Tercümesi: Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla, Abdullah b. Ömer'den (r.a.) rivayet edilmiştir:
• Resullullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Rahman olan Allah'a ibadet edin. Yemek yedirin. İnsanlar arasında selamı yayın. Selametle cennete girersiniz." (Tirmizi ve İbn-i Mac'e rivayet etmiştir).
• Resullullah buyurdu: "Sadaka Rabbin gazabına ve kötü ölüme engel olur."
• Resullullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kim aç bir Müslüman'a yemek yedirirse, Allah da ona cennet meyvelerinden yedirir. Kim susuz bir Müslüman'a su verirse Allah da ona cennetin güzel içeceklerinden içirir."
• Resullullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Her gün insanlar sabahleyin kalktıklarında iki melek iner. Ve şöyle dua ederler. Biri: 'Allah'ım infak edene ver, yerini doldur. Diğeri şöyle der. Allah'ım cimrilik edene yani infak etmeyene zarar ver." Resullullah doğru söyledi.
• Resullullah (s.a.v.) buyurdu ki: "İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır." (Müslim ve Buhari rivayet etmiştir.)
• Resullullah (s.a.v.): "Size cennetliklerin Sultanlarından haber vereyim mi?" diye sordu. Ashâb: -"Cennetliklerin Sultanı ne demektir Ya Resulullah?" dediler... (Burada yazı duvarın sonuna geldiğinden dolayı sona ermiştir.)
İZAHI - Mihrap salonu duvar Yazıları-Minber ve Mihrabın sağ ve sol tarafındaki duvarların kuşak yazılarındaki hadisi şeriflerin izahı:
Birinci hadis: Peygamber Efendimizin Medine'ye gelişinin günlerinde umumi halka yaptığı konuşmasının bir parçası-
88
dır. Bu hadisin ilk ravisi Abdullah bin Selâm'dır. Hadis kaynaklarında bu hadis hem Abdullah bin Selam hem de Abdullah bin Ömer'den rivayet edilmiştir. İfade ettiğimiz gibi hadis, Efendimizin Medine'ye gelişinin ilk gününde irâd ettiği konuşmasının bir parçasıdır.
Yahudi âlimlerden Abdullah b. Selâm o günü söyle anlatıyor: "Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Medine'ye ilk gelişinde kav-mimle beraber görüşmesine gitmiştim. O şöyle konuşuyordu: "Ey insanlar! Rahmân olan Allah'a ibadet edin! Muhtaç olan insanlara yedirin! Tüm insanlara selam verin! Halk uykuda iken Allah'a ibadet edin! Böylelikle selametle cennete girersiniz. Yüzüne baktım, bu yüz asla yalancıların yüzü olamaz kanaatine vardım ve hemen Müslüman oldum. Fakat bunu gizli tuttum. Hz. Muhammed'e (s.a.v.) "beni kavmimden sor!" dedim. Hz. Muhammed (s.a.v.) de kavmime: -"Siz Abdullah'ı nasıl bilirsiniz?" diye sordu. Kavmim de: "O, büyük alimlerimizdendir ve çok iyi bir insandır" dediler. O zaman ben de kavmimin huzurunda Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olduğumu açıkla dım, fakat kavmim bundan sonra hemen aleyhimde konuşmaya başladılar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Abdullah b. Selam hakkında gıyabında cennetlik olduğunu müjdelemiş ve hak kında ayet-i kerimeler nazil olmuştur. Bundan dolayı Abdullah b. Ömer bu faziletin kaynağını öğrenmek isteyip Abdullah bin Selam'ın evinde üç gece misafir olmuştur. Niyeti Abdul b. Selam'ın hangi ibadeti ile bu makama geldiğini öğrenmektir. Üç gece sonra, gördüğü fazla bir ibadeti olmamıştır ve bunu İbn-i Selam'a sormuştur. İbn-i Selam da ona: - Evet, benim diğer kullardan farklı olarak fazla bir taatim yoktur, fakat benim faziletim şudur ki kalbimde kimseye karşı hiç bir kin yoktur." cevabını vermiştir. Abdullah bin Selam Yahudi kökenli idi. Kavminin ve yakın akrabalarının bir kısmı Müslümanlar tarafından öldürüldü, bir kısmı da Medine'den sürgün edildi. Mal ve arazileri Müslümanlar arasında taksim edildi. Müslüman olduktan sonra Yahudilerden de iftiraya maruz kaldı ve çok eziyetler görmüştür. Lâkin, Abdullah bin Selam'ın kalbinde kimseye karşı bir hoşnutsuzluk yoktu.
89
İkinci Hadis: Sadaka ahirette olduğu gibi dünyada da sahibini korur. Allah katında şefaatçi olur. (Bu mealdeki hadisin son kısmı minberin arkasına düştüğü için okunamamıştır.)
Üçüncü Hadis: Caminin yazıları arasında üç defa tekrarlanmıştır. On altıncı sayfada izahı yapılmıştır.
Dördüncü Hadis: "İki melek her sabah iner ve şöyle dua eder: "Allah'ım infak edene ver!" Diğeri de şöyle der: "Allah'ım cimrilik edenden al!" Mealindeki hadistir.
Beşinci Hadis: İnsanların en hayırlısı insanlara faydası olanıdır. Bu hadis çokça cami yazıları arasında yer alır. Osmanlıların nazarında en iyi insan insanlara faydalı olan insandır.
Altıncı hadis: Bu hadiste Cennetliklerin Sultanlarından bahsedilmiştir. Fakat cennet sultanlarının kimler olduğu belirtilmemiştir. Ancak meşhur hadis kitaplarından İbn-i Mâce'nin kitabında şu mealde bir hadis vardır. Resûlullah (a.s.) "Size cennetliklerin sultanlarından haber vereyim mi?" diye sordu. Ashâb: -"Cennetliklerin sultanı ne demektir?" diye sordular. Bunun üzerine peygamber efendimiz şöyle cevap verdi: "Allah katında duası makbul, Allah'ı çokça zikreden, eski elbiseli, özürlü ve mazlum kimselerdir" buyurdu.
(Bu yazı kapıdan başlayarak caminin her tarafını kuşatan yazının son halkasıdır. Burada altı hadis vardır.)
b. Minber ve Mihrabın sağ ve sol taraflarında yeşil çinilere sarı boya ile tevki yazısıyla yazılmış karışık kûfî yazılar
Burada iki hadis vardır;
90
Birinci hadis gizli zikir hakkındadır:
Tercümesi: Resulullah (a.s.): "Size en hayırlı amelinizi, Padişahınızın (Rabbinizin) katında en sevimli olan ve değerinizi yükselten, altın ve gümüş ile sadaka vermekten, düşmanlarınızla karşılaşıp boyunlarını vurmaktan ve onların da sizin boyunlarınızı vurmalarından daha hayırlı ve faydalı şeyi haber vereyim mi?" deyince Ashâb: "O şey nedir yâ Resulullah?" dediler. Bunun üzerine Resullullah (a.s.): "O, Allah'ı anmaktır" diye cevap verdi." (İZAH 27)
İkinci hadis açık zikir hakkındadır:
Tercümesi: Ebu Hureyre ve Ebu Said her ikisi Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğuna şahitlik ettiler: "Bir mecliste oturup birlikte Allah'ı zikreden bir cemaatin arasına melekler girer ve üzerlerine rahmet iner, kalplerine huzur ve sükun gelir. Allah da onları katındaki meleklere anlatır." "Başkalarına hayırlı bir işi gösteren onu yapmış gibi olur. Kim "Lâ ilâhe İllallah derse cennete girer."
İZAHI - Mihrabın sağ ve sol taraflarında yeşil çinilere sarı boya ile tevkî yazısıyla yazılmış karışık kûfî yazısıyle yazılmış iki hadisin izahı:
91
Birinci hadis gizli zikir hakkındadır: Bu hadisi Tirmizi, İbn-i Mace, İbn-i Hanbel ve Beyhaki rivayet etmişlerdir. Burada bahsedilen zikir kalple yapılan hafi zikirdir. Bu en büyük makamda bulunan velilerin zikridir. Büyük alim Aliyyu'l-Kârî "Mirkâtü'l-Mefatih" adlı kitabında bu hadisin şerhinde şöyle diyor: "Bu zikir kalp ile yapılan bir ibadettir. Bedenle ve mal ile yapılan ibadetten daha değerli ve büyüktür. Bu ibadete riya girmez. Çünkü buna Allah'tan başka insanlar, cinler, şeytanlar ve melekler vakıf olamazlar. Bu, altın veya gümüş sadaka vermekten, düşman ile çarpışmaktan daha hayırlıdır.
Peygamber efendimiz, Tebük seferinden dönerken "Küçük cihattan, büyük cihada dönüyoruz" demiştir. İşte burada büyük cihattan kasıt kalp ile yapılan cihattır. Çünkü bu cihat nefis ile yapılan cihattır. Nefsin bütün arzu ve isteklerini kontrol altına alıp Allah rızasına göre davranmaktır. Oruç da bu gizli ibadetlerdendir bir hadîs-i kudsîde cenabı Allah orucun mükafatını ancak ben verebilirim sevabı çoktur, sözlerle ifade edilmez.
İkinci hadis açık zikir hakkındadır: Bu hadislerde geçen zikir, toplu halde yapılan cehri (açıktan, sesli) zikirdir. Beraber namaz kılmak, beraber Kur'an okumak ve okutmak ve başka kişilere islamî ilimleri öğretmek veya toplu halde Kelime-i Tevhid gibi mübarek kelimeleri aynı lafızlarıyla ayakta veya oturarak İslamî âdâbın dışına çıkmadan Allah'ı anmaktır, Yüce Rabbi anmaktır. Cemaatçe yapılan bu zikre, melekler de iştirak eder, böylece kalplere ferahlık gelir, cemaatin üzerine rahmet iner. Ancak bu tür zikir halkalarına meleklerin iştirak ettiği gibi maazallah ihlastan mahrum olduğu zaman da şeytanlar da iştirak ederler. İhlassızlık Sevaptan fazla günaha sebep olur. Bunu yapanlar hem dünyada hem de ahirette zarar edenlerden olurlar. Kur'an-ı Kerim de "İnsanlardan bir kısmı sadece dünya hayati için Allah'a ibadet eder. Şöyle ki: "Kendisine bir iyilik dokunursa bundan pek memnun olur. Bir de musibete uğrarsa çehresi değişir. O, dünyada da ahirette de ziyana uğramıştır. İşte bu apaçık bir zarardır." (Hac 11). Hadisi şerifte de Resûlullah (a.s.): "Cehennem-
92
de bir yer vardır. Bütün cehennemdekiler onun kötü kokusundan rahatsız olurlar" buyurdu. Ashâb: -"Orası kimin içindir Ya Resulullah?" diye sordu. Bunun üzerine Resûlullah (a.s.): "Gösteriş için Kur'ân okuyanlar (ve zikredenler) için hazırlanmıştır" buyurdu." (e't-Tergîb ve't-Terhib: 4/468)
93
YEŞİL TÜRBE YAZILARI
1. Türbenin Giriş Kapısının Üstündeki Yazı
Tercümesi: "Bu türbe, merhum, saadetli, şehit ve Sultan oğlu Sultan Mehmet b. Beyazıt Han'ın türbesidir. Cemadu'l-Ûlâ ayında 824 yılında vefat etmiştir. Bu Sultan, mağfur, Mehmet b. Beyazıt b. Murat b. Orhan b. Osman'ın (hayatında) kendi masrafıyla tedbir sahibi Vezir Hacı İvaz b. Ahi Beyazıt nezaretinde yaptırmıştır.
İZAHI - Türbenin Giriş Kapısının Üstündeki Yazının izahı: Yeşil Camiin karşısında yer alan Yeşil Türbe'yi, Çelebi Sultan
95
Mehmet hayatta iken Semerkand'daki Timur'un türbesine benzeyen bir türbeyi kendi malından. Mimar Hacı İvaz Paşa'ya yaptırmıştır. Bazı rivayetlere göre, vefatından kırk gün önce tamamlanmıştır. Edirne'de vefat eden Sultan Mehmet Çelebinin naaşı kırk beş gün sonra buraya getirilerek defnedilmiştir.
Bursa'daki Yeşil Türbe
Semerkant'ta Timur'un Türbesi
Dışarıdan tek katlı bir türbeymiş gibi görünen Yeşil Türbe kubbesinin oturduğu sandukanın bulunduğu yüksek salon ile bu salonun altında bulunan basık kubbeli mezar dairesi türbenin aslında iki katlı olduğunu göstermektedir. Her lahit altı ayrı ayrı daireler halindedir. Kemiklerin çoğu burada konulmuş şekli ile durmaktadır. Türbenin içindeki kendisinden başka sekiz kişi medfundur: Kızlan Selçuk, Hafsa, Ayşe ve Sıtti hatunlar, oğulları Mahmut, Yusuf, Mustafa, dadısı Daya Hatun.
98
2. Türbenin Giriş Kapısının Sağ Üst Tarafındaki Yazı
Tercümesi: "Resûlullah (a.s.) buyurdu ki: "Dünya bir köprüdür. Üzerinden geçiniz, imar etmeyiniz."
(Peygamber Efendimiz bir hadisi şerifinde "Dünya hayatının misali, sıcak bir günde, sıcak bir yol üstünde, bir ağaç gölgesinde, biraz eğlenip, gölgelenip hemen yoluna devam eden yolcu gibidir" buyurmuştur.)
3. Türbe Kapısı Sol Üst Yazısı
Tercümesi: Resulullah (a.s.) şöyle buyurdu: "Müminler ölmezler. Bilakis bir yerden bir başka yere nakil olurlar."
İZAH 30 - Türbe kapısı sol üst yazınsın izahı: Bu hadis-i Şerif bu devre ait mezar taşlarının çoğunda yazılıdır. Ayetlerde ifade edildiği gibi ölüm, Allah'tan gelip sonra tekrar O'na dönmek olduğundan ancak bir sevinç vesilesidir. Peygamber Efendimiz vefatının son anlarında "Yüce dost, Yüce dost! Ona ulaşmak isterim" manasında kelimeleri tekrar tekrar söylüyordu. Kur'an-ı Kerim'in Yasin Sûresinde, sekerat (ölüm halinde) olan salih kişi (Habîb-i Neccâr) kendisini öldürenler için onlara acıyarak keşke onlar da inanıp benim ulaştığım güzel mertebeye ulaşsaydılar der.1 Hz. Ali, başına öldürücü darbeyi aldıktan sonra Allah a ye-
1. Yasin, 26-27.
99
min ederim ki ben kazandım" der. Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmi de kabrin (ölümün) ilk gecelerini, insan hayatındaki en güzel gece olan Şeb-i Arus (gerdek gecesi) gibi tasvir etmiştir.
Osmanlıların nazarında ölüm bir felaket değildir. Bütün insanlar Allah'tan gelip tekrar O'na dönerler. (Bakara Suresi 156, Kasas Suresi 88) Türbe sekizken şeklinde yapılmıştır. Rivayetlere göre cennet sekiz kat cehennemde yedi kat olarak yaratılmıştır. Herkes kendi ameline göre on beş kapıdan birinden girer. Yedisi cehennem, sekizi cennet kapısıdır. En üst kat Firdevs'tir. Peygamber efendimiz: "Allah'tan cenneti istediğiniz zaman Firdevs cennetini isteyiniz. O en üstünüdür" buyurmuştur. (İbn-i Kesir, c. 3, s. 239) Bursa'daki mezar taşlarında bulunan Osmanlıca yazılarda bu manaları ifade eden sözler vardır.
Emir Sultan mezarlığında eski eserleri koruma derneği tarafından 18/232 numara ile işaret edilen mezar taşında Osmanlıca şöyle bir yazı vardır:
Çıktım dağın başına, sahraya hacet kalmadı.
İçtim ecel şerbeti, lokmana hacet kalmadı.
Şehid ve velinin ruhu şöyle der: Beden kafesinden çıkdım üçdüm firdevs cennetin başına sıkıntılarla dolu dünya sahrasına hacet kalmadı sekeratta içtiğim ecel şerbeti ile dünya dert ve kederlerinden kurtuldum doktora ve lokmana hacet kalmadı.
4. Türbe kapı kenarının doğusunda, nakışlar arasında süslü kûfî yazısıyla şu hadis-i şerif yazılıdır:
Tercümesi: "Sizin en hayırlı olanınız, Kur'ân'ı öğrenen ve onu başkalarına öğreteninizdir."
İZAHI - Türbe kapı kenarının doğusunda, nakışlar arasında süslü kûfî yazısıyla şu hadis-i şerif yazılıdır: (sizin en
100
hayırlınız Kufân-ı öğrenen ve öğretendir) Bu hadis Buha-ri, Ebu Davut, Tirmizi, Nesei ve İbn-i Mace tarafından rivayet edilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm dinin temeli olduğu için dinin ayakta durması Kur'ân-ı Kerîm'in devamına ve yayılmasına dayanır. Bu yüzden Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenmenin ve öğretmenin faziletli bir gerçek olduğu bilinmektedir. Hz. Muhammed (a.s.) yirmi üç sene boyunca Cibril-i Emin'den aldığı âyetleri ashabına öğretmiştir. Ve bir çok Kur'ân öğretmeni yetiştirmiştir. Mekke'nin dar sokaklarındaki küçük odalarda gizli olarak başlattığı Kur'ân öğretimini, Medine mescidinde kemale erdirmiştir. Şüphesiz bu çalışmalar daha sonraki nesillere ulaştırılmış, ciltler dolusu eserler yazılmış ve Kur'ân'ın kıraatleri konusunda çok ciddi çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Böylece bu çalışmalar, on dört asırdır nesillerin var gücüyle sürdürülmüştür. Bu uğurda her nesilde binlerce hafız yetişmiştir. Kur'ân öğretimi, değişik İslami toplumlarda, değişik usul ve metotlarla hiç aksamadan önceki nesiller tarafından sonraki
nesillere aktarılmıştır. Ancak son zamanlarda bazı aksamalara uğramışsa da bu çalışmalar devam etmiş ve kıyamete kadarda devam edecektir. Çünkü Cenâb-ı Hak: "Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız" buyurmuştur.
102
(1) Soldan birinci sekizgen yazısı
Tercümesi: Yüce Allah buyurdu: "Her nefis, ölümü mutlaka tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz. Resûlullah (s.a.v.) Şöyle buyurdu: "Dünyanın şerefi mal, âhiretin şerefi amellerdir."
İZAHI - Soldan birinci sekizgen yazısı: Dünyaya gelen her nefis mutlaka ölümü tadacaktır. Sonra ahirette dünyada yaptıklarından Allah'a hesap verecektir. Şüphesiz Dünyanın şeref ve üstünlüğü el ve azalarla elde edilen mal iledir. Ahiretin şerefi ise sağlam bir kalp ile kazanılan (namaz, oruç zikir ve sadaka gibi) amellerdir. Kuran-ı Kerimde "Ahiret günü öyle bir gündür ki,
103
ne mal ne de evlat bir fayda vermez ancak sağlam bir kalp ile yapılan ameller fayda verir." (Enbiya Suresi)
(2) Soldan ikinci, (3) üçüncü ve (4) dördüncü sekizgenlerin yazılan şöyledir:
Tercümesi: Yüce Allah buyurdu ki: "Her nefis, ölümü mutlaka tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz." Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dünya müminin zindanı, kafirin de cennetidir." (Dünya müminin ceza, kafirin mükafat yeridir. Alıiret ise müminin mükafat, kafirin ceza yeridir.)
(5) Beşinci sekizgenin çinileri düşmüştür. (6) Altıncısı tamamen yeşil çinilerle kaplıdır. (7) Yedincisinin çinileri düşmüştür. (8) Sekizincisi, türbenin kapısını oluşturmaktadır.
104
1. Yeşil Türbenin İçinde Bulunan Mihrap Yazısı
Tercümesi: Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım. Allah Meryem'e hüsn-ü kabul göstermişti. O'nu güzel bir bitki olarak yetiştirmişti. Hz. Zekeriyya'yı da O'nun yanında mabette görevlendirdi. Hz. Zekeriya O'nun yanma mabede her girişinde orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem bu sana nereden geliyor?" der. O da "Bu Allah tarafındandır, çünkü Allah dilediğine sayısız rızık verir" derdi. Resulallah buyurdu ki: "Rükuda Rabbinizin azametini düşünün. Secde de ise çok çok dua ediniz. Dualannız kabul olmaya layıktır."
Salman b. Bureyd, O da babasından, -Allah kendilerinden razı olsun- Resulullah'tan (a.s.) şu hadis-i rivayet etmişlerdir: "Ben, size kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım. Fakat Muhammed'e, annesinin kabrini ziyaret etmesine izin verildi. Siz de kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabir ziyareti size âhireti hatırlatır" buyurdu. Bu hadisi Tirmizi ve Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir: "Ölümden önce tevbe edin. Vakti geçmeden namazı kılın." (Mihrabın içindeki yazı.)
İZAHI - Yeşil Türbenin İçinde Bulunan Mihrap Yazıların izahı: Bu yazıda bir âyet, Peygamber Efendimiz'e isnat edilen üç hadis mevcuttur. Âyetin izahı camiin yazıları arasında geçmiştir.
Birinci hadis: Müslim ve Ebu Davud rivayet etmiştir. (e't-Terğîb ve't-Terhîb: 2/188)
İkinci hadis: Kabir ziyareti hakkındadır. Peygamber Efendimiz muhtelif zamanlarda Medine mezarlığı (Cennetü'l-Bakî') ve Uhud şehitliğini ziyaret ederdi, vefatından az bir müddet önce Uhud şehitliğini ziyaret etti şöyle dua etti: "Selam size ey mü-
106
mirilerin diyarı! Siz bizden önce gittiniz, biz de arkanızdayız (peşiniz sıra gelecekleriz). Allah bize ve size rahmet eylesin." Ebu Hureyre'nin rivayetine göre annesinin kabrini ziyaret ettiğinde çok ağladı ve beraberindekiler de ağladılar. Bu mihraptaki yazılardan anlaşıldığına göre, burada haftanın belirli günlerinde cüzhânlar (Kur'ân'ı birer cüz birer cüz okuyan hâfızlar) gelip Kur'an-ı Kerim okurlardı.2 Burada namaz kılar dua ederlerdi. Kıble tarafında mezar bulunmadığından bunda bir sakınca yoktur. Bu türbe iki katlı bir yapıttır. Üst kat bir mescit şeklindedir. Alt katta kubbeli mezar daireleri bulunmaktadır. Sonra üst katta mezarlara karşı lahitler yapılmıştır. Bunun gibi Zeyniler mahallesinde Abdullatif Kutsi Hazretleri'nin mezarı da iki katlıdır. Üstü mescit altı mezardır.
2. Sağdan sırasıyla İç Duvarları
i.
Tercümesi: Peygamber Efendimiz buyurdu ki: "Kalplerin şifası Kur'ân okumaktır. Hayırlı bir iş ancak tamam olan iştir. Az bir bilgi, çok amelden daha hayırlıdır."
İZAH 34 - i. Duvar birinci yazının izahı: Kuran'ı Kerim hayatta olan müminlerin kalplerine şifa vefat edenlerin ruhlarına ferahlık verir. Kuran okunduğu yere rahmet iner. Bir hadisi şerifte peygamber efendimiz kalpler demirin paslanması gibi paslanır." buyurdu. Orada hazır bulunan Ashâb: "Onun cilası nedir Ya Resulullah?"diye sorunca: "Ölümü çok hatırlamak ve Kur ân okumaktır" buyurdu.
2. İvaz Paşa Külliyesi Kitabı.
107
Kur'ân'ın manasını anlayarak okumak, anlamadan okumaktan daha faziletlidir. İbn-i Mâce, bir hadis-i şerifte Peygam-berimiz'in Ebu Zerr-i Gıfârîye'ye: -"Allah'ın kitabından bir âyet öğrenmen yüz rekat namaz (nafile namaz) kılmandan daha hayırlıdır, (onun) ilminden bir bölüm öğrenmen, bin rekat (nafile) namaz kılmandan daha hayırlıdır" diye buyurduğunu rivayet etmişti.
ii.
Tercümesi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Hayırlı bir işi gösteren, O'nu yapmış gibi olur." Yine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet cömertlerin yeridir." (Bugün yeryüzünde ne kadar faydalı eserler, güzel medeniyetler varsa hepsi de insanlara yol gösteren fedakar alimlerin ve durmadan çalışan cömert zenginlerin eserleridir.)
iii.
Tercümesi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dünyanın şerefi mal, âhiretin şerefi de amellerdir." Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu. Dünya bir leştir. O'nun talipleri köpeklerdir."
108
iv.
Tercümesi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet cömertlerin yeridir." Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dünya bir saat kadardır, öyleyse onu tâate (ibâdete) çevir."
v.
Tercümesi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dünya mümin in zindanı, kafirin de cennetidir." Hz. Ali (Allah O'nun şerefini artırsın.) şöyle buyurdu: "Sıhhatten daha güzel bir elbise yoktur."
vi.
Tercümesi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Hayırlı bir işi gösteren, o işi yapan gibidir." Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu. "İnsanların en hayırlısı, insanlar fayda verendir.
109
İZAHI - Hayırlı bir işe vesile olan kişi onu yapan gibidir. Kur'an-ı Kerîm'de "Hayra vesile olabilecek şeyleri arayın" (Ma-ide Suresi 25) buyurulmaktadır. Bir hadis-i şerifte "Kim iyi bir âdeti icat ederse, kendisinin kazanacağı sevapla birlikte o işi yapanların da kıyamete kadar olan sevaplarını kazanır. Kim çirkin bir âdeti icat ederse, kendisinin günahıyla birlikte o isi yapanların da kıyamete kadar olan günahlarını kazanır." (Tirmizi) Diğer bir hadis-i şerifte de "yoldan insanları rahatsız eden bir şeyi kaldırmak imanın gereği ve alâmetidir" buyurulmuştur.
110
Yeşil Türbe'de yatan Sultan Mehmet Çelebi'nin sanduka yazısı
Tercümesi: "Bu nurlu mezar ve hoş kokulu yatak, büyük Sultan, şerefli Hakan, dünya Sultanlarının medar-ı iftiharı, halkın yardımcısı ve koruyucusu, memleketin imarcısı, zulmün ve fesatlığın kaldırıcısı, gazi mücahit Sultan Mehmet b. Mağfiret olunmuş Sultan Beyazıt b. Murat Han (Allah ondan razı olsun ve onu cennetine dahil etsin) Cemadu'l-Ûlâ ayında 824 yılında vefat etmiştir."
İZAH 36 - Yeşil Türbe'de yatan Sultan Mehmet Çelebi’nin sanduka yazısının izahı: Bu kitabede yazıldığı gibi bu asırda inşa edilen Yeşil, Yıldırım ve Muradiye camilerinin kitabelerinde de Sultanu'l-Azam, Sultanu'l-Arab ve'l-Acem, Sultanu'ş-Şark ve'l-Ğarb gibi unvanlar yazılmaktadır. Bu yazılardan anlaşıldığına göre Osmanlıların hayattaki hedefleri şöyle sıralanabilir:
• Sultanlık ve Hâkimiyet
• Halka yardım etmek ve halkı korumak
• Memleketi imar etmek.
• Yeryüzünde adaleti temin etmek.
• Zulüm ve fesadı ortadan kaldırmak.
Bu kitabelerden anlaşıldığına göre Osmanlıların birinci hedefi, şark ve garbın, Acemlerin ve Arapların sultanı olmanın yanı sıra bir nizam-ı âlem kurmak ve böylece yeryüzünde adaleti temin etmektir. Fakat şayanı dikkattir ki bu kitabelerin yazıldığı dönem Osmanlıların en zayıf olduğu dönemdir. Balkanlarda küçük bir bölge ile Anadolu'da dar bir bölge ellerinde idi. Timur un kurduğu devletlere vergi vermek mecburiyetindeydiler. O dönemde böylesi bir iddia ancak bir temenni ve hayalden öteye gitmiyordu. Fakat bu temenni yarim asır sonra tahakkuk etmiştir. Osmanlılar şarkın ve garbın, Arap ve Acemin sultanı olmuştur.
112
Hicretten kıssa bir müddet önce nazil olan isra süresinde ce-nabi Allah peygamber efendimize şöyle dua etmesini emir eder: "Rabbim! Katından bana yardım edecek bir sultan ver." (İsra) Kısa bir süre sonra Medine'de bir İslam Devleti kurulur. Kur'ân'da bunun dışında yirmi yedi kez "sultan" kelimesi geçmektedir. Geçen âyetlerde "Sultan" kelimesi delil, hüccet, kuvvet, yetki, devlet ve hakimiyet manalarını taşımaktadır. Hadislerde Hz. Muhammed: "Kişi kendi evinin sultanıdır. Onun iznini almadan önüne geçip imam olmak uygun değildir" buyurmuştur. (Müslim/Mesâcid) Bir diğer hadiste: "Sultan, yeryüzünde Allah'ın gölgesidir. Zayıf kimseler ona sığınır. Mazlumlar onun vesilesi ile intikamını alır. Kim böyle bir sultana yardımcı olursa, Allah da ona kıyamet günü yardımcı olur." (Feydu'l-Kadir: 4/143)
İslam hukukuna göre "sultan" büyük bir bölgeyi istila edip otoritesini Müslümanların halifesinden alan büyük hükümdardır. (el-Ahkâmu's-Sultaniyye, 39)
Selçuklu Sultanları otoritesini Abbasi halifesinden alırlardı. Bu otoriteyi emâret şeklinde uçbeyi Osman Bey'e tevcih etmiş-
113
tir. Hakimiyet sembolü olarak bayrak, kılıç, at ve davul gön-dermiştr. Selçukluların saltanatı sona erdiğinde Osmanlılann Anadolu'daki manevi hakimiyetinin meşruluğu zaafa uğramıştır. Çünkü İslam hukukuna göre Sultanlık unvanı sadece Müslümanların halifesi tarafından verilir.
Yıldırım Beyazıt Anadolu'da hakimiyetini tam meşrulaştırmak gayesiyle Mısır'daki Abbasi halifesinden Sultanlık unvanını istemiştir. Memluk sultanlarına büyük hediyeler göndermiş, böylece bu unvanı elde etmiştir. (Büyük İslam tarihi cilt: 12/296) Yıldırım Beyazıt'tan önceki Osmanlı hükümdarları hakkında "gazi" veya "bey" unvanları kullanılmıştır. "Sultan" kelimesi kullanılmamıştır. İznik'teki Yeşil Cami kitabesinde (Bu bina Murat Bey b. Orhan Bey zamanında yapılmıştır) diye yazmaktadır. Hicri 744'te Mısır Sultanı Melik Berkuk tarafından Murat Hüdavendigar'ın türbesine hediye edilen Kur'ân üzerinde "Bu Kur'ân Büyük Sultan Ebu Sait Berkuk tarafından merhum şehit Murat bey b. Orhan beyin türbesine vakfedilmiştir" diye yazmaktadır. (Muhammed Turgut-s. 160, İznik ve Bursa tarihi)
Osmanlılar, Abbasi halifeliğini İslam birliğinin sembolü görüp kendilerinden önceki Selçuklular, Eyyubiler ve Memluklular gibi halifeliği asırlarca muhafaza etmeye çalışmışlardır. Öyle ki Sultan Fatih İstanbul'un fethini haber vermek üzere Kahire'ye bir elçi ile beraberinde büyük hediyeler göndermiştir. Başta Kahire olmak üzere Memluk şehirlerinde, İstanbul'un fethi dolayısıyla şenlikler günlerce sürmüştür. Osmanlılardaki tüm sultanlar, Sultan Selim'e kadar, İslam birliğinin bir sembolü olan, Mısır'daki Abbasi halifesi hatırına Memluk sultanları ile ilişkilerini kesmemişlerdir. Ancak Memlukluların, İran'da kurulan Safevi devletinin yanında yer almasıyla, Sultan Selim Memluk saltanatına son vererek halifeyi İstanbul'a getirmiştir. Bu arada Abbasi halifesi kendi rızasıyla, hilafeti Osmanlı sultanına bırakmıştır. Böylelikle Osmanlı sultanı tüm Müslümanların sultanı ve halifesi olmuştur. Birinci dünya savaşına kadar böyle devam etmiştir. Kurtuluş savaşların sonunda Ankara da kurulan millet meclisinde 1923 senesinde kaldırılmıştır.
114
OSMANLI SALTANATININ SONU
Bursa I. Dünya Savaşının sona ermesiyle 9 Temmuz 1920'den 12 Eylül 1922'ye kadar Yunanlılarca işgal edilmişti. Yunan subayları Bursa fâtihi Orhan Gazi'nin mezar sandukasına ayak basarak fotoğraf çektiler ve bütün dünya basınında bunu yayınlattılar.1 İşgal dönemi boyunca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı kürsüsü siyah örtüyle örtüldü. 12 Eylül 1922'de Bursa'nın kurtuluşuyla birlikte bu örtü kaldırıldı ve Mudanya Mütareke görüşmeleri başladı. 3-11 Ekim tarihleri arasında imzalanan mütarekeye göre İstanbul İtilaf devletlerince boşaltıldı. 1 Kasım 1922 yılında saltanat kaldırıldı. 17 Kasım 1922 de son Osmanlı padişahı Vahdettin İstanbul dan ayrıldı. Böylece Osmanlı dönemi sona ermiş oldu. Bu münasebetle 1941 Bursa'nın kurtuluş münasebetiyle tophanede bir anıt dikilmiştir.
1. Yeni Türk Ansiklopedisi Ötüken Yayınları c. 2.
117
Tophane'de Osmangazi Türbesinin Önüne Dikilen Mermer Direkteki Osmanlıca Yazı
Tercümesi: Burada yatan askerlerin, şehit düştükleri muharebe öyle muazzam zaferle nihayet bulmuştur ki, neticesinde Bursa, ikinci defa fethedilmiş ve kadim Osmanlı hükümeti nihayet bularak yerine Hükümet-i Cumhuriyetimiz teessüs etmiştir. Bu şehitler bu eserlerin abide-i mefharetidir. Mukaddes ruhlarına Fâtiha." (15 Muharrem 1341, 11 Eylül 1328 Rumi.)
118
İZAHI - Kurtuluş savaşında yunanlılarla yapılan savaşta hacıvat köprüsünde şehit düşen askerlerin naaşları tophaneye getirilmiş ve Osman Gazi'nin türbesinin önüne defnedilmiş. 1941 tarihinde, Bursa'nın kurtuluşu münasebetiyle bu anıt dikilmiştir. Üzerindeki yazının, düşmana karşı yapılmış cenkten ötürü bir abide-i mefharet olarak bu anıt burada dikilmiş ve üzerine bu yazı yazılmıştır. Fakat yazı, biraz dikkatlice okunduğunda sanki şehit düşen askerler Osmanlılarla savaşmış ve Osmanlı hükümetinin nihayetine sebeb olmuştur. Bunun için bu direk burada dikilmiştir. Bu ise üzüntü verici bir manzara olur. Bu üzüntüyü Tarihçi ve Mimar Ekrem Hakkı Ayverdi "Osmanlı Mimarisinin İlk Devri" adlı kitabında şöyle ifade ediyor: "Bu direk üstündeki yazının ne ifade ettiğini anlamak hemen hemen imkansızdır. Şöyle ki adeta, muharebe Yunanlılarla yapılmayıp kendi kendimizle yapılmış manasına gelmektedir. Bu direk, Osmanlı devletinin kurucusu olan Osman Gazi'ye "Kurduğun devletin yıkıldığını iftiharla ilan edercesine" dikilişine benzer. Ortada bariz bir keyfiyet vardır ki, o da, bu yazı bir cehalet ve demogoji abidesidir.2
Miladi yirminci asırda bazı insanlarda dine karşı bir güvensizlik meydana gelmişti. Dini inançları afyon gibi zararlı telakki eden komünizm inancı dünyanın bir çok yerlerine yayılmış iki büyük dünya savaşı meydana gelmiş sonunda müslümanları temsil eden Osmanlı hükümeti nihayet bulmuş. İslam dünyasının birliğinin bir sembolü olan hilafet kaldırılmış müslümanlar başsız kalmışlar müslümanlar arasında bir korku ve telaş meydana gelmiştir. Yeni yeni küçük devletler kurulmaya başlamıştır. Yukarıda yer alan tophane direğindeki yazı da bunu ifade eder. Fakat Osmanlıların kurdukları hükümetler dünyada her hükümet gibi bir gün nihayet bulacaktır. Fakat Osmanlı'nın sahip olduğu imana, dünyaya ve hayata bakışları kıyamete kadar devam edecektir.
2. Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı mimarisinin ilk devri, 1/110.
119
Yeşil caminin müezzin mahfelerindeki Farisi yazılarında da bu manaları ifa edecek yazılar vardır:
Bu esaslar halel kabul etmez, yıkılmaz,
Dağlar parça parça, gökler yarılsa bile.
Hicri altıncı yüzyıllarda yaşamış Abdulkadir Geylani Hazretlerinin mezar sandukasının üzerinde Arapça şu sözleri yazılıdır:
Öncekilerin güneşleri hep batmıştır,
Bizim güneşimiz yüce yörüngede hiç batmaz.
Her mümin bu inançla geleceğe güvenle bakmaktadır. Umutsuzluğa düşmemeli ve her zaman kendini düzeltmeye çalışmalı.
Osmanlının son büyük şairi, Mehmet Akif Ersoy birinci dünya savaşının sonlarında tüm Müslüman askerlere şöyle haykırıyordu: (17 Şubat 1337)
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
120
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakini sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın..
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli
Mehmet Akif ERSOY
Şüphesiz buradaki 'Korkma' hitabı tüm kahraman Müslüman ordularadır. Buradaki 'yurt' İslam yurdudur. Aynı Tarihlerde yaşayan Hintli büyük Şair Muhammed İkbal da bir şiirinde şöyle diyordu:
"Benim yurdum yalnız Hindistan değildir,
Benim yurdum Mekke'dir, Medine'dir, Şam'dır, Bağdat'tır ve İstanbul’dur." diye sesleniyordu.
Şüphesiz Mehmet Akif de, Muhammed İkbal ile benzer duygulara sahipti. Ay-yıldızlı al bayrak asırlarca Mekke, Medine, Şam ve Bağdat semalarında dalgalanmıştır. Yukarda yazılı olan kıtalar, 1920 de TBMM'de İstiklal Marşı olarak kabul edilmiştir.
121
1987 yılında Söğüt İmam Hatip Lisesi'ne gelen Milli Eğitim Müfettişlerinin tavsiyeleri üzerine Mehmet Akif'in bu kıtalarını vezinli olarak Arapça'ya tercüme ettim ve buraya almayı uygun gördüm.
=
Yeşil Camii ve Yeşil Türbe'nin yazılarında otuz âyet, otuz mükerrer hadis ve Hz. Ali'ye isnat edilen altı söz mevcuttur. Müezzin mahfellerinde Fârisî altı beyit ve beraberinde altı defa tekrarlanan Arapça duâ şeklinde iki kıt'alık beyit, madalya şeklinde altı esma-i hüsna, duâ ve bedduâ olarak tekrarlanan Fârisî dört kıt'a beyit, caminin iç kapısını kuşatan silmenin armudisinde ve koridorun yan odalarının kıble duvarında iki yüz defadan fazla tekrarlanmış, kelime-i tevhid mevcuttur. Okuyabildiğimiz yazılar bunlardan ibarettir. Okuyamadığım yazılarda vardır.
Kanaatimce buraya almış olduğum yazılar on üçüncü asra ait olan yazılardır, çünkü bu yazılar mermer taşlara ve o asra ait olan çinilere yeşil veya kırmızı zemin üzerinde beyaz veya san boya ile yazılmıştır. Hatları birbirine benzeyen yazılardır. Beyaz zemin üzerinde siyah boya ile yazılan yazılar ise sonraki asırlara aittir. Bunlar nazar-ı itibara alınmamıştır. Bu yazılar sıradan bir insan tarafından yazılmış yazılar değildirler. Özel olarak âlimler tarafından seçilmiştir. Buna delil olarak, büyük giriş kapısının kenarındaki kitabede "Bu sözler Sultanların sözleridir" diye ya-
125
zılı olmasıdır. Ve ilk pencere kenarında "Bu sözlere dikkat eden ibret alır, dikkat etmeyen kehanet eder" diye yazmaktadır. Yeşil Camii ve Yeşil Türbe'de dağınık bir şekilde bulunan bu sözler yere serpilmiş dağınık inciler gibidir. Bu yazılar bir düzene getirildiği takdirde güzel bir gerdanlık gibi olurlar. Biz de gücümüz yettiği kadar bu yazıları bir düzene getirmeye çalıştık. Hatalar bizden, başarılar Yüce Allah'tandır.
126
1. Kur'an-ı Kerim: Tefsir İbn-i Kesir
2. Hadis-i Şerif: Et-terğib vet-terhib
3. Osmanlı Mimarisi, Ekrem Hakki Ayverdi
4. İznik ve Bursa Tarihi, Mahmut Turgut Bursa 1935
5. Bursa ve Anıtları, Kazım Baykal Bursa 1982
6. Bursa Kütüğü, Kamil Kepeçioğlu
7. İslam Tarihi, M. Esad, Matbaa-i Amire H. 1315
8. Büyük İslam Tarihi, Zaman Gazetesi Yayınları
9. Devlet-i Osmaniye Tarihi, Hammer, İstanbul, Bederussian matbaası, H. 1329
10. Kufi Hatlar, Doç. Dr. Hüsamettin Aksu İstanbul 2001
11. Osmanlı Ansiklopedisi, Tarih Kültür ve Medeniyet, İz yayınları 1996
12. Sözler, Bediüzzaman Said Nursi
13. Bursa Kaplıca Vakfiyesi, Murat Hüdavendigar, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, no: 6225