Cicero (MÖ 106-MÖ 43): Romalı büyük devlet adamı, hatip ve
düşünür. Gençliğinde felsefe ve hukuk eğitimi aldı. Hitabet sanatındaki ustalığıyla consul’lüğe dek
yükseldi. Roma’yı birey, geleneksel toplum düzeni ve devlet üçgeninde ele alan konuşmaları, felsefi ve
teknik eserleriyle her çağın insanını etkilemeyi başarmıştır.
Cicero ölümünden bir yıl önce kaleme aldığı Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine'yi yazdığında 62 yaşındaydı. Eserini Platon’u örnek alarak diyalog biçiminde
kurgulamış, esas konuşmacı olarak da Latin edebiyatında Büyük Bilge olarak anılan Marcus Porcius Cato’yu
seçmiştir. Cicero, Cato’nun şahsında yaşlılığın da çocukluk, gençlik, olgunluk gibi insan ömrünün doğal
bir aşaması olduğuna, bu çağı bir yük gibi görmemek gerektiğine dair görüşlerini dile getirir.
C. Cengiz Çevik (1983): İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda lisans, yüksek lisans ve doktorasını
tamamladı. Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi için Sextus Empiricus dışında Bacon, Horatius, Seneca,
Cicero, Copernicus ve Luther’den birçok eser çevirdi. Temel akademik çalışma alanı olan Antikçağ'da
siyaset ve felsefe ilişkisi başta olmak üzere farklı konularda çeviri ve telif eserleri üzerinde
çalışmaya devam ediyor.
Hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi, insan varlığının en müşahhas şekilde
ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar. Sanat şubeleri içinde edebiyat, bu ifadenin zihin
unsurları en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha
doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zekâ ve anlama kudretini o eserler nispetinde artırması,
canlandırması ve yeniden yaratmasıdır. İşte tercüme faaliyetini, biz, bu bakımdan ehemmiyetli ve medeniyet
dâvamız için müessir bellemekteyiz. Zekâsının her cephesini bu türlü eserlerin her türlüsüne tevcih
edebilmiş milletlerde düşüncenin en silinmez vasıtası olan yazı ve onun mimarisi demek olan edebiyat, bütün
kütlenin ruhuna kadar işliyen ve sinen bir tesire sahiptir. Bu tesirdeki fert ve cemiyet ittisali, zamanda
ve mekânda bütün hudutları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. Hangi milletin kütüpanesi bu
yönden zenginse o millet, medeniyet âleminde daha yüksek bir idrak seviyesinde demektir. Bu itibarla tercüme
hareketini sistemli ve dikkatli bir surette idare etmek, Türk irfanının en önemli bir cephesini
kuvvetlendirmek, onun genişlemesine, ilerlemesine hizmet etmektir. Bu yolda bilgi ve emeklerini esirgemiyen
Türk münevverlerine şükranla duyguluyum. Onların himmetleri ile beş sene içinde, hiç değilse, devlet eli ile
yüz ciltlik, hususi teşebbüslerin gayreti ve gene devletin yardımı ile, onun dört beş misli fazla olmak
üzere zengin bir tercüme kütüpanemiz olacaktır. Bilhassa Türk dilinin, bu emeklerden elde edeceği büyük
faydayı düşünüp de şimdiden tercüme faaliyetine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir Türk okuru için mümkün
olamıyacaktır.
23 Haziran 1941
Maarif Vekili
Hasan Âli Yücel
CICERO
YAŞLI CATO VEYA YAŞLILIK ÜZERİNE
ÖZGÜN ADI
CATO MAIOR DE SENECTUTE
LATİNCE ASLINDAN ÇEVİREN
C. CENGİZ ÇEVİK
EDİTÖR
KORAY KARASULU
GÖRSEL YÖNETMEN
BİROL BAYRAM
DÜZELTİ
NEBİYE ÇAVUŞ
I. BASIM, MART 2017, İSTANBUL
VII. BASIM, EKİM 2022, İSTANBUL
ISBN 978-605-332-986-2 (karton kapaklı)
CICERO
YAŞLI CATO
VEYA
YAŞLILIK ÜZERİNE
LATİNCE ASLINDAN ÇEVİREN:
C. CENGİZ ÇEVİK
Sunuş
Marcus Tullius Cicero’nun Yaşamı Üzerine
Cicero MÖ 106 yılının Ocak ayında, Roma’nın 100 km güneydoğusunda bulunan Arpinum kasabasında
doğdu. Cicero’nun gençliğinde Roma’da kültürlü olmak, anadil Latincenin yanında Yunancayı da bilmek demekti.
Dolayısıyla Cicero da çoğu çağdaşı gibi genç yaşta Yunan filozof ve tarihçilerinin düşüncelerini içeren
metinlerle karşılaştı ve onlar üzerinde çalıştı. Yunan düşüncesi yanında Quintus Marcus Scaevola’nın
gözetiminde Roma Hukuku eğitimi aldı. Devlete hizmet etmek istediği için henüz on altı yaşındayken Gnaeus
Pompeius Strabo ve Lucius Cornelius Sulla’nın altında askerî göreve başladıysa da buna iki sene
katlanabildi, zira gençken de arzuladığı şey entelektüel çalışma ve devlete bilek değil, kafa gücüyle hizmet
etmekti. MÖ 83-81 arasında avukatlık mesleğine adım attı, çok geçmeden MÖ 80 yılında Sextus Roscius’un
savunmasını üstlenip davayı kazanınca hayatını tehlikeye attı, zira mahkemede suçladığı kişi dönemin
diktatörü olan Sulla’nın gözdesiydi. Cicero Sulla’nın olası hışmından kendini korumak için, MÖ 79 yılında
sırasıyla Atina’ya, Küçük Asya’ya ve Rodos’a gitti. Özellikle dönemin kültür başkenti olan Atina’da
saygın
V
düşünce adamlarıyla tanışıp felsefe ve retorik alanında kendisini eğitti.
Cicero MÖ 75 yılında Batı Sicilya’da quaestor oldu. Burada görevinde başarılı olduğu için,
Sicilyalılar memnun olmadıkları Sicilya Valisi Gaius Verres’e karşı mahkemede avukatlık yapmasını istedi.
Cicero’nun bu davadaki başarısı hem hukuk, hem de devlet adamlığı kariyerinde parlamasını sağladı. Roma’ya
döndü ve orada da art arda davalar kazanınca Roma’nın en etkin hatiplerinden biri oldu. Hitabet Roma’daki en
önemli sanatlardan biriydi, insanlar hitabet gücüne bağlı olarak kariyerlerini belirliyordu. Cicero ne
Roma’nın kurucu ailelerinden (Patricii) birine mensuptu, ne de çoğunluğu oluşturan halkın (Plebs) içinden
biriydi; siyasette parlamasını sağlayan sahip olduğu hitabet gücüydü. Bu yeteneği sayesinde MÖ 75’te
quaestor, MÖ 69’da aedilis ve MÖ 66’da praetor olmuştu. Siyasi kariyerinin
doruk noktası ise MÖ 63’te consul seçilmesidir. Consul’lüğü sırasında en önemli başarısı, kimi silahlı dış güçlerin de desteğini alıp Roma devletinin
mevcut aristokratik yapısına karşı darbe hazırlığında olan Lucius Sergius Catilina’nın planını önceden haber
alarak bu girişimi bastırmasıydı. Cicero Senatus Consultum de Re Publica Defendenda (Devletin Savunulması
Adına Senatus Kararı) çıkararak dört etkili konuşma yaptı ve Catilina ile destekçilerini etkisiz hale
getirdi. Devleti Senatus ve
halk önünde sergilediği üstün hitabeti ile büyük bir yıkımdan kurtaran Cicero pater patriae, yani “vatanın babası” unvanını kazandı.
Cicero’nun mevcut devleti isyana karşı koruma çabası zamanla, halkçı Catilina’nın yasını süren halka rağmen
devletin rejimini de korumaya dönüştü: Nitekim Catilina’nın başlattığı ama eyleme döküp tamamlayamadığı halk
hareketi içten içe devletin temellerini sarsıyordu. Sarsılan sadece devlet değil, aynı zamanda Cicero’nun
kariyeriydi: MÖ 58 yılında plebs
tribunus'u olan Publius Clodius Pulcher, Lex Clodia de capite civis Romani
(Roma
VI
Vatandaşının İdamı Üzerine Clodius Yasası) olarak bilinen bir yasa teklif etti, buna göre bir
Roma vatandaşım yasal mahkemede yargılamadan idam ettiren kişiler sürgün cezası alacaktı. Cicero hedefteydi,
zira dört yıl önce Catilina tertibine katılan bazı üyeleri yasal mahkemede yargılamadan idam ettirmişti.
Cicero yasanın kabul edilmemesi için senator’ların, consul’lerin ve özellikle de Pompeius’un desteğini aradıysa da, istediğini bulamadı ve sürgüne gitti. Bu
arada Roma uzunca bir süredir alışkın olduğu gibi, yine siyasi çekişmelerin esiriydi.
Halk mevcut rejimi siyasi ve askerî başarısızlıkların sorumlusu olarak görüyor, dolayısıyla
mevcut rejime, yani cumhuriyete taban tabana zıt olan tek adam rejimini, yoksulluk başta olmak üzere her
türlü sıkıntıdan kurtuluşun adresi olarak değerlendiriyordu. (Sürgüne gitmeden önce Cicero da bu durumu
görmüştü, hatta consul'lüğünün son günü bu konuda yaptığı konuşma halk tarafından engellenince kendisi ve
mevcut devlet geleneği için acı gerçekle yüzleşmişti.) Dönemin ruhunu iyi okuyanlardan olan Pompeius,
çıktığı seferden zaferle dönünce Romalıları ayağa kaldırdıysa da, anayasaya bağlı kaldı ve bir hükümet
darbesi gerçekleştirmedi, sadece Senatus'un güçlü kişileri arasında yer almakla
yetindi. Ancak devamında halk nezdindeki popülerliğinin aksine Senatus’ta pasif kaldı, kazandığı zaferler sonrası
askerlerine toprak dağıtacağı yönündeki sözünü bile Senatus izin vermediği için yerine getiremedi. Zamanın
ruhu, MÖ 60’ların Roma’sında halkın beğenisi ve beklentileri ile Senatus'un beğenisi ve beklentileri
arasında bir çatışma doğurdu: Halkın manevi duygularını okşayan askerî zaferlerin büyüsüne, onların bir
getirisi olan ganimet paylaşımına dayalı maddi kazanç beklentisi eklenince, halkın beğenisini kazanan üç
asker, yani Pompeius, Crassus ve Julius Caesar, MÖ 60 yılında ilk triumviri'yi (üç adam yönetimi) kurdu. Halkın
iradesini yerine getirme adı altında bir dizi
VII
uygulamaya girişen bu üçlü aslında cumhuriyetin aristokratik dinamiklerini baltalıyor,
böylece monarşiye uygun bir ortam hazırlıyordu. Julius Caesar tüm Gallia’yı Roma eyaleti yapınca, birden bu
üçlünün halk nezdinde en popüler kişisi oldu, eski ihtirasları kabaran Pompeius, ayak oyunlarıyla
Senatus’u arkasına aldı ve
nispeten silik bir karakter olan Crassus’un da kenara çekilmesiyle, bu üçlü yönetim birden birbiriyle
çekişen iki başlı bir yapıya dönüştü. Cumhuriyetçi Senatus Caesar’a oranla Pompeius’u kötünün iyisi
olarak görüyordu, dolayısıyla onu Cicero gibi cumhuriyetin yılmaz bekçilerinden olan Cato’nun da teklifiyle,
“yardımcısız consul” seçti,
buna yumuşatılmış bir dictator’lük denebilir.
Caesar karşıtı olan consul'ler yurdu savunsun diye Pompeius’u İtalya’daki
tüm birliklerin başına atadı, Caesar da kendisine sığınmış halk tabakasını bahane ederek, halkın haklarını
savunma gerekçesiyle Pompeius’un üzerine yürüdü. Asıl amacı ise İtalya ve Roma’yı ele geçirerek, halkın
beğenisini kazandığı ve beklediği tek adam, yani kurtarıcı olmaktı.
Pompeius ve arkasındaki senator'ler halktan destek bulamayınca Roma’yı terk
ettiler, Caesar halkın da desteğiyle savaşmadan Roma’ya girdi ve iki ay içinde tüm İtalya’yı ele geçirdi. MÖ
49 yılında artık Roma’nın hâkimiydi. Caesar sırasıyla Sicilya, Sardinia ve İspanya’ya egemen oldu. Pompeius
ise Yunanistan’da büyük bir ordu oluşturabildi. İki liderin komutasındaki ordular Thessalia’da bulunan
Pharsalus kasabasında çarpıştı ve Pompeius ağır bir yenilgi alarak kaçtı; bu, iç savaşın sonuçlandığını
gösteriyordu, kazanan Caesar’dı. Ancak onun da egemenliği çok sürmedi, MÖ 44 yılının 15 Mart’ında
Senatus’ta cumhuriyetçilerin
tertibiyle öldürüldü.
Sürgün cezasına çarptırılarak devlet yönetiminden uzaklaştırılan Cicero, MÖ 58 yılının 23
Mayıs’ında, manen çökmüş bir halde Yunanistan’daki Thessalonica’ya vardı,
VIII
yaklaşık bir sene sonra, Senatus kararıyla sürgünden geri çağrıldı, MÖ 57
yılının 5 Ağustos’unda İtalya’ya döndü. Yeniden siyasete atılmak istediyse de, siyasi açıdan Caesar’a karşı
olması, onu devletin üst kademelerinden uzak tuttu, sadece MÖ 51’in Mayıs’ından, MÖ 50’nin Kasım’ına kadar
Cilicia’da procansul'lük
görevini üstlendi. Cicero, Pompeius ile Caesar arasındaki iç savaşta Senatus gibi Pompeius’un tarafını tuttuğu izlenimini
veriyordu. Ancak Atticus’a yazdığı kimi mektuplardan da anladığımız üzere, Roma’nın esenliği için her iki
güç odağına da tavsiyelerde bulunmuş ve iç savaşın sonlanmasını istemiştir. Bu noktada Cicero kendisini
güncel politik gelişmelerden uzak tutan filozof Platon’la özdeşleştirmiştir ve iç savaş yaşanırken
politikadan uzak kaldığı için duyduğu pişmanlıktan, felsefeyle uğraşmak ve tavsiyede bulunmak suretiyle
devletine hizmet etmiş olduğu düşüncesiyle kurtulmak istemiştir.
Caesar MÖ 49 yılında İtalya’yı ele geçirince, Cicero Roma’dan kaçtı ve daha sonra Pompeius’un
karargâhının bulunduğu Illyria’ya geçti. MÖ 48 yılında Pompeius’un ordusuyla birlikte Pharsalus’a gelen
Cicero, burada Pompeius’un yenilgisine şahit oldu ve Roma’ya geri döndü. İlginç bir şekilde Caesar Cicero’yu
affetti, Cicero bu davranışı Caesar’ın mevcut cumhuriyet rejimini diri tutacağı şeklinde yorumladıysa da,
çok geçmeden yanıldığını anladı. Cicero Caesar’ı öldüren cumhuriyetçi tertibe doğrudan katılmadı ancak bu
eylemi devletin ve rejimin iyiliği için haklı gördü, De Officiis’in (Yükümlülükler Üzerine) farklı
yerlerinde savunduğu gibi, onun için devletin iyiliği her yasanın ve yükümlülüğün üzerindeydi, gerekirse
tiran da öldürülebilirdi. Örneğin 2.23’te şöyle der:
“Birçok kişinin öfkesine asla karşı konulamaz. Sadece ordularla baskı altına alınmış devletin
katlandığı ve öldükten sonra kendisine daha fazla itaat ettiği o tiranın ölümü, ondaki öfkenin onu ne kadar
büyük bir yıkıma sürüklediği-
IX
ni göstermez, diğer tiranların da sonu benzer olmuş, neredeyse hiçbir tiran böyle bir sondan
kaçamamıştır.”1
Cicero bu yaklaşımını Caesar’ın ardından da sürdürdü, zira Caesar’ın öcünü alacağına dair
halkın önünde yemin eden Marcus Antonius da tek adamlık hayalleri kurup, bu uğurda Caesar’ın yeğeni
Octavianus’la mücadeleye girişince, Cicero’nun devleti ve rejimi savunan tavrı değişmedi. MÖ 43 yılında
Marcus Antonius, Octavianus ve Lepidus ikinci triumviri'yi kurdu, Cicero’nun gözünde Antonius
Caesar’ın, Octavianus ise Pompeius’un rolünü üstlenmiş gibiydi, dolayısıyla Cicero MÖ 44-43 yıllarında,
Marcus Antonius’u kötüleyen Philippicae konuşmalarını yaptı, Octavianus’u övdü, onun üvey babası Caesar’la aynı hataya düşmeyeceğini
düşünüyor ancak yanılıyordu. Antonius ile Octavianus’un başını çektiği ikinci triumviri’nin ilk icraatı, düşmanlarını ve olası
rakiplerini fişlemek oldu, Cicero ve kendisi gibi düşünen cumhuriyet yanlıları, isimlerini kara listede
gördü. Cicero desteklediği Octavianus’un ihanetine uğradı, gördüğü onca şeyden sonra bu ihanete şaşırmamış
olmalı. MÖ 43 yılının 7 Aralık’ında Formiae’daki evinde yakalandı ve kellesini görevli askerin kılıcına
teslim etti.
Eserleri Üzerine
Marcus Tullius Cicero sadece örnek yaşamıyla bile düşünce dünyası üzerinde büyük bir etki
bırakmıştır, bununla birlikte her çağdan farklı düşünce adamları onun Roma’yı birey, geleneksel toplum
düzeni ve devlet üçgeninde ele alan eserlerini tekrar tekrar okumuş, her okumada onun zamanın ötesine ve her
çağın insanına seslenen tespitlerini ciddiye almıştır.
1 Cicero, Yükümlülükler
Üzerine, çeviren C. Cengiz Çevik, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul,
2013, s.79.
X
Cicero’nun eserleri yaşamıyla paraleldir. Şiirle başlayan yazın hayatı suyun zaman içinde
yolunu bulması misali, onun asıl yeteneği olan düzyazıya geçmesiyle değişmiştir. Avukatlık mesleği gereği
yaptığı savunma ve suçlama konuşmaları Cicero külliyatının ilk dönem eserlerini oluşturur, zaman içinde
bunlara teknik eserler de eklenir: Genel olarak kabul edildiği üzere, MÖ 84 tarihli hatipler için el kitabı
hüviyetindeki, dört kitaptan oluşan fakat günümüze sadece iki kitabı ulaşan De Inventione Cicero’nun ilk düzyazı eseriydi. Bununla
birlikte Cicero ilk konuşmasını MÖ 81 yılında Quinctius isminde birini savunmak için yaptı (Pro Quinctio). Bunu, bir sene sonra
isminin geniş kitlelerce duyulmasını sağlayan Sextus Roscius savunması izledi (Pro Roscio). On sene kadar sonra, MÖ 70 yılında Gaius
Verres’in savcı seçimiyle ilgili olarak Quintus Caecilius’a (Divinatio in Caecilium) ve dostu Hortensius’un
savunduğu Verres’e (In Verem) suçlama konuşmaları yaptı. MÖ 69 yılında Pro A. Caecina, Pro M. Fonteio ve Pro M. Tullio; üç sene sonra, MÖ 66
yılında Pro Cluentio ve
Pro Lege Manilia konuşmalarını
yaptı. MÖ 63 yılında, consul'ken, Catilina konuşmalarıyla (In
Catilinam) tertip hazırlığını bastırdı, yine aynı yıl içinde Contra Rullum, Pro Murena, Pro C. Rabirio Perduellionis
ve De Lege Agraria konuşmalarını yaptı. Bir yıl sonra, MÖ 62’de meşhur Pro Archia ve Pro Sulla, MÖ 59’da Pro Flacco, MÖ 57’de De Domo Sua, Post Reditum ad Quirites ve Post Reditum ad Senatum, MÖ 56’da
Pro Balbo, Pro Caelio, Pro Sestio, In Vatinium, De
Haruspicum Responsis ve De
Provinciis Consularibus konuşmalarını yaptı.
MÖ 55’te Cicero biri konuşma biçiminde, biri de teknik olmak üzere iki eser kaleme aldı:
Hatiplik sanatını/mesleğini incelediği De
Oratore eseri ve In
Pisonem konuşması. MÖ 54’te Pro Plancio ve Pro C. Rabirio Postumo, MÖ 52’de ise Pro Milone konuşmalarını yaptı, aynı
sene içinde hatiplerin nasıl olması gerektiğiyle ilgili De Optimo Genere Ora-
XI
torum ve Roma’daki yasaları incelediği
(ölümünden sonra yayınlanan) De Legibus adında iki teknik eser kaleme aldı. Bir sene sonra, MÖ 51’de, Roma devletini ele aldığı
De Re Publica adlı eserini
yazdı. Devlet yaşamından iyice uzaklaştığı dönemde, MÖ 46 yılında Brutus, De Optimo Genere Oratorum, Orator ve
Paradoxa Stoicorum adındaki
hitabet ve felsefe konulu teknik eserlerini yayınladı, bununla birlikte aynı yıl içinde, Pro Ligario ve Pro Marcello savunmalarını yaptı. Kızı
Tullia’nın öldüğü MÖ 45 Cicero için hüznün yılı oldu ve teselli bulma ümidiyle kendisini felsefeye verdi:
Academica, De Finibus Bonorum et Malorum, Disputationes
Tusculanae, De Natura Deorum bu yılın eserleridir. Cicero aynı yıl içinde son
savunması olan Pro Rege Deiotaro konuşmasını da yaptı. MÖ 44 Cicero’nun, deneyimini birey, toplum ve devlet üçgeninde kalemine
döktüğü son yıl oldu: Topica, Cato Maior De Senectute,
De Amicitia, De Divinatione, De Fato ve De Officiis bu yılın eserleridir. MÖ 43’te,
öldürülmeden önce Philippicae konuşmalarını yaptı.
De Senectute ya da Yaşlılık Üzerine
Cicero, bir yıl sonra öleceğinden habersiz bir şekilde Yaşlılık Üzerine’yi yazdığında altmış iki yaşındaydı.
Eseri yakın dostu Titus Pomponius Atticus’a adayan Cicero, yaşlılıkla ilgili görüşlerini diğer birçok
felsefe eserinde olduğu gibi, Platon’un eserlerini örnek alarak diyalog şeklinde aktarmak istedi. Buna göre
Platon’un Sokrates’i gibi, Cicero da bu eserinde kendisini değil, Latin edebiyatında Büyük (Maior), Bilge
(Sapiens) ya da censor
olarak da bilinen, ünlü Romalı devlet adamı Marcus Porcius Cato’yu (MÖ 234-149) esas konuşmacı olarak seçti,
başka deyişle yaşlılığı kurgusal bir diyalogla, onun ağzından anlattı. Cato’nun dostu olan Scipio ve Laelius
da diyalogun sadece başında konuya ilişkin soru ve talepleriyle yer alır.
XII
Cato MÖ 234’te Tusculum’da, bir Plebs ailesinin ferdi olarak dünyaya geldi. Gençliği zorluk
içinde geçti, Güney İtalya’da Fabius Maximus’un komutasında Hannibal’e karşı savaştı (MÖ 212 ve 209),
Nero’nun komutasında muhtemelen militaris
tribunus (MÖ 207), Sicilya ve Africa’da Scipio’nun komutasında quaestor (MÖ 204) olarak hizmet etti.
İspanya’da consul (MÖ 195),
Thermoplyae’de legatus olarak Antiochus’a karşı alınan zaferde büyük rol oynadı. Plebs kökenli olmasına rağmen
aristokrasinin savunucusu olan Cato ömrünün sonuna dek, savaşta ve barışta Roma’nın mevcut rejimini, halkını
ve geleneksel kültürü korumaya çalıştı. Bu çoğunlukla aşırıya kaçan korumacı bir tavırdı. Nitekim Roma’nın
politik ve askeri zaferlerine bağlı olarak Akdeniz bölgesine hâkim olmaya başladığı bir dönemde, bölgede
etkin olan Yunan eğitimi, kültürü, edebiyatı ve felsefesinin Roma’ya tümüyle zararlı olduğunu düşündü. Bu
yeni yaşam anlayışına karşı eski eğitim sistemini, Romalı değerleri ve Latin dilini şiddetli bir şekilde
savunmaya girişti. Bunun için küçük fragmanlar dışında günümüze ulaşmayan Origines, De Agri Cultura, Dicta Memorabilia, De Medicina, De Re Militari,
Orationes, De Rhetorica ve günümüze önemli bir kısmı ulaşan De Re Rustica adlı eserlerini yazdı;
Roma’nın tarihini, kültürünü, askerlik ve çiftçilik geleneğini genç kuşaklara aktarmak istedi.
Sadece yazdığı eserlerde değil, kendisinden sonra yazılmış olan başka eserlerde de onun Roma
kültürüne katı bağlılığı ve yabancı düşmanlığı sıklıkla vurgulanmıştır. Örneğin Plutarchus’a göre Yunan
felsefesinden nefret ediyor, Yunan kültürü ve eğitimiyle alay ediyordu, Sokrates bile onun gözünde
“ülkesinin âdetlerine karşı gelip vatandaşları yasaların aleyhine olan düşüncelere çekerek tiran olmaya
çalışan büyük bir gevezeydi.”2 Keza yine Plutarchus’a göre, Cato Yunan hekimlerinden bile
şüpheleniyor, Roma gençliğini
2 Plutarchus, Cato Maior 23A.
XIII
hasta etmelerinden korkuyordu.3 Dolayısıyla Yunan edebiyatını da Roma’daki her
şeyi bozacak yabancı bir unsur olarak görüyordu.4 Ancak Cicero’nun Yaşlılık Üzerine’nin başında da belirttiği gibi, Cato
ömrünün sonuna doğru, yoğun bir şekilde Yunan edebiyatı üzerine çalıştı. Cicero’ya göre, Cato bu sayede
eskiye göre daha bilgili oldu. Nitekim eser boyunca sadece Roma değil, Yunan ve Pers tarihinden de örnekler
verir, farklı yabancı düşünürlerin görüşlerini paylaşır. Hem bilgili olmasının, hem de dostlarında hayranlık
uyandıracak kadar yaşlılığa katlanabilen, onu bir sorun olarak görmeyen karakterinin, Cato’yu bu eserin esas
anlatıcısı yaptığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Cato’nun eserdeki yaşlılıkla ilgili görüşlerinin gerçekten ona ait olup olmadığını
bilmiyoruz, bunlar Cicero’nun başkalarından duyduğu ya da ona yakıştırdığı görüşler olabilir. Ancak eserin
başındaki yaklaşımından anladığımız kadarıyla, bunlar Cicero’nun da benimsediği görüşlerdir. Bu görüşleri
özetleyecek olursak, her şeyden önce yaşlılık insan ömrünün diğer çağları olan çocukluk, gençlik ve olgunluk
gibi doğal bir aşamasıdır. Yaşlılıkta yaşamı zor kılan yaşlılığın kendisi değildir, insan gençlikte yaptığı
hatalardan ötürü yaşlılığını katlanılamaz kılar. Bunun en önemli kanıtı, birçok kişinin yaşlıyken bile
hiçbir zorluk çekmeden çalışmayı sürdürüyor olmasıdır. Ancak insan yaşlıyken, gençliğinde olduğu gibi
bedensel açıdan güçlü değildir, dolayısıyla çalışması daha çok zihinsel olacaktır, örneğin devlete ve
topluma hizmet etmek istiyorsa edindiği bilgileri diğer insanlara aktaracak, otoritesi ve saygınlığıyla
gençlere yol gösterecektir. Ayrıca yaşlılık insana tümüyle hazdan yoksun bir yaşam deneyimi sunmaz,
kendisinin çiftlik yaşamı deneyimini hatırlatan Cato, insanlara yaşlılık dönemlerinde keyif verecek uğraşlar
bulmalarını tavsiye ediyor görünür. Bununla birlikte yaşlı-
3 Plutarchus, Cato Maior 23-3-4.
4 Plinius, Naturalis Historia 29.14; Plutarchus, Cato Maior 23.2.
XIV
lık insana kaçınılmaz olarak ölüme yaklaştığını hatırlatır, bu birçok insanı yaşlılığında
karamsarlığa sürükler. Cato’ya göre bu, ruhun temel doğasını bilmemekten kaynaklanan, hatalı bir
karamsarlıktır, zira ruhun ölümsüz olduğunu bilen biri artık yeryüzünde bitmek bilmeyen sıkıntılarla
deneyimlenen, geçici bedensel yaşamı önemsemeyecektir. Cicero’nun Tusculanae Disputationes’in birinci ve De Re Publica’nın son kitabında da
savunulan bu düşünce Platoncu ve Stoacı felsefenin izlerini taşır, insanın bedensel ölümüyle birlikte ruhen
daha yüce bir konuma yükseleceğini varsayar.
Yöntem Üzerine
Cato ismi, eserin farklı elyazmalarının başlığında farklı şekillerde geçer, örneğin
Cato Maior vel De Senectute (Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine), Catonis De Senectute (Cato’nun Yaşlılık Üzerine’si),
De Sententiis Catonis De Senectute (Cato’nun Yaşlılıkla İlgili Görüşleri Üzerine). Bununla birlikte eserin sadece Cato Maior
(Yaşlı Cato) ya da sadece De Senectute (Yaşlılık Üzerine) olarak adlandırıldığı elyazmaları da vardır.5 Cicero ise bu
eserinden bahsederken üç defa Cato
Maior,6 iki defa da sadece Cato başlığını kullanmıştır.7 Cicero’dan
sonra yaşamış olan Latin yazarları ise Cato
Maior8 ve De
Senectute9 başlıklarını tercih etmiştir. Metnin farklı dillere yapılan
eski ve modern çevirilerinde de farklı tercihler söz konusudur, örneğin İngilizce çevirilerde
5 Elyazmalarıyla ilgili detaylı bilgi için bkz. Cicero Cato Maior De Senectute. Ed. J. G. E Powell. Cambridge
University Press, 2004: 93.
6 Cicero, Laelius De
Amicitia 4; De
Officiis 1.151; Epistulae
Ad Atticum 14.21.3.
7 Cicero De Divinatione 2.3; Epistulae Ad Atticum 16.3.1; 16.11.3.
8 Örneğin Lactantius, Institutiones Divinae 6.20.4.
9 Örneğin Valerius Maximus 8.13 ext. 1.
Plutarchus da (Cato 17 ve Flamininus 18) aynı başlığın Yunancasını (Περί γηρως) tercih etmiştir.
XV
Cato Maior ismi başlıkta tercih edilmezken,10 Fransızca çevirilerde bu isim de yer
alır.11 Daha önce Ayşe Sarıgül tarafından yapılan çevirinin başlığı ise
“Ihtiyarlık”tır.12 Kuşkusuz bu kullanımların hiçbiri yanlış değildir, hedef dildeki duyuşa uygun
olarak herhangi biri tercih edilebilir, biz de burada “Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine” başlığını tercih
ettik.
Çeviride temel aldığımız Latince metnin künyesi şudur: M. Tvlli Ciceronis De Re Pvblica, De Legibvs, Cato Maior De Senectvte, Laelivs De
Amicitia. Ed. J. G. E Powell. Oxford University Press, 2006: 269-315. Dipnot ve
açıklamalarda kullandığımız kaynaklar ise şunlardır: Cicero, Cato Maior De Senectute. Ed. J. G. E Powell. Cambridge
University Press, 2004; Cicero De Senectute (Cato
Maior): A Dialogue on Old Age. Ed. J. H. Allen, W. E Allen ve J. B. Greenough.
Ginn Brothers, 1875; Cicero, İhtiyarlık. Çev. Ayşe Sarıgöllü, MEB Yayınları, 1992. Türkçede yaygın olarak kullanılanlar hariç, tüm
özel isimlerin metindeki Latincelerini kullandık.
C. Cengiz Çevik
10 Örneğin “On Old Age” (Selected Works başlığı altında). Çev. M. Grant, Penguin Books, 1971;
“On Old Age”. Çev. W. A. Falconer, (Loeb Classical Library) Harvard University Press, 1923.
11 Örneğin “Caton l’Ancien, ou de la vieillesse”. Çev. Lorquet, 1864; “Caton l’Ancien. De la
vieillesse”, Les Belles Lettres, 1989; “De la vieillesse. Caton l’Ancien”, Çev. P. Wuilleumier, Jean-Noel
Robert, 2003.
12 Cicero, “İhtiyarlık”, Çev. Ayşe Sarıgül, MEB Yayınları, 1992.
XVI
Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine
[I 1] “Ey Titus, ne olacak ödülüm, Yardım etsem, dindirsem İçine yerleşerek,
kalbinde dönüp duran kaygıyı?”1
“Fazla malı mülkü olmasa da, güvenilir olan o adamın” Flamininus’a seslenirken sarf ettiği bu
dizelerle, ben de sana seslenebilirim Atticus’um. Ancak Flamininus’a söylenen “gece gündüz kaygı içindesin
Titus” sözünün senin için geçerli olmadığını da kesinkes biliyorum. Zira ruhundaki ölçülülük ve dürüstlüğün
şahidiyim, dahası Atina’dan sadece bir isim değil, aynı zamanda kültür ve bilgelik getirdiğinin
farkındayım.2 Bununla birlikte bazen beni de ciddi bir şekilde kaygılandıran bazı
konularda3 senin de kaygılandığından şüpheleniyorum, ancak bu kaygıları teskin etmek oldukça zor
bir iş ve başka bir zamana bırakılmalı. Şimdi burada senin için yaşlılık üzerine bir yazı kaleme alma
niyetindeyim. [2] Müşterek bir şekilde seninle benim üzerimize binen ya da
1 Ennius, Annales 10.385. Bu sözler, kurgusal tarihe göre Cicero’dan yaklaşık yüz elli yıl önce yaşamış olan
bir çoban tarafından Titus Quinctius Flamininus’a söylenmiştir. Cicero da dostu Titus Pomponius Atticus’a
aynı dizelerle seslenmiş oluyor.
2 Atticus ismi ilkin “Atticalı, Atinalı” anlamındadır, diyalogdaki Pomponius bu ismi Yunan
kültürüne olan sempatisi ve Atina’da uzun süre kalmış olmasından ötürü almıştır.
3 Roma’da yaşanmakta olan iç savaş ve Caesar’ın despotizmi kastedilmektedir.
3
en azından binmek üzere olan yaşlılık yükünü hem kendim, hem de senin için hafifletmek
istiyorum. Bununla birlikte senin her şey gibi buna da ihtiyatlı bir şekilde, bilgece katlandığını ve
katlanacağını iyi biliyorum. Ancak yaşlılık üzerine bir yazı kaleme almak istediğimde, ikimize de müşterek
bir şekilde yarayacak olan bu eseri bir armağan olarak hak ettiğin aklıma geldi. Sonra bu kitabı yazmak
benim için öyle keyifli bir hal aldı ki, yaşlılığın tüm sıkıntısını gidermekle kalmadı, aynı zamanda onu
tatlı ve hoş bir şeye dönüştürdü. Bu yüzden felsefe ne kadar övülse azdır, felsefeye uyan biri ömründeki her
çağı sıkıntısız geçirebilir.
[3] Ancak başka yerlerde de4 bu konudan çokça bahsettik ve sıkça
bahsedeceğiz, şimdi sana gönderdiğim yaşlılıkla ilgili olan bu kitaba gelelim. Masalın saygınlığı az olur
diye tüm sözü, Ciuslu Aristo’nun yaptığı gibi, Tithonus’a değil,5 yaşlı M. Cato’ya verdim,
böylece konuşmanın daha büyük bir saygınlığı oldu. Konuşmada Laelius ile Scipio’yu, Cato’nun yaşlılığa ne
kadar rahatlıkla katlandığını hayranlıkla karşılayan kişiler, Cato’yu da onlara cevap veren kişi olarak
belirledim. Cato burada, kendi eserlerinde olduğundan daha bilgili görünürse, bunu iyi bilindiği üzere,
yaşlılığında yoğun bir şekilde Yunan edebiyatı çalışmış olmasına ver. Daha fazla konuşmama ne gerek var,
zaten Cato’nun konuşması benim yaşlılıkla ilgili tüm düşüncemi ortaya koyacak.
[II 4] SCIPIO: Çoğunlukla C. Laelius’la birlikte, senin diğer her işte gösterdiğin
üstün ve kusursuz bilgeliğe hayranlık duyarım M. Cato, ama yaşlılığın senin için ağır bir yük olmamasına
bilhassa hayranlık duyuyorum. Öyle ya, yaşlılık
4 Cicero’nun felsefe konulu diğer eserleri kastedilmektedir.
5 MÖ 3. yüzyılda yaşamış olan Peripatetik filozof Ciuslu Aristo bir eserinde mitolojik
karakter Tithonus’u konuşmacı yapmıştır. Tithonus sabahyıldızı olan Eos’un (Aurora) kocasıdır. Eos’un talebi
üzerine tanrılar Tithonus’a ölümsüzlük bahşetmiştir, ancak Eos kocasının hiç yaşlanmamasını istemeyi
unuttuğundan, Tithonus giderek yaşlanır ve ölümsüzlük kendisine ağır bir yük olur.
4
birçok yaşlı için öyle iğrenç bir şeydir ki, Etna’yı sırtlamaktan daha ağır bir yük olduğunu
bile söylerler.6
CATO: Scipio ve Laelius, görünen o ki, hiç de zor olmayan bir şeye hayranlık duyuyorsunuz
aslında. İyi ve mutlu yaşama kabiliyeti bulunmayan insanlara her çağ ağır gelir. Buna karşın her iyiliği
kendinden bekleyenlere7 doğadaki zorunluluğun neden olduğu bir şeyin kötü görünmesi mümkün
değildir. Bunların başında da yaşlılık gelir, herkes ona ulaşmayı ister, ulaşınca da onu suçlar, işte böyle
büyüktür budalalığın tutarsızlığı ve huysuzluğu! Yaşlılığın beklediklerinden daha hızlı geldiğini
söylüyorlar. Öncelikle, kim onları böyle yanlış bir düşünceye sevk etti? İnsanın gençlikten yaşlılığa
geçişi, çocukluktan gençliğe geçmesinden daha mı hızlı oluyor? Sonra, yaşlılık seksen yaşındayken, sekiz yüz
yaşındakine göre daha ağır gelmez ki insana. Zira geçmiş zaman ne kadar uzun olursa olsun, budala birinin
yaşlılığını hiçbir teselli hafifletmeyecektir. [5] Bilgeliğime hayranlık duyuyorsanız (keşke bu
düşüncenize ve ismime8 layık olsam!), ben sadece en iyi rehber olan doğayı tanrı gibi izleyip
önünde eğildiğim için bilgeyim. Doğanın beceriksiz bir şair gibi, yaşamın diğer kısımlarını iyi yazıp da son
sahneyi es geçmesinin gerçekle hiçbir ilgisi yok. Aksine ağaçlardaki meyvelerin ve topraktaki ürünlerin
mevsiminde olgunlaşarak kuruması ve düşmesi gibi, insan ömrünün de bir sonunun olması kaçınılmazdır, bilgeye
düşen buna uysallıkla katlanmasıdır. Devlerin tanrılarla savaşması da doğaya karşı gelmekten farklı bir şey
miydi?9
6 Mitolojideki Enceladus’un Etna Yanardağı’na gömülmesine gönderme. Hikâye için bkz.
Euripides, Ion 209-211;
Vergilius, Aeneis
3.578-582.
7 Cato burada özellikle Stoacıları kasteder.
8 Ya “keskin zekâlı” anlamındaki catus sıfatından türemiş olan Cato ya da ona yakıştırılmış
“Bilge” anlamındaki Sapiens ismi kastedilmektedir.
9 Homeros ve Hesiodos’ta geçmeyen,
muhtemelen daha sonra uydurulmuş olan bir hikâyeden söz ediliyor. Bu hikâyeye göre devler baştanrı Zeus’a
isyan eder ve ceza olarak yerin altına gömülürler.
5
[6] LAELIUS: Doğru, Cato, Scipio adına konuştuğumu da varsayarak, madem yaşlanmayı
umut ediyoruz ya da en azından arzuluyoruz, o halde senden, gittikçe daha da ağırlaşan bu çağa hangi
çarelerle daha kolay katlanabileceğimizi öğrenirsek, çok memnun olacağız.
CATO: Madem dediğin gibi ikiniz de memnun olacaksınız, o halde bunu yapacağım Laelius.
LAELIUS: Bizim de geçeceğimiz uzun bir yolu tamamladığın için Cato, sana zahmet olmayacaksa,
vardığın yerin nasıl göründüğünü öğrenmek istiyoruz.
[III 7] CATO: Elimden geldiğince anlatacağım Laelius. Yaşıtlarımın sızlanmalarını
çok dinledim. Öyle ya, eski bir deyişe göre, yaşıtlar çok kolay bir araya gelir, aynı zamanda yaşıtlarım
olan eski consul’ler Gaius
Salinator10 ve Spurius Albinus11 sızlanıp dururdu; neymiş, onlarsız bir yaşamı
düşünemedikleri hazlardan artık yoksunlarmış ve geçmişte kendilerine saygı duyan kimseler artık onlara
aldırış etmiyormuş. Bana asıl suçlanması gereken şeyi suçlamıyorlar gibi gelirdi. Asıl suç yaşlılıkta
olsaydı, diğer bütün yaşlılar gibi benim de aynı dertlerden muzdarip olmam gerekirdi. Oysa öyle insanlar
tanıyorum ki, yaşlılığa hiç sızlanmadan katlanıyorlar; ne ihtirasların zincirlerinden kurtulmalarını öfkeyle
karşılıyor, ne de yakınları tarafından hor görülüyorlar. Bu tür sızlanmaların suçu yaşta değil, karakterde.
Huysuz ve geçimsiz değil, aksine ılımlı olan yaşlılar katlanılabilir bir yaşlılık sürer; arsızlık ve
geçimsizlik yaşamın her çağında bunalıma neden olur.
[8] LAELIUS: Dediğin gibi Cato, ancak ya biri çıkar da, malın mülkün ve
saygınlığından ötürü yaşlılığın sana daha katlanılabilir göründüğünü ve çoğu kişi için bunun imkânsız
olduğunu söylerse?
CATO: Bunda doğruluk payı var Laelius, ancak her şey buna bağlı değil. Themistocles bir
tartışmada, “Parlak şöh-
10 MÖ 188 yılı consul’ü.
11 MÖ 186 yılı consul’ü.
6
retini kendine değil, vatanına borçlusun,” diyen Seriphuslu birine şöyle cevap vermişti:
“Hercules aşkına, ben Seriphuslu olsaydım elbette tanınmayacaktım ama sen Atinalı olsaydın da
tanınmayacaktın.”12 Aynısı yaşlılık için de söylenebilir. Yaşlılık çok fakir olana, bilge de olsa
kolay gelmez; buna karşın akılsız olana, onca zenginlikte bile ağır gelir. [9] Ey Scipio ve
Laelius, yaşlılığa karşı en uygun silahlar ilimler ve erdemlerin eyleme dökülmesidir. Yaşamın her çağında
geliştirdiğin bu iki unsur, uzun ve zahmetli bir yaşam sürdüğünde muazzam ürünler verir. Bunun nedeni, bu
unsurların sadece yaşamın sonunda bile (en önemli an budur) seni aldatmayacak olması değil, aynı zamanda
onlar sayesinde iyi bir yaşam sürüldüğü bilincinin ve birçok faydalı iş yapıldığı düşüncesinin en tatlı şey
olmasıdır.
[IV 10] Ben gençken Tarentum’u13 geri alan yaşlı Quintus
Maximus’u14 yaşıtım gibi sevdim, zira o adamın insana sempatik gelen bir ciddiyeti vardı,
yaşlılık karakterini değiştirmemişti. Gerçi ona yakınlık duymaya başladığımda yaşı fazla ilerlememişti,
sadece biraz geçkindi. Ben doğduktan sonra ilk defa consul olmuştu.15 Onun dördüncü
consul’lüğünde, gencecik bir
asker olarak Capua’ya,16 beş yıl sonra da Tarentum’a gittim. Dört yıl sonra quaestor17 seçildim,
Tuditanus ve Cethegus’un consul'lükleri sırasında18 görevi-
12 Ünlü Atinalı komutan ve devlet adamı Themistocles uyguladığı politikayla Atina’nın bir
deniz gücü olmasını sağlamıştır. Herodotos’a göre (8.125) buradaki söz, Themistocles’in Lacedaemon’da
(Sparta) saygı görmesi üzerine Belbinalı biri tarafından söylenmiştir. Seriphus ise küçük kayalık bir
adadır. Mitolojide Danae ile Perseus’un Acrisius tarafından kovulduktan sonra yerleştiği ada olarak
bilinir.
13 Güney İtalya’da bir kent.
14 Q. Fabius Maximus Verrucosus 2. Kartaca Savaşı’nda komutan olup, beşinci consul’lüğünde
(MÖ 209) Tarentum’u almıştır.
15 MÖ 233 yılı.
16 Campania’da bir kent. Cato Capua’ya gittiğinde (MÖ 214) 20 yaşındaydı.
17 Quaestor cumhuriyet döneminin mâliyeden sorumlu yüksek devlet memu
rudur.
18 MÖ 204 yılı.
7
mi sürdürdüm, bu aynı zamanda, artık yaşlanmış olan Q. Maximus, Cincius’un armağanlar ve
bağışlarla ilgili yasasının19 savunucusu olduğu dönemdi. Bu adam yaşı hayli ilerlemiş olmasına
rağmen genç biri gibi savaşıyor, gençlik heyecanıyla parıldayan Hannibal’i20 sabrıyla
yatıştırıyordu, bizim bildik Ennius’umuz21 bunu açıkça dile getirir:
“Bir adam bizim için gecikme sağlayarak devleti
iyileştirdi,22
Avamın düşüncelerini devletin esenliğinin önüne koymadı, Bu yüzden bu adamın şanı daha da
parlıyor bugün.”23
[11] Gerçekten de Tarentum’u ne uyanıkça, ne planlı almıştı! Kulaklarımla duydum,
kenti kaybettikten sonra kaleye kaçan Salinator ona kibirli bir dille, “Quintus Fabius, benim sayemde
Tarentum’u geri aldın,” deyince o da gülerek, “Kuşkusuz öyle, sen kenti kaybetmeseydin, onu asla geri
alamazdım,” diye cevap vermiştir.24 Gerçekten de savaşta olduğu kadar sivil yaşamda
da25 başarılı biriydi. İkinci kez consul’ken, diğer consul Spurius Carvilius da öylece durur-
19 Marcus Cincius Alimentus tarafından teklif edilen, bu yüzden “Cincius yasası” (Lex Cincia)
olarak bilinen bu yasaya göre artık avukatlar dava açıldıktan sonra armağan ya da bağış alamayacaktı.
20 2. Kartaca Savaşı’nda Kartacalıların lideri.
21 Latin şiirinin babası sayılan Ennius kendisinden sonraki birçok Romalı yazarı
etkilemiştir. Ne yazık ki, eserleri burada olduğu gibi başkalarının eserlerindeki alıntılar olarak günümüze
kalmıştır.
22 Q. Fabius Maximus Verrucosus’un sürekli yıpratma stratejisini uygulayarak Hannibal’in
birliklerini geciktirmiş, bu yüzden “geciktiren” anlamında Cunctator adını almıştır.
23 Ennius, Annales 12.370.
24 Cicero burada yanlış hatırlıyor olmalı, zira M. Livius Salinator MÖ 207’de Hasdrubal’a
karşı düzenlediği seferde başarılı olmuş bir komutandı, Tarentum’u kaybeden M. Livius Macatus’tu.
25 Buradaki “in toga” ifadesiyle savaş kıyafetlerinin değil, sivil yaşamı simgeleyen toga’nın
giyildiği barış dönemi ve bizzat politik yaşamın kendisi anlatılmaktadır.
8
ken, Senatus’un otoritesini hiçe sayarak Picenum26 ve Gallia27 topraklarını bölen Plebs
Tribunus’u28 Gaius Flaminius’a29 gücü yettiğince karşı çıkmıştı. Kendisi bir
augur30 olmasına
rağmen, ister en iyi auspicium'lara31 bakılarak devletin esenliğine katkı sağlanmış olsun, isterse devletin aleyhine
olacak şekilde onlara dayanılmış olsun, son kertede auspicium’lara. dayanmanın aleyhinde konuşmaya cesaret
etmişti. [12] Ondan kayda değer çok şey öğrendim ama hiçbiri consul’ük de yapmış olan seçkin oğlunun32
ölümüne katlanmasından daha hayranlık verici değildir. Cenaze konuşması elimize geçmiştir, okuduğumuzda
hangi filozofu küçümsemeyiz ki? Kuşkusuz o adam yalnızca dışarıda ve vatandaşların gözünde değil, içeride ve
evinde de yüce biriydi. Ne konuşmaydı öyle, ne ilkelerdi, ne eski çağ şuuru, ne augur hukuku bilgisiydi öyle! Bir Romalıya göre çok
okumuştu. Her şeyi, sadece yurttaki değil, yurt dışındaki savaşları da aklında tutardı. Sanki başıma gelecek
olanı önceden görmüşüm, o ölünce kendisinden bir şey öğreneceğim kimse kalmayacakmış gibi, konuşmasını can
kulağıyla dinlerdim.
[V 13] Maximus’tan niye bu kadar çok bahsettim? Açık ki, yaşlılığın acınası bir
şey olduğunu söylemenin doğru olmadığını göresiniz diye. Ancak herkes Scipio’lar ya da Maximus’lar gibi
olamaz ki kentler aldığını, kara ve deniz muharebelerinde savaştığını, katıldığı harpleri ve zafer
alay-
26 İtalya’nın doğusunda bir bölge.
27 Ren Nehri’nin ötesinde, İtalya’nın kuzeyinde kalan bölge.
28 Plebis tribunus, Patricii sınıfının müdahaleleri karşısında Plebs sınıfının haklarını
korumakla yükümlü olan memur.
29 Gaius Flaminius önemli halk önderlerinden biriydi, bu yüzden Cicero gibi aristokratlar
tarafından sevilmiyordu. MÖ 217’deki L. Trasimenus Muharebesinde ordusu dağıtılmış, kendisi
öldürülmüştür.
30 Roma’da gökyüzündeki işaretlere bakarak tanrıların insanlara gönderdiği mesajları
yorumlayan kâhin.
31 Kuşlar aracılığıyla yapılan kehanet ve bu tür kehanetin işaretleri, genel olarak
kuşbiliciliği.
32 Babasıyla aynı adı taşıyan oğlu MÖ 213’te consul olmuştu.
9
larını aklında tutsun. Huzurlu, sorunsuz ve yumuşak bir ömrün yaşlılık çağı da sakin ve rahat
geçer. Platon’un yaşlılığının böyle olduğunu biliyoruz, öldüğünde seksen bir yaşındaydı ve son ana dek
yazmaya devam etti. Isokrates’in33 yaşlılığı da böyleydi, Panathenaicus isimli kitabını doksan dört yaşında
yazdığını kendisi söylüyor, sonrasında beş yıl daha yaşamıştır. Onun öğretmeni olan Leontinili Gorgias
da34 yüz yedi yaşına kadar yaşamış, gayretine ve çalışmasına ara vermemiştir. Niçin bu kadar uzun
süre yaşamak istediği sorulunca “Yaşlılığı suçlamam için hiçbir nedenim yok,” demiştir. Eğitimli bir insana
yakışan, harika bir cevap bu.[14] Akılsızlar ise kendi kusurlarını ve suçunu yaşlılığa yükler, az
önce bahsettiğim Ennius bunu yapmıyordu:
“Olympia’da35 çoğunlukla sahanın sonuna vararak Kazanan güçlü bir at gibi, şimdi
yaşlılıktan muzdarip,
dinleniyor.”36
Kendi yaşlılığını zafer kazanmış güçlü bir atınkiyle kıyaslar. Siz de bunu
hatırlayabilirsiniz, zira şimdiki consul'ler
T. Flamininus ve M. Acilius onun ölümünden on dokuz yıl sonra göreve
başladı,37 Ennius, Caepio ile Philippus consul’lüğünde öldü,38 ben de o yıl altmış
beş yaşında biri olarak Voconius yasasını39 yüksek sesle ve tüm benliğimle savunuyordum. Ancak o
yetmiş yaşındaydı (Ennius bu kadar uzun yaşadı), en ağır yükler olduğuna inanılan iki şeye, fakirliğe
33 Atinalı ünlü hatip.
34 Aynı zamanda retorik ve felsefe öğretmeni de olan ünlü sofist.
35 Olimpiyat oyunlarının oynandığı, kutsal sayılan bölge.
36 Ennius, Annales 12.374.
37 MÖ 150 yılında.
38 MÖ 169 yılında.
39 Q. Voconius Saxa tarafından teklif edilen Voconius yasasına (lex Voconia) göre bireyler
100.000 as tutarındaki mal varlığını bir kadına miras olarak bırakamayacaktı, böylece soylu aileler büyük
malvarlıklarını evlilik yoluyla başka ailelere kaptırmamış olacaktı.
10
ve yaşlılığa öyle katlanıyordu ki, neredeyse onlardan keyif alır gibiydi.
[15] Konuyu derinlemesine incelediğimde yaşlılığın acınası bir durum olarak
anlaşılmasının dört nedeni olduğunu görüyorum: Birincisi iş yapmaktan alıkoyması, İkincisi bedeni
zayıflatması, üçüncüsü neredeyse tüm bazlardan yoksun bırakması, dördüncüsü ise ölümden uzak olmayışıdır.
Size de uygunsa, bu nedenlerin her birinin ne kadar doğru olduğunu görelim.
[VI] Yaşlılık iş yapmaktan alıkoyarmış, peki hangi işlerden? Gençlik ve kuvvetle
yapılan işlerden mi? Zayıf bedenlerle, zihnen idare edilebilecek yaşlı işleri yok mu? Quintus Maximus ve
gerçekten iyi bir insan olan oğlumun kayınbabası, baban Lucius Paulus40 hiçbir şey yapmıyor
muydu? Diğer yaşlılar, Fabricius’lar,41 Curius’lar,42 Coruncanius’lar43
devleti yaptıkları planlarla ve otoriteleriyle savunurken hiçbir şey yapmıyor muydu?[16]
Appius Claudius44 yaşlılığında kör de olmuştu, buna rağmen Senatus Pyrrhus’la uzlaşıp anlaşma yapmaya meyledince
Ennius’un da dizelere yedirdiği şu sözü söylemekten çekinmedi:
“Şimdiye dek doğru bir şekilde yerinde duran aklınız, Nereye gitti de, yolunuzu şaşıracak
kadar delirdiniz?”45
Devamı da pek etkileyicidir; zaten siz de bilirsiniz o şiiri, kaldı ki bizzat Appius’un
konuşması da elimizde mevcuttur. Ayrıca Appius bunu ikinci consul’lüğünden on yedi yıl sonra yapmıştır, dahası
iki consul’lüğü arasında on
yıl vardır, consul
40 Lucius Paulus’un kızı Cato’nun oğlu Marcus’la evlenmişti.
41 G. Fabricius Luscinus MÖ 282 ve 278 yıllarında consul’dü.
42 M. Curius Dentatus MÖ 290, 275 ve 274 yıllarında consul’dü.
43 Tib. Coruncanius MÖ 280’de consul’dü.
44 “Kör” (Caecus) olarak da bilinen Appius Claudius MÖ 310’da censor, 307 ve 369’da consul’dü.
45 Ennius, Annales 9.202.
11
olmadan önce censor da olmuştur. Bu da demek oluyor ki, Pyrrhus46 Savaşı sırasında oldukça yaşlıydı,
babalarımızdan da böyle öğrendik. [17] O halde yaşlılıkta hiçbir iş yapılamadığını söyleyenler
anlamsız konuşmuş oluyor; deniz yolculuğunda kimi direğe tırmanır, kimi güvertede koşuşur, kimi sintineyi
boşaltırken, kaptanın dümeni tutarak pupada öylece oturduğunu, gençlerin yaptığı türden hiçbir iş
yapmadığını söyleyenleri andırıyor böyleleri, oysa kaptan çok daha önemli ve daha iyi olan işler yapar.
Büyük işler kuvvet, hız ya da çeviklikle değil, düşünce, otorite ve karar verme yeteneğiyle yapılır; bunlar
da yaşlılıkta azalmak şöyle dursun, daha da artar genellikle. [18] Asker, tribunus, farklı savaş türlerinde elçi
ve consul olarak
görevlendirilmiş olan ben, savaşmıyorum diye size katkı sağlamıyor görünüyorsam o ayrı. Oysa Senatus’a neyin, nasıl yapılması
gerektiğini gösteriyorum, uzun süredir niyeti kötü olan Kartaca’ya, ondan önce ben savaş ilan ediyorum, onun
tümüyle yıkıldığını görmeden bu konudaki çekincem sona ermez.[19] Scipio, keşke ölümsüz tanrılar
dedenin yarım bıraktığı işleri yapmayı sana nasip etse! Ölümünün üzerinden otuz üç yıl geçti,47
ancak gelecek yıllarda yaşayacak herkes onun hatırasını taşıyacak. O benim censor’luğumdan önceki yıl,
consul olmamdan dokuz yıl sonra
öldü,48 ben consul seçildiğimde, o da ikinci kez consul seçilmişti.49 Yüz yaşına kadar
yaşasaydı, yaşlılığından şikâyet eder miydi? Aksine, koşarak, hücum ederek, uzaktan mızraklarla ya da
yakından kılıçlarla değilse de, düşüncesiyle, aklıyla ve karar verme yeteneğiyle yararlı olurdu. Bu
yetenekler yaşlılarda olmasaydı, atalarımız en yüce meclise Senatus adını vermezdi.50 [20]
Lacedaemonlar51
46 Romalılara karşı düzenlediği seferlerle bilinen Epirus kralı.
47 MÖ 185 yılı.
48 Cato MÖ 184 yılında censor, 195 yılında ise consul olmuştu.
49 MÖ 194 yılında.
50 Burada Senatus isminin, “yaşlı” anlamındaki senex kelimesinden geldiği
varsayılıyor.
51 Spartalılar.
12
arasında da en şerefli görevlerde bulunmuş, gerçekte de yaşlı olan kişilere “Yaşlılar” adı
verilir.52 Yabancı devletlerle ilgili anlatılanları okur ya da dinlerseniz, en büyük devletler
gençler tarafından çökertilmiş, yaşlılar tarafından kurtarılmış ve ayağa kaldırılmıştır. “Merak ediyorum, o
koca devletinizi nasıl bu kadar çabuk kaybettiniz?” Şair Naevius’un53 Ludus’unda böyle bir soru sorulur. Farklı cevaplar
verilir ama başlıcası şudur: “Yeni hatipler, budala yeniyetmeler ortaya çıkıp duruyordu.” Şurası açık ki,
ihtiyatsızlık yeniyetmelere, sağduyu ise yaşını başını almış olanlara özgüdür.
[VII 21] Yaşlılıkta hafıza zayıflarmış. İnanıyorum ki, çalıştırmazsan ve aksak bir
doğan varsa, zayıflar. Themistocles tüm vatandaşların adını ezbere biliyordu, yaşı ilerleyince Aristides’i
“Lysimachus” diye selamladığını mı sanıyorsunuz?54 Ben ise sadece şu an yaşayanları değil,
onların babalarını ve dedelerini de bilirim, denildiği gibi, hafızamı kaybetmeyeyim diye mezar yazılarını
okumaktan hiç çekinmem, zira onları okuyarak ölenleri hafızamda yeniden canlandırırım. Bir yaşlının,
hazinesini gömdüğü yeri unuttuğunu hiç duymadım. Yaşlılar özen gösterdikleri her şeyi, mahkeme günlerini,
kimden alıp kime vermeleri gerektiğini iyi hatırlarlar. [22] O hukuk danışmanları,55
pontifex’ler,56 augur’lar, yaşlı filozoflar ne çok şey hatırlar! Yaşlıların zihinsel yetenekleri kalır, yeter ki
azimleri ve çalışmaları da sürsün, sadece seçkin ve şanlı kimselerde değil, şahsi ve sessiz bir yaşamda da
bu böyledir. Sophocles57 yaşlılığın
52 Gerusia adı verilen Lacedaemon meclisinde altmış yaş üstü olan yirmi sekiz üye ve iki
yetkili yönetici bulunurdu.
53 Latin edebiyatının en eski şairidir; komediler, tragedyalar ve ilk Kartaca Savaşı’yla
ilgili bir destan yazmıştır.
54 Lysimachus Aristides’in babasıydı.
55 Hukuk danışmanları (iurisconsulti) hukuki görüş ve kararları inceleyip
yorumlayan memurlardı.
56 Pontifex
din işlerinden sorumlu olan ve magistratus’lara hukuki meselelerde tavsiyelerde bulunan yüksek
memurdur.
57 Ünlü Yunan tragedya şairi.
13
doruğundayken bile tragedyalar yazdı, bu azminden ötürü ailenin mal varlığını umursamadığı
gerekçesiyle oğulları tarafından mahkemeye bile verildi; bizim geleneğimizde mal varlığını kötü işleten
babalara nasıl karışılırsa, aynı şekilde hâkimler de Sophocles’i delirmiş gibi ailenin mal varlığından
uzaklaştırmak istiyordu. Sonra, bu yaşlı adamın elinde tuttuğu, kısa süre önce yazdığı Oedipus Colonus’ta adlı eserini
hâkimlere okuduğu ve bu şiirin bir deliye ait olup olamayacağını sorduğu anlatılır. Bu okumadan sonra
hâkimlerin kararıyla beraat etmiş. [23] Yaşlılık bu adamı, Homeros’u, Hesiodos’u,
Simonides’i,58 Stesichorus’u,59 daha önce bahsettiğim Isokrates’i, Gorgias’ı, önde
gelen filozoflardan Pythagoras’ı,60 Democritus’u,61 Platon’u,
Xenocrates’i,62 sonra Zenon’u,63 Cleanthes’i64 ve sizin de Roma’da
gördüğünüz, o Stoacı Diogenes’i kendi çalışmalarından alıkoydu mu? Hepsinin çalışmalarındaki hareketlilik
yaşamlarına denk değil miydi? [24] Haydi bu tanrısal konuları65 geçelim. Sabin
çiftliğinden öyle Romalı köylüleri, komşularımı ve yakınlarımı sayabilirim ki,66 onlar olmadan
çiftlikte bir tane bile önemli iş yapılmaz; ne ekim, ne hasat, ne de ürünleri yerleştirme işi yapılabilir.
Başkaları için de bu hiç de şaşılası bir durum değildir, zira bir yıl daha yaşayabileceğini düşünmeyecek
olan hiçbir yaşlı yoktur, aksine uğraştıkları işlerden kendisine hiçbir yarar gelmeyeceğini bilen yaşlılar
vardır:
“Sonraki kuşak için ağaçlar dikiyor.”
58 Bir Yunan şairi.
59 Sicilyalı lirik şair.
60 Sayı mistisizmi ve ruh göçü teorisiyle bilinen filozof.
61 Atomcu filozof.
62 Platon’un öğrencisi olan Academiacı filozof.
63 Stoa felsefesinin kurucusu olan Citiumlu filozof.
64 Stoacı filozof.
65 Şiir ve felsefe konuları kastedilmektedir.
66 Cato’nun İtalya’nın merkezindeki dağlık bölgede bir çiftliği vardı.
14
Bizim Statius67 Synephebi adlı eserinde böyle diyor. [25]
Kuşkusuz çiftçi, yaşlı da olsa, kimin için ektiğini soran birine şöyle cevap vermekte tereddüt etmez:
“Benden, bunları sadece atalarımdan almamı değil, aynı zamanda torunlarıma bırakmamı isteyen ölümsüz
tanrılar için! ”
[VII] Yine Caecilius’un sonraki kuşağı düşünen yaşlı adamla ilgili sözü, şu
sözlerinden daha iyidir:
“Pollux aşkına, ey yaşlılık, beraberinde getirdiğin
Diğer sorunlar bir yana, geldiğinde şu bile yeter:
İnsan uzun yaşayınca, istemediği ne çok şeyi görüyor! ”68
Görmek istediği birçok şeyi de görür, kaldı ki istemediği şey genelde gençliğinde karşısına
çıkar. Caecilius şunu demekle daha büyük bir yanılgı içindedir:
“Yaşlılıktaki en acı şeyin şu olduğunu düşünüyorum: İnsanın o yaşta başkasına rahatsızlık
verdiğini
düşünmesi.”69
[26] Yaşlılık rahatsızlık vermekten ziyade hoşa gider. Akıllı yaşlılar iyi bir
karaktere sahip gençlerden nasıl hoşlanırsa, gençlik tarafından saygıyla karşılanıp sevilen insanların
yaşlılığı nasıl daha katlanılabilir olursa, aynı şekilde gençler de yaşlıların öğütlerinden keyif alır, bu
öğütler sayesinde erdemleri arzulamaya yönlendirilirler; zannederim siz benim için ne kadar hoşsanız, ben de
sizin için o kadar hoşum. Ancak gördüğünüz gibi insan yaşlılıkta uyuşuk ve hareketsiz olmak bir yana, aksine
çalışmayla doludur ve daima meşguldür, yaşamın önceki kısmında neyle ilgileniyorsa, yaşlılığında da onunla
ilgilenir. Yaşlılığında yeni bir şey öğrenenler
67 Caecilius Statius Romalı komedya şairidir.
68 Caecilius, Plocium'dan.
69 Caecilius, Ephesius'tan.
15
de yok mu? Örneğin Solon’un70 dizelerinde, yaşlı olmasına rağmen her gün yeni bir
şey öğrendiğini söyleyerek övündüğünü görürüz, keza ben de bu yaşlı halimle Yunan edebiyatını öğrenmeyi
başardım, ona sanki uzun süreli susuzluğu gidermek ister gibi hırsla sarıldım; böylece gördüğünüz gibi, onun
sayesinde öğrendiklerim şimdi bana örnek teşkil etti. Sokrates’in yaşlılığında telli çalgı çalmaya
başladığını işitince,71 aynısını yapmayı ben de istedim, (eskiler telli çalgıları çalmayı
öğrenirdi) ancak tümüyle edebiyatla uğraştım.
[IX 27] Şimdi gençlikteki o kuvveti arzulamıyorum (öyle ya, yaşlılığın
kusurlarından biri de buydu), keza gençken de boğa ya da fil gücünde olmayı arzulamıyordum. Hangi söz,
Crotonlu Milon’un72 sözünden daha acınası olabilir? Milon’un artık yaşlı olduğu dönemde sahada
idman yapan atletleri görünce, kendi kaslarına bakarak şöyle dediği anlatılır: “Ah ah, bunlar artık birer
ölü!” Ey aptal adam, kasların senden farklı değil ki, şöhretini kendin sayesinde değil, kolların ve kasların
sayesinde kazandın. Vatandaşlar için hukuk ilkelerini kaleme alan Sextus Aelius,73 ondan çok
seneler önce yaşamış olan Tiberius Coruncanius74 ve Publius Crassus75 hiç böyle
yakınmamıştı, her biri son nefesine kadar sağduyusunu korudu.[28] Hatibin yaşlılığında gücünü
yitirmesinden çekiniyorum, zira onun becerisi sadece zihnine değil, aynı zamanda ciğerine ve kudretine de
dayanıyor. Bu beceri, nasıl olduğunu bilmiyorum ama yaşlılık dönemindeki ak saçlıların sesinde tam anlamıyla
canlanır, bugüne dek bu canlılığı ben de yitirmedim, yaşımı görüyorsunuz. Ancak buna rağmen bir yaşlıya
yakışan sakin ve dingin bir
70 Atinalı ünlü şair ve yasa koyucu.
71 Bkz. Platon, Menexenus 235e; Euthydemus 272c.
72 Magna Graecia’daki bir kent olan Croton’da doğmuş ünlü bir
atlet.
73 MÖ 198 yılında consul, 194’te censor’du.
74 Plebs sınıfından çıkmış ilk pontifex’tir.
75 P. Licinius Crassus MÖ 205 yılında consul, 212-183 arasında pontifex maximus’tu.
16
konuşmadır. Çoğunlukla dili etkileyici olan yaşlı birinin iyi hazırlanmış, sakin konuşması
kendisine dinleyici bulur. Bir insan bunu kendi başına başaramasa da, bir Scipio’ya ya da Laelius’a
öğretebilir! Öyle ya, etrafı gençliğin öğrenme arzusuyla çevrilmiş yaşlılıktan daha tatlı ne var?
[29] Yoksa gençleri eğitme, yetiştirme ve onlara görev üstlenme yükümlülüğünü tümüyle aşılama
kudretini yaşlılığa yakıştırmayacak mıyız? Hangi iş bundan daha üstün olabilir? Bana kalırsa Gnaeus Scipio,
Publius Scipio,76 iki atan Lucius Aemilius77 ve Publius Africanus78 soylu
gençlerle dostluk kurmaktan mutlu görünüyordu; kocadılar ve kuvvetleri azaldı diye hayırlı ilimlerin
öğretmenlerinin mutlu olmadığını düşünmemeli. Bu kuvvet eksikliği genelde yaşlılıktan ziyade gençlikteki
hatalardan kaynaklanır, şehvet düşkünü olan, ölçüsüz gençlik, yaşlılığa dermansız bir beden
bırakır.[30] Xenophon’a göre79 Cyrus ölürken yaptığı konuşmada, yaşlandığı halde
yaşlılığın, kendisini, gençliğindekinden daha güçsüz hissettirmediğini söylemiştir.80
Consul’lüğünden dört yıl sonra
pontifex maximus yapılmış ve bu
rahiplik görevi yirmi iki yıl sürmüş olan Lucius Metellus’un,81 ömrünün sonunda olmasına rağmen
gençliğini aratmayacak kadar gücünün yerinde olduğunu çocukluğumdan hatırlıyorum. Bu benim yaşlılığıma ve
ömrüme uysa da, kendimden bahsetmeme gerek yok.
[X 31] Homeros’taki Nestor’un sürekli kendi erdemlerinden
bahsettiğini82 biliyorsunuz değil mi? Üç insan nesli gör-
76 Bu iki kardeş 2. Kartaca Savaşı’nın ilk yıllarında orduda görev almıştır.
77 L. Aemilius Paulus MÖ 216 yılında consul’dü.
78 2. Kartaca Savaşı’nda komutandı, Hannibal’i Zama’daki son muharebede yendi, tüm zamanların
en büyük askerî dehalarından biri olarak sayılır. MÖ 199 yılında censor seçildi.
79 Yunan tarihçi.
80 Herodotos ve Ctesias Pers Kralı Cyrus’un muharebede öldüğünü söyler, dolayısıyla buradaki
aktarım tartışmalıdır.
81 L. Caecilius Metellus MÖ 231 ve 247 yıllarında consul, 243’ten 222 yılına kadar ise pontifex olarak hizmet etmiştir.
82 Homeros, İlyada 1.260; 11.668.
17
müştü, haklı olarak aşırı böbürleniyordu, kibirli ve geveze görünme korkusu yoktu. Nitekim
Homeros’un da dediği gibi, “dilinden baldan tatlı bir konuşma akıyordu,”83 bu tatlılık için de
beden kuvvetine ihtiyaç duymuyordu. Bununla birlikte Yunanistan’ın o meşhur önderi, Aiax’a değil, Nestor’a
benzeyen on adamı olmasını ister, bu gerçekleştiğinde Troia’nın kısa sürede yıkılacağından şüphesi
yoktur.84 [32] Ancak şimdi kendime döneyim. Seksen dört yaşındayım. Cyrus’un övündüğü şeyle ben
de övünmek isterdim, yine de diyebilirim ki, Kartaca Savaşı’nda asker, aynı savaşta quaestor, İspanya’da consul ya da dört yıl sonra Manius
Acilius Glabrio’nun consul’lüğü sırasında85 Thermopylae’de tribunus militaris86 olduğum zaman
sergilediğim kuvvetim yok, ama sizin de gördüğünüz gibi, yaşlılık beni tümüyle çökertmedi, belimi bükmedi;
ne meclis, ne kürsü, ne dostlarım, ne müvekkillerim ne de misafirlerim o kuvvetimi özlüyor. “Yaşlıyken uzun
süre yaşamak istiyorsan, erken yaşlan,” uyarısında bulunan, yüceltilmiş o eski deyişe kesinlikle
katılmıyorum. Gerekenden önce yaşlanmaktansa, uzun süre yaşlı olarak yaşamamayı tercih ederim. Bugüne kadar
benimle görüşmek isteyen hiç kimseye işim olduğunu söylemedim.
[33] Kuvvetim ikinizin kuvvetinden de az. Siz de komutan Titus Pontus’un kuvvetine
sahip değilsiniz, bundan dolayı o sizden daha değerli mi oluyor? Kuvvetin bir ölçüsü olmalı, insan
ulaşabileceğine uzanmalı, böylece yitirdiği kuvveti büyük bir özlemle anmayacaktır. Milo’nun Olympia
sahasına sırtında bir öküz taşıyarak girdiği anlatılır. Sana böyle bir beden kuvvetinin mi, yoksa
Pythagoras’ın zihin kuvvetinin mi verilmesini isterdin?87 Neyse, dindeyken bu nimetten
yarar-
83 Homeros, İlyada 2.249.
84 Homeros, İlyada 2.370. Nestor bilge yaşlılığın, Aiax ise bedenen güçlü gençliğin simgesidir.
85 MÖ 191 yılında.
86 Bir lejyonun yüksek rütbeli komutanı.
87 Kimilerine göre Milo Pythagoras’ın öğrencisidir.
18
lan, kaybedince onu arama, tabii gençlerin çocukluğu, yaşı biraz ilerlemiş olanların da
gençliği aramaları gerekmiyorsa! Ömrün belli bir akışı vardır, doğanın yolu tek ve basittir. Ömrün her
dönemine, kendisine has bir yapı bahşedilmiştir; çocukların zayıflığı, gençlerin haşinliği, orta yaşın
ağırbaşlılığı ve yaşlılığın olgunluğu vardır ve doğal olan kendi dönemlerinde bunları kabul etmektir.
[34] Scipio, dedeni de misafir eden ve bugün doksan yaşında olan Masinissa’nın88 neler
yaptığını işittiğini düşünüyorum. Yola yaya çıktığında asla ata binmez, atla çıkınca da attan inmez;
yağmurda ve soğukta başı açık gezer, bedeni son derece sağlamdır, bu sayede krallığın tüm görevlerini ve
işlerini kendisi yapar. Demek ki talim ve ölçülülük yaşlılıkta eski sağlamlığın bir kısmını
koruyabiliyor.
[XI] Yaşlılıkta hiç mi kuvvet yoktur? Yaşlılıktan kuvvet beklenmiyor ki.
Dolayısıyla hem yasalar hem de âdetlerden ötürü yaşlılık çağımız kuvvet olmadan yapılamayacak işlerden muaf
tutuluyor, böylece sadece yapamadığımız değil, aynı zamanda yapabileceğimiz işlerden de uzak tutuluyoruz.
[35] -Ancak öyle çok dermansız yaşlı var ki, yaşamın gerektirdiği görevlerin ve işlerin hiçbirini
yerine getiremiyorlar.-
Tamam da, bu yaşlılıktan kaynaklanan bir kusur değil, genel olarak sağlıkla ilgili bir kusur.
Seni evlat edinen Publius Africanus’un oğlu ne kadar da çelimsiz, kırılgan ve sağlığı bozuktu! Öyle
olmasaydı, devletin başka bir ışığı olurdu, zira engin bilgisiyle babasının ruh yüceliğine yaklaşmıştı.
Gençler bile zayıf düşmekten kaçamazken, yaşlıların bazen güçsüz olmasında şaşılacak ne var? Laelius ve
Scipio, yaşlılığa direnmeliyiz, ondaki kusurları özenle ortadan kaldırmalıyız, hastalığa karşı koyduğumuz
gibi, yaşlılığa da karşı koy-
88 MÖ 206 yılında Scipio Africanus tarafından Roma’nın müttefiki ilan edilen Numidia kralı.
Cicero, De Re Publica’nın
altıncı kitabının “Scipio’nun Rüyası” olarak bilinen bölümünde Masinissa’nın Scipio’yu sarayında
ağırladığını anlatır.
19
malıyız. [36] Sağlıklı olma yolunu bilmeli, ölçülü talimlerden yararlanmalı;
kuvvetimizi azaltacak değil de, tazeleyecek bir yeme ve içme alışkanlığımız olmalı. Ayrıca sadece bedene
değil, aynı zamanda, belki çok daha fazla zihne özen göstermeliyiz, zira lambadan yağı dökmek gibi, bunlar
olmazsa yaşlılıkta ikisi de tükenir. Talimlerin aşırı olması bedenleri yıpratır, zihinler ise
çalıştırıldıkça tazelenir. Caecilius “komik budala yaşlılar” derken, kolayca inanan, unutan ve gevşemiş
olanları kasteder; bunlar yaşlılığın değil, işe yaramayan, tembel ve uykucu yaşlılığın kusurlarıdır.
Şımarıklık ve şehvetin yaşlılardan ziyade gençlerin, ama tüm gençlerin değil, sadece kötü karakterli
gençlerin bir özelliği olması gibi, bunaklık olarak adlandırılan yaşlı çılgınlığı da, tüm yaşlıların değil,
sadece zayıf karakterli yaşlıların bir özelliğidir.
[37] Appius dört irikıyım oğlunu, beş kızını, o koca evini ve kendisine bağlı olan
onca kişiyi hem kör, hem yaşlı haliyle idare ederdi, zira yay gibi gergin bir zihni vardı, gevşeyerek
yaşlılığa teslim olmamıştı. Yakınları üzerinde sadece otoritesi yoktu, aynı zamanda söz sahibiydi, köleleri
ondan korkar, çocukları çekinirdi; herkes ona sevgi beslerdi, evde ataların âdet ve öğretisi hüküm
sürerdi.[38] Kişi kendini savunur, hakkını korur, kimseye boyun eğmez, son nefesine dek
yakınlarına hükmederse yaşlılığı saygın olur. Yaşlıda gence özgü bir nitelik olması gibi, gençte de yaşlıya
özgü bir nitelik olabileceğini düşünüyorum; bu düşünceyi benimseyen biri bedenen yaşlı olsa da ruhen
olmayacaktır. Elimde Origines eserimin yedinci kitabı var, eski döneme ait, kayda değer tüm unsurları topluyorum, şimdi
önemli davalarda yaptığım savunma niteliğindeki konuşmaları özenle derliyorum; augur ve sivil pontifex hukukunu gözden geçiriyor, Yunan
edebiyatından da çokça yararlanıyorum, Pythagoraşçıların yöntemine uyarak hafızamı çalıştırmak için,
gündüzleri söylediğim, işittiğim ve yaptığım her şeyi akşamları yeniden aklımdan geçiriyorum. Bunlar zekânın
talimleri, aklın izleyeceği yollardır.
20
Bu tür işlere yoğunlaşıp çalışan biri olarak kuvvetimi hiç aramıyorum. Arkadaşlarımın
yanındayım, sık sık Senatus’a geliyorum, uzun bir süre ve derin bir şekilde düşünülmüş fikirlerimi paylaşıyorum, bütün
bunları bedenimin değil, zihnimin kuvvetiyle gözetiyorum. Bu işlerle uğraşamaz hale gelsem bile, yine de
yapamadığım bu işleri yattığım yerde düşünmek bile bana keyif verir. Ancak elimden geldiğince faal bir yaşam
sürüyorum. Bu işlerle meşgul olarak yaşayan biri, yaşlılığın ne zaman bastırdığını anlamaz, böylece insan
farkına varmadan, yavaş yavaş yaşlanır, birden çökmez, uzun sürede söner.
[XII 39] Yaşlılığın hazlardan yoksun olmak şeklinde dile getirilen üçüncü kusuruna
gelelim. Bizden gençlikteki en büyük kusuru söküp atması, yaşlılığın ne muazzam bir armağanıdır! İyi
gençler, önde gelen, seçkin bir adam olan Tarentumlu Archytas’ın,89 gençliğimde Quintus
Maximus’la Tarentum’dayken bana aktardıkları o eski konuşmasını dinleyin. Archytas doğa tarafından insanlara
hazdan daha yıkıcı bir bela verilmediğini söylüyordu, buna göre düşüncesizce ve dizginsiz bir şekilde ele
geçirmeye dönük açgözlü şehvet hazla körüklenir;[40] vatana ihanet, devleti yıkma girişimleri ve
düşmanla yapılan gizli anlaşmalar hazdan doğar. Haz arzusunun insanı göze almaya zorlamadığı hiçbir suç,
hiçbir kötü eylem yoktur. Fuhuş, zina ve her tür rezillik sadece hazla tetiklenir, başka güdülerle değil.
Doğa ya da tanrı, insanı hiçbir şeyin daha üstün olamayacağı akılla donatmış; hiçbir şey bu tanrısal armağan
ve bağışa haz kadar düşman değildir, [41] zira şehvetin rehberliğindeyken ölçülülüğe yer kalmaz,
erdem hazzın krallığında asla barınamaz. Archytas, bunun daha iyi anlaşılabilmesi için, kendisini
kavranabilecek en büyük beden hazzına ziyadesiyle kaptırmış birini hayal etmemizi istiyordu. Onun
düşüncesine göre, böyle birinin hazzıyla mutlu olduğu sürece, aklıyla iş göremediğinden, mu-
89 MÖ 367-361 yılları arasında Tarentum’u yöneten Pythagorasçı lider.
21
hakemeyle ve düşünceyle hareket edemediğinden kimsenin şüphesi olmayacaktır. Dolayısıyla
hiçbir şey hazdan daha yıkıcı ve zararlı değildir, ziyadesiyle büyük ve tesirli olduğunda zihnin tüm ışığı
söner. Archytas bunları Caudium Savaşı’nda consul’ler Sp. Postumius ve T. Veturius’u yenen adamın
babası olan Samnit Gaius Pontius’la konuşmuş.90 Yine bunları, Roma halkının dostu olarak kalan,
konuğumuz Tarentumlu Nearchus da yaşça büyüklerinden duyduğunu söylerdi. Bu konuşmaya Atinalı Platon da
katılmış, onun L. Camillus ile Ap. Claudius’un consul’lükleri sırasında Tarentum’a geldiğini
de91 okudum.[42] Bunun anlamı ne? Anlamanızı istiyorum ki, madem muhakeme ve bilgelik
yoluyla hazdan uzaklaşamıyoruz, o halde sonuç itibariyle uygun olmayan hazza izin vermediği için yaşlılığa
büyük saygı duymalıyız. Zira haz düşünceye engel, muhakemeye düşmandır, tabir yerindeyse aklın gözünü kör
eder, erdemle takas edilebilir bir şey değildir. İstemeye istemeye yiğit adam Titus Flamininus’un kardeşi
Lucius Flamininus’u Senatus’tan atmak zorunda kaldım;92 bundan yedi yıl sonra consul oldu, ancak şehvetinin gösterilmesi gerektiğini
düşündüm. Zira bu adam consul olarak Gallia’da bulunduğu sırada bir şölende bir hayat kadını tarafından kandırılarak
hapiste idam cezasıyla yargılanan birinin başını vurdu. Benden önce görevde bulunan kardeşi Titus
censor’ken93 kendini
cezadan kurtardı, kuşkusuz yönetimdeki rezaleti özeldeki bir ahlâksızlıkla birleştiren böylesine çirkin ve
rezil bir şehvet duygusunu ben ve Flaccus tasvip edemezdik.
[XIII 43] Ben de kendi çocuklarına yaşlılardan duyduklarını anlatan büyüklerimden
çok duydum; Gaius Fabricius,
90 MÖ 321 yılında.
91 Platon’un yetmiş dokuz yaşında olduğu MÖ 349 yılı.
92 Titus Quinctius Flamininus, Makedon kral Philippus’u yenmiştir. Kardeşi Lucius MÖ 192’de
consul’dü, görevi boyunca Gallia Cisalpina’daki savaşı başarıyla yürüttü ve MÖ 184 yılında Senatus’tan
çıkarıldı.
93 MÖ 189 yılında.
22
Pyrrhus’a elçi olarak gittiğinde Thessalialı Cineas’tan,94 Atina’da kendini bilge
olarak sunan biri olduğunu95 ve bu adamın “Yaptığımız her şey haz vermelidir,” dediğini duyunca
şaşırmış. Bunu Fabricius’tan duyan Manius Curius ve Tiberius Coruncanius, bu düşüncenin
Samnitlere96 ve Pyrrhus’a benimsetilmesini istemiş, zira kendilerini hazlara adadıklarında
kolayca yenileceklermiş. Manius Curius diye biri yaşamıştı, hani ondan beş yıl önce, Publius Decius dördüncü
consul'lüğü
sırasında97 kendini devlet için feda etmişti. Bu adamı Fabricius da, Coruncanius da tanırdı, bu
kişiler kendi yaşamlarından olduğu kadar, bahsettiğim Decius’un davranışından da hareketle, doğada sadece
kendisi için istenen, güzel ve seçkin bir şey olduğu ve hazzı reddederek küçümseyen en iyi insanların bu
şeyin peşinden gittiği sonucuna varıyordu.[44] Peki hazzın üzerinde niçin bu kadar çok duruyorum?
Çünkü hazları hiçbir şekilde aramaması yaşlılığın bir kusuru değil, aksine övgüye değer bir niteliğidir.
Yaşlılık ziyafetlerden, süslü masalardan ve sık dolan kadehlerden yoksundur, dolayısıyla ayyaşlıktan,
hazımsızlıktan ve uykusuzluktan da yoksundur. Yine de yaşlılıkta hazza bir yer açmak gerekirse (zira onun
tuzaklarına kolayca direnemeyiz, nitekim Platon tanrısal bir esinle hazzı “kötülüklerin yemi” olarak
adlandırıyor,98 zira insanlar balıklar gibi onunla yakalanır), yaşlılık ölçüsüz ziyafetlerden
yoksundur, ölçülü yemeklerden keyif alınabilir. Çocukluğumda donanmasıyla Kartacalıları ilk defa yenen
Marcus’un oğlu yaşlı Gaius Duilius’u99 sık sık yemekten dönerken görürdüm,
94 Demosthenes’in öğrencisi olan Cineas en ünlü hatiplerden biriydi.
95 Burada kastedilen Epicurus’tur. Cicero Epicurus için benzer bir ifadeyi De Finibus 2.3’te
de kullanır.
96 Orta İtalya’da bulunan ve Roma’ya karşı İtalya’nın bağımsızlığını savunan son
kavimdir.
97 MÖ 295 yılında.
98 Platon, Timaeus 690.
99 MÖ 260 yılında consul’dü.
23
yanında meşale taşıyan ve flüt çalanlardan keyif alırdı, özel yaşamında böyle davranan bir
insanın daha önce bir örneği yoktu, şanı ona bu özgürlüğü veriyordu. [45] Fakat ben niye
başkalarından söz ediyorum? Artık kendime geleyim. Öncelikle ben hep bir tarikatta oldum. Quaestor’luğum döneminde Idalı Büyük Ana
kültü kabul edildikten sonra100 başka tarikatlar da kuruldu. Tarikat üyeleriyle gayet ölçülü
yemekler yiyordum, fakat o vakit gençlik ateşi de vardı, ancak zaman geçtikçe her şey günden güne daha da
yavaş bir hal alıyor. Nitekim bu tür şölenlerden duyulan keyfi, bedenin hazları değil, dostlarla bir araya
gelmiş olmak ve sohbetler belirliyordu. Atalarımız, yaşamdaki bir araya gelişi ifade ettiği için, dostların
sofraya oturmasına iyi bir şekilde “convivium” demişler;101 bu da Yunanların aynısı için
“birlikte içme” ve “birlikte yeme” anlamında bir kelime kullanmalarından daha iyidir, zira bunun anlamı
oldukça darken, bizimki daha geniş görünüyor. [XIV46] Sadece yaşıtlarımla değil, gerçi onlardan
da çok az kaldı, aynı zamanda sizin yaşıtlarınızla ama özellikle de sizinle sohbet etmekten keyif duyduğum
için ziyafete erkenden teşrif etmekten mutlu olurum. Sohbet arzusunu artırdığından ve yeme içmeyi
azalttığından yaşlılığa büyük bir minnet duygusuyla yaklaşıyorum. Yeme ve içme keyif veriyorsa (hazza
tümüyle savaş açanlar gibi görünmeyeyim, belki haz bir ölçüde doğaldır), yaşlılığın bu hazlardan tümüyle
yoksun olmadığını düşünüyorum. Atalarımızdan kalan âdetler beni mutlu ediyor; örneğin atalarımızın âdetine
uygun olarak sofrada başköşeye oturan kişinin yaptığı konuşma, Symposium’da102 Xenophon’unki gibi küçük ve
damla damla döken kadehler, yazın serinlik ve buna karşın kışın güneş ya da ateş. Sabinlerde bunları ararım,
dahası komşularımı her gün ziyafete çağırırım, birçok
gece elimizden geldiğince farklı konularda sohbetler ederiz. [47] Öyle büyük
hazlar vardır ki, yaşlılarda bir kıpırdanmaya bile neden olmaz. İnanıyorum ki, yaşlılıkta onların yokluğu da
aranmaz. Yokluğunu aramadığın şey acı da vermez. Biri, yaşlanmış olan Sophocles’e gönül işleriyle arasının
nasıl olduğunu sorunca, güzelce şöyle demiş: “Ey iyi tanrılar! Onlardan, tıpkı acımasız ve kudurmuş bir
efendiden kaçar gibi, isteyerek kurtuldum.”103 Şehvet dolu kimseler için bu tür şeyleri yitirmek
belki iğrenç ve acı veren bir durumdur, buna karşın doymuş ve yapacağını yapmış kimseler için bunları
yitirmek, sürekli tadıp durmaktan daha hoştur. Hazzın yokluğunu aramayan, ondan yoksun da değildir,
dolayısıyla diyorum ki, yokluğunu aramamak daha hoştur. [48] Ancak gençlik bu tür hazların tadını
daha hevesle çıkarır, sonra söylediğim gibi, ilkin bunlar önemsiz şeylerdir, İkincisi yaşlılık bu hazları
bolca tecrübe etmese bile, yine de asla onların yokluğunu aramaz. İlk sıradan Turpio
Ambivius’u104 izleyen kişi daha fazla keyif alırken, en arka sıradaki birinin de keyif alması
gibi, belki de gençlik tam odaklanmasından ötürü hazlarla daha mutlu olurken, yaşlılık da uzaktan baktığı
hazlarla yeteri kadar mutlu olur.[49] Bir ruh için ne kutlu bir durumdur, şehvetin ve hırsın,
mücadelenin, düşmanlığın ve tüm tutkuların içinden geçtikten sonra kendine dönmesi ve “Artık kendinle yaşa!”
denmesi! Kuşkusuz insanın çalışma ve eğitimden beslenmesi söz konusuysa, vaktin bol olduğu yaşlılıktan daha
hoş bir dönem yoktur. Scipio, babanın yakın arkadaşı olan Gaius Galus’un105 neredeyse yeri ve
göğü ölçmekle uğraşırken öldüğünü gördük. Birçok defa gün ışığı onu geceleyin bir şey çizmekle uğraşırken,
gece de gündüz başladığı işe devam ederken yakalamıştır. Güneş ve Ay tutulmalarını çok önceden bize söylemek
onu ne kadar da se-
103 Platon, Devlet 329B.
104 Roma’da tiyatrosu olan bir oyuncu.
105 MÖ 166 yılında consul'dü.
25
vindirirdi! [50] Daha hafif olsa bile yine de dikkat gerektiren konularda, Naevius
Bellum Punicum’u, Plautus
da106 Truculentus ve Pseudolus’u yazdığı için ne kadar da sevinçliydi! Ben doğmadan altı yıl önce, Cento ile Tuditanus’un
consul’lükleri
sırasında107 oyun yazan yaşlı Livius’u108 gördüm, benim gençlik dönemime kadar yaşadı.
Publius Licinus Crassus’un ius
pontificium109 ve ius civile110 üzerine yaptığı çalışmaya ya
da birkaç gün önce pontifex maximus yapılan Publius Scipio’ya ne diyeyim? Hatırlattığım bu kişilerin hepsini yaşlılığında
gayretle çalışırken gördük. Ennius’un haklı olarak “İknanın Özü” dediği111 Marcus
Cethegus’un112 yaşlıyken bile ne kadar özenle konuşma alıştırması yaptığını görüyorduk!
Sofraların, oyunların ya da hayat kadınlarının verdiği hazlar, bu hazlarla kıyaslanabilir mi hiç? Bunlar
(yani İlmî çalışmalar) sağduyulu ve iyi yetişmiş kimselerde yaş ilerledikçe artar; daha önce de bahsettiğim
bir dizesinde her gün kendisine birçok şey katarak yaşlandığını söylemesi Solon’un şanındandır, kuşkusuz
hiçbir şey zihnin hazzından daha yüce değildir.
[XV 51] Şimdi de fevkalade hoşlandığım, çiftçilerin hazlarına geliyorum. Bunlar
yaşlılıkla engellenmez ve bana bilgenin yaşamına ziyadesiyle yakışır görünüyorlar. Nitekim bu hazlar, hiçbir
zaman biçilen değeri reddetmeyen ve bazen az ama çoğunlukla büyük bir kâr ettiren, aldığını faizsiz
geri
106 Latin edebiyatının en önemli komedi yazarlarından biridir.
107 MÖ 240 yılında.
108 Latin edebiyatının ilk yazarı olarak bilinen Livius Andronicus Yunancadan birçok eseri
Latinceye aktarmıştır.
109 “Pontifex ya da din adamı hukuku”. MÖ 3. yüzyıla kadar din işleriyle ilgiliyken, sonra yetkileri artmış
ve sorumluluk alanı genişlemiştir.
110 “Vatandaşlık ya da vatandaş hukuku”. Roma vatandaşlarını ilgilendiren, onlarla ilgili
yasaları içeren hukuktur. Cicero’nun yasalarla ilgili kapsamlı açıklamaları için bkz. Cicero, Yasalar Üzerine, Çev. C. Cengiz Çevik,
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2016, passim ve burada adı geçen kavramlar için 99-100.
111 Ennius, Annales 9.308.
112 MÖ 204 yılının consul’ü.
26
vermeyen toprağa dayanır. Sadece verdiği ürün değil, aynı zamanda toprağın gücü ve doğası da
beni mutlu eder: Tohumu yumuşak ve sürülmüş bağrına alır, önce onun üzerini örterek saklar, nitekim
“örtme”113 ismi toprağın bu işinden ötürü verilmiştir. Sonra hararetiyle ve sıkıştırarak tohumu
çatlatır, ondan yeşil ot çıkarır, köklerindeki liflerinden doğan bu ot aşamalı olarak filizlenir, sapıyla ve
kınının düğümüyle dikilip büyürken içine kapanır; bu sargıdan dışarı çıkınca, sıra sıra dizili halde
fışkıran ekini verir ve dikenlerden oluşan bir siperle küçük kuşların ısırıklarına karşı korunur.
[52] Şimdi asmaların doğuşunu, yeşermesini ve gelişimini hatırlatmama ne gerek var? Ama bu keyfe
doyamıyorum işte (yaşlılığımdaki huzuru ve eğlenceyi anlayın). Topraktan doğan her şeyin gücünü es mi
geçiyorum? O küçücük bir incir çekirdeğinden, şarap üzümü çekirdeğinden, diğer meyve ve köklerin minik
tohumlarından koca koca gövdeler ve dallar meydana getirir. Öyle çekiç sürgünleri, yeşil filizler,
çalılıklar, köklü bitkiler, fidanlar vardır ki, kimi hayranlıkla mutlu etmez? Doğası gereği cılız olan ve
desteklenmedikçe toprağa düşen asma, ince filizleriyle karşılaştığı şeye sarılarak kendini yukarı kaldırır.
Çiftçilerin zanaatı, filiz vermesin ve her yana aşırı derecede yayılmasın diye, kat kat sıçrayarak ve
dolaşarak sürünen asmayı bıçakla keserek durdurmaktır.[53] Dalların boğumlarından kalan
kısımlarda tomurcuk denen unsurlar bulunur, ilkbahar gelince bunlardan da toprağın özü ve güneşin ısısıyla
büyüyen üzüm kendini gösterir; ilkin tadı ekşidir, sonra olgunlaştıkça tatlılaşır, yapraklarla örtülü
olduğundan ölçülü sıcaklığını yitirmez ve güneşin aşırı sıcaklığından kendini korur. Bu meyveden daha kutlu
ve görünüşünden daha güzel başka bir şey olabilir mi? Daha önce de söylediğim gibi, toprak sadece bana
faydalı değil, aynı zamanda onun işlenmesinden ve doğasından, örneğin asma desteklerinin düzeninden,
başlarının tutulmasından,
113 Latincesi occatio.
27
bağlanmasından ve yayılmasından, bahsettiğim bazı dalların budanmasından ve bazılarının da
büyütülmesinden hoşlanıyorum. Toprağı çok daha bereketli kılan sulamalardan, sürmelerden ve yeniden
biçmelerden de bahsedeyim mi? [54] Gübrelemenin faydasından da söz edeyim mi? Çiftçilik işleriyle
ilgili kitabımda114 bunları anlattım, o usta Hesiodos tarlanın sürülmesini yazdığı halde, bu
konularda tek kelime etmez.115 Keza zannederim uzun çağlar önce yaşamış olan Homeros da
Laertes’in, oğlunun yokluğunda acısını tarlasını sürerek ve gübreleyerek dindirdiğini anlatır.116
Kuşkusuz çiftlik işleri sadece topraktaki ürünlerden, çayır çimenden, asmalardan ve ağaçlardan değil, aynı
zamanda bahçelerden ve özellikle de meyve bahçelerinden ötürü mutluluk verir; sürülerin otlatılması, arı
sürüleri ve çeşit çeşit çiçekleriyle de. Sadece ekimler değil, aynı zamanda çiftçilikteki en maharet isteyen
iş olan aşılamalar da keyif verir. [XVI 55] Çiftlik işlerinin daha birçok zevkinden
bahsedebilirim, ancak anlattığım bu zevklerin yeterince uzun olduğunu düşünüyorum. Anlamalısınız ki, çiftlik
işlerine olan ilgimden ötürü bu konuyu sürdürdüm; hem yaşlı doğası gereği gevezedir, yaşlılığın tüm
kusurlarından kurtulmuş gibi de görünmüyorum. Nitekim Manius Curius da117 Samnitlere, Sabinlere
ve Pyrrhus’a karşı zafer kazandıktan sonra, ömrünün son dönemini çiftlik yaşamıyla geçirdi. Benim evimden
çok da uzakta olmayan evine baktığımda, bu adamın ölçülülüğüne ve o dönemin disiplinine sınırsız bir
hayranlık duyuyorum. [56] Samnitler ocağı başında oturan Curius’a büyük bir altın yığını
getirdiklerinde, onun tarafından reddedilmişlerdi; Curius onlara şöyle demişti: “Bana göre altına sahip
olmak değil, altına sahip olanlara hükmetmek şerefli bir iştir.” Böylesine yüce
114 De Re Rustica.
115 Bkz. Hesiodos, İşler ve Günler.
116 Homeros, Odysseia 24.225. Laertes ünlü kahraman Odysseus’un babasıdır.
117 M. Curius Dentatus, Samnitleri ve Sabinleri MÖ 290 yılında, Pyrrhus’u ise 275 yılında
yenmiştir.
28
bir zihin yaşlılığı tatlı kılamaz mı? Kendimden uzaklaşmamak için yine çiftçilere geliyorum.
Eskiden senator’ler, yani
yaşlı olanlar tarlada bulunurdu, nitekim L. Quinctius Cincinnatus’a dictator seçildiği tarlasını sürerken haber
verildi.118 Magister
equitum119 olan Gaius Servilius Ahala krallığı hedefleyen Spurius
Maelius’u bu dictator’ün
buyruğuyla öldürttü.120 Curius ve diğer yaşlılar Senatus’a çiftlik evlerinden çağrılırdı, bu yüzden
onları çağıranlara viatores denmiştir.121 Peki, kendi tarlalarını ekip biçmekten hoşlanan bu adamların
yaşlılığı acınası mıydı? En azından ben bundan daha mutlu bir yaşlılık olacağına inanmıyorum. Toprağı işleme
sanatı sadece tüm insanoğluna faydalı olan bir yükümlülük değildir; aynı zamanda bahsettiğim türde bir
keyif, insanların beslenmesinde ve tanrılara tapmada gerekli olan her şeyin bereketli, bol ve çeşitli olması
anlamına da gelir. Bazıları bu nimetlerden yoksun olduğuna göre, onlara minnetimizi haz duyarak gösterelim.
Daima malının başında bekleyen bir efendinin şarap ve zeytinyağı kileri dolu olur, evi tam anlamıyla bolluk
içindedir; domuz, oğlak, kuzu, tavuk, süt, peynir ve balla dolup taşar. Nitekim böyle kişiler bahçeye
“pastırmanın diğer kenarı” der.122 Burada kuş yakalama ve avcılık da boş vakitleri daha işlevsel
kılar. [57] Çimenlerin yeşilliğinden, ağaçların sıralanışından ya da üzüm ve zeytinlerin
görüntüsünden uzun uzun bahsetmem
118 L. Quinctius Cincinnatus MÖ 460 yılında consul, 458 ve 439 yıllarında ise dictator
seçilmiştir, burada anlatılan olay ilk dictator seçildiğinde gerçekleşmiştir.
119 Süvari komutanı.
120 Atlı sınıfından zengin biri olan Spurius Maelius MÖ 439 yılındaki kıtlık sırasında halka
yiyecek dağıtmış, soylular da krallıkta gözü olduğunu iddia ederek onu şikâyet etmişti. Cincinnatus’un
davetine rağmen mahkemeye gelmediği için Ahala tarafından öldürtülmüştür.
121 “Yol” anlamındaki via kelimesinden türemiş olan viator “yolda giden, gezgin, yoldaki
haberci” anlamındadır.
122 Succidia “pastırma kenarı” anlamındadır; kişinin asıl mülkü olan evin önündeki bahçe
değerli pastırma kenarına benzetiliyor.
29
gerekir mi? Kısa keseceğim: İyi işlenmiş bir tarladan, faydası bakımından daha bereketli ve
görünüşü bakımından daha güzel hiçbir şey olamaz; yaşlılık insanı bu zevkten mahrum etmek şöyle dursun,
aksine bu zevke davet eder ve çeker. Yaşlılık çağındaki bir insan, böyle bir yerden başka nerede, ister
güneşlenerek isterse ateş başında oturarak olsun, daha iyi ısınabilir, ya da başka nerede ister gölgede,
ister suda olsun, daha sağlıklı serinleyebilir? [58] O halde silahlar, atlar, mızraklar, sopa ve
top, avlar ve koşular başkalarının olsun, biz yaşlılara onca oyundan aşık kemiklerini ve zarları bıraksınlar
yeter; gerçi onlar da olmasa fark etmez, zira yaşlılık bunlarsız da mutlu geçebilir.
[XVII 59] Xenophon’un kitaplarının birçok yararı vardır, eğer okuyacaksanız çok
dikkatli okuyun lütfen. Aile mülkünün idaresiyle ilgili olan Oeconomicus adlı kitabında çiftçilik ne çok övülür!
Bir krala toprağı işlemek kadar yakışan başka hiçbir iş olmadığını anlamamız için Sokrates bu kitapta
Critobulos’la konuşur:123 Zekâsı ve yönetmedeki ustalığıyla bilinen Pers Kralı Genç Cyrus, erdem
abidesi olan Lacedaemon Lysander124 Sardis’e125 gelip de ona müttefiklerinden
armağanlar sunduğunda, Lysander’e diğer işlerde de bir yoldaşıymış gibi, nezaketle davranır. Yine ona etrafı
dikkatle çevrilmiş olan bir tarlayı gösterir; Lysander tarlaya, ağaçların yüksekliğine, beşerli sırayla
dizilmiş olmalarına, sürülmüş temiz toprağa, çiçeklerden yükselen kokuların güzelliğine hayran olup
şaşırdığını ve sadece gösterilen gayrete değil, aynı zamanda Cyrus’un toprağa ölçü ve şekil veren ustalığına
da şaşırdığını söyler. Cyrus da şöyle cevap verir: “Her şeyin ölçüsünü ben ayarladım, sıralar bana ait,
şekil benim, bu ağaçların çoğunu bizzat elimle diktim.” Bunun üzerine
123 Xenophon, Oeconomicus 4.20.
124 Ünlü Lacedaemon komutan Lysander MÖ 404 yılında Aegospotami’de Atinalıları mağlup
etmişti.
125 Lydia’nın eski başkenti.
30
Lysander Cyrus’un mor giysisine, vücudundaki parlaklığa ve çokça altın ile çokça mücevherden
oluşan Pers usulü süslemesine bakarak şöyle der: “Cyrus, sana haklı olarak mutlu diyorlar, zira talihin
erdeminle birleşmiş.” [60] İşte talih yaşlıların bu zevki tatmalarına izin verir, yaşlılık
çağının engel olmadığı başka işler de vardır, ancak özellikle de tarlayı ekip biçme uğraşını yaşlılığın son
anına dek sürdürebiliriz. Marcus Valerius Corvinus’un126 aktif yaşamını tamamladıktan sonra yüz
yaşına dek tarlasını ekip biçtiğini duymuşuzdur; bu adamın ilk consul'lüğü ile altıncı consul’lüğü arasında kırk altı yıl vardı, yani
atalarımızın yaşlılığın başlangıcı saydığı yaşa kadar kariyer basamaklarını127 çoktan
tırmanmıştı. Ayrıca ömrünün sonu, ortasından daha mutlu geçmişti; otoritesi artmış, zahmeti azalmıştı. Öyle
ya, yaşlılıkta otorite zirveye ulaşır. [61] Lucius Caecilius Metellus’a, Aulus Atilius
Caiatinus’a ne çok saygı gösterilirdi! Hatta sonuncusuna şu kitabe yazılmıştı:
“Birçok soy onun halk arasındaki
En seçkin kişi olduğu konusunda hemfikirdi...”
Mezarına yazılmış olan bu şiirin tamamı bilinir. Herkesin, şöhreti konusunda uzlaşarak övgüye
değer bulduğu kişinin haklı olarak bir ağırlığı vardır. Son dönemde pontifex maximus olan Publius Crassus ve ondan sonra
aynı rahipliğe getirildiğini gördüğümüz Marcus Lepidus ne büyük adamlardı! Paulus’a, Africanus’a ya da daha
önceden kendisinden bahsettiğim Maximus’a ne diyeyim? Bunların sadece kararlarında değil, kafa
sallamalarında bile otorite vardı. Şerefli yaşlılığın bilhassa büyük bir otoritesi vardır, öyle ki bu
otorite
126 MÖ 4. yüzyılda Roma’nın önde gelen liderlerinden biriydi; sırasıyla 348, 346, 343, 335,
300 ve 299 yıllarında consul seçilmiştir.
127 Serbest bir çeviriyle “kariyer basamakları” dediğimiz cursus honorum’un ilk anlamı
“mevkiler yolu, seyri”dir; politik kariyerin başlangıcından sonuna dek sırayla çıkılması gereken mevkileri
ifade eder.
31
gençliğin tüm hazlarından çok daha değerlidir, [XVIII 62] Ancak unutmayın ki, tüm
konuşma boyunca, gençlikte temeli atılan yaşlılığı övdüm. Buradan çıkan sonuç şudur: Bir vakit söylediğim ve
herkesin kabul ettiği gibi, kendisini sadece lafla savunan yaşlı acınasıdır. İnsan ne beyaz saçıyla ne de
yüzündeki kırışıklıkla hemen bir saygınlık kazanabilir; son dönemine onurlu bir şekilde varılan bir ömür,
saygınlığın nihai ürününü elde eder. [63] Basit ve herkes için geçerli olduğu görülen şu
davranışlar saygıdeğerdir: Yaşlılara selam vermek, adım atmak, önlerinden çekilmek, onları görünce ayağa
kalkmak, yardım etmek, eşlik etmek ve danışmak. Bunlar hem bizde hem de başka toplumlarda geleneğin en iyi
âdetleri olarak çok dikkatle uygulanır. (Daha önce de bahsettiğim) Lacedaemon Lysander’in, Lacedaemon’un
yaşlılık için en şerefli yurt olduğunu söylediği anlatılır;[64] nitekim hiçbir yerde yaşlılığa bu
kadar önem verilmez ve bu çağ yine hiçbir yerde daha büyük bir saygıyla karşılanmaz. Tarihe de geçmişti:
Yaşı geçkin biri Atina’da bir oyunu izlemek için kalabalık bir tiyatroya girdiğinde Atinalı vatandaşlardan
hiçbirinin ona yer vermediği, ancak elçi oldukları için özel bir yerde oturan Lacedaemonların yanından
geçerken bütün Lacedaemonların ayağa kalkarak kendi yerlerini vermek istediği söylenir. Atinalı tüm
seyircilerden büyük bir alkış kopunca, içlerinden birinin şöyle dediği söylenir: “Atmalılar neyin doğru
olduğunu biliyor, ama yapmayı istemiyor.” Sizin kurulda da128 birçok kayda değer örnek vardır,
ancak şunu bilhassa belirtelim: Kimin yaşı büyükse, düşüncesini ilk o açıklasın, sadece mevkisi yüksek
olanlar değil, aynı zamanda buyurma yetkisi olanlar da yaşlı augur’lardan sonra gelir. Otoritenin
armağanlarıyla kıyaslanabilecek beden hazları var mı? Bu armağanlardan en parlak şekilde yararlananlar, bana
öyle geliyor ki, yaşam oyununu tamamlamış ve iyi prova yapmayan aktörlerden farklı olarak son sahnede yere
yığılmamış sayılmalıdır.
128 Burada augur kurulu kastedilmektedir, zira Scipio ve Laelius augur'du.
32
[65] Ancak yaşlılar hep somurtkan, kaygılı, öfkeli, huysuz, iyi bakarsak, açgözlü
olurmuş. Oysa bunlar yaşlılığın değil, karakterin kusurlarıdır. Somurtkanlık ve bahsettiğim diğer kusurların
makul bir gerekçesi olabilir, yaşlılar bu kusurları sergilemekte haklı değillerse de, mazur görülebilirler:
Yaşlılar aşağılandıklarını, alay edildiklerini ve kendileriyle oyun oynandığını düşünebilir. Özellikle de
vücutları zayıflamışsa, her şeyi nefret uyandıran bir saldırı sayarlar. Buna karşın iyi bir karakter ve
becerilerle bu tür durumlar daha tatlı bir hal alır, yaşamda olduğu kadar, sahnede de böyle olduğu,
Adelphoi oyunundaki
kardeşlerden de anlaşılabilir.129 Yaşamdaki ne kadar sertse, sahnedeki de o kadar tatlı bir sonuç
doğurur. Meselenin özü şu: Her şarap gibi, her karakter de eskidikçe ekşimez. Elbette yaşlılığa ciddiyeti
yakıştırıyorum, ancak diğer her şey gibi o da ölçülü olmalı, huysuzluk ise asla olmamalı. [66]
Hep kendi çıkarını düşünmeyi, yani yaşlı açgözlülüğünü ise anlamıyorum. Öyle ya, yol kısaldıkça yolluğu
artırmaya çalışmaktan daha saçma ne olabilir?
[XIX] Geride sadece bizim çağımızdaki insanlara ziyadesiyle acı verdiği ve onları
kederlendirdiği görülen yaşlılığın dördüncü kusuru kaldı: Kuşkusuz yaşlılıktan hiç de uzak olmayan ölüme
yakın olma. Ah, o kadar uzun ömür boyunca ölümün küçümsenecek bir şey olduğunu göremeyen zavallı yaşlı! Ölüm
ruhu tümüyle yok ediyorsa, onu umursamamalıyız, ebedî bir geleceğe taşıyorsa arzulamalıyız, üçüncü bir
olasılık yoktur. [67] Ölümden sonra acınası ya da mutlu olmayacaksam neden korkayım? Genç bile
olsa akşama kadar yaşayabileceğini iddia edecek kadar budala biri var mı? Kaldı ki, gençlik çağında bizim
yaşlılık çağımıza nazaran ölüme götürebilecek daha fazla neden vardır: Gençler hemen hastalanır, daha ağır
bir şekilde rahatsızlanır, daha zor iyileşirler. Bu yüzden çok az insan yaşlılığa varır. Böyle olmasaydı,
insanlar
129 Terentius’un Adelphoi oyunun da iki kardeş iki farklı eğitim ve ahlâk anlayışını temsil
eder.
33
daha iyi ve daha sağduyulu bir yaşam sürerdi. Akıl, mantık ve düşünce yaşlılarda bulunur;
onlar olmasaydı, hiçbir şekilde hiçbir devlet olamazdı. Ancak şimdi yine kıyıcı ölüme geleyim: Madem ölümün
gençlikle ortak sorunumuz olduğu görülüyor, o halde niçin bu yaşlılığın bir suçu olsun? [68] Ben
canım oğlumda gördüm ölümün her çağın ortak niteliği olduğunu; Scipio, sen de en yüksek mevkilere layık olan
kardeşlerinde gördün.130 Ayrıca genç uzun yaşayacağını umut eder, yaşlı ise aynısını umut edemez.
Aksi halde budalaca bir umut beslemiş olur. Kesin bir şey yerine belirsiz bir şeyi, gerçek yerine sahte bir
şeyi tercih etmekten daha ahmakça ne var? Bununla birlikte yaşlı, gençten daha iyi durumdadır zira gencin
umut ettiği yere varmıştır. Genç uzun yaşamayı ister, yaşlı ise uzun yaşamıştır. [69] Ey iyi
tanrılar, insan doğasında uzun süren ne var? En uzun yaşam süresini düşün, Tartessusluların131
kralının yaşamına bakalım (bir yazıda gördüğüm kadarıyla, Gades’te132 seksen yıl hüküm sürmüş ve
yüz yirmi yıl yaşamış olan Arganthonius diye biri varmış); ancak nihayetinde bir sonu olan ömür bana uzun
görünmez, zira sona varınca, artık geçen zaman akıp gitmiştir, geriye sadece erdemle ve doğrulukla yapıp
ettiklerin kalır. Saatler, günler, aylar ve yıllar tükenir, geçen zaman geri döndürülemez, gelecek zaman da
bilinemez; insanın kendisine yaşaması için tanınan süreye memnun olması gerekir.[70] Mesela bir
aktörün beğenilmesi için oyunun bitmesi gerekmez, rol aldığı perdelerde beğenilse yeter, bilgenin de
“Alkışlayın!” noktasına133 varmasına gerek yoktur. Kısa yaşam süresi iyi ve dürüst bir yaşam için
yeterince uzundur. Daha uzun geçerse, çiftçilerin ilkbahar mevsimindeki tatlılığın geçip de yaz ve
sonbaharın gelmesine üzüldüklerinden daha fazla üzülmeye gerek yok.
130 Scipio’nun iki kardeşinden biri on iki, diğeri on beş yaşındayken ölmüştü.
131 Tartessus Güney İspanya’da Fenike kökenli bir kasabadır.
132 Fenikelilerin İspanya’da kurduğu bir koloni.
133 Oyunların sonuna okuyucu ve seyircilere hitaben “alkışlayın” yazılırdı.
34
Öyle ya, ilkbahar âdeta gençliğe benzer ve gelecekteki ürünleri müjdeler, sonraki mevsimler
ise ürünleri toplayıp kaldırmaya uygundur. [71] Sık sık dediğim gibi, yaşlılığın ürünü de geçen
iyi zamanın hatırası ve bereketidir. Doğaya uygun olarak gerçekleşen her şey iyi şeyler arasında
sayılmalıdır; yaşlıların ölmesi kadar doğaya uygun ne var? Ölümün gençlerin başına gelmesi doğaya aykırı
olan, onu yadsıyan bir şeydir. Bu yüzden gençlerin ölmesi bana ateşin gücünün bol suyla kontrol altına
alınması, yaşlıların ölmesi ise zayıflamış ateşin dışarıdan bir güç uygulanmadan, kendiliğinden sönmesi gibi
gelir. Nasıl elmalar hamken çekilip kopartılır ve tam olgunlaşınca düşerse, aynı şekilde gençlerin yaşamını
güç, yaşlıların yaşamını ise olgunluk alır götürür; bu olgunluk bana öyle tatlı geliyor ki, bizzat ölüme
yaklaşırken, uzun bir deniz yolculuğunun ardından karayı görmüş ve nihayet limana varacakmış gibi
hissediyorum. [XX 72] Yaşlılığın sonu belirsizdir, yaşlılıkta sorumluluk görevini yerine getirip
onu gözetebilirsen ve her şeye rağmen ölümü küçümseyebilirsen doğru yaşamış olursun. Bu yüzden yaşlılıkta
gençliğe göre daha yürekli ve cesur olunur. Solon’un tiran Pisistratus’a134 verdiği yanıttan da
bu sonuç çıkar, zira Pisistratus neye dayanarak kendisine bu kadar cesurca karşı koyduğunu sorduğunda,
Solon’un “Yaşlılığa dayanıyorum,” diyerek yanıt verdiği söylenir. Ancak yaşamın en iyi sonu, doğa kendi
yarattıklarını yok ederken, eserinin sağlam bir akılla ve belli hislerle kalmasıdır. Nasıl bir gemiyi ve bir
binayı yapan kişi en kolay şekilde çökertirse, aynı şekilde insanı da onu yaratmış olan doğa en iyi şekilde
çökertir. Yeni yaratılan her şey güçlükle, eskimiş olan ise kolayca dağıtılır. Dolayısıyla yaşlıların
ömürlerinin geri kalan az kısmını açgözlü bir şekilde terk etmemeleri ve sebepsiz yere ondan vazgeçmemeleri
gerekir. [73] Pythagoras, efendimizin yani tanrının buyruğu olmadan yaşamı ve yaşamdaki
duruşumuzu terk etmemizi yasaklar.
134 Ünlü Atina tiranı.
35
Bilge Solon’un bir mezar kitabesi vardır, onda ölümünün dostlarının kederinden ve
ağıtlarından yoksun olmamasını istediğini söyler. Şüphesiz yakınlarının kendisini sevmesini arzular, öte
yandan Ennius’un şu sözleri daha mı iyi acaba?
“Kimse onurlandırmasın beni gözyaşlarıyla,
Donatmasın cenazemi ağlamasıyla...”135
Peşinden ölümsüzlük geldiği için, ölüme ağıt yakılmaması gerektiğini düşünüyor.
[74] Biri öleceğini hissedebilir, kısa sürer bu, özellikle de yaşlıysa. Ölümden sonra his ya
arzulanacak bir şeydir ya da hiç yoktur. Ancak ölümü umursamamak için bunu gençliğimizden itibaren
düşünmeliyiz. Bu düşünce olmadan kimse zihnen huzurlu olamaz. Zira öleceğimiz kesin, bugün ölüp
ölmeyeceğimiz ise kesin değil. O halde her saat ölümün yıkıcılığını korkuyla duyumsayan biri zihnen huzurlu
olabilir mi? [75] Bu konu üzerinde uzunca durmaya gerek olmadığı görülüyor, vatanı
özgürleştirirken öldürülen Lucius Brutus’u,136 atların yönünü gönüllü olarak ölüme çeviren iki
Decius’u, düşmana verdiği söze sadık kalmak için işkence görmeye giden Marcus Atilius’u,137
Kartacalıların yolunu kendi bedenleriyle kapatmak isteyen iki Scipio’yu,138 Cannae utancımızda
meslektaşının aceleciliği-
135 Ennius, Varia 17.
136 Roma’da krallığın yıkılması ve cumhuriyet rejiminin kurulması aşamasında önemli rol
üstlenmiş olan önder. Roma’dan kovulan hanedanın üyesi olan Tarquinius’un oğlu Arruns ile savaşırken
ölmüştür.
137 Marcus Atilius Regulus MÖ 267 ve 256’da consul’dü. Kartacalılara esir düşer, onlar tarafından
anlaşma teklifini iletmek için Senatus’a gönderilir, Senatus’tan olumsuz yanıt almasına ve Roma’da kalıp
yaşamını sürdürebilecek olmasına rağmen, verdiği söze sadık kalarak Kartaca ordugâhına geri döner ve işkence
edilerek öldürülür. Romalılar; bu tarihî öyküyü geleneksel Romalı erdeminin bir örneği olarak sıklıkla
anlatmıştır.
138 Gnaeus ve Publius Cornelius Scipio MÖ 212’de, İspanya’da Hasdrubal tarafından
öldürülmüştür.
36
nin bedelini kendi ölümüyle ödeyen atan Lucius Paulus’u,139 en acımasız düşmanının
bile onurlu bir mezardan yoksun olmasına dayanamayan Marcus Marcellus’u140 değil de, Origines’te yazdığım, asla dönmeyi
düşünmedikleri yere çoğunlukla ateşli bir yürekle ve dimdik giden birliklerimizi hatırlatayım yeter. O halde
sadece okumamış değil, aynı zamanda köylü gençlerin bile küçümsediği bir şeyden okumuş yaşlılar mı
korkacak?
[76] Bana öyle geliyor ki, tüm uğraşlara doymak, yaşama doymaya neden olur.
Çocukluk uğraşları da var, peki gençler onları özlüyor mu? Gençliğe adım atanların da uğraşları var, peki
orta yaş denilen oturaklı çağ onları arıyor mu? O çağın da kendine has uğraşları var, yaşlılıkta aranıyorlar
mı? Yaşlılıktakilerse en son uğraşlardır. Dolayısıyla önceki çağların uğraşların yitmesi gibi, yaşlılıktaki
uğraşlar da yiter gider, bu gerçekleştiğinde de, yaşama doymak, ölüm zamanının geldiğini gösterir.
[XXI 77] Neden kişisel olarak ölümle ilgili ne hissettiğimi size söylemeye cesaret
edemediğimi bilmiyorum, zira bana öyle geliyor ki, ölüme yaklaştıkça onu daha iyi kavrıyorum. Ey Publius
Scipio ve sen Gaius Laelius, pek ünlü kişiler olup aynı zamanda benim de yakın dostum olan babalarınızın
yaşadığını düşünüyorum; yaşam sayılması gereken sadece onların yaşamıdır, zira bedenin kafesinde kapalı
kaldıkça, bir zorunluluğun yükünü ve ağır bir işi tecrübe ediyoruz. Nitekim göksel ruh, en yüksek
meskeninden indirildi ve âdeta kutsal doğanın ve ebediyetin tersi bir yer olan yeryüzüne batırıldı. Ancak
ölümsüz tanrıların, yeryüzüne baksınlar, göksel cisimlerin düzenini temaşa etsinler, onları ölçülü ve
tutarlı bir şekilde kendi yaşamlarına örnek alsınlar diye,
139 Consul L. Aemilius Paulus 216’da Terentius Varro’nun aceleci davranarak açtığı savaşta
ölmüş, Varro ise kaçmayı başarmıştır.
140 MÖ 222,215,214,210 ve 208 yıllarında consul’dü. 2. Kartaca Savaşı’nda komutan olan M.
Glaudius Marcellus düşman tarafından tuzağa düşürülerek öldürülmüştü.
37
ruhları insan bedenlerine serptiğine inanıyorum. Sadece muhakemem ve düşüncem değil, aynı
zamanda en yüce filozofların asaleti ve otoritesi de beni buna inanmaya sevk etti.[78]
Pythagoras’ı ve bir zamanlar kendilerine İtalyalı Filozoflar da denen, neredeyse bizim hemşerilerimiz
olan Pythagorasçıları dinliyordum. Evrensel ve tanrısal akıldan kopan ruhlara sahip olduğumuzdan hiçbir
kuşkuları yoktu, dahası Apollon kehanetinde en büyük bilge olarak değerlendirilen Sokrates’in,141
yaşamının son gününde, ruhların ölümsüzlüğüyle ilgili yaptığı açıklamaları da142 bana kanıt
olarak gösteriyorlardı. Fazla söze gerek var mı? Buna ikna oldum, şöyle düşünüyorum: Madem ruhlarda böyle
bir kavrayış hızı, geçmişteki olayları hatırlama, gelecekteki olaylara dönük bir sağduyu, bunca sanat, bunca
bilgi, bunca buluş var, bütün bunları kapsayan unsur doğası gereği ölümlü olamaz. Ruh daima hareket halinde,
kendi kendini hareket ettirdiği için hareket ilkesini kendinde barındırıyor ve bu hareketin bir sonu
olmayacak, zira hiçbir zaman kendisi olmaktan çıkmayacak. Madem ruhun doğası basittir, kendisine,
kendisinden ayrı ve farklı bir şey karışmamıştır, o halde onun bölünmesi de mümkün değildir, bölünemediğine
göre yok olamaz da. İnsanların doğmadan önce birçok şey biliyor olması da önemli bir kanıttır; zira çocuklar
zor ilimleri öğrenirken, sayısız şeyi öyle hızlı kavrar ki, bu bilgileri ilk defa edinir gibi değil de,
hatırlıyor ve anımsıyor gibi görünürler. Platon aşağı yukarı böyle düşünüyor. [XXII 79]
Xenophon’un eserinde, ölmek üzere olan yaşlı Cyrus şunları söyler: “Canım oğullarım, aranızdan ayrıldığımda
hiçbir yerde, hiçbir şekilde var olmayacağımı düşünmeyin sakın. Sizinle birlikteyken, ruhumu görmüyordunuz,
ancak onun bu bedende var olduğunu yaptığım işlerden anlıyordunuz. O halde hiçbir eserini görmediğiniz zaman
da onun var olduğuna
141 Platon, Apologia 21a vd.
142 Bkz. Platon, Phaidon.
38
inanın. [80] Öyle ya, kendilerini daha uzun süre hafızamızda tutmamızı sağlayan
ruhları bizi etkilemese, seçkin insanların şanı onlar öldükten sonra da yaşamazdı. Ruhun ölümlü bedendeyken
yaşadığı, bedenden ayrılınca öldüğü ve akılsız bedenden ayrılınca kendisinin de akılsız olduğu düşüncesine
ikna olamıyorum; aksine ruh bedenle olan tüm bağını kopararak saf ve katıksız olmaya başladığında akıl
sahibi olur. Ayrıca insan doğası ölümle dağıtılınca, ruh dışındaki diğer her bir şeyin nereye gideceği
bellidir, her şey geldiği yere döner. Sadece ruh bedendeyken de, ayrıldığında da görünmez. Ölüme uykudan
daha çok benzeyen hiçbir şey olmadığını görüyorsunuz; [81] uyuyanların ruhları kendi kutsallığını
ziyadesiyle gösterir; salınmış, özgür ruhlar gelecekteki birçok şeyi önceden gösterir; buradan, bedenin
zincirlerinden tümüyle kurtulduklarında ruhlara ne olacağı anlaşılır. Madem böyleler, o halde bana bir
tanrıymışım gibi saygı gösterin. Ruh bedenle birlikte yok olan bir şeyse, siz yine de tüm bu güzelliği idare
eden ve yöneten tanrıların önünde eğilerek benim hatıramı inançla ve saygıyla
koruyacaksınız.”143
[XXIII 82] Cyrus ölürken bunları söylemiş, dilerseniz, benim düşüncelerime
gelelim: Scipio, gelecek nesillerde kendilerinin de bir yeri olması gerektiğini düşünmeselerdi, baban
Paulus’un, iki deden Paulus ve Africanus’un, Africanus’un babası, amcası ve isimlerini saymaya gerek
duymadığım daha birçok seçkin adamın gelecek nesillerin hafızasında yer almak için bunca büyük işe
girişmeyeceğine kimse beni ikna edemez. (Yaşlıların bir âdeti olarak kendimle övüneyim), şöhretim ve yaşamım
aynı noktada bitecek olsa, gecesiyle gündüzüyle, sivilde ve askeriyede bunca büyük işe girişir miydim?
Hiçbir uğraş ve mücadelenin olmadığı serbest ve sakin bir ömür sürmek çok daha iyi olmaz mıydı? Ancak öyle
olduğunda, ruhumun nasıl olup da, sanki bu yaşamdan
143 Cato burada Xenophon, Cyropaedia 8.7.14-22’den aklında kaldığı kadarıyla alıntı
yapar.
39
ayrılınca gerçekten yaşamaya başlayacakmış gibi yükselerek daima geleceğe bakabileceğini
bilmiyorum. Ruhların ölümsüz olduğunu düşünmeseydi, en iyi insanın ruhu bile ölümsüzlüğü ve şöhreti
hedeflemezdi.[83] En bilge olan vakur bir ruhla, en aptal olan ise hoşnutsuz bir ruhla ölür. Size
de bunlardan ilki daha fazlasını düşünüyor, daha ötesini görüyor ve kendisi için daha iyi olan bir yaşamın
peşinden gidiyormuş, İkincisi ise keskin bakışı olmadığı için göremiyormuş gibi gelmez mi? Ben ise çok saygı
duyduğum ve sevdiğim babalarınızı, kuşkusuz sadece bizzat tanıdığım kişileri de değil, aynı zamanda
kendileri hakkında birçok şey dinlediğim, okuduğum ve bizzat yazdığım kişileri de görme arzusuyla yanıp
tutuşuyorum. Oraya doğru yöneldiğimde kimse beni kolayca geri çekemeyecek ve Pelias gibi diriltemeyecektir.
Bir tanrı bana bu yaştan tekrar çocukluğuma dönme ve yeniden beşikte ağlama imkânını tanısaydı, kesinlikle
reddederdim, parkuru baştan sona tamamladıktan sonra yine başa çağrılmayı istemezdim. [84]
Hayatın nesi iyi? Çileyle dolu olmayan nesi var? Kuşkusuz bir şey olmalı, kendisine doyulan, ya da bir sonu
olan bir şey olabilir. Birçoklarının ve çoğunlukla okumuşların yaptığı gibi yaşamdan şikâyet etmek bana
yakışmaz, yaşamış olmaktan pişman değilim, zira boşuna doğduğumu düşünemeyeceğim şekilde yaşadım. Evimden
değil de, misafirhaneden ayrılır gibi bu yaşamdan ayrılıyorum, zira doğa bize yerleşeceğimiz değil, daha
sonra hatırlayacağımız türden bir yer verdi. Ne mutlu, ruhların o tanrısal topluluğuna ve birliğine
katılacağım, bu karmaşa ve pislikten ayrılacağım o güne! O gün sadece kendilerinden bahsettiğim kişilere
değil, Cato’ma da kavuşacağım, ondan daha iyi olan kimse doğmamıştır, kimse sadakat konusunda ondan üstün
değildir. Onun bedenini ben yaktım, oysa tersi olmalı, o benim bedenimi yakmalıydı. Kuşkusuz ruhu beni terk
ederek değil, arkadan bakarak o yere gitti, benim de oraya geleceğimi düşünüyordu. Başıma gelene
metanetle
40
katlanıyor göründüm, katı bir yürekle katlanmıyordum, sadece aramızda uzak bir mesafe
olmadığını ve ayrılığımızın uzun sürmeyeceğini düşünerek kendimi teselli ediyordum.
[85] Scipio, burada bahsettiğim nedenlerden ötürü, yaşlılık bana hafif geliyor
(Laelius’la birlikte buna hayranlık duyduğunu söyleyip dururdun), hatta bir yük olarak bile değil, tatlı
görünüyor. İnsan ruhunun ölümsüz olduğuna inanmakla yanılıyorsam, mutlu bir şekilde yanılıyorum. Beni mutlu
eden bu yanılgının, yaşadığım sürece elimden alınmasını istemiyorum. Bazı kıymetsiz
filozofların144 düşündüğü gibi, öldükten sonra hiçbir şey hissetmeyeceksem, kendileri de ölümlü
olan filozofların bu yanılgımla alay etmesinden çekinmiyorum. Gelecekte ölümsüz olmayacaksak bile, yine de
insanın zamanında ölmesi arzulanabilir bir şeydir, zira doğa, diğer her şeyde olduğu gibi, yaşama da bir
sınır koymuştur. İnsan ömründe yaşlılık oyunun son perdesi gibidir, özellikle de doyuma ulaşılmışsa,
bezdirmesinden kaçınmamız gerekir.
Yaşlılıkla ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Umarım siz de bu çağa erersiniz de, benden
duyduklarınızı tecrübe ederek onaylarsınız.
144 Epicurusçular kastediliyor.
41
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder