📗 Bursa Kütüğü - Cilt 3
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum has been the industry's standard dummy text ever since the 1500s, when an unknown printer took a galley of type and scrambled it to make a type specimen book. It has survived not only five centuries, but also the leap into electronic typesetting, remaining essentially unchanged. It was popularised in the 1960s with the release of Letraset sheets containing Lorem Ipsum passages, and more recently with desktop publishing software like Aldus PageMaker including versions of Lorem Ipsum.
KÂMİL KEPECİOĞLU
BURSA KÜTÜĞÜ
CİLT 3
BURSA
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
Bursa Kitaplığı: 1
Bursa Kütüğü
KÂMİL KEPECİOĞLU
ISBN 978-975-01932-7-9
2. Basım Haziran 2010
Hazırlayanlar:
Prof.Dr. Hüseyin ALGÜL
Prof.Dr. Osman ÇETİN
Prof.Dr. Mefail HIZLI
Prof.Dr. Mustafa KARA
Doç.Dr. M. Asım YEDİYILDIZ
Yayın Koordinatörü: Enes B. KESKİN
© 2009 Bursa Büyükşehir Belediyesi
Bu eserin tüm yayın hakları Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne aittir, kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Yapım & Dağıtım:
BURSA
KÜLTÜR A.Ş.
Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi
Batı Girişi Kapısı Osmangazi / Bursa
Tel: 224 253 26 46 Faks: 224 253 14 85
Kapak Resmi: Ulucami’nin batı kapısı
Bursa Büyükşehir Belediyesi Setbaşı Kütüphanesi Bursa Belgeliği
Yayın Hazırlık: Uludağ Yayınları
Tashih: Uygar UMUT
Baskı: Ebru Matbaacılık
Organize Sanayi Bölgesi Atatürk Cad. No: 135 İkitelli/İstanbul
KÂMİL KEPECİOĞLU
B U
CİLT
Bursa Kitaplığı
3
KALYA-NÜZÜL
2010
KALYA TAŞI Boyacılar kullanır, her rıtlı 120 akçeye kadar satılırdı (BS. 370/ 13). BK, III/39
KALYON Eski zamanlarda kullanılan birinci sınıf harp gemisi olup iki bordalarında iki ve üç sıra topu vardı. Bu harp gemilerinde kullanılan deniz erlerine de “kalyoncu” derlerdi. Kalyon kelimesi İtalyanca’dan alınmıştır. Kalyon için Gemlik’e bk. BK, III/39
KALYONCU
KALYONCU Kalyonlarda çalışan deniz askerlerine derler. 1777’de verilen bir emirde: “Akdeniz muhafazası için tertib ve teçhiz edileceğinden, Rumeli ve Anadolu taraflarında Ak ve Karadeniz sahillerine Kaptan-ı Derya Gazi Hasan Pa-şa’nın tertib ve inhasıyla 2.850 nefer kalyoncu levendatından yalnız bin neferinin Bursa, Mudanya ve Gemlik kazalarından serîan ve âcilen ihraçlarıyla İstanbul’a gönderilmeleri” bildirilmiştir (BS. 337/45).
1782’de donanma kalyonları için 3.080 kalyoncu askerinin taşradan celb ve tahririni Kaptan-ı Derya Gazi Hasan Paşa defterle inha etmekle Bursa’dan üç yüz nefer kalyoncu tertib olunmuştur. Mutad veçhile icab eden dörder kıst mevâcibleri eski kaide üzere iki kıstı ber-vech-i peşin mahallinde tevzî ve îtâ ve yerlerine teslim ve diğer iki kıstı da İstanbul’a vürudlarında sevki yapılarak tevzî olunmak şartıyla acele yazılarak tersaneye gönderilmeleri zabt u rabta kadir ve asker kullanmaya muktedir altı kimseyi intihab ve üzerlerine ağa nasb ve alemdarlarını hakim, âyân ve iş erleri ve mübaşir marifetiyle tayin ve maada 288 neferi de gayet seçme, müntehab, darb u harb erbabı, cesur, dilâver, şecî ve bahadır yiğitlerden intihab ve başmuhasebe-den ihrac olunan mühürlü ve imzalı
suret mucibince, altı nefer ağalarına ellişer ve altı adet alemdarlarına yirmi sekizbuçuk ve 288 nefer levendatın her birine yirmi üçer kuruştan ikişer kıst mevâcibleri olan 7.095 kuruş mübaşirle gönderilmekte olup marifet-i şer’ ve âyân ve mübaşir marifetiyle yedlerine îtâ ve bir gün evvel tersaneye gönderilmeleri istenmiştir (BS. 1196/ 62).
1783’te Kaptan-ı Derya Gazi Hasan Paşa’nın inhası üzerine 3.200 nefer kalyoncu tertib edildiğinden, bunlardan sekiz nefer ağa ve sekiz nefer alemdar ve 384 nefer -ki mecmuu dört yüz nefer-in Bursa, Gemlik ve Mudanya kazalarından tertib birle ber-vech-i peşin 9.460 kuruş iki taksitlerinin kendilerine verilmesi ve bir an evvel i’zamları bildirilmiştir (BS. 1198/42).
1787’de kalyoncu neferatından Bursa kazasından 12 ağa, 12 bayraktar ve 576 nefer güzide kalyoncu... vs. (BS. 1205/93);
1787’de kalyoncu dilâverlerinden Bursa kazasından 10 ağa, 10 bayraktar ve 480 nefer güzide kalyoncu... vs. gönderilmesi emredilmiştir (BS. 1202/ 71).
1789’da ilkbaharda techiz ve ihrac olunacak donanma kalyonları levendat ve neferatının şimdiden yazılarak ter-sane-i âmireye gönderilmesi, lâzime-i vakt ü hâlden olup din düşmanlarının karadan ve denizden kavi tedariklerine nazaran ne derecede mühim ve muk-tezi olduğu, erbâb-ı diyanet ve ashab-ı izzet ve hamiyet indinde malum olduğundan Bursa kazasından ihracı müretteb sekiz nefer ağa ve sekiz nefer bayraktar ve 384 nefer kalyoncu levendlerini gayet güzide ve müntehab ve deniz seferleri görmüş ve oldukça deniz fenlerine aşinalık kesb eylemiş
1 Osmanlı’da kullanılan gemileri ve denizcilik aletlerini gösteren levha
yiğitlerden tahriri bildirilmiştir (BS. 308/30).
1791’de donanma kalyonlarının takımlarının tekmili için Bursa kazasından dört yüz kalyoncu levendlerinden ağa ve alemdarlarıyla yerliden ve gayet güzide ve müntehab ve tam silahlı yiğitlerden olmak üzere tertib ve ihracı emredilmiştir (BS. 1206/65).
1791’de bir önceki emirden kırk üç gün sonra gelen ikinci bir emirde istenilen dört yüz kalyoncu levendlerinden Kaptan-ı Derya Hasan Paşa’nın takriri üzerine, üç yüz neferi fukaraya merhamet edilerek affedilmiş olmakla yüz neferinin yerliden ve gayet güzide ve müntehab ve tam silahlı yiğitlerden olmak üzere cümlesi kefalete bağlanarak ağa ve alemdarlarına itimat etmeyip kazanızca sadakatkâr ve etvarı tecrübeli ve idareli ve emniyetli bir kimse intihab ve tayin ve bu askerlerle beraber çıkarılması ve tersanede mevcut bulundurulması bildirilmiştir (BS. 1206/8).
1803’te Akdeniz’e çıkarılacak donanma sefinelerinin tekmil takımları için tersanede mevcut gediklilerden maada iktiza eden kalyoncu nefera-tının taşra kazalardan celbi hususuna irade taalluk eylediğinden Bursa’ya tertib olunan iki yüz kalyoncunun ağa-
larına ellişer ve alemdarlarına yirmi sekizbuçuk ve 192 neferin beherine yirmi üç kuruştan 4.416 ve iki kıst mevâcibleri üzere 4.730 kuruş bir defa mübaşir ile gönderilmiş olmakla nefe-rat-ı merkumenin cümlesi tam eslihalı, tüfekli, güzide, müntehab, tüvana, bahadır, şecî ve yiğitlerden olmak üzere yazılması emredilmiştir (BS. 281/83). Bu iki yüz kalyoncuya mirîden verilen bu paradan başka, Bursa’dan 12.288 kuruş ve Bursa köylerinden 5.200 kuruş -ki cem’an 17.488 kuruş- iane cem’ ve tevzî edilmiştir (BS. 281/83).
1815’te Kaptan-ı Derya Hüsrev Mehmed Paşa’nın Akdeniz’e çıkaracağı sefinelerde gediklilerden başka donanma takımlarının tekmili için Bursa kazasından alemdar ve ağalarıyla beraber 175 nefer kalyoncunun cümlesi yerliden, tüvana ve güzide, deniz fennine vâkıf ve tam silahlı yiğitlerden tedarik ve ikişer kıst mevâcibleri olan 4.155 kuruş mübaşirle gönderildiğinden yedlerine îtâ ve kefilleri de alınarak bir an evvel irsalleri emredilmiştir (BS. 1272/45).
1816 senesine mahsuben Bursa’dan ağaları ve alemdarlarıyla beraber 250 kalyoncu ihraç ve irsali bildirilmiştir (BS. 1272/45).
1890’da: “Anadolu kazalarından tertib olunan kalyoncu neferatı gayet güzide ve müntehab ve derya seferini görmüş ve oldukça deniz fenlerine aşinalık kesb eylemiş yerli ve malumü’n-neseb ve tam, silahlı, harbe ve darbe kadir ve tüvana yiğitlerden tahrir ve ağalarına ellişer ve alemdarlarına yirmi sekizbuçuk ve levendlerine 23 kuruştan gönderilen iki kıst mevâcibleri mahallerinde her birinin yedine teslim ve esna-i rahda firar etmemek ve cümlesi vaktiyle tersanede isbat-ı vücud eylemek şartıyla kefillere bağlanarak ve bu neferlerden bir neferi noksan veyahut amel-mânde ve derme-çatma ve alîl ve uryan ve meçhulü’l-asl ve işe yaramaz makulesin-den olmamak üzere yazılması ve aksi takdirde serdar ve zâbıtân ve sair iş
erleri yalnız muaheze, itab ile kurtul-mayıp her biri, mevâdd-ı cihadiyenin elzemi olan bu emr-i ehemde tekâsül ve rehavet eyledikleri için nefy, kalebend ve belki de tertib-i ceza ile mücazat ve neferattan işe yaramayanları da geriye iade olunup iki katı tertib ve ihrac olunacağı” emredilmiştir (BS. 1205/140). BK, III/39
KAMBERLER CAMİİ Bk. Sittî Hatun.
KAMBERLER HANI Bu han, adından da anlaşılacağı üzere Atpazarı civarındaki Kamberler mahallesindeydi. 1523’te Şehzâde Hatun’un vakfıydı. Kamberler Çarşısı’nda 13 dükkânı da vardı. Vezir Çoban Mustafa Paşa kiraya tutmuştur (BS. 31/145).
1585’te han, tamire muhtaç olup harap bir hâlde bulunduğu ve etrafında da yeni hanlar mevcut bulunduğu cihetle kiralamaya kimse yanaşmadığından, mütevelli mahkemeye müracaatla şikâyette bulunmuştur (BS. 144/116).
1614’te otuz seneden beri yıkık ve boş olan bu hanı, Saraç Hasan Bey kiralayarak kirasına mahsuben 16.307 akçe sarfla tamir eylemiştir (BS. 227/ 3).
1619’da hanın doğu tarafındaki ahırın tavanı yıkılmış ve etrafı berbat bir hâle gelmiş ve ahırla han arasındaki kemerin üstü ve hanın kapısı ve etrafındaki beş dükkânın çatıları yıkılıp yalnız kemerler kalmış olduğundan 30.800 akçe ile tamirine izin verilmiştir (BS. 234/11). BK, III/43
KAMER HATUN Abdurrahman’ın kızıdır. Merhum Abdülhâdî Efendi’nin validesidir. 1636 tarihli vakfiyesi vardır. Hayırsever bir kadındır (BS. 254/71). BK, III/42
KAMERŞAH HATUN Seyyid Abdüllâtif’in kızıdır. 1544’te sarhoş olarak mahkemeye getirilmiş ve sarhoşluğu sabit olduğundan şer’an tâzir edilmiştir. BK, III/42
KAMERŞAH SULTAN İkinci Bayezid’in kızıdır. Anası Gülruh (Gülendam) Sul-tan’dır. Şehzâde Alemşah’ın hemşiresidir. 1491 senesinde Malkara’nın Okçu (Siret) köyünü babası kızına temlik eylemiştir. Bu köyün elli hanesi vardı (BA. Mevkufat defteri, muvakkat numara: 436). Kamerşah Sultan, vefatında Muradiye’deki anası Gülruh Sultan Türbesi’ne gömülmüştür. BK, III/42
KAMETÎ EFENDİ Bk. Abdurrahman.
KÂMİL Abdullah isminde birisinin kızıdır. Eşrefîler mahallesinde sakindi. Mahalle ahâlisi, Seyyid Ali kızı Selime ile ikisini mahkemeye ihzâr edip müvâcehelerinde iyi eşit(?) olmadıklarını, mahalleden ihraçlarını taleb eylediklerini söylemiş ve birçok kimseler dahi öyle olduklarını haber verdiklerinden ihraç olmalarına 1573’te karar verilmiştir (BS. 118/8). BK, III/104
KÂMİL AĞA Bursalıdır. Mirahur-ı Şehri-yârî payelilerden iken Bursa mütesellimi olmuş, 1836’dan evvel ölmüştür. BK, III/105
KÂMİL EFENDİ (Hacı) Molla Fenarî Med-resesi’nin son müderrisidir (BİT. 155). BK, III/105
KÂMİL EFENDİ (Hacı Halil)
KÂMİL EFENDİ (Hacı Halil) 1240/1824 senesinde Isparta’da doğmuştur. Hüseyin Avni ve diğer bir arkadaşıyla Isparta’da medresede okurlarken İstanbul’a gelmişler, Hüseyin Avni Efendi harbiye mektebine ve diğer arkadaşı da İstanbul’da bir medreseye girmişler ve içlerinden en zeki ve malûmatlı olan Halil Kâmil de 300 kuruş maaşla mali-yeye intisab eylemişlerdir. Hüseyin Avni, 20 sene sonra paşa olarak harbiye nazırı ve sadrazam ve medreseye giren arkadaşları kazasker, en zeki ve çalışkanları 500 kuruş maaşla Gebze ve Kartal kazaları mal müdürlüğüne tayin olunmuşlardır. Kâmil Efendi, 1855 hareket-i arzından sonra yıkılan
Ulucami’nin tamirine memur olmuş ve bir komisyon hâlinde şimdiki görülen Ulucami’nin kubbelerini ve sair yerlerini geceli gündüzlü çalışarak tamir ettirmiştir. Hayatı mal müdürlüğünde geçmiş ve yaşı 90’ı tecavüz eylediği hâlde 1916 senesinde İzmir’de vefat edip Değirmendağı mezarlığına gömülmüştür. Osman, Hayri, Kâmil, Şevket, Hasan adında beş oğlu dünyaya gelmiştir. Isparta’da “Kepecioğlu” adıyla maruf bir aileye mensuptur. BK, III/105
KÂMİL EFENDİ (Mehmed) Müderristir. Kaşıkçızâde Hacı İsmail Ağa’nın oğlu Hacı Mustafa Ağa’nın oğludur. 1795’te müderris idi (BS. 312/17). BK, III/105
KÂMİLÎ-İ MEVLEVÎ (Derviş) Asıl adı Ahmed’dir. Manisalıdır. Asrı ulemasından tahsil ettikten sonra meddahlığa başlamıştır. Nedim ve hoş sohbet idi. Hicaza gidip hacı olduktan sonra Bur-sa’ya gelmiş ve cemiyetlerde meddahlık etmiştir. 12.5.1658’de Cumartesi günü Tahtakale’deki odasında vefat etmiş ve Pınarbaşı’na defnedilmiştir (G. 530). BK, III/104
KAN Bursa, Kite, Mudanya ve Gemlik kazalarında öteden beri zuhura gelen dem-i öşür vukuunda ahz ve kabz ettirmek üzere Anadolu valileri tarafından bir vekil tayin olunmak, eski âdet olduğundan Hacı İsmail Ağa 1741’de bu iş için Anadolu valisi tarafından vekil tayin edilmiştir (BS. 382/48). BK, III/44
KAN ÇIKARTMAZ 1520’de Bursa’da yapılan bir bıçağın adıydı (BS. 29/24). BK, III/43
KANALICI KÖPRÜSÜ 1515’te Bursa’da Çeltik Çiftliği yanındaki bir köprünün adıydı (BS. 26/406). BK, III/43
KANBER AĞA Hisar’da Yaniçoğlu mahallesinde 1574’te oturan bir hayırsever
adamın adıdır. Bu mahalle mescidine bir ev vakfeylemiştir. BK, III/43
KANDÎ Bursalı bir şairin adıdır. Şekercidir. Güzel ney çalardı. Tarih anlatmada da çok mahirdi. Şekercilikte de çok üstaddı. Latif şiirleri, güzel kasideleri vardır. Çok nefis tarihler söylemiştir. 1554’te İstanbul’da ölmüş ve Eyüp’teki Nişancı Mescidi’ne gömülmüştür. Hayattayken her gün köpeklere ekmek doğramak âdeti olduğundan öldükten sonra köpekler birçok zaman kabrinin başucunda beklemişlerdir (ST. 135; G. 499; SO. IV/62; KA. 3698; LT. 275). Hem şair ve hem de meddah idi.
Çün dolaştın zülfüne ey dil perişan ol yürü Kara bahtın dar imiş ney gibi nâlân
ol yürü
Pâdişah-ı âlem olursan Rakîbâ gam değil Dâmen-i dildârı ko var Mısr’a sultan
ol yürü.
BK, III/43
KÂNÎ EFENDİ Bursalı Abdülhâdî Efen-di’nin biraderidir. Derviş tabiatlı ve kalender-meşreb idi. Münzevî bir vakit geçirmekten hoşlanır, debdebeyi sevmezdi. Seyahatle vakit geçirirdi. 1856’-da Enarlı Tekkesi şeyhliği teklif edilmiş ise de kabul etmemiş ve inzivaya çekilmiştir. BK, III/105
KÂNİÎ Bk. Ahmed Efendi (Şeyh).
KANLI İMAM Bursa’da Şerife ve Rabia arzıhâl sunup, “Kanlı İmam” demekle maruf kimse kendisini nikâhla almış ve sonra da sadır olan sun’u ve şeriata aykırı hareketi dolayısıyla fetva-yı şerifle hul’u icab edip defaatle mura-faa-i şer olduklarında, Keçelizâde Ömer Efendi muini ve kuvvet-i maliye-si olmak dolayısıyla, davasını iptal ve silahla dolaşarak şer’ ve mazarratından emniyeti kalmadığı ve ziyade mağdur olduğunu bildirip İstanbul’a ihzâr ve şer’le davasının bakılmasını rica eylediğinden İstanbul’a ihzârı
1766’da emredilmiştir (BS. 1179/37). BK, III/44
KANSU BEY Mısır’dan Bursa’ya elçi gönderilmiştir. On iki gün Bursa’da kalarak 28.295 akçe sarf edilmiş ve bu akçe de 1500 senesinde ahâliye salgın edilmiştir (BS. 17/176). BK, III/44
KANTAR Eskiden beri Osmanlı arazisinde kantar, 44 vukiyye idi (BS. 400/34; LTC. II/241). BK, III/44
KANUN Osmanlı hükûmetinde her mahallin kendisine mahsus kanunları vardır. Bursa’ya ait kanun da 892/ 1487 senesi ikinci ayında yazılmış ve Başvekâlet arşivindeki mevkufat defterlerinin baş tarafına konulmuştur. BK, III/44
KANÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN Bk. Süleyman (Kanunî Sultan).
KAPAMALI MEKTEP Kale-i Umur Bey mahallesindeki Kara Demirtaşoğlu Mahmud Bey’in yaptırdığı mektebin adıdır. Mahmud Bey, Kelesen köyünden ve diğer köylerden hissesine irsen intikal eden yerleri bu mektebe vakfeylemiş ve vefatında buraya gömülmüştür. Oruç Bey’in Hisar’daki hamamı da bu mektebin vakfındandır. Mektebin iradı çok olduğundan, mektebe giden fakir ve yetim çocuklara elbise ve ayakkabı ve kızlara da kendilerine mahsus elbise verildiğinden “Kapamalı Mektep” adı verilmiştir.
1503 tarihli (BS 19/59) sicilde bu mektebin, Umur Bey oğlu Mahmud Bey’e ait olduğu yazılıdır. Demirtaş oğlu Mahmud Çelebi de bu mektep avlusunda medfundur (1508) (BS. 20/73). 1795’te bu mektep tamir edilmiştir (BS. 1209/15). 1807 senesinde Bursa hisarında Oruç Bey mahallesinde, Mahmud Bey’in türbesi ittisalindeki ahşap mektep büyük yangında yandığından mütevellisi Hüseyin Bey tarafından 1.161 kuruş sarfıyla yeni-
2 Subhi Bey’in haritasında
1. Kapan Hanı, 2.Ulucami
den inşa ettirilmiştir (BS. 277/15). 1845’te hisardaki Umur, Ali, Oruç Beyler vakfından Kapamalı Mektep’in yazlık sofası, döşemesi, sofraları, çeşmesi ve kapı ve pencereleri 1.160 kuruş sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 310). BK, III/44
KAPAN Arapça “kabban”dan alınmış, “büyük terazi” manasınadır. Türkçe-leşmiştir. Büyük çeki, vezne ve mizan mahalli demektir. Un kapanı, yağ kapanı, bal kapanı gibi. Bursa’da da muayyen mahaller “kapan” ittihaz edilmiştir. 1514’te Yıldırım Camii’nin alt tarafından geçen ulu yoldan aşağıda vaki olan bostanların ve bağların ve bahçelerin resimleri, eskiden beri kapan mahsulünden sayılıyordu (BS. 26/46). BK, III/45
KAPAN HANI
KAPAN HANI Ulucami batısındaki müftülük dairesinin arka tarafındadır. Birinci Murad Hudâvendigâr yaptırmıştır. Yapıldığı tarih ve mimarı belli değildir. 1567’de bazı yeniçerilerin, sarhoş oldukları hâlde yanlarında nâmahrem kadınlarla fesad ve fısk üzere oldukları bildirildiğinden, burasının, bir ticaret yerinden ziyade misafirhane nevinden bir bina olduğu anlaşılmaktadır (BS. 11/33). 1684’te yirmi dokuz odası ve 1.151 zira’ sakfı olan mescidi vardı. Harap olan hanla mescidi 256.675 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 325/39). Bu hanın kapısının karşısında Pars Bey’in Doğangözü Hanı varsa da, bu han 1767’de arsa hâline gelmiştir (BS. 331/92). BK, III/45
KAPAN MUSASI Bu zata ait hiçbir malûmat elde edilememiştir. Oğlu Hoca Mehmed vardır. Şehabeddin Paşa mahallesindeki mescide, 1496 tarihinde Kapan Musası Mescidi derlerdi (BS. 12/135). Musa’nın oğlu Hoca Meh-med’in, İlyas Çelebi, Hacı Mahmud Çelebi, Yusuf adında üç oğlu vardı (BS. 28/211, 23/99,190, 92/82). Kapan Musası’nın, herhalde bir lakap olma ihtimali pek ziyadedir. 902/1496’da bu mescidin yerinde Karamanlı Mehmed Çelebi yeni bir mescid yaptırmıştır. BK, III/45
KAPAN MUSASI
KAPI Bursa’da vaktiyle her mahallenin kapıları vardı. 1557’de İstanbul’dan gelen bir emirde: “Bursa’da eskiden mahalle kapıları olup, zaman geçtikçe harap olup nice müddet boş kalıp ehl-i fesad ve erbâb-ı şenaat zuhur edip en-va-ı fesadat vaki olduğundan, eskisi gibi mahalle kapıları bina olunarak şehrin hıfz u hıraseti için çalışılması” emredilmiştir. Ve evkaf-ı selâtin civarındaki kapıların bu vakıflar tarafından inşası emr edilmiş ve Kurdoğlu köprüsü civarındaki kapı, Çelebi Sultan Mehmed vakfı tarafından yaptırılmıştır (BS. 73/59). Meşhur kapılardan Muradiye’de Karıştıran kapısı vardı. BK, III/46
KAPLICALAR Bursa’nın hayat ve servet kaynağı olan bu kaplıcalara ait eski ve yeni birçok eserler yazılmıştır. Bunlardan istenildiği kadar malûmat alınabilir. BK, III/46
KAPLIKAYA Hacı İvaz Paşa köyü yakınındaki Kaplıkaya Dili demekle maruf büyük nehir, ziyade taşmakla 1602’de birkaç ay Müslümanlar geçememişler ve bazıları da eşyalarını aldırmışlardır (nehre kaptırmışlardır). Üzerine köprü bina olunmak lâzım olmakla, köy ahâlisi yeniden köprü bina edip tamir ve termim etmek için köylerinin avârız defterinde kayıtlı iki haneden, cümle tekâlif-i örfiyyeden muaf ve müsellem olmak üzere, köy ahâlisi mahall-i
mezbura köprücü tayin ve hizmetlerini ifa ettikten sonra, avârız-ı divaniyye ve tekâlif-i örfiyyeden bir nesne taleb ve teklif edilmemesi fermanla emredilmiştir. BK, III/46
KAR Bazı seneler Bursa’ya çok kar yağmaktadır. 1507 senesi İkincikânun ayının otuzuncu günü çok şiddetli kar yağmış, Setbaşı’nda bir bozahane (BS. 19/43), Atpazarı’nda iki han (BS. 19/67) ve Pınarbaşı’nda İzzeddin Ca-mii’ne bitişik müezzinin evi (BS. 19/28) ve daha birçok ev ve dükkânlar çökmüş ve yıkılmıştır. 1619 senesi İkincikânunun altıncı Cumartesi günü akşama yakın çok kar yağmış, donarak şiddetli soğuklar olmuştur (BS. 332/ 102). 1633 senesi İkincikânunun yirmi ikinci günü, ziyade kar yağdığından çarşılarda birkaç dükkân yıkılmış (BS. 252/8) ve birçok evler çökmüştür. BK, III/47
KARA ABDURRAHMAN EFENDİ Tefsir-han mahallesinden Hacı Bayram’ın oğludur (1046/1637). Birçok malını hayrata vakfeylemiştir (BS. 254/15). BK, I/39
KARA ABDÜRREZZAK CAMİİ 896/ 1490’dan evvel yapılmıştır. Bursa’da deveran eden bir şayiaya göre Mısrî Niyazî Hazretleri, Emir Sultan Camii’ne giderken Şeyh Şiblî mahallesindeki köprüden geçtikten biraz sonra güney tarafına dönerek okur ve üfler ve soranlara “burada Yunus’umun, yani Yunus Emre’nin kokusunu duyuyorum” dermiş. Kendi tarikına mensup kimselerin ricası üzerine mezbelelik olan yere gitmiş ve kazılmasını emretmiş, üç lahid çıkmış ve derhal oraya bir mescid bina etmişler. Halbuki vakıf kayıtlarında yukarıda söylenen 1490 tarihinde Şehdane isminde bir kadının ve 956/1549’da Mustafa kızı Hali-me’nin vakıfları olduğu görülmektedir. Hz. Mısrî, bu tarihten 100 sene sonra dünyaya gelmiş olmasına nazaran bu
3 Kara Abdürrezzak’ın ve Âşık Yunus’un kabirleri (solda) ve Karamazak Türbesi girişi (sağda)
rivayetin aslı ve esası olmasa gerektir. Cami bir vakit Sa’dî tekkesi olmuş, birkaç defa yanmış ve tekrar ahşap olarak yapılmıştır. Caminin batı tarafında ahşap bir türbe içerisinde üç kabire birer taş dikilmiş ve her birisine Yunus Emre, Taptuk Emre, Kara Ab-dürrezzak isimleri yazılmıştır. Tabii, bu mezarların Yunus Emre namına bir abide yapılması istenilmiştir. Caminin minaresi yoktur. Bursalılar Kara Ab-dürrezzak’ın muhaffefi olarak “Karamazak” demektedirler. BK, I/44
KARA ALEMDAR Armutlu köyündendir. 1801’de katledilmiş ve malları beyliğe zapt edilmiştir (BAML. 24712). BK, III/47
KARA ALİ Sultan Osman’ın arkadaşlarından Aykut Alp’in oğlu ve meşhur komutanlarımızdan Demirtaş Paşa’nın babasıdır. Orhan zamanında Hereke ve civarlarını fethetmiştir (KA. 3639). Bursa’da Yerkapı Camii’nin arkasındaki sokağında Kara Ali Paşa Mescidi yanında yatan bir zatın Kara Ali Bey olduğu söylenmekte ise de tevsik edecek hiçbir tarih kaydı yoktur. BK, I/125
KARA ALİ Şeyhtir. Hacı Halife’nin halife-lerindendir. Hizmetinde ve bunun vefatında Muhyiddin Kocevî’nin ölünceye kadar hizmetinde bulunmuştur. Bu iki âlim ve Allah’ı bilen kimselerin icazetleriyle kendi evinde oturup dünya ile
alâkasını kesmiş ve Allah’a teveccüh eylemişti. 1523’te ölmüştür (ŞN. 356). BK, I/131
KARA ALİ PAŞA Düstur Han’ın oğludur. Maksem’de babasının camisi yanında medresesi vardı. Kabri, bir ev içindedir (BİT. 159). 1513’te oğlu müderris Mustafa Çelebi vardı. (BS. 25/189). BK, III/47
KARA ALİ PAŞA MEKTEBİ 1573’te Mak-sem’de idi (BS. 115/201). BK, I/134
KARA BAHADIR KÖYÜ Yenişehir kaza-sındadır. 1642’de ahâlisi, icmalli zeamet köylerden olup her cihetçe serbest idi. Memalik-i Osmaniyeden büsbütün diyet öşrü adı kaldırılmışken, Hudâ-vendigâr sancakbeyi ve subaşıları, “köyünüzde kan olmuştur” diye öşr-i diyet adıyla akçe taleb ettikleri ve köylüleri incittikleri haber verildiğinden, men’ edilmesi emredilmiştir (BS. 261/ 195). 1927’de bu köyde 25 ev ile 88 kişi vardı. BK, III/47
KARA ÇELEBİZÂDE Rum Mehmed Pa-şa’nın biraderi Hicrî Mehmed Efen-di’nin ve Şeyhulislâm Abdüllaziz, Hüsameddin, Mehmed, Hüseyin Efendilerin soyadlarıdır. Her birisinin adları hizasında tafsilat verilmiştir. BK, III/54
KARA ÇOBAN
KARA ÇOBAN 1859’da eşkıyalık eden meşhur haydutlardandır. Birçok za-
man Harmancık, Gökçedağ kazalarında pervasızca dolaşarak birçok zulüm ve teaddî yapmış ve zaptiye neferlerinden Osman’ın kolunu kesmiş ve birçok defa postayı vurmaya kalkmış ve nihayet Hudâvendigâr valisi Süleyman Pa-şa’nın emirleriyle Atranos’un Karalar köyünde bulunduğu haber alınarak bir müfreze sevk olunmuş ve teslim emrine silahla mukabele eylediğinden, yapılan müsademede maktul düşmüştür. BK, III/54
KARA HACI 1492’de Bursa’da pazarcılık eden Musa oğlu Hacı Gazi’nin şöhretidir (BS. 10/152). BK, III/55
KARA MEHMED Bk. Burma Ahmed.
KARA MUSTAFA PAŞA HANI Mudanya’da kârgir bir handır. 1777 senesi Birincikânun gecesi Mudanya’da çıkan yangında, bu han kâmilen yanmış ve etrafındaki dükkânları da yakmıştır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın vakfıdır. BK, III/414
KARA NOHUT 1507’de zulmen katledilen Ali oğlu Hacı Hamza’nın şöhretidir (BS. 14/13, 13/20). BK, III/58
KARA OĞLAN Osman Gazi’nin ümera-sındandır. Orhan zamanında İznik’te ölmüştür (SO. IV/59). İznik’te bir zaviye ve bir imaret yapmıştır. Bu zaviyenin mesalihi için Katırözü, Çokallı, Bacı, Eğriçay, Kastamonu, Hüseyin köyü, Tirs, Karagözcü köylerini, Orhangazi ve Huğru (Muğru), Yunak, Tuman Çiftliği köylerini ve Süleyman Paşa ve Sun-dul(?), Altıntaş, Çardak, Yeniköy, Akhisar, İznik perakendelerini de bu imaret ve zaviyeye vakfeylemiştir. Ayrıca İznik’te şehir içinde bir hamam (Kanunî zamanında harap imiş), şehir içinde bir nar bahçesi ve bir ev, bir dükkân ve İznik civarında Yakut Paşa vakıf arazisinde bir bağ ve Karagöz Bey bahçesi denilen bahçe bu zaviyenin vakfıdır. İznik’teki Kara Oğlan Mescidi’ni aslın-
da Özbek Subaşı bina eylemiştir. BK, III/58
KARA OĞLANLAR KÖYÜ Mihalıççık’ın Sancak nahiyesindedir. Üsküdar’daki Kara Davud Paşa Camii ve İmareti’nin vakfıdır. Kuşlu Bey ve Boğulanlar köyleri de bu caminin vakfı idi. Bu köye birer cebeli vaz’ ve ihdas olunmuş, 1776’da Osman Paşa tahririnde cebelileri ref’ edilmiş ve Pazartepe denilen mahal korkulu ve derbend olduğundan bu köy halkı, 1818’de derbentçi nasb edilmişlerdir. BK, III/58
KARA PINAR SUYU Beyce Mehmed oğlu Mustafa Çelebi, Molla Yegân Yayla-sı’ndan getirip Gökdere civarındaki Seyyidler mahallesine 1505 senesinde akıtmıştır (BS. 19/400). BK, III/49
KARA ŞEYH CAMİİ Vilayet Matbaası’nın karşısında minareli ve kârgir bir camidir. Mahalle de bu isimle anılmaktadır. 940/1533’ten evvel yaptırılmıştır. Bu mahalleye Kara Şeyh denildiği gibi, “Şeyh Küşterî” mahallesi de denilirdi. Vaktiyle bu cami civarında Alboyacılar Çarşısı vardı. Oraya Kara Şeyh Abdullah Efendi diye bir mezar taşı dikilmiş ve 1235/1819 tarihi yazılmış ise de sonradan uydurulduğu anlaşılmaktadır. Hayreddin Hacı Hasan, Kazzaz Muhyiddin, Kazzaz karısı, Boyacı Hamza, Bülbül ve Ayşe Hatunlar, Hacı Sinan ve Hacı Ahmed’in bu mescide vakıfları vardır (BS. 78/71). 1892 tarihinde Bursa evkaf muhasebecisi Bursalı Süleyman Bey, bu camiyi kese-i zimmetinden tamir ettirmiştir. BK, III/58
KARA ŞEYHÎ 1563’ten evvel Kara Şeyhî adında bir zat Eski Gallepazarı’nda bir çeşme bina eylemiştir (BS. 348/14). BK, III/59
KARA TAYYİB Kürek cezasına mahkum olmuş iken bir yolunu bularak kürekten kurtulmuş bir suhtedir. Bandırma iskelesi civarında taş gemisinin reisi ve
yoldaşlarını katledip kaçan gemici Alâeddin ve yanlarında olan suhte eşkıyalarıyla beraber Bursa yakınında pek çok köylere akçeler salgın salıp ve nice Müslümanları katledip ve Atranos civarlarında Kaplan ve Ramazan adındaki sipahileri ve sair on beş kadar insanı katl ve eşyalarını aldıkları cihetle, Bursa kadısı Ali ve Hudâvendigâr sancağı beyi Nogay Bey tarafından her nerede tutulursa dava-yı hak edenlerle beraber edip toprak kadıları marifetiyle hak üzere teftiş edip fesad ve şenâ-etleri sabit olanlar, muhtâc-ı arz olanlardan ise hapsedilip arzedilmesi ve muhtac-ı arz olmayanların şer’le haklarından gelinmesi 1615’te emredilmiştir (BS. 225/129). BK, III/59
KARA YAZICI 1490 senesinde, Bursa’da ticaretle iştigal eden Hoca Ece’nin babasıdır (BS. 8/1). BK, III/59
KARABEY Ankaralı Katrancı oğlu Musa Bey’in oğlu İbrahim Bey’in şöhretidir. Katrancıoğullarındandır. Bursa’da oturmaktaydı. Hayırsever bir zat idi. Vakıfları vardır (BS. 25/185, 205, 296/ 125). BK, III/47
KARABEY Karamanlıdır. Evvelâ kirbas dokurken, Allah’ın cezbesine tutularak dünya ile alâkasını kesmiş ve Bursa’ya gelmiştir. Çarşı ve pazarlarda ve sokaklarda yalın ayak, başı açık dolaşarak “Bu dünya benimdir” der ve bazen kafiyeli ve secili ve fakat manasız söz söyler ve herkesten evvel sabahları Ulu-cami’ye gelir, namazını kılardı. Son derecede temizdi. Ahlâkı temiz ve kimseye zararı olmayan ve daima namazını vaktinde kılan bir adamdı.
Dördüncü Murad Bursa’ya geldiği zaman Pirinç Han’ın önünden geçerken “Dü padişah der iklimi neküned” diye bağırarak Padişah’a duyurmuş ve Bur-sa’nın büyüğü ve küçüğü ve zengin ve fakiri bu zavallı delinin kafasından ümidi kesmişler. Yani, derhal idam edileceğini sanmışlarken İstanbul’dan
gelen bir haber, Valide Sultan’ın mektupları üzerine padişah derhal İstanbul’a dönmeye mecbur kalmıştır. Bu adamın dilendiğini ve kimseden akçe aldığını hiçbir kimse görmemiştir. Hatta bir gün hamama gidip yıkanmaktayken bu hâline merak edenler, kesesindeki akçeleri alıp saklarlar, boş keseyi cebine bırakırlar. Bu, hamamdan çıkıp giderken kesesini açıp, boş kesenin içerisinden çıkardığı akçeleri dellal ve hamamcıya verir. Ve bu işi yapanları hayretler içinde bırakır. O vakit Bur-sa’da İkilik, Kavanos Efendi, Lapa Efendi adında üç kişi varmış. Bunlar toplanıp musahabet ederlerken, Karabey gelerek bi’l-bedahe; “iki ukiyye erz-i halisten bir kavanoz lapa peyda etmek, Allah’ın imareti hademelerine kolaydır” deyip geçmiştir. 1668 senesine tesadüf eden 1079 hicrî senesi Receb ayı nihayetlerinde Pazartesi Miraç gecesinde vefat etmiş ve Pınarbaşı’nda Mevlevî-hane karşısına defnedilmiştir (G. 231). Bursalıların teveccühünü kazanmış bir zat idi. BK, III/47
KARABEY
KARABEY Yenişehir’in Karasıl köyün-dendir. “Kendi hâlinde olmayıp, etraftan geçen paşalara ve sair levendlerin bölükbaşılarına haber gönderip, getirip köylere misafir kondurmakta ve etrafındaki köylerden zahire-bahâ namıyla ‘size misafir göndermeyeyim’ diye zulmen akçeleri almakta ve her birisini bir türlü rencide etmekte, köylünün oğullarını ve hizmetkârlarını geceleri toplayıp hamr içirmekte ve fukaranın ırzlarını kırmaktadır. Dört taraftan zina, livata ve sair fesad ve şekavete cesaret eden kimseler bunun yanına kaçıp saklanmaktadır. Bu adamın yaptığı zulüm ve teaddiyatın haddi ve nihayeti olmadığı gibi, defaatle mahkemeye davet edilmişse de hiçbirisine icabet eylememiş ve Koçi, Boğaz, Barçın, Ebe, Subaşı ve sair köyler ahâlisi bunu şikâyet etmişlerdir” diye 1715 senesinde Yenişehir kadısı Ali Efendi, rikâb-ı hümayuna arzetmekle Kütahya ve Yeni-
şehir ve yöreleri tarafında behemehal tutulup, mahkemeye ihzâr edilip, şer’an kabahati sabit olursa, Kütahya kalesinde kalebend edilmesi emredilmiştir. Bu adam köylere giderek; “Bana beş yüz akçe veriniz. Yoksa gider Bursa valisini köyünüze davet ederim” diye korkutur, köylüler da mecbur olarak bunun istediğini verirlerdi. Vermezse, Bursa’ya gidip valiye çıkarak rica ve istirhamla köylerine şeref vermesini söyler ve ekseriya valiler de bunun ricalarını kabul ederek ya bizzat veyahut maiyyetindekilerle birini vekil olarak gönderirdi. Vali köye geldi mi, zavallı köylüler mahvolurdu. Çünkü vali en aşağı, yüz elli-iki yüz atlı ile gelirdi. Bu adamlar da köydeki tavuk, koyun, hülasa yiyecek namına ne varsa yiyip istediği mebaliği vermek, şerlerin ehveniydi. BK, III/48
KARABEY
KARACA AHMED İran ümerasından birisinin oğlu olduğu hâlde Allah’ın cazibesine tutularak terk-i diyar ederek Manisa civarındaki Akhisar’ın köylerinden birisine gelmiş, orada ibadet ve taatla vaktini geçirmiş ve vefatında oraya defnedilmiştir (KA. 3623; ŞN. 33). Bursa’da da Selçuk Hatun Ca-mii’nin garbında bir sokak içinde bir hücrede oturduğunu ve bu zatın yedi yerde makamı olduğunu ve eski devrin itikadlarına göre deliler bir gece bu hücrede bırakılırsa kendisine sükunet gelir ve ertesi günü iyileşerek alıp götürürlermiş. Müteessir olur ağlarsa iyi olmazmış. Bursa’daki hücresi evvelce kadınlar arasında çok meşhurdu. Toplanırlar ve mevlid okurlardı. BK, I/62
KARACA AHMED EFENDİ “Şemseddin Ahmed” dahi denilirdi. Saruhan vilâye-tindendir. Bazı âlimlerden ders aldıktan sonra Yıldırım ve Muradiye medreselerinde müderrislik yaptı. 854/ 1450’de vefat etti ve Emir Sultan’a defnedildi. Meşhur âlimlerimizdendir. İlim ve ahlâk cihetiyle insanlığın vasıl olabileceği en yüksek mertebeye var-
mıştır. Akaide ait birçok eserleri vardır. Evi âlim ve fazıl kimselerin toplantı yeri idi (G. 283; SO. III/159; ŞN. 228). BK, I/56
KARACA BEY
KARACA BEY Abdullah’ın oğludur. II. Murad zamanında, Varna muharebesinde kahramanlığıyla temayüz eylemiştir. Varna muharebesinde II. Murad, kıtalarının bozularak dağılması yüzünden kapısı halkıyla yalnız kalmış ve kaçmak niyetindeyken, bu hâle vâkıf olan Dayı Karaca Paşa hemen padişahın atına yapışarak: “Padişahım, ne yapıyorsun? Eğer sen gidersen kâfirler Edirne’ye kadar ardımızdan gelir” diye II. Murad’ı koyvermedi. Atından yedip bir yüksek yere çıkardı. Hatta bu muamelesinden dolayı “Kazancı Doğan” adındaki bir yeniçeri, Karaca Bey’e karşı gelip: “Bre kara yüzlü gidi, Sultan Alâeddin’i öldürdün. Bu kere de beyimize kast ediyorsun. Ko gitsin” dedi. Karaca bey buna aldırmadı. Sultan Murad da Karaca Bey’e: “Kâfir bizi dağıttı, bozdu” dedikçe Karaca Bey de: “Şimdi biz de onları perişan ederiz” demekteydi. Tepede davullar, kösler çalınmaya başladı. Padişahın sancağı tepenin üstünde dalgalandıkça, görenler padişahın sebat etmekte olduğunu anlayıp, tekrar geri döndüler ve düşmanı bozdular. Ve bu Varna zaferinin kazanılmasına Dayı Karaca Paşa sebep oldu (B. 109). Fatih, Karaca Paşa’ya vezaret verdi. 26 Mart 1452’de Fatih’le beraber Karadeniz boğazına geldi. Rumeli hisarının kalelerinden birisini her masrafı kendisi vererek yaptırdı. Ayrıca zaviyelerinden birisini de yaptırdı. Fatih’le İstanbul’u muhasara için Edirne’den hareket ettiği vakit, Karaca Paşa büyük topları sevk etti. Ve iki ayda Edirne’den İstanbul önüne geldi. Muhasarada sol cenah komutanlığına tayin edildi. Ve Ayvansaray’dan Tekfur Sarayı’na kadar olan kısmın muhasarasını, bu tecrübe görmüş zat idare ediyordu. Topçu müfrezelerinin mühim bir kısmı ile büyük toplardan bazıları
Karaca Bey ‘in Şeceresi
Abdullah
Karaca Ahmed Paşa
Sittî Hundî
Hatun Hatun
I ---------- I
i ——r
Şah Nisa Esleme
Mehmed Çelebi
Muhyiddin
Mehmed Çelebi
İskender Bey
Mehmed Çelebi
Sitti Şah Fahrünnisa Şahsenem
bu zatın emrine verilmişti. Edirne kapısının şimalindeki hendeği birkaç defa hücumla geçmişse de her defasında püskürtülmüştür. İstanbul fethinde ve hücumlarında Karaca Paşa da Zağanos Paşa gibi temayüz etmişti (İstanbul’un Muhasarası ve Zabtı, 31,40,63,71,285).
İstanbul’un fethinden sonra Dayı Karaca Paşa, Silivri’nin ve etrafındaki kalelerinin zabtına memur edilerek gönderildi. Kumburgaz ve Bigados’u feth eyledi (SOT. 199).
1456’da Fatih’le İstanbul’da bulduğu bakır kapları, haçları ve kilise çanlarını eritip, toplar döktürüp Tuna yoluyla gemilerle sevk eyledi. Ve kendisi de gazaya niyet edip, Belgrad’a teveccüh eyledi. Belgrad kalesi bu toplarla dövülmeye başlandı. Rumeli beylerbeyi olan Dayı Karaca Paşa, Tuna’yı geçip Belgrad’ın öte taraflarına gidip vurması için izin istemişse de diğer beyler, Belgrad’ın fethinden sonra, akın için kendilerine yer kalmayacağını ileri sürerek mâni’ oldular. Bu sırada, Karaca Paşa’nın geçmek istediği yerde düşmanın kuvvetli olduğu ve Sava suyundan birçok düşman gemilerinin gelmekte olduğu görüldü. Harp kızıştı. Hisardan bir mermi gelip Dayı Karaca Paşa’nın bulunduğu metrisi yaktı.
Dayı Karaca Paşa şehit oldu. Cenazesi Mihaliç’e götürülerek oradaki cami
civarındaki türbesine defnedildi (B. 127; SOT. 216).
Karaca Bey, Mihaliç’te bir cami, imaret ve medrese bina eylemiş ve su getirmiştir. Yenişehir’in Ebe köyünde de bir zaviye bina eylemiştır. Bu hayırlarının idameleri için birçok vakıflar yapmıştır. BK, III/49
(Tâî cömert ve eli açık manasınadır. “Hâtemü’t-Tâî” gibi ki lütuf ve ihsanı bol olmakla şöhret bulmuştu. Arabistan yarımadasında ‘tâyî, tâî ve tayyî adında bir büyük kabile vardır ki …?)
Şeceresi yukarıdadır. BK, III/51
Kızı Hundî Hatun, sonra sadrazam olan Çandarlı Halil Paşa’nın oğlu İbrahim Paşanın karısıdır. Bursa’da Ulu-cami doğusunda mektebi vardı. Karaca Paşa’nın karısı Bülbül Hatun’un Miha-liç’te medresesi vardı.
Mihaliç’te medfun olan Dayı Karaca Paşa’dan başka birkaç tane Karaca Paşalar vardır ki, tarihler bunları birbirlerine karıştırmaktadır. Bursa ile münasebetleri yoksa da bunları yazmak bu kapalı meseleyi aydınlatır:
-
1. Karaca Paşa: Çelebi Sultan Meh-med’in kızı Selçuk Hatun’un kocasıdır. Varna muharebesinde, 1444’te şehid olmuş ve cenazesi Ankara’ya getirilerek camisi civarındaki türbesine gömülmüştür. Ankara’da eski adıyla Karaca Bey ve yeni adıyla Sumahr (Sü-
mer) mahallesinde Samsun sokağındaki İmaret Camii denilen camiyi bina ve yanında bir çeşme ve bir de türbe inşa ettirmiştir. Bu hayırlarına irad olmak üzere bu zaviye kurbünde de bir çifte hamam ve Sultan meydanındaki köşkün yerini, cami civarında iki bağçeyi Ankara’nın Mürtedova nahiyesindeki Onaç ve Yayanova nahiyesindeki İldik çiftliğini, Beypazarı nahiyesinde Ulu-cak, Kuzkurdan ve Gülfere köyünü ve suyollarını vakfeylemiştir (Bu cami yapılmadan evvel caminin bulunduğu ve Ankara’nın doğusunda bulunan bu mahalle “Hacet Tepesi” derler. Bu vakıflarına oğlu Ahmed Bey’i mütevelli yapmıştı. Ankara’da Bitpazarı’ndaki kervansaray da bu zatındır.). BK, III/52
-
2. Karaca Bey: Gelibolu’da Hamza Bey Limanı’na hâkim bir yarın altında medfundur. Gazi Karaca Bey derler. 1410’da şehid olmuştur. Abdullah oğludur. Gelibolulular buna “Bayraklı Baba” derler. Burada bir imareti olup 1505 senesinde harap olmuştur. Bu imareti için Gelibolu’da bir hamam, Kozludere’de bir bağ, bostan, Kale-önü’nde dükkânlar ve yel değirmeni ve Manyas mahallesinde odalar ve Zale’ye tâbî Deli Şahin (Karaca Bey) köyünü vakfetmiştir. Oğlu Hasan Paşa vardı. Gelibolu’daki mescidi 1519’dan evvel yanmış ve Hasan Paşa tekrar yaptırmıştır. Hasan Paşa Mescidi adını almıştır. 1519’da Hasan Paşa’nın oğlu Ali Çelebi bu vakıfları imar ve daha birçok vakıflar ilâve eylemiştir. Şeceresi:
BK, III/52
-
3. Karaca Ahmed Paşa: Yavuz Selim zamanında defterdar olmuş ve Yavuz Selim, babası Sultan Bayezid ile cenk ettiği zaman, Yavuz’un yanında kalmış ve ne gibi bir işi olursa derhal Karaca Paşa bu işleri görmüş, hem vezirlik ve hem de defterdarlık yapmıştır. Yavuz padişah olunca fevkalâde izaz edip büyük sancaklar vermiş ve büyük sancaklara mutasarrıf olmuştur. Kâmil, fazıl ve şair bir zat idi. Her ilimden malûmatı vardı (ST. 37). Şu şiir onun-dur:
Gül katında açılmağa yüzü yok
Leb-i vasfında goncanın sözü yok Öykünür çeşmine deyü badem
Nergisin anı görecek gözü yok
Yavuz Selim’in çok itimadını kazanmıştı. Yavuz da bunun ehliyet ve kabiliyetini iyi takdir etmişti. Bursa’da bir müddet oturmuş, 16.9.1517’de Haleb valiliğine tayin edilmişti (BS. 27/22, 284). Oğlu Mahmud Bey ve onun oğlu Abdullah vardı. Edirne’de oturmaktaydılar (BS. 113/214). Bir aralık Yavuz, bu zatı Mısır’a da elçilikle göndermiştir. Kabrinin nerede olduğu meçhûldür.
Daha birçok Karacabeyler varsa da bu kadarcık ile iktifa olundu. Bunların hepsinin adlarının Ahmed ve babalarının Abdullah olması garip bir tesadüf eseridir. BK, III/53
KARACA PAŞA Bk. Karaca Bey.
KARACABEY CAMİİ Karacabey kasabasının kuzey tarafındadır. 1456’dan evvel yaptırılmıştır. Medresesi ve civarında türbesi ve su kuyuları vardır. Bugün harabe hâlindedir. Mimarı bilinmiyor. Minaresi de haraptır. BK, III/50
KARACABEY HANI Bursa’dadır. Pirinççi Hanı’nın karşısındaki Hacı İvaz Paşa Camii’nin doğusunda idi. Bugün bu handan hiçbir eser kalmamıştır. 1456’-dan evvel yaptırılmıştır.
1613 senesinde üstünün kurşunları yenilenmiştir (BS. 223/79). 1638’de
hanın güney tarafındaki çarşıya Gelincik Çarşısı denilmekteydi (BS. 255/67).
1685’te hanın etrafındaki döşekçiler, sandıkçılar, Sipahi Pazarı diye anılan yerler harap olduğundan hanın 320 zira’ sofaları ve 30 odasının döşemeleri 16 kemerin ayakları ve hanın iki tarafındaki merdivenleri ve sıvaları ve kurşunları 138.752 akçe ile tamir edildi (BS. 325/146).
1706’da kırk bir oda 28.960 akçe ile tamir edildi (BS. 300/23).
Bu hanın etrafında çuhacılar, yorgancılar, sandıkçılar, Gelincik çarşıları da vardı ki cümlesi Karaca Bey’in vakfı idi. BK, III/51
KARACABEY TÜRBESİ 1456’da şehit olan Karaca Bey’in türbesi bugün harabe hâlindedir. Mezarı mükelleftir. Mezar taşında: “Haza kabru’l-Emiri’l-Kebir ve hüve Karaca / bin Abdullah el-merhum el-mağfur es-saîd / eş-şehîd gazevatı kal’a-i Belgrad fi zemani / hilâfet-i Sultan Mehmed bin Murad Han fi / evasıt-ı Şa’ban senete sittin ve semanimiyeh 860.” Dayı Karacabey, 1456 senesi Temmuzun on beşiyle yirmi beşi arasındaki on gün içinde ölmüştür. Yakınında, karısı Abdullah kızı Bülbül Ha-tun’un da türbesi vardır. Cümlesi haraptır. BK, III/51
KARACABEY VAKIFLARI Handan başka, bu hanın etrafındaki çuhacılar, yorgancılar, sandıkçılar, Gelincik çarşıları ile (BS. 225/39, 337/18), Bursa’da iki boyahane ve Tahtakale’de dükkânlar, İnegöl Ortaköy’de iki değirmen, Manyas’ın Mürüvvetli köyünde altı değirmen ve Haramağılı, Donarca, Sekigeldi köylerini vakfeylemiştir (BS. 45/199). Manyas kazasındaki Mürüvvetli, Ağaç-viran, Çeltikçi, Frenkli köylerini de vakfeylemişti ki bu köylerden 1530 senesindeki hâsılat 22.444 akçe idi. İnegöl’ün Ebe köyünü de oradaki zaviyesine vakfeylemiştir. BK, III/51
KARADEĞİN Sultan Osman ve Orhan’ın ümerasındandır. İznik muharebesinde
4 Karagöz ve Hacivat
bulundu (SO. IV/59). BK, III/59
KARADEĞİN KÖYÜ Diğer adı Kula Şa-hin’dir. İznik’tedir. Çandarlı İbrahim Paşa’nın oğlu Mahmud Çelebi’nin mülkü iken karısı Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Hafsa Hatun’a hibe eylemiş o da Bursa’da Bedreddinoğlu mahallesindeki mescide vakfeylemiştir (BATD. 7348). Bu köy daha evvel Hacı Halil kızı Tâcî Teslime Hatun’un mülkü iken Mahmud Çelebi satın almıştır. BK, III/ 59
KARAGÖZ Vaktiyle çocuklara Karagöz, Alagöz, Çakır diye, gözlerinin renklerine göre isimler verilirdi. Meselâ zamanımızda ne kadar Ömer ve Osman diye isim varsa, vaktiyle o kadar da Karagöz, Alagöz, Çakır adları vardı. BK, III/ 54
KARAGÖZ
KARAGÖZ Hayalî namıyla Osmanlılarda öteden beri oynatılması âdet olan mahut gölge oyununda gösterilen iki şahıstan biri olup diğerine de “Hacı Evhad : Hacıvat” namı veriliyordu. Karagöz ümmî ve cahil bir şahsı temsil eder. Ve ekseriya çingene suretinde tasvir olunurdu. Hatta ismi cehalette darb-ı mesel hükmüne geçip “Echelün min Karagöz : Karagözden daha cahil” derlerdi (KA. 3643). Bursa’dan Çekir-ge’ye giden yolun kuzeyine, Mevlid
sahibi Süleyman Çelebi’nin mezarının karşı tarafında, “Çivicinin Konağı” denmekle maruf eve varmadan sağ tarafta Karagöz namına dikilmiş bir mezar taşı vardı. Yunanlılar zamanında bu taş kırılmış ve hayır sahipleri tarafından bir müddet saklandıktan sonra Bursa Müzesi’ne nakledilmiştir. Hakkında kat’î mahiyette olmayan birçok rivayetler vardır. Evliya Çelebi bunun bir çingene olduğu ve Bursalılar da Pirinç Hanı yapılırken maskaralıkla ameleyi oyalayarak inşasını geç bıraktığından dolayı katl olunduğu, babalarından evlâdlarına intikal eden rivayet kabilinden ağızdan ağza intikal etmektedir. Bazıları Pirinç Hanı olmayıp Orhan Camii ve bazıları da Ulucami yapılırken, derler. Günahtan korkan ve esasen cami gibi hayır işi yapan padişahların, bu işlerde kullandıkları ameleyi idam etmeleri akla biraz uzaktır. Mevcudiyeti şimdilik kat’î olarak tesbit edilememiştir. Pirinç Hanı yapılıyor-ken kiremitleri ve tuğlaları pişiren Karagöz isminde birisinin, üzerine aldığı işi tamam etmeden ölmesi ted-kike değer (BS. 21/179). BK, III/54
KARAGÖZ
KARAGÖZ Abdullah’ın oğludur. “Tırno-valı Karagöz” demekle maruftur. Sipahi oğlanları bölüğünden idi. İstanbul’da Molla Gürânî Camii mahallesinde sakin idi. 1507 senesinde Bursa Umur Bey mahallesinde ölmüştür. Oğlu Ali, Sipahi oğlanlarındandır. Zevcesi Sölözlü-dür(?). BK, III/55
KARAGÖZ (Hacı) Abdullah’ın oğludur. 1526’da ölmüştür. Zeyneb adında bir kızı vardı (BS. 31/482). BK, III/55
KARAGÖZ ALİ AĞA Bursa’nın en maruf semercisidir. 1802’de ölmüş ve oğlu Semerci Mehmed Ağa da 1831’de ölerek ikisi de aynı mezara konmuş ve ikisine bir taş dikilmiştir. Mezarı Şeh-reküstü kabristanındadır. BK, I/ 157
KARAGÖZ BEY Küçük Sinan Bey’in kölesidir. İshak Paşa Kızığı köyünde
Kaplıkaya suyuyla dönen değirmenlerini vakfeylemiştir. Satı Fakih mahallesinde 1487’de sağdı. Oğulları Mevlânâ Mahmud Çelebi, Mustafa, Mehmed, Halil, Ali, Yahya Çelebiler ve kızları da Selime Hatun ve Müslime Hatuncuk idi (BS. 11/2,66, 7/160, 12/161, 23/113, 19/141). BK, III/55
KARAGÖZ BEY İshak Paşa’nın adamla-rındandır. Ulubat kalesinde bir zaviye ve bir kervansaray bina eylemiş ve bunların idaresi için Ulubat’ta bir bezzazhane ve bir hamam ve Balıkesir sancağının Manyas tevabiinden Dâniş-mendli, Aleksi, Suludere, Çakırcı köylerini, Aleksi köyünde dört dolap değirmenini ve Bursa’nın Hatun Kızığı’nda iki karaca değirmenini ve bir bahçesini, meyveli ve meyvesiz ağaçlarını vakfeylemişti. Tevliyetini evlâdına şart eylemiştir. BK, III/55
KARAGÖZ BEY ZAVİYESİ Yukarıda ismi geçen Karagöz Bey’in vakfıdır. Günde bir defa gelip geçenlere yemek verilirdi. Yemekler etli idi (BS. 266/128). BK, III/55
KARAGÖZ PAŞA Anadolu beylerbeyi iken Teke’de asilerle yapılan muharebede 29.8.1512’de şehit olmuştur (BS. 23/177). Kütahya’da camisi vardır. Hasan ve Hüseyin Çelebilerle, Nefise Hatun adında üç evlâdı vardı. Zevcesi Tûtî Hatun’dur (BS. 7/384; 8/57,70, 23/177). Nefise Hatun, Karalzâde İs-hak Bey’in karısıdır (BS. 10/37). BK, III/55
KARAKÂDÎ CAMİİ
KARAKÂDÎ CAMİİ Buna, Karakedi, Kara-gidi Camii de denir. Rivayete nazaran Yemen’in Karakâd köyünden Mehmed Hüseyin Çelebi bu camiyi yaptırmış ve Fatih’in kilercibaşısı imiş. 1479’da ölmüş ve cami haziresine gömülmüştür. Kendisi Kadirî tarikatına mensup olduğundan camide bu tarikat ayini icra olunurmuş. Ve bir vakitlerde Şeyh Ahmed İştibî Efendi, Halvetî usülünü
icra eylemiş. Harap olunca Süleyman Himmetî Efendi camiyi imar ederek Celvetiye usülünü icra eylemiştir. Cami kârgirdir. Minaresi yıkılmıştır. Birinci ve ikinci baniler cami yanındaki kabristandadır. Mazannadan “Kepenekli” demekle maruf Hüseyin Baba da oradadır. (MŞ.) 1035/1625 tarihli bir kayıtta da bu caminin Seyyid Çelebi adında birisi tarafından yapıldığı yazılıdır. Sicillerdeki kayıtlara gelince:
1678 tarihli bir sicil kaydına göre; merhum Hüsameddin eş-Şerîf’in, bina eylediği Karakedi Camii avlusunda Ayşe Hatun, zaviye namıyla fukaraların sakin olmaları için birbirine bitişik dört oda bina ve vakfetmiş ve Halve-tiye fukarasının oturmasını şart eylemiş ve bu zaviyeye muttasıl olan evini de zaviye şeyhine şart eylemiştir. Birçok zamanlar Halvetî dervişleri oturup tevhid, zikir ve ibadetle meşgul iken zaviyenin şeyhi bırakıp başka diyara gitmiş ve “Kara Deve” diye lakap alan Nalbant Mehmed adında bir cahil adam, “bir berat ettirdim, şeyh oldum” diye vâkıfın şartları hilâfına eve girmiş ve on beş seneden ziyade evin birçok yerlerini harap eylemiş ve zaviyeyi tatil ederek yıkmış ve oturulamayacak hâle getirerek süpürüntülük olmuştur.
Şeyhulislâm-ı sabık Bursalı Mehmed Efendi yeniden bu binaları yaparak vakfeylemiştir. Üsküdar’da Valide Sultan Zaviyesi’nde Şeyh Karabaş Ali Efendi’nin Bursa’ya halife olarak gönderdiği Şeyh Şaban Efendi de, meşihata layık olduğundan mütevelli tayin edilmiştir (BS. 326/45). Bursalı Mehmed Efendi bin Abdülhalim Efendi mütevellinin izniyle yaptığı, ortaları sofalı ve dehlizli karşı karşıya iki oda ile ayrıca üç hücreyi bina ve vakfeylemiştir (BS. 318/9).
1846’da Karakâdî Zaviyesi’ndeki kâr-gir ibadethane harap olduğundan; müceddeden avlusunda şeyh efendilere mahsus bir bab fevkânî şeyh odası ve ittisalinde bir bab şerbet odası ve altlarında bir kahve odası ile fevkânî ve
5 Karakâdî Camii
tahtânî iki sofa, 12.829 kuruşa inşa ettirilmiştir (BS. 313/94).
1859’da Karakâdî Dergâhı derunun-daki cami-i şerifin tamir ve tecdidi ve son cemaat mahallinin örtülmesi, Mısırlı Yani Kalfa’ya, 8.199 kuruşa götürü
6 Karakâdî Dergâhı tevhidhanesi ve mihrabında son şeyhi M. Ali Tokuş
olarak yaptırılmıştır (BA. 24577). BK, III/56
KARAMAN 1512’de Bursa’da yaşayan Hacı Ali’nin babası Ahmed’in babası Oğul Paşa’nın babasıdır (BS. 25/251). BK, III/57
KARAMANLIZÂDE MESCİDİ Buna Hacı Mehmed Karamanî Camii dahi derler. Setbaşı’nda İpekçilik mektebinin karşısında köşede, yani Eşrefiye mahallesinde idi. Büyük yangında yanmış ve bir daha yaptırılamamıştır (G. 295; BS. 330/15). Şeyh Sabit Efendi, bu caminin inşasını başlatmış ise de tamamlayamamış ve yapılan kısmı da yıkılmıştır (MŞ.). BK, III/57
KARAMAZAK MAHALLESİ Burası mezbelelik bir yer idi. Mısrî Niyazî Hazretleri, Emir Sultan ziyaretine giderken bu sokağın başında durarak fatiha okumuş ve “Buradan Yunus kokusu geliyor” demiş. Yanındaki dervişlerin ricası üzerine oraya gitmişler. İşaret eylediği yerler kazılarak üç kabir çıkarılmış. Bunun üzerine oraya bir mescid bina olunmuş. Şeyh Esad Efendi bu mescidi, tekkeye tahvil eylemiş. Sa’dî tarikatı ayini yapılmaya başlanmış. Bir müddet sonra harap olmakla, Hanım Sultanlar tarafından türbe ve mahalle ahâlisi de mescid yaptırdılar. Divan-ı Muhasebât reisi Zühdî Bey, bunu, Os-man-ı Sânî vakasında iyice şöhret alan Karamazak’tır, demiştir. Halbuki evkaf kuyudatında 890/1490 tarihli kayıtta Abdullah kızı Şehdâne Hatun’un bu cami müezzinine meşrutası vardır. Bu mescid birkaç defa harap olmuş ve tekrar yaptırılmıştır. “Kara Abdürrez-zak Camii” derler (MŞ.).
Sicillattaki kayıtlara gelince: 1524’te Hoca Rüstem, Sekeleme Işıklar mevkiinden Karamazak Mescidi önündeki çeşmeye su getirmiştir (BS. 31/313).
1604 tarihli bir kayıtta: “Karamazak mahallesi şehrin kenarında olduğundan başka, her sene tekâlif geldiğinden fakir
ahâli tahammül edemeyerek başka taraflara gittikleri gibi, bir kısmı da vefat etmiş ve varisleri perişan olup evleri esastan harap olup binalardan eser kalmamış iken defterlerden tenzil edilmeyerek nice yıldan beri yıkılan evlerin tekâlifi dahi mahallenin diğer ahâlisinden istenilmekte ve bu sene de iki senenin teklifleri birbiri arkasına gelmiş ve rikâb-ı hümayunun Bursa’ya gelmesiyle sürsat teklifi dahi vaki olmakla beher haneye beşer altın, on beş, yirmi beş altın vermek lâzım gelip halbuki kat’â kimsede takat kalmamıştır. Mahalleye taraf-ı şer’-i şeriften adam ve heyet gönderilip haneler keşfedildiğinden isimleri ile defter edilip on altı hanenin harap olup binalardan eser kalmadığı görülmüş olduğundan keyfiyet der-i devlete arzolundu” denilmektedir (BS. 396/29). Caminin yanına yapılan ve Mısrî Niyazî tarafından bulunduğu rivayet edilen üç kabre, sonradan, “Yunus Emre, Âşık Yunus, Kara Abdürrez-zak” adında üç taş dikilmiştir. Bk. Kara Abdürrezzak Camii. BK, III/57
KARGA SEKEN 1583’te Kaplıca yolunda bir yerin adı idi. BK, III/60
KÂRHANE Evvelleri imâlâthane yerine kullanılıyorsa da son zamanlarda yalnız tuğla ve kiremit imâlâthaneleriyle umumhanelere isim olmuştur. 1750’de Üsküdar’da Kalaycı Bursalı İbrahim ve karısı Safiye, kârhanecilik töhmetiyle kabahatli olduklarından Bursa’ya sürülmüşlerdir (BS. 387/1). BK, III/105
KARIŞTIRAN SÜLEYMAN BEY Bk. Süleyman Paşa.
KÂRNAME Eski mimarların yapacakları büyük binaların hesaplarını ve şekillerini gösteren kâğıtlara “kârname” derlerdi ki şimdiki planların ve projelerin tam mukabilidir. BK, III/105
KASAB HÜSEYİN MESCİDİ Bu mescid harap olmuş ve yok edilmiştir. 1538’de
Doğan oğlu Hacı Mahmud beş bin akçe vakfeylemiştir (BS. 45/108). Mescidin mahallesine de aynı ad verilmiştir. BK, III/62
KASAB SÜLE MUALLİMHANESİ Hisar içinde idi. 1523 senesinde mamur idi. BK, III/62
KASABOĞLU Mahmud Bey’in şöhretidir. Fatih ümerasındandır. Bk. Mahmud Bey. BK, III/62
KASABZÂDE Kayseri kadısı iken vefat eden İbrahim Efendi’nin soyadıdır. Bk. İbrahim Efendi. BK, III/62
KASABZÂDE MEHMED ÇELEBİ MUAL-LİMHANESİ 1560’ta mevcut idi. BK, III/62
KASAPLAR
KASAPLAR Bursa kasapları hakkında sicillerde tesadüf edilen kayıtlarda 1513 senesinde Bursa’ya gelen 77.500 koyun şu kasaplara taksim edildi: Bk. Liste 1. (BS. 25/240)
1527’de harpler dolayısıyla olacak ki, ancak sekiz kasap kalmıştır (BS. 35/ 252). Bk. Liste 2.
1533’te Gelibolu ma’berinden gelen kırk bin koyun mahallelerde kasaplara taksim edildi.
1538’de Muhtesib Ferhad Bey, mahkemede kasapları birbirine kefil yapmıştır (BS. 45/93).
1552’de Bursa’da mevcut on iki kasap mahkemeye çağırılarak her biri adları hizasında yazılı miktarda koyunu her gün kesmeye ittifak ve taahhüd eylediler. Ayrıca birbirlerine kefil oldular ve kuzu etinin yüz elli, koyun etinin yüz yetmiş dirhemi bir akçeye satılmak üzere narh konuldu (BS. 52/195). Bk. Liste 3.
1586’da kasaplar, kasaplığı terk ederek başka sanatlara başladıklarından Bursa’da ancak üç dört kasap kalmış ve et hususunda çok sıkıntı çekilmeye başlanmıştı. Kasaplığı terk edenlerin tekrar kasaplık etmeleri emredilmiş ve kabul etmeyenler padişahın emrine
itaat etmediklerinden hapsolunmuş-lardı (BS. 170/13).
1647 senesinde ancak on üç yerde “koltukçu kasap” vardı. Halbuki bunlar, yirmiyi tecavüz eylediğinden “defterli kasapların kazançlarına mâni’ olmaya başlamışlar ve on üçten fazla işlemeyip ve işletmeyip men’ edilmesi” emredilmiştir. (BS. 268/52).
KASAP LİSTESİ 1
|
Koyun Miktarı |
Kasabın adı |
Mahallesinin adı |
|
15.000 |
Hüseyin oğlu Sinan ve Ali kardeşler |
İsa Fenarî mahallesinden |
|
15.000 |
Hacı Taşan oğlu Hacı Süleyman |
İshak Şah |
|
10.000 |
Resul oğlu Hacı Sinan |
Arap Mehmed |
|
10.000 |
Hasan oğlu Şalka Hamza |
Ali Paşa |
|
6.000 |
Yusuf oğlu Hacı Süleyman |
Taşkun Hoca |
|
4.000 |
Hamza oğlu Hacı Mustafa |
Yeşil |
|
4.000 |
Hamza oğlu Hacı Elvan |
Ebî Şehme |
|
5.000 |
Abdullah oğlu Karagöz Ağa |
Hacı İlyas |
|
3.000 |
Pürsün oğlu Ali |
Yeni Bezzaz |
|
3.000 |
Seydî oğlu Durmuş |
Sultan |
|
2.000 |
Mehmed oğlu Hamza |
Hacı Seyfeddin |
|
2.000 |
Benli Abdi oğlu Hacı İvaz |
Zindankapı |
|
1.500 |
Hacı Elvan oğlu Mehmed |
Ebî Şahme |
|
1.500 |
Abdullah oğlu Halil |
İsa Bey Fenarî |
KASAP LİSTESİ 2
1527’de Bursa Kasapları
|
Kasabın Adı |
Kasabın Mahallesi |
|
Abdullah oğlu Hasan Hacı Süle âzadlısı |
Yeni Bezzaz |
|
Abdullah oğlu Kasım Hacı Süle âzadlısı |
Reyhan |
|
Yusuf oğlu Sarı Mustafa |
Molla Fenarî |
|
Ahmed oğlu Veli |
Çukur Mescid |
|
Rahman oğlu Bâlî |
Altıparmak |
|
İlyas oğlu Hüseyin |
Altıparmak |
|
Halil oğlu Mehmed |
Kamber |
|
Halid oğlu Ali |
Sultan |
KASAP LİSTESİ 3
1552’de Bursa Kasapları 1552’de Bursa Kasapları
|
Kasabın adı |
Her gün keseceği koyun adedi |
Kasabın adı |
Her gün keseceği koyun adedi |
|
Hacı Mehmed |
50 |
Murad Çelebi |
15 |
|
Turgut |
30 |
İstanbullu Hacı |
15 |
|
Tilki Murad |
30 |
Murad |
15 |
|
Kara Cafer |
30 |
Karamanlı |
15 |
|
Hacı Ahmed |
25 |
Sinan |
15 |
|
Tozkoparan |
20 |
Hacı Selim |
15 |
7 Kasaplar sokağı 1766’da Bursa kasapları mahkemeye
gelerek âyân ve eşrâf da hazır oldukları hâlde: “Tüccarların taşradan Bur-sa’ya getirdikleri koyun ve kuzu ber-mutad tekyemizde kasapbaşı ve kethüdamız marifetiyle bizlere adalet vechile tevzî ve taksim olurdu. Ancak sattığımız etin parasını tüccarlara vaktiyle vermediğimizden dolayı tüccarlar da Bursa’ya az hayvan getirmeğe başlamışlardır. Bundan sonra lonca edip tekyede kasap-başı ve kethüdamız tarafından her birimize tevzî ve taksim olunan koyun ve kuzunun meblağı ne miktara baliğ olur ise edasına razıyız” demişler ve her biri kefil vermek suretiyle taahhüd ve ittifak etmişlerdir (BS. 1179/4).
1784’te kasaplar, ahâlinin bağ ve bahçelerine koyun ve kuzu ve keçi ve sair hayvanlarını salıverip mahsulatı yedirip harap eylediklerinden men’ olunmuşlardır (BS. 1198/35). BK, III/ 60.
KASIM Bursa’da bozacı idi. 1520’de Mustafa adında bir oğlanı mahkemeye götürüp: “Müşarün-ileyh Mustafa’nın nefsini beş yıla iki bin akçe icareye kabul eyledim” dedi ve Mustafa da kabul
eyledi. Mahkeme “Bozahane oğlanı olma, başka bir satana var” diye kabul göstermeyince, Mustafa da: “Babam anamı boşadı, burada yoktur. Anam aç, beni eve komayıp reddediyor, varacak yerim yoktur” diye feryat edip ağladığı sebepten hâl üzere terk olundu. Ertesi gün yalanları anlaşıldı ve Mustafa’nın İskender adında birisinin oğlu olduğu ortaya çıktı. Murafaa olunduklarından: “Müşarün-ileyh Kasım beni ıdlal edip ayarttı. Sana kaftan, dülbend edeyim diye dimağımı ifsad eyledi. Bunun için yalanı irtikab eyledim” deyip mezbura ta’zir ile te’dîbini mucibi kaziyye isnad edip ve Kasım dahi inkâr eyledi. Bursa âyânı da: “Oğlumuz, evlâdlarımızı bu ecil levendler bu tarikle ıdlal edip baştan çıkardı” diye şikâyet edip Kasım’ın âdetidir, diye bazı kazâyâdan hikâye eylediklerinde Kasım te’dîb ve babası İskender talebiyle de oğlu Mustafa te’dîb olundu (BS. 29/16). BK, III/64
KASIM 1641’de Bursa’da mimarbaşı idi. Bina işlerine muhtesib ve sair kimselerin müdahale etmemesini sağlamış ve çivi, kereste, tuğla, kiremit ve binaya müteallık eşya için İstanbul’dan çap istemiş ve her şeyin intizam altına alınmasına muvaffak olmuştur. BK, III/65
KASIM (Mevlânâ, Işık) İzniklidir. Tahsilden sonra kadılıklarda bulundu. Aza kanaatle günde 30 akçe ile tekaüd oldu. 1635 senesinde yüz yaşında iken vefat eyledi. Edirne’de bina eylediği mektebe gömüldü. Bekârdı. Birçok lâtifeleri vardır (ŞN. 475). BK, III/65
KASIM BABA Bursa’da mazannadan bir zat idi. Yavuz zamanında, XVI. asır ibtidalarında yaşamıştır. Abdal Mehmed Türbesi yanında gömülmüştür (SO. IV/46). BK, III/66
KASIM BEY Emirza Bey’in babasıdır. Mehmed Çelebi ve Mustafa Çelebilerin dedesidir (1485) (BS. 4/322). BK, III/ 64
KASIM BEY “Odabaşı” demekle maruftur. Yenişehir’de bir mescid bina eylemiştir. Bir mûytâb (mutaf) kârhanesi inşâ ve daha birçok mekânlar vakfey-lemiştir. 1520’den çok evvel yaşamıştır. BK, III/63
KASIM BEY Sultan Bayezid’in oğlu Sultan Mahmud’un kızı Hançerli Fatma Sultan’ın oğludur. Babası Mustafa Bey oğlu Kastamonu beyi Muhyiddin Mehmed Bey’dir. Kendisi ümerâdandır. Anasıyla beraber, Kara Şeyh mahallesinden Ali oğlu Mustafa Çelebi’den Yenice köyündeki bir yer evi ve çardak altında sofayı, fırını, su kuyusunu ve bir ambarı ve üç adet kiremit damlı ahırları ile iki bahçe, iki araba ve hayvanları ve on dört pare mezralar ile menzili, bahçeleri ve mezraları 38.000 akçeye satın almışlardır (BS. 343/93). 13.8.1570’te vefat eylemiş ve Abdal Musa’ya defnedilmiştir. Karısı Rahime Hatun olup Ahmed, Abdullah, Mahmud, Ali, Mehmed Beyler adında beş oğlu kalmıştır. BK, III/65
KASIM BEY Kirmastı subaşısı Bâlî Bey’in kardeşidir. Kirmastı’da mescidi vardır. BK, III/62
KASIM BEY MESCİDİ Bursa’nın Küçük Susığırlık köyünde 1756’da bina edilmiştir. BK, III/66
KASIM ÇELEBİ Orhan Gazi’nin oğludur. Küçük iken ölmüş ve babasının yanına gömülmüştür (G. 38). BK, III/62
KASIM ÇELEBİ Hoca Seyfeddin oğlu Mustafa Çelebi’nin oğludur. 1485’te “Kâhyaoğlu” diye şöhret bulmuştu (BS. 4/447). BK, III/63
KASIM ÇELEBİ Gelibolu’da 1523’te vefat eden Yaylak Bey oğlu Mevlânâ Mehmed Efendi’nin oğludur. Hasan, Musa Çelebilerin kardeşidir (BS. 31/80). BK, III/65
KASIM ÇELEBİ (Mevlânâ) 1503’te Bursa ulemasından idi. Muhyiddin Efendi’nin oğludur. “Taşköprîzâde” demekle maruf idi (BS. 19/85). BK, III/64
KASIM EFENDİ Babası Kastamonu’da kadı idi. “Kadızâde” demekle maruftur. Küçük yaşta Hızır Bey’e mülâzemet eylemiş ve Tire’ye müderris olmuştur. 1487 ve 1491’de de iki defa Bursa kadısı olmuştur. Tekrar müderrislik yapmıştır. 899 Ramazanı, yani 1494 senesi Haziranında Bursa kadısı iken vefat eylemiş ve Zeynîler’de mescid kapısı yanına gömülmüştür. Afîf ve âlim idi (G. 291).
Kâmûsu’l-A’lâm ise: “Fatih’in iltifatına mazhar olmuş ve huzurlarında birçok defalar asrî ulemasıyla mübahase eylemiştir. II. Bayezid zamanında Bursa kadılığına tayin olunmuş ise de gitmek istememiş ve cebren gönderilmiştir. Ulûm-ı riyâziyeye dahi vukûfu vardı. Gençliğinde Semerkand’a seyahat ile Uluğ Bey’in meşhur medresesinde tah-sil-i ulûm ve fünûn eylemiş ve oralarca da ‘Kadızâde-i Rûmî’ diye şöhret bulmuştur” der (KA. 340). BK, III/64
KASIM EFENDİ Bursalı Seyyid Ali’nin oğludur. Müderristir. 7.2.1679’da ölmüştür ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. Âlimlerden idi (G. 393). BK, III/66
KASIM EFENDİ II. Mahmud zamanında Abdal Murad Zaviyesi şeyhliğine tayin edilmiştir. Filadâr köyünün mahsulatıyla zaviyeyi idare etmiş, 1854’te evlâdsız ölmüştür. BK, III/66
KASIM EFENDİ (Şeyh)
KASIM EFENDİ (Şeyh) Esedullah Efen-di’nin oğludur. Haleb’de doğmuştur. Tahsil-i ilimden sonra Kadirî tarikatına girmiş ve Bursa’ya gelmiştir. Çarşamba Tekkesi şeyhi evlâdsız olarak vefat etmekle vakfiyesi mucibince “Üçkoz-lar” demekle maruf Abdurrahman Efendi Zaviyesi hulefasından birisine şeyh olması meşrut olduğundan, 1751’de şeyh olmuştur. 1768’de
8 Bozüyük’teki Cezerî evlâdsız vefat etmekle tekkeye gö-Kasım Paşa Camii mülmüştür. Âlim, fazıl olduğu gibi, “vefk” denilen ilme de vâkıf idi. Terbiyeli, kendi hâlinde, kibar, gönül açan bir zat idi (BS. 387/16; SO. IV/50; YŞ.). BK, III/66
KASIM EFENDİ (Şeyh) Seyyid Veliy-yüddin’in oğludur. 1773’te Âşur Efendi Tekkesi şeyhi Mehmed Efendi’nin evlâdsız ölmesiyle yerine tayin edilmiştir. Reisü’l-küttâb Abdülkadir Efendi Camii vakfından on akçe yevmiye-i taamiye tahsis edilmiştir. BK, III/66
Paşa’nın oğludur. Şeyh Taceddin Yay-lağı’ndaki yazlık iki odalı evini 30.11.1498’de Hacı Halife Zaviyesi’ne vakfeylemiştir (BS. 16/120). 1523’te Anadolu livası beylerbeyi iken İbrahim oğlu Yakub adındaki Yahudiden Kuruçeşme’deki 12 altlı ve üstlü odayı ve şadırvanı 40 bin akçeye satın almıştır (BS. 31/144). Anadolu ve Rumeli defterdarlığında bulunmuş ve Sultan Se-lim’e defterdarlık etmiştir. Silistre valisi iken Şehzâde Selim’in İstanbul üzerine yürümesine müsait bulunmuştur. Selim’in cülusunda dördüncü vezir oldu. Ancak çok ihtiyar olduğundan tekaüd edildi. Bursa’ya gönderildi. 1543’te vefat etmiş ve Emir Sultan’a defnedildi. Eyüp’te cami ve medresesi vardır. Buna “Koca Cezerîzâde”, “Sâfî Kasım Paşa” da derlerdi (SO. IV/47). BK, III/64
KASIM PAŞA Abdullah oğludur. 1662’de Balıkpazarı’nda katledilmiştir. Zevcesi Ayşe ile 536 akçesi kalmış ve bunun 342 akçesi techiz ve tekfine sarf olunduğundan 194 akçe miras bırakmıştır (BS. 1171/31). BK, III/66
KASIM HALİFE (Mevlânâ) 1558’de Yıldırım Darüşşifası’nda tabib idi. Bur-sa’da senelerce tababette bulunmuştur. BK, III/65
KASIM PAŞA Timur Şah oğlu Hüseyin’in oğludur (1456) (BS. 49/11). BK, III/66
KASIM PAŞA Hatice Hanım’ın babası ve Bursalı Mustafa Paşa’nın dedesidir. Mustafa Paşa’nın, 1485’te Mehmed ve Halil Çelebi adında iki oğlu vardı. Hatice Hatun’un ve çocuklarının Bursa kapanında 10 ve 15’er akçe yevmiyeleri vardı (BS. 4/19,334,437, 8/ 57). Bu Hatice Hatun da Hamza Bey’in oğlu Mehmed Bey’in karısıdır. BK, III/63
KASIM PAŞA 1491’de Sultan Korkut’un lalasıydı. Bursalıdır. Nişancı Mehmed
KASIM PAŞA Arap Receb Paşa’nın oğludur. Ümerâdan olup, Hamid-Akşehir mirlivası oldu. Bir müddet firar etmiş ise de affedildi ve önce Ankara, 1697’-de de Bursa mutasarrıfı oldu. Azledildi ve öldü (SO. IV/50). BK, III/66
KASIM PAŞA “Cezerî” diye meşhurdur. Mısırlıdır. Şeyh Cezerî’nin meftunlarından idi. Başdefterdar olmuş ve 1479’da vezaret verilmiştir. Emir Sul-tan’da bir medrese ve hamam bina eyledi. Selanik’te vali iken imaret ve cami bina eylemiştir. Ve Eyüb Sul-tan’da da bir medrese inşa eylemiştir. 890/1485’te vefat etmiş ve Emir Sul-tan’daki medresenin batı tarafına def-nedilmiştir. Yol kenarındadır. Kendisi bir şâirdir. “Sâfî” mahlasını kullanırdı (G. 65). Eş’ârı yakıcı olup ekseriya Ahmed Paşa’nın şiirleri tarzında idi
(KA. 2918). Sehî Tezkiresi’nde belirtildiğine göre, Edirneli bir kocakarının kölesi idi. Bu kadın, onu, oğlu gibi besleyip okutmuş, tahsil-i fazl ü kemâl eylemiş ve hayatını ilimle geçirmiştir. Daha köle iken Mahmud Paşa’ya intisab eylemiş ve onun terbiyesiyle büyümüştür. Sultan Bayezid Amasya’da iken defterdarı olmuş ve cüluslarında vezirlik verilmiştir.. Muteber şairlerdendir. Has bir tarz kullanırsa güzel edası vardır. Şiirleri güzel ve nazım üslubu kıymetlidir. Gazelleri ve beyitleri çoktur. Divanı da vardır. Birçok medreseler yaptırmıştır. Her zaman sadaka ve ihsanlarda bulunurdu. Osmanlı beylerindendir. Kabri Bur-sa’da olduğu hâlde, Sehî Tezkiresi’nde, bir müddet vezirlikte bulunduktan sonra Selânik beyi iken öldüğü ve oraya gömüldüğü rivayet edilmiştir (ST. 23). BK, III/62
KASIM PAŞA MEDRESESİ (Cezerî) Emir kurbündedir. On odası vardı. Dershane ve odaları kurşun kaplı iken sonraları kiremite çevrilmiştir. 1635’te 6.710 akçe sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 252/ 105). Kasım Paşa’ya padişah tarafından mülküne verilen Bursa kazasındaki Hasköy’ü, Kasım Paşa bu medreseye vakfeylemiştir. Bundan başka medresenin senelik varidatı 44.364 akçeye varıyordu. Bilâhare medrese bakıla-mamış, harap olmuş ve evkaf tarafından satılmıştır. BK, III/63
KASIM SUBAŞI Bursa’da Ali Paşa Camii civarında bir zaviye inşa etmiş, cami, medrese ve türbe yaptırmış ise de yeri kaybolmuştur. 1525’te Habiboğlu mahallesinde ölmüştür. Ali Bâlî ve Mehmed Çelebi adında iki oğlu vardır (BS. 3/518, 60/34,105). BK, III/63
KASİDEHAN Kaside, gazel gibi ve fakat ondan daha uzun olan şiirdir. Ve ekseriya birisini medh için yazılırdı. Kasi-dehanlar, yazılmış şiirleri veyahut kendi yazdıkları şiirleri, toplantılarda,
cemiyetlerde yüksek sesle okurlar ve meddah gibi, hazır olan kimseleri eğ-lendirirlerdi.
Ayrıca Bursa’da XV. asırdan itibaren birçok kıssahanlar da yetişmişti. Bur-sa’da yetişen kıssahanların en meşhuru Bursalı Nuhzâde Seyyid Mustafa Efendi’dir. Tahsil-i ilm ü kemâl ederek Çorlu kadısı olmuş ise de “kıssahanlığı” tercih ederek meddahlığa da başlamıştır (G. 531). Mahallenin meddahı idi. Bk. Mustafa Efendi. BK, III/80
KAŞIKÇIOĞLU Bursa eşrafından bir ailenin soyadıdır. 1773’te Kaşıkçı-oğlu’nun büyük oğlu Mustafa Ağa’dan, 300 piyade ile harbe iştiraki emredilmiş ise de, bu kadar askeri techize iktidarı olmadığı anlaşıldığından affe-dilmiştir. 1802’de ölen Kaşıkçıoğlu kızı Fatma Hanım’ın muhallefatının mîrîye zaptı emredilmiş ise de bilâhare beş bin kuruş hükûmete vermek suretiyle muhallefatı veresesine terk edilmiştir (BAML. 24365). BK, III/67
KAŞIKÇIOĞLU MEDRESESİ VE DARÜL-HADİSİ 1795’te mamur idi. Yeni Yiğit mahallesindedir. BK, III/67
KÂŞİF MEHMED EFENDİ
KÂŞİF MEHMED EFENDİ Divan-ı hümayun kâtiplerindendir. Şair İbrahim Efendi’nin damadıdır. İbrahim Efen-di’nin erkek evlâdı olmadığından vefatında, üzerinde olan dört keseden ziyade hasılatı olan zeameti, istihkakı yok iken, Şair İbrahim Efendi ailesinin refahı için buna tevcih olunmuştur. 1781 tarihinde, Bursa kadısına gönderilen bir fermanda “sefahet ve habasetinden dolayı, Sadrazam Silahdar Mehmed Paşa’nın hazinedarı Hacı Salih Efendi’ye 1.500 altın rüşvet verdim” demesi üzerine bunun vaziyeti tedkik edildi. Kaşif Mehmed Efendi’ye, bu zeametin tevcihinde Hacı Salih’in şefaati ve ricası bile olmadığı, hatta Silahdâr Mehmed Paşa’dan evvel Veziriazam Halil Paşa’nın reisü’l-küttab olduğu zamanda bu zeametin buna tevcih
olunduğu anlaşıldı. Daha evvel sadrazamın huzurunda yapılan duruşmada “hazine odasında verdim” demiş ve Müezzin Halil adında da bir şahit getirmişti. Şahit, arz odasında ifadesi alınırken: “1.500 altını hazine odasında benim yanımda ve müvâcehemde verdi” diye edâ-yı şehâdet eylemiş ve ancak: “Hazine odası nerededir? Bunu göstersin.” diye hitap edilince, “Hazine odasını bilmem, vardığım yer değildir ki göstereyim” diye 200 kişiden fazla kimseler huzurunda ikrar ve asl-ı maddenin yalan olduğu ve şer’an şahidin esrar mahzeni olan divan-ı hümayun kaleminde bırakılması caiz olamayacağından zeameti üzerinden alınmış ve kendisine Bursa’ya te’dîb için gönderildiği bildirilmiştir (BS. 1198/53). Iyâl ve evlâdının perişan olduğu kayınvalidesi tarafından istirham edildiğinden 124 gün Bursa’da kaldıktan sonra affedil-miştir (BS. 1198/45). BK, III/106
KATIR Taşlık arazide eşya nakli için katır kullanılırdı. Tekmil seferlerde Bursa’dan katır mübayaa ve harbin sonunda Bursa’ya iade edilmesi âdet olduğundan bu hayvan nesli Bursa’da çok azalmakta idi. 1518’de 110 palan katırı mübayaa edilmiştir (BS. 28/ 134).
1554’te Van’a nakliyat için Ankaralı katırcılar 115, Amasyalılar 115 ve Bursalılar 185 katırla Bursa’dan Van’a, beher İstanbul müdünü 1.350 akçeye götürmeye razı olmuşlar ve nefislerine ve zararlarına kefil göstermişlerdir.
1570’te sefer-i hümayun için Bursa kazasından yüz katır almak için harbendeleri kâhyası Hasan ve hassa nalbandlarından Cafer, Bursa’ya gelmişler ve hazineden getirdikleri 259 sikkî filoriyle katırcılardan, “katır alıp satanlardan, eminlerden, ummalden, kâtipler ve subaşılardan ve bilcümle sipahilerden gayri, sâir kimselerde bulunan katırların genç, yürüyen, güçlü ve kuvvetli ve sağ salim olup aksak, ters ve gayri cihetle sakat olmayanlardan ve
bahada da 1.500 ile 1.800 arasındaki katırları birbiri üzerine 1.800 akçeye varınca sahiplerinden değer bahasıyla pazar edip bahaların verilmesi ve damgalanıp defteriyle beraber İstanbul’a gönderilmesi ve katır için sicillât akçesi ehl-i cizye de katır mîrîye ziyade bahaya satıldı diye sahiplerinden akçe almamaları” emredilmiştir (BS. 111/63).
1681’de “Edirne’den hareket-i hümayun yakın olup, ağırlık tahmili için ziyade mekkâre davarları lâzım olmakla yüke girdikleri günden itibaren âdet üzere ücretleri beylikten verilmek üzere acele 300 re’s yüke yarar katır ve beygir tedarik ve yollarda firar ettirilmemek üzere katırcıların ve kiracıların kefilleri alınarak acele çıkarılmaları” emredildi (BS. 317/107).
24.3.1741’de saray nakliyatı için has ahıra on beş katar yük ve beş katar da tahtırevan esterleri için cem’an yirmi katar katırın Anadolu eyaletinden mü-bayaası emrolunmakla bundan Hudâ-vendigâr livasının hissesine on iki katır isabet eylemiştir. Bunun aynen tedariki mümkün olmadığına binaen Bur-sa’da âyân ve esnaf kethüdaları ve mübaşir tayin olunan Selâm Ağası Hasan Ağa’nın re’y ve ittifakları üzere beher re’s katıra cemi-i levazımıyla 160 kuruştan 1920 kuruş Hudâven-digâr sancağı kazalarına tahammüllerine göre tevzî edilmesi emredilmiş ve tamamen tahsil olunmuştur (BS. 1184/ 73). BK, III/67
KATIR HANI Uzunçarşı’da Fidan Hanı’-nın batı tarafında ve Koza Hanı’nın kuzeyinde ve kapısının tam karşısında idi. Bu hanı ulemadan Hasan Paşa yaptırmış ve nısfı Medine’ye vakfedilmiş-tir. Diğer nısfını mirasçılar Kayan’daki Keresteciler Hamamı’nın sahibi Os-mancıklı Koca Mehmed Ağa’ya satmışlardır. Hanın mimarı ve yapıldığı tarih bilinmiyor.
1485’te bu han, Kız Ali adında birisine 26.000 akçeye kiraya verilmiş ise de hanların ecr-i misilllerinden ziyade
kiraya verilmemesi emredilmiş olduğundan ve ecr-i misili de 21.000 akçe olduğundan kira bedeli bu miktara indirilmiştir (BS. 4/443).
1514’te bu han ile Mahmud Paşa Hanı arasında müşterek bir su mecrası yapılmıştır (BS. 26/265).
1559’da 12.100 akçeye kiraya verilmiştir (BS. 92/200).
1607’de Celâlî eşkıyasının Bursa’yı istilâsında bu han tamamen yanmıştır (BS. 221/25).
1630’da hanın doğu tarafındaki yirmi oda önlerinin çatısı ve hanın kuzeyindeki ahırın kiremitleri hanın taş merdivenleri 14.650 akçeye tamir edilmiştir (BS. 243/97).
1671’de hanın çatısı kiremitle değiştirilmiştir (BS. 295/88).
1743’te 515.860 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 338/74).
1776’da bu han Osmancık kasabasında Koca Mehmed Paşa’nın cami ve imaretinin vakfı olup 1752 tarihine kadar taraf-ı vakıftan icare-i vahide ile icar ve icaresinin yarısı ber-mûcib-i şart-ı vâkıf, Medine’ye îsâl olunurken Bursalı Hasan oğlu Hacı Ali, bu tarihten beri hanı hilâf-ı şart-ı vâkıf icareteyn ile tasarruf eylediğini iddia etmiştir (BS. 382/73).
Son zamanlarda bu han büsbütün harap olmuşken buraya ticaret ve zahire borsası binası inşa kılınmıştır. BK, III/68
KATIRLI DERBENDİ Samanlı iskelesi ile Yenişehir arasındadır. Burada birçok kervanlar basılmış ve birçok halk kırılmış ve malları ve akçeleri yağma edilmiş korkunç bir yer olduğundan derbendçiye ziyade ihtiyaç olduğu 1562’de İstanbul’a bildirilmiş ve yakında olan köylerden 54 kişi her tekliften muaf olmak üzere derbendçi tayin edilmişlerdir (BS. 195/67). BK, III/69
KÂTİBÎ Bursalıdır. Nesih ve sülüs yazılarında vesair yazılarda muktedir bir hattattır. Kitabeti dahi kuvvetli idi.
Şairlerimizdendir. II. Bayezid asrı ricâ-lindendir (TH. 369). BK, III/107
KÂTİP Bursalı Mustafa Efendi’nin şöhretidir. Haremeyn evkafı kâtibi olduğundan bu mahlası almıştır. Kendisi şairdir. 1701’de ölmüştür.
Ölürse hasret-i zülfü ile Kâtib evliyânın Biten tâ haşre dek hâk-ı mezarım üzre sünbüldür
(ST. 584). BK, III/107
KÂTİP BOSTAN ÇELEBİ MESCİDİ 1599’da mamurdu. Mütevellisi vâkıfın oğlu Mehmed Çelebi idi (BS. 194/62). Yer-kapı’da idi. Aynı zamanda zaviye idi. BK, I/274
KATRAN SÜRMEK Vaktiyle bir adamı tahkir etmek veyahut onun ailesinin namussuz olduğunu göstermek için kapısına katran sürülür veyahutta bir boynuz asılırdı. Bk. Halil Makamcı. BK, III/69
KAVAK AĞACI Bursa’da çınar ağaçlarına kavak derler. Türkiye’nin hiçbir tarafında olmayan bu ağaçlar Bursa’da pek mebzuldür. Beş altı asırlık ağaçlar vardır. Oluklu Çınar, Ali Paşa Çınarı, Emir Sultan mezarlığının kuzeyindeki çınar ağacı, Orhan Camii avlusundaki çınar ağaçları görülmeye ve tedkike değer. 1614’te Pınarbaşı’nda Müslüman kabirleri kenarında Vezirî Mescidi mukabelesindeki kavak ağacının dalları kesilirken Ramazan oğlu Hasan adında birisinin üzerine düşüp tepesini delmek suretiyle ölümüne sebep olmuştur (BS. 227/93). BK, III/69
KAVAK KÖYÜ Soğanlı köyü ile Abdal köprüsü arasındadır. 1870’te ahâlisi dağılmış idi. 1779’da Ali Reis bu köye bir cami bina eylemiştir (BAVD. 26490). BK, III/69
KAVAK SUYU
KAVAK SUYU Abdülmümin Zaviyesi’nin Uludağ yamaçlarındaki korusunun üst tarafından çıkar. “Kavaklı suyu” de-
9 Kavaklı Mescid ve Kavaklı Çınarı
mekle meşhur olan pınarın vakıf nakitleri ile yollar açılarak Bursa’nın içine aktarılmıştı. Maksem mahallesi civarında iki kol ayrılır, Bursa’da bazı evlere, camilere, köşe başlarındaki musluklara akardı. 1844 senesinde suların azalmasından, inkıta derecesine gelmiştir. Bu suyun yarım saat ötesinde bulunan ve hiçbir kimsenin mülkü olmayıp ve beş yerden çıkan “Gül-pınar” suyunu -yollar yapılarak Kavak suyuna karıştırıldığı takdirde- suyun çoğalacağı ve 3.019 kuruş otuz pare sarfıyla vücuda geleceği 1845’te tahmin ve keşfedilmiş ve yapılmıştır (BS. 310). BK, III/70
KAVAKLI MESCİD Hisar’da, adıyla anılan mahallede bina edilmiştir. Burasının kiliseden camiye tahvil edildiği söylenmektedir. Ve önündeki çınarı Geyikli Baba Sultan diktiği rivayet edilmekte ise de sicil kayıtları bu rivayetleri aydınlatmaktadır. Bu caminin asıl adı Şeyhulislâm-ı esbak Koca Mahmud Efendi Camii ve nâm-ı diğer Kavaklı Mescid’dir. Koca Efendi’nin bu camiye vakıfları da bulunmasına nazaran bunun Koca Efendi tarafından yaptırıldığı ve diğer rivayetlerin hikâyeden ve hayalden ibaret olduğu anlaşılıyor (BS. 331/31, 327/82, 27/85, 73/276). Hisar kapısı içinde iki dükkân vakfı var-
dır. 1558’de yanmış ise de kirasına mahsuben tekrar yaptırılmıştır. 1890’-da caminin minaresi kârgir olarak yaptırılmıştır. BK, III/69
KAVUN Bursa’da saraylı için kavun yetiştirilirdi. Kirmastı’da birçok kavun bostanları vardı. İstanbul’da has bahçelerde Bostancıbaşı Davud Ağa tarafından 1568’de gönderilen bir adam bu kavunların parasını getirmiştir. Her sene bu kavunlar muntazaman sandıklar içinde sevk edilirdi. Davud Ağa’nın adamına Bursa hassa harc emini dört bin akçe gönderir ve Kirmastı’da sandıklara konurdu (BS. 110/170). Kavunlar her yerde tane ile satılırken Bursa’da öteden beri kilo ile satılırdı. 1518’de Bâlî oğlu Muhyi, Bursa Yahu-dilerinden Yakub oğlu İshak’a sattığı bir akçelik kavunun üçbuçuk vukıyye eksiği bulunup sicile kaydedilmiştir (BS. 28/46). Bu kayda göre yedi-sekiz okka kavunun bir akçeye satıldığı anlaşılıyor. BK, III/70
KAYA ALİ RIZA EFENDİ 1863 senesinde Bursa’da doğmuştur. Babası Moralı Tekkesi şeyhi Mustafa Lutfullah Efen-di’dir. Mekteb-i Rüşdiye’de okuduktan sonra tekkeye hatib olmuş ve babasının vefatı üzerine 1905 senesi Mayısının 29. günü vefat etmiş ve dedesinin türbesi haricine defnolunmuştur. BK, I/161
KAYA BEY Bursalıdır. 1484’te oğlu Yusuf ve kızı Huri vardı (BS. 4/153). BK, III/ 70
KAYA KÖYÜ Diğer adı da Gündüz köyüdür. İznik kazasındadır. Sultan II. Bayezid, Hüseyin Ağa’ya temlik eylemiş, bu da bu köyde yaptırdığı camiye vakfeylemiştir. BK, III/70
KAYABAŞI Bursa’nın batısında bir mahallenin adıdır. Bursa’da Rumların bu mahallede gizlice bir kilise inşa ettikleri haber alındığından 1557’de hedm
edilmesi emredilmiştir (BS. 73/31). BK, III/71
KAYABAŞI HAVUZU Kayabaşı mahallesinde, karakol ile beylik ipek fabrikasının arasındaki yolda meydanlığın tam ortasındadır. Bursa valisi Münir Paşa tarafından sekiz köşeli bir havuz ile bir de çeşme yaptırılarak 23 Birinci Kânun 1890’da açılış töreni yapılmıştır. BK, III/71
KAYACIK KÖYÜ Bursa kazasına bağlı bir köy olup 1927’de 70 haneli idi ve 347 nüfusu vardı. BK, III/70
KAYAĞLU BEY
KAYAOĞLU BEY Atranos’ta “İsa Bâlî”nin büyük ceddidir. Elisiye (Doğancı) köyünü padişah bu zata vermiş Fatih Sultan Mehmed bu köyün mülkünü bozup timar emretmiştir. II. Bayezid tekrar bu aileye vermiştir. BK, III/71
KAYAPA KÖYÜ Kite kazasında idi. Köy camisinin birçok vakıfları vardır (BAVD. 22415). Bu köyde Celvetiye şeyhlerinden Fenâyî Ali Efendi hule-fasından Himmet oğlu Şeyh Hüseyin bir zaviye bina eylemiştir. 1761 senesinde bu zaviye mamur idi. 1927’de bu köyün 252 evi ve 1.128 nüfusu vardı. Atranos kazasında da 161 nüfuslu bu isimde bir köy vardır. BK, III/70
KAYGAN (KAYHAN) CAMİİ
KAYGAN (KAYHAN) CAMİİ Bu camiyi 1497’de vefat eden Kaygan oğlu Hacı Musa’nın oğlu Hacı Mehmed bina eylemiştir. Hacı Mehmed Bursa tüccarla-rındandır (BS. 115/25). Cami eskiden kârgir ve sekiz kubbe üzerine inşa edilmişti ve ortasında olan minberin iki tarafında iki mihrab vardı. Minarenin birisi âdet üzere bulunacağı yerde, diğeri de nisbetsiz olarak kurşunluk hizasında idi ve iki şerefesi vardı. Sabah öğle ve ikindi namazları doğu tarafındaki mihrabda kılınır ve ezanı minarenin yukarı kısmında okunurdu. Akşam ve yatsı namazlarıyla batı tarafındaki mihrabda ve ezanı da alt kat şerefesinde okunurdu. Bu âdet hakkında
dönen şâyialara ve sicillerdeki bazı kayıtlara göre, bâni, caminin ikmaline muvaffak olamamış ve Meydancık, Enbiyaoğlu, Tomrukönü camilerini ve şimdiki postane binasının olduğu yerdeki Çendik medresesini bina eden Kazzazoğlu Süle (Mehmed) Paşa’dan yardım istemiştir. O da bu şartı koymuştur.
1680’de Kazzazoğlu’nun, Kaygan Camii’nin batı tarafında bina eylediği iki kubbe tamir edilmiştir (BS. 276/ 64).
1766’da büyük yangında caminin kubbeleri ve kubbe kurşunları harap ve bir miktarı zayi olmuş, ayrıca caminin dört tarafına bina olunan ahşap sakıfları abdesthane, muallimhane ve tabhane memşalarının sakıf ve kapıları ve tırabzonları ve sair mahalleri yandığından 163. 500 akçeyle yenilenmiştir (BS. 331/25).
1817’deki tamirde, Camii’n, camiye muttasıl fevkânî saat hanesi iki kapısı ve sofasındaki beş küçük kubbenin tamir, sıva ve badanası için 6.737 kuruş sarf edilmiştir.
1844’te Kayganzâde Mehmed Paşa ve Kazzazoğlu Süleyman Mehmed Pa-şa’nın müştereken bina ve ihya buyurdukları üzerleri kurşun örtülü büyük ve küçük sekiz kubbeli caminin kurşunları ve minaresinin tecdid ve tamirine 2.778,5 kuruş sarf edilmiştir (BS. 310).
1855’te hareket-i arzda, caminin kubbeleri, duvarları, minaresi yerle beraber olmuş ve boş kalmış ise de Vali Süleyman Refet Paşa’nın teşvikiyle dört sene sonra 1858’de teşkil kılınan bir muvakkat meclis marifetiyle cami ahşap ve minaresi kârgir olarak ahâliden toplanan paralarla yeniden inşa olunmuştur. 1870’te çarşı ile baraber büsbütün yanmıştır. O sırada tebdil-i hevâ için Bursa’ya gelen deniz kolağa-larından (Bugünkü ön yüzbaşının karşılığıdır) Halil Efendi tarafından yüz otuz bin kuruş sarfıyla bir mihrab ve tek şerefeli bir minaresi yaptırılmıştır.
Tabii sağ ve sol usülleri de kalkmıştır. Caminin batı tarafındaki dükkânlar, sık sık çıkan yangınların sirayeti noktasından zararlı görülerek, Ahmed Vefik Paşa’nın gayretiyle sahiplerine bedelleri veyahut yerlerine başkaları verilerek kaldırılmıştır. BK, III/71
KAYGAN CAMİİ SUYU 1583’te de Soğu-cak Pınar’da ve başka yerlerdeki yolları tamir edilen ve Pınarbaşı’ndan ifraz edilerek cami ve teferruatına getirilen bu cami suyu, 1858’de Mimar Mehmed Çelebi tarafından tamir edilmiştir (BS. 144/122, 336/104).
Kaygan Camii kabristanında bani Hacı Mehmed bin Hacı Musa bin Kay-gan’ın 1497, ulemadan meşhur Cafer Efendi’nin 1680 ve şairlerden Şevki Çelebi’nin 1688 ve Mehmed oğlu Ahmed’in 1638 tarihli mezarları vardır. 1720 tarihli bir belgede “Kay-ganoğlu Medresesi” olduğu kayıtlıdır (BS. 300/57). BK, III/72
KAYGILI BEY Sultan Orhan devri ricalin-dendir. I. Murad, Orhaneli’nin İblise köyünü temlik eylemişti. “Sefer vukuunda be-nevbet bir cebeli sefere eşüp edâ-yı hidmet ederdi” (BS. 244/21). Bu zatın Muradiye’de medfun olduğunu Bursalı Mehmed Tahir Bey ve Bursa tarihçisi Şemseddin Ulusoy eserlerinde yazmaktadırlar (OM. I/151). Bu aileden Ali Efendi ki Halil Efendi’nin babasıdır, 1765’te ölmüş ve Zindankapı (Alacahırka) mezarlığına gömülmüştür. BK, III/73
KAYGILI HALİL EFENDİ Ali Efendi’nin oğludur. Celvetî tarikatından bir şeyhtir. Âşık Yunus Divanı tarzını andırır “Hâdiyü’l-Uşşâk” adında büyük bir manzumesiyle bazı ilahiyatı hâvî küçük divançesi matbudur. Bir de mensur Velâyetnâmesi vardır. 1820’de vefat eylemiş ve Deveciler kabristanı civarındaki Kaygılı Tekkesi’ne gömülmüştür. “Hâdiyü’l-Uşşâk” adındaki kitabı 1857’de harekeli olarak basılmış ve
Ceride-i Havadis’in 833 numaralı nüshasındaki ilânında “İkinci Muham-mediye” diye reklam edilmiştir.
1279/1862’de üç cihetli mührünü zayi eylemiştir. Hükmü olmadığını gazetelerde ilân eylemiştir. Mihaliç kadısı Hasan Efendi’nin hicrî 5 Ramazan 1235 / 17.6.1820 tarihli bir ilânında bu zat hakkında; “Sincan nahiyesinin Akçapınar ahâlisi ehl-i İslâm ve reâya cümlesi mahkemeye gelerek otuz bir senesinde bî-asl madde zımnında müsvedde ile bizleri habs ve cezalandırmaktan, Bursa’da Deveciler mezarlığı denilen mahalde ‘Kaygılı Dede’ adındaki müzevir köyümüz ahâlisinden birkaç kişiyi iğfal edip: ‘Sizleri, paşaların zulm ve teaddîlerinden ve tekmil padişahın tekâlifinden ve tekâlif-i örfiyye ve şakkadan afv ettireyim. Ve nallı atların köyünüze girmekten muhafaza edivere-yim. Benim ile Bursa mahkemesine gidip Molla’ya: Biz mâlik olduklarımız emlâklerimizi ve köyümüzü Kaygılı Dede’ye vakfeyledik, diye takrir verin. Bundan sonra sizden hiç kimse avârız, bedel, nüzul ve sair şakka tekâlifinden bir akçe ve bir habbe taleb edemezler’ hilesiyle Bursa mahkemesinde takrir verdirmiş olduğundan dört senede bir ve Bekçioğlu Ahmed adındaki müzevir ile ‘Yek-dil yek-cihet’ olup her sene her birerlerimizden çok şey taleb ederler, vermediğimizde Bursa mutasarrıfına müsvedde ile mübaşir tayin ettirip her birerlerimizi sebepsiz cezalandırmaktadır. Artık tahammül ve takatlerimiz kalmamıştır. Bu iki adamın şer ve mazarratlarından halasımız ancak karyemizi her ne kadar vakf ettik diye dört nefer kimse takrir etmiş ise de bizler bu davadan rücu eyledik ve vakfiyesini de berat-ı âlî şânı yoktur, padişaha arz ediverin” diye rica eylediklerinden îlâmla arzolunmuş vakfın ref’i hakkında Hudâvendigâr sancağı mutasarrıfı İbrahim Paşa’ya hüküm yazılmıştır (BAVD. 16934). BK, III/73
KAYGILI HALİL EFENDİ ZAVİYESİ Hasan Paşa mahallesinde Ali oğlu Halil Efendi tarafından inşa ettirilmiş ve yanında bir de muntazam türbe bina eylemiştir (BAVD. 26482). BK, III/73
KAYIKÇI ALİ
KAYIKÇI ALİ İstanbul’da arkadaşı Kalaycı Mehmed ile kendi hâllerinde olmayıp Tophane’de, Karabaş mahallesinde Zeyneb isminde bir kadının bakire kızını ismi malum ve sicili malum bir kimseye beyinlerinde bir vekil tedarikiyle kendileri şahit olarak tezvic etmişler ve çok zaman geçtiği hâlde nikâh edilen kimsenin cihanda olmadığı ve hile olduğu Zeyneb’den istidâ edilmekle yalancılıkları ve melunlukları meydana çıktığından, Tomruk’ta hapsedilmişler ve 1791’de Bursa’ya nefy edilmişlerdir (BS. 1206/10). BK, I/154
KAYNARCA HAMAMI Yeni Kaplıca zey-lindedir. Rüstem Paşa vakfıdır. Küçük bir hamamdır. 1564’te gündeliği 30 akçeye kiraya verildi (BS. 95/203). Bu hamam gayet dar ve küçük iken 1802 senesinde yeniden tevsî ve imar edilmiştir. Şimdi Yeni Kaplıca gibi ferahtır. Yalnız kadınlara mahsus olduğundan gece ve gündüz açıktır. Gerek Kaynarcanın ve gerekse Yeni Kaplıcanın suları aynı olup bir menbadan çıkmaktadır. BK, III/74
KAYNARCA HAMAMI
KAZANCIOĞLU AHMED ÇELEBİ MEKTEBİ 1498’den evvel Hoca Şeref mahallesinde Kazancıoğlu bina eylemiştir (BS. 16/156). Ahmed Çelebi, Hacı Taced-din’in oğludur. Ahmed Çelebi “Kazan-cıoğlu” diye meşhurdur. BK, III/75
KAZGANÎ MEKTEBİ Ali Paşa mahallesinde kârgir bir mekteptir. Kazganîzâde Abdüllâtif Efendi vakfıdır. 1845’te harap olduğundan döşemesi, yazlık sofanın sakfı (Dört beş asır evvel Bur-sa’daki mekteplerin hepsinde yazlık sofalar vardı ki üstü örtülü etrafı açık gölgelikli bir açık hava dershaneleri idi), avlusunun etraf duvarları, pence-
releri 955 kuruşa tamir edilmiştir (BS. 310). Kaplıca kapısında bir de mescidi vardır. BK, III/75
KAZIKLI KÖYÜ Bursa kazasındadır. Susı-ğırlığıdır. “Susığırlığı” da derler. Mahsulatı padişahın havassına dâhildir. Her sağılık inek başına yüz akçe kesim alınırdı. On kişi sığırcılardır. Zimmileri harac verirler. Her evden ikişer vukiy-ye yağ alınırdı. Sultan Osman zamanında bu köye “Kazık Musa” derlerdi (BAVD. 233463). BK, III/75
KÂZIM BEY Şirvan hanı Hacı Davud Han’ın damadıdır. Karısı Peyker Hanım ve kızı Rukiye Hanımlara 90 kuruş maaş bağlanmış ve Cizyedâr Mehmed Ağa’dan bu maaşı her ay almışlardır. 1.4.1758’de dahi maaşını aldığına dair senet verilmiştir (Başvekâlet arşivi, Mümtaz eyalet dosyaları, 231). BK, III/ 107
KÂZIM PAŞA 1891’de Bursa’da ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. BK, III/ 107
KAZLIK KÖYÜ Pazarköy kazasındadır. Bu köydeki hamamı İmam oğlu Mus-lihuddin oğlu Hacı Abdurrahman Çelebi, Ulgarlar mahallesinde bina eylediği mescide 1585’ten evvel vakfeylemiştir (BS. 168/68). BK, III/76
KAZZAZ 8.4.1581’de Kazzazlar mahkemeye gelerek: “Öteden beri, ordu-yı hümayun varid oldukça, Bursa’daki Yahudi kazzazlar Müslüman kazzazlara yamak olmakta ve Müslümanlara 6.000 akçe vermekte idiler. Ordu-yı padişahî varid oldukça gerek tamam ve gerek nakıs 6.000 akçe alınsın” dediler. Bunun üzerine Yahudiler altı bin akçe vermeyi taahhüd eylediler (BS. 132/ 84). BK, III/75
KAZZAZ
KAZZAZ “İpekçi bezirgân” demektir. Bursa’da Kazzazoğlu Süle Mehmed Paşa adında bir hayır sahibi yetişmiştir. Bu zatın hüviyeti hakkında hiçbir
meleri tenbih edilmiştir (BS. 121/74). BK, III/108
KEBEKLİ BEY Mehmed Paşa’nın şöhretidir. 19.6.1439’da bir vakfiye ile birçok hayır işlerine yardım etmiştir. BK, III/ 108
KEÇECİLER Yün, öteden beri debbağ-haneden gelir ve hâllerine göre keçeciler arasında tevzî ve taksim olunurken bazı kimseler gizlice satın alarak diğer esnafa gadr eylemişler ve bu sebeple 1677’de yünün kâhya ve yiğitbaşılar tarafından taksim edilmesi emredilmiştir (BS. 328/56) . BK, III/108
10 Kayhan’da malûmat yoktur. Yalnız Meydancık’ta,
kebapçı dükkanı Pabuççular Çarşısı’nda, Tomrukönü’n-de üç cami, Kara Şeyh mahallesinde şimdiki Postane binasının olduğu yerde bir medrese ve Meydancık mahallesinde cami avlusunda bir de ahşap mektep bina eylemiş ve birçok hayırlar yapmış, çeşmeler inşa eylemiştir. Kaz-zazoğlu Türbesi Pınarbaşı’ndadır (BS. 19/66). Bk. Meydancık Camii.
Pınarbaşı’ndan Meydancık’a geçirdiği Çengel Çeşme (BS. 301/80, 26/34) ile Kamberler Çarşısı Mescidi önüne koyduğu suyun ayağı (28/135) çeşmeleri Kazzazoğlu vakfındandır. BK, III/ 75
KAZZAZHANE Çelebi Sultan Mehmed vakfındandır. İpek Hanı ittisalinden idi. Büyük ve Küçük adıyla ikiye ayrılmıştı. İkisi birbirine bitişik bir hâlde idi (sene 1742). BK, III/75
KEMAL Yusuf’un oğludur. 1485’te Bur-sa’da mizan amili idi (BS. 4/355). BK, III/109
KEMAL Bursa’da beytülmal emini iken 1513’te vefat eylemiş, muhallefatından 10.218 akçe kâtib sipahi oğlanı Ali ile İstanbul’a gönderilmiştir (BS. 25/265). BK, III/110
KEMAL (Bilecikli) “Bilecikli” diye meşhurdur. 1518’de ölmüştür. Oğulları Cafer ve Murtaza var idi (BS. 28/210). BK, III/110
KEMAL (Hacı) Bursalıdır. Ali Paşa’nın babasıdır. 1486’da Ali Paşa’nın oğlu Mehmed hayatta idi (BS. 5/276). BK, III/109
KEMAL (Hacı) 1521’de “Çavdar Ali” adında bir oğlu vardı. BK, III/110
KEBAP Bursa’nın kebabı öteden beri meşhurdur. Kebapçılara verilen narh kasap narhının nısfı olup (Eski devirlerde narhlarda akçe sabit olup malın sıkleti değişirdi. Meselâ bir akçeye iki kıyye et satılırsa, kebapçılar bunun nısfı olan bir kıyye eti bir akçeye satacaklar demekti) çekiyle tartılmak âdeti kadîmedir. 26.11.1574’te muhtesib adamlarına, kebapçılara teaddî etme-
KEMAL BEY 1495’te emir-i alem idi. Ali Çelebi ve Süleyman Çelebi adında iki oğlu vardır (BS. 11/92). BK, III/109
KEMAL BEY Abdullah’ın oğludur. Te-ke’de hâdis olan eşkıya ile Ali Paşa’nın yaptığı muharebede, 1511’de şehit olmuştur. Karısı Abdullah kızı Kamer-şah’tır (BS. 23/41). BK, III/109
KEMAL BEY Yahya Bey’in oğludur. 1575’te Şirin Hatun vakfının mütevellisi idi (BS. 126/190). BK, III/111
KEMAL EFENDİ Celvetî şeyhidir. Lâren-delidir. İstanbul’a gelerek Aziz Hüdâî Efendi’den feyz almış, Hüdâî Hazretlerinin 1628’de vefatından biraz sonra Bursa’daki Eyüb Efendi Tekkesi’ne şeyh olmuştur. Bir müddet sonra azlo-lunarak Demirtaş mahallesine yerleşmiş ve Yeşil Camii’ne imam ve vaiz olmuştur. 1657’de vefat etmiş ve Emir Sultan’a gömülmüştür (G. 135). BK, III/ 111
KEMAL EFENDİ Bursalı Hacı Mürüvvet oğlu İsmail’in oğludur. Birçok paralar sarf ederek Mekke’de “Veledü’n-Nasrî” nâm mahalle su getirmiş ve idâmesi için birçok vakıflar terk eylemiştir. 1798’den çok evvel ölmüştür. BK, III/ 111
KEMAL EFENDİ (Şeyh) Abdüllâtif Kudsî’-nin 13. halifesi Şeyh Mehmed Efen-di’nin oğludur. Bursalıdır. Bursa’nın büyük yangınından sonra Evkaf muharriri olan Davud Efendi’nin oğluna muallimlik yapmıştır. Kadı olmuş ise de sonradan çekilerek babasının yerine şeyh olmuştur. Kırk sene şeyhlik yapmıştır. 15.2.1666’da istiskâ hastalığından ölmüş ve Zeynîler’e gömülmüştür (G. 106). BK, III/111
KEMAL PAŞA Bursalıdır. 1491’de oğlu Hamza Çelebi, Yeşil mütevellisi idi. Bundan başka Bâlî, Ali Çelebilerle Fatma Hatun adında bir de kızı vardı (BS. 3/377, 7/33, 8/244,433, 10/244,256). Kemal Paşa, 1480’de sağ idi. Bir kaç sene sonra ölmüştür. BK, III/109
KEMALEDDİN 1662’den evvel Şehabed-din Paşa mahallesinde ölmüştür. “To-pukluzâde” diye meşhurdur (BS. 348/ 78). BK, III/112
KEMALEDDİN Adı İbrahim Efendi, babasının adı İbrahim oğlu Memiş’tir. “Kara
Dede” ve “Dede Çöngî” diye şöhret bulmuştur. Amasya vilâyetinin Sonusa kasabasında dünyaya gelmiş ve Amasya’da büyümüştür. Evvelâ debbağ iken büyüdükten sonra vazgeçerek medreseye girmiş, tahsil etmiş, birçok müderrisliklerde bulunmuş, Diyarbakır ve Kefe’de müftülük yapmıştır. Bursa’ya gelip yerleşmiş ve 1568’de vefat etmiş ve Setbaşı civarındaki Hoca Mehmed Karamanî Mescidi haziresine gömülmüştür. Bu mescid 1870’ten evvel yandığından arsa hâlinde kalmış ve kabir de kaybolmuştur. Âlim, fazıl bir zat idi. Birçok eserleri vardır. Şairdir (G. 295; KA. 3884). BK, III/112
KEMALEDDİN EFENDİ Moralı Tekkesi şeyhi Seyfeddin Efendi’nin oğludur. 1913’te tekkenin tevliyet ve meşihatı, kardeşi Mustafa Efendi ile müştereken kendisine tevcih edilmiştir. Ticaretle meşgul idi. BK, III/112
KEMALEDDİN EFENDİ (Seyyid) Lârende-lidir. Celvetî tarikatından olup Zeyniye Zaviyesi’ne şeyh ve Çelebi Sultan (Yeşil) Camii’ne imam oldu. 1657’de öldü. Takva sahibi temiz bir zat idi (SO. IV/80). BK, III/112
KEMALEDDİN MAHMUD EFENDİ (Hafız) Yenişehir Fenar muhacirlerinden olup âlim ve şair idi. 1886’da Bursa’da çıkan Nilüfer gazetesinde yazı işlerinde bulunmuştur. 1888’de vefat eylemiştir. Şiir ve nesirde çok kudreti vardı (Nilüfer Mecmuası, sayı 306). BK, III/112
KEMALÎ
KEMALÎ Hoca Şeref mahallesinden Hamza’nın oğludur. 1590’da mahkemeye müracaat ederek: “Kırk beş sene evvel Akseki kazasının Marya köyünden Bâlî oğlu Alâeddin’e bir mushaf, bir tarih kitabı ve otuz cüz’ü iki bin akçeye satmış ve bin beş yüz kuruş alacağım kalmıştı. Mâni’im olduğundan gidip hakkımı alamadım. Alâeddin’in varisi ve kardeşi Mustafa’dan bin beş yüz kuruş tamamen aldım” diye sicile kaydettir-miştir (BS. 178/37). Mustafa, kardeşi
Alâeddin’in borcunu vermek için Bur-sa’ya kadar gelmiş ve kırk beş seneden beri istenilmeyen bir borç ödenmiştir. BK, III/111
KEMALÎ (Mevlânâ) Bursalıdır. Edirne’de hekimlik yapmıştır. Karısı Selçuk Hatun mahallesinde, Kutbeddin kızı Şâhî Hatun’dur. 1484’te Edirne’de idi (BS. 4/150). BK, III/109
KEMALÎ BEY Bursa’da 1489’da inşa olunan Yeni Han’ın (Koza Hanı) inşaatında masraf ve harcı yapan kâtip idi (BS. 7/423). BK, III/109
KEMALÎ BEY Sultan Bayezid’in oğlu Sultan Abdullah’ın âzatlamasıdır. Hayatını sultanlara hizmet etmekle ve Gülrûh Hatun kızı Kamer Sultan, Hatice Sultan ve Şirin Hatun vakıflarına mü-tevellilik yapmakla geçirmiştir. Meydancık mahallesinde bir mescid ve Nakkaş Ali mahallesinde bir mektep yaptırmıştır (BS. 45/77). 5 Muharrem 945 hicrî (4. 2. 1538) tarihli vakfiyesinde kendi el yazısıyla olan Kur’ân-ı Kerim’i, Nakkaş Ali mahallesinde mektebi ve birbirine bitişik on üç odayı ve İsa Bey mahallesindeki odaları ve küçük hücre ve Kamberler Çarşısı’nda fırın, Koca Nâib mahallesinde fırın, Karamanlı Çelebi mahallesinde on bir dükkân ve sekiz oda, Bahadır Ağa mahallesinde vakfın akrabasının gömüldüğü bir parça yer, dört hane, Tavuk-pazarı’nda Bezirgan Camii’ne bitişik yedisi tahtânî ve üçü fevkânî on oda, Kuruçeşme mahallesinde üç dükkân ve üç fevkânî oda, Hisar’da İsa Bey mahallesinde altı oda, Bahadır Ağa mahallesinde odalar ve ayrıca 100.000 akçe vakfeylemiştir. Bunların gelirinin mektebe ve hayır işlerine sarf edilmesini şart eylemiştir (BS. 45/267).
Mektep için vakfiyesindeki şartlar çok dikkate değer. Mektebe bir muallim, bir kalfa ve bir de bekçi bulunması, okuyan oğlancıkların yetimlerinden on neferine ayda on akçe verilmesi ve
Ramazan bayramında bu yetimlere altmışar akçelik melbûsât alınması ve iki defa hatim indiren yetimin yevmiyesi ve elbise bahası diğer bir yetime verilmesi ve mektebin odunu ve hasırının vakıf tarafından alınması (O devirde ve hatta son asırlara kadar, daha doğrusu altmış sene evveline kadar ilk mekteplere giren kız ve erkek çocukları soğuk havalarda sabahleyin mektebe gelirken birer ikişer odun getirmeye mecbur edilirdi), Kurban bayramında dört kurban kesilip dağıtılması, mektep yakınındaki odalarda her Cuma gecesi üç kile dâne pirinç, dörtbuçuk ukıyye yağ ve on ukıyye et ve on ukiyye ekmek alınıp dört sofra yemek ecza okuyanlara; dört sofra mektepte okuyan oğlancıklara; dört sofra da odalarda oturanlara verilmesi ve bu yemeklerin orada yenmesi meşrut olup hiçbir veçhile başka tarafa götürülmemesini de şart-ı vakfiyye eylemiştir. Muradiye mahallesinde oturmakta iken 1538’de ölmüştür. Kendisi mühtedidir. Hasan Çelebi ve Abdülbâkî adında iki oğlu ve Kerime adında bir kızı vardı. Ölümünde 143.374 akçe oğlu Abdülbâkî’ye, 71.867 akçe de kızı Kerime’ye düşmüştür. Demek oluyor ki, Hasan Çelebi daha evvel ölmüştür (BS. 45/88, 178/ 1). BK, III/110
KEMALZÂDE Tüccardan Hoca Hasan oğlu Hoca Muhyiddin Mehmed’in 1500 yılındaki şöhreti idi (BS. 17/313). BK, III/109
KEMERALTI KAHVESİ 1630’da Ulucami havalisinde idi. Caminin vakfındandır (BS. 249/116). BK, III/114
KEMHA Bir nevi ipekli kumaştır. Esasen Bursa denilince hatıra bir su şehri, bir eski eserler müzesi, bir ipek ve ipekçilik sanatı hatıra gelir. Bunun için kemha hakkında birçok sicil kaydını yazacağız:
1582’de Bursa kemhacıbaşısı Ferhad Ağa, İstanbul’a gidip divan-ı hümayuna
çıkmış ve: “Bursa’da saraylar için işlenen muhtelif kumaşlar az işlenip ve işlenen kumaş dahi kalb ve yaramaz işlenmekle beyliğe gadr olur. Miri için işlenen kumaşların üzerine hassa üstad-larından Şücâ adındaki kimse ehl-i vukuf olmakla mümeyyiz tayin olunursa çok faydası olur ve kalb ve yaramaz işleyenlerin te’dîb ve zararlarının tazmin ettirilmesini” istemiş; Şücâ, Bur-sa’ya gönderilmiş ve; “gereği gibi mu-kayyed olup ve kumaş işleyenleri getirtip muhkem tenbih ve te’kîd edilerek işledikleri kumaşın her nevinin gayet â’lâ ve güzide işlenip kat’â kalb ve yaramaz işlememeleri ve buna muhalif kalb ve yaramaz işleyenlerin te’dîb olunarak gadr ve zararları işleyenlerden tazmin” ettirilmesi emredilmiştir (BS. 178/132).
1586’da Hacı Yakub oğlu Ferruh adındaki Ermeni, Hoca Mehmed Kara-manî mahallesindeki kemha kârha-nesini 14.000 akçeye Veli oğlu Tanrı-vermiş’e satmıştır (BS. 170/59).
1591’de “Bursa’da kemha ve kuşak dokumacıları, dergâh-ı âlîye arzıhâl edip; eskiden 3.000 çifte ve 6.000 tel pişmiş ibrişimden her bir kuşak işlene-gelmiş iken içlerinden bazıları eskisine muhalif ham ve kalb renk üç bin telden yektâ işlemekle kendilerine zarar ve ziyan terettüb olduğunu bildirdiler. Bu emrin vürudunda husamâyı beraber ve hak üzere teftiş ve tahkik edip eskiden ne vechile icra olunagelmiş ise yine o vechile yaptırıp kalb ve kem işlettirme-yip gayet â’lâsının işlettirilmesi ve kalb işleyenlerinin ale’l-gafle üzerine ve tezgâhları ortasına varıp kalb işlenmiş bulunursa tezgâhların yaralayıp kendilerinin te’dîb edilmesi ve işlemeyenlerin yazıp bildirilmesi ve tekrar şikâyete muhtac ettirilmemesi ve görüldükten sonra bu emrin ellerine bırakılması” emredilmiştir (BS. 181/93).
1614’te Bursa kemhacıları (kemha dokuyan dokumacılar) ehl-i hibreleri Ali oğlu İbrahim ile esnaftan bir kaç kişi mahkemeye gelerek: “Eskiden beri
Bursa’da işlenen ‘arşun’ demekle maruf münakkaş kumaş, altın ve gümüş ve ibrişim ile karışık işlenegelip her bir kumaş için cüz’î altın ve gümüş sarf olunurdu. Halen bazı kimseler münak-kaş arşun işlemeyip ‘dîb’ demekle maruf sade arşunu işleyip üzerine sırma işlemekle altın ve gümüş ziyade sarf olunup darphaneye ve fukaraya çok gadr olmaktadır. Bundan sonra ‘dîb’ işlenme-yip eskisi gibi münakkaş arşun işlemek üzere esnaf arasında ittifak eyledik” demişler ve bu kararlarını sicile kayıt ettirmişlerdir (BS. 226/49).
1615’te Bursa kemhacılarından çatma, zerbab kuşak işleyen Müslümanlar ve zimmiler mahkemeye müracaat ile aralarına sonradan karışan nâehil kişilerin maharetleri ve bu sanata vukufları olmadıklarından kalb işledikleri ve ziyade bahaya sattıklarından şikâyetçi olmuş ve bu gibilerin aralarından çıkarılmasını istemişlerdir (BS. 225/125). Ayrıca bu gibi kalb ve celb iş yapanların mahkemece cezaya çarptırılmasına ittifak etmişlerdir (BS. 228/68).
1618’de yine kemhacılar şikâyet edip: “...eskiden beri kumaş işleyip takyeci taifesi bizden satın alıp fukara rahat üzere iken takyeciler kendi evlerinde ve kârhanelerinde destgâh düzüp kumaş işletip ve dükkânlarında kesip diktirmekle..” kemhacılara çok sıkıntı verdiklerini bildirmişler, bunun üzerine; “eskiden olagelmişe muhalif olanlara destgâh kurup işletilmemesi” için ferman gelmiştir (BS. 232/127). BK, III/ 112
KEMTER ALİ EFENDİ Şeyh Nasuhî Efen-di’nin oğludur. Babasının yerine şeyh olmuştur. Temiz ahlâklı, herkesin iyiliğini isteyen, kimsenin işine karışmayan ve hayır seven bir zat idi. Ahmed Gazzî’den feyz almıştır. 1724’te ölmüş ve Nasuhî Tekkesi’ne gömülmüştür (G. 175). BK, I/149
KEPECİ YAHUDİLER
KEPECİ YAHUDİLER 1560’ta Bursa’daki kepeci Yahudilerin cümlesi mahkeme-
ye gelerek, sanatlarına kethüda nasb olunan Asfon oğlu Salamon ismindeki Yahudi’nin doğru olmayıp dışarıdan gelen kepeleri eskisi gibi Çıra, Balık ve Galle pazarlarına indirmediğini, kendi evine indirip esnafa gadr ve hayf etmekte olduğunu, kethüda olmaya layık olmadığını iddia ve tebdilini rica eylemişler ve Sahon oğlu Abraham kethüda nasb olunmuştur (BS. 81/47). BK, III/ 115
KEPECİLER Padişahın kanunu mucibince: “abacılar ve kepecilerin diktiklerinin yeni, eni ve beli âdetçe ola, iyisiyle fenası karıştırılmaya” diye kayıtlı olduğundan, Bursa’daki abacı ve kepeciler; “eski kanuna kimse muhalif hareket etmeye ve edenleri şeyhleri Kasım oğlu Sefer görüp ve gözleyip te’dîb ede ve kepenek ve kepe satanlar on akçeliği 11’den ziyade satmayalar ve satanları ref’ ve def’ edeler” diye ittifak etmiş ve 1559’da sicile ittifaklarını kaydettir-mişlerdir (BS. 81/13). BK, III/ 114
KEPENEK TÜCCARLARI Bursa’ya gelen kepenek tüccarları, Orhan Bey’in yaptırdığı “Eski Bezzâzistan” denilen Emir Han’a konmakta idiler. Bursa yandıktan sonra bu kervansaray harap olmakla başka hana konmaya başladılar. Daha sonra kervansaray mütevellisi Mahmud tarafından, esaslı bir surette tamir edildiğinden, 1544’te bu tarihten sonra Bursa’ya gelecek tacirlerin Orhan Kervansarayı’na kondurulması emredilmiştir. BK, III/114
KEPENEKLİ HÜSEYİN BABA Fatih’in sancaktarı imiş. 1483’te vefat etmiş ve Karakâdî Tekkesi’ne gömülmüştür. BK, III/114
KEREM (Hoca) Bursa tüccarlarındandır. 1479’da oğlu Mevlânâ Sinaneddin Yusuf müderrislerdendi. Diğer oğlu Meh-med’in de Mustafa Çelebi adında bir oğlu vardı (BS. 3/109, 17/ 241,269). BK, III/115
KERESTE “Bursa’ya gelen keresteleri bu esnafın akçelileri, tenhada alıp mahzen edip fukarası alamadığından maada, Müslümanlara ziyade baha ile satarak esnafa ve ahâliye gadr ettiklerinden, gelen keresteler pazar yerine gelip kerestecilerin kâhyası ve yiğitbaşıları marifetiyle esnafa dağıtılıp herkesin hisselerini almalarına” 1622’de ittifak eyledikleri sicile kaydolundu (BS. 236/ 26).
Eskiden harp gemileri ağaçtan yapıldığı için kereste çok mühim idi. Gemlik’te ve İstanbul’da yapılan keresteler, kazalara taksim olunur ve herkes hissesini verirdi. 1815’te Bursa kazasından 227 muhtelif cins kereste İstanbul’daki tersaneye gönderilip Çöp Am-barı’na (Tersanelerin başlıca iki ambarı vardı. Birisi “Mahzen-i Çöp” ki kereste ambarı, diğeri “Şurup Mahzeni” ki kurşun ambarı idi) teslimi emredilmiştir (BS. 1272/5). BK, III/115
KERESTE NAZIRI Gemlik’te oturur, nüfuzlu ve tehdidini îkâya kâdir kudretli kimselerden tayin edilirdi. Donanma için kereste tedarik ve nakil ettirirlerdi. En mühim kereste nazırlarından bazıları şunlardır:
1830’da Celâleddin Ağa, Kapıcıbaşı Mustafa Bey, 1832’de tekrar Mehmed Celâleddin Ağa, 1834’te Isparta mütesellimi Hasan Ağa, 1835’te Celâleddin Ağa, 1835’te kapıcıbaşılardan Mustafa Bey ki bu zat bu vazifede senelerce bulunmuştur (BADZ. 5115; BAML. 25516). BK, III/115
KERİM ÇELEBİ ÇEŞMESİ Yıldırım mahallesinde Behlül Dede Tekkesi yakınında idi. 1586’da mevcuttu (BS. 170/48). BK, III/116
KERİME (Küçük) Bk. Emir Fatması.
KERİZ (KÂRİZ) “Bursa’da kerizler ve kaldırımlar harap olup bazı Müslümanların atları ayakları geçip kimi düşüp kimi sürçüp el-hasıl Müslümanlara çok
zarar gelmekle” şehirdeki umum keriz ve kaldırımların ıslâh ve tamirine başlamak üzere şeriat tarafından Mevlânâ Halil oğlu Hüseyin Çelebi tayin edilmiş ve biraz çalıştıktan sonra fâriğ olmuştur. Şehabeddin Paşa mahallesinden Abdullah oğlu Hacı Hayreddin dahi vekil-i harc nasb edilmiştir. Bu tamiratın akçeleri mal sahiplerinden ve vakıflarından alınmakta idi. 1561 senesi birinci ayının 16. günü bu önemli işe başlanmıştır (BS. 81/159). BK, III/116
Balıkpazarı’ndaki kâriz, Bilecik, Kaz-zazoğlu, Saray mahallelerine cereyan ederdi. Tamire muhtaç olduğundan dört mahalleden rızaları ile para toplanıp 17.12.1574’te tamir edilmiştir (BS. 126/46). BK, II/137
KERPİÇ Bursa’da çok yer sarsıntısı olduğundan evler ahşap ve dikmelerin arasına kerpiç koymak suretiyle yapılırdı. Bahçelerin etrafını çeviren duvarlar da kerpiçten yapılır ve senelerce taş duvar gibi devam ederdi. En güzel kerpice yarayan toprak Temenye’de bulunurdu. Temenye kerpiçliği Çoban Bey’in vakfı olup buradaki kerpiçlik ayda altı altına mütevelli tarafından 1560 senesinde kiraya verilmiştir (BS. 23/17). Çoban Bey, Osmanlı hükû-metini kuran Osman Gazi’nin oğludur.
1573’te Temenye mahallesi ahâlisi mahkemeye başvurarak: “Çoban Bey’in boş ve hâlî yerlerinde bazı kimseler kerpiç kesip, içmek hakkına malik olduğumuz suya zarar vermektedirler” diye şikâyet etmişler ve “burası mütevelli tarafından satılarak evler yapılmasına ferman olunduğundan 11 kişi ev yapmak bahanesiyle yerler alıp içinde eskisi gibi kerpiç kesip suyumuzu sarf ederek bizleri susuz bırakmaktadırlar” demişler ve bunların, kestikleri kerpiçleri kendi evlerinin inşaatında kullanmalarına izin verilmiş, harice satmaları men’ edilmiştir (BS. 115/178). BK, III/ 116
KERVAN Tüccarların ve yolcuların eşyasını taşıyan kafilelere kervan der-
lerdi. 1556’da Bursa’da, kervanların gece ile gitmeleri esasen memnû olduğu gibi sabahları gidecek kervanların da mizan emini ve hassa harc emininden izin alındıktan sonra yola çıkmaları usül ittihaz edilmiştir. BK, III/106
KERVANSARAY / KÂRBÂNSARAY Kervanların kondukları büyük hanlara verilen addır. Buraya konanlar eşyalarını ve hayvanlarını yerleştirdikten sonra hanın gece kapıları kapanır ve sabahleyin herkes hayvanına ve malına sahip olup noksanı olmadığı, yani bir şey çalınmadığı anlaşıldıktan sonra dua edilerek kapılar açılır ve kervanlar yola çıkardı. Şayet birisinin noksanı olduğu anlaşılırsa esasen handan çıkan olmadığından cümlesinin eşyası aranırdı. BK, III/106
KESTEL KÖYÜ Bursa’ya tâbîdir. Vaktiyle iki kısım olup bir kısmı timar ve bir kısmı “Elliciler” imiş. Elliciler kırıldığından müstakil tasarruf edilmekte iken cümlesi Hocazâde’ye verilmiştir. 28.3.1488’de Hocazâde vefat eylediğinden padişahın, yani II. Bayezid’in hâssı olmuştur. Esasen 17 çiftlik yeri olup, 10 çiftliği ziraat olunur ve yedi çiftliği dahi sazlık ve ormanlık imiş. 1927’de bu köyün 124 hanesi ve 562 nüfusu vardı. Bilâhare nahiye olmuştur (Bk. Vânî Mehmed Efendi). BK, III/117
KEŞFÎ EFENDİ Kırımlıdır. Memleketinde tahsilden sonra İstanbul’a gelmiş, çok âlimlerin, fazılların meclislerinde bulunarak istifade etmiş ve sûfîlik tarikatına meyletmekle Bursa’da Emîniyye Tekkesi’nin banisi Emin Efendi’ye intisab eylemiş ve 25 sene hizmetten sonra icazet almıştır. Hafîdî Mehmed Emin Efendi’ye sekiz sene kadar vekâlet eylemiş, 1818’de vefat etmiş ve tekke civarına gömülmüştür. Birçok nefis kitaplarını Ulucami Kütüphane-si’ne vakfeylemiştir. BK, III/117
KETHÜDA
KETHÜDA Bk.Kâhya.
KETHÜDÂYERİ Eski Osmanlı teşkilâtında Yeniçerilerden evvel gelen altı bölük halkı vardı ki, bunlar padişahın has süvârileri ve kulları idi. Bunlar da silahdârlar, sipahiler, sağ ulûfeciler, sol ulûfeciler, sağ garipler, sol garipler bölüklerinden ibaretti. Bursa gibi şehirlerde bulunan bu cemaate mensup kimselerin başlarına “kethüdayeri” derlerdi.
Kethüdayerinin vazifesi altı bölük yoldaşlarına müteallık usülü ve düşen dava ve nizaları görmek, âhardan bir ferdi müdahale ettirmemekti. Bursa ve civarında olan yoldaşlar bunu kendilerine zâbıt bilip sözünden dışarı çıkmazlar ve bunlardan mahkemeye çağırılanları “kâhyayeri/kethüdayeri” ih-zâr ederdi. Bunları hoşça tutar, zabt u rabtlarına bakar ve itaat etmeyenleri isim, resim ve bölükleriyle yazıp bildirirdi (BS. 275/93). Bu zat, bu altı bölük ağalarının imzalarını hâvî bir emirle tayin edilirdi.
1544’te mahalle kethüdaları ihdas edilmişti (BS. 48/196).
1603’te yevmiye 30 akçe ulûfeye mutasarrıf Hasan Sa’dî adındaki yoldaş, Bursa’daki altı bölük halkı yoldaşlarına kethüdayeri tayin edilmiştir (BS. 207/ 161).
1614’te Bursa’da sakin ve mütemek-kin olan altı bölük halkının zabt u rabtları ve lâzım olan umûr-ı şer’iy-yelerine bir kethüdayeri nasb ve tayin olunagelmekle, sipahiler zümresinden, 270. bölükte yevmiye 18 akçe ulûfesi olan Ali’nin tayin olunduğuna dair ferman gelmiştir (BS. 223/125).
1648’de gelen bir fermanda: “Bur-sa’da olan yoldaşlar, gönderilen kethü-dayerini üzerlerine zâbıt bilip sözünden ve reyinden taşra çıkmayıp ve her hususta müracaatı buna edip, şer’le vaki olan davalarını mahkeme-i şer’iyyede şeriat marifetiyle gördürüp, icrâ-yı hak ettirip hilâf-ı şer’ bir kimesneye zulm ve teaddî ettirmeyip, sipahi namında gezenleri de getirtip reayayı ve sair pazarcıları ve satıcıları rencide edenleri
tutup ashâb-ı hukukun haklarını alıver-dikten sonra süratle haklarından gelmek lâzım geleni icra ettirip, reaya ve berâyânın asûde-hâl ile padişahın devletinin devamına dua ettirmesi” emredilmiştir (BS. 271/63). BK, III/103 KETHÜDÂYERİ
KIBLE MESELESİ 1561 Teşrinievvelinde Bursa’da eski padişahların ve âlimlerin ve büyük şeyhlerin, Emir Buhârî, Molla Fenarî, Hocazâde ve sair fikirleri alınan fâzılların kararıyla yapılan camilerin mihrapları, Medine, Kudüs ve Şam mihraplarına mutabık olup kıbleleri sahih ve şer’-i şerif mucibince Mescid-i Haram cihetine iken ve yüz seksen yıl ve belki daha ziyade zaman geçip bu kadar ulema ve meşâyih ibadetlerini yapmışlarken ve nice yıllar namaz kıldıkları mihrapları ‘namaz caiz değildir’ diye eski Bursa kadısı olan Mev-lânâ Emir Hasan Efendi, hilâf-ı şer’-i şerif tağyir ve tahrif edip avâm-ı nâsa şek ve teşviş verdi diye Bursa uleması ve eşrâfı İstanbul’da padişaha bildirdiklerinde zikrolunan camilerin ve mescidlerin mihraplarını, Bursa’daki tayin-i kıble ilminde ehil olan kimseleri toplayıp ve ellerinde bu babda Rum (Anadolu) müftülerinin fetvalarına nazar edilip kadim-i eyyamda kıla-geldikleri mihraplar Mescid-i Haram cihetine olup müfsid-i salât olan inhi-raf-ı fâhiş ile munharib değilse şer’-i şerif mucibince Kadı Emir Hasan Efen-di’nin yaptığı tahrifi değiştirip hâli üzere ibkâ edilmesi diye ferman buyurulmuş olmakla bu emre imtisa-len Bursa’daki ulema ve sulehâyı cem’ edip kaziyyenin teftişine başlanmıştı. Merhum Kemal Paşazâde ve Saîd Efendilerin bu hususta varid olan fetvalarına nazar olununca; “mahzâ müneccim ve saatçi kavliyle eski mihrapların tahrifi caiz değildir” diye cevap verilip ve Mevlânâ Ebussuud Efendi fetvasında da tağyir lâzım olmaz ama bazı mihraplar sahihe muhalif bazı âlât ile zahir olduktan sonra ol mihrapların sıhhatine itikad eden kimseler bu mihraba
namaz kılmak mümkün olmaz denilmiştir. Tayin-i kıble ilminde malûmatı olanlardan Molla Enverî ve hâlen Veliyyüddin Medresesi müderrisi Mev-lânâ Ahmed Çelebi, eski Hamza Bey müderrisi Mevlânâ Çelebi ve Cami-i Kebir’de muvakkıt olan Mehmed’den: “tahrif olunan mihraplar cihet-i Kâbe’ye dâhil midir?” diye sual olununca, “cemm-i gafir ve cem’-i kesîr arasında dâhildir, cihetten hariçtir diyemeyiz” diye haber verdiklerinden sonra Bursa ulema ve meşâyih ve Müslümanları dahi “bizim itikadımız, kadimden ulema ve meşâyihin müşaveresiyle bina olunup ol zamandan beri namaz kılınagelen eski mihrapların sıhhatinedir” diyerek eski kadı’nın tahrif eylediği kıblelerin eski hâline konmasını istediklerinden Ulucami, Emir Sultan ve sair cami ve mescidlerin değiştirilen mihraplarının eski hâline konmasına karar verildi (BS. 92/243).
Tarafımdan bu mesele hakkında yapılan incelemelerde Kadı Emir Hasan Efendi’nin haklı olduğu ve Bursa camilerinin mihrapları birbirine uymadığı görülmüştür. Esasen Aydede, Müslim Köşkü’ne çıkıp da Bursa’ya doğru bir dikkatle bakmak bu iddiayı teyid eder. BK, III/76
KIBRIS Karaman vilâyeti zuamâsından Mehmed, 1569’da Kıbrıs’tan alınan esirlerin pençiklerini otuz bin altına iltizam eylemiştir. Nice kimseler pen-çiklerini vermeden bî-bahaya esirler geçirip iltizamına halel geldiğini şikâyet eylediğinden, Bursa’ya gönderilen dergâh-ı âlî çavuşlarından Mehmed Çavuş ile sancakbeyleri, alaybeyleri ve bilcümle zuamâ ve timar erbabından ve vilâyet âyânından ve başkalarından ve hulâsa her kimde pençik eminlerinin tezkeresi olmayan ne kadar esir meydana çıkarılırsa âdet ve kanun üzere pençiklerinin bî-kusur hükmedip alıverilmesi emredilmiştir (BS. 118/ 231).
1574’te “Alâiye’den, Kıbrıs’a sürgün başlamadan evvel sürgün olacağını eşirrâ duyarak kaçıp diyarlarını terk etmişlerdir. Bu gibi eşirrânın kalan emlâk ve esbabı değer bahasıyla sattırıp akrabalarıyla ve ehl ü ıyâliyle Kıbrıs’a sürülmez ise sair eşirrâ dahi kurtulmak için saklanacakları ve sürgün çıkarılmak çok müşkil olacağını Alâiye beyi bildirdiğinden eski emirler mucibince Alâiye livasından sürgün olmağa müstahak olanlardan saklananların ve Kıbrıs’a yazılıp hazır olanların emlâk ve esbabı toprak kadıları marifetiyle değer bahasıyla sattırıp alâkaları kat’ edilip aileleriyle beraber Kıbrıs’a sürülmesi ve kaçanlar her nerede bulunursa buldurulup getirtip akçelerin kadı huzurunda kendilerine teslim edip Kıbrıs’a sürülmesi ve ele girmesi muhal olanların akrabasına taarruzun caiz olmadığı” bildirilmiştir. Diğerlerinin ise “akçelerin ehl ü ıyâllerine teslim edip Kıbrıs’a gönderip teslim edilmesi ve bu babda celb, ahz, himayet olunmaktan begâyet hazer edilmesi” bildirilmiştir (BS. 118/ 239). BK, III/77
KILINÇ
KILINÇ Bursa kılınççıları gayet de mahir ve ehl-i sanat idiler. Her sefer oldukça Bursa’dan üç nefer kılınççı ve orducu çıkarılırdı. 1578’de üç nefer çıkarıldı ve sefere iştirak eyledi (BS. 135/74).
1583’te Bursa’dan orducu ihraç olunmaya başlandığı zaman üç kılınççı İstanbul’a giderek fakir olduklarını, orducu çıkarılmamalarını taleb eylemişlerdi. Seferde kılınççı lâzım olduğundan her ne taifeden mümkün olursa yamak olarak kılınççı tayin edilmesi emredildi (BS. 129/169). Bursa’dan orducu namıyla gidecek esnaflara Bur-sa’da kalan esnaflar sermaye olarak akçe verirlerdi. Şayet bu esnafın vereceği akçeler kâfi gelmez ve bu esnafın kudreti bulunmazsa diğer esnaftan birisi bunlara yardımcı verilirdi ki bunlara “orducu yamağı” derler. Bunlar için nakden yardım edilirdi. Bk. Ordu. BK, III/78
KILINÇ BEY ÇİFTLİĞİ Keles köyündedir. “Dânişmend Yeri” dahi derlerdi. Fatih vakfiyyetini bozmuş ise de Bayezid, mensuh olan vakıfların vakfiyyetini mukarrer tutmuştur (BS. 4/204). 1484’te mamur idi. BK, III/78
KILINÇ BEY ÇİFTLİĞİ
KIRAT Altın vezninde kullanılır. Bir kırat, bir tane keçiboynuzu çekirdeğidir. Bu şart ile ki vezinde birbirine müsavi çekirdeklerin on altı tanesi bir dirhem gele (BS. 396/14). Eski devirlerdeki vezinlerde dirhemin on altıda bir cüz’üne “kırat” derlerdi. Bir kırat dört buğday ve beher buğday dört fitil, beher fitil iki nakir ve beher nakir iki kıtmir ve beher kıtmir iki zerre idi (LTC. VI/55). BK, III/79
KIRCAHASAN KÖYÜ Bursa kazasındadır. Çandarlı Ali Paşa’nın yeri imiş. Bu köyde Hamza oğlu Musa bir cami yaptırmış ve mesalihi için bir bahçe vakfey-lemiştir. Ve bu köy civarındaki Cellade köprüsü harap oldukça bu bahçenin varidatından tamir olunması şart edilmişti. Bu köyün şimdi adı değişmiştir. BK, III/79
KIRK KIZLAR Bunların kimler oldukları meçhuldür. Güya bir padişahın cariye-leri imiş. Hepsi de bakire imişler. Ulucami civarında olan mezarları, Ahmed Vefik Paşa zamanında, Sultan Osman türbesinin doğu tarafına kaldırılmıştır. BK, III/79
KIRMADAĞ YÖRÜKLERİ 1520’de Miha-liç-Orhaneli kazalarında idiler (BS. 29/ 57). BK, III/79
KIRMIZI BOĞASİ Bursa’da kırmızı boğasi boyayan boyacılar, kırmızı boyaya şîr-i revgân katmakla, “ahaliye, cami ve mescidlere muzayaka veriyorsunuz” diye men’ etmek istemişlerdir. Halbuki boyacılar bunu bakkallardan almayıp tüccarlardan, âhar diyardan getirdiklerinden almalarına 1640’ta
izin verilmiştir (BS. 266/24). BK, III/ 79
KISAS Katilin katli, yaralayanın yaralanması demektir. Bu şer’î bir cezadır. Öldürülen kimsenin veresesi isterlerse şer’an, aynı şeyin, bu adamı öldüren kimseye tatbik edilmesidir. Bursa’da yapılan kısaslardan bazıları şunlardır: Ancak bir kaç tane misal olmak üzere gösterilmiştir.
1663’te Mecnun Dede mahallesinde, Receb oğlu Mustafa’yı bıçakla öldüren suhte Mustafa oğlu İvaz, mahkemede cürmünü inkâr eylemişse de birçok şahitler isbat eylediklerinden ve İvaz’ın daima silâhla gezdiği ve fesadçılardan olduğu haber verildiğinden ve davacı olan anası Hoca Mahmud kızı Rukiye ve hemşiresi Receb kızı Ümmühânî kısas taleb eylediklerinden maktülün yerine kâtil İvaz kısas olunmak üzere, katl vuku bulduğu gün Subaşı Ali Bey’e teslim edilmiştir (BS. 1073/ 25).
1847 Martında Cafer Hoca mahallesinden, Kostanti oğlu İlya, çeşmeci çilingir Surupa oğlu Ohannes tarafından katledilmişti. Daha sonra, kısas yapılması ve sulh olurlarsa kısas sakıt olup meselenin diyete munkalib olacağına dair İstanbul’dan ferman gelmiş olduğundan Hudâvendigâr vilâyeti valisi Nuri Paşa ve hakim tarafından maktülün veresesine sulh olmaları teklif ve tergib olunmuş ise de varisler bir cihetle razı olmayıp kısasın yapılmasında ısrar eylediklerinden ölen Rum İlya’nın yerine kâtil Ermeni Ohan-nes verese huzurunda kısas olunmuştur (BS. 313/82).
1856 senesinde İnegöl’ün Mizal köyünden Ali oğlu Hasan oğlu Ali, süvari askeri iken bir sene evvel tebdil-i hava için köyüne gelmişken Ömer oğlu Mehmed, büyük yatağan bıçakla ensesinden katl kasdiyle yaralamış ve üç gün sonra da vefat eylemiş olduğundan muhakemesi yapılmış ve katilin idamına karar verilmiştir. İstanbul’dan gelen fermanda varisleri kısastan affetme-
11 Kız Muallim
Mektebi
dikleri takdirde huzurlarında taleb-leriyle icra-yı kısas olunması emredilmiş ve idam edilmiştir (BS. 311/91).
Kısasta şayet verese affedecek veyahut sulh olacak olurlarsa bir bedel alırlar ve katil idam edilmez, hükû-metçe ayrıca bir ceza verilirdi. BK, III/ 80
KIŞLA Bursa’da Paşa Kapısı (şimdiki maliye ve adliyenin olduğu yerde) derununda olan küçük kışla ile debboyun üç bölük askerden ziyade istiab etmediği, halbuki Bursa’ya dört bölük gönderileceğinden yeniden kışla inşası icab eylemiş ve İstanbul’dan gönderilen Manas Kalfa marifetiyle keşfi yapılmış ve yeni kışların seksen bin yedi yüz kuruşa inşa edilebileceği 11.1. 1845’te bildirilmiştir. BK, III/81
KIVAMEDDİN (Mevlânâ) Mevlânâ Ömer Çelebi’nin babasıdır. 1511’den evvel ölmüştür. “Kadızâde” diye meşhurdur (BS. 23/110). BK, III/81
KIVAMEDDİN KASIM HALİFE Seyyid Ahmed’in oğludur. Ulemadandır. 1498’de Hisar’da, Saray mahallesinde, kale duvarına muttasıl evindeki çeşmenin ayağını Yahudilere satmıştır (BS. 16/289). BK, III/81
KIZ HANIMLAR Muradiye’de Koca Nâib Camii’nin kuzey tarafındaki Çınarönü yakınında bir arsanın içerisindeki türbede üç kadın mezarı vardır. Kitabesi olmadığı gibi kimin nesi olduğuna dair de esaslı bir malûmat elde etmek kabil olmamıştır. Ve sicillerde de buna dair bir izahata tesadüf edilmemiştir. BK, III/81
KIZ LİSESİ 1931 yılında “Türk Maarif Cemiyeti” tarafından açılmıştır. Açıldığı sene 90 talebesi varken 1933’te 150’ye çıkmış ve her sene daha ziyadeleşmekte bulunmuştur. Mektep yatılıdır. Muradiye semtindedir. BK, III/82
KIZGIN AHMED
KIZ MUALLİM MEKTEBİ Mahkeme ma-hallesindedir. “Rüşdiye Mektebi” kelimesinde izah edileceği vechile bu bina rüşdiye mektebi olarak yapılmış ve 1914’te Kız Muallim mektebine tahvil edilmiştir. 1914’te yalnız 14 talebesi varken 1933 senesinde 532 talebesi vardır. Ekserisi yatılıdır. Cumhuriyetin on yılı içinde 760.653 lira sarf edilerek noksanları ikmal edilmiştir (BİT. 35). BK, III/82
KIZGIN AHMED Pınarbaşılıdır. 962/ 1555 Cumâdelûlânın 10. günü evine
“kakule” katılmış, pilav verilerek yiyenlerin akılları başlarından gitmiş ve o gece evi basılıp oğlu Mehmed katl ve kızı Zaman yaralanmış ve eşyası yağma edilmiş ise de suçlulardan dört kişi asesler tarafından yakalanarak mahkemeye getirilmiştir (BS. 63/53). BK, I/67
KIZIK ÇEŞME 1663 tarihli bir kayıttan anlaşıldığına göre Yıldırım civarında, Hacı Seyfeddin mahallesindeki Kızık-çeşme demekle maruf çeşmeyi Yıldırım Bayezid bina edip arkasına bir mermer sandık koyup Akçağlan suyu akıtmış ve suyun yarısını sandıktan Mücellidî mahallesinde bina eylediği Ak Çeşme’ye akıtmıştır (BS. 1073/14). BK, III/ 81
KIZILBAŞ 1513’te Yalvaç kazasının Hisarardı köyünden İsmail oğlu İvaz (Yenice İvaz) ve Sûfîler köyünden Mustafa ve bunun oğlu Yusuf, padişahın emri ile “kızılbaşlardır” diye tutulup Bursa’da hapsedilmiş ve subaşıya teslim edilmiştir (BS. 25/82). BK, III/81
KIZILCIKLI KÖPRÜ Namazgâh kurbün-dedir. Ahşaptır. Ahmed oğlu Hacı Ali bina eylemiştir. 20.12.1552’de bu köprünün icabında tamiri için Umur Bey mahallesinden bir ev vakfeylemiş ve bu ev bilâhare Namazgâh deresi yakınında altında dükkânı olan diğer bir evle mübadele edilmiştir (BS. 49/232). BK, III/82
KIZIL KÖYÜ Evvelce Kanunî devrinde adı “Aziz Bey” (Kızılca) idi. Yenişehir kaza-sındadır. Bilâhare vezâret rütbesini kazanan Hızır Bey’in oğulları Mehmed Bey ve Kasım Çelebilere miras olarak düşmüştür. Ümeradan Hızır Bey bu köyü satın almıştı. II. Bayezid zamanında bu köy halkı iki taraflarında olan Dinboz ve Kozluca derbendlerini görüp gözetip muhafaza ettikleri için avârız-ı divaniyye ve tekâlif-i örfiyyeden muaf ve müsellem olmuşlardı. 1450’de bu
köyde, 18 ev varken 1927’de 63 ev ile 270 nüfus vardı. BK, III/82
KIZIL MURADOĞLU Bu zat, kızı “Paşa Melek”i Murad Hudâvendigâr’a vermiştir. I. Murad da helâllık olmak üzere Koçi köyünü Paşa Melek Hatun’a vermiştir. Paşa Melek vakf-ı ebna edip “inkırazında Hudâvendigâr imaretine sarf oluna” diye vakfiyyesinde şart eylemiştir. Eşkinci eşdirirdi. BK, III/82
KIZLAR MANASTIRI 1817’de Gemlik kasabasında idi. Harap olmuştur. BK, III/82
KİLİT Hazine-i âmire sandıkları için 100 adet kilit lâzım olduğundan 1514’te Bursa’da, 81 kilit bulunup İstanbul’a gönderildi (BS. 26/114). BK, III/118
KİRAZLI GÜMÜŞ MADENİ 1754 senesinde Seyyid Halil, divan-ı hümayuna arzıhâl edip, Kirazlı mevkiindeki gümüş madeninden getirdiği cevherden Hasköy kal’hanesinde çaşnisini tutan Sabatay adındaki Yahudinin sanatında mahareti olduğunu bu madene lüzumu olmakla yine Yahudilerden maiyyetle gidecek bir kal’cı ve iki körükçü mahalle vardıklarında köy halkı vesair milletler efradından hiçbir kimsenin müdahale etmemesi için emr-i şerif rica eylemiştir. Hazinede mahfuz baş-muhasebe defterlerine bakıldıkta Kite ve Atranos kazalarında ve Domaniç dağında çıkan altın ve gümüş ve bakır madenlerinden her ne miktar altın ve gümüş hasıl olursa mutad üzere beşte birisi beyliğe, küsurunu dilediği kimselere ve bezirgânlara vermek ve dilediği ustaları maiyyetine almamak ve beylik tarafından bir akçe ve bir habbe istememek ve İstanbul’a gelecek odun kesilen mahallere ve bazı kimselerin bağ ve bahçe ve arazisine taarruz eylememek şartıyla bu maden Seyyid Halil tarafından işletilmesi emredildiği Başdefterdar Abdullah Nâilî Efendi telhis etmekle Seyyid Halil maiyye-
tinde gidecek bir kal’cı ve iki körükçü mahallerine vardıkta kimse tarafından müdahale ettirilmemesi emredildi (BS. 280/122).
7.10.1761’de verilen bir emirde de “Maden emini Abdurrahim, madenciler için odalar ve dükkânlar inşası lâzım geldiğinden keşfini istemiş ve mahkemeden gönderilen mutemed ve mimar tarafından 2.055,5 kuruş ile ikmal olunacağı bildirilmiştir. Maden emini dahi üç, dört mağara açıp nihayetleri suya müntehî suyun def’i için her mağara altından birer lağım kazılıp birbirine ithal ve badehu ‘ana lâğım’ tabir olunur bir büyük lâğım îsâl olunursa cevherlerin zâil olacağı âşikâr olduğundan bunun da keşfe sokulmasını istemiştir. Amele için hükûmet tarafından mesken inşası lâzım gelmeyip kendileri tarafından yapılacak evlerin etrafı taş duvar, üzerleri toprak örtülü olacağı ve kereste dahi dağlardan kesileceğinden ağaç kesmek ücreti ve çividen başka masraf olmayacağını darphane emini Sıdkı Hacı Mustafa Efendi bildirmekle 2.055 kuruşla binaların ikmal ve lağımları kazdırıp iktiza eden zahîreleri oradaki asgarî rayici üzere satın alınması ve tedarik ettirilmesi” fermanla emredilmiştir (BS. 395/83). BK, III/118
KİRAZLI KÖYÜ 1927’de Bursa’ya tâbî olan bu köyde 101 ev ve 552 nüfus vardı. BK, III/118
KİRDE Pek ince bir nevi pide, Acem pidesi. Kirde kebabı ince pideye sarılı olarak pişen bir nevi kebaptır. 1573’te Bursa’da kirde pişiren kimseler, kirdenin terekesini alçak edip bir tennur (tandır) dahi edip o tandırda ciğer ve pencûs(?) pişirip ikisini bir akçeye pişiriverecek olduğu için mahkemeden birçok defalar tenbih edildiği hâlde memnû olduklarından kirde pişirilmesi büsbütün men’ olunmuştur. Âyân-dan birçok kimseler meclis-i şer’a gelip: “eğer rızaları ile daima ekmeğin terekesini ve eleğini pak edip ve yalnız
pencûs ve ciğer ve böğrek için başka tandır etmeyip bunları pişirdikleri takdirde fukara getirip ve pişiriverip ve kirdenin dört tanesi bir akçeye pişirirlerse ve yalnız kirde pişirsinler” demeleri üzerine, kirdecilerden Resul oğlu Osman, Ali oğlu Mehmed, Mustafa oğlu Mahmud, Ahmed oğlu Mehmed, Mehmed oğlu Süleyman, Seyyid Ali oğlu Hasan ve daha başkaları bu şerâiti kabul edip iltizam eylediler. “Ve hem terekesi sair ekmek terekesinden âlâ olsun ve hem dört adet bir akçeye işleyelim ve hem tennur bir olup iki olmasın, akçemiz ile pencûs ve ciğer ve böğrek (böbrek) almayalım, fukara getirirlerse onlar için kirde pişen tennurda pişirelim” deyip ve somun narhından 150 dirhem eksik olması üzere kirde pişirilmesine müsaade verildi (BS. 119/19). BK, III/115
KİRDECİ AHÎ ZAVİYESİ Bursa’dadır. 1490’da mamur idi. Bekir oğlu Şeyh Bedreddin ve Mevlânâ Nureddin Mehmed bu zaviyede şeyhlik yapmıştır (BS. 8/22). BK, III/115
KİREMİTÇİZÂDE Bk. Sinan Bey (Kire-mitçizâde).
KİRİŞÇİ ESNAFI
KİRİŞÇİ ESNAFI 1569’da kirişçi üstad Mehmed oğlu Ahmed vesairleri mahkemeye gelerek, içlerinden birisi sılaya veyahud Hicaz’a veya âhar mahalle gittiklerinde kanunumuz üzere nöbe-timizce hissemizi bey’ edip semenâtı evlerimize verilmesine ittifak eylediklerini sicile kaydettirdiler (BS. 343/ 59).
1575’te esnaftan hacca gidenler her nöbette almakta olduğu hissesi sılaya gidenlere dört nöbete değin birer hissesi, başka çıkan şakirde nısf hisse, esnaftan biri fevt oldukta techiz ve tekfini harcı için bir hisse, İstanbul ve Edirne’den gelen misafirlere iki ve sair kasabadan gelenlere bir gün nöbet verilip her nöbette müteehhil olanlara ikişer ve bekârlara birer hisse verilme-
si usüllerindendir (BS. 127/43). BK, III/119
KİRİŞÇİ KIZI Kirişçi Mehmed Bey’ın kızı Hacı Devlet Hatun’un şöhretidir. 8.7.1429’da yaptığı bir vakfiye ile Tah-takale’deki dört dükkânını ve kendi mahallesindeki dört evi birçok bahçe vesâiresini Bursa’da yaptırdığı cami için vakfeylemiştir (BS. 241/114). BK, III/119
KİRİŞÇİ KIZI CAMİİ Kayhan civarında bir mahalledir. Mahalledeki mescidi yaptıran Kirişçi Mehmed Bey’in kızı Devlet Hatun’a nisbet edildiğinden “Kirişçi-kızı” mahallesi adını almıştır. 1552’de su için bir vakfiyesi vardır. Bazı kimseler Çelebi Sultan Mehmed’in, kardeşlerini ve idam ettirdiği kimseleri ok yayı kirişiyle boğdurduğu için “Kirişçi” şöhretini aldığını söylüyorlar. Zaman ve isim itibariyle tevafuk eylediğinden bu rivayetle ne kadar ilgili olduğu tedkike değer.
Bu mescid 26.3.1518’de yanmış olduğundan vakfı rakabe olunarak 8.000 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 28/120).
26.3.1576’da 26.000 akçe sarf ile sakfı yenilenmiştir (BS. 127/113 ).
1.10.1577’de yeniden bina olunan caminin yanına bir minare inşasına izin alınarak yapımına başlanmış ise de yarım kaldığından camiye muttasıl vakfa ait evin satılarak inşaatın tamamlanmasına izin verilmiş ve bu ev 8.500 akçeye satılmıştır (BS. 130/42). BK, III/119
KİRMASTI Bursa vilâyetinin kazalarından Mustafakemalpaşa kazasının adıdır. Güzel ve şirin bir kasabadır. Lala Şahin Paşa Camii ve türbesi ve şehrin tam ortasında son sistem köprüsü meşhurdur. Sicil kayıtlarında:
1748’de Kirmastı’nın Küçükkadı köyünden Bıdık oğlu Süleyman ve Kir-mastı kasabasından Sunalı oğlu Ali ve oğlu İsmail ve Hacı Ali oğlu Kara Mehmed ve Mihaliç’te sakin Sarhoş oğlu
Çolak Tahsin, 70-80 kadar eşkıyayı başlarına toplayıp Kirmastı kasabasını basıp, nâibi Şeyh Mehmed Efendi ile Müezzinzâde Molla Hasan’ı katl ve birkaç kişiyi yaraladıktan sonra Seyyid Mustafa ve kardeşi Seyyid İsmail’in evlerini basıp emval ve eşyaları gasp eylediklerinden ölü veya diri olarak tutulmaları fermanla emredilmiştir (BS. 339/12).
1751’de Kirmastı kasabasına tâbî Kadı köyü ahâlisinden İstanbul’da idam edilen Bıdık oğlu Hacı Süleyman ve arkadaşı Helvacıoğlu Emir Mustafa ve Küçük Abdi ve Arap nâm kimselerin terekeleri müteferrika Ahmed Ağa marifetiyle çarşıda satılmış ve 39.329 akçe tutmuştur (BS. 388/35).
9.12.1818’de Kirmastı kazasında yağmurun çokluğun, evlerin yıkılması, mezruâtın telef ve ahâlinin perişan olmasından dolayı mirî zahire hisselerinin gelecek sene alınmasına ve geçen seneki borçlarının affına hüküm gelmiştir (BABD. 1601).
1821’de iç cebehanede mevcut bulunmak üzere Kirmastı kazasından 11.500 ağaç kürek imâli ve Mihaliç iskelesinden İstanbul’a gönderilmesi; 1810 senesinde dahi beheri beşer kuruştan 15.000 kürek yaptırılmış olduğu cihetle bunların da aynı fiyatla yaptırılması emredilmiştir.
1824’te Kirmastı nâibi Mehmed Arif Efendi fitne ve fesad üzere yaratılmış olduğundan Palamut Hacı Hüseyin, Hacı Kadri, Kalaycıoğlu Mehmed, Şatı-roğlu Lutfullah ile ittifak ve fasit düşüncelerinden dolayı fesad ilkâsıyla tellallar çağırtıp mahkemeye gelen sâlyâne ve tekâlîften af olunacakları ve gelmeyenler îlâm ve mürasele ile idam olunacakları ilân edilerek, halkı korkutarak 19.176 kuruş salyâneye zam eylediklerinden Kirmastı’dan ihraç ve tard ve teb’îd olunmaları için Kirmastı ahâlisi arz ve mahzar yapıp divan-ı hümayuna göndermişlerdir.
1846’da Kirmastı büyük bir yangında yandığından İstanbul’daki yangın arsa-
ları üzerlerine inşa olunacak ebniyeler hakkında irade-i seniyye karar-gir olan nizâma kıyâsen -İzmir, Tırnova, Filibe, Çanakkale’de yapıldığı gibi- Kirmas-tı’da da yanan ebniyeler hakkında tatbik olunması emredilmiştir (BS. 313/ 79).
23 İkincikânun 1893’te Vali Ahmed Münir Paşa’nın himmetiyle yaptırılan rüşdiye ve ibtidaiye mekteplerinin mefruşatları da ikmal edilerek küşâd resimleri yapılmıştır. BK, III/120
KİRMASTÎ (Mevlânâ) Hüseyin oğlu Mev-lânâ Sinaneddin Yusuf’un şöhretidir. Babasının adı Hüseyin Fakih’dir. Bur-sa’da kadılık etmiştir. Esasen Kirmas-tılıdır. Kirmastı’da bir mektebi, İstanbul-Fatih civarında da mektep ve medresesi vardı. Mahallesine, Kirmastı mahallesi denmektedir. 1594’te vefat edip mektebine defnedilmiştir. Oğlu Mev-lânâ Mustafa vardı. Onun oğlu Mevlânâ Hüseyin Çelebi de babası ve dedesi gibi ulemadandı (ŞN. 224; BS. 17/18, 27/ 195).
Hudâvendigâr sancağının nüfus ve emlâk tapu defterini yazım ve tahrir eminliğinde bulunmuştur. Topkapı Başvekâlet arşivlerindeki tapu defterlerinde bunun tahrir eminliğinden bahsedilmekte ise de yazdığı deftere hiçbir yerde tesadüf edilememiştir. Büyük ilim adamlarındandır. BK, III/ 120
KİT OBASI Kite kazasının diğer adıdır. BK, III/122
KİTAP Bursa’da yüzlerce müellif, müfes-sir, muhaddis, şair, edîb, âlim kimseler yetişmiş ve bunlar binlerce cilt kitap telîf eylemişlerdir. Bunların isimlerini yazmaya bu kütüğün hacmi müsait olmadığından isimlerini öğrenmek isteyenler şu sicil defterlerinde aradıklarını bulabilirler:
211/8, 235/159 (Temenye’de Şeyh Hüsameddin Efendi kitapları), 249/56 (Umur Bey’in vakıf kitapları), 352/11,
357/12, 67, 89, 120, 142, 364/4, 334/ 93, 333/36, 45, 54, 82, 85, 119, 136, 379/9, 35, 36, 375/24, 60, 68, 57, 388/2, 76, 90, 397/93, 372/53, 93, 372/97, 399/18, 371/5, 10, 39, 84, 91, 95, 390/13, 1192/23, 1116/45, 48, 52, 55, 57, 59, 112, 120, 1201 (Münzevî Abdullah Efendi’nin vakfettiği), 1203/ 24, 6/125, 10/32, 22/1, 32/135, 24/ 64, 250/120. Bunlardan başka Bur-sa’da mecmua, gazete, kitap tab’ olunmuştur. BK, III/121
KİTE Bursa kazasına tâbî ve 1927’de 55 evi ve 241 nüfusu hâvî bir köydür. Burası Bursa’nın zabtından beş-altı sene evvel fethedilmiştir. 723/1324 tarihinde Orhan Gazi’nin karısı Aspor-ça Hatun, Kite mahkemesinde bir vakfiye tanzim ettirmiştir. Vaktiyle çok önemli kaza idi. Mudanya, Gemlik bu kazaya bağlı birer köy idi. Büyüdükçe buradan ayrıldılar. 19. asrın nihayetlerine doğru burası bir köy hâline geldi. Sivas’ın Taşâbâd kazasında da Kite adında diğer bir köy vardır. Vaktiyle burası kat kat kale ve burçlarla ihata edilmiş olduğundan Kite adı verilmiştir. BK, III/122
KİTE MESCİDİ
KİTE MESCİDİ 13.12.1511’de “Yeniçeri Mustafa oğlu Memi bir mescid bina etmek için Hızır nâm kimseden 260 akçeye bir arsa satın alıp köy halkını ‘imece’ yoluyla cem’ edip etraf duvarlarının temelleri kazılırken Ahmed oğlu Turgut’un avlusu arasında Hızır oğlu Memi’nin kazmasıyla bazı akçe bulunan oraya toplananlar haber alıp her biri derip devşirip cem’ üzere 548 akçe bulunup, üzerine varılıp teftiş olundukta, Turgut meclis-i şer’a gelip ‘mescid için hendek kazılan yer benim avlumdandır. Benim mülkümdür. Bulunan akçe benim mülkümde bulundu’ diye iddiada bulunur. Memi, inkâr edip ‘satın aldığım yerdendir’ dedikte, Turgut şahit ikamesinden aciz olup yemin taleb ettirdiğinde, Memi yemin-i billah edip bu hendek yeri mescid yeri olduğuna hükm olunup,
12 Koca Naib Mescidi
bu meblağ da mescid yerinde çıktığına hüküm” verilmiştir (BS. 15). BK, III/ 122
KOCA NAİB / KOCA EFENDİ Adı Mahmud Efendi’dir. Bk. Mahmud Efendi (Koca Efendi-Koca). BK, III/83
KOCA NAİB MAHALLESİ MESCİDİ Bu mahalle mescidini Koca Nâib demekle maruf Doğan Bey bina eylemiş, mesâ-lihi için akar, mezraa ve memlaha vakfedip bunların hasılatından bir miktarını cüz tilâvetine, evlâdına ve evlâd-larının inkırazından sonra mescide olsun, diye şart eşlemiştir. Tevliyeti ve nezaretini de evvelâ kendisine, ondan sonra âzadlısı Yusuf’a, sonra kızı Mem-nune’ye ve sonra da vaktin hakimine şart eylemiştir. Evkafı şunlardır:
Mescid karşısındaki bozahane yerine dokuz bab dükkân bina olunup dükkânların karşısında altında iki dükkânı ve üstünde iki oda ve dokuz dükkânın bir miktarı bozahane yerine ve bir miktarı da fırın yerine yaptırılmıştır. Bunlardan artan diğer yere de on iki oda bina olunmuştur.
Tahtakale’de Paşa Çelebi medresesinden beri, Malatyalının bina eylediği
dükkânlar yerinde ve buna muttasıl sabuncu dükkânı yerine bir ekmekçi fırını inşa ve daha birçok yerlerin icare-i zemini ile Hamdinli(?) köyü civarında bir mezraayı (Kite Polatlı çiftliği diye şöhret bulmuştur) ve Ki-te’nin Gençli köyündeki Kavaklı Tuz-la’yı vakfeylemiştir. Bunların hasılatından caminin imam ve müezzinine ve Nakkaş Ali Camii’nde öğle ve ikindi namazı kıldıran imam ve müezzinine ayda yirmişer akçe verilmesini vakfiyesine kaydettirmiştir.
Bu mescide Ahmed Bey beş bin akçe ve kızı Mihrî Hatun da üç bin akçe vakfeylemiştir (BS. 4/91). BK, III/83
KOCA NAİB MAHALLESİ MESCİDİ Bu mescid, Ali Çelebi Fenarî oğlu Şah Çe-lebi’nin âzadladığı kölesi, ulemadan Mevlânâ Hacı Cafer tarafından inşa edilmiştir. Bu mescidin mesalihi için Cilimboz deresi ile dönen değirmeni ve caminin batısındaki evini ve Ulucami civarındaki diğer evini 24.7.1517’de vakfeylemiştir (BS. 27/60). BK, III/83
KOCABAŞ Karabalçık köyünden Mehmed adında birinin soyadıdır (1765) (BS. 400/100). BK, III/83
KOÇİ BEY Bursalı Halil Paşa’nın oğludur. İbrahim Çelebi’nin kardeşidir. Babası 913/1507’de ölmüştür. Birçok vakıfları vardır. 1520’de Kudüs sancağı beyi idi. 1519’da Bursa sancağı beyi iken hazineden kendisine ödünç olarak verilen 13.334 akçe ile hassa ağnâmı bahasından 2.500 akçe -ki cem’an 15.834 akçe etmektedir- zimmetinde kaldığından tahsili ve hazineye irsali emredilmiştir (BS. 28/5).
Mısır muharebesinde bulundu. Amasya mutasarrıfı iken 1523’te eşkıya muharebesinde şehid oldu (SO. IV/63). Koçi Bey’in oğlu Hüsrev Bey, 1533’te ölmüştür. Hüsrev Bey, Sa’dî Çelebi kızı Fatma Hatun’un kocasıdır. BK, III/83
13 Hamidiye Caddesi’ndeki konaklar
KOÇİ BEY İlyas Bey’in oğludur. 1598’de oğlu Mehmed Çavuş, divan-ı hümayun çavuşlarından idi (BS. 201/89). BK, III/84
KOLAŞ 1507’de Bursa’da yaşayan Halil Ağa’nın oğludur (BS. 22/170). BK, III/84
KONAK Evlerin büyüklerine ve Bursa hanedanının büyük evlerine, hükûmet dairelerine konak derler. Bazen buna “Paşa Kapısı” da denilirdi. 1851’de Bursa vali konağı yeniden inşa ve tamir edilmiştir. BK, III/84
KONEVÎ CAMİİ Pınarbaşı’nda Kuzgunluk mahallesindedir. 957/1550’de inşa edilmiştir. Kitabesi şöyledir.
Bu bina itmamına tarih-i zîbâ pür-sürûr Secdegâh-ı âmm u hâsân etdi hâtiften sudûr (957).
Bu mahallede birçok kabir varken muhacirlerin iskân edilmesiyle birçok kabir taşı harap olmuş ve bir kısmı da sokak ortalarında kalmışıtır (BİT. 169; DŞ. 112).
Bânii, Konyalı ise de ismi meçhuldür. Kabristanında Hacı Adil oğlu Hoca Mahmud, Hoca Mehmed oğlu Mustafa Çelebilerin kabirleri de vardır. 1273/
1856’da tamir edilmiştir. Kârgir bir camidir. Mehmed kızı Ümmü Hatun’un 1532 tarihli vakfiyesiyle bu cami imamına meşrutası vardır.
28.4.1555’te binanın tamiri ve minaresinin ikmali götürü olarak Bursa üstadlarından Mustafa oğlu Mehmed’e kırk altı altına verilmiş ve o da taahhüdünü yerine getirmiştir (BS. 73/694). BK, III/84
KONSERVE FABRİKASI
KONSERVE FABRİKASI Bol, temiz ve nefis meyveleriyle, sebzeleriyle dünyaca şöhret bulan Bursa’da en ziyade lüzumu olan bu fabrikalardan bir tanesi ancak 1925’te ufak bir atelye olarak işe başlayabilmiştir. Bu müessesede ilk defa on bin kutu konserve yapıldı, çok rağbet buldu. Çok müteşebbis olan atelye sahibi İhsan Celal’in kendi sermayesiyle bu işi başarmak müşkil olduğundan ertesi sene faaliyetine devam edemedi. 1928’de fabrika açıldı ve Temmuzda ancak faaliyete geçebildi. 35.000 kutu muhtelif konserve yapıldı. 1929’da 65.000 kutuya çıkarıldı ve hepsi satıldı. 1931 senesinde bu kooperatif şirketin sermayesi kifayet etmediğinden, idare meclisini teşkil eden zatların şahsi teşebbüs, gayret, himmet ve kredileriyle işleyen fabrika, Ziraat
Bankası’na müracaata mecbur kaldı. BK, III/85
KONUR SEYDİ “İki başlı” denilen, dağda kerameti âşikâr olan bu zatın mezarı vardır. Kanunî zamanında bu mezarın üzerinde Şeyh Derviş Muslihuddin, seccâde-nişîn idi. Mezarın birkaç da hizmetkârları vardı. Atranos kazası dahilindedir. BK, III/96
KORKMAZ Son zamanlarda yayılan Yılmaz gibi, eskiden “Korkmaz” adı da çok kullanılırdı. 1614’te Hacı Alâed-din’in Korkmaz adında bir oğlu vardı (BS. 227/15). BK, III/87
KORKUT (Sultan) II. Bayezid’in ikinci oğludur. 1464 veya 1465 senesinde doğmuştur. Babası II. Bayezid padişah olunca avdetine kadar babasına vekâlet eylemiştir. Fatih’in vefatında kendisi küçük idi. Eski sarayda bulunuyordu. Yeniçeriler isyan edip ve şehri yağmaya kalkıştıklarında İshak Paşa bu fesadı gördü ve Sultan Korkut’u babasına kâimmakam olarak tahta geçirdi. On sekiz gün padişahlık etmiştir. Bu sırada, ortalıktaki fesad biraz sükunet bulmuştur. Babasının vefatında Saru-han mutasarrıfı idi. Kendisinden daha küçük yaşta bulunan Selim, cebren babasından saltanatı alınca Korkut, Selim’e muhalefet eylemişti. Üzerine asker sevk eylemişler ise de haber alınca Piyale Bey adındaki lalasıyla birlikte Teke tarafına firar eylemişti. Teke mirlivası Kasım Bey’e derdesti emredilmekle katledilmiş ve cenazesi Bursa’ya getirilerek 18.3.1513 Çarşamba günü Manastır mahallesindeki Orhan Gazi Türbesi’ne defnedilmiştir. O gün Bursa’da mahkeme tatil edilmiş ve cenazeye gidilmiştir (BS. 25/12). Rivayete nazaran ümeradan bazıları Selim’in tahta çıktığı sıralarda kendisine mektup yazarak: “Baban Selim’e kırılmıştır, hemen gelip rikâb-ı hümayuna yakın bulununuz” demiş ve bu da üç gulâmıyla Mihaliç’ten İstanbul’a
gelmiş ve Yeniçeri odalarında gizlenmiştir. Bir iş beceremediğinden meyû-sen Manisa’ya avdet eylemiştir. Yavuz Selim tecrübe için sahte bir mektup göndermiş, o da kalbindekini ızhar eylemiştir. Yavuz’un büyük bir kuvvetle Manisa tarafına bizzat geldiği haber verilince evvelce valilik ettiği Teke tarafına firar eylemiştir.
Gayet müstaid ve zeki bir şehzâde idi. Amasya’da Şeyh Hamdullah’tan yazı öğrenmiş ve çok yüksek bir hattat olmuştu. İran’dan Zeynelâbidin adında bir mûsıkî üstadı getirilerek birçok mûsıkî kaideleri öğrenmiştir. Âlim, fazıl, fen sahibi, kemâlâtına nihayeti olmayan bir şehzâde idi. Gayet güzel şiirleri vardır. Şiirde “Harîmî” mahlasını kullanırdı. Fetvalardan, “Korku-diyye” adlı dört mezhebe göre bir kitap telîf eylemişti. Asrının ilimlerinde mahir ve her nevi sazı çalmaya, bestelemeye muktedir idi. Hatta kendisi “Gıdâ-yı Rûh” adlı bir çalgı icad eylemiştir. Erbabı yanında çok sevilir, güzel sesli bir sazdı (KA. 3724; ST. 17; TH. 368, G. 54; HH. 131; SO. I/6). Birçok piştovları vardı (BS. 214/170). İshak Bey’le Hamza oğlu Alâeddin Beyler, defterdarı; Ayas Bey silahdârı idi (BS. 23/307, 25/8). Maarifi çok severdi. Nişancısı Sinan Bey idi.
1511’de Bursa’ya çavuşbaşısını gönderip, Bursa sarayında ne kadar tüfek varsa kendisine çok lüzumu olduğundan cümlesinin defteriyle birlikte teslim etmesini Bursa kadısına yazdığı bir hükümde bildirmiştir. Bu emrin nihayetinde: “Bu babda ihmal ve müsahale, özür ve bahane, muhalefet etmek caiz değildir. Eğer edersen müstahakk-ı ikâb olursun” tehdidini ilâve eylemiştir (BS. 23/70). BK, III/87
KORUCU BAYRAM Bursa yeniçeri serdarı, zabt u rabta kadir olamadığından ref’ olunup yerine altmışıncı cemaatten, Korucu Bayram adındaki yoldaş, yeniçeri ağası Muhlis Ağa’nın mektu-
buyla 1620’de serdar nasb ve tayin olunmuştur (BS. 233/127). BK, I/243
KORUK Her sene Bursa’dan İstanbul saraylarına “yediveren koruğu rubbu” tabh olunup, helvahaneye teslimi âdet idi. 1616’da koruk rubbunun zamanı geldiğinden yaptırılıp ve muhkem kaplara konulup İstanbul’a gönderilmesi ve helvahaneye teslimi eskisi gibi emredilmiştir (BS. 227/139).
1622 senesi Temmuzu ortasında her sene olduğu gibi, taze yediveren koruğu cem’ ve iştira ve murebba tabhedip helvahaneye gönderilmesi emredilmiştir (BS. 235/144). BK, III/88
KOYLUCA KÖYÜ İznik’e tâbî bir köy idi. Sultan Bayezid, bu köyü, hududu ve sınırı, yavası ve kaçkunu, beytülmal, mal-ı gâib, mal-ı mefkud ve icaratı ve sair müteveccihatı, hukuk-ı şer’iyyesi ve kâffe-i rüsûm-ı örfiyyesiyle kızı Hatice Hatun’a temlik eylemiştir. BK, III/88
KOYUN
KOYUN “Kasap” kelimesinde de söylendiği vechile Bursa’ya gelen koyunlar, İstanbul’da Koyun Kalemi’nin emriyle ne kadar tertip edilmiş ise o kadar gelir ve kadı tarafından kudretlerine göre kasaplara taksim ve tevzî edilirdi. Buna ait sicil kayıtlarından bazıları aşağıdadır.
1511’de Gelibolu’dan geçmeye icazet verilen 113 bin koyunun Bursa’ya getirilmesi ve başka tarafa alıp gidilmemesi emredilmiştir (BS. 23/16).
13.10.1512’de Gelibolu’dan Bursa’ya seksen bin koyun geçirilecektir (BS. 25/247).
1514’te Rumeli’den Bursa’ya 82 bin koyun nakli (BS. 26/223) ve her sene bu kadar koyun geçirilmesi (BS. 26/ 334).
1514’te Bursa’da Rumeli beyler-beyisi Hasan Paşa’nın (Abdülhayy oğlu) 2797 re’s koyunu, her biri kırk ikişer akçe yani on dört pare hesabı üzere 18.872 akçeye satılmıştır (BS. 26/103)
(2.797 koyunun bedeli akçe kuruşa tahvil edilirse 157 kuruş on para eder ki, şimdiki 1 kilo et fiyatına müsavidir. Bursa’da günde o vakitler 222 koyun sarf edilirmiş).
1514 tarihli bir kayda göre, daha önce, her sene Bursa’ya Rumeli’den seksen bin koyun geçirmek için Bursalı kasaplara hükm-i şerif verilmiş ve bu suretle ahâli, imaretler, zaviyeler ve herkes faydalanıp et hususunda sıkıntı çekmezler imiş. Bursa’da bu sene ziyade sıkıntı olmasına sebep, Bursa kasapları Rumeli’nden koyun getirmek için Rumeli’ye varıp Gelibolu iskelesi eminine müracaat eylediklerinde iskele emininin: “Her yıl için yeni emir olmayınca asla bir koyun geçirilmeye diye padişahtan emir gelmiştir”, diye koyun geçirmeye mâni’ olmasıdır. İskele emini, kendisine verilen hükmün suretini yazıp Bursa kadısına göndermiştir. Bunun üzerine yeniden emir verilmesi, kadı tarafından rica edilmiştir (BS. 26/143).
22.4.1605’te her sene reayanın koyun resimlerini toplamak üzere gönderilen padişah kulları, elindeki padişahın fermanı mucibince tahsilat yapmayıp reayanın birçok akçelerini almış, nice yıllar mevcut olmayan koyunlar-dan ve senelerce ellerinde koyunları olmayan reayadan dahi resim istemiş, bu sebeple reaya sıkıntıya düçâr olmuştur. Bunun üzerine belirtilen tarihte bundan sonra ağnam için ayrı adam gönderilmesi, zimmî reayanın cizyelerine ağnam için yirmi altışar akçe zam ve Müslümanların ellerindeki koyun-lardan koyun başına birer akçe koyun resmi alınmasına dair ferman gelmiştir (BS. 207/176).
1609 senesi Eylülünde satılmak üzere Bursa’ya yirmi bin koyun gönderilmiş ve günün narhı üzre bunlar satılmadan kasap ve madrabazların ellerindeki koyunların satılmaması emredilmiştir (BS. 220/94).
1803’te İstanbul’daki sarayların ve beylik tayinatın ve Levend çiftliği ve
Üsküdar ocaklarının, her gün sekiz bin kıyye et hesabıyla, senede üç yüz bin koyuna ihtiyaçları vardı. Öteden beri koyun mübayaa olunagelen Bahar, Dobruca, Yenişehir kollarından ve Eflak taraflarından bazı sebeplere mebni müretteb olan koyunlar satın alınamadığından tertibatı noksan kalmış ve kışın et sıkıntısı çekileceği âşikâr olmuştur. Bunun için Anadolu ve sair mahallerden kâfi miktarda koyun satın alınmasına ihtiyaç hâsıl olmuştur. Yalnız bu seneye mahsus olmak üzere Kütahya, Hudâvendigâr, Karesi, Kocaeli, Bolu, Aydın, Saruhan, Suğla, Teke ve Hamid sancaklarındaki kazalardan beylik fiyatı üzere, yeniden otuz bin koyun ve keçi mübayaası tertip ve icab eden bahası itâ olunarak satın alınmasını has kasapbaşısı inha etmekle, “hazine kayıtlarına müracaat olunmuş ve ağnam sahiplerinin ellerinde mevcut damızlık ve kuzulu sağmal koyunlardan maada sair ağnam ve keçilerinden beher on re’ste bir re’sinin beylik fiyatı üzere, şeriat marifetiyle tayin olunan sayıcılar eliyle icab eden bahası nakden verilerek mübayaa edilmesi ve ziyade mübayaa talebi ve fiyat-ı mirîsinden noksan teklifi ve parasızım diyecek olanlardan da istenilmesi ve sair bahane ile koyun ve keçi sahiplerinin rencide edilmemeleri” emredilmiştir. Hudâven-digâr sancağı hissesine üç bin koyun ve keçi isabet etmiş ve bu miktar kazalara taksim edilmiş, Bursa kazası hissesine isabet eden 185 koyun ve keçi ilgililere verilmişti (BS. 281/ 100). BK, III/88
KOYUN
KOYUN (Hoca) Bursalıdır. Mazannadan bir zat olup Bursa’da meşhur oldu. Birçok vakıflar yaparak vefatında Ulucami mihrabı önüne gömüldü (SO. II/311). Sicill-i Osmânî müellifi, Hoca “Kâbûnî” yi, “Koyun” diye okumuş olsa gerektir (Bk. Kâbûnî). BK, III/90
KOYUN HASTALIĞI 1493 senesi Haziranında İkizceler ağnamına da hastalık ulaştığı ecilden, helâk olup padişahın
koyunlarına hazer erişmesin diye marazlı olan 1431 re’s koyun ve kuzu pazar tutulup 13.945 akçe hasıl olmuştur (BS. 10/106). BK, III/90
KOZA HANI
KOZA HANI Bursa’nın tam göbeğinde bugün de mühim bir ticaret merkezi olan bu han, II. Bayezid’in İstanbul’daki Bayezid Camii’ne irad olmak üzere yaptırılmıştır. Muhtelif zamanlarda Han-ı Cedîd-i Evvel, Beylik Han, Han-ı Cedîd-i Âmire, Beylik Yeni Kervansaray, Simkeş Hanı, Simkeş gibi birçok adlar almıştır. Han yerinin bir kısmı Orhan Gazi’nin vakfından olduğundan II. Bayezid’in Kamberler Çarşısı’ndaki “Çatal Han” denilen iki hanla değiştirilmiştir (BS. 19/67). Öteki kısımları da 28.2.1490’da şöylece tedarik edilmiştir:
-
I- Mehmed oğlu Hasan ve kardeşi Se-lim’e ait ev 6.500 akçeye alınmış ve bedeli Kâtib Yusuf tarafından ödenmiştir.
-
II- Süleyman oğlu Mustafa’nın evleri 2.500 akçeye alınarak bedeli Emin Hayreddin ve Kâtib Kemal tarafından ödenmiştir.
-
III- Süleyman kızı, sattığı evlerin bedeli olan 7.000 akçeyi mezburlardan almıştır.
-
IV- Karagöz oğlu Hacı Pîrî dahi evler satıp 5.600 akçe bedelini Hayreddin Bey’den tamamen almıştır (BS. 7/423).
Polat Şah oğlu Abdülalî, hanın mimarlığını, Karaca oğlu Şücâ inşaat eminliğini ve Abdullah oğlu Hacı Yusuf, Hamza oğlu Hayreddin ve Kemal Beyler de kâtipliğini yapmışlardır.
Bunlar Bursa hassa harc emini Hayreddin Hüdâdad’dan muhtelif zamanlarda 675.915 akçe ve yine hassa harc emini Muhyiddin oğlu Ali’den 81.658 akçe alarak hanın inşaatını 1491 senesi Birinciteşrin ayının son günü bitirmişler; açılma töreninde, “Mübarek Bâd” için alınan bir parça kemhaya 120 akçe sarf etmişlerdir (BS. 8/92,313).
1491’de bir yıllığı 90.000 akçeye Ramazanoğlu Halayıkçı Yakub’a kiralanmış ve on bin akçesi peşin alınmıştır. Geri kalanı için de kefil gösterilmiş ve Acem şeyhi İmam Şah ile ortak olmuşlardır (BS. 8/216).
1492’de müddet bitince kiracı Yakub, kardeşi dellal olan Habib ile Şeker Hoca mahallesinden Hamza oğlu Hakim Mustafa’yı kefil göstermiş ve kefaletnamede “mezkûrûn gaybet edip bulunamazsa kervansaray kıstından üzerinde ne varsa bî-kusur edâ edecekleri” yazılmıştır (BS. 8/244). Bir yıl sonra da Amasyalı Mehmed oğlu Hacı Hüseyin iki bin akçe fazlasıyla hana talib olmuş ve 92.000 akçe kira verip hanı tutmuştur (BS. 10/69).
Bir aralık, yani 1551’de han kapıcısının “kilit akçesi” diye akçe aldığını gören Mustafa Çelebi, kapıcı Mehmed oğlu Ahmed’i bu işten men’ eylemiştir (BS. 92/116).
1568’de hanın içinde ve alt katta bulunan dükkânlar yetmiş dirhem aylıkla kiraya verilmişti. Hanın ilk mescidi dar gelmeye başladığından, yanına Hoca Mir’in yaptırdığı mescid de harap olduğundan, 1584’te Hacı İvaz oğlu Hacı Halil tarafından mescid yeniden yaptırılmıştır (BS. 152/134).
1627’de hassa mimarı Abdülgani oğlu İbrahim’e keşfi yaptırılmış ve harap olan yerleri 6732 akçeye tamir ettirmişlerdir (BS. 241/12). Üç yıl sonra yine muhtelif kısımları 2740 akçeye tamir olunmuştur (BS. 243/97).
1634’te bu handan alış veriş edenler arasında bir mesele çıkmıştır. “Handa Hindistan’dan ve sair memleketlerden gelen ‘tefarik emtiası’ yalnız Müslüman olanlar tarafından satılıp, Yahudilerden hiçbir fert ‘tefarik’ tabir olunan eşyayı eline alagelmeyip Yahudi dellalı bahar gibi şeyleri satıp başkasına karışmaması” hakkında bir müracaat vaki olmuştur. Mahkeme buna şöyle bir kararla cevap vermiştir: “Bu handa olan del-lalların hepsi her hususta ale’s-seviyye mahlutdurlar. Hiç birinin kârı hâssaten
müteayyin değildir, diye haber verdikle- 14 Koza Hanı’nda rinden ‘dellalların Müslüman, Hıristi- toplanmış ipek kozaları yan, Yahudi bilcümle her hususta kemâ-kân ale’s-seviye olmalarına’ karar verilmiştir” (BS. 253/10).
1643’te han mütevellisi Mahmud
Ağa’nın yazdığı mektupta günde beş akçe ile nazır olan Seyyid Mehmed Efendi vazifesini yapmadığı için azl ve yerine Mehmed Çavuş’un tayin edilmesini bildirmiş ve tensib edilmiştir. O vakit eminler, kâtipler ve sair hademe-
pmnnmg i a lw. ■ ■' b\h V ^ * az a ■ Ş
15 Koza Hanı planı (Gabriel’den)
16 İç Koza Hanı
ler vakfa ait işlerde bu nazıra müracaat ederlerdi. Bu tayinden sonra Mehmed Çavuş Bursa’ya gelmemiş ve Bur-sa’daki Hasan Beşe adında birisine vekâlet verip işi ona gördürmüştür (BS. 261/171).
1671’de hanın kurşunları tamir ettirilmiştir (BS. 330/19).
1681’de Çatalca’ya avlanmaya giden padişah için Bursa’dan istenilen on bin kile arpa ile beş bin kantar saman bedeli olarak 23.000 akçe iştirak salyâ-nesini han müsteciri vermek istememiş ve avârız ve iştira ve sürsat vergileri talebinden müstesna olduğuna dair ferman göstermek suretiyle vergiden kurtulmuştur (BS. 317/74).
1778’de kurşunların tamiri ve yenilenmesi 3.238 kuruşa ve dört paraya mal olmuştur (BS. 314/35).
Koza Hanı, yapıldığı günden zamanımıza kadar ehemmiyetini kaybetmemiş ve daima en işlek bir ticaret merkezi hâlinde kalmıştır. BK, III/91
KOZLU ÖREN KÖYÜ Bursa kazasındadır. Şeyhulislâm Kara Çelebizâde Hüsa-meddin Efendi bu köyde bir cami yaptırmış ve Aksu köyünde yaptırdığı iki hanı bu camiye vakfeylemiştir (BS. 333/66). 1927’de bu köyde 95 hane ile 668 nüfus vardı. BK, III/93
KOZLUCA KÖYÜ İznik’te Orhan Gazi’nin medresesine vakıftır. BK, III/93
KOZPINAR SUYU Hazret-i Emir mahallesinde Kozpınar demekle maruf çeşmenin ayağının, Hacı Seyfeddin Mesci-di’nin önüne ve Paşa Yiğit’in birinci mescidine iletilip şadırvan yapmasına 1508’de izin verilmiştir (BS. 20/33). BK, III/93
KÖÇEK 1767’de gelen bir emirde: “Üç seneden beri Bursa’da ve köylerde, çiftliklerde oturan erâzil makûlesinden köçekçi eşkıyası zuhûr ve giderek nefs-i şehre sirayet ve kahvehane ve düğünlerde dahi köçek oynatmaya cesaret ve ehl-i ırz kimsenin şab emred (sakalı ve bıyığı gelmemiş delikanlı) evlâdlarını cebren köçek etmeye tesaddî ve bu yüzden nizâ ve hatta muharebe vukuuna meydan verilerek ve belki de katl gibi bir hadise zuhur edeceği gibi bunlar yolculara taarruz ve mallarını almak gibi hâllere dahi başlayarak ve miktarları günden güne çoğalarak herkesin emniyeti kalmayacağından Bursa ahâlisi arz ile inha ve bunların tard ve teb’îdlerini ve köçek oynatılmasının men’ini ve mütenebbih olmayanları beylik gemilere konularak uzak yerlere nefy edilmeleriyle te’dîbleri için İstanbul’a arz olunmasını rica” eylediklerinde, “ol vechile amel ve hareket edilmesi” emredilmiştir (BS. 1179/64).
1775’te Eyüp’te Davud Ağa mahallesinde Yamuk Mehmed ve karısı Nefise, Seyyid Hasan ve anası Ayşe, köçekçi olup daima envâ-ı menhiyyâtı irtikab edip kendi hâllerinde olmadıklarından, mahalle ahâlisinden 15 kişi bostan-cıbaşı tarafına gidip sû-i hâllerini ha-
ber vermiş ve emniyetleri kalmadığını söylemişlerdi. Mezburlar, ıyâlleriyle beraber Bursa’ya nefy edilmişlerdir (BS. 1186/63). BK, III/123
KÖKÇÜLER ÇARŞISI Hacı İvaz Paşa vakfından olan Kökçüler Çarşısı’nın örtüsü, kıble tarafındaki kapısının üzerinden Hacı İvaz Paşa Hanı’na varıncaya kadar kiremit idi. Her vakit dağılmakta olduğundan vakfa çok ziyanı dokunuyordu. Evlâdından mütevellisi Müderris Mehmed Efendi, 1639 senesinde 51.820 akçe ile kurşun kaplatmıştı (BS. 361/71). (Bursa’daki cami, türbe, han, hamam gibi müesseselerin üzerleri kurşun kaplı iken mütevellileri vakfın parası olmadığından bahsederek kurşunları söküp satmışlar ve kiremit kaplatmışlardır. Buna dair yüzlerce kayıt vardır. İlk defa, bu vatanını seven zatın, kiremidi kaldırıp kurşun kaplatması bu zatın hamiyetini ve izzetini gösterir). BK, III/123
KÖLECİOĞLU Hoca Hayreddin Hızır oğlu Hoca Mahmud Çelebi’nin 1491’deki soyadı idi (BS. 9/134). BK. Mahmud Çelebi (Hoca). BK, III/123
KÖPRÜLER
KÖPRÜLER Türkler köprü yapmaya çok meraklıdır. Türklerin Müslüman olduktan sonra köprü inşasının sevap olduğuna dair yayılan itikad Türkün ezeli olan bu merakını ziyadeleştirmiş-tir. Bursa’nın içerisinde ve dışarısında binlerce köprü yapılmıştır. Bursalılar, birçok kimseler, padişahlar, vezirler vesair halk birbirleriyle müsabaka yaparcasına köprü yaptırmışlardır. Köprü yaptırmaya yer bulamayan kimseler de su, mektep, medrese, cami, imaret vs... yaptırmışlardır. Ve bu hayırseverlikte kadınlar da erkeklerden ziyade çalışmışlardır. Bursa’nın içerisinde ve civarındaki köprülerden bazıları şunlardır:
Abdal Köprüsü Çekirge’deki Abdal Camii hizasında Nilüfer çayı üzerindedir. 1674’te Mısrî Niyazî Hazretlerinin
17 Bursa ile Mudanya arasındaki Geçit Köprüsü
teşvikiyle Abdal Çelebi adında bir tüccar tarafından 45.000 kuruş sarfıyla üç senede inşa edilmiştir. Mudanya yolu üzerindedir.
Akçasu Köprüsü İnegöl’e bir saat mesafede Kalburt çayı üzerindedir. Vaktiyle beş, altı köy halkı, bazı vergileri affedilmek suretiyle köprücü tayin edilmişti (Başvekâlet arşivi, nafia dosyaları: 2032)
Anahor Köprüsü Kite yolu civarındadır. 1846’da iki başları kârgir ve ayakları ahşap idi. 30.140 kuruşla tamir edilmiştir (BS. 313/94). Daha evvel kârgir idi.
Babacan Köprüsü Yeşil Medrese’nin garbında ve Çanlı Dere’nin üzerindedir. Medreseye bitişiktir (BS. 265/71). 1645’te Mehmed oğlu Receb bir bahçe ihdas eylediğinden gelen bir sel bu kârgir köprüyü yıkmıştır.
Boyacıkulu Köprüsü Irgandı köprüsünün altındadır. İki ayaklı, bir göz kârgir köprüdür. 1848’de 7.020 kuruşla tamir edildi (BS. 304/2).
Cığalazâde Köprüsü Yeni Kaplıca civarındadır (BS. 221/6).
Çalıkyeri Köprüsü Maksem mahallesinde, Gökdere vadisindedir. 1572’de bu köprü tamir edilmiştir (BS. 116/ 50).
Delicesu Köprüsü Bursa ile Aksu arasında büyük bir köprüdür. 1630’da Kara Çelebizâde Mehmed Efendi tec-diden bina eylemiştir (BS. 249/159).
18 Bursa ile İnegöl arasındaki Hacı Evhad Köprüsü
Emir Bey Köprüsü Bursa’nın Ebu Şahme mahalllesinden Emir Bey, Nilüfer nehri üzerine bir köprü yaptırmış ve Yenice köyünde Baba Sultan suyuy-la dönen üç göz değirmenini bu köprünün tamirine vakfeylemiştir (BS. 317/ 56).
Geredeler Köprüsü Ahmed Dâî ma-hallesindedir. Boyacıkulu köprüsünün alt tarafındadır. Gökdere üzerindedir. 1520’den çok evvel yaptırılmıştı. 1520 senesinde bir tarafını, bir sene sonra da diğer tarafını sel basıp yıkmıştır. Tamire muhtaç olduğu, tamir için akçesi ve görür gözetir kimsesi olmadığı gibi hayır sahiplerinden dahi kimse tamirine teşebbüs etmediğinden 1504 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 28/455).
Irgandı Köprüsü Bursa’nın en güzel ve en eski köprüsüdür. 846/1422 senesinde Irgandî Ali tarafından yaptırılmıştır. Mimarı meçhuldür. Bursa’nın en meşhur mimarı Hacı İvaz Paşa 14 sene evvel vefat eylediğinden bu köprünün Hacı İvaz Paşa yetiştirmelerinden Mimar Abdullah oğlu Demirtaş tarafından yapılması pek muhtemeldir. Çünkü bu devrin en yüksek mimarı idi. Bu köprünün Türkiye’deki köprülerden ayrı bir hususiyeti vardı. Üzerinde 30 dükkân vardı ve bu dükkânlar kurşun örtülü kârgir idi. Ve köprünün içerisi boş idi. 1632’de bu köprünün ayakları ve dükkânlar 3.160 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 243/132). 1567’-
de 5.000 akçe sarfıyla tamir edildi (BS. 110/5). 1573’te 2.900 akçe ile tamir edildi (BS. 116/108). 1576’da esaslı bir surette tamirine ferman geldi (BS. 127/230). 1849’da 60 zira’ uzunluğundaki bu kârgir ve metin köprü, 255 kuruşla tamir edildi (BS. 304).
İğdir Köprüsü Avdancık oğlu Yahşi Bey, İğdir suyu üzerine bir köprü yapmak için, 1480’de 20.000 akçe vakfedip vasisi Halil oğlu Nasuh’a vermiş ancak Nasuh köprüyü yaptırmayıp akçeyi yutmuştur. Bu akçelerin alınıp İstanbul’a gönderilmesi için ferman gelmiş ise de ancak 10.000 akçesi alınabilmiş ve Nasuh kaybolmuştur (BS. 3/322).
Kalburt Köprüsü İnegöl’ün Akhisar köyü civarındadır. Tamir etmek üzere köprücüleri vardı. Köprü ahşaptır (BAND. 2032).
Kaplıkaya Köprüsü İvaz Paşa köyü civarında büyük bir köprüdür. 1601’de seller taştığından aylarca yollar kapanmış, İvaz Paşa köyünün avârızha-neleri silinerek köprücü tayin kılınmışlardır. Bu köprüyü bu köy halkı tamir edegelmiştir (BS. 204/194).
Kızılcıklı Köprü Namazgâh yakınındadır. 1552’de bu köprü ağaçtan idi (BS 49/323).
Kurtoğlu Köprüsü Bursa Müzesi’nin batı tarafındadır. Çanlı Dere üzerindedir. 1557’den çok evvel yapılmıştır. Şimdi yıkılmış, ayakları görülmektedir.
Meydancık Köprüsü Geredeli köprüsünün diğer adıdır.
Mihraplı Köprü 1465 tarihinde Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Selçuk Hatun tarafından yaptırılmıştır. Serbest Yörük tayfasının ağnâm resmi, gelin resmi (resm-i arûsâne), bennâk, cürüm ve cinâyet ve bâd-ı hevâsı bu köprünün tamirine tahsis edilmiştir. 1538’de bunlar üç seneliği 7.700 akçeye mültezime verilmiştir. 1776’da 735 kuruşla tamir edilmiştir (BS. 1199/15). 1847’-de de 11.800 kuruşla tamir edilmiştir (BS. 313/79).
Mustafakemalpaşa Köprüsü Kasabanın ortasından geçen çay üzerinde 1845’te ahşap bir köprü idi. 25.000 kuruşla tamir edilmiş ve Cumhuriyet zamanında bu köprü bütün olarak yeniden yapılmıştır.
Setbaşı Köprüsü Bursa’nın en işlek bir köprüsüdür. Kimin tarafından yaptırıldığı ve hangi tarihte inşa edildiği ve mimarı meçhuldür. Yalnız Mustafa oğlu Mehmed Çelebi’nin (ki bu zat “Kek” diye meşhurdur) bu köprünün tamiri için vakıfları vardır (BS. 96/11). Köprü, müteaddid defalar tamir edilmiş, 1918’den sonra biraz yükseltilmiştir (BS. 195/35, 276/70, 195/35).
Soğucak Pınar Köprüsü Maksem’e yakın Pınarbaşı suyunun Gökdere vadisinde çıktığı yerde idi. Bu köprüyü en evvel Hacı Mehmed oğlu Hacı Hayreddin ve sonra da Ulucami’deki kütüphaneyi kuran Münzevî Abdullah Efendi inşâ eylemiştir. 1518’de Hacı Hayreddin oğlu Bâlî Çelebi tamir ettirmiştir (BS. 28/142). 1638’de tamir edilmiştir (BS. 325/52). 1849’da 13.458 kuruşla, 1854’te 1.868 kuruşla, 1864’te 8.991,5 kuruşla esaslı bir surette tamir edilmiştir (BS. 286/82).
Şible Köprüsü Devlengeç suyu üzerinde ve Şible’den Emir Sultan’a giden yol üzerindedir (BS. 207/56).
Tatarlar Köprüsü Bunun da kimin tarafından ve ne zaman yaptırıldığı meçhuldür. BK, III/123
KÖPÜKLÜ MEDRESE Hisar kapısından Kavaklı mahallesine giderken sağ tarafta mükemmel bir mermer kabir vardır. Taşlarında yazı yoktur. Buna “Köpüklü Dede” derler, ihtimal ki orada bir de medrese vardı. BK, III/127
KÖRFEZ KÖYÜ İznik’te İbrahim Paşa imâreti vakfındandır. Şimdi bu köy yoktur veyahut adı değişmiştir. BK, III/127
KÖSE ALİ PAŞA MEDRESESİ Yeşil’de Bursa Müzesi karşısındaki bahçenin
içerisinde idi. Medrese yıkılmış ve arsası satılmıştır. BK, III/127
KÖSE BEDREDDİN 1534’ten evvel Bur-sa’da yaşamış ve iki medrese yapmıştır (BS. 33/365). BK, III/127
KÖSELER CAMİİ
KÖSE MİHAL Bk. Mihal (Köse).
KÖSELER CAMİİ Gemlik Caddesi’nin çarşıya birleştiği yerde, Demirciler başında idi. Altında kendisine ait dükkânlar vardı. Cami, fevkânî idi. Yeni-yol’dan eser yok iken cami kârgir ve yanında ahşap iki oda ve bir dut bahçesi vardı. Kubbe ve duvarları 1855 zelzelesinde ziyadece zedelenmiş ve harab bir hâlde kalmıştır. 1850’de İbrahim Cârim Paşa’nın Bursa valiliğinde Gemlik yolu Atıcılar zeylinde cevizliğe kadar yapılıp şehre birleşmiş idi. 1864’te Ahmed Vefik Paşa, ceviz-likden hükûmet konağı civarına “Zam-baklı Mekteb” ittisaline kadar düz olarak açmış ve bu yol caminin batı tarafının yarısından ziyadesini almış, meydan ve bahçesinin tam ortasından geçmiştir. Yol parasından ayrılan akçe ve mahallenin vakıf paralarının ilâvesiyle 1877’de bâkî kalan mahalle camisi ve odalar yaptırılmıştır. Bahçenin ittisalinde görülen kârgir yerler medresenin enkazındandır (G. 371).
Bu mescid, 1613’te Celâlî vakasında
19 Köpüklü
Dede’nin kabri
harab olmuş ve Tamburacılar Çarşı-sı’ndaki dört dükkân da yanmış olduğundan tamir edilmiştir (BS. 223/ 27).
1615’te 3.500 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 228/63). BK, III/127
KÖSELER CAMİİ
KRAL KIZI Eski bir Bursa masalıdır. Bir Bursalı, esir olmuş. O hükûmetin kralının kızına hademe verilmiş. Doğru ve temiz olan bu adama kral kızı âşık olmuş, iman etmiş. Sonra hastalanmış. Bu adama vasiyet ederek: “Ben öldüğüm zaman beni eşya ve mücevherlerimle gömerler, sen gece al. Babam tabii seni âzât eder, memleketine gidince bu paralarla bana bir hayır yap”, demiş. Kız ölmüş. Hademe, vasiyetini yerine getirmek için kabre gitmiş. Kabirde, kral kızının yerinde, Bursa’da ders aldığı hocasını görmüş. Taaccüb ederek çekilmiş. Esaretten kurtulunca Bursa’ya gelmiş, hocasını sormuş, vefatını haber vermişler. Hesab etmiş, kral kızıyla hocanın ölüm tarihlerinin bir olduğunu anlamış. Gece giderek hocasının kabrini açmış, bir de bakmış ki kral kızı çeyiziyle yatıyor. Mücevheratı ve mezardaki malları almış, üzerine bir kubbe yaptırmış. Birçok zaman sonra kubbe yıkılmış, şimdi yalnız yeri kalmış. Merak edip hoca karısından hocanın dinine ve itikadına dair izahat istemiş. Karısı da kocasının sofu olup, yalnız gusül icab ettikçe; “bu olmasa da sade bir gömlek değiştirmek kifayet etse” diye temennilerde bulunurdu, demiş. Anlamış ki bu yanlış ve Müslümanlığa aykırı düşüncesi, imansız gitmesine sebep olmuş, diye ağızdan ağıza nakledilirdi. Emir Sultan’ın batı kapısı civarında sağ tarafta türbenin eserleri görülmektedir (DŞ. 156). BK, III/78
KUBAD ÇAVUŞ Abdülmennân’ın oğludur. 1593’te Bursa zaîmi idi. Senelerce bu vazifede bulundu. Ümmügülsüm ve Mehmed Çavuş adında iki evlâdı dünyaya geldi (BS. 189/2, 194/1). BK, III/ 93
KULACA ŞAHİN Bursalıdır. 1514’ten evvel ölmüştür (BS. 26/136). BK, III/93
KULACA ŞAHİN KÖYÜ Bk. Karadeğin Köyü.
KUMAŞ
KUMAŞ Bursa’da, öteden beri her nevi ipekli, yünlü, pamuklu kumaşlar ve kadife dokunmakta idi. İran şahının ve Lehistan kralının, sarayları için Bur-sa’dan kumaş aldıklarını Bursa Sicilleri yazmaktadır. Bazı siciller şunlardır:
1504’te saraya padişahın emriyle alınacak kumaş için Bursa’daki mukâ-taalarda hazır akçe bulunmadığından şehrin âyânından kumaş almak için bir miktar akçe istikraz olunması icab eylemiş ve Hoca Hüseyin oğlu Hoca Seydî Mehmed Çelebi’den bin eşrefî ödünç alınmıştı (BS. 19/131).
1507’de gelen bir emirde kumaşın ebadı şöyle tesbit edilmiştir: “Hamideli vilâyetinden gelen boğasi yedibuçuk arşın ve ister sekiz arşın olup bundan noksan olmayacaktır, eksik bulunanlar kimin elinde bulunursa paralanacaktır. ‘Enini geniş yaptık’ diyenlerine ehemmiyet verilmeyecektir” (BS. 21/177).
1513’te hazine-i âmire için Kadifeci Hacı Yunus’tan 25.200 akçelik kumaş alınmıştır (BS. 25/65). Bu kumaşlar bahasına verilmek üzere Mihaliç ve Yenişehir hasları mahsulünden ve Bur-sa’daki hassa mukâtaalardan tahsil olunması hassa harc eminine emrolun-makla, Mihaliç hassalarından 174.000 akçe teslim olunmuştur (BS. 26/385). Alınan bu kumaşlar 1514’te defterleriyle beraber Ases Ali ile İstanbul’a gönderilmiştir (BS. 26/105).
1515’te hassa sancaklar için emro-lunan beş top taftanın mirî için gönderilen kumaşlar ile beraber gönderilmesi emredilmiştir (BS. 26/365).
1518’de hazine-i âmire için Bursa kumaşına hacet olduğundan yarar kumaştan 500 tak harcı münakkaş, 200 kıt’a kefirî kemha, 100 tak yeşûri ve 100 tak dolayı, 20 top kırmızı Bursa
taftası, 10 top sarı ve 10 top yeşil ve 10 top âsumânî tafta satın alıp bahasının hassa harcdan alınıp verilmesi ve 100 adet bay-güzîn kuşak dahi beraber gönderilmesi bildirilmiştir (BS. 28/59).
1520’de İstanbul’da, saraya gönderilen kumaşların nakli için ücretle tutulan katırlara kira olarak 2.240 akçe verilmiştir (BS. 28/33).
1521’de hassa otağlar için tafta ve boğasi lâzım olduğundan gayet iyisinden dört top kırmızı, üç top yeşil, üç top sarı, çifte tafta ve 100 tak sirmanî boğasi alınıp varan mutemed ile acele İstanbul’a gönderilmesi (BS. 29/192).
12.12.1586’da Bursa’da damga emini olan Mehmed Çelebi mahkemeye gelerek, “Bursa’daki kumaş kârhanelerinde ipeğe pembe (pamuk) iplik karıştırıp bazı kumaşın enini de kanunundan noksan yaptıkları, hükûmete ve çarşıdaki tüccara çok zararlıdır” diye men’ini istemiş ve mahkemeden gönderilen nâib Alâeddin, kumaşçılar yi-ğitbaşısı Hacı Sinan ve sair ehl-i vukûf ve garazsız Müslümanlar ile kârha-nelere gidilip görüldükte:
Kazzaz oğlu Ahmed Çelebi’nin on tezgâhında pamuk ipliği karıştırılmış yastıklar işlendiği ve bir tezgâhta “altın kollu bez”e pamuk ipliği ile karıştırdığı,
Rıdvan’ın tezgâhında bir çift yastığın pamuk ipliği ile karışık işlendiği, Galle pazarı emini Musa adındaki Yahudinin tezgâhında işlenen kumaşın eni kanundan bir girih miktarı eksik bulunduğu,
Hacı İbrahim’in tezgâhında bir çift yastık işlendiği ancak kanunundan eninin yüz tel eksik bulunduğu ve İbrahim’in meşdudları tamam rengi ile boyanmış bulunduğu,
Hacı Ahmed adındaki Arabın tezgâhındaki bir çift yastığın dahi pamuk ipliği ile karışık işlenmiş bulunduğu,
Ve Hacı Bekir’in tezgâhındaki bir en kumaş dahi pamuk ipliği ile işlenmiş bulunup, Yiğitbaşı Hacı Sinan ve sair ehl-i vukûf Müslümanların bu karışık ve eksik kumaşların cümlesini yaktık-
20 Kumaş esnafı ile ilgili 1615 yılına ait bir sicil kaydı
ları ve böylece noksan ve karışık kumaş işlendiğinin sicile kaydını, damga emini Mehmed Çelebi’den istediklerinden sicile kaydolunduğu (BS. 170/175) anlaşılmaktadır. Bu hilekârlar tedkik edilirse hacılarla Yahudilerin çok hile yaptıkları görülür.
30.8.1602’deki bir kayıttan saraya bir nevbet çatma Ramazanda ve bir nevbet münakkaş Recebde ve bir nevbet münakkaş Zilhiccede gönderilmesinin mutad olduğu görülmektedir. Bunlar şunlardır:
Ramazanda: 114 tak âlâ çatma, 59 tak orta çatma, 32 âlâ bey tak, 5 tak ednâ bey, 22 tak orta bey, 20 tak ednâ çatma, 6 tak Hacı Ali Bursa, yekûn tak 268.
Receb ayında: 92 tak bî-zemin, 40 tak bâ-zemin 74 tak nümune, 6 tak Hacı Ali Bursa, 30 tak kemha-yı Bursa yekûn 243 tak
Zilhicce ayında: 113 tak bî-zemin, 70 tak bâ-zemin, 74 nümune, 6 tak Hacı Ali Bursa, 30 tak kemha-yı Bursa yekûn 293 tak. Bu vecihle senede 804 tak kumaş gönderilmelidir (BS. 204/191).
1604 senesindeki bir fermanda Bur-sa’da beyliğe yarar kumaş işleyen tezgâh sahiplerinin; “işlediğimiz kumaşı noksan bahaya satın alıyorlar, istediğimiz gibi ziyade bahaya almazlar” diye hassa-i hümayuna yarar, âlâ kumaş işlemekten feragat edip yastık ve sair nesneler işledikleri, İstanbul’dan kumaş taleb olunduğunda kumaşlar mevsimi ve zamanıyla tedarik olunamayıp
çok sıkıntı çekildiği işitilmiş ve hassa-i hümayun için eskisi gibi yarar kumaşlar işlemelerine ferman çıkarılarak tezgâh sahiplerine ve tüccarlara tebliğ edilmiştir (BS. 211/92). BK, III/93
KUMAŞ ÇÖZÜCÜ ESNAFI Kutnî ve sair kumaş çözücü esnafı evvelce az iken 1754’te çoğalmış ve kendileri ayrı bir esnaf olduğundan emniyetli bir kimsenin üzerlerine kethüda nasb ve tayin olunmasına ferman gelmiştir (BS. 280/ 53). BK, III/96
KUMAŞ MÜBAYAASI Bk. Şehinşah Çelebi.
KUMLA KÖYÜ (Büyük Kumla) Gemlik kazasındadır. Bursa’daki Bedreddin oğlu mahallesindeki Sultan Mehmed’in kızı Hafsa Hatun’un vakfıdır. 1791’de vakfın koruları da vardı. 1927’de bu köyün 561 nüfusu vardı. BK, III/96
KUMLA KÖYÜ (Küçük) Gemlik kazasın-dadır. 1693’te Eşrefî tarikatı halifelerinden Eşref-i Sânî Efendi oğlu Muh-yiddin Efendi buraya şeyh olmuş ve vefatıyla yerine Eşref-i Sânî’nin diğer oğlu Şerefüddin Mehmed Efendi şeyh olmuştur. Bu köyde eski cami vardır. Bu camide İsmail oğlu Hasan zaviyesi 1862’de vardı. 1927’de bu köyün nüfusu 1575 kişi idi. BK, III/96
KUMRU HATUN Hamza Bey’in torunu Mustafa Paşa’nın karısıdır. Ölen kızının mirasını Hamza Bey oğlu Mehmed Bey oğlu Bâkî Bey’den 1492’de almıştır (BS. 10/150). BK, III/96
KUR’A Bursa’da ilk kur’a ile asker 1851’de toplanmıştır. BK, III/97
KURBAN Yavuz Selim padişah olunca birçok kardeşlerini ve daha birçok kimseleri şehid ettirmiştir. Sonra da 1513’te verdiği bir emirde Bursa’nın muhtelif ziyaret yerlerinde bin koyunun kurban edilmesi ve darphane emini Pîr Ahmed oğlu Hüsameddin Hüse-
yin’den bin kurbanın bedeli olan 52.500 akçe alınıp kasap Hacı Sinan’a verilmesi istenmiştir (BS. 25/79). BK, III/97
KURBAN ALİSİ Bursalıdır. Derviş tabiatlı bir adamın terbiyesiyle büyüdüğünden “Kurban Alisi” diye şöhret bulmuştur. Tahsil-i ilm ü kemâl ettikten sonra istidâdı ve meyl-i tabiiyyesi iktizası “hikâye düzücü” zümresine dâhil olmuştu. Sultan Mehmed zamanında İstanbul’da Geredeli Hasan Ağa adındaki bir zata intisab eylemişti. Hasan Ağa padişahın gazabına uğrayınca tekrar Bursa’ya geldi. Bu sırada padişahın sarayında elmaslı bir divit zayi olduğundan, Hasan Ağa’ya isnad edilmiş ve katledilmiştir. Buna mensub olanların ve etbâının sıkıştırılacağını anlayınca korkusundan Mekke’ye kaçmış ve yolda ölmüştür.
En ufak bir şeyi tatlı tatlı anlatır ve buna birçok güzel fıkralar ilâvesiyle süslerdi. Firdevsî’nin Şehnâmesi tamamıyla hatırında olup münasip mahallerde bunlardan da istifade ederdi. Çok zarifti. Hulâsa, meddahlıkta birinci derece üstad idi (G. 530). BK, III/97
KURŞUN 1495’ten evvel Bursa’da büyük yangın olduğundan cami, medrese, mektep, türbe ve imaretlerin kurşunları erimiş ve beylikten gemi ile kurşun gönderilip, lüzumu kadarı sarf olunmuş ve bâkî kalanı Mudanya’da Cebeali kervansarayında hıfz olunmuştu. Gelen hükm-i hümayunda kurşunun satılıp bahasından bazı masraflar verildikten sonra bâkî kalan meblağın İstanbul’a gönderilmesi bildirilmiştir (BS. 11/ 152). BK, III/97
KURŞUNCU Bursa’daki Orhan, I. Murad, II. Murad, Yıldırım, Yeşil camilerine iki akçe yevmiye ile birisinin kurşuncu tayini 1636’da emredilmiştir (BS. 254/ 92). BK, III/98
KURŞUNLU KÖYÜ Gemlik kazasındadır. Bu köyde Sinan Paşa’nın bir camisi vardı (BAVD. 4204). 1813’te bu köy hassa ocağı için avârız ve nüzül malından 393,5 kuruş tavuk ocaklığı idi. 1927’de bu köy İnegöl’e bağlanmış, 267 hanesi 1.382 nüfusu olduğu görülmüştür. BK, III/98
KURŞUNLUOĞLU MEDRESESİ Bk. Hacı İbrahim Medresesi.
KURT Abdullah’ın oğludur. Bursa’da asesbaşı idi. 1583’te Irgandı köprüsü dibinde maktül bulunan Üstad Ali’nin oğlu Ahmed mahkemeye müracaatla: “Babam Ali’nin bulunduğu yerden kan izlenip, Çıkrıkçıoğlu mahallesindeki Kurt’un evinin kapısında nihayet bulduğu görülmüştür. Bu adam gece ve gündüz hamr için evinde meclis kurup, fahişe avratlar getirip daima fısk u fücur etmekten hâlî değildir. Babam maktül bulunduğu gece, mezbur Kurt’un evinde meclis-i fısk olup ve babam orada katl olunup cesedi köprünün dibine getirilip bırakılmıştır. Hizmetkârları babamın katl olunduğu günden beri kayıptırlar. Babamın kanını ve diyetini Kurt’tan isterim. Hizmetkârları da tutularak mahkemede tamam-ı hak ve ihtimam üzere teftiş ve tahkik olunsun” dedi.
Kurt, hizmetkârlarının gaybûbet ettiklerini itiraf etmiş, lâkin “Ali’nin katlinden haberim yoktur” demiş. Kurt’un hâli bu mahalle ahâlisinden sual olundukta Nasuh oğlu Şeyh Mahmud ve sair bî-garaz Müslümanlar, “Kurt’un bir vakit namaza, mescide geldiğini görmedik, dâima fısk u fücûr üzere olup, evinde meclis-i fısk kurup fahişe avratlar ve yaramaz oğlanlar getirip, gece ve gündüz fesad üzeredir. Tekmil mahalle ahâlisi bunun fısk u fücurundan âciz ve rahatsızdır” diye yüzüne karşı şifâhen ihbar eylediler (BS. 111/6). BK, III/86
KURT AĞZI 1608’de giyilen bir nevi ayakkabının adı idi. BK, III/86
KURTOĞLU Osman oğlu Mehmed’in soyadıdır. 1512’de Bursa’da sağ idi (BS. 23/222). BK, III/86
KURTOĞLU MEZARLIĞI Setbaşı köprüsünün kuzeyinde ve Irgandı köprüsünün doğusunda idi. Burada büyük bir mezarlık vardı. 1861’de buradaki bir ipek fabrikası bir galeyan neticesi yakılmış ve hükûmet de Bursalılara ödetmiştir. Son zamanlarda buraya cenaze gömülmesi men’ edildiğinden mezar taşları da büsbütün kaldırılmıştır. BK, III/87
KURTUL Alâeddin’in 1332’de yaptırdığı vakfiyede şahid olmasına nazaran Osmanlı hükûmetinin mümtaz şahsiyetlerinden birisidir. Gemlik ile Bursa arasında Kurtul boğazı vardır. BK, III/98
KURU OT Bursa’ya öteden beri satılmak üzere gelen kuru otun Atpazarı’nda satılması âdet olduğundan başka yerde satılması 1765’te men’ edilmiştir (BS. 400/16). BK, III/97
KUŞAK
KUŞAK Bursa’da diğer Anadolu ve Rumeli memleketlerinde olduğu gibi herkes beline bir yün veyahut ipek kuşak sarardı. Köylüler ise en aşağı sekiz metre olmak üzere bir veyahut iki kuşak sararlardı. Büyükler, amirler, valiler, âlimler ise ancak üç dört kuşak sararlardı.
1586’da: “Şemle kuşak dört endazeden noksan olmaya, hariçten kuşak geldikte bezzazlara ve zira’ eminine haber gönderip gelen kuşak yoklatup dört endazeden noksan üzere olan kuşağın saçakları kesilip sahipleri meclis-i şer’de muhkem te’dîb edilsin” diye emredilmiştir (BS. 170/10).
1586’da gelen diğer emirde, Bursa’da işlenen kuşaklığın telinin iki kat olması evvelce emredilmiş olduğundan iki kat olmasına çok ehemmiyet ve dikkat edilmesi gerektiği bildirilmiştir (BS. 170/65).
-
20. 10. 1592’de Bursa’da, “bay-güzîn” (bay kelimesi Türklerde öteden beri “bey” manasına kullanılırdı. Osmanlı hükûmetinin ilk zamanlarında “Bîg” suretinde yazıldığı görülmektedir. Buradaki ‘y’ harfi, “ûlâ” daki ‘y’ gibi ağır fetha mıdır? Bunu dil âlimlerinin dikkat gözlerine korum. Bu kuşağın Türkçe adı da “bey beğendi” “bey intihab etti” gibi bir şey midir. Dil meselesiyle meşgul olmadığımdan mütehassısların dikkat gözlerini çekerim.) kuşak işleyen ustalardan Memi oğlu Mehmed, Mustafa oğlu Veli, Hüseyin oğlu Ahmed ve daha birçok kimseler mahkemeye gelerek, “bu kuşağı işleyen kimselerden bazısı, şimdiye kadar meşdudu 6.000 tel pişmiş ibrişimden işlenegelmiş iken 3.000 telden işleyip ve hem ham ibrişimden işlemekle çok kalb olup eskisi gibi işlenmesi için İstanbul’dan emr-i şerif gelmiş idi. Mahkemeye bu kuşağı işleyen kimseleri getürdüb evvelâ içlerinden Mehmed oğlu Yusuf’u bu taifeye yiğitbaşı tayin edip ve destgâhlarında olan meşdudu bu emrin vürudundan 30 güne kadar işledip tamam olduktan sonra Yiğitbaşı Yusuf görmeyip onun marifeti olmadan işleyen kimselerin haklarından gelinip muhkem siyaset olunması emr edilmiş olduğundan bu esnaf mahkemeye çağrılarak hepsine tenbih” edilmesini taleb etmişler ve mahkemece tenbih edilmişlerdir (BS. 182/25). BK, III/98
KUŞAKSIZ Hızır adındaki bir zatın adıdır. Oğlu ulemadan Mevlânâ Alâed-din’dir. O da “Kuşaksızoğlu” diye şöhret almıştır. Asıl adı Hacı Ali’dir. Hayatının sonuna kadar Yeşil Camii ve İma-reti’nin mütevellisi idi (BS. 3/115). Mevlânâ Alâeddin, 1480 senesinde evlâdsız olarak ölmüştür. Birçok vakıfları ve Soğanlıköy’de ağaçları vardır (BS. 5/3, 23/63, 26/242, 28/417, 295/79, 348/70). BK, III/99
KUŞAKSIZ MESCİDİ Bu isimde bir mescid vardı. Fakat yeri tesbit edilememiştir. Yalnız bu mescidin suyu
Hisar’daki Tokatlı mahallesinden gelmekte idi. BK, III/99
KUTBEDDİN (Şeyh, İznikî) İzniklidir. Tahsil-i ilim ettikten sonra şer’î ilimlerde ve tasavvufta ihtisas sahibi olmuştur. En büyük âlimlerimizdendir. Resmî ilimleri Mevlânâ Hasan Paşa’dan tahsil eylemiştir. Timurlenk ile görüştüğü zaman, döktüğü kanlardan dolayı acı bir surette Timur’un harekâtını tenkid ve muaheze eylemiştir. 821 senesi Zilkadesinin 8. gününde (7.12. 1418) ölmüş ve İznik’te defnedilmiştir. Şeyh Kutbeddin, İznik’te bir mescid bina eylemiş ise de münhedim olmuş ve yerine İbrahim Paşa bir cami bina eylemiştir. Şeyh Muhyiddin Kutbeddin Efendi bu mescidine şu yerleri vak-feylemiştir.
İznik’te Bakkallar Çarşısı’nda bezzaz dükkânı yerinden alınan mukâtaa (Bu arsada Kutbeddin’in bez dükkânı vardı. Dükkân yandı, yerine bezzaz dükkânını başkası yaptı ve vakfa senede 60 akçe yer kirası vermekte idi.)
Deliklikaya kurbünde beş parça yer, birisi beş müdlük ve birisi de 38 dönümdür.
Orhan Bey yerlerinden Sin köyü sınırında on beş dönüm bağ,
Kemer pınarında dört dönüm yer (iki dönümü çayırdır),
Bu yerlerin hepsinde ziraat olunur ve vakfa öşür verilirdi.
Salâta (namaza) müteallık şer’î meseleleri havî birkaç eseri vardır. BK, III/99
KUTBEDDİN AHMED ÇELEBİ Bk. Kutbî (Mevlânâ)
KUTBEDDİN ÇELEBİ Muhyiddin Mehmed Efendi’nin oğludur. 1478’de Üsküp kadısı idi. Bursalıdır (BS. 3/13). Ulemâdandır. Oğlu Mehmed Çelebi ve Mezid Çelebiler, kızları Efendibula Hatun, Şâhi Hatun vardır. Şâhi Hatun Edirne’deki Hakîm Mevlânâ Kemal’in karısıdır (BS. 7/150, 31/179). Mevlânâ
Kutbeddin Çelebi’nin evleri Selçuk Hatun mahallesinde idi. BK, III/100
KUTBEDDİN MEHMED ÇELEBİ Mevlânâ Mehmed Efendi’nin oğludur. Koca Efendi’nin ceddidir. 1485’te “Kadızâde-i Rûmî” diye şöhret bulmuştu. Hisar’da dükkânı ve Çırapazarı’nda dükkân arsası vardı (BS. 4/403). Ana tarafından Mevlânâ Mehmed Kûşî oğlu Mev-lânâ Ali Kûşî’ye mensuptur. Hoca-zâde’nin damadıdır (ŞN. I/338). BK, III/100
KUTBEDDİN MESCİDİ 1490’da İncüğez mahallesinde idi (BS. 8/103). BK, III/ 100
KUTBEDDİN TÜRBE VE CAMİİ İznik’te Yeşil Camii ile Nilüfer Hatun imareti arasındadır. İznik yangınında harap olan bu camiyi İbrahim Paşa yaptırmıştır. Fakat yine Kutbeddin Camii adını taşımaktadır. Caminin kubbeli ve kiremitli kârgir türbesi vardır. Türbe duvarına bitişik bir de minare vardır ki, binadan ayrıdır (BAVD. I/59; ŞN. 58; OM. I/144; KA. 3672). BK, II/100
KUTBÎ (Mevlânâ) Asıl adı Kutbeddin Ahmed’dir. Babasının adı Musa’dır. II. Bayezid Amasya’da vali iken bu da nişancısı idi. “Paşa Çelebi” diye meşhurdur. İzniklidir. Şeyh Kutbeddin’in torunudur. Fazilet ve hikmet babında emsalsiz ve her funûna vâkıf, fazilet sahibi ve marifet ehli son derecede salâha ve tasavvufa mâil ve fasîh ve belîğ idi. Fesahatta “Sübhân-ı Sânî” ve belâgatta “Hazret-i Hakanî” derecesinde idi. Hevesnâme adlı mühim bir eseri, birçok şiirleri vardır.
Ruhlarında yüzünün gülleri durmaz açılur Gülşen-i bağ-ı İrem’dir ki kış u yaz açılur
(ST. 42)
Şu beyitleri de çok lâtiftir:
Ne dil-i haste-i mecrûhuma merhem bulunur
Ne zaman gussaları def’ine derman bulunur
Ne perişanlığımı hâtır-ı sevdâ-zedenin Şefkat ü rahm idüben bir sorar âdem bulunur
Âşinalıkta sebat üzre ne bir kimse bulunur Bu cihan içre karar üzre hemân gam bulunur
(OM. 384). BK, I/58, III/100
KUTLU BEY Bursalı Aksungur Ağa’nın oğludur. Mehmed ve Süleyman Beylerin kardeşidir. Kızı Kutlu Paşa’nın kocası Osman oğlu Mustafa’dır. 1455’te sağ idi (BS. 11/10,30, 12/92, 21/96).
Şeceresi şöyledir:
Aksungur
Kutlu Bey
Mehmed Bey
Kutlu Paşa
Süleyman Bey
Zeyneb Hatun
Hüsnü Çelebi
BK, III/101
KUTLU BEY Bursalıdır. Hacı Ali, Hacı İbrahim ve Hasan Ağa adında üç oğlu vardır. 1485’ten evvel ölmüştür (BS.
BK, III/101
KUTLU BEY Bursalıdır. 1498’de oğlu Mustafa ve torunu Kutlu Bey sağ idiler (BS. 16/317). BK, III/101
KUTLU BEY Bursalıdır. Abdullah oğlu Küçük’ün oğlu ve İskender Bey’in kar-
deşidir. 1518’de sağ idi (BS. 38/138). BK, III/101
KUTNÎ İpek kumaşlara verilen addır. BK, III/101
KUTUB AHMED EFENDİ Üftade’nin hafididir. Babası Mustafa Efendi’den sonra şeyh olmuş ve camiyi ihya eylemiştir. Bayırda bulunan tekkedeki süslü oda bunun imiş. Padişahlar bunun duasını almak ister, fakat hiç birisinin ihsanını kabul etmezmiş. 1089/1678’de ölmüş ve türbenin dışarısındaki tel ile çevrilmiş kabre gömülmüştür. BK, I/79
KUYU Bursa’da su çok olduğundan kuyu kazmak ihtiyacı hasıl olmamıştır. Birkaç yerde ve meselâ Seyyid Ali Paşa Hanı’nda, Ali Paşa Camii civarında vaktiyle birer kuyu vardı ki bunlar da yeraltından geçen suların menfezlerinden ibaretti. Kaledeki hapishanede bir susuz kuyu bulunup 1771 senesinde bazı kimseler hapis için bu kuyuya konulduğu 1184/4 numaralı sicildeki kayıtlardan anlaşılmaktadır (Çok dikkate değer ve şâyân-ı hayrettir ki, üç dört asır evvel, bir adamın tevkifi veya tahliyesi, mutlaka kadı’nın yazılı emriyle icra edilmekte idi Bu emirlerden birçokları bu sicilde kayıtlıdır). BK, III/101
KUYUCU 30.3.1650’de gelen bir fermanda da: “Atranoslu Kuyucu ve Kör Mehmed isminde iki eşkıya türeyip ve başına topladığı eşkıyalarla birlik olarak Anadolu beylerbeyisi mütesellimini dahi kandırıp 30-40 atlı getirtip Gökçedağ kadılığından azlolunan Sarhoş Hüseyin’i mütevelli nasb ettirip, gelip Gökçedağ mahkemesini basıp Kadı Mehmed Efendi’yi seccadesinden indirtip, habsedip ve mutemed yanında bulunan mahkemenin iki aylık hasılatını vesair her ne bulduysa alıp, ellerinden güç hâl ile kaçabilen Kadı Mehmed Efendi Atranos’a gelebilerek Kadı Mahmud Efendi’ye hâli anlatmış ve bu da
keyfiyeti padişaha arz ve gelen cevapta husamâyı beraber edip davanın şer’le görülmesi” bildirilmiştir (BS. 272/ 116). BK, III/101
KUYUMCUBAŞI Bursa’daki kuyumcular esnafına hassa kârhanesinden ve üs-tadlarından bir tam ustanın kuyum-cubaşı tayin edilmesi eski âdetlerden olmakla hassa üstadlardan Hacı Mustafa, İstanbul hassa kuyumcubaşısı tarafından 1649’da Bursa kuyumcubaşı-lığına tayin edilip gönderilmiştir. Evvelce gönderilen Bursa kuyumcubaşısı Veffâkzâde Mehmed, kusuru yok iken başkasının tayininin kendisinin gadrini mucip olduğunu arzıhâl ile bildirdiğinden tekrar yerine ibkâ edilmiştir (BS. 272/112,121). 1688’de hassa kuyum-cubaşı Hasan’ın mektubu üzerine Bursa kuyumcubaşısı İbrahim’in ehliyetsiz olduğu bildirildiğinden, kaldırılıp yerine eski kuyumcubaşı Ahmed tayin edildi (BS. 363/52). BK, III/102
KUZGUN MUSTAFA 1479’da Mukbil oğlu Mustafa’nın şöhreti idi (BS. 3/85). BK, III/102
KUZGUNİYE MEDRESESİ Hasan Paşa Medresesi’nin diğer adıdır (BS. 113/ 227, 17/299, 239/19, 28/210). 1518’-de evkâfı kâmilen yanmıştır. BK, III/ 102
KÜÇÜK MUHYİDDİN 1551’de Bursa’da yaşayan Ahmed oğlu Muhyiddin Meh-med’in şöhretidir. BK, III/128
KÜÇÜKOĞLU 1774’te Kirmastı voyvodası idi. Kendi malıyla çıkardığı 500 askeri, bir mutemed başbuğ ile bir an evvel Boğaz hisarlarına göndermesi için kendisine hitaben ferman gelmiştir (BS. 1186/37). BK, III/128
KÜÇÜLMESİ (Bursa’nın) Bk. Bursa’nın Küçülmesi.
Brousse (Asie-mineur«).- Bain thermal ”Kukurdlu,,.
^A^k të ¿“j yy - ^jj.
21 Kükürtlü Kaplıcaları
KÜKÜRTLÜ KAPLICASI (Büyük) Binası eski ve sağlamdır. Mimarlığın ilerlemediği bir zamanda yapılmıştır ki, pek iptidaî bir şekildedir. Camekânı vâsi’ ve ortasında bir şadırvanı vardır. Came-kânı kış günleri sair kaplıcalardan daha sıcakçadır. Soğukluğun hararet derecesi 25 derecedir. Onun içindir ki, hastaların banyoları, fıçıları (banyo için yapılan küçük yerlere yalak veyahut fıçı derlerdi) buraya tertip olunmaktadır. Hamamın içerisinde hararet 26-30 derece kadardır. Buğuluk denilen halvet, kükürdün tekasüf eden buharlarıyla doludur. Burada iki üç dakikadan ziyade durmak mümkün değildir. Bu hamamı I. Murad’ın 1389’dan evvel yaptırdığı anlaşılmaktadır. Allah’ın rızasını tahsil için bu hamamı vakfeylemiştir. Camekân denilen soyunma yerine dörder akçe yevmiyeli bekçiler tayin eylemiş ve Eski Kaplı-ca’da eskiyen peştemalların tamir edilerek bu hamamda parasız olarak yıkananlara verilmesi vakfiyesinde şart koşulmuştur. 1613’te I. Murad vakfından camekân için muhafız tayin edilmiştir (BS. 223/16). 1682’de esaslı olarak tamir edilmiş, 128.450 akçe sarf edilmiştir (BS. 231/63, 223/16) (Bu hamamın bir aralık Kâbûnî oğlu Mehmed Çelebi eline geçtiği ve Mehmed Çelebi’nin bu hamamı vakfedip kızı Selime Hatun tarafından, hamamla
beraber ittisalindeki dört dükkânı 16 dirhem yevmiye ile kiraya verdiği 1500 senesi kayıtlarından anlaşılmaktadır (BS. 17/101). BK, III/128
KÜKÜRTLÜ KAPLICASI
KÜKÜRTLÜ KAPLICASI (Küçük veyahut Kadınlar) Bunun da buğuluğu vardır. Yanında her hizmeti mükemmel bir de hamamı vardır. Menbaı, Büyük ve Küçük Kükürtlü arasında duvarla çevrilmiş killi bir yerdedir ve buradan bilek kalınlığında kükürtlü suları çıkar. Rayihası âşikâr olarak kükürtlüdür. Bu menbaa yakın bir de soğuk su menbaı vardır. Buradan su ayar edilir. Bu kaplıcaların soğuk suları menbaında iken berrak ve saf, soğuduktan sonra sarımsı olur. Cilt hastalıklarıyla daha birçok hastalıklara şifadır. Hem hâricen ve hem de doktor tavsiye ederse dâhilen istimal olunabilir.
Bu hamama, Arapoğlu Hamamı derlerdi. Bunun yerine II. Bayezid bu hamamı yaptırmıştır. Ve bir büyük came-kân da ilâve eylemiştir. 1542’de üç akçe yevmiye ile bir de natır tayin eylemiştir (BS. 48/39). Bu hamam II. Bayezid’in oğlu Sultan Mahmud’un kızı ve Bursalı Mustafa Bey’in oğlu, Kastamonu Bey’i Muhyiddin Mehmed Bey’in karısı “Hanzâde Hançerli Sultan” diye anılan Fatma Sultan’a intikal eylemiş ve Hançerli Sultan da suyun çıktığı büyük hücre, kurna denilen diğer kü-
çük hücre ve buğuluca denilen küçük kurnayı ve soğuk suyu hâvî camekân olan bu kaplıcayı 1577’de Musa Baba mevkiinde bina eylediği medreseye vakfeylemiştir (BS. 126/35). 1680’de hamam harap olduğundan 63.450 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 321/44). Ve hamam, kiremit kaplanmıştır. Hançerli Sultan bu hamam civarında bir de mescid bina eylemiştir. Bu hamamın II. Bayezid tarafından 1524’ten evvel yaptırıldığı anlaşılmaktadır (BS. 31/ 355). BK, III/129
KÜLÂBÎ Demirtaş mahallesinden ve Yörük taifesinden Abdi’nin oğludur. Sipahilerden Abdülkerim Bey’in kardeşidir. Kasaptır. 19.8.1613’te evinde Cinci Arap denilen Hacı Mehmed’in cesedi bulunmuş ve kendisi firar etmiş ve kölesi Siyavuş; “bunu ben boğazladım” diye itiraf eylemiştir. Mahalle ahâlisi: “Külâbî, şakî, haramzâde olup ondan bu gibi adam öldürmek ve geceleri Müslümanların mallarını çalmak beklenir. Çiftliğinde dahi birçok kâtil-lerle birlikte birçok defalar tutulmuş iken bir yolunu bularak kurtulmuştur. Şakî ve haramzâde ve sâ’î bi’l-fesad fi’l-arzdır, izâlesi büyük sevaptır” dediler (BS. 223/20). Külâbî’nin kardeşi ve vekili Abdülkerim Bey, Cinci Arap denilen Hacı Mehmed’in karısı İsmihan’a 1.000 ve çocuğu Mustafa’ya 3.000 akçe vermiş ve sulh olmuşlardır (BS. 223/ 26).
1615’te Bursa’da, Kasap Külâbî ve Cansızoğlu gibi daha birçok eşkıya ortaya çıkarak yollarda ve bellerde durup, gelip geçeni katl ve emvâl ü erzaklarını almışlardı. Köylerden gelip gidenlere daima zulüm ve şenaat eylemişlerdi. Bunların tutulup ele getirmeleri din ve devletin icâbâtından olduğundan, Bursa Kethüdayeri Ali bu gibi eşkıyayı tutmaya yarar ve kadir olduğundan her nerede eşkıya varsa üzerine varmaya memur edildi (BS. 228/82).
4.11.1615’te bu adamların tutulmalarına serdar-ı ekrem tarafından emir
gelmiş, Sipahiler Kethüdası Abdullah oğlu Ali Ağa üzerlerine gönderilmiş ve Külâbî, bir tarikle ele getirilerek mahkemeye ihzâr edilmiştir. Mahalle ahâlisinden 18 kişi gelerek Külâbî için; “şakî haramzâde ehl-i fesad ve yol kesici olup kendisi ve çobanları yatakdır, yola ve bele inerler. Kendi evinde ve çiftliğinde defaatle adam öldürülmüştür. Evvelce evinde remilci bir Arap katledilmiş ve kendisi kaçmış ve kölesi Siyavuş asılmıştı.
Bir defasında dergâh-ı âlî sekbanbaşı-sı Mustafa Ağa, dört devesiyle bir beygirini satmak için adamlarıyla Bursa’ya göndermiş ise de adamları ve develeri kaybolmuştu. Develerin Külâbî’de olduğu haber alınıp tecessüs edilmeye başlanınca develeri çiftliğinden dışarı salıvermiş, ancak çiftliği yakınında develer bulunmuş ise de adamları bulunamamıştır.
İshak Şah mahallesinde Kara Çele-bizâde Mehmed Efendi’nin evlerini kiraya tutmuş, daha sonra evden başka menzile nakl eyledikte menzilin kapısında beş tane kesilmiş insan başı bulunmuş olup her vechile fesad ve kabahatine nihayet yoktur. Sâ’î bi’l-fesad fi’l-arzdır, izâlesi lâzım olmuştur. Bunun hakkından gelmek büyük sevaptır” diye yüzüne karşı şehâdet yoluyla haber vermişler ve eski sicillerde dahi Külâbî’nin birçok maddeleri, kayıtları olmakla gelen ferman mucibince hakkından gelinmesi için hüküm verilmiştir (BS. 225/23). BK, III/130
KÜNK Eskiden Bursa’da kullanılan künk, kiremit ve tuğlanın ebadı, mimarbaşı tarafından tesbit edilen çap mucibince imâl edilirdi. 1767 tarihli bir sicil kaydına göre, belirtilen tarihte künklerin evsaf ve fiyatları şöyle idi:
Kuşaklı Künk: Kerestesi dört vukiy-ye olup benna zira’ı parmağıyla zıvanası iki parmak, ağız tarafı hariçten arzan beş parmak, aşağı tarafı dahi hariçten arzan altıbuçuk parmak ve zıvanasıyla beraber uzunluğu 10,5 parmak, dört akçe.
İkilik Künk: Kerestesi iki vukiyye 300 dirhem olup zıvanası iki parmak, ağzı beş parmak ve aşağısı altı parmak ve zıvanasıyla beraber boyu 10,5 parmak üzere beher 10 tanesi 27 akçe.
Birbuçukluk Künk: Kerestesi iki vukiyye 100 dirhem olup zıvanası iki parmak, ağzı dört parmak, aşağısı beş parmak ve zıvanasıyla boyu dokuz-buçuk parmak, tanesi iki akçeye.
Pulluk Künk: Kerestesi birbuçuk vukıyye, zıvanası iki parmak, ağzı üçbuçuk, aşağısı dörtbuçuk ve zıvanasıyla beraber boyu sekizbuçuk parmak, yüz adedi 46 akçeye.
Dirsekli ve Çeşme Boğazî Künk: Beher tanesi (havâlisinin ?) birbuçuk kıymetine.
İki Kulplu Su Testisi: Dışarısından boyu 15 parmak ve vasatının devriyesi 28 parmak, beher tanesi iki para.
Bir Kulplu Su Testisi: Dışarısından boyu 13 parmak ve vasatının devriyesi 23 parmak, beher tanesi bir para.
Abdest İbriği: 1767’de yapılanda büyük olmak üzere beheri iki akçeye, abdest ibriğinden büyük su testisi dahi iki akçeye.
Ağzı Sırlı Şamdan: Üçü iki akçeye
Büyük Kavanoz: Beher tanesi iki paraya, ortası bir paraya, küçüğü iki akçeye.
Büyük Çanak: Beheri bir paraya, vasatı beheri iki akçeye ve küçüğü beheri bir akçeye.
Büyük Tennur Tağarı: Beheri üç paraya, ortası bir paraya, küçüğü iki akçeye.
Zincirli Oturak: Beheri bir paraya.
Ağzı Açık Bardak: Beheri bir akçeye.
Kiremit: Kerestesi birbuçuk vukiyye olup beher 100 adedi 12’şer para olan kiremitleri, bu siklet ve ebadda yaparak bu fiyat üzere vereceklerini mahkemede hassa mimarbaşı kaymakamı Hacı İsmail Ağa müvâcehesinde Bur-sa’daki kârhaneciler taahhüd eylemişlerdir (BS. 1179/32). 1767’de bu karar sicile kaydolunmuştur. BK, III/131
KÜPELER (Oğlanların Küpeleri) Ases bölükbaşısı Nasuh, 1573’te İsa Bey mahallesinden Hamid oğlu Sa’dî’yi getirerek, müvâcehesinde “Bundan evvel yollarda oğlancıkların kulaklarındaki küpeleri çaldığını itiraf eden Abdullah oğlu Kaplan’ın yoldaşıdır. Kaplan, Sa’dî’nin evine gelir ve gidermiş, sorulsun” demiş ve Kaplan dahi ihzâr olundukta: “Bu eve gidip gelirdim ama bu fiilimden Sa’dî’nin haberi yoktur” demişti (BS. 118/29).
Bu kayda göre, Bursa’da eskiden erkek çocukların da küpe taktıkları anlaşılmaktadır. Son zamanlarda Bektâşî dervişleri de kulaklarına küpe takarlardı. BK, III/132
KÜPELİZÂDE 1603’te Bursa’da Esediye müderrisi olan Bursalı Mevlânâ Ali Efendi’nin soyadıdır (BS. 211/98). BK, III/132
KÜRDÎ EFENDİ (Şârih-i Tarikat) Dünya âlimlerinden idi. Saray hocası oldu. Âlimler bunun yanında aciz kalırlar, mübahaselerinde cevaba muktedir olamazlardı. 1673’te nefy edildiği Bur-sa’da vefat eyledi. Üftade Tekkesi yolunda bir mahalle gömüldü. Âlim, fazıl bir zat idi. BK, III/132
KÜREK
KÜREK Eski devirlerde -buharın gemilere tatbikine kadar devam eden- bir cezadır. Gemilerde kürek çekmek cezasıdır. Buna dair bir kaç sicil numunesi: 1571’de Bursa kadısına Edirne’den gelen bir fermanda: “Hükûmetiniz altında fesad ve şenâati zahir olup haklarından gelinmek (idam edilmek) lâzım olan mücrimler siyaset olunmayıp sıkı bağlanarak küreğe konulmak için mahkemece verilen kararın suretiyle Cezayir beylerbeyi Kılıç Ali Paşa’ya gönderiniz” diye emredilmiştir (BS. 113/245).
1680’de Hudâvendigâr sancağı mütesellimi Hasan Ağa, meclise, Mihaliç’in Beyce mahallesinden Süleyman oğlu Kara Mustafa, Doğancı köyünden İbrahim oğlu Halil, Makar köyünden İbra-
him oğlu Ali ismindeki eşkıyaları getirerek yüzlerine karşı: “Bunlar yol kesen eşkıyalardır. Ellerinde bulunan kısrağı İzmir yolunda Esircan denilen derbentten geçen Yörüklerden ve iki iğdiş beygirleri dahi Bakır köyünde Uzun Mustafa’dan rabt eylediler. Demirtaş mahallesinde himmet kızı Saliha’yı dahi evden çıkararak ve erkek elbisesi giydirerek üç aydan beri bu derbentte iş yaparken yakaladığını” söyledi. Bunlar da kabahatlerini ikrar ve itiraf eylediklerinde ıslâh-ı nefs edinceye kadar beylik gemilerde kürek ile haps olunmaları için İstanbul’a gönderildiler (BS. 317/30).
1680’de Atranos’da Çınarcık köyünden Kalgal oğlu Hüseyin, Ebubekir oğlu Ömer, Ali oğlu Hüseyin adındaki eşkıyalar tutulup mahkemeye getirilmiş ve yol kesici eşkıyalardan olup gelip geçenlerin eşyalarını çaldıkları ve adları bilinmeyen beş arkadaşıyla üç ay evvel ikindi vakti yolda gidenlerin Ermeni maşatlığı yanında önlerine çıkarak 10’ar kuruş kıymetinde iki büyük boy çakmaklı tüfeklerini ve bir peştemal-larını aldıkları bildirilmiş ve şahitler de bunların bu fesadlarını şehâdet yoluyla haber verdiklerinden uslanıncaya kadar beylik gemilerde kürek ile hapsedilmelerine karar verilmiştir (BS. 317/ 31).
1598’de de ağır cürmü sabit ve zahir olup küreğe verilmeye müstahak olan mücrimlerin, sicillerinin suretleriyle beraber, Bursa beyi Mustafa Bey’in kadırgasına verilmesi emredilmişti (BS. 197/66). BK, III/133
KÜREKÇİ
KÜREKÇİ Gemilerde kürek çekmek üzere ücretle tutulup istihdam edilen kimselere verilen isimdir. Bunlara verilecek mebâliğ ekseriya ahâliden tahsil ediliyordu. Buna da “kürekçi bedeliyyesi” derlerdi. Birkaç misal:
1552’de Bursa’dan 75 kürekçi ihracı emredilmiş ve Kuruçeşme mahallesindeki Yahudilerin hisselerine düşen dört nefer azeb için 4.400 akçe alınmıştır (BS. 52/201).
1555’te Hudâvendigâr livasındaki kadılara gönderilen fermanda; sefer-i hümayun için nüzül bedeli ve kürekçi ihracı emrolunmuş, donanma gemilerine acele kürekçi lâzım olduğundan bunların nüzul bedeli emrolunan 20 haneye bir nefer isabet etmek üzere toplanıp, nüzül bedeli toplamak için gönderilmiş olan padişahın kullarıyla beraber İstanbul’a gönderilmeleri, Hızır-İlyas gününden evvel kaptan paşaya teslimleri, vaktinde yetişeme-yecek olursa hiçbir kimsenin özrü kabul edilmeyip siyaset olunacaklarının kararlaştırıldığına dair ferman gelmiştir (BS. 73/612).
1564’te Bursa kazasının 4.508 avârızhanesi vardı ve her 15 haneye bir nefer kürekçi tayin olundu. Aynı tarihte gönderilen bir fermanda: “Kürekçilik hizmetine kadir, tüvânâ, yarar, güçlü kuvvetli kimselerden bulup, isimlerini defter edip ve âdet üzere kefilledip tamam olduktan sonra, yazılan kürekçilerin Müslüman olanlara bir ayda 106’şar ve kâfir olanlarına bir ayda 80 akçe hesabı üzere birer aylık ulûfelerini ellerine verip ve çıkarıp yarar ve mutemed nâibinle ve kulumla İstanbul’a nevruzdan evvel” gönderin, diye emredilmişti (BS. 95/239).
1568’de donanma için, 4508 avârız-hanesinin her 20 hanesinden bir kürekçi göndermiş ve bir aylık ûlûfeleri için avârızhanelerinden, Müslümanlara 106 akçe ve kefereye 80 akçe âlâ, evsat, ednâ itibariyle, ber-vech-i adâlet toplanıp ellerine verilmiş hemen yola çıkarılmışlardı (BS. 110/185).
1568’de derya yüzüne donanma çıkması emrolunduğundan bazı memleketlerden kürekçi ve avârız ihraç olunması ve Bursa’dan da müsellem olup maslahatları ref’ olunan avârız-hanelerine dâhil olan müsellemlerden kürekçi bedeli haneden haneye birer sikkî filori avârız olunması emredilmiştir. Müsellem evlerini teftiş edip ne miktar mensuh müsellem haneleri varsa müstakil defter edip tamam ol-
duktan sonra her haneye birer sikkî filori hesabıyla âlâ, evsat, ednâ itiba-rınca cem’ ve tahsil edip defterini imza edip defterleriyle hasıl olan akçenin hazine-i âmireye gönderilmesi ve noksan çıkanların kadıdan tazmin ettirileceği ve bir tane noksan bulunursa ka-dı’nın azil ve redle kurtulamayıp hakaret olunacağı dahi bildirildi (BS. 111/ 191).
1572’de 4.500 avârızhanesinin her 15 hanesinden bir kürekçi hesabıyla 300 nefer kürekçi tayini ve birer aylık ulûfelerini ayda 150’şer akçe hesabı üzere reayadan tahsili emredildi (BS. 116/77).
1575’te 4.508 avârızhanesinin her 15 hanesinden bir kürekçi hesabıyla 300 nefer kürekçi çıkarılması ve bir aylık ulûfelerinin 150’şer akçe olmak üzere reayadan tahsili;
Sultanların ve Mekke, Medine, Kudüs evkafından ve emlâkinden bilâ-hizmet muaf olanların avârızhanesine ilhak olunması ve her nefer kürekçiye 800 akçe, bedel akçesi verilmesi de emredilmiştir (BS. 127/252).
1582’de gelen bir emirle, “evvelce istenilen kürekçilere lüzum kalmadığından her yirmi haneden kürekçi bedeli biner akçe tahsil edip hazineye teslim edilmesi” bildirildi (BS. 143/75).
1585’te derya yüzüne donanma-yı hümayun gemilerinin çıkması emredilmiş lâkin kürekçi teklifinin reayayı taciz ve tazyik ettiği anlaşıldığından, reaya hakkında padişahın inayet ve merhameti ziyadeleşmekle geçen sene toplanandan noksan olmak üzere 4.008 avârızhanesinden usülü dairesinde 60 akçenin âlâ, ednâ, evsat olmak üzere tahsili emredilmişti (BS. 152/ 157).
16.1.1588’de gelen bir fermanda, Bursa kazasının 3.990 avârızhanesinin her yedibuçuk hanesinden bir kürekçi ihraç edilmesi, maada hanenin her birinden kürekçi bedeli 160’ar akçe cem’ edip ve ihraç olunan kürekçilerin tersaneye toplanan akçenin de hazine-
ye teslim ettirilmesi ve bu toplanan akçeden kürekçilerin bir aylık mevâ-cibleri için kanun üzere Müslümanlara 106’ar akçe ve kefereye 80’er akçe verilmesi ve ihraç edilecek kürekçilerin gayet güçlü, kuvvetli, küreğe yarar kimseler olup pîr, marîz ve malül olmamaları emredildi (BS. 173/275).
1592’de her 20 evden bir nefer kürekçi ihraç ve nevruza kadar İstanbul’a gönderilmesi emredildi (BS. 182/102).
1592’de Bursa’nın 3.868 avârızha-nesinin her yedi hanesinden birer nefer kürekçi ihracıyla nevruza kadar tersaneye gönderilmeleri ve donanmanın hareketinin tehire kalmaması bildirilmiştir (BS. 189/73).
1593’te her yedi hanesinden bir kürekçi bedeli olan 2.500 akçe cem’ ve tahsili ve kazanın imamları ve mahalle kâhyaları ve kimsenin zimmetinde bir akçe ve bir habbe bâkî ve alâka koydu-rulmaması emredilmiştir (BS. 189/85).
1593’te avârızhanelerinden kürekçi bedeli alınması ferman olunmuşken kürekçiye çok ihtiyaç olduğu anlaşıldı ve bundan feragat edilip her yedi haneden güçlü, kuvvetli, yarar ve tüvânâ olup pîr, marîz ve amel-mânde olmayan kürekçi cem’ olunması emredildi. Nevruz yakın olduğundan hemen yola çıkarılması bildirildi (BS. 327/135).
1593’te donanma gemilerine kürekçi kifayet etmediğinden evvel âhir ihraç olunan kürekçiden maada Bursa’dan akçe ile 300 nefer azeb dahi ihrac olunup acele yetiştirilmesi emredilmişti. Bedel akçeleri için her neferine 1.500 akçe hesabıyla hazineden 450.000 akçe ihraç olunup Mustafa Çavuş’la irsal olunmuştur. Bunlar, İstanbul’a getirilip azeb ağasına teslim edilecektir. Eğer 1.500 akçeye razı olmayıp ziyade taleb ederlerse, Yehûd ve Nasârâ meyhane ve bozahanelerinden İstanbul’a ihrac olunduğu üzere fazlasının tahsili emredilmiştir (BS. 327/ 119) .
1595’te Bursa’da bulunan avârızha-nesinin her dokuz hanesinden bir kü-
rekçi ihracı emrolunmuş ve kürekçiler reayadan cem’ edilmişken, bilâhare, her sekiz haneden bir kürekçi bedel akçesinin tahsil ve hazineye gönderilmesi bildirildi (BS. 190/90).
1596’da gönderilen kürekçilerden bazıları kaçmış ve bazıları hastalanmış olduklarından bunlara verilen akçelerin ele girerse kendilerinden ve kefillerinden tahsili emredilmiştir (BS. 190/ 103).
1598’de Bursa’nın 3.758 avârızha-nesinin her yedi hanesinden bir kürekçi ihracı ve bedellerini reayadan tedarik edip Müslümanlarına 160 ve kâfirlerine 80 akçe hesabıyla bir aylık mevâcibleri âlâ, evsat ve ednâ itibarın-ca ber-vech-i adâlet reayadan toplanarak ve kefillerini alıp ve birer aylık mevâciblerini ellerine verip tersaneye gönderilmesi nüvvâb ve mübâşire akçe aldırılması ve kürekçi ihracına memur divan-ı hümayun müteferrikalarından Mehmed Ağa’nın meâyişi için her evden ikişer akçe aldırıp bir akçe ve bir habbe ziyade aldırılmaması emredildi (BS. 197/603).
1598’de avârızhanelerinin her yedi hanesinden bir kürekçi ihracı emredildi (BS. 351/106).
1601’de her yedi haneden bir kürekçi ihracına reaya tahammül edemediğinden her 10 haneden bir kürekçi ihracı emredildi (BS. 204/175).
1603’te Bursa’nın 3.758 avârızha-nesinin her yedi hanesinden bir kürekçi ihracı emredildi (BS. 207/175).
1604’te Atranos’da her 10 haneden bir kürekçi ihracı emredilmekle reayanın rey ve ittifaklarıyla her kürekçi için 2.900 akçe tahsil edilmiştir (BS. 211/ 51).
1614’te her altı haneden bir nefer kürekçi ihracı istenmiş (BS. 226/6, 69), ancak tahammülleri olmadığından yedi haneden bir kürekçi ihracı ve her bir haneden 360 akçe ki cem’an yedi haneden 2.520 akçe eder, toplanması ve bundan maada her kürekçinin kanun-i kadîm üzere birer aylık nafakaları için
160 akçe tahsil ve kendilerine teslim edilmesi, maadası gemiye girdiklerinde reisleri marifetiyle kendilerine teslim edileceği bildirilmişti (BS. 227/129).
1614’te geçen seneye mahsûben her altı haneden bir nefer kürekçi ihracı ve 11 Safer 1023 Hicrî tarihine tesadüf eden nevruzda tersanede bulunmak üzere gönderilmesi ve altı haneden 2.500 akçe toplayıp gönderilmesi emredildi (BS. 223/130).
1617’de 2.416 avârızhanesinin her yedi hanesinden bir kürekçi ihracı emrolunmuş ise de reayanın iktidarları olmayıp hafifletilmesi rica edildiğinden 10 haneden bir kürekçi ihracı istenmişti (BS. 332/107).
1620’de her yedi haneden bir kürekçi ihracı (BS. 234/183);
1621’de yedi haneden bir, 1621’de yedi haneden bir, 1624’te yedi haneden bir;
1630’da 2.416 avârızhanesinin yedi hanesinden bir emredilmiş iken ahâli tazallum eylediğinden on hanede bir;
1631’de Mudanya’nın 538 avârızha-nesinin 10 hanesinden bir ve Bursa’nın 2.416 hanesinin 10 hanesinden bir;
1637’de 2.420 avârızhanesinin 10 hanesinden bir;
1639’da 2.417 avârızhanesinin 10 hanesinden bir;
1642’da 2.420 avârızhanesinin 10 hanesinden bir;
1644’te 2.420 avârızhanesinin 7 hanesinden bir;
1645’te 2.420 avârızhanesinin 7 hanesinden bir;
1646’da 2.390 avârızhanesinin 7 hanesinden bir kürekçi ihracı emredildi.
1651’de ücretle kürekçi tutulması emredildi (BS. 329/87).
1651’de donanma gemileri için iki kat kürekçi ihracı ferman olunduğundan ziyade kürekçi tedariki lâzım gelmişti. Bu sebeple, müteferrika, çavuş, kâtip, kâtip şakirdi, sair zuamâ ve erbâb-ı timarın mutasarrıf oldukları zeamet ve timarlarının her 1.000 akçe yazılanından, 1605’te alındığı gibi altı-
şar yüz akçe kürekçi bedelleri mühimmatı için akçe taleb ve tahsili emredildi (BS. 329/87).
1651’de ziyade kürekçi lâzım olduğundan her bir neferine üçer bin akçe verilmek üzere Bursa’dan 135 ve Bursa livası kadılığından 355 ki cem’an 490 kürekçi eder, rızalarına bakmayıp, tutup ve kefiller yazıp İstanbul’a gönderilmesi ve icap eden akçenin hazine-den gönderildiği bildirilmiştir (BS. 329/92).
1658’de Bursa’nın 2.380 avârızha-nesinin her yedi hanesinden bir kürekçi ihracı emredilmiştir (BS. 179/78).
1659’da donanma Karadeniz’e çıkacağından kürekçilerin acele gönderilmesi ve “şiddet-i şitâdır” veyahut “nevruz olmamıştır” diye teallül ve bahane etmeyip emir vardığı gibi bunların yerlerinden kaldırılması (BS. 346/35);
1659’da iki sene ihrac edilmeyen 2.368 avârızhanesinin her yedi hanesinden bir kürekçi ihracı ve bu kürekçilerin bedelleri için üçer bin akçeden 160 akçesinin kanun üzere harcırahları olarak ellerine verilmesi, maadasının keselenip tersanede kadırga reisleri müvâcehesinde kendilerine teslim ettirilmesi emredildi (BS. 346/43).
1660’ta her yedi haneden bir kürekçi ihracı emredildi (BS. 317/2).
1662’de Bursa’da kürekçi tayfasının binbaşıları Mehmed Beşe ve odabaşı-larından Hacı Yusuf, Hacı Abdullah, Hacı Ramazan, Ak Mehmed, Durmuş, Mustafa, Ahmed, Debbağ Muslu, Şeyhî, Ramazan, Bursa kadısı İshak Efendi müvâcehesinde bu seneye mahsûben Bursa mahalleleriyle köylerinden her yedi hanesinden ihraç olunan 337 kürekçi, tersane harcı ile tamamıyla cem’ ve tahsil olunup bedelleri ile kendilerine teslim edildiğini mahkemede ikrar eylediler. Bunları tersaneye teslim edip mühürlü ve mamûlün-bih temessük alıp Bursa kadısı İshak Efendi’ye îsal ve teslim ve bunlardan birisi ölürse veya kaçarsa yerlerine kürekçi tutup bedellerini taraflarından vereceklerini bil-
dirdiler. Bunlar da birbirlerine kefil olup, Bursa ahâlisinden tekrar bir şey istememek üzere her birisi taahhüd ve iltizam eylediler ve bu taahhüdleri sicile kaydolundu (BS. 1073/47,134).
1662’de donanma için sair senelerden ziyade kürekçi çıkması lâzım gelmekle her bir neferine taraf-ı mirîden dörder bin akçe verilmek üzere Bur-sa’dan 50, Yenişehir’den dört, Kite’den sekiz ve Mudanya’dan 15 ki, cem’an 77 eder ve Hudâvendigâr sancağının diğer kazalarından 73 ki, hepsi 150 eder, “hodgirifte” kürekçilerin acele ihraç olunarak tersaneye teslim ettirilmesi emredilmiştir (BS. 1073/138).
1663’te 2.365 avârızhanesinin her yedi hanesinden bir kürekçi (BS. 1073/115);
1668’de donanma kadırgalarına ziyade kürekçi lâzım olduğundan her neferine beylikten 3.600 akçe verilmek üzere Bursa kazasından 110 “hod-girifte” kürekçileri ihracı bildirilmiştir (BS. 301/130).
1669’da 2.348 avârızhanesinin beher yedisinden bir kürekçi ihracı;
1670’te 2.348 avârızhanesinin her birisinden 500 akçe kürekçi bedeli ve avârıza zam olunan mütekaidiyye için her yıl haneden 50’şer akçe mütekâ-idiyye bedelleri tahsil ve irsâli bildirilmiştir (BS. 295/132).
1671’de 259 “hodgirifte” kürekçilerin ihracı ve mahkemede Müslümanların huzurunda her birinin ellerine kırkar kuruş verilmesi emredildi (BS. 330/83,92).
1675’te 2.348 avârızhanesinin her yedi hanesinden bir kürekçi ihrâcı emredildi (BS. 316/107).
1679’da 2.340 avârızhanesinin her yedi hanesinden bir kürekçi ihracı ve nâib ile tersaneye teslim ettirilmeleri ve tersane harcı için her bir haneden 15 akçe ve avârıza zam olunan bedel-i mütekâidiyye için beher haneden 50’şer akçe ve küsur kalan hanelerin her birinden beşer yüz akçe kürekçi
bedel avârızları akçesi tahsili (BS. 276/82);
1680’de avârızhanelerinin her yedi haneden bir kürekçi ihracı emredildi (BS. 317/113).
1687’de avârızhanelerinin her yedi haneden bir kürekçi ihracı emredildi (BS. 363/13).
1687’de beher haneden 50’şer akçe bedel-i muavenet ve 10 akçe tersane harcı ki, cem’an 65 akçe eder, tahsil ve her yedi hanesinden bir nefer aynî kürekçi ihracı emredildi (BS. 363/18).
1737’de Bursa ve kurâsının 902 ve bir rub’ kürekçi bedel-i avârızhaneleri olup beher 10 hanesinden bir nefer aynî kürekçi ihracı ve tersaneye teslimi emredildi (BS. 377/70).
1741’de Bursa’nın 906 ve rub’ kürekçi bedel-i avârızhanesi olup beher yedi hanesinden bir nefer kürekçi ihracı ve donanma kadırgaları için tersaneye teslimi emredildi (BS. 1184/75).
1749’da 906 ve bir rub’ kürekçi bedel-i avârızhanesinin beher 10 hanesinden bir nefer aynî kürekçi ihracı emredildi (BS. 339/84).
1762’de bu hanelerden kürekçi bedeliyyesi tahsili emredildi (BS. 395/71).
1777’de 906 ve bir rub’ avârızha-nelerinin beher 10 hanesinden bir nefer aynî kürekçi bedeliyyesi tahsili emredildi (BS. 337/48).
1779’da her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı (BS. 1191/8);
1780’de her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı (BS. Numara 1185);
1782’de her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı (BS. 1186/7);
1785’te her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı (BS. 314/32);
1787’de her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı (BS. 1202/76);
1788’de her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı (BS. 319/63);
1790’da her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı (BS. 1205/125);
1791’de her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı (BS. 1206/90);
1792’de her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı (BS. 1206/16);
1794’te her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı (BS. 1209/7);
1795’te her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı (BS. 312/7);
1802’de her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı (BS. 281/110;
1805’te her 10 haneden bir nefer aynî kürekçi ihracı emredildi (BS. 307).
Bu cetvelin tedkikinden Bursa’nın hangi tarihlerde küçülmeye başladığı ve bu kürekçi meselesinden ne kadar ıstırap çektiği anlaşılıyor. Evvelâ seferlerde tahsil edilirken gitgide kürekçi bedeliyyesi vergi hâline konulmuştur. Bursalılar devletin kara ordusuna hizmet ettikleri gibi denizlerde de pek çok hizmetler etmişler ve yararlıklar göstermişlerdir.
Yalnız 1598’de “Bursa’dan kürekçi toplanmaya başlanarak binbaşı olan Oruç mübaşeretiyle nefer başına ikişer bin beş yüz akçe ile rızalarıyla kürekçi toplayıp sancaktarlarıyla tersaneye gelmek üzere iken evvelce binbaşı olan Ahmed Dâî mahallesinde Hüsam oğlu Mehmed, kürekçileri kandırıp; “binbaşı olaydım üçer bin akçe alıverirdim, niçin bu kadar ile kabul ettiniz?” diye tahrik etmekle, kürekçiler de; “3.000 akçe almadan gitmeyiz” diye ayak sürüdüklerinden bu gibi fesad ve şenaatten hâlî olmayan Hüsam oğlu Mehmed’in fesad ve teaddîsi mukarrer ise yarar adamlara koşup küreğe konulmak üzere İstanbul’a gönderilmesi” bildirilmiştir (BS. 351/127).
KÜRKÇÜ TAYFASI Bursa’daki kürkçü esnafı, divan-ı hümayuna arzıhâl sunup: “Tüccarlar, eskiden beri dışarıdan Bursa’ya kürk getirdiklerinde tane kürkleri kürkçülere satar ve onlar dahi terkip edip bir kürk eder, sonra satarlar iken, hariçten arakiyyeciler, tane samur ve zerdüvâları tüccardan alıp kalpak vesair takke makûlesine pervaz eylemeleriyle müşterilere ve kürkçülere çok gadr ve zarar vaki olduğundan eskisi
gibi, tüccarın getirdikleri kürk tanelerini kürkçülere satıp ve bunlar dahi mez-burlardan satın alıp olagelmişe muhalif iş yapmak isteyenlerin men’ ve def’le-rini” istemişlerdir (BS. 1073/95). BK, III/141
KÜSTÂHÎZÂDE Cizyedârzâde Hüseyin Ağa’nın yaptırdığı Nakşibendî Tekke-si’nin ilk şeyhidir. 1757’de şeyhliği Dağıstanlı Şeyh Mahmud Efendi’ye devr eylemiştir. BK, III/141
KÜSTÂHÎZÂDE
KÜŞTERÎ (Şeyh Mehmed) İran’ın Küşter beldesindendir. Orhan zamanında Bur-sa’ya gelmiş ve o vakit “Beylik Bahçe” denilen şimdiki Belediye Bahçesi’nin karşısında bir mahalde yerleşmiştir. Birçok kerametler göstermiş ve Allah’ın cezbesine tutulmuş büyük ve âlî makamlara sahip olmuş, duası kabul olan bir kimse idi (ŞN. 45). Alboyacılar Hamamı’nda bir mermere basmış ve ayağının yeri kalmıştır (G. 226). Halbuki Alboyacılar Hamamı, 1492’de yaptırılmıştır ki o vakit bu muhterem zatın kemikleri bile kalmamıştır. Bu zatın Gülşen adında bir manzum telîfi olduğu Güldeste’de yazılıdır. Şiirlerinden:
Ademsin ol adem de sende sâkin Bulunmaz vâcibe ma’lûm mümkin
I. Murad’ın evâhir-i saltanatında, yani 1388’den evvel öldüğünü yine Güldeste yazıyor. Halbuki oraya konulan taşta 803/1400 tarihi yazılıdır. Bu zatın kabri yol ortasına geldiği için bir evin duvarına konmuş ve sonradan “Sâhib-i hayâl Şeyh Mehmed Küşterî” diye bir taş konmuştur. Ahalî buna “Şeyh Çüşterî” dahi derler. Eski esnaf, kendi sanatları için bunu âlim ve büyüklerden pîr olarak tanıdıkları gibi Karagözcüler de bu zatı kendilerine pîr ittihaz eylemişlerdir. Oradaki mezar taşı başkasına ait olduğu gibi, bu zatın adını taşıyan kitabe de o asrın yazısı değildir. Tasavvuf ulemâsından imiş. BK, III/141
KÜTAHYA HANI Uzunçarşı’da Tahılpa-zarı Hamamı karşısındadır. Şimdi Çukur Han denilmektedir. Yıldırım Ba-yezid’in damadı Buharalı Emir Sul-tan’ın vakfıdır. Bu hanı Emir Efendi’nin kendisi mi yoksa başkasının mı yaptırıp vakfeylediğine ve hangi sene yapıldığına ve mimarının kim olduğuna dair bir kayda rastlayamadım.
1608’de bir sene evvel gelen Celâlî eşkıyası tarafından damların üzerine çıkarak kiremitleri kırılmış olduğundan, hanla beraber kiremitleri de tamir edilmiştir (BS. 217/66).
1638’de buna Kite Hanı deniliyordu. Harap olduğundan Hacı Muslu kirasına mahsuben tamir eylemiş ve ayda 1.050 akçe hesabıyla 12.600 akçeye kiraya tutmuştur (BS. 361/9).
1742’de hanın alt katındaki kemerleri ve sütunları ve sıvası ve kereste ile yapılan ahırın çatısı ve hanın ortasındaki şadırvan ve üst kısım kemerleri esaslı bir surette 120.000 akçeye tamir edilmiştir (BS. 338/49). Hanı, bir müddet Cizyedârzâde Hüseyin Ağa, seneliği 100 kuruşa kiraya tutmuştur.
1754’te han yanmış ve ancak 1770’te tamir edilmiştir (BS. 331/105). Bir müddet de Osman Beşe adında birisine kiraya verilmiştir (BS. 331/108).
1914’te Cizyedârzâdelere ber-vech-i malikâne kiralanmıştır. İçerisindeki, “Gökdere Suyu” makseminden ayrılan “Demiroluk Suyu”, Nalıncılar Hamamı yanındaki maksemden ayrılır. Han bugün mamur ve kullanılır bir hâldedir. BK, III/142
KÜTÜPHANELER
KÜTÜPHANELER Bursa’da birçok kütüphane vardı. Fakat bunların ekserisi bugün yıkılmış ve kitapları kaybolmuştur. Bazı memleketini sever, hamiyetli, çalışkan zatlar bulabildikleri kitapları toplayarak birkaç kütüphanede muhafaza etmeye muvaffak olmuşlardır. Kayıtlara ve bazı eserlere göre Bur-sa’daki kütüphaneler yukarıda cetvel hâlinde gösterilmiştir.
|
Kütüphanenin Adı |
Kitap Adedi |
Banisi |
Vefat veya Tesis Tarihi |
Açıklamalar |
|
Ulucami |
4.525 |
Abdullah Efendi |
1797 |
Vakfiyesi 10.12.1782’dedir. 449 cild ve 508 adet idi. Dördü tıb ve beşi divan ve dördü tarih kitabı olup diğerleri din kitapları idi. |
|
Ahmed Gazzî |
Abdüllâtif Efendi |
1831 |
Orhan’a nakil |
|
|
İsmail Hakkı |
İsmail Hakkı |
1724 |
Umumi Kütüphane’ye nakil |
|
|
İncirli Tekkesi |
İzzeddin Efendi |
1780 |
Umumi Kütüphane’ye nakil |
|
|
Baba Efendi Dergâhı |
Şeyh Saîd Efendi |
1870 |
||
|
Hüsameddin Dergâhı |
Hüsameddin Efendi |
1630 |
||
|
Eminiye Dergâhı |
Şeyh Emin Efendi |
1813 |
||
|
Moralı Dergâhı |
Şeyh Galib Efendi |
1863 |
||
|
Emir Sultan Dergâhı |
Şeyh Tahir |
1878 |
||
|
Mevlevîhane |
Mehmed Dede |
1853 |
||
|
Haraççızâde |
Hacı Hüseyin Ağa |
Umumi Kütüphane’ye nakil |
||
|
Hüseyin Çelebi |
Amcazâde Hüseyin |
1713 |
Orhan’a nakil |
|
|
İbrahim Ağa |
Hamamcı İsmail Efendi |
1916 |
||
|
Şemseddin Efendi |
Şemseddin Efendi |
1935 |
Şahsa aittir. |
|
|
Umur Bey |
Gazi Umur Bey |
1454 |
||
|
Erkek Lisesi |
2.987 |
|||
|
Kız Muallim |
3.500 |
|||
|
Orta Mektep |
1.237 |
|||
|
Necati Bey Kız Enstitüsü |
769 |
|||
|
Sanatlar Mektebi |
847 |
|||
|
Kız Lisesi |
923 |
|||
|
Umumi Kütüphane |
4.677 |
Haraççızâde, İsmail Hakkı, İncirli Tekkesi kütüphanelerinden derlenmiştir. |
||
|
Orhan Kütüphanesi |
10.824 |
Ahmed Gazzî, Hüseyin Çelebi kütüphanelerinden ve daha başka kütüphanelerden derlenmiştir. |
||
|
Milli Kütüphane |
5.048 |
|||
|
Halkevi |
1.500 |
Her gün artmaktadır. |
||
|
Müze |
600 |
|||
|
İpekçilik Enstitüsü |
1.296 |
|||
|
Ziraat Mektebi |
752 |
Bursa Lisesi tarih öğretmeni Memduh Turgut Koyunluoğlu’nun yazdığı ve Bursa Halkevi’nin 1937’de bastırdığı “İznik ve Bursa Tarihi”nde Bursa’-daki kütüphanelerin hepsinde, 1937’de 39.484 adet kitap bulunduğu belirtilmektedir. Yukarıdaki rakamlar pek muhterem olan bu zatın eserinin 37. sayfasından alınmıştır. BK, III/142
L
LAÇİN (Hoca) Ulucami hasırları için 1662’de vakıfları vardı (BS. 348/27). BK, III/145
LAF ATMAK Mizanoğlu mahallesinden Süleyman oğlu Hasan’ın, kendi hâlinde olmayıp kapısı önünden geçen kadınlara çirkin ve yakışmaz kelimelerle taarruz eylediği gibi evinin duvarını delerek komşu kadınları dahi gözetlediği ve bunun elinden ve dilinden emin olmadıklarını, mahalle ahâlisi, 12.2. 1750’de mahkemeye gelip şikâyet ve iddia eylemeleriyle, ıslâh-ı hâl edinceye kadar, mahallesinden çıkarılması tenbih edildi (BS. 387/73). BK, III/145
LAFÇIOĞLU Bursalı Ahmed’in soyadıdır. Bursa’da cezası tertip olunan Çavuşoğlu Mehmed’in babası Kömürcü Yeniçeri Süleyman, “bu ve birkaç arkadaşı oğlumu mazlûmen katlettirdiler” diye divan-ı hümayuna müracaat eylemiş ise de tedkikatta mahkemenin kararı ve padişahın emriyle idam edilmiş olduğundan tezvirattan ibaret olduğu anlaşılmış ve şikâyet edenler ceza görmüşlerdir. 17.8.1767’de keyfiyetin cümleye ilânı fermanla emredilmiştir. (BS. 1179/11). BK, III/145
LÂGAR NASUHOĞLU MUSTAFA ÇELEBİ 1631’de vakıfları vardır (BS. 243/134). Bk. Mustafa Çelebi. BK, III/145
LAKLAK 1498’de yaşayan Hoca Musli-huddin Mustafa’nın babası Ahmed Kethüdâ’nın şöhretidir (BS. 16/244; 17/241). Bk. Muslihuddin (Hoca). BK, III/145
LA’L PAŞA TÜRBESİ Pınarbaşı’nda Ka-lenderhane civarındadır. 1484’te mamur idi. Bu zatın kim olduğu tesbit edilemedi (BS. 4/107, 29/199). BK, III/ 145
LALA ŞAHİN PAŞA Bk. Şahin Paşa (Lala).
LA’LÎ Şairdir. Şehzâde Cem’in arkadaşlarından olup beraber Avrupa’ya gitmişti. Mânâlı şiirleri vardır. Yüzü kırmızı olduğundan Lâ’lî mahlasını almıştır. Ekseri şiirleri irticalendir:
Zâhidin fikrinde cennet âşıkın dîdâr-ı yâr Her kişinin lâ-cerem başında bir sevdâsı var
Sivas tarafındandır. İsmi bulunamamıştır (OM. II/404; LT. 303). BK, III/ 145
LA’LÎN KABA BABA 7.8.1598’de Abdal Mehmed Zaviyesi şeyhliğine mutasarrıf, vakıfın ruhu için ve padişahın de-vam-ı âfiyeti için duaya meşgul ve aynı zamanda türbedarı iken 12.4.1606’da vefat eylemiştir. Asıl adı Mustafa’dır. Bursalıdır. Küçük yaşından beri güzel söz söylerdi. Şeyhlerden Sünbül Sinan Efendi ve Zarifî Hasan Efendi’ye hizmet ederek kıssahân olmuştur. III. Mu-rad’ın teveccühünü kazanmış ve Bur-sa’da vefat etmiştir. Güldeste bunun vefatının 1010/1601 senesinde olduğunu yazıyor. En meşhur meddahları-mızdandır (BS. 194/78, 214/3). Abdal Mehmed kurbünde, Deveciler kabristanına gömülmüştür (G. 529). BK, III/146
22 Lâmiî Çelebi’nin kabir taşı
LÂMİÎ Yeşil Camii nakışlarını yapan Nakkaş Ali Paşa’nın oğlu Defterdar Osman Efendi’nin oğludur. Asıl adı Şeyh Mahmud’dur. Bursa’da doğmuştur. Lâzım olan ilimleri, fenleri Mev-lânâ Ehaveyn ve Hacı Hasanzâde’den tahsil eylemiştir. Lâmiî, sûfiye tarikatına meylederek Emir Seyyid Ahmed Buhârî’ye intisab eyledi. “Hüsn-i Dil” adında telîf eylediği kitabı Sultan Se-lim’e takdim etmekle 30 akçe yevmiye bağlanmış ve bununla tekaüdü ihtiyar ederek vakitlerini ilim ve ibadete sarf eylemiştir. Boş vakitlerini nazım ve telîf ile geçirmiştir. Anası Dilşâd Ha-tun’dur. Babasının ve anasının vakıfla-
rının mütevellisi idi. Zevcesi Hümâ Hatun’dur (BS. 21/29). Kendisi Nakşibendî tarikatı şeyhlerindendir. İlhami Efendi vasıtasıyla Gülşenî tarikatına da intisab eyledi. Molla Cami’nin Nefe-hâtü’l-Üns ve Şevâhidü’n-Nübüvve adındaki iki eserini tercüme eylediğinden kendisine “Câmî-i Rûm” ünvanı verilmiştir. Spora ait “Gûy u Çevgân” adında bir eseri vardır. 1531 senesinde 60 yaşını geçtiği hâlde Bursa’da vefat ve Nakkaş Ali Camii kıble tarafında, babası Osman Çelebi yanına gömülmüştür. Vaktini boş geçirmeyen yüksek şairlerdendir. Telîf ettiği 27 eser mevcuttur (OM. II/292; G. 176; ST. 50; KA.
3973; ŞN. 431; SO. IV/86). Büyücek bir divanı vardır. “Şehrengîz-i Bursa” adındaki eseri Bursa’yı alâkadar eder. 1512 senesinde 4.000 akçe vakfedip o vakit Bursa’da oturan ve şimdi İstanbul’da ve kale haricinde camisi ve mahallesi bulunan “Merkez Efendi” diye şöhret bulan Mevlânâ Muslihuddin Musa bin Mustafa Fakih’i mütevelli nasb eylemiştir (BS. 23/227). Lâmiî’nin ekseri eserleri tercümedir. Bugünkü maarif vekâletinin yaptığı gibi, Türk kültürüne hizmetin, telîf ile değil, medeniyeti bize faik milletlerin mühim eserlerini tercüme ile olacağına kail idi. Bu fikri Lâmiî’ye ayrı bir kıymet verir. Lâ-miî’nin şimdiye kadar tedkik edilmemiş bir ciheti var. O da millî hayatımıza, yaşayış tarzına uygun vücuda getirdiği Letâifnâme’sidir. Bu kitapta Bur-sa’ya ait fıkraları vardır. Meşhur “Pinti Hamid” fıkrasını ilk defa bu kitapta görürüz. Hikâye vadisinde de ehemmiyetli bir mevkii vardır. Osmanlı devrinde hezl (lâtife ve şaka yoluyla yapılan şey veya söylenen söz), ilk defa bu zat tarafından ihdas eylemiştir.
Lâmiî’nin bulunduğu bir mecliste geçen şu hikâyeyi söylemeden geçemeyeceğim: Bursa âyânından birisinin evinde Bursa’nın ileri gelenleri toplanmış ve herkes kendi hâl ve mevkiine münasip bir yere oturmuşken, kendisini beğenmiş ve kendisini yüksek meziyetli bir adam zanneden birisi bu meclise gelerek baş köşeye geçerek oturur. Mal ve mülküne mağrur bu zat, sırtındaki elbise ile iftihar edip emvâl ve emlâkini saymaya ve mecliste bulunanları gözünde çöp gibi görüp öğün-meye başlar. Meclistekiler Lâmiî’den bunun hâline münasip bir şiir isterler. Bi’l-bedâhe:
Muteberdür cihânda dûn u denî Dâimâ zillet üzre ehl-i hüner Hâl-i âlem misâl-i deryâdur Gevher-i pâk zîr u cîfe zeber
demiştir (LT. 290). Lâmiî bir müddet göz hastalığı çekmiştir (G. 227). BK, III/ 146
LÂMİÎ MESCİDİ Çekirge’de, Eski Kaplıca karşısındadır. Lâmiî’nin yaptırdığına dair hiçbir kayda tesadüf edilmemiştir. Yalnız 1587 tarihli bir sicilde; “Eski Kaplıca yakınında Merhum Lâmiîzâde biraderi Mahmud’un bina eylediği vakıf hanın kurşunları köhne olup eskimekte ve her an çalınmakta olduğundan satılarak bahasıyla kiremit alınmasına izin alınmıştır. Kurşunların kıyyesi üçer-buçuk akçe hesabıyla 73.367 akçeye satılmıştır” (BS. 172/165) kaydı vardır. Cami hakkındaki kayıtlar birbirini tutmamaktadır. Meselâ Müftülük dairesinde caminin binası 935/1528 gösterildiği hâlde, 1495 tarihli Abdullah oğlu Bahtiyar’ın bu mescid imamına meşrut vakfı olduğu görülmüştür. Lâ-miî’nin oğlu Ahmed Çelebi’nin 1563’te bu cami hakkında vakfiyesi vardır. BK, III/147
LÂNE Bursa’da 15 İkincikânun 1918’de çıkmaya başlayan edebî bir mecmuanın adıdır. BK, III/149
LATİF ÇELEBİ Bursalı bir tacirin oğludur. “Tûtî-i Latîf” demekle meşhurdur. Bir müddet kadılıklarda dolaşmış ve esasen babasından kalan serveti bir kat daha artırarak İstanbul’da bir medrese bina edip içinde tedrîs-i ulûmla ömrünü geçirmiştir. 1564’te vefat eylemiştir. Şairdir (SO. IV/92; KA. 3994). BK, III/149
LATİF PAŞA (Hacı) Bursa’nın eşraf ve hanedanındandır. 1891’de Meclis-i İdare-i Vilayet azalığına tayin ve 28 Birinciteşrin 1904’te Rumeli beylerbeylik rütbesi tevcih edilmiş ve 1914’te vefat etmiş ve Emir Sultan Camii’ne defnedilmiştir. BK, III/149
LEH
LEH Leh kralının İstanbul’da olan elçisi padişaha arzıhâl edip, krala bazı esbab almak için 4.000 filori ile Yanko adındaki Ermeninin Bursa’ya gönderildiğini bildirmiş ve aldığı metadan gümrük alınmaması için hükm-i şerif taleb
eylemiştir. Bu adamın kral için aldığı 4.000 filorilik eşyadan gümrük alınmaması ve bu bahane ile 4.000 filori-likten ziyade meta almalarından ve başkasının metaını gümrük vermemek için metalarına karıştırmaktan hazer edilmesi Bursa kadılığına 1568 senesi Mayısında emredildi (BS. 110/ 186). BK, III/149
LEH SEFERİ Bursa’dan kimlerin sefere, yani harbe gittiklerini iyice izah edebilmek için bu Leh seferine ait emri yazmayı münasip gördüm.
1621 senesi Şubatında gelen bir fermanda, “evvel-baharda Leh tarafına büyük sefer-i hümayuna gidileceğinden beylerbeyleri, sancakbeyleri, yeniçeri ve bölük ağaları ve bölük halkı ve yeniçeri kulları ve sair kapı halkı, dergâh-ı âlî müteferrikaları, çavuşları, divân-ı hümâyûn ve defter-i hâkânî ve maliye kâ-tibleri ve şakirdleri ve cümle oğulları ve alay beyleri ve zuamâ ve timar erbabı, çeribaşı ve çeri sürücüler ve mütekâid-ler ve birden bine, binden yüz bine varınca mansıblar ve dirlik tasarruf edenlerin cümlesinin bu sefere memur olduklarını ve Bursa’daki sancakbeyi dahi zeamet ve timara mutasarrıf olanlar ile düşman yerağı ve kanun üzere cebeliler ve tüfeng-endâz yiğitler ile müretteb ve mükemmel asker ile nevruzda İstanbul yakınında orduya mülâkî olmaları” gerektiği bildirilmişti (BS. 234/172).
1672 Nisanında gelen bir fermanda: “Anadolu eyâletinin mirliva ve alaybey-leri ve zuamâ ve timar erbabı bizzat padişahla Edirne sahrasında bulunan ordu-yı hümayuna iltihak ile dernek ve cemiyette mevcut bulunmaları için birkaç emr-i şerif gönderilmişti. Hareket vakti karîb olduğu hâlde bazılarının yerlerinden hareket etmedikleri haber alınmıştır. Bunları sefere sürmek için kapucubaşılardan tayin olunmuştur. Bir an bir saat tehir ve tevakkuf ettirmeyip kalkıp varıp bu gibilerden evlerinde bulunanları çıkarıp bir kimseyi himaye etmeyip sürüp mahall-i memuriyetleri-
ne gönderip ve sefere çıkmayıp evlerinde bulunanları sairlerine ibret-i siyaset ve nasihat olmak için kapıları önlerine asılması ve bu emrin şehir ve kasabalarda bağrıltılarak cümleye ilân ve yaydırılarak sonra kimsenin bilmedik ve duymadık diye özür ve bahane eylememesi ve hiçbir kimseyi himaye etmekten çekinilmemesi lâzımdır. Şöyle ki, bu askerlerden vakt-i zaman ile mahall-i memuriyetlerinde bulunmayarak sefer-i hümayunun tehirine mâza’llâhü teâlâ sebep olurlarsa evvelâ kadının bu işe ehemmiyet vermediğinden, müsamahasından bir vecihle özrü makbul ve cevabı mesmû’ değildir. Kadıların mansıbları başkalarına verilmeye kanaat olunma-yıp kadının ve sancakbeyinin ve alâkadarlarının haklarından gelinmek mukarrerdir.” denilmiştir (BS. 330/81). BK, III/150
LEM’Î Bursalı şair Lâmiî’nin oğludur. Asıl adı derviş Mehmed’dir. Tahsil-i ilimden sonra müderris olmuş ve kadılıklarda bulunmuştur. 1550’de vefat ederek Hisar’da, Ortapazar’da Nakkaş Ali Camii kıble tarafında babası Lâmiî Çelebi yanında gömülmüştür. Şairlerdendir. Aruza ve kafiyeye ait Bahru’l-Evzân adında bir eseri vardır (SO. IV/86; G. 502; OM. II/495). BK, III/150
LEM’Î ABDULLAH ÇELEBİ Bursalıdır. Şeyhulislâm Çivizâde Efendi’den ders almıştır. Kadı olmuştur. 1552’de ölmüştür. Şairdir (SO. IV/93). BK, III/ 151
LEM’ÎZÂDE Bk. Ubeydullah (Mevlânâ).
LEVEND İtalyanca’dan alınmış bir kelimedir. Vaktiyle Venedikliler şark memleketlerinden aldıkları bahriye tüfenk-çilerine “şark” manasına olan bu ismi vermişlerdir. Bizde de gemilerde ve daha sonraları beylerbeyleri ve paşalar maiyyetinde kullanılan kimselere bu isim verilmiştir. Sicillerde:
1656’da levend tayfasından, “burma astar, yakalı dolama, yağmurluk giyip ve kürde ve varsak tüfenk taşıyıp” fukaraya zulüm ve teaddî eyleyen eşkıyaları tutup şer’ ile haklarından gelinmesi emredilmiştir (BS. 345/105).
1660’ta İkincikânun ayında gelen bir emirde: “Evvel-baharda deryâ yüzüne çıkacak donanma gemilerine çok miktarda levendler lâzım olduğundan ve Bursa’dan gönüllü levendler gelmek eski âdetlerden bulunmakla ahâlinin toplandığı yerlerde nidâ ettirip gönüllü levendlerden hüsn-i rızâlarıyla müret-teb ve mükemmel yerağlarıyla nevruzdan evvel donanmaya girerek padişahın hizmetinde bulunmaları ve bu hizmetlerde bulunanların vücuda getirdikleri hizmetlerine mukabil riayet olunmak mukarrer olduğunun her birine tefhim ve îlâm edilmesi” bildirilmiştir (BS. 346/37).
1675’te; “Hudâvendigâr livası dâhilinde bazı yerlerde kapısız levendler yollar keserek yolcuları çevirmekte, soygunculuk yapmakta, adam öldürmekte olduklarından bunların mıntıkanızda komayıp ihraç edilmesi ve memnû olmayıp şekâvete sülûk edenleri bilâ-tevakkuf hapis ve marifet-i şer’ ile aman vermeden haklarından gelinmesi ve âyân ve vilâyet ahâlisi bunları kasabalarda ve köylerde her ne mahalde bulunursa sürüp çıkarıp muhalefet ile eşkıyalık yapanların şeriat marifetiyle haklarından gelinmesi ve kadılar da ‘eşkıyanın hakkından gelmiştir, kan olmuştur’ diye ahâli reayası sual ve itâb olunmamak üzere mezun ve murahhastır. Mütesellim, vilâyet ahâlisi ve kadılar bu fermana mugayir vaz’ edip bunları vilâyetten sürüp çıkarmaktan ihmal edip ve şakîlerin haklarından gelenleri sual ve itâb ile mâni’ olanların haklarından gelinip ihmâl ve tekâsül eden âyân ve ahâli-i vilâyet padişahın gazabına ve itâbına dûçâr olur” (BS. 316/ 134).
1745’te gelen bir fermanda, sefer-i hümayuna memur askerlere ihanet ve düşmanlara yardım eden levend eşkı-
yası, “muzırru’n-nâs ve sâ’î bi’l-fesâd olduklarından, bunların; bulundukları yerlerde behemehal tutularak müstahak oldukları cezaları tertip edilmesi şer’an ve kanunen lâzımdır. Bu gibilerin idamı sırasında yanında bulanan mal ve eşyaları öldürenlerin olacak ve kesilmiş başları da valilere ve zâbıtâna götürülecektir” denilmektedir (BS. 384/93).
1754’te başıboş, kapısız levendlerin toplu bir hâlde gezmemeleri ve gezenlerin derhal cemiyetlerini dağıtıp idam edilmeleri için şiddetli bir emir gelmiştir (BS. 280/123).
1757’de yine bu eşkıyalar çoğaldığından şiddetle tenkilleri emredildi (BS. 391/131). BK, III/151
LEVHÎ HASAN EFENDİ Bursalıdır. Müderristir. 1751’de vefat etmiş ve Deveciler mezarlığında “Hasırpûş Dede” yakınına gömülmüştür. Şairdir. Divanı vardır. Tasavvuf erbabından olup Celvetî tarikatına girmiştir (SO. IV/93; OM. 405). Levhîzâdelerden birçok zevat yetişmiştir. BK, III/152
LEYLÂ
LEYLÂ 1789’da İkinciteşrin ayında bostancıbaşının padişaha yazdığı bir takrirde: “Cumartesi günü talimatınız mucibince Üsküdar’a giderek ‘Şems-âbâd’ kasr-ı hümayununa vardım. Bostancı neferlerine izin verdim. Tebdîl-i kıyafet ederek üç adet ‘çarşı piyadesi’ne binerek Boğaziçi’ne gittim. Akşamdan sonra İncir köyünde, sağır Numan Paşazâde Abdurrahman Bey’in yalısı önünde ‘çalpara’ sesi duydum. Derakab dönüp Kireççi Fırını iskelesinden üç nefer adamı çıkıp kusur neferatı Sulta-niye’ye göndermiş ve arka taraftan gözetleyerek Abdurrahman Bey’in yalıda olduğu ve karısının bulunmadığı anlaşıldıktan sonra arka taraftaki kapı çalınarak sorulmuş ve haremde olduğu haber alınınca girilmiş ve üç adamıyla altı kadın meclis kurup saz ve keman mevcut olduğu görülmüş ve devletin şanını setr için Abddurrahman Bey ve adamları yalısında bırakılıp kadınları
23 Bursa
Erkek Lisesi
kendi ‘piyade’sine bindirerek ve yazıcı ve reis kullarını terfik ederek Beşiktaş’a göndermiş, kadınların dördü mübtezel güruhundan olduğundan salıverilmiş ve birisi çengi Mahmûr Usta demekle maruf kadın ve diğeri de ‘Leylâ’ adındaki kadın el-ân mahbus bulunmaktadır” denilmektedir.
Bu takriri alan III. Selim, verdiği emirde: Dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarından Numan Paşazâde Abdurrahman Bey’in hilâf-ı rıza ve mugâyir-i şeriat harekâtından dolayı rütbesi kaldırılmış ve Kıbrıs ceziresindeki Magosa kalesinde kalebend edilmek üzere çavuşla gönderilmiş ve çengi Mahmûr Usta ve Leyla denilen kadınlar da harekât-ı şenî-aya tesaddîlerinden Haseki mübaşeretiyle Bursa’ya nefy edilmiş ve emir verilmeden ıtlak edilmemeleri firarlarına meydan verilmemesi, vüsûllerinin İstanbul’a bildirilmesi Bursa kadısına emredilmiştir (BAZD. 3709; BS. 308/ 27). BK, III/152
LEYS ÇELEBİ Bk. Nureddin Hamza Efendi.
LİSE Bursa’da birkaç tane olduğundan buna Erkek Lisesi derler. 1885 senesinde 22 vilâyette “Mekâtib-i İdâdiye”
tesis edilmiş ve rüşdiyeler lağv edilerek rüşdiyelerdeki muallim ve talebeler idadiyeye nakledilmiştir. 1892’de idadiye mektepleri birkaç dereceye ayrılmış ve Bursa da ikinci derecede sayılarak 80 yatılı talebeyi muhtevi bulunması ve bunların yarısının paralı ve yarısının parasız olması karar altına alınmıştır (MUN. 262,337).
Mektep evvelâ Veli Şemseddin mahallesinde Akl-ı Evvelzâde Necip Bey konağında Mülkiye İdâdîsi adıyla, iki sınıflı olarak açılmıştır. Evvelce temeli atılıp kalmış olan mektebin inşasına Vali Mahmud Celâleddin Paşa muvaffak olmuş ve Maarif Müdürü Saîd Bey’in gayreti ile 26 Kânunisânî 1891’-de inşaatı tamamlanmıştır. 25 Eylül 1893’te, müştemilâtı istenildiği kadar geniş olmadığından, etrafındaki 10 evin satın alınarak mektebe ilhâkına teşebbüs olunmuştur. Kimyahane, yatakhane, teneffüshane kısımları 1903’-te, tamamı 1906’da bitirilmiştir. Mektebin güzel bir kütüphanesi de vardır. BK, III/159
LODOS RÜZGÂRI Bursa’nın lodos rüzgârı meşhurdur. Lodos yüzünden Bursa çok zararlara uğramıştır. Yıldırım Camii minareleri lodos rüzgârlarından sık sık yıkılmıştır. Hiçbir vakit çift minare bu camide dayandırılamamıştır.
1761’de çıkan bir lodos rüzgârı Selçuk Hatun Camii kurşunlarını ve minaresi külâhını tamamen ve Emir Sultan Camii ve türbesi kurşunlarını, Yeşil Camii’nin ve Medresesi’nin kurşunlarını sökmüş ve birçok evlerin kiremitlerini atmış ve ağaçları sökmüştür.
1893 senesi İkinciteşrin ayının 26. günü başlayan şiddetli lodos rüzgârından Bursa’da birçok duvar, büyük ağaçlar, kereste depoları yıkılmıştır. BK, III/153
LODRA Eski tartılarda, bir kantarı, yüz lodra (lidre) itibar etmişlerdi. Bu suretle bir kıyye 2,3/11 lodra, yani bir lodra 176 dirhem ederdi. Ekseri mem-
leketlerde vezni muhaliftir. Bursa’daki lodra, yukarıdaki ağırlıktadır (LTC. VI/ 143). BK, III/153
LOKMAN DEDE Yeşil Camii çinilerini yapan ve Fatih zamanına kadar yaşayarak ihtiyar olmasından dolayı “Dede” ünvanını alan Mecnun Dede’nin kardeşidir. Yeni Tahtakale’de Mecnun Dede Camii’nde kardeşinin yanına gömülmüştür. Evvelce camiye muttasıl zaviyeleri de vardı (G. 222). BK, III/153
LÖKÇÜOĞLU ÇEŞMESİ Yıldırım’ın alt tarafında, Acısu’nun ayağı bu çeşmeye akar. 1520’den evvel yaptırılmıştır. Darüşşifa’ya yakındır. BK, III/153
LÖPLÖP MAHMUD 7.2.1650’de Bursa ipek mizanı mukâtaasından yevmiye 15 akçe bağlanmış ise de kendisine güç geldiğinden Mihaliç mukâtaasından verilmesi emredilmiştir. Kim ve kimin nesi olduğu anlaşılamadı. BK, III/154
LUTFÎ Bursa maarifine çok hizmet eylemiş ve bu uğurda canını bile fedâ etmiş bulunan Murad Emrî’nin oğludur. 1878’de Yenişehir Fenar’da doğmuş ve 1882’de babasıyla beraber Bursa’ya hicret eylemiştir. Bursa Askerî Rüş-diyesi’nden şehadetname alarak mülkiye idâdîsine (liseye) girmiş ve dördüncü sınıfa kadar okumuş ise de çok zayıf ve nahif olduğundan tahsilden men’ edilmiş ve bir müddet sonra da hastalanarak 8.7.1897 Cuma gecesi vefat eylemiştir. Mûsıkî, resim, şiire merakı vardı. Biri eski sikkelerden ve diğeri de pullardan müretteb iki nefis koleksiyonu vardı. 19 yaşını henüz bitirmiş bir genç idi. BK, III/154
LUTFÎ BEY Osmanlı hanedânından Savcı Bey’in oğludur. Kendisi de ümerâdandır. Mezarı, Muradiye civarındadır. Taşı sökülmüş olduğundan yeri malum değildir. Mezar taşında şöyle yazılıdır:
Hâza’l-kabru’l-münevver ve’l-mezâ-ru’l-muazzam li-hazreti’l-emîri’l-kebîr
es-saîd eş-şehîd el-muhtâc ilâ rahmeti Rabbi’l-âlemîn er-râcî eş-şefâate hâte-mi’l-enbiyâ ve’l-mürselîn Lutfî Bey bin Savcı Bey. BK, III/154
LUTFÎ EFENDİ (Şeyh) Eşrefzâde Pîr Ahmed Efendi’nin oğludur. İznik’te doğmuştur. Babası Ahmed Efendi 1636’da ölmüştür. Lefke civarında, kardeşi Abdülmümin Efendi ile birlikte oturarak oralarda tarikatlarını yaymakta idiler. BK, III/154
LUTFÎ HALİFE (Şeyh) Ulemadandır. 1523’te oğlu Şeyh Mevlânâ Abdur-rahman’ın oğulları Ahmed ve İbrahim Çelebiler Bursa’da bulunuyorlardı. Bahçeköy ile alâkaları vardır (BS. 31/ 198). BK, III/154
LUTFULLAH Hacıdır. Hacı Osman’ın oğludur. İki yastık tezgâhı vardı. Yas-tıkçıdır. 26.7.1762’de İshak Şah mahallesinde ölmüştür. 21.421 akçelik kitabı çıkmıştır. 80.822 kuruş mirası kalmıştır ki, Bursa’nın oldukça zenginlerinden olduğu anlaşılıyor (BS. 397/1). Mehmed Ağa, İbrahim Ağa, Osman ve Emine adında evlâdları vardı. BK, III/157
LUTFULLAH (Mevlânâ) İzniklidir. Tahsili ilimden sonra müderris olmuş, Balıkesir’de müftülük etmiş ve 1679 senesi Nisanında ölmüştür. Temiz ve nezih ahlâklı bir zat idi (ŞNZ. 79). BK, III/156
LUTFULLAH (Şeyh) Hacı Halife’nin ah-bablarındandır. Bursa’da bazı camilerde imamlık yapmış ve Bursa’da vefat etmiştir. Yavuz’un muasırıdır. Allah’ın füyuzâtına karîn idi (ŞN. 430). BK, III/155
LUTFULLAH AĞA (Hacı)
LUTFULLAH AĞA (Hacı) Vefalı, nimeti bol, eli açık bir zat idi. 1767’de ölmüş ve Şehreküstü mezarlığına gömülmüştür. BK, III/157
LUTFULLAH BEY Hamza Bey sülâlesinden Hacı Mirza Bey’in oğludur. Karısı Hacı Maden oğlu Mustafa kızı Sali-ha’dır. Anası Gonca Hatun’dur. 1748 senesi Haziranında Bâlî Bey vakfının mütevellisi idi. Eşkıyadan kendi hevâ-sına tâbî 20 kadar şahısları başına toplayıp, hâkim ve nâibleri de elde ederek, padişahın emrine aykırı olarak örfî ve şâkka teklifleri ahâliye tahmil ve tezviratlı davalar edip fukarayı hapis ve tecrîm eylediği gibi kendisi mü-tevellilikten çıktıktan sonra yerine tayin olunan mütevelli üzerine topladığı eşkıyayı musallat eylemiş ve mütevellinin gönderdiği adama vakfın aşarını zapt ettirmeyip kendisi zapt eylemiş ve mütevellinin evinden çıkacak hâli kalmamıştır.
Edebey köyünden Bekir’in karısını fuzuli alıp getirmiş ve hayat ve mematı meçhul kalmıştır. Bunun gibi fesad ve eşkıyalıkta bulunarak ahâlinin emniyetleri ve rahatları kalmadığı şikâyet edildiğinden padişah tarafından Teber-dâr Hacı İsmail Halife mübaşir tayin olunmakla, bulunduğu yerde tutularak kendisinden hak iddia edenlerle beraber mahkemeye verilerek hasımlarıyla şer’an murafaa ve cebren ve kahren ve zulmen aldığı akçe, mal ve eşya ve sair hukuk her ne ise şeriat mucibince alarak sahiplerine iade ederek ihkâk-ı haktan sonra ıslah-ı nefs edinceye kadar ve ahâlinin istirahat etmesi için ve sairlerine de ibret olmak üzere Kütahya kalesinde kalebend edilmesi emredilmiştir (BS. 338/171). 1751 senesi Haziranında İnegöl’ün Hamza Bey köyünde vefat eylemiştir (BS. 338/217). BK, III/156
LUTFULLAH BEY
LUTFULLAH ÇELEBİ Bursa eşrafındandır. Tahârîzâde’dir. 1773 Haziranında gelen bir fermanla, kendi masrafıyla yazacağı 300 askerle sefere memur edilmiştir (BS. 1186/19). BK, III/157
LUTFULLAH ÇELEBİ (Mevlânâ) Bursalıdır. Mevlânâ Hâfızuddin ve Mevlânâ
Seyfullah Çelebi’nin babasıdır. 1487’de Bursa’da sağ ve hatırlı âlimlerdendi (BS. 7/54).
Şeceresi şöyledir:
BK, III/155
LUTFULLAH ÇELEBİ DÂRÜLHADÎSİ Yer-kapı mahallesindedir. Evlâdiyet üzere mütevellisi olan Ümmügülsüm ve oğlu Timur oğlu Ali, 1679’da binanın üzerindeki kurşunu satmışlardır (BS. 326/ 72). Hangi tarihte yapıldığı tesbit edilemedi. BK, III/158
LUTFULLAH EFENDİ Hazret-i Emir şeyhidir. Üçüncü halifesidir. Karaman’dan gelmiştir. Emir Sultan Buhara’dan gelirken Karaman’da Lutfullah Efendi’nin babası Abdullah Fakih’in evinde misafir kalmıştır. 1489’da Bursa’da ölmüş ve Emir Sultan Camii’ne gömülmüştür. O vakte kadar şeyhler keçe külâh giyerlerken ilk evvel “tâç” denilen çuha külâh giymesini bu zat ihdas eylemiştir. 31 sene şeyhlikte bulunmuştur. Şairdir. İki telîfi vardır. Abdurrahman ve Abdülgani adında iki oğluyla iki kızı dünyaya gelmiştir. Davud Efendi damadıdır (G. 81; OM. I/158). Telîfa-tından birisi tasavvuftan Cenâhu’s-Sâlikîn dir. BK, III/155
LUTFULLAH EFENDİ Bursalı Abdünnebî Efendi’nin oğludur. “Kaba Lutfî” diye meşhurdur. Tahsilden sonra müderris olmuş ve Muradiye müderrisi iken 1558 senesi Ağustos’unda ölmüştür. Halim, selim, ahlâklı ve daima herkese iyilik etmesini seven bir zat idi (ŞN. I/158). BK, III/156
LUTFULLAH EFENDİ Emir Sultan, Celvetî şeyhi İshak Efendi’nin oğludur. Çiçek hastalığından 1747’de ölmüştür. On sene şeyhlik yapmıştır. Âlim bir zat idi. Emir Sultan’ın 17. halifesi idi. Eşref-zâde Abdülkadir Efendi’den feyz almıştır. İçi ve dışı mamurdu. BK, III/156
LUTFULLAH EFENDİ (Şeyh) Eşrefzâde şeyhi Seyyid Ali Efendi’nin oğludur. Tahsilini babasından yapmış ve halifeliğe nail olup kardeşi Hamdi Efendi’nin yerine, 1658’de şeyh olmuş, 1692’de vefat etmiş ve dedesinin yanına defne-dilmiştir. Şairdir. Divanı vardır. 34 sene şeyhlik yapmıştır. BK, III/156
LUTFULLAH EFENDİ (Şeyh Lutfullah-ı Sânî) Emir Sultan şeyhi İbrahim Efen-di’nin oğludur. 1537’de babasının vefatı üzerine şeyh olmuştur. Hicaz’dan avdetinde Davud Efendi’nin oğlu Edremit şeyhi Muhyî Çelebi, bazı kimselerin iğfali üzerine Bursa’ya gelmiş, şeyhlik için muarazaya başlamış ise de bir müddet sonra vefat eylemiştir. Biraz sonra Lutfullah Efendi de oğlu Mustafa Efendi’yi vekil yaparak İvrindi kasabasına gitmiş ve 1563’te orada vefat etmiş ve nâşı bir hafta sonra araba ile Bursa’ya getirilmiş ve Emir Sultan’a, halifelerin olduğu yere gömülmüştür. Doğruyu her yerde pervasızca söyler, va’z u nasihat esnasında Allah korkusundan ağlar, âh u vâveyla ederdi. Himmetleri çok müessir, insanın gönlünü anlar, Allah’a âşık bir zat idi. Kerametleri pek çoktur (G. 88). BK, III/ 155
LUTFULLAH MUSTAFA EFENDİ Atina müftüsü Hamza Efendi’nin oğlu ve Bursa’daki Moralı Tekkesi bânîsi Ali Rıza Efendi’nin oğludur. 1831’de Bur-sa’da doğmuştur. Tahsilden sonra bazı vilâyetlerde vergi müdürlüğünde ve Bursa’da eytam müdürlüğünde bulunmuştur. Biraderzâdesi Vahyüddin Efendi’nin vefatı üzerine şeyh olmuştur. Ve tekkeye birçok ilâveler yaptır-
mıştır. 29 Birinciteşrin 1903’te Perşembe günü vefat eylemiş ve Moralı Tekkesi kapısının sol tarafına gömülmüştür. Âlim, fazıl, hüsn-i hat ve kitabette emsali nadirdir. Kendisi şairdir. Menakıb-ı Mısrî adında bir telîfi vardır. BK, III/158
LUTUF AĞA
LUTUF AĞA Mihaliç voyvodasıdır. Pank-dûz namıyla meşhurdur. 1772’de yazacağı 200 asker kışlık orduya göndermesi emredilmiştir (BAVD. 41422). 1774’te kendi malıyla üç yüz asker çıkarıp kendi komutasıyla Boğaz hisarlarına getirmesi için kendisine hitaben ferman gönderilmiştir (BS. 1186/37). 1778’de verdiği bir emirle Sincanlıoğlu Ali’yi katlettirmiş ve muhallefatını beyliğe zabtettirmiştir. Ali, kapıcıbaşı rütbesini haiz ve bunların idamları padişahların emrine mütevakkıf iken bu gibi emir istihsaline lüzum görmeden idam ettirmiş ve yaptığı yanına kalmıştır.
1778’de on şalope inşası ve yazacağı 1.000 neferle bizzat Edirne sahrasındaki orduya iltihakı emredilmiştir. Ayrıca beheri ellişer nefer bir bayrak olmak üzere Bursa’dan beş bayrak yani 250 nefer tam silahlı, seçme süvari askeri yazarak zabt u rabta ve asker kullanmaya ve idareye muktedir kendisine muadil bir kimseyi intihab ve başbuğ nasb eylemesi ve “cesur, bahadır kimselerden dahi bölükbaşılar tayin ve bayrakları açtırdıktan sonra asker yazmaya mübaşeret edecek ve bir neferi bile sabî, ihtiyar, alîl ve marîz olmayıp cümlesi seçme yiğitlerden ihrac edecektir” denilmiş ve baş muhasebeden ihrac olunan ve gönderilen defter sureti mucibince beher neferine 30 kuruştan 7.500 kuruş bahşiş ve beher neferine ayda ikibuçuk kuruştan üçer aylık ulûfelerinin zâbıtânın ondalığı ile beraber 2.062,5 kuruş çerge ve çadır ve mühimmat ve sair saka ve salyâne bahaları 767,5 kuruş ki cem’an 13.752,5 kuruş hazineden çıkarılarak nakden gönderilmiştir. Nevruzdan
24 İshak Efendi’nin oğlu Emir Sultan şeyhi Lutfullah Efendi’nin 1160/1747 tarihli kabir taşı
evvel cümle İsmail kasabasında bulunarak İsmail seraskeri emrine girmeleri ve yola çıktıkları gün iki kıt’a şer’î huccet ettirip birisinin İstanbul’a gönderilmesi ve diğerinin başbuğa verilmesi emredilmiştir.
Bu zat senelerce voyvadalık ve daha doğrusu Mihaliç’te derebeylik yapmış, istediğini astırmış ve fakat aynı zamanda asker sevki hususunda hükû-mete çok hizmetlerde bulunmuştur. BK, III/157
M
MAARİF MÜDÜRLÜĞÜ Maarifin tamimi için 1882’de en mühim ve mutenâ noktada bulunan vilâyetlere birer maarif müdürü tayin ve i’zâm kılınmış ve müdürlük başkanlığında olarak vilâyet merkezlerinde birer de “Maarif Meclisi” teşkil olunmuştur. Bu vilâyetlerde birer de “Sıbyân Dârülmuallimîn”i ih-dâs edilmiştir. 1888’de vilâyetler üç sınıf itibar edilmiş ve cümlesine birer maarif müdürü tayin kılınmıştır (MUN. 223,260). BK, III/160
MAAŞ
MAAŞ Eskiden her hükûmetçe her memuruna bir hâs, zeamet, timar tayin edilirdi. Memurlar kendilerine tahsis
olunan bu köylerin hasılatı ile geçinirlerdi. Yeniçeri askerlerine, kapıkulları-na ve ağalarına ulûfe adıyla üç ayda bir, bir miktar maaş veriliyordu. Bunlar da yevmiye hesabıyla idi. 18. asrın sonlarında ve 19. asrın başlarında bazılarına maaş namıyla aylık verilmeye başlandı.
Abdülmecid’in son günlerinde, 1859’da Bursa’da bazılarına verilen vezâifin miktarını yazıyorum:
Mevlevîhaneye 150, Abdullah Efendi Dergâhı’na 250, Hikmetî Efendi Dergâ-hı’na 50, Üftâde Dergâhı’na 50, kayd-ı hayat şartıyla da Muradiye şeyhi Şâzelî 25 Hamidiye Medrese-i
Efendi’ye 50, Rifâî şeyhine 50, Özbek- Muallimin’in açılış töreni
ler şeyhi Ahmed Şâh’a 100, Saray ittisalindeki türbeye 15, Mühtediye Ha-tun’a 15, diğer Mühtediye Hatun’a 40, Narlı şeyhi Efendi’ye 50, Tarik-i Kadi-riyye’den Ahmed Dede’ye 30, Hacı Abdi Efendi’ye 25, Deli Şerife’ye 25, Trabolucalı Mustafa Ağa’ya 50, Cezzar Paşa Divan Efendisi’nin kızına 25, Tahir Ömerzâde Mehmed Bey’e 200, yeğeni Yusuf Bey’e 100, Şeyh Safiyyüddin Efendi’ye 50, Alil Derviş Hüseyin’e 30, Gâr-ı Âşıkân zaviyedârına 15, Fincânî Baba’ya 50, Moralı şeyhi Bedreddin Efendi’ye 100, Tahir Ömerzâde akrabasından Osman Bey’e 30, Mısırlı Hacı Mustafa Efendi’ye 10, Atinalı Şeyh Hüseyin Efendi’ye 30, Sa’dî şeyhine 10, Tıfliye Hatun’a 20 kuruş Bursa mütesellimi tarafından her ay verilecek ve su yolculara 15, yangın bekçisine 15, saray kapıcısına 25 kuruş da nefs-i Bursa ahâlisi tarafından ödenecektir. BK, III/160
MADENCİ Biga’nın Balya köyünde ihdas olunan madene, Bursa Emir Efendi mahallesinden Attar Mustafa, Kurşunlu Mescid mahallesinden Çil Yusuf, Yerkapı mahallesinden Köşklü Mustafa, Kiremitçiler mahallesinden Sarraf Pîr Ali, Şeyh Paşa mahallesinden Hür Nasuh oğlu Mehmed, Karaağaç mahallesinden Bıyıklı Kara Kâfir’in, maden hizmetine mahal ve layık olduklarından, hemen sevki ve bu madende 21 kuyu olduğunu söyleyen Maden Emini Mehmed Bey’e teslimleri 25.9.1544 tarihinde emredilmiştir (BS. 48/303).
1587’de İnegöl’de çıkan gümüş madeninin bilfiil nâzırı olan Musa oğlu Mahmud Çavuş, madeninin üç seneliğini 800.000 akçeye mültezime vermiştir (BS. 172/162).
1600’de İnegöl madeniyle Karesi sancağında hâdis olan gümüş madenlerinin üzerine müstakil bir müfettiş lâzım ve mühim olduğundan İstanbul’da Molla Şerefüddin Medresesi müderrisi Mevlânâ Abdülkadir Efendi müfettiş tayin edilmiştir (BS. 351/ 123).
10.2.1746’da Keşiş dağı etrafında çıkan madende çalışan madencilere lüzumu olan yiyecek ve içeceklerin, geçen narh üzerine bahaları kendi taraflarından verilmek üzere tedarik ve mübâyaasına da emanet ve madencilerin dava ve nizalarının maden emini Veli tarafından şer’le görülmesi ve valiler, mütesellimler, âyân-ı vilâyet ve serdarlar tarafından müdahale olunmaması ve ağaç kesmelerine ve kömür yakmalarına dahi karışılmaması için emr-i şerif verildiği hazine-i âmirede mahfuz baş muhasebe defterlerinde kayıtlı olduğundan, istihkaklarına göre iktiza eden şer’î cizyelerinin maden emini marifetiyle cizyedarlar yedinden alıp başka taraftan müdahale edilmemesi ve her hususta madencilere yardım edilmesi emredilmiştir (BS. 384/ 8).
1746 senesi Temmuzunda gelen bir emirde, “Bursa, Keşiş dağı, Gazi Hudâ-vendigâr ve Atranos taraflarında bundan evvel zuhur eden madende hasıl olup darphaneye gelen altın, gümüş ve bakır çok cüz’î iken madenin imâlini üzerine alan kimseler, maden işine sarf edilmek üzere, İstanbullu bir Hıristiyan-dan 70 kese aldıkları ve bundan evvel yaptıkları 5-6 fırında hasıl olan altın, gümüş ve bakırı İstanbul’a göndermeyip Bursa’da sattıkları ve aldıkları akçeyi ekl ve bel’ ettikleri şikâyet edildiğinden maden işlerine vakıf olan kapıcıbaşı-larından eski Gümüşhane emini Mahmud Ağa mahsusen ve müstakillen mübaşir tayin olunmuştur.
Maden miktarını anlamak için iki fırın yakarak bir haftada hasıl olan altın ve gümüş çaşnisini ahz ve bu hafta zarfında bir fırına sarf olunan akçeyi hasıl olan madenle ihata eyledikten sonra faizi ve neması ne miktara baliğ olur, hulâsa hasılı masrafını korutur mu, gereği gibi tedkik ve tahkik ve maden cevheri keşf ve muayene ve vukufu olanlardan tahkik eyleyip cevherlerinin bundan sonra dahi imâle salâhiyeti var mıdır, yoksa hemen ruy-ı arzdan cürüf
makulesi olup yerli cevahir değil midir, her maddeyi gereği gibi tashih eylemeye ihtimam ve Hıristiyanın celb ve gasp olunan 70 kese akçesini kimler almıştır ve alanlardan red ve tahsil kabil midir, bir çokça tahkik ve istifsâr ve madenin bundan sonra imâlinden terk ve tatili evlâ mıdır, yoksa imâlinden beylik tarafına fayda zuhuru me’mul müdür, gereği gibi tedkik ve bildirmek ve iktizasına göre ferman çıkıncaya kadar ol tarafta olan madencileri ve Hıristiyanın akçesini alanları habseyleyip bu işin sıhhati üzere divan-ı hümayuna arz ve îlâm ve beş altı fırının hasılatını sattıkları vaki ise iktizâ eden bahasını lâzım gelenlerden tahsiline çalışılması” emredilmiştir (BS. 384/69). Bu tahkikattan 14 sene sonra 1760 senesi Eylülünde gelen ikinci bir emirde; “Bursa madenlerinin ahvalini teftiş için mübaşir tayin olunan Gümüşhane maden emini müteveffa Mehmed’in takriri üzere bu maden bir türlü imâle salih olmayıp madencilik bahanesiyle buraya toplanan haşarat fakir halka ve reayaya cevr ve teaddî ile meşgul olduklarından ve giderek şer ve mazarratları ziyadeleşeceği ve asıl Gümüşhane madenlerinin madencileri yavaş yavaş buraya gelerek Gümüşhane madenlerinin dahi nizamları muhtel olup beyliğe ziyan verecekleri ve beyliğin mazarrat ve ziyan etmemesi için Bursa civarındaki bu madenin iptal edilmesi ve fırınlarının yıkılması ve maden bahanesiyle bu civara toplanan haşaratı memleketlerine iadeleri Gümüşhane madeninden gelen madencilerin İstanbul’a i’zamı” bildirilmişti. “Bu madenin madencisi Halil memnû olmayıp bu madenin bir tarafına zararı yoktur, cevher meydandadır. Beyliğe faydası vardır, diye rikâb-ı hümayuna arzıhâl ve istid’â vermekten geri kalmamış olduğundan keyfiyetin Bursa kadısı ve vilâyet âyânı tarafından tekrar ted-kikiyle ‘beyliğe faydası mı mazarratı mı vardır?’ sıhhat ve hakikati ile îlâm edilmesi” bildirilmiştir (BS. 391/62).
1760’ta, “Bursa’nın Kirazlı havalisinde, Numan mübaşeretiyle alınan 150 vukiyye cevherden 15 dirhem halis gümüş hasıl olmakla bu takdirce burada gümüş varsa da lâkin hasılı harcına kâfi gelmeyeceği malum olmak için çaşnisi tutulması mukteza olduğundan elinde kâfi miktarda sermaye olan emniyetli bir adamın mutemed tayin olunup sair madenler gibi irâd ve mesârifi tedkik olunarak tecrübe olunmaya muhtaç olmakla emir ızhar olunmuş darphane nazırı Hacı Mustafa Efendi îlâm etmekle padişahın iradesi alınarak bu madenin tedkikine Abdurrahim memur edilmiştir. Vusulünde bunun işlerine kimsenin müdahale ve taarruz etmemesi ve maden edevât-ı lâzimesinden olan kömür ve künk vesair lâzimesinin tehiyye ve tedarikinde her vechile muavenet ve müzaheret edilmesi” Bursa kadısına emredilmiştir (BS. 392/52).
1763 Birincikânununda verilen bir emirde de “Hudâvendigâr sancağında yeni çıkan altın, gümüş ve bakır madeninde eski darphane nazırı Sıdkı Mustafa Efendi’nin yaptığı âlât ve edevât ve malzemenin icab eden bahalarını vermek üzere müzayedeye konulmuştur. Bu madeni çıkaran Halil, senede 200 kuruş ile malikâne suretiyle uhdesine verilmesini bildirdiğinden bu şerâitle kendisine verilmiştir” denilmektedir (BS. 396/18). BK, III/160
MAHALLE
MAHALLE Türk şehirleri ve kasabaları birçok kısımlara ayrılır ki, bu kısımların her birine mahalle adı verilir. Her mahalle müteaddid evlerden teşekkül eder. Bursa’daki her mahalle o mahalledeki en büyük cami veya mescidin veya meşhur bir şeyin adıyla anılır. Ulucami, Çukur Mahalle, Çınarönü, Pınarbaşı mahalleleri gibi. Fatih zamanından beri her mahallede mahallenin en sözü geçen adamı mahalle camisinin imamı idi. Bazı mahallelerde cami imamı olmayıp yalnız mahalle imamı olanlar da vardı. Tanzimat’tan sonra imamlara yardım etmek üzere ahâlinin
intihabıyla muhtarlar tayin edilmiştir. (Bk. Muhtar).
Bursa’nın teşekkülü şu suretle olmuştur. Bursa’yı alan Orhan Gazi yalnız Hisar’ı bulmuştu. Hisar’daki evlerden başka dışarıda bir şey yoktu. Gökdere suyu şimdiki Çakır Ağa Ha-mamı’nın olduğu yerden akıyordu. Ulucami civarı korkunç çalılık ve ağaçlıktı. Belediyenin olduğu yere Orhan Gazi bir cami ve Ulucami yanındaki Emir Hanı’nı, Koza Hanı’nın batısındaki şimdi mağaza olan hamamı inşa ettirmiş ve bunun etrafını büyük bir duvar ile çevirmişti. Bu duvarın taşları sonradan Ulucami’nin inşaatında kullanılmış, “Demirkapı” ile “Taşkapı” diye iki isimden başka bir eseri kalmamıştı.
Yıldırım Bayezid, şimdi adıyla anılan mahallede bir hastahane, bir cami, bir medrese yaparak şehrin doğu tarafındaki hududunu çizmiş ve Çelebi Sultan Mehmed bu aralığı doldurmaya çalışmıştır. II. Murad da Çekirge ile Hisar’ın arasını doldurmak üzere Muradiye semtlerini intihap eylemiştir.
İlk hisardan dışarıya çıkan ve evler yapan halkın tesis eylediği mahalle “Şehreküstü” mahallesi ve civarıdır. Bir vakitler şehir, Yıldırım’dan Işıklar’a ve Zeynîler’den yeni Kaplıca civarına kadar büyümüştü. İstanbul’un alınması ve diğer fütuhat dolayısıyla yapılan “ev göçleri” Bursa’yı yarı yarıya ufaltmış-tır. Molla Fenarî tepeleri kâmilen evlerle ihata edilmişti.
1558’de gelen bir ferman çok dikkate değer. Özü şudur: “Evvelce Bursa’da mahalle kapıları olup zaman geçtikte harap olmuş ve nice müddet hâlî kalıp ehl-i fesad ve âdî insanlar zuhur edip fesadın envaını yaparlarmış. Eski yerlerine yine mahalle kapıları inşâsı” emredilmiştir.
Mahallelerin, mescidlerin ve camilerin adlarına göre isim aldıkları yukarıda söylenmişti. Gelen bazı ukala kadılar veyahut Arapça’ya aşık olan meraklılar bu isimleri Arapça yapmaya veyahut İran diline çevirmeye uğraşmışlar-
dır. Meselâ Nalbandoğlu, Kazzazoğlu, Selimoğlu, Çıkrıkçıoğlu, Kapıcıoğlu mahalleleri bir vakitler; Veled-i Nalbant, Veled-i Na’âl, Veled-i Kazzaz, Veled-i Selim, İbn Harrât, Veled-i Bevvâb gibi adlar almıştır. Bir vakitler de Nalbandoğlu, İbn Na’âl gibi acaip şekillere girmiştir. Bir de Pınarbaşı gibi, buz gibi Türkçe olan bir isim, Serpınar, Serçeşme, Ser-i Âb, Re’sül-ayn gibi adlar almışlardır. Sokaklar hakkındaki eski usüllerde, sokağın belli başlı bir adı yoksa sokağa girince sağ taraftaki evin sahibinin adı verilmekte idi. Bunun için de acaip isimler almıştırlar. Meşrutiyet devrinde “cadde” kelimesi çok ibzal edilmiş, beş metrelik bir sokağa bile cadde kelimesi izafe edilmişti. Gitgide bunlar tashih edilmeye başlanmış ve Bursa’daki mahalleler 1933’te dairelere ayrılmıştır ki, en medeni bir şekildir. İzmir’de olduğu gibi bir de sokaklara numara konulursa en medeni bir şehir hâlini alır ki, çok şâyân-ı arzudur.
Eski devirlerde vergiler mahalle ahâlisine salınırdı. Avârız, nüzül, kürekçi bedelleri gibi. BK, III/163
MAHFÛZ (Mevlânâ Şeyh) Bursalıdır. 1680 tarihinde Yahşi Bey Camii’ne müezzin tayin edilmiştir. Şeyh Meh-med’in oğludur (BS. 317/113). BK, III/ 165
MÂH-I DEVRÂN SULTAN (Hümayun Sultan) Kanunî Sultan Süleyman’ın karısı ve Sultan Mustafa’nın anasıdır. Kendisi esirlikten gelmedir. Sultan Mustafa’nın feci bir surette Kanunî’nin gözü önünde katledilmesi üzerine Mâh-ı Devrân Sultan, Bursa’ya cüz’î maiyyetiyle beraber sürülmüş ve Bur-sa’da birçok azaplı günler geçirmiştir. Birbiri arkası İstanbul’a şikâyetleri üzerine gelen fermanlara göre, bunların Bursa’da çektirdikleri ıstırap tahammül edilemeyecek derecededir.
23.7.1562’de; “Bursa Sultan Mustafa validesinin adamları pazardan akçe ile
et, ekmek, bal, yağ vesair havâic almak dilediklerinde çarşı esnafı sairlerini bunlara takdim edip ve şehirliden bazı kimseler ihanet edip riayet ve ihtiramda kusur ettikleri haber alındığından Bursa kadısı tarafından kasaplara, bakkallara sair pazarcılara muhkem tenbih ile bunların havâic ve mühimmatlarını akçeleriyle kolaylıkla gördürülüp ve havâicin iyisini ve seçmesini alıverip başkalarına tercih ettirilmesi ve şehirliden ve başkalarından ihanet kasde-denlerin gereği gibi haklarından geldirip kendisine ve adamlarına vechen mine’l-vücûh kimseye dahl ettirilmemesi ve riayet ve himâyet ve tazim ve ihtirâmda dakika fevt ettirilmemesi” emrolundu (BS. 92/240).
1563 Ağustosu’nun 20. günü gelen bir emirde: “Merhum oğlum Sultan Mustafa müteallıkâtının sakin oldukları evlerin sahipleri divân-ı hümayuna müracaat ederek 10 yıllık kira verilmedi diye bildirdiklerinden bu evlerin kirası neye mütehammil ise fiyat takdir olunarak ve ne kadar zamandan beri kirası verilmemiş ise hesap edilip hassa harc emininden alınıp sahiplerine verilmesi fermanımdır” denilmiş olunmakla Bursa âyânından Hoca Mehmed oğlu Ahmed Çelebi ve Dede Bâlî oğlu Memi Çelebi ve Abdullah oğlu Kubad Çavuş ve daha nice kimseler bu evlere gidip tahmin-i sahih eyledikleri ve bu evler ve bahçesinin otuz akçe icâreye mütehammil olduğuna şehadet eylemişlerdir. Ayrıca bu evlere 13.6.1553 tarihinde girdikleri anlaşılmış ve 20.8. 1563 tarihine kadar geçen dokuz yıl altı aylık icaresinin günde onar akçeden cem’an 34.200 akçe tuttuğunu bildirmişlerdir. Bu meblağ evlerin sahipleri olan Ahmed ve Mehmed Çelebilerin vekili Abdullah oğlu Rıdvan’a hassa harc Emini Mehmed Çavuş tarafından tamamen teslim edilmiştir (BS. 95/28).
9.6.1564’te bunlar için “İmâret-i İsa Bey mahallesinde merhum Leyszâde evleri veyahut bir makul yerde kendile-
rine münasib bir ev iştira olunup bahası Bursa’daki havâss-ı hümayundan hasıl olan maldan hassa harc emini Mehmed Bey tarafından verilmesi emrolunmakla bu mahallede vaki, içerisinde ve dışarısında sakfı ve büyûtu ve hamamı ve hücurâtı ve mevâdd-ı kesîrede vaki suları ve bahçeyi ve ihata duvarını müş-temil olan her sene 148 akçe mukâtaası olup güney ve kuzeyi yol ve doğusunun bir kısmı yol bir kısmı Leyszâde Zâviyesi ve batısı Abdi Çelebi mülküyle hudut-lanmış” menzili, sahibi Müderris Pîr Ahmed Çelebi tarafından, ehl-i vukûfca takdir olunan 120.000 akçeye mahkemede satılmıştır. (BS. 93/179).
Mâh-ı Devrân Sultan Bursa’da hayır işleriyle meşgul olmuş ve 30.5.1574’te 6.000 gümüş akçe vakfeylemiştir (BS. 117/80). 31.1.1575’te Ramazan kızı Halime’nin kızına ve Muharrem kızı Ayşe’ye 760 akçe hibe ve temlik eylemiştir (BS. 117/143). 22.4.1575’te Hisar’da, İmâret-i İsa Bey mahallesindeki evini, 100.000 dirhem gümüş râyic akçesini ve Eski Kaplıca civarında Karaoğlan ve Çınarsuyu’yla dönen Kara Kethüda ve Nasuh değirmenlerini vakf ve vezirlerden Abdurrahman oğlu Mehmed Paşa’yı nazır tayin eylemiştir. Halil oğlu Mahmud’un oğlu Yusuf’u mütevelli kaymakamı ve Abdullah oğlu Hızır Ağa adındaki harem ağasını dahi mütevelli tayin eylemiştir (BS. 117/ 216, 228,234).
Bu hayırsever kadın birçok acı günler, felâketli zamanlar geçirerek sıkıntı ve ıstırap içinde hayatını sona erdirmiş ve Muradiye’ye gömülmüştür. BK, III/165
MAHKEME
MAHKEME Eski devirlerde mahkemeler hem ahâli arasındaki davalara bakar, hem de belediye ve noter vazifelerini, inzibat ve asâyiş işlerini görürdü. Mahkemeler haftanın her günü açık olup tatili yoktu. Yalnız asâyişe ait fevkalâde hâllerde müracaat edenler olmadığı için boş geçtiği günler nâdiren vaki olurdu. Meselâ 22.7.1479’da bir-
biri arkasına beş gün mahkemede iş görülmemiştir (BS. 3/125).
1503’te Kurban bayramında üç gün, 1512 Haziranında, Yavuz Selim’in kardeşleriyle muharebeleri sırasında üç gün, hiçbir iş görülememiştir (BS. 21/171).
Mahkemenin muhzırları olduğu gibi davete gitmeyenlerin cezaları da ağırdı. Mahkemenin davetine gitmeyen bir insanın hem dini kaybolur, hem de karısının nikâhı bozulurdu. 23.11. 1572’de Mahmud oğlu Mehmed’e mahkemenin adamlarından Ahmed girip “seni mahkemeye istiyorlar” demiş ve Mehmed de; “ben mahkemeye gitmem, bir nâib gelsin beni dinlesin” demiş. Hakimin: “buna derhal tecdîd-i iman ve tecdîd-i nikâh lâzım oldu” demesi üzerine, akıllı olan Mehmed, işin vardığı akibetten korkarak kelime-i şehadet getirerek bu tehlikeyi atlatmıştır (BS. 115/46).
1615’te Bursa’da iki mahkeme vardı. Birisi İbrahim Paşa mahallesinde diğeri de Ulucami civarında idi.
Mahkemede her sabah Sûre-i Feth okunurdu. Okuyan adama 1742 tarihinde Bâb mahkemesi mahsulünden, yani kadının bulunduğu mahkemenin varidatından günde sekiz akçe veriliyordu (BS. 391/2). Esasen o devirde her esnaf, her çarşı ve her yerde dua edilir ve ondan sonra alış verişe başlanırdı ki bu âdetti.
1824’te Bursa’da ayrıca teftiş mahkemeleri teşekkül eylemiştir. Bunların başlıca vazifeleri; sultanların, vezirlerin Bursa’da, vesâir Hudâvendigâr sancağı dâhilindeki cami, türbe, imaret ve medreselerinin işlerini, tamirat keşiflerini, murtezika ve hademelerinin ferağ, intikal ve mahlûl cihetleri, tevcihat îlâmları; sultanların, vezirlerin vesâir Haremeyn nezaretinde olan evkafın dükkânları, evleri, bahçeleri, hanları, bezzâzistan ve odaları ve yerlerinin davaları ve iktiza eden tamirat ve nizâ keşifleri; Bursa şehrindeki boyahane derununda ve Gemlik kasaba-
sında ve Susurluk köyündeki boyacı ustalarının bilcümle Yörük ve Türkmen tayfalarının davaları vesair birçok vezâifi görmekti (BS. 288/1). Bu emirle Hudâvendigâr sancağının bazı köyleri ayrılarak bu teşkilâtın kaza dairesine verilmiştir.
Mahkemenin varidatı 30.9.1479’da gönderilen bir fermanla şu yolda tayin ve tesbit edilmişti: “İtaknâmede ka-dı’nın nefsine 30 akçe, nâibe ve kâtibe birer akçe, itaknâmeden gayri yazılarda kadıya 15, nâibe ve kâtibe birer akçe; bakir kızın nikâhında kadıya 20 akçe, nâibe ve kâtibe birer akçe; dul nikâhında kadıya 20’den aşağı ola…, resm-i kısmette kadı binde yirmi ala...”(BS. 3/167). BK, III/167
MAHKEME İHZARI 1513’te Bursa ihzârı havass idi, yani varidatı ya vezirlerden birisine veyahut da padişaha veyahut şehzâdelere irâd olarak veriliyordu. Gelen bir emirde: “Bursa ihzârı hâs olup hazine-i âmireye zapt olunmak için Kâtib Mustafa, emin tayin edilmiştir. Bundan sonra muhzırlar bunun haberi olmaksızın kimseyi mahkemeye çağırmaya varmayalar. Kimseden beyliğe ait resim almayalar. Eslemeyenlerini emin marifetiyle, mahkeme haklarından gelip yerine âhar kimse konulması” emredilmiştir (BS. 25/146).
1571 senesi Ağustosunda verilen bir emirde “Bursa muhzırları yiğitbaşısı Ali, hakim-i şer’ kapısındaki muhzırlar tayfasının ehl-i fesadını ve ehl-i şenaatini ve Müslümanların işlerine yaramayanları görüp ve gözetip ahvallerinden muttali’ olduğunu hakime bildirmek üzere nazır nasb olunmuştur” denilmiştir (BS. 114/102).
1642’de Bursa Bâb mahkemesinde beş serbölük ve 23 nefer muhzır vardı (BS. 261/1).
1675’te muhzırbaşılar ancak davacının aldığı maldan yüzde iki akçe resimden başka bir şey almazlarken Bursa muhzırbaşısı Ahmed, muhzırların ihzâriye ve gayriden hasıl olan akçeden
kendisine bir muhzır hissesi ve hizmetkârı olan Aslan adındaki kıptiye bir ve Aydın demekle maruf Yahudiye koyundan bir muhzır hissesi aldığı kadıya şikâyet edilmiştir (BS. 316/22).
1681 senesi Nisanının 10. günü Bursa muhzırlarından dokuz kişi meclis-i şer’a şikâyette bulunarak; “Öteden beri avârız vermiş değiliz. Şuna binâen ki evvelâ meclis-i şer’ hizmetkârıyız. Sâniyen Bursa hassa harcı hazine-i âmireye akçe irsâl eyledikçe beş on nefer muhafaza için bile koşuluruz. Sâlisen hâlâ bizden avârız taleb edilir” diye tazallum eylediklerinden bazı âdil Müslümanlardan soruldu ve “avârız alınmamıştır” dediklerinden alınmaması emrolundu (BS. 132/86).
1688’de Bursa mahkemesinde hizmet etmek üzere 20 nefer muhzır ve muhzırbaşı ve 90 nefer avcıbaşıyla şer’-i şerif hizmetine lâzım olduğu sicile kaydolundu (BS. 363/1).
O devirlerde mahkemede çalışanlara muhzır deniliyordu. Mübaşir, Tanzimat’tan sonra verilmiş bir isimdir. BK, III/168
MAHLÛKULLAH EFENDİ 1583’te Leys Çelebi medresesinde 25 akçe yevmiye ile müderris idi (BS. 144/91). BK, III/169
MAHMUD Yusuf’un oğludur. Bursa mahkemesinde Sipahi Mahmud bölüğünde muhzır idi. Bursa kadısı Hoca-zâde Atâullah Efendi’nin oğlu Şem-seddin Efendi, mahkeme sicilinin baş tarafına bu zat hakkında: “kağıdın gayet âlâsını alır ve âlâsı kandedir bilir, bilcümle kâğıt almak babında ehl-i vukuf kimesnedir, kâtibler gaflet etmeye-ler” diye kaydettirmiştir (BS. 1/141). BK, III/186
MAHMUD Mevlânâ Ahmed Hayâlî’nin kardeşidir. 15. asır ricâlindendir. Kızı Zeyneb’in kabri Zeynîler’de Molla Hayâlî’nin kabrinin yakınındadır. BK, III/171
MAHMUD “Sûfî Mahmud Cemaati”ni sürmek için padişahın emriyle Ases Seydî gelmiş ve bunlar esbablarını hazırlayıp gidinceye kadar kefil taleb eylemiştir. 1.11.1507’de birçok kimselere kefil olmuştur (BS. 21/165). BK, III/182
MAHMUD Ulugölcük yaylağında 1526’-da timarı vardı. Mahmud oğlu Hacı Kemal’in oğludur. BK, III/184
MAHMUD Silahdârlardandır. 1538’de Bursa’da ihtisab emini olduğundan seferden istisnâ edilmiştir (BS. 45/55). BK, III/184
MAHMUD İncirlice mahallesindendir. Asılarak idam olunmuştur. 24.2.1553’-te karısı Mihriban ve kız kardeşi Tûr-paşa ve babaları bir ve anaları ayrı kardeşleri Mustafa, Güllü ve Selime ile 5.986 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 24/132). BK, III/184
MAHMUD Bursalı Hacı Ahmed’in oğludur. 30.8.1560’ta Hacı İlyas mahallesinde ölmüştür. Anası Yasemin, karısı Melli ve oğlu Ahmed ile 303.592 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 85/61). BK, III/184
MAHMUD
MAHMUD İnegöl’ün Hamza Bey köyünden Kara Yusuf’un oğludur. “1577’de çok genç olan bu çocuğu Gediz’in Bağlıca köyünden Muharrem oğlu Kara Mehmed ve Güreli(?) Hacı Mustafa oğlu Kara Ali, köyünden cebren ve kahren sürüp çıkarıp alarak bir nice zaman yanlarında oturtup nice cefalar eylediklerinden sonra Bursa’ya gelince ellerinden kaçıp Bursa subaşısı Kasım oğlu Mehmed’e iltica eylemiş ve Mehmed Ağa da bunu mahkemeye getirmiştir. Mahkemede, bunların yollar basıp ve beller kesip birçok fesad eylediklerini ve Kite Çayırı denilen mahalde bulunduklarını haber vermiştir. Mehmed Subaşı bunları tutmak için giderek aralarında birçok cenk ve cidalden sonra tutmuş ve eşya-
ları arasındaki, bir bahârî kemha ve bazı esbabı ile birlikte mahkemeye getirmiş ve eşkıyadan Kara Mehmed, Bur-sa’da Alacahırka mahallesinde Saka oğlu Mehmed’in evini basıp bazı eşyasını aldığını ve hissesine bunun düştüğünü söylemiş ve Saka oğlu Mehmed de bunun kendisine ait olduğunu isbat eylemiştir”. Haklarından gelinmek üzere eşkıyalar subaşına teslim edilmiştir (BS. 131/88). BK, III/185
MAHMUD 1585’te çoktan beri harap ve boş kalan Umur Bey Hamamı’nı dört akçe yevmiye ile kiralamış ve kirasına mahsûben kendi bedeninden esaslı bir surette tamir eylemiştir. Hızır oğludur (BS. 145/146). BK, III/186
MAHMUD Medrese talebesinden olup Alâiyelidir. İstanbul’da ilim talebesine yakışmayan tavır ve hareketlerde bulunduğundan serasker kapısı tomruğunda hapsedilmiş ve te’dîb için 8.6.1839’da Bursa’ya nefy edilmiştir. BK, III/194
MAHMUD Bursalı Hacı Ali Ağa’nın oğludur. Kendi ırzıyla mukayyed olmayıp hükûmetin işlerine karışmıştır. Padişahın arzusu ve rızası hilâfına birtakım havadisler ettirdiği, ahâlinin arasına fesad ve şikâk soktuğu ve halkı rahatsız eylediği şikâyet olunduğundan 1809’da Gelibolu’ya nefy edildi. Babasının ricası üzerine de iki ay sonra affedildi. BK, III/193
MAHMUD Bk. Acem Reis.
MAHMUD (Açıkbaş, Şeyh) Bk. Açıkbaş Mahmud Efendi.
MAHMUD (Ahi) Habiboğlu mahallesindeki türbede gömülüdür (BS. 259/9). 1641’den çok evvel ölmüştür. BK, III/188
MAHMUD (Akbaş) Ertuğrul ve Osman Gazi ümerâsındandır (SO. IV/308). Aslı
İstanbul Şehir Kütüphanesi’nde bulunan Orhan Gazi’nin 724 Rebiulevvel (1324 Mart ibtidası) tarihini taşıyan ve âzadlı kölelerinden Tavâşî Şerafeddin’e Mekece’de vakfeylediği zaviyenin vakfiyesindeki şahitler arasında Osman Gazi’nin oğullarından Çoban, Hamid, Melik, Pazarlı Beylerle yine Osman Gazi’nin kızı Fatma ve karısı Ömer Bey kızı Mâl Hatun’un ve Akbaşlı kızı Eftendize Hatun’un imzaları vardır. Akbaşlı’nın kızı da saltanat hanedanı arasında bulunmasına nazaran bunun Sultan Orhan’ın karısı Eftendize olduğu anlaşılıyor (Belleten 19/281). Bk. Eftendize. BK, III/170
MAHMUD (Boğasici) Bursalıdır. Şeker Hoca mahallesinden Mehmed’in oğludur. 3.3.1509’da vefat etmiştir. Ecza için 10.000 akçe vakfetmiştir. Bu vakfın ayda 15 akçe ile mütevellisi vardır (BS. 20/211). BK, III/183
MAHMUD (Derviş) Derviş Mahmud diye anılmaktadır. 1512’de oğulları Ahmed ve Kasım’a İkizceler ağnâm rüsûmun-dan 13 akçe yevmiye tayin edilmiştir. BK, III/183
MAHMUD (Hacı) İzniklidir. “Bedreddin” diye meşhurdur. İznik’te bazı hayırları vardır. Orhan yerleri hududunda iki tarafı yol olan bağlarını, Hayreddin Paşa mahallesindeki “Bedreddin” demekle maruf bahçesini, sonradan üzerine evler yapılan bahçesini, Bey Mescidi mahallesindeki bahçesini, İnebey mescidi yakınındaki dükkânlar ki harap olup kalan bir dükkânı Ehaveyn mescidi imam ve müezzinine ve Şeyh Kutbeddin Camii imamına ve ayrıca hatim okumak için akçe vakfeylemiştir. BK, III/170
MAHMUD (Hacı) Bâlî’nin oğludur. “Tarhunoğlu” demekle meşhurdur. 1571 senesi Ağustosunda Orhan Gazi mütevellisi Hoca Şücâ oğlu Zeynî Çele-bi’yi mahkemede dava edip: “Zindan-
kapısı civarında Cilimboz vadisindeki değirmenin suyu öteden beri Pınarba-şı’ndan şehre giden suyun altından akan delikten ziyade geleni sızıntıya karışıp kendi değirmenine akmakta iken bu delik yaz ve kış kapanmaz iken Zeynî Çelebi deliği kapatıp akmaya mâni’ olur” diye dava eylemiştir (BS. 114/ 103). Su çok olduğu zaman bu değirmene de su verilmesi için 1571 senesine tesadüf eden 979 Saferi sonlarında ferman da getirilmiştir (BS. 114/87). Senelerce Bursa’da şehir kethüdalığı yapmış ve yine bu vazifede iken 27.4.1572’de ölmüştür (BS. 113/135). BK, III/185
MAHMUD (Hacı) Abdal Murad evlâdın-dandır. Abdal Murad zaviye şeyhi Derviş vefat etmiş ve yerine altı yaşındaki oğlu şeyh olmuştu. Ancak bu zaviyenin şeyhleri, oradaki fukaraya imamet ettiklerinden sabi olan bu çocuk, 20.9.1595’te ref’ edilmiş ve Hacı Mahmud şeyh olmuştur (BS. 195/104). BK, III/187
MAHMUD (Hoca, Akçalı) Akhisarlı Kemal’in oğludur. Tüccarlardan hayır-seven bir zattır. 1558 senesi İkinciteş-rin ayında birçok vakıflar bırakmıştır (BS. 72/112). BK, III/184
MAHMUD (Seydî) İshak oğlu Şeyh Bedreddin’in oğlu Mustafa’nın oğludur. 1493’te Bursa’da sağ idi (BS. 10/235). BK, III/181
MAHMUD (Sultan) II. Bayezid’in oğludur. 1475 tarihinde dünyaya gelmiştir. Anası Abdullah kızı Bülbül Hatun’dur. Henüz pek küçük iken Kastamonu’ya vali olmuş, 1504’te Saruhan emiri olarak Manisa’ya gönderilmiş, 32 yaşında iken 1507’de vefat etmiş ve Muradiye’de anasının yaptırdığı türbeye gömülmüştür. Kastamonu’da iken, Şair Necati tuğracısı ve gece ve gündüz musâhibi idi. Sarayı âlimlerle dolardı. Kimsesizleri ve garipleri himaye eder-
26 Sultan
Mahmud Türbesi
di (G. 52). Orhan, Emir Musa Çelebi adında iki oğlu, Hanzâde Hatun adında bir kızı vardı. Sultan Mahmud’un gömüldüğü yere gelince; Sultan Mah-mud’un anası, Düsturhan, Muradiye vakfı mütevellisi iken vakfın akçesiyle satın aldığı yerden bir kısmını, Muradiye vakfı mütevellisinden Bursalılarca cari olan mukâtaa ile 100 dirhem akçeye icara kabul etmiş ve gelecek senelerde, her sene başı, kendi kendine yenilenmek üzere her iki taraf da bu anlaşmayı kabul ve ikrar eylemişlerdir. 1507 senesi İkinciteşrin ayının beşinci günü (BS. 21/186).
1508 senesi Temmuzunun 24. günü gelen bir fermanda: “Sultan Mah-mud’un adamlarından Manisa’da subaşı olan Nişancı Mehmed bir husus için Bursa’da habsolunmuştur. Üzerinde zeamet akçesinden 17.000’den ziyade akçe vardır. Mehmed’in nefsine yarar kefillerin alıp bu maslahat için varan sipahi oğlanı İskender’le dergâh-ı âlîye gönderilmesi” emredilmiştir ve hesabı görülüp üzerinde olan akçenin taleb edileceği bildirilmiştir (BS. 20/81). BK, III/182
MAHMUD AĞA
MAHMUD AĞA II. Bayezid’in âzadlı kölelerinden olup Bursa’da ölmüştür. Karısı Ali kızı Hüsnâ Hatun kalmıştır. Hâl-i hayatında sülüs malı 10.000’den ziyade olup 23.7.1515 tarihinde gelen emir mucibince der-i devlette istimâ’
lâzım geldiği bildirilmiştir (BS. 26/ 194). BK, III/183
MAHMUD AĞA Yeniçeri ağası tarafından 1649 senesi İkinciteşrin ayında Bursa ağalığına tayin edilmiştir. “Deveci” diye şöhret bulmuştur. BK, III/188
MAHMUD AĞA (Hoca) İstanbul’dan Bursa’ya sürülmüş iken 1767 senesi Nisanında menfâsı Niksar’a tahvil edilmiştir. Sevkine memur divan-ı âlî çavuşlarından birisi gelmiş ve bu zata Bursa’ya kadar beş ve Sivas’a kadar da 25 kuruş ve oradan Niksar’a kadar beş kuruş harcırah verilmiştir (BS. 1179/ 3). BK, III/193
MAHMUD BEŞE İsmail oğludur. 1649’da Bursa’da esircilik yapıyordu. BK, III/ 188
MAHMUD BEY Orhan Gazi’nin oğlu İbrahim Bey’in oğlu ve Asporça Ha-tun’un torunudur. Çandarlı İbrahim Paşa’nın oğlu Mahmud Çelebi, kızının oğludur. Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Hafsa Hatun, torunu Mahmud Çele-bi’nin karısıdır. BK, III/172
MAHMUD BEY “Kasapoğlu” diye şöhret bulmuştur. Fatih Sultan Mehmed’in cülûslarında Karamanoğlu’yla adem-i tecâvüz paktı akdine memur oldu (SOT. 191). Oğlu Ali Bey vardı. Ali Bey’in Malkara’da kervansarayı ve Mahmud Bey’in de Malkara’da Alaca Hamamı vardı. Ali Bey ayrıca Malkara’da imaret ve medrese yaptırmıştır. Manisa’da da diğer bir hamamı varsa da Ali Bey’in oğulları Mustafa ve Mehmed Çelebiler bu hamamı satmışlardır. Malkara’daki vakıflarının mütevellisi Ali Bey’in âzadlı kölelerinden Abdullah oğlu Demirtaş Bey’dir. (Demirtaşlar bahsinde bu Demirtaş’dan dahi bahsedilmiştir; Ali Bey, evvelce Çandarlı Ali Paşa zannedilmiş ise de bilâhare bunun Kasapoğlu Mahmud Bey oğlu Ali Paşa veya Ali Bey olduğu anlaşılmıştır.) (BA. Kâmil Kepecioğlu Tasnifi, Rumeli
Tapu Defterleri, numara: 189,436) Bunların hepsi Bursalıdır. BK, III/171
MAHMUD BEY Hamza Bey’in oğlu Bâlî Bey’in oğludur. 1495 senesinde vefat eylemiş ve Zeynîler Camii’nin doğu tarafında defnedilmiş ve mermerden mükellef bir mezar yapılmıştır. BK, III/181
MAHMUD BEY Fenarî Şemsi Bey’in oğludur. Hatice Sultan evlâdındandır. Hudâvendigâr sancağı beyi idi. 1565’te Musa Baba mahallesinde vefat eylemiştir. Karısı Cangeldi’dir. Oğulları Mehmed, Yusuf, Şâhbey ve Kasım Bey’dir (BS. 95/236). BK, III/185
MAHMUD BEY Zuamâdandır. Hançerli Sultanzâde Kasım Bey’in oğludur. 1570’te zeametine 2.000 akçe terakki zam edilmiştir. BK, III/185
MAHMUD BEY Abdi Bey’in oğlu ve Mevlânâ Ali Çelebi’nin kardeşidir. Bursalıdır. Aydın mirlivası iken 1571’de vefat eylemiştir. Karısı Mevlânâ Mahmud Çelebi’nin kızı Ayşe Hatun’dur (BS. 114/168). BK, III/185
MAHMUD BEY Ayas Paşa’nın kızı ve Şücâ Paşa’nın karısı Aynî Hatun’un oğludur (1572) (BS. 113/190). BK, III/185
MAHMUD BEY Hançerli Fatma Sultan evlâdından Kasım Bey’in oğludur. Han-çerli Sultan vakfının mütevellisi iken Musa Baba mevkiinde medresenin üzerindeki kurşunları 31.000 akçeye satmış ve ancak 24.000 akçesini meydana çıkarmıştı. Bâkî kalan 7.000 akçe için de bir gümüş kılınç, bir zırh, üç dülbendini Hacı Mehmed oğlu Ömer Çavuş’a rehin vaz’ eylemişti. Müddetinde vermezse Ömer Çavuş’u rehinleri satmaya mahkemede mezun bırakmıştır (BS. 327/83). 1594’te İstanbul Atmeydanı’nda Helvacıbaşı mescidine bitişik olan vakıf hanı 300.000 akçeye sattığı ve bel’ eylediği cihetle Bursa’-
daki emvali, emlâki, kul, cariye, hayvanat ve mevâşî ve akaratının cümlesi 71.000 akçeye satılıp borcuna mahsub edilmişti (BS. 195/85). 1604’te muhasebesi görülüp üç yükten ziyade vakfın akçesini zimmetine geçirdiğinden azledilmiştir (BS. 209/192). Bu vakfın harap ve mahvolmasına başlıca bu adam sebep olmuştur. BK, III/187
MAHMUD BEY Ahmed Bey’in oğludur. Kiremitçizâde mahallesindendir. 1596 senesi İkincikânun ayında karısı Şeyh Mehmed’in kızı Raziye Hanım’ı boşa-mıştır (BS. 19/46). BK, III/187
MAHMUD BEY Umur Bey sülâlesinden-dir. Kızı Fatma Hatun 1599’da Gemlik kazasının Katırlı, Engürücük, Umur Bey köylerini evlâdlarına vakfeyle-miştir. Fatma Hatun’un Mahmud Bey isminde bir oğlu vardı. BK, III/187
MAHMUD BEY Ölümünden sonra “He-zârpâre” denilen Veziriazam Ahmed Paşa’nın oğludur. Kite, Görükle, Ansa-rıca(?) köyleri tarafındaki zeametin zabtına giderken bu köylerden 17 atlı bunun yolunu basıp sol kolonu tüfek kurşunuyla ve sağ gözünü mızrakla vurup paralamışlar ve yanında üç se-yishane beygiri yüküyle ve atlarını ve kendisinin ve hizmetkârlarının eşyasını soyup almış oldukları haberi alındığından bu fesadı yapanların tutulması 23.8.1648’de emredilmiştir (BS. 271/ 64). Bir sene sonra da (7.8.1649) babası İstanbul’da katledildi. Eşkıya hırslarından vücudunu parça parça ettiklerinden bin parça manasına “Hezâr-pâre” diye şöhret buldu. Mezarı yoktur. BK, III/188
MAHMUD ÇAVUŞ Şair Lâmiî Çelebi’nin oğlu Ahmed Çelebi’nin oğludur. 1600 senesinde Tokat darphanesine memur olmuş, 1614’te Vezir Hasan Paşa’nın vekili ve ailesi efradının vakıflarına mütevelli olmuştur. Ceddi Defterdar Osman Efendi’nin Eski Kaplıca’daki
27 İznik’te Çandarlı
Mahmud Çelebi Camii
hanını satarak bunu vakfa ilhak eylemiştir. 1620’den evvel ölmüş ve Nakkaş Ali Camii’ndeki babasının ve dedesinin mezarlığına defnedilmiştir (BS. 225/51, 227/92, 327/100). BK, III/ 187
MAHMUD ÇELEBİ
MAHMUD ÇELEBİ Çandarlı Büyük İbrahim Paşa’nın oğludur. Evlâd ü ahfâ-dının elindeki şecerede anasının adı, Şeyh Edebâlî’nin kızı İsfahanşâh Hatun, nam-ı diğer Hanım Hatun gösterilmekte ise de Bursa Sicilleri bu işi aydınlatmaktadır. Anası Orhan Gazi’nin oğlu İbrahim Bey oğlu Sultan Mahmud’un kızı Hanım Hatun’dur (BS. 3/245) ve Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Hafsa Hatun’un da kocasıdır. Demek oluyor ki, Mahmud Çelebi hem ana cihetinden ve hem de ailesi cihetinden Osmanlı hanedânına mensuptur. 1442’de Varna muharebesinde esir olmuş ise de kardeşi Halil Paşa fidye ile kurtarmıştır. İznik’te vefat etmiş ve camisi yakınına gömülmüştür (SO. IV/309). Bolu sancağı beyidir. İznik’te gayet sanatlı bir cami ve civarında imareti ve imaretinin üstünde de mektebi vardı. Bu cami ve imaretinin idaresi için de Yenişehir’de, Eskişehir’de, Simav’da, Bur-dur’da, Denizli’de birçok köyler ve Bursa’da ve İznik’teki cami civarında birçok dükkânları vakfeylemiştir. Zavi-
28 Demirtaş ailesinden Mahmud Çelebi’nin Demirtaş Camii haziresindeki kabri
yeye gelen misafirlere pilav vesair fukaraya çorba tevzî olunurdu. Hademelerine vazife ve cerâyelerin verilmesini, tevliyetini esah evlâdına şart eylemiştir. Kanunî zamanında zaviyenin senelik hasılatı 145.248 akçe idi. II. Murad’ın eniştesi idi. BK, III/171
MAHMUD ÇELEBİ Bursalı Halil Paşa’nın oğludur. Beylik koyun akçesinden yevmiye 50 akçe vazifesi vardır. 1479’da her üç ayda bir bu meblağı toplu olarak alırdı (BS. 3/108). BK, III/186
MAHMUD ÇELEBİ Hamza Bey’in oğlu Mustafa Paşa’nın oğludur. Kasım Pa-şa’nın kızı Hatice Hatun’un torunudur. Ve Halil Çelebi’nin kardeşidir. 1484’te Bursa’da, babasının vakıflarının mütevellisi idi (BS. 4/334). Vefatından sonra bu zatın kendi vakıflarına Bâlî Bey’in oğlu Mustafa Bey mütevelli olmuştur (BS. 28/239). BK, III/181
MAHMUD ÇELEBİ Hacı İvaz Paşa’nın oğludur. 7.10.1488’de Kavaklı mahallesinde ölmüş ve Zeynîler Camii’nin batı tarafına gömülmüştür. Mezar taşına nazaran kendisinin Zeyniye tarikatından olduğu anlaşılmaktadır. Öldüğü zaman, Hafsa, Şâhnüvâz, Gülbadem adında üç karısı, Mehmed, Ahmed, Bekir, İbrahim, Hüseyin, Hasan ve Yakub Çelebiler adında yedi oğlu ve Eslem Paşa, Nefise, Hatice, Ayşe, Fatma adında beş kızı ve birçok serveti kalmıştı. Kitapları arasında Atâyî Çelebi ve Mahmud Çelebi divanları vardı. Beş kölesi ve üç cariyesiyle birçok at ve katırları ve 109.689 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 6/125). Kızı Nefise’nin mezarı dahi babasının yanındadır. BK, III/186
MAHMUD ÇELEBİ Merhum Davud Çele-bi’nin oğludur. 1487’de büyük kardeşleri Mustafa ve İbrahim Çelebiler vardı (BS. 7/80). BK, III/181
MAHMUD ÇELEBİ Demirtaş ailesinden-dir. Meşhur Üveys Bey’in babasıdır. 1490’da kardeşleri Ali Çelebi, Hundî Hatun, Ayşe, Nefise, Zeyneb Hatunlar hayatta idiler. BK, III/181
MAHMUD ÇELEBİ Veli Şemseddin mahallesinden Mehmed’in oğludur. Attar-dır. 1500 Nisanında vefat eylemiş, 226.175 akçe miras bırakmıştır. BK, III/181
MAHMUD ÇELEBİ Bâlî Paşa’nın oğludur (1503). Bursalıdır (BS. 19/143). BK, III/182
MAHMUD ÇELEBİ Tumurtaş oğlu Ali Bey’in oğludur. Hisar’daki Kapamalı Mektep’te türbesi vardı. 1503 senesi Birincikânunundan evvel vefat eylemiştir (BS. 19/13).
Mahmud Çelebi, Bursa’da Eski Yeni Kervansarayı, Gallepazarı’ndaki dükkânları ve Tahtakale’deki başhaneyi ve beş dükkânı muallimhaneye vakfeyle-miştir. Ayrıca Hisar’da ekmekçi fırını da vardır (BS. 19/107). Mektebi civarında odalar, boyahane, başhane, Nif’de Kazancı değirmeni, Kütahya’da yer, Bursa’da Bulgarlar mahallesinde yer ve Hacı Süle vakıf hamamı yeri bu zatın vakıflarındandır (BS 78/12). Muallimhanesi civarında çeşmesi de vardır. Nif’de Kazancı değirmeni yanındaki köprü de bunun vakfıdır (BS. 73/418). BK, III/182
MAHMUD ÇELEBİ Bursalıdır. Beyce oğlu Mahmud’un oğludur. Anası Hoca Mustafa oğlu Hoca İbrahim’in kızı Hundî Hatun’dur. 1504’ten çok evvel Çakır Ağa Hamamı kapısının olduğu yerdeki iki dükkânı vakfeylemişti. BK, III/182
MAHMUD ÇELEBİ Hacı Ahmed’in oğludur. Ebî Şahme mahallesindendir. 1513’te Bursa’da sarraflık ile meşgul idi (BS. 25/24). BK, III/183
MAHMUD ÇELEBİ Mustafa’nın oğludur. 1539’da ölmüş ve Bezzazoğlu Camii’ne gömülmüştür. BK, III/184
MAHMUD ÇELEBİ Bursalıdır. Muslihud-din’in oğludur. 1560’ta Vezir Mehmed Paşa’nın tezkirecisi idi (BS. 82/272). BK, III/184
MAHMUD ÇELEBİ Abdullah’ın oğludur. 1560’ta “Bıdıkoğlu” diye meşhurdu. BK, III/184
MAHMUD ÇELEBİ Bursalı Mehmed’in oğludur. 1574’te Çıkrıkçıoğlu mahallesinde ölmüş; Mehmed, Hasan, Ahmed, Safiye, Şâh Hûbân adındaki evlâdla-rıyla karısı Hacı Şücâ kızı Rabîa ve 56.700 akçe muhallefatı bırakmıştır (BS. 118/215). BK, III/185
MAHMUD ÇELEBİ Mehmed’in oğludur. Mişmelzâde’dir (1695) (BS. 278/8). BK, III/192
MAHMUD ÇELEBİ Katırlı köyünde medfundur. Hasanağa köyü hududunda 1825 senesinde vakıf değirmeni vardı. BK, III/193
MAHMUD ÇELEBİ (Hoca) Hoca Hayred-din’in oğludur. “Kölecioğlu” diye şöhret almıştır. 1492 senesi Birinciteşrin ayında ölmüştür. Karısı Esleme Ha-tun’a 245.616 akçe metrûkât kalmıştır (BS. 9/134). Tüccarlardandır. Esleme Hatun (Esleme Paşa) da Hacı İvaz Pa-şa’nın oğlu Mahmud Çelebi’nin kızıdır. Babası, Hoca Hayreddin’in dedesi Ru-gan(?) oğlu Yakub’dur. Mahmud Çele-bi’nin anası İnci Hatun’dur (BS. 10/223). BK, III/181
MAHMUD ÇELEBİ (Hoca) Bursa’nın en zengin tüccarlarından olup Bursa’da cami ve mahallesi olan Hoca Ali oğlu Mehmed’in oğludur. Baş değirmeni altındaki Gökdere suyuyla dönen değirmeni 1533’te vakfeylemiştir (BS. 45/138). BK, III/184
MAHMUD ÇELEBİ (Mevlânâ) Mevlânâ İsrâfil’in oğludur. Bursalıdır. 1504’ten evvel ölmüştü. Oğlu Mevlânâ Fahred-din Çelebi vardı (BS. 19/357). BK, III/182
MAHMUD ÇELEBİ (Mevlânâ) 1523’te ölmüştü. Oğlunun adı Mevlânâ Pîr Mehmed Çelebi, kızının adı ise Hümâ Hatun’dur. Pîr Mehmed Çelebi de 1535’te ölmüş ve bunun oğlu Mustafa Çelebi kalmıştı (BS. 39/238; 41/150). BK, III/184
MAHMUD ÇELEBİ (Mevlânâ) Burhan Çelebi’nin oğludur. Kayan Musa’sı evlâdından Sâkine Hatun ile evlenmiştir (BS. 92/82). Kayan Musa’nın evlâdına vakfeylediği hayratın 1561’de mütevellisi idi. BK, III/185
MAHMUD ÇELEBİ (Mevlânâ) Ali Çelebi oğlu Pîrî Çelebi’nin oğlu ve İbrahim Çelebi’nin kardeşidir (1586) (BS. 61/173). BK, III/186
MAHMUD ÇELEBİ (Mevlânâ Şeyh) Seydî Ahmed Çelebi’nin oğludur. 1507’de babası, “Ulvî Yegânî” diye meşhurdu (BS. 21/311). BK, III/182
MAHMUD ÇELEBİ (Şehzâde Sultan) Çelebi Sultan Mehmed’in oğludur. Henüz küçük iken kardeşi II. Murad gözlerine mil çektirerek kör etmiş ve 1428’de çıkan büyük vebada vefat eylemiştir. Muradiye’ye gömülmüştür (G. 45). BK, III/171
MAHMUD EFENDİ
MAHMUD EFENDİ Bursalı Ahmed Bey’in oğludur. “Nişancızâde” demekle maruftur. 1622 senesi Ağustos ortalarında Selanik’te ölmüştür. Oğlu Mehmed Çelebi ve kızı Hâmide Hatun vardı (BS. 246/15). BK, III/188
MAHMUD EFENDİ “Menteşzâde’dir”. Bursa’da doğmuştur. Müderrislikte bulunmuş 12.4.1654’te ölmüş ve Pı-narbaşı’nda büyük babasının yanına
gömülmüştür. Uslu, merhametli, herkese iyilik etmekten çok hoşlanır, eli açık ve lutufkâr idi. Oğlu müderris Mehmed Efendi vardır (G. 343). BK, III/188
MAHMUD EFENDİ Hamza Bey vakfı mütevellisi idi. Allah’ın halkeylediği en zalim, şerîr ve gaddâr adamlardan biridir. Vakfı harap eylemiştir. Beş sene zarfında imarette 25 gün yemek pişirmiş ve imareti muattal bırakmıştır. Bahçeyi cüz’î bir şeyle alarak binalar ihdas etmiş, kerpiç keserek ve türbe civarında kerpiç duvarlar yaparak türbeyi karanlık bırakmıştır. İmarette ibrişim kurdu beslediği şikâyet edilmiş, kadı tarafından teftiş edilerek hepsinin ayniyle vaki olduğu görülmüştür (BS. 302/23). BK, III/188
MAHMUD EFENDİ Riyâzîzâde Mehmed Efendi’nin oğludur. Yıldırım’ın anası Gülçiçek Hatun neslindendir. Müderrislik ve kadılıkta bulunmuştur. 6.12.1686’da Perşembe gecesi zâtül-cenbden ölmüş, Şehreküstü Camii ha-ziresine gömülmüştür. Güler yüzlü, hoşsohbet, güzel anlayışlı bir zat idi (G. 401). BK, III/191
MAHMUD EFENDİ Bursalıdır. Müderristir. 1693’te bir sene kadar padişahın hekimbaşılığını yapmıştır. 1705’te ölmüştür. Çok iyi hekimlerden idi (SO. IV/324). BK, III/192
MAHMUD EFENDİ Bursa Darüşşifa-sı’nda senede bir müd buğday ve yev-mî iki akçe ile kehhâl (göz hekimi) ve yevmî otuz akçe ile tabib-i evvel ve sâlis iken 22.12.1706 tarihinde Bur-sa’da vefat eylemiştir. İstanbul’da reisü’l-etıbbâ olan Nuh Efendi tarafından kehhâllığa oğlu Abdülkerim ve tabib-i evvelliğe de İstanbul Tıp Med-resesi’nde dâhil-i hücre olan dâniş-mendlerden Ömer oğlu Mustafa Efendi ilm-i tıbdaki istihkakına binaen tayin edilmiştir. BK, III/192
MAHMUD EFENDİ Vânî Mehmed Efen-di’nin büyük oğludur. Şeyhulislâm Debbağzâde Mehmed Efendi’den ders görmüş, İstanbul’da müderrislik yaptıktan sonra Karesi hakimliğine tayin edilmiş ise de kabul etmeyip Bursa’ya gelmiş, 1713’te vefat etmiş ve Kestel köyündeki babasının hususi türbesine gömülmüştür (G. 425). BK, III/192
MAHMUD EFENDİ Bursalıdır. Bursa mahkemesinde beratsız kâtip idi. Ehl-i örf taifesiyle ittifak ederek, şeriat hilâfına, müzevirlik suretiyle akçelerini almış veya aldırmıştır. İki hasım, dava için mahkemeye vardığında haksız olan taraftan rüşvet alarak o tarafı himaye etmiş, sahip çıkmış ve şeriatı tatbik ettirmemiş ve birçok kimseleri de mağdur eylemiştir. Bu durumu birçok kimseler haber verdiğinden 1744 senesi Temmuzunda gelen bir fermanda; “neticesi saadet olan zamanımda fukaradan hiçbir kimseye zulüm ve teaddî olunduğuna kat’â rızâ-yı şerifim olmadığı cihetle” denilerek kitabetten ref’ edilmesi emredilmiştir (BS. 374/ 33). BK, III/192
MAHMUD EFENDİ Kırımlıdır. Mühen-dishane hocası olup mimarbaşı oldu. Sonra memuriyet ünvanı, “Ebniye-i Hassa Müdürü” ünvanına çevrildi. 1829’da azledilerek Bursa’ya gönderildi. Bursa’da vefat eyledi (SO. IV/332). BK, III/193
MAHMUD EFENDİ Bursalı Haşim Efen-di’nin oğludur. Tahsil-i ilimden sonra müderris ve molla ve en nihayet Şam mollası oldu. 28.1.1835 gününe tesadüf eden Ramazanın Kadir gecesinde vefat eylemiştir. Babası da 1774 senesi Ramazanında Kadir gecesinde ölmüştü (SO. IV/333). BK, III/194
MAHMUD EFENDİ Bursa’da Mülkî İdâdî Mektebi müdürü iken çekilmiş ve İstanbul’da “Şemsü’l-Mekâtib” adında bir mektep açmış ve 1893 Şubatı’nda da
Bursa’da “Şemsü’l-Mekâtib Şubesi” adlı bir mektep açmaya teşebbüs eylemiştir. Âlim, hayırsever ve vücudunu maarife tahsis eylemiş ferâgatli bir zattır. BK, III/194
MAHMUD EFENDİ Bk. Açıkbaş Mahmud Efendi.
MAHMUD EFENDİ (Ahi) Seyyid Kasım’ın oğludur. Vanlıdır. Bursa’ya gelmiş ve Açıkbaş Şeyh Mahmud makamına şeyh olmuştur. 14.11.1670 tarihinde verilen bir fermanda bu adama ayda üç kıyye kahve verilmesi emredilmiştir (BS. 295/143). 27.5.1679 Cuma günü ölmüş ve Dâye Hatun Camii’ne, amcasının yanına gömülmüştür. Mekârim-i ahlâk sahibi, şirin nükteler söyler, nâtıkalı âlim bir zat idi (G. 159). BK, III/191
MAHMUD EFENDİ (Emîrî) II. Bayezid hocası Abdullah Efendi’nin oğludur. Bursa’da doğmuştur. Osmanlı şairlerinden ve sadâttandır. Küçük yaşta yetim kalmış, Mevlânâ Kırımî tarafından talim ve terbiye olunmuştur. Sultan Bayezid Veli tarafından 1494’te 75 akçe yevmiye ile nakibü’l-eşrâf tayin edilmiştir. Kanunî’nin evâil-i cülûsun-da vefat eylemiştir (KA. 1041). Tasavvuf âlimlerindendir. Eli açık, itikadı sağlam, teklifsiz, lâtifeci bir zat idi (SO. IV/311). Şiir ve kasidede emsalsiz idi (LT. 96; ST. 48). BK, III/181
MAHMUD EFENDİ (Hacı) Cizyedârzâde Hacı Hüseyin Ağa’nın oğludur. 1782’de babasının vefatında sağ idi. BK, III/193
MAHMUD EFENDİ (Koca Efendi-Koca) Sultanönü kasabasından Mehmed nam zatın oğludur. Asrının ulemasından ilim tahsil ettikten sonra Çandarlı Kara Halil yerine Bursa kadısı, on sene sonra da kazasker olmuştur. 40 yıl kadar kadılık yaptığından ve çok ihtiyar olduğundan “Koca Efendi” demekle şöhret almıştır. 1372’de Bursa’da vefat
29 Ahi Mahmud Efendi’nin kabri
etmiş ve Pınarbaşı’nda Mevlevîhane yakınındaki Kubbeli Türbe’ye gömülmüştür (Mevlevîhane’nin tam kapısının güneyinde meşhur Tük doktoru Ömer Şifâî’nin kabri ile sokak arasında bir türbe vardı. Bir de 60-70 metre ileride diğer bir türbe enkazı vardı ki bunlardan hangisinin Koca Efendi’nin olduğunu tesbit edemedim). Hisar’da Kavaklı mahallesindeki mescidi yaptırmış ve birçok vakıflar bırakmıştır. Her nevi faziletleri ile maruftur. Âlimdir, dindardır, fazıldır. Hulâsa insanlığın ne kadar iyilikleri varsa cümlesini kendisinde toplamıştır. Germiyanoğ-lu’nun kızını Yıldırım Bayezid’e almak için Kütahya’ya giden heyete reislik yapmıştır (SO. IV/309; G. 273; ŞN. 37). Matematik âlimlerinden meşhur Bursalı Kadızâde Rûmî’nin dedesidir. Evlâdı Kutub Mehmed Efendi 1495’te ölmüştür. BK, III/170
MAHMUD EFENDİ (Mihaliçli) “Mihaliçli” diye meşhurdur. Mihaliç’te doğmuştur. İlim tahsil ettikten sonra müderris olmuş ve 1609’da ölmüştür. Âlim bir zat idi (ŞNZ. 2/206). BK, III/187
MAHMUD EFENDİ (Muîdzâde) Bursa’da doğmuştur. Babası Mehmed Efendi’dir. Müderrislik yapmış, Erzurum, Kütahya, Ankara, Trablusşam, Sakız kadılıklarında bulunmuş, 9.2.1679’da Bursa’da kendi mülkü olan kaplıca havuzunda boğularak ölmüş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür (G. 324). BK, III/191
MAHMUD EFENDİ (Şeyh) Dağıstanlıdır. İstanbul’a gelmiş ve Eyüp’te Şeyh Murad Zaviyesi şeyhi Muradzâde Ali Efendi’den icazet almış ve ziyaret için Bursa’ya gelmiştir. Cizyedârzâde (Ha-raççıoğlu) Zaviyesi şeyhi Küstâhîzâde Efendi şeyhliği buna bırakmıştır. 1776’da vefat etmiş ve Pınarbaşı’nda Mevlevîhane karşısına gömülmüştür. Gece ve gündüz ibadet, taat ve irşad ile meşgul idi (SO. IV/327). BK, III/193
MAHMUD EFENDİ (Şeyh)
MAHMUD HAYRAN (Şeyh) O devirlerde, dervişliğin esasını riyâzet ve beden mücahedesi teşkil ediyordu. Bu zat da bunlarla şöhret bulmuştur. Zeyniye tarikatına intisab eylemiş ve bütün ömrünü bir küçük odada ibadetle geçirmiştir. 15. asırda yaşamıştır. Bir gün zaviyede sakin sûfîlere; “bugün fakir, kimsesiz bir adam öldü, yıkayıp gömelim” diyerek cümlesini toplamış, kendisi camiye girmiş ve mihraba teveccüh ederek vefat eylemişti. Topladığı adamlar bunun cenazesini kaldırmış ve zaviye civarına gömmüşlerdir (G. 228; SO. IV/310). Ölümünü kendisi haber vermiştir. BK, III/171
MAHMUD PAŞA
MAHMUD PAŞA Bu zat hakkında Kâ-mûsu’l-A’lâm şöyle diyor: Fatih zamanında iki defa veziriazam olmuştur. Aslı Hırvat’tır. Bir harp esnasında Koca Mehmed Ağa’nın eline esir düşmüş, simasında görülen istidâttan dolayı II. Murad devrinde saraya alınarak hazi-ne-i hümayuna verilmiş ve sonra o vakit şehzâde bulunan Fatih Sultan Mehmed’in hizmetine ayrılmıştır. Sarayda tahsil ve terbiye görüp ekseri ilimleri öğrendi. II. Mehmed’in cülûsla-rında ocak ağalıklarında istihdam olundu. Nihayet Rumeli beylerbeyi oldu. İstanbul’un fethi üzerine 1453’te idam edilen Çandarlı Halil Paşa’nın yerine sadrazam oldu. 15 sene kadar hükûmet idare etti. Seferlerin bazısında padişahla beraber ve bazılarında serdar olarak bulunmuş, Bosna ve Hersek’i almış ve Macarlarla harp ede-
rek galip gelmiş ve donanma ile Akdeniz’e çıkarak Midilli önünde düşman donanmasını tahrip ederek Midilli’yi zapt eylemiştir. Nihayet Karamanoğlu Pîr Ahmed Bey’in kahr u idamı hususunda Rum Mehmed Paşa tarafından yapılan tezvirât ile Karahisar menzilinde 1467’de azlolunarak Gelibolu (o devirlerde kaptanpaşa denilen bahriye nâzırları Gelibolu’da otururlar ve Gelibolu sancakbeyi adını alırlardı) sancağına tayin olunmuş ve bir sene sonra 1468’de donanma ile Eğriboz’a memur olarak orasını fetheylemiş ve Uzun Hasan muharebelerinde iyi hizmetler eylemiştir. 1472’de tekrar sadrazam olup büyük hizmetleri görülmüş ise de kaçan düşmanı takipte tekâsül etti diye düşmanlarının tezviratı ile azl ve nefy olunmuştur. Edirne civarında kendisinin ihya eylediği ve şimdi Bulgaristan hududu içerisinde kalan Hasköy’de oturmakta idi. Akıllı, idareli, cesur, âlimleri sever, maarife hizmet eder bir vezir olup kendi adına birçok kitaplar yazılmış veyahut birçok kitapların dibâcelerinde kendisinden şükranla bahsedilmiştir. İstanbul’da büyük cami ile medrese ve hamamı olup etrafındaki mahalle ve çarşı dahi kendi adıyla anılmaktadır. Sofya’da dahi bir büyük cami bina eylemiştir. Uzuncaâbâd ve Hasköy’de dahi cami, imaret, zaviye ve medrese bina eylemiştir (KA. 4223).
Mahmud Paşa hakkında diğer Osmanlı tarihlerinde şöyle denilmektedir:
Sicill-i Osmânî: Alacahisarlı Hırvattır. Ümerâdan Mehmed Ağa Hıristiyan memleketlerinden getirip II. Murad’a takdim eyledi. Oğlu Sultan Mehmed’e bahşeyledi. Sarayda ilim ve hüner tahsil ile kapıcıbaşılık rütbesi aldı. 1451’-de vezir oldu. İki defa sadrazam ve 1467’de kaptan-ı derya ve 1472’de düşmanlarının hilesiyle te’dîben fevt oldu. Camisinin mihrabı önünde medfundur. Bosna’yı fetheylemiştir. Âlim, şair, cesur, gazi, idareli, adil, salih ve mütedeyyin idi. Bir oğlu olup İzmit’te
vefat etmiş ve yanına gömülmüştür (SO. IV/309).
Lugat-ı Tarihiyye: 1468’de Venedikliler 70-80 sefine ile gelip İmroz kalesini teshir ve ahâlisini esir ettikleri şayi’ olunca kendisi denizden ve Fatih karadan hücum ile bir saat zarfında kaleyi istirdad eyledi. Bunca hizmetleri varken düşmanlarının gammazlığıyla azl ve idam edildi. Sebeb-i idamı, Bayburt muzafferiyetinden sonra padişahı ileri gitmekten men’ etmesi ve Şehzâde Mustafa’nın vefatına memnun olarak evinde matem esvâbı giymemesi imiş. Aslı Hırvat olup nâil-i rutbe-i velâyet ve keramât olduğu zannedildiğinden Mahmud Paşa, “Veli” adıyla şöhret bulmuştur (LTC. VI/221).
Şakayık-ı Numaniyye: II. Bayezid’in ümerasından Mahmud Ağa’nın kölesidir. Mahmud Ağa bunu ve Ayas’ı ve Abdülkerim’i harp meydanında ele geçirmiş, Abdülkerim biraz cüsseli olduğundan hayvanın bir tarafına, Ayas ile Mahmud’u diğer tarafına yüklemiştir. Bunları okutup, Mevlânâ Ayas, Mevlânâ Abdülkerim ve Mahmud Paşa gibi meşhur âlimlerden olmuşlardır. Kadı olduğu zaman Mevlânâ Ayas, “Küçük iken mahfede geldiğinizde ikiniz ile beraber olduğum gibi fezâil ve maarifte dahi sizin ikinize muadilim” derdi. II. Murad, Mahmud Paşa’yı oğlu Fatih’le beraber okutmuş ve Fatih padişah olunca Mahmud Paşa’yı vezir eylemişti (ŞN. 176).
Osmanlı Müellifleri: Üç lisanda inşâ ve nazma muktedir şuarâdan ve Fatih devrinin en benâm vüzerasından ha-kîm ve şair bir zat olup Hıristiyanın Alacahisar (Kruşevaç) kasabasından-dır. Esir-i harb sıfatıyla alınan devşirmelerdendir. 1474’te Fatih’in itiraf eylediği gibi Fatih’in hatasıyla ecel-i kazaya uğradı. Bina eylediği cami yanına gömüldü. Bazı mısraları:
Ser vermek olur sırrı ıyân eylemek olmaz Şâd olmak isteyen gam ile âşinâ gerek Halâs olmaz cihânda kimse halkın
iftirâsından
(OM. II/303)
Mahmud Paşa, Adlî, Adnî, Velî olarak tavsif edilmektedir (KA. 3133).
Âlî Tarihi: Aslı Hırvattır. Lâs mema-likinden Alacahisar’da doğmuştur (ALT. 3/400).
Tâcü’t-Tevârîh: Hisarın teslimi için Âşık Paşazâde ve Mevlânâ Neşrî demişlerdir ki, “Kral tarafından Semendire zaptına namzet olan Mahmud Paşa biraderi idi. İki kardeş arasında ol hisarı teslim ve tesellüm babında tekellüm cereyân idüp...” (TT. 1/470).
Âşık Paşa: “Ve ol zamanda Mahmud Paşa’nın kardeşi Semendire’nin içinde olurdu. Ve cemî Semendire’yi ona ıs-marlamışlardı. Kral Mahmud Paşa kardeşine haber gönderdi” (A. 152).
Solakzâde: Şehzâde Sultan Mustafa vefat edince Fatih çok müteessir olmuştu. Bu şehzâdenin Mahmud Paşa ile arası açıktı. Ümera taziyet için İstanbul’a gelmişler ve bu meyanda Mahmud Paşa da gelmişti. Fatih’in buna çok teveccühü olduğundan belki de sadrazam yapar korkusuyla düşmanları paşanın aleyhinde tezvirata başladılar. Padişah da bu müfsidlerin fena sözlerine aldanarak, “acaba tenhasında ne hâldedir?” diye haber almak için adam gönderdi. Mahmud Paşa kendisi gibi erbâb-ı irfânla satranç oynamakla meşgul iken, gönderilen casus, meclisine “belâ-yı nâgehânî” gibi kimsenin haberi yok iken girmiş ve paşanın beyaz elbiseler giyerek satranç oynadığını görmüş ve padişaha giderek; “herkesten evvel beyaz elbise giymiş, matem elbiselerini çıkarmış ve safâ-yı kalb ile satranç oynamaktadır” diye haber vermekle Mahmud Paşa hapsolundu. 18 gün Yedikule’de mah-bus olduktan sonra 879 senesi Rebiul-âhirinin 3. ve 18.8.1474 milâdî senesine tesadüf eden Perşembe günü idam edildi (SOT. 251).
Netâyicü’l-Vukuât: Mahmud Paşa-yı Velî, Rumeli beylerbeyliği ile beraber vezâret-i uzmâya nail ve 15 sene kadar iyi iş görmeye muvaffak olduktan son-
ra Konya seferlerinde Karamanoğlu hanedanını tutmak mümkün iken mürüvvet göstermek için tutmadığı bahane edilerek azl ve iki sene sonra yine veziriazam olmuş ve Uzun Hasan’ın inhizamından sonra padişahın huzurunda akdolunan divanda vezirlerin ekserisi düşmanı takip eylemeye Fatih’i sevk ettikleri hâlde Mahmud Paşa bu sadmeden sonra Uzun Hasan’ın bir yerde durmak ihtimali olmadığından dağ başlarında vakit geçireceği bedihi olmasına nazaran takipten bir fayda çıkmayacağı gibi İslâm memleketlerini yağma ve ahâlisine eziyet etmek de Fatih’in Müslümanlığına ve adaletine muvafık değildir, demekle Fatih avdete karar vermişti. Lakin düşmanları, eğer Uzun Hasan takip olunsa ele geçmek mukarrerdi, diye Fatih’i kızdırdıklarından tekrar azledildi. Ve Edirne civarında Hacı Mahmud Paşa denilen kasabada ikamete mecbur edildi. Bir müddet sonra Konya valisi Şehzâde Sultan Mustafa’nın vefatından memnun oldu, diye fesadlara başladılar. Tahkik edilince mer’î olan matem günleri tamam olmadığından matem elbisesini çıkarıp satranç oynamakla meşgul olduğu te-beyyün etmekle 40 gün Yedikule’de hapis ve sonra da katledildi (NV. I/67).
Sehî tezkiresi: Adnî mahlası aldığı Abdullah oğlu olup Fatih Sultan Meh-med’in terbiye eylediği, ulûmu tertib üzere görüp, fazıl, kâmil, şiir ve inşâda çok mahareti ve ziyade mümareseti vardır. Ve çokluk hassa-i meânîye maliktir. Tab’ı hoş ve muktedir ve Farisî ve Türkî dilde eş’ârı vardır. Zahir Far-yâbî kasideleri ve Hafız Şirâzî gazellerine birçok nazireler, cevaplar vermiştir. Eş’ârı matbû’ ve gazeliyatı masnû’ ve bakir sözleri çok ve hassa manilerine nihayet yoktur. Bu bulduğu itibar ve iştihârı ve buna olan rağbet ve izzet ve bunda olan fikr ü ferâset ve re’y ü tedbir ve fetânet, Âl-i Osman’da hiçbir vezire müyesser olmamıştır. Sahib-i hüner ve hüner-perver idi. Âsârından iktidârı malûm ve hayrâtı dahi çoktur.
Sultan Mehmed gazaba düşüp şehit eylemiştir. Türbesi İstanbul’da kendi camisindedir. Toprağı sıtmaya keffaret için alırlar. Tecrübe olunmuştur (ST. 22).
Hammer de Mahmud Paşa’nın ikinci defa sadaretten azlini şöyle tasvir ediyor:
Mahmud Paşa, evvelâ Üsküdar’da temşit edilen ve kış ortasında sefere gidecek olan ordunun kumandasını taahhüd etmek istememiş idi. Harekâtı harbiyyeye Şebinkarahisarı kalesinin zabtıyla başlanmasında ısrar ediyordu. Bu padişahın hiddetini ziyadeleştirmiş ve Otlukbeli muharebesinden sonra düşmanın kendi memaliki içerisine kadar takib edilmemesini teklif eylemiş ve bu teklifin Fatih Sultan Meh-med’in re’yine mugâyir olarak galebe etmiş olması sadrazam hakkında padişahın tam gazabını celbeylemişti. Bununla beraber Fatih Sultan Mehmed, veziriazamı Mahmud Paşa’nın dirayet ve şecâatine muhtaç olduğu müddetçe intikam hissini izhâr edememiş idi. Harp hitam bulunca sadrazam azledilmekle padişahın bu hissi meydana çıktı. Âlimleri çok severdi. Birçok eserler Mahmud Paşa namına hediye edilmiştir. İstanbul’da inşa ettirmiş olduğu medresenin açılışında dânişmendlere ikişer sarık, kışlık için birer top yün kumaş, yazlık libas için birer top erguvânî kumaş ve beşer yüz akçe hediye etmiş idi.
Haftada bir gün ulemayı sofrasına davet eder ve daima yemekte -birçoğu altından olan- nohut taneleriyle karışık pilav bulunurdu. Herkes kaşığında bulduğu kısmete sahip olurdu (“Vermeyince Mabud neylesin Mahmud” sözü bu zamandan kalmadır. II. Sultan Mahmud’un alâkası yoktur). Mahmud Paşa sofraya otururken “mâil-i servet olan her kimsenin ağzında daima ibzâl için altın bulunmalıdır” der ve bunu Fatih Sultan Mehmed’in huzurunda da bu manidâr ve safâlı sözleri birkaç defa da sarf eylemiştir. Bir gün padişah bir
mollaya, vaktiyle Kırım’ın ders veren 400’den fazıl uleması bulunduğu hâlde süratle zeval bulmasının neden ileri geldiğini sormuş idi. Molla cevabında kabahatin Kırım’daki en son vezirde olduğunu ve bu vezirin ulemaya hakaret ederek cennet gibi olan Kırım’ı harap bir çöle çevirdiğini söyledi. Padişah bunu vesile ittihaz ederek sadrazamına, ulema ne yolda muamele ve ulûmu nasıl himaye etmek lâzım olduğunu ihtar eyledi. Mahmud, “padişahın daha liyakatlisini sadrazam yapmamaktaki hatasının bir tabii neticesi” olduğu cevabını verdi. Sadrazamın böyle serbest ve padişahın hoşuna gitmeyecek bir surette söz söylemesi feci ölümünün taciline az yardım etmedi. Mahmud Paşa ölmezden evvel vasiyetnâmesini yaptı ve şu sözleri söyledi: “Ben padişahın kapısına bir at, bir kılınç ve 500 akçe ile geldim. O vakitten beri kazandığım malım varsa padişahındır. Oğlum Mehmed Bey’in hayatını muhafaza eylemesini kendisinden niyaz eylerim. Evkafımı dahi muhafaza edeceğini ümit ederim” demiştir (HT. III/128).
Hulâsa Hammer, birbirinin kopyası olan tarihler Mahmud Paşa hakkında bu sözleri söylüyorlar. Hammer daha ileri giderek: “Yunanistan’da Gardika kalesi kumandanı Bakalis, zevcesinin eniştesi olmasından dolayı Sadrazam Mahmud Paşa’ya karâbeti olup da hayatını kurtarmamış olsaydı o da ikiye biçilecekti” (HT. III/47). Yine diğer bir yerinde; “Veziriazam Mahmud Paşa ana tarafından Sırplı ve baba tarafından Rum olduğu cihetle Sırplıların reisi Apagaviç kendisinin kardeşi olduğu gibi Bohalesi namındaki kadın da anaları bir hemşiresi idi” (HT. III/274) demektedir.
Mahmud Paşa’nın feci bir surette vefatı ahâliyi, ulemayı ve askeri fena hâlde asabileştirmiş olduğundan bu cereyanın önüne geçmek için Fatih cenazesinde bulunmuş, padişaha yaranmak isteyenler “Menâkıb-ı Mahmud Paşa”,
“Terceme-i Hâl-i Mahmud Paşa-yı Velî; “Hikayet-i Zuhûr-ı Âl-i Osman” namıyla hakikate uymayan daha bir çok eserler yazmışlar ve bunlar da muhtelif hikâyelerle Mahmud Paşa’nın “dönme” olduğuna halkı kandırmaya çalışmışlardır. Tarihlerde de bu suretle geçmiştir. Diğer taraftan hakikati bilenlerden bazıları da Sultan Mehmed’in bu zulmüne karşı bir hiddet olarak “Mah-mudnâme” adında manzum bir mersiye yazmışlar (Mahmudnâme adında bu manzum eser Berlin Kütüphane-i İmparatorluğunda “Diyez”in elyazması kitapları mecmuasında 57 numarada mevcuttur. Türkiye’de hiçbir kütüphanede yoktur) ve bu mersiye mevlid gibi cemiyetlerde hazîn hazîn okunarak ruhuna fatihalar hediye edilmekte idi. Bursa Sicilleri ve Başvekâlet arşivinde, Topkapı Sarayı müzesi arşivinde bulunan bazı vesikalar yukarıdaki yazıları kökünden değiştirecek mahiyettedir. Hükûmetin resmî kayıtları olan bu defterler ve bu kayıtlar elbette bir tarihçinin yazdığı hususi bir tarihten daha ziyade itimada layıktır zannederim.
Bu esaslı tedkikata şöyle başlayalım: Mahmud Paşa’nın İstanbul’da adıyla anılan camisi ve medresesi vardır. Bunları Sadrazam Mahmud Paşa’nın yaptırdığından hiçbir kimsenin şüphe ve tereddütü yoktur. Bursa’daki “Fidan Hanı” diye maruf Mahmud Paşa Hanı da ona aittir. Bursa Sicilleri’nden anlaşıldığı kadar ile bu han, İstanbul’daki Mahmud Paşa’nın cami, medrese, mektep ve imaretinin vakfıdır.
Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Selçuk Hatun’un vakfiyesinde, doğurduğu İsfendiyar oğlu İbrahim Bey’in kızları vakfiyesinde ise kendi vakıflarına Sadrî oğlu Süleyman Çelebi’yi -ki Koca Mehmed Paşa’nın oğlu Mahmud Pa-şa’nın oğlu Mahmud Paşa’nın oğludur-mütevelli tayin ediyor. Bu Mahmud Paşa da yukarıda söylediğimiz gibi Bursa’daki Fidan Hanı’nı İstanbul’daki camisine vakfediyor. Buradan çıkan
mana, Sadrazam Mahmud Paşa, Koca Mahmud Ağa’nın oğlu, Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Selçuk Hatun’un ve İsfendiyar oğlu İbrahim Bey’in damadı oluyor. O devirde paşaların ekserisi “bey”, “çelebi”, “ağa” gibi lakapları tefrik etmezlerdi. Koca Mehmed Paşa’ya Mehmed Ağa, ve Mahmud Paşa’ya da Mahmud Çelebi derlerdi (Bursa’da mezarları olan Kara Demirtaş Bey’in mezar taşında “bey” ve Umur Paşa’nın mahallesinde Umur Bey ve Oruç Pa-şa’nın vakfiyelerinde de Oruç Bey ve Hamza Paşa Camii’ne ve mahallesine de Hamza Bey mahallesi derler. Ve bugün de bu lakaplarla anılmaktadırlar). Bu İsfendiyar kızı Hatice Hatun’un Süleyman Bey adındaki oğlu “Süley-
man Bey bin Mahmud Çelebi bin Mehmed Ağa” ve bunun oğlu Osman Çelebi de “Osman Çelebi bin Süleyman Bey bin Mahmud Çelebi bin Mehmed Ağa” diye belki bin defadan ziyade Bursa Sicilleri’ne kaydolmuştur
(BS. 5/371, 7/418, 10/249, 12/293, 128, 19/385, 388, 3; 23/67, 185, 130, 21/76, 79, 25/86, 26/398, 31/298, 35/129,147, 27/159, 39/354, 41/131, 52/199 vs.). (BA. Hudâvendigâr sancağı vakıf defterleri)
Şeceresinden anlaşılacağı üzere Fatih Sultan Mehmed’in boğdurduğu ve sonra pişman olarak cenazesini takip ettiği Mahmud Paşa, Hırvatlı bir mühtedî olmayıp öz Türk evlâdıdır. Babası Koca Mehmed Ağa olduğu gibi anası Amas-
ya’da Kutlu Bey oğlu Kutlu Paşa’nın kızı Yüzükutlu Hatun’dur. “Düstur-name-i Enveri” adlı manzum tarih 1464’te Sadrazam Mahmud Paşa adına yazılmış ve son devirlerde Türk Tarihi Encümeni tarafından tab’ edilmiştir.
Mahmud Paşa’nın Süleyman ve Mehmed Bey, Hanzâde (Hundî) Hatun, Râbia Hatun ve Şâhzâde Hatun adında beş evlâdı dünyaya gelmiştir.
İstanbul’da bir cami, bir medrese, bir ilk mektep ve bir kütüphane tesis eylemiş ve bunların idaresi için de İstanbul’da bir han ve hamam, 170 dükkân, 12 ev, 47 oda ve hücre, bir bahçe ve birkaç yer icâresi ve Bursa Fidan Ha-nı’nı ve civarındaki dükkânları, Ankara’daki bezzazistanı ve Sahaflar Çarşı-sı’ndaki 25 dükkânı vakfeylemiştir (BS. 244/138; BAVD. 27287, 22201).
Ayrıca Sofya’da bir cami (BAVD. 20653), Bulgaristan’da Kızanlık’a tâbî Mehlezler köyünde cami, Hasköy’de cami, medrese, kütüphane, Karahisar-ı Şarkî’de mescid bina eylemiş ve bunların idaresi için de birçok hayrat bırakmıştır.
1515’te vefat eden oğlu Süleyman Çelebi’nin evindeki vakıfnameler ve mülknamelerin buldurulup İstanbul’a gönderilmesi emredilmiş ve bu işin takibi için Murad adında (Saltanat-penâh hademelerinden) birisi gönderilmiş olduğundan teftiş olunup oğlu Osman Çelebi elinde iki vakıfname ve bir mülkname ve tevliyet beratları alınarak mühürlenmiş ve bu adamla İstanbul’a gönderilmiştir (BS. 26/398). Bu surette Mahmud Paşa’ya ait vakfiyeler ortadan kaldırılmıştır ki, Osmanlı saltanat hanedanının kinlerinin devam etmekte olduğunu gösterir.
Hulâsa: Mahmud Paşa Osmancıklı Koca Mehmed Paşa’nın oğludur. Anası Amasya beylerinden Kutlu Paşa’nın kızı Kutlu Hatun’dur. İsfendiyar oğlu İbrahim Bey’in ve Çelebi Sultan Meh-med’in kızı Selçuk Hatun’un damadıdır. Kültür sahasında asrının birinci derecede âlimi ve diplomat ve deniz ilmin-
den anlayan bir kaptan, Osmanlı hükû-metini senelerce idare etmiş bir idare adamı, hayırsever, satranç meraklısı, geleceği düşünür ve görür emsali az gelmiş asil ve necib bir Türk evlâdıdır. Birinciteşrin 1936 tarih ve 4.480 numaralı Cumhuriyet gazetesinde Yugoslav kralıyla beraber Türkiye’ye gelen Yugoslav âlimlerinden ve Bulgar Üniversitesi profesörlerinden Jorj Buki-litza “Osmanlı Tarihinde Yugoslav Şahsiyetler” adıyla yazdığı bir makalede, aslı Yugoslav ırkından oldukları hâlde Osmanlı devletinde sadrazam, vezir, kaptan-ı derya olanların listesi ve bazılarının hâl tercümelerini yazdığı hâlde Osmanlı tarihçilerinin Hırvat dedikleri Mahmud Paşa’dan hiç bahsetmemiştir. Bu da gösteriyor ki, Mahmud Paşa Hırvat değildir. BK, III/ 172
MAHMUD PAŞA (Hacı) Mîr-i mîrân-dandır. 1791’de Hudâvendigâr sancağı mutasarrıfı iken Bursa askeriyle birlikte harbe gitmiş ve İsmail vakasında mefkûd olmuştur (BS. 1206/85). Ömer Ağa’nın oğludur. Karıları İsmail kızı Rukiye ve Ebubekir Çelebi kızı Züleyha Hatunlarla kızı Refia Hanım vardı (BS. 1210/18). BK, III/193
MAHMUD TÂL Ertuğrul’un ümerasın-dandır. Osman Gazi zamanında vefat eylemiştir Sicill-i Osmânî’de (III, 308, 613) Gâl Mehmâd, Mahmud adında şecî, ümeradan ve Osman Gazi’nin muasırı bir zattan bahsedilmektedir ki, Akbaş Mahmud, Mahmud Tâl ve Gâl Mehmâd denilen Mahmud adındaki üç zatın da aynı adam olmaları pek ihtimal dâhilindedir. BK, III/170
MAHMUD VÂKIF
MAHMUD VÂKIF Bursalıdır. “İshak Hoca” demekle anılan Ahmed Efendi’-nin oğludur. Tâlik yazısını babasından tahsil eylemiş ve babasının eserlerini yazmıştır. Orhaniye müderrisi iken 1724’te ölmüştür. Mahlası “Vâkıf”dır. Hattattır. Babası gibi fazıl ve zarif bir zat idi (TH. 734). BK, III/192
30 Maksem’den şehrin MAHMUDİYE CADDESİ Uluyol denilen görünüşü yol Mudanya şosesinden Anadolu şosesine kadar intizamsız eski bir cadde idi. Bu yol şose hâline konularak ve nihayetine bir de köprü yapılarak iki şose birbirine bağlanmıştır. Bu yola o vakit Bursa valisi olan Mahmud Celâ-leddin Paşa’nın adına izafetle “Mahmudiye Caddesi” denilmiştir. 15 Nisan 1891 Çarşamba günü açılış töreni yapılmıştır. BK, III/194
MAHMUDİYE CADDESİ
MAKSEM Maksem Camii’nin doğu tarafında büyük bir su menbaı olup 40’tan ziyade künklere taksim olunarak buradan Bursa şehrine dağılmaktadır. Bunun için bu civara Maksem mahalle-
si denilmektedir. BK, III/195
MAKSEM CAMİİ Bk. Düsturhan Camii.
MÂL HATUN Şeyh Edebâlî’nin kızıdır. Osman Bey, saltanata nail olmazdan evvel Şeyh’in zaviyesine devam ederken kızı görüp âşık olmuş ve gördüğü rüyayı Edebâlî’ye nakledince tezvicine rıza vermiştir. Alâeddin ile Orhan Ga-zi’nin anasıdır. 22.8.1326 tarihine tesadüf eden Ramazan ayının 21’inde vefat eden Mâl Hatun, Osman Gazi’den biraz evvel ölmüştür (KA. 4119). Tekmil Osmanlı tarihleri Mâl Hatun’un Şeyh Edebâlî’nin kızı olduğunu yazıyorlarsa da son günlerde muhterem
Profesör İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın (...) BK, III/195
MALTA SEFERİ 1645 senesi Mart ibti-dalarında Bursa kadısına gelen bir emirde: “Malta seferine memur olan yeniçeri tayfası, korucu ve oturakçı cümlesini yerli yerinden kaldırıp do-nanma-yı hümayuna eriştirilmesi için Yeniçeri Ocağı devecilerinden Mahmud, Yeniçeri Ağası Şaban’ın mektubuyla Bursa’ya gönderilmiş olmakla bunları ve donanma-yı hümayuna eriştirip hiçbir kimseye amân ve zaman verilmemesi ve ihmal edip vakit ve zamanıyla İstanbul’a gelip hizmetlerinde mevcut bulunmayanlardan dirlikleri gitmekle iktifa olunmayıp başları dahi gitmek mukarrerdir. Ona göre ikdâm ve ihti-mâm üzere bulunmaları” emredilmiştir (BS. 265/131). BK, III/196
MALTIZ ALİ Maktül Beşir Ağa çuhadarlarından iken Bursa’ya nefy edilmiştir. Yetimleri arzıhâl sunup uzun zamandan beri babalarının Bursa’da oturmasından hâllerinin perişan olduğunu bildirdiklerinden affolunarak İstanbul’daki evine gelmesi için, 760 senesi Haziranında emir verilmiştir (BS. 1173/67). BK, III/196
MALÜLZÂDE Bursa Ulucami kurbünde 18’i üst ve 15’i alt katta olmak üzere 33 vakıf odaları vardır. Bunlar bekâr odalarıdır. 1678 Ağustosunda 66.090 akçe ile tamir edilmişlerdir (BS. 328/6). BK, III/196
MAMAK ÇAVUŞ Bursalıdır. 1504’te ölmüştür. Mevlânâ Hüsameddin Hasan, Pîrî Çelebi adında ulemadan iki oğluyla Münevver adında bir kızı kalmıştı. Karısı Murad Çavuş’un kızı Hundî Ha-tun’dur (BS. 17/265, 19/17,425). BK, III/196
MANASTIR MEDRESESİ
MANASTIR MEDRESESİ Sultan Orhan Türbesi’ne bitişik idi. Fetihten evvel manastır iken Orhan Gazi’ye türbe
31 Subhi Bey’in haritasında Tophane meydanı:
1. Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbeleri, 2. Medrese.
ittihaz kılınmış olan mahalde bulunduğundan bu adı almıştır. 1855 hareket-i arzında yıkılmış ve ahşap olarak inşa olunmuş iken “Osmanlı Meydanı” namıyla oraların açılmasında arsası meydana ilâve edilmiştir. 1864’te Ahmed Vefik Paşa Hudâvendigâr Vilâyeti’nde müfettiş iken Abdal Murad Türbesi yukarısındaki dağlardan bir su getirmiş ve adına Müfettiş Suyu denilmiştir. Bu su, bu civarı ihya eylemiştir. Bu medrese için bu meydanın garbında bir mahal tahsis kılınmış ve etraf duvarlarını yaptırmış ve kapısını dahi kondurmuş ise de odalarının inşasına
32 1909 haritasında Tophane meydanının meydan olarak düzenlenmiş şekli: 1. Osman Gazi Türbesi, 2. Orhan Gazi Türbesi, 3. Kamelya, 4. Saat Kulesi.
vakit kalmadan müfettişlik lağvedildi-ğinden tamamlayamamış, nihayet yerine gelen ve Edirne’de vefat eden Hacı İzzet Paşa meydanı tezyin ve şadırvanı itmam ederek suyunu akıtmıştır. Nihayet bu medreseyi Sultan Abdülhamid-i Sânî inşâ ve itmam ettirmiştir. 1890 senesinde bu medrese ahşap bir bina idi. Evvelki medresenin 15 odası ve bir dershanesi vardı. 1845’te esaslı tamir görmüştür. Bu defa yapılan medresenin odaları daha az olup 1906’da 38 talebesi vardı. 1921’de ilk mektebe çevrildi. Buna “Orhan Medresesi” dahi deniliyordu (G. 296; Bursa Maarif Tarihi, Necip Aksoy). BK, III/196
MANASTIR MESCİDİ Sultan Osman ve Orhan türbelerinin karşısında ufak bir mesciddi. Mahalle de bu adı almıştır. “Osmanlı Meydanı” denilen mahallin yeri de manastır olduğu rivayet edilmektedir. Bu mescid harap olmuş ve pek yakınında Şehadet ve Darphane camileri bulunduğundan 1927’de Evkaf Dairesi tarafından eve çevrilmiş ve kiraya verilmiştir. Bu civarda Mevlânâ Şemseddin Fenarî’nin de 1650’de bir mescidi olduğunu siciller yazıyorsa da herhalde bu mescid olsa gerektir. Hacı Ali adında bir zatın da bu mescidi tamir ettirdiği söylenmektedir (BS. 26/ 155, 334/1). BK, III/197
MANAV BÂLÎ EFENDİ İstanbul kadısı Eyüblü Mustafa Efendi’nin oğludur. Mollalardan ve ulemadan Kara Davud Efendi’nin damadıdır. Ankara ve Bur-sa’da bazı müderrisliklerde bulunmuştur. 1551’de Bursa’da ölmüş, Zeynîler civarında Davud Efendi Mescidi’ne defnedilmiştir. Âlim ve fazıl bir zat idi. Birkaç eseri vardır. “Manavzâdeler” ailesi, bu zatın evlâd ve ahfadındandır (G. 306). Konağı şimdiki Kız Muallim Mektebi’nin yerinde idi. Ayrıca Pınar-başı’nda “Manavzâde Oluğu” diye bir hayrı vardır. BK, I/230
MANAVZÂDE Bursa âlimlerinden Halil, Abdurrahman, Ahmed Efendilerin so-
yadlarıdır (İsimlerine bak). BK, III/197
MANAVZÂDE KONAĞI Mahkeme mahallesindeki mektebe bitişik idi. 29 Şaban 1297 hicrî tarihine tesadüf eden 6 Ağustos 1880’de gece ateş çıkmış ve birçok evleri yakmıştır. Oranın sokakları dar ve sık olduğundan yangın yeri Ahmed Vefik Paşa tarafından tanzim ettirilmiş ve birçok yeni yollar açılmıştır. Islahhane ve Sanatlar Mektebi de vaktiyle bu civarda idi. Önce Rüşdiye Mektebi ve şimdiki Kız Muallim Mektebi olan binanın etrafındaki yolu da tevsî edilmiştir. Manavzâde Konağı şimdiki Kız Muallim Mektebi Müdürlü-ğü’ne mahsus olan binanın yerinde idi. Manavzâdeler de buradaki mektebin haziresinde gömülmüşlerdir (G. 332). BK, III/197
MANAVZÂDE OLUĞU “Bursa’nın üst tarafında Gökdere nehrinden ayrılarak Maksem mahallesindeki makseme cârî suyun nehir kenarına döşenen yolun 480 zira’ uzunluğundaki ‘Manavzâde Oluğu’ çoktan beri tamir olunmadığından ve bir tarafta vakfı olmadığından ve öteden beri valiler tarafından tamir edilmekte bulunduğundan birkaç seneden beri yıkılan yerleri maliye hazine-sinden inşa ettirilerek tamir ile sular akmakta ise de oluk tamire muhtaç olduğundan hassa mimar kaymakamı ve bu işe vakıf olanlar yapılan keşifte 18.360 kuruşla tamir ve inşası kabil olduğu görülmüş ve yaptırılmıştır” (BS. 304/10,14). Bu suya “Kavak Suyu” derlerdi. BK, III/197
MANCINIK Hazret-i Emir “mahallesi mûmâ-ileyhin rûh-ı tayyibelerine ihti-râm kastıyla padişah tarafından öteden beri muâf ve müsellem olagelip mancınıkçı taifesinden eskiden iki tezgâhı varken Mehmed Efendi, Mehmed, Hacı Mehmed padişahın tekâlifinden kurtulmak için sekiz adet mancınık tezgâhı ve mahallede kârhane ihdas eylediklerinden ikiden fazlası 10.5.1674’te ref’” edilmiştir (BS. 284/20). BK, III/197
MANSUROĞLU Suhte eşkıyasından olup yanına 400 kadar softayı toplayıp Bigadiç kasabası kurbünde olan köylerden birçok kimseleri katl ve emval ve erzaklarını yağma ve yine birçok köyleri yakarak eşkıyalık eyledikleri îlâm olunup ref’-i mazarrâtları din ve devletin en mühim icâbâtı olduğundan her ne yolda olursa olsun suhte eşkıyalarının mazarrâtlarının vilâyet üzerinden ref’ edilmesi ve haklarından gelinmesi için gayret edilmesi 30.10. 1618’de emredilmiştir (BS. 332/122). BK, III/198
MARDIROS Yaz oğlu Bogos’un oğludur. İnşaat kalfasıdır. 1784’te İnegöl’ün Edebey köyünde Bâlî Bey’in vakfının mütevellisi Hamza Beyzâdelerden Halil Bey’in yanında caminin tamiri için konuşulurken eşkıyalar hücum ederek Halil Bey’i katl ve Mardıros’u da yaralamışlardı. Aldığı yaranın tesiriyle öldüğünden karısı katillerle 150 kuruş mukabilinde sulh olmuşlar ve haklarını ibrâ-yı âm eylemişdir (BS. 338/170). BK, III/198
MARYA (Mara Brankoviç) Sırp kralı Jorj Brankoviç’in kızıdır. Anası Trabzon İmparatoru Kaloyanis’in hemşiresidir. II. Murad’ın karısı iken padişahın vefatı üzerine doğduğu memleketin manastırlarından birine çekileceğine dair yemin etti. Sözünde durdu. Koca ve kudretli bir padişahın 50 yaşındaki bu dul karısı alelâde bir rahibe libasıyla manastırlardan birisine kapandı (M. Nahid, İstanbul Muhasarası ve Zaptı, s. 23). Buna nazaran Muradiye’de Prenses Mara’ya ait olduğu iddia edilen türbenin başkasına ait olduğu anlaşılıyor. BK, III/198
MASKARA HASAN KÖYÜ Yıldırım Ba-yezid, bir vakit 40 kadar kadıyı bir binaya doldurup yakmak istemiş. Bunların ahâliden para aldıklarına ve gadr ettiklerine hiddetlenmiş. Bunları padişahın elinden kurtarmak isteyen Vezi-
riazam Çandarlı Ali Paşa, padişahın maskaralarından Hasan adında bir Arabı kandırarak bu işe muvaffak olursa akçe va’d eylemiş, Arap da yolcu kıyafetine girerek, padişahın huzuruna çıkmış ve: “İstanbul’a gidiyorum bir emriniz var mı?” diye sormuş. Baye-zid’in de İstanbul’da ne yapacağını sorması üzerine; “kadıların yakılmasını emretmişsiniz, yerlerine İstanbul’dan halkın davalarına bakmak üzere papaz getireceğim” demiş. Padişah da affey-lemiş ve bunlara muhtelif meselelerden harc almalarına müsaade eylemiştir. Bunun üzerine bu Arap’a Çandarlı Ali Paşa çok akçe verdiğinden bu köyü satın almış ve esasen tavâşî olduğundan köy tekrar hükûmete kalmış ve İstanbul’un alınmasıyla Eyüb Sultan Türbesi’ne vakfedilmiştir. Bir kısmı da Fîrûz Paşa Camii’nin vakfıdır (BS. 317/ 112, 1196/72). BK, III/198
MASRAF
MASRAF O devirlerde belediye teşkilâtı olmadığından şehrin altı aylık ve bazen bir aylık masrafı için zenginlerin birisinden icab ettikçe faizle para alınır ve bu para sene nihayetinde sanat sahipleriyle, yani esnaf ile köylülerden tahsil edilerek ödenirdi. Bu paranın ne suretle sarf olunduğuna dair bazı misaller göstereceğiz:
1680 senesinde Bursa’nın bir senelik masrafı 103.667 akçeye baliğ olmuştur (BS. 317/101).
1687’de Bursa’nın bir senelik masrafı 150.320 akçeye baliğ olmuştur (BS. 363/12).
1735’te Bursa’dan geçen ulaklara verilen menzil beygirleri ve kılavuzlar ücretli ve yollarda olan menzil beygirleri bedelleri ve Bursa’dan geçen Vezir İbrahim Paşazâde Mehmed Paşa’ya ve Vezir Şahin Mehmed Paşa’ya verilen zahire bahasına Ramazan ve bayramlarda atılan top masraflarına 2.724 kuruş sarf olunup bunun usülüne tevfîkan beşte biri olan 544 kuruş köylülere, diğerleri esnafa taksim olunmuştur. Yalnız Aksu, Kestel, İsâ Bey,
Büyük Susurluk köyleri bu sene iki defa paşa konağı çekip harc masrafları ziyade olduğundan bu seneki salyâ-neden üzerlerine nesne yükletilmeyip ancak imdâd-ı hazariyye taksidinden (valiler kendilerine tahsis edilen has-salardan geçinirler, fakat harp olmadığı vakitlerde imdâd-ı hazariyye diye iki taksitle o şehrin masrafından muayyen bir miktar para alırlardı) hisselerine isabet eden miktar yazılmıştır (BS. 377/86).
1738’de Bursa’dan geçen Müfettiş Vezir Ahmed, Yakub, Selim, Abdi Paşazâde Ali Paşalara vesairleri Pazarbaşı Hacı Ahmed Ağa’nın masrafı 23.578 kuruş olup bunun beşte biri olan 4.715 ve imdâd-ı seferiyye 550 ve mahkeme harcı 12 kuruş ki cem’an 5.277 kuruş köyler halkına ve müte-bâkîsi esnafa taksim olunmuştur (BS. 380/26).
1739’da Bursa’dan gelip geçen ulaklara verilen menzil beygirleriyle asker sürücüsü Halid Paşa’ya verilen erzak bedeli vesair masraflar için Pazarbaşı Hacı Ahmed Ağa’nın masrafı ve iki senelik imdâd-ı seferiyye 1.218 kuruştan maada cem’an 19.022 kuruşa baliğ olup bunun beşte biri olan 3.818 kuruş köyler için ihraç olunduktan sonra imdâd-ı seferiyye ile 5.036 kuruş köylülere ve 15.274 kuruş dahi sanat ashabına isabet eylemiştir (BS. 1184/ 18).
1740’ta bir senelik Bursa’nın masrafları arasında, sefer dönüşünde Bur-sa’ya konan Diyarbakır paşası Muhsin Paşa, İçel paşası Şehsüvarzâde ve Sarı Bey oğlu üzerine giden Rakka valisi Vezir Ahmed Paşaların masrafları, Pazarbaşı Ahmed Ağa’nın umum masrafı âyân ve eşrâf ve esnaf kâhyaları ve cümle müvâcehesinde görüldü ve 10.219,5 kuruşa baliğ olduğu kaydedildi (BS. 1184/63).
1741’de Şam valisi Abdi Paşazâde Vezir Ali Paşa’nın ve İran’dan İstanbul’a gelen elçinin azimet ve avdetinde Bursa’da kaldığı dört gece zarfında
Adana valisi Vezir Ahmed Paşa’ya Eskişehir’e vesair masraflar için 5.700 kuruşa baliğ olup bunun humsu olan 1.140 kuruşla imdâd-ı hazariyye ve seferiyye taksiti olarak 698,5 kuruş köylülere ve bâkî kalan 4.560 kuruş dahi esnafa taksim edildi (BS. 382/43).
1743’te Pazarbaşı Hacı Ahmed Ağa vasıtasıyla yapılan masraf âyân ve eşrâf ve esnaf kâhyaları tarafından hesap olunarak 14.597 kuruşa baliğ olup bunun 672 kuruşu imdâd ifraz olunup bâkî kalan 13.925,5 kuruşun beşte biri 2.785 kuruşla imdâd-ı seferiyye mecmuu 3.457 kuruş köylülere ve 11.140 kuruş esnafa taksim edilmiştir (BS. 334/20).
1743’te Bursa’dan İran seferi seraskeri sadr-ı sabık Yeğen Mehmed Paşa maiyyetine giden 12 Rumeli paşalarına ve 30 âdet mîrî levendât bayraklarına ve sair masraflara 13.201 kuruş Pazarbaşı Ahmed Ağa tarafından sarf edilmiştir. Bunun 2.000 kuruşu köylülere ve 11.201 kuruşu sanat sahiplerine taksim edilmiştir (BS. 334/55).
1746’da serasker Ali Paşa’ya üç günlük zahire bahası ve ulaklara ve kılavuzlara verilen masraf 14.895 kuruş olup Pazarbaşı Hacı Ahmed Ağa tarafından sarf edilmiş ve bundan 569 imdâd-ı seferiyye çıkarılıp 3.434 kuruş köylülere ve 11.461 kuruş de esnafa taksim edilmiştir (BS. 384/71).
1747’de Bursa’dan gelip geçen menzil beygirleri ve kılavuzları ücretleriyle Bursa’dan geçen Vezir Ali, Atina valisi Mehmed, Trabzon valisi Mustafa, Diyarbakır valisi İbrahim Paşalara verilen zahireler bedeli vesair masraflar için Pazarbaşı Veli Ağa’nın 11.013 kuruş masrafı olup köylülere âdet vec-hiyle imdâd-ı seferiyye beşte birine ilâvesiyle köylülere ve mütebâkîsi de esnafa tahmil edilmiştir (BS. 384/38).
1750’de Bursa’nın iki senelik masrafı 12.564 kuruş olup bunun 2.820 kuruşu köylülere ve 9.744 kuruşu da esnafa taksim edilmiştir (BS. 387/24).
1753’te sancakbeylerine verilen imdâd-ı hazariyye ve seferiyye ve Bur-sa’dan gelip geçen ulakların menzil beygirleri ve muhtelif vesilelerle teftiş için gönderilen mübaşirleri, adalet fermanı, ağaçlar yapraklandı fermanı, saatçi ve münâdî başı ve bayramların ilânı için atılan toplar masrafı, Kütahya valisinden buyrultu getiren mübâşire, Şaban gurresi için ferman getiren tatarlara, Kütahya valisinin İstanbul’dan gelen ağırlığının İnegöl’e kadar nakli-yesi, İstanbul’dan gelen mübaşirlere şehir âyânı ve eşrafı ve esnaf kethüdaları masrafıyla pazarbaşı tarafından yapılan masraflar her sene hesap edilerek beşte biri köylülere ve müte-bâkîsi esnafların mevcutlarına göre bir nisbet dâhilinde taksim ve tahsil ediliyor ki buna şehrin masrafı derler. Her sene yapılan müfredatlı defterler İstanbul’a gönderiliyor ve orada tedkik edilerek tasdik veyahut çok görülerek iade ediliyor (BS. 280/ 47).
1758’de Bursa’nın masrafı 4376,5 kuruş olup bunun 1,117 kuruşu vilâyet için alınan buğdaydan fayda hasıl olmakla masraftan tenzil ve mütebâkîsi köylülere tevzî edilmiştir (BS. 391/52).
1765’te Kütahya mutasarrıfı iken Selanik mutasarrıflığına tayin olunan Mehmed Paşa’nın yol üstünde bulunan Bursa’da dairesi halkıyla bir gece misafir kalacağından bu listedeki erzakın râyiç fiyatıyla tedârik ve ihzârı ve bunları kabza memur adamına teslim edilmesi emredilmiştir.
Alınacak zahirenin cins ve miktarları şunlardır:
600 kıyye ekmek
-
20 kıyye has ekmek
-
300 kıyye koyun eti
-
5 kıyye kuzu eti 300 kıyye pirinç 50 kıyye sade yağ 15 kıyye bal
-
10 kıyye kahve
-
2 kıyye şeker
-
10 kıyye yoğurt
-
3 kıyye mum
-
3 kıyye bal mumu
-
10 kıyye has un
-
5 kıyye nişasta
-
10 kıyye tuz
-
15 kıyye nohut
-
10 kıyye süt
40 aded tavuk
200 aded yumurta
Kifayet miktarı soğan ve sebze
Ayrıca:
50 araba odun
50 araba saman
2000 kıyye arpa
40 nefer yük-keşân
15 kılavuz tedarik edilmesi (BS. 400/117).
1766’da Bursa’nın bir senelik masrafı Kütahya valisi Ali Paşa’nın üç günlük masrafıyla ve maiyyetindekilere verilen bahşişlerle beraber 4.429 kuruş olduğu (BS. 398/53).
1767’de bir senenin masrafı 3.448,5 kuruştur (BS. 1179/8).
1771’de bir senelik masraf 26.801 kuruş olup şehir kethüdası Süleyman Çelebi tarafından sarf edilmiş ve köylü ve esnaftan tahsil edilmiştir (BS. 1185/ 15).
1773’te Bursa’dan gelip geçen ulakların menzil beygirleri ve Numan Paşa, Sinop mutasarrıfı Osman, sabık Boğaz muhafızı Ali, Boğaz muhafızı Hasan, Kütahya valisi Mehmed Paşaların Bur-sa’da misafir bulundukları zamanlarda yapılan masraf 20.716,5 kuruş olup usülen köylülere ve esnafa taksim edilmiştir (BS. 1186/17).
1774’te ulakların menzil beygirleriyle Vezir Süleyman, Ömer, Mehmed Paşalara verilen zahire bahası vesair Bursa’nın masrafı 30.518 kuruş olup bunun 2.152 kuruşu evkaf fazlasından verilmiş ve bâkî kalanının 22.204 kuruşu esnafa ve 6.162 kuruşu köylüye yükletilmiştir (BS. 1186/50).
1776 senesinde Kütahya Valisi Vezir Mustafa Paşa Bursa’ya gelmiş ve Çe-kirge’de misafir kaldıklarından dairelerine şu zahireler verilmiştir:
400 adet ekmek, 100 kıyye koyun eti, 100 kıyye Mısır pirinci, 20 kıyye sade yağ, 5 kıyye bal, 12 kıyye bal mumu, 5 kıyye yağ mumu, 3 kıyye kahve, 5 adet tavuk, 10 kıyye nohut, 100 adet yumurta, 2 kıyye şeker, 10 kıyye has un, 10 kıyye tuz, 20 yük odun, 100 kıyye kömür, 1 kıyye baharat, 20 adet hıyar, 30 kıyye soğan, 400 yem (arpa), 20 yük ot, sebzevât miktarı-ı kifayede. (BS. 387/42).
1777’de Bursa’nın bir senelik masrafı 28.125 kuruşa baliğ olmuştur (BS. 337/37).
1777’de Bursa’dan geçen bir vezir için yapılan masraf şunlardır:
750 kıyye ekmek, 375 kıyye pirinç, 375 kıyye sade yağ, 10 kıyye bal, 10 kıyye un, 15 kıyye nohut, 5 kıyye nişasta, 30 kıyye soğan, 15 adet kavuk, 100 adet yumurta, 10 kıyye tuz, 2 kıyye kahve, 5 kıyye bal mumu, 10 kıyye yağ mumu, 5 kıyye şeker, 1 kıyye biber, 20 kıyye katran, 150 kıyye kömür, 1500 kile arpa, süt, yoğurt, sebzevât, odun miktar-ı kifayede (BS. 337/15).
1779’da bir senelik masraf ve eski sadrazam Darendeli Mehmed Paşa maiyyetine verilen zahireler ücreti vesaire dâhil olduğu hâlde 20.077 kuruştur (BS. 1191/22).
1783’te ulakların ve Erzurum eski valisi Mehmed Paşa ile Kütahya valisinin hareminin ve saadetli Abdullah Paşa’nın vesair masrafları 4.222 kuruşa baliğ olmuştur (BS. 1198/48).
1787’de Bursa’nın bir senelik masrafı 15.293 kuruşa baliğ olup bu şehir kethüdası Süleyman Çelebi tarafından sarf edilip köylü ve esnaftan usülü dairesinden tahsil edilmiştir (BS. 1202/ 88).
1788’de bir senelik masraf arasında ulaklara verilen menzil beygirleri ve kılavuz ücretleri ve vezirlerden Mustafa, Ebubekir, Yusuf ve diğer Mustafa Paşalara yapılan masraflarla 500 kalyoncu neferleri ve buğday ve arpa mübayaaları ve 200 mekkârî beygiri ve mekkârî develeri vesair masraflar için
28.177 kuruş 24 para sarf olunmuştur. Bunun 22.100 kuruşu esnaftan ve üst tarafı köylülerden tahsil edilmiştir. Bu paralar için de umur-ı belde için ödünç alınan akçelerin faizi namıyla da 2.395 kuruş vardır ki icabında masraf için faizle para alındığı anlaşılıyor (BS. 319/60).
1789’da bir senelik masrafı 53.641 kuruş olmuştur (BS. 308/2).
1790’da bir senelik masrafın 54.399 kuruş olduğu anlaşılıyor (BS. 1205/ 128).
1792’de Bursa’nın senelik masrafı arasında iki defa pişirilen beylik peksimet, sefer için kış askeri, beylik enfiye masrafı, Gemlik’te inşa olunan kalyon kerestesi masrafı, kereste mübaşiri Hasan Bey’in şehriyesi ve konak kirası, Vezir Ali Paşa’nın teşriflerinde yapılan masraf, şehir kethüdası Hamza Çelebi’nin masrafları 100.906 kuruş 20 paraya baliğ olmuştur (BS. 1206/15).
1794’te Bursa’da yedi ayda, Gemlik’te inşa olunan kalyonun denize indirilmesi ve yağmur duası yapan hocalara ve şeyhlere vesaireye verilenler dâhil 17.703 kuruş 24 para masraf yapılmıştır (BS. 1201/3).
1794 senesi Haziranında sadr-ı sabık Yusuf Paşa’nın Bursa’ya teşriflerinde dairesine verilen yiyecek ile kaptanpa-şanın Gemliğe geldiğinde verilen hediye vesaire masrafı 39.254 kuruş ve dokuz paraya baliğ olduğu ve buna iki sene evvel yapılan tevziat köylülere ve esnafa tekâlif-i şakka ziyadeliğinden sıkıntı ve muzayaka verdiğinden o seneye ait masraf paralarının dahi bu seneye zam ile tahsil olunması emredilmiş ve cem’an 47.504 kuruş tahsil edilmiştir (BS. 1209/11).
1794’te Bursa’nın sekiz aylık masrafı 17.914 kuruş 39 paraya baliğ olmuştur (BS. 312/10). Aynı sene Bursa’nın üç aylık masrafı 42.115 kuruş 34 paraya baliğ olmuştur (BS. 1209/19).
12.7.1802’de gelen bir fermanda, “Bursa’nın masrafları Cizyedârzâdele-rin vefatından sonra Başmüderris Rem-
zizâde Abdülbâkî Efendi’ye ihale kılınmıştır. Bursalılardan Silahşör Mizancı damadı Seyyid Mehmed ve kayınpederi kadılardan Mizancı Hafız belediye işlerine karışarak ve birbirlerine tefevvuk dâiyesine düşerek Bursa’nın nizamını ve âsâyişini alt üst etmişlerdir. Masraflar vesair şeyler Bursa’nın mecmu’ hane ve menzillerine tevzî olunmayıp esnafa tevzî edildiği ve esnafın takati kalmayarak terk-i sanat eyledikleri görülmüş olduğundan bunların ve Bursa müderrislerinin bu işe karışmayıp Bursa’da tekâlif nazırı olanların reyleri ve beş nefer esnaf kethüdaları marifetiyle idare olunarak her ne sarf olunursa defter ile sicile kaydolunup müderrislerle sair vücûhtan geçinenlerin memleketin işlerine müdahaleleri külliyen kat’ olunarak bundan sonra beşer esnaftan tayin olunan kimselerle nazırın mührü ile mühürlenmiş tahriratları olmadıkça isgâ olunmamak ve Bursa hakimleri dahi bunların reyinden hariç hareket etmemesi için” Bursa kadısına ve Mizancı Hacı Ali, Çuhacı Hacı Abdullah, Hacı Mustafa ve Hacı İbrahim ve Seyyid Hacı Mehmed’in adlarına ferman gelmiş ve bunlar Bursa’nın idaresine memur olmuşlardır (BS. 280/ 106). (Eskiden şehrin muâmelâtına ve masraflarına kadılar bakar ve belediye işlerini de bunlar görürlerdi. 1249/ 1826 senesinde ihtisab ağaları teşkil olunduğu zamanlarda bunlar da belediye işleriyle tavzif edilmişlerdi. 11 Cemaziyelevvel 1274 hicrî (28 Birinci-kânun 1857)’de İstanbul’da ve birkaç sene sonra da bazı vilâyetlerde belediyeler teşekkül eylemişti. Bu emirle Bursa’da da kurulmuş demek olur ki bu emrin çok önemli olduğu görülmektedir.)
1805’te Bursa’nın bir senelik masrafı 21.800 kuruş olup usül dairesinde tevzî olunmuştur (BS. 307).
1817’de Hudâvendigâr livasının yedi aylık masrafı 89.735 kuruşa baliğ olmuştur (BS. 1272/49).
1817’de Bursa âyânı Hacı Ahmed Hasib Efendi tarafından mutad masraflarla Hurşid İbrahim, Ebubekir, Abdullah ve Nurullah Paşalara yapılan masraflar ve Bursa sarayının mefruşatı ve tezyinatı vesaireden Bursa’nın hissesine 392.087 kuruş isabet eylemiş ve bunun 311.625 kuruşu esnaftan ve 80.462 kuruşu köylülerden tahsil edilmiştir (BS. 1272/37).
1838’de Bursa’nın masrafları arasında tahrir-i nüfus için 13 sicil defteri alındığı ve Bursa kadılığına tayin olunan Nuri Bey Efendi’nin bir gece Demirtaş köyünde misafirliği ve harem konağının tamiri ve Mazhar Paşa’nın oturduğu konağın dört aylık kirası ve Acemler’de yazın oturan redif askerleri için yer kirası olarak verilen ve hükû-met konağıyla bazı köprülerin tamiri masrafları 322.757 kuruşa baliğ olup bundan kadı’nın 427 kuruş imza harcı ve 3.775 kuruş da ferman harcı alınmıştır. BK, III/199
MATBAA
MATBAA 1. Bursa’da ilk matbaa, Vilâyet matbaası olmak üzere 1284/ 1867 senesinde, Süreyya Paşa’nın valilikleri esnasında açılmıştır. Taş ve hurufat (harfler) ile, Türkçe, Rumca, Ermenice ve Fransızca tab’ edebiliyordu. Son zamanlarda ve bilhassa Cumhuriyet devrinde güzel bir bina vücuda getirilmiş ve makineleri asrımızın son model yeni hurufat makinelerine sahip olmuştur.
-
2. Feraizcizâde Matbaası: 1291/ 1874’te Feraizcizâde Şakir Efendi tarafından açılmıştı ve muhtelif lisanda harfleri vardı.
-
3. Emrî Matbaası: 1307/1889’da Murad Emrî Efendi tarafından açılmıştır. Muhtelif lisanlarda harfleri vardı.
-
4. Muin-i Hilâl Matbaası: 1326/ 1908’de bir şirket tarafından tesis edilmiştir. Hurufat makinesi, pedalı vardır. Motor ile hareket eder. Her türlü iş çıkarmaktadır.
33 Bursa’da çıkan gazetelerden Hudâvendigâr Gazetesi
-
5. Orhaniye Matbaası: 1335/ 1916’-da teessüs eylemiştir. Bir pedalı vardır. Gazete basabiliyor.
-
6. Kardeş Matbaası: 1340/1921’de açılmıştır. Bir pedalı vardır. Gazete basabiliyor. BK, III/206
MATBAH (Mutfak-Saray) Saray mutfağı için Bursa’da 1514’ten beri her sene 10 müd simitçi unu ve beş müd döğülmüş buğday ve beş yük tarhana gönderilmesi usül ittihaz edilmiştir. Her sene bu tarz tekerrür etmiştir (BS. 26/273). BK, III/206
MEBRUK (Hoca Kadı) Veya Mebrum Hoca. Pınarbaşı civarındaki Yılanlı Tür-be’de medfundur. 1561’den evvel ölmüştür (BS. 92/61). Oğlu Abdülgafur Efendi babasının vakıflarının mütevellisi iken 1577 senesi Birinciteşrin ayında ve hicrî 21 Receb 986’da ölmüştür. Vakfın malından 93.500 akçe zimmetinde kalmıştır (BS. 130/43). BK, III/ 207
MECNUN DEDE Yeşil Camii mahfelinde-ki çinileri yapan sanatkârın adıdır. Kendisi nakkaştır. Tahtakale civarında cami ve bugün eseri kalmayan zaviyeyi bina eylemiştir. Uzun müddet yaşadığı ve Fatih asrını idrak eylediğinden “Mecnun Dede” adını almıştır. BK, III/ 213
Tahtakale’nin batısında küçük bir mescid ile buna bitişik bir zaviye vardı ki, bunlara nisbetle mahalleye de Mecnun Dede mahallesi derlerdi. Caminin civarında Mecnun Dede’nin ve kardeşi Lokman Dede’nin kabirleri varsa da mezar taşları yoktur. Orada Bayezid oğlu Hacı Nasuh isminde, 1571’de ölen birisinin mezarı vardır. BK, III/207
MECNUN DEDE MESCİDİ Kırk büdelâ-dan birisidir. Kardeşi Numan Dede ile beraber medfundur. Tahtakale kurbünde bu namla anılan mahalle ve mescidin haziresindedir.
Kerametini gören Çakır Ağa adında bir zat bu camiyi ve civarındaki hamamı yaptırmış ve hatta hamamdaki ufak halvetin biri; “evliya halvetidir, Mecnun Dede’nin makamıdır” diye takdis ederler. Caminin ittisalinde dergâh varmış. Her gün fukarayı doyururlarmış. Sonraları tarikat düşmanlarından birisi orasını medreseye tahvil etmiş. Şimdi ise başkasına satılmıştır. Minaresi orta derecededir (MŞ.). BK, III/207
MECNUN DEDE ZAVİYESİ Caminin ittisalinde idi. Mescid ve zaviyenin birçok vakıfları vardı. 1596 senesinde zaviyenin iradi 2.783, caminin iradı da 20.010 akçe idi. 1713’te birçok akçesi vardı (BAVD. 27262). Çakır Hama-mı’nın yerinin bir kısmı, Mecnun Dede vakfının olduğundan, hamamın mütevellileri bu yer için, Mecnun Dede mütevellisine her sene yer kirası verirlerdi. Kurşunluzâde Hacı İbrahim Ağa, zaviyenin yerine bir medrese yaptırmıştır (Bk. Kurşunluoğlu Medresesi).
Mecnun Dede’nin Fatih asrında ve daha evvel yaşayan ve Bursa’da suba-şılık yapan Çakır Ağa zamanında çok ihtiyar olmasından dolayı “dedelik” ünvanını aldığı şüphesizdir. Bursa’da Mehmed Mecnun adında bir zat Yeşil Camii yapıldığı sıralarda yaşamıştır. Ve bunun, Fatih zamanını idrak etmesi de pek ihtimal dâhilindedir. Çelebi zamanında 40 yaşında olan bir adam, Fatih zamanında 70 yaşında bulunabiliyor.
Ve o vakit Türklerin vasati ömürleri 125 sene idi. Ömrünü israf etmeyen, hırpalamayan kimselerin yüzden fazla yaşadıkları pek çok vaki idi. Bursa Sicilleri buna adil bir şahittir. Çelebi Sultan Mehmed, Mecnun Dede’ye Deb-bağhane civarındaki yerleri bağışlamış ve orada bir mescid ve zaviye yapacak derecede servet kazanması, bunun tüccarlardan ve Ümeradan olmaması dolayısıyla Çelebi Sultan Mehmed’in ve sonraları Bursa subaşısı Çakır Ağa’nın bu zata çok hürmet ve saygı göstermelerinin elbette bir sebebi vardır. Bur-sa’daki Yeşil Camii çinilerini ve mah-feldeki kabartma çinileri yapan “Mu-hammedü’l-Mecnun”un bu zat olması pek muhtemeldir.
Mecnun Dede mahallesinde 1694 senesinde şâyân-ı hayret bir hadise olmuştur. Bunun altındaki esrar perdesi bir türlü ve hatta bugüne kadar açılamamıştır. 1105 senesi Zilhiccesi ib-tidalarında İvaz kızı Fatma, Hacı Receb kızı Fatma, anası Hacı Receb kızı Saliha adındaki kadınlar katl olunmuş ve İvaz oğlu Mustafa ile karısı Mehmed kızı Fatma da asılı olarak bulunmuştur. Hadisenin ne sebepten olduğu tasrih edilmemiştir. Mehmed’in küçük kızı Hatice kurtulmuştur. Bu vaka 27.7. 1694’te cereyan etmiştir (369/2,3,4). BK, III/207
MEDRESE
MEDRESE Vaktiyle ve hatta ilk Osmanlı hükûmetinin kuruluşunda orta tedrisata riayet eylemek üzere medreseler açılıyordu. Bursa’nın fethini müteakip, Manastır mahallesinde Orhan Gazi bir medrese açmıştır. İlim ve faziletin âşıkı olan Türklerden her padişah, her vezir birer mektep ve medrese yapmışlardır. Fatih Sultan Mehmed ile Kanunî Sultan Süleyman daha o zaman cihanın hiçbir tarafında üniversite yok iken, Fatih Üniversitesi tarzında Fatih’teki medreseleri yaptırmıştır ki, Vakıflar Umum Müdürlüğü tarafından neşredilen Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesi tedkik edilirse, bu sekiz medresenin, üniver-
34 Mecnun
Dede Camii
sitenin sekiz fakültesinden başka bir şey olmadığı ve nizamat ve kanunlarının ve idare şekillerinin hemen hemen bugünkü üniversiteler tarzında olduğu şükranla görülür. İlk devirlerde bunlar Türk ilmine, Türk irfanına çok hizmet eylemişler ve birçok tarihçi, âlim, filozof, idare adamı yetiştirmişlerdir. Türkiye’deki en muhteşem binalar, gerek Osmanlılar ve gerekse Selçuk Türkleri tarafından yaptırılan medreselerdir. Erzurum, Sivas, Kayseri vs. şehirlerdeki medreselerin harabelerinde bile görülen ihtişam bu sözlerimin delilidir.
Bursa medreseleri şunlardır:
Abdülaziz Efendi, Abdurrahmanoğlu, Abdussamed, Aşağı İnebey (Müftü Ahmed Paşa), Ataullah Hoca, Alboyacılar (Çendik), Arslaniye, Ahmed Paşa (Ve-liyyüddinzâde/ Geyikli), Arabiye (Lala
35 Mecnun Dede’nin yaptığı düşünülen Yeşil Camii mahfilindeki kabartma çiniler
36 Muradiye’de II.
Murad Medresesi planı (Gabriel’den)
Şahin), Başçı İbrahim, Bayezid Paşa, Cizyedarzâde Hüseyin Ağa, Caferiye
(Eski Saray/İmaret-i İsa Bey), Emir
Sultan, Ebu İshak, Ferhad Ağa, Molla
Fenarî, Faik Bey, Gökdere (Paşa Çelebi), Gülçiçek, Kösec Ali Paşa, Hançeriye (Hançerli), Sultan Murad Hudâven-digâr, Hamza Bey, Hüseyin Paşa, Hüseyin Erzincanî, Hacı İvaz Paşa (İma-diye), Kurşunluzâde (Mecnun Dede), Kaşıkçızâde Kâdiriye (Kadri Efendi), Leysîzâde, Lutfullah Çelebi, II. Murad, Molla Yegân, Molla Hüsrev, Molla Ce-did, Mehmed Vânî Efendi, Sûfî Mehmed
Paşa, Molla Efendi, Muslihuddin, Çelebi, Sultan Mehmed (Sultaniye), Nusret Paşa, Orhan Gazi, Oruç Bey, Umur Bey, Pîr Emir, Hoca Rüstem, Süleyman Paşa (Karıştıran), Sarrafiye, Sancakiye, Turşucu, Vâiziye, Veli Halife, Yeni Medrese, Yukarı İnebey, Ahi Yakub, Yıldırım medreseleri. Bursa’nın kazalarında
dahi büyük medreseler vardır. Bunlara ait izahat isimleri hizalarında gösterilecektir.
Bu medreselerin ekserisi yatılıdır. Yemekleri dahi müessese tarafından veriliyor. Bazı medreselerin yaylakları da vardır. Yazın yaylağa ve kışın medreselerine gelirlerdi.
1588’de Bursa’daki selâtin medreselerindeki talebeye, yaylaktan indikten sonra her birine yevmî ikişer akçe yemek parası verilip muhasebelere ol
vechile kayd olunması ferman buyurul-muştur (BS. 173/232).
Yeniçeri’nin ilgasından ve Nizam-ı Cedid askerinin ihdasından sora medresede okuyan talebeler imtihan olurlar ve kazananların askerlikleri şimdiki yüksek tahsil gençleri gibi tecil edilirdi ve bu imtihanlar her sene tekrarlanırdı. Sultan Abdülhamid devrinde ve tahminen 1892 tarihlerinde imtihanlar affolundu. Medrese talebesi olduğuna dair bir tasdikname vermesi kâfi görüldü ve medreseler asker kaçaklarıyla doldu. Bu vechile memleketin ilim ve irfan yurtları olan bu medreseler eşkıya ve haydut yatağına döndü. Türk milletinin başına çöken bu elim âfet Cumhuriyet hükûmetinin adilâne bir kararıyla ortadan kaldırıldı. Hiç okumasını bilmeyen bir adamın, başına dört arşın bir sarık sararak bir medreseye kayd olunması, askerlik zamanında medresenin, “medresemize müdavim talebe-i ulumdandır” demesi bu adamın askerden kurtulması ve vatan borcunu yapmaktan kaçmasına kâfi idi. BK, III/ 208
MEHMED Ulemadandır. Merhum Sevinç Bey’in oğludur. 1424’te sağ idi. Ulu-cami civarında evleri ve mülkleri var idi. BK, III/210
MEHMED Nakkaştır. Umur Bey vakfiyesinin şahididir. BK, III/217
MEHMED “Mevlânâ Yegân” adıyla şöhret bulmuştur. Aydın ulemasından Armağan’ın oğludur. Bk. Yegân (Mev-lânâ, Molla). BK, III/216
MEHMED Fatih Sultan Mehmed’in kire-mitçibaşısı olup İstanbul’da XV. asır ortalarında vefat eylemiş ve nâşı Bur-sa’ya getirilmiştir. İstanbul’da Laleli civarında bir mescid bina eylemiştir ki, “Kızıl Minare” adıyla bugün bile mevcuttur (HC. I/159; SO. IV/103). Bur-sa’da Kiremitçi mahallesinde bir mescidi vardır. Bursa’da Kiremitçi Sinan
Bey Mescidi’yle İstanbul’daki Kiremitçi Pîr Mehmed Çelebi arasında bir münasebet vardır. Yani bunlar birbirinin yakın akrabalarıdır (BAVD. 25173). BK, III/223
MEHMED Seyyid Ali’nin oğludur. 878 Zilhicce ibtidalarında 1473’te ölmüştür. Şeker Hoca mahallesindeki hususi türbesinde gömülmüştür. BK, III/217
MEHMED Ulemadandır. Hoca Enbi-ya’nın oğludur. “Enbiyaoğlu mahallesi” bu zatın adına mensuptur. Bunun oğlu Hoca Kabunî ve bunun oğlu da Hoca Muhyiddin Mehmed Çelebi’dir. 1478’-de ölmüştür. Şeker Hoca mahallesin-dendir (BS. 3/23,281, 5/8). BK, III/217
MEHMED Has Bey’in oğludur. “Kara Şahî” diye ün almıştır. 1480’de Mudurnu’nun Seher köyünde ölmüştür. Bursalıdır (BS. 3/272). BK, III/218
MEHMED Kara Hatice’nin ve Yusuf’un oğludur. 1486’da Bursa kapanından beş akçe yevmiyesi vardı (BS. 5/81, 205). BK, III/223
MEHMED Hacı Hoş Paşa’nın oğludur (1486) (BS. 5/310). BK, III/223
MEHMED Bursalıdır. Kalp akçe döküp kullandığı şer’an sabit olduğundan 1490 senesinde Bursa’da asılmıştır (BS. 8/97). BK, III/225
MEHMED Mevlânâ Nazirî’nin oğludur. Karısı Sinan kızı Ruh Paşa için Musa Baba civarında 1504’te bir mescid bina eylemiştir (BS. 19/291). BK, III/229
MEHMED Subalaban’ın oğludur. Oğlu Edhem Çelebi 1504’te Bursa’da idi (BS. 16/200, 19/279). BK, III/228
MEHMED “Mamak Çavuş” diye şöhret bulmuştur. 1514’te Mevlânâ Pîr Çelebi ve Şahmuz Hatun adında iki evlâdı vardı (BS. 26/26). BK, III/231
MEHMED Şadi’nin oğludur. 1507’de Mürsel Halife mahallesi mescidine birtakım vakıflar yapmıştır. Ahmed, Hasan, Mustafa adında üç oğlu vardı (BS. 21/51). BK, III/229
MEHMED Mürsel Halife’nin oğludur. Babası bir mescid yapmış ve mahalle de babasının adıyla anılmıştır (1507) (BS. 21/51). BK, III/229
MEHMED Bursa darphanesi emini iken 1519’da katledilmiştir. Emin’in üzerinde kalb akçe bulunup meselenin teftişi için sipahi oğlanlarından Sinan oğlu Ali Çelebi dergâh-ı âlîden hüküm getirerek darphanede çalışanlardan İskender, Yusuf, Süleyman adındaki kimselere emr-i padişahî ve kanun-i şâhî mucibince örf lâzım olduğundan bu iş için mübaşir olan Ali Çelebi’ye teslim olundular. Sinan Çelebi’nin oğludur. 7.325 akçelik eşyası satılıp 85 akçesi dellâ-liye çıkartılıp 7.245 akçe bâkî kalmıştır (BS. 28/29, 28/533). BK, III/231
MEHMED Dede Bâlî’nin oğludur. 1519’-da 4 akçe yevmiye ile Bursa Darüşşifa-sı’na cerrah tayin edilmiştir. İstanbul’da dergâh-ı âlî cerrahlarındandı. BK, III/231
MEHMED
MEHMED Devlet Han’ın oğludur. İsa Bey mahallesinde 1523’te vefat eden Mahmud Bey’in oğlu Üveys Bey’in vasiyy-i muhtarı idi. BK, III/232
MEHMED Hasan’ın oğludur. 1533 senesi Eylül ayında İnceğiz mahallesinde ölmüştür. Kardeşleri İbrahim ve Ümmü-hânî ile ana bir hemşiresi Hüsnî vardı. 6.092 akçe metrukâtı kalmıştır (BS. 159/6). BK, III/234
MEHMED Hamid’in oğludur. 1551’de Bursa’dan 196 azeb çıkarılıp 49 neferine reis tayin edilmiştir. Kardeşi Hüseyin de ayrıca bir kısma reis olmuş ve iki kardeş birden sefere gitmişlerdir (BS. 51/32). BK, III/238
MEHMED Ahmed’in oğludur. “Molla Bâdî” adıyla meşhurdur. 1554’te Selçuk Hatun vakıflarının mütevellisi idi. BK, III/238
MEHMED Abdurrahman’ın oğludur. 1558 senesi Martında ölmüştür. BK, III/239
MEHMED Pîr Mehmed’in oğludur. Gayet güzel ve sanatkâr boyacı ustası olduğundan 1559’da iplik boyacıları esnafına şeyh olmuştu (BS. 81/1). BK, III/ 239
MEHMED Bursa’daki “gümüş arayıcıları” üzerine nazır idi. 1559’da divan-ı hümayuna yazdığı mektupta simkeş-lerden bazılarının evlerinde ocak peyda ve gümüş ve akçeleri sızdırdıklarından şikâyet etmiş olduğundan bunların isim ve resimleriyle bildirilmesi istenmiştir. Acemlerden Hacı Pîr’in elinden bir miktar gümüş bulduğunu, kadı marifetiyle bedestene emanet konduğunu ve “tuzdur” denilen 20 yük gü-herçile yakaladığını da bildirmiştir. Kendisine, 1559’da gümüş ve güherçi-lenin sahipleriyle birlikte İstanbul’a gönderilmesi emredilmiştir. BK, III/ 242
MEHMED Mustafa oğlu Bayezid’in oğludur. Şahin Paşa mahallesi müezzini iken 1560’ta ölmüştür. Anası Mahmud kızı Ümmü idi (BS. 80/83). BK, III/240
MEHMED Hüseyin’in oğludur. Yapıcı ustası olup 1562 senesinde kadılardan Cafer Çelebi’nin evini tamir eylemiş ise de üstad olmadığı gelen ustalar tarafından görülmüş, eski binayı yanlış işleyerek harap eylemiş ve yaptığı işlerin hepsi ayıplanmış ve “reddi lâzımdır” (yaptığı iş uygun değildir) demişlerdir (BS. 92/161). BK, III/241
MEHMED Mustafa ve Osman oğlu Ali adındaki arkadaşlarıyla beraber üzerlerinde kalb akçe bulunduğundan tutu-
lup hapsedilmiş ve 1564’te kaçmalarına meydan verilmeksizin İstanbul’a gönderilmeleri emredilmiştir. BK, III/ 242
MEHMED Bursa’nın Deveciler mahallesinde sakin idi. “Zerbâfteci Koca Usta” adıyla maruftur. Hacıdır. İstanbul’a gönderilmesi emredilmişken bulunamadığı bildirilmiş ve 1565’te behemehal şer’an buldurulması bildirilmiş, aynı yıl, lâzım olanlara buldurulup gönderilmesi tekrar emredilmiştir. BK, III/242
MEHMED “Sokullucaoğlu” demekle maruftur. Bursa şehri kâhyası iken 1571’de ölmüştür (BS. 113/146). BK, III/244
MEHMED Pınarbaşı’nda sakin idi. Nakkaştır. Ulucami mihrabını 3.000 akçe mukabilinde 5 ayda nakşeylemiştir. 1572 senesi Martının üçüncü günü tamam eylemiştir (BS. 113/86). BK, III/244
MEHMED Mustafa’nın oğludur. Şeker Hoca mahallesindeki odalarda bir kumaş tezgâhı kurarak gece ve gündüz çalışmaya başlamıştır. Fakat mahallenin kethüdası ve ordu subaşısı Şahkulu oğlu Hızır bunu mahkemeye ihzâr edip avrat ve oğlan taşra çıkmak müşkil oluyor diye şikâyet eylediğinden tezgâhının oradan çıkarılması 28.1. 1573’-te emrolundu (BS. 115/91). BK, III/ 246
MEHMED Çini ustasıdır. Bölük halkın-dandır. III. Murad tarafından 1575’te sipariş olunan çinileri yaptırmak üzere İznik’e gönderilmiştir. İznik çinicileri-nin bunun tarifatı üzere çini yapmaları ve çini hususunda buna muhalefet etmemelerinin ayrıca tenbih edilmesi bildirilmiştir. Bu tarihlerde III. Murad, babası ve kardeşleri için Ayasofya civarında türbe yaptırmakta olduğundan bu çinilerin mezkur türbe için olması
pek muhtemeldir. Çinileri bu Mehmed Ağa itmam ettirip İstanbul’a götürmüştür. BK, III/242
MEHMED Mahmud Bey sülâlesinden Üveys Bey oğlu Cafer Bey’in oğludur. 1576’da babası vefat etmekle hasılatın onda birisinin yarısıyla 10.4.1576’da mütevelliliğe tayin edilmiştir (BS. 127/158). BK, III/246
MEHMED Abdullah’ın oğludur. Bursa sancakbeyi Mehmed Bey’in azeblerin-den olup yol kesen eşkıyaları tutmakta yoldaşlık eylediği inha edildiğinden Rumeli beylerbeyisi Cafer Paşa tarafından 3.000 akçelik bir timar tevcih olunup tezkiresini 1583’te Şubat ayında vermiştir (BS. 129/170). BK, III/ 248
MEHMED Alacahırka mahallesinden Mehmed’in oğludur. 1586’da “Ağzı-kara” diye meşhurdu (BS. 172/33). BK, III/249
MEHMED Âlim ve fazıllardan Muîdzâde Efendi’nin oğludur. Ecdadı Maraş’ta hükûmet süren Dulkadiroğullarından-dır. Bursa’da müderris iken 1586’da ölmüştür. “Muîdî” diye meşhurdur. İstanbul’da doğmuş ise de Bursa’da ölmüştür (G. 503). Şiirlerinden:
Nûş eden dil teşne câna cur’a-yı la’l-i terin Adın anmaz bir dahi âlemde âb u
kevserin
Almazam kehl-i cilâyı nûr-i çeşmim
aynıma
Tûtiyâ-yı dîde-i âyân iken hâk-i derin Ârzû-yı bûyı zülfündür şehâ sümbül gibi Hâtırım her dem perîşân eyleye âşıkların
Üsküplü Muîdî başkasıdır (OM. II/ 416). BK, III/248
MEHMED Yusuf’un oğludur. “Şeşbeş” diye meşhurdur. Emir Sultan mahallesindeki evinde, emvali hükûmetçe zabt olunan Trablusşam defterdarı Ahmed Bey’in akçe ve eşyasını sakladığından bir ay aranarak eşyalar zapt edilmiş ve
bu esnada karısı Açık Dede kızı Üm-mügülsüm’ün korkusundan çocuk düşürdüğünü söylediği iddia edilmiş ise de böyle bir şey olmadığı gibi, kendisinin de böyle bir söz söylemediğini, 1587 senesi Şubatında mahkemede itiraf etmiştir (BS. 170/190). BK, III/ 249
MEHMED Mahmud’un oğludur. 1591 senesinde Bursa’daki simkeşlerin reisi idi (BS. 180/22). BK, III/250
MEHMED Hasan Cevherî’nin oğludur. 1591’de Yeni Han’da vefat etmiştir. 115.766 akçe mirası kalmış, malının üçte biriyle cariyesi âzad edilmiş ve bâkî kalan da Ulucami’nin tamiri ve hayır işlerine 1591’de sarf edilmiştir (BS. 174/85). BK, III/250
MEHMED Süleyman’ın oğludur. Bursalıdır. Arkadaşı Mustafa ile Yeniçeri kıyafetinde gezip silahla birkaç defa İma-ret-i İsa bey mahallesinde Hamza oğlu Sinan’ın evini basıp ve kapısını paralayıp karısı Mehmed kızı Kumru’yu alıp götürdükleri ve Yeniçeri libasıyla gezdikleri ve birçok kimselerin akçe ve esbablarını aldıkları ve hatta başına sardığı siyah tur kuşağın Sinan’ın malı olduğu isbat edildiğinden haklarından gelinmesine 25.4.1594’te hükm olunmuş ve ikisi de idam edilmiştir (BS. 227/27). BK, III/252
MEHMED Şeyhî’nin oğludur. İlâhîzâde-lerdendir (BS. 190/8). BK, III/252
MEHMED “Ütücü” diye meşhurdur. Eşkıyadandır. İstanbul zindanından ve Bursa hapishanesinden kaçmış ve idam edilmek üzere iken bir suretle kurtulmuş ise de Sefer Subaşı yakalayarak mahkemeye getirmişti. Şahitler bir katır çaldığını, Seyyid Usûl civarında iki Hırisyitanı cerhedip eşyalarını aldığını itiraf eylemiş ve İstanbul’da salıncakçı iken bayram günü Piyale Paşa etrafındaki dere içinde bir adam
öldürdüğünü ve yeniçerilerden Murad oğlu Mustafa İstanbul’dan katırla gelirken Kayabaşı’nda yoluna inip katletmek istemiş ise de Müslümanlar yetişip güçle elinden kurtardıklarını da söylemişlerdi. Ahâli ve şahitler de “Şakî, haramî, ehl-i fesad, yol kesici, ev basıcı katillerden” olduğunu haber verdiklerinden 1600 senesi Şubatında idam edildi (BS. 351/95). BK, III/254
MEHMED Bursalı Hasan’ın oğludur. “Pehlivanoğlu” diye şöhret almıştır. Eşkıyadır. Levendler ve haramzâdeler ile işret edip Müslümanların evlerini basıp ve kendilerini soyup daima fesad eylediği ve bazı genç çocukları kandırıp, ayartıp köyleri dolaştırdığı isbat edildiğinden 1601 senesinde hakkından gelinmiştir (BS. 179/20). BK, III/ 254
MEHMED Mustafa’nın oğludur. “Şarap alan ve satan ve içen siyaset olunsun” diye padişahtan ferman gelmişken daima sarhoş gezmekte ve elindeki silahla herkesi tehdid etmekte idi. Ahlâksız bir adamdır. Bir gün silahını çekerek Kiremitçi mahallesindeki kadınlar hamamına dalmış, birkaç kadını yaralamış ve üç gebe kadının çocuk düşürmesine sebep olmuştur. Hamamcı ile birkaç erkek zorlukla yakalayıp aynı kıyafetle mahkeme huzuruna getirmişlerdir. 1602 senesi Martında idam edilmiştir (BS. 197/6). BK, III/ 254
MEHMED Abdullah’ın oğludur. Dergâh-ı âlî silahdâr ağası olup Anadolu’da altı bölük halkının teftişine memur Ali Ağa Hazretleri mahkemede bunun müvâce-hesinde takrir-i meram edip; “İstanbul’dan Bursa’ya gelirken Pendik’te at ve yerağ ve yasağ ile tuttum; sen ne hâlli kimsesin diye sual eylediğimde: ‘Ben 150. bölükte yevmî 15 akçe ulûfeye mutasarrıf sipahi oğlanları zümresin-denim’ diye cevap vermekle Bursa’ya getirip sipahi oğlanları defterine bakıl-
dıkta kat’â ism ü resmi bulunmadı, ahvalini bilenlerden sorulsun” demiştir. Mehmed’in kardeşi Abdullah Yahya: “Kardeşim Mehmed haddi zatında ke-mentçi ve ‘kallâb/kalbazan’ olup birçok kimseleri kementleyip katlettiğinden hakkından gelmek üzere habsolunmuş, hapisten kaçmış ve birkaç defa asılması için fermanlar gelmişti” diye kardeşinin yüzüne karşı haber vermiş ve âyân-ı vilâyet ve memleketten bazıları da, “Mehmed, kallâb, kementçi katildir. Vâcibü’l-izâle ve lâzimü’s-salbdır” diye haber verdiklerinden maada, mahfuz bulunan sicillere bakıldıkta kallâblığı ve kementçiliğine müteallık nice sicil-lâtı kayıtlı olduğu görüldüğünü de 10.2.1604’te huccet yazıldı ve tabi-atiyle idam edildi (BS. 207/100). BK, III/255
MEHMED Bursalıdır. Mehmed’in oğludur. 1606’da “Serçezâde” demekle meşhurdu (BS. 214/104). BK, III/256
MEHMED İbrahim Bey’in oğludur. Eşkıyadan olup Manastır mahallesinde hassa saraçlarından ve akrabasından Abdullah’ı 1022 Ramazanının dördüncü gecesi 1613’te Ulucami kurbündeki kahvehanede kendi hâlinde otururken sebepsiz, hançerle vurup katleyledi-ğinden hakkından gelinmesi emrolun-muştur. BK, III/257
MEHMED Ahmed Paşa mahallesinden Hasan’ın oğludur. 17.11.1616’da Ester adında bir Yahudi karısı mahkemeye ihzâr ettirip, birkaç ay evvel yatsı vakti kocası Yasef oğlu İlya’yı bıçak ile katleylediğinden, şer’an üzerine kısas lâzım geldiğini, kalbinin rahat bulması için Mehmed’in idamını istemiştir. Mehmed, ifadesinde “İlya ölmeden evvel beni Leblebici Musli’nin kölesi Rıdvan yaralamıştır, bundan başkasıyla davam yoktur” demiş ve cevabını teyid eder bir huccet dahi ibra eylediğinden, Ester’in davası reddedilmiştir. Buna kanaat etmeyen Ester, İstanbul’a gide-
rek divan-ı hümayuna da müracaat etmiş ve kocasını; “Leblebici Musli, kayını Hasan, kölesi Rıdvan ve Bakkal İbrahim katleyledi” diye dava eylediğinden, bunların İstanbul’a gönderilmeleri hakkında, mübaşir-i dergâh-ı âlî saray kapıcılarından Mahmud, Bur-sa’ya gelmiş ve bunları alıp İstanbul’a götürmüştür (BS. 225/3). BK, III/261
MEHMED Veli’nin oğludur. Hassa mimarlarından olup, Bursa’da senelerce mimarbaşılık yapmıştır. 1617’de mi-marbaşıydı. Bk. Mimar. BK, III/261
MEHMED Han Paşa’nın oğludur. 1623’te Hasanköy’de katl olunmuşutr (BS. 197/73). BK, III/264
MEHMED Mustafa’nın oğludur. 1645’te Bursa’da “Siyâhîzâde” demekle meşhurdu (BS. 264/21). BK, III/270
MEHMED Süzenkefen mahallesinde 1646 senesinde vefat eden âlimlerden Abdülgani Efendi’nin oğludur. Anası Hüseyin kızı Ayşe’dir. Kardeşleri İbrahim ve Mustafa’dır. Babasının 110.879 akçe muhallefatı ve birçok kıymetli kitapları kalmıştır (BS. 273/14). BK, III/270
MEHMED İbrahim’in oğludur. Bur-sa’daki mücellid esnafına mücellidbaşı olarak 18.9.1649 tarihinde tayin olunmuştur. Çok üstad idi (BS. 275/ 84). BK, III/271
MEHMED Abdullah’ın oğludur. 1657’de Bursa hassa mimarı idi. BK, III/272
MEHMED Veli’nin oğludur. Kiremitçi mahallesindendir. Eşkıyadan olup gece ve gündüz sarhoş gezerdi. Kazancı, kadın pezevenkliği olup birçok Müslümanların hatunlarını fena yola götürmüştür. Kendi kız kardeşini de nâmahrem kimselerin odalarına götürüp fitne ve fesaddan hâlî olmadığı sabit olduğundan ıslâh-ı nefs edinceye kadar bir sene müddetle beylik sefine-
lerinde kürek çekmek üzere 7.8.1658’-de Avcıbaşı Hacı Ali’ye teslim ve aynı tarihte sevk edilmiştir (BS. 347/9). BK, III/273
MEHMED Mekke şeriflerinden Megâ-mis’in oğludur. Padişahın eşiğine gelip dayandığından bu gibiler hakkında padişahın inayet kapıları açık olduğundan hakkında bir padişah lutfu ve geçinmesine yardım olmak üzere Hudâvendigâr sancağı maişet için kendisine tevcih olunmuştur. 11.7.1659’da Bursa’ya gelmiş ve idareyi eline almıştır (BS. 1172/81) (Bu emirde iktidarın mevzubahis olmadığı dikkate değer). BK, III/274
MEHMED İsmihan Hatun’un oğludur. Cebeci Şatır Hasan ile yol arkadaşı olup giderlerken Küçükçekmece’de Meh-med’i katledip eşyalarını zabteyle-diğini ve tutarak katleylediğini itiraf ve ikrar etmiş ve Cebecibaşı hapsinden firar eyleyerek Bursa’ya geldiği haber alındığından tutularak İstanbul’a iadesi 26.8.1662’de emredilmiştir (BS. 1073/ 99). BK, III/275
MEHMED Mehmed’in oğludur. 1664’te Bursa’da mimarbaşı idi. BK, III/275
MEHMED Hasan’ın oğludur. İstanbul’da çalıcı mehterlerinden iken Bursa kalesindeki mehterlerin mehter başılığında bulunan Türk oğlu Mehmed azledilmiş ve üç sene müddetle Bursa kalesi meh-terbaşılığına tayin edilmiştir. Bursa’-daki mehterler ve saz çalanlar âdet olan resimleri tahsil ve kale mehterlerinin, kendisini, üzerlerine mehterbaşı bilmeleri 1675’te emredildi (BS. 316/ 136). BK, III/278
MEHMED Kösreciler mahallesinden Salâgîr oğlu Ahmed’in oğludur. Karısı Ahmed kızı Neslihan ile beraber evlerin kapılarını açıp eşya çaldıkları ve yolda bir kadını soyup çıplak bıraktıkları ve bir kimseyi bıçak ile yaraladık-
ları ve Karamazak mahallesinde dahi bir kadını bıçakladıkları ve Neslihan’ın da kendisine mahrem olmayan kimseler ile muamele üzere olduğu ve kocasının şer’ ve fesadına yardım eylediği ve Mehmed’in, nâmahrem iki kadını zorla evine kapayıp üzerlerine kapıyı bend eylediği görüldüğünden ikisinin de Bursa’dan sürülmesine ve çıkarılmasına 29.10.1679’da hükmedilerek subaşıya teslim edilmiştir. BK, III/278
MEHMED Seyyid İbrahim’in oğludur. 1620 senesi Şubatında Bursa’daki ağaççı (keresteci) taifesine kâhya tayin olunmuştur. Bu işlere hakkıyla vâkıf ve doğru ve her vechile kethüdalığa layık ve kudretli olduğu esnaf tarafından tasdik edilmişti (BS. 232/159). BK, III/262
MEHMED Ali’nin oğludur. Reyhan Paşa mahallesindendir. Sakal salıverdikten sonra tekrar tıraş etmiş olduğundan Subaşı Mustafa oğlu Osman tarafından yakalanarak mahkemeye getirilmiş ve şer’î bir sebep olmaksızın sakalını tıraş ettiğini şahitlerle isbat eylediğinden sicile kaydolunmuştur (BS. 359/21). Tabii, subaşı, icab eden para cezasını almıştır. BK, III/281
MEHMED Hüsrev’in oğludur. Miha-liçlidir. 1728’de Manisa’da Ulucami mütevellisi iken Nücûm’a (Hey’et) dair bir eser telîf eylemiştir (OM. II/303). BK, III/288
MEHMED Emir Sultan mahallesinden-dir. 30.5.1757 tarihine tesadüf eden hicrî 1170 senesi Ramazanının onuncu gecesi Emir Sultan Camii’nde yatsı namazının sünnetini kılarken ve kendi hâlinde ırzıyla mukayyed iken, yine bu mahalleden Vekilharç oğlu Seyyid Mustafa ve hevâdarlarından Açıkbaş oğlu diğer Mustafa, tüfek kurşunuyla Mehmed’i katleylemişlerdir. Karısı Fatma, kendi ve Mehmed’in seksen yaşındaki anasına vekâleten ve küçük
oğlu Mustafa’ya vesâyeten katiller ile murafaa olmak murad eylemişse de, katiller ziyade zîkudret ve bir çok yardımcıları olduğundan, Bursa’da bir türlü mukavemet ve hakkın meydana çıkarılmasına imkan olmadığını bildirmiştir. Bunların, zâbıtları marifetiyle tutularak şer’iye mahkemesi huzurlarına ihzârları ve Bursa’da şer’le davalarının görülmesi ve hapiste ibka ederek, sicil suretlerinin arz ve îlâm olunması ve bu meselenin takibi için sadrazam ağalarından Osman Ağa, fermanla mübaşir tayin edilmiştir (BS. 391/ 140). BK, III/295
MEHMED Yörük’ün oğludur. 1795’te Bursa âyânındandı (BS. 1210/4). BK, III/305
MEHMED İnegöl’de Serdar Ahmed’in damadıdır. “Mehmed çok genç ve güzel olduğundan Bursa valisi Derviş Mehmed Paşa’nın, hevâ-yı nefsine tâbî olarak Mehmed’i yanına aldığı ve Serdar Ah-med’in kızını boşattığı ve bakire bir kızını dahi paşanın oğullarının alıp esir gibi habseylediklerini ve diğer dul kızını dahi bir iftira ile alıp götüreceklerini anlayan kardeşinin kızı ve anasını alıp İstanbul’a geldiğini, hasta olan karısını İstanbul’da bırakıp, kendisinin Edirne’ye gelerek” padişaha verdiği bir arzıhâl ile anlatmış, damadı Meh-med’den kızının nikâhının ve paşanın oğullarından kızının ırzının tekmil edilmesi için divan-ı adalet-penaha ihzârlarını ve mahpus olan kızının ellerinden kurtarılması ve padişahın huzurunda mahkemenin icrasını rica eylemiştir. “Bunlar Edirne’ye celb olun-mayıp mahalline havale olunur ise ırz u malım gitti, bir canım kaldı. Resul-i Ekrem’e hâlimi arzetmek ahirete kalır. Paşa, Bursa’da vali ve oğulları da orada voyvodadır. Damadım Mehmed, oğullarına isnad ediyor. Bursa’da ihkak-ı hak olunmak emr-i muhaldir”, diye arzı-hâline ilâve eylemiştir. 1824’te bu arzıhâlin baş tarafına, damadı Mehmed
ve paşanın iki nefer oğulları Edirne’ye ihzârı için divan tarafından hüküm yazılmış ve bir çavuş gönderilmesi emrolunarak, Serdar oğlu Ahmed’in istidâsı ve dilekleri aynen kabul edilmiştir. BK, III/309
MEHMED Mihaliçli, Kervanbaşızâde’dir. 1814’ten evvel ölmüştür. Muhallefatı beyliğe zapt edilmiştir (BAML. 24118). BK, III/307
MEHMED Nasuh’un oğludur. Gördes’in Salur köyündendir. Yalan yere kadıdan ve voyvodadan şikâyet ettiklerinden dolayı, avanelerinden İbrahim ve Ali ile Bursa’ya muvasalat eyledikleri ve Seyyid Halil’in Mudanya’dan firar eylediği, Bursa kadısı tarafından bildirilmiştir (BAZD. 3550). BK, III/299
MEHMED Yeniköylüdür. Bk. Halil Ağa (Gürleli).
MEHMED Bk. Abdal Mehmed.
MEHMED (Ahi) Ahi Hasan’ın oğludur. 788/1386’da ölmüş ve Pınarbaşı’na defnedilmiştir. Kardeşi Ahi Paşa da 1390’da ölmüş ve yanına gömülmüştür. Mevlevî Tekkesi ile Pınarbaşı kabristanında bir tepede medfun bulunan Mevlevî şeyhi Şemseddin Efendi kabirlerinin tam ortasındadır. BK, III/210
MEHMED (Arap Mehmed) Bk. Arap Mehmed.
MEHMED (Arap Mehmed Camii) Bk. Arap Mehmed Camii.
MEHMED (Badi Badi) Bursalıdır. 1768’-de Şubat ayında Bursa’daki ulema vesair kimseler mahkemeye gidip, bunun kendi hâlinde olmayıp eşirra-dan olduğunu, müzevver davalar ile halkı taciz ve zararlandırdığı ve hırsız ve “sâ’î bi’l-fesad, vâcibül izâle” olduğunu haber vermişlerse de, padişahın emri ile katle bedel, Mehmed bir daha
salıverilmemek üzere Magosa kalesinde kalebent edilerek şer ve mazarratından Bursalılar emin olmuşlardır (BS. 395/80). BK, III/296
MEHMED (Bıyıklı, Ali oğlu) Bk. Hüseyin (Kürd).
MEHMED (Çalık) Mantıcı mahallesinde esirci idi. Kendi hâlinde olmayıp, her fesadı irtikâb eder, gece gündüz fesad işler, evine fahişeleri doldurur, rezil adamları toplar ahlâksız bir adamdı. 6.5.1765’te gece evinde fahişe avratlarla fısk üzere oldukları haber alındı. Mahkeme tarafından gönderilen çuhadar marifetiyle tutulmak üzere iken muharebeye başlayarak, mahalle imamı Mehmed Saîd Efendi’yi öldürmek için kurşun atarak kaçtı. Mahallelinin emniyet ve rahatı kalmadığından, evini temiz bir adama satıp mahallede otur-tulmamasına karar verildi (BS. 400/ 11). BK, III/297
MEHMED (Derviş)
MEHMED (Derviş) Hacı Dede’nin oğludur. 17.6.1644 tarihinde Bursa Mev-levîhanesi’nde vefat eylemiştir. Muhal-lefatı arasında 14 vukiyye afyon çıkmıştır (BS. 265/10). BK, III/270
MEHMED (Ehlice Muhyiddin) Aydın Yenişehirlidir. Müderristir. 1544’te ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. İlim ve irfan sahibi bir zat idi. O vakit “çevgan” oyunu denilen ve İngilizlerce bugün çok revaçta bulunan “Polo” oyununda pek mahir bir sporcu idi (G. 282; ŞN. 496). BK, III/237
MEHMED (Ehlice Muhyiddin)
MEHMED (Hacı) Ankaralı Şeyh Paşa’nın oğludur (1486) (BS. 5/121). BK, III/ 223
MEHMED (Hacı)
MEHMED (Hacı) Özbek Rumî Kara-manî’nin oğlu Murad’ın oğlu Mah-mud’un oğludur. 1490’da Bursa’da idi (BS. 2/8). BK, III/225
MEHMED (Hacı) İskender’in oğludur. Bursalıdır. 1538 İkincikânununda ölmüştür. Oğlu Hacı Ahmed, kızıları Fatma ve Safiye ve karısı Hasan kızı Fetahna ile 86.586 akçe mirası kalmıştır (BS. 164/80). BK, III/237
MEHMED (Hacı) Abdurrahman oğlu İslâm’ın oğludur. Oğlu Abdullah ve kızı Fatma vardı. Karısı Zeyneb Hatun’dur. 1553’te Yerkapı mahallesinde ölmüş, mirasının 35 sehmi 225.440 akçeyi bulmuştur (BS. 53/6). BK, III/238
MEHMED (Hacı) Ahmed’in oğludur. Çoban Bey evlâdının vakıflarının 1560 senesinde mütevellisi idi (BS. 81/49). BK, III/240
MEHMED (Hacı) Karamanlı Hüseyin’in oğludur. 26.6.1572’de Arap Mehmed mahallesinde ölmüştür. Alacahırka mahallesinde değirmen arkı kenarında onar metre uzunluk ve genişliğinde hâlî bir yerde bir mescid bina eylemek istemiş ise de müyesser olamadan vefat etmiştir. Hisar’da mescid yapmak isteyen bir Müslümana, veresesi, bu arsayı verip mescid yapılmasına razı olmuşlardır (BS. 113/184). BK, III/245
MEHMED (Hacı) “Papazoğlu” demekle maruftur. 8.9.1572’de İshak Şah mahallesindeki evinde şarap meclisi kurmuş, eve gidenleri, Fetteci Mehmed’in oğlu Mahmud, bıçak çekip evden dışarı sürmüştür (BS. 116/19). BK, III/245
MEHMED (Hacı) Mustafa’nın oğludur. Yeni Kaplıca’nın seneliğini 34.000 akçeye tutmuş iken muttasıl fesad ve fısk üzere olup daima fenalığı görüldüğünden ve sabit olduğundan 1572 senesinde hamamdan def’ ve ihraç edilmiştir. Gelincik Çarşısı’nda aşçılık yapmaya başlamış ancak, çarşı ahâlisi mahkemeye müracaatla “çarşımız kurbünde dükkânında ateş yakıp aşçılık eder. Evvelden şerbetçi dükkânı idi. Ateş yakmasına biz razı değiliz” diye şikâyet
ettiklerinden ve mezkur dükkânın evvelce şerbetçi dükkânı olduğu sabit olduğundan hakim tarafından ateş yakıp aşçılık etmekten 26.12.1572’de men’ olunmuştur (BS. 115/67). BK, III/244
MEHMED (Hacı) Ali’nin oğludur. “Hekim” diye meşhurdu. 1586 senesinde Ali Paşa mahallesinde ölmüştür. Bir oğlu ile iki kızı vardı. Tüccardandı. Hacı Hamza kendisine Şam’dan 320.000 akçe getirmiştir (BS. 164/102). BK, III/249
MEHMED (Hacı) Hüsam’ın oğludur. Altıparmakzâde’dir (1595) (BS. 190/ 8). BK, III/252
MEHMED (Hacı) Ali’nin oğludur. 17.10. 1606’da ikindi vakti Taşkın mahallesinde Kuruçeşme önünde köprü başında katledilmişti. Anası Derviş kızı Mahpaşa Bursa’da yasakçı başı ve yeniçeri zâbıtı Mehmed Subaşı marifetiyle, 50. ağa bölüğünden Derviş oğlu Emrullah’ı mahkemeye ihzâr edip: “Benim oğlumu katledip kaçmıştı. Şahitlerim vardır” dedi. Emrullah inkâr eyledi. Şahitler boş böğründen, budundan, arkasından, altından, memesi altından beş yerinden vurup kasden ve külliyyen katleylediğini ve sürdüklerini söylediler. Şahitler tezkiye edildi. Bur-sa’da sakin ihtiyar yeniçeri yoldaşlardan 40 kişi mahkemede hazır olup: “Emrullah haddi zatında haramzâde, katil yaramaz olup içimizde sâ’î bi’l-fesâd fi’l-arz dır. Evvelce de böyle bir cinayet işleyip yoldaşlarımızdan Ömer Bey adındaki yeniçeri bunu tutmak istedikte elinden bıçakla yaralayıp kurtulmuştur. Bu makule fesad ve şeka-vetine hadd ü gayet yoktur. Cümlemiz bunun hakkından gelindiğini isteriz” diye cümlesi kemâl-i vifak üzere icmâ ve ittifak eylediklerinden sicile kaydolundu. Tabii, idam edilmiştir (BS. 214/ 45). BK, III/256
MEHMED (Hacı) “Kefeli” demekle maruftur. Hayır sahiplerindendir. Mak-sem mahallesindeki ağaç köprünün tamiri için, 1624’te vakıf para bırakmıştır (BS. 238/53). BK, III/264
MEHMED (Hacı) Mustafa’nın oğludur. “Hacı Çotur” demekle maruftur. Satı Fakih mahallesindendir. Hayır işleri için 1627’de birçok vakıfları vardı (BS. 242/35). BK, III/265
MEHMED (Hacı) Sağrıcı Sungur mahallesinden Hacı Ahmed’in oğludur. 30.1.1655’te ölmüştür. Karıları Sefer kızı Şerife Fatma Hatun ile Mehmed kızı Meryem Hatun’dur. İki karısından başka oğlu Halil ve İsmail Çelebiler ve 544.733 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 279/39). BK, III/271
MEHMED (Hacı) Sarı Abdullah mahallesinde sakin iken evine misafir gelen Küçük Veliler köyünden Ruşen oğlu Dağlı Mehmed ile bir odada yatarken gece yarısı evine gelen Çubukçu Osman, Yapıcı Süleyman, Karahisarlı Sahtiyancı İbrahim tarafından boğulmak suretiyle öldürdükleri sabit olduğundan katillerin dördü de 10.3.1670’te idam edilmişlerdir.
Oğlu Ahmed ve kızı Adilhan kalmıştır. Anaları Eyüb kızı İhsan vasileri ve mirasçılardandı (BS. 301/57).
Bu katilleri Bursa avcıbaşısı İbrahim, İvaz köyünde tutmuştur. Katiller mahkemede cürümlerini itiraf etmişler ve birçok mücevheratını aldıklarını söylemişlerdir. BK, III/276
MEHMED (Hacı) Erzincanlı Hüseyin mahallesinden Abdullah’ın oğlu Abdül-celil’in oğludur. Karısı Ahmed kızı Fatma’dır. 17.10.1688’de ölmüş, Abdurrahman, Ahmed, Salih, İbrahim ve Ümmügülsüm adında beş evlâdı kalmıştır (BS. 364/71). BK, III/282
MEHMED (Hacı) Saatçidir. Hazret-i Emir şeyhlerine mahsus bir hane inşa ettirmiş, 1724’te İzzeddin, Emir Sultan
şeyhi İshak Efendileri hacca götürmüştür. BK, III/388
MEHMED (Hacı) İstanbul’da “kuru meyve” pazarbaşısı iken, zahire cinsleri işlerinde kusuru görüldüğünden Bur-sa’ya sürülmüş ise de, alîl olduğundan, gelip hanesinde oturmak ve bir daha pazarbaşılık işlerine kendisi ve adamları karışmamak ve müdahale ederlerse haklarından gelinmek şartıyla, 1740 senesi İkinciteşrin ayında kabahati affolunmuştur (BS. 1184/54). BK, III/ 292
MEHMED (Hacı) İstanbul’da Eski Bedes-ten’de küçük kethüda iken, zuhur eden töhmetine mebni evlâd ve ıyâliyle Bur-sa’ya nefy edilmiş ve kendisi Bursa’da vefat etmiş olduğundan, 1751 Temmuzunda ailesinin affı ferman buyurul-muştur (BS. 387/35). BK, III/294
MEHMED (Hacı) Tophaneli İşker’in oğludur. Tüccardandır. İstanbul’dan fermansız pirinç, kahve ve zahire ihracı men’ edildiği hâlde, yüz zenbil pirinç sevk eylediğinden, tevkif edilerek 1770 senesi Haziranında Bursa’ya sürülmüştür. BK, III/300
MEHMED (Hacı)
MEHMED (Hacı) Sarıçayır kazasının Bel köyünden Kara Molla’nın oğludur. Kendi hâlinde olmayıp tezvirli davalarla haksız yere kabahatsiz bir çok kimseleri cezalandırıp, tekdir etmek âdeti olduğundan ve defaatle yapılan ten-bihlerden bir türlü mütenebbih olmadığından te’dîbi için 17.6.1785’te Bur-sa’ya sürülmüştür (BS. 314/5). BK, III/303
MEHMED (Hacı) Kelesli Keskinzâde’dir. Hacdan gelirken evlâdsız vefat eylediği ve zengin olduğu haber alındığından 25.7.1804’te muhallefatının beyliğe zabtı emredildi. BK, III/307
MEHMED (Hacı) Mihaliç kazasının İlyas köyünde katledilmiştir Zengin olduğu haber alındığından muhallefatını bey-
liğe zabtı 2.9.1806’da emredilmiştir (BAML. 24607). BK, III/307
MEHMED (Hacı) Bk. Yazıcı Abdullah.
MEHMED (Hoca) Hoca Fahreddin oğlu Saîd’in oğlu Hoca Arapşah’ın oğludur. 1429’da vefat etmiş ve Kuzgunluk’taki aile kabristanına gömülmüştür. Kendisi Bursa’nın ileri gelen tüccarlarından-dı. BK, III/213
MEHMED (Hoca) Kaygan’ın oğludur. Bursa kadısı Mevlânâ Muhyiddin’in adamı ve 1484’te vekili idi (BS. 4/257). BK, III/223
MEHMED (Hoca) “Kapan Musası” denilen Musa’nın oğludur. Şehabeddin Paşa mahallesinde babasının bina eylediği Kapan Musası Mescidi’ni tamir eylemiştir. 1498’de vefat eylemiştir. İlyas, Hacı Mahmud Çelebiler ile Yusuf adında üç oğlu vardı. Kendisi tüccardan idi (BS. 12/135, 23/99,190, 28/211, 11/ 159). BK, III/228
MEHMED (Hoca) Mehmed’in oğludur. 1495’te Bursa’da “Karamanlı Çelebi” diye şöhret bulmuştu. İbrahim Paşa mahallesinde 1503’te ölmüştür. Karısı, Hoca Yunus Kızı Şah idi (BS. 11/191). BK, II/224
MEHMED (Hoca) Akhisarlı Kemal’in oğludur. “Akçeli Mahmud” diye meşhurdur. Bursa’da 1553’te bir mektebi vardı. 1558 tarihli vakfiyesi vardır (BS. 73/295, 72/115). BK, III/238
MEHMED (Hoca) “Hoca Yadigâr” diye meşhurdur. 1575’te 6.000 akçeyi hayır işlerine vakfeylemiştir (BS. 127/58). BK, III/246
MEHMED (Hoca Hafız) Abdülkerim’in oğludur. 1486’da “Karabaş” diye şöhret almıştı (BS. 5/339). BK, III/223
MEHMED (Hoca Muhyiddin) Savcı oğlu Hoca Sinan’ın oğludur. “Hocazâde”
diye meşhurdur (1479). BK, III/217
MEHMED (Kafesçi) İstanbulludur. Süleyman’ın oğludur. Mahkemede yalancı şahitlik yaptığından 1790 senesi Ağustosunda Bursa’ya nefy edilmiştir. BK, III/304
MEHMED (Kalaycı) Bk. Kayıkçı Ali.
MEHMED (Kara) Mustafa’nın oğludur.
Bursalıdır. Yeniçeridir. Sokaklarda Müslümanlar üzerine hançer ile hücum ve birçok kimseleri döğer ve küfrederken tutulmuş ve hapsedilmiştir. Bursa subaşısı Mehmed Ağa’nın hanesinde akdolunan şeriat meclisinde bu gibi hâllerden vazgeçmesi ve Allah’tan korkması ve Peygamber’den utanması söylenmiş ise de meclis-i şer’de “cima” lafzı ile Resul-i Ekrem Hazretlerine de söylediğinden derhal hakkından gelinmek üzere 6.1.1680’de Zabit Mehmed Ağa’ya tenbih ve te’kîd edildi (BS. 276/42). Tabii, Kara Mehmed derhal idam edildi. BK, III/279
MEHMED (Küçük) İstanbul’da Büyük Karaman mahallesinde kahveci iken, dükkânında halka esrar sattığı ve bunun memnû bulunmasına dair verilen emirlere itaat eylemediği görüldüğünden Bursa’ya nefy edilmiş ve 1751’de Bursa’ya gelmiştir (BS. 387/8). BK, III/293
MEHMED (Kürdoğlu) Bk. Emin (Piç).
MEHMED (Melek Mehmed) Mehmed
Karamanî’nin oğludur. 4.4.1573’te ölmüş ve Zeynîler’e gömülmüştür. BK, III/245
MEHMED (Mevlânâ) Ulemadandır. “Kın-cıoğlu” diye maruftur. Kızı Fatma Hatun vardı. Hızır Şah Efendi oğlu Mev-lânâ Mehmed’in damadıdır (1480) (BS. 3/270). BK, III/246
MEHMED (Mevlânâ) Bursalıdır. “Ber-berzâde” diye meşhurdur. Müderris
iken 1610 senesi Eylülünde ölmüştür. Âlimdi (ŞN. 312). BK, III/257
MEHMED (Mevlânâ) “Müneccim Mehmed” adıyla meşhurdur. 1643 senesinde Nefise Hatun kızı Hatice Hatuna ruhu için iki akçe ile cüzhan idi (BS. 261/187). BK, III/268
MEHMED (Mevlânâ Muhyiddin) Seydî Ahmed’in oğludur. 1479’da “İkinci-oğlu” diye meşhurdur (BS. 3/11). BK, III/217
MEHMED (Mevlânâ Muhyiddin) “Ka-rabağî” demekle maruftur. Kanunî devri âlimlerinden olup Karabağ hıtta-sında doğmakla bu ünvanı almıştır. İran’da tahsil-i ilm ü irfandan sonra İstanbul’a gelmiş ve bazı medreselere ve nihayet İznik Medresesi müderrisliğine tayin olunarak 1535’te İznik’te ölmüştür. Aklî ve naklî ilimlere vâkıf olup birkaç eser telîf eylemiştir. Yazdığı kitapların adları Osmanlı Müellifleri I/398’de yazılıdır (KA. 3621). BK, III/234
MEHMED (Mevlânâ Nakşî) Mehmed’in oğludur. Yıldırım Darüşşifası’nda ikinci tabib iken vazifesini yapmadığından yerine on beş akçe yevmiye ile vazifesi 7.12.1647’de başkasına tevcih edilmiştir (BS. 269/52). 26.12.1648’de darüş-şifanın başhekimliğine tayin olundu (BS. 272/133). Bir sene sonra İstanbul’a gitmiştir (BS. 274/52). BK, III/ 270
MEHMED (Müneccim Hoca, Löplöp) Kütahyalı olup “Dedezâde” adında bir “yıldızları tanıyan”a hizmet eylemiştir. Bursa’ya gelerek Açıkbaş Mahmud Efendi’ye (Nakşibendî) intisab ederek icazet aldı. 1676’da İstanbul’da ölmüştür. Remil ve yıldız ilimlerinde mâ-hirdi. Ve akranları arasında da benzeri azdı (G. 537). BK, III/277
MEHMED (Pîr) Mevlânâ Şemseddin’in oğludur. 1486’da ölmüştür. Karısı Hacı
Doğan kızı Zeyneb Hatun ile oğulları Mustafa, Şeyh Mehmed ve kızı Hatice kalmıştır (BS. 5/127). BK, III/223
MEHMED (Pîr) Hoca Kerem’in oğlu ve Mustafa Çelebi’nin babasıdır. 1580’de Orhaniye Medresesi’ne müderris olan Mevlânâ Sinaneddin’in amcasıdır (BS. 17/241,269). BK, III/253
MEHMED (Pîr) Mehmed’in oğludur. “Kepecioğlu” diye meşhurdur. 25.10. 1620’de Bursa müderrislerinden Mehmed oğlu Abdülhâdî Efendi’nin Emir Hazretleri mahallesindeki evinin kapısını kapayıp küfürler eylediği ve daha evvel dânişmend iken de daima sarhoş gezerek birçok Müslümanları dövdüğü ve Abdülhâdî Efendi’nin din ve imanına sövdüğü ve kendisini bilmeyecek derece sarhoş dolaştığı, evvelce de birçok kabahatler yaptığı, eşkıya ve bedbaht olduğunu şahitler haber vermiş ve sicile kaydedilmiştir (BS. 234/ 3). BK, III/262
MEHMED (Sarı)
MEHMED (Sarı) Geyve tüccarından olup, arkadaşı Çakır Mehmed ile Yenişehir’in “Kurukavak” denilen yerinde katl olunmuşlardır. Katillerinin bulunup tutulması ve ihkak-ı hak olunması için İstanbul’dan Abdi Ağa memur olmakla, katilleri olmak üzere yedi nefer eşkıyayı tutmuş ve Çakır Mehmed’in katli “Gök” adındaki Hıristiyan üzerine sabit olmakla, marifet-i şer’le cezası tertip olunmuştur. Sarı Mehmed’in katili Mihal oğlu Mihal olduğu tahakkkuk eylemiş ve maktûlün veresesinin sulha talib olduğunu mübaşir bildirdiğinden, rızalarıyla sulha talib olurlarsa, ba’de’l-müsalaha bundan sonra bu gibi harekette bulunmamaları şartıyla mahpusların salıverilmesi ve mübaşirin İstanbul’a dönmesi sadrazam kâhyası Mehmed Emin tarafından Bursa kadısına tebliğ olunmuştur (BS. 1179/52). Vaka 1766 senesinde cereyan etmiştir. BK, III/297
MEHMED (Seyyid) Seyyid Mehmed’in oğludur. 1559’da paygözü ve kuşakcı esnafına şeyh olmuş ise de aynı sene zarfında Edirne yolunda vefat eylemiştir. Oğulları Hüseyin ve Abdullah’tır (BS. 80/51). BK, III/239
MEHMED (Seyyid)
MEHMED (Seyyid) Hamza’nın oğludur. 1559’da saraçlara şeyh olmuştur. BK, III/239
MEHMED (Seyyid) Seyyid Mehmed’in oğludur. “Sırsıklam” diye meşhurdur. Birisinin kapısına katran sürmek meselesinden dolayı Bayezid Paşa mahallesinde oturan bu adamın ahvali Müs-lümanlardan sorulunca: “Asla ve kat’â dini ve diyaneti yoktur; daima şirret ve şekavetle me’luftur. Fena işlerden, fısk u fücurdan hâlî değildir. Henüz aklı başına gelmeyen sıbyan ile gezip gece ve gündüz mahallelerde dolaşıp Müslümanları türlü türlü incitmektedir. Ashab-ı güzine kötü söz söylemekte ve daima ağız, din ve imana küfretmektedir. İzalesi lâzım ve mühimdir” diye haber verdiklerinden bu hâli 17.6. 1572’de İstanbul’a arz olunmuştur (BS. 113/176). BK, III/245
MEHMED (Seyyid) Hacı Sinan oğlu Seyyid Mehmed’in oğludur. 1586 senesinin Ağustosunda Bursa’da ölmüştür. Zengin bir zat idi. BK, III/249
MEHMED (Seyyid) Abdülkadir Geylânî evlâdından olduğundan 30.9.1646’da otuz akçe hassa harcdan yevmiye verilmesi emredilmiştir (BS. 264/113). BK, III/270
MEHMED (Seyyid) “Topaloğlu” demekle meşhurdur. Yanında “Mahbûbe” isminde bir cariye olduğu İstanbul’ca haber alınarak, bazı sual ve cevap zımmında, cariye ile Mehmed’in 1773 senesi İkincikânun ayında İstanbul’a ihzârları emrolunmuştur (BS. 1186/ 60). BK, III/301
MEHMED (Seyyid) Reisler kethüdası iken ırz ve edebiyle oturmayıp padişahın rızasına aykırı işlere cesaret eylediğinden 22.9.1798’de Bursa’ya sürülmüştür. BK, III/306
MEHMED (Seyyid Hacı) Bursalıdır. İnebey Çarşısı’nın üstünde bir sokakta oturmakta iken hemşiresinin kızı Selime Hatun’u Seyyid Mahmud’a vermesine kızan Bursalı eşkıyadan Cebbar oğlu Ali oğlu İbrahim, arkadaşlarından Gün oğlu Ali’nin oğlu Hasan, Müneccim oğlu İsmail ile ittifak ve ittihad ederek Hacı Mehmed’in ikindiden sonra önüne çıkarak: “Selime’yi zevcinden boşat, biz onu başka bir adama vereceğiz. Muhalefet edersen Esad Bey’in Sipahi Pazarı’nda katleylediği Ömer Ağa gibi seni de katlederiz” diye tehdid etmişlerdi. Hacı Mehmed korkusundan evinde saklanmış ve İbrahim’in dahi İstanbul’a kaçması üzerine şeriat meclisine hazır olan âlimler, imamlar, hatibler ve sair ehl-i ırz zurafa-i cemm-i gafir; “bu adamların Hacı Mehmed’e teaddîsi meşhur ve mütevatir ve bizim rahatımız ve emniyetimiz külliyen meslûb olmakla eşkıyanın bulundukları mahallerde tutularak ve hasımlarıyla murafaa edilerek cezalarının verilmesi için Bursa’ya gönderilmesi ve hasımla-rıyla yüz yüze töhmet üzerine sabit oldukta bu gibi adamların habaset dolu olan vücutlarının dünya sayfasından kaldırılması lâzım olmakla cezalarına göre te’dîb edilmeleri” 1784 senesi Temmuzunda bir fermanla Bursa kadısına emredilmiştir (BS. 1198/37). BK, III/303
MEHMED (Seyyid Hacı) Bursa âyânın-dan olup, “Kasapbaşı” demekle maruftur. Bedeninden yirmi nefer piyade techiz ve Bursa mütesellimi Hacı Hafız İsmail başbuğluğunda 1791 Hızır-İlyas gününde orduda mevcut bulunması kendisine fermanla emredilmiştir (BS. 1206/88). BK, III/304
MEHMED (Seyyid Hacı) Kutnîcidir. Dört nefer arkadaşıyla Bursa’nın masrafını görmeye 12.7.1802’de memur edilmiştir (BS. 280/106). BK, III/306
MEHMED (Subaşıoğlu) Bk. Emin (Piç).
MEHMED (Sûfî Hacı) Mehmed’in oğludur. Bursa âyânındandı (BS. 333/122). BK, III/272
MEHMED (Sultan) II. Bayezid’in oğludur. Kefe valisi iken vefat eylemiş, 24.3.1505’te cenazesi Bursa’ya nakl olunarak I. Murad Türbesi’ne defne-dilmiştir. Muktedir ve idareli bir zat idi (SO. I/68; BS. 84/104, 114/95, 73/ 137). Babası Bayezid, oğlunun ruhu için Şile’nin Hirfete köyünü vakfey-lemiştir. Çakır ve Bey köyleri bunun vakfıdır (G. 58). (Yenişehir livasının emiri iken Karamanoğlu üzerine giden babasına ordusuyla yardım etmiştir). BK, III/228
MEHMED (Sultan) II. Bayezid’in oğlu Şehinşah’ın oğludur. 1494’te Bursa mizanından senede 100.000 akçe me-vâcib takdir olunmuştu. Babası Şehin-şah, Karaman, Niğde mirlivası iken vefat etmiş ve İstanbul’da Fatih Türbe-si’ne gömülmüştür. Şehinşah’ın tasarrufunda bulunan bu liva, irsen oğlu Şehzâde Mehmed’e tevcih kılınmış idi. Yavuz Selim 1512’de şehid eylemiş ve Muradiye türbelerine defnedilmiştir (G. 59; SO. I/68; BS. 19/ 273,36). BK, III/230
MEHMED (Şeyh) Pınarbaşı’nda Derviş Ali Zaviyesi şeyhi idi. Zaviyenin hareminde bir odada iki avrat ve üç erle şarap sohbeti ederlerken mahkemeye haber verilmiş ve zaviye basılmış ise de şeyh firar eylemiş, azledilmiş ve yerine 4.6.1507’de Yusuf mahal olduğundan arz edilmiştir (BS. 21/47). BK, III/229
MEHMED (Şeyh) Nakşibendî şeyhlerin-dendir. Babası Halebli Musa oğlu
Ömer’dir. Kendisi Haleb’de doğmuş. Bursa’ya gelerek Şeyh Şücâî’ye halifelik etmiş ve Abdi Çelebi Mescidi’nde imam olup Allah’a tevekkül ederek hiçbir kimseye aczini ızhar etmemiş ve niyaz eylememiştir. 1601’de ölmüş ve Yeni-yer kabristanına gömülmüştür (G. 168). BK, III/254
MEHMED (Şeyh) Bursa’da doğmuştur. İznik’te Eşrefîler ile karışarak Şeyh Ali Sırrî Efendi’nin kızını almıştır. Bursa İncirlice mahallesindeki Eşrefiye Zavi-yesi’ne şeyh olmuş, 1650’de vefat etmiş ve kendisinin bina eylediği buk’ada defn olunmuştur (G. 182). BK, III/271
MEHMED (Şeyh)
MEHMED (Şeyh) “Çavuşoğlu” demekle maruftur. Bursalıdır. “Esafil ve erazil-i nasdan yeniçeri bayraktarı iken kendi hâlinde olmayıp daima mahkeme, kadılar ve nâiblerin yed-i(?) rüşvetleri ve ibadullahın şer’î davalarını rüşvetle ibtal etmeğe çalışmakta ve birçok Müslümanların evlerinin harab olmasına bais ve sebep olmakta ve mahlul olan cihetleri istihkakı olanlara verdirmeyip, kadı kuvvetiyle, istihkakı yok iken kendi üzerine veyahut kendisi gibi rezil olan oğlu üzerine berat ettirmekte idi. Seyyid Nasır Zaviyesi şeyhliği, Başçı İbrahim Bey Camii imameti, on kadar vakıfların mütevellisi, yirmi kadar vakıflarda cüzhanlık ve cihet ve nezaret ve kitabet ve cibayet cihetlerini berat ettirdiği” şikâyet edilmişti. Edilen tahkikatta doğru olduğu anlaşılarak bu cihetlerin cümlesi üzerinden alınarak 21.4. 1724’te müstahaklarına verilmiştir (Başvekâlet arşivindeki bir vesikadan). BK, III/288
MEHMED (Şeyh) Bursa’da Âşur Efendi Tekkesi şeyhi Murad oğlu Hasan ve Hüseyin’in birbiri arkasından vefatları üzerine, 1772’de zaviyedar tayin edilmiş ve bir sene sonra evlâdsız vefat eylemiştir. Bursa ipek mukâtaasından
37 Çelebi Sultan Mehmed’i temsilen gösteren Osmanlı dönemine ait bir kartpostal
tekkesine on akçe tahsis ettirmiştir (BAVD. 25981). BK, , III/301
MEHMED (Şeyh Molla Arab) Bk. Molla Arab.
MEHMED (Topal) Celâlî Hüseyin’in adamlarındandır. Bursa’da oturduğu haber alındığından her nerede bulunursa buldurulup gönderilen Mübaşir İsmail Ağa’ya teslimen İstanbul’a gönderilmesi 1660’ta istenilmiştir (BS. 346/34). BK, III/274
MEHMED (Uzun Emir) İstanbulludur. Kağıt kavaflığı suretinde gümrük dairelerini dolaşmakta ve ocaklardan vezaif ve esameye mutasarrıf kesandan bazılarının birer takrib esamelerini cer alıp, hayatta iken yalan yere, “fevt oldu” diye mahlule verip bir miktarını kendi üzerine yaptırıp ve badehu âhara satmakta idi. Bu vechile halkı zarara sokmayı kendisine iş edinmiş ve hatta bir hatunun, gümrükten geçinmek için tayin edilen vazifesini, olayların aksine, malüldür diye çaldırıp hatuna gadr eylediği, doğru sözlü kimselerin ihbarlarıyla tahakkuk eylediğinden sairlerine ibret olmak üzere nefy ile terbiye edilmesi adalet iktizası ol-
duğundan, çavuşa teslimen te’dîb için 1786 senesi İkincikânun ayında Bur-sa’ya sürülmüştür (BS. 314/17). BK, III/303
MEHMED (Üstad) Yunus’un oğludur. Bursalıdır. 1586’da Bursa’da mimardı. BK, III/249
MEHMED I (Çelebi Sultan)
MEHMED I (Çelebi Sultan) Çelebi Sultan adıyla maruftur. Babası Yıldırım Baye-zid ve anası da Germiyanoğullarından Mehmed Bey’in oğlu Süleyman Şah kızı Devlet Hatun’dur. Devlet Hatun’un anası Hz. Mevlânâ Celâleddin Rumî’nin oğlu Sultan Veled’in kızı Mutahhare Hatun’dur. 1379’da Bursa’da doğmuştur. Timur vakasında 23 yaşında ordugâhta bulunmakla Bayezid Paşa tarafından tebdil-i kıyafetle ve bin müş-kilâtla düşman askerinden kurtarılarak salimen Amasya’ya îsal olunmuştu. Timurleng’in Anadolu’da bulunduğu müddetçe Amasya ve Tokat’ta bulunarak rast geldiği Tatar ve Türkmen askerlerine karşı harikulâde bir cesaretle karşı koymuş, cesaret ve askerlikte olan iktidarını göstermiş idi. Babasının ölümünü ve Timurleng’in çekildiğini haber alınca Amasya’da saltanatını ilân edip Bursa’da iddia-yı saltanat eden biraderi İsa Çelebi ile harbe tutuşmuş; beynlerinde birkaç muharebe olup, İsa Çelebi mağlup olmakla Karaman iline kaçmış ve bir daha nam ve nişanı işi-tilmemiştir. Çelebi Sultan Bursa’ya girerek Anadolu’daki memleketlere sahip oldu. Edirne’yi pay-ı taht yapan kardeşi Süleyman Çelebi, İsa Çelebi’nin mağlup olduğunu ve kaçtığını haber alınca Bursa’ya asker sevk ederek harpsiz Bursa’ya girmiş ve Çelebi Sultan Mehmed Amasya ve Tokat cihetine çekilmiştir. Sonra Musa Çelebi, Süleyman Şah’ın ümerası tarafından davet olunarak Edirne’de tahta çıkmış, bu vecihle Rumeli’nde Musa Çelebi ve Anadolu’da Mehmed Çelebi kalmışlardır. Mehmed Çelebi, akıl ve dirayeti, kendisinin adaleti sevmesi ve hak gö-
zetmesi, cesaret ve şecaati, dinine sadakati ve insaflı olması gibi herkesin sevdiği bir ahlâka ve güzel huylara sahip bulunduğundan Musa Çelebi’nin maiyyetinde bulunan hükûmetin büyük adamları, birer birer Çelebi tarafına dönmekte idiler. Diğer taraftan Musa Çelebi’nin darıltmış olduğu Sırbiye kralı ve Rus imparatorlarının maddi ve manevî yardımlarıyla Çelebi Sultan Rumeli’ne geçerek Musa Çelebi ile harbetmişti. Musa Çelebi yaralı olarak kaçmış ve yolda ölmüştür. Bunun üzerine Çelebi Sultan Mehmed 816/1413 tarihinde babası ve dedeleri gibi tekmil memleketi kurtarmış ve müstakil padişah olmuştur. Bu vechile Osmanlı hü-kûmetinin ikinci banisi olmuş ve 12 senelik fetret-i saltanat fasılasına nihayet vermiştir.
Müstakillen padişah olan Çelebi Mehmed’in cülûsundan sonra civar hükûmetlerle münasebeti yenilemiş ve Timur tarafından parçalanmış olan ülkeyi tekrar birleştirmiştir. 1415’te Venedik Cumhuriyeti Ege denizinde Osmanlı gemilerine sarkıntılık etmekle Venedik donanmasına karşı Çalı Bey kumandasındaki Osmanlı donanması Gelibolu’dan çıkarak deniz muharebesi yapmış ve sulhu sağlamlaştırmıştır. 1416’da Eflak beyi serkeşlik etmekle padişah Tuna cihetine asker gönderip Yergöğü, İsakçı kalelerini tahkim etmiş ve Eflak beyiyle harb ederek talanlar ve üç senelik vergi peşin alarak Macaristan’a geçmiş, birkaç kaleyi Macar kralından tazminat alarak ve istediği gibi sulhu imza ettirerek Edirne’ye dönmüştü. Bu sırada attan düşerek bir hayli vakit rahatsız olmuştu. 1418’de İsfendiyar üzerine yürüyerek sulh yaptıktan sonra Bursa’ya döndü. 1419’da cami ve medrese ve imaret yapmakla meşgul olmuştu. Hereke ve Gebze’yi fetihten sonra Selanik’e sefer yapmış ve Siroz’da Simavna kadısının oğlu Bedreddin Simavî’yi idam eylemiştir.
Oradan avdetinde evail-i Cemaziyel-evvel 824 hicrî ve 1421 senesi Mayısı-
38 Yeşil Türbe içinde
Çelebi Sultan Mehmed’in kabri
nın ortalarında hastalanmış ve birkaç gün içinde Edirne’de ishalden vefat eylemiştir. Devlet ve hükûmet erkânı şehzâde II. Murad’a haber göndermişler ve Bursa’ya gelinceye kadar 42 gün padişahın ölüsünü saklamışlardır. II. Murad Bursa’da tahta çıktıktan sonra Çelebi Sultan Mehmed’in cenazesi Bur-sa’ya getirilmiş ve türbesine gömülmüştür. 43 yaşında ölmüş ve 8 sene padişahlık yapmıştır (KA. 4207).
Çelebi Sultan Mehmed’in Murad, Mustafa, Ahmed, Yusuf, Mahmud namında beş oğlu ve yedi kızı vardır. Kızları; Ayşe, Hafsa, Sittî, Selçuk, Devlet Hundî Hatunlar’dır. Iki kızının adı mâlum değildir (NET. 96; G. 29). İzmit’ten İstanbul’a kadar deniz kıyılarını Rumlardan zabt ve Canik ile Çankırı’yı istirdad edip Börklüce Mustafa ve Bedreddin Simavî gailesini def’e muvaffak olmuştur. Mekke ve Medine’ye surre irsali âdetini ihdas eylemiştir (LTC. VI/192).
Hastalığını bilen yeniçeriler vefatını sezdiklerinde otağına türlü türlü sözler söylemeye başlamış ve asker ayaklanıp “Padişahımız hasta mıdır, sağ mıdır, bilmiyoruz? Niçin görmüyoruz? Divan olunmuyor; elbette bir söyleyecek söz vardır” diye söylemeye başlamışlar ve karargâha hücum sırasında olduklarından Vezir Bayezid, Halil, Hacı İvaz Paşalar; “Padişahımız sağdır amma
hastadır. Tutulduğu hastalığa havanın cereyan ve ziyanın girmesi muzırdır. Bindikleri taht-ı revanının pencereleri ve kafesleri bunun için kapalıdır” demişlerse de anlatamamışlar; nihayet yalan bir tertibatla ertesi gün kösler çalınarak divan-ı hümayun olduğu ilân edilmiş, tahnit edilip mahfazaya konmuş olan Çelebi’nin cesedi ölümünün 28. günü çıkarılarak loş bir mahalde üzerine elbiseleri konmuş ve birisinin kucağına oturtularak ikisinin üstlerine bir üstlük “dış elbisesi” giydirilmiş ve divan kurulup vezirler ve icap eden askerler ve divan erkânı yerlerini almış; muamelata bakılmakta iken arkasındaki adam sırasına göre cesedin başını kımıldatmakta ve kollarını başına doğru oynatmakta iken padişahın tabibi Kürd Evran hemen gelerek; “böyle hastalık vaktinde divan olmaz, padişahımızın hastalığı ziyadeleşir” demesi üzerine derhal divan dağılmış ve bu vecihle 15 gün daha padişahın ölümünü askerden saklamışlardır (HET. VI/97).
Çelebi Sultan Mehmed Bursa’ya giderken İstanbul’a uğramış ve imparator tarafından hakkında ihtiram merasimi yapılmıştı. Ertesi sene yine Edirne’ye gitmiş ve üç gün sonra kendisine nüzül isabet etmekle attan düşmüş ve hayatlarından ümid kalmamıştı. Bu sırada olduğundan Bayezid Paşa ile veziri Çandarlı İbrahim Paşa’yı çağırarak oğlu Sultan Murad’a sadakatle hizmet eylemelerini ve diğer iki evlâdını kucaklayarak büyük dedeleriyle kendi zamanında olduğu gibi Sultan Murad’ın bunları telef etmemesi için bu iki şehzâdeyi İmarator Manuel’e tevdi eylemelerini irade ve tavsiye eylemiş ve tekrar eden diğer bir nüzûl üzerine irtihâl eylemiştir (Tarih-i Siya-si-i Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye, Sadrazam Kâmil Paşa, 58).
Çelebi Sultan Mehmed, Bursa’da Yeşil Camii ile Sultaniye Medresesi denilen Yeşil Medresesi’ni ve türbesini bina
ettirmiştir. Bk. Yeşil Camii, Yeşil Medresesi ve Yeşil Türbesi. BK, III/210
MEHMED II (Fatih Sultan)
MEHMED II (Fatih Sultan) II. Murad ve Hümâ Hatun’un oğludur. Receb 833 hicrî senesine tesadüf eden 20 Nisan 1430’da Edirne sarayında dünyaya gelmiştir. Henüz sabi iken Manisa sancağına mutasarrıf tayin edilmiş ve en büyük âlimler tarafından talim, terbiye ve tahsiline itina edilmiştir.
Celâdet-i tab’ cihetiyle hiçbir muallime mutavaat etmeyerek tahsilden çekilmiş ise de babası, Molla Gürânî’yi tam izin ve salâhiyetle terbiyesine memur etti. Meşhur olduğu üzere Molla Gürânî elinde bir değnek ile talim ve terbiyesine himmet eylemiştir. 847/ 1443’te babası oğlunu tahta cülûs ettirip kendisi Manisa’ya gitmiş, 14 yaşından 15 yaşına kadar iki sene padişahlık yapmıştır. Bu esnada Papa, II. Murad’ın çekilmesinden ve Mehmed’in gençliğinden istifade ümidine düşmüş ve kardinallerini göndererek Macarlar, Lehliler, Eflak Boğdan ve Sırp vs. gibi Hıristiyan hükûmetlerinden bir haçlı ordusu teşkil eylemiştir. Haçlıların 80.000 kadar askerle Varna’ya geldikleri haber alınmakla erkân-ı devlet 14 yaşında tecrübesiz bir padişahın böyle bir kuvvete karşı gelemeyeceğini düşünerek Sultan Murad’ın padişahlığı eline almasını rica ve istirhamda ısrar etmişler, II. Murad da 40.000 askerle İstanbul boğazını geçerek Varna’ya yetişmiş ve krallardan bazısı maktul ve bazısı esir edilerek düşman perişan ve mağlup edilmiştir. II. Murad tekrar Manisa’ya çekilmek istemiş ise de padişahın küçük yaşta olması bazı asker arasında itaatsizliğe sebep olduğundan Sadrazam Halil Paşa’nın ve bazı vezirlerin ve hükûmet erkânının ricalarıyla ve bizzat Mehmed’in iltiması üzerine II. Murad, 1444’te tekrar tahta çıkmış ve Sultan Mehmed de Manisa’ya gitmişti. 1451’de II. Murad vefat etmekle 29.2. 1451 tarihine tesadüf eden 16 Muhar-
rem 855 hicrî senesinde Fatih tekrar cülûs eylemiştir.
Cülûslarını müteakip isyan etmek için fırsat kollayan Karamanoğluları üzerine asker gönderince, Karaman-oğlu İbrahim Bey, Taşeli’ne kaçmış ve kızını padişaha ricacı gönderip iltica eylemiş olduğundan sadakattan ayrılmamak şartıyla eski kabahatleri affo-lunmuştu.
Sultan Mehmed Bursa’ya dönerek İstanbul fethi hazırlıklarına başlayıp Boğazkesen / Rumeli hisarının inşasına başlamış ve bunu ikmalden sonra büyük toplarla teçhiz eylemiş ve o kışı Edirne’de geçirip 857 ilkbaharında (1453) senesinde mükemmel bir ordu ile ve o vakte kadar misli görülmemiş büyük toplarla İstanbul’u denizden ve karadan muhasara etmiştir. 53 gün muhasaradan sonra Topkapı’dan hücum ve duhul olunarak İmparator maktul düşmüş ve İstanbul şehri de fetholunmuştur. Fatih Sultan Mehmed, bu büyük futuhatla iktifa etmeyip 31 sene süren saltanatı esnasında memleketi çok büyütmüş, köşe ve kenarlarda kalmış olan düşmanları yok etmiş ve birkaç hükûmetin hayatlarına nihayet vermiştir. Sırbiye ve Bosna krallarıyla defaatle muharebe edip Bosna ve Her-sek’i ve Belgrad’ı ve daha birçok kaleleri aldığı gibi; Eflak ve Boğdan’ı da itaati altına almıştı. Arnavutluk’u baştan başa istilâ eden İskender Bey’le mükerreren cenk edip nihayet İskender Bey’in vefatıyla bu kıtayı kâmilen ve katiyen memalikine ilhak ve mühim mevkilerini tahkim eymişti. Venediklilerle ve Cenevizlilerle defaatle harb-edip Mora’yı, Ağrıboz’u, Midilli’yi, Azak ve Kırım’ı vesair nice yerleri fethetti. Trabzon’da teşekkül eden Pontus imparatorluğuna hitam vererek memleketini kâmilen zapt ettiği gibi, Kara-manoğlullarıyla defaatle muharebe edip bunların hükûmetlerine de nihayet vererek memleketlerini kâmilen zapt eylemiştir. İsfendiyar hükûmetine de nihayet vermiş ve Kastamonu’yu
39 Sultan II. Mehmed’i (Fatih) temsilen gösteren Osmanlı dönemine ait bir kartpostal
zapt eylemiştir. İran’a kadar memleketlere hükmeden Uzun Hasan hududumuzu tecavüz etmekle o tarafa sefer edip Türkmenleri firara mecbur etmiş ve Karahisar-ı Şarkî vesair kasabaları fethederek Osmanlı hududunu Fırat vadisine ulaştırmıştı. Gedik Ahmed Paşa marifetiyle İtalya’nın güney cihetinden ibaret olan Polya’ya tecavüz olunarak oraları talan edilmiş ve Rodos da muhasara edilmiştir. Velhasıl saltanat müddeti sefer ve harp ve futuhatla geçmiş, 4 Rebiulevvel 886’ya tesadüf eden 4 Mayıs 1481 Perşembe günü akşam üzeri Gebze civarında “Tekfur Sultan Çayırı” nam mahalde “nikris” (ayak ve el parmaklarına arız olan ağrı ve şiş, gut) denilen mefasil hastalığından vefat eylemiştir. Elli üç sene yaşamıştır. İstanbul’da bina eylediği caminin kıble tarafına gömülmüştür.
Şecaat ve celâdeti ve harb işlerinde ve siyasî sahadaki maharet ve iktidarı yaptığı eserlerle meydandadır (KA. 4208).
Orta boylu, büyük kırmızı yüzlü, kırmızı ile karışık beyaz renkli, saç ve sakalı çok ve kara, doğan burunlu idi. Haklı, adil, korkunç, cesur ve gayretli olup ecdadı gibi giyinmeyip alimlere
mahsus elbise giyerdi. Ekseriya alimlerle musahabet buyurduklarından, İstanbul alim ve fazıl kimselerin sığınacak yeri olmuştu. Hayratı çoktur. Ayasofya’yı tamir edip Fatih camilerini yaptırmıştır. Yedi kale ve Anadolu Hi-sarı’nda birer mescid bina eylemiştir.
Zülkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı Sittî Hatun’la evlenmiştir. Bayezid, Cem, Mustafa, Korkut, Nureddin adında beş oğlu; Gevher Han adında bir kızı dünyaya gelmiştir. Birkaç lisana hakkıyla vâkıftı (SO. I/67). Gülbahar veyahut Gülşah adında diğer bir karısı daha vardı ki; Bayezid bu kadından dünyaya gelmiştir. Cem ile Sultan Nureddin’in anaları Çiçek Hatun, Fransa’nın Borbon hanedanındandır. Edirne sarayında otururdu (Sultan Cem, Ahmed Refik, 4; LTC. VI/193). Başka bir tarihte; Fatih, babasının vefatında, Manisa’da, iki ay evvel aldığı Türkmen Bey’i Zülkadir’in kızıyla beraber bulunuyordu. Gece ve gündüz, yatakta ve divanda İstanbul’dan başka bir şey düşünmezdi. Bir derdi ve düşüncesi varsa bunu nasıl zapt edeceği kaygısı idi. Bazen uykusu kaçar ve uykusuzlukla kıvrandığı birçok geceler geçirirdi. Gündüzleri üzerine İstanbul şehrinin planlarını bizzat çizerek yaptığı haritaya eğilmiş olduğu hâlde zihnine gelen büyük ve küçük binlerce meseleyi bizzat halletmeye uğraşırdı. Bu vecihle bu mühtiş muhasarayı hazırladığı görülüyordu. İnsanları önüne katıp götüren bu büyük adamın bilhassa harikulâde olan şahsiyeti pek iyi söylendiği gibi, ne yaş ne cins tefrik etmeksizin dininin bütün düşmanlarını bilâ-merhamet mahveden mutaassıp bir hilkat ile felsefe ve din ilimleri ve hatta güzel sanatlara müteallık bazı meselelere karşı gösterdiği garip ve şiddetli bir arzudan mürekkep acaip bir halitadan ibaret idi. Babasının vefatıyla tahta çıkar çıkmaz babası Sultan II. Murad’ın karısı, Sırp kralının akrabasından olan Mari Bran-koviç’i memleketine iade ve kendisi de henüz beşikte ve süt emen kardeşi
küçük Ahmed’i Cellat Ali’ye boğdurdu. Ve babasının cenazesiyle beraber tören ile gömülmesini emreyledi.
26 Mart 1452’de kuvvetli bir ordunun başında Rumeli hisarını yaptırmak için geldi. Binanın inşasına başlandı. İnşaata bizzat Fatih nezaret ve amele teşci’ ediyordu. Etrafta büyük kireç ocakları inşa edildi. Burada yakılan kireçler inşaat yerine her gün naklediliyor ve beş bin usta ve on bin amele durmadan çalışıyordu. Her işçi bölüğü mensup olduğu kazaların kadılarının sevk ve idaresinde vasıl oluyordu. Her usta iki amelesi ile beraber günde bir dirsek duvar örmeye mecburdu. İzmit ve Karadeniz Ereğlisi’nden kereste ve Anadolu’dan taş geliyordu. Çandarlı Halil Paşa, Zağanos Paşa, Karaca Paşa gibi eyalet valilerinden her biri cesim burçlardan biriyle beraber kalenin zaviyelerinden birinin inşasına memur edildi (M. Nahid, İstanbul Muhasarası ve Zabtı, 10,18,19,31).
Fatih, yazdığı şiirlerde “Avnî” mahlasını kullanırdı. İstanbul’u fetihten sonra “Yeni Cami / Fatih Camii”ni bina eyledi ve etrafına sekiz medrese bina eyledi. İçine ulu mollaları getirip müderris eyledi. İlim sahiplerine o kadar itibar ederdi ki, medreselerdeki dâ-nişmendlerin her birinin adını bir deftere yazdırıp yanında saklardı. Müderrislik veya kadılık düştüğü zaman deftere bakıp münasip gördüğünü tayin ettirirdi. Bu sebeple herkes okumaya talib ve ragıb olup okumaya can verirlerdi. Şairlere yaptığı hürmet ve iltifatı hiçbir padişah yapmamıştır. Her birine ulu ulu dirlikler verip bazı zamanlarda huzurunda “müşâara” (şairlerin birbir-leriyle şiir söyleşmeleri) yapardı. Arabistan’dan ve İran’dan gelen marifetli adamları aratıp buldurur haddinden fazla riayet ettirirdi. Hasılı hoş tabiatlı ve nazik, hüner sahibi ve her türlü hünere rağbet ederdi. Hünerperver konuşmalarından birçok lâtifeler naklederlerdi. Kendisi de lâtifeyi severdi. Bir gün tebdil-i kıyafetle giderken bir
derviş bunu tanıyarak yanına gelmiş “Allah Teâlâ 324.000 peygamber yarattı, ol peygamberlerin her birinin aşkına bana bir akçe ver” demiş. Fatih de görmüş ki istediği akçe çok oluyor. Dervişe cevaben “Hoş; sen ol peygamberlerin her birinin adını söyle” demiş. Derviş de ancak 10 kadar peygamberin adını söyleyebilmiş ve ona 10 akçe vermiş. Çok şiirleri vardır. Sözleri merdane, gazelleri aşıkâne, yükseklerde dolaşır, nazımları bedelsiz idi.
Gazellerinden:
Sâkiyâ mey ver ki bir gün lâlezâr elden gider
İrişür fasl-ı hazân bağ u bahâr elden gider
Gurre olma dilbere husn ü cemâle kıl vefâ Bâkî kalmaz kimseye nakş u nigâr elden gider
Yâr içün ağyâr ile merdâne cenk etsem gerek
İt gibi murdar rakib olmazsa yâr elden gider
Şiirlerinden:
Benüm sen şâh-ı mehrûya kul
olmağiledür fahrum
Gedâ-yı dilber olmak yek cihanın
padişahından
(ST. 12)
Divan-ı Avnî adıyla bir müretteb divanı vardır. Berlin müzesindedir. Şu şiir de hoştur:
Yoktur zulme rızamız adle biz mâilleriz Gözleriz Hakkın rızasın emrine kâilleriz
Şiir ile tasvir-i merama mail olan Fatih bir “Lâtin” şairinin takdim eylediği kasideye “caize/mükafat” olmak üzere hemşerilerinden birçok Lâtini âzad eylemiş, Molla Câmî’yi ihsanlara boğmuş, “Ali Kuşçu” İran’dan Rum’a gelirken her konakta 1.000’er akçe vermişti. Molla Gürânî’nin elini öper, kendisine “Zamanın İmam-ı Azamı” derdi. Molla Hüsrev’i camide bile görse ayağa kalkar, tazim ederdi. Altı lisanla konuşur ve yazar, Türkçe ve Farsça mükemmel şiirler yazardı (OM. III/355). BK, III/218
MEHMED ÂGÂH EFENDİ Eminiye Tekkesi şeyhi Mehmed Emin Efendi’nin oğludur. Anası Emir Sultan şeyhi Hacı Ahmed Efendi’nin kızı Ayşe Sıddıka Hanım’dır. 1313/1895’te vefat eden biraderi Ahmed Bahaeddin Efendi’nin yerine şeyh olmuştur. Merhametli, herkesi hâline göre iltifatla memnun etmeye çalışır, halim ve selim bir zat idi. BK, I/54
MEHMED AĞA İhtisab kâhyalığı hizmetinde çalışmış ve şehir ahâlisi kendisinden her vechile memnun olduklarından fesadı görülen Pîr Necip’in yerine Bursa kadısının inhası üzerine ihtisab kâhyalığına tayin olmuştur (1559). BK, III/242
MEHMED AĞA Yusuf’un oğludur. Yedi-kule ağasıdır. Gemlik’te doğu ve kuzeyi yol, batısı deniz, güneyi dere ile mahdud Yıldırım vakfının bir hâlî arsası üzerine, mütevellinin izni ile bir cami ve deniz kenarında 13 bâb dükkân ve iki dükkânın üzerine bir muallimhane bina ve bunların mesalihi için birçok arazi ve dükkânlarını vakfeylemiş ve oğlu Yusuf Çelebi’yi mütevelli nasb eylemiştir. Ayrıca bir camekânı, iki halveti, iki sofayı, bir kenefi ve bir külhanı hâvî bir hamamı ve bu hamam yakınında 10 odayı ve bir mahzeni 29.7.1566’da vakfeyle-miştir (Bursa Eski Vakıf Sicili, 55). Gemlik’i imar ve ihya eylemiştir. BK, III/241
MEHMED AĞA
MEHMED AĞA Mimar Sinan’ın kalfala-rındandır. İstanbul’da Kanunî Sultan Süleyman Türbesi’ni yapmış ve Bur-sa’daki Kanunî’nin oğlu Sultan Mustafa’nın türbesini yapmak üzere II. Selim tarafından Mimar Sinan’ın tavsiyesi üzerine Bursa’ya gönderilmiştir. 1571’de bu türbenin inşasına başlamıştır. Bu meseleden İstanbul’daki Sultan Ahmed Camii’nin inşasına kadar 47 sene geçmiştir. Sultan Ahmed Camii mimarının da Mehmed Ağa olmasına
nazaran aynı adam olup olmadığı tedkike değer. BK, III/242
MEHMED AĞA Bursalıdır. Mahmud’un oğludur. Ehl-i vukuf, doğru, dinini sever olduğundan Bursa şehir kethüdalı-ğına tayin edilmiştir. 1594 senesi Eylülünden itibaren işe başlamıştır (BS. 195/148). BK, III/251
MEHMED AĞA Bursalıdır. İstanbul’da 1599 senesinde inşa olunmaya başlanan Valide Sultan Camii’nin 1599’da bina emini idi (BS. 194/76). Bu cami nâtamam kalmış ve sonra 1663’te IV. Avcı Sultan Mehmed’in anası Turhan Sultan tarafından tamamlanmış ve Yeni Camii adını almıştır. Köprü başındadır. BK, III/253
MEHMED AĞA Kara Veli’nin oğludur. Sipahilerden olup Bursa’da kethü-dayeri idi. Atranoslu Halil ile öteden beri husumeti olduğundan, Halil’in teşvikiyle İznik kazasının Müşkile köyünden Musa oğlu Abdüşşekûr; Sürmeli Yakub, Gök Mehmed ve on iki arkadaşlarıyla Arabayatağı’nda Nanelik mevkiinde toplanıp, Mehmed Ağa’yı katletmek üzere, 16.9.1623 tarihine tesadüf eden Cumartesi gecesi Tekke mahallesindeki evinin kapısına varıp ve kapıyı yıkıp içeri girerek Mehmed Ağa’yı katl ve eşyasını yağma etmek kasdında iken, Mehmed Ağa’nın adamları duyarak dışarı çıkarmış, muharebe etmek üzere iken her biri bir tarafa kaçmışlardır. Mehmed Ağa, Abdüş-şekür ile Gök Mehmed’i tutarak mahkemeye getirmiş ve bunların eşkıya ve yol kesici haydutlardan olduklarını iddia ederek idamlarını istemiş ve iddiasını şahitlerle isbat eylemiştir. Mehmed Ağa 1629’da Tekke mahallesinde ölmüştür. Oğlu, Veli Bey vardır. Karısı, Ahmed Bey kızı Ümmühânî’dir. Kocasının vefatında Hamza Beylerden Bekir Bey oğlu Osman Bey’e varmıştır (BS. 244/105). BK, III/264
MEHMED AĞA Saray çaşnigirlerindendi. 30.3.1624’te Bursa mahkemesine gelerek, sekiz cariyesiyle üç kölesini “ted-bir-i mutlak” ile âzad eylemiştir (BS. 197/71). BK, III/264
MEHMED AĞA 1658’de Bursa mütesellimi idi. Birinciteşrin ayının 8. günü beşi İslâm ve beşi Rum on eşkıyayı mahkemeye ihzâr edip Bursa, Kite, Mudanya yollarında vesair illerde gelip geçenlerin yollarını kesip mallarını aldıklarını ve tutmak için gittikleri zaman mukateleye kalkıp bundan başka reisleriyle beraber iki arkadaşı maktul düştüğünü söylemiş ve bunlar da cürümlerini itiraf ve ikrar eylediklerinden haklarından gelinmek üzere sancak mütesellimine teslim olunmuştur (BS. 197/83). BK, III/273
MEHMED AĞA Çivizâde Himmet’in oğludur. Karakedi mahallesinde 1665 senesi Ağustosunda ölmüştür. Karısı Ayşe ve oğulları Mustafa ve Hüseyin Çelebilerle kızları Huri ve Rabia kalmıştır. 287.125 akçe muhallefat bırak-mışıtır. On iki beygir ile dört katırı vardı (BS. 296/96). BK, III/275
MEHMED AĞA Mehmed Bey’in oğludur. Şehreküstü mahallesindendir. 1681’de “Eğri Taç Oğlu” diye meşhurdu. BK, III/281
MEHMED AĞA
MEHMED AĞA Mudanyalıdır. Kırk seneye yakın Mudanya kasabasında zâbıt ve serdarlık yapmıştır. Hiçbir ferdi kırmamış, ırzıyla oturmakta iken Mudanya’dan erâzilden Karabıçak Osman ve Hasan demekle maruf kimseler kendilerine uydurdukları Eyüb Efendizâde denilen adamı kandırarak, Mehmed Ağa’nın, evinde bulunmadığı bir sırada yatsıdan sonra, hanesini basarak dört yüz kuruşluk malını gasb ve “burada yabancı kadın saklanmıştır” diyerek ıyâlinin olduğu mahalle girerek, karısının aklını oynatmasına ve ırz ve namusunun ayaklar altına alınmasına sebep
olmuşlardı. Mudanya’da hakkın meydana çıkması mümkün olduğu İstanbul’a arzeylediğinden, mütesellim vasıtasıyla tutturulup mahkeme huzuruna ihzâr ve şer’le görülüp hakkın yerine getirilmesi, 1747 senesi Temmuzu nihayetlerinde ferman buyurulmuştur (BS. 334/35). BK, III/293
MEHMED AĞA Abdurrahman oğlu Ebubekir Ağa’nın oğludur. Pars Beyzâ-de’dir. Reyhan Paşa mahallesinde sakin olup ticaret için İran’dan gelirken Erzurum’da vefat eylemiştir. 11.371 kuruş muhallefatı, Ebubekir, Fatma, Zekiye adında üç evlâdı kalmıştır (BS. 372/6, 9). BK, III/287
MEHMED AĞA 2.12.1758’de Bursa kadısı Yusuf Efendi tarafından bâb nâibine yazılan bir müraselede, Bur-sa’nın muhzırbaşılığı, tahtabaşılığı, beledî muhzırlığı, askerî muhzırlığı ve subaşılığı Mehmed Ağa’ya iltizam ettirilmiş olduğundan istihdamı emrolun-muştur (BS. 1178/93). BK, III/296
MEHMED AĞA Hacı Mustafa’nın oğludur. Bursalıdır. Kızı Fatma Hatun 1762’de ölmüştür. Karısı Abdülkerim kızı Emetullah’tır (BS. 397/33). BK, III/296
MEHMED AĞA İshak Şah mahallesin-dendir. Hacı Osman oğlu Hacı Lutful-lah’ın oğludur. Babasının iki yastık tezgâhı vardı. Babası 1762’de ölmüştür. Kardeşleri İbrahim Ağa ve Osman ve kız kardeşi Emine vardı (BS. 397/1). BK, III/300
MEHMED AĞA Yeniçeri ağası iken azledilmiş ve ma’zûlen Bursa’da oturmaya memur edilmiştir. 1797’de 5.537,5 kuruş beytülmal akçesinden zimmeti olduğundan tahsili emredilmiştir. BK, III/306
MEHMED AĞA Mehmed Emin Ağa’nın oğludur. “Kasapzâde” demekle maruf-
tur. Hokkacıdır. 1813’ten evvel Şere-füddin Paşa mahallesinde ölmüştür. Karısı Ahmed Ağa kızı Şerife Necibe ile Mehmed Emin, Zekiye, Zehra adında üç evlâdı kalmıştır. BK, III/307
MEHMED AĞA Yeniçeri Ocağı’nda kol kethüdası olan Kırküç Mehmed Ağa, yeniçeri ocağı kavaidinden haberi olmayıp işleri idareye iktidarı olmadığından “serhat ağalığı” ile ihraç olunmak üzere tayin edileceği ağalık belli oluncaya kadar Bursa’da ikameti 1816 senesi Eylülünde emredilmiş ve Bur-sa’ya gönderilmiştir (BS. 1272/9). BK, III/308
MEHMED AĞA Cebecibaşı idi. 9.5. 1826’da sancak-ı şerif altında yapılan davete icabet etmediğinden, Bursa’ya gönderildi ve Bursa’da vefat eyledi (SO. IV/284). BK, III/310
MEHMED AĞA Rikâb-ı hümayun kapıcı-başılarındandır. 1832’de Hudâvendi-gâr livası mütesellimi idi. BK, III/311
MEHMED AĞA (Dubacı) 1643 senesinde Bursa muhafızı idi (BS. 261/193). BK, III/268
MEHMED AĞA (Hacı) Hacı Mehmed oğlu Hacı Mustafa’nın oğludur. Sarı Abdullah mahallesinde oturuyordu. Hac yolunda vefat eylemiştir. Ölüm haberi Bursa’ya gelince, 1.10.1764’te muhal-lefatı yazılmıştır. Karısı Hacı Mehmed Ağa kızı Hanife’dir. Müderris Ahmed Efendi ve Salih Ağa oğulları; Hatice, Ayşe, Rukıyye Hanımlar kızlarıdır. “Şekerzâde” diye meşhurdurlar. Fetvalara ve tarihe ait bazı kitapları vardı. 210.206 kuruşluk eşya ve emlâki kalmıştır. BK, III/297
MEHMED AĞA (Hacı)
MEHMED AĞA (Hacı) Ahmed Ağa’nın oğludur. 1787’den evvel Mudanya’da bir cami ve bir mektep yaptırmıştır. BK, III/304
MEHMED AĞA (Hacı) Yenişehirlidir. Ufukluzâde’dir. 1803’te ölmüştür. Kendisi servet ü yesardan olup dört beş yüz kese muhallefatı olduğu haber alındığından beyliğe zabtı emredilmiştir (BAML. 24354). BK, III/306
MEHMED AĞA (Hacı) Eğinli Mustafa Paşa’nın kızı Hafize Hanım’ın kocasıdır. Silahşör iken 1811’de ölmüş ve Mustafa Paşa’nın yanına, Emir Sul-tan’da duvar dibine gömülmüştür (SO. IV/464). BK, III/307
MEHMED AĞA (Hafız) Bursa ihtisabına memurdu. “Kendisi Bursa’nın tahririne çıkacağından esnaf işlerine müdahale eden Bursa mütesellimi Musa Ağa’nın men’ini istemiş ve II. Sultan Mahmud’a gönderdiği mektubun üstünde –padi-şahın arşivlerde pek nadir bulunan- el yazısıyla Bursa Muhtesibi’nin işbu şukkasıyla mûmâ-ileyhin müşterek kâime ve mektubları manzur ve malum-i hümayunum olmuştur. Muhtesib-i mûmâ-ileyhin Bursa mütesellimi Musa Ağa hakkında vaki olan iş’ârâtı pek de müfteriyâttan olmayıp Musa Ağa’nın mizac ve mişvârına göre sıhhate karîn görünür ise de henüz muhtesib-i mûmâ-ileyhin memur olduğu tahrir maddesinin arkası alınmamış ve kendisinin dahi bu vechile bir müddet kazaları dolaşması lâzım geleceğinden bu surette şu memuriyetinin ihtitamına değin müte-sellimlik-i mezkûra şimdilik dokunulmadan ileride icabına bakmak üzere muhtesib-i mûmâ-ileyhin inhası zikr olunmayarak Bursa mütesellimi mûmâ-ileyhin tarafından tevbîh ve tenbihâtı hâvî tarafınızdan münasib vechile cevab tahrir ve irsâl olunsun”. Mehmed Ağa’nın mektubu 30.11.1830 tarihlidir ve aynen yazılmıştır.
(Eski devirlerde bir büyük kimseye mektup, arîza vesaire yazılıyorken kağıd dörde bölünür ve en alt kısmına yazılır veya hiç olmazsa baş tarafında kağıdın üçte ikisi boş bırakılırdı. Havaleler ve kayıtlar üste yazılırdı. Padişaha
arz olunacak ise diğer bir kağıda özü yazılır ki buna “telhis” denirdi. Telhis padişaha arz olunur, padişah da emrini kendi el yazısıyla telhisin üzerine yazardı. II. Mahmud zamanında ukaladan birisi pek mühim olan padişahın el yazısının böyle kağıtlar üzerinde ötekinin berikinin elinde dolaşmasının hürmetsizliği mucip olacağı (!) iddiasını dermeyan etmiş ve II. Mahmud’un ne kadar “hatt-ı hümayun” denilen el yazıları varsa kağıtların üzerinden kesilmiştir. Başvekâlet Arşivinde II. Mahmud’un el yazısı olan kağıtların hepsi kesiktir. Pek nadir olduğu ve II. Mahmud’un kitabet tarzını gösterdiği için bu yazının önemi vardır). BK, III/311
MEHMED ALİ Gemlik’te Yıldırım vakıflarının subaşısı iken müste’men (eman taleb edici) sefinelerine zahire satmak kâr-ı rezilesine cesaretlerinden dolayı Limni kalesine nefy ve kalebend olunmuş ise de 14.8.1779’da affedilmiştir (BAZD. 3673). BK, III/302
MEHMED ALİ BEY Mihaliç’te doğmuştur. Senelerce kaza idare meclis azalığında bulunmuş, 1881’de Mihaliç’e bir çeyrek saat mesafedeki Hotanlı köyünün kurulmasına ve birçok muhacirlerin yerleşmesine sebep olmuştur. Âlim, fazıl, tatlı dilli, yumuşak tabiatlı, gönülsüz, fukarayı besler bir zat idi. 1893 Martında ölmüştür. BK, III/314
MEHMED ARİF EFENDİ Salih Dede’nin oğludur. Genç iken babası ölmüş, manevî sülûkunu Mısrî Niyâzî’den almıştır. Babasının yerine şeyh olmuştur. Tatlı dilli ve kalplerin mahbubu idi. Mesnevî’yi takrir ederdi. Matematik ve coğrafyadan bahseden dört eser yazmıştır. Kendisi şairdir. Mahlası Şeyhî’-dir (G. 133; SO. III/202; OM. I/165; ST. 402). Yeşil İmareti şeyhliğinde de bulunmuştur. Şu kıt’a onundur:
Ayıklar oldu dâim hâtır-ı uşşâkı gam
şimdi
Harfveş pâymâl ü münkesirdir Câm-ı Cem şimdi
Ganî hemyânımız çözmez fakîre feth-i bâb olmaz
Dirîğâ bağlanupdur Şeyhiyâ bâb-ı kerem şimdi
BK, III/283
MEHMED ARİF EFENDİ Şeyhulislâm iken Bursa’ya ikamete memur edilmiştir. 10.9.1798’de Dürrîzâde Mehmed Arif Efendi’nin Bursa’ya muvasalatı, Bursa kadısı Derviş Mustafa Efendi tarafından İstanbul’a bildirilmiştir. BK, III/ 306
MEHMED ARİF EFENDİ Murad Efendi-zâde’dir. Anadolu payesiyle Bursa kadısı iken Şeyhulislâm Kadızâde Mehmed Tahir Efendi’nin Güzelhisar’a te’dîbi hakkında padişaha verdiği bir telhis mucibince 1827’deki yeniçerilerin lağvı sırasında çavuş refakatiyle Güzelhisar’a te’dîb edilmiştir. İsnad olunan kabahati de şudur: Zamane Bektaşîliği yoluna saparak ve şeriata aykırı bazı şeyleri helâl sayarak orucu ve namazı terk edip fâsid olan mezheplere meylini ızhar eylediğinden şeriat mucibince kendisinin te’dîb ve terbiyesi lâzım gelmekle tashih-i itikad edip kendisine salâh-ı hâl gelmedikçe af ve ıtlak olunmamak ve emsaline ibret olmak üzere sevk edilmiştir. BK, I/179
MEHMED ÂŞUR (Şeyh) Özbek Nakşibendî Zaviyesi şeyhliğine, 16.7.1737’de tayin edilmiş ve 1748’de Bursa mizanından on akçe yevmiye tahsis, dört sene sonra da bâkî kalacak mahlulden para üçerden altı akçe tahsis kılınmıştır (Bir vakitler akçenin kıymeti azalmış ve dört akçe bir paraya kadar geçmeye başlamıştır. 18. asırda tevci-hatta “para üçere” denilirse, sağ akçe ve para dördere denilirse çürük akçe derler. Sağ akçe 120 akçe bir kuruş ve çürük akçe 160 akçe bir kuruştu). 1757’de ölmüştür. BK, III/295
MEHMED ÂŞUR NAKŞİBENDİ Bursa’da Özbek Tekkesi şeyhi iken, zaviyenin taamiyesine, 1734 senesi Ağustosunda Hacıoğlu Pazarı ve başka yerlerdeki Reisü’l-küttab Hacı Abdülkadir Efendi Camii vakfından on akçe yevmiye ve bir akçe de Bursa’daki vakıflarının nezareti tevcih edilmiştir. BK, III/295
MEHMED BABA Bursa’daki Ramazan Baba Zaviyesi’nin ayende ve revendeye (gelip geçene) yemek yedirmek şartıyla zaviyedar ve mütevellisi iken din cihetiyle ne kadar men’ edilmiş şeyler varsa cümlesini irtikâb ettikten başka zaviyeye gelen derviş fukaralarından Vidinli Kasap Derviş Yusuf’u kasten yaralayarak öldürdüğünü dervişler haber vermiş, mahkemede de cürmünü itiraf eylemiştir. Bu gibi eşkıyadan bir kimsenin şeyhler sırasında bulunması layık olmadığından şeyhlikten çıkarılmış ve yeri 27.5.1792’de Halil Baba’ya verilmiştir (BS. 1206/9). BK, III/305
MEHMED BEŞE Ali’nin oğludur. Dâye Hatun mahallesindendir. 6.6.1704’te boğdurularak idam edilmiştir. Karısı Satılmış kızı İsmihan’dır. Kızı İhsan’dır. 60.474 akçe muhallefatı kalmış ise de 9.020 akçesi masraf adıyla çıkarılmış ve 51.454 akçe varislerin eline geçmiştir (BS. 1116/28). BK, III/284
MEHMED BEŞE (Küçük) Abdurrah-man’ın oğlu Abdullah’ın oğludur. Piyadedir. Güzel tambur çalardı. 4.12. 1751’de Atpazarı mahallesinde ölmüştür. Karısı Halil kızı Azize’den başka varisi kalmamıştır (BS. 338/14). BK, III/294
MEHMED BEŞE (Pehlivan)
MEHMED BEŞE (Pehlivan) Abdullah oğlu Ömer’in oğludur. 30.11.1714’te Kurşunlu mahallesinde katledilmiştir. Karıları Durmuş kızı Ayşe, Mevlûd kızı Fatma, Mustafa kızı Şerife’dir. 59.064 akçe mirası kalmıştır. Kız kardeşi Fatma’dır (BS. 372/12). BK, III/286
MEHMED BEY Salih’in oğludur. Cem’in defterdarı idi. Cem vakasında bunu takip eden Bursa subaşısı ile Ahmed Çavuş, Kızık köyüne vardığı zaman bir kılıç almıştır ve Çavuş Ahmed Bey bu kılıcı mahkeme huzurunda Mehmed Bey’in karısına teslim eylemiştir. Kardeşi Sinan Bey vardı. Cem’le beraber Avrupa’ya gitmiş ve orada vefat eylemiştir. Bursa’da kızı Ayşe Hatun kalmıştı. 1495’ten evvel fevt olmuştur (BS. 4/231,358, 5/115,135, 11/30). BK, III/226
MEHMED BEY Abdülvehhab’ın oğludur. Azeb Bey Camii’nin kıble tarafında medfundur. 1496 senesi Ağustos ortalarında taundan vefat eylemiştir. Eflak beyzâdelerindendir. Mezar taşı Zeynî-ler’e mahsus muayyen şekline yakındır. Mezar taşında “sülâletü’l-eâzim Muhammed b. Abdülvehhab fi şehri Zilhicce” ve arka tarafında “sene ihdâ ve tis’a mie” yazılıdır. BK, III/226
MEHMED BEY Aksungur’un oğludur. 1500’de oğlu Hüseyin Çelebi vardı (BS. 17/122). BK, III/229
MEHMED BEY Demirtaş oğlu Oruç Bey’in oğludur. Haydar Bey’in babasıdır. 1508’de sağ idi. BK, III/229
MEHMED BEY Davud Paşa’nın oğludur. II. Bayezid’in oğlu Sultan Ahmed’in kızı Fatma Sultan’ın kocasıdır. Fatma Sultan 7.1.1512’de Hoca İlyas oğlu Hoca Mehmed Çelebi oğullarından İlyas, Mustafa Çelebi ve Ömer Çelebilerden murassa beyaz frenk kemhası almış ve kırk bin (40.000) dirhem gümüş borçlanmıştır (BS. 23/65). BK, III/230
MEHMED BEY Hamza Bey’in oğlu Mustafa Paşa’nın oğludur. Ümeradandır. 1506 senesi Ağustosunda, Bursa’da Şeyh Taceddin Zaviyesi mahallesinde bir muallimhane ve İnegöl’de Hamza Bey köyüne cami, darüttalim, köprü bina ve vakıf eylemiştir (BAVS. 67). 21.12.1513’te Aydın livası emiri idi
(BS. 25/322). 1512’de Bolu sancakbeyi iken Hamza Bey vakıfları mütevellisi olmuş ve imarette çalışanların, hafızların azil ve nasbi mütevelliye ait olduğuna dair Bursa’da bulunan padişahtan ferman çıkartmıştır (BS. 10/13, 25/ 31). Şam beylerbeyi iken 1517’de Şam’da ölmüştür. Oğlu Abdullah Bey vardı. Vakfiyesinde hemşiresi Ayşe Hatun’un ruhuna cüz şart eylemiştir. Muhallefatı (28/18) sicilde teftiş olunması emredilmiştir. Mehmed Çe-lebi’nin babasının kız kardeşleri Hafsa ve Fatma ve kardeşleri Mahmud ve Halil’in miraslarından hissesine düşen miktarı Hamza Bey oğlu Mehmed Bey oğlu ümeradan Bâlî Bey’den aldığını 1498 Eylülünde mahkemede itiraf eylemiştir (BS. 10/150). BK, III/227
MEHMED BEY 1537’de ölen Mevlânâ Muslihuddin Çelebi oğlu Şeyh Mevlânâ Ahmed Çelebi’ni oğludur. “Müslim-zâde” diye meşhurdur. BK, III/237
MEHMED BEY Danyal Bey’in oğludur. Umur Bey köyü ahâlisindendir (1558). BK, III/239
MEHMED BEY Mehmed Paşa’nın oğludur. 1580 senesi Haziranında bazı hayır işlerine Kite’nin Kübliye köyünde sarf edilmek üzere 70.000 akçe vak-feylemiştir (BS. 139/15). BK, III/ 247
MEHMED BEY
MEHMED BEY Bursalıdır. Ahmed Pa-şa’nın oğludur. 1593 senesi Eylülünde dergâh-ı âlî müteferrikalarından idi (BS. 188/4). BK, III/251
MEHMED BEY Muhyiddin Bey’in oğludur. Kardeşi Derviş Paşa’dan 1.007. 500 (on kere yüz bin ve yedi bin beş yüz) akçeyi alıp Balıklı köyünde çiftliği Mansur Efendi’ye şer’î rehin bıraktığından paşanın vefatından sonra kızları Mihrimâh ve Zeynî Şâh’a intikal eyledi (1593) (BS. 189 mükerrer 42). BK, III/251
MEHMED BEY Silahdârlardandır. Bunun hakkında Çelebi İlyas adında birisi İstanbul’a; “Eşkıyadır” diye şikâyet eylediğinden meclis toplanıp teftiş olunması emredilmiş ve Ahmed Bey, Hacı İlyas’ın yoncalığında 20 nefer sipahi ile yedi gün oturduğunu ve otlarını ve yoncasını hayvanlarına yedirdiğini itiraf eylemiştir. Şeriata muhalif bir vaziyeti şer’ ile sabit olduğu 1596 senesi Haziranında sicile kaydolun-muştur. BK, III/253
MEHMED BEY Bâlî oğludur. 1602’de Bursa’da cerrah idi (BS. 206/46). BK, III/254
MEHMED BEY Hayra Paşa kızı Hatice Hatun’un oğludur. 1604’te Yenişehir’in Umran köyünde ‘Hayra Paşa Çiftliği’nin sahibi idi (BS. 211/75). BK, III/255
MEHMED BEY Yahya Bey’in oğludur. 1608’de Bursa subaşısı idi (BS. 216/ 14). BK, III/257
MEHMED BEY Yusuf Bey’in oğludur. 1610’da sancakbeylerinden idi (BS. 219/24). BK, III/257
MEHMED BEY Boğdan beylerinden birisinin oğludur. Padişahın bir düğününde Müslüman olmakla Mehmed adı verilmiş ve 28.2.1612’de Bursa san-cakbeyliğine tayin edilmiştir. BK, III/ 257
MEHMED BEY İbrahim’in oğludur. Sipahi oğlanlarından 26. bölükte 27 akçe ulûfeye mutasarrıfken 1613 senesi İkinciteşrin ayında kendisine 27.000 akçelik zeamet tevcih olunmuştu (BS. 223/135). BK, III/258
MEHMED BEY Mustafa’nın oğludur. 1614’te Bursa Sarayı kâhyası idi. İsa Bey mahallesinde ölmüştür (BS. 226/ 60, 235/12). BK, III/259
MEHMED BEY Pîrî’nin oğludur. Bursalıdır. “Yüncüzâde” diye şöhret bulmuş-
tur. Askerdir. 1617’de sağdı (BS. 332/ 8). BK, III/261
MEHMED BEY Bâlî’nin oğludur. 1622’de Bursa âyânındandı. BK, III/262
MEHMED BEY Hamza’nın oğludur. Askerdir. “Ayaz Bey” demekle meşhurdur. 1622’de Bursa âyânındandı. BK, III/262
MEHMED BEY İnegöllü Derviş Paşa-zâde’dir. Hudâvendigâr sancağı mutasarrıfı Ali Paşa’nın 1773 senesinde mütesellimi idi (BS. 1186/28). BK, III/ 300
MEHMED BEY Yenişehirlidir. Mustafa Beyzâde’dir. Rikâb-ı hümayun kapı-cıbaşılarındandır. 1794 senesi Birin-cikânun ayında İstanbul’a gelmesi emredilmiştir. BK, III/305
MEHMED BEY Sağır Ömerzâdeler-dendir. Bursa’da vali iken vefat eden Şeyh Osman Paşa’nın akrabasındandır. Bilcümle akrabasına bakmak üzere, 1821’de beş yüz kuruş, vilâyetin imdâd-ı hazariyyesinden tayin edilmiştir (BAML. 25772; BADD. 13405). BK, III/ 310
MEHMED BEY İznik’te Sermahfil mahallesinde Hayreddin Paşa sülâlesinden Ali Mustafa Efendi oğlu Hacı İbrahim Bey’in oğludur. İznik’in Çakırca köyündeki evini 3.10.1707’de kızı Şerife’ye vakfeylemiştir (BAVS. 117). BK, III/ 285
MEHMED BEY Bk. İslâm Bey.
MEHMED BEY (Sûfî)
MEHMED BEY (Sûfî) Abdullah’ın oğludur. Tırhala sancakbeyi iken Hudâ-vendigâr sancakbeyliğine tayin edilmiş ve 1573’te vefat eylemiştir. Bir darül-hadis ve kendisine bir türbe yapmak için akçe şart eylemişti. Bu meblağdan hassa harc emini Süleyman oğlu Ali Çavuş darülhadis inşasına fahrî nazır
olan Murtaza oğlu Mevlânâ Şaban Çe-lebi’ye, 11.4.1573’te 36.000 akçe teslim olunmuştur. Bunun vasiyetnamesinde tayin eylediği kırk bin akçe, türbe ve darülhadis binalarına lâzım olan malzeme ve inşaata tamamıyla sarf edilmiştir. Vefatında kızı Emine ve karısı Şakire kalmıştır (BS. 116/33, 77,115). BK, III/246
MEHMED BEY CAMİİ Orhangazi’nin Gemiç köyündedir. BK, III/315
MEHMED BEY KÖPRÜSÜ Hasanköyü yakınında Delice suyu üzerinde Mehmed Bey bir köprü bina etmiş ve tamir için de on bin akçe vakfeyle-miştir (1631) (BS. 243/128). BK, III/ 267
MEHMED CAMİİ (Abdal) Bk. Abdal Mehmed Camii.
MEHMED ÇAVUŞ Kara Mustafa’nın oğludur. BK, III/254
MEHMED ÇAVUŞ Pîrî Çelebi’nin oğludur. 1561’de hassa harc emini idi (BS. 92/215). BK, III/241
MEHMED ÇAVUŞ Bursa Mahkemesi’nin mutemedlerinden olup bina işlerine vâkıf ve malûmatlı olduğundan 1591’-de mahkeme, keşiflerin ekserisine bu zatı gönderir idi (BS. 178/100). BK, III/250
MEHMED ÇAVUŞ Hançerli Fatma Sul-tan’ın oğlu Kasım Bey’in oğlu Abdullah Bey’in oğludur. 1604’te Bursa’da idi (BS. 126/31). BK, III/255
MEHMED ÇAVUŞ Dergâh-ı âlî çavuşlarından ve II. (…) vakıflarının mütevellisi iken bazı ahlâkı zayıf kimseler, Mehmed Çavuş’tan, vefat eden Kızlar-ağası Behram Ağa’nın altı kese ve darülharbe firar eden Anton’un külliyetli alacakları olduğunu bildirdiklerinden İstanbul’a ihzârı emredilmişti. Bursa kadısının ve Bursa’daki ulema ve
sulehâ ve eimme ve fukaranın İstanbul’a gönderdikleri mahzarda bunun iftira olduğu ve Kızlarağası’nın bir akçe ve bir habbe alacağı ve Anton ile kat’â muamelesi ve münasebeti ve her vec-hile alâka ve ülfeti olmadığı, doğru ve dinine sadık, ahlâklı bulunduğu, meselenin iftira olduğu tasrih ve izah edilmiştir. Bu ana kadar kimsenin kendisinden ef’al ve akvalinden azab duymadığı ve incinmediği, herkesin hüsn-i hâline şehadet eyledikleri ve İstanbul’dan da üzerine bir nesne zuhur etmediği sebebiyle Bursa’ya iade kılınmış olduğu, kendisine şeriata aykırı olarak dahl ve taarruz ve rencide edilmemesi 10.5.1656 tarihli fermanla emredilmiştir (BS. 345/127). BK, III/ 272
MEHMED ÇAVUŞ Abdülhalim’in oğludur. 1659 senesi Şubatında Abdal Mehmed mahallesinde ölmüştür. Zevceleri Mehmed kızı Rabia ve Yahya kızı İsmihan vardı. 948.954 akçe muhal-lefatı kalmıştır (BS. 333/122). BK, III/ 273
MEHMED ÇAVUŞ (Pîr) Hudâvendigâr sancakbeyi Mehmed Bey’in 1594 senesinde sefer-i hümayuna gitmekle livanın muhafazası için alıkonulan timar erbabına başbuğ tayin olunan Rüstem, fukaraya zulm ve eziyet eylediğinden ref’ olunup yerine yarar ve ehl-i vukûf ve doğru olduğu bildirilen Mehmed Çavuş’un başbuğ tayinine padişah tarafından ferman olunmuştur (BS. 327/ 126). BK, III/251
MEHMED ÇELEBİ Mehmed Şah Paşa’nın oğludur. 1479’da oğlu Pîrî Çelebi ile amcası Hüsameddin Hasan Çelebi vardı (BS. 3/246). BK, III/217
MEHMED ÇELEBİ Ayardı Bey’in oğludur. Yarhisar’ın Sarı köyündeki hassa çiftliğine timar tarikıyla 1484’te mutasarrıf idi. Timar sahiplerinden olmasına nazaran İstanbul’un fethinde bulunmuştur (BS. 4/255). BK, III/223
MEHMED ÇELEBİ Hoca Tahir’in oğludur. 1484’te “Mısır Şahıoğlu” diye maruftu (BS. 4/415). BK, III/223
MEHMED ÇELEBİ Arap Mehmed’in oğludur (BS. 8/1). BK, III/238
MEHMED ÇELEBİ Hamza Bâlî oğlu Pîr Ahmed Çelebi’nin oğludur. Babası Kavaklı mahallesinde 2.5.1492’de ölmüştür (BS. 9/45). BK, III/224
MEHMED ÇELEBİ Bursalı merhum Ahmed Paşa’nın oğludur (1492) (BS. 10/159). BK, III/224
MEHMED ÇELEBİ Demirtaş oğlu Umur Bey’in oğludur. Yarış yerinde dört müdlük iki yeri vardır ki, babalarından evlâdlarına vakıftır (1493) (BS. 10/208). BK, III/224
MEHMED ÇELEBİ Hammalzâde Mehmed Çelebi’nin oğludur. 1495’te İsa Bey köyündeki çiftliğini 62.000 akçeye satmıştır. Babası Orhan Bey’in kardeşi Süleyman Paşa’nın Akhisar köyündeki vakıflarına mütevelli iken vefat eylemiş ve mütevellilik buna tevcih olunmuştur (BS. 11/194, 25/80). BK, III/224
MEHMED ÇELEBİ
MEHMED ÇELEBİ Abdüsselam’ın oğludur. Emir Matar Bey’in babasıdır. Emir Matar, Bursa mizanından günde 50 akçe almakta iken 10.8.1496’da vefat etmiştir (BS. 11/238, 12/89). BK, III/226
MEHMED ÇELEBİ Lala Şahin Paşa’nın oğlu Musa Bey’in oğlu ve Gemlik’in Umur Bey köyünde medfun olan Umur Bey’in oğludur. 901 Ramazan evailinde 1497 senesi Mayıs ortalarında Bursa kadısı Mustafa oğlu Salih müvâcehe-sinde Gemlik köyünde dört dükkânını ve bir bahçesini ağaçlarıyla beraber Umur Bey köyündeki evini, bahçesini ve büyük ambarını, Kumla’daki üç bahçesini, bin koyun ve elli camusunu,
Bursa’da Şehreküstü mahallesindeki ecdadının zaviyesine vakfeylemiştir. Bunun gelirleriyle senede beş gece (Ramazan, Kurban Bayramları, Kadir, Beraat, Regaib gecelerinde) hatim indirmeyi ve bu gecelerde beyaz pirinç ile koyun etinden yemek yaptırarak fukaraya verilmesini şart eylemiştir. Hayatında kendisi ve ölümünden sonra oğlu Mahmud Bey ile kızı Ayşe Hatun mütevelli olacak ve bunların vefatlarında da evlâd ve ahfadı mütevelli olacaktır. Vakfiyeyi Bursa kadısı Kemal oğlu Davud ve Kite kadısı Ali Yegânî oğlu Mehmed Efendiler 1538’de tasdik eylemişlerdir. Bu zata “Koca Çelebi” de derler. Birkaç vakfiyesi daha vardır.
1504 senesinde Engürü’deki memle-hasını vakfediyor. Karısı Mahmud Çelebi kızı Fatma Hatun’dur. Bundan oğlu Mahmud Çelebi doğmuştur. Koca Mehmed Çelebi memlehalar, değirmenler, bahçeler, Kite’de Tuz Hisarı demekle maruf yerdeki “Yapıcı Tuzlası” denilen tuzlasını da vakfeylemiştir. Bu vakıflarına Hasan Bey oğlu Ahmed Çelebi’yi mütevelli nasb ediyor. 1535 tarihli vakfiyesi, Bursa Sicilleri 40/77’de kayıtlıdır (BS. 19/216) .
12.2.1489 tarihli vakfiyesinde Tuz Hisarı köyündeki tuzlasını, Küçük Kumla köyündeki değirmenini, bahçesini, Engürücük köyündeki köprünün tamiri için vakfeylemiştir. Fazla varidatın, yani zevayidin evlâdlarına ve Bur-sa’daki Şehreküstü Zaviyesi’ne verilmesini şart eylemiştir (BS. 7/144). BK, III/226
MEHMED ÇELEBİ Yakub Çelebi’nin oğludur. Karısı Ahmed Paşa kızı Zey-neb Hatun’dur. 1504’te kızı Mâh-ı Dev-rân’ı Mehmed Bey Fenarî oğlu Şems Bey’e vermiştir (BS. 19/310). BK, III/ 229
MEHMED ÇELEBİ Sarı Sinan’ın oğludur. Sultan Şehinşah’ın hocası idi. Konya’da ölmüştür (1504). Ulemadandır (BS. 19/151). BK, III/229
MEHMED ÇELEBİ Kasım Subaşı’nın oğludur (1504) (BS. 19/213). Mezar taşı Geyikli Medrese denilen Şair Ahmed Paşa’nın Muradiye Türbesi’nde-dir. Kardeşi Ali Bâlî ve oğlu Hüseyin Çelebi vardır (BS. 31/318). BK, III/229
MEHMED ÇELEBİ Ahmed’in oğludur. “Siyah Kara Dede” demekle maruftur. Oğlu Mevlânâ Mehmed Çelebi 1504’te Hacılar mahallesinde ölmüştür. Evlâd-ları Ahmed ve Şah Nisa vardı (BS. 10/209, 261). BK, III/229
MEHMED ÇELEBİ Hisar Beyoğlu Mustafa Çelebi’nin oğludur. Mahmud Çelebi’nin kardeşidir (1512) (BS. 25/368). BK, III/230
MEHMED ÇELEBİ Nusret’in oğludur. 3.9.1512’de Muradiye mahallesindeki evinde birisi katledilmiş olduğundan Mehmed Çelebi kaçmıştır. İstanbul’dan gelen hükümde eşyasının satılıp padişahın kapısına gönderilmesi emrolun-muştur. Daha sonra vekil-i şer’îsi Abdullah’a teslimi emredildiğinden gaybet eylediği vakit kadı ve subaşı marifetiyle zabt ve defter olunan eşyası vekiline teslim edilmiştir (BS. 23/ 227). BK, III/230
MEHMED ÇELEBİ Sarraf Hoca Muslihud-din’in oğludur. 1513’te ölen Abdullah Çelebi ile İbrahim Çelebi’nin kardeşidir (BS. 26/501). BK, III/230
MEHMED ÇELEBİ Seyyid Memi’nin oğludur. “Seyyid Mebrûk” adıyla maruftur. 1519’da ölmüştür. Veli Şemsed-din mahallesindeki evine “Hocazâde evi” derlerdi. Oğlu Celal, Mustafa, kızı Sittî, Şerife ve karısı Hoca Seyyid Muhyiddin kızı Hüsnî Hatun kalmıştır (BS. 28/369). BK, III/231
MEHMED ÇELEBİ Zeyrek Mehmed Efen-di’nin oğludur. Kadılardan olup Kütahya kadılığından emekliye ayrıldı. Bur-sa’da mazûlen oturdu. 1519’da vefat
etmiş ve Yıldırım Camii’ne defnolun-muştur (SO. IV/104). BK, III/231
MEHMED ÇELEBİ Kadı Mehmed Efendi oğlu Pîr Mehmed Çelebi’nin oğludur. Ulemadandır. Mevlânâ Mustafa Çele-bi’nin kardeşidir. 1523’te Bursa’daki âlimlerdendi (BS. 31/176; 135/371). BK, III/232
MEHMED ÇELEBİ Akşehir beyi Ferahşad Bey’in oğludur. 1523’te Bursa emvalinden evvelâ 10 ve birkaç sene de 20 akçe hassa haneden yevmiye verilmekte idi. Kardeşi Ali Çelebi vardı (BS. 31/161,398, 35/74). BK, III/233
MEHMED ÇELEBİ Sadrazam meşhur Koca Mustafa Paşa’nın oğludur. Aklî ve naklî ilimleri tahsil eylemiş, müderris olmuş ve 1533’te vefat etmiş ve Pınar-başı’nda babasının yanına gömülmüştür. Âlim, kâmil, fazıl, edîb, vakarlı, yeni fikirli ve doğru tabiatlı idi (G. 290). BK, III/234
MEHMED ÇELEBİ
MEHMED ÇELEBİ Seyyid Ali Efendi’nin oğludur. Bursalıdır. Padişah hocalarından Hayreddin Efendi’den ilim tahsil eylemiştir. Genç ve güzel, ilim ve fazilet mecmuu birisiydi. 1543’te ölmüştür (ŞN. 167). Fındıklı iskelesinde, meşhur bahçeleri âlimlerin toplandıkları yer olan, meşhur Emir Hasan Efendi’nin, Abdullah, Ahmed, Nimetullah Efendilerin kardeşidir. Yavuz Çelebi denilen Mehmed Çelebi’nin ve Yavaş Çelebi denilen diğer Mehmed Çelebi’nin amcalarıdır. 1543’te ölmüştür. BK, III/237
MEHMED ÇELEBİ Mevlânâ Abdülkadir’in oğludur. Biraderi Ahmed Çelebi, hemşiresi Hatice Hatun’la beraber Zeynîler Camii’nde medfundur. 1544 senesi Temmuzunda ölmüştür. BK, III/237
MEHMED ÇELEBİ Mustafa Çelebi’nin oğludur. “Kaplıcalızâde” diye meşhurdur. Bursa’da doğmuştur. Kütahya’da sakin iken 1546’da Birinciteşrin ayında
Nişancı Mehmed Paşa, karısı Ayşe Hatun vakfiyesinde şahitlik etmiştir (BS. 187/206). BK, III/237
MEHMED ÇELEBİ Bursalı Mahmud oğlu Muhyiddin Halife’nin oğludur. Anası Seyyid Halife kızı Sittî Hatun’dur. Derviş Çelebi, Fatma ve Rukiye kardeşleridir. Babası 1550’de Mekri’de vefat etmiştir. BK, III/238
MEHMED ÇELEBİ Bursalı Mustafa’nın oğludur. Abdullah’ın da kardeşidir. 1559’da Ali Paşa mahallesinde imam iken ölmüştür. Kızları Selime, Ayşe ile karısı Şeyhî Çelebi kızı Fatma ve 42.173 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 80/53). BK, III/239
MEHMED ÇELEBİ Habib Çelebi’nin oğludur. 17.1.1559’da Kaplıca/Çekir-ge’deki evi içinde maktul bulundu. Oğulları Saîd Çelebi ve Sa’dî Çelebi ile Mustafa vardı. BK, III/239
MEHMED ÇELEBİ Ulema ve fuzalâdan-dır. Pîr Mezid’in oğludur (1559). BK, III/240
MEHMED ÇELEBİ Hacı Mustafa’nın oğludur. “Kekoğlu” diye meşhurdur. Setbaşı köprüsü için 1559’da nakit akçe vakfeylemiştir (BS. 75/90, 118/ 65, 160/35). BK, III/239
MEHMED ÇELEBİ Hacı Mehmed’in oğludur. “Mudurnîzâde” diye meşhurdur. İbrahim Paşa mahallesindendir (BS. 92/183). BK, III/240
MEHMED ÇELEBİ Sadrî’nin oğludur. 1560 senesinde Taşkın Hoca mahallesinde ölmüştür. Oğlu Mehmed ile bir kızı ve karısı Hasan kızı Mazlume vardı (BS. 80/81). BK, III/240
MEHMED ÇELEBİ Nasuh Bey’in oğludur. 1560’ta Gökdere’de, Debbağ Değirmeni altında iki değirmeni vardı (BS. 82/ 270). BK, III/240
MEHMED ÇELEBİ Kara Yahşi’nin oğludur. 8.8.1561’de Konevî mahallesinde ölmüştür. Oğulları Ahmed, Eyüb, kızı Fatma ve karıları Emine ve Hatice ile 41.859 akçe mirası kalmıştır (BS. 106/72). BK, III/240
MEHMED ÇELEBİ Hacı Veli’nin oğludur. “Saraçoğlu” demekle maruftur. 1561’-de Kerime, Rabia, Zahide adında üç kızı vardı. BK, III/240
MEHMED ÇELEBİ Zeyrekzâde’dir. Selçuk Hatun mahallesinde 1561’de Mehmed oğlu Hasan Çelebi’den bir ev satın alarak Bursa’ya yerleşmiştir (BS. 92/218). BK, III/241
MEHMED ÇELEBİ Şems Bey oğlu Ahmed Bey’in oğludur. 1561’de Bursa’da idi (BS. 92/178). BK, III/240
MEHMED ÇELEBİ Şems Bey oğlu Mahmud Bey’in oğludur. 1570’te Fındıklı Pınarsuyu’nu Muallimzâde’ye 10 filoriye satmıştır (BS. 112/32). BK, III/244
MEHMED ÇELEBİ Kasap Hüseyinzâ-de’dir. 1564’te hayır işlerine 70.000 akçe vakfeylemiştir (BS. 95/193). BK, III/241
MEHMED ÇELEBİ Kadızâde’dir. Şeyh Paşa mahallesine tâbî Turgut Mesci-di’nde medfundur (1567). BK, III/241
MEHMED ÇELEBİ Abdüllâtif’in oğludur. Kızılcabayır mahallesinde sakin iken 1568’de malik olduğu yedi cariyeyi birden âzad eylemiştir (BS. 110/183). BK, III/241
MEHMED ÇELEBİ Beyanîzâde’dir. 1569’-da Bursa’da hassa harc emini idi (BS. 111/30). BK, III/241
MEHMED ÇELEBİ Hoca Ali’nin oğludur. 1570’te ölmüş ve Alacahırka mezarlığına gömülmüştür. BK, III/244
MEHMED ÇELEBİ Mehmed Efendi’nin oğludur. Bursa kadısı olup Ulucami civarında Mahmud Paşa Hanı yakınında yeniden odalar bina edip bu odalarına, oturduğu odanın kirasını almamak üzere, Ahmed oğlu Mahmud’u odabaşı tayin eylemiştir. Mahmud Paşa Hanı’na giden sudan bir miktarının bu odalarda akıttırılmasına 1571’de izin almıştır. Biraz sonra Uluborlulu Mehmed oğlu Süleyman’ı aynı şeraitle odabaşı nasb edip: “bu odalara girenlerin yarar kefillerini alıp her ay başında icarlarını alıp hakime teslim eyleye; yaramaz kimseyi koymaya ve fısk u fesad ettirmeye ve edenleri men’ edip memnû olmayanı hakime götüre” diye sicile kaydettirmiştir (BS. 114/110, 127). BK, III/244
MEHMED ÇELEBİ Mîr’in oğludur. Oğlu Yahya Çelebi’nin vakıfları vardır. 1572’de mütevellisi Ahmed oğlu Abdi Çelebi idi (BS. 113/32). BK, III/245
MEHMED ÇELEBİ Mustafa’nın oğludur. 1573’te “Bayırlızâde” demekle maruftu. BK, III/245
MEHMED ÇELEBİ Seyyid Ali’nin oğludur. 1574’te Bursa reisü’l-etıbbâsı idi (BS. 119/122). BK, III/245
MEHMED ÇELEBİ Bekir’in oğludur. 1575 senesi Mayıs ayında vefat etmiş ve Hacı Menteş Camii harimine, kardeşi Hüseyin’in yanına gömülmüştür. BK, III/246
MEHMED ÇELEBİ Mustafa Paşa’nın oğludur. Babasının Pazarcık’ta imareti, Bursa’da mektebi ve İnegöl’de camisi vardır. 1577’de Habeş eyaleti mirlivası idi. BK, III/237
MEHMED ÇELEBİ Kanunî’nin oğlu Sultan Mustafa’nın oğludur. Anası 1582’de padişaha mektup ve adam gönderip Sultan Mustafa’nın anası Mâh-ı Devran Sultan olduğu gibi akçesiyle kifayet
miktarı et vermek üzere bir kasap tayinini rica eylemiş olduğundan bu emir verilmiş ve hassa simitçilerden ve yasakçılardan vaki olacak müdahalenin men’ edilmesi de bildirilmiştir. BK, III/243
MEHMED ÇELEBİ Mustafa’nın oğludur. 1587’de Yıldırım Darüşşifası ikinci tabibi idi (BS. 173/64). BK, III/249
MEHMED ÇELEBİ Haydar’ın oğludur. Bursa şehir kethüdası iken 30.3. 1598’de hayır işleri için birçok vakıflar yapmıştır (BS. 201/4). BK, III/253
MEHMED ÇELEBİ Zeynî şeyhlerinden Seyyid Ali Efendi’nin oğlu Bursalı Ahmed Çelebi’nin oğludur. Bursa’da “Yavuz Çelebi” diye meşhurdur. Sultan Süleyman’ın muallimi Ataullah Efen-di’den ders görmüş, müderrisliklerde ve kadılıkta bulunmuş ve daha sonra nakibü’l-eşraf olmuştur. 1605 senesinde Şubat ayında vefat eylemiştir. Âlim ve fazıl bir zat idi. Oğlu Mustafa Âlî Efendi dahi müderris ve Bursa kadısı olmuştur (SO. IV/138; ŞN. 162,168). BK, III/256
MEHMED ÇELEBİ
MEHMED ÇELEBİ Mehmed Paşa evlâdından Cafer’in oğludur. Cafer 1614’te mahsulünün 1/10’uyla Bursa Kirmastı ve Borlu’daki vakıfların mütevellisi idi (BAVD. 8023; BS. 226/5). BK, III/258
MEHMED ÇELEBİ Sadeddin Efendizâ-de’dir. Hasan Can Efendi’nin oğlu Şeyhulislâm Sadeddin Efendi’nin oğludur. 1567’de Bursa’da doğmuştur. İlim tahsil ederek müderrislikten sonra Mekke, İstanbul kadılıklarında bulunmuş ve kazasker olup Eğri seferine iştirak eylemiş ve sekiz seneye yakın şeyhulislâmlık yapmıştır. 21.7.1615 Perşembe günü taundan 49 yaşında iken vefat eylemiştir. Türk, Arap, İran edebiyatına hakkıyla vâkıf olup bu üç lisandan şiir ve inşaya kudretli idi. İyi huylu, lâtifeci bir zat idi. Tâcü’t-Tevârih
müellifi olan babası Hoca Sadeddin Efendi’nin Eyüp’te tesis eylediği da-rülkurrâ haziresine gömülmüştür (DM. 42; KA. IV/2568). Güler yüzlü idi. Fetvaları Allah rızası için verirdi. İmzaları mevzun ve kafiyeli idi. Kaside-i Bür-de’yi tahmis eylemiştir. Sarıyer’de bir çeşme bina eylemiştir. Damadı Mustafa Paşa’dır (SO. IV/144). [Cenaze namazını Üsküdarî Aziz Mahmud Hüdâî Hazretleri kıldırmışıtr. O gün Hicaz’dan gelen kardeşi Esad Efendi ölüm haberini alıp cenaze namazına giderken şeyhulislâmlığa tayini haberini de almıştır. Nükte söylemesini, lâtifeyi severdi. Çok zeki bir zat idi. Babasının Tacü’t-Tevârih’ini zeyletmeye başlamış ise de tamamlayamamıştır. Bahar yağmuru gibi herkese feyz saçardı. “Hocazâde” demekle meşhurdu. Hakikaten ikinci Hocazâde idi (ŞNZ. 375)]. BK, III/259
MEHMED ÇELEBİ Şücâ Efendi’nin oğludur. 1618’de Bursa’daki bezzaz esnafı üzerine yiğitbaşı nasb olunmuştur (BS. 232/7). BK, III/262
MEHMED ÇELEBİ Tokluzâde’dir. Oğlu Ali Bey ve bunun oğlu Derviş Mehmed vardı (1625) (BS. 23/118). BK, III/264
MEHMED ÇELEBİ Bastızâde’dir. Uluca-mi’ye, balmumu yakılması için 1627’de vakıflar yapmıştı. BK, III/264
MEHMED ÇELEBİ Bursalıdır. Mevlânâ Kemal Efendi’den ilim ve marifet öğrenmiş ve 1053/1643 senesinde İstanbul’da ölmüştür. Şairdi (G. 490). Şu beyit onundur:
Cemalin arza kılmaz kimseye uşşâka sayd olmaz
Ne görmüş var ne tutmuş ol hümâ-yı evc-i a’lâyı
BK, III/268
MEHMED ÇELEBİ Seyyid Mehmed’in oğludur. Sûfîzâdelerdendir. 24.4.1647’-de ölmüştür. Duhter-i Şeref mahalle-
sindendir. Karıları Nevcivan ve Fatma ve oğlu Ahmed Çelebi ve kızları Şerife Ayşe, Şerife Rukiye, Şerife Ümmühânî, Şerife Neslihanî vardı. 1.634.728 akçe muhallefat bırakmıştır (BS. 273/3). BK, III/269
MEHMED ÇELEBİ Ahmed Paşa-yı Fenarî şeyhi Muslî Çelebi’nin oğludur. 1658’de babası şehit olduğu zaman henüz pek genç olduğundan şeyhliğe Ahmed Kâlibî Efendi tayin edilmiştir. BK, III/273
MEHMED ÇELEBİ Ali Beşe’nin ve Mehmed Paşa kızı Ayşe Hanım’ın oğludur. Anaları 1658’de ölmüştür. Manastır mahallesinde oturmakta idi. Kardeşi İbrahim ve kız kardeşleri Saliha, Hatice, Gevher vardır (BS. 333/113). BK, III/273
MEHMED ÇELEBİ Hemşinzâde’dir. 1670 senesinde 32 kitap vakfeylemiştir (BS. 350/64). BK, III/276
MEHMED ÇELEBİ 1711 senesinde vefat eden Seyyid İbrahim Efendi’nin oğludur. Seyfullah et-Tennûrî büyük babasıdır. Abdurrahman Efendi büyük biraderidir (BS. 371/91). BK, III/286
MEHMED ÇELEBİ “Yavaş Çelebi” diye meşhurdur. Seyyid Alizâde Bursalı Abdullah Efendi’nin oğludur. Yavuz Çelebi’nin amcazâdesidir. BK, III/244
MEHMED ÇELEBİ (Hoca)
MEHMED ÇELEBİ (Hacı) Elmalık mahal-lesindendir. 10.6.1646’da Cumartesi gece yarısında Ali oğlu Halil, Fazlı oğlu Mehmed, Abdullah oğlu Ahmed evini basıp kendisini katl ve esvab ve erzakını gâret ve mahkemede cürümlerini itiraf eylediklerinden üçü de idam edilmişlerdir. Validesi Ayşe’dir. Oğlu Mehmed Ali ve kızları Fatma ve İsmi-han vardı (BS. 264/69). BK, III/ 270
MEHMED ÇELEBİ (Hoca) Hoca Sinan’ın oğludur. Babası “Siyah Dede” demekle maruftur. 1490’da Bursa’nın tanınmış
tüccarlarındandı (BS. 8/29). BK, III/ 225
MEHMED ÇELEBİ (Köse) Ebubekir oğlu Osman’ın oğludur. 14.7.1763’te Çekir-ge’de katl olunmuştur. Karısı Mehmed kızı Ünzile ve evlâdları İsmail, Mustafa, Hafız Molla Süleyman, Ümmühânî, Emetullah’tır. 95.480 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 397/33). BK, III/297
MEHMED ÇELEBİ (Mevlânâ) Mevlânâ Şücâ Çelebi Vildanî’nin oğludur. Anası Abdullah kızı Hatice Hatun’dur. 1508’de ölmüştür. Kızı Emetullah Ha-tun’dur. BK, III/229
MEHMED ÇELEBİ (Mevlânâ) Pîr Mehmed Paşa Hazretlerinin oğludur (1523) (BS. 31/88). BK, III/232
MEHMED ÇELEBİ (Mevlânâ) Mevlânâ Kadı Abdullah’ın oğludur. 1525’te Sakız muharebesinde askerle birlikte bulunarak şehit olmuştur. Kız kardeşleri Emine ve Sare vardı (BS. 363/15). BK, III/233
MEHMED ÇELEBİ (Mevlânâ) Şeyh İlâhî-zâde Yakub Efendi’nin oğludur. Şeha-beddin Paşa mahallesinde bir ev satın alarak oraya yerleşmiştir (BS. 93/10). Şeyh İlâhî Zaviyesi’ne 1554’te şeyh olmuştur. 1572’de tekkeye bazı şeyler vakfeylemiştir (BS. 126/174, 63/52). BK, III/240
MEHMED ÇELEBİ (Mevlânâ) “Hamdizâ-de” diye meşhurdur. Bursalıdır. 1587’-de Kite kadılığında idi. BK, III/249
MEHMED ÇELEBİ (Mevlânâ) Bursalı Süleyman’ın oğludur. 1594’te darüşşi-fada baş hekimdi (BS. 195/7). BK, III/ 252
MEHMED ÇELEBİ (Pîr) Merhum Mevlânâ Kadı Mahmud’un oğludur. 1517’de şart-ı vâkıf üzere vakıfların mütevellisi idi. Mustafa Çelebi ve Mehmed Çelebi oğullarıdır. Hemşiresi Hümâ Hatun’dur
(BS. 27/162; 31/171, 376; 39/238; 41/150). BK, III/231
MEHMED ÇELEBİ (Seyyid) Haleb âyâ-nındandır. Tahazâde’dir. İzmir mollalığı payesini haizdir. “Çelebi Efendi” diye anılırdı. Fukaraya son derecede zulüm ve teaddî eylediğinden Bursa’da ikamete memur edilmiş ve sürülmüştür. Esasen hiçbir ilimle alâkası olmayıp, yapacağı zulüm ve teaddîsini örtmek ve sözünü geçirtmek üzere, yanlış bir inha ile kaide ve usül hilâfına elde eylediği bu rütbenin, üzerinden kaldırılması ve adının “âlimler defteri”nden silinmesi Şeyhulislâm Dürrîzâde Mustafa Efendi’nin işaret-i aliyyeleri mucibince padişahın tasdikine iktiran eylemiştir (BS. 1179/2). Yaptığı zulümlerden bazısını gözden geçirelim:
1764’te Sarı Paşazâde Ahmed Bey’in arzıhâlinde, babasının altı yüz kese akçesini buna emanet bıraktığını ve garb muharebesinde vefat etmekle irsen kendisine intikal etmiş ise de vermediğini ve Haleb’de babasına ait “Cîrî” adındaki mukâtaa köyünü dahi cebren ve kahren fuzuli olarak zabt-eylediğini ve her sene beş kese akçe faizini ahzedip gadr eylediğini bildirmiştir (BS. 1179/6).
Saliha Hatun verdiği arzıhâlde, 1751 senesinde Aziz beyi olan mûrisleri Ahmed Bey’in haksız yere ceriha namıyla sekiz bin kuruş ahzeylediğinden, ihkak-ı hak olunmasını istenmişti (BS. 1179/6).
Müderrislerden İsmail Paşazâde arzı-hâl sunup, babasından kendisine intikal eden emval ve eşyasında kimsenin alâkası olmayıp, tecavüz olunmak icab etmez iken, Bursa’da menfâ olan Taha-zâde Seyyid Mehmed birtakım eşya, on iki kantar pamuk, yedi bin mermer taş ve yetmiş beş kantar demir ve bin kuruş kıymetli cevher(?) taşlarıyla sair mallarına kahren ve cebren haksız yere zabteylediğinden, ihkak-ı hak olunmasını taleb etmiştir (BS. 179/6).
Daha birçok kimseler bu yolda müracaatta bulunmuşlardır.
Seyyid Mehmed padişaha gönderdiği arzıhâlde, alîl ve mağdur olduğunu; davacıları çıkarsa, padişahın huzurunda murafaa olunmak için Üsküdar’da babasının evinde oturmasına müsaade verilmesini istirham eylemiştir. Bur-sa’ya gönderilmesinin sebebi, burada hak taleb edenlerin muhakemeleri icra kılınarak haklarının ihkakı iradesine mebni ise de, istifa-yı hak mümkün olmadığına binaen mübaşir marifetiyle Üsküdar’daki babasının evinde oturmasına ve hak dava edenler ile divan-ı hümayun huzurunda mahkeme olunmaları için İstanbul’a ihzârı 1768 senesi Şubatında emredilmiştir (BS. 1179/ 16). BK, III/298
MEHMED ÇELEBİ EFENDİ Mevlânâ Kerim Çelebi’nin oğludur. 1554’te Bur-sa’da müderristi. BK, III/238
MEHMED DEDE Nakşibendî halifelerinden Şeyh Hasan Dede’den icazet almıştır. Abdal Mehmed Zaviyesi şeyhleri cahil ve ehliyetsiz olduğundan ref’ edilerek Mehmed Dede, fakir ve her vecihle layık olduğundan beratla 1599 senesi Şubatında şeyhliğe tayin edilmiştir (BS. 197/67). BK, III/253
MEHMED DEDE Diyarbakırlıdır. Koca Nâib mahallesindeki Mîr-i Büdelâ Za-viyesi’ne 1625’te şeyh olmuş ve beş sene sonra da ölmüştür. Bundan evvel başka bir Mehmed Dede dahi şeyhlik etmiştir (BS. 261/68). BK, IIII/264
MEHMED DEDE Ahmed’in oğludur. Ramazan Baba zaviyedarı ve mütevellisidir. 1772’den sonra ölmüştür. BK, III/300
MEHMED DEDE (Avcılar Reisi) Bk. Hüseyin (Kürd).
MEHMED DEDE (Eskici)
MEHMED DEDE (Eskici) Allah’ın bir divanesi, nihayeti olmayan sırlarının hazinesi idi. Pınarbaşı’na giden yolda,
debbağlar kurbünde büyük kubbede saklı olarak oturur ve insanlara gö-zükmemeye çalışırdı. 1591’de ölmüş ve etrafı açık olan bir harab kubbenin altına gömülmüştür. Keşf ve keramete mütaallık bazı garib hâlleri zuhur etmekle mezarını herkes ziyaret ederdi (G.238). Buna da bazıları “Eskici Mehmed Dede” derlerdi. BK, IIII/250
Pınarbaşı’na giden yolun sağ tarafında ve yokuşun başındaki bir hazirede medfundur. Mezar taşında “Hazret-i Üftade müridlerinden Hüdâyî Mahmud Dede’yi irşad eden Eskici Mehmed Dede 988/1580” diye yazılıdır. Bursa’da Eskici Mehmed Dede’nin şöhret almasına dair şu rivayetler ağızdan intikal eylemiştir. Bir adamın karısı kocasına mutlaka Hicaz’a gitmesi için ısrar eder. Adamın parası varsa da sermayesine zarar vereceğini düşünerek gitmek istemez. Kadın boşanmak derecesine gelir. Adam da o vaktin ulemasından Üftade Hazretlerine müracaat eder. Üftade de bunu Ulucami’nin kuzeyindeki aralıkta eskicilik eden bir zâta gönderir. Gelir hâlini anlatır. O sırada ezan okunur. Mehmed Dede dükkânın kepenklerini kapatır. Dükkanda kalan bu adamın yanına gelerek gözlerini kapamasını emreder. Biraz sonra da “gözlerini aç” der. Adamcağız kendisini Mekke’de bulur. Harem-i Şerif’te birlikte namaz kılarlar. Çarşıda gezerlerken Bursa’dan o sene Hicaz’a gidenlere tesadüf ederler. Bu adam bir çok hediyeler alır, Bursalı hacılara, bunları avdetlerinde Bursa’ya kadar götürmelerini rica eder. Yine bir yere gelirler. Mehmed Dede, tekrar bu adama “yum gözlerini” der. Adam gözlerini açınca kendisini eski yerinde, yani Ulucami civarındaki eskici dükkânında bulur. Evine gidip karısına, “ben hacı oldum, senin arzun yerini buldu” der. Kadın kocasının aklını oynattığını zannederek o vaktin Ulucami mahkemesinde nâib olan Aziz Mahmud Hüdâî Efen-di’ye müracaat eder. Adam bu olayı mahkemede anlatır. Biraz sonra da
hacılar gelerek bu adamın Mekke’de kendilerine verdiği hediyeleri getirirler. Bunları mahkemeye şahid olarak getirir. Hacılar da gördüklerini söylerler. Bu işe hayrette kalan Aziz Mahmud Hüdâî Efendi, Şeyh Üftade ile görüşür. Akıllara hayret veren bu hadise Bur-sa’da şuyu’ bulur. Ve Eskici Mehmed Dede zamanın kutbu derecesine çıkar. Bundan başka birkaç kişi daha “Eskici Mehmed Dede” adını almıştır. Bursa tarihlerinde bunlara tesadüf edilir. BK, III/246
MEHMED DEDE (Eskici) Amasyalı Hü-sam’ın oğludur. Bursa’ya gelerek Ab-dülmümin Efendi’nin torunu ile evlenmiş ve Abdülmümin Camii civarında oturmuştur. 1618’de ölmüş ve ka-yınbabasının yanına gömülmüştür. Çok ibadet eder ve herkes kendisini evliya zannederdi (G. 223; SO. IV/146). Kızı Fatma ve bunun kocası Rıdvan oğlu Avnî Mehmed, Gencelli köyünde sakindiler (BS. 197/73). BK, III/261
MEHMED DEDE (Sinanî) Koca Nâib mahallesinde Mîr-i Büdelâ Zaviyesi’ne 1620’de şeyh olmuş ve vefatıyla oraya gömülmüştür (BS. 261/68). BK, III/ 262
MEHMED DEDE EFENDİ Edirne’de feci bir surette şehit edilen Erzurum müftüsü Pîr Mehmed Efendi oğlu Erzurumlu Feyzullah Efendi’nin ikinci oğludur. Rumeli kazaskeri olmuş ise de Edirne vakası üzerine Bursa’ya nefy edilmişti. Satı Fakih mahallesindeki mescidin haziresinde medfundur. Kendi evini “darüttedris” etmiş ise de mürûr-ı zamanla harap ve eve tahvil edilmiştir. Birkaç eseri ve basılmayan bir mevlüt kitabı vardır ki “Dede Efendi Mevlüdü” namıyla meşhurdur. 1734’te ölmüştür. Şems-i Tebrizî sülâlesindendir. Sultaniye Medresesi’nde müderris idi. Karısı Mehmed Saîd Efendi kızı Hacı Şerife Hibetullah Hanım ve kızı Şerife Halime Hatun’dur (BS. 376/59). 1730’da affolunmuş ve İstanbul’a gitmesi için ser-
best bırakılmış ise de Bursa’yı tercih eyledi. Türbesi 1801’de yandı. Yeniden yapıldı ise de 1855 hareketinde yıkıldı. Kendisi şairlerdendir. Üç lisanda şiir yazardı. Ömrünün son günlerinde müderrislerin reisi ve darülhadisde de müderris olmuştu. Bursa’nın ilim ve irfan hayatına çok hizmet eylemiştir (OM. I/307; SO. IV/229; DM. 75). BK, III/290
MEHMED DERVİŞ BEY ÇEŞMESİ Maksem köprüsünden Küçük Temennâ mahallesine geçince, karakolun bitişiğinde-dir. Hudâvendigâr vilâyeti alaybeyi olan bu zat 1891 senesi Temmuzu on ikisinde bu çeşmeyi yaptırmıştır. BK, III/314
MEHMED DERVİŞ ÇELEBİ (Mevlânâ) Eflatun’un oğludur. Karısı Yakub oğlu İshak Çelebi’nin kızı Şahbula’dır. 1488’de Hacı İvaz Paşa vakıflarının mütevellisi idi. Kadılardan Mehmed Şah ve müderrislerden Mevlânâ Abdül-lâtif kardeşleridir (BS. 19/15, 7/191). BK, III/228
MEHMED DERVİŞ EFENDİ Bk. Derviş Mehmed Efendi.
MEHMED DERVİŞ PAŞA 1775’te Bursa Mevlevîhanesi’ni tamir ettirmiştir (SO. II/333). BK, III/301
MEHMED DEVECİ Bk. Durmuşoğlu.
MEHMED EBU ABDULLAH EFENDİ Vah-yîzâde Ahmed Efendi’nin oğludur. İz-niklidir. Ali Bey’in akrabasındandır. Tarikatını tekmil ettikten sonra Üsküdar’da Valide Sultan Darülhadisi’ne müfessir, muhaddis, vaiz oldu. 1609’da öldü. Âlim, fazıl bir zattır. Birkaç eseri vardır (SO. IV/141). BK, III/257
MEHMED EFENDİ Edirnelidir. Hâcegân-dan mühimme nazırı iken Bursa’da ölmüştür. Başçı Camii’nde gömülüdür. BK, III/315
MEHMED EFENDİ Beşir’in oğludur. II. Murad zamanında XV. asırda dersiâm ve müderris olup Bursa’ya hicret eylemiş ve biraz sonra da vefat eylemiştir. Yıldırım Medresesi’nde müderris oldu. Bayram ve cumadan başka tatil yapmayıp geceli ve gündüzlü ders vermeye çalışır ve hayatını okumakla geçirirdi (SO. IV/102; ŞN. 100). BK, III/225
MEHMED EFENDİ “Koç Efendi” diye şöhretlidir. Mevlânâ Muhyiddin’in oğludur. Ali Paşa ve Mehmed adında iki oğlu vardır. 1478’de Bursa’da sağ idi (BS. 3/13). Şeceresi:
BK, III/217
MEHMED EFENDİ Kadızâde mahdumu Şemseddin Muhammed b. Musa’nın oğludur. Bursa’da doğmuştur. “Kutub Mehmed Efendi” diye şöhret bulmuştur. Hocazâde’den okuyarak damadı olmakla ulema arasında “kutub” gibi meşhur ve başta idi. Taceddin Hatib-zâde’ye intisab ederek Orhan Medrese-si’ne müderris olmuş ise de genç yaşında 1495’ten biraz sonra vefat eylemiş ve Pınarbaşı’nda ceddi Koca Efendi
yanına gömülmüştür. Âlim, fazıl, kâmil, edîb, mütevazi, afif idi. Ömürlerinin sermayesi olarak birçok eserler bırakmış ise de müsvedde hâlinde kalmıştır (G. 276; SO. IV/61). BK, III/224
MEHMED EFENDİ Mevlânâ Kara Üveys Efendi’nin oğludur. Bursa kadısı Mehmed Şah Fenarî’nin 1513’te nâi-biydi (BS. 26/39). BK, III/230
MEHMED EFENDİ Eflatunzâdelerdendir. Pınarbaşı’nda, Düsturhan civarında medfundur. 1530’da ölmüştür. Şairlerdendir (BİT. 203). BK, III/233
MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Ali Efen-di’nin oğludur. 1583’te Ahmed Paşa Medresesi müderrisi iken ayrılmış ve Bursa mahkemesine nâib olmuştur. Âlim bir zattır (BS. 29/150). BK, III/ 247
MEHMED EFENDİ Sultan Mustafa’nın hocasıdır. Sultan Süleyman damgalı 10.000 akçesini Davud Efendi Mesci-di’ne vakfeylemiştir. Bu paranın faizi ile mescid civarında yatan kızı Hatice’nin ruhuna her gün bir cüz okunması için cami imam ve müezzinine senede 900 akçe müsaveten verilmesini 21.12.1583’te şart eylemiştir (BS. 144/ 83). BK, III/248
MEHMED EFENDİ Üftade’nin küçük oğludur. Babasının sağlığında şeyh olmuş ve sesi gayet güzel ve davudî (kalınca) olduğundan Emir Sultan Ca-mii’ne hatib olmuştur. 1585’te vefat eylemiş ve babasının yanına gömülmüştür (G. 111). BK, III/248
MEHMED EFENDİ
MEHMED EFENDİ Şeyh Küçük oğlu Şeyh İbrahim’in oğludur. “Erzâde” demekle şöhret almıştır. Babası Tayyib Hoca mahallesindeki Karaca Ahmed Zaviyesi civarında bir ev satın almış ve erkeklere mahsus bir zaviye hâline çevirmiş ve meşihatını kendisinden sonra oğluna şart eylemiştir. Ayşe adında bir kızı
ve kardeşi vardır (BS. 173/159). BK, III/248
MEHMED EFENDİ Pîr Mecid Efendi’nin oğludur. “Hemşirezâde” demekle maruftur. 1587’de birçok vakıfları vardı (BS. 172/159, 230/130). BK, III/249
MEHMED EFENDİ Sipahizâde’dir. Bursalıdır. Müderris, sonra da Bağdad mollası oldu. 9.11.1589’da İzmir’de vefat eylemiştir. Matematik ve kelâm ilmine hakkıyla vâkıftı. İki eseri vardı (SO. IV/127). BK, III/250
MEHMED EFENDİ Muallimzâde Ahmed Efendi’nin oğludur. 1591’den evvel Rumeli defterdarı idi (BS. 185/196). 25.10.1591’de padişahın emriyle Anadolu vilâyetleri tahririne memur oldu (BS. 180/160). 17.10.1596 tarihinde Karaman hazinesi defterdarı idi. Topladığı akçelerle Bursa’ya geldiği ve beylik maldan 25 yük, yani 2.500.000 akçe üzerinde olduğu ve “sefere gidiyorum” diye birçok kimselerin huzurunda ikrar eylediği İstanbul’da haber alındığından dergâh-ı âlî çavuşlarından Ali Çavuş, bir fermanla Bursa’ya gönderilmiş ve bir an ve bir saat tehir edilmeyip itirafı mucibince yanında hazır ve mevcut ne kadar akçe varsa acele kaldırıp İstanbul’daki başdefter-darın kâimmakamı olup bilfiil Anadolu defterdarı olan Murad Bey’e teslim olunmak üzere irsal olunması ve taallül ve bahane ile vermezse vukuu üzere yazılması bir fermanla Bursa kadısına emredilmiştir (BS. 190/93). BK, III/252
MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Müderris iken 1595 senesi Haziranında vefat etmiş ve Deveciler mezarlığına gömülmüştür. “Bakkalzâde” demekle meşhurdur (G. 340). BK, III/252
MEHMED EFENDİ Şem’îzâde Muhar-rem’in oğludur. Bursa’da muhasebe nâibi idi (1602) (BS. 204/15). BK, III/254
MEHMED EFENDİ Mevlânâ Mehmed Efendi oğlu Hüsameddin Efendi’nin oğludur. Setbaşı’nda bina eylediği cami için İnegöl’de mülk ormanlarını, Aksu köyündeki hanlarını, Kamberler Çarşı-sı’nda Kara Çelebizâde Hanı’nı 28.4. 1607’de vakfeylemiştir (BAVS. 111; BS. 234/169). Setbaşı Çarşısı kurbünde bir mektep bina eylemiştir. Bk. Kara Çelebizâde Mektebi. BK, III/257
MEHMED EFENDİ Aclunlu Nakibü’l-eşraf Seyyid Ali Efendi’nin oğludur. Babasından sonra Bursa’ya nakib olmuş, 1609’da ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür (G. 428). BK, III/257
MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Muîd Hayreddin Efendi’nin oğludur. Müderrisliklerde bulunmuştur. Sultan Mu-rad’ın Hocası Sadeddin Efendi’nin talebesi olup hemşirelerinden birisini almış ve kendisine birçok münasip vazifeler teklif edilmiş ise de cümlesini reddeylemiştir. Âlim ve salih bir zat olup hükûmet idaresi gibi dağdağalı işlerden gafil idi. Vaktini mütalaa ve ibadetle geçirmiş ve 1614 senesi Şubatında vefat eylemiştir (SO. IV/144; G. 322; ŞN. II/363; BS. 235/68). “Muîd-zâde” diye şöhret bulmuştur. Oğlu Mehmed Efendi de kendisi gibi âlim ve anlayışlı idi. Karısı Âbide Hatun’un vakıfları vardır (BS. 239/74). BK, III/ 259
MEHMED EFENDİ Bursalıdır. İmam ve hatib Huccetî Efendi’nin oğludur. Fatih’te vâiz Halvetî şeyhlerinden Mehmed Can Efendi’den icazet almıştır. 1617’de ölmüştür. Fazıl ve itikadı tam olup, fakir iken “fenn-i kân”a vukuf iddiasındaydı (BS. 4/146). BK, III/261
MEHMED EFENDİ Yıldırım Darüşşifa-sı’nda on beş akçe yevmiye ile ikinci tabib iken, 24.9.1619’da ölmüştür (BS. 187/203). BK, III/262
MEHMED EFENDİ Bursalıdır. “Kadifeci-zâde” diye meşhurdur. Bursa ve İz-
Hoca Menteşoğlu
nik’te müderris iken, 1620 senesi İkin-cikânun ayında vefat eylemiştir. Tatlı dilli, ders vermekten usanmaz, âlim bir zat idi (ŞNZ. 360). BK, III/265
MEHMED EFENDİ Hacı Sinan’ın oğludur. “Sûfîzâde” demekle maruftur. 1622’de Duhter-i Şeref Mahallesi’nde ölmüştür. Kadınları Kerime, Marziye Hatunlarla oğlu Mehmed Çelebi ve kızları Fatma ve Rabia’dır. Fatma Hatun, İlâhîzâde Zeynel Âbidin oğlu Yusuf Efendi ile evli idi (BS. 236/38). Halvetî tarikatından olup Beşikçiler Tekkesi’ne şeyh olmuştur (SO. IV/154). BK, III/266
MEHMED EFENDİ Hoca Menteş’in oğludur. Babası çok zengindi. Padişahın muallimi olan Sadeddin Efendi’den ders almış ve müderris olmuştur. Kayseri, Diyarbakır, Sakız kadılıklarına tayin olunmuş ve Bursa’ya gelerek, 1623’te vefat eylemiştir. “Menteşzâde” diye soyadı almıştır. Pınarbaşı’nda Düsturhan Türbesi yakınına gömülmüştür. Uzun sakallı, temiz kalbli, temiz ahlâklı idi. Âlim ve fazıl bir zat idi. Gayet dinç ve kuvvetli idi. Mahmud, Abdurrahim ve Ahmed Efendi adında âlimlerimizden üç oğlu vardır. Bunun sülâlesinden birçok âlimler yetişmiştir
(G. 342; ŞNZ. 434; BS. 173/17). BK, III/ 263
MEHMED EFENDİ Âlimlerden Dokuz Mehmed Efendi’nin oğludur. Kendisi de âlim ve fazıl idi. Bursa’da müderris iken 1624’te ölmüştür (SO. IV/132; BS. 178/98). BK, III/264
MEHMED EFENDİ Akşehirli Şeyh Nasuh Efendi’nin oğludur. Bursa’da Hisar Tekkesi şeyhi olmuştur. Şabaniye tarikatından idi. 1630’da ölmüştür. Riya-zatı meşhur idi. Yerine oğlu Nasuh Efendi şeyh oldu (SO. IV/556). BK, III/267
MEHMED EFENDİ Bursalı Hacı Süleyman’ın oğludur. 3.10.1636’da ölmüştür. Oğulları ulemadan Hacı Salih, Abdurrahim Çelebi, Salih Mehmed Çelebi ile kızları, Emine, Fatma, Eme-tullah, Afife, Fahrunnisa, Hayrunnisa, Rukiye ve karısı Hacı Veli kızı Hatice kalmıştır. Mehmed Efendi ulemadan olup Rumeli kazaskerliğinde bulunmuştur (BS. 254/49). BK, III/267
MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Lâgar Nasuh’un oğludur. 1637’den çok evvel ölmüştür. Birçok vakıfları vardır (BS. 256/61). BK, III/267
MEHMED EFENDİ Habil Efendi’nin oğludur. Bursalıdır. Müderrisliklerden sonra Diyarbakır kadılığına tayin edilmişti. 1639’da kendisine nüzûl isabet etti. Bir müddet sonra ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Âlim, fazıl, marifetli bir zat idi (G. 350). BK, III/268
MEHMED EFENDİ Tuzpazarı mahallesi mescidi imamı iken sarhoş olarak bir adamı cerh etmekle 29.4.1644’te imamlıktan ref’ edilmiştir (BS. 261/ 162). BK, III/270
MEHMED EFENDİ Gökderelizâde Ahmed Efendi’nin oğludur. Gökdere Medrese-si’ne müderris olmuş ise de 1652’de ölmüştür (G. 361). BK, III/271
MEHMED EFENDİ Emir Gazi’nin oğlu Cafer Paşa’nın oğludur. 1624’te naki-bü’l-eşraf olan babası vefat eylediğinden Emir vakıflarından yevmiye 30 akçe tayin edilmiştir (BS. 238/155). 1655’ten evvel İsa Bey Fenarî mahallesinde ölmüştür. Mehmed Çelebi, Üm-mügülsüm, Fatma Hatun adında üç çocuğu kalmıştır (BS. 270/4). Karısı Mustafa Efendi kızı Rabia Hatun’dur. 887.005 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 333/54). BK, III/270
MEHMED EFENDİ Eskişehir’de doğmuş, tahsil-i ilimden sonra Bursa’ya gelmiş ve Ulucami’ye hatib olmuştur. 1638 senesi Eylülünde, Celâlî Hasan Paşa istilâsında, Bursa kadısı Numan, bunun canına kastederek Yaycılar Pınarı’nda boğdurmuş ve yakınındaki mezarlığa gömülmüştür (G. 443.). BK, III/267
MEHMED EFENDİ Muîdzâde Mehmed Efendi’nin oğludur. Şeyhulislâm Hoca Sadeddin Efendi’nin yeğenidir. Bursa ve İstanbul’da birçok medreselerde bulundu. Selanik, Şam, Yenişehir’de kadılık ve nihayet Muradiye Medrese-si’ne müderris oldu. 17.10.1644’te vefat eyledi. Pınarbaşı’nda babasının yanına gömüldü. İlm ü fazilet denizi, müdakkik, kemâl sahibi idi (G. 323; SO. IV/144). Kaynakların verdiği bu ölüm tarihi yanlıştır. Müderris Mehmed Efendi ve kardeşi Fazlullah Efendi 1650 senesi İkincikânun ayında hayatta idiler. Çünkü bu tarihte bir mahkemede şahit olarak görülüyorlar (BS. 275/54). Mehmed Efendi 24.2.1679’-dan evvel ölmüştür. Karısı Bostan’ın kızı Âlime’dir (BS. 326/71). BK, III/268
MEHMED EFENDİ Emir Hazretleri mahallesinde doğmuştur. Âlimlerden Hindlizâde Ramazan Efendi’den tahsil eylemiştir. İznik’te Karaoğlan Medre-sesi’ne müderris olmuş ve zarif ve kibarlar arasında “Kara Kız” diye lakab almıştır. Kepsut ve Çanakkale’de kadılık yaptı. 1653’te hacıları karşılamak üzere iki merhale yol almış ise de kışın şiddetinden hastalanarak ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Çok süratli ve nefis kitablar yazmaya muktedir bir hattat idi (G. 368). BK, III/267
MEHMED EFENDİ Yaşmakçı esnafından Bursalı Hüseyin’in oğludur. 1577’de doğmuş, müderris ve kadılıklarda ve bilhassa İstanbul kadılığında bulunmuştur. Azlolunca Menemen’e gitmiş
ve dokuz sene sonra 1654’te Menemen’de ölmüştür. Âlim ve arif idi. Mehmed Efendi, Şekib Efendi, Nuh Efendi ve Ali Efendi adlarında oğulları vardı. Bunların her birisi âlim olmuş ve memlekete büyük hizmetler etmişler ve Ali Efendi şeyhulislâm olmuştur (SO. IV/167). BK, III/274
MEHMED EFENDİ Bostan Efendi’nin oğludur. Mevâlîdendir. 25.12.1655’te Reyhan mahallesinde ölmüştür. Oğlu Müderris Sunullah Efendi ile kızları Ayşe ve Fatma ve 756.490 akçe muhal-lefatı ve birçok kıymetli kitapları kalmıştır (BS. 333/45). BK, III/272
MEHMED EFENDİ Üftade Camii’nin imam ve hatibi Ahmed Efendi’nin oğludur. Babasının ölmesiyle yerine geçmiş, 17.1.1656 Pazartesi günü ölmüş ve oraya gömülmüştür (G. 444). BK, III/272
MEHMED EFENDİ Hacı Zekeriya’nın oğludur. Kendisi hatib iken Tekke Mescid mahallesinde 13.11.1658’de katl olunmuştur. Karısı İbrahim kızı Safiye ve oğulları Ahmed ve Abdüllâtif Çelebilerle kızı Ümmühânî ve 93.920 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 333/ 108). BK, III/273
MEHMED EFENDİ Hacı İvaz Paşa ahfa-dındandır. Atâullah Çelebi’nin oğludur. “Atâzâde” diye şöhret almıştır. Müderrislik yapmış, 1660 senesi Martında Üftade camisinde ayağına hasırın ipi dolanarak düşmüş ve derhal ölmüştür. Kaledeki mektepte babası yanına gömülmüştür. Anası 16.2.1584 senesine tesadüf eden 992 hicrî senesi Saferinin üçüncü günü gebe olduğu hâlde vefat eylemiş ve karnı yarılarak Mehmed Efendi sağ olarak çıkarılmıştır. Bunun için “Ref’î” mahlasını almıştır. Güzel ahlâk ve temiz bir vicdan sahibi idi. Siyakat yazısını yazmakta çok mahirdi (G. 362). BK, III/274
MEHMED EFENDİ Buharalıdır. Nakşi-bendîdir. Bursa’da Kavaklı Mescid yakınındaki mektebe yerleşmişti. 1666’-da öldü. Oraya gömüldü. Günahtan sakınır, mazannadan idi (SO. IV/177). “Özbek” diye şöhret almıştı. BK, III/ 276
MEHMED EFENDİ Menteşzâde Mahmud Efendi’nin oğludur. Müderris olup 19.2.1667’de ölmüş ve Pınarbaşı’ndaki aile kabristanına gömülmüştür (G. 344). BK, III/276
MEHMED EFENDİ Ebubekir’in oğludur. İbrahim Paşa mahallesindendir. Trab-lusşam kadısı iken ölmüştür. Ebubekir, Mustafa Çelebiler adında iki oğlu vardı. 3.733 kuruş muhallefatıyla birçok şiir ve tarih kitapları kalmıştır. 1673’te ölmüştür (BS. 352/11). BK, III/277
MEHMED EFENDİ Kâbil’in oğludur. Alaca Mescid mahallesinde 26.11. 1675’te ölmüştür. Kadılardandır. Karısı Abdullah kızı La’lgûn ve Hanife, Ümmühânî, Hatice, İctilâb(?) adında dört kızı ve 24.359 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 352/72). BK, III/277
MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Mahmud’-un oğludur. Kara Çelebizâde Mehmed Efendi’den ders görmüştür. Müderrislik ve Diyarbakır, Bağdad, Medine, İzmir kadılıklarında bulunmuş, 28.5.-1680’de nüzül illetinden ölmüş ve Hoca Mehmed Karamânî Mescidi mezarlığında dedesi “Dede Efendi” ye yakın bir yere gömülmüştür (G. 389). BK, III/279
MEHMED EFENDİ Bursalıdır. İbrahim Paşa mahallesinden Ahmed Efendizâde Abdurrahman Efendi’nin oğludur. Müderristir. Eğirdir köyü camisi önüne bir çeşme yaptırmış ve fakat suyu az geldiğinden, Menteşzâde Abdurrauf Efen-di’nin bağından çıkan suyu, 11.11.-1680’de bu çeşmeye akıttırmıştır (BS. 42/317). BK, III/302
MEHMED EFENDİ Hacı Receb’in oğludur. 9.12.1683’te Alaca Mescid mahallesinde ölmüştür. Karısı Mehmed kızı Hatice’dir. Abdurrahim, Abdurrahman, Mahmud, Abdüllâtif, Ali adında beş oğlu ve Âbide Hatun adında bir kızı, 12.462 esedî kuruşluk mirası ve birçok kıymetli tarih ve şiir kitapları kalmıştır. BK, III/281
MEHMED EFENDİ Arab Mehmed mahallesinden İbrahim Efendi’nin oğludur. Hacı Hasan kızı Şerife Gülcan ile evlenmiş, İbrahim Çelebi adında bir oğlu, Zarife, Emetullah adında iki kızı dünyaya gelmiştir. 21.12.1684’te vefatında birçok kitapları kalmıştır. Nücuma müteallık birçok kitapları ve âletleri kalmasına bakılırsa kendisinin koz-moğrafya mütehassısı olduğu anlaşılır (BS. 357/142). BK, III/281
MEHMED EFENDİ İbrahim’in oğludur. “Kahvecizâde” diye meşhurdur. Tahsilden sonra Bursa ve Kayseri’de müderrislik yapmış, 30.3.1688’de Bur-sa’da ölmüştür. Pınarbaşı’nda, Kalen-derhane’ye yakın gömülmüştür (G. 397). BK, III/282
MEHMED EFENDİ Hocazâde’nin nâibi-dir. Niksarlıdır. Sultan Mehmed zamanında Bursa kadısı Hocazâde Seyyid Osman Efendi’ye intisab ederek nâiblik suretiyle Bursa’ya yerleşmiş ve bazı medreselerde müderrislik yapmıştır. Namazgâh’ta Celvetî Selâmî Ali Efendi Zaviyesi’ne 1692’de şeyh olmuştur. 16.10.1708’de ölmüştür (G. 417). BK, III/285
MEHMED EFENDİ “Süvarîzâde” diye meşhurdur. Müderris olup 1699’da Bursa’da ölmüştür. Kendisi Bursalıdır (SO. IV/199). BK, III/284
MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Hacı İlyas Camii imamı olup müderris idi. 1702 senesi Ağustosunda ölmüştür (SO. IV/ 200). BK, III/284
MEHMED EFENDİ Ahmed Efendi’nin oğludur. Müderristir. 7.10.1704’te Süzenkefen mahallesinde ölmüştür. 55.855 akçelik kıymetli tarih, tıp, edebiyat kitapları Ulucami’de satılmıştır. Birçok divanlarla Suhbetü’l-Ebrâr adında bir kitap da 120 akçeye satılmıştır. Umum muhallefatı 289.826 akçedir (BS. 1116/45). BK, III/284
MEHMED EFENDİ Hacı Ebubekir oğlu Durmuş Mehmed Efendi’nin oğludur. 25.10.1710’da Şehreküstü mahallesinde ölmüştür. “Durmuşzâde” demekle meşhurdur. Karısı Seyyid Ali Efen-di’nin kızı Âbide ile 25.936 akçelik kitapları kalmıştır. Çoğu tarih ve lugat kitaplarıdır. Tekmil muhallefatı 681.710 akçedir (BS. 371/84). BK, III/ 286
MEHMED EFENDİ Pîr Mehmed Efen-di’nin oğludur. “Kadızâde” demekle maruftur. 30.1.1711’de ölmüştür. Karısı Abdullah kızı Fatma’dır. Anası Yusuf kızı Sâime’dir. Emine, Hibetullah, Hatice adında üç kızı, Ahmed Çelebi ve Hatice adında iki kardeşi kalmıştır. Kendisi spor, tarih ve müneccimliğe meraklı bir zattır. Kitapları arasında spor, tarih, edebiyat ve tıbba ait birçok kitapları vardı ki yalnız bunların bedelleri 31.594 akçe tutmuştur. Muhallefatı 115.918 akçedir (BS. 371/95). BK, III/286
MEHMED EFENDİ Hüsam Efendi oğlu Abdurrahman Efendi’nin oğludur. Müderristir. 17.12.1715’te Hisar’da Erzincanlı Hüseyin mahallesinde ölmüştür. Karısı İbrahim Çelebi kızı Ayşe Ha-tun’dur. Oğulları Ahmed, Mehmed ve kızları Zeyneb ve Afife vardı. 34.440 akçeliği kitap olmak üzere 153.900 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 372/ 53). BK, III/287
MEHMED EFENDİ Abdurrahman oğlu Pîr Mehmed’in oğludur. 5.4.1716’da Cami-i Kale mahallesinde ölmüştür.
Ahmed Çelebi ve Hatice adında iki evlâdı vardır. Tıbba ait dört ve tarihe ait birkaç kitabı vardı. Muhallefatı 4.217 akçedir. BK, III/287
MEHMED EFENDİ Menteşzâde Mehmed Efendi oğlu Abdurrahim Efendi’nin oğludur. 1737’de İbrahim Paşa mahallesinde ölmüştür. Edebiyata, tarihe ait birçok kitapları satılmıştır. 319.853 akçe muhallefatı kalmıştır. Borcu, terekesinden ziyade çıkmıştır. Karısı Kadızâde Salih Mehmed Efendi kızı Kerime Hatun ve oğlu müderris Ab-dülgani Efendi ile kızları Saîde, Fatma ve Rukiye’dir (BS. 370/33,36). BK, III/291
MEHMED EFENDİ Abdurrahim Efen-di’nin oğlu Üryânî Ali Efendi’nin oğludur. 1754’te Hacılar mahallesinde ölmüştür. Kardeşi müderris Abdullah ve oğlu müderris Ahmed Efendiler vardı (BS. 390/86). BK, III/294
MEHMED EFENDİ Üçkozlar şeyhi Abdi Efendi’nin ikinci oğludur. Büyük kardeşi şeyh Mustafa Efendi 1750 senesinde Şam’da vefat etmekle yerine şeyh olmuş, 1761’de vefat eylemiştir. Bursalıdır. BK, III/296
MEHMED EFENDİ Bursa’da Açıkbaş Nakşibendî Tekkesi şeyhi olup 1762’de ölmüştür (SO. IV/247). BK, III/297
MEHMED EFENDİ Kilislidir. Lefke’de Receb oğlu Mustafa Bey’in bina eylediği Ulucami’deki medresede dersiâm idi. Kendi umuruyla meşgul olmayıp, âyânlık iddiasıyla ahâliyi kendisine itaat ve tebaiyet ettirmeye kalkmış ve tâbî olmayanları yalan inha ile örf taifesine müzevirlik ederek cezalandırmıştır. Bazı tezviratlı davaları kızıştırıp, davacılar peyda ve yalancı şahitlerle meclis-i şer’de bazı kimseleri tekdir ve tâzir ettirtip, hevâsına tâbî olanlarla ülfet etmiştir. Dersten ayrılıp çarşılarda sefil ve sefih insanlarla beraber
oturmuştur. Memleketin nizam ve intizamını bozmuş ve eşkıya makulesi de fırsat bulup mühim işlerin geri bırakılmasına sebep olmuşlardır. Bu durumu Lefke kadısı nâibi Mevlânâ Mehmed mektupla bildirdiğinden Şeyhul-islâm Dürrîzâde Mustafa Efendi’nin işaret-i aliyyesiyle Bursa’ya 21.5. 1766’da nefy edilmiştir (BS. 1179/ 33). BK, III/298
MEHMED EFENDİ Muğlalı, Şabaniye tarikatından Osman Efendi’nin müridi ve Halvetî meşâyihinden olup, 1772’de Bursa’da ölmüş, Küşterî Camii’ne gömülmüştür (SO. IV/254). (Bursa’da bu isimde bir cami yoktur. Şeyh Küşterî dahi denilen Kara Şeyh ile Şehreküstü camileri vardır. Bunlardan birisi olsa gerektir.) BK, III/300
MEHMED EFENDİ Hacı Süleyman’ın oğludur. Müderris ve tabibdir. 1775’te Muradiye mahallesinde ölmüştür. BK, III/300
MEHMED EFENDİ Bursa, Kite, Mudanya, İnegöl, Yenişehir kazalarının mimarlığı ve su nezareti, 1779’da Mehmed Tahir ile müştereken uhdesinde idi (BS. 1191/17). BK, III/302
MEHMED EFENDİ Eğercizâde’dir. Hattattır. 1780’de ölmüştür. Mezarı Deve-ciler’de idi. BK, III/302
MEHMED EFENDİ “Öküz Mehmed Efendi” diye meşhurdur. Gemlik kazası nâibi idi. Gayet tamahkâr ve gaddar bir adam olmakla, hiçbir sebep ve bahane yokken fukarayı, şeriatın hilâfı olarak tekdir ve hatta on bir bin kuruş tevzî ve tahsil edip fukaraya âşikâre zulüm yapmakla, bu hâli kazada ihtilal çıkmasına sebep olduğundan şer’ ile mahallinde ihkâk-ı hak olunması rica edilmiş ise de Şeyhulislâm Dürrîzâde Atâullah Efendi bu hususun mahallinde dinlenmesi ve nizâın hall ü faslı için müderrislerden Ispartalı Mustafa Efendi’nin
40 Bursa Mevlevîhanesi’nin son şeyhi Mehmed Şemseddin Efendi
müvellâ nasb edilmesini padişahtan taleb etmiş ve 28.7.1783 tarihinde padişah tarafından müvellâ hükmü verilmesi emredilmiştir (BAAD. 6134). BK, III/302
MEHMED EFENDİ İznik’teki Eşrefzâde Tekkesi şeyhi Sırrî Abdülkadir Efen-di’nin oğludur. Allah’ın cazibesine tutulmuş ve 1786’da ölmüştür. BK, III/ 303
MEHMED EFENDİ Müderristir. İstanbul’da padişahın arzusu hilâfına hareket eylediğinden 14.1.1816’da Bur-sa’ya sürülmüştür (BAZD. 3714). BK, III/308
MEHMED EFENDİ Bursa’da bezzazdı. 1817’de vefat eyledi. Zengin olduğu İstanbul’ca haber alınarak muhalle-fatının beyliğe zabtı emredildi ve sonra da veresesine acınarak on bin kuruş bedele bağlanarak bu para mukabilinde muhallefatın zabtından vazgeçildi. BK, III/308
MEHMED EFENDİ 1851’den evvel Bursa Mevlevîhanesi şeyhi idi (YM. 63). Babası Seyyid Nizameddin Dede yerine şeyh olmuş ve son zamanlara kadar
şeyhlikte bulunmuştur. Tekkelerin ilgasından sonra vefat eylemiş ve Pınarbaşı mezarlığına gömülmüştür. Âlim, fazıl ve emsali az bulunur kibar bir zat idi. “Şemseddin Mehmed Efendi” mahlası ile anılırdı. BK, III/311
MEHMED EFENDİ Üftade şeyhi Mehmed Üftade Efendi’nin oğludur. Babasının yerine şeyh olmuş ve tevcih muamelesi yapılırken, 26 Teşrinievvel 1914 Pazartesi günü ölmüştür. Âlim bir zattır. Oğlu Muhtar Efendi vardır. BK, III/315
MEHMED EFENDİ (Allâme) Bursa’da “Ferâizî Hoca” diye şöhret bulmuştur. 1817’de ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür (SO. IV/276). BK, III/308
MEHMED EFENDİ (Badincanî) Bursalıdır. Müderris olmuş, 1686’da vefat etmiş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür (G. 391). BK, III/282
MEHMED EFENDİ (Bolvadinli) Bolvadin’de doğmuştur. Gubarî Efendi’den ders almış ve kadılıklarda bulunmuştur. Bursa’da yerleşerek büyük ve küçük mahkemelerde kâtiplik ve niyabet ederken 6.10.1666’da ölmüş ve Deveciler mezarlığında, Hasırpûş Dede yanına gömülmüştür. Âlim, müteşerri’, fazıl, iyi huylu ve kâmil bir zat idi (G. 368). BK, III/276
MEHMED EFENDİ (Celep) Arnavut Bel-gradı denilen Beratlıdır. Harem-i has-sada bulunmuş, 1582’deki padişahın düğününde sipahilik ile çıkıp emsali meyanında ilimle sivrilmiş ve bazı medreselerde müderrislik yapmıştır. O sene Gelibolu kadısı iken nikris hastalığına tutularak harekete mecali kalmadığından tekaüd suretiyle Gemlik kadılığına tayin olmuştur. 1615’te vefat eylemiştir. Doğru, temiz ve bilhassa kadılıkta çok temiz ve icraatlı idi (ŞNZ. 11/374). BK, III/259
MEHMED EFENDİ (Dağıstanlı) Şark vilâyetlerinde doğmuş, Diyarbakır’da
Rumîzâde’den tahsil ve İstanbul’a gelerek büyük alimlere intisab eylemiş ve İznik’teki Süleyman Paşa Medresesi’ne müderris tayin edilmiştir. Sonraları Bursa’da Muradiye mahallesinde oturarak gece ve gündüz ders ve takrirle meşgul olmuş, 1697’de ölünce Beşikçiler kapısı dışındaki kabristana gömülmüştür (G. 403). BK, III/284
MEHMED EFENDİ (Derviş) Baldırzâde Şeyh Mehmed Efendi’nin oğludur. 1610’da Bursa’da doğmuştur. Müderris ve Trablusşam, Kayseri mollası olup mefluç olarak Bursa’ya geldi. 24.9. 1668’e tesadüf eden hicrî 1079 senesi Rebiulâhirinin 16. günü Cumartesi günü Bursa’da vefat eyledi. Abdal Mehmed Camii’ne gömüldü (SO. II/331). Temiz ahlâklı, saf kalbli, ikramı ve ihsanı ahbabına haddinden fazla idi (G. 366). BK, III/276
MEHMED EFENDİ (Derviş) Bursalı İsmail Hakkı halifelerinden Çorlu’da sakin Pertev Efendi’den inabet almıştır. Asrındaki şeyhlerin malûmatlı ve bilgiç-lerindendi. Araku’n-nisa (siyatik) illetinden 11.3.1795’te yetmiş sekiz yaşında ölmüştür (SO. II/334). BK, III/ 305
MEHMED EFENDİ (Ebcelerli)
MEHMED EFENDİ (Dokuz) Âlimlerdendir. Bursa’da doğmuştur. Kemal ve ilim tahsili için âlemi dokuz dolaşmıştır. Gebze ve Bursa’da müderrislik yapmış; inmeli olduğundan biraz iyi olmakla Erzurum kadılığı teklif edilmiş ise de kabul etmediğinden tekaüd edilmiş, 1595’te Bursa’da vefat etmiş ve Hisar Mektebi’ne gömülmüştür. Temiz ahlâklı, meşhur fazıllardan bir zattır. Oğlu müderris Şeyh Mehmed Efendi vardı (G. 325; ŞNZ. II/24; SO. 4/132). BK, III/251
MEHMED EFENDİ (Ebcelerli) “Zember-bob” adıyla meşhurdur. Gayet iri kemikli, kocaman bir adam, vücudu yamru yumru ve zayıf görünür, başında
sola eğrilmiş bir fes, sağ tarafında kabarık ve yarı ağarmış saçları ve fesin altına giydiği beyaz takyenin kenarları ay gibi görünür. Yaz günleri pamuklu mintan üzerine kalın kastordan, içi pamuklu bir palto, kalın bir pantolon, ikibuçuk üç kilo ağırlığında bir kundura giyer. Varidatı, senede bir defa, tab’ına mülayim gelen ağnam sayımına giderek aldığı para ile senesine kadar idare etmek mecburiyetinde olduğundan yazlık ve kışlık elbisesi aynıdır (Hükûmet, koyun ve hayvanlardan senede bir defa aldığı resmi tahakkuk ettirmek için ağnam sayım memurları tayin ederdi. Bunlar köy köy, mıntıka mıntıka dolaşarak mevcut hayvan miktarlarını tesbit ederlerdi ki buna “ağnam sayımı” denirdi). Ziyade kibirli olduğundan kimseye boyun eğmez, bir memuriyete girmesini tavsiye edenlere gücenir, minnet altında kalmamak için ahbablarının tavassut ve muavenetlerini istemez, açılan memuriyetlerden biri doğruca teklif olunsa, âmirler belki bana ağır bir söz söylerler, diye kaçınırdı. Yaşı 1888 Mayısında otuz beşle kırk arasında olduğu hâlde hiç evlenmemişti. Evlenmek iştiyakından, “Ya Rabbi, cennette yetmiş huri vaadin var, dünyada birisini ver de cennet hurileri altmış dokuz olsun” derdi. Ahbabları arasında azledilmez, daimi bir şef olup, gece toplanılacak evleri tayin eder ve aralarında kusurları görülenlerin cezalarını tertip ederdi. Bursa’da o vakit büyük bir kıraathane yapıldı. Hususi ufak odaları da vardı. Buralarda ah-bablar toplanırlardı. Bir sıcak Ağustos günü, Zemberbob buram buram terleyip, elindeki mendil ile havalandıktan sonra ayağa kalkarak: “Dinleyiniz, nutkum var. Yahu, cümleniz ince entariler, hafif kürkler, zarif ipekli Şam hırkaları içinde geziyorsunuz. Bunun çaresi yok mu?” diye sordu. Dinleyicilerden birkaç kişi de: “Evet, Ebceler köyünde entari giymek ayıp ise de Bursa’da zarar etmez. Herkes vücudunun rahatına bakar” dediler. “Öyle ise ben de yarın an-
nemin entarisini giyip geleyim” dedi ve dediklerini yaptı. Bu iri vücudu böyle entari içinde görenler gülmekten katılıyorlardı. Fakat Zemberbob ziyade kibirli olduğundan ve kendisi ile ahbablarının alay etmesine tahammül edemeyeceğini bildiklerinden, her gören kendisini gülmekten men’ etmeye ve bir şey sezdirmemeye gayret ediyorlardı.
Bir gün yine hiddetle nutka başlayıp: “Arkadaşlar siz beni hayvan yerine koyuyorsunuz. Siz bunu birkaç defa yaptınız. Sonra beni gücendireceksiniz. Arkadaşınızı da kayırmalısınız. Neyse, bu kusuru bir daha yapmayınız” diye söylenmeye başlayınca, arkadaşları: “Bir Şam hırkasıyla bir entari yaptıralım. Acaba kabul ettirebilir miyiz, acaba bir şey mi istiyor” diye düşünmekte iken en cesurlarının: “Peki siz söyleyiniz, kusurumuz ne ise telafiye çalışalım” demesi üzerine: “Daha ne kusur yapacaksınız, bu Cuma gecesi çiftliğe gidiyormuşsu-nuz, bu muhabbet bensiz olacak mı” deyince, arkadaşları ferahlanmışlar. Bu müşkil vaziyetten kurtulan arkadaşları “peki” derler. Perşembe günü Zember-bob en yüklü tuvaletini yapar ve rastladığı arkadaşlarına nerede buluşacaklarını sorarsa da bunların haberi olmadığını söylerler. O, “evet, benden saklıyorsunuz” diye söylenmeye başlar ve “ben sizi yakalarım” diye akşama kadar kahve kahve dolaşır, aklınca kimseye sezdirmemek için, evine gidip arka sokaklardan Kayhan Çarşısı’na iner ve ahbablardan kimseye rastlamaz. Tatar-lar’a giderek karakolda nöbetçi zabtiye neferinin yanına sokulup, “buradan iki araba geçti mi?” diye sorar. Nöbetçi tereddütsüz, iki arabanın geçtiğini ve birisinde dört kadın, diğerinde de üç erkek olduğunu söyler. Bu cevabı alınca; “ah kabahat bende, pek geç kaldım. Arkadaşlarım arabada bile benim yerimi açık bırakmışlar. Koşayım, belki yetişirim” diye tabanı kaldırıp Atıcılar meydanında bir çınarın altına oturarak çiftliği gözetlemeye başlar. Çiftlikte bir
lambanın yandığını görür. “Üç ocağı yakmışlar, şimdi gidip yağmurdan ıslanan elbiselerimi kurutayım, zevkime bakayım” deyip şevkle fırlayarak çiftlik yolunu tutar. Çiftlikte kimsenin bulunmadığını bekçiler söyleyince inanmayarak içeri girmekte ısrar eder. Kapı açılmayınca kırmak için zorlamaya başlar. Bekçiler çoban köpeklerini salarlar. Zemberbob da kaçarken bir batağa saplanır, üstü başı çamur olduğu hâlde Bursa’ya döner ve hakikati anlayınca, yaptıklarına mahcup olur. Böyle, nevi şahsına münhasır, acaip bir tipti. 1888 Mayısında ölmüştür. BK, III/312
MEHMED EFENDİ (Eminî) Bursalı Mustafa Efendi’nin oğludur. Müderris ve molla oldu. Tekaüd olunca İstanbul’da Anadolu hisarında sakin oldu. 1665’te vefat eyledi. Kanlıca’da İskenderpaşa Camii’ne defnedildi. 70 seneden fazla yaşamış bir şairdir. Divançesi varsa da tab’ edilmemiştir (SO. I/339; OM. II/ 79). BK, III/275
MEHMED EFENDİ (Esîrî) İbradılı Bıçak-çızâde İmam Abdülhalim Efendi’nin oğludur. Bursa’ya yerleştiklerinden “Bursalı” diye şöhret bulmuştur. Tahsilden sonra müderris, fetva emini oldu. 1644’te Mekke kadılığına tayin olundu ve o esnada Mısır’a nefy edilen Dârüssaade Ağası Sümbül Ağa ile İbrahim Çelebi kalyonuna bindi ve Mısır’a hareket etti. Bir rivayette Rodos’ta demirli iken ve bir rivayette de Rodos’tan yüz elli mil uzaklıkta Malta gemilerine tesadüf edildi. Topla biraz harbden sonra gemi korsanların eline geçmiş ve içindeki yüz Müslümanla beraber esir düşmüştü. Fidye ile esaretten kurtulmuş ve “Esîrî” mahlasını almıştır. 1651’de Edirne kadısı olmuş, 1653’te Sadrazam İbşir Mustafa Paşa ile Şeyhulislâm Ebu Saîdzâde Esad Efendi vs. devlet erkânı hakkında padişaha imzasız bir kağıt takdim eylediğinden şeyhulislâmın inhası üzerine nefy edilmiş ve bir sene sonra affedile-
rek İstanbul kadısı olmuştur. Ve sonra da kazasker ve şeyhulislâm tayin edilmiştir. 1659 Haziranında Avcı Sultan Mehmed’le, Celâlî Abaza Hasan Paşa şekavetinin def’i için Bursa’ya gelmiştir. Bursa kadısı Şamlı Numan el-Ensarî ve bazı Bursa âyânını sebepsiz idam ettirmiştir. Cesedi Temennâ’ya karib mezarlardan birisinde bir selvinin altına gömülmüştür. 1661’de padişahın huzurunda kurulan bir mecliste Köprülü Mehmed Paşa için “seffah” (kan dökücü, katil) demiş ve mecliste bulunan Fazıl Ahmed Paşa da “Siz fetva vermez miydiniz?” sualine “Korkarım” cevabını vermiş ve “Cenâb-ı Hak’tan korkmaz mıydınız?” sözüne cevap bulamamış ve bunun üzerine azledilerek Bursa’ya nefy edilmiştir. Üç seneden birkaç gün noksan şeyhulislâmlık yapmıştır. Bursa’da menfâ müddeti tamam yirmi sene sürmüş ve 16.3. 1681’de ölmüş ve Sağrıcı Sungur Ca-mii’ne gömülmüştür (KA. VI/4185; G. 380; OM. I/232; SO. IV/186; DM. 69). Bu cami halk arasında “Şangır Şungur” diye maruftur. Esîrî Mehmed Efen-di’nin camisi haziresinde yarı kârgir bir türbesi vardır. Bursa Müzesi eski müdürlerinden ve Maarif Vekâleti Kütüphaneler Umum Müdürü iken Hakkın rahmetine kavuşan Hasan Fehmi Üstadımız tarafından bunun hakiki adı “Hoca Sungur” Mescidi olduğu tesbit edilmiştir.
Bursa’dan izin alarak vefatından on sene evvel Hicaz’a da gitmişti. Fıkıhtan ve fetvalardan bâhis iki eseri vardır.
Esîrî Mehmed Efendi Bursa’da zamanını hayır işlerine sarf eylemiş, 1677 senesinden sonra Bursa’da yetişip büyüdüğü Sağrıcı Sungur Camii’ne vakıflar yapmıştır (BS. 355/96). 15.12. 1678’de yazdığı bir vakfiyede; İnebey Çarşısı’ndan Tahtakale Hanı duvarına bitişik dört dükkânı ve diğer dükkânlarını vakfedip bunların hasılatıyla Sağ-rıcı Sungur Camii avlusunda gömülü anası Fatma Hatun ve babası Abdül-halim Efendilerin ruhlarına her gün bir
41 Esîrî Mehmed Efendi’nin türbesi
cüz okunmasını şart eylemiştir (BS. 326/45). Türbesini vefatından üç sene evvel yaptırmıştır.
20.12.1678’de Karakedi mahallesinde Hüsameddin Camii harimindeki zaviyeyi tamir ettirmiştir (BS. 326/45).
12.7.1679’da Gökdere üzerindeki Tatarlar köprüsü harap olduğundan 80.000 akçe sarfıyla tamir ettirmiştir (BS. 276/16).
Bunun ve Sümbül Ağa’nın esareti, Gi-rit’in zaptına sebep olmuştur.
Şeyhulislâm Esad Efendi, yukarıda, 1653’te Mehmed Efendi’nin yazdığı bildirilen mektubun mündericatının aslı ve esasının olmadığını, aralıkta düşmanlık çıkarmak için yazıldığını padişaha bildirmiştir. BK, III/280
MEHMED EFENDİ (Gazi) Abdullah oğlu Çelebi Davud’un oğludur. 1708’de Temmuz ayının 18. günü Simkeş mahallesinde ölmüştür. Karısı Mehmed Efendi kızı Afife Hatun ve oğulları Abdullah ve Feyzullah ile birçok tarih kitapları ve divanları kalmıştır (BS. 1116/120). BK, III/285
MEHMED EFENDİ (Hacı)
MEHMED EFENDİ (Hacı) Şeyhulislâm ve İmam-ı Sultan Mehmed Efendi’nin düşmanlarındandır. Müderris olup 1725’te Bursa mollası olmuştu (SO. IV/225). BK, III/288
MEHMED EFENDİ (Hacı) Aydın Güzelhi-sarlı olup, Bursa’da münzevî bir hayat geçirmiştir. 1788’de ölmüş ve Mevle-vîhane karşısına gömülmüştür. Mazan-nadandır (SO. IV/265). BK, III/315
MEHMED EFENDİ (Hacı) Şeşbeşzâde’dir. Ulucami’de Buhârî-i Şerif okunmak üzere bir vakıf kurmuştu ve 1807’de hâlâ devam ediyordu (BS. 33/59). BK, III/307
MEHMED EFENDİ (Hafız) Bursalıdır. Rauf Paşa’nın imamı idi. Daha sonra müderris ve 1844’te İzmir mollası olmuştur (SO. IV/291). BK, III/311
MEHMED EFENDİ (Hafız, Hacı) İbrahim’in oğludur. Yıldırım vakfından beş akçe vazife ve senede bir müd buğday ile cerrah iken, 1770 senesi İkinci-teşrin ayında vefat etmiş, yerine oğulları Abdurrahim ve Mehmed Saîd Efendiler tayin edilmiştir. BK, III/300
MEHMED EFENDİ (Haşimî, Seyyid) Bursalıdır. Müderris ve kadı olup 1627’de ölmüştür. Divan sahibi şairdir (SO. IV/623). Gayet nazik ve kibar bir zat idi. Bir mecliste bulunması, o meclise safa verir, sözü ve sohbeti dinlenir, her büyük ve küçüğün makbulü, gayet fasih ve beliğ bir zat idi. Şu nazım onundur:
Tâb-ı meyden ruhları tâbeş-füzûn olmuş gelür
Zülf-i sîmîn mecmere âteş-nümûn olmuş gelür
Hadd-i gül-rengin görüp gayet kararmış bağda
Lâleye haclet de dağ-ı derûn olmuş gelür (ST. 717)
Tarih söylemekte emsali gelmemiştir. İstanbul’da sur haricinde Emir Buhârî Dergâhı karşısına gömülmüştür. Hattat denecek derecede tâlik hattı yazardı. “Yol oldu Üsküdar’a bin otuzda Akdeniz dondu” tarihi bunundur. Müretteb divanı vardır (TH. 157; G. 521; OM. II/488). BK, III/265
MEHMED EFENDİ (Hezarfen) Bursalıdır. Mustafa’nın oğludur. Sarayda muallimlik yapmıştır. 1740’ta ölmüştür. Her türlü yazı yazmakta, çizgi ve tezhibde ve imkansız görülen lekeleri çıkarmakta, ne cinsten olursa olsun bir zarfın yırtığını yok etmede; her nevi nakışlar, oymalar, birleştirmeler ve bunlar gibi işlerde çok mahareti ve ihtisası vardı. Sülüs ve nesihi Kürdzâde İbrahim Efendi’den tahsil ve İstanbul’da Hafız Osman’dan tekmil eylemiştir. Hulâsa nakkaş, ressam, müzehhib, taksim edicidir. Ahbablarıyla sohbet etmenin esiri ve irfan sahiplerinin gözbebeği idi. Ömrünün sonlarına doğru biraz aklı oynamış ve beli bükülmüştür. Eserleri:
1-Üsküdar’da Valide Camii’nin celi yazıları, ittisalindeki üstü açık türbenin içinde duvar ve takına bir kalemde yazdığı sülüs celi “ayetü’l-kürsî”.
-
2. Damat İbrahim Paşa Darülha-disi’nin celi ve tâlik yazıları ve sebile bitişik olan çeşmenin tâkı içindeki tâlik yazı.
-
3. Bâb-ı hümayundaki Sultan Ahmed çeşmesinin dört tarafındaki sebil ve çeşme tarihlerinin tâlik yazıları.
-
4. Hasahır kapısı tarihi. Ve sair kalem eserlerinin nihayeti yoktur.
Hezarfen Mehmed Efendi sarayda bulunduğu müddetçe III. Selim’in serkâtibi Hasan oğlu Ahmed Efendi’ye sülüs, nesih ve tezhibi öğretti. Anasını üstadına nikâhla verdi. III. Selim yazdığı bir “murakka”yı (murakka, birbiri üzerine yapıştırılmış mukavva gibi olmuş kağıdın üzerine yazılmış güzel yazı numunesi; hattatların meşkleri) göstermek için hattatlardan mürekkep bir büyük meclis toplamış ve buraya bu zatı da davet eylemişti. Tabiatıyla bu yazılar çok beğenilmiştir (HH. 125,143; TH. 64). Bekar kaldığı zaman nakkaşlar kârhanesinde, sonraları da Saka çeşmesinde Valide Hanı yakınındaki hücrede sakin idi. “Kafes-i destar” ve tütün içmesini çok severdi. Vefatına, “Mürşid-i hat” (h. 1153), tarih düşmüş-
tür (TH. 456). III. Selim’in sarayının kâtibi olan bu zat, Oymacı Fahrî derecesinde yükselmiş bir güzel sanatlar mütehassısı idi. BK, III/291
MEHMED EFENDİ (Hicrî) Kara Çelebi Hüsameddin Efendi’nin oğludur. Kara Çelebizâdelerin babalarıdır. Karamanî Nişancı Mehmed Paşa amcasıdır. Şey-hulislâm Abdülaziz Efendi’nin cedd-i âlâsıdır. “Fâzıl-ı Rum” denilen Kemal Paşazâde’den tahsil ederek Bursa kadısı ve sonra da İstanbul kadısı olmuştur. 1514’ten sonra ölmüştür. Edirne-kapı haricinde Emir Buhârî türbesi yakınında medfundur. Âlim ve şairdir (G. 520; SO. II/111). BK, III/230
MEHMED EFENDİ (İmam-ı Sultanî)
MEHMED EFENDİ (İmam-ı Sultanî) La-dikli Mustafa Efendi’nin oğludur. Bur-sa’da doğdu. Tahsilden sonra Canpolat-zâde Hüseyin Paşa’ya imam ve sonra da padişaha imam oldu. İstanbul kadısı, Rumeli kazaskeri ve 1694’te şey-hulislâm oldu. İki ay altı gün bu vazifeyi yaptıktan sonra azlolundu. Kanlı-ca’daki yalısında oturmakta idi. 1703 tarihinde zuhur eden Edirne’deki garip vaka esnasında (1703’te Sultan Ah-med’in cülûsunda zuhur eden tuhaf ve garip bir vakadır. O vakte kadar şey-hulislâm olan Erzurumlu Feyzullah Efendi padişahın da hocası olduğundan oğluna meşihat payesi, akraba ve men-subatını büyük mertebelere çıkarmak, nüfuz-ı hükûmeti ve cemi’-i menafii-i devleti kendisine hasreylediği gibi âlimlere yakışmayacak etvâr ve harekâta başladığından hükûmeti idare edenler kendisinden yüz çevirmiş olduğundan İstanbul’da büyük bir ihtilâl olmuş ve Edirne’de bulunan padişaha Feyzullah Efendi ile oğulları şeyhul-islâm payesindeki Fethullah, Rumeli kazaskeri Mehmed Dede, Anadolu kazaskeri Mustafa Efendilerin azilleriyle İstanbul’a gönderilmeleri hakkında yazılan Taşçızâde Abdullah Efendi ile gönderilen mahzarı, Feyzullah Efendi haber alarak dört yüz kadar bostancı
göndererek elinden aldırmış ve Eğri-dere palangasına hapsettirmiştir. Bu halleri padişah haber alınca azledilerek Erzurum’a evlâdlarıyla beraber gitmesi emredilmiş ise de birçok hakaretle şehit edilmişlerdir. Bu isyan üzerine II. Mustafa padişahlıktan çıkarılmıştır) ihtilâlciler, At Meydanı’na götürüp aralarında müftülüğe şayan görmeleriyle altı ay kadar tekrar şeyhulislâm oldu. Aynı sene Ramazanın 18. Cumartesi günü (26.1.1604) saraya gidip ders vermeyi beklerken Silahdar Ağası azl ve nefy haberi ile vardığından kendisini padişahın huzuruna davet etmeye geldi, zannıyla ayağa kalkmış ise de meseleyi anlayınca hayret ve ıstırabından hiçbir zaman söz söylemeye ve cevap vermeye kâdir olamayıp bin müşkilâtla “ferman efendimizin” diyerek meclisten dışarı çıkıp bostancıbaşı tarafından yalı köşküne götürülmüş ve kapıcıbaşılardan Küçük Hasan Ağa’ya teslim edilerek Fenerbahçe sahillerinde hazır bulunan çekdiriye bindirildikten sonra kendisine menfâ mahalli tayin edilen Bursa’ya gönderilmiş ve 26 sene Bursa’da oturarak ilim erbabına tedris ve takrir ile ömrünü geçirmiş, 29.11.1728’de vefat etmiş ve Sultan Osman Türbesi’nin güney tarafına def-nedilmiştir.
Şeriat ahkamının tamamıyla icrasına taraftardı, iltiması kaldırmak hakkın-daki metaneti taassup derecesinde idi (KA. VI/3186; DM. 78; SO. IV/223). Bursa’da menfâ iken evini darülhadis yapmış ve oraya gömülmüştür. Sonraları Sultan Osman türbeleri tesviye edildiğinden oraları da türbe bahçesine ilhak olup kendisinin de taş ve kabri bırakılmıştı. Bursa’nın Yunanlılardan istirdadı esnasında istiklal için canlarını fedâ eden aziz şehitler oraya defno-lunmuş ve üzerlerine bir de abide yapılmıştır ki, Mehmed Efendi’nin kabri de bu abidenin altında kalmıştır (Bursa Tarihçisi Şemseddin Ulusoy’un ifadesinden). BK, III/289
MEHMED EFENDİ (Kadı) Mustafa oğlu Muslihuddin’in oğludur. 24.5.1709’da İstanbul’da vefat eylemiştir. Bursa’nın Hamza Bey mahallesindendir. Karısı Hacı Habib kızı Fatma’dır. 16.949 akçe mirası kalmıştır (BS. 1116/141). Kızı Âlime ve amcası Ahmed Çelebi vardır. BK, III/286
MEHMED EFENDİ (Kadı)
MEHMED EFENDİ (Kastamonulu) Dört kardeşleriyle beraber Bursa’ya tahsil-i ilim için hicret eylemişlerdir. Zübâb Ahmed Efendi’ye dânişmend ve sonra diğer medreselere müderris ve Medine’ye kadı olmuştur. Tekrar müderris olmuş ise de 1709 senesi Şubatında ölmüştür (G. 425). BK, III/286
MEHMED EFENDİ (Kavaklızâde) Bursalı olup tahsilini ikmalden sonra güzel yazı yazmak, kitabet ve inşa ve Farisî dillerine muallimlik, Ali ve Ferhad Paşaların çocuklarına hocalık yapmıştır. Hekim Çelebi’den tarikat usüllerini tekmil edip Nakşibendî şeyhi oldu. 1591’de öldü. Mahlası “Nevalî”dir (SO. IV/129). BK, III/250
“Kavaklızâde”, şairlerden Mehmed Efendi’nin şöhretidir. Asrının alimle-rindendir. Merhaba Efendi’den tahsil eylemiş. Kitabet, hüsn-i hat ve Farsça’da çok ilerlemiş ve emsalsiz bir hâle gelmişti. Mısır beylerbeyiliğinden emekli (?) Ali Paşa ile Vezir Ferhad Paşa’ya muallim ve nedim olmuştu. Emir Buhârî Zaviyesi’ne şeyh olmuş ve 1591’de ölmüştür (ŞN. 541). BK, III/ 451
MEHMED EFENDİ (Kızıklı) Havasının ve suyunun güzelliğiyle meşhur Kızık köyünde doğmuştur. Müderris ve Sofya kadılığında bulunmuş, 1656’da Sofya’da ölmüştür (G. 376). BK, III/272
MEHMED EFENDİ (Kurt) Adanalı Mehmed Çavuş adında bir tüccarın oğlu olup bir müddet ticaretle uğraşmış ve ilim tahsil ederek Vezir Hasan Paşa’ya intisab eylemiş, Veliyyüddinzâde Ahmed Paşa medresesine müderris ol-
muştur. 15.6.1653’te Cumartesi gecesi ölmüştür. Uslu, saf, doğru söyler, hile ve hud’a bilmez, ahlâklı bir zat idi (G. 353). BK, III/271
MEHMED EFENDİ (Kürdî) Memleketinde tahsilden sonra İstanbul’a gelerek sarayda gılmanlara muallim tayin edilmişti. Bir âyetin tercümesinde yanlış mana verdin diye ulema arasında ihtilâf çıkarak Bursa’ya nefy edilmiş ve Ulucami’de talebelere ders vermeye başlamıştır. 31.1.1674’te ölmüş ve Pınarbaşı’nda, Üftade Zaviyesi’ne giderken yol kenarına defnedilmiştir. Birkaç eseri vardır. Âlim ve kemâl sahipleri müşkillerini buna müracaat ederek hallederlerdi. Emsali bulunmayan bir ilim adamı idi. Âlimler yanında toplanırlardı (G. 373). BK, III/277
MEHMED EFENDİ (Mevlânâ) Abdülka-dir’in oğludur. Bursalıdır. Bursa’da tahsilini ikmalden sonra Kanunî Sultan Süleyman’ın Hocası Hayreddin Efen-di’ye mülâzim olmuş, Bursa ve İstanbul’da birçok medreselerde müderrislik yapmıştır. Mısır’da kadılıkta bulunmuştur. Ayaklarında zuhur eden bir hastalıktan dolayı “Malûl Emir” adını almıştır. İstanbul’da Edirnekapı semtinde Zincirli Kuyu’da inşa ettirdiği bir “darülkurra” ile Bursa vilâyetinin Gemlik kazasının Kumla köyünde bir mektep yaptırmıştır. 1555’te İstanbul’da ölmüş ve darülkurrasına gömülmüştür. Fazıl ve gani idi. Çok çok ziyafetler verirdi. Oğlu Şeyhulislâm Mehmed Efendi’dir (ŞN. 484). BK, III/239
MEHMED EFENDİ (Mevlânâ) Kemaled-din’in oğludur. Bursa müderrislerin-dendir. 1613 senesi Şubatında mahkemeye müracaatla Bursalı İsa oğlu Boyacı Bâlî ile Kör Mehmed’i mahkemeye ihzâr ve müvâcehesinde takrir-i kelâm edip; “Belkıs adında cariyesini İbrahim Paşa Hamamı’na gitmişken bu mahallede Cihan adındaki kadın Muh-yiddin Beyzâde Mehmed Paşa’nın evine
götürüp iki yatsı vakti geçtikten sonra Mehmed Paşa’nın evinde sakin Nevcivan ile Usta Bacı adındaki kadınlar başına dülbent sarıp Usta Bacı’nın kocası Kör Mehmed’e teslim eyleyip bunlar da gece ile gelip Boyacı Bâlî’nin Küşterî Çarşı-sı’nda olan dükkânına götürüp iki gece Belkıs dükkânda yatıp üçüncü gecesi ata bindirip Boyacı Bâlî ile Kör Mehmed, Demirci kasabasına iletip orada Bekir Çelebi adında birisine sattıklarını; günler geçtikten sonra cariyenin İstanbul’a geldiğini haber aldığını ve cariye Belkıs’ın, Bekir Çelebi’nin elinden alındığını” bildirmiştir. Kör Mehmed ile Bâlî meseleyi itiraf ederek, “Cihan belasına uğradık, bu kabahati yaptık” demiş ve Usta Bacı gâh ikrar ve gâh inkâr etmiş ve Boyacı Bâlî ise; “bize Belkıs’ı teslim eden Cihan ile sen idin, dükkânımıza gelip ve gidip yoklayıp kocan Kör Mehmed ile Demirci’ye gidince sen çorba getirirdin; sen ve kocan Allah’ın belasına uğrayınız, duyulmadık ne kaldı. İş bu raddeye geldikten sonra inkârın faidesi ne? Ayartıp sattığımız meta karşımıza geldi” dedi. Birçok kimselerin de; “Boyacı Bâlî ve Kör Mehmed, Cihan ve Usta Bacı bunlar daima bu yolda geçerler; haramzâde ve müfsidlerdir. Vâcibü’l-hazftir” diye müvâcehelerinde şehadette bulundukları sicile kaydolundu (BS. 223/90). BK, III/258
MEHMED EFENDİ (Mevlânâ) Ali Efen-di’nin oğludur. Kabakulakzâde’dir. 1617’de Sultaniye Medresesi’nde müderris idi. BK, III/261
MEHMED EFENDİ (Mevlânâ) Şeyhulis-lâm Ebussuud Efendi’nin oğlu Mustafa Efendi’nin oğludur. 1620’de Bursa’da oturmakta ve ömrünü va’z ü nasihatle geçirmekte idi (BS. 233/96). BK, III/ 265
MEHMED EFENDİ (Mevlânâ)
MEHMED EFENDİ (Mevlânâ) Ermenek-lidir. Hacı Veli’nin oğludur. Hoşkadem Makramevî mahallesinde sakindi. 1034/ 1624 Şabanının 7. günü “Bedel” demekle maruf Abdullah oğlu Meh-
med’i dava ederek mahkemeye ihzâr etmiş ve Mehmed’in eşkıya olup kardeşi Öküz Ahmed ile beraber 15-20 nefer atlı ile gezip babasını haps ve döğerek eza ve cefa ile 150.000 gümüş akçesini aldığını iddia ve bir de mahkeme îlâmı göstermiş ise de, Mehmed: “1015/1606 senesinde memlekete celâlî eşkıyası müstevli oldukta ben iki yaşımda iken anamla beraber Bursa’ya gelip tavattun edip sıbyan mektebinde, kendi hâlimde Kur’ân talimi ile meşguldüm, iftiradır”, demiş ve bu ifadesini de şahitlerle ispat ve teyid eylemiştir. Şahitler, “Mevlânâ Ahmed Efendi’nin bu gibi yalan ve iftiradan ictinabı yoktur” demişler ve iftira olduğunu ispat eylemişlerdir (BS. 238/121). BK, III/128
MEHMED EFENDİ (Mevlânâ) Fazilet, ilim sahibi olup ecdadından Hacı İvaz Paşa vakıflarına mütevelli olmuştu. Kökçüler Çarşısı’nın, kıble tarafından vakfın hanına kadar olan kısmının kiremit örtüsü her vakit dağılmakta olduğundan, 51.820 akçe ile 1639 senesinde kurşun kaplatmıştır (BS. 361/ 71). BK, III/268
MEHMED EFENDİ (Mevlânâ) Bursa’da Acem tüccarı zenginlerden Molla Ah-med’in oğludur. “Hoca İshak” demekle meşhur Ahmed Efendi’den tahsil ederek Edirne’ye gitmiş ve Şeyhulislâm Sadık Mehmed Efendi’nin terbiyesi ve talimi üzere padişahın huzurunda ders nakline mezun olmuştur. Bursa’da Hançeriye müderrisi iken, 1704 Eylülünde bir Cumartesi seher vakti taundan Edirne’de öldü. Cesedi Bursa’ya getirilerek Eşrefzâde Şeyh İzzeddin Efendi’nin üstadı olduğundan Eşrefiye Tekkesi’ndeki Şeyh Mehmed Efendi civarına gömüldü. Âlim, fazıl, şair, hattat idi. Bir telîfi vardır (G. 405; SO. IV/203). BK, III/285
MEHMED EFENDİ (Mevlânâ) Bursalı Hüseyin Efendi’nin oğludur. 1777’de Yaniçoğlu mahallesinde ölmüştür. Karısı Şeyh Mehmed Efendi’nin kızı Emi-
ne Hatun’dur. Abdullah, Hacı Mehmed Saîd, Müderris Mehmed Esad, Seyyid Abdülaziz Efendiler adında dört oğlu ve Hüsniye Molla Hatun adında bir kızı vardı (BS. 337/20). Ulemadandır. BK, III/301
MEHMED EFENDİ (Mevlânâ)
MEHMED EFENDİ (Mevlânâ Şeyh) Hacı Korkmaz’ın oğludur. Üsküdar’daki Aziz Mahmud Efendi fukarasındandır. Salih, dindar ve duasından meded umulacak bir aziz olup padişah tarafından kendisine İkizce mahsulatından günde yirmi akçe tahsis kılınmıştır (BS. 254/93). BK, III/267
MEHMED EFENDİ (Musannif) Bursa’da doğmuştur. “Musannif” diye şöhret bulmuştur. Müderrisliklerde bulunmuş, 18.8.1677 Salı günü vefat etmiş ve Pınarbaşı’nda, Kalenderhane yakınına gömülmüştür. Fıkıh ilminde Tenvîru’l-Ebsâr’a bir şerh yazmış, nice günler göz nuru sarf ederek Tebsîru’l-Envâr adını vermiştir. Bu iki eseri için “Musannif” şöhretini almıştır. Üftade-zâde Kutub İbrahim Efendi’ye intisab eylemiştir (G. 375; OM. II/24). BK, III/ 278
MEHMED EFENDİ (Müderris Seyyid) Emir Gazi sülâlesinden Ebu Mealî Efendi’nin oğlu İbrahim Çelebi’nin oğludur. 1732’de ölmüştür. Şeyh İbrahim ile Saîde, Ayşe, Fatma ve Aliye adında beş evlâdı dünyaya gelmiştir. Birçok kıymetli kitapları kalmıştır. Müderristi (BS. 379/9). Anası, Çalık Mustafa Ağa’nın kızı Elmas Hatun’du. Karısı Sittîşah idi. BK, III/290
MEHMED EFENDİ (Sahfî Çelebi) Bur-sa’daki Mısrî Tekkesi şeyhi ve Hazret-i Mısrî’nin halifesi Akhaşiye Mustafa Efendi’nin vefatı üzerine 1713’te şeyh olmuştur. Ve aynı zamanda Mısrî Zavi-yesi’ne Bursa mizanından yevmî yedi akçe ile imam tayin edilmiştir. 1743’te ölmüş ve Mısrî Tekkesi’ne defnedilmiş-tir (BAVD. 15328). BK, III/292
MEHMED EFENDİ (Seyyid) Seyyid Mahmud Efendi’nin oğludur. 31.10.1658’de Kepenekçiler mahallesinde ölmüştür. Esasen Tokatlıdır. 63.350 akçe muhal-lefatı kalmıştır. Amcası Ahmed Efendi ve oğlu Mahmud Çelebi vardı (BS. 333/ 136). BK, III/273
MEHMED EFENDİ (Seyyid) Kâbil-i Vü-cûdzâde’dir. Bursa’da doğmuştur. 3.9.1662 Salı günü ölmüş ve babasının kaledeki mezarı yanına gömülmüştür. Birçok müderrisliklerde bulunmuştur. Âlim, fazıl ve kabiliyetli bir zat idi (G. 328). BK, III/275
MEHMED EFENDİ (Seyyid) Şeyh İlâhî-zâde Yakub oğlu Yusuf Efendi’nin oğludur. Bursalıdır. Genç yaşında yetim kalmış, kendisi tahsilden sonra müderris olmuş ve Edirne’de padişahın huzurunda ders vermeye izin verilerek müderrislerin şefi olmuştur. İzmir kadılığına tayin kılınarak Bursa’ya gelmek üzere yola çıkmış ise de Babaeski’de ölmüş, 1673’te oraya gömülmüştür. Şeyh Süleyman Efendi’nin damadıdır. Âlim ve fazıl bir zat idi. Birkaç mühim eseri vardır. Kendisi şairlerimizdendir. Divanı vardır (G. 336; SO. IV/182; OM. II/24). BK, III/277
MEHMED EFENDİ (Seyyid) Bağdadlıdır. Haleb’de tahsil ederek Bursa’ya gelmiş ve müderrislik yapmıştır. 13.8.1676 Çarşamba günü vefat etmiş ve Pınar-başı’na gömülmüştür (G. 372). BK, III/278
MEHMED EFENDİ (Seyyid) Yıldırım Da-rüşşifası başhekimidir. İstanbul’daki saray başhekimi Mehmed Saîd Efendi tarafından tayin edilmiş ve bu tayin emrinde vakfın mütevellisi Mehmed Ağa ile güzel geçinmesi bilhassa işaret edilmiştir. Darüşşifada mesirden maada macunlar pişirilmediği malum iken, Mehmed Ağa’nın tekdirden hâlî olmadığı İstanbul’a aksetmekle, 24.2.1756’-
da kendisine tenbihnâme yazılmıştır. BK, III/295
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Şeyh Yakub Efendi’nin oğludur. Bursa’da doğmuştur. Babasından tahsil ederek âlim olmuş ve babasının ölmesiyle yerine şeyh olmuştur. 31.1.1660 Pazartesi günü ölmüştür. Setbaşı’nda Şeyhîoğlu Yakub Zaviyesi’ne gömülmüştür (Bu tekke yanmış ve yeri de kaybolmuştur). Bir insân-ı kâmil idi. Allah’ın esrarına vâkıftı. Mahlasları “Bîçâre”dir. “Halvetî Tarikatnamesi” adlı bir eseri vardır. Şairdir (G. 138). BK, III/274
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Boluludur. “Bolulu Çelebi” diye şöhret almıştır. Şeyh Abdüllâtif Kudsî’nin üçüncü halifesidir. Tahsil-i ilm ü kemâl eylemiş ve Hacı Halife’den icazet almıştır. 1493’te vefat eylemiş ve Zeynîler’de Hacı Hali-fe’nin yanına gömülmüştür (G. 100; SO. IV/341). BK, III/224
MEHMED EFENDİ (Şeyh) İlâhîzâde’dir. Babalarından tahsil eylemiş ve tarikat usüllerini öğrenmiştir. Bursa’da Hi-sar’da oturmuş ve Yoğurtçu Baba Zavi-yesi’ndeki dervişlere mürebbilik yapmıştır. 100 seneden ziyade yaşadıktan sonra 1494’te ölmüş ve bu zaviyeye defnedilmiştir (G. 144; SO. IV/107). BK, III/224
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Mişmelzâde’-dir. İstanbul’da Seyyid Ahmed Buhârî’-nin damadı ve irşadının hilâfet merkezi Mahmud Çelebi’den feyz almış ve Bur-sa’daki Molla Fenarî Camii önündeki Nakşibendî zaviyesinde halvete çekilmiş, ibadetle ömrünü geçirerek 1524’-te ölmüştür. İlim ve irfan sahibi temiz bir arif şeyh idi (G. 152; BS. 4/112). BK, III/232
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Safiyyüddin Efendi’nin oğludur. Abdüllâtif Kutsî’nin sekizinci halifesidir. Medreselerde tahsil-i ilim ettikten sonra şeyh olmuş; 1561’de ölmüştür. Zeynîlerde medfun-
dur. Âlim, fazıl, Allah’ın tecelliyat-ı zevkine nail olmuş tam mürşit bir zat idi. Şeyhlere verilen tayinatı almazdı. Abdüllâtif Çelebi ve Aziz Efendilerin kardeşidir (G. 103; ŞN. I/102). BK, III/240
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Abdullah’ın oğludur. Bursalıdır. 1606’da Zeyniye Tekkesi’nin şeyh ve vakıflarının mütevellisi idi (BS. 209/148). BK, III/256
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Tacirzâde Hüsam Efendi’nin oğludur. Bursalıdır. Müderris iken terk ederek Molla Gürânî Mescidi’ne imam ve bazı camilere vaiz oldu. 1609’da ölmüş ve Pı-narbaşı’na gömülmüştür. İnşa fenninde ve bilhassa “sakk” denilen sicil kitabetinde iktidarı fazla idi. Âlim, nefesi tesirli, yaradılışı ve hâli temiz idi (G. 198). BK, III/257
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Zeynîler Tekkesi şeyhidir. 1613’te Hoca Mehmed Karamanî vakıflarının mütevellisi idi (BS. 222/22). BK, III/257
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Sa’dî Efen-di’nin oğludur. Zeynîler Zaviyesi şeyhi ve mütevellisidir. Celâlî eşkıyasında yanan vakıf evleri tamir ettirmiştir (1615) (BS. 228/11). BK, III/259
MEHMED EFENDİ (Şeyh)
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Eşrefzâde Ahmed Efendi’nin oğludur. Babası Hamza Bey Camii’nde müezzin olduğundan “Müezzinzâde” diye şöhret bulmuştur. 1546’da doğmuştur. Tahsilden sonra müderrislikte bulunmuş ve Eşrefzâde Tekkesi şeyhi Hamdi Efendi’ye biat ve bir müddet hizmetten sonra icazet alıp Bursa’daki İncirlice mahallesindeki Eşrefzâde Tekkesi’ne şeyh olmuştur. Seccadelerini Ahmed Efendi’ye teslim edip kendisi Hisar’da, Darphane mahallesindeki kızının evinde otururdu. Muradiye Camii imamı Muhyiddin Efendi’nin kızını almış ve kayınpederinin vefatında yerine imam
olmuştur. Emir Hazretleri Camii hatibi iken ihtiyarlığından dolayı vazifesini damadı Abdullah Efendi’ye devretmiş ve 9.11.1616 tarihinde vefat edince Hamza Bey kabristanına gömülmüştür. Âlim ve fazıl bir zat olup beş eser telîf etmiştir (G. 180). Oğlu “Ahmed Kânî Efendi”, şair ve âlimlerden idi (SO. IV/145). BK, III/260
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Hafızzâde demekle meşhurdur. Abdülhafîz Çelebi adında bir tacirin oğludur. Ulucami’de vaiz oldu. 1640’ta elli yaşında vefat etmiş ve Yerkapı yakınındaki darülha-dise gömülmüştür. Âlim, fazıl, müfes-sir, müdakkik, muhakkık idi. Birkaç eseri vardı. İnşa fenninde büyük kudreti vardı (G. 202). BK, III/268
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Azizzâde Osman Efendi’nin oğludur. Emir Sultan şeyhi Ali Efendi’nin damadıdır. Kayınpederinin vefatı üzerine Abdurrahman Efendi ile birlikte altı sene kadar şeyhlik yapmış ve Abdurrahman Efendi, Hicaz’a gidip kuvvetsiz ve dermansız dönerek vefat eylediğinden birkaç sene daha müstakillen şeyh olmuştur. 1649’da çiftliğinden gelirken hayvanından düşerek yaralanmış ve birkaç gün sonra da vefat eylemiştir. Emir Sultan’ın on birinci halifesidir. Tahsilini evvelâ babasından yapmıştır. İlim ve kemâl sahibi olup Allah’ın aşkına tutulmuş dünyaya meyletmemiştir. Umur Bey mahallesinden Abdurrahman Efendi, Şeyh Ali Efendi’ye karabeti olmakla şeyhlik için muarazaya başlamış ve bazı zevatın aralarını bulmalarıyla müşterek olarak bu vazife tevcih olunmuştur. Hüsn-i ahlâk sahibi temiz bir zat idi. Emir Sultan’a defnedilmiştir (G. 91). BK, III/271
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Kemaleddin Efendi’nin oğludur. Zeynüddin Hafî Zaviyesi şeyhi ve vakıflarının mütevellisi idi (1679) (BS. 276/19). BK, III/ 278
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Sinan Efen-di’nin oğludur. Bursa’nın Kara Şeyh mahallesindendir. Mısır’da Reşid kadısı iken 1681 senesinde ölmüştür. Karısı Mısır’da kalan Abdullah’ın kızı Ari-fe’dir. Amcası Abdülaziz, kızı Neslihan mirasçılarıdır. Bursa’da 259.400 kuruşluk muhallefatı ve tarih ve edebiyata ait birkaç kitabı kalmıştır (BS. 357/ 17). BK, III/279
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Bursalıdır. Enârî Zaviyesini bina edip orada Hal-vetî tarikatı ayinini icra eylemiştir. Sonra Fenarîzâde Ahmed Paşa Tekke-si’ne şeyh olmuş ve orada 1696’da ölmüştür (SO. IV/197). BK, III/282
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Üftade şeyhi Kutub İbrahim Efendi’nin oğludur. 1678’de babası ölünce, yerine şeyh olmuştur. 23.8.1697 Salı gecesi ölmüştür. Yirmi sene şeyhlik yaparak ilim ve kültür neşreylemiştir. Âlim bir zat idi. Üftade Türbesi’ne gömülmüştür (G. 119). BK, III/283
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Şeyh Abdullah Efendi’nin oğludur. Abdüllâtif Kudsî’-nin on birinci halifesidir. 1706’da vefat edip Zeynîler’e gömülmüştür. Allah’ın feyzlerine mazhar, nihayeti olmayan sırlara vâkıf idi (G. 105). BK, III/285
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Abdüllâtif Kudsî’nin on ikinci halifesidir. Bursa’da doğmuştur. Evvelâ kadılıkta bulunmuş ise de nefret ederek, sûfî tarikine intisabla 1706’da şeyh olmuş ve 1727 senesi Birincikânunda vefat etmiş ve Zeynîler’e gömülmüştür. Âlim olduğu gibi güzel yazı yazardı. Sakk ve inşada da ziyadesiyle mahirdi (G. 106). BK, III/288
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Şeyh Salih Efendi oğlu Şeyh Mehmed Efendi’nin oğludur. Vezirîoğlu mahallesinde, 9.12. 1737’de ölmüştür. Oğlu Şeyh Ahmed ve kızı Emine kalmıştır. Birçok kıymetli lügatları, kozmoğrofyaya ait kitapları
ve 166.117 akçe muhallefatı kalmıştır. Karısı Süleyman kızı Fatma’dır (BS. 379/35). BK, III/291
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Bahri Baba Tekkesi şeyhi Abdullah Efendi’nin oğludur. 1750’de şeyh olmuş ve uzun müddet şeyhlik yaptıktan sonra vefat eylemiştir. BK, III/293
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Sandıklılıdır. Tahsil için Bursa’ya gelmiştir. Tasavvufa meyletmekle, Pars Bey Zaviyesi şeyhi Osman Efendi’ye intisab eylemiş ve hilâfet almıştır. 1720’de şeyh tayin edilmiştir. 1772’de vefat eylemiştir. Kendisi şairdir. Mahlası “Hakîrî” idi. Dünyaya meyletmemiş ve Sadrazam Danacı Mehmed Paşa tarafından kendisine verilen altınları fukaraya dağıtmıştır (SO. II/239). BK, III/300
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Hüseyin Efen-di’nin oğludur. Bursalıdır. Yoğurtlu Baba Zaviyesi şeyhi iken, zaviye harap olmuş ve Bahri Dede Zaviyesi’ne şeyh olmuştur. 1828 senesi Nisanında ölmüş ve bu tekkeye gömülmüştür. BK, III/310
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Rifâî şeyhle-rindendir. Köstendil muhacirlerinden olup 1863’te yanan Eyüb Efendi Tek-kesi’ni yeniden inşa etmek arzusuyla istidâ eylemiş ise de muvafakat edilmemiştir. BK, III/312
MEHMED EFENDİ (Şeyh) Bk. Baldırzâde Şeyh Mehmed Efendi
MEHMED EFENDİ (Şeyh Karabaş) Er-meneklidir. Abbasiler gibi siyah sarık sarardı. Tahsilden sonra Bursa’da Enbiyaoğlu Mescidi’ne imam ve Çelebi Sultan Camii’ne vaiz olmuştur. 1650 senesi Martında Bursa’da ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Temiz ahlâklı, duası kabul olur, kendisinden keramet zannolunurdu. Temiz ahlâkı vardı. Müfessir ve muhaddis idi (G. 185). BK, III/271
MEHMED EFENDİ (Şeyh, Mevlânâ) Mev-lânâ Kâbil Ali Efendi’nin oğludur. Tokat kadılığında bulunmuş ve Bursa’da Hudâvendigâr müderrisi iken ölmüştür (1617) (BS. 237/135) Karısı, Mustafa Efendi’nin kızı Azize Hatun’dur. Hayır işleri için vakıflar bırakmıştır (BS. 253/7). BK, III/261
MEHMED EFENDİ (Şeyh Mükehhal) Ahmed Efendi’nin oğludur. Bursalıdır. “Sürmeli” diye meşhurdur. Âlimdir. Arapçanın en incelikli yerlerine kadar vâkıftı. İstanbul’da muîd iken Bursa’ya gelmiş, vaizliğe başlamış, 1607 senesinde Bursa’yı Kalender eşkıyası istilâ edince bir müddet esir etmişlerse de kurtulmuş ve bir müddet sonra da ölmüştür (G. 197). BK, III/256
MEHMED EFENDİ (Şeyh, Seyyid) Bozkır-lı Hacı Mustafa Ağa’nın oğludur. Rumeli’ne seyahate çıkarak Lofça’ya gitmiş ve misafir iken Şeyh Ali Efendi’den inabet alarak Bursa’ya gelmiştir. Ahmed Paşa Zaviyesi’nde inzivaya çekilmiş ve sonra Enarlı mahallesinde bir tekke ve bir cami bina eyleyerek iki defa hacca gitmiştir. 22.10.1706 gecesi ölmüş ve zaviyenin bahçesine gömülmüştür. Nesebi sahih, meczup, “lau-bâlî-meşreb” ve mazannadan bir zat idi (G. 128 ; BS. 301/134). Bursa’ya geldiği zaman bir müddet Pars Bey, daha sonra da Ahmed Paşa zaviyelerine şeyh olmuştur. Enarlı Tekkesi’ni 1680’de bina eylemiştir. Öldüğü zaman seksen yaşından ziyade idi. Fukara ve dervişlere varını yedirir ve içirir ve müte-vekkilâne bir zaman geçirirdi. Anası Bozkır Şeyhî Efendi’nin kızıdır. BK, III/284
MEHMED EFENDİ (Şeyh, Seyyid)
MEHMED EFENDİ (Şeyh, Seyyid) Seyyid Saîd’in oğludur. Karaağaç mahallesindeki Yakub Efendi Zaviyesi zaviyedarı idi. “Kendi hâlinde olmayıp, zaviyeye meşruta olan vakıf evi, Kara İsmail ile kefere taifesinden birkaç kişiye icar edip, onlar dahi beraberce sakinler olup, bu vechile nâmahremden ictinabları
42 İ. Hakkı Bursevî Dergâhı Şeyhi Mehmed Emin Efendi’nin kabri
olmamakla, bu gibi fesad etmemek üzere Şeyh Mehmed Efendi defaatle mahkemeden tenbih edilmiş iken, müteneb-bih olmayıp tekrar ahâliyi taciz ve iz’âc etmek için zaviye ittisaline bir çörekçi fırını ihdas ve bu fırın dahi gizlice meyhane ve birtakım yolsuz adamların gizlendikleri yer olduğundan” mahkeme kararıyla fırın yıktırılmış ve evin de temiz insanlardan yalnız bir kişiye icar edilmesi, 27.5.1755’te tekrar tenbih edilmiştir (BS. 280/79). BK, III/294
MEHMED EFENDİ (Yörük) Yüz esnaftan ibaret olan Bedestan ahâlisinin intihabıyla ve ihtiyarıyla 1671’de kâhyalığa tayin edilmiştir (BS. 295/120). BK, III/277
MEHMED EMİN Bk. Mehmed Tahir.
MEHMED EMİN İsmail oğlu Mustafa Asım Efendi’nin oğludur. Bursa’da sakin olup tâlik yazısını babasından ve sonra 1760’ta yetmiş beş yaşında vefat eden Mustafa Tayyibî Efendi’den tahsil edip icazet almıştır. Kendisi Bursa mü-derrislerindendir. Hattattır (TH. 720). BK, III/296
MEHMED EMİN (Silahşör) Bursalıdır. Kasabzâde’dir. Kendi hâlinde olmayıp hükûmetin istediği şeyleri bozmaya çalışarak halkı tahrik ve memleketin nizamını bozduğundan silahşörlüğü kaldırılarak çavuş mübaşeretiyle 13.6. 1802’de Rodos’a nefy edilmiştir (BS. 281/109). BK, III/306
MEHMED EMİN EFENDİ Sunullah’ın oğludur. “Kara Sun’î” de derlerdi. Bursalıdır. Babası Haleb kadısı iken ölmüştür. 1661’de şeyhulislâm olmuştur. Hüsn-i hatta tâliki Derviş Abdi-i Mev-levîden öğrenmiş ve icazet almıştır. 24.5.1665’te ölmüştür. Aziz Hüdâyî Mahmud Efendi Türbesi’ne gömülmüştür. Akıllı ve kâmil bir zat idi. Biraz hiffet mizacı vardı (TH. 707). BK, III/ 275
MEHMED EMİN EFENDİ İsmail Hakkı Tekkesi şeyhi Hikmetî Mehmed Efen-di’nin oğludur. 1744’te Bursa’da doğmuştur. Babası hayatta iken Mudanya gümrüğünden beşer akçe vazifeleri olan camideki imamlık ve hatibliği oğlu Şeyh Mehmed Emin Efendi’ye terk eylemiştir. 1751 senesinde babasının yerine geçmiş ise de henüz sekiz yaşında çocuk olduğundan başkalarının vekâletiyle idare edilmiş ve zamanın âlimlerinden ve Kaltakçızâde Halil Efendi’den ders görmüş ve tâlik yazısını öğrenmiştir. Hikmetî Mehmed Efen-di’nin vefatı üzerine meşihat, cümlenin iltimaslarıyla halifenin en müstahakkı olan Pertevî Ahmed Efendi’ye verilmiş ve meşruta hane ve sükna bedeli ve mahlul bakiyyesinden yirmi akçe Bursa ipek mizanından tahsis kılınmış ise de, Hikmetî Efendi’nin vefatından bir kaç gün evvel zaviye ve meşihatı oğlu Mehmed Emin’e kasr-ı yed ve kasr-ı yedini Bursa kadılığı tarafından arz ve ahâli de mahzar yaptıklarından Pertevî Ahmed Efendi kendi rızasıyla meşihatı Mehmed Emin’e devr eylemiş ve yirmi akçe Pertevî Ahmed Efendi’nin adına çevrilmiştir (BAVD. 8212,30466).
9.5.1817’de Cumartesi günü Mehmed Efendi vefat eylemiştir. Kendisi çok zengin olup, eli açık ve herkese iyilik etmesini severdi. Bursa şeyhlerine reis olmuştu. Güzel ok atardı. İyi bir sportmendi. Antikalara da merakı çoktu. Öldüğü zaman, kıymetli birçok eserler bırakmış ise de varisleri saklayama-mışlar, elden çıkarmışlardır. BK, III/ 308
MEHMED EMİN EFENDİ Bursalıdır. Müderris ve Üsküdar mollası olup 1762’-de Üsküdar’da ölmüş ve Emin Camii haziresine gömülmüştür. Mazannadan olup divanı ve şiirleri vardır (SO. I/408). BK, III/300
MEHMED EMİN EFENDİ Bursalıdır. Çeş-mîzâdelerdendir. Müderristir. 1769’da
vefat etmiş ve Kayalar’da defnedilmiş-tir (SO. II/94). BK, III/299
MEHMED EMİN EFENDİ Veliyyüddin-zâde’dir. Rumeli kazaskeri iken mevkiine yakışmayacak bazı sözler söylediğinden şeyhulislâmın işaret-i aliyesiyle Bursa’ya 15.4.1803’de nefy edilmiştir (BS. 281/81). BK, III/306
MEHMED EMİN EFENDİ Kadızâde’dir. Bursalıdır. 1819’da Kudüs mollası oldu (SO. I/425). 12.11.1825’te İstanbul’da ölmüştür. Murad Paşa Camii haziresine gömülmüştür. BK, III/309
MEHMED EMİN EFENDİ Bursalıdır. Hüsrev Mehmed Paşa idaresinde terbiye görüp, sadaret mektubu odasında ve Sultan Mecid zamanında senelerce mabeyn başkâtipliğinde bulunmuştur. Sekiz ay kadar Kıbrıs’a nefy olunmuş ise de affolunup, 1877 meclis-i âyânına memur olup başvekâlet müsteşarı olmuş ise de, bir ay sonra istifa eylemiştir. 1886’da ölmüştür. Orta derecede kâtip ise de gayet idareli ve asrının mizacına uygundu (SO. I/438). BK, III/312
MEHMED EMİN EFENDİ (Hafız) 1858’de Mudanya’da doğmuştur. 1898’de babasının yerine Âşur Efendi Tekkesi’ne şeyh olmuştur. Daha evvel Gâr-ı Âşıkan Zaviyesi şeyhi idi. Âşur Efendi Zaviye-si’ne şeyh olunca eski vazifesini kardeşi Yusuf Efendi’ye devretmiştir. BK, III/314
MEHMED EMİN EFENDİ (Seyyid) Bursalıdır. Emir Kasımzâde’dir. Şairdir. Müretteb divanı vardır. 1721’de ölmüştür. Şeyh Hüsameddin Dergâhı altındaki Mısrî Tekkesi’ne gömülmüştür (OM. I/103). Güldeste ise; babasının Müderris Kasım Efendi olduğunu ve Şeyh Mısrî’ye biat edip Bursa’da halifesi iken, 1721’de bir Çarşamba günü evinde kendi dervişleriyle toplanarak ibadet etmek üzere iken öldüğünü ve
Bursa zeylinde Yeniyer kabristanına gömüldüğünü ve bazı müellefatı olduğunu, rüya tabirinde mahir olduğunu (G. 393), Sicill-i Osmânî ise kendisinin müderris olup 1717’de öldüğünü yazıyor (SO. IV/215). BK, III/287
MEHMED EMİN EFENDİ (Şeyhulislâm) Topkapılı Salihzâde’dir. I. Abdülhamid zamanında şeyhulislâm olmuşsa da, on altıbuçuk ay sonra azledilmiş ve birkaç gün sonra da Bursa’ya nefy edilmiştir. Muvasalatından otuz gün sonra 1777’-de vefat eylemiştir. Emir Sultan’ın batı tarafındaki halifelerin kabirlerine def-nedilmiştir. Gözlük kullandığından “Camgöz Şeyhulislâm” derlerdi. Nefis yemek meraklısıydı. Dairesinde pişirilen yemek hiçbir dairede çıkmazdı. Devlet memurlarının “bâb-ı âsafî”de (sadrazamın evinde) iftar ettikleri gecenin ferdasında şeyhulislâm konağına iftara gelmeleri, bunun vaktinde âdet olmuştur (DM. 106). BK, III/301
MEHMED ESAD BEY Eğinli Mustafa Paşa’nın oğludur. Müderris iken genç yaşında 1811’de ölmüş ve Emir Sul-tan’da babasının yanına, duvar dibine gömülmüştür (SO. IV/464). BK, III/307
MEHMED ESAD EFENDİ Bursalıdır. Abdullah Mollazâde’dir. Filibe’de kadılık yapmıştır. Sefer için deve ve beygirlerin beher tanesine kazadan verilen kırk beş kuruşun beş kuruşunu ve altmış yedişer kuruş olan develerden yedişer kuruşunu ve serdengeçti bayraklarından iki bin kuruş alarak ve sair sefer lâzimesi için mübayaattan kendi menfaati için para aldığı, sahih olarak haber alınmıştır. Diğerlerini terhib için bu gibilerin te’dîbi sevap olduğundan bunun mollalar defterindeki yeri silinerek, çavuş mübaşeretiyle Gelibolu’ya nefy edilmesi 25.3.1788’de emredilmiştir (BS. 319/71). BK, III/304
MEHMED EŞREF EFENDİ
MEHMED EŞREF EFENDİ Kasabzâde Ali Rıza Bey’in oğludur. Bursalıdır. Kalem-
den yetişip Bursa ticaret reisliğinde bulunmuş, 1890’da ölmüştür. Kendisi şairdi (SO. I/390). BK, III/314
MEHMED GAZÂLÎ EFENDİ “Deli Birader”, “Gazâlî” adlarıyla meşhurdur. Bursalıdır. Durmuş Çelebi adında bir zatın oğludur. Muhyiddin Arabî’den ilim tahsil ederek Bayezid Paşa Medre-sesi’ne müderris olmuşsa da sebat edememiş ve Sultan Korkut’un musa-hiblerinden Piyale Bey delaletiyle Şehzâde Korkut’a nedim olmuştu. Manisa’da Sultan Korkut’un yanında Sul-tan’ın telîf eylediği eserleri karşılaştırmaya (mukabele) memur olmuşken, orada hizmet eden has mahbublardan Piyale adında bir yazar hizmetkâr gulam adına bir kitap telîf etmesi Sultan Korkut’u gücendirdi ve yanından giderdi. Bu sırada da Şehzâdenin felâketi zuhur eyledi. Bursa’da Uludağ’da Geyikli Baba Zaviyesi’ne şeyh olmuştu. Nice müddet orada zevk u sefa edip “Gazâlî”yi kendisine mahlas edindi. Tabiatı daima değişir ve hiçbir işte sebat etmez bir yaratılışta olduğundan Seferihisar, Akşehir, Amasya’da müderrislik yaptı. Ağras’a müftü oldu ve müderrisliği de buna verildi. Tekaüd olup kendisine bir miktar tekaüd (otu-rak/emekli) maaşı verildi. İstanbul’a geldi. Beşiktaş’da deniz kenarına bir ev, bir cami, bir hamam ve bir zaviye yaptırdı. Rivayetlere göre Beşiktaş’da bu hamamı ve binaları, İbrahim Pa-şa’nın reyiyle bir çavuşun eline “cername” diye verilen bir cedvel mucibince vezirlerden, devlet âyânı ve saray erkânından, büyük ve küçük herkesten bir çavuşun toplayıp Mehmed Efendi’ye verdikleri paralarla yaptırmıştı. Bazı hamam sahipleri İbrahim Paşa’ya şikâyet edip hamamı “mecma-i şûr u şurûr, menba-ı fısk u fücur” oldu diye şikâyet etmekle 100 adet acemi gulamı gönderilip hamam ile meşhur olan yüzme havuzunu yıktırdılar. Mevlânâ Hâverî şu tarihi söylemiştir:
Birader gerçi hamam akçesiyle
Nice dem yedin içtin işret eyledin Yıkıldığın işitecek müverrih
Dedi tarihini anın havza çimdin
Deli Birader’in hamamının yıkılması ve o sıralarda da hâmisi olan meşhur “İskender Çelebi”nin idamı fena hâlde bunu müteessir eylediğinden ve esasen sebatsız yaratılışından evini, hamamın enkazını, mescidini ve zaviyesini satıp Mekke’ye gitti. Buranın civarında “Dekke” nam kasabaya yerleşti. Orada bir mescid ve bir de bahçe bina ve imar eyledi. Arap şeyhlerine ziyafetler verdi. İkramlar etti. Bir müddet sonra “rahatsızım” diye onlara veda eyledi. 1535 senesinde Mekke’de vefat etti ve camisinin civarına gömüldü.
Bir gün bu şiiri yazmıştı:
Mecnun ki fena deştini seyretti serâser
Gam haneme geldi dedi ‘halin ne birader’
Bunu işitenler ve esasen divane tabiatlı ve değişik huylu olmasından “Deli Birader” lakabıyla şöhret bulmasına sebep oldu. Gönlü geniş, hezel söylemesini sever, lâtifeden hoşlanırdı. Vezirler ve amirlerin sohbetine devam eder, ulular ve devletlilerin hizmetinden kaçınmazdı. Kendi vadisinde güzel nazımları ve bedelsiz şiirleri vardır.
Kişi kâdir olup bir dil-rubâya
Koçup anı erişmezse safâya Muhakkak ki ol kişi velidir Veya zincire çekmeli delidir
Sivrihisar’da çok durmayıp geldiğinde dostlarına ve çabuk geldiniz diyenlere “orası bir sivri yerdir, bir türlü rahat edemedim” lâtifesini söylemiştir.
“Dâfiu’l-Hümûm” adında bir “Hezel-name” yazıp Korkut’a takdim etmiş ise de kovulmasını mucip olan sebeplerden birisi de bu olmuştur. 1465’te doğmasına ve 1535’te ölmesine nazaran 70 sene yaşamıştır. Kanunî devrine kadar vukuattan bâhis “Mir’ât-ı Kâinat” adında bir tarih yazmıştır. Âlim, fazıldı, yalnız dili uzundu (ST. 86; SO. III/619; G. 496; OM. II/348). BK, III/235
MEHMED HALİFE 1647’de Yıldırım Da-rüşşifası tabib-i evveli idi (BS. 269/ 55). 1648’de paşa sarayına tayin edilmiştir (BS. 272/133). BK, III/270
MEHMED HALİFE Maden halifesi iken, bir kalem hatasından ve padişahın arzusuna aykırı iş yaptığından Midilli adasına “cezirebend” edilmiş ise de, evlâd ü ıyâli merhamet istidâsında bulunduklarından, Bursa’ya gidip oturmak şartıyla cezirebendlikten affı padişah tarafından emredilmiştir. 28.4. 1741’de Bursa’ya gelmiştir (BS. 382/ 48). BK, III/292
MEHMED HALİL EFENDİ Bursalıdır. Genç Osman Ağazâde olup, 1843 senesi Haziranında Bursa mollası ve sonra Mekke mollası oldu. 1857’de ölmüştür (SO. II/307). BK, III/312
MEHMED HAN Bk. Mehmed I (Çelebi Sultan).
MEHMED HAN Bk. Mehmed II (Fatih Sultan).
MEHMED HAŞİM Abdürrezzak oğlu Yusuf’un oğludur. Bursalıdır. “Kudsî-zâde Kethüdası” demekle maruftur. Bir gözlü Süleyman Efendi’den hüsn-i hattı tâliki öğrenmiş ve tâlik yazısına yeni bir şekil vermiştir. 1677’de ölmüştür. Şair ve hattat idi (TH. 721). BK, III/278
MEHMED HAŞİM PAŞA Abdullah’ın oğludur. 1925’te Bursa’da ölmüştür. Deveciler mezarlığına gömülmüştür. BK, III/315
MEHMED HAYRETÎ EFENDİ Bursalıdır. Müderristir. 1629’da ölmüştür. Şairdir (SO. IV/154). BK, III/265
MEHMED HİLMİ EFENDİ Bursalı Ali Dede’nin oğludur. Evâil-i hayatında esnaftan iken tahsile başlamış ve müderrisliklerde bulunmuştur. 1720 senesinde ölmüş ve Irgandı köprüsü yakınındaki Kurtoğlu Makberesi’ne
gömülmüştür (SO. II/240; G. 435). BK, III/287
MEHMED HULUSİ (Hacı Hafız) Ispar-ta’da 1815’te vefat eden Bursa âyânı Mizanî Hacı Ali Ağa’nın oğludur. Anası Mustafa kızı Şerife Ayşe’dir. Seyyid Mahmud, Seyyid Mehmed Arif, Mehmed Reşid ve Şerife Cemile ve Şerife Zeyneb kardeşleridir. BK, III/308
MEHMED KADRİ PAŞA III. Selim zamanında kaptan-ı derya mevkiine yükselen vezirlerden olup, Sofyalıdır. Amcası kaptan olduğundan, İstanbul’a gelince beylik gemilere er yazılmış, elli dört sene de donanmada hizmet etmiş ve sonunda “kapudane” rütbesini (o vakit kaptan paşadan sonra gelen en büyük deniz rütbesi idi. Filonun, bir kısmının amirali demek oluyordu. Kaptan-ı hümayun, riyale-i hümayun, patrona-i hümayun gibi isimler alıyordu) kazanmıştır. 1803’te derya kaptanı / bahriye vekili olup bir sene sonra azledilerek Bursa’ya gönderildi. On sekiz ay sonra tekrar vezirliği iade ile Girit valiliğine tayin ve beş sene sonra ihtiyarlığından bahisle istifa eylemiş olduğundan, istifası kabul ve kendi arzusuyla çok sevdiği Bursa’da oturmasına izin verilmiş, on beş sene Bursa’da oturduktan sonra doksan yaşını geçtiği hâlde, 1818’de Bursa’da ölmüştür (KA. 3605). Emir Sultan’a gömülmüştür. BK, III/309
MEHMED KARAMANÎ Bursalıdır. Tay-yibî Mustafa Efendi’den tâlik hattını tahsil etmiş, Mehmed Karamanî Mescidi imamı olduğundan bu ismi almıştır. Şeyh Seyyid Murad Efendi’den inabet almıştır. Seyyid Murad Efendi’nin tertiplerini yazmakla meşgul iken 1759’-da vefat etmiştir (TH. 733). BK, III/296
MEHMED KETHÜDA
MEHMED KETHÜDA Davud’un oğludur. Şubat 1587’de Hudâvendigâr livası beyi Abdüsselâm Bey’in oğlu Mustafa Bey’in vekili ve kethüdası idi (BS. 170/ 185). BK, III/249
MEHMED MECDÎ EFENDİ Bursalıdır. İzzet Efendizâde’dir. 3 Şubat 1901’de Anadolu kazaskeri idi. Adliye temyiz mahkemesi hukuk dairesi reisliğinde bulunmuştur. BK, III/315
MEHMED MECDÎ EFENDİ
MEHMED MECNUN Bk. Mecnun Dede
MEHMED MISRÎ NİYAZİ Bk. Niyazî Mısrî (Mehmed).
MEHMED MUHYİDDİN Bk. Üftade (Mehmed Muhyiddin Efendi).
MEHMED MUHYİDDİN (Hoca) Bk. Altıparmak.
MEHMED MUHYİDDİN (Hoca) Hoca Hacı İlyas’ın oğludur. 1523’ten evvel ölmüştür. Hayatta iken Bursa’nın en zenginlerinden idi. Şehzâde Şehinşah Çelebi ve diğer sultanlar şehriyelerini bundan alırlardı. Şehreküstü mahallesindeki Hacı İlyas Mektebi ve oradaki mescidi bu zat yaptırmıştır (Bk. Hacı İlyas Mescidi ve Mektebi). Muslihuddin Mustafa, İlyas ve Ömer Çelebi adında üç oğlu vardır (BS. 19/36, 21/118, 27/70). (1507’de Yavuz Selim iki kişi göndererek kendisinden 40.000 akçe ödünç istemiş ise de Mehmed Çelebi ancak 20.000 akçe vermiştir) (BS. 21/ 64). BK, III/228
MEHMED MUHYİDDİN (Mevlânâ) Ha-tibzâde Taceddin İbrahim’in oğludur. Babasından ve Ali Tûsî’den ve Mevlânâ Hızır Bey’den ders almıştır. İznik’te Küçük Medrese’ye müderris oldu. Fatih ile arası açıldığından azledildi. Molla Gürânî, Fatih’e nasihat eyledi. Fatih onu kendisine ilmî musahabeler için muallim edindi. Biraz kibirli ve kendisini beğenmiş olduğundan bu vazifeden de çıkarıldı. Sert ve şiddetli dil kullandığından herkesin gönlünü ve kalbini kırmıştır. Birçok eserler yazmaya başlamış ise de ömrü vefa etmeyip hepsi yarım kaldı. Fatih ve Bayezid asırlarında yaşamıştır (ŞN. 166). 1491
senesi Birinciteşrin ayının 25’inde Bursa’da vefat etmiştir. BK, III/225
MEHMED MUHYİDDİN BEY Gebze’de cami ve türbesi bulunan Çoban Mustafa Paşa’nın oğludur. Babasının İstanbul’da bina eylediği medreseye müderris ve sonra da Bursa’da Sultaniye/ Yeşil Medresesi’ne müderris olmuş ve 1534’te Bursa’da vefat eylemişti. Halim, selim, ilimlere hevesli bir genç idi (SO. IV/372; ŞN. 498). BK, III/234
MEHMED MUHYİDDİN BEY Mustafa Bey’in oğludur. 1532’de Kastamonu sancakbeyi idi. Meşhur Hançerli Fatma Sultan’ın kocasıdır. Bk. Hançerli Sultan. BK, III/234
MEHMED MUHYİDDİN EFENDİ İznikli-dir. İznikli Kutbeddin’in oğludur. Molla Fenarî’den tahsil eylemiş ve âlimlerimiz arasına girmiştir. İznik’teki Orhan Medresesi müderrisliğinde, İznik kadılığında bulunmuştur. Tasavvufa intisab eylemişti. 20’ye yakın telîfatı vardır. Evrad-ı Zeyniye’yi şerheylemiştir. Fu-kara-yı sûfiye libasıyla 1480’de Edirne’de vefat etmiş ve Zindan altındaki Tatarhanı mezarlığına gömülmüştür (OM. I/159; SO. IV/339; ŞN. 124). Mevlânâ Üveys’in çocukları Celal Çelebi, Hanım, Sittî Hatunlar ana cihetinden kardeşleridir (BS. 31/90,179). BK, III/217
MEHMED MUHYİDDİN EFENDİ (Mev-lânâ) Fazlullah’ın oğludur. “Hoca Efendi” diye meşhurdur. 1498’de Saray mahallesindeki büyük evini hayır işlerine vakfetmiştir. Bk. Hoca Efendi (BS. 16/299, 21/311). BK, III/228
MEHMED MURAD EFENDİ Şeyh Mahmud Efendi’nin oğludur. Hisar’da, Cizyedar Hacı Hüseyin Ağa’nın Nakşibendî zaviyesi şeyhi iken, ihtiyar ve yaşlı olduğundan kendi rızasıyla büyük oğlu İbrahim Lutfî Efendi’ye şeyhliği terk ve tevdi eylemiştir. 17.10. 1849’-
dan itibaren oğlu şeyhliğe başlamıştır. BK, III/311
MEHMED NEŞRÎ Bk. Neşrî Mehmed Efendi.
MEHMED NUREDDİN (Seyyid) Ali Efen-dizâde’dir. Şam kadılığından mazûl iken kanun mucibince kıdemlisi olan fetva emini Abdülhalim’e Mekke kadılığı tevcih olunup hiçbir vechile dedikodu icap etmezken nevbetine razı olmayıp terbiyesizce harekâta başlamış ve padişaha arzıhâl vererek rahatsız etmeye cesaret eylediğinden 1795 senesi Eylülünde Bursa’ya sürülmüştür (BS. 1210/2). BK, III/305
MEHMED PAŞA
MEHMED PAŞA Hamza oğlu Hızır Dânişmend’in oğludur. “Nizameddin Mehmed Şah” namıyla anılmaktadır. Buna “Mehmed Ağa”, “Koca Mehmed Ağa” da derler. Bu zat Osmancıklıdır. Bursa’da Hasan Paşa Hanı’nı satın almış ve Keresteciler Hamamı denilen Kayan Hamamı’nı yaptırmıştır. Kendisi vezirlerdendir. Osmancık kasabasında bir camisi, zaviyesi ve türbesi vardır. Bursa’daki hanı, hamamı ve hamam ittisalindeki beş dükkân ve şimdiki belediye dairesinin olduğu yerdeki dört dükkânı, Ulgarlar Çarşısı’nda bir bozahaneyi, Hisarkapı civarında kasap dükkânını, Dikencik, Bekes ve Yenice köylerini, Manyas’ta Kayıkçı, Kebekler ve Akçalar köylerini, Manyas’ta ve birçok çiftlikle Gökpınar divanını değirmeniyle beraber, Kaplıkaya kurbün-deki hamam ve dükkânı, yaylaktaki cümle arazisini vakfeylemiştir. Vakfiyesi 20.2.1439 tarihlidir. Fatih’in idam ettirdiği Mahmud Paşa-yı Veli’nin babasıdır. BK, III/215
MEHMED PAŞA Lala Şahin Paşa’nın oğludur. Gürle’nin Gemiç köyünü Sultan I. Murad buna temlik etmiş ve bu da Yenice’deki zaviyesine vakfeyle-miştir. Vakfiyesi 28.4.1442 tarihlidir. Kendisi ümeradandır ve kalem sahibi
bir zat idi. İsmi evvelâ “Şemsü’d-devle ve’d-din” iken ihtisar olunarak Mehmed Şemseddin Paşa denilmiştir (BAVS. 42). Gürle’de birçok araziyi bu zaviyesine vakfeylemiştir. Oğlu Hamza Bey’i bu vakıfların mütevellisi tayin eylemiştir. BK, III/215
MEHMED PAŞA Hızır Paşa’nın oğludur. Ali ve Hızır Çelebilerin babasıdır. Ankaralı İnebey subaşısı Ali Bey’in kardeşidir. Sivas’ta, Sonusa’daki Turabiye Medresesi bu zatındır. Bursalı olup Amasya’da medfundur. Amasya’da camisi, Amasya ve Tosya’da vakıfları vardır. Yenişehir’in Aziz Bey köyü bununla kardeşi Kasım Bey’in mülküdür. 1527 Kalender harbinde katl olunmuştur (BS. 5/111, 25/62, 35/595; BAVD. 22023). BK, III/225
MEHMED PAŞA Fenarîlerden Şemsi Bey’in oğludur. 1524’te Aydın ilinde Müslim (Sancakbeyleri vilâyet ve sancakların idaresiyle alâkalı olmayıp o mıntıkadaki müslimlerin beyi idi. Kırk-lareli’nde de çingene sancakbeyi vardı. Bu da yalnız çingenelere karışırdı) sancakbeyi idi. 1533’te Konya’da idam edilmiştir. Ahmed ve Halid Beyler adında iki oğlu vardı (BS. 31/278). BK, III/234
MEHMED PAŞA Nişancı Mehmed Paşa namıyla maruftur. Oğlu Ahmed ve Davud Beyler vardı. Zevcesi Ayşe Ha-tun’un Pınarbaşı mahallesinde bir mektebi vardı. Mehmed Paşa 23.9. 1552’de mektebe 104.400 akçe vakfey-lemişti. (BS. 52/29). BK, III/239
MEHMED PAŞA Vezirlerdendir. Bursalı Pîr Ahmed Efendi’nin oğludur. 1592’de babası ölmüştü (BS. 182/48). BK, III/ 251
MEHMED PAŞA Nişancılardan Mahmud Efendi’nin oğludur. Şam, Haleb defterdarı ve İstanbul’da ikinci defterdar olup (şıkk-ı sânî defterdarı) badehu sancağa çıkıp beylerbeyi oldu. 1614’te Diyarbakır valisi olup o sene azlolun-
muş ve biraz sonra da ölmüştür (SO. IV/144). 1612’de divan-ı hümayunda “Nişancı/Tuğraî” hizmetinde ve Rumeli beylerbeyliğinde bulunmuştur. “Mual-limzâde” diye meşhurdur. Demirtaş’ın oğlu Oruç Bey sülâlesine mensuptur (BS. 221/96,106). BK, III/258
MEHMED PAŞA Fenarîlerden Şemsed-din Bey’in oğlu Muhyiddin Bey’in oğludur. Anası Fahrunnisa Hatun’dur. Karesi, Hudâvendigâr valiliklerinde ve Anadolu müfettişliğinde ve Rakka valiliğinde bulunarak 16.5.1616’da vefat eylemiştir. Bursa’da İbahim Paşa mahallesinde sakindi. Karısı Fahrî Hatun ve kızı Ayşe Hatun’dur (BS. 204/94). Muhyiddin Bey, Şemsi Bey ve ceddi(?) Hatice Hatun vakıflarının mütevellisi idi. Vefatıyla mütevellilik, kardeşi Aksaray sancakbeyi Yusuf Bey’e geçmiştir (BS. 225/104,112). BK, III/260
MEHMED PAŞA Şemseddin Paşa’nın oğludur. 1638’de Konya’da idam olunmuştur. Kite kazasında çiftliğinde 120.600 akçe metrukâtı, Bolu’da karısı ve oğulları Ahmed ve Halid Beyler vardı (BS. 250/137). BK, III/268
MEHMED PAŞA Sivas beylerbeyi iken Bursa’da ölmüştür. Hükûmete çok borcu olduğundan, “nakit akçeleri, eşyası, çiftlik ve emlâki ve başka malı denilen az ve çok nesi varsa beylik için yazıp ve defter edip ve gereği gibi zapt ve muhafaza ettirilip defterinin İstanbul’a gönderilmesi” 23.6.1679’da fermanla Bursa kadısına bildirilmiştir (BS. 276/97). BK, III/278
MEHMED PAŞA Bk. Süle Mehmed Paşa.
MEHMED PAŞA (Gürcü) Tavâşî ağalarından iken, Bâbüssaâde ağası, vezir ve Mısır valisi, Bosna, Erzurum valisi ve sadrazam olmuş ve azlolunarak Rodos’a götürülmüş, IV. Murad’ın cülû-sunda ikinci vezir ve sadaret kaymakamı olmuş, 13.7.1626’da idam edilmiştir. Eşyası ve malları Bursa’da bu-
lunduğundan, bunların beylik için zabtı emredilmiştir (BS. 239/128; SO. IV/ 151). BK, III/265
MEHMED PAŞA (Hacı) Kaptan-ı derya iken Bursa’ya ikamete memur edilmiş ve vezirliği alınmıştır. 1808’de beş yüz kuruş maaşı vardı. 1809 senesi Haziranında vezirliği iade edilerek Akdeniz boğazı muhafızlığına tayin edilmiştir. Bir müddet sonra Boğaz seraskerliğine ve tekrar kaptan-ı deryalığa tayin ve bir iki ay sonra da tekrar Bursa’ya gönderildi ve Bursa’da vefat eyledi. Esasen İzmirlidir. Bostancıbaşı namıyla meşhurdur (SO. IV/277). BK, III/307
MEHMED PAŞA (Seyyid) Hacı Süleyman Ağa’nın oğludur. Özi muhafızı olup, Çekirge’de 31.8.1762’de ölmüştür. 8.876 akçe mirası kalmıştır. Hemşiresi Hatice Hatun vardı (BS. 397/17). Kırım hanının iltimasıyla Özi kalesi muhafızı olmuştu. Bursa’ya mutasarrıf gelmişti. Muhallefatı beyliğe zabtedilmiştir. BK, III/296
MEHMED REFÎ’ EFENDİ Bursa müderrislerinden ve Perdeci Hasan’ın yeğenidir. Ankara’ya nefyi hakkında emir gelmiş ise de kendisi Kütahya’da hasta olduğundan menfâsının Kütahya’ya nakli ve tahvili 19.5.1801’de arz edilmiştir. BK, III/306
MEHMED REİS (İhtiyar) Balat’ta Çavuş Mescidi yakınında, sokakta çuval içinde bir kadın ölüsü bulunmuştu. Bundan mesul tutulan Mehmed Reis ile karısı Fatma, katl cürümünü inkâr eylediklerinden, te’dîb için Bursa’ya nefy edilmişler ve 15.10.1769’da Bur-sa’ya muvasalat eylemişlerdir (BAZD. 3549). BK, III/299
MEHMED REŞİD EFENDİ Vânî Mehmed Efendi oğlu Seyyid Hüseyin Efendi’nin oğludur. Anası, Mustafa kızı Aliye Ha-tun’dur. Bağdad’da kadılık yapmıştır. 31.12.1744’te Yaniçoğlu mahallesinde ölmüştür. Karısı Ömer kızı Hatice ve oğulları Müderris Hüseyin Efendi, İb-
rahim ve Abdullah Efendilerdir. 2.194.404 akçe muhallefatı ve İnegöl’de Bedre karyesinde mülk hamamı vardı. Kitapları arasında Vânî Efendi Fetvası, Vânî Efendi’nin Arapça Fetvaları, Eşkal-i Telhis adında Vânî Efendi’nin el yazısıyla bir kitap ile daha birçok kıymetli kitapları kalmıştır (BS. 334/ 93). BK, III/293
MEHMED REŞİD MOLLA (Seyyid) Vânî-zâde’dir. 1735’te vefat eden Seyyid İbrahim Efendi’nin oğludur. Anası, Mehmed Emin Efendi kızı Şerife Naile Molla Hanım’dır (BS. 389/14). BK, III/ 295
MEHMED SADIK İstanbul’da Valide Hanı’nda ipek tüccarından iken, ipek maslahatından dolayı hilâf-ı rıza harekete cesaret eylediğinden, te’dîbi için 1825’te Bursa’ya nefy edilmiştir. BK, III/310
MEHMED SADIK BUHARÎ (Şeyh) Sule-hadan bir zat olup Kastamonu’da tasarruf eylediği köyler ref’ edilerek yerine, 24.7.1664’te kendisine Bur-sa’nın ziyade cizyesi malından yevmî yüz akçe vazife tayin edilmiştir (BS. 1073/99). BK, III/275
MEHMED SADIK DEDE Bursa Mevlevî-hanesi şeyhidir. Salih Dede’nin oğludur. 31 sene şeyhlik yapmıştır. 1768’de ölmüş ve Mevlevîhane’deki türbeye gömülmüştür. BK, III/298
MEHMED SADIK EFENDİ Zeynelâbi-dinzâde’dir. Âlimlerdendir. 1761’de ölmüş ve Yeşil Türbesi önünde, Ahmed Aziz Paşa civarına defnedilmiştir. BK, III/296
MEHMED SADIK EFENDİ Küçük Temen-ye’de Eşrefîler mahallesindeki evini Halvetî tekkesi olmak üzere vakfeden Mehmed Emin Efendi’nin vefatı üzerine 31.3.1800 tarihinde şeyh olmuştur.
Bu zaviyeye “İbrahim Baba oğlu Seyyid Baba Zaviyesi” de denir. BK, III/306
MEHMED SAÎD Belgrad’da fetva vermeye mezun iken, kendi hâlinde olmayıp bilâdın(?) ve memleketin nizamlarını bozmaya ve daha nice fenalıklar, melâ-netler yapmaya cesaret eylediği, 1782 senesi Nisanında Belgrad’da zuhur eden ihtilalin çıkmasına sebep olduğu Belgrad muhafızı Mehmed Paşa tahriratı ve Belgrad kalesindeki ulema ve sulehâ ve zâbıtân mühürleriyle mühürlenmiş bir kıt’a mahzarda inha olunduğundan te’dîb için Bursa’ya sürülmüştür (BS. 1196/73). Epey bir müddet Bursa’da oturduktan sonra, Belgrad’a varmayıp Edirne’de kendi hâlinde ikamet şartıyla, 1782 senesi Birinci-teşrin sonlarında affedilmiştir (BS. 1196/69). BK, III/302
MEHMED SAÎD EFENDİ Remzizâde’dir. Kadriye Medresesi müderrisi iken, kendi hâlinde olmamış, ayrıca Arapça-da mahareti olmadığından dile alınmaya layık olmayan kelimeleri öğretmeye cesaret ederek dedikoduya sebep olmuş ve Midilli adasına nefy olunmak için Mudanya’ya götürülmesi ve oradan bir kayığa konularak Midilli’ye gönderilmesi 30.1.1750’de fermanla emredilmiştir (BS. 339/18). BK, III/ 293
MEHMED SAÎD EFENDİ
MEHMED SAÎD EFENDİ Tuzpazarlızâ-de’dir. Müderristir. 1767’de Koca Mehmed Paşa vakıflarının mütevelli kâim-makamı idi (BS. 1179/67). Sefer-i hümayun esnasında müderrisliği ketm olunarak ahâd-ı nastan ve ashab-ı servetten olduğu verilmiş ve sair kudretliler gibi cihat ianesi olarak 300 nefer piyade askeri tahrir, techiz ve maiy-yetine alarak orduya gelmesi emredilmişse de müderris olduğu haber alındığından ve Rumeli kazaskeri Mehmed Efendi müderris olduğunu inha eylediğinden, evvelce verilen emrin kaydı terkîn edildiği, 1775 senesi Nisan ta-
43 Mehmed Sadık
Dede’nin kabri
rihli bir fermanla Bursa kadısına tebliğ edilmiştir (BS. 1186/64). BK, III/301
MEHMED SAÎD EFENDİ Hattattır. Orhan imamıdır. 1798’de ölmüştür. Kabri, Pınarbaşı’nda, Düsturhan civarındadır. BK, III/306
MEHMED SALİH Yeniköy’deki Burun Camii’nin imamı idi. Kendi hâlinde olmayıp padişahın rızası hilâfına hareket eylediğinden Bursa’ya nefy edilmiş ve 1792 senesi Mayısında Bursa’ya muvasalat eylemiştir (BS. 1206/7). BK, III/305
MEHMED SALİH EFENDİ Şeyh İbrahim Efendi’nin oğludur. Babasının vefatıyla Emir Sultan şeyhi olmuştur. Pek küçük olduğundan “Fenâyî” denilen Selâmî Ali Efendi kaimmakamları olmuştur. Mehmed Salih Efendi son günlerinde keyfine mağlup olarak hiçbir işe bakmaya iktidarı kalmayan bir meczup olmuş, Hz. Emir’in vakıfları kâtibi Ab-dülaziz oğlu İshak Efendi akrabadan olmakla şeyhliği ona terk eylemiş ve 1722 senesi Haziranı ortalarında vefat eylemiş ve İshak Efendi müstakillen şeyh olmuştur (G. 95). BK, III/287
MEHMED SAMTÎ EFENDİ Bursalıdır. Hacı Yusuf’un oğludur. Müderris ve Selanik mollası olup 1669’da ölmüştür. Şairdi (SO. IV/178). BK, III/277
MEHMED SELİM EFENDİ Hüseyin’in oğludur. Bursalıdır. Hattattır. 1725’te ölmüştür. BK, III/288
MEHMED SELİM EFENDİ Baldırzâdeler-den Şeyh Mehmed Efendi’nin oğludur. Kardeşi Şeyh Mustafa Efendi vardır. 1752’de Bursa’da idi. BK, III/294
MEHMED SUBAŞI 1588’de Bursa’da yasakçıbaşı idi. Dergâh-ı âlî yeniçerilerinden Süleyman, bir gün mahkemeye gelerek; “kendi hâlimde giderken Kaplıca yolunda Yahudiler Çarşısı’nda, halkın
gözü önünde Mehmed Subaşı beni dövmek istedi. Ben yeniçeriyim, tâzire müstehak olanımız dahi gece tâzir olunup, gündüz tâzir olunmak kanuna aykırıdır, diye bağırdımsa da dinlemeyip beni aşağı alıp yetmiş seksen değnek vurup hakaret eyledi” diye şikâyet eyledi.
Mehmed Subaşı dövdüğünü itiraf ve fakat: “Yeniçeri olduğunu bilmedim” diye cevap vermesi üzerine, birkaç yeniçeri de: “Yeniçeriyim” diye bağırdığını duyduklarını söylediler. Hasan adında bir yeniçeri de mahkemeye gelerek; “Beni de sebebsiz habseyledi ve dövdü” deyince, Mehmed Subaşı da; “şikâyetçisi vardı,onun için dövdüm” dedi.
İbrahim adında diğer bir yeniçeri de; “sebebsiz habsedip başımdan bazı eşyamı ve şeriat kanununa muhalif olarak 1.000 akçe cerime (para cezası) aldı” diye şikâyet eyledi. Mehmed Subaşı buna cevaben; “eşyalarını ben almadım, mubassır Bostan’dadır” dedi. Bunlardan başka 500 kadar yeniçeri mahkemeye gelip; “bizim tâzire müstehak olanımız gündüz tâzir olunmayıp gece ile tâzir olunagelmiştir” dedikleri sicile kaydolunmuş ve 1588 senesi Martında mahkeme de bu huccetin suretini İstanbul’a göndermiştir (BS. 173/202). BK, III/249
MEHMED SUBAŞI Dergâh-ı âlî yaya-başılarından iken 1604’te Bursa’daki yeniçeriler ve acemi oğlanlar zâbıt-lığına tayin edilmiştir (BS. 209/181). BK, III/255
MEHMED SÜKÛTÎ EFENDİ Mudurnulu Mehmed’in oğludur. Bursa’ya yerleşmiş ve orada okuyup Şeyh Mısrî’ye halife olmuş ve Gelibolu’ya gönderilip oradaki Kasım Subaşı Zaviyesi’ne şeyh olmuştur. 1691’de ölmüştür. Deveciler mezarlığına gömülmüştür. Câmî şerhi Fevâid-i Aliyye’yi telîf eylemiştir (SO. IV/192). BK, III/282
MEHMED ŞAH Mevlânâ Yegân’ın oğludur. Kendisi de ulemadandır. Oğlu Mevlânâ Ali Çelebi ve torunu Sina-neddin Çelebi de ulemadandır. 1490’da Bursa’nın en iyi kelâm âlimlerinden idi. BK, III/225
MEHMED ŞAH Yıldırım civarında bulunan bir mezar taşında, Bursa’da ilk defa görülen bir şekil arzetmektedir. Bu da, herkes babasının adını yazdığı hâlde bu taşta anasının adı yazılıdır. Aynen şöyledir: “el-Merhum Mehmed Şah / Veled-i Rukiye Hatun binti İshak Bey”. Taşta tarih yoktur. İshak Bey’in kızı Rukiye Hatun’un oğlu Mehmed Şah Bey’in kim olduğu tesbit edilememiştir. BK, III/316
MEHMED ŞAH (Mevlânâ) Şemseddin Fenarî’nin oğludur. 17 yaşında iken Sultaniye Medresesi’ne müderris olmuş ve sonra da diğer medreselerde müderrislik yapmıştır. 1426’da vefat etmiş ve Molla Fenarî’deki babasının yanına gömülmüştür. Birçok eserleri vardır. Gayet zeki, âlim ve fazıl idi. Vücudu bir ilim hazinesi idi. Gayet tatlı bir ifadesi vardı (G. 244; ŞN. 56; SO. IV/102). BK, III/213
MEHMED ŞAH (Mevlânâ) 1489’dan evvel ölen Mevlânâ Hasan Çelebi’nin babasıdır. Diğer oğlu da Mevlânâ Muhyiddin Çelebi’dir (BS. 4/227, 350). Şeceresi:
BK, III/225
MEHMED ŞAH BEY Zeynî Çelebi’nin oğludur. 1561’de Hatice Hatun vakıflarının hasbî nazırı idi. BK, III/241
MEHMED ŞAH ÇAVUŞ Ali’nin oğludur. Şark seferine memur olan Mustafa Bey’in kethüdasıdır. Kendisi dergâh-ı âlî çavuşlarından olup Bursa’daki hassa harc emini olmuştur. 1583 senesi Birinciteşrin ayında âyân ve sözü geçenlerdendi. BK, III/247
MEHMED ŞAH ÇELEBİ Bursa müderris-lerindendir. Cemaleddin oğlu Mevlânâ Ali’nin oğlu ve müderris Hızır Şah Çe-lebi’nin kardeşidir. 1496’da 10 akçe yevmiyeli cihete tasarruf ediyordu (BS. 12/130). BK, III/226
MEHMED ŞAH EFENDİ Yusuf Fenarî’nin oğlu Alâeddin Ali’nin oğludur. Bursa’da doğmuştur. Doğduğu gün, Fatih, “ulemanın neslindendir” diye 30 akçe yevmiye bağlamış ve II. Bayezid de buna 20 akçe ilâve eylemiştir. Müderrisliklerde bulundu. Anadolu kazaskeri oldu. 1522’de vefat etti. Şeyhulislâm Ali el-Cemalî Efendi cenazelerinde bulundu (Osmanlı hükûmetinin son asırlarında görülen anasından doğar doğmaz bir kimseye rütbe verilmesi Fatih zamanında bu suretle başlamıştır zannederim). Cesedi Bursa’ya nakledilerek Fenarîlerin yanına gömüldü. 46 sene yaşamıştır. 11 kitap telîf eylemiştir. Eserleri tab’ olunamamıştır. Kendisi babası gibi bir ilim ve irfan denizi idi. Şairdi. Mahlası “Gammî”dir. Sicill-i Osmânî Çukurçeşme Camii’ni bina eylediğini yazıyorsa da bu caminin nerede olduğunu bildirmiyor. Bu zata sadece Muhyiddin Efendi de denilmektedir (G. 248; ŞN. 386; OM. II/15; SO. IV/ 342). BK, III/232
MEHMED ŞAH EFENDİ
MEHMED ŞAH EFENDİ İznikli Ali Bey’in oğludur. Şam ve Kütahya mollası oldu. 1606 senesi Martında ölmüştür. Temiz ahlâkıyla şöhret bulmuştur (BS. 4/ 139). III/256
44 Mehmed
Şemseddin Fenarî’nin kabri
MEHMED ŞAKİR AĞA Yeniçeri ağası iken Kütahya’ya memur edilmiştir. Kütahya’da padişahın arzusuna aykırı harekete başladığı Ocak tarafından inha ve başka tarafa tahvili istidâ olunduğundan ve Kütahya’da oturması ahâlinin perişanlığını mucip olduğundan ve ıslâh-ı nefs eylediği de ailesi tarafından ifade edildiğinden bundan sonra hilâf-ı rıza harekette bulunmamak üzere Bursa’ya tahvil-i memuriyeti 1816 senesi Birinciteşrin ayında emredilmiştir (BS. 1272/9). BK, III/ 308
MEHMED ŞANÎ EFENDİ Müderrislerin reisi Nizameddin Efendizâde’dir. Kendisi de müderristir. 1817’de ölmüş ve Baba Zakir Mescidi haziresine gömülmüştür. BK, III/308
MEHMED ŞEMSEDDİN FENARÎ Ham-za’nın oğludur. Büyük âlimlerdendir. Osmanlı hükûmeti’nin ilk şeyhulislâ-mıdır. 751/1350 senesinde Fenar isminde bir köyde dünyaya gelip Alâed-din Esved ve Aksaraylı Şeyh Cema-leddin ile sair âlimlerden ders almış ve tahsilini Mısır’da ikmal eylemiştir. Şeyh Kemaleddin ve Mevlânâ Ahmedî ve Hacı Paşa ile birlikte ders almıştır. Şer’î ilimler ile kozmoğrafya ve matematik ve sair naklî ve aklî ilimlerde ihtisas ve bilgi sahibi olarak Bursa’ya gelmiş, Yıldırım ve Çelebi Sultan Mehmed zamanlarında Bursa’da tedrisle meşgul olup birçok talebe yetiştirmiş ve şöhreti cihanı tutmuştu. Padişahlar ve büyükler yanında hürmet ve itibara nail olmuştur. Her taraftan ilim ve irfan talipleri derslerine koşmaya başlamışlardır. 822/1419’da Hacca gitmiş ve avdetinde Mısır’da Melik Müeyyed tarafından Kahire’de alıkonularak bir müddet orada de tedrisle meşgul olmuş ve Çelebi Sultan Mehmed’in daveti ve iltiması üzerine 828/1425’te Bursa’ya gelmiş ve II. Murad tarafından Bursa kadısı ve müftüsü edilmişti. Şeyhulislâmlıkta 6 sene
bulunmuş ve şer’î işleri adalet ve hakkaniyetle idare etmiştir. Hükûmetin mühim işlerinde kendisiyle müzakere edilerek fikrinden ve reyinden istifade olunmuştur.
Bir aralık gözleri kör olmuş ve tekrar şifa bulmuştu. Allah’a şükretmek maksadıyla 1429’da Hicaz’a gitmiş ve avdetinde 834/1430’da vefat eylemiş ve bina eylediği camiye defnedilmiştir. Bu camiden başka bir de medrese inşa ettirmiştir (KA. 3436). Vefatında birçok mal ve para, 10.000 cildi mütecaviz nefis kitap terk etmişti. Birkaç eseri vardır. Müsvedde hâlde daha birçok telîfatı da vardır.
Kendisi zahid, âlim, fazıl, tasavvufa aşina bir zat idi. Arapça şiirleri ve manzum eserleri vardır. Karaman-oğlu’na hediye ve ithaf eylediği Fatiha tefsiriyle Fusûlü’l-Bedâyî’ en nefis eserlerindendir. Aile fazileti asırlarca Bur-sa’nın abrû-yı irfânı olmuştur. Umur-i diniyyede dikkat ve ihtimamı son derecede idi. Hatta bir şeyden dolayı padişaha; “Sen cemaate devam etmiyorsun” diyerek şehadetini red eylemesi meşhurdur (LTC. IV/215).
Âlimlerin büyüklerinden, mutasavvıfların meşhurlarındandı. Bazıları Hindistan’da Fenar karyesinden ecdadı gelmiş diyorlar; bazıları da Emir Sul-tan’ın Yıldırım’ın kerimesiyle teehhülü sırasında hediye olarak musanna’ bir fener göndermiş de onun için “Fenarî” lakabıyla şöhret bulmuştur, diyorlar. Bir vakit gözleri kör olmuş ve rüyasında Peygamber Efendimizi görerek gözleri açılmıştır. Bundan dolayı kadınlar her Cuma günü birer arzıhâl yazarak baş ucundaki künke korlar ve çoğunun arzusu yerine gelirmiş. Ziyaretgâhdır. Evlâdının cümlesi de âlim, fazıl, müellif ve musannif olarak Bursa’nın iftiharına bais olan asil bir ailedir (Şemseddin Ulusoy-Bursa Türbeleri).
Mehmed Şemseddin Fenarî’nin babası Hamza, onun babası Halil ve onun babası da İsa ki, “Nizameddin Fenarî” diye meşhurdur. Şeyh Hamza, Konyalı
Mehmed Şemseddin Fenarî’nin Şeceresi
İsa (Nizamüddin Fenarî)
Mehmed Şemseddin
Hasan Paşa
Ahi
Yusuf
Halil Paşa
Ümmügülsüm
Alâeddin Ali Efendi
Şeyh Sadreddin’in çıraklarındandır. Vefatında 150.000 dinarı kalmış idi (G. 239).
Şiirde “Gammî” mahlasını kullanırdı.
Ey Gammî nâle vü zâr ile ölürsen yeridir Sana kim dedi ki her bir güzele yâr olasın Üç lisanda nazım ve şiirde mahirdi (KA. V/3285; SO. III/159). BK, III/213
MEHMED ŞEMSEDDİN ULUSOY Bk. Şemseddin Mehmed Efendi.
MEHMED ŞERİF AĞA Abdullah Efendi oğlu Hacı Abdülgani Ağa’nın oğludur. Hacı Eyüb Ağa’nın kızı Emetullah Ha-tun’un kocasıdır. 24.11.1752’de Ebu Şahme mahallesinde vefat eylemiştir. Kızı Zeyneb ve kardeşi Müderris Süleyman Efendi kalmıştır. 11 Kur’ân-ı Kerim’i, 10 gümüşlü kılıç, 3 gümüşlü hançer, 5 gümüşlü bıçak ve 589.408 akçe muhallefat bırakmıştır. BK, III/ 294
MEHMED ŞERİF AĞA Bursa hanedan ve eşrafından olup, Aydın mal müdürlüğünde, Ankara muhassıllığında ve Is-parta, Antalya, Muğla, Alaiye, Burdur sancakları kaymakamlıklarında bulunmuştur. 1871’de ölmüş ve Şeker Hoca Mescidi civarına gömülmüştür. Bektaşî tarikindendi. BK, III/312
MEHMED ŞEVKET BEY Erzurumludur. Hudâvendigâr, Bursa, Ertuğrul gazetelerine şiirler yazardı. Ermeniler tarafından 1911’de öldürülmüştür. Mezarı Orhangazi’dedir. Yazma divanı “Koyunlu” ailesindedir. BK, III/315
MEHMED ŞEVKÎ EFENDİ
MEHMED ŞEVKÎ EFENDİ Çömezzâde Ahmed Efendi’nin oğludur. Bursalıdır. 1688’de ölmüş ve Kayan Camii hazire-sine gömülmüştür. Kendisi şairdir. Mahlası “Şevkî”dir. Bursa’da akranı arasında şöhret bulmuştur. Birçok eserleri vardır. Çok malûmatlı idi. Hoş tabirler bulurdu. Şu kıt’a onundur:
Zerreler gibi yolunda gerçi olduk pâymâl Dökmedin ey mihr-i enver bûse-i
dâmânına
Âşık-ı üftâdene ey dilber-i âlîcenâb Dâimâ cevreylemek düşmez uluvv-i şânına
(ST. 398) BK, III/282
MEHMED TAHİR Bursa, Kite, Mudanya, İnegöl, Yenişehir kazalarının mimarlığı ve su nezareti, 1779’da Mehmed Emin ile müştereken uhdesinde bulunmakta idi (BS. 1191/17). BK, III/302
MEHMED TAHİR PAŞA Bk. Tahir Paşa (Mehmed).
MEHMED TALİB EFENDİ Mehmed oğlu Mustafa Efendi’nin oğludur. 13.10.-1706’da Erzurum kadısı iken Erzurum’da ölmüştür. Bursa’da Orhan ma-hallesindendir. Nurullah isminde bir oğlu, Edîbe isminde bir kızı vardı. 1879 kuruş muhallefatı ve tarih ve edebiyata ait birçok kitapları kalmıştır. Bunlar arasında Sehî, Hafız, Sâib, Süleyman, Asafî, Cevrî, Selim, Sa’dî, Kemal Örfî divanları, Hasan Çelebi ve şairlerin tezkireleri bilhassa söylenmeye değer (BS. 1116/59). BK, III/285
MEHMED TEVFİK BEY Bursa’nın Nal-bandoğlu mahallesindendir. İplik sarıp bükmek için bir makina icad eylemiş ve kendisine 8 Ağustos 1893’te gümüş sanayi madalyası verilmiştir. BK, III/ 314
MEHMED ÜFTADE EFENDİ (Şeyh) Üfta-de şeyhi Burhaneddin Efendi’nin oğludur. 1836’da doğmuş ve 1845’te babasının yerine şeyh olmuştur. Yetmiş sene şeyhlik yaptıktan sonra 1912’de yaklaşık seksen yaşında ölmüştür. Dinç, lâubâlî-meşreb, kibirsizdir. Ekseri vakitlerini tekkesinde geçirir ve münzevîyâne bir hayat sürerdi. BK, III/ 315
MEHMED VUSÛLÎ EFENDİ Kapıcıbaşı Abdullah Ağa’nın oğludur. II. Selim
daha şehzâde iken bunu Konya ve Kütahya’ya kadı nasb ettirmiş ve musa-hibesi “Hubbî Hatunu” buna vermişlerdir. Bundan sonra “Hubbî Mollası” diye şöhret almıştır. Selim padişah olunca bunu Bursa kadılığına getirdi. Daha sonra da Anadolu kazaskeri, İstanbul kadısı olmuştur. 1590 Mayısında İstanbul’da ölmüş ve Eyüp’teki türbesine gömülmüştür. Bursa’da Molla Efendi Medresesi adıyla bir medrese yaptırmıştır. Demirtaş Hamamı denilen Oruç Bey Hamamı’nın mütevellileri, mermerlerini ve kurnalarını satmışlar ve hamamı harap bir hâle koymuşlarken Hubbî Hatun namına bu zat satın almış ve hamamı tekrar ihya eylemişti. İstanbul’da Fındıklı’da cami ve hamam ve Parmakkapı’da mescid ve mektebi vardır. Karısı da kendisi de şairlerimizdendir. Oğlu Mehmed Efendi müderris ve kadılardan olup çiçek meraklısı idi. “Çiçekçî Molla” diye şöhret almıştır. “Molla Çelebi Lalası” buna mensuptur. Evlâdları hep müderris ve âlim olmuştur (BS. 191/187; SO. IV/ 128). BK, III/253
MEHTER Vaktiyle bâb-ı âlîdeki çavuş ve kavaslara, memuriyet, rütbe ve nişan alanların evlerine müjde götüren kimselere ve vezir kapılarında çalınan nöbet çalgısı takımına derlerdi. BK, III/317
MEHTERBAŞI Bursa kalesindeki mehterlerin başıdır. İstanbul’daki hassa mehterbaşı emriyle tayin olunurdu. Bursa ve tevâbiinde olan düğünlerde hassa kösler için alınagelen âidâtı tahsil ederdi. 8.6.1663 tarihinde verilen bir emirde, bunların mehterbaşıya ait olduğu bildirilmiştir (BS. 1073/129).
1664’te: “Bursa kalesinin mehterleri nöbetlerini çalıp, lâkin mukabelesinde muayyen cihetleri olmayıp, yalnız şehirde vaki olan düğünlerde bunlar çalıp geçinmekte ve hariçten ve âhardan kimsenin alâkası yok iken, eskiden olagelene muhalif, sancakbeyi mehterleri vaki olan düğünlerde çalıp bunlara ait
olan maişetlerini alıp, nevbete çok sıkıntı verip ve hâlen kalede nevbet hâlî olmağa bais olup teaddî eylediklerini” divan-ı hümayuna bildirdiklerinden, olagelene ve emr-i hümayuna muhalif kimseye iş yaptırılmaması emredildi (BS. 1073/86).
1.1.1764’te gelen bir emirde, İstanbul sarayındaki mehteran-ı tabl u alem-i hassalarda kös-i hümayunların hammaliyesi olarak, Bursa mehterbaşı-lığı, bir sene müddetle ve peşin para ile seneliği 145 kuruşa birisine iltizama verildi. Bu adam, nefs-i Bursa ve kazaları ve nahiyeleri ve köylerinde olan arûsânelerde (düğünlerde) zurna ve davul çalan mehterler üzerlerine zâbıt ve mehterbaşı idi. Bursa’daki mehterlere bunu, üzerlerine zâbıt ve mehterbaşı bilip düşen işlerde ona müracaat edip, reyinden ve sözünden dışarı hareket etmemeleri bildirildi ve adamın eline, “Sermehterân-ı tabl u alem-i hassa” tarafından temessük olmak üzere bir vesika verildi.
1767’de Bursa’da çalıcı mehterbaşı-ları öteden beri hassa mehterbaşıları tarafından zabt u rabt ve hasıl olan akçesini kös-i hümayun hamaliyesine sarf olunmak şartıyla, mehterbaşılığa, mehterân-ı tabl u alem-i hassa ocağı emektarlarından Ali tayin edilmiştir (BS. 1179/10). BK, III/317
MEHTERLER Bursa kalesinde çalıcı mehterlerden Mehterbaşı Hızır Çavuş ve neferlerinden Veli, Mustafa, Musli, Bekir, Yusuf, Hasan dergâh-ı âlîye 1624 senesinde arzıhâl sunup memuriyetleri İstanbul’da mîr-i alem olan Hasan Ağa’nın arzı mucibince tevcih olunmakta iken hariçten bazıları müdahale eylediklerinden men’lerini rica eylemişlerdir. Kalede ve sair dernek ve cemiyetlerde bunların mehterlik edip, âhardan kimsenin mehterlik etmemesi emrolunmuştur (BS. 283/160).
-
18. 4. 1760’ta; “Bursa ve levâhıkları ve tevâbii köylerinde vaki olan arû-sânelerde (düğünlerde) mehteran-ı tabl
45 Mehter takımı
u alem-i hassalarda kös hammaliyesi mülhakatı olmak üzere zurna, davul çalan mehterlerin üzerlerine, çalıcı mehterbaşılığına talib ve ragıb olan Molla Mustafa, bir sene tamamına değin Bursa’da vaki İnegöl, Yenişehir, Gemlik, Mudanya, Kite’de yapılacak düğünlerde, bunlara müracaat edilip bunun izni olmaksızın düğün yapmayalar ve izinsiz, taşrada bu işe başlamayalar. Düşen işleri için buna müracaat edeler. Âhar-dan bir fert müdahale etmeye” diye, hassa başmehteri Ahmed Ağa tarafından Molla Mustafa’ya temessük verilmiştir (BS. 1172/67). BK, III/317
MEKKÂRÎ
MEKKÂRÎ Ordunun eşyasını nakil için kullanılan beygir, katır ve develere denir.
18.3.1663’te Bursa’da bulunan padişah IV. Murad, Edirne’ye gitmek için ziyade mekkârî davarları lâzım olmakla, Bursa’da ve her ne mahalde bulunursa üç yüz mekkârî deve ile üç yüz mekkârî katır ihraç edilerek acele Bur-sa’ya irsalini emreylemiştir (BS. 1073/ 140).
1688 Ağustosunda, “hareket- i hümayunda ağırlık taşımak üzere, iyi ve fena demeyip iki yüz miktar mekkârî davarının” acele gönderilmesi Bursa kadısına, kethüdayerleri, yeniçeri serdarları ve âyân-ı vilâyetin iş erlerine emredilmiştir. İstanbul’a girdikleri günden itiba-
46 Osmaniye Mekteb-i İbtidaisi
ren bunların ücretlerinin mirîden verileceği de ifade edilmiştir (BS. 363/45).
4.4.1743’te Bursa kazasından, “Erzurum seraskeri Vezir Ahmed maiyyetinde yüz re’s mekkârî ve katır ihrac olunup doğu(?), Sivas’ta ve Zara köyünde mevcut zahire ve mühimmatın nakli hizmetinde kullanılması ve Sivas’tan nakliyata başladıkları günden, bu işin hitamına kadar beherine âdet vechile yirmi beşer akçe ücret yevmiyeleri ordu defterdarı tarafından nakden verilmesi, cümlesi tüvânâ ve yola yarar ve beherinin ikişer çift çuvalları ve urganları ve semer ve sair âlât ve bisatları bulunması ve her bir katarının birer nefer mekkârîcileri tam ve mevcut olmak üzere ihracları” emredildi (BS. 334/ 11).
1744’te İran seferi nakliyatında kullanılmak üzere, nefs-i Bursa’dan kırk beş re’s mekkârî beygirleri ihracı (BS. 334/38) emredilmiştir. Bu mekkârî ve katırlar Sivas’tan zahire ile yola çıktıkları tarihten, hizmette olduklarınca yevmiyeleri mutad vechile ordu defterdarı tarafından verilecektir. “Bunların dinç ve her birinin ikişer çift çuval ve urgan ve yular ve semer ve sair âlât ve ve bisat ve takımların mükemmel ve tam olmak ve gece ve gündüz yanlarından ayrılmayıp işin hitamına kadar gereği gibi görüp ve gözetip ve bilâ-izin firar ve gaybet veyahut ricat ve avdet etmemeleri şartıyla, ahâli-i vilâyet ta-
raflarından her bir katarına kefil ve boyunlu birer nefer kârgüzâr (harben-de/mekkâreci) tayin ve üzerlerine ehl-i vilâyetin marifet ve ittifaklarıyla âyân-ı vilâyetten emniyetli bir kimsenin mek-kârîbaşı nasb ve tayin olunmak üzere tedarik ve ihracları” bildirilmiştir (BS. 384/87).
1773’te Bursa kazasından, Moskof seferi için 200 mekkârî ihracı (BS. 1186/3, 15) emredilmiş ve Reyhan Paşa mahallesinden Mehmed oğlu Kara Hüseyin, Bursa’dan istenilen iki yüz beygirden yüzünü ordu-yı hümayunda eda-yı hizmet etmek için, beheri 32 kuruştan üç bin iki yüz kuruşu şehir kethüdası Süleyman Ağa’dan almıştır (BS. 1186/31). Diğer yüzü için Süzen-kefen mahallesinden Mehmed oğlu Abdurrahman Paşa 3.500 kuruş almıştır.
1778 senesi İkinciteşrin ayında gelen bir emirde, Bursa kazasından yüz mekkârî ihracı emrolunmuş (BS. 1191/5) fakat dört ay sonra Rusya ile sulh akdedildiğinden mekkârîlerin sevki affedilmiştir (BS. 1191/13) .
1788 senesi Birincikânun ayının beşinci günü gelen bir emirde, Bursa kazasından iki yüz otuz ve geçen seneden geri kalan 17 re’s ki cem’an 247 re’s mekkârî beygiri ihracı ve nevruzdan evvel ordu-yı hümayuna irsal ve îsali emredilmiştir (BS. 308/2). BK, III/ 318
MEKTEP Bursa’da birçok mektep açılmış ve kapanmıştır. Bu mekteplerden hüviyetlerini tesbit edebildiklerimizin listesi şudur:
Abdal Mehmed, Abdülvasi Efendi, Acem Reis, Adanalı Hoca Sinan, Akçeli Bekir, Alâeddin (Kadı Gökyaka), Ahmed Dâî, Altıparmak, Attar Bedreddin, Aynîşah Sultan, Ayşe Hatun, Başçı İbrahim oğlu Mehmed Çelebi, Bezirgan-zâde Mehmed Çelebi, Bıyıklı Mahmud, Boyacıkulu Sinan, Çakır Ağa, Çalab-verdi, Çardak, Çekirge, Defterdar Nureddin, Demirtaş, Derviş Ali, Dost Emir,
Durmuş Halife, Efdalzâde Mehmed Çelebi, Elaldı Hatun, Eyyühüm, Faize Hatun, Gedizli Muhyiddin, Hacı Budak, Hacı Hüsam, Hacı İlyas, Hacı İvaz Paşa, Hacı Mehmed (Balcı), Hacı Mustafa, Hacı Nasuh (Lâgar Nasuh), Hacıoğlu Hoca, Halil Çavuş, Halkasız, Hammal-zâde, Hamza Bey, Hançerli Sultan, Hatice Hatun, Hatuniye, Hoca Emirhan, Hoca Hasan, Hoca Mahmud, Hoca Şücâ, Hoca Yunus, Hoca Alioğlu, Hundî Hatun, Hüseyin Mir, Kademeri Kemal Bey, Kadı Mahmud oğlu Pîr Ali, Kaftancı Ali Çelebi, Kale-i Umur Bey Mahallesi, Kara Ali Paşa, Karabıyık Nebi Halife, Kasap Hacı Süle, Kasapzâde Mehmed, Kastamonî Hoca Mehmed, Kayan, Kazânî Abdüllâtif, Kazzazoğlu, Leys Çelebi, Mahmudzâde Mehmed Çelebi, Malatyalı Ahmed, Mehmed Çelebi (Kızılcık Kurusu), Mehmed Çelebi, Mev-lânâ Vildan Efendi, Minaredibi, Molla Arab, Molla Gürânî, Molla Fenarî Mahallesi, Muhyiddin, Nişancı Ahmed Bey, Orhan, Parmaksız Hüseyin, Reyhan Paşa, Rüşdiye, Selçuk Sultan, Yeni Bezzaz, Yıldırım, Zeyrekzâde.
Bunlar hakkında, adları hizasında biraz muhtasar malûmat verilecektir. Daha ziyade tafsilat ve izahatı Bursa Halkevi idare amiri Necip Aksoy Bey’in henüz tab’ ettirmediği Bursa Maarif Tarihi’nde bulabilirsiniz. BK, III/320
MELİK BEY Osman Gazi’nin oğludur (Bk. Tarih Kurumu’nun Belleten’i, XIX/ 281). Akıncıların başı idi. Rumeli’ye geçenlerin serdarı idi. Süleyman Pa-şa’nın oğlu Melik Nasır ile Rumeli’ye geçerken boğulmuştur. Burgus tekfuru atmaca avına çıkmış iken, bunlar tekfuru tuttular ve kaleyi harpsiz zapt eylediler (DE. 83). Melek Hatun adında bir kızı vardı. BK, III/320
MELİK PAŞA Gümüşboğa’nın oğludur. Bursalıdır. 1463 senesi Haziranında Saray Camii mahallesinde ölmüştür. 26.494 akçe muhallefatı kalmıştır. Varisleri gaibti (BS. 1/42). BK, III/321
MEMİ “Süle Memi” diye meşhurdur. İzniklidir. Kapan Çarşısı’ndaki iki dükkânını Mahmud Çelebi Mescidi’ne vakfeylemiş ve icarını imamlarına şart eylemiştir. Kanunî devrinde yaşamıştır. BK, III/321
47 Osman Gazi Türbesi karşısında Hamidiye Mekteb-i İbtidaisi
MEMİ ÇELEBİ Emir Sultan şeyhi Davud Efendi’nin oğludur. Edremit’te açılan tekkeye şeyh olarak gönderilmiştir. 1539’da Bursa’ya gelerek bazı kimselerin teşvikiyle Emir Sultan Tekkesi’ne şeyh olmak için muarazaya başlamış ise de o sıra vefat eylemiştir. BK, III/ 321
MEMİ ÇELEBİ Dede Bâlî’nin oğludur. 1561’de Bursa şehir kethüdası idi (BS. 92/180). BK, III/321
MEMURİYETLER Bursa’da sancakbeyin-den başka, altı bölük kethüdayeri, yeniçeri serdarı, kale dizdarı, iskele zâbıtı ve ihtisab kethüdalığı, pazarbaşılığı, (mizan-ı harir dellalbaşılığı, havaleliği, vezzanlığı), Bursa kilecibaşılığı, şehir kethüdalığı, ağnam emaneti, mahkeme başkâtipliği, şehir subaşılığı vs. memuriyetler vardı. Bunların her biri fermanla tayin olunurdu (BS. 1073/21). BK, III/321
MENGENE Muhtelif kumaşları perdah etmek için kullanılan bir aletin adıdır. 7.1.1755’te mîrî mengene mukâtaası ihdas olunduğunda, tüccarların ellerinde bulunan perdah demirleri toplanıp bedestandaki beylik mahzene konulmak istenilmişse de, demirler kıymetli olduğundan nemli mahzene konması hâlinde bunların harap olma ihtimali bulunduğundan, ashabı sızlanmakta ve mahzene mutasarrıf olan kişinin de, bunu kira ile tuttuğundan muhalefet etmekte olduğu bildirilmiştir (BS. 280/112).
1815’te gelen bir emirde de, Sultan Mustafa, Ayasofya’da bir kütüphane yaptırmış ve buna irad olmak üzere İstanbul’da dokunan İstanbul şalısı, İstanbul gezisi ve sair kumaşların terbiyesi için, Mahmud Paşa civarında inşa olunan taş ve ateş mengenelerini tahsis eylemişti. Ayrıca bir de mengene mukâtaası ihdas edilmiş ve vakıf mütevellisi tarafından her sene birisine müzayede ile iltizama verilmişti. Bu kumaşların yapıldığı Şam, Haleb, Diyarbakır, İzmir, Bursa, Edirne, Selanik ve bunların emsali yerlerde eskiden bir ateş mengenesi vardı. İstanbul’dan başka yerde taş mengenesi ihdas olunmaması, padişahın el yazısıyla nizama konmuştu. Bundan sonra Diyarbakır ve Bursa’da da taş mengenesi ihdas olunmuş ise de hilâf-ı nizam olduğundan bahisle men’ olunmuştu. 1815’te Bursa kumaşçılarından bazıları padişaha müracaatla, taş mengenesi ihdası için ferman istihsal eylemişler, taş mengenesini yapmaya başlamışlardı. Bunu duyan İstanbul kumaşçıları dilekçe ile müracaat ederek; Bursa’da taş mengenesi ihdas olunursa, kendi tezgâhlarının muattal kalacağı ve kendilerinin perişanlıklarına sebep olacağından, bunun men’ini ve verilen emrin iptalini ve Sultan Mustafa vakfı mucibince, yalnız taş mengenenin İstanbul’a tahsisini istemişlerdi. Hazine-i âmiredeki kayıtlara müracaat olunduğunda, Bursa mengene mukâtaası, Halil ile diğer
şerikleri üzerinde kilitli mal ve muaccele ile uhdelerinde olduğu ve Bur-sa’daki kumaşçı esnafı, tezgâhlarından çıkarıp mengeneye götürdükleri kumaşları bir kere ateş mengenesiyle tokmak perdahı olduğundan ve tokmak ile perdahlanan kumaşın ekserisi sakatlanıp, bezirganların itibar etmemelerine sebep ve esnafın alış verişine mâni’ olduğundan, ekserisi borçlu kalmakta ve tezgâhlarını terk etmekte olduklarından, mukâtaanın hasılatı her sene azalmakta olduğundan, gerek beyliğe ve gerek kendilerine zarar ve ziyanı mucib olduğundan, Bursa mengene mukâtaasının imarı için bundan böyle, mengeneye gelen kumaşlar tokmak ile perdahlanmayıp, bir adet taş mengenesi koymak ve masrafını bu esnaf tarafından hükûmete teberru eylemek, bu esnafın verdikleri taahhüd senedi mucibince mukâtaayı ve esnafı korumak için Bursa ve tevabii kazalarında dokunan kumaşlar başka mahalde mengenelenmeyip doğruca Bursa içerisinde kâin mirî mengeneye gelip mengenelenmek ve bundan sonra gerek Bursa’da ve gerek tevâbii kazalarında başka mengene yapılmamak ve konacak mengenenin masrafları ahâli tarafından verilip, mirîye teberru olunmak ve İstanbul mengenesi gibi rusûmatı verilmek şartıyla, bir adet taş mengenesi konmasına müsaade edilmiş ve emir verilmiş olduğu kayıtlardan anlaşılmıştır ve bunun mukâtaa şartlarına mugayir olmadığı görülmüştür.
İstanbul mengenesinin nizamında Şam, Bursa, Diyarbakır ve sair mahal-lerdeki mengenelerin men’ine dair bir sarahat olmadığı Haremeyn muhasebesinden çıkarılan derkenarlardan anlaşılmış ve buna nazaran da Bur-sa’da taş mengenesinin men’i lâzım gelmemek icap edeceği başmuhase-beden bildirilmiştir. Bursa’da taş mengene olmadığı takdirde, Bursa kumaşları, gelip gitmede iki defa gümrük vererek deniz aşırı kumaşlarını İstan-
bul’a gönderip mengeneletmeyecekleri zahir ve bu sebeple Bursa’dan İstanbul’a ve İstanbul’dan Bursa’ya ham kumaş göndererek mengenelenmek mülâhazaları bertaraf olduğu takdirde, İstanbul ve Bursa mengeneleri mukâ-taalarına ve arzıhâl sahiplerine faide ve zarar tekevvünü melhuz olmadığı âşikâr olduğu takrirle, padişaha arz edilmekle, takririn üst tarafına Sultan Mahmud kendi el yazısıyla, “Bursa’da taş mengene ihdas olunmazdan mukaddem, Bursa’da nesc ve imâl olunan kumaşlar âsitâne-i aliyyeme gelip men-genelenirmiş. Böyle ise, İstanbul mengenesi mukâtaası tarafından, men’i iddia olunmak lâzım gelirse de, sandalcı esnafının ziyanı nedir ki, bu istidâya salâhiyetleri olsun. Bursa’da taş mengenesi ihdas olunmazdan mukaddem, Bursa’da nesc ve imâl olunan kumaşlar, mengene için İstanbul’a gelmeyip ol tarafta ateş mengenesiyle perdah olu-nagelmiş ise şimdi ol tarafta gerek ateş mengenesiyle perdah olsun, gerek taş mengenesiyle olsun, bunun kimseye zararını anlayamadım. İyice tahkik ve ifade olunsun”, hatt-ı hümayununu yazmıştır.
Bu hatt-ı hümayun mucibince, bu işe vâkıf olanlarla lede’l-müzakere, öteden beri Bursa’da dokunan kumaşlar, perdah için İstanbul’a gelmeyip Bursa’da tokmak ve ateş mengenesiyle perdah olunduğundan, kumaşları sakatlanarak Bursa esnafına özrü mucib olduğundan taş mengenesine izin rica eyledikleri ve Bursa kumaşı İstanbul kumaşından ipekli, revnaklı, bahası dahi ehven olduğu ecilden, Bursa’da taş mengenesi ihdas olunduğu surette Bursa kumaşlarına bir kat daha revnak geleceği şüphesizdir. İstidâ sahipleri daima, halka pahalı satmak âdetleri olmakla kumaşlarının sürümü azalacağı ve hülyalarında olan ziyade kâr ve menfaatlerine noksan geleceği korkusuyla istidâ vermeye kalkıştıkları nümayan-dır. Tahkîk-i madde için Bursa kumaşından bir top al boyalı şalı otuz altı
kuruşa ve İstanbul kumaşından bir top alsız şalı kırk kuruşa mübayaa ettirilip, al boya farkında ve Bursa kumaşının ipekli ve âlâ olmasından başka, İstanbul kumaşından beş kuruş noksanına mübayaa olunup taş mengene ile terbiye olunduğu takrirce, bir kat daha Bursa kumaşının revacına ve müşterisi olan halkın hayır ve menfaatinedir. Bu vechile, İstanbul esnafının halka vaki olan mazarratlarının sukutuna bais olacağı tebeyyün etmiş ve İstanbul esnafı istidâları bundan sonra hadden ziyade itibar eyledikleri kârdan zarar mülâhazasından neşet etmiş idüğü tahakkuk eylediğini şıkk-ı evvel defterdarı Mehmed Saîd Efendi takrir edip, takrir, Sultan Mahmud’a arzolu-ndukta üzerine, “öteden beri Bursa’da nesc ve imâl olunan kumaş, perdah için İstanbul’a gelmeyip mahallinde perdah olduktan sonra taş mengenesiyle olmasında ferd-i âferideye ziyanı yoktur. Esnaf-ı merkûmeye cevap verilip Bursa mengene mukâtaası ashabına sadır ettirdikleri emrin te’kîdi hâvî emir verile” diye hatt-ı hümayun çıkmış olduğundan, mucibince amel olunması emr ve 9 Rebiulevvel 1231 hicrî ve 8.2.1816 milâdî tarihinde Bursa kadısına keyfiyet tebliğ edilmiştir (BS. 1272/ 31).
23.5.1846’da Bursa mengeneleri harap olduğundan tamir ettirilmiştir (BAİD. 1776). BK, III/322
MENSÛCAT
MENSÛCAT 19.4.1587’de Bursa’daki gümrük ve kumaş damgası mukâta-aları mültezimleri Ramazan ve Mehmed mahkemeye müracaat ederek: “Tahvilleri; iltizam müddetleri içinde Acem diyarına sefer-i hümayun olmakla, Bursa’ya az ipek gelmiş ve çok pahaya çıkıp ve tüccar dahi az gelip, eski mültezimlerin zamanları içinde işlenen kumaş tezgâhlarının bugün ancak dörtte birisi işlenip ve gelen tüccarın hâlâ nısfı ancak gelmekle mukâtaaları hasılatına çok ziyade ve noksan geldiğini iddia ve bunun vilâyet âyânından so-
rulmasını ve vukuu üzere yazılmasını istemişler ve bir emr-i şerif dahi getirmiş olduklarından, vilâyet âyânından ve sanat erbabından ve vukuf sahiplerinden çağrılıp kendilerinden sorulduğunda” mültezimlerin iddialarını tasdik eylemişler ve şu tezgâhların kaldığını bildirmişlerdir:
İsa oğlu Hacı Mahmud: Kırk altı tezgâhtan bir tezgâhı kaldı.
Süleyman oğlu Hacı Mehmed: On tezgâhtan hiç biri kalmadı.
Nasuh oğlu Hacı Abdi: Otuz tezgâh sahibi iken fevt oldu.
Abdüllâtif oğlu Mustafa: Kırk tezgâhı vardı, kendisi gaib oldu.
Abdullah oğlu İbrahim Bey: Yedi tezgâhı vardı, kendisi gaib oldu.
Hacı Abdi oğlu Hacı Mehmed: On bir tezgâh vardı, kendisi gaib oldu.
Mehmed oğlu Hacı Ömer: Yirmi tezgâhtan hiçbiri kalmamış ve kendisi vazgeçmiş.
Halil oğlu Abdurrahman: Yirmi tezgâhtan beş tezgâhı kaldı.
Hoca Sinan oğlu Pîr Mehmed Çelebi: Yedi tezgâhı vardı, fevt olup tezgâhları zayi oldu.
Mehmed oğlu Veli: Dört tezgâhı vardı, fevt olup tezgâhları zayi oldu.
Hoca oğlu Kemal: On tezgâhtan bir tezgâhı kaldı.
Hasan oğlu Hüseyin: Yirmi tezgâhtan iki tezgâhı kaldı.
Mehmed oğlu Hacı Osman: Kırk tezgâhtan hiçbiri kalmamış, kendisi de vazgeçmiş oldu.
Mehmed oğlu Bostan Çelebi: On tezgâhtan beş tezgâhı kalmıştır.
Ramazan oğlu Hasan Çelebi: Otuz tezgâhı varken, bir tezgâhı kaldı.
Hacı Haydar oğlu Hacı Memi: Yirmi beş tezgâhı varken bir tezgâhı kaldı.
Resül oğlu Hacı Osman: On beş tezgâhı varken iki tezgâhı kaldı.
Hacı Hasan oğlu Hacı Zeynî: On tezgâhı varken iki tezgâhı kaldı.
Durmuş oğlu Mehmed: Sekiz tezgâhı varken üç tezgâhı kaldı.
Hacı Hamza oğlu Musa: Beş tezgâhı varken iki tezgâhı kaldı.
Ahmed oğlu Hacı Mustafa: Üç tezgâhı varken hiçbiri kalmayıp sıngın oldu.
Hacı Mustafa oğlu Bostan: Altı tezgâhı varken hiçbiri kalmayıp sıngın oldu.
“Ehl-i vukuf ve âyân-ı şehirden Şeha-beddin oğlu Abdülaziz ve gülistancılar-dan ve sair sanat erbabından cemm-i gafir ve cem’-i kesîr, evvelce işlenen tezgâhların takriben ancak rub’u kaldığını haber verdikleri” sicile kaydolundu (BS. 173/291).
Bursa kumaşçılığının ne surette mahvolmak derecesine geldiğini gösteren bu vesika çok dikkate değer. Mahkemeye gelen adamların 366 tezgâhından ancak 35’i kalmıştır ki, yüzde on bile değildir. Rub’u kaldığı iddiasına göre, daha başka tezgâh sahipleri olduğu anlaşılıyor. BK, III/325
MENTEŞ (Hacı) Üveys’in oğludur. Ara-bayatağı’nda bir mescid bina eylemiştir. Vakfiyesi 1856 tarihlidir (BS. 170/ 61). Bu vakfiyesinde müteaddid evler ve imam ve müezzine oturacak evler, ayrıca 32.000 akçe vakfedip üç oğlundan büyüğü olan Müderris Mevlânâ Mehmed Çelebi’yi mütevelli nasb eylemiştir. Ayrıca, bu isimde mahallesi de varsa da, bugün mahalle de cami de harap olmuş ve Bursa’nın kuzeyinde, bahçeler içerisinde kalmıştır. BK, III/ 326
MERA Köy hayvanlarının otladığı yere derler ki, köyün umumunun malıdır. 1852’de Serme köyü cabisi Abdullah oğlu Haydar’ın, köyün öteden beri merası olan yerin üzerine bir ev bina eylediği haber alınmış ve mera üzerine ev bina eylemek kanun ve şeriatın hilâfına olduğundan, bu evin kal’ (yıktırmak) edilmesi ferman buyurul-muştur (BS. 143/26). Vaktiyle Türkiye’de her köyün merasının ve köy arazisinin hududunu gösterir hududna-meler vardı. Fakat bu defterlere ne Topkapı Müzesi Arşivi’nde ve ne de
48 Bir mesane ameliyatı için verilen rıza senedi
Başvekâlet Arşivi’nde tesadüf edemedim. BK, III/327
MERCAN AĞA 1891 senelerine kadar yaşamış, Bursa’nın bir tipidir. Hacı Mercan Ağa diye Bursa’da tanımayan yoktu. Bursa’da nerede bir düğün olursa orada mutlaka kapı bekçiliğini yapan ve 1891’de tiyatro kapıları bekçiliğine kadar yükselen bir adamdır. Adından anlaşılacağı üzere kendisi bir zencidir. Elinde kocaman bir sopası ve ayaklarında salaporyaya benzeyen papuçları vardı. BK, III/327
MERKEZ EFENDİ İstanbul’da Topkapı haricinde camisi olan bir zattır. Bu zat Bursa’da çok oturmuştur. Asıl adı Mevlânâ Muslihuddin Musa Halife’dir. Halis malıyla, Uşak’ın Sarı Mahmud köyünde bir bina yapmış ve Uşak’taki tekkesine 1514’te vakfeylemiştir. Lâ-miî Çelebi’nin dahi ahbabı ve vakıflarının mütevellisi idi (BS. 23/227). BK, III/327
MERMERCİLER Bursa’da mermer tıraş-çılık sanatı çok ilerlemişti. 1552’de Bursa’da on yedi taşçı dükkânı vardı. Bursa’daki mezar taşlarında görülen sanat eserleri, hep bunların ellerinden çıkmış ve şekilleri de bunların buluşlarından hasıl olmuştur. BK, III/327
MERYEM Nakkaş Sinan’ın kızıdır. 1497’de Koca Nâib mahallesinde ölmüştür. Vefatında babası, anası, kocası, oğlu ve kızı sağ idiler (BS. 13/167). BK, III/327
MERYEM Ovakim adında bir Ermeninin kızıdır. “Kalyoncuoğlu kızı” demekle maruftur. Nasuh Paşa Hamamı’nı bir vakit vakıftan satın almış ve bir müddet kullandıktan sonra vefat eylemiştir. Hamamı, Ermeni murahhasalığı zabtet-meye kalkmış ise de, esası vakıf olduğundan tekrar vakfa rucû eylemiştir. 1914’te evlâdsız ölmüştür. BK, III/327
MESANE AMELİYATI Balıkpazarı’nda Nikola oğlu Dimitri, mesanesinde olan taşın, üç yüz akçe cerrahlık ücreti mukabilinde, Bursa cerrahlarından Seyyid Ali tarafından çıkarılacağı ve ameliyat esnasında bir zarar gelip hasta fevt olsa dahi Seyyid Ali’yi dava ve nizâ eylemeyeceğini kabul eylediğine dair, mahkeme huzurunda itiraf eylemiştir ki, 1538 Nisanının yirmi yedinci günü sicile kaydolunmuştur (BS. 45/212). Tababet tarihini ilgilendirir. BK, III/ 328
MESİH BEY 1591’de Rüstem Paşa’nın Bursa’daki vakıflarının mütevellisi idi. BK, III/328
MESİH ÇELEBİ Bursalı Ali Çelebi oğlu Ebulkasım Çelebi’nin oğludur. 1586’da Medine’de ölmüştür (BS. 173/61). BK, III/328
MESİH PAŞA HAMAMI
MESİH PAŞA HAMAMI Bu hamamı, Gelibolu’da cami ve mektebi olan Mesih Paşa yaptırmış ve bu camisine vakfey-lemiştir. 1483’ten evvel yaptırılmıştır. Mesih Ali Paşa 1486 senesinde sağdı. Oğlu Mahmud Bey vardır. Gelibolu’da 1769’daki büyük zelzelede cami ve
49 Pınarbaşı mesiresi
mektep ve taştan minaresi büsbütün yıkılmış ve 1797’de şehrin vasatında ve en muteber bir yerinde bulunan caminin kurşunları satılarak cami inşa edilmiş, üzeri kiremit örtülmüş ve minaresiyle, eskisi gibi, 6.268 kuruş sarfıyla yapılmıştır ki, kurşunlar da 6.270 kuruşa satılmıştı (BAMR. 965,1227; BS. 5/344) (Yavuz Selim zamanında, 1515’te zuamâdan İbrahim Bey’in ve Kâtib Hüsrev Efendi’nin yazdıkları Gelibolu tapu defterinden). BK, III/328
MESİR Eski devirlerde, timarhanelerde kırk bir türlü bahardan yapılan bir macuna verilen isimdir ki, bu baharları deliler döğdüğü için büyük ehemmiyet verilirdi. Manisa’da son günlere kadar timarhanelerde yapılan bu macunlar nevruz denilen Martın 22. günü II. Murad Camii’nin minaresinden ve kubbelerinden etrafa atılır ve İzmir’den ve civar kazalardan gelen ahâli tarafından kapışılırdı. Bu seyahate iştirak edenler, “Mesire gittik” derlerdi. Bunlar kendi kasabalarına avdetlerinde merasimle karşılanırlardı. İstanbul’da da en meşhur şekerciler, macunları süslü ve şık billur şişelere, vazolara korlar ve üzerine yaldızlı etiketler yapıştırırlar ve büyüklere verirlerdi. Yal-
nız Manisa’ya mahsus olduğu zannolu-nan bu âdetin Bursa’da da vaktiyle mevcut bulunduğu, bir kayıttan anlaşılmıştır. 1756 tarihini taşıyan bu kayıt; “Bursa Darüşşifası’nda mesirden maada meâcîn tab’ olunmadığı” tarzındadır. BK, III/328
MESİRELER Bursa’da görülecek abideler, sanat meraklıları için Yeşil Camii ile Muradiye türbeleri, Yıldırım Camii ve Pınarbaşı suyunun çıktığı yer ve Irgan-dı köprüsü, Müze binası; sofu ve mutaassıp adamlar için de Ulucami, Orhan Camii, Emir Sultan, İsmail Hakkı, Üfta-de, Molla Fenarî, Molla Hüsrev, Seyyid Nasır, Mısrî Tekkesi, Üçkozlar Tekkesi; ziraat mütehassısları için de Ulufeli Çınar, Orhan Camii’ndeki çınar, Ali Paşa Çınarı gibi büyük, asırlar görmüş ağaçlar; manzara aşıkları için de Te-menye, Teferrüc, Işıklar, Karapınar, Kestanelik, İnkaya, Kadı Köşkü, Karaman köyü ve daha binlerce görülecek yerler vardır. Uludağ hepsinin her cihetçe üstündedir. BK, III/329
MESTAN AĞA Bursa’da Tomruk önündeki dükkânında şeriki Hakkı Bey’le beraber şekercilik yapmakla şöhret almış bir sanatkârdır. En nefis şeker,
reçel, şurup, şerbet yapmakla, Bursa ve civarında birincilik kazanmıştı. 1890’-da 34 türlü reçel ve 28 türlü şurup ve beş türlü şerbet yapmakta idi. BK, III/ 329
MESUD EFENDİ
MESUD EFENDİ Sultan Ahmed’in hocası Aydınlı Mustafa Efendi’nin oğludur. İstanbul’da doğmuş, tahsil edip müderris olmuş, Haleb, Galata ve Bursa’da kadılık yapmış ve Bursa’da sonradan ihdas olunan bir kiliseyi yıkmak meselesinden dolayı azledilmiştir. 1655’te Anadolu kazaskeri ve Atmeydanı vakasında da cemiyet erbabının iltimasıyla şeyhulislâm olmuştur. Bölgeyi temizlemek için ocak zorbalarının te’dîbi lüzumunu iltizam etmekle, bu hareketi padişahı memnun etmiş, maaş ve mu-hassasatına zam olunmuştur. Bu büyük vazifede dahi taarruzu bırakmayıp, her ne kadar sureta devlet işlerinin ıslahına çalışırdıysa da hakikatte kendi sözünü yürütüp, nüfuz ve iktidarını artırmaktan başka bir şey düşünmediğinden kavl ve fikrine muhalefet edenleri şetm ü darb ve hatta idamlarına kadar ileri varmak âdeti idi. Bu hâl cümleyi kendisinden soğutmuş ve dört ay sonra azledilerek Diyarbakır kadılığına nasb olunmuştur. Bursa’ya vusulünde yolların emniyetsizliğinden dolayı kendisini muhafaza etmek için maiyyetine adamlar almaya kalkışmış ve bunu düşmanları fırsat ittihaz ederek katline ferman istihsaline muvaffak olmuşlar ve Bursa’da oturduğu ev bir gece basılarak katledilmiştir. Bursa kadısı Ruhullah Efendi’nin garazkârlığından, “asker yazıp cem’ etmiştir” diye saraya bildirmesi, sebeb-i felâketi olmuştur. Gelen emir hemen hulâsaten şöyledir: “Mevlânâ Bursa kadısı ve Hudâvendigâr sancağı mütesellimi; malum ola ki, bundan akdem şeyhulislâm iken Bursa’ya gönderilen Mevlânâ Mesud, hatt-ı hümayunumla Diyarbakır kazası tevcih olunup, emr-i hümayuna itaat etmeyip hâlen Bursa’da oturduğu haber alınmıştır. Mezburun bir an ve bir
saat Bursa’da oturduğuna kat’an rıza-yı hümayunum yoktur. Bu emir vasıl olduğu gibi bir an eğlendirmeyip kaldırıp Diyarbakır’a göndermek ve eğer muhalefet ederse, emr-i hümayunuma adem-i inkıyadı üzere olduğu için aman ve zaman vermeyip hakkından gelinmek babında ferman-ı âlîşân sadır olmuştur”. Fermanda, böyle hareket etmesi ve gitmek istemezse idamı yazılmakta ise de, fermanın üzerinde IV. Meh-med’in el yazısıyla, “Sen ki Mehmed Çavuşsun, sabıkâ müftü olan Hoca-zâde’ye varıp hakkından gelesin”, yani ihmal ve tekâsül edersen sen bilirsin, diye doğrudan doğruya idamı emredilmiştir (BS. 345/122). Mehmed Çavuş, Diyarbakır kadılığını müjdelemek üzere, oturduğu yere girmiş ve hemen boğmuştur. Pınarbaşı yolunda medfundur. “Hocazâde” diye maruftur (G. 355; KA. 4279). 1656 senesinin Mayısının beşinci gününe tesadüf eden hicrî 1066 Şevvalinin on birinci gecesi yatsı vakti, mehtap her tarafı gündüze çevirdiği bir sırada, misafir olduğu evin penceresinden yeşil Bursa’yı seyretmekte ve misafir olduğu Meâlîzâde’nin köşkünde ev sahibinin ikram eylediği meyveleri yemekte iken, ev sahibi âdetin hilâfına birçok kimsenin geldiğini görerek, “aslı ne ola?” diye dışarı çıkar. Görür ki, evi tamamıyla kuşatılmış; nâib efendi, subaşı ve gayrı birkaç adam içeri girmiş. Bu sırada Mesud Efendi hayallenip pencereden dışarı bakınca evin etrafına saf çeken silahlı amansızları görüp işi anlamış ve nefsinde bahadır ve zor pazu sahibi olmakla, hemen can havliyle dalkılıç olup; “bu herifler kimlerdir, gece ile bunda ne ararlar” diye nefere vurmaya başlayıp, mübaşirler ölüm korkusuyla hamle eder diye hücüm edemeyip nihayet içlerinde, cesurlarından birkaç kişi odaya girip yastıklar ve sair eşyayı atarak bir an hücüm eylediler. Mesud Efendi’nin vurmasından bir kaçının kellesi yaralanmış zar-zor ile tutulup işi bitirilmiştir.
Sebeb-i felâketi, kendi tavsiye ve tayin ettiği Boynuyaralı Mehmed Paşa’yı azlettirmek için gizlice Valide Sultan’a haber göndermesi olmuştur. “İki günde bir vezir tebdil olunmak zararını mülâhaza etmeden niçin böyle ham fikre sahip olur” diye kat’î cevap verilmekle Mehmed Paşa tarafından da, “bu mağlubiyete tahammül edemeyip, ocağı tahrikle Sultan Süleyman’ı iclâs etmek sevdasına düştüğünü” padişaha bildirmekle Diyarbakır kadılığı namına ferman yazılıp ve Ramazanın yirmi beşinci günü Sinan Paşa Köşkü’nde ‘meşveret var’ diye davet olunup, vürudunda bostancıbaşı marifetiyle bir kayığa konulup, beş altı nefer bostancı ile Bursa’ya gönderildi ve bir an evvel gitmek için hazırlanmakta idi. Bu facia başına geldi.
Tarihçi Aziz Efendi bu zat hakkında, “akıl ve şuurunun az olduğunu, vazifesinden hariç işlere karıştığını ve fakat Sultan Süleyman’ı iclâs mes’elesinin uydurma olduğunu ve Mesud Efendi’nin bundan haberi olmadığını ve gûnagûn eziyetle katl olunduktan sonra, yol kesen eşkıya gibi cesedi baş ve ayağı çıplak kefen ile şehir haricinde ‘mezbele-i mezellet’ üzere ilka olunup ertesi gün nâşı üzerine konacak bir dülbend bulunmayıp Eşrefzâde fukarasından bir zat başındaki sarığı çıkarıp örttüğü görülmüştür” diyor. Bu vaziyet insanlar için bir ibrettir. Servet ve ihtişama meftun olan zenginler bundan ibret almalıdırlar. Allah’ın hikmeti, Bursa kadısı Sadreddinzâde Ruhullah Efendi de çok geçmeden kılıç ile katledilmiştir. Mes-ud Efendi de vaktiyle Defterdar Mehmed Paşa gibi âlim, arif, suçsuz ve günahsızı ve yeniçeri ağasını ve daha birçok kimseleri haksız yere katlettir-mekte illet-i müstakille olmuştu. Garâ-ibdendir ki, bu Mehmed Paşa, padişahın fermanı üzre bostancıbaşı hapsine verildikde, Mehmed Paşa’nın anası Şeyhulislâm Mehmed Efendi’ye varıp ağlamış, feryad etmiş ve; “Sultanım, efendim, dâr-ı dünyada bir oğlum var.
Vezaret mansıbı istemez, şefaat edip idamdan kurtar. Bir yere nefy edin” diye niyaz etmişti. Mesud Efendi ise acımayıp; “Bre hey hatun, senin oğlun, ben âlim ve fazılım diye kimseyi beğenmez, azametinden biz yerimize oturamaz olduk. Onun katl olunması lâzımdır” diye bu fakir kadını reddeylemiştir (DM. 64). Kabir taşında “Şehid hay vaki Hocazâde 1066” yazılıdır. Kabri Pınarbaşı kabristanında yol üzerinde imiş. Hadid ve şedid bir şairdi (SO. IV/365; NT. VI/196). BK, III/329
MESUD EFENDİ
MESUD KAYASI 1514’te Demirkapı yakınında, bir mevkinin şöhreti idi (BS. 26/19). BK, III/329
MESUD MAKRAMEVÎ “Peşkirci Mesud” demektir. Namazgâh tarafında adıyla anılan mahallede bir mescid bina eylemiştir. Büyük bir cami iken, zamanların yıldırım sürati geçmesiyle harap ve hareket-i arzlarda büsbütün yıkılmış olduğundan, yerine küçük bir mescid bina olunmuştur. Civarındaki kabirlerde birkaç eski mezar taşı vardır. BK, III/329
MEVÂCİB Evvelce askerlere verilen bir nevi maaştır. Her sene Muharrem ibtidasından itibaren dört taksitte verilirdi. Her üç ayda bir verilen bu mevâcibe, Arabî aylarının baş tarafları alınarak; meselâ, Muharrem, Safer, Rebiulevvel yerine; “Masar”, diğer üç aya “Recec”, “Reşen”, “Lezez” adı verilirdi. Mevâcibde, “kîse-i divanî” tabir olunan bir kese 416 kuruş ve seksen akçe itibar olunur ve bu hesap üzere tevzî edilirdi (LTC. VII/28). BK, III/332
MEVLEVÎHANE
MEVLEVÎHANE Bursa’da ilk mevlevî-hane, Kaplıca yolunda Demirhisar demekle maruf yerde Garib oğlu Hayreddin tarafından yapılmış olup Şeyh Mevlânâ Hudâvendigâr Hazretleri dervişlerinin sakin olmasını şart eylemiştir. 1514’te bir zaviye mevcuttu. Sonra Hazret-i Mevlânâ evlâdından Divane
50 Mevlevîhane’nin vaziyet planı
Mehmed bu mevlevîhaneyi tevsîan inşa ve tamir eylemiştir.
24.4.1519’da Ahmed oğlu Mevlevî Mustafa’ya, bu zaviyede oturmasına izin verildi. Derviş Mustafa 1519’da bu tekkenin şeyhi idi. Berat almak için mahkemeden kendisine arz verildi. 1611’de bu bina harap olmuş ve bina eserinden az bir şey kalmış, oturulamayacak hâle gelmişti.
18.7.1611’de I. Sultan Ahmed, Bursa mukâtaatı malından yüz bin akçe verilip bir mevlevîhane yaptırılması ve mevcut fukaraların vazifelerinin hesap edilip bildirilmesini Bursa kadısına emretmiştir. Ve Pınarbaşı’nda Vezirî mahallesinde bir mevlevîhane inşa edilmiş ve Cünûnî Ahmed Efendi tarafından on bin gümüş akçeye Hacı Sinanoğlu Mehmed Efendi’nin evi 1616’da satın alınarak mevlevîhaneye ilhak edilmiştir (BS. 221/147).
1614 senesi Eylülünde Tefsirhan mahallesinden Ali Bey’in karısı Fatma Hatun, yirmi bin dirhem akçe vererek bir han satın alarak, Mesnevî-i Şerif okumak şartıyla Mevlevî dervişlerine tahsis eylemiştir (BS. 227/64).
1617’de Vezir mahallesinde İbrahim Çelebi vakfından kale duvarına bitişik
harap haneyi Cünûnî Dede üç bin akçeyle tamir ederek, ayda kırk akçe ücret-i müeccele ile isticar eylemiştir (BS. 231/12).
15.2.1633’te mevlevîhanenin evkafı az olduğundan ve gelen dervişlere taamiyesi kâfi gelmediğinden, ihtisab mukâtaasından yevmi üç vukiyye et verilmesi ferman buyurulmuştur (BS. 247/219).
20.12.1758’de IV. Murad devrinden beri verilmekte olan üç vukiyye koyun etinin aynen verilmesi tekid edilmiştir (BS. 1172/89).
25.10.1775’te mevlevîhane harap ve mail-i türab olmakla, Cizyedarzâde Hacı Hüseyin ve hassa mimarı İsmail Halife taraflarından yapılan keşif defterine göre, 1.268 kuruş 85 akçe ile türbenin üstü ittisalindeki meydan odası, semahane döşemesi, dervişlerin hücreleri ve mutfağı tamir ettirilmiştir (BS. 1189/72). Bursa valisi Derviş Mehmed Paşa’nın himmeti, yardımı olmuştur (SO. II/333).
12.12.1815’te tekkenin bir taraftan varidatı olmayıp, sakin olan fakir dervişanın düçâr-ı ıztırab oldukları, Hudâvendigâr valisi Nureddin Paşa mutfağının küşadıyla zaruretlerini
51 Mevlevîhane’nin semahane binası.
azaltmış ise de, yeniden vazife tevcihi memnuattan olduğundan Bursa bac-pazarı, ipek terazisi ve Mudanya gümrüğü mallarından yevmî yüzer akçeden cem’an para (...) olmak üzere 300 sağ akçe yevmiye tayin kılınmıştır.
20.4.1819’da mevlevîhane dervişlerinin idareleri için 150 kuruş, mutasarrıflara ait mal-ı hazariyeden taamiye tahsis edildi.
4.11.1836’da ayda iki yüz elli kuruş taamiye “mansure hazinesi”nden be-tahsis ve mazbut cizyelerinden veril-
52 Semahanenin zemin kat planı ve kesiti (VGM arşivinden).
mesi emredildi (BAVD. 22462).
24 Nisan 1891’de Hudâvendigâr vilâyeti valisi Mahmud Celâleddin Paşa tarafından Cuma günü semahanenin inşasına başlattırıldı. Hazine-i hassa-dan beş yüz lira ihsan buyuruldu.
Tekkelerin ilgasına kadar mevlevî-haneler, sair tekkeler gibi dedikodulara ve hükûmet işlerine karışmayıp Türk edebiyatının ve mûsıkîsinin ilerlemesine çalışmışlardır. Bursa Mevle-vîhanesi’nden birçok şairler, edîbler ve mûsıkîşinaslar, mesnevîhanlar yetişmiştir. BK, III/332
MEYDANCIK CAMİİ Kazzazoğlu Süle Mehmed Paşa, 1513 senesinden evvel yaptırmıştır. Bu Süle Mehmed Paşa, Kazzazoğlu ise de hüviyetine dair henüz esaslı bir malûmat elde edilememiştir. Yalnız Bursa’da birçok hayratı vardır. Meydancık köprüsünden geçen Pınarbaşı suyu oluklarını da o yaptırmıştır. Bu cami birçok defalar tamir edilmiştir. Birçok kimseler de bu camiye vakıflar bırakmıştır (G. 388). BK, III/334
MEYDANCIK MEKTEBİ Veli oğlu Nebi Halife, 1559’da Meydancık Camii karşısında bu mektebi bina eylemiş ve camiye de, mektebe de bir çok irad vak-feylemiştir. Mektep yıkılmış ve yerine Kızılcık Kurusu Mehmed Çelebi, ahşap bir mektep bina ettirmiştir. 1908’de bu mektebin bahçesi genişletilmiş ve yeniden bina olmuştur. İncirli Mektebi ile birleştirildiğinden mektep satılmış ve havlucu imâlâthanesi olmuştur. BK, III/334
MEYHANE Bursa’da öteden beri meyhaneler mevcuttur. 1572 Birinciteşrin ayında gelen bir emirde, “Setbaşı’ndaki meyhaneler defaatle men’ olunmuş iken, memnû olmayıp muttasıl tamir olunduğu İstanbul’ca haber alındığından bu meyhanelerin mahall-i mezkûrdan men’ ve def’ edilmesi ve hilâf-ı şer’-i şerif kimseye iş yaptırılmaması emredilmişken
şimdiye kadar kaldırılmamasına sebeb nedir, onun dahi bildirilmesi” emredilmiştir (BS. 116/100).
1573 Martında da bu emir tekid edilmiştir. Bu ferman varır varmaz bu meyhaneler mahall-i mezkûrdan def’ ve ref’ edilmiş ve sebep de Setbaşı mescidinin etrafında kefere olup meyhane olmakla bazı Müslümanlar şikâyet eylemiş ve bazı zamanlar müezzinler ezan okumak için minareye çıktığında buradaki kâfirler müezzine kadeh gösterip alay etmeleri gösterilmiştir. Mescide karib olan dört kâfir evlerini Müslümanlara sattırıp emr-i şerife mugayir, kimseye taallül ve nizâ ettirilmemesi bildirilmiştir (BS. 116/132).
1584’te Gazi Demirtaş, Şemsi Bey ve Sağrıcı Sungur mahallelerinin imamları ve ahâlisi mahkemeye müracaat ederek, iki Rumun bu mahallelerin ortasında meyhaneler ihdas edip, gelen ve giden sarhoşlar daima fitne ve fesad-dan hâlî olmayıp Müslüman cemaatini rencide ettikleri cihetle, meyhanelerin kaldırılmasını istemişler ve bu meyhaneler mahalle arasından kaldırılmıştır (BS. 150/103).
11.9.1647’de yazılan bir ferman: “Feth-i hâkânîden beri Bursa meyhanecileri, köylerden getirdikleri şarabın yük başına altışar akçe bacını vere-gelip, buradaki hamr emini Mustafa Çavuş izinsiz şarap getirilmesini men’ eylemiş ve her kilinder başına, şaraptan bir buçuk akçe ve araktan (rakıdan) kilinder başına iki akçe alınması, iltizamında kayıtlı olduğundan Filadar, Tepecik, Demirtaş, Kelesen köylerinde sakin olan Yahudi ve zimmiler şikâyet etmeleriyle, yük başına altmışar akçe alınması emredilmiştir (BS. 269/55).
30.4.1681’de Bursa’da sakin olan ulema ve suleha dergâh-ı âlîye adam ve arzıhâl gönderip, “bundan evvel ehl-i İslâm camileriyle şereflenmiş olan belde ve kasabalarda ehl-i İslâm arasında şarap ve rakı alınıp satılması ve içilmesi cihetle, meyhaneler men’ ve ref’ olunmak için ferman sadır olmuşken, nefs-i
Bursa’da meyhaneler ihdas ve memnui-yete rağmen şarap ve rakı alınıp satıldığı ve içildiği görülmekte ve nice fesada sebep olmakta olduğunu” bildirdiklerinden, Bursa’daki meyhanelerin kaldırılması emrolunmuştur (BS. 317/ 100).
1842 Mart ayında verilen bir emirde, Bursa’da yeniden bir şaraphane açılmasına diğer şaraphane sahipleri razı olmadıklarından, İstanbul’da sahibi ölen ve vakfa ait olan bir meyhane gediğinin Bursa’ya nakli ve müzayede ile ihale olunarak yeni bir meyhane açılmasına izin verildiği bildirildi (BABD. 6060).
1844 senesinde Bursa’da 12 adet meygedecilerin ellerinde olan emr-i şerifin talebleri vechile te’kîdi emredilmiştir.
Bursa’daki meyhanecilere öteden beri bazı tekâlif yüklenmekte idi. Saraydaki beylik ahırları için icap eden kuru otların nakilleri, çayıra salıverilen beylik hayvanların çayırlarda muhafazaları, Bursa’dan gelip geçen ulaklara kılavuz verilmesi, meyhanecilerin vazifeleri iktizasındandı. BK, III/334
MEYLÎ On beşinci asır şairlerindendir. Bursalı olup bezzazlık sanatıyla meşhurdu (KA. VI/4524). BK, III/336
MEYLÎ ÇELEBİ Mihaliçlidir. İşrete inhi-makıyla şöhret bulmuştur. Şairdir. 1592’de ölmüştür (KA. VI/4524; SO. IV/529). BK, III/336
MEYVE
MEYVE Bursa, öteden beri bir meyve şehridir.
31.11.1560’ta meyve satan esnaf mahkemeye gelerek, Bursa haricinden gelen meyve pazara gelince ‘pazarbaşı’ tarafından bu meyvelerin esnafa tevziine ve bu esnada bulunamayanların hisselerinin ayrılmasına ve almazlarsa bu hissenin de diğerlerine taksimine müttefiken karar vermişler ve bu ittifaklarını sicile kaydettirmişlerdir (BS. 91/18).
27.5.1575’te, “Bursa bağ ve bahçelerinde hasıl olan meyveyi sahipleri tamam yetişmeye komayıp bazı pazarcılar satmakta ve ham olarak toplamakta oldukları haber alınmıştı. Şehire ham yemiş getirilip satılmasına padişahın rızası olmadığından, muhkem yasak edilmesi” emredilmiş ve “Kiraz, elma, armut, üzüm ve sair taze meyveden her biri kemâlini bulup yemek kabil olmayınca pazara götürüp satmayalar. Eğer etraftan ham yemiş getirirlerse cümlesini deryaya döküp, satanı ve alıp getireni habsedip isimlerini İstanbul’a arz” ediniz, diye fermanla bildirmiştir (BS. 126/215).
1675’te Bursa bahçıvanları bahçelerinde hasıl olan meyveleri pazara götürüp sattıklarında eskiden olduğu gibi rüsumlarını vermekte iken, çardak nâibi, ağası, kethüdası olanların, ‘bitirme akçesi’ adıyla yedişer, sekizer yüz akçelerini alarak kendilerine zulüm eyledikleri şikâyet edildiğinden bunların rencide edilmemeleri emredilmiştir (BS. 316/140). BK, III/335
MEZAR BEKÇİSİ Vaktiyle kabristanların birer bekçisi vardı. Deveciler mezarlığı çok büyük olduğundan, 1575’te doğu tarafına bir ve batı tarafına da diğer birisi tayin edilmiştir (BS. 126/201). BK, III/336
MEZİD BEY Şâd Bey’in oğludur (BS. 17/221). 1502’de Bursa’da idi. Hi-sar’da Filboz mahallesinde, “Mezid Bey Suyu” vardı (BS. 116/12). Mihaliç’te imaret ve vakıf köyleri vardı. BK, III/ 336
MISIRŞAHOĞLU Hoca Tahir oğlu Mehmed Çelebi’nin soyadıdır (1484) (BS. 4/15). BK, III/348
MİHAL (Köse) Meşhur gazilerdendir. Osmanlı hükûmetinin büyümesine ve kuvvetlenmesine pek çok hizmeti geçmiştir. Uludağ’ın eteğinde “Harmankaya” kalesinin derebeyi idi. Ertuğrul
Gazi’nin hayatında, biraderi Gündüzalp ile birlikte İnönü derebeyinin yanında misafir iken, Eskişehir derebeyi ile Mihal Bey, Osman Gazi’yi tutmaya gelmişler ve birlikte varıp İnönü beyine misafirlerini teslime davet etmişlerdi. Merkum bu hıyaneti kabul etmeyip bilakis misafirlerini bundan haberdar etmekle, Sultan Osman ve biraderi maiyyetiyle birlikte bunların üzerlerine hücum etmişlerdi. Eskişehir beyi kaçmış ve Köse Mihal Osman Gazi’nin eline esir düşmüştü. Köse Mihal o vakitten beri Osman Gazi’ye fevkalâde bir muhabbet peyda etmişti. Muahharan o civarların Hıristiyan derebeyleri Osman Gazi’ye hıyanet etmek maksadıyla kendisini davet eylediklerinde, Köse Mihal bunların maksad-ı hainâne-lerinden onu haberdar etmiş ve daha sonraları Sakarya vadisinde Göynük ve Mudurnu ile sair bazı yerlerin zabtında muavenet eylemişti. 1308’de Müslümanlığı kabul ile büsbütün Osman Gazi’nin itaati altına girip Osmanlıların ilerlemesine ve genişlemesine ve Orhan Gazi’nin Bursa’yı fethetmesine ve sair fütuhata çok yardım etmiş, evlâd ve ahfadı asırlarca devletinin en metin ve sadık ricalinden bulunup büyük mansıblara geçmiş ve külliyetli vakıflar bırakarak birçok hayrat vücuda getirmişlerdir (KA. V/3921). Edirne’de adına nisbetle bir mahalle vardır. Orada bir köprü ve bir de cami vardır. Mezarının kitabesinde, “intekale min dâri’l-gurûr ilâ dâri’s-sürûr / el-emîr el-kebîr Mihal bin Aziz” diğer taşında; “Paşa ilâ rahmeti’llâhi tealâ / sene tis’a ve selâsîn ve semâne mie” diye yazılıdır.
Cami kapısında, “enşee hâze’l-me-kâne’l-mübarek el-emîriyyü’l-kebîru az-ze nasruhu / Mihal bin Aziz tekemmelet fî eyyami’s-Sultan Murad bin Mehmed bin / Bayezid Han senete hamse ve ışrîn ve semâne mie / Banisi el-Emîr el-Kebîr Mihal bin Aziz bin Frenk bin Çund(?), sekiz yüz otuz dokuz tarihinde vefat edip, bu cami-i şerif sahasında medfundur” diye yazılıdır.
Osman Gazi’yle beraber harbetmiş bir adamın, 186 sene yaşaması imkan haricinde olduğundan, Edirne’deki Mihal Gazi’nin başka birisi olması çok akla yakındır. Nüzhet Paşa isminde bir zatın, “Ahvâl-i Mihal Gazi” adıyla yazdığı bir tarihçede, Mihal Gazi’nin 120 sene yaşadığını yazmıştır (sayfa 40). Akıncıların reisleri olan Mihaloğulları, bu zatın evlâd ve ahfadıdır. Anadolu haritalarında, Sakarya nehri üzerinde “Gazi Mihal Türbesi” diye bir kayıt olduğuna (TTEM. sene 15, sayfa 334’te Mehmed Zeki Bey’in makalesine bakınız. Sakarya nehri üzerinde türbesi olduğunu bu zat haber veriyor) ve Seyyid Gazi’deki türbede de Köse Mihal Bey oğlu Mehmed Bey’in türbesi olmasına nazaran, Köse Mihal Bey’in başka bir zat ve Edirne’de türbesi olan Gazi Mihal Bey’in başka bir zat olması pek doğrudur (TTEM. sene 15, sayfa 325’te bu mesele çok güzel incelenmiştir.). Bursa’nın Köse Mihal Bey’le alâkası, muhasaradan bîzâr olarak teslime karar veren Bursa kralı ile araya girip şerâit-i teslimi kararlaştırması ve Bur-sa’yı on sene müdafaa eden müdâfîleri, Gemlik’e kadar muhafazası atında nakletmesinden ibarettir. Diğer işleri Osmanlı devri tarihine aittir.
29 Mayıs 1908 tarihli bir sicil ka-yıdında: Edirne’de Gazi Mihal ve evlâdı Ali ve Süleyman Beyler vakfının evlâd-dan mütevellisi Mahmud Nedim Bey’in vefatına mebni, Yeşil mahallesinde, Plevne muhacirlerinden Ali Bey kızı Hasene Hanım ve Yiğit Cedid mahallesinde, Plevne muhacirlerinden Nuri Beyzâde Mehmed Bey tevliyetin Hase-ne Hanım’a tevcihini arz ve îlâm edilmesini mahkemeden rica eyledikleri kayıtlıdır (BS. 290/119). BK, III/ 337
MİHALİÇ BEY Abdullah’ın oğludur. 1362 senesi Şubatında yaptığı bir vakfiyede, Mihaliç kalesi derunundaki zaviyesi için sarih mülkü olan Badşakbükü, Çomi, Göçebe, Bahtiyar, Kozdibi, Gölcük köylerini vakfediyor ve kızı Kir
Hundî’yi mütevelli nasb ediyor (Bursa Eski Vakfiye Sicili, 52). Bu köylerin beşte bir mahsulatını ve rusûm-i örfiyyesini ve tevliyet cihetini tayin edip, bâkîsini gelip geçen misafirlere ve fukaraya sarfını ve zaviyede bir salih kimsenin şeyh olmasını şart eylemiştir. Kanunî Süleyman devirlerinde tapu defterlerinde: Mihaliç Bey kızı oğullarından Hamza Çelebi oğlu Mehmed Çelebi’nin mütevelli olduğu ve zaviyenin mamur olduğu ve zaviyenin demirbaş beş hademesi malı olduğu kayıtlıdır. O vakit ancak şu köyler kalmıştır: Bahtiyar, Kozlu, Uşşakbükü, Sekiviranı, Göçebe (BA. Kâmil Kepe-cioğlu Tasnifi, 1049 numaralı Bursa Vakıflar Defteri). BK, III/338
MİHRAPLI KÖPRÜ Nilüfer çayı üzerinde, Bursa’dan Mihaliç’e giden yol üzerindedir. Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Nilüfer Hatun tarafından yaptırılmıştır.
1762’de kereste ile inşa olunan kısımları iki defa tamir olunarak 12.000 akçe sarf edilmiştir (BS. 336/112).
1776’da 731 kuruşla tamir edilmiştir (BS. 1199/15).
1847’de 11.800 kuruşla tamiri keşfedilmiş ve yaptırılmıştır (BS. 313/79). BK, III/339
MİHRÎ HATUN
MİHRÎ HATUN Büyüklerden birisinin kızıdır. 1479’da beylik koyun akçesinden altı aylık ulûfesi olan 1.080 akçeyi Bursa koyun subaşısı Mustafa’dan almıştır (BS. 3/100). Kendisi şairdir. Osmanlı kadın şairlerinin en eskisi ve en meşhurudur. Kendisi de gayet güzel ve ilmî iktidarına güzelliği de muadil olup, zamanının üdeba ve zurefasıyla ülfet ve ünsiyet ederdiyse de, iffet ve ismeti hakkında kimsenin bir diyeceği olmamıştır. Sinan Paşa’nın oğlu İskender adında bir nevcivan hakkında söylediği bazı şiirleri, kendisi aleyhine sûizannı mucip olmuş ise de, buna da nazmen cevap verip iffetini müdafaa etmiştir (KA. IV/4500). Sicill-i Osmânî, Kanunî Sultan Süleyman devri eva-
53 Meşrutiyet’ten sonra Millet Köşkü adını alan Hünkar Köşkü
hirinde öldüğünü yazıyorsa da, bu kadının bu kadar yaşaması biraz akla uzak geliyor. İskender hakkındaki sözlere verdiği cevap da şudur:
Nice İskenderi, la’lim zülalî
Suya iletti susuz getirdi
(SO. IV/527).
Osmanlı müelliflerinden Bursalı Tahir üstadımız bu kadın hakkında şunları yazıyor: “Fahrunnisa Mihrî Hanım Amasyalıdır. Fatih devri edîbelerinden ve eski Osmanlı kadın şairlerinin değer-lilerindendir. Amasyalı Mevlânâ ‘Belâyî’ mahlasını kullanır. Bir kadı’nın kızıdır. İffeti, hüsn-i cemaliyle mütenasibdi. Ekser eş’ârı Necatî’ye nazire tarzındadır. Konağı, mecma-ı üdebâ ve şuara idi. Müretteb divanının bir nüshası, İstanbul’da Ayasofya’daki Sultan Mustafa Kütüphanesi’ndedir. Genç yaşında, 1506’da Amasya’da ölmüştür.”
İrdi çün âb-ı hayâta “Mihrî” ölmez haşre dek
Gördü çün zulmet şebinde ıyan İskenderi
Meşhur Zâtî’nin ‘döne döne’ redifli gazeline naziresinde:
Hâk-ı pâyine yüzin sürmek içün şems ü kamer
Ser-i kûyüne gelür şâm u seher döne döne
(OM. II/408) demiştir.
Yavuz Sultan Selim ile kardeşi Sultan
Ahmed’e nice kasideler ve gazeller
vermiştir. Eş’ârı halk içinde meşhurdur.
Didim yüzini görmedim evvelki görüşte Burka’ götürüp açtı yüzin didi gör işte Göz gördi gönül bildi ki ben geşte-i aşkım Kimse bana rahm etmedi bilişte görüşte
Bir dua etmezem amma ki Hudâ’dan dilerem
Bir senin gibi cefâkâra hevâdâr olasın Şimdi bir hâldeyiz kim eyle senin düşmenine
Dedi Mihrî gibi sen dahi giriftâr olasın
(ST. 129)
Latîfî, Tezkire’sinde bu kadının kocaya varmadığını ilâve ediyor (LT. 319). Bu kadının Bursa kütüğüne geçirilmesine sebep, 1479 senesinde Bursa’da oturması ve Bursa’dan maaş almasın-dandır. BK, III/339
MİHRÎ HATUN
MİHRİMAH HANIM Karaağaç mahallesinden Derviş Paşa’nın kızıdır. Kocası Bostan Bey oğlu Osman Bey’dir. 1635’-te berhayattı (BS. 253/110, 254/ 53, 235/95). BK, III/340
MİHRİMAH HATUN Mudanyalıdır. Şânî Efendi’nin kızıdır. 1636’da ölmüş ve terekesinden 140.240 akçelik mücevheratı çıkmıştır (BS. 250/54). BK, III/ 340
MİHRİMAH SULTAN II. Mahmud’un dördüncü kadınından 30.6.1812’de doğmuştur. 1835’te Bursalı Mehmed Saîd Paşa ile evlenmiş ve 4.7.1838’de çocuk doğururken ölmüş ve Fatih’teki Valide Sultan Türbesi’ne gömülmüştür. İyi huylu, herkese merhametli bir kadındı (BA. Hanedan Saltanat Defteri; SO. I/83; KA. 4500). BK, III/340
MİLLET KÖŞKÜ Bursa’nın güneyinde ve Temenye’nin üst tarafındadır. Bursa valisi Salih Paşa, 1844’te ahâlinin gayret ve çalışmalarıyla yaptırmış ve Bur-sa’ya gelen Sultan Abdülmecid burada misafir edilmiştir. “Hünkar Köşkü”, Meşrutiyetten sonra “Millet Köşkü” adlarını almıştır. BK, III/341
MİMAR Türklerde çok büyük mimarlar yetişmiştir. Yaptıkları eserler meydandadır. Bursa mimarları İstanbul’daki mimarbaşı tarafından tayin edilirdi. Bursa mimarbaşıları aynı zamanda Bursa, Kite, Mudanya, İnegöl kazalarının mimarıdır ve sular nazırıdır.
Vazifeleri: Bu kazalardan ebniye keşifleri (ve bina olunacak yerler) ve arazi ve bağların mesahaları, mimarlar marifeti ve marifet-i şer’le yapılır, hariçten müdahale edilmezdi. Diyar-ı âhârdan bu kazalara neccarlık işlemek için gelenlerden mimar olanlara her neferinden yüz akçelik mimarlık ve yirmi akçe kalfa için alınırdı. Bazılarına güvenerek eskiden verilegelenlerden noksan teklif edilmezdi. Mimarbaşı olanlara; keresteci, nalbur, mismarcı (çivici), hurdacı, kiremit, tuğla ve kerpiççi, horasancı, makaracı, camcı, bıçakçı, çilingir, kilitçi, sandıkçı, değirmenci, fırıncı, doğramacı, dolapçı, ka-fesçi, sedefçi, kutucu, kara demirci, kaldırımcı, mermer ve küfekici, moloz taşçı, destereci, burgucu, keserci, kürekçi, nalcı, çıkrıkçı, kıbti demirci, araba yapıcı, neccarlar, duvarcı, taşcı, hamamcı (hamamcı esnafı, tuğlacı esnafı demektir), sıvacı, badanacı ve sair binaya müteallık esnaf ve ameleler, mimarbaşı olanlara tâbî olup bunların düşen işlerine ve şakird başka çıkarmak ve teferrüçlerinde ve sair beyn-lerinde vaki olan münazaat ve gerek mirî keşifleri ve gerek halkın vaki olan keşifleri mimarbaşılar marifeti ile yapıldığı, hazine-i âmirede mahfuz maden mukâtaası defterlerinde yazılıdır.
Mimarlığa ait, Bursa Sicilleri’nde görülebilen kayıtlardan bazıları şunlardır:
1499’da ölen bir mimarın terekesinde şu aletler kalmıştır: 2 adet pusula, bina terazisi (tesviye aleti), gönye, çekiç, kazma, demir cetvel, destere, çatal çekiç, burgu, hereni, karnâmeler (plânlar, şekiller) (BS. 14/52).
1590 senesi Temmuzunda hassa mimarbaşısı Davud Ağa, Bursa kadısı-
na gönderdiği bir mektupta: “Bursalı Süleyman her vechile üstad neccar ve bina ilminde vukuf tahsil etmiş olmakla berât-ı padişahî ile Bursa’ya ehl-i hibre tayin olundu. Binaya müteallık işlerde ve ne miktar neccar ve bennâ vaki olursa, mezkura sipariş olunup üzerlerine mimar nasb olunmuş iken, mezbur Süleyman’a müracaat olunmadan, birbiri arasında şakird yanaştırıp, otuz kırk gün hizmet etmeden mezkur şakirdi üstad namıyla sultanların vakıflarında ve sair binalarda, üstadların aldıkları yevmiye üzerine gündelik alıp ve nâehil olduklarından binalara külli zararları olup birçok kimselere gadr ettikleri işitilmiştir. Bu makûle şakirdler üstad-lara verildiği zaman mimar huzuruna gelip beş altı sene çalışıp başka çıkıp miktarınca yevmiye alıp binaya mübaşeret eder. Bundan sonra Süleyman’ın marifeti olmadan, aralarında şakird alınmayıp ve binaya başladıklarında dahi buna müracaat olunup, onun sözüyle amel edeler. Padişahın kanunu üzere, saraylar ve sair binalarda on altı akçe alınması ferman olunmuştur. Bunlara dahi ziyade aldırmayasınız. Binaya ait ihtilâflarda ehl-i hibre lâzım olduğundan, Süleyman varıp, şer’le fasledip huccet-i şer’î oluna ki, bir daha nizâ olmaya. Sultanların mütevellileri, binaya başladıklarında, ne miktar meblağ ile hasıl olur diye üzerine ehl-i hibre iletip, otuz bin akçe tahmin olunan binaya, altı yedi bin akçe harcetmeden bu kadar harcettim, diye huccet almadan defterine kaydedip muhasebe göstermektedirler. Bu mütevellilere nazar edip, itmamından sonra gördüğü sahih tahmin (inşaatta, keşf-i evvel ve keşf-i sânî yapılmak usülünün, üç buçuk asır evvel Türklerde cari olduğu, bu vesikadan anlaşılıyor) üzere bina eyledikleri malum olduktan sonra, ona göre muhasebe vereler. Fazla masraf gösterilmesi, padişahın emriyle memnudur. Her ne olursa, şer’-i şerif muktezasınca ideler. Kimse sözüne muhalefet etmeye, diye
eline temessük verilsin” demektedir (BS. 172/246).
1617 Birincikânun ayında da, Bursa mimarbaşısı hassa mimarlarından Veli oğlu Mehmed ile Bursa’da Üstad Hacı Bekir arasında, Bursa mimarlığına mü-teallık nizâ vaki olup, her biri “ben üstadım, doğruyum, hak benimkidir” demeleriyle, hâlleri diğer üstadlardan sual olunsun, hak merkezinde karar bulsun, diye mahkemeye müracaat etmişlerdir. İstifsar olunduğunda, nec-carlardan Yusuf oğlu Hacı Mustafa, Mahmud oğlu Maden, Ramazan oğlu Mustafa, Minareci Mehmed oğlu Ahmed, Hacı Bekir için; “üstaddır, doğrudur, bilirdir; arabi pencereler ve kapılar ve sandıklar ve dolaplar yapmağa kadirdir; doğru keşif ve tahmin yapar. Cümlemizin re’si ve reisi olmağa salih üstaddır. Her vechile Veli oğlu Meh-med’den üstaddır. Mehmed taşçıdır, neccarlıktan haberi yoktur, diye şehadet ve yapıcıların yiğitbaşıları Yahşi oğlu Üstad İbrahim ile yapıcılardan altı usta da; Veli üstaddır, doğrudur, Hacı Bekir’den evlâdır”, diye şehadet eylediklerinden, hâli üzere ibka, o sene sicile kaydolundu (BS. 231/21).
18.8.1641’de gelen bir fermanda: “Bursa etrafındaki mahallerde çivi kesmek ve kereste ve tuğla ve kiremit ve sair binaya lâzım olan eşya ve malzemeler, İstanbul’dan gönderilen çap mucibince ve çivi vukiyye çapı üzere olup Bursa’da her kim mimar olursa cümle binaya müteallık eşyayı evvel görüp, âhardan muhtesibler ve sairlerin müdahale etmemeleri ve İstanbul’dan gönderilen çap mucibince her malzeme buna göre yaptırılması ve ziyade ve noksan yaptırılmaması” emredilmiştir (BS. 261/183).
1650’de; “Bursa’da neccarlar ve taş tıraş edenler, kereste satan ve sair binaya müteallık üstadların başı Bursa mi-marbaşısıdır” diye bir emir gelmiştir.
1763’te mimarlık ve su nezareti mukâtaaya verilmiştir. Bu mukâtaanın mutasarrıfı Mühürdar Ahmed Ağa ta-
rafından, mukâtaanın mültezimi olan Abdülvehhab oğlu Abdullah Çelebi’nin oğlu Mustafa Ağa’ya üç seneliği 280 kuruşa iltizama verilmiştir (BS. 395/ 66).
1764’te Bursa hassa mimarlığı ve su nezaretinin, bir sene müddetle Hacı İsmail Ağa’ya verildiğine dair Bursa hassa mimarı Ahmed tarafından yedine bir temessük verilmiştir. Kite, Mudanya, İnegöl ve Yenişehir mimar ve su nezaretleri buna mülhaktır. Bursa ve kazalarından ebniyeye müteallık mahkemece yapılacak keşf ve mesaha ve muayene buna aittir. Buna tâbî olan sanat erbabı, neccarlar, amele ve sairlerinin zâbıtıdır. Nizam ve intizamları ve hapis ve te’dîbleri bunun marifetiyle yapılacak ve mimarbaşılığa ait rusü-mat ve avâidleri âdetlerini bu toplayacaktır. Bir sene zarfında mimarlık işlerine başka taraftan hiçbir kimse müdahale etmeyeceği bu temessüke yazılmıştır (BS. 396/20).
Bursa ve civarında yetişen mimarlardan bazılarının adları:
1349 - Mimar Hacı Ali: İznik’teki Hacı Hamza Camii’ni yapmıştır. Türk mimarisinin güzel bir numunesi olan bu cami, iki üç bin liralık ahşap bir belediye binasının önü açılmak için hiçbir sebep ve bahane yokken, İznik Belediyesi tarafından 1930’da yıktırılmıştır. Belediyenin başka bir tarafa nakli hiçbir kimsenin aklına gelmemiştir.
1378- Mimar Hacı Musa: İznik’teki Hayreddin Paşa’nın Yeşil Camii’ni yapmıştır.
1421- Hacı İvaz Paşa: Bursa’daki Yeşil Camii’ni yapmıştır.
1421- Mimar Demirtaş: Hacı İvaz Pa-şa’nın çalışma arkadaşı.
1486- Mimar Abdullah oğlu İshak: Bursa’daki Alboyacılar Hamamı’nı yaptı (BS. 5/86).
1493- Mimar Muhyiddin: Bursa’daki Debbağlar Mescidi’ni yaptı (BS. 10/ 236).
1496- Mimar Hüsam (BS. 12/2).
1503- Mimar Abdullah oğlu Sinan: Ulucami pencerelerini tamir etmiştir (meşhur Mimar Sinan) (19/15).
1507- Mimar Sultanşah oğlu Yakub: İstanbul’dan gelip Koza ve Pirinç hanlarını yapmıştır (21/44).
1546- Mimar Ahmed (49/58).
1551- Mimar Haydar (51/54).
1552- Mimar Davud oğlu Ahmed (52/ 168).
1558- Mimar Murad oğlu Ahmed
1561- Mimar Hızır oğlu Veli (116/ 54).
1558- Mimar Süleyman (172/246).
1590- Mimar Veli oğlu Süleyman
1599- Mimar Nasuh oğlu Pîrî (351/ 105).
1599- Mimar Bayram oğlu Hacı İbrahim (351/105).
1604- Mimar Bayram oğlu Hacı; 1608’e kadar (215/29).
1617- Mimar Hacı Ebubekir (31/21).
1617- Mimar Veli oğlu Mehmed (31/ 21).
1618- Mimar Hacı Ebubekir (ikinci defa) (187/212).
1622- Mimar Mehmed (236/153).
1622- Mimar Süleyman oğlu Ebubekir (236/153).
1650- Mimar İbrahim (275/75).
1650- Mimar Ahmed Dede (276/97).
1651- Mimar Ali (329/95).
1655- Mimar Abdülgani oğlu İbrahim (vefatı 1656) (345/115).
1655- Mimar Abdullahoğlu Mehmed, (vefatı 1668) (351/105).
1668- Mimar Fazlı (301/130).
1672- Mimar Abdi (330/76).
1670- Mimar Seydî Sa’dî (316/98).
1683- Mimar Ahmed Kalfa (197/31).
1687- Mimar Seyyid Mehmed (363/ 1).
1687- Mimar Mehmed (hendese ilminde mahir olduğunu hassa baş-mimarı tasdik ediyor) (363/1).
1687- Mimar Mustafa (hendese ilminde mahir olduğunu hassa baş-mimarı tasdik ediyor) (363/20).
1687- Mimar Ramazan (363/39).
1688- Mimar Mustafa
1734- Mimar Hacı Abdullah Ağa bin Mustafa Efendi bin Ahmed Efendi (376/17).
1740- Mimar Hacı Mustafa, Mimar kethüdası Hacı Süleyman (İstanbul’dan nefy edilmiştir) (1184/69).
1747- Mimar Abdullah Ağa (384/ 41).
1762- Mimar Mühürdar Ahmed Ağa (395/66).
1763- Mimar Hacı İsmail Ağa (396/ 20).
1765- Mimar Hacı İsmail Ağa (331/ 24).
1765- Mimar Hacı Mahmud (400/ 41).
BK, III/341
MİNARE Bursa’da pek çok minareci yetişmiştir. Yeşil ve Yıldırım camilerinin minareleri sık sık lodos rüzgârlarından yıkılmaktadır. Yıldırım Ca-mii’nde çifte minare bulundurmak pek mümkün olamamıştır. Birisi yapılırsa diğeri yıkılıyordu. Minarelerde en evvel kandil yakılarak mahya kurulmasını, Koca Mustafa Paşa Zaviyesi şeyhi Hasan Efendi icad eylemiş ve IV. Murad bütün Osmanlı ülkesinde bu usülün tatbikini emretmiştir (ŞNZ. II/412). BK, III/346
MİNARECİ ALİ Edirne’de yapılmakta olan Sultan Selim Camii minareleri inşaatında çalışmak üzere 1568’de Bursa’dan birçok yapıcı ustaları ve taşçılarla beraber Ali de istenmiş ve Edirne’ye gönderilmiştir (BS. 343/68). BK, I/134
MİRCAN (Hoca) Bu isim gitgide “Mercan” olmuştur (1595) (BS. 196/56). BK, III/346
MİRİM ÇELEBİ MESCİDİ Bıçakçılar Çar-şısı’nda idi (1573) (BS. 118/6, 241). BK, III/346
MİRZA BEY (Hacı)
MİRZA BEY (Hacı) Hamza Bey sülâlesinden Hamza Bey’in oğludur. 1730’da
54 Molla
Arab’ın kabri
ölmüştür. Karısı Gonca’dır. Ahmed, Lutfullah, Seyfullah adında üç oğlu vardı. BK, III/346
MİSKİNLER ZAVİYESİ Muradiye’ye giderken, Altıparmak Camii’nin biraz garbında, dere kenarında bir zaviye idi. Yolların genişletilmesi münasebetiyle yıkıldı. Yine herkes oraya, 1934’e kadar mum yakmakta devam ediyorlardı. Bu tekkeye şeyh olabilmek için mutlaka cüzzam illetine mübtelâ olunması şartmış.
9.9.1785’te Bursa’daki Miskinler Tekkesi’nde sakin miskinlerden Hasan adında birisi, cüzzam marazına müb-telâ olmayıp sağ ve salim ve vücudunda bu illetten bir alâmet yokken, “ben cüzzam marazına mübtelâyım, miskinim” diye kolayını bularak bu tekkeye şeyh olmuş, berat almıştı. Ancak miskinlere cevr ü eza etmeye başladığından, ref’ olunarak yerine Giritli İbrahim oğlu Hasan Halife şeyh yapılmıştır (BS. 314/8). BK, III/346
MOLLA (Hacı) Çuhacıdır. Bursa’nın zenginlerindendi. 1789’da hükûmet Nemçe ve Rusya ile bir seneden beri harbetmekte olduğundan, kendisinden kırk bin kuruş istikraz eylemiştir (Bk. İstikraz) (BS. 308/1). BK, III/364
MOLLA ARAB Hamza oğlu Ömer’in oğludur. Maveraünnehir’de meşhur âlimlerden Mevlânâ Seyyid Şerif Cürcanî,
Sadeddin Taftazanî cedleridir. Dedesi Hamza oğlu Ömer ile Antakya’ya gelmişler ve Molla Arab denilen Mehmed orada dünyaya gelmiştir. İlim tahsilinden sonra Hısn-ı keyf (Hasankeyf) ve Diyarbakır’da bir müddet oturup Tebriz’e gitmiş ve Haleb’de bir müddet vaizlik ve müftülük yapmıştır. Kudüs ve Mısır’a gidip birçok âlimlerle görüşmüş ve Bursa’ya gelmiştir. Va’z u nasihate başlamıştı. Osmanlı hakanlarından Bayezid, Yavuz ve Sultan Süleyman’ın iltifatlarına mazhar olmuş ve Kanunî Süleyman’la Engürüs/Macar seferine gitmiştir.
Avdetinde Bursa’da dokuz kubbeli bir cami binasına başlayıp bitirmeden 1531 senesi Ağustosunda vefat etmiş ve Molla Arab Camii harimine gömülmüştür. Saraybosna’da bir cami ve bir mescid, Üsküp’te bir mescid bina eylemiştir. On sene oralarda oturmuştur. 70 sene yaşamış ve 100’e yakın erkek ve kadın evlâd ve ahfadı olmuştur. Seyir ve seyahate meraklı ve hevesli, herkese kendisini sevdirir, vaktini ders ve nasihatle geçirir, sevimli bir simaya, tatlı bir ifadeye malik idi. Asrının en ateşli hatiblerindendi. Birçok eserleri ilim ve faziletine delildir. Ayrıca hadis âlimlerindendir. Oğlu Abdurrauf Çelebi Efendi de ulemadandı (1561). Ayrıca bk. Molla Arab Camii (ŞN. 411; G. 123; BS. 31/154, 92/60). BK, III/233
MOLLA ARAB CAMİİ Kendi adıyla anılan mahallededir. Bursa’nın güneyindedir. Bu cami, Hamza oğlu Ömer’in oğlu Vâiz Mehmed Efendi tarafından yaptırılmıştır. Cami, dokuz kubbeli olmak üzere inşa edilmeye başlanmış ise de ikmalinden evvel banisi vefat eylediğinden bilâhare ikmal edilerek namaz kılınmaya başlanmıştır. Büyük harekette cami yıkıldığından ve civarında da Müslüman evleri kalmadığından uzun müddet harabe hâlinde kalmış ve nihayet Tatar muhacirler bu civara yerleştirilerek günden güne şenlendiğinden Bursa’nın çalışkan evlâdından
Fabrikatör Osman Efendi tarafından 1888’de bugünkü şekliyle ihya edilmiştir. 1747’de mütevellisi Çavuşzâde Mustafa oğlu Hacı Mehmed Ağa tarafından dokuz kubbesinin kurşunları 60.000 akçe ile tamir ettirilmiştir (BS. 384/41). Banisi 1531’de ölmesine nazaran cami de bu esnalarda yapılmıştır. BK, I/176
1531’de Molla Arab tarafından dokuz kubbeli bir cami inşasına başlanmış ve cami tamam olmadan Molla Arab vefat eylemiştir. Bu zat Saraybosna’da bir cami ve bir mescid ve Üsküp’te bir mescid bina eylemiştir. Bursa’daki cami 1722’ye kadar mamurdu. Etrafındaki evler harap olmuş ve ahâlisi dağılıp, yerleri bağ ve bahçe olmuştu. Üzerlerindeki kurşunlar mütevellisi tarafından soyulup satılmış ve 1855 hareket-i arzında zelzeleden, içeri girilmeyecek derecede harap olmuştur. Vali Ahmed Vefik Paşa tarafından etrafına Tatar muhacirleri iskân edilmiştir. Caminin yalnız mihrap tarafına bir miktar örtü inşa edilerek tamiri cihetine gidilmiştir. Bu cami hakkında sicil-lâtta şu kayıtlar vardır:
Bu cami dokuz kubbelidir. Sağ tarafında yağhane kubbesini, bu mahallede oturan Mustafa oğlu Hasan Dede, 1614 senesi Martında kendi kesesinden, tevhidhane yapmak için tahta döşeyip ve tahtadan bir savmaa yapmıştır (BS. 226/11).
1645’te kubbelerden kurşunları çalan Mustafa oğlu Bayram, ıslâh-ı nefs etmek için beylik gemilerdeki küreğe konulmuştur (BS. 265/49). Bk. Molla Arab. BK, III/364
MOLLA ARAB MEKTEBİ Bursa’yı muhasara eden Balabancık Ağa’nın yaptığı hisarın üzerine 1905’ten biraz evvel Fabrikatör Osman Efendi tarafından bina edilmiştir. Bu mektebin iradı olmak üzere de bir fırın, bir kahvehane ve iki dükkân vakfeylemiştir. BK, I/176
MOLLA BEY Reyhan Paşa mahallesinden Ahmed oğlu Hacı Ebubekir’in şöhreti-
dir. 1630’da Gence’de ölmüştür. Karısı 55 Molla Arab Camii Hanım Hatun ile oğlu İbrahim ve kızları Hanife ve Zahide kalmışlardır.
40.000 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 249/91). BK, III/364
MOLLA EFENDİ Anadolu kazaskeri Mehmed Vusulî Efendi’nin şöhretidir. Bk. Mehmed Vusulî Efendi. BK, III/364
MOLLA EFENDİ MEDRESESİ Bursa’da bu medreseyi yaptıran Mehmed Vusulî Efendi’nin adına nisbetle “Molla Efendi Medresesi” denilirdi. 1590’dan evvel yaptırılmıştır (BS. 191/187). BK, III/ 364
MOLLA FENARÎ Bk. Fenarî
MOLLA HAYALÎ Bk. Şemseddin Ahmed Efendi.
MOLLA HÜSREV
MOLLA HÜSREV Tokat ile Sivas arasındaki Yerköy köyünde doğmuştur. Babası Türk aşiretlerinden Varsak aşiretine mensup Ali oğlu Feramuz’dur. Kız kardeşi Osmanlı beylerinden Hüsrev Bey ile evlenmiş ve babası Feramuz vefat edince Mehmed Efendi eniştesi Hüsrev Bey’in yanında kalmış ve tahsil ve terbiyesine Hüsrev Bey nezaret eylemiştir. Arkadaşları arasında, “Hüs-rev Kayını” denirken “Molla Hüsrev”
56 Molla Hüsrev’in kabri
diye şöhret aldı. Asrının ulemasından Burhaneddin Haydar Herevî’den tahsil eylemiş ve Edirne’de Şah Melek Med-resesi’ne müderris olmuştur. Kardeşi Ali Efendi de Edirne’de Çelebi Medre-sesi’nde müderris idi. Ve orada vefat eyledi. Bir müddet de Edirne’de kadılık eylemiştir. İkinci Murad zamanında 1428’de kazasker olmuş ve Fatih ilk defa tahta çıkınca yerinde ibka ve II. Murad tekrar culüs edince Fatih’le beraber Manisa’ya gitmiştir. 1457’de Fatih tarafından İstanbul, Galata ve Üsküdar kadılıklarına ve Ayasofya müderrisliğine tayin edilmiştir. Cuma günleri Ayasofya Camii’ne namaza gelince cümle halk saygı için ayağa kalkarlar ve mihrab yanında hazırlanan yerine gidinceye kadar yol verirlerdi.
Bir düğünde Fatih, Molla Gürânî’yi sağ ve Molla Hüsrev’i sol tarafına oturttuğu için gücenmiş ve Bursa’ya giderek Zeynîler’in güneyinde bir medrese yaptırarak talim ve tedrisle meşgul olmuştur. 1460’ta İstanbul’a davet olunarak şeyhulislâm tayin edilmiştir ki, üçüncü şeyhulislâmdır. Yirmi sene aralıksız bu vazifede bulunmuş, adalet ve ilim neşreylemiştir. 1481’de İstanbul’da vefat etmiş ve nâşı Bursa’ya nakledilmiş ve medresesine defnedil-miştir. Fatih kendisi için; “Zamanımızın
Ebu Hanifesi’dir” der ve böyle bir âlim ve ahlâklı ve temiz bir mesai arkadaşına malik olduğu için iftihar ederdi. Orta boylu, büyük sakallı, vakarlı ve sükunlu, eli açık ve menhiyattan sakınır bir zat idi. Her gün eski zatların eserlerinden ikişer sayfa yazmak âdet edindiğinden vefatında el yazılarıyla pek çok nefis eserler muhallefatından çıkmış ve gayet pahalı olarak satılmıştır. Şakirdleri pek çoktu. Mezar taşında “Menba-ı ilm ü hüner, vâris-i ulûm-i hayru’l-beşer, fâzıl-ı hurşîd-eser, sahi-bü’d-Dürer ve’l-Gurer Mevlânâ Mehmed Hüsrev” yazılıdır.
Eserleri: Telvîh, Şerh-i Miftah, Usûl-i Pezdevî, Kâdî Tefsiri, Mutavvel adındaki kitaplara şerh yazmış, fıkıhtan Dürer adında bir metin ve Gurer ünvanıyla da bir şerh yazmıştır ki hüsn-i hatt-ı Yakutâneye malik olmakla el yazısıyla olan ve âlimler arasında çok kıymeti olan bu kitap Köprülü Kütüphane-si’ndedir. Usul-i fıkıhtan Mirkât ve Mir’ât adındaki kitabının kendi el yazısıyla yazılıp Fatih Sultan Mehmed’e hediye edilen bir nüshası, Yeni Cami Kütüphanesi’ndedir. Yine kendi el yazısıyla yazılmış Esasü’l-İktibas adındaki eseri de Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki Revan Kütüphanesi’ndedir. Kendisi hem âlim ve hem de kıymetli bir şairdir. Şu mısralar onundur:
Başıma bezm-i gam-ı aşkında câm-esfer yeter
Zahmiyle kanlı pîrâhen kabâ-yı zer yeter Bu çeşmim çeşme-sârının acep durmaz akar yaşı
Meğer var ise ol ‘aynın belâ dağındadır başı
Müracaat eylediğim eserlerin ekserisi, Feramûz’u bir Fransız adı zannıyla babasını ihtida etmiş zannediyorlar. Kardeşi olduğunu yazıyorlarsa da adını bilmiyorlar. Bursa Sicilleri’nden 1 numaralı vakfiye sicil-i atîkî de 28.2. 1427/ 830 Cemaziyelahir ibtidasında yapılan Hacı İvaz Paşa vakfiyesinde kardeşinin adını Ali bin Feramuz diye şahitler arasında gösteriyor. 1504 ta-
rihli ve 19/146 sicil defterinde de Molla Hüsrev’in Fatma Hatun adında bir kızı ve Molla Hüsrev Hanı diye Bur-sa’da bir hanı olduğunu görüyoruz. Tabii bu han şimdi yoktur ve meçhuldür (KA. 2042; OM. I/292; SO. II/272; ŞN. 135; DM. 8; LTC. VII/26). BK, II/ 276
MOLLA HÜSREV HANI 1504 senesinde Molla Hüsrev’in kızı Fatma Hatun bir aylık kirası olan 3.100 akçeyi almış ve ahırında biriken gübrenin de 800 akçeye çıkarılmasına sarf edilmiştir (BS. 19/146; SO. I/271; G. 258; TH. 439). BK, II/277
MOLLA HÜSREV MEDRESESİ Vaktiyle kârgir, üzeri kurşun kaplı bir medrese ise de sonraları ahşap yapılmış ve şimdi hiçbir eser kalmamıştır. Arsası da mezarıyla beraber satılmıştır. Bu medrese Zeynîler Camii’nin yetmiş seksen metre güneyinde idi. Bu medresenin ekser iradı İstanbul’da idi. BK, II/277
MOLLA MEHMED Mustafa’nın oğludur. Gayet usta ve temiz bir berber idi. 16 sene Bursa berberleri esnafına kethü-dalık yapmış ve esnafın işlerini hakkıyla görmüştür. 1787’de esnaf beyninde çok sevilmiş bir zat idi (BS. 319/1). BK, I/96
MOLLA YEGÂN Bk. Yegân (Mevlânâ, Molla).
MOLLA ZEYREK Bk. Zeyrek (Mevlânâ, Molla).
MORALI TEKKESİ Bk. Ali Rıza Efendi Tekkesi.
MUAMMÂYÎ (EMİR) 1512’de Bursa’da ulemadan bir zat idi. İkizceler ağnamından günde on akçe yevmiyesi vardı. BK, III/349
MUAYENE Şimdi olduğu gibi, eskiden de askere gidecekler muayene edilirdi.
1501 senesinde Mesih Paşa ile Ka-
57 Cumhuriyet döneminde Mudanya
raman seferine memur müsellimlerden İbrahim oğlu Burhan; “sahib-i özrüm, fıtığım vardır, özür sahiplerinin bedel tutmak kanundur” demesi üzerine, bunları sürüp sevke memur Davud Subaşı huzurunda üç kimse şehadet etmekle, yerine başkasını tutup göndermesine izin verildi (BS. 17/254).
16.5.1562’de Bursa zaîmi Sinan Ça-vuş’un, Ahmed oğlu Yusuf’u mahkemeye götürerek; Atpazarı’nda sarışın, orta boylu Abdullah oğlu İbrahim’i darb ederek hastalattığını ve ölümüne sebep olduğunu iddia etmişti. Yusuf darb meselesini inkâr edip “taundan ölmüştür” demesi üzerine emniyetli kimselerle Cerrah Pîr Ahmed gönderilip taundan vefat ettiği anlaşılmıştır (BS. 92/187). BK, III/349
MUDANYA Bursa’nın 34 kilometre kuzeybatısında Gemlik körfezi medha-linde ve Bozburun’un karşısında bir kasabadır. Kaza merkezidir. Güzel suları, etrafında da ferah-feza mesireler, dut ve zeytin ağaçlarıyla örtülü tepeleri vardır. Bursa’nın başlıca iskelesi olduğundan, asfalt bir şose ile ve dar hatlı bir şimendiferle bağlıdır. Orhan zamanında fethedilmiştir. Mudanya kazasının zeytin ve zeytinyağları, dut ağaçları çok olduğundan ipekçilik yaygındır. Soğanı ve üzümü meşhurdur. Kasabanın son sistem bir ilk mektebi ve bir de doğumevi vardır (KA. 4237).
58 Osmanlı döneminde Mudanya
Türk istiklalinin temel taşı olan Mudanya mukavelesi 11 Birinciteşrin 1922’de Mudanya’da imzalandı. Sicillere gelince:
1507’de Mudanya iskelesi mukâtaası 130.000 akçe varidat getiriyordu (BS. 21/294).
Bursa’nın Kiremitçi mahallesinden ve eşkıyadan Uzun Mehmed, Bayırlı-çolak, Kulleli oğlu Mehmed ve Deli Mehmed ve kendilerine tâbî 10 nefer refikleriyle 28.3.1742 günü saat dörtte Mudanya gümrüğünü muhasara ve gece dört tarafındaki pencereleri kurşun ile harap edip ve kapısını yıkıp içeri girmişler ve sandığı kırıp gümrük malından 950 kuruş ve bir gümüş saat ile bir bıçağı alıp kaçtıklarından behemehal tutulmaları için padişah tarafından emir verilmiştir (BS. 382/20).
1763’te Mudanya’da nâib olan bir budala hoca, Mudanya’daki Rum met-ropolidi Miladinoz’a 1756 senesinde 400 fındık, 400 zincirli altını emanet olarak vermiş ve parasını almadan nâib vefat eylemiştir. Veresesi iddia eylediklerinden papaz inkâr eylemiş ve İstanbul’a celbi ferman buyurulmuştur (BS. 396/13). BK, III/351
MUDANYA KAYIKLARI İstanbul’da Emi-nönü’ne yanaşırlardı. (1810)
1840’ta Mudanya’dan donanma kalyonları için yüz bin kilo zeytin göndermek mutad idi. Bu zeytinler hükû-
metin tayin eylediği fiyatla veriliyordu.
1845’te Mudanya limanının keşf ve muayenesi için tersane kaptanlarından Miralay Osman Bey gönderilmiş, limanı keşf ve muayene eylemiştir (BABD. 10238). BK, III/352
MUHADDİS ABDULLAH EFENDİ Bk. Abdullah Efendi (Muhaddis).
MUHALLEFAT Gelincik Çarşısı’ndaki Sipahi Pazarı’nda, 1677’den çok evvel, ölenlerin malları/muhallefatı satılırdı. Bu pazarda ayrıca her nevi yeni ve eski mallar alınıp satılırdı (BS. 355/103).
1688’de gelen bir emirde: “Bursa’dan Teke sancağına varınca Anadolu’nun sağ kolundaki yol üzerinde mîr-i mîrân ve mirliva kapılarındaki sekban, sarıca bölükbaşları ve odabaşları ve alemdarları ve ocak çavuşlarından ve tüfekçilerden sancaklarda, kasabalar ve köylerde mirasçısız vefat edenlerin kalan malları çok ve az Memaik-i Âl-i Osman subaşısı ve Çorum sancağı mirlivası Tokmak Mustafa’ya ait olduğundan” bunun gönderdiği Hızır Bey’e zapt ettirilmesi usül ittihaz kılınmıştır, denilmektedir. (BS. 363/43). BK, III/352
MUHAMMED EL-ARABÎ (Mevlânâ) 1522’de Bursa ulemasından idi. Oğlu Mevlânâ Şeyh Muhyiddin vardı (BS. 28/383). BK, III/231
MUHARREM Fesat ve şekavetlerinden dolayı Bursa’da tutulup İstanbul’a yoldaşlarıyla beraber gönderilmiş ve di-van-ı hümayunda haklarından gelinip cezaları verilmiştir. Bursa’da on üç at, altı eyer ile Seyyid Ali’ye emanet bırakılan bir eyer ve gümüş takım alınarak ve cümlesi satılarak bahasının İstanbul’a gönderilmesi, 1600’de emredilmiştir (BS. 351/108,109). Bu Muharrem, Karahisar-ı Şarkî beyinin müsel-limi olan bölük halkındandı. Bu ve yazıcısı celâlî şeklinde Karahisar-ı Şarkî ahâlisine enva-ı zulüm ve teaddî edip Bursa’ya kaçarak gizlenmiş oldu-
ğundan ansızın basılarak tutulmuş ve bağlanarak İstanbul’a gönderilmişlerdi. BK, III/352
MUHARREM Hacı Ahmed’in oğludur. Tefsirhan mahallesinde İbrahim Paşa Hamamı’na muttasıl evinde hamamın camekânına bir kapı açmış ve bu hâl Bursa’da büyük bir dedikoduyu mucip olmuş ve mahalleli ve Hisar ahâlisi mahkemeye giderek, “Müslümanların kadınları ve kızları hamama gittiğinde bu kapıdan bakılmak ihtimali vardır, zarardır” diye şikâyet etmişler ve hamama mahkemeden giden bir heyet, hemen bu kapının kapanmasına 1558’-de karar vermişlerdir (BS. 84/114). BK, III/352
MUHARREM DEDE Derviş’in oğludur. 1645’te Abdal Murad Zaviye ve Tekkesi postnişini idi (BS. 265/116). BK, III/ 353
MUHARREM EFENDİ Ebu’l-Yümn oğlu İbrahim Efendi’nin oğludur. 1708 senesinde Bursa’da Veli Şemseddin mahallesinde ölmüştür. Karısı Mustafa Beşe kızı Fatma’dır. Tarih ve tıbba ait birçok kitapları vardı (BS. 1116/112). BK, III/353
MUHARREM EFENDİ İstanbul’da Mahmud Paşa’daki Şeyh Yunus Efendi’nin halifesi olup, Bursa’da Kiremitçioğlu mahallesinde Topraklı sokaktaki evinde şeyhlik yapmakta iken 1889’da ölmüş ve Karakedi (Karakâdî) Tekke-si’ne gömülmüştür. BK, III/353
MUHİB ÇELEBİ Muhlis’in oğludur. Bursalıdır (1558). BK, III/353
MUHİBBÜDDİN Seyyid Mehmed’in oğludur. Bursalıdır. 1511’de Seyyid Gazi Tekkesi’nin şeyhi idi (BS. 23/40). Bektaşî babalarındandır. BK, III/353
MUHİTÎ Bursalı Mustafa oğlu Süleyman Çelebi’nin mahlasıdır. Evkaf mütevelli-
si iken 1604’te istifa eylemiştir (BS. 209/66). Ulemadandır, şeyhtir ve şairlerdendir.
21.3.1607’de arzıhâl edip İkizceler ağnamı mukâtaası mahsulünden maliye tarafından verilen beratla, öteden beri mutasarrıf olduğu on beş akçe yevmiyesinin, ulema sınıfından çıkarılmamış iken verilmesinde teallül edildiğinden şikâyet etmiş, derhal ve kusursuz olarak verilmesi ferman olunmuştur (BS. 214/172).
12.7.1620’de Gazi Demirtaş vakfının Bademli köyü civarındaki “Kadınyeri” demekle maruf mezraayı, Molla Yegân Medresesi vakıfları mütevellisi tasarruf etmekte iken, “şeyh” adıyla dolaşan ve ahlâksızlığı ve meşru olmayan fiilleriyle meşhur olan Muhitî adındaki şahıs yanlış inha ile mezraayı kendisine berat ettirdiği anlaşıldığından ref’i emredilmiştir (BS. 233/112).
Bundan üç ay evvel de, yani 6.4. 1620’de gelen bir emirde, Nakşibendî halifelerinden Bursa’da Bademli köyü kurbünde Kadınyeri demekle maruf mezraa, İnegöl kazasının Yeğen Gazi, Hacı Nebi mezraaları ve Kirmastı kazasında Abdi Bey’in vakfeylediği Timur ve Uzgur mezraaları neslen ve ba’de neslin evlâdiyet üzere Şeyh Muhitî mutasarrıftır. Kendisi âlim ve fazıl olup padişahın hatt-ı hümayunuyla Kabe’yi ziyarete mezun olup birçok iyi ahvali olmakla, bu mezraalara başkaları tarafından kat’iyyen müdahale olunmayıp, istediği gibi tasarruf eylemesi ve vâkıfın ruhu için ve padişahın ömrü ve devletin devamı için dua eylemesi emredilmişti (BS. 233/118). BK, III/353
MUHLİS DEDE Bursa Mevlevî şeyhi Mehmed Dede’nin oğludur. Küçük kardeşi Muhlis Dede’nin 1716’da vefatı üzerine şeyh olmuş, 1738’de vefat etmiş ve tekkedeki türbeye gömülmüştür. BK, III/359
MUHSİN
MUHSİN Yenişehirli Koçoğlu’dur. Şakî ve müfsid bir adam olup, öteden beri
zayıf ve fakir olanlara teaddî ve rencide ve yetimlerin mallarını yemekte ve yutmakta ve onların terekelerini yağma ederek veresesinin haklarını gasb eylemekte idi. “Ben sefere gideceğim, at alacağım”, diye bazılarından cebren para almakta ve bazılarının hayvanlarını ahzetmekte idi. Yenişehir’deki Ulucami’nin vakıf paralarından dahi aldığını, kendisinden mahkeme vasıtasıyla istenildiğinde de, şeriata itaat etmeyip kaçtığını ve hak sahiplerinin hukukunu ibtal sevdasına düştüğünü Yenişehir-i Bursa kadısı Hafız İsmail divan-ı hümayuna arzeylemekle, bunun tutularak herkesin hakkı tahsil olunduktan sonra 12.6.1770’te diyar-ı âhara nefy edilmesi emredilmiştir. BK, III/359
MUHSİN UKKAŞE EFENDİ (Şeyh) 1867’-de Atina’da doğmuş ve ilk mektepte okuduktan sonra saatçılık sanatına sülük eylemiştir. Yunan harbinde askere gitmiştir. 1901’de de Hicaz’a gitmiştir. Biraderinin vefatı üzerine Moralı Tekkesi’ne şeyh olmuş ise de vakfın hizmetini ihmal ederek ticaretle uğraştığından tekke harap olmuş ve gayet muktesid olduğundan dervişler kendisinden nefret etmişlerdir. “Maneviyat beni harab etti” diyerek, 29 Birinci-kânun 1914 Pazartesi gecesi feci bir surette ömrüne nihayet vermiştir. BK, III/359
59 Gazi Ahmed Muhtar Paşa
MUHTAR BEY Baba Efendizâde Hasib Efendi’nin oğludur. Zati işleri ile meşgul iken Bursa Belediye Reisliği’ne 20 Nisan 1914’te tayin edilmiş, iki buçuk sene kadar bu vazifeyi büyük bir başarı ile görmüştür. BK, III/360
MUHTAR EFENDİ (Şeyh) Kastamonuludur. Bursa’ya gelmiş, Hacı İlyas Ca-mii’ne imam ve Kaygan Camii’ne vaiz ve nâsih olmuştur. 1624’te ölmüş ve Deveciler mezarlığına gömülmüştür. Din işlerinde daima doğruyu söyler ve sözleri tesir eder, duası kabul olur bir pirdi. Kendisine bazı vakıfların ziyade hasılatından maaş tahsis edilip beratı da gönderilmiş ise de kabul etmemiştir. Bursalılar kendisine çok hürmet ederlerdi. Bursa’nın fevkalâde yağmura muhtaç olduğu bir gün ahâli yağmur duası için Namazgâh’a çıkmış ve bu zatı da minbere çıkarmışlar. Duaya başlar başlamaz bol bol yağmur yağmış. Bu hâl Bursalıların hürmet ve saygılarını daha çok arttırmıştır (G. 200). BK, III/359
MUHTAR PAŞA (Gazi Ahmed) Bursa’nın Habiboğlu mahallesinden “Katırcıoğlu” demekle maruf Hacı İbrahim Ağa’nın oğludur. İbrahim Ağa da Abdullah oğlu Hasan’ın oğludur. Anası Abdullah kızı Zekiye’dir. Bk. Hacı İbrahim Ağa. Hacı İbrahim Ağa, 3 Receb 1271 hicrî senesine tesadüf eden 22.3.1855’ten evvel Bursa’da ölmüştür. Oğlu Ahmed Muhtar Paşa, 2.11.1839’da Bursa’da doğmuştur. Muhtar Paşa, Bursa Askeri Lisesi’nin 1271 hicrî senesi, yani 1855’te dördüncü defa harbiye mektebine gönderdiği on üç kişilik talebe grubunun birincisidir. Mektebde “Ahmed Muhtar Efendi bin Hacı Halil Başçî” diye anılmaktaydı. Buradaki “Başçî” adından murad, Başçı mahallesidir. Harbiye mektebinde yine 1276/ 1859’da piyade subayı olmuş ve 1277/1860’ta birincilikle kurmay çıkmıştır. Hayatını muharebe meydanlarında geçirmiş ve 1293/1876’da Rus
muharebesinde, Kars cephesi başkumandanı olmuş ve “Gazi” ünvanını almıştır. Yirmi sene Mısır fevkalâde komiserliğinde bulunmuş ve Türkiye’de Meşrutiyet idaresinin kurulduğu zaman İstanbul’a gelerek âyân azalığı-na ve ikinci başkanlığına seçilmiştir. 22 Temmuz 1912’de sadrazam olmuştur. Az müddet sonra çekilerek okumakla ve eser telîf eylemekle vaktini geçirmiştir. Eskisi gibi meclis-i âyâna devam etmekle fennî ve ilmî incelemelere başladı. Matematik ilminin ekser şubelerinde ve en ziyade astronomi ilminde tam ihtisas ve bilgisi olduğuna yazdığı eserleri adil birer şahittir. Riyaziyeden (matematik) altı ve tarihe ait de bir eseri vardır. Takvimin ıslâhına ve Rumî ve Arabî tarihin terkiyle milâdî tarih kullanılmasının en birinci taraftarla-rındandı. 47 sene “Mareşal” rütbesini şan ve şerefiyle muhafaza eylemiştir. İlk mektepten çıktığı zamanlarda kendi gibi çalışkan bir arkadaşıyla Bursa’nın güzel ve sıhhatli bir plânını yapmıştır. 21 İkincikânun 1919’da ölmüş, ölümü o vakit padişah olan Mehmed Vahided-din’in pek ziyade teessürünü mucib olarak, fevkalâde ihtiramat ile kaldırılmasını arzu etmişler ve harbiye ne-zaretince yapılan bir program mucibince İstanbul muhafaza alayı kumandanı Mahmud Bey merasim-i askeriye-ye memur edilmiştir. Cenazesi Fe-ner’deki köşkünden alınarak Kalamış’a ve Kalamış’tan Sirkeci’ye ve Sirkeci iskelesinden Fatih’e getirilmiştir ve Fatih’te hazırlanan kabirlerine, 23 İkincikânun 1919 Perşembe günü gömülmüş ve İstanbul’daki bütün zâbıtân resmî üniformalarıyla iştirak eylemiştir. Oğlu Mahmud Muhtar Paşa da kendisi gibi değerli komutanlardandı. BK, III/360
MUHTARLAR Vaktiyle mahallelerin işlerini mahalle imamları görürdü. Git gide bunlar kâfi gelmemeye başladı, köy ve mahallelere âyânlar tayin edildi. Bunlar da imamlarla beraber bu işlere bakıyorlardı. 12.4.1834 senesinde Bur-
sa’da ilk defa muhtarlık ihdas edilmiştir. İstanbul’da olduğu gibi Bursa’da da evvel ve sânî itibariyle ikişer muhtar nasb olunarak kefalete rabt olunduğundan iktiza eden mühürlerin darphaneden hakk ve irsali İstanbul’a yazılmıştır. BK, III/360
MUHYİDDİN Şeker Hoca’nın oğludur. Kaplıca’da I. Murad Camii’nin imamı idi (BS. 8/23). BK, III/354
MUHYİDDİN İznikli Kutbeddin’in oğludur. Tasavvufa meraklı olan bu zat bir çok eserler vücuda getirmiştir. Ragıb Paşa Kütüphanesi’nde kendi el yazısıyla yazdığı kitaplar vardır. 1480’de ölmüştür. Şairdir. BK, III/354
MUHYİDDİN Yıldırım Timarhanesi’nde yevmî sekiz akçe cihet ve yılda Bursa müdüyle beş müd buğday ve iki müd pirinç ile tabib iken 20.3.1525’te ölmüştür. BK, III/355
MUHYİDDİN Ecezâde’dir. 1526’da Bursa hakimi idi (BS. 31/476). BK, III/355
MUHYİDDİN Babasının Kirmastı kazasında yaptırdığı Hacı Hayreddin Mes-cidi’nin mütevellisi idi. Babası bu mescidin idaresi için Karasu köyünde iki değirmen yaptırmış ve ulemadan olan oğlu Mevlânâ Muhyiddin dört değirmen daha ihdas edip altı değirmene iblağ eylemiştir. 1530’da mescid ve değirmenler mamurdu. BK, III/355
MUHYİDDİN
MUHYİDDİN Mudanyalıdır. 1558’de Mudanya’daki Zağbeli Hacı Ali Ca-mii’ne ecza kıraatı için vakıflar yapmış ve mektebe vakıf para bırakmıştır. BK, III/346
MUHYİDDİN Sinan’ın oğludur. 1559’da Bursa’daki takyeciler esnafına şeyh olmuştur (BS. 81/2). BK, III/356
MUHYİDDİN Bursalı Oğul Bey’in oğludur. Fukaraya yemek yedirmek için
1563’te vakıflar yapmıştır (BS. 158/ 82). BK, III/356
MUHYİDDİN (Bıyıklı) Mimardır. Yusuf’un oğludur. 1494’te Debbağlar Mescidi’ni yapmıştır (BS. 10/232). BK, III/354
MUHYİDDİN (Mevlânâ) Mehmed Şah Paşa’nın oğludur. Bursalıdır. Mevlânâ Hasan Çelebi’nin kardeşidir. 1478’de Bursa ulemasındandı (BS. 3/70). BK, III/354
MUHYİDDİN (Mevlânâ) Bursalıdır. Ta-ceddin Hacı İbrahim’in oğludur. Asıl adı Mehmed’dir. Hazinedardı. “Servi-naz” namıyla şöhret bulmuştur. 1489’-da sağdı (BS. 4/418,242). 12.000 akçe vakfeylemiştir. Hoca Enbiya mahallesinde 1518’den evvel ölmüştür (BS. 28/45). BK, III/354
MUHYİDDİN (Mevlânâ) “Tuzpazarî” demekle maruftur. Büyük oğlu Mevlânâ Şemseddin ve diğeri Abdürreşid’dir. 1521’de ölmüş, 10.000 akçeden ziyade muhallefatı çıkmıştır. Oğlu Abdürreşid, Bursa’da olmayıp gaib olduğundan, davasının İstanbul’da görülmesi için şahitler ile İstanbul’a gönderilmiş ise de tekrar Bursa’da bakılması emredilmiştir. BK, III/355
MUHYİDDİN (Mevlânâ) 1537’de İsa Bey Medresesi müderrisi idi. Vefatında oğlu Mevlânâ Cafer Çelebi vardı. BK, III/355
MUHYİDDİN (Mevlânâ Şeyh) Kaplıca kurbündeki Şeyh İlâhî Zaviyesi’nin 1554’te şeyhi idi. İlâhî neslindendir. BK, III/356
MUHYİDDİN (Şeyh Karaca) Bursalıdır. Hacı Halife’den tasavvuf dersi almıştır. Molla Fenarî Mescidi yanında bir mes-cid yapmıştır. Vefatında oraya gömülmüştür. Orhaniye mahallesinde Albo-yacılar Hamamı’nın olduğu yerde ilim
tahsil edenlere altı adet hücre bina eylemiştir. Hüsam oğlu Mevlânâ Muh-yiddin Mehmed mahkemede: “Mevlânâ Efdalzâde Hamid Efendi Hamamı’nı bina ettiklerinde, yerin darlığından dolayı altı hücreden ikisi bozulup yeri hamama terk edilmişti. Bu iki yerin icaresini verirlerdi. 1495’te bu iki hücreyi inşa edip tekrar vakfa teslim eylediklerini” tasdik eyledi (BS. 11/11; ŞN. 430). BK, III/354
MUHYİDDİN BAHA PARS Baba Efendi Tekkesi şeyhi Hacı Baba Efendi’nin oğludur. Hukuk Mektebi mezunlarından ve kıymetli adliyecilerimizdendir. Mütareke devresinde Ermeni tehciri davasını gören Bursa İdare-i Örfiye davasında Bursa memurlarından birçoklarının parasız olarak haklarını müdafaa eylemiş ve cümlesinin beraat eylemesine, hak ve hakikatin meydana çıkmasına canla başla çalışmıştır. Millet Meclisi’nde Bursa’nın mebusluğunu deruhte eylemiştir. Bursa’nın imarı ve süslenmesi ve asrîleşmesi için birçok maddi fedakarlıkta bulunarak Çekir-ge’deki Havuzlu Park’ı bina eylemiştir. Bu vechile Bursa gençlerinin yüzücülük sporundan faydalanmalarını temin etmiştir. Gençliğinde Bursa’da 1917’de “Bursa Mecmuası” adıyla edebî bir gazete neşr eylemiş ve Bursa’ya kültür sahasında da büyük hizmetler yapmıştır. Güzel ve ince ruhla yazılmış şiirleri vardır. BK, III/358
MUHYİDDİN BEY Şemsi Bey’in oğuludur. 1561’de Hudâvendigâr sancakbeyi idi. Bursalıdır. Kâhyası Mahmud oğlu Pîrî Bey’dir (BS. 92/162). Derviş Bey ve Yusuf adında iki oğlu vardı. BK, .III/ 356
MUHYİDDİN ÇELEBİ Subalaban’ın oğludur. 1487’de oğlu Edhem Çelebi vardı. BK, III/354
MUHYİDDİN ÇELEBİ (Mevlânâ) Merhum Mevlânâ Sinaneddin el-Kirmastî’nin
oğludur. Lala Şahin Paşa’nın Bursa’da Balıkpazarı kapısı içinde Hisar’daki medresesiyle, Kirmastı’da olan imareti vakıflarının 1513’te mütevellisi idi. Babası Yusuf Sinaneddin Kirmastî “Mevlânâ Kirmastî” diye şöhret bulmuştur. Hüseyin Efendi’nin oğludur. Bursa’da kadılık etmiş ve sonra İstanbul kadısı olmuştu. Fatih’de medrese ve mektebi vardır. 1448’de ölmüştür. Fatih civarındaki mahalle el-an “Kir-mastı mahallesi” diye anılmaktadır. Hudâvendigâr sancağının emlâk ve nüfusunu tahrir eylemiştir. Birçok eserleri vardır (BS. 25/174). BK, III/355
MUHYİDDİN ÇELEBİ (Mevlânâ) Cemal Efendi oğlu Ali Paşa’nın oğludur. 1488’de kadı idi (BS. 7/116). BK, III/ 354
MUHYİDDİN ÇELEBİ (Mevlânâ) Mevlânâ Mehmed Şah’ın oğludur. 1489’da oğlu Pîrî Çelebi ve kardeşi Mevlânâ Hasan Çelebi vardı (BS. 4/227/350). Bu tarihten evvel ölmüştür. BK, III/ 354
MUHYİDDİN ÇELEBİ (Mevlânâ) Merhum Mevlânâ Muhyiddin’in oğludur. “He-kimzâde” diye meşhurdur. 1544’te ulemadandı (BS. 45/455). BK, III/356
MUHYİDDİN EFENDİ
MUHYİDDİN EFENDİ Muradiye imamıdır. 1591’de vefat etmiştir. Müezzin-zâde Şeyh Mehmed Efendi Eşrefî’nin üstadı olup kozmoğrafya ilmine vâkıf ve her fende bilgisi ziyade idi. Nakşibendî şeyhlerindendi (G. 181). BK, III/356
MUHYİDDİN EFENDİ Bursalıdır. Hal-vetiye tarikatının Uşşakiye şubesinden, şair bir zattır. 1681’de ölmüş ve Üçkozlar’a gömülmüştür. Tevhidname, İbretnüma, Müşahede gibi eserleri vardır. Şairdir (OM. I/164). Karıları; Mehmed kızı Saliha, İsmail kızı Ayşe ile oğulları Ahmed, Abdurrahman, İbrahim, Ömer, Hacı Mustafa, Hacı Ali, Salih Efendilerle kızı Hatice kalmıştır. Vefa-
tında, iki mushaf ile 11 kitap ve 2.810,5 kuruş muhallefatı kalmıştır (BS. 357/ 2). Mahlası “Bursevî”dir. Bursa’da ilk tahsilini bitirdikten sonra Mekri’ye gitmiş ve orada şeyh Ali Efendi’den “Câhidî ayini” öğrenmiş, esma ve sülûku ikmal ve inabet alarak Bursa’ya gelmiş ve Üçkozlar mevkiinde ahbab-larının yardımıyla bir cami ve bir zaviye bina edip başına topladığı derviş fukaralarıyla gece ve gündüz tevhid ve zikrederek vaktini geçirmiştir. Mekke’ye gitmiş ve avdetinde 133 yaşında olduğu hâlde, 1.1.1681 senesinde ölmüştür. Üzerine bir de türbe yapılmıştır. Riyazet ve mücahedesiyle meşhurdur. Tasavvuf rusûmunda Şeyh Muh-yiddin Arabî’nin ruhunu ihya eylemiştir. Bunun ictihadatını kabul ve ihya ederdi. Şiirleri açık Türkçedir (G. 184; SO. IV/347). BK, III/356
MUHYİDDİN EFENDİ İznik’teki Eşref-zâde Tekkesi şeyhi Eşref Efendi’nin oğludur. Babasının sağlığında Küçük-kumla’da Eşrefzâde Tekkesi’ne şeyh olmuştur. Bir müddet irşad ve ibadetle meşgul iken, 1729’da Kumla’da ölmüş ve zaviyenin mihrabı önüne gömülmüştür. BK, III/358
MUHYİDDİN EFENDİ Atinalıdır. Atina müftüsü Hamza Efendi’nin oğludur. 31.10.1833’te Bursa’da ölmüş ve Karabaş Tekkesi’ne gömülmüştür. Temiz ahlâklı ve hayır sever bir zat idi. BK, III/358
UH
MUHYİDDİN EFENDİ Moralı Tekkesi şeyhi Sadeddin Efendi’nin oğludur. 12 Mart 1888 Pazar günü ölmüştür. Moralı Tekkesi’ne gömülmüştür. Su-yolculuk sanatıyla geçinirdi. Muhibb-i aşık bir zat idi. Hüsameddin Efendi adında bir oğlu vardı. BK, III/358
MUHYİDDİN EFENDİ (Şeyh) Asıl ismi Mehmed’dir. Derviş’in oğludur. Te-menye’deki Hüsameddin Efendi’ye intisab eylemiş ve damat olmuştur.
60 Atinalı Muhyiddin Efendi’nin kabir taşı
Vefatında, 1632’de bu tekkeye şeyh olmuştur. 42 sene şeyhlik yapmıştır. 29.9.1673 Cuma günü ölmüş ve zaviyeye gömülmüştür. Mazannadandır. Âlim ve fazıl bir zat olup kırk dört sene geceli ve gündüzlü ilim ve fazilet neşreylemiş ve birçok kimselerin ahlâklarını ıslâha muvaffak olmuştur (G. 143). BK, III/358
MUHYİDDİN EFENDİ TEKKESİ Ali Paşa mahallesinde, Halvetiye tekkesidir. Muhyiddin Efendi bina eylemiştir. 1844’te 1.767 kuruş 20 para ile bu tekke tamir edilmiştir. BK, III/358
MUHYİDDİN HALİFE Abdi Efendi’nin babasıdır. 1512’de İkizceler ağnamından sekiz akçeye ve oğlu da altı akçeye mutasarrıftı. Daha önce Kütahya’ya yerleşti. BK, III/355
MUHYİDDİN HALİFE (Mevlânâ) Şem-seddin’in oğludur. “Molla Şevki” diye meşhurdur. Nişancı Mehmed Paşa’nın karısı Ayşe Hatun’un 1546’da yapılan vakfiyesinde vekâlet eylemiştir (BS. 187/206). BK, III/356
MUHYİDDİN KASIM EFENDİ Ehaveyn Mehmed Efendi’nin oğludur. Müderris ve sahn müderrisi olup 1494’te Bur-sa’da ölmüştür. İstanbul’da bir mescid ve mektebi vardır. Kabri Zeynîler’-dedir. Bektaşîler aleyhine ve Tecrid Şerhi’ne ait iki telîfi vardır (SO. IV/ 340). Âlim, fazıl bir zat idi. BK, III/354
MUHYİDDİN MEDRESESİ Bk. Turşucu Medresesi.
MUHZİME HATUN Abdülhay’ın kızıdır. İhtida eylemiştir. II. Bayezid’in karısı olup Şehzâde Sultan Mehmed’in de anasıdır. 1521 senesinde Şeyh Paşa mahallesindeki evini Bursa beytülmal-i hassa emini İvazuddin oğlu Muhyiddin Mehmed’e satmıştır (BS. 29/200). BK, III/361
MUİD EFENDİ (Şeyh) İzmir’de doğmuştur. Tahsil ettikten sonra Bursa’ya gelmiştir. Kâbil-i Vücud’a ve sonra da Menar Ahmed Efendi’ye dânişmend olmuştur. İzmir’de rüyasında birisi kendisine, “sen meramına ancak Bur-sa’daki şu fazıl ve âlim adamın sayesinde nail olabilirsin” demiş ve bunun üzerine Bursa’ya gelerek bu vasıflarda zatı bulmuştur. Kösec Ömerzâde Hasan Efendi Camii’nde vâiz ve nâsih ve Yıldırım Camii’nde dersiâm iken, 3.5.1656 Çarşamba günü ölmüş ve Emir Sultan yolundaki mezara gömülmüştür. Tefsirde emsalsiz idi. Evi her sabah akşama kadar Bursa âlimlerinin toplandıkları bir yer ve ilim kaynağıydı (G. 207). BK, III/361
MUÎN-İ HİLÂL Bursa’da bir matbaanın adıdır. 1907’de açılmış ve haftalık Ertuğrul gazetesi ve daha sonraları birçok gazeteler tab’ edilmiştir. Bursa’nın kültür âlemine çok büyük hizmetler yapmıştır. El-an mamurdur. Ve bu vatan ödevini ziyadesiyle ödemektedir. BK, III/361
MUK’AD HIZIR DEDE Mihaliçlidir. Koyun güderken ayakları soğuktan donmuş; “başkasının koyunlarını gütmektense kuvâ-yı ruhaniyemi güdeyim evlâdır” diye Bursa’ya gelmiş ve Ulucami’de, eski minare kurbünde münzevî iken Hacı Bayram Velî, Emir Sultan’la mülakât için Bursa’ya gelince Hızır Dede onlarla görüşmüştür (G. 107). Hacı Bayram hulefasındandır. Bursa’da yatan Akbıyık adındaki meczub-ı sâ-likin oğlundan feyz almıştır. Eski Ca-mi’de tevhid ile meşgul idi (ŞN. I/521). Hazret-i Üftade’nin şeyhidir. 1507’de ölmüştür. Mezarının Üçkozların alt kısmında, bir mağara derununda veya Hıdırlık mescidinin önündeki selvi altında olduğu rivayet edilmektedir. (YŞ. 28; SO. II/278) Bursa tarihlerinin bu zat hakkında verdikleri malûmat yukarıya yazıldı. Arada yanlışlıklar vardır, zannederim. Emir Sultan’ın
833/1429’da vefat etmesine nazaran Hacı Bayram Velî ile daha evvel mülâkât etmeleri lâzımdır. Bu mülâkât vaki olduğu zaman Hızır Dede bunlarla mülâkât eylediğinden 86 sene sonra vefatı vaki olması lâzımdır ki Hızır Dede’nin bir asırdan fazla yaşaması iktiza eder. Üftade Hazretlerinin 895/ 1490’da doğmuş olmasına nazaran Hızır Dede’nin vefatında 17 yaşında bulunması lâzım gelir ki tam Üftade Hazretlerinin tahsil anıdır. BK, III/195
MUKATAACILAR
MUKATAACILAR Vaktiyle hükûmetin en mühim bir dairesi olan defterdarlık kapısına bağlı birkaç daire vardır ki, başlıca aksamı şunlardır: Başmukâtaa, Haremeyn mukâtaası, Bursa mukâ-taası, İstanbul mukâtaası, Avlonya ve tevabii mukâtaası, Rodos mukâtaası, Piskopos mukâtaası, Haslar mukâtaası, Salyâne mukâtaası, Ganem mukâtaası, Maden mukâtaası, Esham mukâtaası. BK, III/362
Başmukâtaacı: Mukâtaaları idare eden mukâtaacıların emiri idi. Diğerleri de adlarından anlaşılacağından, biz yalnız Bursa mukâtaasından bahsedeceğiz. Bursa mukâtaalarının, ehemmiyetine binaen, ayrıca mukâtaacıları vardı. Sonraları küçük evkaf muhasebeciliği ile birleştirilerek, “aklâm-ı erbaa” (dört kalem) hâceliği vücuda getirildi. 1519’a kadar Bursa’daki mukâtaalar şunlardı:
Anadolu çingeneleri, Azatlı kâfirler, Ermeniler, Yave kâfirleri, Cizye ve beytülmalı (BS. 28/239). Yahudi âdet-i ravları (BS. 28/241) mukâtaası.
Yörükler, âdet-i ağnam, cürm ü cinayet ve sair rüsûmu, bâd-ı hevâsı ve ağnam sayımı mukâtaası (BS. 28/456).
Bursa zindanı, raiyyet, rusûm-i arûs, resm-i zira’, resm-i çöp mukâtaası (BS. 28/73).
Bursa hapis tomruğu mukâtaası (BS. 26/271).
Bursa’daki resm-i bevvâbân, resm- i çavuşân mukâtaası (BS. 25/295).
Anadolu çingeneleri mal-ı gâibi ve bâd-ı hevâsı mukâtaası (BS. 25/36).
Bunlardan başka, şem’hane, boya, biber ve lök kantariyesi, kantar mizanı, bozahane, gümrük, âlet-i kapan, fülus vs. gibi bir çok mukâtaalar dahi vardı. Fakat esaslıları kapan mahsûlatı, bey-tülmal, zindan, siyaset-i nevâhî-i Bursa, hamr furuhtu, bozahane, hamr, ihtisab, darphane ve şem’hane mukâtaaları idi (BS. 49/241). Yaş meyve kapanı, kumaş damgası, tahmis-i kahve, galle pazarı bâcı, dellâliye, Mudanya iskelesi gümrüğü mukâtaaları da vardı. Bunlar kısım kısım üçer ve bazıları da birer sene müddetle taliplerine müzayede ile ihale edilirdi.
Mukâtaalara ait bazı kayıtlara bakalım:
1507’de Anadolu vilâyeti âzadlı-larının kesimli kefere ve çingenelerin harclarını ve bu vilâyetteki yave kâfirlerinin ve Bursa Ermenilerinden gayri Anadolu vilâyetinden İstanbul’a sürülen Ermenilerin beytülmalını, -bâd-ı hevâ ve harclarından gayrı- Bursa kadısı huzurunda on beş bin akçe mala ve üç nefer nefsine yarar kefiller vermeye mültezim olan Bursa’nın Izvat köyünden İbrahim oğlu Hamza’ya H. 913 Muharremi ibtidasında üç yılı iki yüz bin akçe resm hesabı üzere verilmiştir (BS. 21/115).
1512’de İstanbul’dan hükm-i şerifle gelen silahdârlardan İshak Bey oğlu Cafer Bey Mudanya köyü ma’beri mukâtaasını üç yılını mukâtaaya tutan âmil, bir taksit olan mebaliği tahsil eylemiştir (BS. 23/174).
1513’te Bursa sancakbeyi ümeradan Mahmud Bey timar tarikıyla mutasarrıf oldukları Bursa’da olan gerdek (arûsâne), muhtesib, ölçücülük, gelir ve geçer bâcı, bir yılı yetmiş beş akçeye bayramlar için on iki gün tenzil ve bir hadise vaki olup bedestan açılmaya mâni’ olduğu günler hesap edilmemek şartıyla, her ayda taksiti subaşıya eda etmek üzere Mahmud oğlu Mustafa mukâtaaya tutmuştur (BS. 25/89).
1548’de Bursa kapan emini Muhib ve kâtibi Hasan hakkında, bir çok ahâli mahkemeye müracaat ederek, “mukâ-taanın cümlesini sandığa komayıp mu-radlarınca alıkoyup, yanlarına ahlâksız oğlanlar alıp, fahir libaslar ve esbablar ve kor kılıçlar ediverip mal-i mirîyi telef etmeden ve Müslümanlara ezâ eylemeden hâlî değillerdir” diye şikâyet ettiler (BS. 51/119).
1571’de Gallepazarı mukâtaasının üç yılı, yedi yüz bin akçeye baliğ olmuştur (BS. 114/138).
1801’de Bursa mukâtaacılığı bir rütbe olmuştur. Bursa mukâtaacılığı, Öküz Mehmed Paşa’nın oğlu İstanbul mukâ-taacılığı payelilerden Mustafa Bey’e tevcih olunmuştur (BAML. 24897).
1880’de Hacı Ahmed Paşa’nın akrabasından Saîd Bey’e “Bursa mukâta-acılığı” payesi tevcih olunmuştur (BADD. 13997). BK, III/362
MUMCU ALİ Bursa’da yasakçı ve zâbıt namında vazife görenler ref’ edildiğinden, onların yerine, zabt u rabta muktedir olan ocağın emektarlarından Mumcu Ali, yeniçeri ağası Hüseyin Ağa tarafından Bursa’ya gönderilmiştir. Bursa kadısının, kolluk işlerinde ve zâbıtlık yerlerinde adalet üzere bunu istihdam etmesi ve başkasına bunun vazifesine müdahale ettirilmemesi ve Bursa’daki yeniçeri yoldaşlarının kendisini üzerlerine zâbıt bilip sözünden ve reyinden hariç bir iş yapmamaları, onun emirlerine mutî ve münkad olmaları ve şeriata itaat üzere olmaları fermanla bildirilmiştir. 1618’de Bur-sa’ya gelmiş ve vazifesine başlamıştır (BS. 332/142). BK, I/141
MUMHANE Şehreküstü mahallesinde, 1560’ta sekiz adet vakıf şem’hane (mumhane) vardı.
1614’te Bursa’da elli bir mumcu esnafı olup her birinin muayyen hisseleri vardı. Başka kimselerin, evlerinde mum yaparak koltukçuluk yapmaları men’ edilmişti (BS. 226/8).
1619’da gelen bir emirde: “Şem’-haneden başka bir yerde bal mumu dökülmemesi ve büyük mum yapılmaması lâzım ve aykırı hareket memnu iken, bazı kimselerin evlerinde bal mumu yaptıkları ve büyük mum dökerek dükkânlarını süsledikleri ve ekseri kimselerin de bunlardan alarak şem’haneyi ibtal ettikleri ve mal-ı mirîye ve şem’-hane emininin iltizamına çok zarar verdiklerinden şiddetle men’i ve iki yüz dirhemden büyük yağ mumları işlendi-rilmemesi” emrolunmuştur (BS. 234/ 185).
1614’te mumlar damgalanmaya başlanmış ve mühürsüz mum istimali men’ edilmiştir (BS. 1073/118). BK, III/365
MURABAHA Faiz manasınadır. Vaktiyle Bursa’da birçok faizciler vardı. 1751 senesi Eylülünde Pazarköyü/ Orhangazi’de İhtiyar Hacı İsmail Bursa’da murabahacı/muameleci Şeker oğlu Hacı Mustafa’dan bin beş yüz kuruş almış ve altı bin kuruş verdiği hâlde borcunu yine ödeyememiştir. Bursalı Hacı Mustafa mütegallibe ve zalimlerden olduğundan uzun müddetten beri kendisini haps ettirmiş ve Bursa’daki emlâkinden cebren ve kahren on iki kese akçe kıymetindeki emlâkini fuzuli olarak zapt eylemiş ve dava edeceğini anlayınca “Eğer sen benden dava edersen seni nefy ettiririm. Türlü türlü kazalara uğratırım” diye korkutmuştur (BS. 387/24). Bu adamın istediği parayı verdiği hâlde yine tarlasını kurtaramadığını istidâ ile padişaha bildirdiğinden, davasının şer’ mucibince görülmesi ferman buyurulmuştur. BK, III/ 366
MURAD Abdullah’ın oğludur. Reyhan Çarşısı’nda boyacı iken 26.7.1513’te ölmüştür. Dükkânında boyacı malzemesinden değirmen, terazi, beş kazan, altı tağar ve birçok boya bulunmuştur (BS. 24/29). BK, III/373
MURAD Hacı Yakub mahallesinden Abdullah oğlu Abdurrahman’ın oğludur. Balıkesir’de 3.3.1697’de siyaseten asılmıştır. Karısı Hasan kızı Ayşe’dir (BS. 369/117). BK, III/373
MURAD (Abdal) Bk. Abdal Murad.
MURAD (Şeyh) Özbekler (Âşur Efendi) Nakşibendî Tekkesi’nin şeyhi Mustafa Efendi’nin oğludur. 1757’de şeyh olmuş ve 1767’de Ahmed Halife’ye vazifesini terk eylemiştir (BAVD. 25981). BK, III/373
MURAD I (Sultan)
MURAD I (Sultan) 1325’te dünyaya gelmiştir. Orhan Bey’in oğludur. Sultanönü ve sonra Bursa ve civarı valisi olduğundan, Bursa’ya “Bey sancağı” ve daha sonraları da “Hudâven-digâr sancağı” adı verilmiştir. 1359’da Orhan Gazi’nin ölümü üzerine tahta çıkmış, öteden beri kardeşi Süleyman Paşa’nın serdarlığıyla Rumeli’nde başlayan fütuhatı ileriye götürmek ve burada sınırları genişletmek emeli olup buna hazırlanmakta iken, Karaman-oğlu, Murad Hudâvendigâr’ın bu niyetinden istifade ederek Anadolu’da Osmanlıları zayıf düşürmek için Ankara’daki Ahiler’i tahrik ve bu cihete asker sevkine mecbur eylemiştir. O zamana göre kuvvetli bir ordu ile giden Sultan Murad, Ankara kale ve şehrini ve civarlarını fethetmiş ve Bursa’ya dönüşünde, Bursa kadılığı ile kazaskerliği birleştirerek Şeyh Edebali neslinden ve büyük âlimlerden Çandarlı Kara Halil’i (Hayreddin Paşa) bu makama nasb eylemiş ve kazaskerlik payesini icad eylemiştir. Sonra da, Süleyman Paşa maiyyetinde Rumeli fütuhatında bulunmuş olan Lala Şahin Paşa’ya beylerbeyilik ünvanı verilerek serdar tayin eylemiş ve başvekâlet vazifesini görmeye bu zatı memur etmişti. Bu tertiplerden sonra, 1361’de Rumeli’ye geçerek bir taraftan kendileri ve bir taraftan da Lala Şahin Paşa, Hacı İlbey, Evranos Bey kol kol ayrılarak Rume-
61 Sultan I. Murad Hudâvendigâr’ı temsilen gösteren Osmanlı dönemine ait bir kartpostal
li’de Çorlu, Dimetoka, Keşan, Babaeski, Edirne, Gümülcine, Zağra ve sair o tarafları fethetmeleriyle, merkezi Edirne olmak üzere büyük bir eyalet teşkil ve idaresini Lala Şahin Paşa’ya vermiş ve Filibe şehrini dahi feth ile hududu Balkan dağları sırtlarına kadar genişletmiştir. Hacı İlbey ve Evranos Bey dahi Dırama, Kavala, Siroz, Avrathisar, Karaferye ve civarlarını fetheylemiştir. Bu vecihle dört beş sene zarfında Trakya’nın tamamı ve Makedonya’nın yarısı Osmanlıların idaresine geçmiştir. Bu kadar süratle genişleyen Osmanlılardan civarlardaki Hıristiyan devletleri kendileri için tehlikenin yaklaştığını görerek Macar, Bosna, Sırp krallarıyla Eflak beyi ittifak ederek otuz bin kişi ile Meriç nehri mecrasına kadar ilerlemişler ve Lala Şahin Paşa da I. Sultan Murad’dan istimdad etmiştir. Fakat ibtida ricat yolunu temin etmeye lüzum görerek birkaç gün Biga’nın fethiyle meşgul olmuş ve o sırada düşman yaklaşmakla Lala Şahin maiyyetindeki on bin kişi ile mukavemete mecbur olup, Hacı İlbey’in kumandasında olan bu tümen, 1364’te bu düşmanları o vakitten beri “Sırp-sındığı” denilen mahalde, külliyen münhezim ve perişan etmişti.
62 Sultan I. Murad Türbesi
Gerek padişah ve gerek Lala Şahin Paşa, Kara Demirtaş Bey ve diğer gazilerin serdarlıklarıyla Rumeli’nde, Balkan dağlarının öte yakasında, ta Tuna sahiline dek birçok memleketler, kaleler alınmış ve bunlar arasında Silistre, Niğbolu, Niş, Sofya, Tırnova, Şumnu, Manastır, Arnavutluk ve Bosna’dan birçok yerler fethedilmiş ve Edirne şehri ikinci hükûmet merkezi ittihaz olunmuştur.
Anadolu Germiyan beyinin kızını oğlu Yıldırım Bayezid’e alıp, çeyiz olarak Kütahya ile diğer bazı yerleri aldığı gibi
63 Sultan I. Murad Camii
Karamanoğlu’na da kendi kızını vermiştir. Bir müddet sonra Karamanoğlu isyan etmekle, üzerine asker göndererek Isparta şehri ile Hamideli’ni feth-eyledi. Rumeli fütuhatının bu kadar çabuk tevessuu, yeniden Hıristiyan devletlerini telaşa düşürerek ittifaka mecbur etmiş ve Sırp, Bosna, Belgrad, Eflak, Boğdan, Macar, Leh kralları bi’l-ittihad iki yüz bin askerden mürekkep bir ordu tertibi ile Memalik-i Osmaniye’ye hücum ve Kosova ovasında yapılan büyük bir muharebede muzafferi-yet Osmanlılara müyesser olmuş ve bu büyük savaşta Sırp kralı Lazari ve daha birkaç hükümdar harp meydanında maktul düşmüştür. Bu büyük zafer Sırp krallığını ortadan kaldırmış ve Rumeli’ndeki Osmanlı hakimiyetini temin eylemiştir. 1389 senesi 10 Ağustosa tesadüf eden 15 Şaban 791 hicrî tarihinde harp meydanını gezerken yaralılar arasında bulunan Miloş Kopiloviç adındaki bir fedai tarafından hançerle şehit edilmiştir. Derhal yerine büyük oğlu Yıldırım Bayezid geçmiştir. Cenazesi Bursa’da, Çekirge’de bina eylediği caminin kuzeyindeki türbeye gömülmüştür. Dinini sever, adil, çalışkan, merhametli bir padişah olup, 30 sene padişahlık yapmış, 37 harpte bulunmuş ve 65 yaşında vefat eylemiştir. Sipahi ve voynuk askeri, zamanında teşkil edilmiştir (KA. VI/4250; LTC. VI/231). Avrupalılar Osmanlı hükû-metini bu zatın zamanında tasdik etmişlerdir. Minarelerde salât ve selam verilmesi ve Osmanlı bayrağına şekil ve renk verilerek resmî olarak kabulü ve fermanlara basılan tuğra bunun emriyle tensip ve kabul edilmiştir. BK, III/367
MURAD II (Sultan)
MURAD II (Sultan) 806 hicrî senesine tesadüf eden 1403’te doğmuştur. 1418’de Amasya valiliğine tayin edilmiştir. 1421’de babasının ölümü üzerine, 18 yaşında olduğu hâlde Amasya’dan Bursa’ya gelerek Osmanlı tahtına cülûs eylemiştir. Rum imparatoru
ile Ulubat kurbünde Osmanlı askeriyle harbe giriştiğinden imparator mağlup edilerek tutulmuş ve 1422’de Edirne’ye getirilerek idam olunmuştur.
Düzme Mustafa gailesini bertaraf etmekle İstanbul Rum İmparatorluğuna karşı asker sevk ederek İstanbul’u muhasara etmiş ise de, bu sırada İsfen-diyaroğlu Bolu’ya taarruz eylediğinden, İstanbul muhasarası kaldırılmış, Sinop’tan maada bütün İsfendiyar memleketleri zabtedilmiş ve vaki ricası üzerine kızını, padişah, karılığa kabul eylemiş ve sulh yapılmıştır. Henüz bu gaile bitmeden Eflak voyvodası isyan eylemiş ve üzerine gönderilen Vidin muhafızı Firuz Bey tarafından mağlup edilip, ağır hediyeler ve rehin yoluyla iki oğlunu alarak Edirne’ye gelmiş ve affedilmesini rica eylemişti. İzmir taraflarındaki Cüneyd Bey’in üzerine Bayezid Paşa’nın biraderi Hamza Bey (kabri Muradiye semtinde Hamza Bey Camii’nin yanındadır) sevk olunarak Cüneyd’i katl ve İzmir ve mülhakatını zapt eylediği gibi, Menteş ve Germiyan cihetlerini dahi hakimlerinin evlâdsız olmaları üzerine Osmanlı memleketlerine zammeylemiştir. Karamanoğlu Mehmed Bey isyan edip Antalya’yı muhasara etmişse de, kaleden atılan bir mermiyle telef olmuş ve oğlu Ali Bey tutulmuş ve diğer oğlu İbrahim Bey mağlup ve sonra da affolunmuştur. Canik ve sair kaleleri fetheylemiştir. Altı sene kadar Anadolu’daki hudutlar genişletildikten sonra 1428’de Rumeli’ye geçerek, vaktiyle fetholunmuşken Timurlenk vakası üzerine tekrar elden çıkan Selanik şehri feth edilmiştir. 1430’da Yanya ahâlisi kendi rızalarıyla teslim oldukları gibi Arnavutluk’un diğer mahalleri zabt olunmuştur. Evra-noszâde Ali Bey’in askerleri Macaristan’da talana dalmakla, Macar kralı bundan istifade etmiş ve nispetsiz derecede ziyade olan askeriyle baskın yaparak Osmanlıları mağlup etmiş ve Macar kralının bir haçlı ordusu teşkili teşebbüsünde bulunduğu haber alının-
64 Sultan II. Murad’ı temsilen gösteren Osmanlı dönemine ait bir kartpostal
ca, padişah, Macar seferine hazırlan-makta iken 1433’te Karamanoğlu’nun yeniden isyanı haberi gelmiş ve Sultan II. Murad Anadolu’ya geçerek İçel’den başka bütün Karaman diyarını zabt ve İbrahim Bey’in ilticasını kabul ve kabahatlerini affetmişti. 1437’de Evra-noszâde Ali Bey Macaristan’a asker sevkine memur olup Sırp ile Eflak ve Boğdan dahi Macarlarla müttefik oldukları hâlde Ali Bey galip gelmiştir. Bu muvaffakiyeti müteakip padişah dahi bizzat sefere çıkıp Belgrad’ı muhasara ve Semendire’yi fetheylemiştir. Edirne’ye avdet edip istirahat etmekte iken Eflak voyvodası hududumuzu geçerek karşısına gönderilen Mezit Bey’in askeri yağma ve çapula koyularak perişan olduklarından, mağlup ve perişan olmuş ve komutanları Mezit Bey şehit olmuştur. Yerine geçen Kula Şahin Paşa dahi askerlerini itaat ve intizama sokamadığından münhezim olmuştur. Birbirini takip eden bu iki inhizam Karamanoğlu’nun cesaretini artırarak sözünden dönmüş ve isyan eylemişti. 1442’de II. Murad bizzat o tarafa giderek, Amasya mutasarrıfı bulunan Şehzâde Alâeddin’i dahi alarak yaptığı muharebede Karaman-oğlu’nu yenmiş ve padişahın kız
65 Sultan II. Murad
Türbesi
kardeşi olan karısının tavassut ve istirhamı üzerine cürmü tekrar affolun-muştu. Şehzâde Alâeddin Amasya’ya avdetinde ölmüştür. Macarlar bu sırada meşhur “Yani Hunyad”ın kumandasıyla ve külliyetli askerle hücum edip Alacahisar, Niş, Şehirköy’ü taraflarını yakmış ve Edirne’ye doğru ilerlemeye başlamış ve askerinin çokluğuna binaen, kendilerine karşı durma mümkün olamayıp, yalnız İzladi boğazı muhafaza olunarak tecavüzlerine meydan verilmemişti. 1443’te bu gibi gailelerden sonra II. Murad saltanattan çekilmiş ve istirahat arzusuna düşüp, Manisa’da mutasarrıf olan Sultan Mehmed’i tahta cülûs etirmiştir. Kendileri, çok sevdiği İshak Paşa (İnegöl’de cami, medrese, imareti bulunan) ile beraber
66 Sultan II. Murad Camii planı (Gabriel’den)
Manisa’ya gitmiştir. Kendisinin has bendelerinden bazılarını da beraber götürmüş ve Manisa, Aydın, Menteşe sancaklarının varidatını kendi zatına ayırarak safa-yı hatırla ömür sürmüştür. Padişahın bu suretle çekilmesine başka mana veren ve Sultan Meh-med’in gençliğinden istifade ümidine düşen Papa, birtakım kardinallerini göndererek Macar kralını ve bir sene evvel Osmanlılara verdiği ahd ve yemini nakzettirmeye kandırıp Macar, Alman, Bosna, Eflak ve Boğdan hükümdarlarının bi’l-ittifak seksen bin askerle hududumuzu tecavüz etmeleriyle, Sultan Murad tekrar davet edilmiş ve bu babta ziyade ibram ve ilhah etmeleriyle bi’l-mecbur Edirne sahrasına gelerek, oğlu Sultan Mehmed’in yine Edirne tahtgâhında ibka ile kendileri ordu-yı hümayun komutasını deruhte ederek Varna’ya kadar ilerlemiş olan düşman askerinin önüne çıkmış ve harbe girişmiş ve galebe, ibtida düşman tarafında görünmüş ise de, Macar kralının cüretli bir hareketi neticesi boşa çıkarak maktul düşmesi üzerine düşman askeri bozulmuş ve Osmanlılar büyük bir muzafferiyete kavuşmuş ve düşman askeri darmadağın edildikten sonra, Edirne’ye dönmüş ve Sultan Mehmed ile vezirlerinin rica ve ısrarları üzerine 1446’da ikinci defa olarak tahta cülûs eylemiştir.
1446’da Paşa Yiğit’in oğlu Bursalı Turhan Bey’i külliyetli askerle Mo-ra’nın henüz ele geçmeyen kalelerinin zabtına memur ettikleri gibi, kendileri dahi bizzat Arnavutluk seferine azimet edip, o taraflarda istiklalini ilân eden İskender Bey’le harbederek bir çok yerler fetheylemişlerdi.
1449’da Macarlarla Lehliler, Sıplılar ve sair Hıristiyan devletleri ittifak edip, yüz elli bin kişilik muntazam bir haçlı ordusu teşkil ederek, Osmanlı topraklarına hücum etmeleri üzerine II. Murad Kosova ovasında bunlarla harbe girişip, Varna muzafferiyetinden daha büyük ve ondan çok parlak bir zafere
67 Sultan II. Murad Camii ve Medresesi
nail olmuş ve düşmanlarının hükümdarlarından, büyüklerinden bir kaçı harp meydanında maktul düşmüş, bâkî kalanlar da kaçmakla kurtulabilmiş ve birçoğu da esir edilmişti. Bu büyük muzafferiyetten sonra, Edirne’de istirahat etmekte iken, üç günlük bir hastalıktan sonra, 49 yaşında bulunduğu hâlde 28 Şubat 1451’de ölmüş ve cesedi vasiyeti üzerine Bursa’ya getirilerek üstü açık olan türbeye gömülmüştür (KA. 4251).
Şeyhulislâm nasbı bunun zamanındadır. Varna harbinin acısını çıkarmak için gelen düşmandan Kosova muharebesinde ancak sekiz bin kişi kurtulabilmiştir. Bu harp otuz saat sürmüştür (LTC. VI/232). II. Murad Bursa’da doğmuştur. Kendisi sülüs ve nesih yazıları meşk eylemiş ve güzel yazı yazmayı öğrenmiştir (TH. 517; HH. 153). Osmanlı tarihleri II. Murad’a Ebu’l-hayr (Hayır sahibi) derlerdi. Bunun yaptığı hayratı hiçbir padişah yapmamıştır. Hoş tabiatlı, nazik yaratılışlı ve nazma kadirdi. Çok lâtif şiirleri vardır:
Çalınır cenkler ayaklar karsılır
Raks urur rakkas çardak sarsılır
Şiir:
Sâkî getir yine dünkü şarabımı
Söylet, dile getir yine çeng ü rebâbımı
Ben var iken gerek bana bu zevk u bu safâ
Bir gün gele ki görmeye kimse türâbımı (ST. 11). BK, III/370
MURAD AĞA Ref’ edilen Abdullah Bey’in yerine Bursa zeameti subaşılı-ğına, Hudâvendigâr beyi kaymakamı Pîr Ahmed Bey tarafından, 1596 senesi Birinciteşrin ayında tayin edilmiştir. BK, III/373
MURAD BEY Abdülmennan’ın oğludur. 1590’da Muradiye mütevellisi idi (BS. 178/64). BK, III/373
MURAD EFENDİ
MURAD EFENDİ Cizyedar Nakşibendî Tekkesi şeyhi Dağıstanlı Mahmud Efendi’nin oğludur. 1776’da babası ölmekle, yerine şeyh olmuş ise de çok küçük olduğundan, şeyh Ahmed Efendi on dört sene kadar vekâlet eylemiş ve aynı zamanda Mahmud Efendi’nin karısını dahi almakla şeyhin hem vekili ve hem de üvey babası olmuştur. Murad Efendi liyakat kesbedince şeyhliği deruhte eylemiştir. 9.9.1853’te ölmüş ve zaviye civarındaki mektebe gömülmüştür. BK, III/373
MURAD EFENDİ Van’ın Hitan köyünde doğmuş ve tahsilden sonra Bursa’ya
gelerek Kürd Kasım Efendi’ye intisab eylemiştir. Müderris olarak 11.9.1670 Salı günü ölmüş ve Reyhan Paşa mahallesindeki mektebe gömülmüştür. Güler yüzlü, ahlâklı ve temiz bir zattı (G. 367). BK, III/373
MURAD EMRÎ EFENDİ Bk. Emrî Efendi (Murad).
MURAD HAN BEY Devlethan Bey’in oğludur. 1486’da Karahisar tevabiin-den Karsak köyünün sahibi idi (BS. 5/173). BK, III/373
MURAD USTA CAMİİ Pazarköy kasabasında idi. 1827’de mevcuttu (BAVD. 14887). BK, III/375
MURADİYE NAİBİ Bursa kadısının birkaç nâibi vardı. 1664’te Muradiye mahallesinde dahi bir şer’î mahkeme teşkil edilmiş ve Muradiye nâibliğine Mevlânâ Mehmed Efendi tayin edilmiştir (BS. 1073/84). BK, III/373
MURDARCA KÖPRÜSÜ Bursa’nın Kurşunlu iskelesi caddesindedir. 1840’ta 9.975 kuruşla tamir edilmiştir. Vakfı yoktur. BK, III/375
MURTAZA EFENDİ Kütahya müftüsü iken Bursa’ya misafir gelmiş, ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür (G. 305). BK, III/374
MURTAZA EFENDİ (Hattat) Esasen Kırımlı olup muhacir sıfatıyla Bursa’ya yerleşmiştir. Yeniyol’da Tamburacılar içindeki dükkânında altın ve gümüş ile işlenmiş mübarek yazılar ve hilye mevcuttur ki, bunların tahrir ve tezhibinde meşhur olan fevkalâde mahareti, görenleri hayrette bırakırdı. Ayrıca bir marifeti de, numunesi verilen her yazıyı aynen yazması ve aynen tezhip ve tezyin eylemesi idi. 1893’te sağdı. BK, III/374
MUSA Tavşanlı köyündendir. Bk. Mustafa (Karagöz). BK, III/378
MUSA Mimardır. İznik’teki Yeşil Ca-mii’ne 1378’de başlamış, 1391’de on dört senede tamamlamıştır. BK, III/ 375
MUSA Hacı Hüseyin’in oğludur. İznikli-dir. Tahsilini ciddi bir surette ikmalden sonra eser yazmaya başlamış ve böyle-ce ömrünü geçirmiş, 1429 tarihinde vefat etmiş ve İznik kalesinin ortasındaki türbesine gömülmüştür. En mühim dinî ve ahlâkî İslâm eserlerinden bir kaçını Türkçeye nakl ve tercüme etmiştir. Türklüğe pek büyük hizmet eylemiş, âlim ve fazıl ve mütefekkir bir zat idi. İlim sahasındaki fazl ve kemâline kütüphanelerimizde bulunan altı büyük eseri birer delildir (OM. II/13). BK, III/376
MUSA II. Bayezid’in oğlu Sultan Mah-mud’un oğludur. 1512’de Emir ve Orhan adındaki kardeşleriyle beraber Yavuz Selim tarafından idam edilmiş (G. 59), kardeşleriyle beraber Muradiye’ye gömülmüştür (BS. 23/78). BK, III/376
MUSA Hamza’nın oğludur. Bursalıdır. “Tatar Musa” diye meşhurdur. 1518’de Edirne’de ölmüştü. Karısı, Mustafa kızı Hatice Hatun’dur. Rukiye, Fatma adında iki kızı vardı (BS. 28/126). BK, III/ 377
MUSA Pîr Gaib’in oğludur. 1586’da Emir hancısı idi. Eşkıyadan “Kuyumcuoğ-lu”nun eşyasını ve suhtelerini sakladığı mahkemece sabit olmuştur (BS. 170/ 190). BK, III/378
MUSA (Abdal) Bk. Abdal Musa.
MUSA (Attar) 1563’te türbesi vakıflarına Rabia Hatun mütevelli idi. Kaplıca yolu kaldırımını tamir için vakıfları da vardı (BS. 158/76, 77). BK, III/378
MUSA (Hacı) Bursalıdır. Boyacı sanat-kârlarındandır. Cüz okumak için 1493’-
ten evel Hacı İlyas mahallesinde dokuz kazanı hâvî bir büyük boyahaneyi vakfeylemiştir. İçerisindeki dört kazan çürüdüğünden satılarak harap olan dükkân tamir edilmiştir (BS. 10/185). BK, III/377
MUSA (Hacı) Ermenekli Musa’nın oğlu Yadigâr’ın oğludur. Babası 1508’de ölmüştür. Kardeşi Kasım vardı (BS. 20/ 87). BK, III/377
MUSA (Hoca) 1516’da “Ağzıaçık Musa” diye meşhurdu. BK, III/377
MUSA (Mumcu) Setbaşı’nda otururdu. 1659’da “Mısırlı” adıyla şöhret almıştı. Eşya mukabilinde ötekine berikine faizle para verirdi (BS. 197/79). BK, III/378
MUSA (Nakkaş, Mimar) Lâmiî Çelebi, eserlerinde bu zattan bahsetmekte ise de hüviyeti tesbit edilememiştir. Bursalıdır. BK, III/378
MUSA (Salâhaddin) “Kadızâde-i Rumî” diye meşhurdur. Kadı Mahmud Efen-di’nin oğlu Mehmed’in oğludur. Matematik ve sair ilimlerde fevkalâde mütehassıs idi. Bursa kadısı Sultanönülü Koca Mahmud Efendi’nin torunudur. İlk tahsilini Molla Fenarî’den yapmıştır. İlmini genişletmek için ailesinin haberi olmaksızın Horosan’a gitmiş ve âlimlerden Seyyid Şerif’ten feyz almış ve Maveraünnehir’e giderek buralarda “Kadızâde-i Rumî” diye şöhret almıştı. Meşhur Uluğ Bey’e intisab etmiş ve muallimi olmuştur. Birçok eserleri vardır. Avrupalılarca “Salahaddin” diye meşhurdur. Meşhur âlimlerden Ali Kuşçu bu zatın talebesidir. Uluğ Bey, malum olduğu üzere, 1421’de Semer-kand’da muntazam ve mükemmel bir rasathane tesis etmişti. Kadızâde-i Rumî bu rasathanede müdürlük yapmıştır. Kendisi kozmoğrafya âlimlerin-dendi (OM. III/291; G. 275). Şakayık-ı Numaniye’de bu zata ait uzun izahat
vardır. Kendisine “Musa Paşa” da derlerdi. BK, III/376
MUSA BEŞE Abdullah’ın oğludur. Hekimdir. Bursa’ya misafir gelerek Gelincik Çarşısı yakınındaki Kadı Hamamı civarında hekimlik yapmakta iken 1701’de vefat eylemiştir (BS. 217/ 135). BK, III/378
MUSA BEY Turgut oğlu Mustafa Bey’in oğludur. Kendisi zuamâdandır (1512) (BS. 23/347). BK, III/377
MUSA BEY Ankaralıdır. “Katrancıoğlu” diye meşhurdur. 1513’te Bursa’da bulunan oğlu İbrahim Bey, “Karabey” diye meşhurdur. BK, III/377
MUSA BEY MESCİDİ 1772’de Mudanya’da mamur idi. BK, III/378
MUSA ÇELEBİ Yıldırım Bayezid’in oğludur. Babasının hayatında vefat eylemekle Sultan Orhan Türbesi’ne gömülmüştür. Babası ruhuna cüz okunmak üzere Seki köyünü vakfetmiştir. BK, III/375
MUSA ÇELEBİ
MUSA ÇELEBİ Yıldırım Bayezid’in bu isimdeki diğer oğludur. Babasıyla beraber Timur’a esir düşmüştü. Avdetinde Germiyan beyine teslim edilmiş olan Musa Çelebi, kardeşi Çelebi Sultan Mehmed’e teminat vererek itaatte bulunmayı taahhüd etmiş iken, bazı isyan eserleri göstermekle mağlup olarak Rumeli’ye giderek büyük kardeşi Süleyman Çelebi ile uğraşmaya başlamış ve Süleyman Şah’tan muğber olan komutanlar ve ümera Musa Çele-bi’yi davet ederek Edirne tahtına çıkarmışlardır. Edirne’den kaçan Süleyman Çelebi yolda katledilmekle, Rumeli’de müstakil padişah olarak kalmıştı. Musa Çelebi zalim ve kan dökücü idi. Maiyyetinde olan ricali, birer birer Çelebi tarafına dönmekle bir taraftan bunlar ve diğer taraftan gücendirdiği İstanbul İmparatoru ve Sırp kralı, Çe-
lebi Sultan Mehmed’e yardım etmekle Çelebi Sultan Mehmed, Rumeli’ne geçmiş ve yapılan bir muharebede bir bataklıkta 1413’te vefat eylemiştir. Cesedi Bursa’ya nakl olunarak Yıldı-rım’daki babasının türbesine gömülmüştür (KA. 4207; G. 42).
Musa Çelebi babasının cesedini Bur-sa’ya nakil ve defne mezun olmuş ve Bursa havalisi kendisine verilmiş ise de, kardeşi İsa Çelebi’ye iltica eylemişti (KA. 4477). Yıldırım’ın Musa adlı iki oğlu olduğundan Bursa tarihiyle uğraşanlar, bir Musa var zannıyla Çekir-ge’deki Hudâvendigâr Türbesi’nde, Yıldırım’daki Bayezid Türbesi’nde Musa’nın kabirleri olması, bir yanlışlık olduğu fikrine düşmüşler ve tereddüt eylemişlerdir. Halbuki iki oğlu aynı ismi taşımakta idiler. Belki birinci Musa öldükten sonra doğan oğluna aynı ad verilmiştir. İki sene yedi ay yirmi gün müstakil padişahlık yapmıştır. BK, III/375
MUSA ÇELEBİ Bekece’nin oğludur. 1514’te tabib idi. İshak Paşa mahalle-sindendir (BS. 26/66). BK, III/377
MUSA HOCA MESCİDİ İznik’tedir. 1530’dan evvel İznik’teki iki adet çini kârhanesi olan Lutfullah oğlu Mehmed Çelebi, kârhanelerini bu mescide vakfeylemiş ve ayrıca bir dükkân, bir de bozahane terk eylemiştir. Her kim imam olursa Kelam-ı Kadim’den iki cüz okunmasını şart eylemiştir (BA. Kâmil Kepecioğlu tasnifi İznik vakıf defteri). BK, III/377
MUSAİD PAŞA (Şerif) Mekke şerifi Abdülmuttalib’in oğlu Ahmed Rıza Paşa’nın oğludur. Şerif olmuş ise de kendisinden zuhur eden bir cezbeden dolayı emaretten çekilmiş ve 16 Mayıs 1892 Salı günü ailesiyle birlikte Bur-sa’ya gelmiştir. Bursa’da oturmakta iken, 24 Şubat 1901’de vefat eylemiştir. Emir Sultan’a gömülmüştür. Anası 1907’de ve küçük oğlu Şerif Saîd Bey
1902’de ölmüşler ve babalarının yanına gömülmüşlerdir. Sarı Abdullah mahallesinde oturan karısı Meryem Hanım ile oğlu Şerif Mesud Bey’e ayda üç yüz kuruş nafaka bağlanmıştı (BS. 290/121). Meşrutiyetin 1908’deki ilânından sonra büyük oğlu Şerif Mesud Bey, Bursa’ya gelerek her üçünün de gayet muhteşem ve müzeyyen olan mezar taşlarındaki yazıları sildirmiş ve yalnız isimlerini bırakmıştır. BK, III/378
MUSALLA MEDRESESİ Bk. Esediye.
MUSLİ Duran’ın oğludur. Çok kısa boylu bir cücedir. Yetim olup kimsesi olmadığından, Sinan ismindeki bir çengi oğlanı, buna, kadın elbisesi giydirerek raksettirmiş ve muharrematta istihdam eylemiştir. Onun bu hâli Bursalı bazı Müslümanların merhametini celb etmiş ve Bayezid oğlu Mahmud adında birisi 1572’de mahkemeye müracaat etmiştir. Mahkemede bu cüce Musli de pek çok şikâyet ve tazallum eylediğinden, takyecilik sanatını öğretmek şartıyla, yılda iki yüz akçe icare tayin edilerek Mahmud’a teslim edilmiştir (BS. 114/115). BK, III/346
MUSLİ Gemlikli Yusuf’un oğludur. İki kardeştir. Bunlar yeniçeri değil iken yeniçeri şeklinde gezip daima fitne ve fesad yapmakta idiler. 26.2.1604’te Irgandı köprüsü başında Ali kızı Ayşe’yi cebren sürükleyerek, kardeşi Ahmed’in Çukurçeşme mahallesindeki evine götürmüş ve evde kardeşi Ahmed, Ayşe, Ahmed’in karısı Fatma ve evli kızı Sakine bir yerde oturup pastırma kebabı pişirirken yeniçeri zâbıtı Hamza Subaşı ve Bursa subaşısı Sefer tarafından yakalanıp mahkemeye götürülmüşlerdir. Sorulduğunda, “biz ne yeniçeriyiz ne de ulûfemiz vardır. Biz Türk oğlu Türküz. Ve Ayşe iki yıldır benim nigârım ‘mahbubem’dir. Kendisi, rızasıyla”, demiştir. ve Ahmed de: “Kardeşim Musli şakî, şerir, katil kimse-
dir. Daima evime bu makule avratları çekip cebren sürüp getirir. Beni öldürür diye korkumdan söyleyemezdim” demiştir. Ayşe de, “kendi hâlimde giderken ardımdan köprübaşında yetişip, cebren ve kahren elimden esbabımı alıp döğerek sürütüp, ben seni bu gece İnegöl’e alıp giderim, sen benim elimden kurtulamazsın” diye tehdid ettiğini söylediler. Bursa’nın âyânı, eşrafı; “mezburlar hatunları, cariyeleri ıdlâl edip, bir tarikle çıkarıp âhar diyara götürüp satarlar. Müslümanların atlarını, katırlarını, sığırlarını, koyunlarını çalıp başka vilâyetlere götürüp satarlar” dediler. Mahalleli de: “Haklarından gelinmek, büyük sevaptır. Eğer bu defa yine kurtulup gelirlerse, bizim bir gün bile mahallede oturmağa mecalimiz yoktur. Cümlemiz kaçar ve dağılırız” demişlerdi. Köylüler de: “Mezburlar yeniçeri ve kuloğlu değillerdir, Türk oğlu Türktür. Yeniçeri şeklinde gezip, daima hırsızlık edip, Müslümanların ehl ü ıyâllerini ve cariyelerini ıdlal edip başka yerde satarlar” diye haber verdiler ve sicile kaydolundu (BS. 207/109). BK, III/347
MUSLİ Ases Bâlî’nin oğludur. Altıparmak mahallesindendir. Edepsiz katillerdendir. Bursa’nın kenarında Kalay-cıoğlu Bahçesi kurbünde, yol üzerinde Mustafa oğlu Abdullah adında bir küçük çocuğa tecavüz ederken, çocuğun yardımına varan Tekke Mescid mahallesinden Ramazan oğlu Hasan’ı başından yaralamış ve tutularak mahkemeye getirilmiştir. Musli, “mahkemede ne olmak ihtimali vardır, eğer Hasan cerahattan ölürse, beni dahi öldüreler” diye fiil-i şenî eylediğini ikrar ve itiraf etmiş ve şahitler dahi: “Eşkıya, yol kesici olup hakkından gelinip, halkı şerrinden emin eylemek lâzımdır” ve âyân ve memleket eşrafı da ayrı ayrı ve toplu olarak defaatle mahkemeye gelip, hakkından gelmek, “bâis-i zikr-i cemil ve sebeb-i ecir-i cezil idüğünde şüphe yoktur” diye bi’l-icma haber verdiklerin-
den ve hakkından gelinmesinin lüzü-munu ihbarda, bir ferdin hilâfı olmadığından, hakkından gelinmesi için Cafer Subaşı’ya teslim edildi. 1633 senesi Mayısında idam edildi (BS. 247/114). BK, III/347
MUSLİ Lala Şahin mahallesindendir. “Bozoğlan” diye meşhurdur. Bir yolunu bulup Bursa’daki yeniçeri çorbacı ağalara intisab eylemiş ve daima halkı müzevirleyerek eziyet ve cevrettiği gibi, padişahın emriyle alınıp satılması ve içilmesi men’ edilen şarabı Bursa’da Bâlî Bey Hanı’na götürüp sattırmıştır. Vilayet âyânından ve garazsız kimselerden “cemm-i gafir ve cem’-i kesir” mahkemede, bunun, “eşkıyadan sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz ve vâcibü’l-izâle bir şakî olduğu” ve su-i hâlini ihbar eylediklerinden, 24.11.1670’te idam edilmiştir (BS. 295/16). BK, III/348
MUSLİ AĞA Şeker Hoca mahallesinden-dir. 1683’te Mehmed Ağa, Sa’dî Bey, Rüstem Ağa adında üç oğlu vardı (BS. 325/31). Bursa’da kethüdayeri idi. Seyyid Rüstem Bey’in oğludur (BS. 317/64, 323/20). BK, III/348
MUSLİ BEŞE Osman’ın oğludur. Yayadır. 1626’da Filadar’da ölmüştür (BS. 240/4). BK, III/347
MUSLİ ÇAVUŞ Bursalı Mehmed Ça-vuş’un oğludur (1595) (BS. 190/11). BK, III/346
MUSLİ ÇAVUŞ (Mevlânâ) Cafer’in oğludur. 1595’te kadılık yapmıştır (BS. 190/58). BK, III/347
MUSLİ ÇELEBİ
MUSLİ ÇELEBİ Mahmud Bey oğlu Rüstem Bey’in oğludur. 1568’de kardeşi Ali Çelebi vardı (BS. 343/7). 1643’te Bursa âyânı olmuş, avcılarla reayanın ellerindeki tüfekleri fermanla, tamamıyla toplamıştır (BS. 261/49). BK, III/346
MUSLİ ÇELEBİ Fenarlı Ahmed Paşa Zaviyesi şeyhi Süleyman Efendi’nin oğludur. 1658’de Celâlî Hasan vakası zuhur etmekle def’i esbabını rica etmek üzere İstanbul’a giderken Esterli adasında şehit edilmiştir (SO. III/67). BK, III/347
MUSLİ EFENDİ (Kemankeş) Alâiye’de doğmuş ve Bursa’da müderrislik yapmıştır. 6.9.1668 Perşembe günü Bur-sa’da ölmüş ve Zeynî Efendi Mual-limhanesi’ne gömülmüştür. Menzil almış ve “Takyeci kulu” denilen Bursalı Şücâ ve Tozkoparan İskender gibi kemankeşler (okçular) arasında nam ve şan almıştı (G. 536). BK, III/348
MUSLİHUDDİN Hicri 8. ve 9. asırlarda adı Mustafa olan bazı kimseler “Mus-lihu’l-mille ve’d-din” adını almışlar ve gitgide kısaltılarak “Muslihuddin” denilmiştir. Bu suretle anılanların çoğunun asıl adı “Mustafa”dır. BK, III/ 426
MUSLİHUDDİN Fatih zamanında mimar idi. Fatih, büyük topların dökülmesinde fikirlerinden istifade etmiştir (M. Nahid, İstanbul’un Muhasarası ve Zaptı). BK, III/426
MUSLİHUDDİN Musa’nın oğludur. 1483’te Bursa’da cerrahtı. Sağrıcı Sungur Mescidi’ne vakıfları vardı (BS. 158/29). BK, III/426
MUSLİHUDDİN Yıldırım Timarhanesi’n-de hassa harcdan dört akçe yevmiye ile tabibdi. 1519’da Bursa’nın en parlak doktoru idi. BK, III/427
MUSLİHUDDİN 1521’de Bursa’da hassa harc emini idi (BS. 29/158). BK, III/ 427
MUSLİHUDDİN Abdullah’ın oğludur. 1538’de Bursa’da kehhal/göz hekimi idi. BK, III/427
MUSLİHUDDİN Emrullah’ın oğludur. 1551’de Bursa’dan “azeb” çıkarılmış ve
196 azebden 49’una reis tayin edilmiştir. BK, III/427
MUSLİHUDDİN Bursa Darüşşifası’nda yevmî 8 akçe ve senede 4 müd pirinç ve 15 müd buğday “cerre” ile tabib iken 1555 senesi Ağustosunda Bur-sa’da ölmüştür. BK, III/427
MUSLİHUDDİN Mustafa’nın oğludur. 1558’de “Kara Kethüda” diye meşhurdu. BK, III/427
MUSLİHUDDİN Mehmed’in oğludur. Bursa’daki azeblerin binbaşısı idi (BS. 113/163). BK, III/428
MUSLİHUDDİN Mürekkepçidir. Hayırse-venlerdendir. Gemlik’e tâbî Gencelli köyünde tuzlası vardı (1617). Bunu hayır işlerine vakfeylemiştir (BS. 230/ 131). BK, III/428
MUSLİHUDDİN (Canbaz) Kuruçeşme’de 19 oda ve daha başka vakıfları vardı (1519). BK, III/426
MUSLİHUDDİN (Çanakçı) Kiremitçioğlu mahallesinde 1567’de bir mescid bina eylemiştir (BS. 110/46). BK, III/428
MUSLİHUDDİN (Hacı) Hoca Mustafa Muslihuddin’in oğlu Hoca Ahmed’in oğludur. Babasından kalan Gökdere’-deki Irgandı köprüsü üzerindeki 31 dükkânı 21.3.1559’da vakf ve ceddi Tacir Ali oğlu Hoca Muslihuddin ruhuna ecza kıraatini şart eylemişti (BS. 72/114). BK, III/427
MUSLİHUDDİN (Hoca) Sivakîoğlu’dur. 1507’den evvel ölmüştür. Oğlu Seyyid Çelebi vakıflarına nazırdı (BS. 21/66). BK, III/426
MUSLİHUDDİN (Hoca) 1538’de ölmüştür. Oğlu Zeynî Çelebi de aynı sene ölmüş ve Ahmed adında bir oğlu kalmıştı. İbrahim Paşa ve Nalbandoğlu mahalleleri mescidlerine vakıfları vardır. “Hacı Paşa” diye meşhurdu (BS.
45/91). BK, III/427
MUSLİHUDDİN (Hoca) Ahmed’in oğludur. “Laklakoğlu” diye şöhret bulmuştur. 1511’de Bursa şehir kethüdası idi. Tüccardandı (BS. 5/49; 23/153). BK, III/426
MUSLİHUDDİN (Kabasakal) İsa’nın oğludur. 1562 senesinde Mah-ı Devrân Sultan’a bir ev kirası davasında şahit idi. BK, III/428
MUSLİHUDDİN (Sarraf) İbrahim’in oğludur. Karaman’da İshaklı kadılığında ölmüş ve 70 dirhem gümüş ve 590 akçe nakdi çıkmıştır. 1507’de (BS. 21/ 94) Bursa’da bir kervansarayı vardı (BS. 23/216). Öldüğü zaman oğulları Maksem mahallesinde Abdullah, Kara Şeyh mahallesinde Mehmed Çelebi, Veli Şemseddin mahallesinde İbrahim Çelebi ile karısı Hoca Mehmed kızı Sittî kalmıştı (BS. 24/41, 62). BK, III/426
MUSLİHUDDİN (Şeyh)
MUSLİHUDDİN (Şeyh) 1535’te oğlu Ahmed Çelebi ve torunu Fahruddin vardı. BK, III/427
MUSLİHUDDİN (Şeyh, Topal) Kastamonu’nun Bakırküresi’ndendir. Tahsilden sonra Şeyh İlâhî Zaviyesi’nde sûfiye tarikatına girdi. Bursa’da Şeyh Ta-ceddin kabri yanında bir hasır serip 40 gün “Yasin-i Şerif” okumaya devam etti. Kırkıncı günü vefat etmiş ve hasırın serildiği yere gömülmüştür. II. Bayezid devri ricalindendir (G. 180; ŞN. 366). BK, III/428
MUSLİHUDDİN BEY (Hacı) Kite’nin ehl-i fesadını siyaset etmeye ve Bursa muhafazasına padişahın emriyle 1521’de memur ve nazır olmuştur (BS. 29/ 145). “Cerrahoğlu” demekle meşhurdu. 1527’de Şam taraflarına sancakbeyi iken ölmüştür. BK, III/427
MUSLİHUDDİN ÇELEBİ Muslihuddin’in oğludur. 1537’de Bursa eşrafından idi. Babasına “Hoca Taceddin” de derlerdi.
Arapşah oğullarındandır. 898 hicrî Ramazan evâili tarihli vakfiyesi 30.8. 1535’te sicile kaydolunmuştur. Tahta-kale kurbünde bir medrese ve Gökdere vadisi kurbünde bir mescidi vardı (BS. 53/19). BK, III/427
MUSLİHUDDİN ÇELEBİ (Mevlânâ) Mev-lânâ Ece Hoca’nın oğludur. 1512’de Sultaniye/Yeşil vakıfları mütevellisi idi (BS. 23/189). BK, III/426
MUSLİHUDDİN ÇELEBİ (Mevlânâ) Ali Paşa’nın oğludur. Bursa’daki padişahların imaretlerinin vakıflarına müfettiş ve ebna-i sipahiyandan Mehmed oğlu Mahmud Çelebi de 1525 senesi Eylülünde kâtip tayin edilmişti (BS. 31/ 348). BK, III/427
MUSLİHUDDİN EFENDİ (Mevlânâ) Hacı Sinan’ın oğludur. 1586’da İsa Bey Medresesi müderrisi iken ölmüştür. Karısı Aşık kızı Nakiyye, kızları Emetullah ve Fatma ve kız kardeşi Selime ile birlikte 204.076 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 164/124). BK, III/428
MUSLİHUDDİN EFENDİ (Şeyh) Mudur-nulu olup Abdurrahim Tirsî’nin halifesidir. 1519’da Abdurrahim’in vefatı üzerine yerine İznik’te Eşrefzâde Tek-kesi’ne şeyh olmuş ve Abdurrahim’in oğlu Pîr Hamdi Efendi’nin talim ve terbiyesini üzerine almıştı. BK, III/427
MUSLİHUDDİN HAMDİ ÇELEBİ MESCİDİ Yeniyer mahallesinde 1593’ten evvel bina edilmiştir. Mescidin hareminin etrafındaki 6 oda ve yakınındaki 17 oda harap olduğundan 18.722 akçe ile mütevellisi Abdullah oğlu Behram Bey tarafından tamir edilmiştir. BK, III/428
MUSLİHUDDİN MESCİDİ (Hoca)
MUSLİHUDDİN MESCİDİ (Hoca) Çoban Bey vakfından Seyyidler mevkiindedir. Yakınındaki Ayazma suyunu Çoban Bey mütevellileri üç altın mukabilinde Murad oğlu Mevlânâ Mehmed Çele-bi’ye 1562’de satmışlardı (BS. 92/ 110). BK, III/428
MUSLİHUDDİN MUSTAFA (Hacı) Emir Sultan mahallesinde Attar İshak’ın oğludur. 1567’de vakfiyesi vardı (BS. 156/39). BK, III/428
MUSTAFA Mevlânâ Şükrullah oğlu Ahmed Çelebi oğlu Hamza Çelebi’nin oğludur. 1480’de gençti (BS. 3/284). BK, III/379
MUSTAFA Paşa Yiğit’in oğlu ve Ali Pa-şa’nın kardeşidir. 1484’te Bursa’da idi (BS. 4/126). BK, III/381
MUSTAFA Bursalı Bayezid oğlu Oğul Bey’in oğludur (1498) (BS. 16/317). BK, III/383
MUSTAFA Beyce’nin oğludur. 1505’te Gökdere civarındaki Seyyidler mahallesine Molla Yegân yaylağından Karapınar suyu getirmiştir (BS. 19/49). BK, III/384
MUSTAFA Subalaban’ın oğludur (1507) (BS. 21/178). BK, III/384
MUSTAFA Mehmed’in oğludur. 1522’de ölmüştür. BK, III/385
MUSTAFA Ali’nin oğludur. 1552 senesi İkincikânun ayında birçok arkadaşları ile ava gitmişler ve tuhaf bir tesadüf eseri olarak birkaç Mustafa birden karlarda karşılarına çıkan vahşi hayvanlar tarafından mecruh olmuşlardır (BS. 52/156). BK, III/388
MUSTAFA Hacı Bâlî oğludur. Bu da Ali oğlu Mustafa gibi avda yaralanmıştır. BK, III/388
MUSTAFA Mehmed’in oğludur. 1554’te “Ressam Mehmed” diye şöhret bulmuştu (BS. 54/87). BK, III/389
MUSTAFA Halil’in oğludur. 1558’de Bursa’da şehir kethüdası idi. BK, III/ 389
MUSTAFA Ahmed’in oğludur. 1561’de Bursa mimarı idi (BS. 92/267). BK, III/390
MUSTAFA Abdullah’ın oğludur. Bursa timarhanesinde kehhal idi. 1561’de Hamza oğlu Evliya adında birisinin sol göz kapağı üzerine neşter vurup âmâ eylediği dava edilmiş, bu da cerahat olduğundan neşter vurduğunu söylemiştir (BS. 92/99). BK, III/390
MUSTAFA Pîrî’nin oğludur. Gökdere içinde ve Sûfîler mahallesinde 1567’de değirmeni vardı (BS. 110/117). BK, III/390
MUSTAFA “Kara Mustafa” diye meşhurdur. Hacı İskender mahallesindendir. “Kara Emir” dahi derlerdi. Bir Yahudi aleyhinde şehadette bulunmuş ise de, birkaç Yahudi getirilerek; “Senin şeha-det eylediğin hangisidir?” diye sorulunca, şehadet eylediği Yahudiyi tanıyamamış ve daima yalancı şahitlikle meşgul olduğundan “Şahit” diye şöhret almıştır. Kendisi sâdâttan olmadığı hâlde, hile ile aldığı bir temessükle siyadet iddiasında bulunduğundan mahkemece 1567’de hükmedilmiştir (BS. 110/42). BK, III/390
MUSTAFA İsa oğlu Seyyid Ali’nin oğludur. 1570’te muharebede düşmana esir düşmüştür. Ispartalı Kaplan oğlu Yani bunun tahlîsi için babası Seyyid Ali ile 250 filoriye pazarlık etmiştir (BS. 112/13). BK, III/391
MUSTAFA Mehmed’in oğludur. Çörekçidir. Ulucami’nin orta kapısının tam karşısına bir tırabzon bina etmiş. Fakat 1572 senesi Şubatında bir gün mahkemeye müracaat ederek, “bu tırab-zonun çok zararı vardır, dedikodu ve gıybet oluyor, kaldırılması lâzımdır yaptığıma pişman oldum” demiş ve mahkeme de yaptığı tahkikatta bunun iddiasının doğru olduğunu sabit bulmuş olduğundan, tırabzonu kaldırma-
sına hiçbir kimsenin mâni’ ve müzahim olmamasına karar almıştır (BS. 113/ 65). BK, III/391
MUSTAFA Zeynî’nin oğludur. 1573 senesinde bir gün Bursa aseslerinden Receb bölükbaşı ile mahkemeden Mevlânâ Müyesser Halife bir evi bastıklarında içerde Hacı Bekir kızı Aynî ile bulunmuş ve mahkemeye götürülmüştür. Bunlar mahkemede; “Filvaki gelip bizi bir evin içinde buldular. Lakin bazı kimseler hile ile bizi bir evin içine koyup ve üzerimizden kapıyı kapatıp sonra da bunları getirtip tutturdular” diye ikrar eylediler (BS. 118/20). BK, III/392
MUSTAFA Ahmed’in oğludur. Karaca Ahmed Zaviyesi şeyhi iken Karaca Ahmed neslinden ve Duhter-i şeref mahallesinden Ali oğlu Ahmed Çelebi, mahkemede evlâddan olduğunu isbat etmekle 1574’te şeyhlikten iskat edilmiştir (BS. 118/77). BK, III/392
MUSTAFA Yusuf’un oğludur. 27.5. 1577’de Veli Şemseddin mahallesinde ölmüştür. Karısı Cemile ile oğlu Mehmed ve kızları Hatice, Rahime, Rabia ve Kerime ile 247.988 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 125/89). BK, III/392
MUSTAFA 1578’de vefat eden Pîr Gaib oğlu Hoca Hasan’ın oğludur. Reyhan mahallesindendir (BS. 134/48). BK, III/392
MUSTAFA Bursalıdır. Oğlu “Yayla”nın Şeyh İlyas Efendi ve Şücâ adında iki oğlu vardı. 1587 (BS. 173/61). BK, III/ 393
MUSTAFA Hasan oğludur. Kaplıca yolunda silahla Müslümanların yollarını çevirip, ekserisini soymakta ve Kaynarca kadınlar hamamını basıp, kadınların üzerine bıçakla hücum eyledikte birkaç gebe kadın korkusundan çocuklarını düşürmüş ve birkaç kadını cebren çekmek istemiş ise de, Müslüman-
lar elinden kurtarmışlardır. Kükürtlü kadınlar hamamında, yol üzerinde kendi hâliyle meşgul Akçakocalı cemaatinden Receb kızı Hatice’ye alet-i harple hücum ederek, katletmek kastıyla kılıç sıyırıp herkesin gözü önünde cebren tutup zina edip, yine Müslü-manlar cebren kurtardılar. Daima sarhoş ve silahla gezdiğini itiraf edip, hamam bastığının ve kadına taarruz eylediğini inkâr etmekle, bir çok Müslü-manlar şehadet eylemiş ve şehir âyânından ve başkalarından bir çok kimseler dahi, “Mustafa haramzâde, katil, yol kesici, sâî bi’l-fesad fi’l-arz olup, evvelce dahi fesadına gayet ve kabahat ve şenaatine nihayet yoktur, vâcibü’l-izâledir. Hakkından gelinmek büyük sevaptır” dediklerinden, 25.6. 1612’de hakkından gelinmiştir (BS. 221/99). BK, III/397
MUSTAFA Abdullah’ın oğludur. Âlem-i cehalette iken (Hıristiyan iken), “Kara-oğlan” tesmiye edilmiş ve İslâm ile müşerref olunca Mustafa denilmiştir. Karısı Hıristiyan kalmış ve ihtida etmemiştir. (1614) (BS. 237/94). BK, III/398
MUSTAFA Galata Sarayı’nda kilerci idi. 1625’te evlâdsız vefat eyledi. Pazar-köyü’nde ve Yalova’nın Samanlı köyünde emlâk ve arazisi vardı. Padişah bunları Hazinedarbaşı Mehmed Ağa’ya verdi. BK, III/399
MUSTAFA
MUSTAFA Molla Arab mahallesinden Abdi’nin oğludur. “Eşkıyadan olup, seferli şeklinde çarşılarda ve mahallelerde elinde kılıç ve bıçak olduğu hâlde gezip, nice kimselerin emval ve erzakını gasben ve cebren alıp nice kimseleri dahi katl kastı ve ehl ü ıyâllerine taarruz niyeti ile evlerine girip ve kapılarını paralamıştır. Fesadının nihayeti yoktur” diye şikâyet ve kalede Cami mahallesinde sakin Kütahya kadısı iken vefat eden kadının kızı Safiye’nin vasisi Hasan oğlu Mehmed Çelebi iddia eylemiş
ve “Safiye kapı önünde dururken, iki bin akçe kıymetli incili altın saçbağını saçından kesip aldı” demiştir. Mustafa inkâr eylemiştir. Şahitlerden Mustafa’nın kız kardeşi Kerime, “Kardeşim sarhoş benim evime gelip, elinde bir incili saçbağı görüp birisinin saçından kestim” dediğini ve hemşiresine vermeyip alıp gittiğini söyledi. Mustafa, “saçından ben kesmiştim, sarhoşluk ile bozahanede zayi eyledim, kıymeti ne ise tazmin edeyim” dedi. Yine şahitlerden, Kapıcıoğlu mahallesinden Hasan kızı Emine de: “Silahla menzilimin kapısına birkaç eşkıya ile birkaç defa geldi. Kapımı parçaladı. Beni katletmek istedi. Mahalle ahâlisi yetişip kurtardı” dedi.
Babası Abdi de; “Oğlum Mustafa şaki, fesad ehli ve vâcibü’l-izâle olmakla, bundan evvel reddeylemiştim” demiştir. Daha birçok şahitlerin de, yol kesen eşkıyadan ve katillerden olduğunu, daima adam öldürmek kastıyla silahla gezdiğini ve “sâ’î bi’l-fesad olup, her vechile izâlesi vacib ve lâzımdır” dedikleri 15.6.1631’de sicile kaydedildi ve hakkından gelindi (BS. 246/13). BK, III/400
MUSTAFA İvaz oğlu Hasan’ın oğludur. Tekke mahallesinde “Manavzâde Musli” demekle maruftur. 1644’te hemşiresi Neslihan ve anası Mahmud kızı Fatma Hatun vardı ki, “İvazoğlu Hatunu” diye şöhret yapmıştı (BS. 261/ 157). BK, III/400
MUSTAFA 1646’da Süzenkefen mahallesinde vefat eden, ulemadan Abdülgani Efendi’nin oğludur. Anası Hüseyin kızı Ayşe’dir. Kardeşleri İbrahim, Mehmed vardı (BS. 273/14). BK, III/400
MUSTAFA Koca Nâib mahallesinde Derviş’in oğludur. 1685 senesinde karısını hamama gönderdiği ve evde kimse yok iken kendisine nâmahrem olan Ebubekir kızı Hanım adındaki kadını evine alıp iki saat kadar beraber bulundukları anlaşılarak Muradiye subaşısı Hüsam Çavuş oğlu Ahmed Bey
tarafından yakalanmış ve mahkemeye getirilmişlerdir (BS. 359/130). BK, III/ 404
MUSTAFA Mehmed’in oğludur. Hoca Hasan Vidilli mahallesindendir. Karısı Rabia ve anası Bünyade, kızı Üm-mühânî vardı. İki kılınç, bir boylu tüfek, iki çakmaklı tüfeği olup 5.9.1693’te asılmıştır (BS. 367/61). BK, III/404
MUSTAFA Mecnun Dede mahallesinden İvaz’ın oğludur. Kardeşi Mehmed vardı. Kendisi ve karısı Mehmed kızı Fatma 27.7.1694’te asılarak idam edilmiştir. Kızı Hatice kalmıştır (BS. 369/3). Bu tarihe tesadüf eden 1105 senesi Zilhiccesinin ibtidalarında Mecnun Dede mahallesinde büyük bir hadise cereyan etmiştir. İvaz kızı Fatma, Hacı Receb kızı Fatma ve anası Hacı Receb kızı Saliha Hatunlar katledilmişler ve yukarıda adı geçen Mustafa ile karısı Fatma idam edilmiştir. Hadisenin ne olduğu tasrih edilmemiştir (BS. 369/2,3,4). BK, III/405
MUSTAFA “Na’tî Damadı” diye meşhurdur. Kırım hanının kapı kethüdası iken Midilli adasına müebbeden ikamete memur edilmiş, Kırım hanı Saadet Giray’ın iltimaslarıyla Midilli’den salıverilerek Bursa’da oturmasına ve dilerse ıyâlini de yanına getirmesine 1740 senesi Ağustosunda müsaade edilmiştir (BS. 1184/58). BK, III/408
MUSTAFA Sarı Zaim’in oğludur (1745). Bk. İdam. BK, III/410
MUSTAFA Hacı Sa’dîzâde’dir. 1749’da ölmüştür. BK, III/410
MUSTAFA İstanbul’da müzehhibdi. “Molla Mustafa” demekle meşhurdu. 1751’de Tahir Efendi adında birisi dava için Davud Paşa kolluğunda tutulmuş ve Tahir’in üzerinde bir beyaz kese içinde elli altmış dirhem kadar mükeyyifattan (“şire” tabir olunur)
esrar bulunmuştu. Ağakapısı’na getirilerek Tahir Efendi ifadesinde “Bana Mustafa Molla vermişti” diye cevap verdiğinden her ikisi de te’dîb için çavuş mübaşeretiyle Bursa’ya sürülmüşlerdir (BS. 387/21). BK, III/410
MUSTAFA Selâmîzâde’dir. İstanbul’da imamdı. Öteden beri fitne uyandırmakla meşgul olup kapıları dolaşarak Kırımlılar arasında fesad sokmaya ve memleketin nizamını bozmaya cesaret ettiği gibi bunun şer ve hilelerinin Kırımlılar üzerinden defedilmesini Kırım hanı Halim Giray Han iltimas etmekle 30.5.1758’de Bursa’ya sürülmüş ve harice çıkarılması ayrıca emredilmiştir (BS. 391/130). Beş ay sonra da affe-dilmiştir (BS. 391/120). BK, III/411
MUSTAFA Melik’in oğludur. Bursa’da muhzırbaşı iken halkı taciz, tekdir eylemiş ve belediye işlerine ihtilâl vermiştir. Müfsid, müzevvir ve mürtekib olduğundan Bursa’da âlimler, salih kimseler, imamlar, hatibler ve esnaf kâhyaları vesair fukara ve zuafa mahkemeye müracaat ederek bunun kaldırılmasını istemişler, hakimin meseleyi İstanbul’a arzetmesi üzerine gelen 1762 senesi Eylül tarihli fermanda muhzırbaşılık, tahtabaşılık, pazarba-şılık, şehir kâhyalığı, beytülmalcilik vesair bu gibi vilâyet işlerine dair hizmetlerde kullanılmaması emrolun-muştur (BS. 395/74). BK, III/412
MUSTAFA 1763’te Çekirge’de katledilen Ebubekir oğlu Osman’ın oğlu Köse Mehmed Çelebi’nin oğludur. Anası Mehmed kızı Ünzile’dir. İsmail, Hafız Molla Süleyman, Ümmühânî, Emetul-lah adında kardeşleri vardı (BS. 397/ 33). BK, III/412
MUSTAFA Bursa’nın zenginlerindendir. “Kayserilioğlu” denmekle meşhurdur. 1773’te yazacağı askerle sefere memur edilmiştir (BS. 1186/21). Doğan köyündeki çiftliğinden Bursa’ya gelmekte
olan Ayşe Hatun’un önüne çıkarak emval ve eşyasını ve Çavuş çiftliği senetlerini ve oğlu Abdullah’ı alarak cebren çiftliği zapt eylediği şikâyet edildiğinden murafaa için 1774 senesinde İstanbul’a celbi emredilmiştir (BS. 1186/31). BK, III/413
MUSTAFA Bursalıdır. “Kasapoğlu” diye meşhurdur. Eşkıyadandır. Öteden beri kendi hâlinde olmayıp müfsid, mür-tekib, hilekâr, gaddar ve daima halka zarar vermek âdeti olup fakir ahâliye zulmün envaını yapmakta ve herkesin rahatlarını ve emniyetlerini selbetmek-te olduğundan defaatle tenbih edilmiş ise de mütenebbih olacağı yerde edepsizliği tahammül edilemeyecek dereceye geldiğinden tutularak Limni adasına kalebend edilmesi ve muhkem habs-olunup kaçmasına meydan verilmemesi 1779 senesi Eylülünde fermanla bildirilmiştir (BS. 1191/ 21). BK, III/ 415
MUSTAFA Siroz mubayaacısıdır. Zalim bir adamdır. Fukaraya yaptığı zulüm ve teaddiyatın haddi ve hesabı yoktur. Bu gibilerin te’dîbinin diğerlerine ibret olacağı ve reayanın rahat ve huzur bulacağı cihetle kapıcıbaşılığı kaldırılarak 14.4.1783’te kendisinin ıslah ve te’dîbi ve emsalinin terhibi için çavuş mübaşeretiyle Bursa’ya sürülmüştür (BS. 1196/57). BK, III/416
MUSTAFA Aklıevvel oğlu Hacı Feyzî’nin oğludur. Bursa’nın zenginlerindendir. Yazabileceği askerle sefere 1773’te memur edilmiştir. 1789’da 25.000 kuruş istikraz eylemiştir (BS. 1186/ 21) (Bk. İstikraz). BK, III/413
MUSTAFA İstanbul’da Valide Hamamı yakınında, arzıhâl yazıcılarından olup bundan evvel yolsuz arzıhâl yazmaması defaatle men’ ve tenbih olunmuşken tekrar padişahın rızası hilâfına arzıhâl yazmaya cesaret eylediğinden kendisini te’dîb ve emsalini terhib için 30.6.
1790’da Bursa’ya sürülmüştür (BS. 1205/132). BK, III/417
MUSTAFA Kalaycıoğlu Hacı Salih’in oğludur. Bursa’nın zenginlerinden ve âyânındandır. 26.3.1791’de bedeninden 20 nefer piyade techiz ve Bursa mütesellimi Hacı Hafız İsmail başbuğ-luğunda rûz-ı hızırda orduda mevcut bulunması emredildi (BS. 1206/88). BK, III/418
MUSTAFA “Kaşıkçızâde” diye meşhurdur. Hacı İsmail Ağa’nın oğludur. Bur-sa’nın zenginlerinden ve eşrafındandır. 1773’te bedeninden yazacağı askerle sefere iştiraki emredilmişti. 1779’da Nemçe ve Rusya ile bir seneden beri harbeden hükûmet kendisinden 60.000 kuruş istikraz eylemişti. 1779’-da “yeni sene evvel-baharda sekiz koldan Moskovalı ve Nemçeli üzerine asker sevk edileceğinden ve bu suretle din düşmanlarından gereği gibi intikam alınacağından külliyetli piyade askeri techiz ve yazarak evvel-baharda ordu-yı hümayuna iltihak etmesi ve yine bu sene toplayabildiği askerle sergerde Hasan Ağazâde Saîd ile beraber Vidin seraskeri Hasan Paşa maiyyetine evvel-bahar-da yetişmesi, geç kaldığı veyahut noksan askerle vardığı takdirde hakkından gelineceği” bildirilmiştir (BS. 308/1,5, 10, 1186/21).
Nalbandoğlu mahallesinde 1798’den evvel ölmüştür. Emir Sultan yolu üzerindeki kabirde erkân-ı ailesi ile beraber medfundur. Yiğit Cedid mahallesinde 23 oda ve bir fevkânî dershaneyi hâvî bir medrese bina eylemiştir. Bk. Kaşıkçıoğlu Medresesi. BK, III/417
MUSTAFA İvraçalıdır. 1876’da İvraça’da doğmuştur. 17 yaşında iken Bursa’da “Obur Mustafa” diye şöhret bulmuştu. Beheri 120 dirhemden ibaret 13 pideyi, birbuçuk okka etten yapılmış kebabı 10 dakikada yemiş bitirmiş ve üzerine 8 bardak da şerbet içtiği hâlde “doymadım” diye şikâyet etmiştir. “Bir hindi
dolması, 5 kıyye ekmek, üç çift ekmek kadayıfı benim için ancak bir sabah kahvaltısı olur” derdi. Bursa matbaasında çalışırdı. Bir gün arkadaşları 11 tabak paça ile 4 kıyye ekmek getirmiş ve sofraya oturmak üzere iken bir hadise dolayısıyla dışarı çıkmışlar ve geldikleri zaman bu yemeklerin cümlesinin Obur Mustafa tarafından yenildiğini görmüşlerdir. Bursa’nın meşhur oburlarından biri de Şeyh Sabit Efendi idi. BK, III/424
MUSTAFA Bursalıdır. Babası Bursa’da Uzunçarşı Hamamı’nın sahibi olmakla “Hammamîzâde” denir. Kendileri ilim tahsil eylemiş ve tâlik yazısını Tayyibî Mustafa Efendi’den tahsil eylemiştir. Âlim bir zat idi. Her ilimde ihtisası vardı. Hattattır (TH. 748). BK, III/411
MUSTAFA Kara Mehmed’in oğludur. Kepsut kazasında tutulmuş Pamuk Mehmed’in arkadaşı olduğundan, başı kesilerek İstanbul’a gönderilmiştir. BK, III/407
MUSTAFA İbrahim’in oğludur. Bursa’da sakin olup tâlik yazısını Asım Efen-di’den tahsil eylemiştir. Babası Hudâ-vendigâr Camii imamıydı (TH. 739). BK, III/423
MUSTAFA Rüstem Ali’nin oğludur. Sipahi oğlanları 30. bölükte 33 akçe yevmiye ulûfeye mutasarrıftı. BK, III/ 399
MUSTAFA Kirmastı’da küçük Meh-med’in oğludur. Birçok eşkıyalıkları vardır. Eski suçları affolunmak şartıyla yüz bin kile buğday vereceğini taahhüd eylemiştir (BABD. 6034). BK, III/412
MUSTAFA Bk. Lalin Kaba Baba.
MUSTAFA (Çalık) Bk. Çalık Mustafa.
MUSTAFA (Dahkî) Bursalıdır. Müderristir. 5.9.1723’te ölmüştür (SO. III/237). BK, III/407
MUSTAFA (Derviş) Kaplıca civarındaki Garip oğlu Hayreddin’in bina eylediği mevlevîhanede parasız şeyh idi. Mev-lânâ Şah Mehmed Efendi’nin hucceti ile şeyhliğe mutasarrıf iken, 1520’de berat almak için İstanbul’a gitmiştir. Âlim ve nazik bir zat idi. BK, III/385
MUSTAFA (Derviş Muk’ad) Evâil-i hâlinde valilere intisab eylemiş süvari levendlerinden olup çok malı ve hademeleri, hizmetkârları vardı. Kürdis-tan beylerinden idi. Üsküdar’a gelip orada gördüğü Allah’ın cezbesine tutulan birisine tesadüf ederek onunla bir müddet görüşmüş, bu da onun gibi yeni ve güzel elbiseleri çıkarıp çıplak olarak Bursa’ya gelmiştir. Allah’ın bir divanesi idi. Birçok nâmütenahî esrara nail olmuştu. 20 sene kadar Pirinç Hanı yakınında sokakta ömür geçirdi. Kimseden bir şey almazdı. Geçen kimselerin fikirleri ne ise söylerdi. 1695’te ölmüş, Deveciler kabristanına gömülmüştür (G. 233; SO. IV/409). BK, III/405
MUSTAFA (Hacı) Reyhan mahallesinden İlyas’ın oğludur. Anası Urum Bey kızı Nurkadem Hatun’dur. 1484’ten evvel ölmüştür (BS. 4/230). BK, III/381
MUSTAFA (Hacı) Güvendik’in oğludur. Mudanya’nın Akköy’ündendir. Meşe-yolu hududundaki tuzlasını 1504’te Akköy’e akan su yolunun temizlenmesi için vakfeylemiştir (BS. 19/82). BK, III/384
MUSTAFA (Hacı) Ahmed’in oğludur. 1559’da tabdihciler esnafına şeyh tayin edildi (BS. 73/391). Senelerce bu işte bulunmuştur (BS. 92/133). BK, III/389
MUSTAFA (Hacı) Ali’nin oğludur. “Nal-bandoğlu” demekle şöhret almıştır. 1560 senesi Haziranının birinci günü ölmüş ve Mahmud, Emine ve Rahime adında üç evladı ve 480.096 akçe
muhallefatı kalmıştır (BS. 85/31). BK, III/390
MUSTAFA (Hacı) Musa Baba mahallesinde bir mescid bina edip, vefatında civarında olan bazı kimseler bu mescidi evlerine ilhak etmişler. 1574’te birçok Müslümanların şehadetleri ile mescid olduğu sabit olmakla, mescid hâline çevrilmiş, lâkin hasırına, mumuna ve sair levazımına verilecek akçesi olmadığından, Hacı Baba vakfı fazlasından günde yarım akçe verilmesine karar verilmiştir (BS. 119/3). BK, III/392
MUSTAFA (Hacı) Turgut’un oğludur. 1575’te ölmüş ve Altıparmak mezarlığına gömülmüştür (MİB. 22). BK, III/ 392
MUSTAFA (Hacı) İbrahim Ağa’nın oğludur. 1658’de ölmüş ve Şehreküstü mezarlığına gömülmüştür. Sekiz köşeli bir mermer mezar taşı dikilmiştir. Üç tarafında yazı vardır. BK, III/401
MUSTAFA (Hacı) İstanbul’da hassa mimarbaşı iken Mimar Kethüdası Hacı Süleyman ile kendi hâllerinde olmayıp şahsi menfaati için emr-i şerif hilâfına bazı ebniye inşaatına müsaade ederek şehrin nizam ve intizamını ihlâle bais ve sebeb olmalarıyla 1741 senesinde Bursa’ya nefy edilmişlerdir (BS. 1189/ 69). BK, III/409
MUSTAFA (Hacı)
MUSTAFA (Hacı) Bursalıdır. “Mütevelli” diye meşhurdur. Bursalı birçok kimseler mahkemeye başvurarak; “Bu adam kendi hâlinde olmayıp müfsid ve günahtan korkmaz. Daima hakimler ve zâ-bıtlar yanlarına varıp haksız yere halkı müzevirler ve cezalandırır. Kendisinin de rüşvet almak âdetini yaymıştır” dedikleri cihetiyle bundan sonra bu gibi lâyık olmayan hareketlerde bulunmaması ve sakınması için şiddetle tevbih ve tehdid edilmesi ferman buyurul-muştur. Fakat Bursa âyân ve eşrafı
vesair ahâlisi ve esnafı cemm-i gafir garazsız Müslümanlar mahkemeye gelip her biri Hacı Mustafa’nın kendi hâlinde olup gölgesinden korkar ve her işin sonunu düşünür, açıkgöz ve zulüm ve teaddî yapanlardan nefret eder, hayır ve hasenat ve sevap yapmasını sever bir adam olup hakkında padişaha yazılan şeylerin yalan ve iftira olduğunu beyan etmişler ve hüsn-i hâlini haber verdiklerinde Bursa kadısı da hüsn-i hâlini bildirdiğinden şer’-i şerife muhalif olarak hiçbir kimsenin buna teaddî eylememesi diğer bir fermanla 21.9.1742’de Bursa kadısına bildirilmiştir (BS. 334/3). BK, III/409
MUSTAFA (Hacı) Abdullah oğlu Osman’ın oğludur. 1751 Eylülünde Bur-sa’da Enarlı mahallesinde vefat eylemiştir. Zahirde mirasçısı yoktur. Kıymetli birçok kitapları kalmıştır (BS. 388/2). BK, III/410
MUSTAFA (Hacı) Hacı Hüseyin’in oğludur. Veled-i Harirî mahallesinden iken Mısır’da gemiye binip yolda boğulmuştur. “Kuduzzâde” demekle meşhurdur. 44 kitap ve mecmuası kalmıştır. Ölümü 1763 senesi Birinciteşrin ayında duyulmuştur. 241.730 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 397/83). BK, III/412
MUSTAFA (Hacı) Bursalıdır. Karısı Şerife Ayşe kendi hâlinde ırzıyla mukay-yed iken Bursalı eşkıyadan Osman ve Katırcı Hüseyin Reyhan Hamamı kapısından girerken yatağan bıçağı ile üzerine hücum ve döverek ve yaralayarak ve müdahale etmek isteyenlere “elimizde zâbıtlar tarafından senet var” diye men’ etmişlerdir. Kadını Bursa dışarısına çıkarıp havadarlarından Seyyid Ahmed Molla, Karslı Halil, Kahveci İbrahim adındaki eşkıyalarla beraber kadının üzerindeki 1.500 kuruşluk altın ve cevahir vesair emval ve eşyasını ahz ve gaspederek kadını öldürmüşlerdir. Kocası Mustafa, mahkeme marifetiyle keşfolunarak eline
şer’î huccet ve îlâm istemiş ise de bunların şer ve mazarratlarından hakimler korkarak bunlar mahkemeye getirilememiş ve Bursa’da bir vechile mukavemet ve hakkın meydana çıkarılması kâbil olmadığı bildirildiğinden İstanbul’a ihzâr edilerek sadrazamın huzurunda şer’î murafaa yapılarak ihkak-ı hak olunması 24.11.1766 tarihli fermanla emredilmiştir (BS. 1179/57). BK, III/412
MUSTAFA (Hacı) İstanköylü Ali Baba’nın oğludur. Mısır’da suçlu çıkmasından dolayı derya kaptanı Gazi Hasan Paşa tarafından hapsolunan Hammazîzâde kaptanın şerikidir. Bursa’da oturmakta iken yanında çok emval ve cariyeler olduğu İstanbul’ca haber alınarak emval, eşya ve nakidleri alınarak ve şeriat tarafından yazılarak ve defter yapılarak mübaşir tayin olunan sadrazam kapıcılar kâhyası Hacı İsmail ve Hacı Mustafa ile birlikte teslim olunarak İstanbul’a gönderilmesi 11.8.1787’de emredilmiştir.
Bursa kadısı bu fermana karşı yazdığı cevapta; yapılan tedkikat ve tahkikatta, Hacı Mustafa, Bursa ahâlisinden topladığı kumaşları Kahire’ye götürüp sattığı ve oradan aldığı kahveyi İstanbul ve Tekirdağ’a satarak tekrar Kahi-re’ye avdet eylediği ve bu sefer de Gazi Hasan Paşa’nın müsaadesiyle ve tezkiresiyle Bursa’ya götürdüğü 21.125 kuruşluk pirinç, hasır, iplik ve cariyele-rin şirketin malı olduğunu ve büyük ve küçük 14 cariye götürüp bunların cümlesinin emanet olduğunu söylemiştir. Taraf-ı şer’den mühürlenmiş defterlerin, Hacı Mustafa’nın ifadesini teyid ettiği anlaşılmıştır. Emir mucibince Hacı Mustafa defterleri teslimen gönderilmiş ve Bursa’da kalan erzaklarıyla cariyeler emanet bırakılmıştır. Üç sene evvel Kahire’den gelirken Çatallar limanında sefinelerinin kazaen gark ve emval ve eşyasının kâmilen zayi olduğu ve bunun yedindeki malların emanet olduğunun anlaşıldığını bildirmiş-
tir (BS. 1202/87). Bunun hakkında yazılan ihbaratın yanlış olduğu da ayrıca îlâm edilmiştir. BK, III/416
MUSTAFA (Hacı) Seyyid Abdurrahman oğlu Seyyid Hacı Abdullah’ın oğludur. 25.4.1799’da Hisar’da Cami-i Kal’a mahallesinde sakin iken katledilmiştir. Abdullah, Şerife Emine, Şerife Fatıma adında üç evlâdı vardı (BS. 1152/5). BK, III/408
MUSTAFA (Hacı) Muradiye mahallesinde 1802 senesinde ölmüştür. Bezirgânbaşı idi. Muhallefatı beyliğe zapt edilmiştir (BAMD. 22658). BK, III/419
MUSTAFA (Hacı) Çuhacıdır. Dört nefer arkadaşıyla beraber 1802 senesi Temmuzundan itibaren Bursa şehrinin masrafını görmekle memur edildi (BS. 280/106). BK, III/419
MUSTAFA (Hacı) “Hacı Hubbe” diye meşhurdur. Alaca Mescid mahallesindeki evinin yanına birbirine bitişik iki kepenk bir kahveci ve iki kepenk bir adet berber ve iki kepenk bir hekim dükkânı ile üstlerine dört kolancı odaları yaptırmış ve it ve uğursuzlara kiraya vererek sekban haşeratı toplanarak gece ve gündüz birtakım fesadlar yapmakta oldukları gibi gelip geçen halkın ıyâl ve evlâdlarına laf atarak korkutmakta oldukları ve odaların kiracıları da buralarını meyhane hâline koydukları ve bu vechile halkın emniyet ve rahatlarını selb eylediklerinden hâdis olan bu binalar 21.8. 1802’de yıkılmıştır (BS. 281/96). BK, III/419
MUSTAFA (Hacı) Yenişehir’in Yeni mahallesinden Voyvoda oğlu Meh-med’in oğludur. 1806’da ölmüş ve zengin olduğu haber alınarak muhallefa-tının beyliğe teslimi emredilmiştir. BK, III/420
MUSTAFA (Hacı) Bursalıdır. II. Sultan Mahmud’un sarayında zurnacı idi. Rakkas Memiko ile beraber her birisi-
ne kayd-ı hayat şartıyla 250 kuruş maaş 1836’da tahsis edilmiştir. BK, III/422
MUSTAFA (Hasırcı Burnaz) Sefer’in oğludur. En rezil eşkıyadandır. 18.5. 1669’da Boyacı Yusuf ve Boyacı Boğuk Cafer ile birlikte Mehmed Çavuş’un üzerine hücum etmişler ve bu Mustafa yakasına yapışıp eline taş ile vurmuş ve arkadaşları da odun ile Mehmed’in kafasına vurarak katlettikleri sabit olduğundan üçü de idam edilmişlerdir (BS. 301/27). BK, III/402
MUSTAFA (Hocazâde Muslihuddin) Salih oğlu Hoca Yusuf’un oğludur. Bursalıdır. Babası ticaretle meşgul olup, fevkalâde zengin olduğu hâlde oğlu olan Mustafa babasının mesleğini terkle, ilim tahsil eylediği için, babasının gözünden düşmüş ve kardeşleri servet ü sâmân içinde naz ve naîm ile büyüdükleri hâlde, bîçâre kitap mübayaasına muktedir olmayıp, geceleri uyku ve rahatı terk ile ele geçirebildiği kitapları kopya etmekle vaktini geçirdi. Bu vec-hile, son derece fakr u zaruretle tahsil-i ilim eylemiş ve en büyük âlimlerimizden olmuştur. Fatih’in İstanbul’u zabtı
68 Hocazâde Muslihuddin Mustafa’nın kabri
üzerine sair ulemâ gibi padişahın huzuruna çıkmak üzere Bursa’dan İstanbul’a gelmek için, uşağından 800 akçe istikraza mecbur olmuş ve yolda Mahmud Paşa’nın delâletiyle padişahın huzuruna çıkarılmış ve Mevlânâ Zeyrek ile mübahese edip, Zeyrek’i iltizam eylemişken, her nasılsa bir ihsan alamayıp kemâl-i fakr u zaruretle padişahın maiyyetine katılıp Edirne’ye gitmekte iken bir ağacın altında uykuya dalmıştı. Bostancılardan üç kişi Hocazâde’nin çadırını ararken buldular ve “padişaha muallim oldunuz” diye tebşiratta bulundular. Harçlık namına on bin nakit akçe ve müzeyyen bir çadır ve kıymetli elbise yüklenmiş bir tavîle at getirip, “buyurun, padişah kudümüne muntazırdır” diyerek uykudan uyandırmışlardır. Bu vechile yolda şansı birden bire döndü ve fevkalâde ihtişama nail oldu. Edirne, İstanbul kadısı ve kazasker olup sonra da bazı hasedçilerin sevkiyle İznik kadılığına ve Bursa müftülüğüne tayin ve bazı müderrisliklerde bulundu. Ömrünün sonlarında iki ayağıyla bir eline felç gelmiş ve yine okumaktan, okutmaktan ve fetva vermekten vazgeçmemiştir. 1488’de Bursa’da ölmüş ve Emir Sultan civarındaki kabristana defnedil-miştir (KA. 2063; G. 262).
Büyük şeyhlerden Veli Şemseddin Hazretleri, bunun büyük adam olmasını ve babasıyla kardeşlerinin karşısında divan durmalarını dua eylemiş ve
zamanın geçmesiyle bu duası yerine gelmiştir. Padişahın huzurunda yedi gün devam eden mübahesede Molla Zeyrek’e galebe çaldı. Sadrazam Mehmed Paşa Hocazâde’ye gücendiğinden “Hocazâde İstanbul’un havasını beğenmiyor, İznik’i istiyor” diyerek Fatih’i iğfal eylediğinden, İznik müderrisliğine tayin edilmişti (LTC. II/210). II. Ba-yezid’in emriyle, Şerh-i Mevakıf’a haşiye yazmış ise de, bitirememiştir. Bu kitabı talebelerinden Molla Bahaeddin ikmal eyledi.
Bursa’nın medar-ı iftiharıdır. Hızır Bey’den tahsil eylemiştir. Hızır Bey kendisini tekrim ve selâmet-i idrakini teslim ederdi. Bazı müşkil meselelerin halli iktiza ettikçe, bundan kinaye olarak, “akl-ı selime müracaat ediniz” dermiş. Yedi eseri vardır. El yazısıyla yazılmış bir “Mutavvel”, İstanbul’da Köprülü Kütüphanesi’nde mevcuttur (OM. II/294).
Hacı İvaz kızı Sittî Hatun, Hocazâde Mustafa Efendi’nin karısıdır (BS. 4/15, 7/357, 10/210, 16/306,85, 7/76,77). Mezar taşındaki muasırlarının karihasından kopan vasıflar bu zatın yüksek kıymetini gösterir. BK, III/381
MUSTAFA (Kalaycı) Geyve tüccarlarını soyup kendilerini katlettiğinden Bur-sa’da 2.11.1672’de asılmıştır. BK, III/ 403
MUSTAFA (Kara) Veyahut Kara Musli. Muradiye mahallesindendir. Katil, hırsız ve yol kesicidir. Nice zamanlar Bursa etrafında yollar kesip, ele getirmek mümkün olamamış iken Sefer Subaşı tarafından tutulmuş ve mahkemeye verilmiştir. Şahitler Üftade dervişlerinden bir seyyidin bir çift camışını çalıp götürürken, ardınca bazı kimseler yetişip bıraktırdılar. Ali oğlu İbrahim, Tobibeli’nden gelirken bir adamı öldürdüğüne rast geldiğini ve bunun da üzerine hücum eyleyip yağmurluğu bırakıp kaçmak suretiyle kurtulduğu ve birçok kimseler de müvâcehesinde
katil, hırsız, yol kesici olduğunu, şeha-det suretiyle söylediklerinden 1599 senesi Haziranında hakkından gelinmiştir (BS. 351/38). BK, III/396
MUSTAFA (Karagöz) Tepecik köyünün Çukur mahallesinden olup Yabani Mehmed ve Tavşanlılı Musa ile birlikte eşkıyalık eylediği cihetle muhakemesinde vilâyet âyânı ve halk huzurunda meclis kurularak davacıların iddiaları huccet edilerek bunların adam öldürdükleri ve mal çaldıkları ve Müslümanların ırzlarına tecavüz eyledikleri ve fahişelerle zina eyledikleri sabit olarak sâ’î bi’l-fesad oldukları anlaşıldığından lâzım gelen cezaları 25.1. 1750’de tertip edilerek sair eşkıyaya ibret ve tehdid olmuş ve ehl-i ırz Müs-lümanlar rahat eylemişlerdir (BS. 389/21). BK, III/410
MUSTAFA (Keçeci) Kırımlıdır. Muhacir olarak Bursa’ya yerleşmiştir. Yeniyol’-da Tamburacılar içerisindeki dükkânında dayanıklı oda keçeleri, at yamçısı, Çerkez yamçısı, seccade ve kepe imâliyle ve ucuz satmakla şöhret bulmuştu. Hattat Mürtefi Efendi’nin de kardeşidir. 1893’te çalışıyordu. BK, III/ 424
MUSTAFA (Kör) Hasan’ın oğludur. BK, III/396
MUSTAFA (Kutne) Kite kazasında tutulmuş, Pamuk Mehmed ile eşkıyalık yaptığından başı kesilerek İstanbul’a gönderilmiştir. BK, III/407
MUSTAFA (Molla) Osman oğlu Hacı İsmail’in oğludur. 1737’de Emir Sultan mahallesinde ölmüştür. Kitaplarından Haber-i Ebu’l-Feth adında bir tarih kitabı vardı. 132 akçeye satılmıştır (BS. 379/33). BK, III/408
MUSTAFA (Müzehhib Molla) Bk. Esrar.
MUSTAFA (Pamuk) Yol keserek eşkıyalık yapmakla şöhret bulan suhte
bölükbaşısı arkadaşlarından olup Kir-mastı’da 1719’da tutulmuş ve Bursa kadısının îlâmı üzerine cezası tertip olunarak kesilmiş başı Bursa livası mutasarrıfı Derviş Paşa tarafından İstanbul’a gönderilmiştir. BK, III/407
MUSTAFA (Sancaktar) 1561’de Fatma, Emine, Mümine, Ayşe adında dört kızı vardı. BK, III/390
MUSTAFA (Seyyid) Seyyid Cafer’in oğludur. 1560’ta Bursa’da bulunan berber, tellaklar, hamamcılar mahkemeye gelerek reisleri Seyyid Muhyid-din öldüğünden içlerindeki ehil ile ehliyetsizi ayırmak ve aralarındaki eski kanunlara ve maruf olan âdetlerine aykırı hareket eden terbiyesizleri te’dîb edip her birinin esnafını ve sınıflarına müteallık işlere tamam intizam vermek için reis nasb edilmesini rica etmişlerdir. Şeyh ve reis nasb olunmuştur (BS. 81/218). BK, III/389
MUSTAFA (Seyyid) Seyrek Mehmed’in oğludur. 1581’de ölmüş ve Şehreküstü mezarlığına gömülmüştür. Gayet güzel bir mezar taşı vardır. BK, III/393
MUSTAFA (Sultan)
MUSTAFA (Sultan) Kanunî Sultan Süleyman’ın oğludur. 1515’te doğmuştur. Amasya valisi iken, Amasya civarında, Erikli köyü yakınındaki Aktepe mevkiinde bazı münafık ve müfsidlerin iğva-sıyla, hiçbir günahı olmadan babasının gözü önünde, Zal Mahmud adında bir zalim tarafından 1553’te boğularak öldürülmüştür. Kanunî bu adamı sonra kendisine damat edinmiş ve vezirlik rütbesini vermiştir. Muradiye’ye gömülmüş, sonradan kendisine bir türbe yaptırılmıştır. O devirdeki keşf ve keramet gösterenler, “Kanunî Süleyman ricalullahdan iken bu oğlunu haksız yere katlettirdiğinden bu dereceden düşmüştür” diye ittifak ettiler. Güldeste ise: Kanunî Sultan Süleyman’ın şehzâ-deliği zamanında, 1515’te Manisa’da doğmuş, ‘Maarif Denizi’ sahibi Sururî’-
69 Mustafa Sultan
Türbesi
den ders almıştır. Vezirler bir düşman gibi tezviratta bulunarak, Kanunî Süleyman Irak seferine giderken, Erik-li’de Aktepe nam mevzide 1553’te idam edilmiştir. Henüz kırk yaşını geçmemişti. Âlim ve fazıl bir zat idi. Ölümü bütün Türk alemini ağlatmıştır. “Hamse” sahibi Yahya Bey;
Eğerçi etti zulm evlâda Haccac
Bu zulmün tarihini ondan on artık
Kendisi de şairlerimizdendi. Şu gazel onundur:
Rif’at istersen eğer mihr-i cihan-ârâ gibi Sür yüzün her dem yere eyle tenezzül mâ gibi
Hoş kaba yeldir değil bâkî bu nakş-ı rüzgâr Fi’l-mesel dünya misâl-i âlem ru’yâ gibi Sözün müjganlarından geçmedi dil riştesi Yolda kaldım ey Mesihâ Îsâ gibi Pehlivan-ı âlem olmuş kalb-i istiğna ile Top-ı çerh dehr elinde oynadır elma gibi Katırdan kemdir vücudun “Mustafa” amma acib
Nazm edüb dürrler döker tab’ın senin
deryâ gibi
(G. 60; SO. I/79; KA. VI/4304). BK, III/386
MUSTAFA (Şeyh) Derviş Ali’nin oğludur. Pınarbaşı’nda Şeyh Âşur Tekkesi’ne Şeyh Sadık’ın çekilmesiyle 1782’de şeyh olmuştur. BK, III/416
MUSTAFA AĞA Bursa hisarı nevbetha-nesinde mehterbaşı iken 1551’de ölmüştür. Yerine İstanbul’dan Rıdvan Ağa gönderilmiştir. BK, III/389
MUSTAFA AĞA Bursalıdır. Yörük Ağa-sızâde’dir. Akçakoyunlu mukâtaası mutasarrıfıdır. Bursa’nın bazı âyân ve kudret sahibi olanları hâl ve tahammüllerine göre yazacakları neferler ile nevruzda ordu-yı hümayunda mevcut bulunmaları tertip edilmiş olduğundan Mustafa Ağa da iki yüz nefer tam silahlı seçme asker ile Limni muhafazasına memur edilmiştir. Tereddüt ederse mutasarrıf olduğu mukâtaasının elinden alınacağı ve kendisinin nefy edileceği bildirildi. Bir saat evvel hareket ederek affı için bir harf kaleme almaktan son derece çekinmesi ayrıca kendisine yazılan 1773 Martında bir fermanla ihtar edilmiştir (BS. 1186/8). 1779’da ölmüş, muhallefatı beylik tarafından zapt edilmiştir. BK, III/413
MUSTAFA AĞA Dergâh-ı âlî gediklerin-dendir. “Yazıcızâde” diye meşhurdur. 1812’de sefere iştiraki emredilmiştir. BK, III/420
MUSTAFA AĞA Mihaliçli Altıntop-zâde’dir. Voyvoda iken ölmüş, 27.9. 1821’de tekmil muhallefatı beylik için zapt olunmuştur (BAML. 12854). BK, III/421
MUSTAFA AĞA (Çalık) Bursa âyânın-dandır. 1658’de Celâlî istilâsında askere harc olunmak üzere 520 riyal ödünç vermiştir (BS. 333/130). Zemzem ve Elmas adında iki kızı, Sehrab adında bir karısı vardı. 1675’te Hocazâde mahallesinde ölmüştür (BS. 316/148). BK, III/402
MUSTAFA AĞA (Hacı) Receb oğlu Ahmed Çelebi’nin oğludur. 1736’da İzmir’de ölmüştür. Kendisi Şeyh Paşa mahallesindendir. “Keçecizâde” soyadı idi. Karıları İsmail kızı Emine, Hüseyin
kızı İhsan ve İzmir’de de Ayşe vardı. Molla Ömer, Hanife, Rukiye adında üç evlâdı vardı. BK, III/408
MUSTAFA AĞA (Hacı) Yalova âyânıdır. İstanbul baruthanesi için Yalova civarında yüz kişiye yakın baltalı ile dağlardan odun kestirmeye memur edilmiştir. 8.7.1803’te Burgaz’da iskâna razı olmayarak isyan eden dağlı eşkıyasının kahr ve tedbirine memur Kocaeli mütevellisi Vezir Osman Paşa maiyyetine memur edilmiştir. Yalova nâibi de bunun dağdan bir saat ayrılması odun kesenlerin dağılmalarına sebep olacağı gibi serseri dolaşan “Deli Balta, İmadî Süleyman, Ulvi” adındaki eşkıyalar tasallut edecekleri âşikâr olduğunu bildirmiş ve odun naklinde ibka edilmesi emredilmiştir. 21.7. 1804’te de âyânlık iddiasında bulunan Hacı Mustafa ile Arif’in hükûmetin rızası hilâfına hareket ve fukara ve reayaya zulümlerin envaını yaptıklarından bunların İznikli Osman Beyzâde Mustafa Bey ve Pazarköy âyânı marifetleriyle cezalarının tertibi emredilmiş ve bunlar kabahatsiz olduğunu bildirdiklerinden 12.500 kuruş mukabili cürümleri affolunduğu ve zapt olunan emlâklerinin iadesi bildirilmiştir. BK, III/420
MUSTAFA ÂLİ EFENDİ “Yavuz Çelebi” diye şöhret alan Mehmed Çelebi’nin oğludur. Müderris ve Bursa kadısı olup 1647’de ölmüştür (SO. IV/138). BK, III/401
MUSTAFA BEY Ali Bey’in oğludur. Kendisi de ümeradandır. 1513’te Kastamonu livası beyi idi (BS. 25/106). BK, III/385
MUSTAFA BEY İskender Paşa’nın oğludur. Bursalıdır. 1518’de Trablus sancakbeyi idi (BS. 28/75). BK, III/385
MUSTAFA BEY Merhum Ahmed Paşa’nın oğludur. 1524’te ümeradandı (BS. 31/309). BK, III/386
MUSTAFA BEY Şirmerd’in oğludur. 23.1.1549’da Kız Yakub mahallesinde ölmüştür. “Koloğlu” diye şöhret almıştı. 165.424 akçe muhallefatı kalmıştı. Derviş Mehmed ve Şeyh Mehmed adında iki oğlu, Hüma Hatun adında bir kızı vardı. BK, III/388
MUSTAFA BEY Sinan Paşa’nın oğludur. 1569’da Bursa valisi idi (BS. 343/48, 111/95). BK, III/391
MUSTAFA BEY Abdullah’ın oğludur. Dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarındandır. Seyyid Usûl mahallesinde Demirkapı demekle maruf evini, -ki içerisinde kendisinin ihdas eylediği taş madeni ve akarsuyu hâvîdir- Bursa hakimi Mev-lânâ Şemseddin Efendi’ye 21.3.1587’de on üç bin akçeye satmıştır (BS. 173/ 227). BK, III/393
MUSTAFA BEY 1608’de Bursa’da hassa mimarlarındandı. BK, III/397
MUSTAFA BEY İmamzâde’dir. Bursa’nın 1611’de bac-ı pay-ı ağnâm, Serçin ve Derçin ve tevabii mukâtaası emini idi (BS. 221/133). BK, III/397
MUSTAFA BEY
MUSTAFA BEY Ali’nin oğludur. Sipahilerdendir. 21.2.1614’te Abdi oğlu Hızır’ı mahkemeye ihzâr edip; “Biz dokuz kişi Kazdağı’ndaki sol gureba kâtibi İbrahim Ağa’nın timarından gelirken Balya nahiyesinde kuşluk vakti bu Hızır üç arkadaşıyla -yalnız Hızır atlı diğerleri yaylı oklu, tüfekli- üzerimize gelip yolumuzu kesip benim bir oğlanımla bir seyishanemi alıp ve yoldaşlarımın dahi üç seyishanelerini ve bir hizmetkârlarını aldılar” diye, müvâcehesinde şikâyette bulundu. Hızır da itiraf eyledi. “Bunlar meşhur haramilerden olup, Osmancık yanında bir acem bezirganını katledip ipeğini almışlar ve satmışlardır” dedi. Katilde beraber olmadığı ve arkadaşları tarafından acemin katledildiğini ve çaldıkları bu ipekten on iki litre hissesine düştüğünü söyledi. Bu meselede
arkadaşlık eden Hasan oğlu Eymür dahi tutuldu. O da katilde bulunmadığını yalnız ipek taksimine iştirak eylediğini söyledi. Evlerinde bazı çalınmış eşyalar bulundu. Şahitler de, “Bunlar bir alay yol kesici eşkıyalar ve haramilerdendir” diye şehadet ettiler. Suçları zahir ve bahir olup, sicile kaydolundu (BS. 223/112). BK, III/398
MUSTAFA BEY Vezir Abdurrahman Paşa’nın oğludur. 1714’te Yıldırım imaret ve darüşşifasına kâtip tayin edilmiştir (BS. 300/35). BK, III/407
MUSTAFA BEY Uzgur’un oğludur (BS. 19/334). Kardeşi Ali vardı. Sancakbeyi idi. BK, III/384
MUSTAFA BEY Hayreddin Paşa sülâlesinden İznikli Osman Bey’in oğludur. 1803’te Yolava ahâlisi âyânları Ömer’in zulüm ve teaddîsine mukavemet edemediklerini, tebdilini ve Mustafa Bey’in tayinini rica ve bunun kişizâde ve reayayı besler, idareli, dinine sadık ve eşkıyaya düşman, fukaraya yardımcı ve hareketi tecrübe edilmiş zabt u rabta ve haşeratı kaldırmaya muktedir olduğu bildirilerek tayini rica edilmişti (BADD. 13317). BK, III/419
MUSTAFA BEY Bursa’da mirliva kaymakamı olup, şeriat işlerine istikamet üzere hizmet etmekte idi. Kimseye zulüm ve teaddîsi yoktu. Reaya ve fukara rahat etmekte olup, herkes bunun işlerinden ve sözlerinden memnundu. Kendisi gayet tedbirli bir zattır. Zamanında zuhur eden eşkıya iyi tedbirleriyle tutulup, her birilerinin şer’le haklarından gelinip, kesilmiş başları İstanbul’a gönderilmiş ve sancağı iyi idare etmiştir. Ancak İlyas Çelebi oğlu Ali, mirliva ile uyuşarak bazı şeraitle mirliva kaymakamı olmuş ise de, bunun yaptığı yolsuz muamele İstanbul’ca haber alınarak kaldırılmış ve Mustafa Bey kaymakamlıkta ibka ve yeniden 1616 senesi Ağustosunda
tayin edilmiştir (BS. 229/37). BK, III/ 399
MUSTAFA BEY Rikâb-ı hümayun kapı-cıbaşılarından olup Ahu dağı kereste nazırı idi. 1824 ve 1826 senelerinde Gemlik tersanesinde korvet şeklinde 25 zira’ dolayında “Zafer-küşâ” ticaret sefinesini ve bir çekeleve inşa ettirmiştir. 1828 senesinde yine Gemlik’te bir kalyon yaptırmıştır. 1830’da İnegöl voyvodası olmuştur.
Gemlik kereste nazırlığı ve voyvodalık da yapmıştır. Kapıcıbaşılardandır. Gemlik’te İclâliye kalyonunu inşa ettirmiştir. 1846’da ölmüş, 5.122 kuruş alacağı kaldığından tersane hazinesin-den veresesine verilmiştir. 1838 senesinde üç ambarlı Mesudiye kalyonunu tamir ettirmek için Ahu dağından kereste göndermişti. BK, III/422
MUSTAFA BEY Beylanlıdır. 1844’te Bursa’da ikamete memur edilmişti (BAML. 24468). BK, III/422
MUSTAFA BEY (Canbaz) Ümeradandır. Abdullah’ın oğludur. 1521’de Bur-sa’daki vakıflarından on yedi oda ve üç dükkân yanmıştı. Kuruçeşme’deki bir evi de yanmıştı. BK, III/385
MUSTAFA BEY (Parmaksız) Bursalıdır. İsmail Bey’in oğludur. Hudâvendigâr sancakbeyi iken padişahın emriyle katledilmiş ve Pınarbaşı kabristanına gömülmüştür. Emvali, mirîye zabt-olunmuştur. Bursalı Aslan oğlu Yasef adındaki Yahudiye bazı esbab alıver-mesi için elli bin akçe vermiş ise de katledilmesi üzerine Yahudi birkaç yalancı şahit bularak, bunun iftira olduğunu ve aslı olmadığını mahkemede 2.10.1609’da isbat eylemiştir (BS. 220/61).
Mustafa Bey’in Maden kızı Taze, Abdullah kızı Ayşe ve Fatma adında üç karısı, İsmail ve Mehmed adında iki oğluyla Fatma ve Ayşe adında iki kızı kalmıştır. Babasından sonra İsmail ve
Fatma ölmüş ve mirası diğerlerine taksim edilmiştir. Fatma, Eskişehir’in Sevinç köyünde Hacı Mustafa oğlu Hüseyin Bey’e varmıştı (BS. 220/65, 239/1, 238/83, 234/145, 223/41). Bu zatın tekmil malı beylik için zabtedil-miş ve küçük çocuklarına merhameten Ali Paşa mahallesindeki eviyle Akça-köy’deki çiftliği istisna edilmiştir. BK, III/397
MUSTAFA BEY (Yularkıstı) Sinan Pa-şa’nın oğludur. Sultan Cem’in damadıdır. 1551’de Adilcevaz beyi iken, İran’la yapılan harpte bulundu (BS. 3/104). BK, III/388
MUSTAFA CİNÂNÎ EFENDİ
MUSTAFA CİNÂNÎ EFENDİ (Mevlânâ) Bursalıdır. Mehmed Efendi’nin oğludur. Muradiye’de doğmuştur. Tahsilden sonra İvaz Paşa Medresesi’ne müderris ve mahkemeye kâtip ve sonra da naip olmuştur. Gitgide terakki ederek Anadolu kazaskerliğine terfi etmiştir. 1595 senesi Eylülünde bir Pazartesi günü ikindi vakti Bursa’da ölmüş ve Hamza Bey mezarlığına gömülmüştür. Türk, Arap, İran edebiyatına hakkıyla vâkıf, münşî ve şairdi. Mahzenü’l-Esrar, Riyazu’l-Cinân, Bediu’l-Âsâr, Cilâü’l-Kulûb adında dört telîfi ve müretteb divanı vardır. Güzel söz söyler bir hatibdi. İkinci oğlu, III. Murad ile her zaman buluşur, garip ve acîb hikâyeler anlatırdı. Tabiatı biraz mizaha mâil idi (G. 455; OM. II/125; KA. 1839; ŞNZ. 396).
Şair Cinânî ile “Derviş Eğlence” arasında tuhaf bir macera geçmiştir: III. Murad, bu Eğlence’nin söylediği hikâyeleri mükerreren dinleye dinleye sıkılmış; kış geceleri okumak üzere işitilmemiş hikâyelerden bir mecmua tertip edilmesini, nedimlerinden istemiş ve onlar da Cinânî’yi memur etmişlerdir. Sultan Murad tarihî fıkraları ve nadir haberleri dinlemeyi sevdiğinden, ibretli ve acaip şeylerden ibaret olmasını söylemişler. Cinânî Efendi de hafızasında olan hikâyeleri toplar ve bazı
hikâyeler dahi tertip ederek, “Bediu’l-Âsar” adıyla bir kitap yazar, güzel yazılı bir kâtibe yazdırır ve yaldızlanması için de bir müzehhibe verir. Padişahın kıssahanı “Meddah Derviş Eğlence” müzehhib ile işi uydurur. Yaldızlanmak için gelen her cüzün hikâyelerini ezberleyip padişaha nakleder. Kitap tamam olunca padişaha arzolunur. Nail olacağı ihsanları hatırından geçirirken, padişah, “Ben işitilmemiş hikâye isterdim, bunlar benim işittiğim şeylerdir” diye iltifat etmez. Nihayet Kapıağası Gazenfer Ağa hâline merhamet ederek cüz’î ihsanla hatırını alır: “Eğlence’nin tekerlemelerini güzel lügatlarla ve kitabet kaideleriyle süslemiş ve bu tekerlemeleri kaleme alarak hayli zahmete girmişsinizdir”, deyince Cinânî kızmış, kendi icad eylediğini yeminlerle temine uğraşmıştır. Müzehhibin yaptığı bu garip hadise dillere destan olmuştu.
Cinânî, gece ve gündüz anlatsa, söylediğini tekrara muhtaç olmaz ve uzun söylemesinden dinleyenleri bıktırmaz-dı. İran diliyle yazılmış şiirleri de çok güzeldi. Hulâsa, Cinânî edip, şair ve hatibdi. Şiirlerinden:
Var mı bir ruhsara kim hıtta-ı siyeh-fam olmaya
Dehr içinde kangı gün görek ki akşam olmaya Halkın ne aceb hikmet olur akdle hallî Her hâle münasib görünür cümle mahallî Eyler kimi fikr-i terakkî ve teallî Gelmiş kimine âlem-i süflîde tecellî Hallâk-ı cihan âleme kıldıkta tecellî Her şahsı bir hâlle kılmış mütesellî
Olmuş kimisi cümle cihan mülküne
sultan, Başında gam-ı tantana-i şevket-divan Amma kimisi fikr ile âlûde ve hayran, Hikmet bu ki her biri yine hurrem u
handan
Hallâk-ı cihan âleme kıldıkta tecellî Her şahsı bir hâlle kılmış mütesellî
Olmuş kimisi mîr ve kimi muhzır u kâdî Kavgası olup derd ü belâ mütekâzî Sorsan yine ahvalini müstakbel ü mazi Her birisi hâlinden olur şakir u razi
Hallâk-ı cihan âleme kıldıkta tecellî Her şahsı bir hâlle kılmış mütesellî
Giymiş kimisi câme-i zerbeft u zerendûd Peşmine giyip kimi gezer fakrla merdûd Fermanladır kimi yeni vâsıl-ı maksud Sorsan yine her birisi ahvâline hoşnud Hallâk-ı cihan âleme kıldıkta tecellî Her şahsı bir hâlle kılmış mütesellî
Erbâb-ı gınâ devlet-i ikballe mağrur Ashâb-ı hüner fazl u kemâlât ile mesrur Zühhâda “Cinânî” harem-i cennetle sor Uşşâka sadâ-yı ney ü âvâze-i tanbur Hallâk-ı cihan âleme kıldıkta tecellî Her şahsı bir hâlle kılmış mütesellî
BK, III/393
MUSTAFA ÇALIK Bk. Çalık Mustafa
MUSTAFA ÇELEBİ Yıldırım Bayezid’in oğludur. Timurlenk ile yapılan Ankara muharebesinde kaybolmuştur (KA. 4309). BK, III/379
MUSTAFA ÇELEBİ Hoca Pinti Hamid’in oğludur (1480) (BS. 3/289). BK, III/ 379
MUSTAFA ÇELEBİ Ümeradan Hisar Bey’in oğludur. 1480’de Bursa muhte-sibiydi (BS. 3/287). BK, III/379
MUSTAFA ÇELEBİ Mevlânâ Şemseddin oğlu Pîr Mehmed Çelebi’nin oğludur. Anası Hacı Doğan kızı Zeyneb Ha-tun’dur. Şeyh Mehmed ve Hatice adında iki kardeşi vardı. 1486’da yetişmiş bir gençti (BS. 5/127). BK, III/381
MUSTAFA ÇELEBİ Davud Çelebi’nin oğlu İbrahim ve Mahmud Çelebilerin kardeşidir (1487) (BS. 7/80). BK, III/381
MUSTAFA ÇELEBİ İshak oğlu Şeyh Bed-reddin’in oğludur. 1493’te oğlu Seyyid Mahmud vardı (BS. 10/235). 1498’de Orhan vakıfları mütevellisi idi (BS. 16/325). BK, III/383
MUSTAFA ÇELEBİ Kasım Subaşı’nın oğludur. 1497’de ölmüştür. Mezar taşı, Veliyyüddinzâde Ahmed Paşa Türbe-
si’nde bulunmaktadır. Senelerce babasının vakıflarına mütevellilik yapmıştır. BK, III/383
MUSTAFA ÇELEBİ Muallim Yegân’ın oğludur. 1512’de İkizce ağnamından günde sekiz akçe almaktaydı. Âlimlerdendir. BK, III/385
MUSTAFA ÇELEBİ İshak Paşa’nın oğlu Halil Bey’in oğludur. 1513’te zuamâ-dandı (BS. 25/29). BK, III/385
MUSTAFA ÇELEBİ Deftardar Osman Efendi’nin oğlu ve Lâmiî Çelebi’nin kardeşidir (1547). Karısı Hüsnî vardı (BS. 27/5, 51/107, 60/181). BK, III/ 388
MUSTAFA ÇELEBİ Hoca Kerem oğlu Pîr Mehmed Çelebi’nin oğludur. Amcası, 1500’de Orhan Medresesi müderrisi Mevlânâ Sinaneddin Efendi idi (BS. 17/241,269). 13.6.1553 tarihli vakfiyesi vardır (BS. 243/142). BK, III/384
MUSTAFA ÇELEBİ Merhum Nasuh Bey’in oğludur. Ümeradandır. Karısı, Bâlî Bey’in kızı Şahhûbân Hatun, Konya’da 1512’de ölmüştür (BS. 23/242). BK, III/ 385
MUSTAFA ÇELEBİ Ahmed’in oğludur. “Akşehirlioğlu” diye şöhret almıştır. 1513’te Süleyman Çelebi vakıfları mütevellisi idi (BS. 25/270). BK, III/385
MUSTAFA ÇELEBİ İlyas’ın oğludur. 1559’da Yıldırım mütevellisi iken ölmüştür. Karısı Ahmed kızı Fatma Hatun ile Sururî ve Sunullah adında iki oğlu ve Seniyye adında bir kızı, 13.645 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 80/56). BK, III/389
MUSTAFA ÇELEBİ Hızır’ın oğludur. 1560’ta Şehreküstü mahallesinde tabdihhanesi vardı. BK, III/390
MUSTAFA ÇELEBİ Mehmed’in oğludur. Abdal Mehmed mahallesindendir.
1561 senesi Eylülünde bazı hayır işlerine vakıflar yapmıştır (BS. 92/39). BK, III/390
MUSTAFA ÇELEBİ “Kaplıcalı Mustafa” diye meşhurdur. 1570’te 42.000 akçe vakfeylemiştir (BS. 261/11). BK, III/ 391
MUSTAFA ÇELEBİ Menteş Efendi’nin oğludur. Hâcegîzâde’dir. 1570’te Baye-zid Paşa Medresesi müderrisi idi (BS. 112/1). BK, III/391
MUSTAFA ÇELEBİ Abdullah Çelebi oğlu Abdullah Çelebi’nin oğlu Abdullah Çe-lebi’nin oğludur. 1571’de Bursa âyânındandı (BS. 112/191). Üç kişinin sırasıyla evlâdına Abdullah adını koyması dikkate değer. BK, III/391
MUSTAFA ÇELEBİ Hoca Nasuh’un oğludur. 1571’de kendi mahallesinde olan Şeyh Paşa Mescidi’yle Abdüllâtif ve Turgut mescidlerine iki yüz bin akçe vakfeylemiştir (BS. 114/151). BK, III/ 391
MUSTAFA ÇELEBİ Mehmed Çelebi’nin oğludur. 1583’te “Hüsrevzâde Efendi” diye meşhurdu. BK, III/393
MUSTAFA ÇELEBİ Lâgar Nasuh’un oğludur. 1631’de Bursa’da vakıfları vardı (BS. 243/134). BK, III/400
MUSTAFA ÇELEBİ Timurtaş’ın oğludur. Bu da Ali oğlu Mustafa gibi avda yaralanmıştır. BK, III/388
MUSTAFA ÇELEBİ “Ehaveyn” namıyla meşhurdur. Tefsirhandır. Karısı Abdullah kızı Belkıs’tır. Büyük oğlu 1669’da kayıp olup küçüğü Yahya idi (BS. 296/27). BK, III/402
MUSTAFA ÇELEBİ Ahmed’in oğludur. Hamza Bey mahallesindendir. 1671’de serdar idi (BS. 330/21). BK, III/403
MUSTAFA ÇELEBİ Seyyid Mustafa Çelebi oğlu Seyyid Abdülkadir’in oğludur. 1710’da Manastır mahallesinde ölmüştür. Karısı Yakub kızı Fatma ve kızları Ayşe ve Fatma’dır. 2.664 kuruş muhal-lefatı kalmıştır (BS. 371/65). BK, III/ 406
MUSTAFA ÇELEBİ (Mevlânâ) Mevlânâ Sinaneddin Yusuf el-Kirmastî’nin oğludur. Hızır Şah oğlu Derviş Mehmed’in kızı Hundî Paşa ile evli idi. Mevlânâ Hızır Çelebi, Mevlânâ Hüseyin Çelebi adında iki oğlu vardı. 1519’da ölmüştür. Kendisi de ulemadandı. BK, III/385
MUSTAFA ÇELEBİ (Mevlânâ) Mevlânâ Mahmud Efendi oğlu Pîr Mehmed Efendi’nin oğludur. 1523’te kardeşi Mehmed Çelebi vardı ve babası ölmüştü (BS. 31/176, 371). BK, III/386
MUSTAFA ÇELEBİ (Mevlânâ) Abdurrahman Efendi’nin oğludur. 1570’te Veliy-yüddin Medresesi müderrisi idi (BS. 112/1). BK, III/391
MUSTAFA ÇELEBİ (Şehzâde)
MUSTAFA ÇELEBİ (Şehzâde) Çelebi Sultan Mehmed’in oğludur. Çocukluğunda Hamid livasına mutasarrıf olmuştu. Germiyanoğlu bunu kendi oğlu gibi severdi. Sahte Mustafa hadisesi üzerine II. Murad takibe gittiği zaman, bu zat Germiyanoğlu’nun tahrikiyle, başına topladığı adamlarla Şaraptar İlyas’ı serasker yapmış ve Bursa’nın Fidyekızığı’na gelerek, Bursa’ya girmek için çareler ararken, Bursalılar başlarına gelecek felâketi def’ için Ahi Yakub ve Ali Kadem adında söz bilen iki zatı göndermişler ve Bursa’nın zabtından ümidini kesen Şehzâde İznik’e gitmişti. İznik muhafızı Ali Bey’e Şaraptar İlyas gizlice haber gönderip şehrin teslimini ve Şehzâde’nin öldürülmesini emretmiştir. Şehzâde Mustafa bu tuzağa düşerek İznik’e girmiş ve II. Sultan Murad asker ile şehre yaklaşınca, bunlar Mustafa Çelebi’yi tutup, elini ve ayağını bağlayarak II. Murad’ın huzu-
runa getirmişler ve İznik haricinde, yol üzerinde bir incir ağacı altında şehit etmişlerdir. Cesedi Bursa’ya getirilerek Yeşil Türbe’de babasının yanına gömülmüştür (1422) (G. 4). BK, III/379
MUSTAFA ÇELEBİ (Şehzâde) Fatih Sultan Mehmed’in oğludur. 1447’de doğmuştur. 1474’te Karaman mirlivası iken, Niğde civarında Borpazarı’nda bir hamamda ölmüş ve Bursa’ya getirilerek, Sultan Alâeddin’in Muradiye’deki türbesine gömülmüştür (G. 52; KA. 4304). Konya’ya gitmekte iken, havanın sıcak olmasından keyfi kırılmış ve hamama girdikten sonra hamam taşında ölmüştür. Cenazesini lalası Ahmed ve defterdarı Umur Bey oğlu Ali Çelebi bir arabaya koyarak Bur-sa’ya nakletmişlerdir. BK, III/379
MUSTAFA ÇELEBİ EFENDİ (Mevlânâ) Hacı Nefes’in oğludur (1586) (BS. 173/282). BK, III/393
MUSTAFA DEDE (Sâkıb) Bursalıdır. Kütahya Mevlevîhanesi şeyhi oldu. 1735’te ölmüştür. Mevlânâ’nın mena-kıbını hâvî Sefine’si ve divanı vardır (SO. II/62). BK, III/408
MUSTAFA DEDE (Şeyh) Üsküdar’da Cüzzamlar Tekkesi şeyhiydi. Kendi hâlinde olmayıp hükûmetin rızası hilâfına hareket ettiğinden te’dîb için Bur-sa’daki Cüzzamlar Tekkesi’ne nefy edilmiştir. İhtiyar ve alîl ve perişanlığından bahisle affını rica ve ıtlakını karısı Hatice ve kızı Rabia arzıhal eyleyip eski kabahatlerinden elini çektiğini bildirdiklerinden 1792 senesi Haziranında affedilmiştir (BS. 1206/9). BK, III/418
MUSTAFA EFENDİ Satı oğlu La’lî oğlu Pîrî’nin oğludur. 1514’te Sekeleme Zaviyesi’ne şeyh olmuştur (BS. 26/66). BK, III/385
MUSTAFA EFENDİ Hacı İbrahim’in oğludur. İzniklidir. Müderristir. 1560
nihayetinde ölmüştür. Sulehadandı. “Vahyîzâde” diye meşhurdu. Zamanının emsalsiz dânişmendi idi. İstanbul’da Kazasker Kadirî Efendi’ye tezki-recilik yapmış ve bazı medreselerde ve Orhan’ın Manastır medresesinde de müderrislik yapmıştır. Âlim, temiz ahlâklı ve hayırsever bir zat idi.
İznik’te Gazi Süleyman Paşa mahallesinde Benefşe oğlu Hüsam’dan iki bin akçeye bir ev satın almıştır. İznik’te Hüsam Bey mahallesinde bir mülk evi vardı. Hacı Reis oğlu Mustafa’dan 4.100 akçeye satın almıştır. Nefs-i İznik’te Çiniciler Çarşısı’nda ceddi Hacı Mustafa’nın evlâdlarına vakfeylediği yerler üzerinde bir ekmekçi dükkânı ile diğer dört dükkân bina etmiş ve bir arsayı da Emrullah adında birisine kiraya vermiş ve Emrullah bu arsaya bir dükkân yapmıştır. Bunların cümlesi Mustafa Efendi’nin mülkü idi (SO. IV/373; BA. İznik Tapu Defteri). BK, III/390
MUSTAFA EFENDİ Manisalıdır. “Saru-hanlı Musli Çelebi” diye şöhret almıştır. Müderrisliklerde, Manisa ve Bursa müftülüklerinde bulundu. 1608 Ağustosunda vefat etmiş ve Hisar’da Eski Saray Camii kurbünde Ahmed Bey Muallimhanesi’ndeki hayır sahiplerinden İplikçi Hacı Mehmed’in yanına gömülmüştür. Anlayışlı, âlim ve fakih bir zat idi (G. 326). BK, III/396
MUSTAFA EFENDİ Ali Dede’nin oğludur. “Baldırzâde” diye meşhurdur. Mahlası “Selisî”dir. Müderris olmuş ve 1615’te ölmüştür. Şair, münşî idi. Mahkemede şakird ve sakkak idi. Âlim, halim ve selim, ahlâklı ve eli açık idi. Oğlu Mevlânâ Selis Mehmed Efendi vardır (ŞNZ. 527; SO. IV/388). BK, III/398
MUSTAFA EFENDİ Ebubekir’in oğludur. Şeyh İlâhî Zaviyesi’ndeki şeyh ve mütevelli Şaban Efendi çok ihtiyar olduğundan, 1621’de kaymakam nasb edilmiştir. BK, III/399
MUSTAFA EFENDİ Bursalıdır. Mevlânâ Hüsam’ın oğludur. Şeyhulislâm Şeyhî Efendi’den tahsil görmüş, müderris olmuş ve Haleb kadılığında bulunmuştur. 1626 senesi Ağustosunda vefat etmiş ve Zeynîler’e gömülmüştür. Meclislerde daima susar ve dinlerdi. Gayet ağır, kemâlli ve vakarlı olduğundan, “kazasker” diye yad edilirdi. Fazla kurulduğundan herkesi güldürür ve susması sayesinde ilminin derecesi meçhul kalırdı. Gösterişi sever, saf kalbli bir zat idi. İlim cihetiyle bir derya idi. Edebiyata vâkıftı. İki eseri vardır (SO. IV/386; G. 316; ŞNZ. II/446). “Hüsam-zâde” diye meşhurdur. BK, III/399
MUSTAFA EFENDİ “Abacızâde” demekle maruftu. Seferihisar’da doğmuş, Bur-sa’da tahsil eylemiş, Hudâvendigâr Camii’nde imam iken Çekirge’nin havası yaramadığından Ebu İshak Kâ-zerûnî Camii’ne imam olmuş ve otuz sene imamlık yapmıştır. 29.7.1650’de yatsı namazına giderken önüne çıkan üç şakî tarafından şehit edilmiştir. Deveciler kabristanına gömülmüştür (G. 443). BK, III/401
MUSTAFA EFENDİ Halil’in oğludur. Kadılardandır. 1656’da Sarı Abdullah mahallesinde ölmüştür. Karıları Abdülkerim kızı Ayşe Hatun ile Abdullah kızı Şive’dir. 65.989 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 333/81). BK, III/401
MUSTAFA EFENDİ Kayyimzâde’dir. Gök-dere Medresesi’nde müderrisken 1658 senesi Şubatında ölmüş ve Emir Sul-tan’a gömülmüştür (G. 360). BK, III/ 401
MUSTAFA EFENDİ Müderristir. Reyhan Paşa mahallesinde 1659 senesi İkin-cikânun ayının 23. gününe tesadüf eden 27 Rebiulahir 1069 Salı gecesi vefat eylemiş, Deveciler mezarlığına gömülmüştür. Kendisi yabancıdır. Öldüğü zaman Ataullah ve Mehmed isminde iki oğlu, İsmail Bey kızı Şah Ka-
dın adında karısı ile bir çerkez cariyesi kalmıştır. Birçok nefis kitapları arasında tıp ve tarih kitapları da vardı. Mu-hallefatı 170.191 akçedir (BS. 333/ 119). Bu zata “Çendik Mustafa Efendi” derlerdi. Senelerce şimdiki hükûmet konağının ve postahanenin olduğu yerdeki Kazzazoğlu Süle Paşa Medre-sesi’nde müderrislik yapmıştır. Bu medreseye Alboyacılar Medresesi dedikleri gibi bunun şöhretine göre de “Çendik Medresesi” denilmeye başlandı. İlim ve fazilet sahibi bir zat idi (G. 359). BK, III/401
MUSTAFA EFENDİ 1662’de Yıldırım Darüşşifası’nda ikinci hekim idi (BS. 348/36). BK, III/402
MUSTAFA EFENDİ Bursalıdır. Müderris ve Bursa askerî kısmet nâibi olmuş ise de henüz işe başlamadan 27.12.1672’-de ölmüş ve Pınarbaşı’nda Araplar mahallesi tarafına gömülmüştür. Temiz ahlâk sahibi idi. “Samtî Biraderi” diye şöhret almıştı (G. 371). BK, III/ 403
MUSTAFA EFENDİ
MUSTAFA EFENDİ Muradiye mahallesinden müezzin ve Debbağ Yunus’un oğludur. Bursalıdır. Debbağzâde demekle şöhret almıştır. Tahsilden sonra Ümmî Sinan oğlu Şeyh Hasan Efendi’ye intisab eylemiş ve şeyhi tarafından Bursa’da tarikatın neşrine memur olmuştur. 1666’da Kalbî Ahmed Efen-di’nin vefatı üzerine Fenarî Ahmed Paşa Zaviyesi’ne şeyh olmuştur. Ve 1674’te ölmüştür. Tablîzâde Aklî, zakirbaşısı idi. Debbağ esnafının âdâb ve erkânına dair bir Fütüvvetname yazmıştır. Âlim, fazıl, arif ve her türlü sanata vâkıf ve hatta nakkaşlıkta bile emsalsiz idi. Deveciler kabristanına gömülmüştür. Mezarı, Sürmeli Şeyh Mehmed’in kabrinin batısında idi. Çok güzel ahlâkı vardı (G. 125; SO. III/67). BK, III/403
MUSTAFA EFENDİ Bursalıdır. Nuhzâde’-dir. Abdülfettah Efendi’nin hemşiresi-
nin oğludur. Ebu Saîd Efendi’den ders görmüş ve icazet almıştır. Müderris ve kadılıkta bulunmuştur. Çorlu kazası vaad olunup verilmemekle hiddetlenmiş ve meddahlığa başlamıştır. Kıssa-hanlıkta emsali bulunmazdı. Kız huylu bir şair, güzel bir meddahtı. 5.8.1680’-de ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Mahlası “Meddahî” idi (G. 531; SO. IV/402). BK, III/404
MUSTAFA EFENDİ Bursa’da doğmuştur. “Bıçakçızâde” diye şöhret yapmış, müderrislikte bulunmuştur. 1689’da ölmüştür (G. 392). BK, III/404
MUSTAFA EFENDİ Ulucami’de salâ verirdi. 1708’de ölmüştür. Keşf ve kerameti açıktı (SO. IV/415). BK, III/406
MUSTAFA EFENDİ Üftade şeyhi İbrahim oğlu Mehmed Efendi’nin oğludur. Babasının 1697’de ölümü üzerine şeyh olmuş, 1722’de ölmüştür. 25 sene dervişleri doğru yola götürmekle hayatı geçmiş âlim ve fazıl bir zat idi. Yerine oğlu Hayreddin Efendi şeyh olmuştur (G. 119). BK, III/407
MUSTAFA EFENDİ Üçkozlar şeyhi Abdi Efendi’nin büyük oğludur. 1724’te ölen babasının yerine şeyh olmuştur. Hacdan gelirken 1750’de Şam’da ölmüştür. Hakikat erbabının rehberi idi. BK, III/ 410
MUSTAFA EFENDİ Üftade şeyhi Hayreddin Çelebi Efendi’nin oğludur. Anası Eşrefzâde Şeref Efendi’nin kızı “Mâşita Hatun”dur. 1725’te doğmuş, tahsil eylemiş ve dervişlik derecelerini babasının terbiyesiyle geçirmiş ise de babaları vefat eylemekle Eşrefzâde şeyhi Fahreddin ve Abdülkadir Efendilerden tekmil eylemiştir. 1802’de ölmüştür. Orta boylu, az sakallı, kırmızı yüzlü, fakirleri besler, eli açık, âlim, fazıl, vaktini ibadetle geçirir ve daima insanların gözlerinden saklanmaya çalışırdı. Tütün ve kahve içmezdi. BK, III/419
MUSTAFA EFENDİ Bursa ulemasından olup Ayasofya Camii’ndeki münasebetsiz hâlinden dolayı Bozcaada’da “cezirebend” edilmişti. 29.10.1725’te sevk edilmiştir (BAMR. 6387). BK, III/ 407
MUSTAFA EFENDİ Konyalıdır. 1650’de doğmuştur. Ebubekir Çelebi’nin oğludur. Bursa’ya gelerek Enârî şeyhi Mehmed Emir Efendi’nin kızı Emine Hanım’la evlenmiştir. Mehmed Emir Efendi’nin büyük oğlu Hayreddin, Mehmed Efendi’nin ölümü üzerine küçük oğlu Sadreddin Efendi 1712’de şeyh olmuş ise de çok küçük olduğundan Mustafa Efendi oğluna vekâlet eylemiş ve 1733’te ölmüştür. Kendisi zengin olduğundan tekkeye bazı ilâveler yapmış ve tekkeyi tamir ettirmiştir. 80 yaşında ölmüştür. Hayır sahibi bir zat idi. BK, III/408
MUSTAFA EFENDİ Nureddin’in oğludur. 1770 senesinde Filboz mahallesinde ölmüştür. Oğulları Müderris Seyyid Haşim Efendi, Seyyid Abdullah Efendi ve kızı Necibe Molla Kadın’dır. Karısı Hacı Mehmed kızı Rukiye’dir. BK, III/413
MUSTAFA EFENDİ Bursalı Mehmed Efendi’nin oğlu ve Hüdâî Hazretleri Tekkesi şeyhidir. 1774’te ölmüştür (SO. IV/444). BK, III/413
MUSTAFA EFENDİ Şamîzâde’dir. Bursa kadısı iken 1780’de ölmüş ve Nalband-oğlu Camii karşısındaki mektebe gömülmüştür (MİB. 30). BK, III/415
MUSTAFA EFENDİ Mısrîzâde’dir. 1783’-te Bursa’daki müderrislerin ve ulemanın başkanı iken ölmüş ve Üçkozlar şeyhi ölümüne tarih yazmıştır. Mısrî Niyazî’nin oğlu Ali Efendi’nin oğludur. Pınarbaşı’na Mevlevîhane karşısına gömüldü (SO. IV/194). Babasına “Muhaddis Mısrî Efendi” derlerdi (SO. IV/449). BK, III/415
MUSTAFA EFENDİ Üryanîzâde’dir. Bursa müderrislerindendir. Hile ve tezvir ile maruftur. Birçok fena işleri yapmış ve mahkemede asılsız bir madde için söylenmesi layık olmayan sözler sarf etmiş ve temiz olan şeriatı tahkir edici kelimeler kullanmış ve kendisine nasihat edilince kat’â ehemmiyet vermeyerek ulemanın şanına leke sürülecek fenalığı irtikâb eylediğinden bimislihi Bursa’dan nefy edilmesini Bursa kadısı padişaha îlâm ve arzeylemiştir. Şeyhul-islâm Hamidîzâde Mevlânâ Mustafa Efendi’ye bunun adının müderrisler defterinden silinmesini ve İznik’e sürülmesini işaret etmekle müderrisler kütüğünden adı silinmiş, 10.6.1790’da İznik’e sürülmüştür (BS. 1205/132). BK, III/417
MUSTAFA EFENDİ Hatibzâde’dir. Bursalıdır. 1832’de Filibe mollası oldu ve sonra da vefat eyledi (SO. IV/472). BK, III/422
MUSTAFA EFENDİ Bursalıdır. “Bilecikî” diye şöhret almıştır. Ayasofya civarındaki Beşir Ağa Medresesi’nde sakindi. Ressam Hacı Fettah’ın üstadıdır. 1837’de ölmüş ve Üsküdar’da “Şeyh Merhum” yanına gömülmüştür (HH. 167). BK, III/422
MUSTAFA EFENDİ Müderrislerin başkanı Nizameddin Efendi’nin oğludur. Yeşil Camii’nin ikinci imamı ve hatibi idi. 1858’de ölmüş ve Baba Zakir Mes-cidi’ne gömülmüştür. BK, III/423
MUSTAFA EFENDİ Moralı Tekkesi şeyhi Seyfeddin Efendi’nin oğludur. 1913’te kardeşi Kemaleddin Efendi ile birlikte müştereken hem şeyh ve hem de mütevelli olmuşlardır. Ticaretle meşguldü. BK, III/425
MUSTAFA EFENDİ Şair ve hattat. Bk. Âzim Seyyid Mustafa. BK, III/423
MUSTAFA EFENDİ Bursalı Salim Efen-di’nin oğludur. Mevâlîdendi (SO. IV/ 474). BK, III/423
MUSTAFA EFENDİ Karaferye’den gelip İnegöl’de İshak Paşa Medresesi’ne müderris oldu. Bursa’da ölmüş ve Mevlûdî Süleyman Çelebi kabri yanına gömülmüştür. Âlim bir zat idi (G. 307). BK, III/423
MUSTAFA EFENDİ Mestîzâde’dir. Bursa mahkemesi kâtiplerinden olup sule-hâdan bir zat idi. Molla İlyas yakınına gömülmüştür (SO. IV/391). BK, III/423
MUSTAFA EFENDİ (A’rec) Bursalıdır. Topaldır. Müderristir. 14.3.1653’te ölmüştür. Emir Sultan’a gömülmüştür. Çok talebesi vardı. Hürmete layık, ünlü bir müderristir. Yaşı seksen olduğu hâlde birçok talebe yetiştirdi. Fakat hiçbir eser telîf eylemedi (SO. IV/393). BK, III/401
MUSTAFA EFENDİ (Ak Haşiye) Mısrî Niyazî Hazretlerinin halifelerindendir. Bursa’da 1713’te ölmüştür (SO. IV/ 416). BK, III/407
MUSTAFA EFENDİ (Damat)
MUSTAFA EFENDİ (Cenabî) Amasya’da doğmuş ise de Bursa’ya yerleşmiştir. Künyesi şöyledir: Ebu Muhammed Mustafa bin Seyyid Hasan bin Seyyid Sinan bin Seyyid Ahmed el-Hüsey-nî’dir. Birçok ilimleri Ebussuud Efen-di’den tahsil eylemiş, müderrisliklerde bulunmuş, 1586’da Haleb’e kadı olmuş ve 1590’da Haleb’de ölmüştür. İki büyük cilt Arapça Tarih-i Umumî’si ve daha birçok eserleri vardır. Kendisi şairdir. Âlim ve fazıldır. Cenabî Tarihi ve Mugârebe Tarihi ve manzum ve mensur birçok eserleri vardır (SO. II/88; OM. III/39). BK, III/393
MUSTAFA EFENDİ (Damat) Şark diya-rındandır. Bursa’ya gelerek Mehmed Vânî Efendi’nin kızını aldığından “Damat” denilmiştir. Hudâvendigâr ve
Sultaniye müderrisliklerinde bulundu. 1686’da ölmüş ve Zindankapısı yakınına gömülmüştür. Tahkik edici âlimlerden ve tedkik edici kadılardan olup zühd ve takva sahibi idi. Birkaç telîfatı vardır (G. 391). BK, III/404
MUSTAFA EFENDİ (Hacı) “Şehbender” namıyla maruftur. Bursa eşrafındandır. Darphane mahallesi mescidini tamir ve camiye tahvil eylemiştir (MİB. 20). BK, III/424
MUSTAFA EFENDİ (Hacı) Osman’ın oğludur. Bursalıdır. 1687’de Bursa hassa mimarı kâimmakamı idi (BS. 355/ 119). BK, III/404
MUSTAFA EFENDİ (Hacı) “Sultan İmamı” diye meşhurdur. Bursa’da doğmuştur. Biraz okumuş ve güzel mûsıkî öğrenmiştir. Mevlûdî Osman Efendi’den ve bazı mevlid okuyan üstadlardan meşk edip mevlid okumakta birinciliği kazanmıştır. Nağmeler icad ederdi. Şey-hulislâm Abdülaziz Efendi meclislerine devam ederek iltifatlarına nail olmuştur. Birçok büyük şeyhlerin hayırlı dualarını almış ve Şeyh Selâmî Ali Efendi’ye hizmet etmiş ve inabet almıştır. Yeşil Camii hatibi iken 1720’de ölmüş, Selâmî Efendi Zaviyesi’ne def-nolunmuştur (G. 529). BK, III/407
MUSTAFA EFENDİ (Hacı) Cerrahîzâde’-dir. Pankdûzzâde Latif Ağa’nın hizmetinde iken Mihaliç voyvodası olmuş ve 15.1.1793’te vefatında 250.000 kuruşluk malı, emlâki ve muhallefatı mirîye zapt olunmuştur. BK, III/418
MUSTAFA EFENDİ (Hacı) Eskicizâde’dir. 1848’de ölmüştü. Akrabasından Attar-lar kâhyası Mehmed Efendi’nin yanında Şehreküstü’de gömülmüştür. BK, III/423
MUSTAFA EFENDİ (Hacı) Selanik müftüsü iken 1873’te Bursa’da ölmüş ve Küçük Temenna karakolu arasındaki
kabristana gömülmüştür (MİB. 39). BK, III/423
MUSTAFA EFENDİ (Hacı) Bursalıdır. Başmüderris iken 18 Haziran 1893 Pazar günü 90 yaşında vefat eylemiştir. 17 sene bu vazifeyi yapmış ve Yıldırım Medresesi’nde müderrislikte bulunmuştur. BK, III/423
MUSTAFA EFENDİ (Hacı Baba) 1798’de ölmüş ve Habiboğlu mahallesindeki mektebin avlusuna gömülmüştür (MB, 32). BK, III/418
MUSTAFA EFENDİ (Hafız) Seyyid Hüseyin oğlu Şeyh Mehmed’in oğludur. 1751 senesi Eylülünde İbrahim Paşa mahallesinde ölmüştür. Karısı Süleyman kızı Fatma ve babası Seyyid Mehmed Efendi ve oğulları Abdullah ve Hüseyin ile kızı Ümmühânî kalmıştır. Karısı hamile idi. 56.645 akçe muhal-lefatı kalmıştır (BS. 388/1). BK, III/410
MUSTAFA EFENDİ (Hafız) Bosna’da doğmuş ve Bursa’ya gelerek tahsil etmiş, âlim, tefsirci, hadisci ve fıkıhçı olmuştur. Güzel yüzlü bir zat olup Tuzpazarı Camii’nin imamı olmuştur. Güzel yazı yazmasını Bursa’nın şeyhi Kürdzâde İbrahim Efendi’den öğrenmiş ve ketebeye icazet almıştır. 1742’-de ölmüştür (TH. 553). Bu zat hem hattat ve hem de müzehhibdir. Nakkaştır, ressamdır, tarrahtır. Murad oğlu Ali, Abdurrahman Efendi, Müzehhib İbrahim gibi her birisi bir sanatkâr olan birçok zevat yetiştirmiştir. Bur-sa’nın medar-ı iftiharıdır. “Tuzpazarı İmamı” diye büyük bir şöhreti vardır (HH. 268,125,89,146). Abdullah oğlu Mehmed’in oğludur. Tuzpazarı mahallesinde vefat eylemiştir. Karısı Hacı Mustafa kızı Hoca Ümmühan Hatun ile 43.411 akçe muhallefatı kalmıştır. 30.540 akçelik nefis kitapları satılmıştır (BS. 383/88). BK, III/409
MUSTAFA EFENDİ (Hoca) “Tahtakıran” denmekle maruftur. 1881’de ölmüş ve
Maksem’de Hoca Kara Ali Paşa yanına gömülmüştür. BK, III/423
MUSTAFA EFENDİ (İmam) Bursalıdır. İstanbul’a gelip Abdullah Berrî Efen-di’ye imam ve sonra kâhya olup o sayede kaleme de girmiş ve hâcegân ve ruûs kesedârı olmuştur. IV. Sultan Mustafa’nın dadısıyla evlenmiş ve 1807’de Hububat nazırı, tezkireci, rikâb-ı hümayun kâhyası ve bir aralık Hadice Sultan kâhyası olmuştur. 1808 senesi Temmuzunda azledilerek karısıyla birlikte Sakız’a sürülmüş ve bir sene nihayetinde affolunarak geri gelmiş ve birçok memuriyetlerde bulunduktan sonra defter emini, Tophane nazırı ve nihayet başmuhasebeci olmuştur. 30.4.1824’te ölmüş ve Şehzâde Türbesi kabristanına gömülmüştür. Liyakatsız bir adam olup çok saftı (SO. IV/467). BK, III/421
MUSTAFA EFENDİ (Kabasakal) Bursa’da doğmuştur. Evvelâ terzilik ile iştigal etmiş ve sonra da İshak hocası Ahmed Efendi’den tahsil ve Üftadezâde Şeyh İbrahim Efendi Zaviyesi’ne intisab ederek mûsıkî fenninde şöhret kazanmış ve bazı besteler icad edip, makam sahibi olmuştu. Bu tekkeye başzakir olmuş, 4.9.1612’de Çarşamba günü vefat etmiş ve Üftade Zaviyesi yolunda defnedilmiş. Şiire vukufu vardı. Gayet zarif bir zat idi (G. 528). BK, III/398
MUSTAFA EFENDİ (Kâtib) Bursalıdır. Çavuşzâde’dir. “Kâtib Çelebi” diye şöhret bulmuştur. Haremeyn evkafı kâtibi idi. Kibar, nazik ve mültefit, âlim bir zat idi. 1701’de ölmüş, Deveciler mezarlığına gömülmüştür. Şair ve hattattı (SO. IV/412; G. 500; HH. 131; KA. V/3807). Mollla Aşkî’nin şakirdlerinden ve Sultan Mehmed, Bayezid’in mâdihlerin-dendir. Kitabet fenninde mahir ve muhtelif yazıları yazmaya muktedir olduğundan “Kâtibî” mahlasını almıştır. Haddinden ziyade kasideleri ve
şiirleri vardır. Şiirleri o kadar lâtif değildir. Numune:
Yine ey câm-ı musaffâ seni gördük silme Meclisin revnâkısın göreyim art eksilme (LT. 101)
Sözleri yazılmaya layık, edası nazik bir şairdi.
Ölürse hasret-i zülfü ile kâtib evliyanın Biten ta haşre dek hâk-i mezarım üzre sünbüldür
(SAT. 584) Mûsıkî ilmine de vâkıftı (ST. 101). BK, III/406
MUSTAFA EFENDİ (Mevlânâ) Şeyhul-islâm Kadızâde Ahmed Şemseddin’in oğludur. 1545’te babası Kaplıca müderrisi iken Bursa’da doğmuştur. Gayet zeki olduğundan talim ve terbiyesine çok dikkat edilmiş, 1569 senesi Birin-citeşrin ayının ortalarında ölmüştür. Âlim, fazıl, temiz ahlâklı bir zat idi. Şairdir. Mahlası “Hilmi Çelebi” dir. BK, III/391
MUSTAFA EFENDİ (Seyyid)
MUSTAFA EFENDİ (Mevlânâ Şeyh) Nakşibendî şeyhlerindendir. Vâiz ve mü-fessirdir. Evvelce timara mutasarrıf asker iken, çekilerek ilim ve kemâl tahsil edip tefsir ve hadis dersleri vermeye başlamıştır. Bursa ağnam ve mizan-ı harir mahsulünden tekaüdlük olarak günde kırk beş akçe vazifeye mutasarrıf idi. Gaza ve cihadlarda sevap kazanmak için talib olmakla Paşa sancağından bir zeamet verilmiştir. Askerlere, gazilere, mücahitlere gaza ve cihadın fazileti için va’z u nasihat mukabelesinde, yukarıdaki vazifesi ile İstanbul hassa harcından yevmî sekiz akçe vazifesi vardı. Buna dokunulma-ması, 25.10.1595’te emredilmiştir (BS. 21/163). BK, III/396
MUSTAFA EFENDİ (Rebib) Vânîzâde’dir. Bursalıdır. Müderris olup 1735’te ölmüştür. Şairdi (SO. II/368). BK, III/408
MUSTAFA EFENDİ (Seyyid) Emir Gazi-zâde Seyyid Cafer Paşa’nın oğlu Seyyid
Haşim Efendi’nin büyük oğludur. Babası 1758’de ölmüştür. İsa Bey mahal-lesindendir. Anası Sunullah Efendi kızı Ümmühânî’dir. BK, III/411
MUSTAFA EFENDİ (Seyyid) Erzincanlıdır. Filboz mahallesinde Müderris Hoca Abdurrahman Efendi Medresesi vakfının mütevellisi ve müderrisi ve vâkıfın talebesinden Hacı İsmail oğlu İbrahim Efendi, erkek evlâdsız vefat eylediğinden yerine, fazilet sahiplerinden ve müfessirlerden ve muhaddis-lerden ve otuz seneden beri ilim saçan Seyyid Mustafa Efendi her vechile layık ve mahal ve müstahak olduğu gibi karnını doyuracak âhar mahalden bir nesne geliri olmadığından Bursa kadısı Üryanîzâde Abdullah Efendi arz eylemekle 1775 senesi Mayısında tevcih olunmuştur (BS. 1189/72). BK, III/413
MUSTAFA EFENDİ (Seyyid) Yahni Ka-panzâde’dir. Bursa’nın büyük şeyhle-rindendir. 1777’de 27 yaşında ölmüş âlim bir zat idi (SO. IV/446). BK, III/ 414
MUSTAFA EFENDİ (Seyyid) Bursalı Pîr Kadızâde’dir. Kerküklü Emin Efen-di’nin halifesidir. 1802’de Bursa’da ölmüştür (SO. I/420). BK, III/419
MUSTAFA EFENDİ (Şeyh) Emir Sultan şeyhi Lutfullah Efendi’nin oğludur. Önce babasına vekâleten, 1563’te Haz-ret-i Emir’in dokuzuncu halifesi olarak asaleten şeyh olmuştur. Kendisi tenhada yaşamayı sever, halktan uzaklaşır ve çekingen dururdu. Zamanını daima Fıstıklı mesiresinde münzevîyâne geçirir ve gelen misafirleri imaretten it’am ettirmeyerek kendi çiftliği mahsulünden ikram edermiş. 1578’de yerine oğlu Ali Efendi’yi tayin eylemiş ve kendisi vefat eylemiştir. Emir Sultan Ca-mii’nin batı tarafındaki halifelerin yanına gömülmüştür. Eli açık, temiz ahlâklı bir zat idi. Mazannadandır (G. 89). 14 sene şeyhlik yapmıştır. BK, III/392
MUSTAFA EFENDİ (Şeyh) Üftade Hazretlerinin büyük oğludur. Babasından tahsil eylemiş, küçük kardeşi Şeyh Mehmed Efendi’den sonra Üftade Tek-kesi’ne şeyh olmuştur. Yirmi sene kadar bu tarikata girenleri ıslah ve terbiye etmekle 1608 senesi Eylülünde ölmüştür. Kendisi âlim ve şairdir (G. 111). Usul ve tarikat adabını ve seyr-i sülük hakikatini babasından hakkıyla tahsil ve tekmil etmiş ve sülük edenleri irşadda yed-i tûla sahibi olmuştur (YŞ. 34). Oğlu Şeyh İbrahim Efendi ile kız kardeşi Ayşe Hatun vardır (BS. 245/ 130). BK, III/396
MUSTAFA EFENDİ (Şeyh) Emir Sultan şeyhi Azizzâde Şeyh Mehmed Efen-di’nin oğlu ve Şeyhulislâm Ali Efen-di’nin kızının oğludur. Emir Sultan’ın 12. halifesidir. İkibuçuk ay şeyhlikten sonra 16.11.1649’da ölmüş ve Emir Sultan’daki diğer halifelerin yanına gömülmüştür. İlim, fen ve kültür kaynağı, temiz ahlâk sahibi, tatlı dilli, âlim ve fazıl bir zat idi. Eli gayet açıktı. Henüz 40 yaşını doldurmadan vefat eylemiştir (G. 93). BK, III/401
MUSTAFA EFENDİ (Şeyh) Ahmed Paşayı Fenarî Zaviyesi şeyhi Mehmed Efen-di’nin vefatında müderris Mevlânâ Ahmed Fenarî’nin mektubu üzerine şeyhliğe inha edilmiş ve 16.11.1668 tarihli beratı gelmiştir (BS. 301/134). BK, III/402
MUSTAFA EFENDİ (Şeyh) Özbekler Âşur Efendi Nakşibendî Tekkesi’nin beratsız şeyhi iken 1757’de şeyhliği oğlu Murat’a terk eylemiştir (BAVD. 25981). BK, III/410
MUSTAFA EFENDİ (Şeyh) Hüsameddin Tekkesi şeyhi Aziz Efendi’nin oğludur. 1762’de babasının vefatı üzerine büyük kardeşi İbrahim Efendi ile birlikte şeyh olmuştur. Tekkenin iradı az olduğundan bezzazistanda ticaret ve kazandığı akçe ile maişetini temin etmek-
te ve tekkeye gelip gidenlere yemek çıkarmakta idi. 1806’da evlâdsız olarak ölmüştür. BK, III/420
MUSTAFA EFENDİ (Şeyh) Yerkapı’da Sa’dî Tekkesi şeyhi iden 1797’de vefat etmiş ve Zencirî Ali Efendi Türbesi’ne bitişik yol kenarındaki hazireye gömülmüştür (MİB. 19). BK, III/418
MUSTAFA EFENDİ (Şeyh) Hamam Tekkesi şeyhi Ahmed Efendi’nin oğludur. 1808’de babasının ölmesiyle şeyh olmuş ve 1813’te kendisi de ölmüştür. BK, III/420
MUSTAFA EFENDİ (Şeyh) Üçkozlar şeyhi Abdurrahman Efendi’nin oğludur. 1761’de doğmuş, 1813’te ölmüştür. Âlim, ahlâklı, iltifatı sever, nimet sahibi, melek gibi bir zat idi. Her sene Emir Sultan’ı ziyaret için gelen sûfîleri bir Pazar gecesi davet ve ikram ve it’am ve mevlit okutarak sabahlara kadar zikir ve tevhid eylemek âdetini ihdas eylemiş ve bu âdet 1882’ye kadar devam etmiştir. BK, III/420
MUSTAFA EFENDİ (Şeyh) Açıkbaş Mahmud Efendi’nin biraderzâdesi Şeyh Ahi Mahmud’un oğludur. Babasının yerine Dâye Hatun Camii’ne şeyh olmuş ve babasının yanına gömülmüştür (G. 160). Nakşibendî şeyhlerindendi. BK, III/405
MUSTAFA EFENDİ (Şeyh, Hacı) Bursalıdır. “Bursalı Efendi” diye şöhret almıştır. Üçkozlar şeyhi Muhyiddin Efen-di’nin oğludur. Himmet sahibi bir zat idi. Zengin olduğundan Ali Paşa mahallesindeki Çarşamba Tekkesi’ni bina eylemiş ve birçok nakitler vakfeylemiş ve kendisi de şeyh olmuştur. 1708’de ölmüş ve tekkesine gömülmüştür. Âbid, zahid ve dünyaya meyletmemiş mücahit bir zat idi. Oğlu Abdi Efendi, Üçkozlar Tekkesi’ne şeyh olmuştur (SO. IV/414). Tekkesi Ali Paşa mahallesindeki caminin doğusunda sokak
içinde ahşap bir binadır. BK, III/406
MUSTAFA EVLİYA EFENDİ Filboz mahallesinde sakindi. Börekçi Hacı Hasan Efendizâde’dir. “Şemsiyeci Şeyh” namıyla maruftu. 26 Mayıs 1893 Cuma günü 125 yaşında ölmüştür. Bursa’da doğmuş, Hikmetzâde ve Nasuhî dergâhlarına şeyh olmuştur. Atalet ve bataletten asla hoşlanmaz, her gün üç çeyrek mesafede olan Yeniyol’daki dükkânına yaya gider gelirdi. BK, III/ 424
MUSTAFA FÂRİĞ EFENDİ Bursalıdır. Meşhur Râgıb Efendi’nin kardeşidir. Hafızdır. İmamlardan olup çok temiz ve gösterişi sevmez, münzevî yaşar bir zat idi. Şairdir (ST. 519). BK, III/423
MUSTAFA HALİL Yeniçeri 47. cemaatinden yevmî sekiz akçe ulûfeye mutasarrıf iken Allah’ın cezbesine tutulmuş ve Gallepazarı bacından günde 8 akçe verilmesi 10.7.1679’da emredilmiştir (BS. 276/94). BK, III/404
MUSTAFA HEVÂÎ EFENDİ Bursalıdır. Tahsilden sonra Bursa’da Abdülmümin Camii’ne hatib olmuş, 1608’de ölmüştür. Şairdir, âlimdir. Kabri Pınarba-şı’ndadır. Müretteb divanından başka bir kaç telîfi vardır (SO. II/630; OM. II/488; KA. IV/4767). BK, III/396
MUSTAFA KÂNÎ PAŞA
MUSTAFA KAMURAN EFENDİ Ali’nin oğludur. Bursalıdır. Nif kadısı iken, 1627’de ölmüştür. Karısı Mehmed Ağa kızı Ayşe ve oğulları Mevlânâ İbrahim ve Ali Efendiler vardı. Bir mühürlü sepet içerisinde yüz filori ve iki yüz kuruş ve bir fağfûrî şişe, bedestana emanet bırakılmış ise de sonradan varisleri tarafından alınmıştır (BS. 242/29). BK, III/399
MUSTAFA KÂNÎ PAŞA Asker olmuş. Redif feriki iken 1893 Mayısında Bur-sa’da ölmüştür (SO. IV/67). BK, III/424
MUSTAFA LUTFİ EFENDİ Moralızâde’dir. Mısrî şeyhlerindendir. 1892’de Bur-sa’da ölmüştür. Mısrî Hazretlerinin Menakıbnamesi’ni yazmış ve Bursa’da tab’ ettirmiştir (OM. I/172). BK, III/ 423
MUSTAFA LUTFİ EFENDİ
MUSTAFA MECDÎ EFENDİ Bursalıdır. Manavzâde’dir. 1763’te doğmuş, 1835’te ölmüştür. Şairdir (SO. IV/97). Kâmûsu’l-A’lâm, 1666’da doğduğunu, 1738’de öldüğünü yazıyor ki her ikisinde 72 sene yaşadığı görülüyor. Bunlardan birisi yanlıştır (KA. VI/4168). BK, III/422
MUSTAFA MOLLA Câbîzâde’dir. Bur-sa’da vuku bulan kilise kavgasında halkı tahrik ve ifsad eylediği haber alındığından Bozcaada’ya sürülmüşken kaçarak Bursa’ya gelip ikamete karar verdiği haber alındığından tekrar tutularak Bozcaada kalesinde kalebend edilmesi 15.11.1794 tarihli fermanla emredilmiştir (BS. 1209/14). BK, III/ 418
MUSTAFA MUHTARÎ EFENDİ Bursalıdır. Müderris ve Bosna mollası oldu. 1672’-de ölmüştür. Âlim ve bazı fenlere âşina ve şairdi (SO. IV/399). Bursalı Muhtar Efendi’nin hemşiresinin oğlu olduğundan “Muhtarî” denmiştir. “Acemzâde” derlerdi (G. 388). BK, III/ 403
MUSTAFA MUSLİHUDDİN “Irgandî” demekle maruf Ali’nin oğludur. Habib-oğlu mahallesindendir. Kendisi Bursa tüccarlarındandır. 1497’de Bilecik kazasının Karasu yakınında katl olunmuştur. Karısı Abdullah kızı Selçuk, oğulları Ahmed ve Kasım ve kızı Müslime vardı. 827.791 akçe terekesi çıkmıştır. 90 bin akçe Sakarya köprüleri için vakfeylemiştir. Bursa’daki Irgandı köprüsü, hicrî 846’ya tesadüf eden 1442’de bina edilmiştir (BS. 19/11, 4/8, 7/298, 11/112, 12/300).
(Sakarya suyu üzerine bina eylediği köprünün bazı yerleri yıkıldığından
tamiri için yüz bin akçe tahsis eyledi ve kendisi tamire başladı. Ancak biraz akçe sarf ettikten sonra katl olundu. Ölümünden sonra şahitler, Mustafa Muslihuddin’in 30.6.1497’de yüz bin akçe vasiyet edip, “ben sağ olursam ol akçe ile tamir ederim, ölürsem yüz bin akçe malımdan ayırıp tamir edeler”, dediğini ispat eylediler. Mahkemece yüz bin akçe vasiyetin suduruna ve himmetine hükm olundu (BS. 12/326). Öldüğü zaman 109.550 akçe masraf çıktıktan sonra 608.179 akçe muhal-lefatı kalmış ve Hasan, Alagöz, Nasuh adında üç kölesi; Maksem’de bir evi ve odaları; Yaycılar pınarı civarında iki bahçe, Kızık’ta bir bahçe, Kırk Söğüt’te bir bahçe ve Debbağlar’da bir dükkân kalmıştır (BS. 13/11). BK, III/383
MUSTAFA MUSLİHUDDİN Tüccardır. Ahmed Kethüda’nın oğludur. 1500’de “Leylekoğlu” diye meşhurdu (BS. 16/ 244; 17/241). BK, III/384
MUSTAFA MUSLİHUDDİN Tüccardır. Sarraf Hacı İbrahim’in oğludur (1500) (BS. 8/17, 17/196). BK, III/384
MUSTAFA MUSLİHUDDİN Akşehirli Ah-med’in oğludur. Bursa âyânından ve tüccarlarındandı (1507) (BS. 21/31). BK, III/384
MUSTAFA MUSLİHUDDİN Ahmed oğlu meşhur Hacı Halife’nin oğludur. Kendisi de ulemadandır. Babasının yerine Zeynîler Zaviyesi’ne şeyh olmuştur. 1512’de İkizceler ağnamından dokuz akçe yevmiyesi vardı (BS. 16/109, 10/154, 11/132, 5/296). Hacı Halife Zaviyesi denilen zaviyenin imarı için çok çalışırdı. Birçok vakıflar bırakmıştır. BK, III/383
MUSTAFA MUSLİHUDDİN (Hoca) “Hoca Arabşah” diye şöhret bulan Hoca Taceddin’in oğludur. 26.6.1493’te Tah-takale kurbünde bir medrese bina eylemiş ve Mahkeme ile Gökdere vadisi
Mevlâna Mustafa Muslihuddin
Zahide Ayşe Rabia
1
Fatma
kurbünde bir mescid yaptırmıştır. Bunların mesalihi için de on adet tab-dihhane, Çakıllı Bozahanesi mahallesinde on ev, Şehzâde mahallesinde 12 oda, Tatarlar mahallesinde 6 hücre ve bir de han mahalli vakfeylemiştir (BSVD. 2/39). BK, III/383
MUSTAFA MUSLİHUDDİN BEY ÇELEBİ Hoca Kara Ali Paşa’nın oğludur. Kendisi ulemadandır. 1530’da bir vakfiye ile bazı hayır işlerine yardım eylemiştir. Anası Hoca Seydî’nin kızı Selimşah Hatun’dur. “Hoca Muslihuddin” dahi derlerdi. Bir mektep yaptırmıştır. 1559’dan evvel ölmüştür (BS. 5/290, 19/107, 96/1, 76/34, 334/2, 28/449). BK, III/386
MUSTAFA MUSLİHUDDİN EFENDİ “Mu-allimzâde” demekle meşhurdur. Hacı Halife ve Nasuh Efendi’nin mürididir. Manisa’da doğmuş ve tahsilden sonra Bursa’ya gelmiştir. Abdüllâtif Kudsî’nin altıncı halifesi olarak Zeyniye Zaviye-si’ne şeyh olmuştur. Sekiz sene şeyhlik yapmıştır. Teravih namazını, tam kırk sene hatimle kılmıştır. 1528’de vefat etti ve Zeynîler’e gömüldü. Edîb, lebîb, vakur, sabur, âbid, zahid, salih, âlim ve mütevazi idi. Hulâsa bir insan için ne kadar iyi sıfatlar varsa cümlesine ziyadesiyle muttasıftı (G. 102; SO. IV/373; ŞN. 429). BK, III/386
MUSTAFA MUSLİHUDDİN EFENDİ (Mev-lânâ Mastar) “Mastar Muslihuddin” demekle meşhurdur. Babası Hamîdîler mahallesi imamı İdris Efendi’dir. Bursalıdır. Tahsilden sonra müderris oldu. Haleb ve Mekke kadılıklarında bulundu. Mekke’den dönüşünde Üskü-
dar’a geldiği zaman 1537’de vefat eyledi.
Fakir ve sulehâyı sever ve tarikat-ı sûfiyeye mensuptu. Bir gün bir mecliste iken, “deyyus lafzı ne kelimedir” sualine, “mastardır” cevabını vermekle, “Mastar Efendi” şöhretini aldı. Manisa’da müftü iken fetvalardan bir mecmua toplayıp birçok garip meseleler yazmıştır (ŞN. 489). BK, III/388
MUSTAFA NESİB EFENDİ Gazzîzâde’dir. Halvetî-Mısrî şeyhlerindendir. Fazıl ve arif bir zat idi. Bursalıdır. Müretteb divanı ve birkaç eseri vardır. 1787’de ölmüş ve Fışkırık mahallesinde dedesi Ahmed Gazzî’nin tekkesine gömülmüştür (SO. IV/451; OM. I/138). BK, III/ 416
MUSTAFA PAŞA
MUSTAFA PAŞA “Yahşi Beyzâde” Hamza Bey’in oğludur. Fatih’in takdirlerini kazandığından vezir olmuştu. 1474’te azlolunduğunda Üsküdar’da sakin oldu. Sebeb-i idbarı, Mahmud Paşa’nın mesâvîsinde bulunması oldu. Tekrar vezir oldu. Gedik Ahmed Paşa ile geçinemedi. Bursa sancağına mutasarrıf gönderildi. 1483’te Cem vakası esnasında Seyyid Gazi civarında idam edilerek, cesedi Bursa’da Hamza Bey Camii civarında babasının yanındaki türbeye gömüldü. Çok akıllı ve anlayışlı bir zat idi. Bender kalesini tamir eylemiştir (SO. IV/370; G. 65). “Kara Mustafa Paşa” diye şöhret bulmuştur.
Anası Savcı Bey’in kızı Hatice Ha-tun’dur. Karısı da Selçuk Hatun’un kızı Hatice Hatun binti Mehmed Bey’dir. Diğer karısı da Kumru Hatun’dur. Mehmed Çelebi, Mahmud Çelebi, Halil Çelebi adında üç oğlu ve Hafsa, Fatma,
70 Hamza Bey’in oğlu Kara Mustafa Paşa’nın türbesi
Ayşe Hatun adında üç kızı vardı (BS. 10/150). Anasına ve karısına Bursa kapanından onar ve oğlu Halil ve Mahmud Çelebilere on beşer akçe yevmiye tayin edilmişti (BS. 4/334,19, 8/57, 5/81).
Pazarcık kasabasında bir cami ve imaret bina etmiş ve nefs-i Pazarcık’la Eskişehir’deki Gündüz köyünü buraya vakfeylemiştir. Vakfiyesi 1477 tarihlidir. İstanbul’da Cebeali Kapısı kurbünde hamamı vardı (BS. 10/211, 5/363, 8/156; BAMR. 7284; BAVD. 13002). BK, III/380
MUSTAFA OYUN DEDE Hikmetî Efendi müridlerinden olup Bursa’da ölmüştür. Mazannadandır (SO. IV/454). BK, III/ 418
MUSTAFA PAŞA “Saraylı Mustafa Paşa” adıyla maruftur. 1862’de ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür (BİT. 198). BK, III/423
MUSTAFA PAŞA Ferikti. Bir kızını Bur-sa’da 1902’de vefat eden Baba Efendi dergâhı şeyhi Hacı Baba Efendi’ye vermiştir. BK, III/424
MUSTAFA PAŞA (Hacı) “İmrahor”, “Ağababası” adlarıyla meşhurdur. I. Abdül-hamid’in sadık adamlarından olup cülusunda vezirlik vermiş, Aydın, Hanya ve Hudâvendigâr valiliklerinde bulunmuş, 1777’de aklını oynatmıştır. Kâhyası Hudâvendigâr vilâyetini idare etmekte idi. Emir Sultan Camii’nin batı tarafına gömüldü. Sadık ve müstakim idi (SO. IV/446). 1777 senesi İkinci-teşrin sonralarında Mustafa Paşa’nın müptelâ olduğu illet, tedavi ve tedbir ile bir miktar sükûnet gelmişken hicrî 1191 Ramazanında hastalığı nüks ve geri avdet eylemiş ve günden güne ziyadeleşerek vezirlik şanına noksanlık verecek hâllerde bulunmuş ve hükû-met idare edemeyeceği derecede âciz-leşmiş olduğunu kethüdası İsmail ve divan kâtibi Hacı Ahmed Efendiler İstanbul’daki Paşa’nın kapı kethüdasına yazdıkları ve mühürdarı Hacı Ahmed ile İstanbul’a gönderdikleri bir mektupla bildirmişlerdi. Bu mesele padişaha arzolununca vezirliği kaldırılmış ve Hudâvendigâr sancağı maişeti olmak üzere kâhyası tarafından Pa-şa’nın dairesiyle zapt edilmiş ve eşyası defter yapılarak defterin bir sureti kâhyasına verilmiş, diğer sureti eşyasıyla beraber İstanbul’a celb ve hazine kâhyası tarafından zapt edilmesi ve eşyanın zaptı için baş muhasebeden bir kâtip tayinine 30.11.1777’de emir verilmiştir. Eşyanın zaptı için sadrazam çuhadarlarından Uzun Ahmed Ağa ve Kâtib Seyyid İbrahim Efendiler Bur-sa’ya gelmişler ve Paşa’nın kâhyası ve Mütesellim İsmail Ağa ve Divan Kâtibi Şerif ve mahkemeden gönderilen nâib vasıtasıyla bilcümle eşyası defter yapılmış ve Paşa’nın yanına lüzumu kadar eşya bırakılmıştı. Mehterhane, mutfak edevatı ve bazı eşyası 25 deveye yükletilmiş ve Gümrükönü’ndeki Kara Mustafa Hanı denilen Emir Han derununa konmuş ve kapısı mühürlenmişti. O gece yarısında kazaen handa yangın çıkarak bu eşyanın cümlesi ve hanın yarısı ve civarındaki birçok
dükkânların yandığını Mudanya nâibi mahallinde muayene ve gözleriyle görerek haber vermiş ve Paşa’nın nefis eşyaları Bursa’da İpek Hanı denilen kârgir ve emin hana konularak mühürlenmiştir (BS. 1191/2).
Paşa’ya ve kâhyası İsmail Ağa’ya yazılan fermanların özleri şöyledir:
30.11.1777’de Paşa’ya; “Tutulduğun illet Ramazandan beri ilerlemiş ve ziyadeleşmiş olup vezirlik yükünü kaldırmaya bir türlü kudretin kalmadığını anladım. Yalnız seni bu yükten kurtarmak ve hastalığının izâlesi için istirahat ve tedaviye muhtaç olduğundan Hudâven-digâr sancağına sen ber-vech-i maişet mutasarrıf olup mevcut dairenle Bursa livasını İsmail Ağa zabt ve seni idare etmesi şartıyla vezaretin kaldırılarak Bursa’da oturmana irade ve vezaretin kaldırılması seni bu dağdağaya dimağın mütehammil olmadığından neşet etmiştir. Padişahın ömür ve devletinin devamı için dua eylemesi” de bildirildi.
Aynı tarihte kâhyası İsmail Ağa’ya yazılan emirde; “Paşa’yı bu gibi ga-vâilden sıyanet ve giriftar olduğu illetin tedavisi için istirahat etmesi lâzım geldiğinden sen mevcut paşanın dairesi halkıyla Bursa’nın zabt u rabtına ve sancağı eşkıyalardan tasfiye ve ahâlisinin istirahatının temin ve tedavisine itina edilmesi” bildirilmiştir.
1778 senesi Birincikânun ayında gelen bir fermanda Paşa eceliyle vefat etmekle Bursa’da mevcut olan eşyasının kethüdasının adamlarıyla İstanbul’a sevki, gizli ve âşikâr tahkikat yaparak emval ve eşyasından bir habbe “helâl”inin saklanmasına meydan verilmemesi bildirilmiştir (BS. 1191/ 4). BK, III/414
MUSTAFA PAŞA (Hacı) Eğinlidir. Hâce-gândan olup İşkodralı İbrahim Paşa ile Tepedelenli Ali Paşaların aralarını ıslaha memur oldu. Kethüda kâtibi, tevkiî, 1802 Şubatında sadaret kaymakamı oldu. Altı ay sonra da vezareti kaldırılarak Bursa’ya nefy edildi.
1812’de vezareti verilerek Hamid sancağına, biraz sonra da azledilerek tekrar Bursa’ya gönderildi. 10.12.1814’te ölmüş ve Emir Sultan’da duvar dibinde gömülmüştür. Âlim, salih ve yaşlı idi. Akrabalarından Hayri Hafize Hanım’ın kocası Silahşör Hacı Mehmed Ağa ve oğlu 16 yaşındaki Müderris Mehmed Esad Bey, Paşa’nın kardeşi Hafız Ömer Efendi ve yeğeni Hüseyin Beyzâde Mustafa Şakir Bey cümlesi bir arada gömülüdür (SO. IV/463).
Bursa’da bulunduğu müddetçe hiçbir lüzum ve ihtiyaç yok iken sık sık kazaların âyânlarını celb ve davet eylemeyi âdet etmişti. Vezareti verilip şanı yükselince ikişer, üçer ve belki beşer kere Bursa’yı boylamış âyân vardı. Davet olunanlar boş gitmezlerdi. Az çok masraf edip hediye getirirler ve dönüşlerinde yaptıkları masrafı ahâliden tahsil ve tevzî ederlerdi. Halil Paşazâde Hüseyin Bey de çağırıldığı zamanda “Dünya kadar beyliğe borcum vardır. Şimdi mübtela olacağım masrafları etmeyip borcuma versem daha güzel olmaz mıydı?” diyerek gitmiştir. BK, III/421
MUSTAFA PAŞA (Kaplan)
MUSTAFA PAŞA (Kaplan) Silahdârlar-dan iken vezir, Bağdad valisi, kaptan-ı derya olmuş ve daha birçok büyük hizmetlerde bulunduktan sonra İzmir’de vefat eylemişti (SO. IV/52). Bu zatın Bursa Yenişehir’in Çardak köyünde çiftlikleri vardır. 1675 senesi İkinciteşrin ayında otuz kırk kadar eşkıya tüfek ile çiftliği basıp çiftlik kâhyası Osman’ı ve misafir olan Ars-lan’ı öldürmüşler ve buradaki mal ve erzakı yağma etmişlerdir. Has voyvodası tarafından yapılan araştırmalarda, Bursa’nın Kara Hızır köyündeki yö-rüklerden Hacı Musa’nın obasında çalınan eşyadan bazılarının bulunduğu ve eşkıyaların Kara Hızır ve Eğirdir köylülerinden oldukları anlaşıldığından tutulup, çaldıkları eşyaları buldurup sahiplerine teslim ve üzerlerine sabit olan mevâdd-ı şer’le lâzım geleni icra ve neticenin divan-ı hümayuna
bildirilmesi emredilmiştir (BS. 16/ 109). BK, III/403
MUSTAFA PAŞA (Koca) II. Bayezid ve I. Selim zamanında sadarete geçmiş vezirlerdendir. Dönmedir. II. Bayezid’in has kullarından olmakla, kapıcıbaşı iken, Roma’da bulunan, Fatih Sultan Mehmed’in sevgili oğlu Cem Sultan’ı zehirlemeye memur edilmiş ve bu menfur hizmetine mukabil II. Bayezid tarafından vezirliğe terfi ettirilmiş, 1511’de sadarete geçirilmiştir. Yavuz’un cülûsunda bir müddet ibka olunmuş ise de, Sultan Ahmed’le gizli muhabere ve münasebeti olduğu anlaşılarak 1512’de Bursa’ya gönderilerek katledilmiş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. İstanbul’da adıyla anılan mahallede bir büyük cami ve medresesi vardır (KA. 3715). Defnedildiği yerde Hindî Tekkesi vardı. Müdebbir ve muktedirdi (SO. IV/371; G. 67; LTC. IV/35). Oğlu ulemadan Mehmed Efendi dahi yanına gömülmüştür. Mezarı Pınarbaşı’nda Hindî Tekkesi karşısında demir parmaklıkla çevrilmiştir. İstanbul’daki Sümbülî Dergâhı kendi hayrıdır. BK, III/384
MUSTAFA PAŞA KERVANSARAYI Mustafa oğlu Celâl Çelebi, Paşa’ya vekâleten inşa eylemiş ve harcı için ihtisab emini Muslihuddin Bey’den on bin akçe ödünç almıştır (1525’te). BK, III/385
MUSTAFA REİS 1560 senesinde Kumla, Gemlik, Karamürsel iskelelerine emre muhalif olarak üç yüz yük pirinç ve dört kafes şeker ve bazı eşya çıkardığı haber alındığından kendisinin tutularak hapsedilmesi ve sattığı eşyaların müsaderesine ferman olunmuştur. Bursa kadısı da böyle bir şey olmadığı ve hiçbir kimsenin Mısır’dan şeker getirmediğini bildirilmiştir. Tekrar gelen fermanda Mısır’dan gelen gemilerin doğru İstanbul’a gelmesi iktiza ederken Mudanya’ya gelmesi caiz olamayacağından bu gemilerin ve bundan sonra böylece gelecek gemilerin müsa-
dereleri emredilmiştir (BS. 91/176, 178). BK, III/389
MUSTAFA REMZİ EFENDİ Bursalı zengin bir tüccarın oğludur. İlim tahsil ederek Galata ve Mardin kadısı olmuş ve sonra Sivas’ta 1538’de ölmüştür. Âlim, fazıl, şair bir zat idi (KA. 2298; SO. II/416; G. 470; LT. 169). Gelibolu’da kadılık yapmıştır. Zahirî ilimlere çok çalışmış, fazıl ve kâmil bir zat idi. Arapça, Farsça, Türkçe şiirleri vardır. Her nazma kadir ve fenn-i maanide mahirdir (ST. 124). Şiirlerinden:
Aramızda olan hicrân, efendi sanma sendendir
Kaza-yı âsmânîdir ne sendendir ne
bendendir
Beyim sensin bana devlet, sana bend ile dir şöhret
Şeref câniyledir cisme, zuhur-ı cân
bedendendir
Be ey şâh-ı civân-bahtım, bugün senden cüdâ düşmek
Benim nahs-i sitâremdir, sipihr-i pîre-zendendir
BK, III/388, I/80
MUSTAFA REŞİD PAŞA Kalemden yetişmiş ve Hurşid Ahmed Paşa’ya Mısır’da divan kâtibi olmuştur. Vezir olarak İçel, Kocaeli, Konya valisi ve Kuşadası muhafızı olmuş, 1823 senesi Nisanında Bursa’ya nefy edilmiş ve beş ay sonra ölmüştür. Yeşil Türbe’nin dış avlusunda Aziz Ahmed Paşa’nın kabrinin sol tarafına gömülmüştür. Güzel yazı yazar mutedil bir zat idi (SO. II/391). BK, III/421
MUSTAFA RIZA EFENDİ Ulucami imamı, Şeyhu’l-Kurra Hafız Mehmed Efen-di’nin oğludur. 1830 senesi Haziranında Şeker Hoca mahallesinde doğmuştur. İlâhî ve ‘âlî ilimleri ve Arapçayı Müftü Abdurrahman ve kıraat ilmini de Müftü Hacı İbrahim Efendi’den öğrenmiş ve icazetname almıştır. Henüz 24 yaşında iken Ulucami imamlığına tayin edilmiştir. 11 Cemaziyelahir 1271 hicrî tarihine tesadüf eden 28
Şubat 1855 Çarşamba günü alaturka saat 9’da vuku bulan Bursa zelzelesinde Ulucami yıkılmakla İstanbul’a gitmiş ve sesinin güzel ve okumasının letâfeti dolayısıyla Evkaf Nazırı Hüseyin Paşa’ya imam olmuş ve Eyüb Sultan Evkafı mürtezikalarının vazifelerinin tevziine de memur edilmiştir. Mev-levî şeyhi Mehmed Nazif Efendi’ye ve Bedevî tarikatı şeyhlerinden Hüseyin Efendi’ye intisab eylemiş ve bunlardan inabe almıştır. Ulucami’nin inşası ve tamirini müteakip Bursa’ya gelmiş ve bir müddet de Üftade Camii hatibliği yapmıştır. Sırasıyla İnegöl’de İshak Paşa, Bursa’da Hamza Bey, Orhan Gazi ve Hudâvendigâr, Sultaniye medreselerinde müderrislik yapmış, 1893’te Yıldırım Medresesi’ne müderris olarak Bursa’daki müderrislere başkanlık yapmıştır. Bulunduğu medreseleri tamir ve imar ettirmiş ve birçok talebe yetiştirmek suretiyle Bursa’nın ilim ve irfan alemine büyük hizmetler etmiştir. Orhan Medresesi’ni yeniden yaptırmış ve bu hizmetleri padişahın takdirini mucib olarak kendisine Osmânî ve Mecidî nişanları verilmiştir. 10 İkin-cikânun 1910’da 81 yaşında vefat eylemiş ve Üftade Türbesi karşısındaki mezara gömülmüştür. Âbid, zahid, temiz, fukarayı sever, büyük ve küçüğün teveccüh ve ihtiramını kazanmış bir zat idi. Bursa Halkevi kâtibi ve eski maarif müfettişlerinden Necip Ak-soy’un babasıdır. BK, III/425
MUSTAFA SAFİYYÜDDİN EFENDİ Haz-ret-i Ebubekir evlâdından ve Bolulu Mehmed Efendi’nin müridlerinden olup Zeyniye Tekkesi’ne şeyh oldu. 1522’de ölmüştür. Yirmi sene şeyhlik yapmıştır. Bursa kadısı iken Hacı Hali-fe’den inabet almıştı. İç ve dış ilimlere vakıf, fikirleri sağlam idi. Eli ve kalemi çabuk olduğundan kitap yazmıştır. Hattattı. Oğlu Şeyh Abdülaziz Efendi kitaplarının bir miktarını Medine ahâlisine vakfeylemiştir (BS. 3/231; G. 101). BK, III/386
MUSTAFA SELÂMÎ EFENDİ Bk. Selâmî Mustafa Efendi (Şeyh). BK, III/393
MUSTAFA SUBAŞI Bursa muhafız ağası Ayas, kaldırılarak yerine, ocakta emektar yayabaşılardan Mustafa Subaşı, yeniçeri ağası Şaban Ağa’nın mektubuyla, Bursa ağalığına 1644 senesi Birincikânun ayında tayin edilmiştir (BS. 265/137). BK, III/400
MUSTAFA TAHİR Gemlik’te 51 zira’ kalyon inşasına memur edilmiştir. İşgüzârdır. 23.10.1790 tarihinde kendisine yazılan bir fermanda: “Sadakat yaparsan mükerrem ve eğer geç kalıp vaktinde yaptırmaz ve sadakate aykırı bir hareketin zahir olursa hiçbir vechile padişahın elinden kurtulamazsın” denilmekte idi. Rakım Paşa hazinedarıydı (BS. 1206/93). BK, III/417
MUSTAFA VAHYÎ EFENDİ
MUSTAFA TAYYİBÎ EFENDİ Bursalıdır. Sunullahzâde’dir. Sakin olduğu Ebu İshak Kâzerûnî mahallesinin imamlığını terk ederek Orhan Camii’ne hatib oldu. Bu beyit Bursa zarifleri arasında hasbihali olmak üzere misal olmuştur:
Terk edip hattat imamet “ta”sı yok Oldu lik Orhan’a hatîbi “ha”sı yok
Tâlik yazısını Şeyhulislâm Veliyyüd-din Efendi’den tahsil eylemiş ve emsal ü akranına tefevvuk eylemiştir. Güzel yazılarıyla 25 sene kadar “Şifa-yı Şerif”, birçok Beyzavî tefsirleri, “Meşarik” gibi birçok eserleri yazmış, vaktinin İkinci Tayyibî’si olmuştur. Şeyh Murad Efendi Bursa’da iken ondan da inabet almıştır. 1760’ta ölmüştür. Bursa’ya birçok hattat yetiştirmiştir. Kendisi hem hattat ve hem de şairdir. Öldüğü zaman 75 yaşında idi (KA. IV/3031; SO. IV/260). BK, III/411
MUSTAFA VAHYÎ EFENDİ Hikmetîzâde Ahmed Ferid Efendi’nin oğludur. 1914’te Münzevî Tekkesi şeyhi idi. BK, III/425
71 Mustafa Vahyî Efendi’nin imzası
MUTAHHAR (Hoca) Ali’nin oğludur. 1512’de Bayezid’in oğlu Sultan Ah-med’in türbesinin inşaatında, kendisinden akçe ödünç alınmıştır. Bursa tüccarlarındandır. BK, III/429
MUTAHHAR (Hoca)
MU’TERİF ÇELEBİ Karaca Ahmed Sultan evladından Kasım Çelebi’nin oğludur. 1554’te Bursa’da Karaca Ahmed Zaviyesi şeyhi idi (BS. 73/682). BK, III/429
MUYTAB / MUYTAF (Mutaf) İran dilinde “muy” kıl, “taften” dokumak demektir. Kıldan çul vesaire dokuyan veya satan esnafa mutaf denilir. At takımının kıldan olanlarıdır. Vaktiyle her şey hayvanla nakledildiği için hayvan takımları çok mühimdi. Bursa’da muy-tabların yiğitbaşısı Çelebi Mustafa, 1586’da mahkemeye müracaat ederek mutafların görülmesini istemiş ve mahkemeden Mevlânâ Yusuf ve birçok Müslümanlar bunları dolaşarak:
Eski Tahıl pazarında: Hacı Hüseyin’in iki, Hacı Sinan’ın iki, Cafer’in bir ve Haydar’ın bir;
Yeni Tahıl pazarında: Kara Mah-mud’un iki;
Muytab odalarında: Mustafa’nın bir, Sefer’in bir, İbrahim’in bir, Hacı Mustafa’nın bir,
Uzunçarşı’da: Ali’nin bir, Abdi’nin bir, Receb’in bir, Hüseyin’in bir, diğer Hüseyin’in bir, Şaban’ın bir tezgâhları olduğunu;
Resmî kârhanede Ali’nin bir, Sefer’in bir, Abdi’nin bir, Hacı Hüseyin’in iki, Mahmud’un bir, Hacı Mustafa’nın iki çarkı bulunduğunu görmüşler ve tesbit etmişlerdir (BS. 170/41).
1627’de “Kapanönü” demekle meşhur olan çarşıda keten, urgan, çuval, heybe alıp satan esnafa etraftan gelen mal, bu çarşıya gelip esnafın hâlli hâ-lince yiğitbaşıları ve şeyhleri tarafından taksim edilmek âdet idi (BS. 242/ 81). BK, III/429
MUZAFFERUDDİN ALİ ŞİRAZÎ Şiraz’da Sadreddin ve Celâleddin Devvânî’den
ders gördükten sonra İstanbul’a gelmiş, eskiden tanıdığı Rumeli kazaskeri Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi ile buluşmuş ve Sultan Bayezid ve sonra da Koca Mustafa Paşa Medreselerine müderrislik yapmıştır. Tekaüd olmuş ve gözlerine hastalık gelmekle Bur-sa’ya gelmiş, 1516’da Bursa’da ölmüştür. Şafiî mezhebinden idi. Üstadı Mevlânâ Celâleddin’in damadıdır (G. 276). BD, III/430
MÜBAŞİR Evvelce bir işin gördürülmesi için divan-ı hümayun çavuşlarından birisi gönderilir ve bu işi takip ve intac edip gelirdi. Meselâ, avârız toplanacak, azeb yazılacak, gemi inşası için kereste kesilecekse, bir adam gönderilirdi. Bu işi bir an evvel intac eylemeye çalışırdı. “Mübaşir gibi ne bekliyorsun?” darb-ı meseli bundan kalmadır. Buna dair bazı kayıtları yazıyorum:
1746’da bazı mahallere tayin kılınan mübaşirler, memur oldukları mahalle mürûr ederken kazalara, nahiyelere, köylere nüzul eylediklerinde, ellerindeki buyrultularda kaç nefer yazılı ise ondan ziyadesine yem ve yiyecek verilmeyip ve bir karyeden ‘gel-geç akçesi’, ‘konak’, ‘kurban akçesi’, sair avâid mutalebesiyle rencide ettirilmeyip, reaya fukarasını zulüm ve teaddîlerden himayet ve sıyanet için Anadolu eyaletinden sadır olan buyrultu, mahkeme siciline kaydolunmuş ve her köye haber vermek için “şer’î müraseleler” gönderilmiştir (BS. 384/83).
1759’da memalik-i mahrûsede fakir halkın, reayanın rahat etmeleri ve zulüm ve teaddiyattan emin olmaları padişahın arzusudur. Kasabalarda ve köylerde zuhur eden şer’î davalar için eyalet ve sancak mutasarrıfları veyahut mütesellimlere şikâyet olunduğu zaman hasım tarafı mahkeme huzuruna ihzâr için buyrultu ile iki, üç, beş nefer mübaşir göndermek âdet edildiğinden, mübaşirlerin çokluğundan ahâli bîzâr olduğundan, evvelce karar verilen nizam ile amel ve hareket olu-
nup hilâfına cevaz gösterilmemesi “her şey için mübaşir gönderilmeyip, lüzumunda ve mümkün olduğu kadar az miktarda gönderilmesi” bildirilmiş olduğundan, bu kere sadrazam ağalarından Mustafa Ağa ile gönderilen bu emirle tekid edilmiştir (BS. 1172/87).
1764’te Anadolu ve Rumelinde vaki şehir ve kasaba ve köylerde bazı melun kimseler, garazlarını icra ve intikam almak ve haksız yere bazı kimseleri cezalandırmak maksadıyla ihtira ve icad eyledikleri müzevver (asılsız) davalarla ahâliyi taciz için İstanbul’a gelip, kolayını bularak rüşvet vererek aldıkları arzlar ve yazdırdıkları arzı-hâllerle divan-ı hümayuna şikâyet ve tazallum eylemelerinden nâşî, zâhir-i hâle bakılarak davalarının sıdka haml ile iktizasına göre her kaza ve eyaletin vali ve hakimlerine hitaben evamir-i şerife çıkartmakta ve mübaşir taleb edenler dahi mübaşirleriyle ve taleb etmeyenleri, evamir-i şerifeleri ellerine verilerek, bunun gibi müzevver davalar ashabı mahallerine vusullerinde, iddialarının aslı olmadığına binaen, sebebsiz ve mucibsiz dava edilen tarafı taciz ve zarara sokmakta, korkutmaya cesaret eylediklerinden, müddeâ-aleyhin üzerlerine şer’an bir nesne sabit olmuş değil iken, mübaşir ücreti fetva-yı şerif mucibince haksız ve şirret taraflarından verilmek lâzımken vermeyerek, mübaşir ücretini kabahatsiz olan müddeâ-aleyhine tarh ve tahmil olunduğu ve bu bahane ile birçok halkın hanümanları berbat ve harab, mağdur ve mazlum olduklarını padişah duyduğundan, bu gibi hâllerin men’ ve def’i ve bundan sonra mübaşir ücretinin masuma verdirilmeyip şirret olan davacıya verdirilmesi emrolun-muştur (BS. 399/2). BK, III/349
MÜCELLİDÎ MAHALLESİ MESCİDİ İncirli mahallesi civarındadır. 1500’de bu mescid vardı. Kadı Ali Çelebi bina eylemiştir (BS. 51/55). Cami ahşaptır. Mahalle de bu ismi almıştır. 1793’te bu
mescidin 144 zira’ döşemesiyle sair mahalleri ve nakışları ve mescid önündeki sed ve etraf duvarı 131 kuruş 30 para ile tamir edilmiştir (BS. 286/4). BK, III/350
MÜCEVVEZE Üstüvânî şeklinde bir sarıktır. Vaktiyle bu sarığı paşalar adi günlerde sararlardı. Mücevveze giymek imtiyazını Kanunî Sultan Süleyman en evvel ok atmakta mahir bir araba vermişken, sonraları yeniçerilerin talimhane nazırı olan ve sair ortaların zâbıtlarından mümtaz bulunan zatlara imtiyaz-ı mahsus oldu (LTC. IV/187). BK, III/350
MÜCRİM Tersanede esirler azaldığından, 1782’de verilen bir emirde, esir yerine mücrimlerin istihdamı lâzım gelmekle, Bursa ve havalisinde şekâvet yapan ve töhmet sahiplerinin şer’an katl ve habs-i medîd iktiza eden mücrimler katl ve habsolunmayıp tersanede istihdam için İstanbul’a gönderilmesi emredildi (BS. 1196/68). BK, III/ 350
MÜD (Mut) Vaktiyle Bursa’da ve Türkiye’de kullanılan bir ölçüydü. Muhtelif vezinde olup bazı mahallerde iki rıtl ve bazı taraflarda bir ve sülüs rıtl zahire istiâba kâfi suretlere istimal olunur bir ölçü idi. Muahharan 260 dirhemden ibaret vezne tahvil olundu. Arabistan, Türkistan ve Irak’ta müstamel bir ölçüydü. BK, III/351
MÜDAFAA 1908’de Bursa’da Muin-i Hilâl matbaasında basılan bir gazetenin adıdır. BK, III/351
MÜKRİME HATUN
MÜKRİME HATUN Abdülhalık’ın kızıdır, yani mühtedidir. Sultan Bayezid’in oğlu Sultan Şehinşah’ın karısıdır. Ve Sultan Mehmed’in de anasıdır. 25.5. 1517’de 91 bin Sultan Selim dirhemi vakfedip, onunu on bire irbah ile günde on nefer tarafından Bursa’daki oğlu Sultan Mehmed’in mezarında cüz
72 Abdullah Münzevî Efendi’nin kabri
okunmasını şart eylemiştir. 9 kölesini ve altı cariyesini âzad ediyor. Kölelerin biri Boğdanlı, biri Bosnalı, dördü Rus, üçü Zengibarlıdır. Cariyelerin ikisi Çerkez, birisi Rum, birisi Rus, biri Boğ-danlıdır. Arap olan birisi de Rumdur (BS. 27/32,33). On beş gün sonra da merhum gösterilmesine nazaran, Mayıs ayında öldüğü anlaşılıyor (BS. 27/52). BK, III/363
MÜKRİME HATUN Fatih Sultan Meh-med’in karısı ve II. Bayezid’in anasıdır. İznik’te bir cami yaptırmış ve Şeyh Abdullah bin Eşref / Eşref Rumî’ye vakfeylemiştir. Vakfiyesi, İstanbul kadısı Ali oğlu Mahmud Efendi huzurunda, evail-i Ramazan 890’da yani 1485 senesi Eylül ortalarında yapılmıştır (Bursa vakfiye sicill-i atiki, sayfa 32). Buna “Gülbahar Hatun” da derler. Fatih Camii’nde, ayrı bir türbede medfundur. BK, III/363
MÜNİB PAŞA Refî’ Efendizâde’dir. Mahmud Paşa (Fidan) Hanı’nın şark tarafındaki ahırıyla Tuzpazarı Camii arasındaki Demir Hanı 1855 zelzelesinde yıkılmakla, arsasını Ahmed Vefik Paşa Hastahanesi’ne 1896’da hediye eylemiştir (G. 439). BK, III/365
MÜNİR MEHMED PAŞA Yeniçeri ağalarından Hacı Ahmed Ağa’nın oğludur. 1828’de doğmuş, birçok maliye ve gümrük memurluklarında bulunmuş, 25 Temmuz 1881’de maliye nazırı olmuş ve 16 Birinciteşrin 1882’de vezirlik rütbesi almıştır. 25 Eylül 1885’te dâhiliye nazırı ve 15 Eylül 1891’de Bursa valiliğine tayin edilmiştir. 17 Haziran 1896’da azledilmiş, ondan sonra tekrar Bursa valiliğine tayin edilmiştir. 8 Haziran 1897 senesinde, Çekirge’de oturduğu hanesinde namaz kılmak için abdest almakta iken ani olarak kalb sektesinden ölmüştür. Emir Sultan Türbesi’ne gömülmüştür. Arap, Farisî, Fransız lisanlarına hakkıyla aşina, dirayet ve ehliyetli çok zengin
ve sehavetli bir zat idi. Evail-i hayatında kazaskerlerden Bursalı Âgâh Efen-di’ye damat olmuştu. Bursa’da bulunduğu müddetçe Işıklar Askeri Lise-si’nin ve daha birçok mekteplerin açılmasına ve inşaatlarının tamamlanmasına ve Kirmastı ve sair kazalarda ve köylerde birçok mekteplerin açılmasına sebep olmuştur. İstanbul’daki birçok tiyatro kumpanyalarını Bur-sa’ya getirterek, haftada en aşağı iki defa temsil verdirtmiş ve Bursa’da tiyatroya büyük bir önem verdirmiştir. Kendi zamanında Bursa vilâyetinde yaptırdığı mektep, hükûmet konağı ve dinî binaların tamiri ve su isalesi gibi işlerin bir listesini dâhiliye nezaretine göndermiş ve kendi yanında alıkoyduğu bir sureti de Bursa Halkevi Kütüp-hanesi’nde mahfuz bulunmuştur. BK, III/365
MÜNŞÎ Bursalıdır. Asıl adı Ali’dir. Müfet-tişzâde ailesine mensuptur. Şair ve tabibdir. İshak hocası Ahmed Efen-di’den ilim ve Derviş Ömer’den tıp tahsil eylemiş ve emsaline her cihetten tefevvuk eylemiştir. 1720’de imtihanla müderris olmuş ve büyüklerin nabzına göre hareket eylediğinden her ciheti mamur olmuştur. Edası ve lehçesi temiz bir şairdir (SAT. 626). BK, III/366
MÜNZEVÎ ABDULLAH EFENDİ Asıl ismi Hacı Abdullah Nâsıruddin Efendi’dir. Babasının adı Mustafa Efendi’dir. Ka-raman’ın Erhal köyünde doğmuştur. Senelerce tahsil-i ilim ettikten sonra Bursa’ya gelmiş, Sarı Abdullah mahallesinde Maliye Dairesi’nin doğusunda bir cami ve bir de Nakşibendî tekkesi bina ederek 1209/1794 Saferinin 18’inde tevliyet ve meşihatı hayatta oldukça kendisine meşrut olmak şartıyla vakfeylemiş ve bu vakfiye Bursa kadısı Şeyh Mehmed Efendi ve Rumeli kazaskeri şer’iyyatçısı Ahmed Efen-di’nin îlâm ve arzı üzerine hazine-i hümayun küçük evkafına kaydolun-muştur. Kendi istidâsı ve Şeyhulislâm
73 Abdullah Münzevî Dergâhı, (ortadaki iki katlı ahşap bina)
Dürrîzâde Mehmed Arif Efendi’nin işaretleri mucibince de yine kendi vakıflarından almak üzere meşihat ciheti olmak üzere altı akçe yevmiye tahsis edilmiştir. Gemlik kazası dâhilinde Gencili Tuzlası demekle maruf iki tuzla ile Tavukçu (Sarıkçı) Tuzlası denilen iki -ki cem’an dört- tuzlayı vakfey-lemiştir. Abdullah Efendi âlim, fazilet sahibi, iyiliği sever bir zat olup Ulucami’de bir kütüphane tesis eylemiş ve en kıymetli kitaplarını umumun istifadesine koymuştur. Güç hâl ile tedarik eylediği üç adet Hz. Muham-med’in sakal-ı şerifi, mübarek günlerde ziyaret edilmek üzere 1207 Rebiul-evvelinin 13’ünde Ulucami’ye hediye etmiştir (BS. 1206/22). 1212/ 1795 senesinde vefat etmiş ve dergâhı civarına defnedilmiştir. Birçok eserleri vardır. Keramet sahibi, saygıya değer bir zat idi (SO. III/389; BAVD. 25478, 21128, 21615, 1804). Kabri tel ile ihata edildiğinden bu tekkeye “Telli Tekke” deniliyordu. BK, I/25
MÜRASELE-İ ŞER’İYYE Hakimlerin muhtelif yerlere yazdıkları mektuplara derler. Bir adamın hapsi veya tahliyesi için mütesellime veya yeniçeri ağasına veyahut diğer emsali kadılara yazdır-
dığı kağıtlar birer mürasele-i şer’iyye-dir. Numune:
Bursa’da Yeniçeri ağası Fahru’l-akran Ağa
Ba’de’s-selâm inha olunur ki, bâisü’l-mürasele Yusuf, bundan akdem Mahkeme mahallesinde bir avrat ile tutulup tâzir lâzım gelmişti. Halen habs ile tâzir olunmağın sebîlen tahliye eyleyesiz. (7.3.1771)
İzzetlü Mütesellim Ağa,
Ba’de’s-selâm inha olunur ki, Kürkçü Çuhadar nam zimmi, bundan akdem Müslüman libası olan çuha-şalvar ile tutulup tâzir lâzım gelmiş. Halen habs ile tâzir olunmağın sebîlen tahliye eyleyesiz (8.3.1771). BK, III/374
MÜRSEL HALİFE MAHALLESİ 1573’te bir mahallenin adı idi (BS. 115/200). BK, III/374
MÜRSEL KÖYÜ
MÜRSEL KÖYÜ Mudanya’nın Mürsel köyündeki mescid harap olduğundan dergâh-ı âlî müteferrikalarından II. Murad vakıflarının mütevellisi Mustafa oğlu Hacı Mehmed Ağa tarafından genişletilmiş ve tavanı yükseltilmiş ve kapı ve duvarları yenilenmiş ve bir uzun mahfel bina ve bir minber konarak tamir edilmiş ve ayrıca 1633 senesi
74 Bursa Arkeoloji Müzesi
Haziranında, ağırlıkları tam ve ayarları temiz üç yüz riyal kuruş vakfeylemiştir (BS. 251/28). 1927’de bu köyün elli hanesi ve 269 nüfusu vardı. BK, III/374
MÜRSELLER KÖYÜ Evvelce Kite kazasına ve bugün Bursa’ya tâbîdir. Silah-dârağası Hacı Ali Ağa bu köye bir cami ve bir de mektep yapmıştır. 1746’da bunları tamir ettirmiştir. 1927’de bu köyün 373 nüfusu vardı (BAMR. 1793; BAVD. 13815). BK, III/374
MÜSLİM ÇELEBİ Bursalıdır. Kadılardandır. 1559’da İstanbul’da ölmüştür. BK, III/426
MÜSLİM KÖŞKÜ Dört direk üzerine bir mahal iken yıkılarak bir salon ve içeriden önü güzergâh ve ovaya nazır iki yazlık oda hâlinde Bursa valisi Halil Paşa tarafından yaptırılmış ve Sultan II. Abdülhamid’in culûsunun sene-i devriyesi olan 1 Eylül 1903’te küşad töreni yapılmıştır. BK, III/426
MÜTEFERRİKA Saray masraflarına bakan küçük ruznamçe kaleminden ulûfe alan bir zümredir ki, bunlar sarayın tahsisatından kendilerine ayrılan ulû-feyi alırlar. Bunlar ekseriya vezirlerin, beylerbeylerinin ve sancakbeylerinin evlâdlarından timar ve zeamete mutasarrıf olmayanlardan ibaret olurlardı.
1743’te gelen bir emirde Bursa kazasındaki dergâh-ı âlî müteferrikalarıyla
çavuşlarından hanelerinde ikamet etmekte olan gedikli zaîmlerden 15 gün ile 45 gün arasında İstanbul’da hide-mât-ı lâzimelerinde bulunmaları ve bu müddet zarfında gelmeyenlerin gedikleri ref’ edileceğinin herkese ilânı ve cümlesinin acele İstanbul’a sevkleri emredilmiştir (BS. 334/10). BK, III/ 429
MÜZAYEDE Bir şeyin çarşıda herkesin gözü önünde artırılarak satılmasına denilir. 1504’te Bursa Gallepazarı’nı tutan Mustafa oğlu Hüseyin, mizanda simsar olan Haydar’a müzayedede arttırmasın diye evvelce 8.000 akçe verdiği mahkemece sabit olmuştur (BS. 19/131). Bu vechile müzayedeye hile karıştırılmıştır.
1759’da Osmanlı memleketinde Haremeyn evkafı mukâtaalarını evvelce iltizam edenler, iltizam bedeline zam ederek başkasına sattıkları ve bu vechile halka zulüm yaptıkları anlaşıldığından bundan sonra bu gibi mukâ-taaların talipleri arasında müzayede olunması emredilmiştir (BS. 336/90). BK, III/430
MÜZE (Bursa Arkeoloji Müzesi) Bursa Maarif Müdürü Azmi Bey’in (Meşruti-yet’in ilânından sonra Bursa’ya vali olmuştur.) çalışmasıyla “Müze-i Hümayun Bursa Şubesi” adıyla 19 Ağustos 1320’deki Sultan Abdülhamid-i Sânî’-nin cülûsu sene-i devriyesine tesadüf eden 1 Eylül 1904’te açılış töreni yapılmıştır. Müze evvelâ Erkek Lisesi civarında açılmıştı. İçerisi bir koridorla İslâm ve gayr-i İslâm diye ikiye ayrılmış ve mühim eski eserler camekânla-ra ve mahsus yapılan dolaplara konmuştu. Osmanlı, Selçuk, Roma, Bizans devirlerine ait meskûkât ile eski devirlere ait toprak evani ve mermer kitabe ve heykeller ve başlar mevcuttur. Hepsi üzerlerine numara konulup geldiği yerler bir deftere yazılmıştı. Ön tarafındaki bahçede eski statüler, kitabeler ve saire konmuştu. 1909 senesine ka-
dar 512 numaraya kadar konmuştu. İki kuruş duhuliye ile girilirdi. 1908’de bu müzenin Fransızca katalogu Profesör Mendel tarafından Atina’da tab’ edilmiştir.
Cumhuriyet devrine kadar Bursa Müzesi bu şeklini muhafaza etmiş, 1923’te Bursa Müzesi müdürlüğüne Bay Hasan Fehmi getirilmiştir. Kadrosu bir müdür, bir muhafız ve bir de hademeden ibaretti. Hasan Fehmi’den sonra Yunus Bey gelmiş ve onun da tekaüd edilmesi üzerine yerine gelen Mülkiye Mektebi mezunlarından Bay Mahmud Çaha Yeşil Medresesi’ni tamir ettirerek müzeyi buraya naklettirmiş-tir (BİT. 109). BK, III/430
MÜZEHHİB
MÜZEHHİB Vaktiyle kitaplar yazma olduğundan bunları yaldızlarla vesair renklerle tezyin ederlerdi. Bunlara “müzehhib” derler. En muktedir, en güzel eser vücuda getiren müzehhibler Bursa’da yetişmiştir. Tuzpazarı imamı Hattat Mustafa Efendi, Bursalı Abdurrahman Efendi, Bursalı Hezarfen Mehmed Efendi gibi güzel sanat erbabından pek çok mütehassıs Bursa’dan yetişmiştir. BK, III/431
75 “Müze-i Hümayun Şubesi” yazılı Müze kitabesi bugün Yeşil Türk İslam Eserleri Müzesi’ndedir.
N
NACİ MEHMED DEDE Bursa’da doğmuştur. Sanat sahibi bir zattır. Bursalılar umumiyetle ulema ve fazıl kimseleri sevdiklerinden, bu da Mevlevîhane’ye devam etmeye başlamış ve Mevlevî şeyhi alimlerden Zihni Salih Dede Efendi’yle görüşerek onun fazl ü kemâlinden lezzet almaya başlamış ve duyduğu zevk ve neşenin tesiriyle Mevlevî tarikatına girmiştir. Beşiktaş Mevlevîhanesi’ne şeyh olmuş, Kırım muharebesine gönüllü gitmiş ve tekrar vazifesine başlamış, bir müddet sonra da Yenikapı Mevlevîhanesi’ne şeyh olmuştur. Bursa Mevlevîhanesi’ne devamı sırasında bir Müslümana lüzumu olan din bilgilerini, Farisî dilini ve Mesnevî-i Şerifi öğrenmiştir. Fazıl denecek derecede feyz almıştır. Kendisi yüksek bir şairdir. “Naci” mahlasını kullanırdı. İhtifâlci Ziya Bey, Yenikapı Mevlevîhanesi adlı eserinde bu zattan bahsederken; her biri zamanının edeb ve zarafet kaynağı olan mevlevîha-nelere devam ederek her biri zamanının edeb ve zarafet hocası olan Mevlevî şeyhlerinin sohbetinden günden güne feyz aldığını söylemektedir. Akaid ilminde ve hikemiyât-ı İslâmiyede, Türk ve Farisî edebiyatında isbat-ı kemâl etmiştir. Ahlâkı temiz ve doğru olduğundan şeyhler arasında ve ulema mabeyninde şöhret kazanmış ve Fatih Camii’nde mûsıkî nazariyatı, yani kavâid ve usûl-i elhân talim eylemiş ve Mesnevî anlatmıştır. 33 sene şeyh olduktan sonra 81 yaşında, 1708’de ölmüş ve Yenikapı Mevlevîhanesi’ndeki türbeye gömülmüştür (YM. 113). BK, I/82
NACİ PAŞA Emeklilerden olup 27 Şubat 1933’te Bursa’da ölmüştür. BK, III/432
NAFİZ ABDURRAHMAN PAŞA Cevdet Tarihi’nde yazılan sebeplerden dolayı vezareti alınarak “Nafiz Efendi” namıyla Kütahya’ya nefy ve bilâhare menfâsı Bursa’ya tahvil edilmiş ve Bursa’da “Cizyedarzâde / Haraççıoğlu” konağında oturmuştur. Bu konak Ahmed Vefik Paşa’nın valiliğinde yıkılarak yerine koca bir mahalle teşkil olunmuştur. Tatarlarla meskundur. Nafiz Paşa ekseriya vakitlerini Mevlevîhane’de geçirir ve hatta elindeki bir süpürge ile meydanı süpürürmüş. Bursa Mevlevî-hanesi’ne vakıfları vardır. O vakit Mev-levî şeyhi bulunan Mehmed Efendi hakkında pek hürmet ve tazim göstermiş. Nefyden affını Şeyh Efendi daha evvel tebşir eylemiş ve affolunup maliye nazırı olunca ilk işi Bursa Mevlevî-hanesi’ne et ve ekmek gibi taamiye ücreti tahsis eylemiştir. 1852’de İstanbul’da ölmüş ve Yenikapı Mevlevîha-nesi’ne gömülmüştür (YM. 63). BK, III/433
NAFİZ ALİ
NAFİZ ALİ Bursa’nın Yiğit Cedid mahallesinden Hekim Ali Efendi’nin oğludur. Mustafa Rakım’ın kardeşidir. 1871’de Bursa’da doğmuş, ilk tahsil görmüş ve biraz Arapça’dan ders almıştır. Münzevî bir hayat geçirmek için Bursa’nın Badırga köyüne yerleşmiştir. Kendisi Bektaşî tarikatına intisab ederek birçok şiirler yazmıştır. 1871’de doğan bu zat hâlen hayattadır. Münzevî bir hayat geçirmektedir (Uludağ Mecmuası, sy. 29-30, s. 33). BK, III/433
NAFİZ EFENDİ (Şeyh) Şeyh Fahreddin Efendi’nin oğludur. 1865’te ölmüştür. Ahmed Gazzî ahfadından Abdüllâtif Efendi kızı Zühre Hanım’la evlenmiştir. Âlim, fazıl ve emsali bulunmaz bir fazilet sahibi idi. Emsalinin hepsinin üstünde idi. Şeyhler arasında şöhret ve şanı herkesçe malûmdu. BK, III/432
NAFİZ EFENDİ (Şeyh)
NAİB Vekil, kâimmakam demektir. Eski devirlerde hatırlı zatlardan birisine Bursa kadılığı tevcih olunduğunda kendisi Bursa’ya gelmezdi. Yerine tayin edip gönderdiği adama “nâib” derlerdi. Vazifesini böyle nâible idare eden adamın Bursa, “arpalık”ı olurdu. Bazen hakim olan zat Bursa’ya gelir ve o vakitler İstanbul’dan sonra ikinci derecede büyük olan bir kazanın bir kişiyle idaresi mümkün olamayacağından kadıya ait vazifeler muhtelif kimselere taksim edilir ve bu “nâibler” kadı namına icra-yı hükmederlerdi. Kadı, Mahkeme Kapısı denilen İbrahim Paşa mahallesindeki esas mahkemede oturur ve Ulucami ve Muradiye gibi yerlerde de nâibleri otururlardı. Bu adamlar ya mahkeme hasılatından bir miktar alırlar veyahut da mahkemelerin hasılatını kendileri alıp esas kadıya bir hisse verirlerdi. Bunlardan başlıcaları muhasebe nâibi, gece nâibi, keşif nâibi, tahıl nâibi, ayak nâibi, bab nâibi (merkez mahkemesindeki), küçük mahkeme nâibi (Ulucami mahkemesindeki) bunların cümlesi kadı namına vazife görürler ve kaza salâhiyetini haizdirler. Gece nâibliği 15.4.1743’te kaldırılmıştır.
Bazı vakıfların nezaretleri bunlara verilir ve böylece bazıları da vakıflardan her ay bir miktar şey alırlardı (BS. 326/60, 316/2, 387/6, 391/1). BK, III/433
NÂİB (Koca Nâib) Bursa’da Muradiye taraflarında bir mahalle, bir cami ve bir su yolunun adıdır. Bk. Koca Nâib mahallesi, Koca Nâib Mescidi. BK, III/434
NÂİBKIZIĞI Bursa’nın doğusunda bir köyün adıdır. Atmaca Sultan adında birisi 1653’te bu köyün hayır işleri için nakit vakfeylemiştir (BS. 302/4). BK, III/434
NAİL SAHFÎ Bu iki kelime ile anılan zat, “Ketebe’ye mezun olmuş” meşhur hattatlardandır. Bursa’da Mısrî şeyhi “Şeyh Sahfî” olması ihtimali de vardır (TH. 750). BK, III/437
NAİLE İstanbullu bir kadındır. Sokaklarda ve çarşılarda dilenciliği âdet edinmiş ve halkı terbiyesizce taciz ettiği gibi adi kimselerle sarhoş olduğu hâlde tutularak ahlâksızlığı görülmüş olduğundan sairlerine ibret olmak üzere 1786’da Bursa’ya sürülmüştür (BS. 314/17). BK, III/434
NAİLE Hükûmetin rızasına muhalif hareket eylediğinden 1795 senesi Eylülünde Bursa’ya sürülmüştür (BAZD. 3763). BK, III/434
NAÎMÎ Bursa’da doğmuştur. Cinânî Efendi’nin küçük yaştan beri beslemesi ve terbiyekerdesi olmakla “Cinânî Muslusu” denmiştir. Müderris iken ölmüş ve Muradiye’de Kaplıca yolunda gömülmüştür. “Sakk” ilminde mahir olmakla ekser mahkemelerde kâtiplik yapmış, güler yüzlü, ahlâklı, uslu, kibar yaradılışlı bir zat idi. Biraz da şiirle uğraşmıştır (G. 513). BK, III/437
NAKİB ALİ EFENDİ Meşhur Emir Ali Efendi’nin oğlu Abdullah Efendi’nin oğludur. 1577’de Bursa’da nakibü’l-eşraf idi. BK, I/126
NAKİBÜ’L-EŞRAF
NAKİBÜ’L-EŞRAF Yıldırım Bayezid zamanında Âşık Çelebi’nin ceddi Seyyid Ali Nattâ’ Efendi sadâtâ nazır tayin edilmiş ve bu zat ölünce oğlu Seyyid Zeynelâbidin Efendi bu vazifeyi II. Murad ve Fatih zamanında görmüştür. Bunun vefatı üzerine senelerce boş kalmış ve 900/1494’te, evvelâ 25 ve
sonra da 70 akçe vazife-i yevmiye ile Seyyid Mahmud Efendi tayin edilmiş ve son zamanlara kadar devam eylemiştir. Bu zatın vazifesi Peygamberimiz Hazretlerinin evlâd ve ahfadının işlerine bakmak ve onların hukuklarını muhafaza etmektir. İstanbul’un fethinde bu memuriyet de İstanbul’a nakledilmiş ve Bursa’da kalan zata “naki-bü’l-eşraf kâimmakamı” adı verilmiştir. Şu sicil kayıtlarından bunların vazifesi daha güzel anlaşılacaktır. Bunlar diğer Müslümanlardan ayırdetmek için başlarına yeşil sarık sararlardı. Aslen Türk olanlardan bazıları da heves ederek para kuvveti ile birer seyyidlik vesikası almışlardır.
1516’da Yakub kızı Ayşe, Irgandı köprüsü üzerinde bulunan Yaşmakçı Musa oğlu İsa’nın dükkânı içerisinde ve üzerine kapısı kilitli bulunup mahkemeye getirilmiş, kadın: “Beni Yaş-makçı getirdi. Ben rızam ile geldim” demiş ve İsa da: “Seyyid Keremüddin oğlu Seyyid Mehmed getirdi” demiş ve etrafındaki komşular da Seyyid’in inkârı üzerine: “Bu Seyyid dükkâna geleliden beri kadınların gelip gitmesi eksik değildir” diye fesadına şehadet eylemişlerdir (BS. 27/237).
1659’da Bursa’da olan ve ellerinde huccet-i şer’iyeleri bulunan seyyidler tedkik edilmiş, nefsi Bursa’da müte-mekkin 48 kişi bulunabilmiştir (BS. 346/49). Ve bu 48 kişinin adları yazılıdır.
1682’de Bursa’da Nakibü’l-eşraf kâimmakamı Seyyid Meâlî Efendi oğlu Müderris Seyyid İbrahim Efendi’nin hapsinde, borcundan dolayı 70 günden beri Seyyid Mustafa oğlu Seyyid Sefer mahbus bulunuyordu (BS. 321/91).
1688’de: “Bursa’da mevcut sâdât-ı kiram üzerine İstanbul’daki nakibü’l-eşraf tarafından sâdâttan birisi kâimmakam nasb olunmak mutad olduğundan na-kibü’l-eşrafın yazdığı bir emirde sahihu’n-neseb oldukları meşhur ve tebeyyün etmiş olanlara ikram ve ihtiram edip şeriat hilâfına mallarına, ırz-
76 Nakibü’l-Eşraf kıyafeti (yeşil sarıklı)
larına taarruz ve teaddî etmekten çeki-nilmesi ve bunları ihzâr, te’dîb ve habs ve birisinin hakkının tahsili şer’an sabit oldukta sair hakimlere müdahale etti-rilmeyip bizzat nakib kâimmakamı tarafından bakılması, seyyid olduğu kadı hucceti ve kâimmakamlar temes-sükü ile sabit olanlarla başkasının yeşil alâmet istimâline men’ edilmiş ve memnû olmazsa ihmal ve müsamaha etmeyip hakkında icab eden muamelenin yapılması ve bu büyük emanete hakkıyla itina edilmesi” bildirilmişti (BS. 363/25).
(Âşıkpaşa Tarihi’nin ifadesine göre; vaktiyle birisinin seyyidliğine itiraz yapılmış ve bu adam da elindeki nakibü’l-eşraf kâimmakamından aldığı vesikayı göstererek; “Ben bunu almak için 10 altın verdim” demiştir ki, “seyyid” kelimesini kullanmak için ne kadar yolsuzluklar olduğu anlaşılır. O vaktin modasına göre “seyyid, hacı” sınıflarını isimlerinin başına geçirmek, başına yeşil sarık sarmak ve evinin kapısını yeşile boyamak büyük bir imtiyaz gibi idi.)
1771 senesinde Bursa kadısı tarafından nakibü’l-eşraf kâimmakamına yazılan şu tezkirelerde:
-
1. Âyine oğlu Seyyid Mehmed’in, Kaygan Çarşısı’nda gündüzün kılıncını sıyırarak bazı kimseleri yaraladığı ikrarıyla sabit olduğundan ve çarşıda
kılıç çekenlerin gereği gibi hapis ve kuyuya konarak te’dîb olunması Bursa âyânlarının cümlesi ve ahâlinin ittifakıyla tensib edilmiş olduğundan bu adamı kuyuya koyasınız.
-
2. Reyhan mahallesinde Seyyid Ali, bu gece Balıkpazarı’nda bir Hıristiyanı evinden şarap talebiyle rencide eylediğini izzetli yeniçeri ağası yazarak mahkemeye inha etmekle işbu mürasele-i şer’iyye tahrir olunmuştur. Vusulünde mezbur Ali’yi salâhı zahir oluncaya kadar kuyuda habs eyleyesiz,
-
3. “Nakibü’l-eşraf Kâimmakamı Fah-rü’l-Müderrisin Efendi el-Mükerrem:
Ba’de’t-tahiyye inha olunur ki, bâisü’l-mürasele Maksemli Emir Mehmed’in, meclis-i şer’-i şerifeye fena hâlini sözüne inanılır kimseler haber vermeleriyle te’dîb için kuyuda habs eyleyesiz”.
-
4. “Nakibü’l-eşraf Kâimmakamı el-Mükerrem:
Ba’de’t-tahiyye inha olunur ki, bâisü’l-mürasele Kaygan’da Kahveci Emin Mehmed, Berber Emir Ahmed, Emir Sultan bağlarına avrat çıkarıp icra-yı fısk üzere olmalarıyla mütesellim marifetiyle ahz murad olundukta âlet-i harb ile karşı koymalarıyla silahları zahir olunca refikleriyle kuyuya vaz’ olunmağın siz dahi mezbur Emir Ahmed’i ber-vech-i muharrer kuyuya vaz’ eyleyesiz” (Ancak sekiz gün hapsedilmiş ve sonra tahliye edilmiştir.)
-
5. “Umdetü’s-sâdâti’l-kiram kâimma-kam-ı sabık Eyercizâde Seyyid Mehmed Efendi biraderzâdesi fahru’l-müder-risîni’l-kiram es-Seyyid Osman Efendi -dâme şerefü siyâdetihi-
Bursa, Kite, Mudanya, İnegöl, Yenişe-hir-Bursa ve Cebel-i Cedid ve Atîk kazalarında olan sâdât-ı kiram zevi’l-ihti-ram üzerlerine 1185 senesi Muharremi ibtidasından (yani 16.4.1771 tarihinden) itibaren cenabınızı kaimmakam nasb ve tayin etmişizdir. Gerektir sâdât-ı samimetü’l-insan tevkir ve ihtiram ve kadılar ve kâimmakamlar senedleriyle seyyidlik iddiasında bulunanları ve yeşil alâmet kullananları men’ ve def’inde
ihtiram idesiniz. Siz de kimseye yeşil alâmet koymasına izin vermekten ihtizar ve mücanebet edesiniz.
İddia-yı himmet, neseb-i siyadet edenleri tarafımıza havaleye mübaderet ve ta’zir ve te’dîbleri ve hukuk-ı şer’iyye sabitü’t-tahsil icab ettikçe cenabınız edip sâdât-ı kiramı sair hukkâma rencide ve teaddî etdirmiyesiniz. Hulâsa-i kelâm bu vedîa-i uzmâ ve emanet-i kübrâda kemâl-i iffet ve istikamet, tevcih ve urûsiyye ve devriyye, muhdesat-ı saire-i nâmardiyye namıyla bir akçelerin almayıp ve aldırmayıp ırz ve mallarının muhafaza gayretinizi sarf edip padişahımız hazretlerinin devam-ı ömr ü devletleriyçün sâdât-ı kiramın dua-yı hayriyelerini isticlab edip her emirde şer’-i şerife imtisal ve inkıyad ile dünyada makbul-i hass ve âm ukbada maz-har-ı şefaat-ı seyyidü’l-enam olasınız. es-Seyyid İbrahim el-Hüseynî en-Nakib (BS. 1184/4). BK, III/434
NAKŞÎ Bk. Mehmed (Mevlâna Nakşî).
NAKŞİBEND Bk. Mehmed (Şeyh).
NAL Hayvanların ayaklarına çakılan demir parçasıdır. Hayvanları en evvel Türkler ehlileştirmişlerdir. Hayvana nal çakılması da herhalde Türklerin icadıdır. Allah’ın Kur’ân’ında: “Cenk meydanında soluk soluğa koşan atlar hakkı için, tırnaklarıyla taştan ateş saçan atlar hakkı için, sabah vaktinde baskın verip ayakları altında toz kopararak ve onunla düşman ordusunun arasına giren atlar hakkı için” diye “Ve’l-Âdiyât” suresinin 1-5. ayetlerinde yazılmakla İslâmlar tarafından on üçbuçuk asırdan ziyade nal kullanıldığı anlaşılmaktadır. Osmanlı orduları hemen süvari akıncılarından ibaret olduğundan nalın Osmanlı Türkleri yanında da ehemmiyette ziyadedir. Askerden başka hemen herkesin de atları olduğundan bunları nallatmak için Bur-sa’da çok nalbanda ihtiyaç vardı. Birçok nalbandlar yetişmiştir. Bunlardan
çoğu zengin olmuşlardır. 1514’te hassa atlarına nal ve mıh getirmek için Bur-sa’dan 320 deve tedarik edilmiştir (BS. 26/83). BK, III/438
NALİN Kadınların sokakta ve evde ayaklarına giydikleri tahta ayakkabıdır. Erkekler bunu yalnız hamamlarda giyerlerdi. Hıristiyanlara ve Yahudilere hamamlarda nalın giydirilmesi yasak idi. Bk. Hıristiyan Elbisesi. BK, III/438
NÂMA’LUM Bursa’da 19. asırda yaşayan bir zata verilen isimdir. İhtimal ki, “nâma’lum” kelimesini çok kullandığından bu ad takılmıştır. Bunun bir oğlu olur, Eyüb Efendi Tekkesi şeyhi Şair Şemseddin Efendi’ye giderek bir tarih söylemesini rica eder, Şeyh de bi’l-bedahe: “Dehre bir piç çıkagelmiş babası nâma’lum” (1252) demiştir. BK, III/437
NAMAZGÂH Umur Bey vakfeylemiştir. Yaz günleri bir mesireliktir. 1677’de batı, doğu, kuzey tarafındaki duvarları ve beş adet kapıları, merdivenleri, mihrap karşısındaki sofaları ve bazı yerleri harap olduğundan 38.000 akçe ile tamir ettirilmiştir (BS. 355/39). BK, III/449
NAMAZGÂH MEKTEBİ Mesud Makrame-vî mahallesindedir. Boyacıkulu Sinanoğlu vakfındandır. 1546’da üzeri kurşun kaplı kârgir bir mektep idi. 1845’ten evvel yıkılmış ve ahşap olarak yapılmıştır. Döşeme ve sıraları 902,5 kuruş sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 49/76). BK, III/449
NANE TURŞUSU İstanbul saraylarının nane turşusu ihtiyacı Bursa’dan temin edilirdi. 4.5.1604’te helvahane-i âmire için her sene nane turşusu için nane vesair mesarifi toplanıp ve tahsil olunup nane turşusu kurulup yarar zarflara konulup helvahane-i âmireye ithal olunması ferman olunmuştur (BS. 207/154).
77 Namazgâh
31.3.1618’de “Bursa’da nane turşusu tabhedilmesi mutad olduğundan bu sene de evvel gelen âdet ve kanun ve cari olan narh üzere bulunan yerlerden cem’ ve tedarik ve iştira ve tabhettiril-mesi” emrolunmuştur (BS. 231/104).
1.5.1634’te “her sene helvahaneye gönderilen taze nane turşusu tabh ve yarar zarflara konulup vakit ve zamanıyla Mudanya iskelesinden” gönderilmesi emredilmiştir (BS. 251/100).
1659 senesi Nisanında gelen bir emirde; “Bursa’da, padişahın nefs-i nefisi için taze nane tabholunmak mutad-ı kadim olmakla Bursa’ya gönderilen hassa helvacılardan birisi marifetiyle Bursa’da bulunan bahçelerden nane satın alınarak olageldiği üzere tabhettirip kavi zarflara kodurtup mahall-i münasib olan iskeleye nakl ve yarar sefineye tahmil ve vakit ve zamanıyla İstanbul’a irsal ve helvahaneye teslim ettirilmesi ve bahası vesair masrafları için verilegelen 28.000 akçenin Bursa beytülmal-i âmme ve hassa ve Gallepazarı bacı, şarap öşrü ve keferenin rakı mukâtaatından eminlerden alınıp hak sahiplerine haklarının verilip kimsenin bir akçe ve bir habbesini alıkoydurmayasın” denilmekte idi (BS. 187/29). BK, III/438
NAR
NAR Bursa’dan her sene tatlı ve ekşi nar toplanıp saray için “murabba” denilen maddenin pişirilip gönderilmesi de
âdetti (BS. 227/143). Bu irsâlât her sene devam ederdi. Buna “enâr-ı rebî” de derlerdi (BS. 234/157) (Sene 1621). BK, III/439
NARH Eski devirlerde satılan her nevi eşyaya narh verilirdi. Hiçbir kimse bu narhtan fazlasına bir şey satamazdı. Hatta giyecek, elbise, ayakkabı ve kumaşlara bile narh konulurdu. 1544’te her çömlekte 300 dirhem olmak üzere 3 çömlek koyun yoğurdunun bir akçeye satılmasına narh verildi (BS. 48/ 196).
Bazen akçe sabit olup malın vezni değişirdi. 1548 senesi İkinciteşrin ayında 200 dirhem koyun eti, 250 dirhem keçi eti, 300 dirhem kara sığır, 350 dirhem camız eti, 90 dirhem mumun birer akçeye, bir kıyye sabunun, üçbuçuk akçeye; bir kıyye kuyruk yağının 3 akçeye satılmasına narh konmuştur (BS. 51/128).
1572 senesi Mayısında 550 dirhem ekmek, 275 dirhem çörek, 275 dirhem poğaça, 500 dirhem ham yufkanın birer akçeye satılmasına narh verildi.
1573 senesi Şubatının son gününde Ekmekçi Abdi’nin ekmeği tartılıp 3 akçe ekmekte 60 dirhem ve Bakkal Hacı Mehmed’in terazisi yoklanıp 25 dirhem eksik olduğu sabit oldu (BS. 116/94).
1583 senesi Eylülünde 500 dirhem bardak inciri, birbuçuk vukıyye lop incir, 500 dirhem metropolit üzümü, 600 dirhem aklıkara, 30 dirhem şeftali, birbuçuk vukıyye orman karpuzu, 6 vukıyye Kayapa karpuzu, birbuçuk vukıyye üzüm, 600 dirhem ekmek, 80 adet patlıcan, 8 kile nohut, 9 kile tarhana, 500 dirhem parmak üzümünün birer akçeye satılması kararlaştırıldı (BS. 141/74).
1588’de ayakkabılar ve envaına narh konmuştur.
1613’te cami, mektep, türbe vesair mahallere örtülen kurşunun bir tahtasının 19 vukiyye gelmesi ve beher vukıyyesinin 9 akçe fiyatla satılması bu
suretle bir tahta kurşunun 171 akçeye alınıp ve satılması kararlaştırılmıştır.
1618’de bir vukıyye pişmiş koyun eti 20 akçeye, 40 dirhem ciğer kebabı, 20 dirhem sığır eti köftesi, 4 adet koyun eti köftesi, 8 adet sığır eti köftesi birer akçeye, bir vukıyye pişmiş turna balığı 10 akçeye, bir vukıyye pişmiş sazan balığı 12 akçeye ve bir vukıyye sığır eti yahnisinin 8 akçeye satılması narh konuldu.
1623’te Birinciteşrin ayında narhın şekli değişmiş ve bu sefer sıkletler sabit kalarak fiyatların değiştiği görülmüştür. Bir vukıyye siyah üzümün 6, bir vukıyye kızıl üzümün 7, bir vukıyye yaş incirin 7, bir vukıyye sade yağın 34, bir vukıyye şirden yağının 32, bir vukıyye akidenin 8, bir vukıyye bademin 32 akçeye satılması emro-lunmuştur (BS. 236/162).
1625 senesi Birinciteşrin başlarında Usturumca’dan Bursa’ya satılmak üzere getirilen abalara İstanbul’da verilen narh üzere siyah abanın 32, havlu beyazının 30, Karayavuz abasının 25, vesair abanın 20 akçeye sattırılması hakkında ferman gelmiştir (BS. 239/ 205). BK, III/439
NARLI Gemlik’in köylerindendir. 1789’-da Narlı ve Kabaklı dağlarından tersane için funda ve bazen mangal kömürü yakılmakta idi. Orhan Gazi’nin karısı Asporça Hatun’un vakfıydı. 1927’de bu köyün 330 nüfusu vardı. BK, III/440
NARLI ZAVİYESİ Bursa’dadır. 1792’de taamiyesi için 4.910 kuruş vakıf parası vardı. Senede 613,5 kuruş faiz alınırdı (BS. 342/1). BK, III/440
NARLICA KÖYÜ II. Bayezid, bu köyü kızı Hatice Sultan’a vermiş ve o da İstanbul’daki camisine vakfeylemiştir. 1762’de Sadrazam Şehid Ali Paşa’nın babası Hasan Ağa bu köye bir cami ve bir de mektep yaptırmıştır. Evvelce İznik kazasına bağlı iken son zamanlarda Orhangazi’ye bağlanmıştır.
1927’de bu köyün 579 nüfusu vardı. BK, III/440
NÂSIR Bursa’nın güneybatısında bir tepenin üzerindeki bir mevkinin adı “Seyyid Nâsır”dır. 1671’de burada bulunan Seyyid Nasır’ın türbesi ve mescidi harap olduğundan bir tahtânî oda ve bir mutfak vesair mevzileri türbedarı Hacızâde Mustafa Dede tarafından 69.670 akçe ile tamir edilmiş ve yakınındaki bağı kirizme edilerek ayrıca dut ağaçları dikilmiştir (BS. 295/ 87). 1893 Mayısında Sultan Hamid’in karîni Hacı Ali Bey tarafından Seyyid Nâsır Türbesi ile Tekkesi yeniden tamir ve tefriş ettirilmiştir. Bursa tüccarlarından Hacı Şehabeddin, Buhara’dan II. Murad zamanında Bursa’ya gelmiş ve burada bir mescid yaptırmıştı. Hacı Şehabeddin’e de Şiilik isnad edilerek katledilmiş (G. 215). Eski padişahlar birçok köyler vakfetmişlerdir. Zamanın geçmesiyle tekke yıkıldı. Türbesi ahşap ve haraptır (BS. 6/3, 5/32). Aslı Bu-haralıdır. Asıl adı Hüsrev’dir. BK, III/ 441
NASREDDİN HOCA Hikâyeleri ağızdan ağıza zamanımıza kadar nakledilen meşhur Nasreddin Hoca’nın Akşehir’deki türbesinde mezar taşındaki tarihin ne olduğunu bilmiyorum. Kâmûsu’l-A’lâm’da, Hoca Nasreddin’in zurafadan, mazannadan bir zat olup Hacı Bektaş Veli ile muasır bulunmuş olduğu mervî ise de daha eski olup Selçuklular zamanında yaşaması ihtimali vardır. Tafsil-i ahvali meçhul olup, letâife olan tabii meylinden dolayı birçok letâif ve nevâdir kendisine isnat olunarak ismi bu hususta mesel hükmüne geçmiştir. Akşehir’de dört tarafı açık ve bir büyük kilitle kilitlenmiş bir türbenin, Hoca-i müşârun-ileyhin türbesi olduğu mervîdir. Bazıları da Timurlenk zamanında berhayat olduğunu iltizam ederek cihangir-i müşârun-ileyh ile bazı maceralarını naklederler (KA. 4577).
Şimdiye kadar bu zatın hüviyeti hakkında hiçbir tedkik neşredilmemiştir. Yalnız Bursalı Bakırcızâde Mehmed Raşid Efendi’nin yazdığı “Belde-i Celilei Bursa” vefeyatının aslı Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi’ndedir. Bunun bir kopyası da Fatih’deki Ali Emirî Kütüphanesi’ndedir. Bu kitap bu kütüphanenin Umumi 107 ve Hususi 1.116 tarih 89 numaralarında kayıtlıdır. Bu tarihin 99. sahifesinin kenarında “Meşhur-i âfâk Hoca Nasreddin Efendi Hazretleri 811 tarihinde vefat ettiler. Sah, sah, sah.“ diye yazılıyor ki, “sah” işaretleri imza makamınadır. Eğer bu kayıt kitabın aslında varsa Bakırcızâde Raşid Efendi’nin ve aslında olmayıp da Ali Emirî Efendi tarafından kitabın kopyası alınırken yazılmışsa Ali Emirî Efendi’nindir. Her ikisi de gayet emniyetli ve her şeyi çok inceleyen zevat olduklarından Nasreddin Ho-ca’nın 811/1408 milâdî senesinde öldüğü muhakkaktır. Bu mesele çok incelemeye değer ki, Nasreddin Ho-ca’nın Timurlenk ile olan maceralarının doğru olduğu anlaşılır. BK, III/441
NASUH Şeyh Paşa’nın oğludur (1480) (BS. 3/294). BK, III/442
NASUH Abdullah’ın oğludur. 1486’da Şehinşah Çelebi’nin sarayında kapıcı-başıydı (BS. 52/42). BK, III/442
NASUH (Lâgar) “Lâgar” diye meşhurdu. Oğlu Mehmed Çelebi vardı. 1637’de oğlunun vakıfları vardı (BS. 256/61). BK, III/442
NASUH (Mevlânâ) Ankaralıdır. Fenarî Medresesi’ne müderris olmuş ve 30 sene ibadetle, ders vermekle ömrünü geçirmiştir. Bir iki eseri vardır (1565) (ŞN. 59). BK, III/442
NASUH BEY
NASUH BEY Ömer’in oğludur. Kasaptır. “Cansızoğlu” diye meşhurdur. 1624’te Ebî Şahme mahallesinde ölmüştür. Karıları Ümmügülsüm, Kamer, Şehri-
ban’dır. Oğulları İsmail, Ramazan; kızları Ümmügülsüm, İsmihan’dır. BK, III/442
NASUH BEY HATUNU TÜRBESİ Bur-sa’dadır (BS. 25/182; 26/406, 329; 35/363). BK, III/442
NASUH PAŞAOĞLU 1643 senesi Mayısı nihayetlerinde hükûmete karşı isyan ederek Üsküdar’a kadar yürümüş iken bozulup kaçmıştı. Dört mezhep müftülerinin verdikleri “fetva-yı şerif” mucibince asilerin katilleri helâl, öldürenler gazi ve uğurda ölenler şehid olacağı bildirildi. Şeyhulislâm dahi “nefîr-i âm” usûlüyle öldürülmeleri için ayrıca fetva verdiğinden “Anadolu beylerbeyisi Osman Paşa, Anadolu vilâyetlerindeki sancakbeyleri ve sipahiler kethüdayer-leri ve yeniçeri serdarları ve alaybeyleri ve zuamâ ve erbâb-ı timar ile cemî’ eyalet askeriyle birlikte Anadolu beylerbeyi Osman Paşa maiyyetine iltihak edip bir an evvel bu şakînin hakkından gelinmesi” emredilmiştir (BS. 261/184). Tabii bu emir üzerine Bursa’da eli silah tutan herkes bu şakinin takibine çıkmışlardır. BK, III/442
NASUHÎ (Mevlânâ) Hazik tabibler-dendir. Musa’nın oğludur. Bursa Da-rüşşifası’nda tabibdi. Karısı Selimşah Hatun’dur (1504) (BS. 19/269, 21/ 203). BK, III/442
NASUHOĞLU “Hayre” demekle maruf olan Nasuhoğlu Mustafa kendi ruhuna ecza tilâveti için 1574’ten evvel 100.000 akçe vakfeylemiştir (BS. 118/ 210). BK, III/442
NASUHOĞLU MEHMED (Akşehirli Şeyh) 1624’te Bursa’da oturmakta idi. Şeyh Nasuhoğlu Mehmed Efendi’nin oğludur. Hisar’daki Alâeddin Bey Mesci-di’nde şeyh idi. 59 sene şeyhlik yapmıştır (G. 174). Avârız-ı divaniye vesair tekâlif-i örfiyyeden muaf ve müsellem olması emredildi (BS. 238/
-
160). 1686’da ölmüş ve Nasuhî Tekke-si’ne gömülmüştür (SO. IV/556). BK, III/442
NÂTIR AYŞE İstanbul’da Üskübî mahallesinde sakin idi. Hacı Ali adında birisinin karısını kandırarak evindeki eşyayı çalmış ve 30 kadar şahit Hacı Ali dışarıda iken Nâtır Ayşe, bu evde her türlü fesadı yapmış ve her iki kadının da nâmahrem ve ecnebi olan erkeklerden çekinmeleri olmayıp akşam ile yatsı arasında kapıcılar ile kadın ve erkek karışık evlerine gelip işret meclisi kurarak sazlar ve türküler söylediklerini mahallenin imam ve müezzini ve birçok emniyetli kimseler mahkemeye haber verdiklerinden Nâtır Ayşe’nin Bursa’ya sürülmesine ferman çıkmıştır (BS. 377/91). BK, III/442
NÂTIR KÖYÜ Buna “Ferraş Bâlî” köyü de derler. Gürle’ye tâbîydi. II. Murad, İbrahim Paşa’ya mülk vermiş ve o da İznik’teki imaretine vakfeylemiştir. Bu köyün adı değişmiştir. BK, III/443
NATTÂ’ (Seyyid Hüseyin) Bağdadlıdır. Yıldırım zamanında Bursa’ya gelmiş ve Ebu İshak Zaviyesi bu zat için inşa edilmiştir. Sâdâta nazır tayin edilmiştir. 1390’da ölmüş ve oğlu Seyyid Mehmed sâdâta nazır tayin edilmiştir (SO. IV/559). Cami civarına defnedilmiş ve üzerine bir de türbe yapılmıştı. İshak Paşa’nın damadıdır. Aşık Çelebi’nin ceddidir. BK, III/464
NAZENİN AVI ÇEŞMESİ 1572’de Bur-sa’da Atpazarı mahallesinde idi. BK, III/443
NAZIRÎ (Mevlânâ) Ulemadandır. Oğlu Mevlânâ Muhyiddin 1487’de Bursa’da Sultan İmareti kâtibi olmuş ve senelerce bu vazifeyi hüsn-i ifa eylemiştir (BS. 7/94; 8/405). BK, III/443
NAZİF AHMED EFENDİ 1890’da Bursa’da reisü’l-kurrâ idi. BK, III/443
NAZİK ABDULLAH EFENDİ Umur Bey mahallesinde olup Mehmed Çelebi’nin oğludur. 1649 senesi Nisan ibtidasında 3.000 dirhem rayiç gümüş vakfeyle-miştir (BS. 272/72). “Nazik Molla Efendi” de derlerdi. BK, III/443
NAZİK ABDULLAH EFENDİ Tüccardan Mehmed Çelebi’nin oğludur. Daha küçük iken babasıyla İstanbul’a giderek Rumeli kazaskeri, Bursalı Kara Çelebi-zâde Mahmud Efendi ile görüşürken Mahmud Efendi çocuğa lâtife ederek İstanbul’u fazla methetmekle, eline kalemi alarak:
Gerçi dersiz dehr içinde yoktur
İstanbulumuz
Dursun İstanbulunuz, Bursa bizim
makbulumuz
beytini irticalen yazmıştır. Bursa medreselerinde 17 sene müderrislik ve Bab Mahkemesinde kâtiplik, Maraş ve Erzurum kadılığı yapmıştır. Konya’da kadı iken 1098/1686 Rebiulevvelinde vefat etmiştir. Sadreddin Konevî kurbünde medfundur. İlim ve irfanda kuvvetli, tasavvuf ilmine hakkıyla vâkıf, kemâl sahiplerini hayretlere düşürecek derecede ince fikirli idi. Şiirleri çok kıymetlidir. Tasavvufta İnsan-ı Kâmil isminde bir risalesi ve müretteb divanı vardır (G. 505; OM. II/447). BK, I/23
NAZMİ EFENDİ Bursalıdır. Abdülmecid asrı şairlerindendir (SO. IV/561). BK, III/443
NEBİ (Hacı) Pazarlı’nın oğludur. 1559’da boğası boyacılarının şeyhi idi (BS. 73/391). BK, III/444
NEBİ HALİFE Veli’nin oğludur. “Kara-bıyık” diye meşhurdur. Mücellidî mahallesinde 1587’de bir mektep yaptırmıştır. BK, III/444
NEBİ HALİFE (Şeyh) Hacı Halife’den izin almıştır. Hacı Halife’nin vefatında kendi evinde halvet ve vahdete müda-
vemet eyledi. Yanında kimsenin aleyhinde söz söyletmezdi. 1533’te Bur-sa’da ölmüştür. Bunun kadar âdâba riayet eden bir kimse, zamanına kadar görülmemişti (ŞN. 430). BK, III/444
NECATİBEY KIZ ENSTİTÜSÜ Türk kadınlığını yükseltecek bütün işler bu enstitüde gösterilir. Cumhuriyetin beşinci yılında kurulmuştur. 1928’de 26 talebesi varken her sene artarak 1933’te 180 ve daha sonra daha fazlalaşmış ve mevcut bina kâfi gelmediğinden birçok masraflar yapılarak son sistem bir bina daha ilâve edilmiştir. Mektep Hacı Alizâde mahallesinde ve hükûmet konağının güney tarafındadır (BİT. 75). BK, III/446
NECCAR AKÇESİ Sefer mühimmatı için Galata keferesinden 70.000 akçe cem’ olunması ferman olunmuş ise de ancak 40.000 akçesi tahsil olunup maadası tahsil olunamadığından 20.000 akçenin Bursa meyhanecilerinden ve Tahıl Pazarı’ndan cem’ olunması ferman buyurulmuştur. 1599 senesi Haziranında bu emir Bursa’ya gelmiş ve tahsil olunmuştur (BS. 351/116). BK, III/446
NECİB MEHMED PAŞA Rıza Paşa’nın kaynıdır. Sancak mutasarrıflıklarında bulundu. Rumeli beylerbeyi rütbesini aldı. Beyrut’tan azl ve tekaüd edildi. 1891 senesi Nisanı nihayetlerinde Bursa’da ölmüştür. BK, III/446
NECİBE HANIM Eminiye Tekkesi’nin banisi Emin Efendi’nin ikinci kızıdır. Anası Abdülgani Ağa’nın kızı Ümmü-gülsüm Hanım’dır. Bursa hanedanından Şerif Ağazâde Ahmed Efendi’nin karısıdır. Mehmed Emin, Mustafa Refik adında iki oğlu dünyaya gelmiştir. 1837’de ölmüş ve tekke civarındaki mektebe gömülmüştür. BK, III/445
NECMEDDİN (Hoca)
NECMEDDİN (Hoca) Hoca Server’in oğludur. Tüccarlardandır. 1508’de
kardeşi Hüsameddin Çelebi ile Hoca Salih de tüccarlardandı. BK, III/444
NECMEDDİN (Hoca)
NECMEDDİN (Mevlânâ) İran’dan Bur-sa’ya gelip yerleşen Mehmed’in oğludur. Bursa’da doğmuş ve alimlerden Kara Davud Efendi’den ilim tahsil eylemiştir. Seyyid Ahmed Buhârî meclisine devam etmiş, Lâmiî Çelebi ile ahbab olmuş ve sonra da her şeyden feragat eylemişti. Fakat Kanunî Sultan Süleyman’ın şehzâdeliğinde defterdarı Sinan Çelebi’ye muallim olmuştu. Sinan Bey, İznik sancakbeyi olduğunda, aralarında çok alâka bulunduğundan iltifatlarına mazhar olmuş ve Mevlânâ’nın şerefine Yenişehir’de bir medrese bina edip tedrisini bu zata şart eylemişti. Kanunî Süleyman’ın cülûsunda Sinan Çelebi; “Mansıb, Çelebi sırasıdır” demiş ise de Necmeddin Efendi itiraz eylemiştir. Ebussuud Efendi padişaha tavsiye ederek Eyüp’teki Kasım Paşa Med-resesi’ne müderris tayin edilmiştir. 1570 senesi Ağustosunda ölmüştür. Kendisi müneccimdi. 90 yaşında ölmüştür. Ölmeden evvel medreseye gidemeyecek kadar halsiz kaldığından evinde ders vermiştir. Şairdir. “Necmi Efendi” de derlerdi. Medresesine def-nedilmiştir (ŞN. 185; G. 512. KA. VI/ 4568) .
Olmasa ferş-i münakkaş dâmen-i hamrâ yeter
Bulmasam sakf-ı mukarnas künbed-i mînâ yeter
BK, III/444
NECMEDDİN EFENDİ Eşrefzâde şeyhi Abdülkadir Necib Efendi’nin ikinci oğludur. Babasından sonra şeyh olan Safiyyüddin Efendi ile birlikte Hicaz’a gitmiş, bu kardeşiyle birlikte 1791’de şeyh olmuştur. 1803’te tekkesine giderken Irgandı köprüsü civarında tauna tutulmuş ve tekkede zikir ederken ölmüştür. Henüz 32 yaşında bir gençti. Gayet mücahit, perhizkâr bir şeyh idi. Gördüğü bir rüya üzerine mevcut nakdini fukaraya dağıtmış ve tütünden
vazgeçmiştir. Uzun boylu, top sakallı, nur yüzlü, âlim ve fazıl bir zat idi. İncirlik mahallesindeki Hamza Bey Ca-mii’nde imamdı. BK, III/445
NECMEDDİN HANEFÎ II. Murad asrında, 1450’de müftülük yapmış alimlerdendi. Fazilet sahibi idi (SO. IV/541). BK, III/444
NEFİSE Abdullah’ın kızıdır. 26.12.1419 senesinde Bursa zindanını, tomruk resmini ve zirâ’ resmini bir yıl için 40.500 akçeye mukâtaaya tutmuştur. BK, III/448
NEFİSE HATUN Oruç Bey’in kızıdır. Zindankapısı’nda 1449’da ölmüştür. Kocası Davud ve kızı Zahide ve anası Fatma vardı (BS. 14/22). BK, III/448
NEFİSE HATUN Karagöz Paşa’nın kızı, Karalzâde İshak Bey’in karısıdır (1492) (BS. 10/37). BK, III/448
NEFİSE HATUN Bursalı Ahmed’in anasıdır. 1784’te, 13 sene evvel Yıldırım Camii imamının oğlu Abdurrahman tarafından katledildiği iddia edilmiş ise de sabit olamamış ve 30 kuruş mukabilinde sulh edilmiştir. BK, III/448
NEFİSE SULTAN I. Murad’ın kızıdır. Karamanoğlu Aliyyüddin Bey’in karısıydı (Dİ. 300). Ali Bey, nakz-ı ahd eylediği zaman bunun şefaatiyle affedil-mişti (KA. 4597). BK, III/448
NEFY
NEFY Bir çoğunun adları hizasında kabahatleri gösterilerek yazılmış ve bir kısmı da hiçbir sebep ve bahane yok iken “hikmet-i hükûmet” icabı olarak Osmanlı saltanatı devrinde Bursa’ya sürülmüşlerdir. Bunları okuyanlar bu kadar ahlâkları bozuk adamların, kadınların, her yaştan insanların Bur-sa’ya sürülmesine hayret etmemeleri kabil olmaz. Çok şayan-ı hayrettir ki, bu kadar ahlâksız, namus düşkünü, hırsız, uğursuz adamlar geldiği hâlde
bunların, kendilerine Bursalılardan bir tek arkadaş, fenalıklarını yapacak bir saha bulamayarak, cümlesinin ıslah-ı nefs eyledikleri görülmektedir. Bunun sebebini de Bursa’da ilim adamlarının çokluğunda, Bursalıların yüksek terbiyelerinde aramak iktiza eder.
-
1) 1736’da Kartal’da Kasap Ömer, karısı Hatice ve kızı Havva mürted olup İslâmlardan nefret ve kefere ile ülfet eyledikleri gibi Hatice ile Havva fahişe olduklarından Bursa’ya nefy edilmişlerdi (BS. 377/67).
-
2) İstanbul’da Bursalı Hüseyin kızı Emine ile Ali kızı Fatma’nın Çatladıkapı dışında Kayıkhane ortasında iki adam ile beraber bulundukları cebecibaşı tarafından kolluğa alınmakla vilâyetleri olan Bursa’ya nefyleri emredilmiştir (BS. 382/17).
-
3) 1762 senesi Birinciteşrin ayının sonlarında İstanbul’daki Süleymaniye Camii muvakkıtı Mehmed Efendi, fahi-şelerle ülfet ve muvakkıtlara mahsus olan eve kiracı namıyla birtakım fahi-şeleri doldurmuş ve Üsküdarlı Cizye-dar Mustafa’nın kız kardeşi Fatma’yı kiracısı olan bir fahişe vasıtasıyla kandırıp evine kaçırmış, bir müddet kapattıktan sonra nikâh etmiştir. Fatma bir gün Üsküdar’a geçince kardeşi Mustafa’nın bir arkadaşı görerek kadını 12 yerinden bıçaklayıp kaçmış ve Fatma da yaralı olarak Mehmed Efendi’nin evine gelebilmiştir. Mehmed Efendi, evli bir adam olup üç tane de küçük evlâdı olduğu hâlde bu gibi fesad ve rezaletlerde bulunduğundan sairlerine ibret ve kendisine nasihat olmak üzere ehl ü ıyâliyle beraber bir kayığa bindirilerek Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 398/12).
-
4) 1764’te İzmitli İbrahim ve Hüseyin adında iki kişi, hırsızlıktan tutularak hapsedilmişlerdi. Asesbaşı ile zindan hasekisi bunların töhmetlerini bildikleri ihbar eylemiş ve bunlar da rençber olduklarını söylemişlerdir. Kendilerinin serseri olduklarından zindana konulduğu anlaşıldığından
te’dîb için Bursa’ya nefy edildiler (BS. 398/4).
1764’te Burunsuz Fatma ve kızı Rukıyye’nin, birçok kimselerin davalarına vekil olarak işlerine karıştıkları cihetle, men’leri hakkında birçok emirler verilmişken, vazifeleri olmayan işlere karıştıkları ve kalelere nefy edilenleri: “Evlâdımızdır, akrabamızdır” diye affettirdikleri, kadıları taciz ve tasdî’ eylemişlerdi. Bu gibi, insanlara muzır olanların nefy edilerek halkın emniyet ve rahatlarının temin edilmesi lâzım olduğundan, halkı bunların şer ve mazarratlarından kurtarmak için Bursa’ya nefy edildiler (BS. 398/12).
1765’te Arpa Emini Subhi Mehmed Efendi’nin kapıçukadarı Ali, vazifesi olmayan bazı mali işlere karışıp edepsizlik ettiğinden Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 400/99).
1773’te İstanbul mahalle imamlarından Hacı Mehmed oğlu Osman ile oğlu Abdullah, eşkıyadan olup şeytan tabiatında yaratılmış ve ağzı pis ve her nevi fuhşiyatı mürtekib rezil kimselerdi. Ehl-i ırz kimselerin ırzlarını lekelemekte ve iki kişinin evlerini harap etmekte ve ahlâksızlıkları cümleye sirayet etmekte idi. Zina ve hırsızlık suçlarından müttehem olup bundan evvel de mütevelli iken azledilmişlerdi. Şeytanlık ve melunlukta ısrar etmekte idiler. Oğlu, Neslihan Sultan mahallesinde Ahmed kızı Ayşe’nin evine girerek kızı Rabia’nın kızlığını bozmak istemiş ve tâbî olmayan kızı yara ve bere içinde bırakmış ve kız, feryadı üzerine kurtarılmıştı. İmam Osman da zina töhmetiyle birkaç defa basıldığı cihetiyle imamlığı için bir vekil tayin ettirip kendilerinin Bursa’ya nefy edilmeleri emredilmişti (BS. 1186/21).
1817’de Arzıhâlci Ahmed ve Çulhacı Yusuf’un, İstanbul’da sahte vakıf te-messükü yaptıklarından Bursa’ya nefyleri emredilmişti (BS. 1272/36).
İşte bu vesikalardan anlaşılıyor ki Bursa’ya her nevi insan nefy edilmiştir. Bunlar ahlâksızlıklarını hiçbir Bursalı-
78 Nesibe Hatun
Çeşmesi
ya bulaştıramamışlar ve bilakis kendileri ahlâklarını düzeltmişlerdir. BK, III/446
NEHİRLER Bursa ve civarındaki nehirler 1845’te esaslı bir tedkikten geçirilmiştir. Gelen fen memurları; “Beyhude akan nehirler ne kadardır? Her birinin derinliği ne kadardır. Tesviye edildikleri surette faydası nedir? Bu nehirlerden geçen yollar üzerindeki köprüler nerelerdedir? Bunların tanzimi ve tesviyesi için angarya olmayarak mutedil ücretle yerliden amele kullanılması ve buralarda amele bulunmazsa âhar mahalden ne suretle tedarik ve celbedileceği” hakkında tedkikatta bulunmuşlardır. Bursa kazasında Nilüfer, Delice nehirleriyle Kaplıkaya, Aksu deresi, Kuşlarkon-maz köyü ayağı birleşerek cereyan eder. Bunun iki tarafındaki köylüler bahçe ve bostanları sulayarak faydalanırlar. Gemlik caddesi üzerinde Bur-sa’ya birbuçuk saat mesafedeki Köprübaşı, Demirtaş, Panayır köprüleriyle Demirtaş kurbündeki Eğridere üzerindeki Koyun köprüsü, yolları dolup bu sular başka tarafa akarak tarlaları basıp ziyan etmekte ve kış vakti de yolcuların geçmeleri kâbil olmamakta olduğu görüldüğünden köprüler civarında dolmuş olan yerlerin temizlenmesi ve
suların köprülerin altından akıtılması çiftçilere faydalı olacağı gibi yollardan geçenler de serbestçe geçebilecekleri ve Bursa civarındaki Kurşunlu iskelesi caddesindeki Nilüfer nehri üzerindeki Murdarca köprüsü de harap olduğundan hassa mimar kâimmakamı kapıcı-başılardan Mehmed Tahir Ağa ve Ziraat Müdürü hâcegân-ı divan-ı hümayundan Ahmed Muhtar Bey ve daha birçok ehl-i vukuf giderek yapılacak işleri 20 Temmuz 1845’te keşf ve tahkik eylemişler ve keşf-i evvel raporunu vermişlerdir (BS. 1261 tarihli defterden). Mihaliç kazasındaki nehirlerin sed ve bendlerinin tamirlerine müsaade olunanlardan başka beş adet “bend” de tamire muhtaç olduğundan 1884 senesi Temmuzunda tamirlerine müsaade istenilmiştir. BK, III/448
NESİBE HANIM Çuhacı Hacı Hali Ağa’nın kızıdır. 1784’te ölmüş ve Şehreküstü kabristanına gömülmüştür. BK, III/449
NESİBE HATUN ÇEŞMESİ Kavaklı Camii ittisalindedir. 1857’de yaptırılmıştır (MİB. 20). BK, III/449
NEŞ’ET MEHMED EFENDİ Ayn-i Ekber-zâde’dir. Soyadı “Kocagözoğlu” iken Arapçaya çevrilmiştir. Bursalıdır. Müderris ve sonra da 1868’de Maraş ve Bosna’ya kadı olmuş ve daha sonraları da adı unutulmuştur (SO. IV/553). BK, I/94
NEŞRÎ MEHMED EFENDİ Eski Osmanlı tarihçilerindendir. Âşık Çelebi’nin yazdığı “Şairler Tezkiresi”nde Bursalı olduğunu yazıyor. Bazı tarihçiler de Germiyanlı olduğunu söylüyorlar. II. Bayezid zamanında yaşamıştır. “Kün-hü’l-Ahbar”ın tab’ edilmeyen kısmında Bursa’ya gelerek Sultaniye Medrese-si’ne müderris tayin edildiği ve Bur-sa’da ölerek Çekirge yolundaki Mev-lûdî Süleyman Efendi Türbesi civarına gömüldüğü yazılıdır. Yolun tevsîi esnasında kabri tahrip edilmiştir. II. Ba-
yezid tarafından Osmanlı Tarihi yazmaya memur edilmiş ve devletin teşekkül eylediği tarihten zamanına kadar geçen vukuatı hâvî “Cihannüma” adında açık ibareli bir tarih yazmıştır. Bir nüshası Bayezid Camii Kütüphane-si’nde ve bir nüshası da Topkapı Sarayı Müzesi’ndedir. Tab’ edilmemiştir. Türk ve Tatar kavimlerinin geçmiş yanlarına ait birçok tafsilât vardır. Kendisi şairdir.
Gözlerimden aktı deryalar gibi yaşım benim
Dostlar çok gördü onmadık başım benim Geçmek için seyl-i eşkimden hayâlin askeri
Bir direkli iki gözlü köprüdür kaşım benim
(OM. III/150). BK, III/449
NEVALÎ Bk. Mehmed Efendi (Kavak-lızâde)
NEVRES EFENDİ Kerküklüdür. Dilini öteye beriye uzattıklarından meşhur şair Haşmet ile beraber 1761’de Bur-sa’ya sürülmüşler ve biraz sonra Bur-sa’da vefat eylemiştir. Şiirde kendisine mahsus bir tavrı vardı. Divanı vardır. Zamanının sitemlerine tahammül edemezdi (KA. 1961; SO. IV/587). Asıl adı “Nevres Abdürrezzak Efendi” idi. Müderrislerdendir. Âlim ve şairdi. BK, III/464
NEZİR “Adak” demektir. Vaktiyle bir mahalde eşkıya çıkarsa ahâli eşkıyayı kasabalarına, köylerine sokmayacaklarına dair hükûmete bir taahhüde girişirler ve “eğer eşkıya gelip de kabul edecek olursak hükûmete bu kadar para vereceğiz” diye söz verirlerdi. Buna nezir derler. Bir de “Benim bu işim olursa filân türbeye veyahut filân tekkeye şu kadar mum alayım veyahut bir koyun kurban edeyim” derlerdi ki, bu da bir nezirdi. 1492’de Papazoğlu Çömlekçi İstefanos “bir daha çömlekçilik yaparsam seyyidlere 500 akçe nezrim olsun” demiş; sözünde durmayıp
çömlekçilik yaptığından mahkemeye gelip seyyidlere 500 akçe vermiştir (BS. 10/3). BK, III/450
NİGÂR HATUN Kendisine Tokat mizanı mahsulünden salyâne tayin olunmuştu. 1512 senesi Mayısından itibaren Tokat’tan Bursa mizanına nakledilmişti. Orada fetret dolayısıyla alamadığı 14.350 akçenin de Bursa mizanından verilmesi emredildi (BS. 23/150). BK, III/453
NİHAD EFENDİ Bursalı Ahmed Baha-eddin Efendi’nin büyük oğludur. 1896’da ölmüştür. BK, III/453
NİHALÎ Bk. Cafer Çelebi.
NİKÂBÎ İznikli Mehmed Efendi’nin mahlasıdır. Sâdâttandır. Tahsil-i ilim ederek kadı olmuş, 1533’te Keşan’da kadı iken yol kesen hırsızlar tarafından katledilmiştir. Âlim, fazıl, hoş tabiatlı bir zat idi. Şiirleri çok güzel ve gazelleri bedelsizdi. Hayali kuvvetli, darb-ı mesel söyler, edası temiz ve nazımları yakıcıydı.
Hâk-i pây-ı yâr için durmaz yayılır bâd-ı seher
Kendini göstermez amma sürmeyi
gözden siler Bu sene dil kâni’ olmaz vaslının
şeydasıdır
Dostum mazur tut dünya tama’
dünyasıdır
(ST. 124; SO. IV/577; KA. 4597). BK, III/452
NİKÂBÎ (Seyyid) Cafer Sadık’ın oğlu Hızır Bâlî denilen Hayreddin’in şöhretidir. Bursa’da Emir Sultan vakıfları fazlasından 5 akçe yevmiyesi vardır. 1504 senesinde darüşşifa yakınında harap, büyük bir odayı hâvî “Nişes-tehane” diye maruf olan evi 3.700 akçeye satmıştır (BS. 12/121, 145,155). BK, III/453
NİKÂH
NİKÂH “Nisa taifesinden bakire ve dul olanlar yakın velileri ve kadının marifeti
79 Nilüfer Köprüsü yok iken kendileri murad edindikleri kimselerle nikâhlandıklarından fitne ve fesad çıkmakla, bazıları da velisinin ve kadının marifetiyle evlendikleri hâlde nikâhları müseccel olmadığından aralarında kavgalar, husumetler vaki olduğundan bazı vilâyetlerde de mahkemelerin sicilleri cildli olmayıp perişan kağıtlarda olmakla halkın hukuku zayi olup ihtilâf ve ihtilâle sebep olduğundan”, 21.1.1543 tarihinde yazılan bir emirde, “Bu emrin vürudunda her kazadaki beldeler, kasabalar vesair pazar olan toplantı yerlerinde nida ettirip ahâli-i vilâyete bu emri tebliğ ve tenbih ve ilân ettiresiz, bundan sonra nisadan bakire ve seyyibelerin yakın akrabaları ve kadı marifeti olmadan emr-i şerife muhalif kimse nikâhlamaya. Velisi olmayanlar kadı marifetiyle nikâhlana. Bu emir mucibince nikâhlandıkları vakit askerî kassam ve nâibler tayin olunan mehri ve şahitlerin adlarını ciltli ve mahfuz sicile kaydedip kanunla tayin olunan nikâh resminden başka ‘sicil resmi’ diye tekrar akçe almayalar ve aldırmayasız. Mahkemeden kalkmalı olduğunuz vakit sicili bir sandığa veya bir keseye koyup mühürleyip kalkasız. Şer’a ve kanuna muhalif şeyleri tescil etmeyiniz. Bu fermana muhalif bir hareketiniz görülürse özrünüz makbul değildir. Bu emrin bir suretini zikrolu-nan mücelled ve mahfuz sicile kaydet-
tikten sonra bir mutemed kimsede emanet koyasız ki min-ba’d vaki olan vülât ve hukkâm her biri göreler ve mazmun-ı hümayunuyla âmil olalar” diye bildirilmiştir (BS. 84/249). BK, III/453
NİLÜFER ÇAYI Uludağ’dan ve Bursa etrafından inen sulardan teşekkül eden ve Mihaliç nehrine dökülen 80 kilometre uzunluğunda bir çaydır. BK, III/455
NİLÜFER HATUN Yarhisar tekfurunun kızı olup Bilecik tekfuruna zevce olmak üzere giderken Osman Gazi tarafından esir edilerek oğlu Orhan Bey’e nikâh-lanmıştı. Bundan Murad Hudâvendigâr dünyaya gelmiştir. Vefatında Sultan Osman Türbesi’ne defnedilmiştir. Oğlu I. Murad, anası namına İznik’te el-an mamur olan bir imareti 1388’de bina ettirmiştir. İznik’te ayrıca bir zaviye yaptırmış ve üç aylar (şühûr-i selâse) denilen Receb, Şaban, Ramazan aylarında fukaraya yemek verilirmiş. Ayrıca günde 5 cüz okunurmuş. Zaviye yakınında Hatun köyü, nefs-i Bursa’da 17 dükkân ve ayrıca sonradan harap olan 3 dükkân ve Tahılpazarı’nda bir kervansaray yeri vakfedilmiştir (BA. İznik Vakıflar Defteri, 309; SO. I/86; VD. I/65; KA. V/4646). BK, III/454
NİLÜFER HATUN I. Murad Hudâvendi-gâr’ın kızıdır (BS. 331/102, 343/102). Hıdırlık mahallesindeki mescidi bina eylemiştir. Bu mescid için Pınarba-şı’nda bir tarafı kale duvarına ve bir tarafı su seddine ve bir tarafı vakıf evlere ve bir tarafı “odacık” denilen mevziye muttasıl araziyi ve burada tesis eylediği bir değirmeni ve Bursa içindeki 14 dükkânı irad olmak üzere vakfeylemiştir. Pınarbaşı suyunun çıktığı yere Doğan Bey’in kardeşi İzzeddin Bey, bir mescid yapmış ve fakat bu yer Nilüfer Hatun’un vakfı olduğundan yerin kirasına mahsuben Hıdırlık Camii’nin imam ve müezzin maaşlarını İzzeddin Bey vakfından
verilmesini şart eylemiştir. Ve bu vechile bu karışık muamele birçok tarihçileri şaşırtmıştır (Bk. Hıdırlık Mescidi). Pınarbaşı denilen meydan vaktiyle bir kervansaray yeri idi (BS. 331/20, 126/200). Murad Hudâvendi-gâr’ın anası olan Nilüfer Hatun “İbn Batuta Seyahatnamesi”ne nazaran bütün ömrünü İznik’te geçirmiştir. Murad Hudâvendigâr’ın kızı Nilüfer Hatun’un kiminle evlendiğine dair bir kayda tesadüf edilememiştir. BK, III/454
NİLÜFER KÖPRÜSÜ Bu isimdeki nehir üzerindeki köprüyü Nilüfer Hatun yapmış ise de hangi Nilüfer; Murad’ın anası Nilüfer mi, yoksa kızı Nilüfer mi, burası tesbit olunamamıştır. 1588’de yalnız ekmekçiler ile hamamcılara ait olan Nilüfer odunu denilen odunu boyacılar ve kahveciler de yakmakla odun ziyade bahaya çıkmış, Bursa’da 12 hamam kapanıp ekmekçilerin zarar ettikleri iddia edildiğinden Nilüfer suyuyla nakledilen bu odunun başkaları taraflarından alınması men’ edilmiştir (BS. 172/78). 1617 senesi İkinciteş-rin ayının ortalarında Nilüfer nehri taşıp vezir Hasan Paşa’nın altı göz değirmeninin bendini ve Mihraplı Köprü civarındaki Molla Yegân’ın dört göz değirmenini harap eylemiştir (BS. 231/39,40). 1680 senesi sonunda “Emir Bey” demekle maruf Abdurrahman Bey, Yenice köyündeki Baba Sultan suyu ile dönen değirmenini bu köprünün tamirine vakfeylemiş olduğundan zamanların geçmesiyle değirmen ve köprü harab olmuş ve 115.388 akçe ile tamir ettirilmiştir (BS. 317/ 56). BK, III/454
NİLÜFER KÖYÜ Bursa’ya tâbîdir. 1927’-de 90 evi ve 440 nüfusu vardı. BK, III/455
günde bir çıkmakta idi. Senelik abonesi 80 Nilüfer Mecmuası de Bursa için 15 kuruştu. Beş sene devam etmiştir. BK, III/455
NİMETULLAH Abdullah’ın oğludur.
Bursa’nın altında Oruç Bey bahçesi kurbünde Yusuf oğlu Hızır Bâlî’den bir mülk bahçe almıştır. Kanunî’nin ilk devirlerinde yaşamıştır. BK, III/455
NİMETULLAH EFENDİ Rumeli Yenişehirlidir. Emir Sultan Tekkesi şeyhlerinden İbrahim Efendi’den inabet almıştır. “Emir Sultan’ın Menakıbı”, “Tac ve Hırka” adında eserleri vardır (OM. I/171). BK, III/456
NİMETULLAH EFENDİ Emir Sultan yolu üzerinde ahşap bir türbede medfundu. Emir Sultan’ın sancaktarı olduğu söylenmekte ise de mevsuk değildir (G. 222; SO. IV/574). K, III/455
NİLÜFER MECMUASI Feraizcizâde Mehmed Şakir Efendi tarafından Feraizci Matbaası’nda 1887’de tab’ edilmiş edebî ve fennî bir mecmua olup on beş
NİMETULLAH EFENDİ Akbıyık’ın oğludur. 1486’da kadılardandı. 1513’ten sonra ölmüştür (BS. 23/150). BK, III/ 456
81 Niyazî Mısrî Dergâhı.
NİMETULLAH EFENDİ Seyyid Ali Efen-di’nin beşinci oğludur. Bursalıdır. Çivizâde’den tahsil eylemiş, Bostan Efendi’ye damat olmuştu. Müderris olup 1562’de ölmüştür (ŞN. 167). BK, III/456
NİMETULLAH EFENDİ Mehmed’in oğludur. 1591’de Bursa’da müderris idi (BS. 179/131). BK, III/455
NİMETULLAH EFENDİ Seyyid Şeyhî Mehmed’in oğludur. 1631’de “Nakib-zâde” demekle meşhurdu (BS. 246/
82 Niyazî Mısrî’nin
Limni’deki dergâhının kitabesi
119). Bab mahkemesinde başkâtip idi. İnşa ve sakk ilminde çok mahirdi. Hattat ve muhasibdi. 1650-1659 arasında ölmüştür. Muamma ilminde çok mahirdi. Kendisi şairlerdendir. “Nimetî Efendi” de denilmektedir. Pınarbaşı’na defnedilmiştir. Arkadaşlarına noktasız mektup yazmak suretiyle hünerlerini göstermiştir. Öldüğü zaman ancak kırk yaşında idi (G. 508; SO. IV/574). BK, III/455
NİYAZÎ Asıl adı İlyas’tır. Halk arasında “Şücâeddin Niyazî” diye şöhret almıştır. Molla Vildan’ın kardeşidir. Dime-toka’da kadı iken Emir Sultan Tekke-si’ne derviş oldu. Dünya işlerinden elini çekti. Edebiyatta çok ileridedir. Şiirleri çok nefistir. Doğru yola sülûk eylemiştir. Âlim ve fazıl bir zattır. Türkçe ve Farsça divanları varsa da Timurlenk harbi esnasında zayi olmuştur. 1508’de(?) ölmüş ve Zeyniye Zavi-yesi’ne gömülmüştür (G. 504; ST. 92; ŞN. 354). BK, III/451
NİYAZÎ BEY Manastır civarındaki Resne kasabasındandır. Meşrutiyetin ilânında büyük hizmeti dokunmuş ve “Hürriyet kahramanı” adını almıştı. 8 Haziran 1909’da Bursa’ya Mudanya demiryo-luyla gelmiş ve binlerce ahâli ve umum mekteb talebeleri istikbal eylemiş ve Sanatlar Mektebi mızıkası “Meşrutiyet Marşı”nı çalmıştır. Rütbesi şimdiki ön yüzbaşıya muadil olan “kolağası” rütbesinde ise de o vakit askerliğin bu kaidesine bakılmayarak Bursa’da Tümen Komutanı Tümgeneral ve Bursa valisi Azmi Bey ve Bursa’daki umum subaylar istasyonda karşılamışlar ve altı gün Bursa’da kalmıştır. Bursa Belediye reisi Bursa ahâlisi namına “Hoşgeldiniz” demiştir. Arnavutluk’ta, deniz kenarındaki Dıraç kasabasında katl ve şehit edilmiştir. BK, III/450
NİYAZÎ MISRÎ (Mehmed) Malatyalıdır. Nakşibendî dervişlerinden Ali Efen-di’nin oğludur. 1638’de Mısır’a gitti.
Kadirî, sonra Halvetî şeyhi oldu. Oradan Bursa’ya geldi. Bursa tüccarlarından Abdal Çelebi buna bir tekke yaptı. Fazıl Ahmed Paşa’nın sadaretinde Edirne’ye gelip cifr ilmine müteallık bazı sözler sarf eylediğinden Rodos’a sürüldü. Sonra da Bursa’ya avdetine izin verildi. Vaizlikte cifrden tekrar bahsetmekle Bursa’dan 1677’de Lim-ni’ye sürüldü ve 12 sene sonra tekrar Bursa’ya geldi. 1692’de, “Allah tarafından sefere memur olduk” diye Edirne’ye gidip Sultan Selim Camii’nde vaaz edip dinleyicileri ve ziyaretçileri çoğalmakla Sadrazam Kâimmakamı Osman Paşa tarafından bir sırım arabasına konulup Gelibolu yoluyla tekrar Limni’ye gönderilmiştir. 1694 senesi Martının 20. Perşembe günü Limni’de vefat etmiş ve oradaki zaviyesine def-nedilmiştir. Cezbesi ziyadedir. Cifr ilmine ait sözleri çoktur. Hâli pek intizamsız olup aşk şarabıyla aklı başında da değildi. Âlim, fazıl ve şair bir zat idi. Birçok eserleri ve divanı vardır. Kendisine mensub bir tarikat kolu tesis eylemiştir. Şiirleri yalnız tasavvuf hakikatlerini mutazammın olmak noktası bakımından çok makbuldür. Malatya’nın Asbuzu köyünde (bugünkü Malatya şehri) doğmuştur. 14 telîfi vardır. 1892’de Bursa’da vefat eden Moralı-zâde Mustafa Lutfî Efendi bu zat hakkında bir “Menakıbname” yazmış ve Bursa’da bastırmıştı. Türk ve Arap edebiyatına hakkıyla vâkıftı. Bur-sa’daki Mısrî Tekkesi’ndeki çilehanesi meşhurdu (G. 188; SO. IV/193; OM. I/172; KA. 6/4626). BK, III/451
NİZAMEDDİN Mevlânâ Muhyiddin’in oğludur. 1462’de Manastır mahallesinde ölmüştür. Oğlu Ahmed ve kızı Aişe ile karısı Lutfî kızı Sittî Hatun ve 9.902 akçelik mirası kalmıştır (BS. 1/54). BK, III/455
NİZAMEDDİN DEDE (Seyyid) Mevlevî şeyhi Mehmed Dede’nin oğludur. 21 sene Bursa Mevlevîhanesi’nde şeyhlik yaptıktan sonra 1852’de ölmüş ve
83 Nizameddin Dede’nin sanduka kitabesi, tarih mısraı 1276/1859’u gösterir.
Mevlevîhane’deki türbeye gömülmüştür. BK, III/455
NİZAMÎ MEHMED EFENDİ Ali Bey’in oğludur. Selçuk Hatun mahallesinden-dir. 1658 senesi Birinciteşrin ayında İstanbul’da ölmüştür. Karısı Ahmed kızı Rabia’dır. Şeyh Mehmed adında bir oğlu, Kerime ve(yahut Hadice), Ayşe, Fatıma ve Saliha adında dört kızı ve 759.991 akçe muhallefatı kalmıştı (BS. 197/81, 333/82,85). BK, III/457
NİZAMOĞLU Bursalı merhum Mevlânâ Mahmud’un soyadıdır. Babası Niza-mî’dir. Bursa’da kendi adıyla anılan mahallesinde bir mescid yapmış ve 1512’den evvel bu mescidle Taşkın Hoca mahallesindeki mescide onar bin akçe vakfeylemiştir. Nizamoğlu Mescidi 1573’te 3.000 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 23/120, 121/21, 17/3). BK, III/455
NUH BEY
NUH BEY Fenarlı Ahmed Paşa’nın oğludur. 1519’da Çömlekçiler mahallesindeki üç lüle suyun ümeradan Pîr Mehmed Paşa’nın odalarına uğramasına izin vermiştir (BS. 28/357). BK, III/ 457
NUH ÇELEBİ Hacı Ahmed Ağa’nın oğludur. “İzmirlizâde” diye meşhurdur. Kardeşi İsmail Efendi 1707’de ölmüştür. Diğer kardeşi Salih Çelebi vardı (BS. 1116/88). BK, III/457
NUH ÇELEBİ
NUH EFENDİ İçellidir. Ulucami’de muhaddis ve müfessir olup beş sene inzivayı ihtiyar eylemiş, 1793’te ölmüş, Emir Sultan’a gömülmüştür. Eşrefzâde Abdülkadir Necib Efendi’ye intisab eylediğini duyan hocası: “Bizim Nuh zındık oldu” diye Bursa’ya gelmiş ve Necib Efendi de şeyhle görüşmüş ve o da şeyhe intisab eylemiştir. Fazıl, âlim ve mazannadan idi (SO. IV/580). BK, III/457
NUH EFENDİ (Uzun) Bursalıdır. Müderris olup 1663’te ölmüş, Abdal Murad yolunda Nâib Pınarı karşısına gömülmüştür (G. 365). BK, III/457
NUH EFENDİ (Uzun) Konyalıdır. Babasıyla Şam’a ve sonra İstanbul’a gelmiş, müderris ve kadı olmuş, Bursa kadısı iken 1673’te ölmüş, mahkeme yanındaki muallimhaneye gömülmüştür. Âlim, fazıl, müfessir ve muhaddis bir zat idi (G. 378). BK, III/457
NUMAN BEY
NUMAN BEY İnegöllüdür. Derviş Paşa-zâde’dir. Memleketin siyasî ve idarî işleriyle çok meşgul olmuş ve hükû-meti de uğraştırmış bir zattır. 20.3. 1782’de İnegöl’ün vaiz, imam, hatib ve mütevellilerinden mürekkeb bir grup bir mahzar yazarak Anadolu valisine vermişler ve bu mahzarda; “İnegöllü Şemseddin Bey, Numan Bey, Ahmed Bey birbiriyle gönül ve cihet birliği yaparak voyvodalık iddiasıyla reayanın kimisini hapis, kimisini tekdir, kimisini cezalandırmak suretiyle çeşit çeşit zulüm yapmışlar ve Ramazan’ın arefesi iki yüzden fazla silahlı rezil eşkıya ile gündüz İnegöl’ü basıp ehl-i ırz ve ihtiyar kimselerin evlerine girerek yapmadıkları fenalık kalmadığından” İstanbul’a şikâyet edilmiş ve bundan sonra işe karışmamaları
hakkında gelen fermana itaat etmeyerek Numan Bey İstanbul’a gitmiş ve Şemseddin Bey de İnegöl’de kalarak halkı tahrik ve fitne çıkarmaya çalışarak mutasarrıf oldukları mukâtaaları başkalarına vermişler ve Yenişehir kazasını karıştıran Ayasköylü Ahmed Bey adındaki müfsid de İnegöl’ü fesad ve ıdlâle çalışmış ve bundan başka kırk elli kadar eşkıyayı başlarına toplayarak İnegöl mahkemesini basarak mahbus-ları kurtarmışlar ve bu adamların (Şemseddin, Ahmed, Numan Beylerin) şerlerinden rahatları ve emniyetleri kalmadığından İnegöl ahâlisinin dağılacakları ve bunlar uzak memleketlere teb’îd edilmedikçe İnegöl’ün temizlenmeyeceği rica edilmiş ve Anadolu valisinin gönderdiği bir tahrirat da bunların iddialarını teyid etmiş olduğundan üçünün de âhar diyara teb’îd-lerine ferman çıkmıştır (BAZD. 3683).
1782’de Bursalı Esad Bey ve Cizye-darzâde Ahmed Efendiler Numan Bey’in yekdiğerine garazlı oldukları da yine İstanbul’a şikâyet eylemişler ve bunların birbirleriyle kapışmalarından ahâlinin zarar gördüğü de ilâve edilmiştir.
1790 senesi Temmuzunda Yenişehir, Pazarköy’de sair kazalardan toplayacağı süvari ile orduya iltihakı emrolun-muş ve 120 süvari ile orduya vasıl olarak Totrakan muhafazasına memur edilmiştir (BABD. 43337).
Muhadiye ve Şebeş muharebelerinde mertlik ve kahramanlık göstermiştir.
1791’de Gemlik’te inşa olunacak kalyon kerestesinin kat’ına memur olmuş ve iki sene sonra da kendisine yevmiye onar kuruş verilerek kalyon inşasına memur edilmiştir.
1794’te kalyonun birisini denize indirmiş ve yerine ikinci bir kalyonun (elli yedibuçuk zira’) inşasına memur edilmiştir. Ayrıca 59,5 zira’ kalyon da inşa etmekte idi (BABD. 5690).
1795’te faaliyeti memnuniyeti mucip olarak kuyucubaşılık rütbesi verilmiştir.
1795’te Bilecik kazasının Gülümbe köyünden olup maktul Sarıcaoğlu Mustafa’nın muhallefatının evlâdlarına in’amı memnuniyeti mucib olduğu bildirilmiştir. O vakit kendisine ilâveten hassa silahşörlüğü rütbesi de ilâve edilmişti.
1796 senesi Eylülünde Bilecikli maktul Sakaroğlu Hacı Ömer ile Göllü voyvodası Kara Hacı Ömer oğlu ve Kalyoncu Mustafa’nın mirîye zabtolunan emval ve eşyalarının vereselerine terki hakkında Numan Bey’e hitaben ferman gelmiştir.
1797’de kalyonların masrafları görülmüştür (BABD. 7082).
27.12.1797’de mîr-i mîrânlık rütbesi de verilerek “Numan Paşa” olarak Rumeli’de çıkan dağlı eşkıyasından Emin Bey’in (başına topladığı eşhas ile Plevne ile Lofça arasında tahassun eylediğinden) idam ve izâlesine memur edilmiştir. Küçük Hüseyin Paşa maiyyetine gitmiştir.
12.4.1800’de mîr-i mîrânlığı ref’ edilmiş ve yine “Numan Bey” olarak Gemlik’te kalyon inşasına başlamış ve hesaplar görülerek 163.837,5 kuruş sarf eylemiştir.
1802’de yine 59,5 zira’lık kalyon inşasına memur edilmiştir (BABD. 5004). Bu sene Şubat ayında Kocaeli mutasarrıfı Vezir Osman Paşa ve Bursa mütesellimi İsmail Ağa vesairleri İstanbul’a gönderdikleri şikâyet mektuplarında: “İnegöllü Numan Bey Pazarköy muhtarı Gürleli Halil Ağa’ya düşmandır. Aralarında husumet vardır. Üzerine birkaç yüz asker göndererek harb eylemişler ve Gürle köyünü basarak Halil’in adamlarından birçokları katl ve köy halkının ne kadar mal ve eşyaları varsa gasb ve yağma ederek köyü ve köyün camisini yakmışlardır” demişler ve Halil’in idamı hakkında elinde emr-i şerif olduğunu beyan etmekte olduğundan böyle bir emir varsa emrin kaydının silinmesini ve Numan Bey’in bu işten vazgeçmesini ve ahâliden gaspolunan eşyanın istirdadını rica ve Halil’den kaza ahâ-
lisinin hoşnut oldukları da ilâve eylemişlerdir.
Numan Bey’e gelen bir fermanda birkaç yüz neferle köyü basıp yaktığı ve her nevi zulüm yaparak adamlar öldürdüğü ve bu gibi harekâttan ve ol canibe müdahaleden el çekmez ise eşkıyalara sahip çıkmakta devam ederse hakkında vehamet ve nedameti mucib olacağı bildirilmiştir.
28.2.1803’te Gemlik tersanesinin mürur-i zamanla ve dalgaların tesiriyle tamire muhtaç olan eski tersanedeki havuzun kapısı harab olduğundan derya kaptanı Vezir Hüseyin Paşa’nın emriyle tamir ettirilmiştir (BS. 281/84).
1803 senesi Temmuz ortalarında Hudâvendigâr mütesellimine, İznik âyânına, Kocaeli mütesellimine, Karamürsel ve Yalova âyânlarına yazılan ferman da çok önemlidir:
Bilecik âyânı Kalyoncu Ali’nin adamlarından Sarıoğlu Osman, İnegöllü Numan Bey’i çiftliğinde muhasara edip harbetmekte olduğunu işiten padişah, Numan Bey’in devlete hizmet edenlerden olmakla bu gibi rızası hilâfına bir hareket vukuunu istemediğinden derhal Osman’ın geri çekilmesi için Kalyoncu Ali’ye şiddetli emir verilmiş ise de Sarıcaoğlu Osman’ın tecavüzüne meydan verilmemek üzere derhal külliyetli harb ü darb erbabıyla bu emrin vusûlü anında dakika geçirmeksizin hareket ve Numan Bey’in imdadına erişmek kat’î olarak padişahın matlubu olduğu bildirilmiştir (BAZD. 3112). Bu Osman, ayrıca Yenişehir’in Toprakocak köyündeki çiftliğini de basıp zahire ve hayvanları yağma ettikten sonra çiftliğini de yakmıştı.
1805’te yine kalyon inşasına devam etmiştir. 1815 Şubatında Rusçuk, Yerköyü kalelerinin inşasına bina emini tayin edilmiştir. Bu esnada Limni adasına ikamete memur edilmiş ve affedilip İstanbul’a gelmiş ise de 1817 senesi Temmuzunda İstanbul’da ölmüş ve Haydarpaşa’da Ayrılık Çeşmesi’ne
84 Numaniye Tekkesi’nin selamlık kısmı
gömülmüştür. Oğlu Mehmed Bey ve Ömer Beyler vardı. BK, III/460
NUMAN EFENDİ
NUMAN EFENDİ Esasen Şamlıdır. Rüşvet almak ve para biriktirmeye tama’lı hareketlerle suçlu ve cesur bir adam olmadığından bir kaç defa nefy edilmişti. Edirne kadısı iken bazı yüzsüz hareketlerini padişah duymakla Bur-sa’ya nefy edilmiştir. Abaza Hasan hükûmete karşı isyan ederek Bursa üzerine geldiği vakit Bursa âyânını toplayarak evlâd ü ıyâlleri ile kaleye kapanarak Bursa’yı müdafaa etmek gibi yiğitlik göstermiş ve eşkıyalara tâbî olmamak için cümleye ön ayak olmuştu. Erkekçe olan bu hareketi padişahın takdirini mucib olarak Bur-sa’ya kadı tayin edilmişti. Gaile bertaraf olunca yaratılışında olan mal hırsı kabararak para toplamak sevdasına düşüp Bursa ve etrafındaki zengin ve mal sahibi olan kimselerin kimisine; “Sen eşkıya tarafı oldun” ve bazısına da; “Eşkıyaların sizde emanet konmuş malı vardır” diye muaheze ve tazyik ve bu bahane ile birkaç adamı katleylemiştir. Birçok kimseleri de hapis ve tazyik ederek birçok para toplamıştır. Padişah Bursa’ya geldiği zaman ciğerleri yanan Bursalılar, Avcı Sultan Meh-med’e şikâyet etmiş ve esaslı bir tahkikat yapılarak şikâyetçilerin iddiaları doğru çıkmakla, hakkında fetvada sorulmakla, ülü’l-emri ile Şeyhulislâm Esirî Mehmed Efendi tarafından katli-
ne verilen fetva mucibince arefe günü Bursa’da idam edilmiştir. Terekesine, senelerce Beykoz kadılıklarında bulunan ve o vakit Bursa’da müderris olan oğlu Salih Çelebi vaz’-ı yed eylemiştir. Şu Bursalı zatlar mahkemeye müracaat ederek:
Âyândan Hüseyin oğlu Çalık Mustafa Ağa 520 riyal kuruş, Ali oğlu Mehmed Çelebi 435 riyal kuruş, Mehmed oğlu Hatib Ali Efendi 100 riyal kuruş, İbrahim oğlu Abdal Çelebi 136 riyal kuruş, Veli oğlu Hacı Maksud Ağa 230 riyal kuruş, Mehmedoğlu Sûfî Hacı Mehmed 65 riyal kuruş ve Kasım oğlu Zamane Çelebi 35 riyal kuruş olmak üzere yekün 1.521 riyal kuruş alacaklı olduklarını söylemişlerdir.
Her biri Celâlî istilâsında “her birimiz Bursa ahâlisinin marifetiyle beşer ve ikişer yüz kuruş ödünç almış ve askere sarf eylemiş ve bilâhare padişahtan gelen emr-i şerifle tahsil olunan meblağ zimmetinde kalmıştır” diye iddia ve Salih Çelebi de bunun 888 riyal kuruşunu itiraf edip maadasını inkâr eylediğinden araya giren salcıların tavassutu ile 1.400 riyale sulh olmuşlar ve sulh bedelini alıp dava ve nizalarından vazgeçmişlerdir (NT. VI/419; BS. 333/ 122).
Bu vaka 1659 senesi Ağustosunda cereyan etmiştir (G. 383; SO. IV/568). Mürtekib ve mürteşî idi. BK, III/457
NUMAN EFENDİ (Seyyid) Acem Hasan Efendi’ye hizmet ederek tahsil eylemiş ve müderris olmuştu. 27.10.1711’de ölmüştür. Okumasını sever âlim bir zat idi (G. 431). BK, III/459
NUMAN EFENDİ (Üveysî) Şark vilâyetle-rindendir. Bursa’da Hekimzâde Ali Paşa Tekkesi’ne şeyh olmuş, 1766’da ölmüştür. Eşrefzâdelerden Eşref Efen-di’ye yakın bir yere gömülmüştür (SO. IV/572). BK, III/459
NUMANİYE TEKKESİ Bursa’da, Çatalfı-rın’da Saraylıoğlu mahallesindedir. Hekim oğlu Ali Paşa, üç tarafı İmam
vakfı Seyyid Ali Çelebi ve Seyyid Halil Ağa evleri ve yol ile çevrilmiş 1.060 zira’ mülk ve birçok odaları hâvî ve bir mutfağı hâvî olan zaviyeyi bina ederek 20.8.1734’te Allah rızası için vakfeyle-miştir (BSVD. 5/125). BK, III/458
NUREDDİN EFENDİ (Seyyid) Mehmed Bedî’ Efendi’nin oğludur. Şirvan’ın Eriş kasrında doğmuştur. İran şahının zulmünden ailesiyle birlikte Bursa’ya hicret etmişti. Bahayî Efendi dairesine mensubdu. 1655 senesi Ağustosunda Ali Paşa mahallesinde ölmüştür. Karıları Saliha ve Ayşe ile oğulları Abdur-rahim/Abdurrahman Mehmed Çelebi, Şerif Mehmed Çelebi, Haşim Çelebi ve kızı Şerife Meryem ile 36.688 akçe muhallefat bırakmıştır (BS. 345/83).
Yıldırım müderrisi ve Ulucami vaizi iken 6.8.1656 günü oğlu ölmüştür. Ve ertesi gün de kendisi ölmüştür. Ali Paşa Camii yakınına gömülmüştür (G. 350). BK, III/463
NUREDDİN HAMZA EFENDİ Aydın ulemasından Ali’nin oğludur. “Hocazâ-de”nin şakirdidir. Müderris ve emsali olmayan bir muhasib olduğundan 1481’de başdefterdar oldu, üç sene sonra ayrıldı ve 1494’te tekrar defterdar oldu. Beş sene sonra azl, 1502’de tekrar defterdar oldu, sekiz sene sonra azledildi. Bursa’da medrese verildi. 1504’te Bursa’da ölmüştür. Âlim ve fazıl ve muhasib bir zat idi (SO. IV/581; G. 304).
Şöhreti “Leys Çelebi”dir. Hisar’da Tefsirhan mahallesinde zaviye ve mescidi vardır. Ayrıca Biga’da da birçok hayratı vardır. Oğlu Mevlânâ Pîr Ahmed Çelebi ile kızları Hamide ve Şahî Hatunlar vardı. Küçük Keles köyü vakfıdır (BS. 26/103, 23/129,334, 27/176, 188/25,58, 27/19, 20/2). Zaviyesi sonraları medrese olmuştur. “Ortapa-zar Medresesi” denilmiştir. BK, III/462
Aydın ulemasından Ali Efendi’nin oğludur. Hocazâde’nin talebelerindendir. II. Bayezid zamanında, 1481’de başdef-
terdar oldu ve “Leysî Çelebi” diye şöhret buldu. 1504’te azlolunup Bursa Müderrisi oldu. Bursa’da Ortapazar’da bir zaviye bina eylemiş ve 1507’de vefat etmiş ve zaviyesine gömülmüştür. Âlim, fâzıl, muhasib bir zat idi. “Nureddin Hamza” da derlerdi (G.304; SO. IV/581; ŞN.329). Biga’da da hayratı vardır. Hisar’da, Tefsirhan mahallesinde zaviye, mescid ve muallimhane olarak 1555’te mütevellisi oğlu Pîr Ahmed Çelebi tarafından tamir ettirilmiştir (BS. 71/97). Oğlu, Mevlânâ Pîr Ahmed Çelebi ulemadandır (BS. 41/175). BK, II/184
NUREDDİN ŞEYH HAMZA İzniklidir. Ahmed’in oğludur. 1434’te İznik’te Bâlî mahallesindeki bir evini vakf ve evlâdlarına şart eylemiştir. BK, III/463
NURİ PAŞA Gemlik eşrafındandır. 17 İkincikânun 1899’da Rumeli beyber-beyi payesi tevcih olunmuştur. BK, III/463
NURULLAH Bursa’da vakıfları olan Hacı Budak’ın babasıdır. 1553’te Hacı Bu-dak’tan başka Mustafa adında bir oğlu daha vardı (BS. 52/164). BK, III/457
NURULLAH BEY Yenişehir voyvodası idi. Rikâb-ı hümayun kapıcıbaşılarından-dır. 29.5.1836’da mülayim olmayan hâllerinden dolayı azledilmişti. BK, III/463
NUSRET PAŞA
NUSRET PAŞA Hisar’daki Ortapazar’dan doğuya doğru gelen yolun Çakır Hamamı yanından Tophane’ye çıkan yolla birleştiği yere yakın yerde bundan 38 sene evvel bir kale kapısı vardı ki, buna Bursalılar “Balıkpazarı Kapısı” derlerdi. Balıkpazarı kapısının dışında ve kırk elli metre kadar doğusunda bugün topraklar altında kalmış bir türbe vardır ki buna da Bursalılar “Okçu Baba Türbesi” derlerdi. Bursa Sicilleri’ne göre:
85 Nusret Paşa (Okçu Baba) Türbesi
1629’da Bursa kalesinin Balıkpazarı kapısı dışında medfun olan Nusret Paşa (BS. 243/65);
1633 Balıkpazarı kapısındaki Nusret Paşa Türbesi’ndeki okunan Kuran için ihdas eylediği odaların mütevellisi, odaları gözetmeyip kendi hevâlarında olmalarından vakıf harap olduğundan değiştirildiği (BS. 251/97);
1644’te Nusret Paşa vakıflarının darphane kapısı haricinde vâkıfın türbesi yakınındaki üç bab oda ve iki dükkânın tamiri (BS. 265/32);
1674’te de Bursa’da Nusrettin Paşa vakıfları (BS. 316/119);
1676’da Gazi Nusret Paşa vakfından kale dışındaki dolapçı odaları (BS. 328/3);
1747’de Hisar kapısıyla Balıkpazarı arasındaki sahadaki Bâlî Bey Hanı’nın arsası Nusret Paşa vakfından olup han yerinden her sene 720 akçe mukâtaa alındığı (BS. 338/197);
1775’te Hisarkapısı civarında medfun Nusret Paşa’nın bu civarda 17 ev, Hisarkapısı’nda 2 dükkân, Havuz mahallesinde 7 ev ve bir bahçe, Ahmed Paşa mahallesinde 2 ev ki cem’an 26 ev ve 2 dükkân ve bir bahçe vakfı olup bunlardan senede 4.756 akçe kira alınmaktadır (1189 senesi sicil defteri).
Balıkpazarı’nın alt tarafında İdikçi-ler(?) Çarşısı’nda Nusret Paşa çeşmesi olduğu (BS. 17/237);
Mihaliç kazasının Alakesrin(?) köyünde han ve çeşmesi, Edincik kazasının Külefli köyünde han ve köprüsü olduğu (BS. 37/375) ve Bursa debbağ-hanesinde de “Kurt Viranesi” adlı bir tabakhanesi olduğu (BS. 118/29) kayıtlıdır. Nusret, Nasreddin, Nasıruddin denilen ve Okçu Baba adıyla gizlenen bu zatın kim olduğu henüz tesbit edilememiştir. BK, III/463
NUSRET PAŞA
NÛŞÎ EFENDİ 1742 senesinde Bursa’da vaiz ve şairdi. BK, III/464
NÜZHET OSMAN EFENDİ Bursalıdır. “Bakırcılar Kâhyası” diye meşhurdur. Sanat sahibi olduğu hâlde tahsil eylemiş ve Nakşibendî tarikatına girmiştir. 1812’de ölmüş ve Molla Fenarî’ye gömülmüştür. Şairdir. Divançesi vardır (OM. II/462; SO. IV/550). BK, III/468
NÜZÜL
NÜZÜL Konukluk demektir. Hayvandan inip yere konmakta da kullanılır. Vaktiyle ordunun bir yerde misafir kaldığı zaman verilen erzağa denilirdi. İlk devirlerde çok tahammül edilemeyecek bir şekilde idi. Meselâ, Bursa’dan Van menziline şu kadar nüzül zahiresi isteniliyor. Bursa kadısına yazılan emirde; “bu zahireyi mutlaka Bursa’dan alıp getireceksin. Bazılarının yaptıkları gibi Bursa’dan para toplayıp da harp sahasına yakın yerlerden mubayaa edip orduya teslim etmeyeceksin. Bu zahireyi götürecek hayvanları ve bu hayvanların sudan başka yiyeceklerini de Bursa’dan götüreceksin. Yolda hayvan ölürse buna karşılık ihtiyat boş hayvan da götüreceksin” deniliyor. Bu işin başarılması ne kadar güçtür. Ufak bir hesap bu işin büyüklüğünü gösterir. Sonraları nüzül alınmaktan vazgeçilerek nüzül bedeli adıyla bir para taksim ediliyor. Ve bu para toplanıp verilmekle bu şekil işten kurtulmaya çalışılırdı. Bursa’daki mahalleler, köyler avârızhanelerine taksim ediliyordu. Meselâ: Nalbandoğlu mahallesinden yedi avârızhanesi yazılmış. Böyle bir teklif vaki olunca bu
yedi hane hesabıyla mahalleliden toplanıyor.
Avârız diye her nevi düşünülmeye-rek anında zuhur eden “gayr-i melhuz” masraflara ıtlak olunur. Çünkü masraflar evvelden malum olmayıp sonradan arız olan şeylerdi. Şu maruzatımı teyid için Bursa Sicilleri’nden bazı parçalar okuyalım:
2.2.1549 tarihinde verilen bir emirde; “Bursa’nın her kırk hanesinden bir İstanbul müdüyle bir müd nüzül tayin olundu. Bunun için Yahya Çavuş mübaşir gönderildi. Bir saat tehir etmeyip tuzcu, çeltikçi, madenci ve bunların emsaliyle selâtin vakıfları reayası vesair affedilenler ayrılarak bâkî kalan evlerden â’lâ, evsat, ednâ itibariyle kırk haneye bir müd nüzül tevzî ve bunun beşte birisi un ve maadası arpa olmak üzere tahsil edilip ve muhkem kablara konularak kiracıların yarar yerli ve yurtlu kefillerini alıp Erzurum’a getirilip oradaki nüzül eminine bizzat teslim edip ve yazılan imzalı müfredat defterlerinin de beraber getirilmesi ve unların gayet iyi ve beyaz olup kara ve kepekli ve acı olmamasına dikkat edilmesi ve arpanın da iyisi olup çürük ve tozlu olmaması lâzımdır” denilmekte idi (BS. 49/192).
26.3.1555’te Bursa’daki avârızha-nelerinin her yirmi beşinden İstanbul müdüyle bir müd nüzül alınması ve bunun beşte birisinin un ve bâkîsinin arpa olması ve deve kiralarını da verip
Van kalesine teslim edilmesi emredilmişti. Şiddetli taun olduğundan ve ahâlinin kaçmalarından dolayı Bur-sa’da 71 hane noksan kalıp bâkî 437 hane kalmış ve bunlardan 142 müd arpa, 35,5 müd un teklif olunması ve evvelce Erzurum’a kadar bir müd nüzül 2.000 akçeye gitmiş olmağın Van kalesi Erzurum’dan on gün daha ötede olduğundan 2.200 akçe hesabıyla her müd, kira verilmesi ve bu hesapça 389.921 akçe nüzül kirasından 22.296 akçe nüzülden cem’an 412.217 akçe cem’ olunup deveciler ve katırcılar birbirine düşmeğin katırcılar 1.350’şer akçeye götürmesini taahhüd eyledikleri yarar kefillerini alıp sevk edilmesi emredildi (BS. 63/54).
Avârız meselesinden dolayı birçok şikâyetler ve iddialar dermiyan edilmiş ise de İstanbul hiçbirisine kulak asmayarak tahsilini emreylemiştir (BS. 114/ 172).
1572’de “Eşrefîler mahallesi defter-i hâkânîde 20 hane yazılıp birkaç haneyi Gökdere suyu alıp yerlerinden eser kalmadığı ve mahallenin zenginlerinden fukaranın avârızını üzerlerine alan birkaç kimse var iken bunlar da öldüklerinden sel suyundan zayi olup izi olmayan avârız evleri için kimseye hilâf-ı emr avârız teklif ettirmeyesiz” diye emrolunmuştur (BS. 116/91). BK, III/ 465
|
Senesi |
Avârız hanesi |
Kaç hanede bir |
Sicil numarası |
|
1582 |
4.008 |
Her evden seksen akçe avârız |
175/129 |
|
1584 |
4.008 |
Her evden 80 akçe avârız alınıp saraya gönderilmesi |
24/149 |
|
1585 |
3.990 |
Evvela 40’ar alınması emredilmiş, ikinci bir emirle 90’a iblağ |
246/170 |
|
1587 |
3.990 |
40’ar akçe mahalline sarf edilmesi |
173/273 |
|
1589 |
Her 30 haneden bir müd terke (Bir kısmı un, bir kısmı arpa, bir kısmı buğday) |
173/129 |
|
|
1605 |
Eşkıya def’ine memur olanların mevâcibleri için her evden 360 akçe |
209/161 |
|
|
1617 |
200 akçe iken 100’ü affolunarak her evden 100 akçe |
138/332 |
|
|
1625 |
Her evden birer sikke-i hasene |
238/125 |
|
|
1630 |
Her evden 300 akçe |
249/186 |
|
|
1636 |
8.964 |
Hudâvendigâr livasının her evinden 3’er kâmil kuruş |
254/86 |
|
1637 |
Hudâvendigâr livasının her evinden 3’er kâmil kuruş |
256/187 |
|
1637 |
Tavuk veren kadılıklar ile beraber her evden 20’şer kâmil kuruş |
256/164 |
|
|
Tavuk veren kadılardan başka her evden 5’er kuruş |
264/123 |
||
|
1646 |
4.907 |
Her evden 5’er kuruş ve mübaşire her evden 10’ar akçe |
264/113 |
|
1663 |
2.366 |
Nefs-i Bursa’nın her evinden 100’er akçe |
1073/132 |
|
1664 |
2.366 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
1073/91 |
|
1674 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
284/77 |
|
|
1675 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
316/22 |
|
|
1676 |
2.348 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
316/106 |
|
1680 |
2.340 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
276/81 |
|
1681 |
2.318 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
317/103 |
|
1688 |
2.310 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili (Nefs-i Bursa şehrinin 2.116,5 ve köylerinin 194 avârız haneleri vardır.) |
363/6, 25 |
|
1736 |
902,1/4 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
377/80 |
|
1738 |
902,1/4 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
380/77 |
|
1740 |
902,1/4 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
1184/34 |
|
1741 |
902,1/4 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
382/19 |
|
1742 |
902,1/4 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
1184/72 |
|
1743 |
902,1/4 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
334/28 |
|
1745 |
902,1/4 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
384/86 |
|
1747 |
902,1/4 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
384/59 |
|
1748 |
902,1/4 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
339/85 |
|
1758 |
906 |
Her evden 600’er akçe |
391/3 |
|
1760 |
906 |
Her evden 600’er akçe |
392/68 |
|
1763 |
906 |
Her evden 600’er akçe |
395/36 |
|
1764 |
607,5 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
398/5 |
|
1765 |
906 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
400/110 |
|
1766 |
906 |
Her evden 600’er ve mübaşire 30’ar akçe tahsili |
1179/34 |
|
1771 |
906,1/4 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
|
|
1774 |
906,1/4 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
1186/34 |
|
1775 |
906,1/4 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
1186/62 |
|
1776 |
906,1/4 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
382/54 |
|
1777 |
906,1/4 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
337/90 |
|
1778 |
906,1/4 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
1181/7 |
|
1782 |
906,1/4 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
1196/65 |
|
1783 |
906,1/4 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
1198/44 |
|
1785 |
906,1/4 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
314/34 |
|
1786 |
906,1/4 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
1200/89 |
|
1787 |
906 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
1202/79 |
|
1790 |
906 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
1172/57 |
|
1791 |
906 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
1206/78 |
|
1792 |
906 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
|
|
1793 |
1.121,3/ 4 |
Livanın her bir evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
1202/7 |
|
1794 |
906 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
1209/7 |
|
1802 |
916,1/4 |
Her evden 600 akçe nüzül bedeli ve 30 akçe mübaşiriye tahsili |
281/113 |
Görsel Malzeme İçin Kaynakça ve Teşekkür
Bursa Kütüğü’nün orijinalinde hiçbir resim yer almamaktadır. Bu neşrinde, metni görsel malzeme ile zenginleştirirken mümkün olduğunca eski resimler kullanmaya gayret ettik, bulamadıklarımızın yerine yenilerini koyduk. Kullandığımız malzemeler ve aldığımız kaynaklar aşağıda belirtilmiştir. Bize malzeme sağlayan bu kaynaklara teşekkürü borç biliriz.
Kaynaklar ve Resim Numaraları
AKMED (Suna & İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü); 7,14,16
Amerikan Kongre Kütüphanesi Sultan Abdulhamid Fotoğraf Koleksiyonu; 30
Ayverdi, Ekrem Hakkı, Osmanlı Mîmârîsinde Çelebi ve II. Sultan Murat Devri II, (İstanbul 1972); 23,77 Bursa Büyükşehir Belediyesi Arşivi; 65,72,79
Bursa Büyükşehir Belediyesi Setbaşı Kütüphanesi Bursa Belgeliği;
2,11,13,17,18,21,25,31,37,46,47,49,53,57,62,63,67,73,74,77
Bursa Çimento Arşivi; 10
Bursa: Yapı ve Kredi Bankası Bursa Şubesi'nin Açılış Hatırası, (İstanbul 1948); 24,62
Çetin, Atilla; 71
Çetin, Osman; 48,57
Ercan, Fatih; 9
Erhan, Safiyyüddin; 6,33,81
Gabriel, Albert, Bir Türk Başkenti Bursa, Osmangazi Belediyesi Yayınları, (Bursa 2008); 15,36,66
Haksal, Ali Haydar; 58
Kara, Mustafa; 40,44,84
Mehmed Ziya Bey, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, (Bursa İl Özel İdaresi, 2008); 8,27
Osmangazi Belediyesi Arşivi; 32
Öcalan, Hasan Basri; 60,80
Tanrıkorur, Barihuda, Türkiye Mevlevihanelerinin Mimari Özellikleri, Basılmamış Doktora Tezi, (Selçuk Üniversitesi, 2000); 43,50,51,83
Tek, Abdürrezzak; 24
Temelli, Mehmed; 3,5,12,19,22,23,26,28,29,34,35,38,39,41,54,55,56,61,64,68,69,70,75,78,85
Turyan, Hasan; 42
Türkantoz, Kayahan; 82
Vakıflar Genel Müdürlüğü; 52
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder