız şu noktaya dikkat etmek gerekir. İstanbul’da şehir işleri Belediye görevlisi kadıların elinde iken şehirde ayrıca (Şehremini) adı ile bir unvan ve memuriyet vardı. Bu unvan ve memuriyete Bursa ve Edirne başkent iken rastlanmamıştır. Bu şehirlerin başkent olarak kullanıldığı devirlerde böyle bir görevlinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Sözü edilen unvan ve memuriyetin Fetih’ten sonra Bizans’tan alındığı açıktır. Fakat Bizans'ta bu görevlinin hizmeti İmparator sarayının içindedir. Böylece şehremini saraydadır, sarayın emrindedir. Görevi sarayın ve şehrin suyunu tedarik etmektir. Su yollarını döşemek açık, kapalı sarnıçları dolu bulundurmaktır. Saray için bu hizmetler yapılırken halk da mümkün olduğu kadar yararlanmaktadır.
Osmanlıların bu görevliden başka Fen İşleri Müdürü demek olan Mimarbaşı’dan ve Belediye Zabıtası müdürü demek olan Subaşı’dan yararlandıkları anlaşılmaktadır.
İşte bu tür Şehremini Saray’dan halkın huzuruna ancak 1855 yılında çıkacak, Emanet teşkilâtının başı olacaktır. Nitekim 1855 yılında Padişah emri ile şehir işlerini ele alan ilk şehremini Salih paşadır. Paşa Emanet örgütünü ve ilk Emanet meclisini kurmuştur. Örgütün kanun ve nizamını getiren Büyük Reşit paşadır. (H. 1284 = M. 1868)
11
İstanbul’un İlk Kadısı İlk Belediye Reisi
İstanbul'un ilk Kadısı ve Belediye Reisi Hızır beydir. Belediye görevlisi Kadı’ya İSTANBUL EFENDİSİ denilirdi. Hızır bey 1453 - 1458 yıllarında bu görevde bulunmuştur.
Rakım Ziyaoğlu Kitabında anlatıyor:
«1453 yılının Mayıs ayının 29. gününden bir gün sonra 1453 Mayıs ayının 30. günü sabahı idi.
Dünkü bin küsur yıllık Bizans fakat 24 saatten beri «İstanbul» olan şehir, henüz barut, kan, duman, toz kokuyordu. Sokaklar türlü kalıntılarla dolu idi. Meydanlar, su toplayan sarnıçlar boşalmıştı.
Fatih’in İradesi
Büyük hakan Fatih, dün geceyi yine altın sırmalı kırmızı Otağ’ı hümâyûn «Padişah çadırı»nda geçirmişti. Divan o sabah yine çadırda kurulmuştu.
Fatih'in zekâ ve irade ile pırıl pırıl parlayan gözleri orta saflarda oturan Hızır Bey’e ilişmişti. Gözler Hızır bey’in üzerinden ayrılmıyordu ve bir kaç saniye sonra irade buyurdu:
«İstanbul Kadısına hüküm oldur ki...»
O andan itibaren Hızır bey İstanbul Kadısı oldu. İstanbul Şehreminlerinin, Belediye Reislerinin, İdare adamlarının büyük ceddi..»
Hızır Bey ve Şeceresi.
Harikalarla dolu savaş sonunda 23 yaşında bir çağ kapayıp yeni bir çağ açan Fatih’in şehirde sivil yönetimde baş yardımcısı Hızır bey oldu.
12
Adliye işleri yanında harap ve karmakarışık durumdaki şehrin onarımı, temizlenmesi, iaşesi, halkın yerleştirilmesi, çarşı pazar kurulması, sarnıçların doldurulması, yeni suların tedariki kısaca her türlü ana ihtiyaçların karşılanması ve düzenlenmesi kendisine verilen hızır bey 1407 yılında Sivrihisar kasabasında doğmuştur.
Hızır Bey’in şeceresi Akşehir Kadısı, Ünlü halk düşünürü ve büyük Türk nüktecisi, sprituel’i Nasreddin Hoca’ya kadar dayanır. Nasreddin hoca Sivrihisar’ın (Hortu) köyünde doğmuştur. İlk öğrenimini babasından yapmış, Sivrihisar'da da medreseye devam etmiştir. Babasının ölümünden sonra imamlığını köyde bırakmış, gidip geldikçe alıştığı, sevdiği, dostlar edindiği Akşehir’e taşınmış ve burada kadılığa kadar yükselmiştir.
Nasreddin Hoca Akşehir'de evlendirilmiştir. Eşi Akşehire yakın «Koza» köyündendir. Hocanın birinci kuşağı İbrahim’den sonra gelen Sadrüddin, Hızır bey’in büyük babasıdır. Sadrüddin’in oğlu Celâleddin Emin Arif’te babasıdır.
Hızır beyden gelen kuşak
Hızır Beyin’de üç oğlu ve iki kızı olmuştur. Oğulları: Sinan, Yakup ve Ahmet Paşalardır.
Sinan, (Hoca) paşa
Sinan Paşa büyük oğludur. 1440 yılında doğmuştur. Devrinin büyük bilginlerinden olmuştur. Gerek pozitif gerek felsefe bilimlerinde ün yapmıştır. Özellikle felsefe alanında çalışmalarını sağlığını bozacak bir ölçüye getirmiştir. Kuşkuya ve meraka saplandığı yazılmıştır. Her şeyin göründüğünden, olduğundan daha başka bir yapısı ve niteliği bulunacağını araştırmaya yönelmiştir. Bu çalışma-
13
ları giderek bir vehim halini almıştır. Yemek sofrasında babası ile arasında geçen bir konuşma çok yaygındır.
Sofrada yemek yenen bakır kabların bakır olduğundan kuşkulanmasını ileri sürmesi kuşkuculuğu nereye vardırdığını anlatmağa yeterlidir.
Sinan paşa Fatih’in hocaları arasında bulunmuş yüksek bilgisi ile takdir toplamıştır. Bu nedenle (Hoca paşa) lâkabını almıştır. İstanbul cihetinde bir semt kendi adı ile anılmaktadır. Semt, Ayasofya, Babıali caddesi, Cağaloğlu, Sirkeci, Eminönü bölgelerinin geniş bir bölümünü kapsamaktadır.
Sinan paşanın bazı eserlere katkıları makaleleri, hadis yorumları vardır. Bir cümlede veciz surette bir kaç soruyu toplayabilirdi. En önemli edebi eseri Tazarru’name’dir. Eser nesir ve mazım ile yazılmış bir münacaattır. Nesir bölümü nazımdan üstündür. Kitâbdan bir kaç satırı örnek alıyoruz.
«İlahi! Her kişi mert aşık olmaz ve değme kalbde derd’i aşk bulunmaz. Aşk bir kimyadır, onun madeni can. aşk bir cevherdir, onun mekânı kân olur. Aşk bir zevktir, onun da başka bir dili vardır. Aşk bir şevktir, onun da başka bir ehli vardır...
Aşk efsane ve efsun değildir. Aşk, san’atı her dûn değildir. Her aşk davası iden aşık olmaz. Her muhabbetten dem vuran sadık olmaz.»
Sinan paşa (Hoca paşa) 1486 yılında ölmüştür.
Molla Yakup Paşa.
Hızır beyin ortanca oğludur. Bursa'da uzun yıllar müderrislik yapmıştır. Bazı değerli risaleleri ve haşiyeleri vardır. 1443 yılında doğmuştur. 1508 veya 1510 yılında öldüğü sanılmaktadır.
14
Müftü Ahmet Paşa
Bilgin Kendi halinde bir zat idi. Hızır beyin oğulları arasında en fazla yaşayanıdır. Bursa'da Müderrislik, Edirne'de müftülük yapmıştır.
Hacı Kadın
Hızır beyin iki kız çocuğundan büyüğüdür. Hacı kadının diğer adları Sultan Hatun ve Hacı Hatundur. Doğum tarihi Molla Yakup'dan sonradır.
Hacı kadın adı ile İstanbul'da Zeyrek ile Unkapanı yakınında bir semt bulunmaktadır. Hacı Kadının iyilik ve yardım sever bir kimse olduğu anlaşılmaktadır. Semtte adına yapılmış hamam, han, cami, imaret bulunuyormuş. Bugün bunlardan bir şey kalmamış gibidir. Hacı Kadın uzun ömürlü olmuş 16. yüz yılda 1520 tarihinde öldüğü adına yazılmış bazı hayrat müesseselerinin yönetim ve masraflarıyla ilgili kayıdlardan yaklaşık olarak hesaplanmaktadır.
Fahrünnisa Hatun
Hızır beyin küçük kızı Hayrünnisa Hatundur. Hayatında daha çok Bursa'da oturmuştur. Kesin ve yaklaşık olarak doğum ve ölümü tarihine rastlanmamıştır. Bursa da Vakfiye ve Kayıdlarda özel bir araştırma yapılamamıştır.
Hızır beyin ancak bir torunu olduğu bilinmektedir. Başkaca bir bilgi elde edilememiştir.
15
Hızır Beyin Öğrenim ve öğretim Yılları
Hızır Bey’de Zamanının koşullarına uyarak ilk ders leri babasından almış, sonra bilgisini arttırmak için Bursa'da gönderilmiştir. Medresede Harici, Dahili ve Sanaii bölümlerini başarı ile bitirmiştir. Orada baş Müderris Molla Yegân’ın zekâ ve çalışması ile dikkatini çekmiştir. Yegan değerli öğrencisini pek beğenmiş ve yetişmesine ayrı bir ilgi göstermiştir. Hoca ile öğrencisi arasında ilişkiler gittikçe artmış ve yegân biricik güzel kızını Hızır beye vermiş, onu damat edinmiştir. Bu evlenmeden üçü erkek, ikisi kız 5 çocuk dünyaya gelmiştir.
Hızır bey bulunduğu yerlerde bilginlerle ilişki kurmuş ve müderrisliğe kadar yükselmiştir. Az zaman sonra bilim gücü ve ünü geniş bir çevreye yayılmıştır.
Fatih ile Tanışma
Büyük Hakan, Başkent Edirne'de bir yandan Fetih hazırlıkları ile uğraşmakta öte yanda fırsat bulduğu günlerde huzurunda bilginleri toplamakta, onlarla bilimsel sohbetler yapmakta, bilginlerin aralarındaki görüşmeleri ve tartışmaları dikkatle izlemektedir.
Bu toplantılara şehirde herhangi bir münasebetle bulunan yabancı bilginlerde katılmakta eğer uzaktan adları duyulmuş olanlar varsa onlarda davet edilmektedir. Edirne'de Fatih’in huzurunda yapılan görüşmeler sürüp giderken şehirde uzun süre misafir olarak oturan bir Arap bilgini katıldığı toplantılarda ileri sürdüğü sorunların bilginlerimiz tarafından çözülememesi, kısacası bilimsel yarışmaların bilginlerimiz tarafından kazanılamaması padişahı çok üzmektedir. Kendisine vezirlerinden biri:
— Ulu Hakanım, Sivrihisar'da bir genç müderris var. Ferman buyursanız onu çağıralım, yarışmaya katılsın. Umarız ki o sizi memnun edecektir, der.
Sohbetlere başlanır. Fatih de bazı konuşmalarda bu-
16
lunmaktadır. Değerli Arap bilgini, padişahın huzurunda Hızır Bey’i mat etmek fırsatı geldiğini düşünerek bazı sorularını Hızır Bey’e birer birer sorar. Sorar ama sakin sakin dinleyen Hızır Bey’den hepsinin cevabını alır, şaşırır ve susar.
Artık sıra hızır beydedir. Koca bilgin Hızır Bey zeki ve pırıl pırıl parlayan gözleri ile önce sevgili hakanına bakar. Ondan izin istedikten sonra mağrur Arap bilginine kendi sorularını bir bir sıralar. Fakat bunların çoğuna cevap alamaz. Sonuç şu olur: Arap bilgini özür dileyerek huzurdan çıkar, hatta Edirne’yi terk eder. (Soruları aramaktayım. Benden sonra bulunmasını dilerim.)
Şahane jest
Fatih bu sonuçtan o kadar kıvanç duyar ki sırtındaki kürkünü çıkartır ve Padişah armağanı olarak (Hil’at) Hızır Bey’in arkasına giydirir. Fatih’in hil’atı ile şereflenmesi Hızır Bey’in çok sevildiğine, çok takdir edildiğine en büyük işarettir. Sivrihisar medresesindeki görevinden Bursa'da Sultaniye medreseleri (Yeşil Medrese) müderrisliği verilir.
İki yıl kadar Bursa'da kalan Hızır Bey Fetih ordusu ile İstanbul’a gelmiş, Fatih’in Hocası Molla Gürani ve diğer ünlü bilginlerle birlikte İstanbul’un kuşatılmasında bulunmuştur. Fetih Olayının akabinde 30 Mayıs 1453 günü şehirde Kadılık ve Belediye Reisliği görevine başlamıştır.
17
Hızır bey haziresinin içi ve kabir bu perişan ve dağınık durumda idi.
KADILIĞI
Kadılığın Başlıca görevleri arasında bulunan adliye işlerini büyük bir bilgi ve isabetle yönetmiştir. Yargı ve yönetim işlerinde sürekli başarı göstermiştir. Türkçe, Arapça ve Farsça yazdığı hüccetler, vakfiyeler, ilâmlar derin bilgisinin ve parlak zekâsının değerli belgeleridir.
Bütün görev yılları hak tanırlığı ve doğruluğu ile geçmiştir. Bilim de en karışık sorunları çözmüş, adalet de kimseden ürkmemiş,, yönetim de kimsenin etkisi altında kalmamıştır. Ölünceye kadar görevlerine devam etmiş, Fatih’in gözünden düşmemiş, takdirinden uzak kalmamıştır.
18
Oysa kadılık gerçekten zor ve değerli bir görev idi. Hemen pek çok devirlerde görüldüğü gibi geniş bir bilgi, sorumluluk duygusu, cesaret, feraset ve hepsinden önce vicdan huzuru isterdi. Müderrislik de sabır, feragat, durmadan okumak işi idi. Çağın bütün bilgilerini öğrenmek ve öğretmek gerekirdi. Hızır Bey her ikisinin, kadılığın ve müderrisliğin güçlüğünü belirtmiştir :
(Müderrislik gam’u derd’ü belâdır,
Kaza hod canib’i hak’tan kazadır.)
diyerek, kadılığın da Allah tarafından başa gelmiş bir kaza oluşuna işaret etmiştir.
Taraflar iltimaslı olursa.
Hızır bey bir sohbet esnasında da zarif bir nükte ile kadılık görevinin de özelliğini belirtmiştir. Hızır bey’in meclisinde hazır bulunanlardan biri:
— Davada hasımları olan biri büyüklerden olursa, kadılık o zaman güç olur, der. Hızır bey ona şu lâtifeli biçimde karşılık verir.
— Ben bunda zor bir cihet göremiyorum. Yerimden olurum korkusundan o büyük tarafın lehine hükmedersin. Ama iki tarafta büyüklerden bulunursa o zaman hüküm müşkil olur!
Hızır bey’in kadılık görevine ilişkin bu zorluğu bir lâtife ile anlatması kendisinin her zorluk karşısında bir çözüm yolu bulunacağına ve hiç bir zaman doğruluktan ayrılmadığına işareti olmaktadır.
Fatih’inde hakimi var.
Bazı ülkelerde kralların, imparatorların ülkelerine ilişkin adalete saygıyı gösteren öyküleri vardır. Bunlardan
19
en ünlüsü de: «Berlin’de hakim var!» diyerek, saray karşısındaki kulübesini büyük İmparator Bismark’a karşı koruyan değirmencinin öyküsüdür.
Hızır Bey Bismark hikâyesinden yıllarca önce «İstanbul’da hakim var» sözünü Fatih’e damgalatmış bir büyük Kadıdır. Bu öykü başta Fatih olmak üzere Hızır Bey'i n ve Fetih devrinin adalet anlayışına en güzel örnektir. Öyle bir örnek ki diğer milletlerin adalet tarihlerinde eşine ender rastlanır.
İstanbul’un Fetih’ten sonra kadılığına atanan Hızır bey Topkapı sarayındaki, Fatih’in bir Rum mimarına inşa ettirdiği yapıyı beğenmeyip kusurunu ağır gördüğü Rum mimarının elini kestirmesi ve mimarın durumu mahkemeye getirmesi üzerine davaya bakmasıdır. Fatih mahkeme salonuna geldiğinde başköşeye oturmak istemiş, ancak Hızır bey’in «Suçluların durduğu yerde oturacaksın.» uyarması ile karşılaşmış ve dava sonucunda suçluluğu görülerek (Kısasa kısas) olmak üzere elinin kesilmesine karar verilmiştir. Rum mimar bu adalet anlayışına ve olup bitenlere hayran kalarak davadan vaz geçmiş ceza uygulanmamıştır.
Kadılık mührü ve imzası
Hızır beyin ilerideki bölümünde yazılacağı gibi çok kolaylıkla ve pek zarif biçimle şiir söyleyebildiği görülmektedir. Nitekim ele geçen bazı vakıf hüccetlerine de şiir ile imza atmıştır. Örneğini veriyoruz:
«Sahne Mahmunuhu bir kavli udul.
Şehidû sümme kabilû bi kabul.
Hıdr’übni celâl emdahü
KADIYEN fi diyar’i İSTANBUL.»
20
Kabir sanki yeniden toprağa gömülmüştü, taşları çevresi değişmişti.
Bu dörtlük de 1. ve 2. mısralarda hüccetin içine aldığı hükümler, 3. mısra’da adı ve baba adı ile imzaladığı ve 4'cü mısrada görev ünvanı ve görev yeri yazılıdır. Dörtlüğün tümü de imzası olmaktadır.
Ayasofya kilisesinin tescili
Fetihten iki gün sonra bir Haziran 1453 Cuma günü Bizans’tan alınan Ayasofya kilisesinde 20 bin kişilik bir cemaat ile öğle namazı kılınmıştır. Namazda Fatih de bulunmuştur. Namazdan sonra Ayasofya’da büyük bir tören yapılmış, ve kilise cami olarak Hızır Bey tarafından kayıt ve tescil edilmiştir.
Belediye görevlisi bazı kadıların Nişancı denilen bir tür tapu ve kadastro görevlilerinin dışında benzeri kamu
21
emlâk kayıtları ile uğraştıkları anlaşılmaktadır.
Hızır Bey’in Üsküdar semtinde Paşa kapısı yakınında da davalara baktığı ve mahkemesi bulunduğu zamanımıza kadar gelebilen bilgilerdendir. Kadıköyü semtinin adı da Arpalığı olmasından ötürüdür.
Hızır Bey’in Bilginliği, Müderrislikleri ve İstanbul Üniversitesi
Fatih’in bilgiye, bilime, san’ata ne kadar önem verdiğinin sayısız örnekleri vardır.
Orta çağın kapanmasında yeni bir çağın açılmasında savaş kadar bu niteliklerinin etkisi olmuştur. Fatih’te Fanatizm’in zerresinin bulunmaması, tersine eşsiz bir toleransa, hoş görürlüğüne sahip olması eşine rastlanan kişilerden ve olaylardan değildir. Kuşkusuz denilebilir ki, bugünkü Birleşmiş Milletlerinin düşüncesi, zihniyeti bir
Yardımcı ve uzmanlarla kabrin ve lahitin incelenmesine başlandı. Hızır bey buraya gömülmüştü.
22
tek kişinin kafasında yaşamıştır. Bu tutum ve görüş insan için bu gün bile şaşırtıcı ve sonsuz ölçüde takdir uyandırıcıdır.
Ayasofya’nın tescilinden sonra Fatih’in verdiği emirle Ayasofya’da derslere başlanmıştır. Fatih’in bilim ve bilginler karargâhında bulunan Molla Hüsrev Ayasofya’ya baş müderris, Hızır Bey de kadılığına ve Belediye reisliğine ek olarak müderris seçilmiştir.
Molla Zeyrek de Zeyrek semtindeki Bizans’tan kalma Pantokrator manastırının 50 odası onarıldıktan sonra o-rada açılan medreseye baş müderris olmuştur.
Fatih medreselerinin birer koleji niteliğindeki Ayasofya ve Zeyrek dershaneleri bir bütün halinde İstanbul Üniversitesinin kuruluş temelini teşkil etmektedirler. İstanbul’un bu iki ve ilk dershanelerinde öğretimde bulunan Hızır bey çağının modasına, üslup ve biçimine uyarak böylece Üniversitemizin de tarihî mensublarından olmaktadır.
ŞAİRLİĞİ
Hızır bey güçlü bir şairdir. Şiirlerinden duygulu, içli olduğu kadar bilgili ve gerçekçi bir şair olduğu da anlaşılır. Bir meziyeti de çok kolaylıkla şiir söyleyebilmesidir. Hızır Bey Çağının modasına, üslup ve biçimine uyarak en güzel şiirlerini Türkçe, Arapça, ve Farsça yazmıştır.
Ünlü kasideleri vardır. Kaside-i Nuniyye’si bunlardan biridir. Kasidede kafiye olarak her dizinin sonundaki kelime (Ne-Nun) ile nihayet bulduğunda kasideye bu ad verilmiştir. 104 beyittir.
Bir bölümü Eyüp’te gömülü Hazret-i Halid için yazılmıştır. İcâle-tül-Leyleteyn bölümü Fatih Mehmed’e bir ithaftır.
Hızır bey’in bir de Kaside-i Taiyyesi vardır. Bunun da kafiyeleri (T) ile biter, örnek veriyorum:
23
«Ya men, Melek’el inse b’u lütfi melekâti
fi husni sıfati
Harrekte cunûnî bi funun’il harekâti
Ya cenneti zâti»
der ki, çevirisi şudur:
«Ey ruhu ve cismi güzellikleri ile bütün insanları kendine bağlayan, kul eden, ey zatın cenneti, her türlü cilve ve işvelerle, gizli ve açık bilimlerle harekete getiren...» olup bu biçim üzere sürüp gider.
Görüldüğü gibi şiirin her dalında büyük bilgin, şair, dizi, beyit ve dörtlüklerle oyun oynamış söz ve şiir meydanında at koşturmuştur sanki.
Şiir ve edip dilinin bu büyük süvarisinin devrinin bilgin ve şairleriyle ilişkileri, bazı eserleri eleştirmeleri, öğütleri de şiir biçiminde «ithaf»larla yapılmıştır. Bunların ancak bir kaç tanesine rastlanmıştır. Bunlardan biri Türkistan da yaşamış büyük bilginlerden şeyh Cenedi’ye yazılmıştır.
Kavuk taşı uydurma idi. Çevre taşları ve toprak kaymıştı. İncelemede Fetih devri üslubu görüldü.
24
«Eğer nazmından ötürü kendisini övmek gerekseydi onu, Cened’i övmek için bin kitap yazardım. Lâkin o nazımda değil bütün bilgilerde bir deniz gibidir. Böyle bir edip de bütün bilgilerde bir deniz gibidir. Böylece bir edep denizine inci hediye etmemin ne yeri vardır ?»
İşte Hızır bey bu beyana, bu hayale, bu kolaylığa sahip bir şairdir.
Şiirle Fetih Tarihi
Hızır Bey’in İstanbul Fethine ilişkin şiirle düşürdüğü tarih kendi türündeki beyit ve şiirlerin en ustalarından ve tanınmışlarındandır. İstanbul fethi için düşürülen tarihlerin en güzeli Hızır beye aittir.
İstanbul Fatih’ten önce çeşitli milletler ve ordular tarafından defalarca kuşatılmıştır. Fakat şehrin zabtı Fatih ile ordusuna kısmet olmuştur. Hızır bey iki mısra içinde koca bir tarih devresini toplamakta ve bir (Ahirûn) kelimesiyle Fetih tarihini = yılını göstermektedir:
«Feth’i İstanbul’a nusrat bulmadılar evvelûn
Fethedüp Sultan Mehmed Kıldı tarih-i AHİRÛN.»
Burada beytin ikinci dizisinde «Ahirûn» kelimesiyle tarih düşürülmüştür. Ahirûn (Ebcedi denilen her biri bir sayı karşılığında olan harfleri yan yana getirmek ve hesaplamak usulüyle İstanbul’un Fetih tarihi Hicrî (857) rakamı bulunmaktadır. Bunun da Milâdi takvimde karşılığı 1453 dür. Hızır Bey İstanbul ve Bursa’da başka anıtlara da tarih düşürmüştür.
Belediye Reisliği İstanbul Efendisi
Osmanlı devletinin kuruluşundan Fethi gününe kadar ülkede belde ve belediye işleri eyalet, beylik, sancak ve
25
kasabalarda birbirinden bazı ayrıntılarla Yeniçeri Ağaları Mimarbaşıları, Subaşıları denilen kimseler tarafından görülürdü.
Fetih’ten sonra Başkent olan İstanbul’da devlet işleri için doğrudan doğruya, şehir işleri için dolaylı bir düzenin hazırlandığına tanık oluyoruz.
Fatih, kendinden önceki Padişahların devlet ve memleket yönetimine ilişkin kanun ve tüzüklerini bir araya getirmiştir. Bunlara kendi zamanına ilişkin bir takım yeni yasa ve tüzükleri ekleyerek «Kanunname-i Al’i Osman»ı hazırlatmıştır. Bu eser Osmanlı dünyasının en büyük aile saltanat ve düzen yasasıdır. Yasaya en büyük değişim ve katkılarda bulunan Fatih’tir. Yasanın adını değiştirmemiş, yasaya kendi adını da vermemiştir. Yasayı kaleme alan Mehmet bin Mustafa’dır. Ne yazıktır ki bu önemli yasanın el ile yazılmış milyonlar değerindeki tek nüshası Viyana kitaplığında bulunmaktadır.
Kanunname ve merkezden yönetim:
Kanunname üç kısma ayrılır. Özetleyerek söyleyelim. Eserde sadırazam = Vezir’i azam (Başbakan) dan başlıyarak bütün rütbeliler için gereken (Teşrifat = Protokol) aidat, maaşlar, ücretler, divan kuruluşu (Bakanlar Kurulu), divan günleri, divanların nasıl toplanacağı, divan erkânının nasıl karşılanacağı, kararların nasıl verileceği, hâzinenin nasıl açılacağı, ödemelerin nasıl yapılacağı bildirilmektedir.
Kanunnamede Ayan ve Erkân (Devlet ve Hükümet büyükleri, yöneticileri) arasında ilişkilerden başka bazı suçlar, cezalar, dilek ve öğütlerde yer almaktadır. Kanunnamenin en büyük bir özelliği de Fatih’in kendisinden sonra saltanata sahip olacaklara (Saltanat ve nizam-ı âlem) in korunması ve düzeni amacıyla adeta bir vasiyet niteliğindeki dilekler ve öğütlerdir.
Fetih’ten sonra, Kadılar ve ötekiler
26
Yine kanunname’den anlaşıldığına göre rütbeliler arasında umumi valiler diyebileceğimiz Rumeli, Anadolu kazaskerleri en geniş yetki sahipleri idiler. Bunlar bulundukları ülkede büyük davalara bakarlar, divan kurabilirlerdi.
Kadılara gelince İstanbul, Edirne, Bursa şehirlerinde Kadıların atanmalarını Sadırazam (Başbakan) yapardı. Örneğin İstanbul’da Üsküdar, Eyüp Galata kadıları gibi. Ama İstanbul Kadısı, Merkez veya Taht Kadısı doğrudan doğruya Padişah tarafından atanırdı. Padişahın en büyük yardımcısı ve Divan’ın (Bakanlar Kurulu) doğal üyesi müftü, rütbe ve makamca İstanbul kadısından sonra gelirdi.
Bayram günlerinde, dinsel törenlerde İstanbul kadısı, veziriazam (Başbakan), Reisül-küttap (Dış işleri), Defter-emini (Maliye) gibi divan erkânı (üyesi) kimselerden sonra huzura (padişah önü) girerdi. Huzurda ve divanda konuşabilirdi.
İstanbul Kadısı, Padişahın huzurunda özel toplantılarda ve davette bulunabilir, sohbette söz alabilirdi. Bu düzen ve protokol ancak 18. yüzyılda değişti. Mahmud I. zamanında Şeyhülislâm'lık (Bütün kadıların, şeyhlerin başı ve teokratik rejimde devlet ve hükümet yöneticilerinin yapacağı ve yapamayacakları işleri fetva denilen dinî izin ile bir tür kararlaştıran görevli) müessesesi kuruldu.
Fetih Devrinde Belediye İşleri
Hızır bey kendinden öncekilerin yurtta uygulandıkları şehir hizmetlerine kendi zekâsını ve buluşlarını katarak yerine getirdiği hizmetler incelenirse, yalnız yurdumuzun ve İstanbul’un ilk Belediye Başkanı değil çağının en ileri ölçüde bir Belediyecisi olduğu anlaşılmaktadır. Öyle ki Hızır beyin İstanbul'da aldığı belde kararlarının, tedbirlerinin ve girişimlerinin Batı ülkelerinde bulunmadığı açık ve kesin olarak görülmektedir.
27
Bu sonuçtan hiç kuşkusuz Türk milleti ve İstanbul hemşehrisi bir gurur ve kıvanç duymaktadır. Hızır bey harikalarla dolu savaşın barışa dönüşümünde devrinin en seçkin simasıdır. İstanbul’da Adliye ve Belde işlerinde birinci kişi ve yönetici olmuştur. Bu sonuç ve yönetim gerektiği gibi duyurulduğu ve ele alındığı takdirde Hızır bey dünya Belediyeler Tarihinde de özel bir yer ve değer kazanacaktır. Hızır bey’in o çağ da bugün Belediye işleri denilen hizmetlere getirdiği yenilikler vardır.
Bunlardan biri fişleme usulüdür. Çarşı, pazarda çalışan çeşitli hizmet erbabının kayıtlarının yapılmasına, sicillerinin tutulmasına (Bugünkü hizmet karnesi ve fişleme usulüne) Hızır bey zamanında düzenli bir biçimde başlanmıştır.
Yine birer yersel gıda borsası demek olan KAPAN’ların hizmete açılmasına Hızır bey öncülük ve kuruculuk etmiştir. (Unkapanı, Yağkapanı gibi..)
Baştaşı yürür gibi kaymış parmaklığa bitişmişti. Kabir batıktı, cephe de bakımsızdı.
28
Hazire bu hale getirildi, artık Hızır bey ayağa kalkmış İstanbul'a bakıyor gibidir.
29
Bir önemlisi de şudur: Fiat ve çarşı pazar uyuşmazlığının çözümü ve suçlunun cezalandırılması işi ilk kez Galata Kadılığı çevresinde, Tophane yakınında (Mahkeme-t-ül Es’ar) adı ile kurulan, sonradan tümü ile unutulan, bugün bile uygulanamayan özel bir mahkeme de görülmesidir. Komün taşınmaz değerleri tesbiti de buna dahildir.
Hızır beyin belde işlerinde yaptıkları
Feth’in ertesinde ilk İstanbul Kadısı, İstanbul Efendisi ünvanı ile İstanbul kadılığına atanan Hızır bey, işlem, eylem, davranış ve tutumu ile İstanbul’un ve yurdunuzun ilk belediye Başkanı olmaktadır.
Hızır beyin yaptıkları şehir işlerini özetle sıralıyoruz:
-
1— İstanbul surlarının onarımı (Surlar ve şehiriçi dahil). Subaşı Süleyman bey ile onarımda birlikte çalışmıştır.
-
2— Kapanlar (Bölgesel ve yersel gıda pazarları).
-
3— Sarnıçların, su yollarının düzenlenmesi (Subaşı Süleyman bey ile birlikte).
-
4— Fiat ve baç işlerinin yönetimi.
-
5— Es’ar işlerinin, gıda ve ihtiyaç maddeleri satışının düzenlenmesi.
-
6— Evzan ve ayarların konulması (tartılar) ve kontrolü.
-
7— Çarşı, pazar gıda maddeleri teftişi (Sağlık ve kalite) tağşiş, hile (Karışık, çürük ve bozuk).
-
8— Esnaf kayıt ve tescili.
-
9— Dinsel ve din dışı görüş ve davranışla çeşitli denetim ve cezalandırma.
Yükselme devrinde Belediyecilik ve Tanzimat
Hızır beyin yukarıda söylendiği gibi kendinden önceki karar ve tedbirlere, usullere büyük ölçüde katkılarda bu-
30
lunarak meydana gelen belde işleri düzen ve sistemi Osmanlı İmparatorluğunun yükseliş devirlerinde 1453-1579 (Fatih, Beyazıt II, Selim I, Kanuni, Sokullu) arasında devam etmiştir. II. Selim ile (Sarı) başlayan duraklama ve daha sonra gerileme devirlerinde ise kadılık ve belediye örgütü de eskimiş, yıpranmış, yozlaşmış, yobazlaşmıştır. Ancak Tanzimatın ilanı ve Mustafa Reşit paşanın çabası ile Belediyeciliğe halk deyimi ile bölüm bölçük çağdaş bir düzen verilmesine girişilmiştir. Bu değişim ve gelişim 1839-1855 yılından bu yana sürüp gitmiştir.
Ölümü ve haziresi
Büyük bilgin, kadı, şair, belediye reisi, İstanbul Fethinde Fatih’in yanında ve yakınında baş rolü oynayan Hızır bey Çelebi, ölümünden sonra Zeyrek semtinde, (Atatürk Bulvarı üzerinde) bölgenin onarımı esnasında nasılsa yıkılan Voynik Şücaüddin mescidindeki hazireye gömülmüştür.
Hazireye konulacak Kitabe yeri hazırlanıyor.
31
Voynik Padişah ve vezir saraylarının atlarına, barış ve savaş zamanında da ordunun saman ve otlarını sağlayan devşirmelerden yetiştirilmiş, memleket içinde ve sınır boylarında kurulmuş bir Osmanlı örgütüdür. Hazire ise bir mescid ve cami yakınlarında veya bitişiğinde çok kez bir veya birden fazla kabir bulunan kabir yeri, bahçesi, çevresi demektir.
Mescidin haziresi himmet sahiplerince tarih ve İstanbul’un değerini bilenlerce korunabilmiştir. Fakat kabristan uzun yıllar bakımsız, kendi kaderine bırakılmış bir halde kalmıştır. Uzun yıllar büyük Türkün, ve belde başkanlarının büyük ceddinin semtine bile uğrayan olmamıştır. Hazire içi ve kabir viraneye dönmüştür.
Kadir Bilirlik
On beş yıl çalışarak «İstanbul Kadıları, Şehreminleri ve Belediye Başkanları» ile ilgili kitabı yazarken 1453-1971 yılları arasında gelip geçmiş büyük kişiler ve büyük olaylar üzerinde duruyor, incelemeler yapıyorduk.
İstanbul’un ilk belediye reisi Hızır bey’in kabrini araştırdık. Mescit yıkılırken bahçeye dokunmadıkları isabetli olmuş. 1971 yılı başlarında arşiv ve eski taşlar Uzmanı Asım Sönmez dede ile hazirede ve kabirde yaptığımız araştırmada, taşın, başlığın, mezar taşının yerine yanlış konulduğunu, lahit çevre taşlarının lahit’in bulunduğu kısmın yanlarına kaydığını üzüntü ile gördük. Diğer uzmanlarla çalışarak her şey düzenlendi, düzeltildi.
Bu çetin ve nazik tarih çalışmalarını yaparken İstanbul Belediye Başkanı bulunan Dr. Fahri Atabey işlerimizden ilgisini, teşvikini esirgemedi.
Yine Zeyrek’te İstanbul Manifatura ve Kumaşçılar Çarşı Yapı Kooperatifi Başkanı Namık Özcan ve Yönetim
32
Mutlu ve Kutlu an: Dr. F. ATABEY ve N. ÖZCAN Türk bayrağıyla örtülmüş Kitâbeyi açıyorlar.
kurulu arkadaşları: Naci Karataylıoğlu, Adnan Tüfekçi-oğlu, Osman Nuri Boyacıoğlu, Sevil Bursa, Nesim Katalan, Bahri Kınacı, İsmet Ülke, Rüştü Akın, Yavuz Gökseven manevî ve maddî yardımlarını büyük ölçü de ortaya koydular. Böylece hazire ve kabir çalışmalarına yakın ilgi gösterdiler. Kabir unutulmanın karanlıklarından, ağır ihmallerinden kurtarılarak tarihe ve İstanbul’a layık biçimde onarıldı. Tarihe bu biçim ve hüviyetle mal edilmiş oldu.
33
Kabrin taşı ve ibarelerin çevirisi
Hızır beyin kabir taşındaki ibareler Türkçe yazılmamıştır. Arap ve Fars dilindendir. Toplamı 10 satırdır. İlk 6 satırı Farsçadır. İkinci dört dizilik ibare Arapçadır . Mezar taşında rakamla yazılmış ölüm tarihi yoktur. Ayrı dilden yazılmış ibarelerin son satırları ölüm tarihini göstermektedir.
İlk bölüm Farsçadır:
Türkçemize Çevirisi de şöyledir:
«Allah’ın yarattıklarının en hayırlısı, halkın üstadı, İran ikliminin müftüsü, müşküllerin açıcısı, memleketin yüzü suyunun, temiz ruhu (o) saraya yani cennet köşküne yürüdü. Melekler onu almak için kutsalların dilinden (Rahmet içine gel) diye seslendiler.»
İşte son satırdaki: (Derrahmet ay) = Rahmet içine gel) ibaresi, Divan edebiyatında Ebced hesabiyle 863 = 1458-59'u göstermektedir. Kitabenin dört satırlık Arapça bölümü de şöyledir :
«Ümmetin hayırlısı, çağın en erdemlisi, büyük bilgin Hızır bey çelebi vefat edince ölüm tarihine: Lâzale aleyh-irrahme» = rahmet sonsuz süre üzerine olsun» dedim.
Burada tırnak içindeki ibare Ebced hesabiyle Hızır beyin ölümüne tarih olarak düşmekte, 863 olarak ölüm tarihini belirtmektedir. Hızır bey H. 863 takviminin ilk üç ayında ölmüş ise bu tarih Milâdi takvimin 1458’i eğer geri kalan aylarında ölmüş ise 1459 olabilir. Mezar taşında rakam ile yazılmış tarih yoktur. Ebced ile düşürülmüş satır tarihi vardır. Biz 1458 hesabına itibar ediyoruz. Doğum tarihi ise açıktır. 810 Hicri yılının Rebi’yül-evvel ayı olarak gösterilmiştir. Bu da 1407 Milâdi yılının Ağustos ayına rastlamaktadır.
34
İstanbul'un 487. Başkanı, İlk Belediye Başkanın haziresine şehir adına koyduğu Kitâbe.
35
Hazireye konulan (Kitâbe) anı taşı.
1971 yılında: (İstanbul Kadıları-Şehreminleri-Belediye Reisleri ve Partiler tarihi 1453-1971) adıyla yayınlanmış kitabımızın 49 ve 51. sahifeleri İstanbul’un ilk Belediye Reisi ile ilgilidir. Eserde 422 kadı, 65 şehremini ve Belediye Başkanı, 518 yıl esnasındaki olaylar, siyaset ve Belediyecilik ile ilişkin çalışmalar ve ünlü kişiler bir şehir tarihi niteliği içinde derlenmişti. Başlıbaşına bir etüd ve araştırma konusu olan ilk Belediye Reisi Hızır beye ilişkin bazı bilgilerin ele geçmemesinden, kabrin ve hazirenin restorasyonu gibi çalışmalar da henüz ortada bulunmadığından eserde kısa bilgilerle yetinilmişti. Fakat Hızır Beyin anılması, hazireye kitâbe konulması gibi önemli dilekler ilk kez ileri sürülmüş, Hızır bey için ayrı bir yayın yapılması da düşünülmüştü.
Bu dilekler İstanbul Belediye Başkanı Dr. Fahri Atabey ve Zeyrek Kumaşçılar ve Manifaturacılar Yapı Kooperatifi Başkanı Namık Özcan ile yukarıda adları geçen kurul üyeleri tarafından anlayışla karşılanmış ve yardımları soncu hazireye, Hızır beyin Fetih’ten sonra İstanbul’un ilk Kadı’sı, Belediye Reisi olduğunu gösteren tarihi bir kitâbe konmuştur. Kitâbenin metni tarafımdan hazırlanmıştır.
Eşsiz Türk Panteon’u
İstanbul’u feth etmekle bir çağı kapatıp yeni çağı açan, Rönesans’sa yeşil ışık tutan büyük hakan adına Fatih sitesi projesi olduğu bilinmektedir. Bu projeye göre Fatih camii avlu ve türbesinden başlayarak, Fatih heykeli, müzesi bir araştırma Enstitüsü, kongre salonları, kütüphanesi yapılacaktı. Bu tesis Atatürk Bulvarına kadar uzanacaktır. Siteden 300 metre ötede ise Fatih’in gerek
36
İstanbulun alınmasından gerek Fetih’ten sonra şehrin onarılmasında, Belediye hizmetlerinin görülmesinde (I) numaralı görevlisi Hızır Beyin Haziresi bulunmaktadır. Bu hazirenin önünde ki hazirede ise 16. yüzyıl Divan Edebiyatının büyük şairlerinden Necati’nin kabri (Ölüm tarihi H. 914 - M. 1509) ile yakınında 17. yüzyılda (H. 1017 - M. 1598 Doğum, ölüm H. 1067 - D.M. 1648) gerek yurtta gerek dünyaya pozitif bilimlerin ışıklarını saçan Kâtip Çelebi: Hacı Halife Mustafa'nın haziresi vardır. Böylece sanki sözleşmiş gibi hazireler birleşerek yurtta en büyük Panteon, meydana gelmektedir. Böyle bir Panteon’un eşi ve benzeri dünyada pek azdır.
YAŞAYANLARIN GÖREVİ
Panteon’un eşi ve benzeri dünyada yoktur, derken iki sitenin de hazır bir duruma getirilmesini düşündük. Fatih sitesi projesinin yılmaz takipçisi merhum Ord. Prof. Kâzım İsmail Gürkan eseri göremeden öldü. Bu girişimin gerçekleştirilmesi İstanbul Valisi ile Komite arkadaşlarına ve İstanbul Belediyesine kalıyor. Eldeki tutumlara, davranışlara bakılırsa projenin gerçekleştirilmesinden endişelenmemek mümkün değildir.
Fatih sitesi gerçekleşirse Hızır Bey Çelebi ve diğer Hazireler ile bir bütün olacak, yalnız İstanbul’a değil Türk yurdunu ziyarete gelenlere büyük yararlar sağlayacaktır. Bu iki sitenin meydana getirdiği büyük eserler bloku yurt içi, yurt dışı turizmine, tarihe ve eğitimine hizmet ettikten başka özellikle Belediye ve şehircilik kültürünün gelişmesine etkili ölçüde katkıda bulunacaktır.
«Türk tarihinin serveti»
Türkiyenin ve İstanbul’un ilk Belediye Reisinin hazi-
37
resi 1971 yılında restore edilmiş, 1972 de tarihin ve halkın huzuruna çıkarılmıştır. Şimdi Fatih sitesi acı kaderinden kurtulmanın sırasını beklemektedir. Yaşayanların görevi Atatürk’ün ifadesi ile «Türk tarihinin serveti» İstanbul’a bir tarih hazinesini daha kazandırmaktır.
Dr. ATABEY tarihsel görevinden ötürü tebrike başlanıyor.
38
TÖREN VE HER 30 MAYIS
İstanbul halkının, İstanbul Belediye Meclisinin, İstanbul basının yıllardan beri içinde yaşattığı bir özlemin yerine getirilmesi 14/1/1972 günü mümkün olabilmiştir, o gün büyük bir törenle Hızır Bey’in Restore edilmiş kabrine ve hazırlanmış bulunan hazireye bir anıt taşı konulmuştur. Tören 1971 yılında yapılacaktı. Fakat bazı nedenlerden ötürü 1972 yılında yapılabilmiştir.
Tarihi Mehter takımı Kitabe konurken selam ve saygı duruşunda.
39
Yapılan tören büyük ilgi çekmiş Türk milletinin ve İstanbullu hemşehrilerin asil duygularını yansıtmıştır. Törene İstanbul'da bulunan Askeri ve sivil erkân, Vilâyet ve Belediye yetkilileri, Eski Vali ve Belediye Başkanları, Belediyeciler, Üniversite, Milli Eğitim ve Basın Mensupları, daireler müdürleri, çarşı esnafı, tüccarlar, kooperatifler ve birçok davetliler katılmışlardır.
Törene İstiklâl marşının çalınması ve göndere bayrak çekilmesi ile başlanmıştır.
Konuşmacılar tarafından Fetih devrinin, Türk Belediyeciliğin ve İstanbul şehrinin bu en büyük insanı, şehrin en büyük emekçisi, hatta batıda bile çağdaşlarının en üstünü, İstanbul Belediye Başkanlarının ilk ceddi Hızır Beyin bulgularına, hizmetlerine işaret edilmiştir ve bazı dileklerde bulunmuştur. Dilekler şunlardır:
Tarihsel teklif (Önerme)
İstanbul hemşehrilerinin, derneklerin, davetlilerin ve basının dileklerine tercüman olarak Belediye Başkanı Fahri Atabey şu teklifte bulunmuştur:
"...Bu kitâbe (Anı taşı) 518 yılın hatırasına yüzyıllar boyunca Belediyeciliğe ışık tutan Hızır beye bir şükran ve kadir bilirlik borcu olarak hazırlanmıştır. Gelecek yıllar ve tarih hesabına şu teklifte bulunuyorum:
Bundan böyle her Fetih dönemi kutlamasından sonra ve her Belediye Başkanlığı seçimi sonunda, İstanbul Belediye Başkanı seçilecek mutlu insan (İstanbul hemşehrisi) İstanbul’un ilk başkanı Hızır Beyin manevi huzurunda saygı ziyaretinde bulunsun ve bu bir gelenek haline gelsin.."
Teklif alkışlarla karşılanmış, törene tarihi mehter takımının ve şehir bandosunun çaldığı marşlarla ve bu arada Asım Sönmez’in Fetih ile ilgili İSTANBUL şairi Yahya Kemal’den okuduğu :
40
«Şu Fetih Vak’ası, Yarab ne büyük mucizedir.
Her tecellisini nakletmek uzundur bir bir..» şiiriyle son verilmiştir. Her 30 Mayıs İlk Reisin ve Belediyeyi Kuruşunun yıldönümüdür ve tören günü olmuştur.
Kutlama telgraf ve mektupları
Tören yapıldığı esnada Başbakan Prof. Nihat Erim Devlet bakanı Ali İhsan Göğüş, İçişleri Bakanı Ferit Kubat, Adalet Bakanı Suad Bilge ve Kabine üyeleri ile Türk Belediyecilik Derneği Başkanı İsmet Sezgin, başta eski İstanbul valisi Niyazı Akı olmak üzere bir çok vali ve Belediye Başkanları ve yurdun çeşitli köşelerinden kutlama telgraf ve mesajları gönderilmiştir.
Basın nasıl haber verdi, neler yazdı?
Hürriyet gazetesi: «İstanbul’un ilk Belediye Başkanı Hızır Çelebi ilk defa anıldı.»
Milliyet gazetesi: «İstanbul’un ilk Belediye Başkanı törenle anıldı.»
Cumhuriyet gazetesi: «İstanbul’un ilk Belediye Başkanı törenle anıldı.»
Son Havadis gazetesi: «İstanbul’un ilk Belediye Başkanı Hızır Bey anıldı.»
Tercüman gazetesi: «İlk İstanbul Belediye Başkanı törenle anıldı.»
Yeni İstanbul: «Hızır Beyin Kabrine Kitâbe kondu.» Her gün gazetesi: «İstanbul’un ilk Belediye Başkanı.» Anadolu gazetesi: «Kadı Hızır Beyin kabrine törenle kitâbe kondu.»
Hakikat gazetesi: «Hızır Bey Çelebi törenle anıldı.»
Ekspres gazetesi: «Hızır beyin mezarına kitâbe törenle kondu.»
Yeni Asya gazetesi: «İlk Belediye Reisinin Kabrine kitâbe kondu.»
Bütün gazeteler haberleri büyük manşetlerle vermiş-
41
ler ve töreni detayları ile anlatmışlardır.
Detayların özeti
Törende ilk konuşmayı (Sunuş) Belediye eski Basın yayın ve Turizm müdürlerinden öğretmen ve müellif Rakım Ziyaoğlu yaptı. Hızır Beyin Hayatı ve Belediyeciliğine ilişkin geniş bilgi verdi. Konuşmacılardan Manifaturacılar ve Kumaşçılar çarşısı yapı Kooperatifi Başkanı Namık Özcan da Hızır Beyin hizmetleri üzerinde durdu. Kooperatif üyelerinin, esnaf ve tüccarların bütün mensuplarının seve seve çalışmalara katıldıklarım söyledi. Belediye Başkanı Dr. Fahri Atabey de her 30 Mayıs günü döneminde ve her Belediye seçiminin sonunda Belediye Reisi seçilecek kimsenin saygı ziyaretinde bulunmasını teklif etti.
Hürriyet gazetesinin büyük ve Tarihi jesti.
Hürriyet gazetesi ayrıca Hızır Bey için hazırlattığı bir Hızır Bey Tablosunu İstanbul Belediyesine armağan etmiştir.
Türk basın tarihinde müstesna bir yeri olan, yayınladığı tarih, bilim kitaplarıyla kültürümüze hizmet eden Hürriyet gazetesinin, İstanbul’umuzun ilk Belediye Reisine Kadirbirlik jestini kaydetmek bir borçtur.
Niçin yazıyoruz?
Çağdaşlaşma yolundaki yurdumuz için Komün bilgisi, Komün ve Şehir tarihimiz, geri şehircilikten kurtulmak için en olumlu sonuç veren yol olarak düşünülmüştür.
Biblioğrafya ve çeşitli Kaynaklar
Aşıkpaşazade Tarihi
Takvimüttevarih
Hadikatül’cevami
Tazarruname
Şakayık
Ca’feri Tezkeresi
42
Burası Hızır bey. Kâtip Çelebi ve Necati'nin hazireleriyle büyük bir Panteon’dur. Şehirin belde tarih ve Kültür Kalbi burada atar ve atacak.
Başbakanlık, Maliye Arşivleri
Belediye, Evkaf Arşivleri
Ord. Prof. Kâzım İsmail Gürkan (notlar)
Ord. Prof. Süheyl Ünver (Hızır bey Çelebi)
Asım Sönmez’den (notlar) Y. Kemal ve B. Çağlar Hacer İsmet (annem) (sözleri ve yatır ziyaretleri) Müderris Azmi tercümeleri
İbrahim H. Konyalı (sözlü ve notlar)
Tarih’i Edebiyat’ı Osmaniye
Osman Ergin Mecelle’i Belediye
Konya dergisi
İstanbul Kadıları - Şehreminleri - Belediye Reisleri ve Partiler Tarihi 1453 - 1971 idarî-siyasi Tarihi
Asım Sönmez (Dede) notları ve nakilleri.
43


İÇİNDEKİLER
|
ÖN SÖZ |
3 |
Belediye Reisliği |
25 |
|
Kitabe
Yeryüzünde yerleşme |
5
7 |
ve İST. Efendisi Fatih devrinde Belediye İşleri |
27 |
|
Belde - Komün |
9 |
Belde işlerinde yaptıkları |
30 |
|
Fatihin iradesi |
12 |
Kadirbilirlik |
33 |
|
Hızırbey ve Kuşağı |
13 |
Kabir taşı ve ibareler |
34 |
|
Fatihle tanışma |
16 |
Kitabeler (anı taşları) |
35-36 |
|
Kadılığı |
18 |
Essiz Türk Panteon’u |
36 |
|
Kadılık mührü ve imzası |
20 |
Tarih serveti |
37 |
|
Bilginliği |
22 |
Tarihsel Öneri |
40 |
|
Şairliği |
23 |
Kutlamalar, mektuplar |
41 |
|
Şiirle Fatih tarihi |
25 |
Kaynaklar vs. |
42- 44 |
ARANAN DEV ESER:
İSTANBUL KADILARI ŞEHREMİNLERİ BELEDİYE REİSLERİ ve PARTİLER TARİHİ
1453 - 1971 — İDARİ - SİYASİ
YAYINLAYAN ve BASAN:
İSMAİL AKGÜN
Matbaacılık ve Kitapçılık Müesseseleri
Kitap 800 sahife,
içinde 61 resim
Fiat) 50. — TL.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder