📗 Bursa Kütüğü - Cilt 2
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum has been the industry's standard dummy text ever since the 1500s, when an unknown printer took a galley of type and scrambled it to make a type specimen book. It has survived not only five centuries, but also the leap into electronic typesetting, remaining essentially unchanged. It was popularised in the 1960s with the release of Letraset sheets containing Lorem Ipsum passages, and more recently with desktop publishing software like Aldus PageMaker including versions of Lorem Ipsum.
KÂMİL KEPECİOĞLU
BURSA KÜTÜĞÜ
CİLT 2
BURSA
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
Bursa Kitaplığı: 1
Bursa Kütüğü
KÂMİL KEPECİOĞLU
ISBN 978-975-01932-7-9
-
2. Basım Haziran 2010
Hazırlayanlar:
Prof.Dr. Hüseyin ALGÜL
Prof.Dr. Osman ÇETİN
Prof.Dr. Mefail HIZLI
Prof.Dr. Mustafa KARA
Doç.Dr. M. Asım YEDİYILDIZ
Yayın Koordinatörü: Enes B. KESKİN
© 2009 Bursa Büyükşehir Belediyesi
Bu eserin tüm yayın hakları Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne aittir, kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Yapım & Dağıtım:
BURSA
KÜLTÜR A.Ş.
Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi
Batı Girişi Kapısı Osmangazi / Bursa
Tel: 224 253 26 46 Faks: 224 253 14 85
Kapak Resmi: Emir Sultan Camii ve Cezeri Kasım Paşa Medresesi
Bursa Büyükşehir Belediyesi Setbaşı Kütüphanesi Bursa Belgeliği
Yayın Hazırlık: Uludağ Yayınları
Tashih: Uygar UMUT
Baskı: Ebru Matbaacılık
Organize Sanayi Bölgesi Atatürk Cad. No: 135 İkitelli/İstanbul
KÂMİL KEPECİOĞLU
B U
CİLT
Bursa Kitaplığı
2
DİYET-KALLÂB
2010
DİYET Vaktiyle birisi öldürüldüğü zaman veresesine diyeti verilirse kâtilin idamdan kurtulduğu çok defa vaki idi. 11.12.1537’de Habiboğlu mahallesinde, Hoca Şücâ oğlu Mustafa Çelebi’nin odasında 9 kişi cemiyet etmekte iken içlerinden Evran oğlu Pîrî maktul düşmüştür. Kâtil 40.000 akçe diyet vererek kurtulmuştur. 1642’de Yenişehir’in Kara Bahadır köyü ahâlisi icmalli zeamet karyelerinden olup serbest olduğundan başka Türkiye’nin her tarafında “öşr-i diyet” namı külliyen merfu iken Hudâvendigâr sancakbeyi ve subaşıları; “köyünüzde kan oldu” diye öşr-i diyet namıyla akçe taleb eyledikleri bildirildiğinden men’ ve def’ olmaları emredilmiştir (BS. 261/195). BK, I/390
DOĞAN Ali’nin oğludur. Bursa’nın birinci sınıf boyacılarındandır. Yavuz Selim’in boyatmak üzere Bursa’ya gönderdiği çadır yaygı keçelerini 1518’de boyamıştır. Yedi arkadaşıyla beraber 330 parça olan bu keçeleri vaktinde boyamış ve teslim eylemişlerdir (BS. 28/49). BK, I/392
DOĞAN Mustafa’nın oğludur. Yavuz Selim’in boyanmak üzere Bursa’ya gönderdiği 330 parça otak keçelerini yedi arkadaşıyla beraber 1518’de boyamıştır. Bursa boyacılarının sanatkârlarından idi. (BS. 28/49). BK, I/392
DOĞAN BEY
DOĞAN BEY I. Murad ümerasından olup bir miktar asker ile Kosova’yı talan eylemişti. Yıldırım zamanında Niğbolu muhafızı idi. 1396’da Macar kralı Sigismund’un başkumandanlığında İngiliz, Fransız, İtalyan askerlerinden mürekkep 30.000 ve Macar ordusu da 30.000, Ulah beyi Mirçe’nin maiyye-tinde 1.000 kişilik Boşnak, Bohemyalı, Polonyalı vs. haçlı kuvvetlerinden
meydana gelen cem’an 130.000 kişilik bir ordu, Avrupa’nın en muktedir kumandan ve amirallerinin idaresinde gelip Niğbolu kalesini muhasara etti. Doğan Bey, Yıldırım’ın maiyyetinde birçok muharebelerde bulunarak şecaat ve besaleti ve sebat-ı kahramânânesi ile temeyyüz eylemiş en cesur komu-tanlarındandı. Müttefikîn ordusunun tecavüzkârâne hareketini haber alınca lâzım gelen tertibatı alarak son raddeye kadar mukavemet eylemeye karar verdi. Düşmanın ablukası altı gün devam ettiği hâlde Doğan Bey, Türklere mahsus bir kahramanlıkla sebat eyledi. Şehre bir çok defalar hücum ettilerse de bu hücumların kâffesi son derece mukavemetle püskürtülerek düşman birçok ve ağır telefat verdi. Doğan Bey, abluka daha ziyade devam ettiği takdirde imdada ihtiyaç hasıl olacağını anladığından İstanbul’u kuşatmakla meşgul olan Yıldırım Bayezid’e bir haber gönderdi. Yıldırım bu haberi alır almaz kimseye bir şey söylemedi. Bir gece ordugâhta derin bir sükut varken Yıldırım atına bindi. Yanına hiçbir kimseyi almayarak yıldırım gibi bir süratle hareket etti. Gece yarısı Niğbolu önlerine geldi. Etrafı derin bir karanlık kaplamıştı. Karşıda müttefikîn ordugâhının ışıkları görünüyor, kalede esrarengiz bir sükunet hüküm sürüyordu. Yıldırım etrafa bir nazar-ı tecessüs-kârâne atfettikten sonra kahramânâne süvar olduğu beygiri ile kaleye hakim bir tepe üzerine çıktı. Kaleye doğru bakarak yüksek bir sesle: “Bre Doğan” diye bağırdı. Doğan Bey padişahının sesini tanıdı. Kalenin hâlini soran padişaha erzakın kâfi derecede bulunduğunu ve imdada ihtiyacı olduğunu söyledi. Yıldırım üç gün daha sabır edilmesini bildirerek gecenin karanlığında uzaklaştı. Ordusuyla geldi. Taarruz etti. Düşmanı darmadağın yaptı. Bu muha-
rebede Osmanlıların telefatı 3.000, Haçlıların 20.000’dir. İşte Niğbolu kahramanı olan bu Doğan Bey Bursa’da ölmüş ve yaptırdığı caminin yanına gömülmüştür. Bugün bu kahraman komutanımızın mezarı bir evin içinde kalmıştır. Pınarbaşı’nda camisi olan İzzeddin Bey, Doğan Bey’in kardeşidir (BS. 7/17). Buna “Yaralı Doğan” da derlerdi (SO III/252; Sahâif-i Muzaf-feriyât-ı Osmaniye, Ahmed Refik, 114; SOT. 62; HT. I/104). Doğan Bey’in Mahdume Paşa adında bir kızı vardı (BS. 10/177). BK, I/391
DOĞANGÖZÜ HANI Bursa’da camisi, imareti, hamamı ve mahallesi olan Başçı İbrahim Bey tarafından yapılmış ve camisine vakfedilmiştir. Kapanönü mevkiinde idi. 1516’da harap olduğundan mütevellisi Bayezid oğlu Bekir Çelebi tarafından seneliği 2.500 akçeye beş yıl müddetle Yusuf oğlu Yakub’a kiraya verilmiş ve harç olunan akçe kiraya mahsup edilmek üzere han tamir edilmiştir (BS. 115/135). BK, I/ 392
DOĞLU BABA Bursa fethinde bulunarak askerlere ayran dağıttığından bu adı almıştır. Uludağ eteğinde, Gölpınar denilen bölgede Karabelen mevkiinde medfun imiş. Bazıları buna Davullu Baba derlermiş (Bursa tarihçisi merhum Şemseddin Ulusoy’un tedkika-tından). Sultan Osman ve Orhan muasırı bir zattır (SO. II/340; ŞN. 34). İstanbul’da da bu isimde bir zat vardır. Ayvansaray civarında Hazret-i Halid ile gelen sahabe-i peygamberîden Ebu Şeybeti’l-Hudri Türbesi’nde türbedarlık eden İsmail Gazi de İstanbul kuşatmasında gazilere ayran dağıttığından “Toklu Dede” adını almıştır. İsakyos Kilisesi’ni camiye tahvil eylemiştir (LTC. III/255). BK, I/392
DOKUZ SELVİ Çekirge’ye giden yol üzerindeki mezarlığın adıydı. BK, I/ 393
DOLANDIRICI 1675’te İstanbul’da Osman adında birisinden 150 kuruş dolandıran Dolandırıcı Osman, Bursa’ya kaçmış, şahitler İstanbul’da olduğundan tutularak İstanbul’a ihzârı hakkında ferman gelmiştir (BS. 316/107). BK, I/392
DONANMA Eski devirlerde padişahın bir oğlu olduğu, muharebelerde bir muzafferiyet istihsal veyahut bir kale fethedildiği zaman her tarafa müjdeciler giderler; ellerindeki fermanları kadılara verirler, merasim-i mahsusa ile fermanlar okunurdu. Fermanda zikredilen miktarda üç gün veya beş gün veyahut bir hafta şehir tezyin edilir, geceleri fenerler yakılır, herkes bayram yapardı. Gelen müjdeciye bahşiş olmak üzere yine bu fermanlara yazılan miktarda her evden cebren bir para toplanır, gelen adamlara verilirdi. 1516’da Kemah’ın fethi haberi geldiğinden, Bursa’da donanma yapılmıştır (BS. 26/481). BK, I/393
DÖĞENCİ 1518’de Bursa’da birisinin adı idi. Murad ve Hacı Yusuf adında iki oğlu vardı (BS. 25/260). BK, I/393
DÖRT SELVİ Emir Sultan mahallesi civarında bir kabristanın ismidir (BS. 323/166). BK, I/393
DUA 1618 senesinde Vezir-i âzam, şark seferine gittiğinden Bursa’daki ulema, meşâyih, medreselerdeki talebeler, muallimhanedeki sıbyanlar, hafızlar ve salih olan kimseler haftada iki kerre sabah namazlarından sonra Sure-i Fetih ve Enâm-ı Şerif ve beş vakit namazdan sonra “Elemtera keyfe” âyet-i kerimeleri okuyarak Müslüman askerlerinin muzafferiyeti için dua edilmesi emrolunmuştur (BS. 332/133).
1662’de ordumuz düşmanla harp etmek üzere düşman hududunu tecavüz eylediğinden muzafferan avdet edinceye kadar, Bursa’da münasip olan camilerde eski âdet üzere her hafta
Pazartesi ve Perşembe günleri ulema, sulehâ, meşâyih, etfal ve sıbyan ile cemiyet eyleyip ve sıbyanın başlarını açtırıp ve ellerini kaldırıp rica ve niyaz ile dua ettirilmesi bildirilmiştir (BS. 1073/125).
1663’te Belgrad’daki Vezir-i âzam Ahmed Paşa ordusunun muzafferiyeti için Bursa’daki camilerde, mescidlerde, zaviye ve medreselerde her sabah ikişer rekat namaz kılınıp Fetih sureleri okunması ve Allah’tan fetih ve nusret rica edilmesi emredilmiştir (BS. 1073/ 106).
1787’de gelen bir emirde de, “Harp esnasında Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Mısır ve Bağdad’da ve fi’l-asl makarr-ı saltanat-ı devlet-i ebed-müddet olan Bursa ve Edirne’de” dua edilmesi mutad olduğundan bu kere düşman hudutbaşlarına ve hususiyle Özü, Soğucak ve Kuban hudutlarına asker yığdığından icap eden mukabele ve tedâbir ittihaz edilmiş olduğundan askerlerin galebe ve muzafferiyeti ve padişahın ömrünün ziyade olması için Buhârî-i şerif, sure-i Feth okunması, hatim indirilmesi emredilmiştir (BS. 1202/91).
1789’da yine İslâm sancaklarının nusreti ve düşmanlarımızın kahr ve nikbeti için mekteplerde, muallim-hanelerde, camilerde ve mescidlerde cemi-i sıbyan-ı mâsumîn ile dua edilmesi emredildi (BS. 319/61). BK, I/393
DUÂYÎ Bursalıdır. Babası ve kendisi cami muarrifi idi. Fatih zamanında ölmüştür. Muarrif olan babasının sanatına varis olduğundan “Duâyî” mahlasını kullanmıştır. Tabiatı hoş, selâmet-i vezni ve iyi açık zihni vardı. İyi ve hoş bir şairdir (SO. II/339; ST. 93; LT. 154). BK, I/ 394
DUHTERİŞEREF MAHALLESİ Bk. Şeref Mahallesi (Duhter).
DUMANOĞLU Bk. Süleyman (Hacı).
DURAK BEY Bursalıdır. Ömer Bey’in oğludur. 1512’de sancakbeyliklerinde bulunmuştur (BS. 53/340). BK, I/394
DURDU BEY I. Murad ve Yıldırım zamanında yaşamış bir zattır. Atranos’un merkezi Beğce kasabasında bir zaviye ve camisi vardır. Üvezler(?) içerisinde “Perçin” adlı köyünü bu hayratına vakfeylemiştir. Perçin köyü, 1937’de 122 nüfuslu bir köydü. Çelebi Sultan Mehmed zamanında cami harap olmuş ise de tamiri emredilmiştir. Ulemadan Mevlânâ Hayreddin, bu camide, II. Murad zamanında hatib idi. Hudâ-vendigâr sancağını yazan Mevlânâ Kirmastî’den evvel Halil Bey bir tahriri emlâk yapmış ve Durdu Bey’in vakıflarını böylece tesbit eylemiştir. Fatih Sultan Mehmed zamanında bu köyde 64 nüfus vardı. Vâridatı 1.844 akçe idi. BK, I/394
DURMUŞ Bir çobandır. Daima yol kesen, adam öldüren, hırsızlık eden eşkıyadan olup Bursa’ya koyun getiren Türkmen sürülerinden, kasap sürülerinden koyun çaldığını itiraf ve ikrar eylemesiyle hapsedilmişti. Birçok kimseleri öldürdüğü sabit olduğundan ve evvelce İlyas Çelebizâde’nin sekbanbaşısı için fesad eylediği anlaşıldığından ve mahkemeye gelen şahit ve eşraf ve âyân vâcibü’l-izâle olduğunu söylediğinden hakkından gelinmek üzere Bursa mirlivası, subaşısı Hüseyin Bey’e, 1631’de teslim edilmiştir (BS. 246/78). BK, I/395
DURMUŞ HALİFE MEKTEBİ 1575’te Veli Şemseddin mahallesinde idi (BS. 117/ 220). BK, I/395
DURMUŞOĞLU
DURMUŞOĞLU Deveci Mehmed’in lâkabıdır. 1573 ortasında, Hüseyin kızı Ümmî, başı tıraş edilmiş emred oğlan şeklinde Deveci Mehmed’in odasında bulunmuştu. Ümmî, ifadesinde: “Denizlili olup Bursa’da, Terzi Musa’nın karısı iken boşandıktan sonra, Sultan Mustafa odalarında sakin Cevher adındaki
arabın hatunu, beni, Deveci Mehmed’in odasında eyletip 15 günden beri onda-yım, demiştir. Deveci Mehmed de itirafla cevap verip, başını ben tıraş eyledim. Arkasına kaftan alıverdim. Nikâh etsem gerekti” diyerek Ümmî ile nikâhlanmış ve cezadan kurtulmuştur (BS. 118/14). BK, I/395
DURMUŞOĞLU
DURSUN BEY Karesi emiri Aclan Bey’in küçük oğludur. Babası tarafından Orhan Bey’in sarayına, Bursa’ya gönderilmişti. 1330 senesinde, Bergama’da kardeşi tarafından öldürüldü (SO. III/254). BK, I/395
DURSUN BEY Asıl ismi Tûrisina Bey’dir. İstanbul’un fethini müteakip İstanbul’un tahririne memur edilen Bursa sancakbeyi Cebe Ali Bey’in yeğeni ve Fatih’in defterdarı Karıştıran Süleyman Paşa’nın kaynıdır. II. Bayezid zamanında defterdar ve kapı kethüdalığı yapmıştır. “Tarih-i Ebu’l-Feth” namıyla yazdığı tarih, Fatih ve Bayezid zamanından bahseder. İstanbul’da bir müddet de defterdarlık yaptı. Cebe Ali Bey Bursa’ya gidince İstanbul tahririni ikmal eyledi (OM. III/82). BK, I/395
DURSUN BEY (Mevlânâ) Hamza’nın oğludur. 1490’da Balaban Paşa kızı Selçuk Hatun’un kocası idi (BS. 8/63). BK/400
DURSUN FAKİH Şeyh Edebali’nin damadı, şakirdi ve Sultan Osman’ın bacanağı ve gazalarda imamı idi. İptida Kara-hisar’da Osman Bey namına hutbeyi Dursun Fakih okumuştu. Eskişehir’de de bayram hutbesini ilk defa bu zat okumuştur. Edebali’nin vefatında, yerine müderris ve ailesine reis oldu. 1325’te vefat eylemiştir. Şakâyık bunun, Karamanlı olduğunu söyler (SO. III/254; ŞN. 21). BK, I/395
DURSUN FAKİH Bursalıdır. 1473’te Yıldırım mahallesinde ölmüştür. Oğlu Yakub ve kızları Safiye, Sabur, Hatice
ile karısı Nâre kalmıştır. 3.766 akçe muhallefat bırakmıştır (BS. 1/60). BK, I/396
DUT BAHÇELERİ Bursa kadısının mütesellim ağaya yazdığı bir mürasele-i şer’iyyede: “Bursa içinde ve etrafındaki bahçelere dikilen dut ağaçlarının yapraklarını muhafaza için bundan evvel sahipleri, bekçiler koyarak emniyet altına almış ise de yine ahvali meçhul bazı ahlâksız kimseler gece karanlığında, bahçelerde fesad yapmakta ve insan öldürmekte olduklarından bekçiler kaldırılmış ve ahâlinin ileri gelenleri, eskiden olduğu gibi buraların muhafazasının mütesellim ağanın uhdesine ihale olunmasını ihtiyar eylediklerinden bundan sonra marifetinizle muhafazası hususu münasib görülmüştür. Tarafınızdan mutemed adamlarına tayin ve iki üç günde bir sizin dahi bizzat kol ve tebdile çıkıp vedîatullah olan emval ve erzak-ı müslimini gece ve gündüz muhafaza ile, içlerinde yaprak çalanları ve hayvan sokmak suretiyle muzır olanları ahz ve meclis-i şer’-i şerife te’dîb için ihzâra mübâderet ve ihmal ve müsâ-heleden mübâadet ve bu bahane ile bi-gayr-i hakkın ibadullahı tecrim ve rencideden begâyet mücânebet eylemeniz me’mul ve melhuzdur” (BS. 1184/4) denilmektedir. Mütesellim, valinin vekili olmasına nazaran kadının yazdığı mektup tedkike değer. BK, I/396
DUTLUCA KÖYÜ İznik nahiyesine tâbî-dir. 1803’e kadar II. Bayezid’in kızı Hatice Sultan’ın İstanbul’da yaptırdığı caminin vakfı idi. BK, I/396
DUTLUCA KÖYÜ 1937’de Orhaneli’ne bağlı 242 nüfuslu bir köydür. BK, I/396
DÜĞÜN
DÜĞÜN Bursa’da olan meşhur düğünler şunlardır:
-
1. 1360’ta Murad Hudâvendigâr, Sırpsındığı muharebesinden Bursa’ya avdet edince, 60.000 kişilik bir haçlı ordusunu 10.000 kişilik bir kahraman
Türk ordusu ile mağlup etmenin verdiği neşe ile bu muharebede kahramanlıkları, hizmetleri, fedakârlıkları görülenlere mükâfâtlar verdi. Bursa’da oğulları Bayezid ve Yakub Çelebilerle Savcı Bey’i sünnet ettirmek için bir düğün tertip eyledi. Memleketin eşrafı, mutebaranı, devlet erkânı, herkes mertebesine göre davet ve i’zaz olundu. İki hafta kadar her türlü oyunlar ile vakit geçirildikten sonra sünnetleri icra kılındı.
-
2. 1381’de Germiyan Bey’i Süleyman Şah’ın kızı ve Yakub Bey’in hemşiresi Devlet Hatun’la Yıldırım Bayezid’in düğünleri de o vakte kadar görülmemiş bir şekilde olmuştur. Anadolu’da olan hakimlere, Mısır, Şam ve Haleb hükümdarlarına ve Bağdad, Irak ve Acem mülûkuna davetnâmeler gönderildi. Karamanoğlu, Saruhanoğlu, İsfen-diyaroğulları, bilhassa davetliler arasında idi. Osmanlı hükûmetinin ne kadar sancakbeyi varsa cümlesinden “saçı (hediye)”ler geldi. İyi cins atlar, katırlar, develer getirdiler. Bursa’nın içerisi dar olduğundan Atıcılar ve şimdiki cezaevinin olduğu yerler, misafirleri ağırlamak için çadırlarla süslenmişti. Gelen misafirler yerli yerine oturmakta ve elçilere de ikram edilmekte idi. Saz ve söze başlanırken Gazi Evranos Bey’in hediyeleri geldi. Bu hediyeler hükümdarların gönderdikleri hediyelerin cümlesine faik olduğundan üzerinde biraz duracağız:
“Evvelâ 100 gulâm-ı nîk-endam, 100 kızoğlankız cariye-i hoş-hırâm intihab edip her birisine altınlı atlas elbiseler giydirip, 10 oğlanın (gulam-ı tâze-rû) ellerinde gümüş tepsiler içinde altın doldurulmuş ve 10 nefer Rum cariye ellerinde gümüş tepsiler içinde filori doldurulmuş ve 10 nefer gulâm-ı dilber ile 10 nefer cariye-i şevk-âver ellerinde altın tepsiler içinde gümüşten meskûkat memlû olduğu hâlde diğerleri de iki cinsinden olarak 20’şer 20’şer ellerinde cevâhir ve Avrupa kumaşları vardı.
Hulâsa bu 200 köle ve cariyenin hiçbirisinin eli boş değildi.”
Murad Hudâvendigâr, Evranos Bey’in getirdiği hediyelerden memnun oldu. Sefirler bu servet ü sâmâna hayrette kaldılar. Mısır şahının elçisinin getirdiği atları takımlarıyla Evranos Bey’e hediye etti. Gulam ve cariyelerin bir kısmını Mısır sultanı Berkûk’a ve bir kısmını da Acem şahı Üveys Han’a gönderdi. Altınlar da bazı elçilere verildi. Bâkîsi ulemaya ve fukaraya dağıtıldı. I. Murad kendisine hiçbir şey alıkoymadı.
Bursa kadısı Koca Efendi, kapıkulla-rından emir-i alem Aksungur Ağa’yı, çavuşbaşı Çavuş oğlu Demirhan Ça-vuş’u ve 1.000 kadar yarar sipahi Ak-sungur Ağa’nın komutasında ve yanlarında Aksungur Ağa’nın hatunu, Yıldırım Bayezid’in dadısı ve kadı’nın hatunu, velhasıl bir-iki bin adam beraberce Bursa’dan hareketle Kütahya’ya vardılar. Bunlara iyi ağırlıklar ettiler. Konukluk getiren kişilerin de bunlar gönlünü hoş ettiler. Germiyanoğlu düğününü Kütahya’da yaptı. Kızı Aksun-gur’un hatunu ile Yıldırım Bayezid’in dadısına ısmarladılar. Germiyanoğlu da gelinin atını yedmeye, çaşnigirbaşısı Paşacık Ağa’yı bile gönderdi. Hatununu yenge eyledi ve evvelce vaad edip kızına verdiği hisarları bunlara verdi. İçine erler kodular, gelini aldılar. Bursa’ya getirdiler. Paşacık Ağa’yı Bayezid koyvermedi. Kendisine çaşnigirbaşı edindi. Onun oğlu Elvan Bey de ve Elvan Bey’in oğulları da çaşnigirbaşı oldular. Bu düğüne gelen Hamid oğlu Hüseyin Bey’in sefiri Osmanlıların şevket ve azametlerini görünce Akşehir, Beyşehir, Seydişehir, Lavaş(?), Karaağaç ve Isparta’yı Hudâvendigâr’a sattı ve huccet-i şer’îye aldı. Bu altı şehrin zaptı için de memurlar gönderildi.
1.4.1508’de Bursa’da ve Bursa sancağındaki şehirlerde, köylerde, kasabalarda velimelerde ve cemiyetlerde âşikâre şürb-i hamr ve tenâvül-i müs-
kirat ve envâ-ı fesâdat ve şenaat olunup meclislerde melâhi (oyunlar, eğlenceler, saz, çalgı ve cümbüşler), meâsî (günahlar), menâhî (haram olmuş ve nehyedilmiş şeyler) irtikâb olunup İslâmlığa riayet olunmayıp füsekânın bu misilli kabahatlerinden ve şenaatlarından Müslümanlar hususiyle ulema ve sulehâ ziyade müteellim ve müteezzi ve bî-huzur olduklarından kat’iyyen men’i emredilmiştir (BS. 21/ 339).
1567’de Kiremitçioğlu mahallesinde, Hüseyin oğlu Salih’in düğününde, akşam zamanında gelini getiren at, Ali oğlu Mustafa adında küçük bir çocuğu tepip öldürdüğünden çocuğun anası önce dava etmiş, sonra davasından feragat eylemiştir (BS. 110/23).
4.3.1822’de velime ve hıtan cemiyetlerinde çengi ve tavşan oynatılmasının kat’iyyen men’i emredilmiştir. BK, I/ 397
DÜĞÜN MASRAFLARI 1845 senesi Ağustosunun 24-31’i arasında Bursa’ya gelen bir emirde şöyle denilmektedir: “Nefs-i Bursa ahâlisinin vuku bulmakta olan tezvic ve tezevvüc hususlarında mütehayyizân-i beldeden olursa güvey tarafı 25.000-30.000, kız tarafı nihayet 65.000 kuruş, orta hallilerde erkekler 12.000, kız tarafı 25.000-30.000 ve bunun madunu olanlar güvey tarafı 5.000 ve kız tarafı 10.000 kuruş harç ve sarf etmekte olduklarından bu hâl teehhüle mâni’ olarak tenasülü azaltmaktadır. Bundan Bursalılar da hoşnut olmayıp âdet-i belde ve gayret-i akran seyyiesi olarak iki tarafta yıkılmakta olduğundan bundan sonra düğünlerde yapılacak masrafın üç derece üzerine bir hadd-i ma’kul tayin olunması lâzım gelmekle bundan sonra nefs-i Bursa’da vuku bulacak teehhül maddesinde: Mütehayyizân-ı beldeden olursa, güveyler: 4.000 kuruş mehr-i muaccel ve 1.500 kuruş kıymetli yüzük ve şal ve 500 kuruş müteferrik masraf ve cemiyet gecesinden sarf-ı nazarla gündüz pilâv
ve zerde ve akşam güvey taamına 3.000 kuruş miktarı sarf ile cem’an 10.000 ve kız tarafından 3.000 kuruş kıymetli 10 kat çamaşır takımı ve 3.000 kuruş kıymetli oda döşemesi ve 2.000 kuruş kıymetli bir re’s cariye ve 7.000 kuruş dahi elbise, bakır takımı ve levâzımât-ı sairesine harç ile mecmuu 15.000 kuruş.
Orta halli köylüler: 2.500 kuruş muaccel ve 1.000 kuruş yüksük, şal ve 1.000 kuruş cemiyet mesarifiyle cem’an 4.500 kuruş.
Kız tarafı; güveyi için iki bin kuruşluk çamaşır takımı ve 2.500 kuruş oda takımı ve 3.000 kuruş elbise ve bakır takımı ve levâzımât-ı sâiresine sarfla cem’an 7.500 kuruş.
Daha dûnu bulunan köylüler 1.000 kuruş muaccele, 750 kuruş yüksük ve mesârif-i müteferrika ve 500 kuruş cemiyet masrafı ki, cem’an 2.250 kuruş.
Kız tarafı; 1.500 kuruş güvey için çamaşır ve 1.000 kuruş oda takımı ve 1.000 kuruş elbise ve bakır ve levâzımat-ı sairesiyle cem’an 3.500 kuruş sarf olunmak.
Ve bunların madunu da güvey tarafından üç-beş yüz ve kız tarafı da 1.000 kuruş sarfıyla teehhül etmek ve zifaf esnasında yüz görümlüğü tabir olunan masraf, asıl cemiyet malzemesinden olmadığından onun külliyen men’ ile sair ahâli-i kurâ ve bazı şehirliler güvey tarafından “kat” tabir olunan ağırlık namıyla eşyayı çarşıdan iştira ederek kız tarafına vermek suretiyle birçok borca girmekte ve hayli masraflara duçar ve giriftar olduklarından işbu “kat” tabiri ile kız alıp vermek de büsbütün men’ olunmak.
Bu gibi cemiyetlerde iki taraf da müteaddid davet ve ziyafetler ile masrafı ziyadeleştirdiklerinde bunlardan sarfı nazarla gündüz pilâv ve zerde ve akşamı dahi güvey taamıyla iktifa olunmak ve bazı erbâb-ı iktidardan bulunanlar, zikrolunan mesârifât-ı mahdu-deden başka kızına ziyade şey vermek murad eylediği hâlde, emlâk ve akarat, telef olmayacak mücevherat misilli
T
Halime Hatun
Zübeyde Hatun
Düstürhan’ın
Şeceresi
1
Mahmud Çelebi
şeyler îtâ ederek beyhude tekellüfât ve mesârifâta sapılmamak ve cemiyet edenler her kim olursa olsun düğüne başlamadan evvel meclise çağrılarak ve masrafları listesine bakılarak hâl ve kudretlerine nazaran yukarıda yazılan masraflardan ziyade, beyhude tekellü-fâta saptıkları tebeyyün ederse o makule ziyade masraflarının tenzili icra ve mütenebbih olmadıkları hâlde tahvif ve tevbih muamelesi ifa kılınmak üzere bu maddeye vali-i belde ve meclis memurları taraflarından daima dikkat ve nezaret olunması babında mahsus emr-i şer’î ısdarını bu defa “Hudâvendigâr Eyaleti Meclis-i İmarı” tarafından takdim olunan bir mazbatadan arzedil-mekle, vâkıa bu muzır âdet memalik-i Osmaniyenin ekser yerlerinde cari olarak haddini tecavüz edip ahâli hakında da mucib-i gadr ve perişânî olduğundan başka, tenasülü de azaltmakta olduğundan yukarıda zikrolunan meratib ve hududun derciyle iktizası veçhile emr-i şerif çıkarılması Meclis-i Vâlâ-yı Ahkamı Adliyye’de ittifak-ı umumî ile tensib ve tasvib kılınarak keyfiyet padişaha arz ile bu veçhile icrasına irade-i seniyye sadır olmuştur.” BK, I/399
DÜNDAR BEY CAMİİ İnegöl’ün Köyhisar köyündedir (1826). BK, I/400
DÜRRÎ ÇELEBİ Bursalıdır. Erbâb-ı cihetten olup Fatih asrında İstanbul’a gelmiş ve Fatih’in son günlerinde İstanbul’da ölmüştür. Şairdir (SO. II/337). BK, I/400
DÜRT DEDE Yıldırım civarında, harap Ferhadiye Medresesi’ne yakın ve Sinan Dede Türbesi karşısında bir mezardır. Kime ait olduğu belli değildir (Eski Bursalılar muradlarının olması için mezara bir değnek sokarlardı). BK, I/400
DÜSTURHAN CAMİİ
DÜSTURHAN Asıl adı Yahya’dır. “Düs-turhan” adıyla maruftur. Maksem’de bir cami yaptırmış, 1479 senesi Martında ikmal eylemiştir. Babası da Yahya oğlu Hüseyin’dir. Kendisi tüccarlardandır. 1481 senesinde ölmüştür. Pı-narbaşı’nda yaptırdığı zaviyenin yanında bir türbeye gömülmüştür. Tekkesi bir müddet cebehanelik olmuşsa da, harap olan bu tekkeyi, mütevellisi Kütahyalı Mahmud yıkıp satmış ve kendisi de Kütahya’ya gitmiştir. Kubbe de yıkılmış ve harabe hâline gelmiştir. Düsturhan’ın Ali Paşa, Mahmud Çelebi, Mehmed Çelebi adında üç oğlu; Sittî Hatun, Zübeyde Hatun ve Halime Hatun adında da üç kızı vardır. Bu zat “Hoca Yahya” olup, doğrudan doğruya tüccardır. Bundan başka söylenen sözler hiçbir esasa dayanmamaktadır.
Bu aileye ait siciller; 8/339, 16/28, 120, 53, 331/65, 118/244. BK, IV/341
DÜSTURHAN CAMİİ Bu cami Maksem Camii adını almıştır. Mart 1479’da Hoca Düsturhan bina eylemiştir. Üç satırdan ibaret olan kitabesi şöyledir: “Kad benâ hâze’l-mescide’l-mübârekete fî eyyâmi’s-saltanati’s-Sultani’l-berreyn ve’l-Hâkâni’l-bahreyn es-Sultan ibnu’s-Sultan Sultan Muhammed bin Murad
1 Maksem Düstürhan Camii.
1491 senesi Birincikânunda, büyük yangında yanan Düsturhan vakıflarından Yeni Tahtakale’de bir ve yanındaki iki dükkân, bir başhane ve ittisalindeki üç dükkân ve Selçuk Hatun mahallesinde beş ev ve Tahılpazarı Hamamı ve Şehabeddin Paşa mahallesinde iki fırın, 28.779 akçe sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 8/179). BK, I/400
Han halleda’llâhu mülkehü ve sultanehü el-abdü’l-muhtâc ila’llâhi’l-Meliki’l-Muhyi Yahya ibnu Yahya Huseyn eş-şehir bi-Düsturhan gafere(hu)llahu ve li-valideyhi fî şehri Muharremi’l-haram seneti erbaa ve semânemie mine’l-hicreti’n-nebeviyyeti’l-Mustafaviyye”.
1507 tarihli bir sicil kaydında: “Bur-sa’da merhum Düsturhan bir mescid ve bir zaviye bina edip ve ecza dahi vaz’ eyleyip, hâl-i hayatında iken bunların mesâlihi için on bin efrencî filori vakfedip ve malından ifraz edip, mütevelli eliyle onunu on bir hesabı üzere mua-mele-i şer’iye edip sarf eylemekte iken, oğlu Mahmud dört bin filoriyi zimem-i nâsda zâyi’ edip mâadâsını da kendisi sarf eylediği” ve Mahmud’un Bursa’da bir çiftliği ve anası ve oğlu yedinde metrukâtı olduğu tesbit edilmiştir (BS. 21/51).
1675’te türbesi, kubbesinde kiremitleri ve türbenin kapı ve pencereleri 2.245 kuruş sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 252/64).
1775 Şubatında, evvelce cami ve türbeyi tamir ettiren mütevelli evlâdından Çavuş Serrâc Hacı Ahmed, caminin kurşunlarını satıp kiremit koymuş ise de, kiremitlerin arasından yağmur suları sızdığından, tekrar 523 kuruş sarfıyla üzeri kurşun kaplatılmıştır.
E
EBRULU KÂĞIT İstanbul’da Ayasofya Camii hatibi olan Ahmed oğlu Mehmed Efendi adında bir ihtiyar icad eylemiştir. Bu zatın ecdâdı Bursalı iken İstanbul’a yerleşmiştir. “Ebrî” denilen musanna’ kâğıtlar Bursa’da çok revaçta idi. Mehmed Efendi, 1773’te çıkan bir yangında eviyle beraber yanmıştır (TH. 386). BK, II/1
EBU İSHAK KÂZERÛNÎ CAMİİ
EBU İSHAK KÂZERÛNÎ CAMİİ “Kâzerûn” kasabası, İran’da Şiraz’ın 90 km. batısında, 800 metre rakımında şirin bir kasabadır. Kâzerûn kalesinin, üzerine bina olunduğu kayanın kenarları ve diğer birçok kayalar İran şahlarından Şapur’un yaptığı muharebeleri, avları ve sair tarihi olayları tasvir eden resimlerle süslenmiş olduğundan eski eserler noktasından pek büyük ehemmiyeti vardır. İsmi, Şehriyar oğlu İbrahim olan Ebu İshak’a, bu kasabada doğduğundan “Ebu İshak Kâzerûnî” denilmiştir. Tarikat şeyhlerindendir. Alim ve fazıl bir zattır. 1034 M. ve 426 H.’de yine bu kasabada ölmüştür ve oraya gömülmüştür. Bu zat, ölüm tarihine bakılırsa Bursa’ya gelmemiştir. Bunun ölümünden 300 sene sonra Bursa fethedilmiştir.
Türkiye topraklarının birçok yerlerinde bu zatın adına birer türbe yapılmıştır.
-
1. Erzurum’da: İkinci surda (Erzurum Anıtları ve Tarihi, 138)
-
2. Edirne’de (BAVD. 24504)
-
3. Bursa’da (BS.252/137)
-
4. Konya’da: Sahra(?) nahiyesinin Efe köyünde (BA.de 1179 H., 23 Şaban tarihli vesikada)
-
5. Şile’de (BAVD. 15609)
Daha birçok yerlerde vardır ki hepsinde -o devirlerde anıt dikmek günah telakki edildiğinden- güzel adını anmak için birer türbe yapılmıştır.
Emir Sultan’la beraber Seyyid Ali Nattâ’ Efendi Bursa’ya gelmiş; Emir Sultan, Yıldırım’ın kızını, Seyyid Ali Nattâ’ da İshak Paşa’nın kızını almıştır (HT. II/255). Tekkenin dervişleri bilâhare Ebu İshak namıyla anılmışlardır (HT. II/255). Nattâ’; meşinci, sahtiyancı demek olmasına nazaran, bu zat da meşin ve sahtiyandan döşek minder yapmasından bu ismi almıştır. Yıldırım Bayezid, bu zatı Hz. Peygamber’in evlâdından olan sâdâtın üzerlerine nazır tayin eylemiştir ki son zamana kadar nakibü’l-eşraf vazifesi devam eylemiştir. Bu zatın vefatında bu vazife oğluna verilmiştir (Bk. Seyyid Nattâ’ ve Zey-nelâbidin Efendi). Bu zat meşhur Aşık Çelebi’nin ceddidir.
Bursa’daki Ebu İshak Camii’ne gelince:
Burasını Yıldırım Bayezid, Ebu İshak Kâzerûnî namına yapmıştır. Bu caminin ve etrafındaki zaviyenin idaresi
2 Ebu İshak Kâzerûnî Camii planı (Gabriel’den)
3 Bursa Şer’iyye Sicillerinde Ebu İshak Zaviyesi ile ilgili belge
için Karadeniz kenarındaki Şile kasabasını ve Gemlik yakınındaki Tuzla-hisarı’nı ve Polat, Ereğlice köylerini ve Tuzhisar mahallesini ve altı dükkân ile bir evi vakfeylemiştir. Evâsıt-ı Ramazan 802 H./ 11.5.1400 milâdî tarihli vakfiyesi Vakıflar Umum müfettişi sayın Halîm Bâkî Kunter tarafından Vakıflar Dergisi’nin ikinci sayısının 424. sayfasında aynen yazılmıştır. Bursa sicillâtındaki bu vakfa ait kayıtlara gelince:
1631 tarihinde, Şeyh Ebu İshak Kâzerûnî Zaviyesi’nde Müslümanların nezirlerini koymak için konulan “Çerağ Sandığı” harem kapısının haricindeki köşede idi. Fakat, yol üzeri olmakla gece orada bırakılamayacağından muhafaza için, bir kişinin her gece sandığı, evine alıp gitmesi lâzım idiyse de hile ile içinden akçe çıkarmakla vakıf çok zarar görmüştür. Bu sebeple çerağ sandığının durduğu köşeye muttasıl olup uzun zamandan beri muattal olan ve bir akçe hasılat dahi girmeyen kârgir kemer dükkânın (Bursa Halkevi neşriyatından bir numaralı broşürün 44. sahifesinde, buradaki türbenin uydurma olduğu yazılmıştır. Sicildeki bu kayıt, orada bir kemer olduğu ve sadaka toplanan sandığın oraya konması için önünün kapatıldığını bildirdiğine göre, türbenin uydurma olduğu hak-kındaki iddiamızı teyid eder) yol tarafına bir duvar bina olunmuş ve bir demir pencere konulup çerağ içine vaz’ olunarak yerinde berkarar olması faydalı bulunmuştur. Bu iş ile mescidin
bazı aksamının ve şadırvana cari su yolunun ıslahı için 4.125 akçe sarf olunmuştur (BS. 243/123).
1655’te mescid, imaret, harem kapısı harap olduğundan iki mahzenle beraber 41.050 akçeye tamir edilmiştir (BS. 302/21). 1760’ta zaviyenin kurşunları 20.754 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 336/97).
1764’te Bursa’da çıkan bir yangında zaviye tabir olunan mescid, dershane ve kiler yandığından 1171,5 kuruşla tamiri keşfedilmiştir (BS. 331/6). Yine bu kayda göre bu vakfın senelik iradı 983 kuruşa baliğ olduğundan tamiri için varidâtı mevcuttu. Şile, Ereğlice, Polat, Kurşunlu köyleriyle Tuzhisar mezraası ve memlehasının mukâtaası bu iradı teşkil ediyordu.
30.3.1765 tarihli bir vesika bu yangın ve zaviyede yaptığı tahribat hakkında şu haberleri veriyor: Zaviye civarındaki Kaygan Çarşısı’nda kazâen çıkan büyük yangın, çarşının etrafındaki mahallelerdeki evlere ve Ebu İs-hak Zaviyesi’ne de sirayet edip zaviyenin sofalarının kubbeleri önündeki kereste ile yapılan sakfı ve sofalarının tırabzonları, zaviyenin sağında ve solunda olan kârgir tabhanelerinin kapıları ve pencerelerinin çerçeveleri yanarak duvar camları ve beyaz sıvaları harap olmuş ve imaretin doğu, güney, kuzey tarafındaki (arşın) duvarları yıkılmış ve üzerlerinde olan sakfı yanmış, imaretin içindeki bakır kazanları, sair bakır kapları, zaviyenin bakır şamdanları zedelenmiş ve Harem-i Şerifin büyük kapısıyla üzerindeki sakfı tamamen yanmış ve sokak kapısının sağ ve sol saçaklarının alemleri ile vesair mahalleri zarar görmüş ve bütün bunların 132.140 akçe ile yeniden inşa ve tamir edilebileceği keşfedilmiş (BS. 331/11), ancak 155.511 akçe ile tamir ve inşa edilebilmişti (BS. 331/17).
1766’da Ebu İshak Kâzerûnî İmare-ti’nde eskiden beri vakfın fakir hademeleri ve sair Müslüman fukaraları için tabh olunan beyaz buğday çorbası
ve Ramazan-ı şerifte tabh olunagelen “ekşi aş” denilen çorba ve Ramazan bayramı arefesi gecesi pişirilen ballı pellûze, zerde ve pilavı ve Kurban bayramı arefesi gecesi kezalik ballı pel-lûze, zerde ve pilavı ve Muharrem’de verilen aşurenin pişirilmesine devam edildiği anlaşılmaktadır (BS. 331/44).
27.11.1844 tarihli bir kayıtta, Ebu İshak Kâzerûnî Camii denilen, içerisi kârgir bir kubbe, bir kemer ve sofası ve bir kubbe, iki kemeri hâvî bir bab mescid ile sağ tarafına muttasıl mektep ve sol tarafına muttasıl imaretlerinin üzerlerindeki kurşunlar zamanın geçmesi ve rüzgârların şiddetlenmesiyle zedelenerek kubbe, kemer ve etrafı harap olduğu gibi mescidin avlusunda kâin halvethane dahi harap olduğundan ve avlusunun sokağa açılan kârgir kemer kapı ve halvethane çatısı ve kapı üzerinin iki tarafına yeniden inşa olunan tavanlı saçağın dahi tamiri icap ettiğinden, bütün bunlar, 11.785 kuruşla tamir edilmiştir (Vakıf Defteri, 310).
1766 tarihli bir kayıtta, zaviyenin Geğbuze (Gebze)’de değirmen, Gemlik kazasında Ereğlice ve Tuzhisarı mem-lehası, Kurşunlu, nefs-i Gemlik ve Kite kazasının Balat(?) köyleri ve Bursa’da bazı hane ve odaların bu zaviyenin vakfı olduğu yazılıdır (BS. 331/36).
Cami, bundan başka mükerreren inşa ve tevsî edilmiş ve etrafında 40 kadar odalar da inşa edilmişti. İlk esaslı tamir Fatih zamanında 884/1479’da yapılmış, ayrıca III. Sultan Mehmed de tekrar tamir ettirmiştir. Birkaç defa minare yapılmış ve yıkılmış ve son minareyi 1882’de caminin müezzini ve kayyımı Raşid Dede, vakfından yaptırmıştır. Hücreler civar hanelere kalbolunmuş ve zaviye de yok edilmiştir. Caminin kitabesi şöyledir:
Kad benâ hâzihi’l-buk’ati’ş-şerîfeti es-Sultânü’s-saîdü’l-a’zamü Bâyezîd Hân eskenehu’llâhü fî ferâdîsi’l-cinân ve va-kafeha alâ ashâbi’ş-şeyhi’l-kebîri’s-samedânî.
Şeyh Ebu İshak Kâzerûnî rahmetu’l-lâhi aleyh fe-emera bi-tecdîdiha sultâ-nü’l-berreyn ve hâkânü’l-bahreyn Sultân Muhammed ibn Murad Han halle-da’llâhü mülkehü ve sultânehü.
Vese‘a’l-abdü’l-fakîr ibnü İftihâr Muî-ni’l-mürşidi’l-Kureşî fî tecdîdiha ve hüve min ashabi’ş-şeyhi’l-kebîr ve ekâribihi şehri Cemaziye’l-evvel sene erbaa ve semânîne ve semâne mie.
Tercümesi: Bu buk’a-i şerifeyi saa-det-i ezeliyeye ermiş bulunan en büyük sultan Bayezid Han bina etti. Allah onu cennet bahçelerinde barındırsın ve Tanrı’nın rahmeti üzerine olsun. Şeyh-i kebir-i samedânî Şeyh Ebu İs-hak Kâzerûnî’nin ashabına vakfetti. Murad Han’ın oğlu Avrupa’nın ve Asya’nın sultanı, Karadeniz ve Akdeniz’in hakanı Sultan Muhammed de buk’anın tecdidini emretti; tecdidi işine ulu şeyhin ve yakınlarının ashabından Muî-nü’l-mürşidü’l-Kureşî abd-i fakir ibn İftihar 884 yılı Cemaziyelevveli ayında çalışıp çabaladı (Bu tercüme Vakıflar Umum Müdürlüğü, umumi müfettişi sayın Bay Halîm Bâkî Kunter’in Vakıflar Dergisi’nin ikinci sayısının 438-439. sahifelerinden alınmıştır). BK, II/4
EBU TALİB Ahmed Bey’in oğludur. Bursalıdır. Babası Bâlî Bey oğullarından Osman Paşa’nın oğlu ve Zeynelâbidin Paşa’nın kardeşidir. Kara Mustafa Paşa vakıflarının mütevellisi iken 1658’de idam edilmiş ve yerine oğlu Ebu Talib mütevelli tayin edilmiştir (BS. 347/ 29). BK, II/8
EBUBEKİR
EBUBEKİR Kiremitçi mahallesinden Hasan’ın oğludur. “Kaba Kadın” demekle maruftur. 30.6.1624’te evinde abdesthane çukuru kazarken bir taş çıkarmış, düşmanları; “define çıktı”, diye İstanbul’a ihbar eylediklerinden dergâh-ı âlî çavuşlarından Kara Mehmed Çavuş, emr-i şerif ile Bursa’ya gelmiş ve definenin muhteviyatını almak için Ebubekir’i tazyikata başlamıştır. Birçok cefalar çektikten sonra
bunun bühtan olduğu tahakkuk eylemiştir (BS. 197/76). BK, II/2
EBUBEKİR (Hacı) Bursa yeniçeri zâbıtı Saksoncubaşı Hacı Hasan Ağa’nın oğludur. Bursalı Saliha Hatun’un bâliğa, bâkire kızı Tayyibe’yi, kendi hâlinde ırzıyla mukayyide iken, bir takrible hanesine götürüp üzerine hücum ve bikrini izâle ve ırzını hetk eylediği anası Saliha tarafından şikâyet edilmekle, Bursa hakiminin babasına yazdığı bir tezkire ile huzur-ı şer’a ihzâr ve ızhar-ı hak olunması 1776 senesinde bildirilmiştir (BS. 1179/33). BK, II/3
EBUBEKİR (Hacı) Ahmed’in oğludur. “Molla Bey” diye meşhurdur. Reyhan Paşa mahallesinde mukim iken vefat eylemiştir. 1630’da zevcesi Hanım, oğlu İbrahim ve kızları Safiye ve Zahide ile 40.000 akçe muhallefatı kalmıştı (BS. 249/91). BK, II/2
EBUBEKİR (Hacı) Süleyman’ın oğludur (BS. 187/212). Bursalı ve mimardır. Sanatta mütehassıstır. Kendisi doğru bir adamdır. Arabî pencereler, kapılar, sandıklar, dolaplar yapmaya kâdirdir. Keşf ve tahmini doğrudur (bk. Mimar). 1617’de tayin edilmiştir. Hassa mi-marbaşısı İstanbul’daki Sultanahmed Camii’ni yapan Mehmed Ağa, dikkatli, hizmetinin ehli ve vazifesinin uhdesinden gelmeye kâdir olduğunu tasdik eylemiştir. 1618-1624’te beylik binalara ve sultan vakıflarına muhammin olan Mehmed, ref’ olunarak yerine ehli vukuf tayin edilmiştir (BS. 236/157). BK, II/1
EBUBEKİR (Hafız) Karamanlıdır. Ulemadan bir zattır. Veliyyüddinzâde Ahmed Paşa Medresesi müderrisi iken 1620’de vefat eylemiş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür (G. 334). BK, II/1
EBUBEKİR (Oturakçı) Bursalıdır. 26.12. 1793’te varisi olmadan vefat eylediğinden eşya, emval, nakit ve muhal-
lefatının mirîye zaptı emredilmiştir. O sırada Dumanoğlu muhallefatını zapt için gelen gediklilerden Mahmud Ağa bu işe memur edilmiştir. BK, II/3
EBUBEKİR ÇELEBİ Bursalı Veliyyüddin Paşa’nın oğludur. Meşhur şair Ahmed Paşa’nın kardeşidir. 870/1465’te ölmüş ve Zeynîler’de Molla Hüsrev’in kabri yanına gömülmüştür. BK, II/1
EBUBEKİR ÇELEBİ Hudâvendigâr vakıfları mütevellisi Ebulbekâ’nın oğludur. 1638’de Koca Nâib mahallesinde ölmüştür. Karısı, Celâleddin kızı Hanım-can idi (BS. 233/106, 236/1, 250/113). BK, II/2
EBUBEKİR EFENDİ Bursa’da reisü’l-kurra olup, 1187/1773’te ölmüştür. Kurretü’l-ayn adında bir eseri vardır. Alim bir zat idi (SO. I/181). BK, II/3
EBUBEKİR EFENDİ Bursalıdır. “Bahaed-dinzâde” diye meşhurdur. Müderris ve sonra Manisa ve Bağdad kadısı oldu. 1622’de mazûl iken vefat eylemiştir. Basiret ve intibah ile meşhur, halka hüsn-i muamele eder, kudretli, ahlâklı, mütevazi bir zat idi (SO. I/173; ŞNZ. 410). BK, II/1
EBUBEKİR EFENDİ Gümülcinelidir. “Müf-tüoğlu” diye meşhurdur. Müderristir. Gümülcine, Yenice, Karasu, Cebel kazalarında mübayaaya memur Süleyman ile geçinemeyip mübayaa eylediği 300’den fazla arabayı, Karaağaç iskelesinden yarım saat yol almışlarken, Cebel eşkıyasını başlarına cem’ ve nâhiye ahâlisini iğfal ve tahrik ile; “mübayaa vermiyoruz” diye arabaları geri çevirip, “bir şey verdirmiyoruz” diye şekâvet ve mefsedette bulunduğu haber alınmıştı. Ayrıca müderrislik iddiasında bulunduğundan Şeyhulis-lâm Damadzâde Feyzullah Efendi tarafından işaret edilmekle, işaretleri mucibince Bursa’ya nefy edilmiş ve 28.12.1757’de Bursa’ya muvasalat
eylemiştir (BS. 391/140). BK, II/3
EBUBEKİR EFENDİ Kasım’ın oğludur. Hoşkadem Makramevî mahallesinde 1638 senesinde ölmüştür. Hatipti. Oğlu Mesud ile 385.219 akçe muhallefatı ve birçok şiir kitabı kalmıştır (BS. 250/ 129). Karısı Ümmügülsüm’dü. BK, II/2
EBUBEKİR EFENDİ (Hacı) Sadrazam Koca Ragıb Paşa’nın kethüdası idi. Bursa’ya nefy olunmuşken 1759’da affolunmuş ve İstanbul’a dönüp evinde oturması kendisine hitaben varid olan bir fermanla bildirilmiştir (BS. 1172/79). BK, II/3
EBUBEKİR EFENDİ (Muhaddis) Bursalıdır. 1802’de ölmüştür. İki günde bir hatim ederdi. Ölümünü iki gün evvel haber vermişti. Zahirî ve bâtınî ilimlerde mahirdi. Ulucami’de tefsir ve hadis okuturdu. Habiboğlu Mektebi’ne gömülmüştür. Keşf ve kerametleri vardır (SO. I/183). BK, II/3
EBUBEKİR EFENDİ (Seyyid) Vânîzâde Ahmed Efendi’nin oğludur. Müderristir. 1704’te ölmüştür (G. 410). BK, II/3
EBUBEKİR EFENDİ (Zakir, Şeyh) Bursalıdır. Zağferanlık Mescidi’nde şeyh ve imam iken 1666’da ölmüş ve bu mescide gömülmüştür. Şeyh-i Halvetî Yakub Efendi mürid ve zâkiri oldu. Bu mescide bir minare inşa ettirmiş ve minber koyarak camiye tahvil eylemiştir. Fenn-i mûsıkîde emsali nadir bulunan bir üstaddı (SO. I/174; G. 162). Bk. Bekir Efendi (Şeyh). BK, II/2
EBUBEKİR PAŞA Manisalıdır. Balıklı köyünde çiftliği vardı. Başdefterdar olmuş ve sikkeyi ıslâh eylemiştir. Rumeli valisi iken 1630’da katledilmiş, başı Topkapı’ya gömülmüştür. Osman, Hasan, Davud isminde üç çocuğu kalmıştır. Dinini sever, halim, selim bir zat idi (SO. I/173; BS. 247/74). BK, II/2
EBULBEKA Mekke şeriflerinden iken 1769 senesi Birinciteşrin ayında Bur-sa’ya ikamete memur edilmiş ve Mudanya gümrüğünden 75 kuruş maaş bağlanmıştır (BAML. 24687). BK, II/8
EBULBEKA EFENDİ Bursa’da doğmuştur. Mir Mahdum (Mahdum Bey)’un oğludur. 1591’de Hudâvendigâr vakıflarının mütevelliliğinde bulunmuş ve uzun müddet bu vazifeyi yapmıştır. Çekir-ge’de otururdu. 1620’de ölmüştür. Oğlu, Ebubekir Çelebi’dir (BS. 181/1, 327/101, 233/106, 236/1). Babası sâ-dâttandır. BK, II/1
EBULFETH EFENDİ (Mevlânâ Şeyh) Bursalı Şeyh Numan Efendi’nin oğludur. 1615’te Molla Fenarî Medresesi müderrisi idi (BS. 228/63). BK, II/8
EBULMEÂLÎ EFENDİ Bursa’da birçok büyük vakıfların mütevellisi iken 1587’de evinde katledilen Seyyid Cafer’in oğlu Emir Gazi’nin oğlu Cafer Paşa’nın oğludur. Anası Yaniçoğlu mahallesinden Mehmed kızı Saliha’dır. Mustafa, Cafer, Paşa, Ahmed, Mehmed, İbrahim Çelebiler adında altı oğlu dünyaya gelmiştir. 1662’de vefat eylemiştir (BS. 238/155). Şeceresi için Emir Gazi’ye bk. BK, II/8
ECE Pîrî’nin oğludur. 1492’de mahalleli bunu mahkemeye götürerek: “Evine yaramaz avretler gelir gider, avretinle musahabet eder” derler. “Benim avretim yaramaz mıdır?” sualine de: “Evine yaramaz avretler gelip giden kimsenin avreti de yaramaz olur” denilince: “Bana yaramaz avret gerekmez, üç talak ile boş olsun” der ve karısını boşar (BS. 4/427). BK, II/8
ECE (Mevlânâ Hoca)
ECE (Mevlânâ Hoca) Ulucami hasırları için vakıf bırakmıştır. Oğlu Mevlânâ Muslihuddin, 1512’de Çelebi Sultan Mehmed vakıfları mütevellisi idi (BS. 23/189, 348/27). BK, II/9
ECE SULTAN Karamanlıdır. Emir Sultan ile Bursa’ya gelmiş ve Bursa’da vefat eylemiştir. Hz. Emir’e muhabbetinden saltanatı terk etmiştir. Emir Sultan Camii’nin güney tarafından Zeynîler’e giden yolun sağında ve yokuştaki evlerin birisinde medfundur. BK, II/8
ECE SULTAN
ECE TÜRBESİ (Hoca) Hisar’dadır. 1504’-ten evvel yapılmıştır. BK, II/8
EDHEM BEY İlyas Bey’in oğludur. 1484’-te Yahşi Bey vakıfları mütevellisi idi (BS. 4/95). BK, II/9
EDHEM ÇELEBİ Meşhur Su Balaban’ın oğlu Mehmed Çelebi’nin oğludur. 1504’te Bursa’da yaşıyordu (BS. 19/ 279, 16/200). BK, II/9
EDHEM DEDE Ulucami müezzini ve Bursa’nın Hoca Nasreddin’i idi. Nakşibendî tarikındandır. 21 Kânunievvel 1898’de ölmüştür. BK, II/9
EDHEM EFENDİ Çarşamba Tekkesi şeyhi Şerefüddin Efendi’nin damadı ve Atâul-lah Efendi’nin eniştesidir. Tireli Hasan Efendi’nin oğludur. Bursa’da Ali Paşa mahallesinde 1800’de doğmuştur. Tahsilini ikmal ettikten sonra Ulucami’de babası gibi dersiâm olmuş ve 1835’te kayınbabası yerine şeyhliğe getirilmiştir. Fazıl bir zat idi. Ekser zamanlarını tekkede ahbablarıyla toplanarak sohbet ile geçirirdi. 1878’de ölmüş ve bu tekkeye gömülmüştür. BK, II/9
EDHEMÎ (Şeyh) Marufzâde’dir. Demirtaş Camii altındaki Lala Şahin Paşa mahal-
lesinde, Garipler Zaviyesi şeyhi ile bir kadınla tutulduğundan şeyhlikten çıkarılmış ve yeri başkasına verilmiştir. Tekkenin hâsılatı senede 150 akçelik bir bahçe idi (BS. 10/59). BK, II/9
EDÎBÎ ALİ EFENDİ Bursalıdır. “Bakkal-zâde” diye şöhret bulmuştur. Sultan Murad’ın hocası Sadeddin Efendi’ye intisab ederek İstanbul‘da birçok medreselerde müderrislik yapmıştır. 19.12. 1618’de tâundan ölmüştür. Mahlası “Edîbî”dir. Yüksek kabiliyetli ve buluşlu, hoşsohbet, görüşenlerin kalplerini teshir eder, mahir bir şâirdi (SO. I/316; G. 451; ŞNZ. 352). BK, II/9
EFDALZÂDE Cedlerinin ismi Mevlânâ Efdalüddin el-Hüseyni olduğundan evlâdlarına “Efdalzâde” denmiştir. Hepsi ulemadandır. Bu aile, Bursa’da iki mektep ve bir hamam yaptırmış ve birçok vakıflar bırakmıştır.
Bu aileye ait siciller şunlardır: (BS. 11/191,199, 5/306, 4/431, 17/135, 12/ 228, 5/1, 3/368, 26/13). BK, II/10
EFDALZÂDE HAMAMI “Alboyacılar” adıyla anılır. Bk. Alboyacılar. BK, II/10
EFDALZÂDE MEKTEBİ Hisar’da Zindan-kapısı’ndadır. Kurucusunun ruhu için eczâ vakfedilmiştir. 1526’da bu mektep vardı (BS. 35/75). BK, II/10
EFDALZÂDE MEKTEBİ Bedreddinoğlu mahallesindedir. 1613’te harap olduğundan 7.840 akçe sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 223/6). 1845’te mektep tekrar ahşap olarak yaptırılmış, döşe-
mesi, sakfı ve tavanı, sıvası, pencere ve sokak kapıları tamir ve tecdid edilmiştir (BS. 310). Banisi, bu mektep için Kale’de Zindankapısı’nda 15 oda vak-feylemiştir (BS. 92/52; 348/11). BK, II/10
EFLAMBOLİ Mudanyalı Kanoyuz’un oğludur. 1718’de Anapoli üserâsından elindeki gümrük tezkiresinde kayıtlı olan bir re’s esiri, bazı eşyasını çalarak firar eyleyip Anapoli’ye gittiği haber alındığından tutulması emredilmiştir. BK, II/10
EFLATUN Ulemadan bir zatın ismidir. Bunun neslinden Abdüllâtif Efendi, Mehmed Şah, Derviş Mehmed Çelebi gibi birçok alimler gelmiştir. Evlâd ve ahfâdı Bursa’da yerleşmişler ve birçok alimlerden kız alıp vermişlerdir (BS. 19/15, 28/522, 8/400, 7/191). BK, II/10
EFTENDİZE Sultan Orhan’ın karısıdır. “Akbaşlı” denilen Mahmud Alp’in kızıdır. Orhan’ın oğlu Sultan Murad, Nilüfer Hatun’dan doğmuş ve kendi kızına Nilüfer adını koymuştur. Sultan Mu-rad’ın kardeşi ve Orhan’ın oğlu Süleyman Bey’in Akşehir’de İmaret Camii haziresinde Eftendize adında bir kızı evvel-i Zilkade 799 H., yani 27.7.1397 günü ölmüş ve gömülmüştür. O zaman Türklerde çocuklarına büyükbaba ve büyükannelerinin adlarını vermek hemen hemen kaide hâlini almasına nazaran Süleyman Paşa’nın anasının Eftendize olduğu tahmin edilebilir. Bu isim “eftendize”den “efendizâde” şeklinde okunma zannını veriyorsa da Başvekâlet Arşivi’nde, Sultan Orhan’ın karısına verdiği “Ortaköy”ün üzerindeki meşruhatta “Eftendize” şeklindedir ki Rumcadaki Eftendize’ye yakındır. Bu meseleyi zaman halledecektir. Süleyman Paşa’nın bu kızının kabrini en evvel rahmet-i Rahmana kavuşan tarihçi Tevhid Bey, Osmanlı Tarih Encümeni Mecmuası’nda haber vermiş ve
Türkiyat Mecmuası’nın beşinci cildinin 204. sahifesinde genç tarihçilerimizden Rıfkı Melül Meriç, resimleriyle meydana koymuştur. Kanunî devrinde yazılan Hudâvendigâr sancağı tapu defterine göre Yenişehir’in Haliç köyünde 50 müdlük bir yeri Orhan Bey’-den Eftendize Hatun miras tarikıyla mutasarrıf iken bu kadın hissesini Sinan Bey oğlu Süleyman Bey’e satmıştır. BK, II/10
EĞİRDİR KÖYÜ Bursa kazasına bağlıdır. 1937’de 93 hane ve 426 nüfusu vardı. 1680 tarihinde İbrahim Paşa mahallesinden Ahmed Efendizâde Abdurrahman Efendi’nin oğlu Müderris Mehmed Efendi, bu köyün cami-i şerifi önünde bir çeşme bina eyledi. Çeşmenin suyu az olduğundan yaz günleri kesiliyordu. Müderris Mehmed Efendi, köyde bu sudan başka içecek su olmadığından Menteşzâde Abdurrauf Efendi’nin köy yakınındaki bağı içerisinden çıkan pınarın suyunu cami önündeki çeşmeye akıtmaya talib olmuş ve akıtmıştır (BS. 317/42). BK, II/96
EHAVEYN İznik’te mescidi, türbesi ve zaviyesi vardır. Bunlara irad olmak üzere İznik’te Orhan Sarayı hududuna vasıl olan yerlerden iki tarafı yol ile mahdud olan bağlar, Hayreddin Paşa mahallesinde “Uluca” demekle maruf bahçe, Sermahfil mahallesinde Öküz Bahçesi, Beymescidi mahallesinde bir bab bahçe, İnebey Mescidi kurbünde dükkânlar, mescid ve zaviyesi önünde Sultan Hatun’un vakfeylediği ev ve harimini vakfeylemiştir.
Bu vakıfların tevliyeti evlâda meşruttur. BK, II/11
EHLİCE Bursa’da ulemadan Mehmed oğlu Mevlânâ Muslihuddin Mustafa Çelebi’nin nam-ı iştiharıdır. Bk. Musli-huddin Mustafa. BK, II/11
EKŞİ MEHMED
EKŞİ MEHMED Yeniçeri yoldaşlarından-dır ve Ulubatlıdır. 27.8.1595’te Arapzâ-
Ehaveyn’in
Şeceresi
Ehaveyn Hazretleri
Mustafa Baba
Şah Baba
Müştak Baba (Evlâd-ı zükûru kalmadığından)
Fatma Hatun
de adında birisi İstanbul’a gidip divan-ı hümayuna çıkıp: “Ekşi Mehmed, benim avretimi çekip, habsedip ziyade zulüm eylemiştir” diye şikâyet eylemişti. Birkaç defa yeniçeri ağası mektup göndermiş ise de: “Bu yoldaş asla itaat-ı şer’ eylemedi” diye tekrar gelip şekvâ eylediğinden Hasan Ağa tarafından: “Bu yoldaş, kendi yoldaşlarıyla acele İstanbul’a gönderilip hasmı ile mura-faa-i şer’ oluna” diye Bursa yasakçı-başısı Haydar Subaşı’ya mektup gönderilmiş ise de Taşçı Karagöz: “Subaşı bölüğünde olan bu Ekşi Mehmed’e Haydar Subaşı’nın mektubu tesir etmedi ve bizim sözümüz kulağına girmedi” diye İstanbul’a cevap yazmıştır (BS. 189/ 98). BK, II/12
ELALDI HATUN Süleyman Bey’in kızıdır. 1854’te İnegöl’ün Yeni, Kozluca, Tutuş, Doma köyleri vakıfları idi. Babası İznik’te müstakil türbesinde medfundur. BK, II/12
ELALDI HATUN İznikli Ali Çelebi’nin kızıdır (1507) (BS. 21/202). BK, II/12
ELALDI HATUN 1479’da sağ idi. Şarap-dar İlyas Bey’in kızıdır (BS. 3/137). BK, II/12
ELALDI HATUN Fatih’in İstanbul’un alınmasını müteakip şehit eylediği Çandarlı Halil Paşa’nın kızıdır. 917/ 1511’de ölmüştür. Kızı Hatice Hatun, Bâlî Bey’in kızı olmasına nazaran Elaldı Hatun, Bâlî Bey’in karısıdır. Zeynîler mahallesinde vakıfları vardır. Vakfiyesi, 28.6.1501 tarihlidir (BS. 26/439, 8/91, 17/338). BK, II/12
ELALDI HATUN MEKTEBİ Hacı Halife (Zeynîler) mahallesindedir. Bunun idaresi için Filibe’deki mallarını, Bergama’daki arazisini ve Tahtakale civarındaki dükkânlarını vakfeylemiştir (BS. 17/338). BK, II/12
ELÇİ Yukarı canibten gelen elçi İbrahim Han, Yenişehir’de develerinden dört
katar deveyi satmak murad edinip hükm-i hümayun taleb etmekle, padişaha gönderdiği adamı Ebulkasım’ın eline bir ferman verilerek değer bahalarıyla sattırıp emir hilâfı kimseye dahl ve taarruz ettirilmemesi 1584’te emredilmiştir (BS. 150/193). BK, II/12
ELE GETİRMEK Eski devirlerde tutmak, derdest etmek manasına kullanılırdı. BK, II/12
ELİSİYE KÖYÜ Mihaliç nahiyesindedir. Koca Mehmed Ağa’nın oğlu Mahmud Paşa’nın oğlu Süleyman Çelebi mutasarrıfken vefatı üzerine oğlu Osman Bey’e intikal eylemiştir. Bu köyün yarısı Orhan’ın ve yarısı Osman’ın idi. Osman’ın hissesini Mehmed Ağa satın almış ise de bu satış padişah tarafından tecviz edilmeyerek timara verilmiştir. BK, II/12
ELMAS KOLBAŞI İstanbul’da ahlâksız bir kadın olup hükûmetin rızası hilâfına hareket eylediğinden 4.10.1811’de ıslah-ı nefs edinceye kadar Bursa’ya nefy edilmiştir. BK, II/13
ELMAS SULTAN Atıcılar sahrası yakınında, bahçeler arasında, kerameti görülmüş temiz bir zat idi. İsmi, yukarıda adı geçen “Ali Mest Sultan”dan galat olsa gerektir (SO. I/395). BK, II/13
ELVAN (Sadık oğlu Hacı) 1478’de Bursa eşrafından idi. Hacı Ali, Gülşah adında iki oğlu vardır (BS. 3/80). BK, II/14
ELVAN BEY Hoca Yusuf’un oğludur. “Pîrî Elvan” diye meşhurdur. Sinan Bey adında bir oğlu vardı (1479) (BS. 3/ 135). BK, II/14
ELVAN BEY I. Murad oğlu Yıldırım Baye-zid’e Germiyanoğlu’nun kızı Devlet Hatun’u aldığı (bk. Düğün) vakit, Ger-miyanoğlu, gelinin atını çekmek üzere çaşnigirbaşısı Paşacık Ağa’yı beraber
göndermişti. Bayezid, Paşacık Ağa’nın Bursa’da kalmasını istedi, Germi-yanoğlu muvafakat eyledi. Bu vechile Osmanlı hükûmetinde çaşnigirbaşılık (eskiden ziyafetlerde sofra hizmetini görenlerin, yemeklerin lezzetine bakanların başı) vazifesi ihdas edildi ve Paşacık Ağa’dan sonra oğlu Elvan Bey ve daha sonra onun oğlu Sinan Bey ilâ-âhir bu vazifede kullanıldılar (783/ 1381). Cemaziyelevvel 824/Mayıs 1421’de Çelebi Sultan Mehmed Edirne’de hastalandığı zaman vezirlerini ve alimlerini çağırıp; “Ben bu döşekten kalkmazam. Tiz oğlum Murad’ı getirin” deyip çaşnigirbaşısı Elvan Bey’i Manisa’ya gönderdi. Arkasından da süratle gelmeleri için ulaklar gönderdiler. II. Murad geldi ve padişah oldu. Dört sene sonra Sultan II. Murad, İsfendiyar oğlunun kızını almak için Elvan Bey’i, yanına birçok kimseleri ve iki hadım ağasını koşup, Kastamonu’ya gönderdi. Gelini alıp Bursa’ya getirdiler (B. 50,96,100; A. 59, 94-95, 106). Giden harem ağaları Reyhan ve Şerefüddin Paşalardır ki bunlara paşalık verilince asıl Türk kanından olan Bayezid, Umur ve Oruç Paşalar kendilerine bey ve Koca Mehmed Paşa kendisine ağa dedirtmeye başladılar (SO. III/492). Elvan Bey, II. Murad zamanında vefat edince Geyve’de yaptırdığı cami yanına defnedilmiş ve üzerine bir türbe yaptırılmıştır. Oğlu Sinan Bey, babasının vakıflarına birçok vakıflar ilâve eylemiştir. Bu camiye ve imaretine akar olmak üzere Kütahya’da Ahi Erbasan mahallesinde Aktimur(?) Hamamı’nı, Geyve’de Elvan Bey Hamamı’nı vakfey-lemiştir. Elvan Bey’in karısı Firuze Hatun da Tokmak değirmenini vakfey-lemiştir. Bursa yakınındaki Balıklı köyünde “Elvan Bey yeri” demekle maruf arazisi vardır (BS. 19/23,288). Oğlu Sinan Bey’in mezarı Balıklı köyündedir (bk. Sinan Bey). 1750’de Geyve’de eski tek hamam mevcut iken Göynük’ten Serdar oğlu Hüseyin Ağa, Elvan Bey Hamamı’nın şehrin dışarısında olması,
kadın ve çocukların bu hamama gidip gelmelerinde sıkıntı çektikleri ve Geyve’nin yol üzerinde olup, gelip geçen vezirler ve sair yolcuların yıkanmaları için kâfi gelmediğini göz önüne alarak ikinci bir hamam yapmaya başlamış ise de diğer hamama zarar-ı şer’îsi olacağından ve onun icarının düşmesine sebep olacağından bahisle men’ edilmiş ve hamam yapmak için verilen izin emri iptal edilmiştir.
Bursa nevâhîsinde, babası Paşa-cık’tan kalan Elvan Bey Çiftliği, bağ ve değirmenleri, Kadı Alişar köyü, Kara-göl’de mezraası vardı (BS.3/135).
Şeceresi şöyledir:
Paşacık Ağa (Hoca Yusuf Ağa)
Mehmed Çelebi İlyas Çelebi
BK, II/13
ELVAN BOYACILIĞI Bursa beytülmal mukâtaacıları Abdülhamid ve Mehmed Emin, 30.10.1764’te divan-ı hümayuna arzıhâl ederek; uhdelerinde olan mukâtaanın hasılı, mal-i mirîsine vefa eylemediğinden ve Bursa’da vaki elvan ipek boyacılığı kimsenin kayd ve beratına dâhil olmadığından beytülmal mukâtaası kesrine medar olmak üzere senevî 50 kuruş mal ile mukâtaa-i mezkureye zam ve ellerine berat verilmiş ise de henüz mahallinde tescil olunmamakla, tescil olunup zabt u tasarruflarına âhar taraftan müdahale olunmamasını rica eylemişlerdir. Ev-kaf-ı hümayundan Langa Yeni Kapısı haricinde nizam-yâfte olan arsada bina olunan (İstanbul’da açılan ve vakıf perdesi altına gizlenen bu boyahaneler ve bunlara verilen imtiyaz ve şerâit Bursa boyacılığını söndürmüş ve bu
sanatın İslâmların elinden Hıristiyanların ellerine geçmesine başlıca âmil olmuştur) 50 adet kârhanenin dördü alboyacı, ikisi elvan boyacısı olup fimâbad Edirne, Bursa, İzmir ve bilâd-i saireden İstanbul’a al boyanmış iplik ve ipek gelmemek ve İstanbul gümrük emini marifetiyle tecessüs olunup men’ olunması mukaddema Haremeyn müfettişi îlâmı mucibince düsturu’l-amel olmak üzere nizamı hâvî sadır olan emr-i âlîşânda musarrah olup Bursa’da elvan boyacılarına menâfi-i şurût bir kayıt bulunmadığı Haremeyn muhasebesinden derkenar edilmiş ve evkaf-ı mezkure mütevellisi dahi derkenar olunan şurut mucibince mukâtaa-i merkumeye ilhakında evkaf-ı hümayuna bir zararı olmadığı bildirildiğinden 13 Rebiulâhir 1178’den, yani 11.10. 1764’ten itibaren mahalline kaydolun-duğu Bursa kaleminden bildirilmekle beratları şurutu muciblerince zapt ve tasarruflarına ve taraf-ı âhardan müdahale edilmemesine ferman olunmuştur (BS. 398/19). BK, II/14
EMETULLAH HATUN Babası, Ruhî Mehmed Efendi’nin oğlu Mustafa, annesi, Abdullah’ın kızı Hüsniye’dir. 1739 senesi Birinciteşrin ayında Kavaklı mahallesinde ölmüştür. Kocası Seyyid Ahmed Efendi oğlu Seyyid Abdülkadir Efendi’dir. 437.958 akçe muhallefat bırakmıştır (BS. 1152/62). BK, IV/292
EMETULLAH HATUN Kahveci Hacı Hasan Ağa’nın karısı iken 1762’de ölmüş ve Şehreküstü mezarlığına gömülmüştür. BK, IV/292
EMETULLAH HATUN Şeyh Hüsamed-din’in kızıdır. 1642’de Temmuz ayında İbrahim Paşa mahallesinde ölmüştür. Kocası Şirinzâde Ahmed Efendi’nin oğlu İbrahim Çelebi ve anası Hacı Hudâverdi kızı Raziye’dir. Şeyh Mehmed ve Fatma adında iki evlâdı vardı (BS. 259/133). BK, IV/292
EMİN Bursalıdır. İstanbul’a giderek bâb-ı âsafî (sadrazamın evi) kurbünde arzıhâlcilik yapmakta iken şer’î bir davadan dolayı verilen bir fermanı tahrif eylemiş ve bu hareketi te’dîbi icap ettirmekle bu gibilere ibret olmak üzere 1783’te memleketi olan Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 1196/68; BAZD. 3706). BK, II/16
EMİN İstanbul’da yelkenciler kethüdası iken Bursa’ya Kavas mübaşeretiyle sürülmüş ve diğer bir emirle de: “Gayet uygunsuz ve sâ’î bi’l-fesad ve lâzimü’l-izâle bir habis olduğu tebeyyün ve tahakkuk eylemekle idam ve izâlesine irade-i seniyye taalluk eylediğinden” 6.7.1827’de idam ve izâlesi emrolun-muştur. BK, II/19
EMİN (Deli) Ocak tatarlarından olup Malkara menzilinde vukuat yaptığından Rumeli valisi Derviş Paşa’nın inhasıyla 1824’te Bursa’ya sürülmüştür. BK, II/19
EMİN (Hafız Mehmed) 1789’da Bur-sa’da ipek mizan emini iken, toplayabildiği askerle, üzerlerine sergerde tayin olunan Hasan Ağazâde Saîd ile beraber Vidin seraskeri Hasan Paşa maiyyetine ilkbaharda yetişmesi, geç kaldığı veyahut noksan askerle vardığı takdirde hakkından gelineceği fermanla kendisine bildirilmiştir (BS. 308/ 10). BK, II/17
EMİN (Piç) Yalova’da sakin idi. Gemlik serdarı Kayış, Eskişehir kethüdası Seyyid Ahmed ve Subaşıoğlu Mehmed ve Küçük Kumlalı Debbağ Ali oğlu Mehmed Reis ve Seyyid Derviş Ali ve Kürd Derviş Mehmed, Salih Reis, Hacı Süleyman ve Kürdoğlu Mehmed adındaki kişiler, Gemlik’te ve köylerinde söz sahipleri olup eşkıyaya muin olduklarından, günden güne ahâlinin rahatları kaçmakta ve yapılmakta olan kalyonun muhafazasında da tehlike olduğundan, bunların birer mahalle
nefy edilmeleri, kalyon inşasına memur İnegöllü Numan Bey’le kalyon bina emini Hacı Emin Efendi müştereken bildirdiklerinden 10.6.1796’da Limni Adası’na nefiyleri emredilmiştir. BK, II/17
EMİN AĞA Bursalıdır. Kasapzâde’dir. Silâhşördür. Kendi hâlinde olmayıp padişahın emriyle Bursa’dan istenilen bazı şeyleri tatil eylediğinden ve ahâliyi tahrik ve ifsad ederek memleketin intizamını ve nizamını bozduğundan bu makulelerin te’dîbi ve emsalinin terhibi için çavuş mübaşeretiyle Rodos’a nefy edilmiştir. 12.6.1802’de Bursa’dan ayrılmıştır (BAZD. 2980). BK, II/17
EMİN AĞA (Hacı Mehmed) 1794’te Gemlik tersane emini idi. Daha evvel de Süleyman Feyzî Paşa’nın kapı kethüdası idi. BK, II/17
EMİN AĞA (Mehmed) Beyhan Sultan’ın teberdarlarından iken padişahın rızası hilâfına hareket eylediğinden Bursa’ya nefy edilmiş ve 12.10.1817’de Bursa’ya varmıştır. Bir ay sonra da Beyhan Sul-tan’ın kâhyası Ahmed Azmi Efendi’nin ricası üzerine affolunmuştur. BK, II/19
EMİN AĞA (Mehmed Emin Ağa) Vidin altında ve Şebeş muharebelerinde yeniçeri ağası iken fedakârlık etmiş ve hiçbir kusuru görülmemişken Bursa’ya nefy olunmuş olduğundan, borç çıkarılarak 5.536,5 kuruşun affı emredilmiştir (BAAS. 39283). BK, II/17
EMİN BEY 1293/1876 Meclis-i Mebu-san’ında Bursa mebusu olan Ahmed Bahaeddin Efendi’nin küçük oğludur. Rıdvan Bey isminde bir oğlu olmuştur. BK, II/21
EMİN EFENDİ Salihzâde’dir. Ulemadandır. Babası Şeyhulislâm Topkapılı Salih Efendi’dir. 1705’te Edirne’de doğmuştur. Tahsilden sonra birçok kadılıklar-
da gezdikten sonra kazasker ve 1775’te şeyhulislâm olmuştur. Bu vazifede 17 ay bulunmuştur. İhtiyarlığı dolayısıyla rehaveti görüldüğünden azil ve taallukâtının bazı harekâtı vaki olmakla Bursa’ya nefy olmuş, bir ay sonra 1777’de vefat eylemiş ve Emir Sultan civarında defnedilmiştir. Sahî ve temiz ahlâklı bir zat idi (KA. 2930; SO. I/411). Hakkında pek çok tafsilât ve izahlar vardır. BK, II/16
EMİN EFENDİ İstanbul’da, Eğrikapı haricinde Sa’dîler Tekkesi şeyhi idi. Karısı Emine Hatun’dur. Hastalara okumak bahanesiyle, avenesini vasıta yaparak, akılları noksan olan kadınlardan bir çoğunu evine toplayarak, kimini kocalarından ayırmakta ve bazısını birbirine sataştırmak için sihirler tertip ederek ellerinden mallarını almakta vs. olduğu haber alındığından Bursa’ya sürülmüştür. Bundan sonra hastalara üfürükçülük yapmayacağına ve bu gibi harekâtta bulunmayacağına tevbe ve istiğfar eylediği ve mübarek bayram gününe hürmeten affını dilediği ve kendi hâliyle, edebiyle oturacağına birçok kimseler kefil oldukları için, bundan sonra bu gibi hâli görülürse ailesiyle birlikte daha uzaklara sürülmek üzere, cürmü affolunmuş ve İstanbul’a gelmesine 20.10.1778’de izin verilmiştir. BK, II/16
EMİN EFENDİ Bursalı Abdülhâdî Efen-di’nin oğludur. Kadılardandır. 1843’te ölmüştür (SO. I/431). BK, II/20
EMİN EFENDİ (Hacı Hafız Mehmed) Bursa’da attarlar şeyhi idi. “Eskicizâde” demekle maruftu. 1848’de vefat eden Hacı Mustafa’nın kardeşidir. Şehre-küstü kabristanında medfundur. BK, II/20
EMİN EFENDİ (Hacı Mehmed)
EMİN EFENDİ (Hacı Mehmed) 1879 senesinde Emir Sultan’a şeyh olmuştur. Evvelce Eşrefzâde şeyhlerinden Fahreddin Efendi’ye de aynı cihet tev-
4 Hacı Mehmed Emin Efendi’nin kabir taşı
-
5 Şeyh Mehmed Emin cih olunmuş ise de bilâhare ref’i ciheti-Kerkükî’nin kabir kitabesi ne gidilmeyerek şeyhlik hisselere ayrılmış, rubu’ hissesi ibka edilmiş, bu cihet bilâhare evlâdlarına intikal ederek elden ele geçmiştir. Mûmâ-ileyh Emir Sultan Camii imam ve hatibi olup Zeynîler’de medfun Nakşibendî şeyhlerinden Hacı İsmail Efendi’den ilâhî ve âlî ilimleri tahsil etmiş ve hacca gidince Mehmed Can Hazretlerinden izin ve icâzet almıştır. 1898 Ağustosunda vefat etmiş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Meclis-ârâ, nazik-eda, herkesin şahsına göre muamele ile büyük ve küçüğü memnun ve hoşnut ederdi. Temizliği çok sever, temiz ve muntazam elbise giyer, mütevazi, halim, kerim bir zat idi. BK, II/21
EMİN EFENDİ (Mehmed) Bursa hanedanından Şerif Ağazâde Ahmed Efen-di’nin oğludur. Anası Eminiye Tekkesi bânisi Emin Efendi’nin ikinci kızı Şerife Necibe Hanım’dır. 1799’da doğmuştur. 1813’te dayısı Abdullah Efendi yerine şeyh olmuş ise de çok küçük olduğundan dedesinin halifelerinden Kırımlı Keşfî Efendi vekâlet eylemiş, 1818’de de Keşfî Efendi’nin vefatı üzerine 20 yaşında iken asaleten şeyh olmuştur. Emir Sultan şeyhi Hacı Ahmed Efen-di’nin kızı Ayşe Sıddıka Hanım’la evlenmiştir. 1836’da İstanbul’da sûr-i hümayuna davet edilmiş ve fevkalâde izaz edilmiş ve Sultan II. Mahmud’un çok iltifatına mazhar olmuştur. 30 sene
kadar şeyh olduktan sonra 1841’de 43 yaşında vefat eylemişlerdir. Emir Sul-tan’a gömülmüştür. Halim, selim, müşfik, kerim bir zat idi. BK, II/19
EMİN EFENDİ (Mehmed) İbrahim Efen-di’nin oğludur. Küçük Temenye civarında Eşrefîler mahallesindeki dört odalı bir evini tekke ittihaz etmiş ve 1799’da vefat eylemiştir. BK, II/18
EMİN EFENDİ (Mehmed) Rumeli Yenişehir’i müftüsü iken Bursa’ya gelmiş ve Baba Efendi Dergâhı şeyhi Saîd Efen-di’nin kızıyla teehhül eylemiş ise de 20 gün sonra 1890’da vefat etmiştir. BK, II/21
EMİN EFENDİ (Seyyid Mehmed) Der-gâh-ı muallâ silâhdar kalemi dördüncü halifesi iken 8.9.1794’te Bursa’ya nefy edilmiştir. BK, II/17
EMİN EFENDİ (Şeyh) Seyyid Usûl Tekkesi Kadirî şeyhi iken 1844’te evlâdsız ölmüş ve adı geçen tekkeye gömülmüştür. BK, II/20
EMİN EFENDİ (Şeyh Mehmed) Kerkük’te doğmuştur. Babasının adı İsmail’dir. İlâhî ilimler ve daha birçok fenler tahsil ve icazet aldıktan sonra hat, inşa, imlâ ve divanî yazıda ibrâz-ı maharet eylemiştir. Bilâhare sadrazam olan amcası Abdullah Paşa, Urfa mutasarrıfı olduğu zaman yanına giderek divan efendisi (kâtibi) olmuş ve Urfa’da Nakşibendî şeyhi Abdünnebi (Nebih) Efen-di’den feyz almıştır. İstanbul’a gelerek meşhur Koca Ragıb Paşa’ya divan kâtibi olmuş ve Şeyh Mehmed Agâh Efen-di’nin torunu Abdülgani Ağa’nın kızı Ümmügülsüm Hanım’la evlenmiştir. 1779’da Bursa’ya gelerek Hisar’da, Şehadet Camii yakınındaki “Sarızâde” konağında bir müddet ikametle birçok ahbab peyda ve İstanbul’a gidip tekrar avdetinde (1801), Habiboğlu mahallesindeki mescidi minber vaz’ ile camiye tahvil ve bir kütüphane ilâve etmiş ve Hacı Abdullah Ağa’nın konağını iştira
ile “Eminiye Dergâhı”nı yaptırmıştır. Tekrar İstanbul’a gitmiş ise de 1807 Cemaziyelevvelinde III. Selim vakası üzerine birkaç şeyhle beraber Bursa’ya gönderilmiştir. 1228/1813 Muhar-rem’inde vefat eylemiş ve tekkeye gömülmüştür. Gece ve gündüzü ibâdât ve taatla geçirir, gündüzleri isteyenlere tefsir, hadis ve Mesnevî’den ders verirdi. Eli çok açık olduğundan tekkesine gelen fukara ve seyyahlara ve dervişlere yemekle beraber muhtaç oldukları para yardımında da bulunarak gönül alırdı. Birçok alim ve fazıl kimseler yetiştirmiştir. Hoca Selim Efendi, Mesnevîhan Hoca Hüsam Efendi, Hoca Behçet Efendi bunun talebeleridir. Kütüphanesinin kitapları hâlen İnebey Medresesi’ndeki eski eserler bölümünün genel defterinde ve Eminiye Dergâhı kısmında kayıtlıdır. “Mergûbü’s-Sâlikîn” adında bir eseri vardır. İstanbul’da da büyüklerin yanında çok muteberdi. Hükûmetin birçok memurları, tekkesinde hizmet etmek derecesinde riayet ederlerdi. Hakkında şu beyit söylenmiştir:
Şeyh Emînî müselman olsun direm meşreb bu ya Ben zemîni âsumân olsun direm
meşreb bu ya
(SO. I/420). BK, II/18
EMİN EFENDİ TEKKESİ (Mehmed Emin) Buna “Seyyid Baba Tekkesi” dahi derler. Eşrefîler mahallesindeki dört odalı evini, bir odasında ibadet edilmek ve diğer üç odasında dervişler oturmak üzere Davud Paşa Mahkemesi’nde vakfeylemiştir. Mütevelliliği ve şeyhliği hayatta iken kendisine, ölümünden sonra halifelerinin ermişine şart eylemiştir (BAVD. 174416). BK, II/18
EMİN MEHMED Bursa’nın Toraklı köyündeki çiftliğinde sakin idi. “Altun-oğlu” demekle meşhurdur. Kendi hâlinde olmayıp daima rezil kişilerle ve fahişe avretlerle îş u işret meclisleri kurar ve menhiyyattan çekinmez bir
adamdı. Köy ihtiyarlarının nasihatlerine kulak asmaz, köylüleri incitir ve adam öldürmek, kan dökmek, ırz hetk etmek gibi işlere cesaret eylediği gibi süvari eşkıyasıyla beraber dolaşırdı. Şerr u mazarratından köylüler emin olmadıklarından köyden kaçmaya karar vermişlerdi. Bursa’nın ileri gelenleri de aynı ifadede bulunmuş ve oğlu İbrahim’in te’dîbini istemişlerdi. Bursa kadısı Uryanîzâde Abdullah Efendi de, keyfiyeti padişaha arzeylemiş ve çavuş mübaşeretiyle Bozcaadası’na nefyine ferman çıkmıştır. 17.8.1775’te Bozcaada’ya gönderilmiştir (BAZD. 3448). BK, II/16
EMİN MEHMED AĞA Kapıcıbaşılardan-dır. Topçubaşı iken azledilmiş ve hesabı görüldükten sonra ocak kaidesi üzere, 30.4.1771’de çavuş mübaşeretiyle Bursa’ya gönderilmiş ve Bursa’dan ayrılmaması tenbih edilmiştir. BK, II/15
EMİN MEHMED BEY Bursalıdır. Serasker ve sadrazam olan Hüsrev Mehmed Paşa dairesinde terbiye görüp Sultan Abdülmecid’in mâbeyn kâtipliğine tayin olunmuştur. Bâb-ı âlîde birçok vazifelerde bulunduktan sonra Sultan Aziz’in mâbeyn başkâtibi olmuş, 1871’de Kıbrıs’a sürülmüş ve bir sene sonra affolunmuştur. Sultan Hamid zamanında açılan Meclis-i Âyân’a âzâ olmuş ve 1885’te vefat eylemiştir. Gayet idareli ve asrın mizacına vâkıf idi (SO. I/438). BK, II/21
EMİN MEHMED EFENDİ Kadızâde’dir. Bursalıdır. Müderris ve Kudüs mollası olmuştur. Orada ölmüştür. BK, II/20
EMİN MEHMED EFENDİ
EMİN MEHMED EFENDİ Bursalı Abdül-bâkî Efendi oğlu Abdülhâdî Efendi’nin oğludur. Karısı Hüseyin Efendi kızı Ayşe Hanım’dır. Evvelce mahlası “Sâbık” iken sonraları “Emin” olmuştur. Şeyh Ahmed Arabî’den, Menteş-zâde hocası Abdurrahman Efendi’den
ve Selim Efendi’den tahsil eylemiş ve İstanbul’da Mekkîzâde Tahir Efen-di’den ilim tahsil eylemiş ve müderris olmuştur. 1713’te Bursa’da Eşrefzâde Abdülkadir Necib Efendi’ye Farisî lisanını öğretmiş ve bu lisanda çok ihtisas bulmuştur. Trablusşam, Kayseri ve Belgrad kadılıklarında bulunmuş ve Filibe kadısı iken 3.8.1747’de Filibe’de ölmüştür. Öldüğü zaman karısı Ayşe Hanım ve oğulları Mehmed Aziz Efendi, Seyyid Haşim Efendi ve kızı Selime Hatun’la küçük oğlu Mehmed Emin ve küçük kızları Nâile ve Emine kalmışlardı (BS. 384/37). Şair ve alim bir zat idi (SAT. 93; SO. I/405). BK, II/15
EMİN MEHMED EFENDİ Hacı Mollazâ-de’dir. Bursalıdır. Müderris ve Kudüs mollası olup 1823’te öldü. Murad Paşa Camii’nde defnolundu (SO. I/425). BK, II/20
EMİN MEHMED RAUF EFENDİ Bursalıdır. Hafızdır. Sesi gayet güzel olmakla Salihzâde Esad Efendi’ye ve II. Mah-mud’a imam oldu. 1820’de vefat eyledi. Üsküdar’da bir duvar dibine defnolun-du (SO. I/424). BK, II/20
EMİN PAŞA Paşalığı sahtedir. Mora’nın Salina kasabasından olup Kahire’de sahte mirlivalık dâiyesinde bulunmuştur. Asıl ismi Yusuf’tur. Elinde olan sahte tezkerede adı, “Süleyman Pa-şa’nın oğlu Emin Bey”dir. Maiyyetinde iki kişi olduğu hâlde Bursa’ya gelerek Mahmud Paşa Hanı’nda misafir iken aralarında kavga çıkmakla sahtekâr olduğu işitilince Hudâvendigâr eyaleti müşiri Mustafa Nuri Paşa tarafından celb ve istintak olunmuş ve sahtekâr olduğunu ikrar eylediğinden te’dîbât-ı layikasının icrası için İstanbul’a irsalleri, meclisçe 16.4.1847’de tensib ve sevk edilmiştir (BS. 213/26). BK, II/20
EMİNE Sefer’in kızı ve Mustafa’nın karısıdır. 1573’te kızı Ayşe’yi mahkemeye vermiş ve gelin olurken kızına
verdiği cihazı âriyet verdiğini iddia ederek geri almıştır (BS. 115/205). BK, II/22
EMİNE Kasım’ın kızı ve Ali Paşa mahallesinden Hacı Ali oğlu Mehmed’in karısıdır. 1599’da kocası, karısı Emine’yi meclis-i şer’a ihzâr edip: “Emine’yi bazı levendler evden alıp çekip götürmüşlerdir. Eğer mestûre hatun olsaydı çekmezlerdi” diye şikâyet eyledi. Mahalleli ise kadının “mestûre olduğunu ve nâmakul bir fiilini görmediklerini ve işitmediklerini” söyleyerek davayı çürütmüşlerdi (BS. 351/15). BK, II/22
EMİNE Abdullah’ın kızıdır. Abdullah oğlu Süleyman’ın karısıdır. 1575’te Çalıkperi odalarında kocası maktul bulunmuştur. Emine mahkemeye çağırılarak sorulduğunda: “Küçük bayramdan sonra bir gün Süleyman’ın aklı başında olmayacak derecede sarhoş gelip yattığını, kendisinin de ağzına yastık koyup üzerine muhkem düşüp öldürdüğünü ve korkusundan hakime ilân ey-lemeyip oda komşusu Kızıklı Süleyman ve kız kardeşi Şahhûbân adındaki kadına bir kuruş verip ölüyü eve gömmeye yardım ettirdiğini ve onların defneyle-mekten başka bir suçları olmadığını” söyledi (BS. 131/139). Tabii derhal subaşıya teslim ve idam edildi. BK, II/22
EMİNE HATUN Bursalı Şeyh Safiyyüddin Efendi oğlu Şeyh Mehmed’in kızıdır. 1613’te İstanbul’da Karagümrük mahallesinde sakin iken Bursalı Sa’dî oğlu Şeyh Mehmed Efendi’ye 3.700 dirhem gümüş vererek Bursa’da Hacı Halife mahallesinde Elaldı Hatun Mektebi duvarına bitişik olan bir evi satın almış ve Zeynîler Zaviyesi’ne vakfetmiştir (BS. 223/18). BK, II/22
EMİNE HATUN Bursalı Ahmed’in kızı ve Mahmud oğlu Mehmed Efendi’nin karısıdır. 9.12.1695’te Hacı Sevinç mahallesinde maslûben vefat eylemiştir.
Molla Ahmed ve Kâfiye isminde iki evlâdı kalmıştır (BS. 369/59). BK, II/ 22
EMİNÎ MEHMED EFENDİ Bursalı Mustafa Efendi’nin oğludur. Müderris ve sonra kadı oldu. Tekaüd olarak Anadolu Hisarı’nda otururken 1665’te ölmüştür. 70 seneden fazla yaşamıştır. Şairdi. BK, II/37
EMİNİYE TEKKESİ Evvelce Hacı Abdullah Ağa Konağı iken Kerküklü Şeyh Mehmed Emin Efendi tarafından 1801’de satın alınarak ve bazı ilâveler ve bir bab ulvi kütüphane ve kârgir ibadethane ve sair binalar yapılarak “Eminiye Tekkesi” tesmiye edilmiştir. Şeyhin vefatında kârgir bir türbe yapılarak defnedilmiştir. Yerine oğlu Abdullah Efendi şeyh olmuş ise de altı ay sonra tâundan İstanbul’da ölmüştür. Bir gün sonra da torunu Üftade Efendi vefat eylemiştir. 4.12.1848’de kârgir ibadethanesiyle haricinde vaki ulvi kütüphane harap olduğundan 20.875 kuruşla evkaf tarafından tamir edilmiştir (BS. 313/81). Diğer tarafları da aynı sene zarfında 36.175 kuruşla Abdülmecid Han tarafından tamir ettirilmiştir. Tekkenin İstanbul gümrüğü mukâtaa-sından 120 sağ akçe yevmiye taamiyesi vardı. Şeyhin pek çok kerametleri görülmüştür. BK, II/19
EMİR Seyyid Nattâ’ın oğludur. 1493 milâdîsine tesadüf eden 25 Rebiulevvel 899’da vefat eylemiş ve Yıldırım vakfından mutasarrıf olduğu iki akçe eczâ Mevlânâ Şücâ’a verilmiştir (BS. 10/ 217). BK, II/31
EMİR (Derviş) Akbıyık’ın oğludur. Bur-sa’daki zaviyeyi ve zaviyeye ait evleri ve ambarları, 7.836 akçe, 7 koyun, 10 kile un, 12,5 kıyye yağ sarf eyleyerek, İstanbul’dan getirdiği emir mucibince ve kadının tayin eylediği emin bir adamın nezaretiyle 1480 senesinde
mükemmelen tamir eyledi (BS. 3/360). BK, II/31
EMİR (Sultan, Çelebi) II. Bayezid’in oğlu Sultan Mahmud’un oğludur. Babasının vefatında sancakbeyi olmuştu. 918/ 1512’de Yavuz tarafından öldürülmüş, nâşı Bursa’ya gönderilerek II. Murad dairesine defnedilmiştir (G. 59; SO. I/21). BK, II/31
EMİR AHMED 952/1545’te Maksem mahallesinde vefat eylemiştir. Çocuklarının adı Abdullah, Yahya ve Fatma’dır. Mehmed adındaki oğlu ise kaybolmuştur (BS. 85/54). BK, I/67
EMİR ALİ Ahmed Ağa’nın oğludur. 1332’de Sultan Osman’ın oğlu Alâed-din Paşa’nın H.733 tarihli vakfiyesi yapılırken bu zatın şahitlik etmesine bakılırsa Osmanlı hükûmetinin hatırı sayılır şahsiyetlerinden birisi olması lâzım gelir. BK, II/24
EMİR ALİ EFENDİ Emir Sultan’ın terbiye-kerdelerinden Emir Hüseyin Efendi’nin oğludur. Tahsil-i ilimden sonra Bur-sa’da müderris olmuş ve sonra da Haleb’de Şeyh Nasuh Efendi’den inâbet alarak Şeyh Taceddin Zaviyesi’ne şeyh olmuştur. 1531 senesinde vefat eylemiş ve Zeynîler’e defnedilmiştir. Seyyid Celâleddin Kirmanî neslindendir. Mevlânâ Ali Fenarî ve Hacı Hasan-zâdelerden ders almıştır. Güzel yüzlü ve huylu, fukara ve düşkünlere yardım eder, şeriat âdâbına çok riayet eder ve beş vakti cemaatle kılardı. Beş oğlu olup beşi de alim ve fazıl olmuşlardır (SO. III/496; ŞN. 430; G. 120). Bazı tarihler bu zatın 1533’te vefatını yazıyorlarsa da doğru değildir. Mezarı emsali gibi kayıp olmuştur. BK, I/131
EMİR ALİ HÂBÎ EFENDİ
EMİR ALİ HÂBÎ EFENDİ (Mevlânâ) Bursalıdır. Tahsil-i ilimle birçok medreselerde müderrislik yapmıştır. Bursa’da sâdâta riayeti, yapılan hürmeti görüp ecdadının kabir taşlarındaki “seyyid”
kelimesini görünce, dâvâ-yı siyâdet kılarak, sâdât davalarını isbat için şecere gösterdikleri gibi, bu da rüyasında Peygamberimizin evlâdlarından olduğunu görüp ağaçların yeşillendiği gibi yeşil sarık sarınıp meydana çıktığından “Hâbî” denilmiştir. 1612’de ölmüştür. Temiz kalpli ve ahlâklı, dürüst bir zat idi (SO. III/508; ŞNZ. 362). BK, I/138
EMİR ALİ HÂBÎ EFENDİ
EMİR BUHARÎ Mir Hakîm’in oğludur. Orhan mahallesinden İsmail oğlu Hüseyin, bu adamdan 1745 Muhar-rem’inde 200 akçe ödünç alıp 1.000 akçe kıymetli bir sîm bıçak rehin bırakmıştı. 200 akçeyi götürmüş, Emir Buhârî rehini inkâr etmiş ise de fazla olarak 200 akçe daha, yani 400 akçe vererek sulh olmuşlar ve Hüseyin emanetini almıştır (BS. 271/11). BK, II/33
EMİR EFENDİ Bursalıdır. “Küpelizâde” diye meşhurdur. Ali Efendi’nin oğludur. 1592’de Bursa’daki kadı idi (BS. 180/22). BK, II/31
EMİR FATMASI 25.1.1606’ya tesadüf eden Ramazanın 11. Cuma gecesi, yanında Küçük Kerime denilen bir kadınla tülbent (sarık) ve yağmurluk ile Cami-i Kebir yakınında Hasediye kahvehanesinde nâmahrem saray oğlanları ile oturup kahve içerlerken Bursa
subaşısı Mehmed oğlu Receb Bey tarafından yakalanıp mahkemeye getirilmiştir. Bu iki kadın ifadelerinde: “Setbaşı’nda, Kilise mahallesinde, ‘Uzun Aynî’ demekle meşhur fahişe gelip ikimizi de kandırıp saray oğlanlarıyla beraber Hasediye kahvehanesine getirdi ve kendisi taşra çıkıp firar eyledi” demişlerdir (BS. 209/137). BK, II/32
EMİR GAZİ
EMİR GAZİ Esasen Arap’tır. Seyyid Cafer’in oğludur. Buna Gazi yerine, Seyyid Kadı, Emir Kadı da derlerdi. 1560’ta Orhan ve 1578’de Muradiye mütevelliliklerinde bulunmuştur (BS. 126/31). 23.4.1587 tarihinde oğlu Cafer Çelebi ve kızı mahkemeye gelerek: “Babamız, Hisar’daki İsa Bey İmareti mahallesindeki kendi mülk evinde katledilmiştir” diye haber verdiler ve devamla: “Gece yarısında haramiler evimizi basıp ev kapısını kırıp babamız Emir Gazi’yi katledip, sandıkları ve dolabı kırıp içinde emvalden birkaç bin sikke kuruş ve beş-altı yüz sikke filori ve bin nakit çil akçe ve vakıf malından 30.000 akçe ve ondan maada nice esbabımız nehb ü gâret eylediler. Üzerine varılıp keşfolunmasını ve vukuu üzere sicile yazılmasını taleb ederiz” dediler. “Cemm-i gafir ve cem’-i kesir Müslümanlarla mahall-i mezkura varılıp görüldükte filhakika Emir Gazi kendi yattığı evin oda kapısının bir kanadı kırılmış ve sandıkları ve dolabı kırılmış ve
Emir Gazi’nin
Şeceresi
Cafer Paşa Ümmügülsüm Hatun
r
Mehmed Çelebi
Seyyid Haşimî Efendi
Seyyid Kasım
Ebû Meâlî Efendi
Ümmügülsüm Fatma
Mehmed Efendi
Mustafa Cafer Mehmed İbrahim Ahmed
Efendi Çelebi Çelebi Çelebi Çelebi
Paşa Çelebi
Ahmed Ağa Kerime Seyyid Mehmed
I 1 I
Hatun Çelebi
Azize Hatun Mehmed
evin içinde cemi’ esbabları parekende olup kaziye maktul-i mezbur ile maan beytûtet eden cevârî ve hatunlardan sual olundukta cariyelerden Kâmile, Nazenin, Sariye ve kızı Ümmügülsüm ve Turgut kızı Ümmühânî adındaki kadınlar cevap edip Çingâne Taceddin demekle maruf dânişmend, gece yarısı üç nefer hırsızlar ile gelip ev kapısını kırıp içeri girip işbu urgan ile maktulün elini bağlayıp ol dahi: “Hey zalimler, bana kıymayın” diye cevap edip anahtarları atıverip ve diğer hırsızlar dahi bizi yalın yerağ ile korkutup esbab ile üzerlerimize bastırıp ve sandıkları nacak ile kırıp içinde olan filori, akçe ve esbabı alıp ve dolabı dahi kırıp içinde olan 10 kese kuruşu alıp ve cümle peştemallara bağlayıp, badehu mesfûr Taceddin, âhar bir yoldaşına: ‘Vur şu gidinin boynunu’ (Son zamanlarda çocuklara ‘seni gidi seni’ derlerdi. İlk zamanlarda bu ‘gidi’ kelimesi çok fena bir tabir idi. ‘Gidi’ dedi, diye mahkemeye müracaat edenler görülmüştü. Fransızlar bu kelimeyi Türklerden almışlardır. Guide: Rehber) deyip ol dahi kılıç ile boynun vurup çıkıp gittiler”, dediler. Emir Gazi’nin oğlu Seyyid Cafer: “Ben babamın katl olunduğu evin karşısındaki odada yatıyordum. Gürültüyü işitince dışarı çıkmak istedim. Ev kapısını üzerimize rizele-mişler olup ben dahi evin cam pencere-
lerin kırıp pencereden taşra çıkıp feryat eylediğimde mezkur hırsızlar babamı katleylemişler ve zikrolunan emval ve esbabı alıp firar eylediler” dedi. Taşra selâmlıkta sakin kölelerinden Cemşid dahi: “Ben içeride olan feryadı işittiğimde orta kapıya gelip içeri girmek istedim. Kapıyı kapalı buldum. İçeri girmeğe mecal olmayıp dış kapıdan sokağa çıktığımda, bir nefer hırsızlar ok ve yay ve âlet-i harb ile üzerime hücum eyleyip, ‘kaç yoksa seni helâk ederiz’, dediklerinden ben dahi korkudan kaçıp içeri girerken ardımdan uç ile vurup beni mecruh eylediler” dediği sicile geçirildi (BS. 170/211).
Aynı gün Cafer Çelebi, müderrislerden “Kâbil-i Vücud Ali Çelebi” demekle maruf müderrisi, “meclis-i şer’a ihzâr edip bilmüvâcehe dava edip”, babam Emir Gazi’nin katl olunduğu gecenin sabahı benim marifetim ve iznim yok iken fuzulen iç harem-i hassama girmiş, sual olunup yazılsın dedikte mûmâ-ileyh Ali Çelebi itiraf edip; “filvaki ben Cafer Çelebi’nin iç haremine girdim, lâkin istizan ile girdim”, demiştir (BS. 170/ 211).
1587 senesinin Mayıs ayında Mihaliç kadısı Mehmed Efendi’den gelen bir mektupta; Emir Gazi’yi öldürmekle suçlu olduklarından Bursa’ya gönderilmesi mürasele-i şer’iyye ile taleb
olunan Çingâne Taceddin ile Kızılcalı Muhyiddin Halife hakkında yapılan tahkikatta; Çingâne Taceddin’in, bir yıl evvel Mihaliç’in Sincan nahiyesinde nâib olup badehu İstanbul’daki efendisinin hizmetine gittiği ve Muhyiddin Halife’nin dahi Kite kazasında sakin olduğu cevaben bildirilmiştir (BS. 170/ 226).
24.4.1587’de Balıkesir beyi, ümeradan Derviş Bey’in kardeşi Yusuf Bey ve avcılarbaşı Abdullah oğlu Haydar, Bursa Hisarı’nda evi içinde maktul bulunan Emir Gazi’nin katillerinden Süleyman oğlu Sinan, Sefer oğlu Hacı Turgut, Divane Mustafa adındaki suhteleri Bursa subaşısı Ömer’e teslim eylemişlerdir (BS. 170/239).
25.4.1587’de Emir Gazi’nin katillerinin mahkemesi yapılmıştır. Saruhanlı Süleyman oğlu Sinan, Sefer oğlu Hacı Turgut, Divane Mustafa adındaki suh-teler ihzâr olunmuş; Saruhanlı Emir Muhyiddin ve Emir Şaban adındaki suhteler ifadelerinde: “Emir Gazi’nin 30.000 filorisi vardı, varıp basalım” demekle bunlar ve Saruhanlı Süleyman, Veliyyüddin, Kadri, diğer Kadri, Hırsız Musa, Divane Mehmed, İbrahim, Yumak Ahmed, Dezman Ahmed, Dezman Musa ve Murad Çelebi adlarındaki suhteler toplanıp Şaban Bâlî isminde birisi kendilerine rehberlik edip gecenin sülüs-i âhirinde İsa Bey Medresesi altından medresesi içinden girip Emir Gazi’nin evine varıp ve Yumak Ahmed duvardan aşıp kapıyı açmakla yalnız Emirler ve Yumak Ahmed ve Dezmanlar içeri girip bir müddet sonra, üç kese kuruş ve bir çıkın altın, bir Mushaf-i Şerif, bir mak’ad, tülbent çıkarıp Yumak Ahmed, ‘Emir Gazi’yi katlettim’, deyip Çam-beli’nde ‘İtbilmez’ demekle maruf mevzide kuşluk vaktinde kuruş ve altınları taksim edip doksanar kuruş ve otuzar sikke altın her birimize hisse değip ve on kuruş da eski suhtelere hisse verip badehu etraf ve kasabâta perişan olduk” demişlerdir. Balıkesir’de tutulan Sarı Sinan ile Mustafa da ifadelerinde; “fi’l-
vâki’ ikimiz ve 13 arkadaşımız varıp kale kurbünde İsa Bey Medresesi’nin dershanesinden çıkıp içeri girip mezbur Emir Gazi’nin duvarı dibine geldikte Yumak Ahmed basamak olup içeri girip bize açıverdi. Birkaç taife kapıda durup kalanımız içeri girdi”, demişlerdi (BS. 173/20).
Emir Gazi’nin Bursa’da 1732’de vakıfları vardı (BAVD. 23718). BK, II/35
EMİR HANI Bey Hanı adı sonraları “Emir Hanı” olmuştur. Bursa fatihi Orhan Bey yaptırmıştır. Orhan Bey, Bursa’yı doğuya doğru büyütmek maksadıyla şimdiki Orhan Camii ile bir hamam ve bir imaret yaptırmıştır. O zamanlar Bursa kalesinin bağlık ve bahçelik olan bu kısmında bir de büyük han yaptırmış ve bunların hepsini büyük ve yüksek bir duvar içerisine aldırmıştır. Bu civarda Demirkapı, Taşkapı gibi isimlerin mevcut olmasına göre bu kapıların o duvarlarda bulunması ihtimali vardır. Bey Hanı’nın Orhan Gazi zamanında yapıldığı tamamıyla bilinmekte ise de hangi yılda ve hangi mimara yaptırıldığı belli değildir (Orhan Bey Vakfiyesi, sene 16, sahife 284, OTEM). Bu hanın süvari askeri kışlası olarak yapıldığı iddiası, yakınlara kadar katiyet hâlinde idi. 1933’te hanın plânlarının rölevesini yapan Maarif Vekâleti’nin Âbideleri Koruma heyeti reisi değerli mimarlarımızdan bay Sedat Çetintaş’ın devamlı mesâisi neticesi olarak bu iddianın çürüklüğünü çok açık olarak meydana koymuştur. Siciller üzerinde yapılan tedkikler de, Sedat Çetintaş’ın buluşunu te’kîd ve takviye ediyor:
Bey Hanı (Emir Hanı) ticaret maksadıyla inşa edilmiştir.
Bursa’ya gelen kepenekçilerin bu handa oturmaları mecburi idi (BS. 48/ 84).
1670’te müşahere cibayetine tâbî olan bu han “Baharat Kapanı” olup buradaki kantar bütün çarşıların kantarına esastı. Kapısında sabun satılırdı. Burada sabunu yalnız misafirler satıp,
yerliler başka yerlerdeki dükkânlarında satarlardı.
1674 zelzelesinde bu hanın şimal tarafı yıkılmış, Hızır Beşe tarafından 90.000 akçe verilerek üç seneliğine mahsuben tamir ettirilmiştir (BS. 316/ 121).
1765’te şehirde yenen ve yenmeyen, alınan ve satılan her nevi eşya bu handa tartılır ve kantariye resmi bu hanın başlıca iradını teşkil ederdi.
1416 tarihine kadar bu hana “Bez-zâz-ı Atik” (Eski Bezzazistan) adı da verilirdi. Ulucami’nin Yavuz Selim tarafından yeniden yaptırılan doğu minaresine bitişik ahırı vardı. Bu yer el-an mevcuttur. Cami avlusu toprakla doldurulduğundan ahır gömülmüş ve çukur hâlinde kalmıştır.
1583’te Bey Hanı ile birlikte o vakit Sandıkçılar ve Attarlar Çarşısı denilen şimdiki Kapalıçarşı’da bulunan 30 dükkân yangında yanmıştır. Dükkânları ve hanı ateşten korumak için çarşının iki başına kemerler yaptırılmış ve han tamir edilmiştir (BS. 140/35).
Bursa’nın fethinden 1784’e kadar, geçen yıllarda kantarcılara meşruta olan üç adet peyke tabir olunur mahal, bu tarihte hâlâ kapının sağında ve solunda mevcuttu. Hancılar öteden beri burada oturdukları gibi kantar ve levâzımını dahi burada asılı tutarlardı (BS. 314/4).
Bu han vaktiyle kurşunla örtülü idi. Sonradan mütevelliler tarafından kurşunları sökülerek satılmış ve kiremitle örtülmüştür. 1787 yangınından sonra tekrar tamir edilmiştir. Üst katta 35 odası ve alt katta 35 deposu ve ayrıca bir de ahırı vardı (BS. 1202/77). BK, II/23
EMİR İBRAHİM Bursalıdır. “Maşrıkî-zâde” demekle maruftur. Bazı eşkıya ile Selânik taraflarına gittiği şâyiası ve birkaç ay sonra da birçok kumaşlarla ve çuhalarla geri gelmesi Bursa’da dedikoduyu mucib olmuştur. Vezir Mehmed Paşa’ya voyvodası Ahmed
6 Emir Hanı
tarafından gönderilen çuha ile eşyaları getiren adamların katl olunarak eşyaların yağma edilmesi ve bu eşyaların Emir İbrahim’in evinde olması da göz önüne alınarak evinin aranması ve bulunacak kumaşların defter edilmesi ve kendisinin hapsi hakkında hükm-i şerifle Pertev Çavuş İstanbul’dan gelmekle usül-i dairesinde evi taharri edilerek birçok kumaş, eşya, kılınç ve 100 adet kilit bulunmuştur. Bunların bir kısmının rehin olduğunu ve kumaşları Bursa’dan Üsküp’e giden bir bazirgândan hizmeti mukabilinde aldığını söylemiştir; fakat hâkim emr-i şerif mucibince eşyaları zapt ettirip bedestana emanet koymuş ve suçluyu tevkif eylemiştir. 22.5.1592’de sicile kaydolunmuştur (BS. 180/22). BK, II/31
EMİR SULTAN
EMİR SULTAN İsimleri Mehmed Şem-seddin’dir. Babası İmam Ali sülâlesinden Seyyid Mehmed oğlu Seyyid Ali’dir. Halvetîye tarikatının Nurbah-şiye şubesindendir. Buhara’da doğmuştur. İktisab-ı ilim ve kemâlden sonra Medine’ye ve sonra da Bursa’ya gelmişlerdir. Bir müddet Pınarbaşı’nda “Gâr-ı Âşıkân” (Aşıklar Mağarası) denilen mahalde münzevîyâne hayat geçirmişler ve Yıldırım’ın Edirne’de bulunduğu sırada Yıldırım’ın kızı Hundî Sultan ile evlenmişlerdir. Yıldırım’ın kendisine çok hürmet ve riayeti vardı. Yıldırım’a Mısır’daki Abbasi halifesi tarafından “Rum İkliminin Sultanı”
7 Sülus hatla “Yâ Hazret-i Pîr Sultan Emîr” yazılı 1290 tarihli bir levha
adının verildiği zaman Emir Sultan, Yıldırım’a kılıç kuşatmıştır. Hayatını Bursa’da ibadet, tedris ve irşad ile geçirmiştir. Yıldırım’a bazı hususatta rehberlik etmiştir ve işreti terk etmesine sebep olmuştur. Timurlenk Bur-sa’dan Emir Sultan’ı esir alarak karargâhına getirtmiş ise de bilâhare tahliye eylemiştir. Çelebi Sultan Mehmed, eniştesine çok hürmet göstermiştir. II. Murad, Düzme Mustafa meselesinde Uluabad harbine giderken cülusunda kendisine kılıç kuşatan Emir Sul-tan’dan dua istedi. Emir Sultan üç gün dua eyledi. Düzme Mustafa’nın (Sultan Mustafa’ya tekmil Osmanlı tarihleri “Düzme” dedikleri için böylece yazmaya mecbur kaldım.) bu üç gün zarfında burnundan kan geldi. Hekimler durdurmak için çok uğraştılar (HT. II/ 163). II. Murad, İstanbul’u muhasara ettiği zaman Emir Sultan da bütün maiyyet-i erkânı, seyyidler ve dervişleriyle sefere iştirak eylemişti. Bu dervişler ve Hz. Muhammed’in sülâlesinden olan seyyidler Emir Sultan’ın her adımda ellerini, ayaklarını ve hatta bindiği katırın dizginlerini öpmek suretiyle tazim ediyorlar ve hürmetlerini gösteriyorlardı (HT. II/170).
833/1429’da vefat etmiş ve adıyla anılan caminin kuzeyindeki türbeye defnedilmiştir. Büyük ceddi Hz. Muhammed gibi tam 63 sene yaşamışlardır. Uzun boylu, esmer benizli, güzel ve sürmeli gözlü, uzun kollu, ince parmaklı, kibar ve nazik bir zat idi. Yüzü-
nün güzelliği ve kendisinin necabet ve zarafeti herkesin dikkat nazarlarını üzerine çekerdi. Hz. Peygamberin neslinden doğması ve Yıldırım gibi bir padişahın damadı bulunması ve Ulu-abad muharebesinin kazanılmasının bu zatın yaptığı duaların netice-i mesu-desi telakki edilmesi bu muhterem zatın malik olduğu şöhreti tezyid eylemiştir (YŞ. 8; G. 69; SO. III/159; LTC. I/265).
Emir Sultan, mensup olduğu Türk ırkının necabet ve faziletiyle mütenasip bir surette hareket eylemiş ve kadirşinas ve güzelliğin meclubu olan Bursalılar da bu zatın gerek hayatında ve gerekse ölümünden sonra zamanımıza kadar hakkında lâzım gelen içten hürmet ve saygıyı göstermekte son derece hassas bulunmuşlardır. BK, II/24
EMİR SULTAN CAMİİ
EMİR SULTAN CAMİİ Hoca Kasım adında bir zat Emir Sultan’a bir arakıye hediye eder. Emir Hazretleri de ona kesesinden bir akçe verir. Hoca Kasım zengin bir tüccar olur. Emir Sultan için tek kubbeli bir cami yaptırır. Biraz sonra da uçbeylerinden Sinan Bey, kıble tarafına iki kubbe ilâve ettirir. Diğer bir rivayete göre Yıldırım’ın kızı ve Emir Sultan’ın karısı Hundî Sultan, hem camiyi ve hem de civarındaki dershane ile imareti inşa ettirir. Hamam ile medrese, Cezerî Kasım Pa-şa’nındır. Sicillere göre de:
29.1.913 H. ve 11.6.1507 M. tarihli bir kayıt, caminin kubbelerini aydınlatmaktadır. “Evvelce bir kubbe iken hâliya dört kubbe ve bir harem olduğundan bir adam hem kayyum ve hem de çerağlık (mumları yakan) yapamayacağından kandiller için iki akçe yevmiye ile Cafer’in tayin olunduğu” yazılıdır (BS. 21/54).
1571 senesi Haziranında Emir Efendi Camii’nin harimini ağartmaya ve sak-fının kurşunu kalkıp yenilenmeye ve bazı binalarının tamir olunmasına, mütevellisi Ahmed oğlu Mehmed Çele-bi’ye izin verildi (BS. 114/85).
1604’te caminin pencerelerini tevsî edip müceddeden bina ve gayet köhne olan minber ve mahfeli tamir ettirilmiş olmakla hassa mimarlarından Bayram oğlu İbrahim gönderilip bina ahvaline vâkıf Müslümanlardan Taşçı Süleyman oğlu Üstad Bekir ve bir cemm-i gafir ile üzerine varılıp mihrab-ı şerif tûlen 10 zira’ ve arzan üç zira’ ve 20 parmak olup her biri 12’şer akçeden 1.000 adet kâşî tuğla 12.000 akçe ve astariye 5.000 ve zikrolunan çinileri (kâşîleri) İznik’ten Bursa’ya getirmek hammaliye 2.000 akçe ve sair teferruatına 5.000 akçe ki cem’an 24.000 akçe ile ancak yapılabileceğini ve noksan ile mümkün olmadığını beyan etmişlerdir (BS. 29/ 210).
2.12.1606 tarihli bir kayıtta: “Hazret-i Emir vakfiyesinde suhtelere me’kel yok iken eski mütevelliler imaret kurbün-deki odunluğu me’kel namına fuzûlen açıp birkaç gün aş ve fodla atmakla ve imaret hademesinden birisini bıçakla vurup katletmekle fesaddan hâli olmadıklarını Bursa ahâlisi kadıya gelip tazallum-i hâl edip me’kel olalıdan beri suhteler kimi oğlanlarımızı ve kullarımızı çekerler diye bildirmişler ve arz
olundukta ref’ olunup 987/1579 senesinden beri kapanmış iken suhteler de rikâb-ı padişahîye arzıhâl sunduklarından ‘şart-ı vâkıfta var ise görülsün’ diye hatt-ı hümayunla (o vaktin usülünce istid’âların yukarısına veyahut bu hususda padişaha verilen arzların üzerine padişahın el yazısıyla yazdığı yazıya ‘hatt-ı hümayun’ denilir; bazen bu hatt-ı hümayunlar re’sen de beyaz bir kağıda yazılabiliyordu) ferman olunmakla vakfiyesi olmadığından men’ edilmiş iken memnu olmayıp meclis-i şer’a varıp ‘açılmasını taleb ederiz’ diye de tecavüzatta bulunduklarından başka dul kadınlara ve müstahaklara verilip hilâf-ı şart-ı vâkıf me’kel açılırsa fukaraya gadr ve ahâliye zarar erişeceği arz edilmekle şurût-ı vâkıf üzere iş görülmesi” emredilmiştir (BS. 214/167).
18.4.1617 tarihli bir kayıtta; “cami ve türbe bundan evvel tamir ve tecdid olunup bu defa, caminin içinde olan pencerelerin tavanı ve kapılarının tavanı ve saathanenin bazı yerleri ve caminin hasırlarının hıfz olunacağı oda ile sair teferruatı 26.775 akçeye tamir edilmiştir” denilmiştir (BS. 231/117).
8 XIX. yüzyılın sonunda
Emir Sultan Camii ve civarı
9 Emir Sultan Camii ve Türbesi’nin planı (Gabriel’den)
1670’te caminin dört kubbesi, türbe, cüzhane ve alçak saçaklar üzerlerine döşenen kurşun ve imaret fırını ve cami şadırvanına akan Akçağlan suyu ve küçük hamam harap olduğundan 337.140 akçe ile tamir ettirilmiştir (BS. 301/93).
19.4.1742’de; “Hazret-i Emir’in cami ve türbe ve ebniye-i saireleri Galata’da vaki Cihangir Yokuşu misilli bir yüce mevzide vaki olup güney tarafının yukarısında birbiri hizasında üç yerde kadimden ayazma tabir olunur sular çıkıp ve mahallâta akmak için mecralarına künkler konmuş ve bu mahallelerdeki ahâlinin sakin oldukları menzillerine sular cereyan edegelmişken menbaları-nın ve mecralarının tamirlerinde uzun zamandan beri ihmal ve müsamaha edilmekle menbaları ve mecralarına konulan künkler mürur-ı zaman ile harap olup menbalarından sular yere batıp yerin altından inişli tarafına yollar bulup cereyan etmekle, bu mevzilerin yerlerini kağşayıp ve üzerlerinde vaki evler ve binalar yavaş yavaş yerle beraber kaymaya (heyelan) başlayıp bazıları külliyen yıkılmış ve bazıları pare pare olup ev sahiplerinin ekserisi evlerini bırakıp âhar mahallere naklet-mişlerdir ve evlerdeki sular kesilmiştir. Emir Sultan gibi bir azizin kadim olan mabedleri ve mahallesi ve civar mahal-
leliler perişan ve harap ve bu sebeple Bursa’nın dahi perişanlıklarına vesile olacağı cihetle İstanbul’dan lağımcı ve mimar halife” istenilmiştir (BS. 338/ 49).
Yine aynı günlü bir kayıtta: “Emir Sultan’ın Asâ bahçesinden huruç ve zuhur eden Asâ suyunun imarete, zaviyeye, hamamına, bina ve ihya buyurdukları çeşmelere ve mahallesindeki evlere ve civarında vaki Cezerî Kasım Paşa Medresesi civarındaki musluklara ve ondan medrese dâhilindeki kârgir büyük çeşmeye ve ondan abdesthaneye icra ve zaman-ı saadetlerinden bu güne kadar cereyan eden Asâ suyunun mecralarının tamirinde uzun müddet tekâ-sülden nâşi mecralarında mebsut künk-leri ve huruç ettiği mahalden “Kile” künküne vusul ve duhulu mahalline gelince dehlizler mürur-ı zaman ile külliyen harap ve 25 seneden ziyade imaretten ve mevzi-i saireden sular kesilmiş ve imaretin hademeleri ve sair ahâli büyük zahmetler çektiklerinden başka sular arza batıp ve mahall-i mezburda arz-ı battal ayazma suları dahi arzı kağşatıp işbu Asâ suyu ve Akçağlan suları büyük sular olmakla yer altından yollar bulup akmakta ve yer kayıp üzerlerinde vaki cami, türbe, imaret, hamam, han, zaviye, medrese vesair ebniye ve mahalle ahâlisinin evleri harap ve perişan olup 47.130 akçe ile tamiri kâbil olduğu tensib edilmiştir” denilmiştir (BS. 338/50).
30.5.1757’de Ramazan’ın 10. gecesi cemaatle yatsı namazını mihrabı önünde kılmakta olan ve kendi hâlinde, kimseye teaddîsi olmayan Mehmed, yine aynı mahalleden Vekilharç oğlu Mustafa ile Açıkbaş oğlu Mustafa taraflarından tüfenk kurşunu ile üç yerinden cerh ve katledilmiştir (BS. 391/ 140).
1761’de lodos rüzgârının şiddet ve kesretinden caminin kurşunları bir miktar ref’ olunduğundan ve cami ile türbenin etraf-ı erbaalarının arşın duvarları üzerlerindeki kubbeleri ve sair kârgir yerleri ayrılarak yıkılmaların-
dan korkulurken bu defa da vuku bulan rüzgârdan cami ve üzerlerindeki kurşunların çoğu düşmekle 36.000 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 33//110).
4.9.1766’da cami ve türbe etrafında Karasu olmak takribi ile kubbeler ve duvarlar beşer parmak ve minaresi yarım zira’ miktarı münşakk olup ya-rıldıkta evvelce münşakk olan yerlerin horasan ile imlâ ve üzerleri beyaz sıva ile tamir olunmuşken bu esnada vuku bulan hareket-i arzdan ziyade müteessir ve sıvaları dökülüp yıkılacağı cihetle içerisinde beş vakit namaz kılmak bir vechile caiz olmayıp tehlike olduğu haber alındığından Bursa cizyedarı Hüseyin ve mimar halifesi ve marifet-i şer’ ile keşfettirilmesi ferman buyurul-muştur (BS. 331/37).
1786’da cami, türbe ve imaret 650 kuruş sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 1209/21). 1855’te hareket-i arzdan harap olan cami ve türbe tamir edilmiştir. BK, II/25
30.3.1789’da mimar kaymakamı Hacı Şerif Hüseyin Ağa tarafından yapılan keşifte cami, türbe, Hazret-i Emir’in halvethanesi üzerindeki kurşunlar, camideki kadınlar camii (kısmı), buğday ve odun ambarları, imaret deru-
nundaki tezgâh, fırın, matbah dairesi, kiler ve cami ve imarete akan suyun Bektaşî Tekkesi’nden camiye kadar olan yolunun 3.004 kuruş 12 para ile tamiri kâbil olacağı bildirilmiştir (BS. 1203/86).
EMİR SULTAN HAMAMI Küçük bir hamamdır. Yapılış tarihi ve mimarı belli değildir. Cezerî Kasım Paşa tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. 1542’de günde 47 akçe ile kiraya verildiğine göre bu tarihten evvelce yaptırılmıştır (BS. 48/4).
1741’de o taraflarda bir çöküntü olmuş, cami ve mahalle yerinden oynayarak hamam da bir zira’ yerinden oynadığından 60.000 pak akçe (BS. 301/93) ve 1795 yılında 3.390 kuruş harcanarak onarılmıştır (BS. 338/49). Bu hamam bugün bayındır bir hâldedir. Emir Sultan’ın kendisine ait bir ilişiği olan vakfiyesi yoktur. BK, II/30
EMİR SULTAN KÜTÜPHANESİ
EMİR SULTAN KÜTÜPHANESİ 1898’de vefat eden eski Bursa düyun-i umumiye nâzırı Rıfat Bey, kendi ve biraderinin kitaplarını vakfederek burada bir kütüphane vücuda getirmiştir. BK, II/ 29
10 Emir Sultan Camii ve sağda Cezerî Kasım Paşa Medresesi
11 Emir Sultan Hamamı’nın EMİR SULTAN MAHALLESİ
planı (Gabriel’den) EMİR SULTAN MAHALLESİ Ahalisi öteden beri avârız-ı divaniyye, sürsat, nüzül, iştira ve sair tekâlif-i örfiyyeden ve şâkkadan muaf ve müsellem olmak üzere yedlerinde müteaddid evâmir-i şerife ve muafname-i hümayunları olup bir vechile sürsat, avârız, bedel-i nüzül ve sair tekâlif-i örfiyye ve şâkka talebiyle dahl olunmak icap eder hâlleri yok iken kürekçi, doğancı, hisar yapmak ve sair tekâlif-i örfiyye ve şâkka talebiyle rencide edildiklerinden kadimden serbest olup muafnameleri olmakla mucibince amel olunması ve hilâf-ı şer’ ve kanun rencide ve remide ettirilmemesi, 1.4.1688’de tekrar fer-
12 Emir Sultan Camii’nin batı tarafı ve Cezerî Kasım Paşa Medresesi
manla emir verilmiştir (BS. 363/22). BK, II/30
EMİR SULTAN MEDRESESİ Bu medreseyi, 1485’te Cezerî Kasım Paşa yaptırmıştır. Bu zat medresenin batı tarafında medfundur. BK, II/29
EMİR SULTAN MUVAKKİTHANESİ 1713-’te vefat eden Piremir Zaviyesi şeyhi Ali Efendi inşa ettirmiş ve kendisi senelerce burada muvakkitlik yapmıştır. BK, II/29
EMİR SULTAN TÜRBESİ Bu türbeyi evvelâ Yıldırım Bayezid’in kızı Hundî Hatun yaptırmıştır. Türbede Emir Sul-tan’dan başka karısı Hundî Hatun ve oğlu Emir Ali Çelebi ile iki kızı med-fundurlar.
14.8.1561’de henüz şehzâde bulunan II. Sultan Sarı Selim tarafından Emir Sultan Hazretleri türbesine bir mushaf-ı şerif hediye edilmiş ve mezar muhafızı Hacı Mehmed oğlu Habib Halife’ye ve mezar emini Seyyid Hüseyin’e mahkeme huzurunda teslim edilmiştir (BS. 92/3).
1593’te Emir türbesinde, mezar-ı şerifin hareminde vâki doğu tarafındaki pencerenin duvara muttasıl demiri eye ile kat’ olunup içeri girilerek çerağ içinden 12 günlük akçesi alınmıştır. Türbedarı Mahmud oğlu Ahmed Halife, gün batmadan evvel evine gidip şakirdi Halil oğlu Hızır’a kapıları âdet üzere kilitle, diye tenbih eylemiş ve bu da kilitlemiştir. Ancak sabah namazında vardıklarında çerağın sandığı bozulup akçelerin alındığı görülmüştür (BS. 189/54).
19.2.1657’de Hazret-i Emir Türbe-si’ndeki kıymetli eşya şöylece tesbit edilmiş ve mahkeme siciline kaydo-lunmuştur: 1 altın kandil, 3 küçük ve yeni gümüş kandil, 5 gümüş büyük ve eski kandil, 1 gümüş gülabdan, 6 seccade, 2 gümüş şamdan, 1 asılı gümüş buhurdan, 1 gümüş buhurdan, 6 pirinç şamdan (BS. 345/98).
1845’te Sultan Abdülmecid Bursa’ya gelerek eski türbeyi yıktırmış ve yeniden yaptırmıştır. Bu türbenin inşasına ebniye-i hümayun kalfasının adamıyla birçok mütehassıs amele İstanbul’dan gönderilmiş ve mesarifi 310.015 kuruşa bâliğ olduğu Hudâvendigâr eyaleti müşiri Salih Paşa’nın tahriratından anlaşıldığından ihâlât peşinatından alınarak sarf olunan paranın darphaneden tesviyesine irade-i seniyye çıkmıştır (BAVD. 24153).
1285/1868’de Sultan Aziz, türbeyi tekrar tamir ettirmiş ve Bursa valisi Hüsnü Paşa bu inşaata nezaret eylemiştir. 1891’de Hudâvendigâr vilâyeti valisi Ahmed Münir Paşa, caminin avlusuna mermer döşetmiştir. BK, II/28
EMİR SULTAN VAKIFLARI Mihaliç kazasında Uzuncalı yörükleri (26 hane), Kite’de Korkut yörükleri (51 hane), Kepsut yörükleri (25 hane), Kepsut perakende yörükleri (17 hane), Miha-liç’te Karacadağ yörükleri (49 hane), Mihaliç’te Keçeliler yörükleri (22 hane) ve Mihaliç’te Eymürler yörüklerinin (28 hane), rüsum-i örfiyye ve şer’iyyeleri Emir Sultan vakfına aitti. Atpazarı’ndaki Eski Hamam, Emir Sultan mahallesindeki Yeni Hamam, Pa-zar-ı galle Hanı, Gökdere’de değirmen, 11 ekmekçi evleri kirası, Tabakhane, dükkânlar, Balıkesir’de sabunhane ve birçok yerlerin mukâtaası, Hacı İsa’nın vakfeylediği değirmen, Gönen kazasındaki iki değirmen, Edincik’te Gögüz(?) nam-ı diğer Tekür, Gülenli, Dere köyleri ve Mihaliç’te Karabürçek, Dereköy, Adaköy, Paşalar köyleri ile altı nefer vakfın gulâmı olup süt bahası verirler. Mihaliç’in Deli Mahmud, Kite’nin Eşkel, Genceli ve İnegöl’ün Zindancık, Cinhi-sarı köyleri, Kite’nin Kumla köyü, Yar-hisar’ın Kilisecik nam-ı diğer Barak köyü ve Kite’de Hatun mezraası ve Saruhanlar cemaati demekle maruf müteferrik yörükler cemaati ve nefs-i Bergama’daki 46 hanenin cümlesi Emir Sultan’a vakfedilmiştir.
9.2.1818 tarihli bir kayıtta dahi: 13 Emir Sultan Türbesi
12.500: Küplüpınar, Hazret-i Emir
civarı, Davudkadı mahallesinde bahçeler ve bağlar 625 dönüm.
5.900: Bursa’da 7 mahallede mukâ-
taa ile tasarruf olan evler 120 adet.
17.640: Evlerin müeccel icareleri.
14.090: Küplüpınarı’ndaki bağ ile bahçe ve Emir Sultan’daki dükkânlar ve Kaygan ve Kütahya Hanı ittisalindeki dükkânlar.
12.000: Kütahya Hanı ücreti (Cizye-darzâde mâlikâne mutasarrıftır) ki toplam 68.032 akçedir. BK, II/29
EMİRCAN (Hacı) Hacı Abdullah’ın oğludur. Kendisi tüccardandır. 16.4.1542’-de ölmüştür. BK, II/32
14 Emir Sultan Dergâhı’nın selamlık kısmı, daha sonra ilkokul olarak kullanılmıştır.
r j^ ji ÛXX5<
^ja 4-C^ * jU«J jl û>?' ^^ jLaUjUV^'I-** jbjVûL^jl ’ >^?r^^
T «A ^ J^ J ycj z^Â ^ ^>^\^^ J^Û;)*^ j^T (J^* ^jtu jj ji j* A«lc£&<* • ^ . V ^ a-~' '^\&} ^
EMNİYE TEKKESİ Bk. Eminiye Tekkesi
EMİRCAN DARÜLKURRASI
EMRE (Mevlânâ) Ali oğlu Yunus’un oğludur (1493) (BS. 10/210). Sultan (Yeşil) mahallesinde vakıfları vardı (1494) (BS. 149/19). Karamızak (Karamazak) mahallesinde Yunus Emre’ye izafe edilen mahal, bu zatın olsa gerekir. 1512’de sağdı. “Mevlânâ Emre Halife” diye İkizceler ağnamından sekiz akçe yevmiyesi vardı. BK, II/36
15 Murad Emrî Efendi’nin EMİRCAN DARÜLKURRASI VE TÜRBESİ çıkardığı Bursa Gazetesi’nin İbrahim Paşa mahallesinde idi. Üzeri başlığı kurşun örtülü iken 1591’de kurşunlar çürüyüp eskidiği cihetle yağmur yağdığı vakitlerde damlaya mâni’ olamadığı gibi kubbenin binasına dahi tesir edip harap etmekte idi. Tamir ve merem-matına nesne olmadığı gibi canib-i vakfa 12.656 akçe deyni olup mesarif-i mühimme dahi vardır. Tamir olunmaz ise yakında harap olacaktır. Vâkıfın bu mahallede vaki kurşun örtülü türbesinin kurşunu sıyrılmış, kifayet ettiği kadar darülkurra üzerine örtülmüş, bâkî kalanı satılarak vakfın borçları edâ olunmuş, mühim masraflar tekmil olunup türbe tuğla ile örtülmüş ve mahkemenin mutemedi Mehmed Çavuş gönderilerek bu işler yaptırılmıştır (BS. 178/100).
Mezar taşı şöyle idi: Baştaşında:
Hâzâ merkadü’l-merhum / el-mağ-fûru’l-mebrûr / el-muhtac ilâ rahme-ti’llâh / Hacı Emircan ibnü’l-merhum / el-magfûr Hacı Abdu’llâh / gafera’llâhü zünûbehüma.
Ayaktaşında:
Tüvüffiye’l-merhum es-saîdü’l-mebrur / el-Hamid fî evahir-i / şehri Muharre-mi’l-haram sene tis’a ve erbain / ve tis’a mie. 16.4.1542
Türbe ile İbrahim Paşa Hamamı arasında bir sokak vardı. Köşe başında idi. Son zamanlarda üstü de açılmıştı. Mektep de şimdiki Kız Muallim Mektebi’nin İbrahim Paşa Hamamı cihetindeki köşesinde idi. BK, II/32
EMRED (Hacı) Abdullah’ın oğludur. Eşrefîler mahallesinde 1533’te ölmüştür. Oğlu Abdullah ile karıları Fatma ve Hüsnî’ye 571.600 akçe metrukâtı kalmıştır (BS. 159/10). BK, II/36
EMRÎ EFENDİ (Murad) Yenişehir Fenar-lıdır. 1882’de Bursa’ya hicret eylemiştir. 1887 tarihinde Bursa’da Fevâid isminde edebî bir gazete çıkarmıştır. Ulucami karşısında evvelâ bir kütüphane açmıştır. 17 Kasım 1887, yani 1 Rebiulevvel 1305’te küçük kıtada sekiz sayfalık Fevâid’i çıkarmış ve ilk nüshasını parasız dağıtmıştır. Bu gazetenin nüshası 10 para ve senelik abonesi altı kuruştu. Yazdığı hâl tercümesinde “Altı-yedi sene evvel Yunanistan’a terk edilen Tırhala sancağının merkezi bulunan Yenişehir Fenar ahâlisindenim. Orada doğdum. Babam öldüğü zaman dört yaşında idim. Okumak bilmeyen akrabalarım az bir zaman mektebe gönderdiler ise de yine çıkardılar. Sanata girdim. Feleğin soğuğunu ve sıcağını bi’l-mecburiye öğrendim. Çocukluğumda dünyanın zorluklarıyla karşılaştım. Okumak, yazmak, öğrenmek hevesinde bulunduğum hâlde tahammül edilemeyecek birçok maniler zuhur etti. Muvaffak olamadım. Kendimi anlamağa başladım. Görülen lüzuma mebni İstanbul’a gidip geldikçe okumak ve yazmağa olan meyil ve muhabbetimin zorlamasıyla kırkar, ellişer parça kitap satın alıyordum. Böyle böyle mükemmel bir kütüphane sahibi oldum. Vakit buldukça bunları kendi kendime okuyup anlamağa
Sadullah Efendi
Akşemseddin
Emrullah Efendi’nin Şeceresi
Abdülkadir Mehmed
Efendi Efendi
çalışırdım. Yazı da karalıyordum. Bu hâl ile büyüdüm. Düşündüğümü kâğıt üzerine koyabilecek, hesabı, kitabı dürüstçe yapacak bir dereceye geldim. Sonra bazı çiftliklere nazır tayin ettiler. Vatanımın Yunanistan’a terki münasebetiyle Bur-sa’ya geldim. Şimdi ah ne olaydı da gençliğim maarifin ve tahsil vasıtalarının kolaylaştığı bu asra avdet etmiş olaydı diye şimdikileri kıskanıyorum. Fıtraten aşığı olduğum maarife velev ufak olsun bir münasebet peyda etmiş olmak ve erbâb-ı marifete haddim olmayarak hizmet etmek için Bursa’da bir kütüphane tesis edip en sonra kitapçı oldum”.
15 Kasım 1896’da “Fevâid” dördüncü senesine basmış ve sermuharrirliğini Mehmed Rıfat Bey üzerine almıştı. Nüshası 20 paraya ve senelik abonesi 12,5 kuruşa çıkmıştı. 32 sayfalık olmuştu. Hükûmet Caddesi’nde “Emrî Matbaası” altında bir matbaa açmıştı. Bu gazeteye Mehmed Rıfat Bey’den başka Müstecabîzâde İsmet, Muallim Feyzî, Faik Ali, Tevfik Fikret, Baha-eddin, Mehmed Celâl, Tepedelenlizâde Kâmil, Receb Vahyi ve o vakit askeri lise talebelerinden olan Ömer Naci, Cenab Şahabeddin gibi Türk şair ve edipleri arasında ün almış kimselerin yazılarıyla Bursa’yı tenvire çalışıyordu. Sultan Cem’in Divanı, Azeri’nin Nakş u Hayâlî, bu gazetede tefrika edilmişti. Bursa’nın ilim ve irfanına çok hizmet eylemiştir. Murad Emrî Efendi, Bur-sa’da resmî ve gayr-ı resmî haftalık Bursa gazetesinden başka “Sanayi ve Fevâid” adında da muvakkat risale (risale-i mevkute) neşretmiştir. BK, II/36
EMRULLAH EFENDİ Fatih devrindeki şeyhlerden Akşemseddin Hazretlerinin üçüncü oğludur. 1498’de Bursa’da Muradiye vakıfları mütevellisi idi (BS. 16/87). Emir Sultan vakıfları mütevel-liliğinde de bulundu. Nikris illetine tutularak bir eliyle iki ayağı amel-mânde kalarak kötürüm olmuştu. 1513’te ölmüş ve Kızıkçeşmesi yakınında Molla Çelebi’nin evi civarına gömülmüştür (G. 17; SO. I/400). Oğlu Mevlânâ Haydar Çelebi 1518’de Bur-sa’da müderristi (BS. 28/222, 10/219, II/37).BK, II/37
ENÂRÎ TEKKESİ Bozkırlı Mehmed Emin Enârî tarafından 1680 tarihinde yeniden inşa edilmiştir. 20.12.1801 Salı günü vuku bulan büyük yangında kâ-milen yanmış ve Valide Kethüdası Yusuf Ağa tarafından on iki kese akçe sarfıyle inşasına başlanmış ve mahalle ahâlisinden Hacı Osman Ağa da inşaatı tamamlatmıştır. Şeyhulislâm Âşir Efendi de yardımda bulunmuştur. 1838’de tekkeye Hudâvendigâr Sancağı müte-sellimleri temettuatından tahsis olunan aylık, iki yüz kuruşa çıkarılmıştır. 1843’te evkaf nazırı Kânî Bey zamanında tekke tekrar esaslı tamir görmüş ise de zamanın geçmesi ve bakılmaması yüzünden harap olmuş ve tarikat âyinleri, tevhidhanesinde yapılamaz bir hâle gelmiştir. BK, II/324
ENBİYA ÇELEBİ
ENBİYA ÇELEBİ Bursa’nın Mantıcı ma-hallesindendir. Oğlu Mehmed Çelebi’-nin oğlu Seydî Mahmud Çelebi 1525’te sağdı (BS. 31/476). Oğlu Mehmed Çe-lebi’nin diğer oğlu Hoca Şeyh Kâbûnî, nam-ı diğer Cemaleddin Abdullah vardı (BS. 7/131). Şeyh Kâbûnî’nin vakıf
paraları vardır. Bursa’da “Enbiya-oğlu”na ait bir de mahalle vardır. BK, II/38
ENFİYE Bir vakitler enfiye meselesi Bursalıların başına dert olmuştu. Muayyen bir miktarda enfiye gönderilir, satılsın ve satılmasın parası tahsil edilirdi.
13.4.1759’da gelen bir emirde: “Üsküdar’da Ayazma Sarayı’nda bina ve ihya olunan Yeni Cami evkafı musakka-fâtından yeniden ihdas olunan enfiye kârhanesi mutasarrıfları ref’ edilerek Hibetullah Sultan kâhyası Mehmed Tahir Efendi’ye tevcih ve ihsan buyurulmuş olan kârhaneden gayrı mahaller ki İstanbul’da ve gerek bilâd-ı selâsede enfiye imâl olunmayıp imâli, ancak bu kârhaneye mahsus bey’ ve şirâsı dahi re’yine tahsis kılındığından Bursa, Mudanya ve Gemlik ve tevabii mahallerde enfiyenin bey’i lâzime-i hâlden olduğuna binâen senede 500 kıyye sarı ve 150 kıyye siyah enfiye iştira ve mahall-i mezburdan da ber-mucib-i hatt-ı hümayun satılmak üzere izin verildiği” bildirilmişti (BS. 392/ 55).
1788’de; “Mirîden Bursa’da sarf olunmak üzere 650 kıyye enfiyenin 200 kıyyesi Bursa ve civarında, 450 kıyyesi nefs-i Bursa’da sarf edilmesi ve beher kıyyenin üçer kuruştan bahasının tahsili” (BS. 16/314);
1793’te; “Vâridât-ı cesime-i mirîyeden enfiye mukâtaası, beher sene 1.185 kıy-ye enfiye 4.417,5 kuruş mal ile mukayyed Bursa kalemi enfiyeciliği” (BS. 286/81);
1794’te; “H.1209 senesine mahsuben sene başı Ağustos ibtidası itibariyle mirî kârhaneden Bursa ve tevabii 14 kazaya irsal olunan 1.185 kıyye enfiye dörder kuruştan birinci taksiti peşinen ve ikinci taksiti altı ay mürurunda tamamen tahsil edilmesi” (BS. 1209/3);
1804’te “İrad-ı cedid hazinesi tarafından zapt ve idaresi hâcegân-ı divan-ı hümayundan Seyyid Mehmed Efendi’ye verilmiş, nefs-i Bursa ve Mudanya ve
Gemlik ilâ-âhir kazalarında serbestiyet üzere enfiye satmak için tayin edilen Mehmed Efendi’nin mezun adamlarına mahsus olup buralarda beylik enfiyesinden maada hilâf-ı nizam başkaları tarafından enfiye imâl ve füruht edilmesine kat’iyyen müsaade edilmemesi ve İstanbul, Mora ve Yanya’da vaki mirî kârhanelerden maada mukaddem ve muaahhar ihdas olunanlar her nerede bulunursa bulunsun sedd ü bend edilerek bulunan enfiyelerin mirî için zapt edilmesi” (BS. 287/125) hususunda emirler gelmiştir. BK, II/38
ENGÜRÜCÜK KÖYÜ Mudanya kazasına bağlı ve 1937’de 414 nüfusu olan güzel bir köydür. 1618 senesinde bu köyde Bursa’da medfun Bâlî Çelebi evlâdından Mustafa oğlu Mehmed Efendi’nin “Yanıkoğlu Bâlî Evi” demekle maruf güzel bir evi vardı (BS. 232/51). 1633’te bu köyün cebelûsünü eşmek üzere eski padişahlar, Mahmud Bey kızı Fatma Hatun’a temlik etmişler ve Fatma Hatun da evlâdlarına vakfeyle-miştir.
1727’de köy yanındaki büyük köprü için konulan vakıf paraların mütevellisi Siyahîzâde Hacı Ahmed Efendi, hac yolunda vefat eylediğinden yerine Hacı Lutfullah Efendi mütevelli tayin edilmiştir. Şıkk-ı evvel defterdarı Hacı İbrahim Efendi’nin vakfıdır. Evlâdlarına meşruttur. Bu İbrahim Efendi’ye “Boz” veya “Bozoğlan” denilirdi. 1845’te köy yakınından kereste arabalarının geçtiği kârgir köprülerin tamiri ve derelerin temizlenmesi için 3.000 kuruş sarf edilmiştir. BK, II/39
ENVERÎ DEDE (Şeyh Enveri) Bursa’da doğmuştur. Tahsil-i ilm ü irfandan sonra Arapça ve fünun-i akliye ve nakliye tahsil eyledi. Nakşibendî tarikatına intisab eyledi. Seyyid Gazi Türbesi’ne şeyh oldu. Buradan ayrılarak Bursa’da Sultan Orhan Zaviyesi’ne şeyh olup vaaz ve nasihatle ömrünü geçirdi. Kendisine verilen vazifeyi fukaralara
dağıtırdı. Nurani yüzlü, Arapçaya hakkıyla vâkıf, emsalsiz bir şairdi. 1546’da ölmüştür (SO. I/440; G. 452; ŞN. II/ 116). BK, II/39
EPE KÖYÜ İznik kazasındadır. “Akha-rim” dahi derlerdi. II. Bayezid’in kızı, İstanbul’da camisi olan Hatice Sultan’ın köyüdür. İstanbul’daki caminin vakfıdır. 1803. BK, II/40
ERGUN Bk. Sadeddin Nüzhet.
ERHAN BEY 1498’de Bursa’da yaşamış bir zattır. Künek Bey’in oğludur (BS. 16/43). BK, II/41
ERHUNDÎ HATUN I. Murad’ın kızıdır. Yel Umur Bey’in babası ve Pars Bey’in kardeşi Yakub Bey’in karısıdır. Yakub Bey Şehreküstü’deki türbesinde medfundur. BK, II/40
ERHUNDÎ HATUN Altıntaş Bey oğlu Hamza Bey’in kızıdır. Mudanya’nın Altıntaş köyü ki 1937’de 40 hane, 220 nüfuslu bir köydür. Evvelce bu köye “Altıntaş Burgazı” derlerdi. Bu köyün dört hissede 2,5 hissesi Erhundî Ha-tun’a intikal eylemiş ve bu da Bur-sa’daki mescidine vakfeylemiştir. Mescidinde bayramlarda ve namazlarda yemek verilmesini şart eylemiştir. Bursa’da medfundur. Fatih asrında yaşamıştır (BS. 299/8, 358/39; BAVD. 3201, 22185, 27037). Bu mescid, Kale-i Umur Bey mahallesi Mescidi’dir (BS. 8/9). BK, II/40
ERHUNDÎ HATUN Bursalı Mahmud’un kızıdır. Hacı Mehmed oğlu Hacı Bekir’in karısıdır. 1462’de Çukur Mescid mahallesinde ölmüştür (BS. 1/2). BK, II/40
ERHUNDÎ HATUN Asıl adı Ulubey olan Sarıca Paşa evlâdındandır. Bursa’da zaviyesi vardır. 1629’da zaviyesi mamurdu (BS. 324/65). BK, II/40
ERHUNDÎ HATUN Mahmud Çelebi’nin kızı ve Bâlî Çelebi’nin kardeşidir. 1498’de sağdı (BS. 16/113). BK, II/40
ERHUNDÎ HATUN Ali Bey oğlu Mahmud Çelebi’nin kızıdır. Merhum Sultan Abdullah’ın karısıdır (1486). Armutlu ve Samanlı köyünde yerleri vardır. Siva-sîler mahallesinde bir evi, Mudanya ve Bursa’da bazı vakıfları vardı (BS. 5/ 201; BAVD. 2177). BK, II/40
ERMENİ Ermenieli’nde (Yarhisar civarında) Ermeni Baba’nın zaviyesine Sultan Orhan bir çiftlik yer vakfeyle-miştir. Çakır Ağa’nın II. Murad zamanında yazdığı tapu defterinde “Neslinden Şeyh Seyyid Ali ve Şeyh Hızır mutasarrıf olup Ermeni Baba’nın zaviyesinde hizmet ederler, âyende ve revendeye” diye kaydetmiştir. Daha evvel yazılan Kirmastı tapu defterinde ise; “Ermeni Baba evlâdından Şeyh Mehmed ve oğlu Musa Fakih tasarruf eder. Şeyh Musa fevt olup oğlanları Ahmed, Musa ve Hamza tasarruf eder”, diye yazılmıştır (BA. Kâmil Kepecioğlu Tasnifi, Hudâ-vendigâr Tapu Defterleri). BK, II/41
ERMENİ
ERMENİ Eskilerden kalan rivayetlere göre Çelebi Sultan Mehmed, Yeşil Ca-mii’ni yaparken kış günleri mescide gelen Müslümanların ayakkabılarının çamurlarını silmek ve yazın tozlarını almak üzere 10 hane Ermeni getirmiş, cami civarına iskân eylemiştir. Ve bunlara Yeşil İmareti’nden fodla tahsis eylemiştir. Ahmed Vefik Paşa zamanında fodlaları kesilen Ermeniler, müracaat eylemişlerse de Paşa, “fodlayı almak için vâkıfın şartını yerine getirmek lâzımdır, yarından itibaren vazifenizi yapınız ve fodlanızı alınız” demesi üzerine mahcup olarak savuşmuşlar-dır.
Ermenilerin 1559 senesinde tesadüf edilen isimleri de dikkate değer: Murad, Yakub, Hızır, Sefer, İskender, Bâlî gibi. Kadın isimleri de hemen hemen Türk kadın isimlerine benzerdi.
18.6.1592 tarihinde “Drahor” adındaki Ermeni papaz, divan-ı hümayuna gelip; “Üsküdar, Bursa, Kütahya, Kara-caşehir kazalarında sakin Ermenilere murahhasa olanlar beratsız ve fuzuli olarak zapt ediyorlar. Ben 13 sikke-i hasene pişkeş ile murahhasalığı kabul ederim” diye arzıhâl etmekle bâkî gulamı Hasan tarafından 13 sikke-i hasene alınarak hazineye yatırılmış olduğundan kayd-ı hayat şartıyla murahhasalık Drahor’a verilmiştir. “Buralardaki Ermeniler, bunu murahhasa bilip sözünden dışarı çıkmayalar. Bu dahi murahhasaya müteallık işlerini görüp ve gözetip Ermenilerin âyinlerine muhalif kimseye iş ettirilmeye. Subaşılar ve gayrılar dahletmeyeler. Bir keşiş veyahut papaz mürd oldukta maruf varisi yok ise 5.000’den az olan metru-kâtını murahhasa zapt edip, 5.000 ve fazla olduğu takdirde mirî için mevku-fatçılar zapt eylesin. Köy keşişleri murahhasanın marifeti olmadan nikâh eylemeyeler. Nikah ederlerse haklarından geline. Nikâhlarına nâibler ve gayrılar dahleylemeye. Mirî rüsumu cem’ ederken altı ay bir yerde oturmayanlardan yuva harclarını yuva harççı-larına aldırmayasınız. Bazı kimseler bunlardan mal almak için, sen bizim ağzımıza sövdün veyahut oğlanımızı ayartdın, diye hilâf-ı şer’-i şerif dahle-derlerse men’ edesiniz” meâlinde eline de bir berat verilmiştir (BS. 181/90).
30.11.1639 tarihinde “1640 senesine mahsuben Bursa’daki perakende Erme-nilerin cizye mukâtaaları cem’ine memur sipahilerden Mehmed, İstanbul’a adam ve arzıhâl gönderip Bursa’ya etraftan gelip ve âhar diyara giden Ermeniler 12-13 yaşında olan oğlancıklarını saklayıp bunlardan cizye olmaz diye vermediklerini ve bundan maada hadd-i büluğa erişip cizye vermeğe müstehak olanları ve fakiru’l-hal olanları dahi evlerinde saklayıp akçemiz yoktur diye taallül ve nizâ eylemeleriyle beylik mala gadr ve mukâtaaya ziyade zarar ve noksan olmasına sebep olmuş-
lardır. Bunların papazları ve başbuğ olanları meclis-i şer’a ihzâr olunup bu gibi hâllerde bulunmamaları için yemin ve şart ve muhkem tenbih edip defterlerine bakıldıkta ‘12 ve 13 yaşında olup hadd-i büluğa erişmeyen oğlanlardan nısf ve büluğa erişenlerden tamam cizye alına’ diye yazılı olduğundan taallül ve nizâ etmelerinin men’i ve cizyenin bu suretle tahsili” emredilmiştir (BS. 361/ 233).
1661’de Bursa’daki Ermeni papazları ve keşişleri seferde bulunan ordu-yı humayuna arzıhâl sunup kendilerinden bu ana kadar harc taleb olunmamışken, istenildiğinden bahisle şikâyet eylemişlerdir. Hazinede mahfuz harc muhasebesi defterlerine bakıldıkta umumen Memalik-i Osmaniye’de vaki papaz ve keşişlerden cizye alınagel-mediği mestur ve mukayyed olduğu görüldüğünden bunlardan da harc istenerek incitilmemeleri emredilmiştir (BS. 1073/136).
24.3.1779’da Hudâvendigâr mutasarrıfına ve Bursa kadısına ve Hudâ-vendigâr livası kadılarına ve nâiblerine gelen bir hükümde; “İstanbul ve tevabii Ermeni patriki Zakarya, divan-ı hümayuna verdiği bir arzıhâlde: patrikleri olduğu Ermeni reayasından bazı şirret, telbis, katolik töhmeti ile müttehem kimseler kendi hâllerinde ırzlarıyla mukayyed olmayıp ihtilâl-i reayaya ve nizam-ı hâllerine bâdî harekâta ictisar ederek reaya fukarasının dağılmasına ve perişan olmalarına sebep olduklarından te’dîb ve haklarından gelinmesi kendisine verilen berat şurutundan olduğundan Bursa ve civarında sahih Ermeni olan reayanın içlerinde bu gibi müfsidler zuhur ve kilise ve manastır, papaz, karabaş, ruhban işlerine müdahale ve sair reayayı ifsad ve nizam-ı hâllerinin ihtilâline bâis olduklarından sahih Ermeni reayası mukavemete kudretleri olmayıp muzdarip bir hâlde evlâd u ıyâlleri korkularından rahatsız ve emniyetsiz olduklarından men’ olunmasını ve bu gibi müfsidlerin murahha-
16 Ermeni mahallesi
sa, ruhban ve papaz ve kilise ve manastırlarına ve mütevelli ve cemaatbaşı ve muhasebelerine ve umur-ı beldeye ve reayanın umuruna karışmamaları ve karışanlarının her kim olursa olsun hâkim-i belde marifetiyle hapis ve İstanbul’da küreğe konulması rica edildiğinden hazinedeki mahfuz piskopos mukâtaası defterlerinde de iddiasının doğruyu gösterdiğinden arzıhâli mucibince amel olunması” emredilmiştir (BS. 1191/26).
11.3.1782’de Bursa kadılığına gelen bir emirde “İstanbul ve tevabiî Ermenilerinin patriki olan Avatis, patrik nasb olunduğu günden beri Ermeni milletiyle imtizac edemeyip ve reaya kendisinden hoşnut olmadıklarından aralarında nice defa münazaalar ihdas ve bu defa Ermeni milleti tarafından padişaha verdikleri bir istid’âda azlini istediklerinden reayaya merhameten Avatis rahibi patriklikten azil ve Üsküdar kazasının Kartal nahiyesine nefy ve iclâ olunduktan sonra yerine patrikliğe her kimi dilerlerse -kâide-i kadîme üzere- bi’l-ittifak intihab ve arzıhâlleriyle bildirilmesi ile ferman-ı âlî ile patrik vekili ve altı cemaat metropolitleri ve millet-başılarına tenbih olunmuş ve cümlesi
bir araya gelip aralarında müzakere ve müşavere ederek evvelce İstanbul ve tevabii Ermeniyan patriği olup hâlen Bursa murahhasası olan Zakarya nam rahip, her vechile mahal ve müstahık ve patriklik işini istenildiği şekilde sadı-kâne rüyet ve reayanın mezhep hususlarını hılelden sıyanet ve ebed-müddet olan devletimize herhalde kulluk ve sadakat ibrazına iktidar sahibi olduğuna binaen patrikliğe intihab eylediklerini mahzarlarıyla inha ve nasbını istid’â eylediklerinden istid’âları kabul olduğundan buna divan-ı hümayun çavuşlarından Ahmed Çavuş, Bursa’ya gönderilmiş olduğundan terfik ve patrik nasb olunmak üzere İstanbul’a i’zamı” emredilmiştir (BS. 1196/81).
Bir sene evvel de 1781 senesinde Haziranın dokuzunda Çavuşbaşı Mehmed Saîd Efendi’ye ve Bursa kadısına yazılan bir hükümde, ismi boş bırakılan ve fermana yazılmayan İstanbul Ermeni patriğinin; “Ermenilerin mezhep işlerine nezaret ve yedine verilen fermanlar münderecâtına muhalif Ermeni milletinin âyinlerini tagyir ve ıdlâl-i nizam-ı kadimlerine cesaret edenleri vuku buldukça divan-ı hümayuna te’dîblerini arz ve ifade ve sair
patrikliğe ait işleri görüp vazifesinden hariç ve padişahın rızası hilâfına hareket eylememesi sadakat borcu vâcibesi iken devlet-i aliyye ile dost-ı muahid olan Fransa ve sair devletlerin İstanbul’daki elçilerinin Ankara’da bulunan konsolosları ve tacirlerine sâ’îlerle gönderdikleri mektupları alarak mühürlerini bozmuş ve içlerinden bazılarını saklamış olduğundan bu keyfiyet hükû-mete şeyn ve nakisa olduğundan salta-nat-ı seniyyenin namusunu tekmil için patriklikten azil ve bir mahalle nefyi ile te’dîbi ve yerine Ermeni milletinin intihab edecekleri sadık ve emniyetli birisinin patrik nasbı murad-ı padişahî olduğundan çavuşbaşının eski patriği çavuş mübaşeretiyle bulunduğu yerden kaldırıp Bursa’ya gönderilmesi” emredilmiştir (BAAD. 5060).
1790’da Moskoflu, Nemçelü kefere üzerine sefer tahaakkuk ve takarrur eylediğinden, “donanma-yı hümayun gemilerinde iktiza eden hizmetlerde istihdam olunmak üzere sevâhilde vaki kaza ve karyelerde oturan ve gemi kullanmasına ve deniz fenninde mahir birer miktar Ermeni reayası tertib ve tahrir ve beher neferine beşer kuruş aylıkları ve pirinç ve peksimat ve üçer aylıkları peşin ve maada hizmette oldukça kezalik beşer kuruş aylıkları canib-i mirîden itâ olunup kendilerine eza ve cefa olunmayarak istihdam olunmalarıyla irade-i seniyye taalluk etmekle nefs-i Balıkesir kazasından 12 ve Mihaliç’ten 15, Kirmastı köyünden 2, Bandırma’dan 15, Yeniceköy’den 9, Cerrah köyünden 6 nefer tertib olunmuştur. Bunlar dikkat ve zamanıyla toplanarak irsalleri için Bursa kadısına hitaben emr-i şerif sudûrunu İstanbul ve tevâbii Ermeni patriki mühürlü takririyle inha etmekle mübaşiri ve patrik tarafından gönderilen adam marifetiyle tamamen yazılması ve ihraç edilerek sevkleri” emredilmiştir (BS. 1205/ 135).
30.7.1829’da İstanbul ve Üsküdar ve sair mahallerdeki Ermenilerden vilâ-
yetlere ve Ermeni mahallâtına naklettirilen Ermenilerin (Hükûmetçe görülen lüzum üzerine Boğaziçi, Beyoğlu ve Galata’da Ermenilerin oturmaları men’ edilmiş ve bunlar başka tarafa nakledilmişlerdir) Galata, Beyoğlu ve Boğaziçi’ndeki evlerinin, yalı ve bağlarının bir daha kefereye icar ve satılmamak üzere değer bahasıyla Müslümanlara satılması emrolunmuştur.
1916’da Cihan harbinde Kafkas cephesinde harbeden ordularımızın arkasını Ermeniler keserek ordunun mağlup olmasına sebep olmuşlar ve Karadeniz sahilinde bir Rus ihracı hâlinde İzmit ve Bursa Ermenilerinin dahi o vakit düşmanımız olan Rus ordularıyla birlikte hareket ederek buradaki ordumuzun ricat hatlarını tehdid ve kesmek teşebbüsünde bulunacağına dair hükûmetin eline bazı vesaik ve delâil geçmiştir. Ordunun arkadan vurulması felâketine meydan verilmemek üzere İzmit ve Bursa Ermenilerinin harbin hitamına kadar başka taraflara, ordulara mazarrat veremeyecekleri yerlere nakilleri hükûmetçe kararlaştırılmış ve sevk edilmişlerdir. Harbin 1918’de hitamına mebni bunların tekrar Bursa’ya gelmelerine müsaade edilmiş ve fakat Yunan ordusunun Bursa’yı işgali üzerine bunlar bu kadar sene sayelerinde rahat ve mesud yaşadıkları Türklere karşı bazı cahil Yunan askerlerini iğfal ederek bunları kendi ihtiraslarına âlet etmek veyahut doğrudan doğruya her türlü fenalığı irtikâba başlamışlardır. Türk ordusunun Bursa üzerine muzafferen yürümekte olduğunu haber alınca -esasen kabahatlerini bildikleri ve haksız olduklarına emin oldukları için- Yunanîlerden evvel Bursa’yı ve havalisini terk ile kaçmışlardır. Ve icabında bir adalet mahkemesi huzuruna çıkamayacaklarını takrir ettikleri için bir daha Bur-sa’ya birkaç kişiden başka gelmemişlerdir. BK, II/41
EROĞLU Bursalıdır. Adı Ali’dir. Esir olmadığı hâlde kendisi Topal Ahmed adında birisine hüsn-i rızasıyla 1751’-de köle oldu. Bursa’daki anası, evlâdının kendisine teslimini rica eylediğinden anasına verilmiştir (BS. 387/ 2). BK, II/46
ERTUĞRUL Yıldırım Bayezid’in oğludur. 1376’da Bursa’da doğmuştur. Yaşının müsaadesi olunca Aydın livası beyliğine tayin edilmiş ise de bir müddet sonra 1398’de vefat etmiş ve kendisinin Bursa’da yaptırdığı “Tekecikoğlu Mahallesi Mescidi” haziresine gömülmüştür (G. 40; SO. I/8). BK, II/46
ERTUĞRUL BEY ZAVİYESİ Ulubat muka-belesindedir. Bu zaviyenin idaresi için Oğuz köyünde iki çiftlik yer ile zaviye kurbünde birkaç tane has bağ varmış. Bunların iradlarıyla gelen ve giden, zaviyede yemek yerlerdi. Ulubat’ta kâfirlerin bağlarından mukâtaa alınırdı (BA. Tapu Defterleri, Hudâvendigâr Vakıfları Defteri). BK, II/47
ERTUĞRUL MESCİDİ Evvelce Tekeci-koğlu Mescidi denilirken, daha sonra kendi adıyla anılmaya başlanmıştır. Mescid, Tekecikoğlu mahallesinde, yani Sipahi Pazarı’nın kuzeyinde ve Perşembe Hamamı’nın karşısındadır. Hâlen sakfı ahşaptır ve minaresi sağlamdır. Ertuğrul Bey’in kabri denilen mezar mermerden yapılmıştır ve yazısı yoktur. Bu mescidin ve Ulubat civarındaki zaviyesinin idaresi için Mahmud Paşa Hanı ve Karacabey Çarşısı, Kazasker Hamamı, börekçi ve şerbetçi dükkânları ve Sarraf Hanı zeminleri bu vakfa ait olduğundan bunlardan zemin mukâtaası alınmakta idi. Ayrıca 11 dükkân ile Yiğit Cedid mahallesinde 8 oda kirası alınmaktadır. 1538’de bu mescidin önündeki çeşmenin Pınarba-şı’ndan gelen yolları bozulduğundan tamir edilmiştir.
21.5.1556’da minaresi zelzeleden “paralanıp yıkılmalı olmakla etrafında
olan çarşı halkından bazı Müslümanlar gelip şikâyet etmekle nâgehâni yıkılırsa hayli nüfus telef olacağından” mütevellisi Abdülvehhab oğlu Mehmed Çele-bi’ye kolaylık ile bu minareyi indirmeye icazet verildi ve 300 akçe ile indirilmesi tahmin edildi (BS. 71/61). Mescidin olduğu yer muhtelif tarihlerde Karacabey Çarşısı, Avratpazarı gibi isimler aldı.
1613’te Celâlî istilâsından yanıp harap olup tamir ve tecdide muhtaç olduğundan kubbenin üzerindeki kurşunu ve sairesiyle beraber 17.122 akçeye yaptırılmıştır (BS. 222/51). 16.10.1777 tarihli bir vesikada Ertuğrul Gazi Türbesi ve mescidinin Bursa, Söğüt, Bilecik’te vakıfları olduğu görülmüştür (BAVD. 25991). 1787’de caminin kurşunları 19.020 akçe, yani 984 kuruşa tamir edilmiştir (BS. 1203/65). 30.3. 1788’de cami esaslı bir tamir görmüş ve 23.180 akçe sarf edilmiştir. BK, II/46
ESAD (Hacı) Bursalıdır. Kutnici Hacı Bekir’in oğludur. 4.9.1804’te vefat eylediği ve ashab-ı servet ve yesardan olduğu İstanbul’a haber verildiği cihetle kâffe-i emval ve eşya ve nukud ve zimem ve muhallefâtının zaptı emredilmiştir. BK, II/49
ESAD BEY
ESAD BEY Pazarköy âyânıdır. 21.4. 1810’da çıkaracağı 200 askerle orduya iltihakı emredildi. 26.4.1810’da Esad Bey, Yalakabad kazasına el uzatarak 300 neferden ziyade haşarat ile bölükbaşısını irsal ve Katırlı, Enikli, Kocadere, Koru, Aşağı Kocadere, Çalıca ve Yalova Yörükan köylerini bastırıp hilâf-ı şeriat katl-i nüfus, hetk-i ırz ve evler yakmak suretiyle bir seneden beri bi-gayri hakkın fukaranın 600 keseden fazla akçelerini cebren ve kahren alıp ve Gemlik kazasına dahi külliyetli haşarat irsal ve Umur Bey, Küçükkumla ve Büyükkumla köylerini de bastırıp emval, eşya ve hayvanatlarını aldıktan başka evlerini dahi yaktığı
ve Umur Bey köyünden Mustafa, Ahmed ve diğer Mustafa ve Büyükkum-la’dan Ahmed ve Deli Ahmed oğlu Emrullah ve Armutlu köyünden Mahmud oğlu Seyyid Ömer adındaki mazlumları haksız yere katleylediği haber alındığından bu askerini geri alması ve hemen orduya iltihak ettirilmesi Kocaeli ve Bolu sancakları mutasarrıfı Vezir Hüsrev Mehmed Paşa’ya emredilmiştir. Bir taraftan da Esad Bey’e hitaben yazılan bir fermanda 250 neferle orduya memur iken hareket ve azimet eylemediğinden ve yukarıdaki yolsuzluklardan bahsedilerek bir an evvel orduya iltihakı emredilmiştir.
Gemlik’ten birçok kimselerin ve Umur Bey köyünden Koca Mustafa’nın imzasını hâvî bir mazbatada; Armutlu köyüne yedi sekiz adamını gönderip Mahmud oğlu Seyyid Ömer’i katlettiği ve üzerinde emanet bulunan kalyoncu neferatı mirî akçesinden 1.000 kuruşu aldığı ve ölüsünü ateşte yaktığı ve daha evvel Büyükkumla köyünden dahi Bey Ahmed’i katl ve ihrak eylediği ve yine başına birçok adamları ve eşkıyayı toplayıp Gemlik’e haber gönderip, “basarım, ateşe veririm” gibi haberlerle ahâliyi korkuttuğu cihetle şer ve mazarratının üzerlerinden def’ini rica eylemişlerdir.
1.11.1812 tarihli Gönen kadılığından gelen bir tahriratta: “Pazarköyü âyânı Esad Bey dedikleri hain, bir müddetten beri itaatten huruç ve Pazarköyü havalisine kuleler inşa ve toplar koyarak hükûmete karşı isyan eylediği reaya fukarasının ve memleketlerde âciz kimselerin mallarını ve eşyalarını gaspeyle-mekte olduğundan merkumun izâlesiyle şer ve mazarratının def’i babında verilen fetva-yı şerif mucibince dirliği ref’ u ahz ve idamı için kat’î olarak verilen hatt-ı hümayun mucibince Kocaeli ve Hudâvendigâr sancakları mutasarrıfı Hacı Ahmed Paşa’nın maiyyetindeki müretteb asker ile üzerlerine varıp tâb-âver mukavemet olamadıklarından firar ve Ulubat köprüsünden geçerek
Mihaliç ovasından Gönen tarafına geçtiği Paşa tarafından bildirilmekle, bulunduğu mahalde aman ve zaman verilmeyip tebasıyla ahz ve girift ile Pa-şa’nın yanına gönderilmesini emretmiş ise de Gönen tarafına geldiği işitilmediği ve gönderilmediği ve gelmediği” bildirilmiştir (BAZD. 3161).
6.12.1812’de Bergama voyvodası Ömer Ağa’dan gelen bir tahriratta: “Şakî Esad Bey’in idamıyla def’-i gailesine Kocaeli ve Hudâvendigâr mutasarrıfları Ahmed İzzet Paşa memur olduğunu ve merkum sıkıştırılmakla firar edip şayet Bergama’ya gelecek ve lâyı-kıyla takip edilmeyecek olursa ona verilecek cezanın kendi hakkında icrasına razı olduğu” bildirilmiştir (BAZD. 3129).
7.11.1812’de Ahmed Aziz Paşa’nın rikâb-ı hümayun defterdarına yazdığı hususi bir mektupta: “Firarî Esad adındaki şakinin mahalli olan Pazarköyü ve gerek Yalakabad (Yalova) kazalarının intizam ve asayişi temin edilmiş ve emri âlî mucibince Hudâvendigâr sancağının makarr-ı hükûmeti olan Bursa’ya 3.11.1812 Perşembe günü şehirdeki vücûh-i memleket ve saire tarafından istikbal edildim. Alay ile Bursa’ya girdim. Üçüncü günü divan tertib olunarak Pazarköyü’nde padişah tarafından Baş-tebdil Emin Ağa ile gönderilen ve Hudâvendigâr sancağının nizam altına alınmasına dair ferman okunmuş ve herkese ilân edilmiştir. Firarî Esad’ın takibine peyderpey adamlar gönderilmiştir” denilmektedir (BADD. 13369).
Aziz Ahmed Paşa’nın ne suretle takip edeceğine dair İstanbul’a yazdığı 2.8.1812 tarihli mektuba Sultan II. Mahmud el yazısıyla: “Şukkanın meâli malum oldu. Bu taraftan dahi tekayyüd-i tam olunmak elzemdir. Kaptan Pa-şa’ya da tenbih olunup derya taraflarını mazanna olunan mahallerini kesip ihtimam olunsun. Kethüda yine nezaret edip müşârun-ileyhin umurunu tanzimine gayret oluna. Ve müşârun-ileyhin kethüdasına olan şukkası dahi man-
zurum olmuştur. Böyle olursa muvaffak olur” notunu koymuştur (BAZD. 2526). BK, II/49
ESAD BEY Bursa’nın Panayır köyünden-dir. 30.6.1784’te Bursalı Hacı Yakub, büyük kızını Ömer Ağa’ya tezvic eylediğinden dolayı kızarak, yevm-i akid-den bir gün sonra, Ömer Ağa menzilinden dükkânına giderken sabah vaktinde, mecma-ı nas olan Sipahi Pazarı kurbünde, herkesin gözü önünde, piştov kurşunuyla cerh ile firar eylemiş, Ömer de aldığı yaradan vefat eylemiştir (BS. 1198/37). BK, II/47
ESAD BEY Derviş Paşazâde’dir. Evi 1785’te Hisar’da idi. BK, II/47
ESAD BEY Derviş Paşazâde’dir. 1884’te ölmüştür. Zencirî Ali Efendi Tekkesi ittisalinde Yerkapı kabristanına gömülmüştür (MİB. 19). BK, II/51
ESAD EFENDİ (Mevlânâ) Şeyhulislâm Sadeddin Efendi’nin oğludur. 1608 tarihinde Gemlik kazasının Gencelli köyünde babalarından kalma armutlu bağı kardeşleriyle beraber Emir Gazi oğlu Cafer Çelebi (Paşa)’ye 30.000 fidda akçeye satmıştır (BS. 217/42). Sonradan şeyhulislâm olmuştur. Kızı Âkile Hanım’ı I. Sultan Ahmed’e nikâhla vermiştir (SO. I/330). BK, II/47
ESAD MEHMED EFENDİ
ESAD MEHMED EFENDİ “Cizyedarzâde damadı” diye meşhurdur. Berâ-yı maişet Bursa’ya mutasarrıf tayin olunan Şeyh Osman zamanında Hafız İsmail’in yerine Bursa’ya mütesellim olmuş ise de Hafız İsmail ve taraftarlarının tekrar tekrar müracaatı üzerine mütesel-limlikten çıkarılmış ve üçbuçuk ay sonra 16.2.1786’da Hafız İsmail’in zulüm ve teaddîsinden bahsedilerek tekrar mütesellim tayin edilmiştir (BS. 314/20).
1788’de şeyhulislâmdan gelen bir mektupta; “nefyden af ve ıtlâkı, ancak mütenebbih olup evvelce yaptığı yolsuz
harekâttan rücu ve salâhı kabul eylemek mülâhazasıyla olduğundan nesil ve nesebin muktezası şer’î hakimlere muhalefette ısrar ve etrafına topladığı huddam ve şerirlerle acezelere gadirde devam ederse, yalnız nefiy ile ıslâh olmadığı anlaşılacağından bundan sonra iktiza eden te’dîbinde nefiy ve iclâ ile iktifa olunmayıp müderris tarikından dahi kaydı silineceği ve bu vechile umum ulemanın arzı tekmil olunmada tereddüt edilmeyeceği” kendisine ağır bir lisanla bildirilmiştir. Nefyi için verilen emir aynen şöyle idi:
30.8.1789’da; “Soğanlı köyünde otururken kendi hâlinde olmayıp ziraat zamanı geldikte Çekirge, Karaman, Bilâd-ı Yunus, Çavuş köylerine sekban gönderip köylü hayvanlarıyla parasız ziraat ve orak vaktinde dahi yine mec-canen dövdürüp nice kimseyi darp ve bazılarını cerh eylediği ve bunun gibi zulüm ve nihayeti olmayıp defaatle canib-i şeriattan tenbih edilmiş ise de mütenebbih olmayıp Bozcaada’sına nef-yi ve iclâsıyla vaki olan zulüm ve tead-dîsinden köylülerin kurtarılması” bildirilmişti (BS. 308/18). Tekrar affedilmiş ise de yine eski ahlâkından vazgeçmediğinden yukarıdaki şeyhulislâmın mektubuyla bir de tehdidname almıştır.
1791’de Gemlik sahasında yeniden inşası emrolunan kalyonun kerestesi için mükerreren emirler verildiği hâlde Bursa’da sakin sabık Filibe kadısı Abdullah Efendizâde Müderris Seyyid Mehmed Esad Efendi ve oğlu Bursa müderrislerinden Abdülhâdi Efendi ile beraber Bursa’da tegallüb ve âyânlık dâiyesiyle ahâliyi tahrik ve kerestenin af ricasına dair mahzar tertib ve irsaline ictisar eyledikleri ve kerestenin kat’ ve nakli emrinde ahâlinin muhalefetine ve bu ana kadar tehir ve tatiline sebep olduklarından padişahın rızasına muhalif bu hareketlerinden dolayı Kap-tan-ı Derya Gazi Hasan Paşa’nın inhası üzerine Mehmed Esad Efendi’nin Kıbrıs adasına nefyi ve iclâsını yazıp emr-i
şerif sudurunu Şeyhulislâm Mevlânâ Mehmed Mekkî Efendi dahi işaret etmeleriyle çavuş mübaşeretiyle Kıbrıs’a nefy edilmiştir (BS. 1206/1). Tekrar affolunarak Bursa’ya gelmiş ve birkaç sene sonra 1794’te Bursa’da ölmüştür. Karısı Ahmed Ağa kızı Ümmügülsüm ve oğulları Abdullah, Mehmed Tâib ile kızları Azime ve Şerife kalmıştır (BS. 294/97). “Kadızâde” demekle meşhurdur. BK, II/47
ESEDÎ Üzerinde arslan resmi olan bir kuruştur. 1743’te 110 akçeye tekabül ederdi. BK, II/54
ESEDİYE (Musalla Medresesi) “Arslan-oğlu” demekle maruf Hoca İvaz kurmuştur. 1376’da birçok vakıflar terk eylemiş ve 1439’da vefatında buraya gömülmüştür. Kabri Ulucami’nin doğusunda ve musallaların ve benzin deposunun olduğu yerde idi. Arslan oğlu Hacı Bekir oğlu Hacı İvaz asıl vâkıftır. Kabir taşına “İva” yazılmıştır (BS. 25/ 72, 108/39, 173/272). BK, II/51
ESEDLİ İznik köylerindendir. Orhan Bey’in Mekece’deki imaretine vakıftı. BK, II/54
ESEMEN BABA Mihaliç tarafında şimdi aynı adla anılan köyde bir zaviyenin adıdır. Esemen Baba, Orhan Gazi zamanında yaşamış, keramet sahibi bir aziz imiş. Çakır Ağa, burasının defterini yazdığı zaman zaviyede Esemen Sey-dî’nin evlâdından Ali oğlu Eyvâtî’nin, zaviyeye Sultan Murad’ın beratıyla tasarruf eylediğini kaydetmiştir. Fatih zamanında da Eyvâtî oğlu Mehmed’e, Fatih beratla burasını vermiştir. 1832’-ye kadar zaviye mevcut ve mamurdu (BAVD. 18105, 23651, 24541). BK, II/51
ESENLİ (Şeyh) Orhan zamanı ricalinden-dir. Yenişehir’in Barçınlı köyünde zaviyesi vardır. Halkahavlu köyünde Orhan Bey birbuçuk müdlük yeri vakfetmiştir.
Asması ve bir bahçesi vardı. 1767 senesine kadar evlâdları vardı (BAVD. 29113). BK, II/52
ESİR Düşmandan sağ olarak alınan kimselere denilir. H. 761/1359 M. içerisinde Karamanlı Kara Rüstem, Çandarlı Kara Halil’e müracaat ederek: “Efendi, bunca malı zayi ediyorsunuz. Gazilerin aldıkları esirlerden Tanrı buyruğunda beşte biri hanındır, niçin almazsınız?” dedi. I. Murad’a arzeyle-diler. Padişah alınmasını emretti. Kara Rüstem Gelibolu’da oturdu. Esirler beş kişi ise birisini alıkoydu. Beşten az ise her esir için 25 akçe aldı. Hayli oğlanlar toplandı. Halil: “Bunları Türk’e verelim, Türkçe öğrensinler. Bunları çeri edelim”, dedi. Dediği oldu. Miktarları günden güne ziyade oldu. Adını (Ezelçeri) iken “Yeniçeri” kodular ve esirlerden alınan beşte bire “Pençik” dediler (A. 54).
1432’de İstanbul’da Beyoğlu’nda hükûmet eden Cenevizler ile Osmanlıların arası çok iyi idi. Hatta Türkler bu şehirde öyle bir imtiyaza ve nüfuza maliktiler ki, eğer bir Hıristiyan esir Türklerin ellerinden kaçıp buraya iltica edecek olur ve Türkler bu esiri taleb etmek için adam gönderirlerse esirin onlara iadesi lâzım gelirdi. Bu kaide İstanbul hakkında da cari idi. Bir Hırıstiyan esir tesadüfen kaçıp İstanbul’a gelecek olursa İstanbul İmparatoru veya adamları o esiri padişaha iade ederlerdi (İstanbul’un Muhasarası ve Zaptı, 11,12).
1486’da II. Bayezid Bursa’ya satılmak için 15 esir göndermiş ve bunlar Bursa’da satılmıştı (BS. 5/243).
1570’te Bursalı İsa oğlu Seydî Ali, Is-partalı Kaplan oğlu Yani ile kâfir ilinde esir olan Mustafa’nın kurtarılması için 250 filoriye pazarlık etti. Yani de, çocuğun kurtarılmasını iltizam eyledi. Çocuğu kurtardığı zaman almak üzere zarar-ı mala Bursa tüccarlarından beş-altı kişi kefil oldular (BS. 112/13).
1602’de: “Venedikli esirlerden kimin elinde varsa ıtlak oluna, diye ahidname-
i hümayun mevcut olduğundan bu me-yanda Venedikli Françesko esir edilmişti. Bunun sahibi Yani, bunu Bursalı Murad Çelebi’den aldığını iddia eylediğinden Yani, Venedikliyi Murad Bey’den her kaç akçeye almış ise şer’ ile bî-kusur alıverip zimmetinde bir akçe ve bir habbe hakkını bırakmaması ve ahidname-i hümayuna muhalefet taallül ve nizâ ettirilmemesi” emredilmiştir (BS. 204/ 192).
1614’te sipahilerden Abdullah oğlu Hüseyin yediyle emr-i şerif gelip mazmununda: “Memâlik-i mahruse Yahudi ve kefere taifesi Müslüman olmuş esir istihdam ederlermiş. Bu makuleler görülüp alınıp Sûk-i Sultanî’de sattırılıp akçeleri yine sahiplerine verile”, diye ferman olunduğundan mezbur Hüseyin, Yahudileri kemâl-i dikkat ve ihtimamla teftiş edip içlerinde Müslüman olmuş esir bulunmadığını söylemiş ve Yahudiler de bu sicilin bir suretini istediklerinden yazılıp ellerine verilmiştir (BS. 223/108).
1637’de Bursa esircilerine Hacı Ali kâhya nasb olunup, Müslüman olan esirlerin tellâl evlerinde, Rum ve Yahudi evinde yatıp kalkmaları men’ edilmiş ve Müslüman esirlerin satılın-caya kadar Hacı Ali’nin evinde yatmaları ve esir başına yer kirası birer akçe alınması emredilmiştir (BS. 256/186).
1785’te İstanbul’da esir pazarında Bursalı ve Şamlı demekle maruf iki nefer bekâr esirciler ferman ve kanuna muhalif olarak geceleri esir pazarlarında ikamet ve fazla para kazanmak tama’ ile Müslüman esirleri ziyade baha ile ehl-i zimmet reayaya satarak nizamları bozacak harekâta tesaddî etmeleriyle kethüdaları ve sair zâbıt-ları tarafından haber verildiğinden pazardan def’ olunarak Bursa’ya nefy edilmişlerdir (BS. 1201/91).
1792’de Bursalıların ellerindeki Nemçeli esirler cebir ve ihâfa olunmaksızın mahkemeye hakimin huzuruna getirilip rızalarıyla din-i İslâmı kabul edenler, ashabı yedinde ibka ve
Hırıstiyanlıkta ısrar edenlerin Nemçeli tarafına red ve teslimi için mübaşir tayin olunan Gedikli Hasan Ağa marifetiyle esirler mahkemeye getirilmiş, 55 kişi İslâmiyeti kabul ve 13 kişi dahi Nasraniyette ısrar eylediklerinden mübaşire teslim edilerek İstanbul’a gönderilmişlerdir (BS. 1206/14). Bu sicilde esirlerin ve sahiplerinin isimleri yazılıdır.
1803’te Bursa’nın tellalbaşılığı ve esirciler kethüdalığını İstanbul’da di-van-ı âlî çavuşbaşılarının ilhamıyla tevcihatı yapılması kaide hâline konmuştur. BK, II/52
ESKİ BEZİSTAN Bk. Emir Hanı.
ESKİCİ Bk. Mehmed Dede.
ESKİ KAPLICA Burada evvelce bir havuz varken I. Murad, üzerine kubbeli bir hamam bina eylemiştir (Charles Texier, Küçük Asya’sında, Eski Kaplıcanın kubbesini Bursa şehrini nice âsâr ile tezyin etmiş olan I. Murad tarafından inşa ettirilmiştir, diyor. Cilt I, sahi-fe 225). II. Bayezid de camekânını ve teferruatını yaptırmıştır. Çekirge’deki kaplıca ve hamamların suları aynı sudan ibarettir. Çekirge’nin batı tarafında Kalpak Dağı’nın eteği nihayetinden çıkar. Kuyu gibi bir havuz içine dökülür. Suyu gayet boldur. Bir geniş künk ile “taksim” denilen mahalle gelir. Bu kaplıca suyunun gazları az ise de menbaı olan kuyunun ağzı iyice ka-
17 Eski Kaplıca’nın planı (Gabriel’den)
18 Eski Kaplıca panmış olduğundan gazını zayi eylemez. İşbu gazın tesiri epeyce hiss-olunur. Bu su menbaında 36 derece olup hamama gelince 34-35 kalır. Suyu renksiz, râyihasız, lezzetsiz, fakat asıl menbaından içilirse yağlı gibidir. Biraz durunca yüzünde bir zar peyda olur. Bu kaplıcanın suyu cilt, mafsal, mesane, daha birçok hastalıklara ve bilhassa kadınların rahim hastalıklarına pek nâfidir. BK, II/54
ESKİ SARAY Askeri Dairesi’nin bulunduğu sahadır. 1785’te bir kayda göre Eski Saray’daki bir kıt’a bahçeye hadîka-i hassa ustabaşısı olanlar zapt ve tasarruf ederler. Buna mukabil bayramlarda ve sair iktiza eden vakitlerde top atarlar. Bahçe emlâk-i hümayundan idi (BS. 1198/28). Eski Saray’da bir de uncu-başı vardır. Bunun bahçe ile alâkası yoktur. BK, II/54
ESKİ TAHTAKALE Şimdiki Yoğurt Hanı harabesinin olduğu yerde idi. BK, II/54
ESKİ YENİ HAMAM Bursa fatihi Orhan Gazi tarafından Hisar’da Satı Fakih mahallesinde yaptırılmıştır. Ortapa-zar’a yakındır. Halk tarafından çok tutulan bu hamam XVI. yüzyılda günde 15-20 akçeye kadar kiraya verilmiş ve
1687’de esaslı bir surette tamir edilmiştir. Bu hamamın mimari tarzı araştırmalara değer. Bursa’da ilk yapılan ve daha doğrusu Osmanlı Türklerinin ilk yaptıkları hamamlardandır. Eski yapılandan bugün yalnız ön tarafında bir duvarla külhanı kalmıştır. Diğer tarafları sonradan yapılmış olup ahşaptır. Hamam bugün işler bir hâldedir. Buna dair sicillerde esaslı bir kayıt yoktur. Maarif Vekâleti Anıtları Koruma heyeti reisi bay mimar Sedat Çetintaş, 1933’te bu hamam üzerinde günlerce araştırmalar yapmış, resim ve planlarını yapmıştır. BK, II/55
ESKİ YENİ HAMAMI Bursa’da bir han veyahut hamam yapıldığı zaman yeni han veya hamam derler. Bundan sonra tekrar yeni han veya hamam yapılınca, önce yapılana “Eski Yeni Han” adı verilirdi. Bu hâle Tire’de tesadüf eyledim. Bu hamam, Abdal Mehmed mahalle-sindedir. Yıldırım Bayezid tarafından yapılmaya başlanmış, henüz bitmeden Yıldırım harbi başladığından ve Timur’un ordusu Bursa’yı işgal ile şehri yağma eylediğinden hamam da harap olmuştur. Hamama gelen suyu da herkes evlerine çevirmişlerdi. Çelebi Sultan Mehmed, Osmanlı hükûmetini yeniden kurmaya muvaffak olunca bu hamamı da tamamlamış ve oğlu Murad Bey adına vakfeylemiştir (BS. 5/22). Hamam 1397 yılından önce yaptırılmıştır.
1485’te sonra sadrazam olan Çan-darlı İbrahim Paşa bu vakfın mütevellisi iken savakından (su makseminin havuz kapaklı lüleli yeri) hamam duvarına bir çeşme yapmıştı (BS. 11/327). 1495’te hamam tam olarak onarılmıştı (BS. 26/311). 1514’te günde 33 dirhemle kiraya verilmiştir (BS. 26/311). Kirası, 1520’de 25, daha sonraları 12 dirheme kadar düşmüştür (BS. 9/103). 1620’de hamamın altı tane halvet kubbeleri ve camekânının tuğla kiremitlerine yağmur işlediğinden Frenk kiremidi ile örtülmüştür (O vakitler Türk
kiremitleri tuğla biçiminde düz idi; Frenk kiremitleri de son günlere kadar kullanılan yerli kiremitlere denilirdi). BK, II/56
ESKİ YENİ HAN Demirtaş Paşazâde Ali Bey’in oğlu Mahmud Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Bu han yanan eski hükû-met konağının yerinde ve Ertuğrul Camii’nin karşısında bulunan Gelincik Çarşısı’nda idi. 1484 tarihinde inşa edilmiştir. İlk zamanda seneliği 40.000 akçeye kiraya verilmiştir. Bu han Hi-sar’daki Kapamalı Mektep denilen Mahmud Bey Mektebi’nin iradı olarak yaptırılmıştır. Her sene bu mektepte kız ve erkek 150 çocuğa her iki bayramda da elbise ile yüzer akçe dağıtılırdı (Bu para ile o vakit 150 kilo et alınabilirdi).
1503’te tamire muhtaç olduğu görülen hanın teferruatı, Mahmud Çelebi evkafı mütevellileri tarafından 29.000 akçe sarfıyla tamir edilmiştir. 1559’da hanın mescidi harap olmuş ve İsak oğlu Abraham isminde bir Yahudi, mescidi boyacı dükkânı yapmış ve şadırvanın suyunu dükkâna akıtmıştır. Fakat bu açıkgözlülük uzun müddet sürmemiş, burasının tekrar mescid olması ferman edilmiştir. 1584’te han yanmış, mimarbaşı Veli oğlu Süleyman Ağa tarafından esaslı surette tamir edilmiştir. 1676’da sürsat bedeli toplandığı vakit Eski Yeni Han’a 4.350 akçe isabet etmiştir. Bu hesaba göre Eski Yeni Han’ın Koza ve Mahmud Paşa hanlarından sonra üçüncü derecede bulunduğu görülmüştür. 1774’te Bur-sa’da merhum Mahmud Bey’in Ertuğrul Camii kurbünde bina ve inşa eylediği Eski Yeni Han demekle maruf han, fevkâni ve tahtânî kârgir büyük bir han olup 123.000 akçe ile tamir edilmiştir. 1794 senesinde 11 kârgir ayakları ve ayaklar arasındaki yemlikleri tamir edilmiştir. Bu hana ait Bursa Sicilleri kayıtları: 4/268, 19/107, 81/83, 152/ 136, 388/90, 1209/15’tir. BK, II/54
ESLEME HATUN Mehmed Çelebi Fena- 19 Eski Saray’ı gösteren bir
rî’nin kızı ve Mevlânâ Seydî Halife’nin gravür karısıdır. 1500’de sağdı (BS. 17/325).
BK, II/56
ESLEME HATUN Hacı İvaz Paşa’nın oğlu Mahmud Çelebi’nin kızıdır. Hoca Hayreddin oğlu Mahmud Çelebi’nin karısıdır (1493). BK, II/56
ESLEME HATUN Sadrazam Çandarlı Halil Paşa’nın kızıdır. Altıntaş köyünü Halil Paşa satın almış ve bu köyün dörtte birbuçuk hissesi miras suretiyle Esleme Hatun’a düşmüştür. Esleme Hatun da Siroz’da Yoresnek köyünde yaptırdığı zaviyesine vakfeylemiştir. Buna Sûfî Ali Zaviyesi de derler. BK, II/56
ESNAF Bk. Sanatlar.
ESRAR 1751’de esrar içenler çoğaldığından bunun önüne geçmek üzere satanların cezalandırıldığı görülmektedir. İstanbul’da Büyük Karaman’da Kahveci Küçük Mehmed ve Üsküdar’da Kahveci Hasan, dükkânlarında mem-nuattan olan esrarı satıp halkı ıdlâl eylediklerinden Bursa’ya sürülmüşlerdir (BS. 387/8).
Yeniçeri ortalarında 11. bölüğün neferatından Kahveci Ahmed, Fatih’te Küçük Karaman’daki kahveci dükkânında esrar sattığı haber alındığından
tutulup hapsedilmiş ve yeniçeri ağası Numan Ağa marifetiyle Bursa’ya irsal ve bir adım ayrılmaması için çok dikkat ve itina edilmesi fermanla emredilmiştir (BS. 387/9).
Tahir Efendi ile Müzehhib Molla Mustafa arasında bir dava çıkmış ve Davud Paşa kulluğunda Molla Mustafa’nın şikâyeti üzerine Tahir Efendi tutulduğunda üzerinden bir beyaz kese içinde 50-60 dirhem miktarı mükeyyi-fattan “şire” tabir olunur esrar bulunmuştur. Ağa kapısına gönderilip sual olduğunda: “Bana merkum Mustafa vermişti” diye cevap verip te’dîbleri iktiza etmekle her ikisi de çavuş mübaşeretiyle Bursa’ya sürülmüşlerdir (BS. 387/21). BK, II/57
ESRAR
EŞEKYEDİ KÖYÜ 1486’da Bursa civarında bir köydü. Davud Paşa ile Arap diyarına gitmek üzere azeb ihracı emrolununca, şehirden sayılarak bu köyden de azeb çıkarılmıştır (BS. 5/ 106). BK, II/58
EŞKIYA
EŞKIYA Bursa civarında birçok âlim, fâzıl, sanatkâr, komutan, idareci, şair, tarihçi, hulâsa her cins faziletli insanlar çıktığı gibi bazı eşkıyalar da çıkmıştır. Gerçi bunların miktarları mahdud ise de yaptıkları fenalıklar ve bunlar için hükûmetin aldığı tedbirleri yazmak için ciltlerle yazı yazmak iktiza eylediğinden mümkün olduğu kadar kısa kesmeye çalışalım:
1513’te yol kesen, Ankara’nın Haymana taifesinden Katrancı Musa Bey oğlu Kara İbrahim, Bozkırlı oğlu Mustafa’nın oğlu Şah Budak ve kardeşi Abdi tutulup İstanbul’a ve oradan Bur-sa’ya gönderilip hapsedildi (BS. 25/ 63). 1548’de yeniçeri yayabaşılarından Yahya Subaşı 20 yeniçeri ile Bursa ve civarındaki köylerde ve kasabalardaki eşkıya yataklarını aramaya memur edilmiştir (BS. Numarasız/102). 1554’-te evleri basıp katl-i nefs edip hadsiz fesad ettiğini itiraf eden ‘Hoca” demekle maruf Sarıkayaoğlu yataklarını söy-
lediğinden idam edildi (BS. 73/729). 1558’de Abdullah oğlu Murad Bey’in Mihaliç Boğazı’nda gemisi basılıp eşyalarını çalan Hacı Ali, Oğlan Memi, Habib oğlu Abdi tutulmuş ve cürümlerini ikrar etmişlerdir (BS. 91/17). 1575’te Yeniçeri 43. Ağa Bölüğünden Mehmed oğlu Mustafa İznik’te sakin iken İstanbul’dan gelen beş acem bazirgânı ile İstanbul’a gelip konduğunu, ertesi kalkıp göçtüklerinde yedi arkadaşı ile bunlarla yol arkadaşlığı ettiğini, Taraklı Yenicesi’ne geldiklerinde, gece yarısı acemleri kementleyip katleylediklerini ve eşyalarını aralarında taksim eylediklerini itiraf eylemişti (BS. 116/112).
1577’de İnegöl’ün Hamza Bey köyünde Kara Yusuf oğlu Mahmud, Bursa subaşısı Kasım oğlu Mehmed Bey ile mahkemeye gelerek: “Gündüz, Bağlıca köyünden Muharrem oğlu Kara Mehmed ve Küreli Hacı Mustafa oğlu Kara Ali, beni güç ile cebren ve kahren sürüp çıkarıp yanlarına aldılar. Epey yanlarında kaldım, birçok cefalar ettiler, bunlar hırsızdır, yollar basıp beller kesip nice fesad etmişlerdir. El-an ‘Kite Çayırı’ demekle maruf yerde sakindirler” demiş; Mehmed Subaşı, cemm-i gafir ile varıp çok cenk ve cidalden sonra tutup Bursa’ya götürmüş; Kara Mehmed, Bursa’da Alacahırka mahallesinde Safa oğlu Mehmed’in evini basıp bir nice eşyasını aldıklarını ve bir kemha parçasının hissesine düştüğünü ve diğerlerini arkadaşlarının aldığını söylemiş; Kara Ali de bundan haberi olmadığı ve ellerinde bulunan diğer eşyaları Pazarcık kazasında Ermeni derbendinde bakır bazirgânlarına sattığını ikrar eylemiştir. Ve Bursalı Safa oğlu Mehmed dahi, “bahar-ı kemha”nın kendisine ait olduğunu ispat eylemişti (BS. 131/88).
1584 senesi Eylülünün 21. gününde gelen bir emirde: “Saruhan, Aydın, Hudâvendigâr, Karesi sancaklarında, ehl-i fesad ve levend suhteler çıkıp oğlanlara, hatunlara ve kızlara el uzatıp evlerindeki mal ve akçeleri aldıkları,
yollarda ve bellerde adamlar katledip fesad eyledikleri haber alındığından şecaat ve istikamet ve hüsn-i firaset ve kiyasetle padişahın itimadını kazanan Lala Mustafa Paşa serdar tayin olunmuştur. Bu sancakların beyleri, kadıları, bizzat mukayyed olup hüsn-i ittifak ve ittihad ile birleşerek birbiriyle haberleşerek bu gibi ehl-i fesad ve her kande ise yokladup ‘il erleri’ ve muhafazaya kalan sipahiler ve sair dirlikten safâlı yarar yiğitlerle münasib-i vech ile ansızın üzerlerine varılıp muharebeye ve mukateleye şüru’ ederlerse mukabele ederek her ne suretle ele geçirmek mümkün ise ele getürüp bir vech ile haklarından geline ki, diğerlerine ibret olsun. Bundan sonra da fesad işlemeğe mecalleri kalmasın. Muharebelerde katl olunan eşkıyanın başları kesilip ve dirileri yarar adamlara koşup İstanbul’a gönderilsin. Bilcümle suhtelerin iki üçü bir yerde yerağ ve bisat ile gezenlere ‘sıladan geliriz veya sılaya gideriz’ gibi dediklerine iltifat emeyip ve asla mecal vermeyip katledip vesair ol makule fesad ve şenaat üzere olanları dahi ‘il erleri’ muavenetiyle ve her ne suretle olursa olsun ele getürüp haklarından gelinmesi ve bu babda dikkat ve himmetlerinizin vücuda getirilmesi; yukarıda isimleri geçen sancakbeyleri, kadıları ve sair kimselerin zerre kadar müsamahası görülür ise özürleri kat’iyyen din-lenmeyip ve azilleri konulmayıp ehl-i fesada yapılacak siyaset ve ukubet bunlara yapılacaktır. Bu işe ben çok ehemmiyet veriyorum. Memâlik-i mahrusede mansıb ve dirliği tasarruf etmekten murad bu makule hizmet ve fermanım oldukta can ve başla çalışıp bezl-i makdur ve sa’y-i nâmahsur zuhura getirmekte dakika fevt edilmemesi” bildirilmişti (BS. 152/199). Bu ferman padişahın oğlu Sultan Mehmed’e de yazılmıştır.
1593’te yazılan bir hükümde de: “Anadolu’da bazı eşkıya, sipahi ve silâhdar namına bayraklar ile gezip reayanın, ‘parasızım’, diye haklarını alıp
zulüm eyledikleri îlâm edildiğinden guraba-yı yemin kethüdası Kudret Kâhya gönderilmiştir. Bu gibi eşkıyanın teftiş ve takip edilmesi ve bölük halkı namına reayayı rencide edenlerin hakkından gelinmesi” emredildi (BS. 327/ 132).
1595’te sefer-i hümayuna memur olan yeniçeri ve sipahi ve sair kimseler, “biz ehl-i seferiz”, diye şehir içinde oturup evlerin etrafında fısk u fücur edip âlet-i harb ile Müslümanların dükkânlarını ve evlerini basıp emval ve esbab-larını yağma ve ehl ü ıyâllerini cebren çekip fiil-i şenî eyleyip ve şehre zahire getiren rençberlerin cebren davarlarını aldıkları bildirilmiş ve bunların hiçbirisine padişah razı olamayacağından silâhdarlardan Sinan Ağa gönderilmiştir. Ayrıca, “Bu kadı’nın yanından ay-rılmayıp sefere memur bölük halkını zapt ettirip emre muhalefet eden her kimler ise ve hangi taifeden ise bölük ve ulûfeleri ve isimleri ve şöhretleri ile yazıp bildirilsin ki mecal vermeyip timardan ihraç olunup cezalar verilip fukaraya olan zulüm ve teaddîlerinin def’ olunması” emredilmiştir (BS. 195/ 135).
1595’te: “Hudâvendigâr ve Ankara sancaklarında birçok kimseler sefere memur olmakla, eşkıya ve levendler ayağa kalkıp yollara ve bellere inip gelip geçenlerin esbab ve erzaklarını gâret ve kendilerini katl ve şehirlerde dahi nice fesad ve şenaat yaptıklarını Bursa kadısı bildirmekle dergâh-ı âlî çaşnigirlerinden Mehmed Ağa teftişe memur edilip, bu gibi ehl-i fesadı ‘il eri’ muaveneti ile ele getirip ‘toprak kadıları’ marifetiyle dava-yı hak ve tayin-i madde eden hasımlar ile murafaa ve bir defa şer’ ile fasl olmayıp ‘on beş yıl’ mürur etmeyen davaların toprak kadıları marifetiyle sübut olan hukuku ashabına hükmedip alıverdikten sonra fesad ve şenaatları sabit olanlara asla aman ve zaman verilmeyerek şer’ ile hakkından gelinmesi” emredildi (BS. 190/98).
1598’de Bursa sancakbeyi Mehmed Bey, sefer-i hümayuna gitmekle Bur-sa’da nice eşkıya zuhur edip nice Müs-lümanlara zulüm ve teaddî ettiklerinden Bursa kadısı Mustafa Efendi, padişaha şikâyet ederek Bursa’nın muhafazası için Mehmed Bey’in kardeşi Yusuf Bey’in Bursa’ya tayinini rica eylemiş ve Yusuf, Bursa livası muhafazasına memur edilerek, kendisine gerek yolculardan ve gerek vilâyet sekenesinden bir ferdin malına ve canına bir zarar eriştirilmemesine dikkat edilmesi emredilmiştir (BS. 201/150).
1599’da gönderilen bir fermanda: “Bursa kadısı, südde-i saadete mektup gönderip; ‘Bursa ahâlisi umumen mahkemeye gelip bundan evvel Anadolu beylerbeyiliğinden gelen bir emirde umumen ulûfe ve timara mutasarrıf olanlar sefere memur oldukları ve her kim seferden kalır ise evleri önünde salb ve siyaset oluna diye ferman olunmuşken, Bursa’da, Yeniçeri ve sipahi ve sair dirliğe mutasarrıf olanlardan nice kimseler sefere gitmeyip her türlü fenalığı, şenaati yapıyorlar. Esnafın dükkânlarına girerek mallarını yağma ettikleri gibi kimisini vurup yaralayarak envâ-ı fesad yaptıklarından terk-i diyar etmemiz mukarrerdir. Bu hâli padişaha arzediver diye rica eylediklerinde’ ellerindeki emir de iddialarına muvafık görüldüğünden bildirilmiş olmakla sefere gitmeyenlerin haklarından gelinmesini emredip buyurdum ki, sefere gitmeyip fesad ve şenaat edenleri ve dükkâncıların parasını alıp ve eşyasını alarak akçesi taleb edildikte darb ve cerh edenleri dükkâncılar marifetiyle tutulup mahkemeye getirilmiş olanlara durmayıp ağaları yanına varmalarının ten-bihi” emredilmiştir (BS. 194/93).
1599 senesi Ağustosunun 10. günü gelen bir emirde: “Ortayaka’da fitne ve fesad olup sâbık Habeş beylerbeyisi Hüseyin’in ve sair eşkıyanın haklarından gelinmek için Vezir Mehmed Paşa tayin olunup 1008 Muharreminin 10. günü İstanbul’dan çıkarak eşkıyalarla
üzerine yürümüş olduğundan Bursa’dan 200 nefer tüfenkli avcılara ve sair il erlerinden yarar tüvânâ ve ok atmağa ve tüfenk kullanmağa kâdir ve dirlikten safalı yiğitleri yât ve yerağları ile yanına cem edip atlısını başka ve piyadesini başka defter eyleyip ve üzerlerine bir yarar ve namdar ‘başbuğ’ tayin eyleyip Mehmed Paşa’nın yanına gönderilmesini emredip buyurdum ki, kapıcıbaşı-lardan Pîr Veli ve Mahmud Abdullah, Bursa’ya muvasalatlarında bunlarla gönderip ve bunlara zuhura gelen hizmetleri ve yoldaşlıkları mukabelesinin me’mullerinden ziyade inayetlere mazhar olacaklarını bildiresiz. Başka bu babda emir gönderilmeyecektir. Geç göndermekten ziyade sakınınız” diye emredilmiştir (BS. 194/77).
1599’da gelen diğer bir emirde: “Anadolu yakasında Celâlî olan Yazıcı Bölükbaşı ve Hüseyin Paşa nam şakilerin levendlerinden Bursa’da Yusuf ve Sincanlı kazasında Sinan Paşalı nam karyeden Dündar ve Kaplan ve Şuhut’un Mahmudlar köyünden Hatib oğlu Mustafa ve Karamuk kazasının Yazarağaç köyünden Abdülgani ve o tarafa geldikte ve Hatib oğlu Mustafa’ya Tavas kadısı Mustafa Efendi muîn ve zahir olduğu haber alındığından bunların ahsen-i vech ile ele götürülüp mahfuzen İstanbul’a gönderilmeleri için dergâh-ı âlî bevvablarından Mehmed, Hasan ve diğer Hasan gönderilmiştir. Bunların tutulup gönderilmeleri” bildirilmişti (BS. 351/107).
1599’da Silivri’den padişahın gönderdiği bir emirde: “Hudâvendigâr livasında şakî ve ehl-i fesadın nihayeti olmayıp her fesadı edip, çarşı ve sipahi ve yeniçeri ve sair emlâkin ve evkafın saçakları yanına varıp tahassun eylediklerinden ve haramzâdeler tutulup haklarından gelinmemekle günden güne fesad ve şenaatları ziyade olduğu haber alındığından her nerede olursa olsun ele getirilip ahvallerini şer’ ile teftiş ve tefahhus edip ve üzerlerine şer’ ile sübut bulan hukûk-ı nâsı alıverdikten
sonra arza muhtaç olanlardan ise habs ve arz eyleyesiz. Değiller ise şer’ ile lâzım geleni icra edesiz. Bunlar, emlâk ve evkaf reayalarımdan iseler zâbıtların-dan taleb eyleyesiz” diye emredilmiştir (BS. 351/117).
1602 İkinciteşrin’in 7’sinde gelen bir emirde, “Hudâvendigâr livasında etraf-dan eşkıya birer ve ikişer âlet-i harbleri ile gelip tedric ile cemiyet edip ittifak ile şenaate mübaşeret ettikleri haber alındığından, bu gibiler tefahhus olunup üç nefer kimse ki, âlet-i harb ile bir yere gele, niyetleri hayır olmayıp tedric ile cem’ olup fesada sebep olmaları mukarrerdir. Hüsn-i tedbir ile ikna olunup bunların marifet-i şer’ ile haklarından gelinmesini ve Hudâvendigâr sancakbe-yinin bizzat mukayyed olup nefs-i Bur-sa’da ve etrafında üç dört kişi silâhla bir yere toplanırlar ise fikir ve fesadları hayır olmayıp fesad ve şenaati irtikâb eylemeleri mukarrer olduğundan cemiyet etmeden henüz üç dört nefer iken hüsn-i tedbir ile tutulup aman ve zaman verilmeyip marifet-i şer’ ile haklarından gelinmesi ve amma bu bahane ile kendi hâlinde olanlara mücerred garaz ile ahz u celb sebebi ile zulüm ve teaddî ve hi-lâf-ı şer’ rencide etmekten sakınılması” emredilmiştir (BS. 204/190).
1603’ün birinci ayında, Anadolu muhafızı Vezir Ahmed Paşa, Kütahya’da cemiyet üzere olan Celâlî eşkıyasıyla cenk ve cidâl üzere olduğundan Bur-sa’da bulunan sâbık Anadolu beyler-beyisi Mehmed Paşa’nın dahi yanında bulunan adamlarıyla acele kalkıp Ahmed Paşa’ya mülâki olup münasib gördüğü üzere eşkıyanın def’ ve tenkilinde bir an ve bir saat tehir ve terahi etmeyip ve her nerede bulunur ise bulunsun yanındaki adamlarla mûmâ-ileyhe yetişmesi emri tebliğ edilmiştir (BS. 204/183).
1603 senesi beşinci ayının 23. günü sâbıkan Celâlî üzerine serdar olan Vezir Hüsrev Paşa’ya yazılan bir emirde: “Ortayaka’da eşkıya def’ine südde-i saadetten müstakil serdar tayin olunup
asker ceminde ve sair sefer umurunda sarf-ı iktidar üzere iken sen şikâyetimi istima edip ve vergi verip tuğra çekmemekle ihtilâl vaki olduğu îlâm olunmakla, bundan sonra şikâyetimi istima etmeyip ve vergi vermeyip tuğra çekmemen babında ferman sadır olunmuştur. Bu fermana mugayir geri vergi verip şikâyetimi istima edip tuğra çekersen muhkem mesul ve muâteb olursun” diye bildirilmiş ve aynı mealde Vezir Ahmed Paşa’ya bir emir gönderilmiştir (BS. 204/162).
1603 senesi 10. ayının 21. günü Bursa avcılarından bayır avcılarının reisleri Mehmed Dede, meclis-i şer’a gelip: “Bursa dışarısında çiftlikler ve köyler basıp adamlar katleden eşkıyanın birçokları Kırıkkavak’ta imişler, tutulup mahkemeye getirilmeleri için izn-i şer’î isterim” demesi üzerine eline bir mürasele-i şer’iyye verildi. Pîrî oğlu Kürd Hüseyin, Ali oğlu Bıyıklı Mehmed, Hasan oğlu Kürd Mustafa’yı orada tutup mahkemeye getirdi. Dergâh-ı âlî çaşnigirlerinden Mehmed Ağa, bunların müvâcehesinde; “Bundan evvel 30 nefer eşkıya ile Armutlu köyündeki çiftliği basıp birkaç ademi helâk ve samanlığı ihrak edip bir atımı aldılar” dedi. Bunlar da: “30 nefer ile gidip bu işi yaptık, yoldaşlarından birisi ok ile vurulup helâk oldu. Nilüfer suyuna bıraktık” demişler. Ve orada bulunan şahitler de: “Bunlar, kuttâ-ı tarîk ve vâcibü’l-izâle eşkıyadandır, hırsızlık edip evler ve çiftlikler basıp mucib-i katl-i fesad ve şenaatleri vardır” demişler ve durum, ihtiyacında ibraz edilmek üzere sicile kaydolunmuştur (BS. 204/146).
25.12.1603’te Mudanya’dan yazılan bir fermanda: “Anadolu vilâyetinde bazı eşkıya başkaldırıp fukarayı nâhak yere incitmekte olduklarını vilâyet âyânı arzıhâl sunduklarından eşkıyaların haklarından gelinip lâyık olduklarına göre cezaları verilmek babında hatt-ı hümayun sâdır olmakla Vezir Mustafa Paşa’ya, Anadolu eyaleti vezareti ile teveccüh buyurulup eşkıya her ne ma-
haldeyse üzerlerine varıp haklarından gelinmek için ferman gönderildiği; Bursa sancakbeyi de bir an ve bir saat geç kalmayarak Bursa sancağından olan dergâh-ı âlî çavuşları, sipahileri, yeniçerileri ve divan-ı hümayun kâtipleri ve cebeci ve topçuları ve zuamâ ve erbâb-ı timar, kalelerde tüfenk-endazlar (...) yât ve yerağları ile ve zahire ile kış bahane etmeyip Vezir Mustafa Paşa yanına varıp mahal ve münasib gördüğü üzere eşkıyanın üzerlerine varıp haklarından gelinmeğe dikkat edilmesi ve bu bahane ile yollarda fukara ve reayaya teaddî etmekten ziyade itiraz edip zahireleri kıymeti ile ve narh-ı rûzî üzere almaları ve hizmette bulunanlara envâ-ı riayetler olunacağı ve bu emre muhalefet edenlerin muâteb ve muâkab olmaları mukarrer olduğu” bildirilmiştir (BS. 207/178).
9.6.1606’da Anadolu beylerbeyisi Ahmed Paşa’ya gönderilen bir fermanda: “Anadolu’da bazı eşkıya, cemiyet ile ve zorba şeklinde gezip ahâliye zulüm ve teaddî ettikleri îlâm olunup imdi; vilâyete beylerbeyi nasb olunmaktan murad, memleket ve vilâyeti görüp halkı zalimlerden sıyanet eylemek içindir. Beylerbeyilikte eşkıya zorba şeklinde gezip halka zulüm ve teaddî edip sen, dikkat ve tekayyüd etmediğin için azil değil, belki envâ-ı ıtâb ve ıkâba müstehak oldun. İmdi şark canibine serdarım olan Vezir-i âzam Derviş Paşa, İstanbul’dan kalkıp sefere teveccüh edince sen taht-ı eyaletine tâbî olan ümera ve dergâh-ı âlî müteferrikaları ve çavuşları ve divan-ı hümayun defter-i hâkânî kâtipleri ve çavuşları ve zuamâ ve erbâb-ı timar alaybeyi dernek ve cemiyet üzere olup Celâlînin ve diğer eşkıyanın il eri ittifakıyla haklarından gelinmesini emredip buyurdum ki: Bu gibiler ile Vezir-i âzamım kalkıp sefere teveccüh edinceye kadar haklarından gelesin. Hafiyyeten kapıcılar gönderip yoklansa gerektir. Serdar çıkar diye ihmal ve müsahele üzere olup Celâlîle-rin haklarından gelmeyecek olursan
ecdad-ı izâmım ervahı için bir vech ile hakaret olunur ki, sairlere mucib-i ibret ve sebeb-i nasihat olur. Buna göre mukayyed olup bu hükm-i hümayunun mazmununu ümeraya ve sair askerlere bildiresin ki, sonradan bilmedik ve işitmedik demeyeler. Bu emrin ne gün vâsıl olduğunu ve ne zaman bu işe mübaşeret eylediğini yazıp bildiresin” diye emredilmiştir (BS. 214/159).
16.8.1606, yani evâil-i Rebiulâhir 1015 tarihinde yeniçeri ocağı baş ağalarından Turnacıbaşı Ali Ağa’ya hitaben yazılan bir hükümde: “Kalen-deroğlu Mehmed emrindeki Celâlî birkaç bin eşkıya ile Bolu taraflarında fesad ve şenaat üzere olup Anadolu ve Karaman beylerbeyileri ve bu vilâyetlerdeki sancakbeyleri ve sair tavaif-i askeriye, Kastamonu sancakbeyi Vezir Mustafa Paşa ve Karaman beylerbeyi Yahya ve sair askerler, tayfaları ile hüsn-i ittifak ile varıp zikrolunan eşkıyanın avn-ı Hakk ile haklarından gelinmesi, fermanım iktizasından olduğundan her birisine müekked emirler gönderilmiş iken bu beylerbeyilikler mücer-red sefer zamanını Celâlî def’i bahanesiyle geçirip seferden kalalım, diye ihmal üzere olup ve sancakbeyleri de onların hevâlarına tâbî oldukları haber alınmakla her biri en şiddetli ıkâba müstehak olmuşlardır. Sen yarar, doğru ve dindar olup sadâkat ve celâdetine hüsn-i itimadım olmakla, acele yanına yarar yoldaşlar alıp Anadolu ve Karaman vilâyetlerini ılgar ve isti’cal üzere devredip mülâki olduğun beylerbeyi ve sancakbeylerini yerlerinden kaldırıp Celâlî eşkıyası üzerine gönderip her birine muhkem ikdam edip, varıp eşkıyayı def’ edeler, inad ve ihmal edip ve emrimi aldıktan sonra bir gün tehir edenler, eğer beylerbeyi ve eğer sancakbeyi, alaybeyidir ve eğer zuamâ ve erbâb-ı timar ve sair mansıb ve dirlik edenlerdir, “arza muhtaçtır”, demeyip kapısı önünde salb u siyaset etmen babında fermanım çıkmıştır. Eşkıya def’ine hizmet ve yoldaşlıkta bulunmayanları
salb u siyaset ve kadı marifetiyle emval ve erzakını mirîye kabz ve defter eyleye-sin ve toprak kadıları ve nâibleri ve il erleri dahi bu babda sana muîn ve zahîr olup hizmette bulunanlar emrime imtisal etmeyip bu hizmette sana imdad etmeyen kadı ve başkası her kim ise yazıp bildiresin ki, azil ile kalmayıp haklarından geline ve uğradığın yerlerde olan yeniçerilerden seferli olanları memur oldukları sefere ve kaleler muhafazasına gönderip yeniçeri ağası Hüseyin Ağa’nın mektubu mucibince seferli olanlardan ve muhafazaya memur olup gitmeyenlerden her kim bulunur ise memuriyet mahallerine sürüp gönderesin. Korucu ve mütekaid olanları zikro-lunan asker halkı ile Celâlî eşkıyası def’ine yakin ile varıp hizmette bulunanlar varmayıp emrime imtisal etmeyenleri isim ve resimleri ile yazıp bildiresin ki dirlikleri alınıp haklarından geline. Ve tüfenk istimaline memur kullarımdan gayrı suhteler ve başkalarının ellerindeki tüfenkleri toplayıp defteri ile beraber İstanbul’a gönderesin” diye emredilmiştir (BS. 214/162).
17.12.1606’da yeniçeri kethüdasına yazılan bir fermanda: “Bursa’ya dahil olduğunu îlâm eylemişsin. Ol Kalen-deroğlu dedikleri bâgî ol etrafta olan kasaba ve nevâhî ve kurâyı yağma ve ahâliye zulüm ve tecavüzü ola. Sen ve yeniçeri kullarım ol canibde ne gayret ile durursuz. Cihet-i Osmaniye’den iki mangır vazife ve ulûfesi olmayan eşkıya bir melun yanına düşüp memalik-i mahrusemi yağma ve harap ederler. Sen ve yeniçeri kullarım, ebâ-an-ceddin nimetim ve ihsanım ile perveriş olmuş ocağın gazileri ve dilâverleri olasız. Bu ne gayret ve hamiyettir? İmdi sen ve cümle yanında olan ocak halkı, Bursa ve ol etraftan olan korucu oturak (emekli) yoldaşlar ile cümleten kalkıp mezkur Celâlînin üzerine varmak için Yeniçeri ağası Hüseyin Ağa’nın orta çavuşla gönderilen mektubu mucibince cümleniz Anadolu beylerbeyi Hüseyin Pa-şa’nın yanına varıp hüsn-i ittifak ve
ittihad üzere ol melunların üzerlerine varıp inayet-i Hakk ile def’ ve izâleleri hizmetinde ve yoldaşlıkta bulunasın. İhmal ve müsahelenin zamanı değildir. Eşkıya gelip ol etrafları dahi harap etmeden daha evvel hareket edip haklarından gelmekle sa’y ü ikdam ve hüsn-i ihtimam eyleyesiniz” diye emredilmiştir (BS. 214/168).
9.1.1607’de Hudâvendigâr sancağına gelen bir hükümde: “Tire ve Manisa taraflarında eşkıyanın isyan ve tuğyanları ziyade olup vilâyetin muhafazası, mühimmat-ı din ve devletten olmuştur. Livanızda 44 zeamet ve 1.005 adet kılınç timar var. Kanun üzere cebelileri ile birçok asker olur. Bu zeamet ve timarlara tasarruf edip mahsullerini alanların hizmete gelmedikleri haber alınmıştır. Sancağı ile sefere memur olanlar, İstanbul’da saray hizmetlerinde bulunanlar sancağını, bayrağı altına bizzat veyahut ata ve tuta kadir yarar müslim cebelileri mevcut olup muhafa-za-i vilâyet emrinde bulunmasına ferman sâdır olmuştur. Timar ve zeamet sahiplerinin defterleri gönderilmiştir. Nevruza kadar dernek ve cemiyet üzere olmaları için İstanbul’da münadiler nida ettirilmiştir. Defteri tedkik ederek mevcut olanların işaret edilmesi ve mevcut olmayanların zeamet ve timar-ları sancağı yanında hizmette bulunmak şartıyla ulûfelere tevzî olunup sancağın askerleri mükemmel ola. Zeamet ve timarlarında eşkıya zuhur edip kasabaları ve köyleri tahrip ederken muhafazada bulunmayanın timarı verilmeli değil, ukubet dahi olsa layıktır. Veballeri boyunlarına. Hudâvendigâr livası zuamâ ve erbâb-ı timarını adamlar gönderip acele yanına cem’ eyleyesin. İnat edenlerin gereği gibi haklarından gelesin” diye emredilmiştir (BS. 214/ 135).
25.6.1608’de Sultan Mehmed vakfından İpek Hanı’na 15 Şaban 1016 / 6.12.1607 günü, Kara Bekir Ağa ve Keriz Mustafa, cümle tevabi ve levâhıkı ile gelip fevkânî ve tahtânî hucurâtın-
dan Müslümanların eşyalarını ve kendilerini çıkarıp Zilhiccenin 28. gününe kadar 133 gün sakin olmuşlardır (BS. 217/9).
1608’de Bursa muhafızı Vezir Hasan Paşa, zuhur eden Celâlî eşkıyasından Bursa’yı muhafaza için, şehir etrafına yüksek bir kale duvarı çekip Atpazarı mahallesinde köprü başına kapı yaptırmış, kapıcının yevmiyesi için de kapıya muttasıl yerde bir fırın yapmak için Bursalı Hasan oğlu Mehmed Bey’e yevmî üç akçe ücret-i müeccele ile bir yer vermiştir. Tatarlar kapısının sağ tarafına, kapıya muttasıl yerden Kuru-çay tarafına top konulacak yer için, sofaya kadar, 16 zira’ tûl ve 7,5 zira’ arzda bir yer tefrik olunmuştur (BS. 217/13).
13.8.1608’de Bursa, Mudanya, Gönen, Mihaliç, Bergama ve nevâhî-i Bergama, Ilıca nahiyesi, Kite, Domaniç, Edincik, Kızılca Tuzla, Bayramiç, Kepsut, İnecik, Kirmastı kazalarında Celâlî eşkıyası üzerine gelen memur askerlere zahire lâzım olmakla, lâkin Anadolu ve Karaman ve gayri vilâyetlerin ekser yerlerini eşkıya harap eylemekle reayası perakende ve perişan olup ancak deniz kenarlarında bir miktar reaya kalıp ve ihracı ferman olunan sürsatı orduya yakın kadılıklar ahâlisi getirip uzak mesafedeki kadılıklar ahâlisine zahmet ve meşakkat olmakla sürsat teklif olunup askerin zahireleri İstanbul’dan iştira olunup nakl ile sefinelere tahmil ve asâkir-i İslâmın yanına götürülüp zahire bahası sefine navlı ve mekkârî ücreti için lâzım olan akçenin cümlesi hazine-i âmireden verilmiştir. Kazalarınızdaki reayaya yazılıp ancak İstanbul’da iştira olunan zahirenin mekkârîsi için her bir haneden 360’şar akçe cem’ ve tahsil ve defter eyleyip ordu-yı hümayundaki hazine-i âmireye irsali ve îsali İzmit mecrasından emredilmiştir (BS. 217/119).
1608’de gönderilen bir fermanda ise: “...Celâlî üzerine memur askere serdar tayin ve irsal olunan Rumeli valisi Vezir
Ahmed Paşa İzmit’e geldiğinden ve birkaç gün içinde gelenler yoklama edileceğinden Hudâvendigâr sancakbeyi, buradaki zuamâ ve erbâb-ı timar ile Bursa’da olan yeniçeri yayabaşıların-dan Mehmed Subaşı, çorbacılar ve yanlarında olan yeniçeri çavuşlarından Mehmed ve Ali adındaki yoldaşlar ile Mihaliç’te olan yoldaşlar ve bundan evvel şark seferine memur altı bölük halkı ve yeniçerilerden şark seferine ve Bursa’ya memur olanlardan Bursa’da olan bölük halkı zuamâ, erbâb-ı timar ve bir akçeden bin akçeye ve binden yüz bin akçeye varınca dirliğe mutasarrıf olanlar cümlesi müşârun-ileyh ile memurlardır, (....) beylerine götürüp her birine muhkem tenbih ve te’kîd eyleyip ve şehirde muhkem nida ettiresin ki, cümlesi altı güne kadar İzmit’e gelip müşârun-ileyhe mülâki olup beraberce sefere müteveccih olmalarına irade çıkmıştır. Bursa beyi, sancağı askeri ve sair asker halkından her kim gelip beş altı güne kadar İzmit’e dahil olup yoklamada mevcut bulunmazsa dirliği alınmakla iktifa olunup mecal verilmeyip haklarından gelinir. Düşman uzak mesafede olmayıp İzmit’ten birkaç menzil ilerdedir. Gelip erişmeyenlerin kat’â sual ve cevabı makbul olmayıp haklarından gelinir. Veballeri boyunlarına. Bilmedik ve işitmedik, demeyeler” denilmektedir (BS. 217/120).
1608 tarihli diğer bir fermanda da şöyle denilmektedir: “Evahir-i Rebiul-âhir 1017 hicrî tarihinde Bursa muhafızı Vezir Hasan Paşa’nın meclislerinde eşraf ve havassı ile meclis-i has akdolundukta yeniçeri zümresinden muhzır ağa olan Yahya Ağa mahfel-i kazaya Muradiye tarafında sakin Sulak oğlu Mahmud oğlu Halil’i ihzâr ve müvâcehesinde: ‘Halil, şakî ve ehl-i fesad olup Müslümanların ehl ü ıyâl-lerini çekip fitne ve fesad üzere olduğundan maada Kükürtlü Hamamı önünde guraba taifesinden bir fakiri katl için üzerine hücum edip başına yerağla çalıp badehu yine ol mahalde
bir emred ve fakir oğlanın yerağla boynuna vurup kaçtı. Bulup getirdim, bu katil hırsız, sâ’î bi’l-fesad fi’l-arzdır’ demiş ve meclise gelen Müslümanlar da tasdik ederek: ‘Hakkından gelinmek sevab-ı azimdir’ diye şehadet eylemişlerdir (BS. 217/32). Halil idam edilmiştir.
18.11.1608’de: “Dündar nam şakinin kâhyası Uzun Mehmed, bundan evvel hisar yapmak adı ile Karahisar-ı Sahib, Sandıklı, Barçınlı, nevâhî-i Barçınlı kadılıklar reayasından cebren ve kahren 5.000 altın toplayıp kendisi ekl u bel’ ettiği ve Bursa’da olduğu haber alındığından buldurup bu mesele vaki ise cem’ eylediği akçe ile gönderilen Hüseyin ve Piyale’ye teslimen İstanbul’a sevki” bir fermanla bildirilmiştir (BS. 217/106).
30.9.1613’te Anadolu beylerbeyi Ömer Paşa’nın subaşısı Lutfî Çelebi mahkemeye müracaat ederek: “Ben nahiyeyi devrederken Dağardı kazasında vaki Şuhutlu Yaylağı’na indiğimizde Kulaksız Ahmed adında suhte, 40 kadar suhte eşkıyasının reisi olup gece yarısı cümlesi silahlı oldukları hâlde bizi basıp kâhyam Hüseyin Ağa’yı katl ve padişahın subaşılık akçesinden 140.000 akçeyi ve emval ve erzakı gâret eylediler, ben bir tarik ile kurtuldum. Ahmed’i tecessüs ederken Bursa’da buldum ve tutturdum. Lâkin kendisinin reis-i eşkıya olduğunu herkes bildiği için nefsine kefil bulunmamak ile habsolundu. Hapishaneden mahkemeye gelirken kaçmak ihtimali vardır. Zindana nâib gönderilmesini rica eylerim” demiş ve Müderris Mevlânâ Osman, bazı havass-ı âyân ile gönderilmişti. İfadesinde suçunu itiraf edip 100.000 akçe bulduklarını ve bundan 15.000 akçe ve dört beygir, birkaç parça eşya ve kılınç, asıl reisleri olan Ebce Halife’ye, 15.000 akçe ve dört beygiri de Seyyid Ali Halife’ye gönderdiğini, bir beygir ve 10.000 akçeyi kendisinin aldığını, kalanı yârân beyninde taksim eylediğini söylemiş, mahkemede de bu ifadesini ve kendi-
sinin bu vakada bulunduğunu itiraf eylemiştir (BS. 223/21).
1613’te eski Anadolu beylerbeyi ve hâlen fesad ve teaddî üzere olan suhte ve gayri eşkıya ref’ine memur Mehmed Paşa’ya gönderilen bir emirde: “Evvelce suhtelerden bir iş yapmayan ve âlet-i harb ve kıtal ile köylere ve dağlara çıkıp gelip geçen ahâliyi rencide ve nicesin katledip mal ve erzaklarını yağma edip fesad ve teaddî üzere oldukları îlâm olunmakla birçoğu tutulup haklarından gelinmiş, bir kısmı da tutulduktan sonra haklarından gelinmek üzere iken mü-cerred kurtulmak için ıslah-ı nefs ettik diye kimi Bursa’ya ve kimi Bolu’ya varıp sair iş üzerinde olan suhtelere karışıp birkaç gün gizli kalıp ve sonra yine fesad ve teaddîden hâlî olmadıklarını haber aldım. Böyle gizlenen ve diğer suhtelere karışan kimler ise ahsen-i vech ile getirip şer’ ile haklarından geline” diye ferman buyurulmuştur (BS. 223/137).
23.12.1613’te gönderilen bir emirde: “Darüssaade ağası Hacı Mustafa Ağa’-nın adamlarından Mustafa, Kâtib Ali, Hasan, Mustafa ve Abdi ile hizmetkârları Veli Ağa’ya mahsus havassı zapt için Atranos kazası ile Gökçedağ kadılıkları arasında bir hâli yere konup yatarlarken, suhte eşkıyasından Dağardı kazasından Ebce Halife, Kulaksız nam şakiler 20 kadar suhteler ile basıp cümlesin katl ve emval ve erzaklarını gâret edip içlerinden Ebcelerden yalnız Veli hizmetkâr yaralı olarak kurtulmuş ve bunlardan maada Kara Hacı Kalfa, Bostan Kalfa, Kömürcü Alâeddin, Kara Tabib ve Dezman küçük suhteler dahi kendi hâllerinde olmayıp kuttâ-i tarik ve ehl-i fesad olup gece ve gündüz sâ-i bi’l-fesad oldukları bî-garaz kimseler îlâm edip ve Bursa kadısının dahi muttasıl mektubu gelmekle sâbık Anadolu valisi Mehmed Paşa’ya bunların behemehal ele getirilmesi için emir-i hümayun gönderilmiştir. Bursa’daki avcıları getirip ve ehl-i vukuf ile haberleşip ve bilcümle eşkıyalar ne mahalde ve hangi kazadadır,
sıhhat haberi aldıktan sonra Mehmed Paşa ile haberleşip kendisi bizzat gelir; yoksa tarafından yarar adam mı gelir? Her ne vech ile mümkün ise ve ne tarik ile müyesser olursa vücûd-ı habâset-âlûdlarını sahife-i rüzgârdan hakk ve izâle olunmak için ele gelmek mümkün olanları tutup olmayanların başlarını gönderip fitne def’ine sa’y ü ihtimam eyleyesin. Bu eşkıyanın herhalde ele getirilmesi iktizâ-yı murad-ı hümayu-numdur” denilmiştir (BS. 223/125).
21.2.1614’te sipahilerden Ali oğlu Mustafa Bey meclis-i şer’a Abdi oğlu Hızır’ı ihzâr ve üzerine dava eyleyip: “Biz dokuz yoldaş idik, sol gureba kâtibi İbrahim Ağa’nın Kazdağı’ndaki timarın-dan gelirken Balya nahiyesinde kuşluk vakti, bu Hızır, üç kişi ile, yalnız Hızır atlı, bâkîsi yaylı ve oklu, tüfenkli olup, üzerimize çekip kat’-ı tarik eyleyip benim bir oğlanım ve bir seyishanem alıp ve yoldaşlarımın dahi üç seyishanelerini ve bir hizmetkârlarını dahi aldılar” dedi. Hızır itiraf eyledi. Mustafa Bey: “Bunlar meşhur haramilerdir. Osmancık yanında bir acem bazirgânını katledip ipeği alıp satmışlardır” dedi. Hızır da: “Yoldaşımız Hasan ile beraber acem tacirini Osmancık yanında katlettik. İpeği ben, Mehmed oğlu Emir ve Hasan adındaki arkadaşlarımla üleştik, 12’şer lidre ipek üleşildi” dedi. Emir tutuldu: “Katlde ben yoktum, sonradan geldim. Maktulün ipeğini üleştik” dedi. “Kimin ile üleştiniz?” sualine Hızır, “kayınatam Receb dahi bizimle üleşti” dedi. Receb de ele getirilip soruldu, o da: “Taksimde bulundum. Hızır güveyim olmakla hissedar oldum. Fakat katlde bulunmadım” dedi. Hızır’ın ve Ahmed’in evlerinde bazı eşkıyalar bulundu. Bunların kimi yayan ve kimi atlı. Bunlar bir alay kuttâu’t-tarik eşkıya ve haramiler oldukları zâhir ve bâhir olup ol ki vâki-i haldir, sicile kaydolundu (BS. 223/ 114).
4.5.1614’te evvelce eşkıyanın zulüm ve teaddîlerinden başka yerlere dağılan ahâlinin eşyasını temin ve eski
yerlerine iadeleri emredilmiştir (BS. 22/81). 1614’te Bursa’da bazı medreselerde olan dânişmendlerin daima fesad ve şenaat ve fukaraya teaddî ve tecavüz üzere olduklarını padişah haber aldığından, hakimler tarafından bunların tutularak hapis ve şer’ ile haklarında lâzım gelen şeyin icra edilmesi, müderrislerinin müdahale ettirilmemesi ve hangi müderris mâni’ olursa vukuu üzere yazılıp bildirilmesi emredilmiştir (BS. 226/79).
1615’te Bursa kadısı Ali Efendi mektup gönderip; “Bundan evvel bir tarik ile kürekten ıtlak olunan Kara Tayyib adındaki suhte ve Bandırma iskelesi sathında taş gemisinin reis ve yoldaşlarını katledip firar eden gemici Alâeddin, yanında olan suhte eşkıyaları ile Bur-sa’ya yakın birçok köylere akçeler (salgın) salıp ve nice Müslümanları katledip ve Dağ ve Atranos kazalarında Kaplan ve Ramazan adındaki sipahileri ve daha 15 kadar insanı katl ve eşyalarını ve erzaklarını yağma ettiklerini...” haber vermiştir. Bunun üzerine gönderilen bir ferman ile: “...Hudâvendigâr sancağı beyi Nogay Bey, emektar ve eşkıyanın ve sair zuhur eden ehl-i fesadın üzerlerine varıp def’ ve izâlelerine kâdir olmakla ilkbahara kadar Bursa ve etrafını muhafaza edip eşkıya her nerede bulunursa üzerine varıp hakkından gelinmelerine emr-i şerif rica eylemekle Bursa ve etrafını muhafaza edip bu eşkıyaları hüsn-i tedbir ve tedarik ile ele getirip dava-yı hak ve tayin-i madde edenler ile beraber edip bir defa şer’ ile görülüp fasl olmayan, 15 yıl mürur etmeyen hususların toprak kadıları marifeti ile hak üzere teftiş edip fesadları sabit olanlardan muhtac-ı arz olanları habsedip arz eylemesi ve olmayanların şer’ ile haklarından lâzım gelenin icra edilmesi” emredilmiştir (BS. 225/129).
1615’te Bursa kadısı mektup gönderip: “Bursa ahâlisinden bir cemm-i gafir, meclis-i şer’a gelip izhâr-ı tazal-lum eylediler ki, sefer zamanı olmakla eşkıya dahi bazı kimselerin dirliği yok
iken mücerred fukaraya teaddî ve tecavüz için sipahi ve âhar şekle girip bayrak ve hançer ile köy köy gezip fukaraya ve köylülere akçeler salıp envâ-ı teaddî eyledikleri gibi gelip geçenleri dahi rencide eyledikleri ve birçok kimselerin ehl ü ıyâllerine taarruz ve nice türlü fesad ve şenaat edip, bunlar def’ edilmez ise ve şer’ ile haklarından gelinmez ise fesadları ziyadeleşip fukaranın...” hâlinin fenalaşacağını bildirmiş ve bunun üzerine eşkıyanın hakkından gelinmesi bir fermanla emredilmiştir (BS.225/ 134).
1616’da: “Bursa ve civarında suhte eşkıyası zuhur edip yollara ve bellere inip kasabalara ve köylere salgınlar salıp emred oğlanlarını çekip bunların vücutlarından, bu vilâyeti pâk ve tathîr eylemek iktizâ-yı murad-ı şahane ve lâzime-i ırz ve namus-ı padişahanem olup Anadolu vilâyetinin bu makule eşkıyasını ele getirip def’-i mazarratları için bir beylerbeyi tayin olunup gönderilmek tamim olunmuş iken, Anadolu vilâyeti nice zaman zalim ve Celâlî pençesinden kurtulmuş ve hadd-i zatında düşmandan zedelenmiş bir memleket olmakla birkaç yüz adam ile beylerbeyi gönderilir ise Müslümanlara teaddî eylemek lâzım gelir diye fukaraya mer-hameten ve ahâli-i vilâyeti sıyaneten beylerbeyi gönderilmekten feragat olunup Bursa’da, Hudâvendigâr sancağı beyi kâimmakamı kapıcıbaşılardan Halil Ağa ile kadılar, bu eşkıya hususunda cümleniz yekdil ve yekcihet olup her sancağın muhafazası için alçak halli timar erbabı ve il eri kalkıp ve her bir kasabada büyük köylerde ne miktar suhte taifesi vardır, evvelâ ahâlinin toplu bulundukları mahallerde nida ettirilip; ol suhte ki eski âdetinden vazgeçip suhteliğe tevbe edip namuskârâne çalışmağa, ziraate başlayacağına mutemed kefiller verirler ise affedilecek ve ahâli-i vilâyet dahi bundan sonra suhte taifelerine muavenet etmeyip ve yem ve yiyecek vermeyip ve üzerlerine varılmak lâzım geldikte gizlice haber vermeyip
def’ ve izâlelerinde ittifak ve ittihad eylemeleri için muhkem tenbih ve bundan sonra suhte eşkıyasının demleri heder olmak babında” ferman sadır olmuştur. Fermanda ayrıca: “Eşkıyalığa tevbe eden suhteler, evvel libastan çıkıp ve ahâliden dahi bunları evlerinde sak-lamayıp cümlesinden kefil alınması ve kapıcıbaşı Halil Ağa’nın şükür ve şikâyeti cümle hakkında müsmir ve müessir olacağı, buna imdad ve muavenet ve bu emrin icrasına sa’y ü dikkat eyleyenlerin padişahın hayır duasına mazhar olduktan başka me’mullerine de kavuşacakları” bildirilmiştir (BS.229/49).
1617’de Bursa zaîmi Hayran oğlu Sefer Subaşı, Kiteli iki kişiyi mahkemeye götürüp: “Bu Hacı Ali, dağlarda gezen suhte eşkıyası için bazı eşya ve kurşun ve kükürt satın almak için Bursa’ya gelip Osman’ın evinde ve bazı yerlerde aldığı eşyayı saklamış, sorulsun” demiş ve Osman da: “Bu eşya ve kurşunu, eşkıya için iştira eyledim, kendilere îsali için talakı şart verdikleri için bu işi yaptım” dediği sicile kaydolunmuştur (BS. 332/ 29).
14.4.1620’de Bursa’da Hudâvendigâr sancakbeyi Hacı İlyas Bey’e gönderilen bir fermanda: “Sen ki yarar, namdar olup bu livada zuhur eden suhte eşkıyasının def’ u ref’ine kemâl mertebe dikkat ve ihtimam edip fesad ve şenaat edenlerin ekserisin ele getirip haklarından gelinmek ile reâyâ ve berâyânın celâ-yı vatan edenleri yerlerine gelip asûde hâl üzereler iken sancağın âhara verilmiştir, diye şâyi olmakla evvelce senin kılıncından korkarak kaçan şakilerden Kara Derviş, Deli Melek ve tevabii altı nefer namlı suhte eşkıyası gelip Gökçe-dağ ve Atranos kazaları arasında bir mağarada karar eyleyip gizlice toplanmakta ve reayaya tekâlif eylemek üzereler iken haber alıp bilâ-tevakkuf üzerlerine varıp ve haklarından gelip kesilmiş başlarını İstanbul’a gönderdiğini bildirmişsin. Berhudar ol. Hudâvendigâr livası bilfiil senin üzerine olup bundan sonra da sen mutasarrıf olman babında
ferman sadır olmuştur. Eşkıyaların def’ u ref’inde reâyâ ve berâyânın himaye ve sıyanetinde, Hudâvendigâr livasının hıfz u muhafazasında çalışıp sancağına âhardan bir ferde dahl ve taarruz ettirmeyesin” diye emredilmiştir (BS. 233/119).
25.6.1625’te gelen bir emirde: “Nefs-i Bursa’da sakin kadılar, müderrisler, altı bölük halkı, yeniçeriler padişaha muhzır gönderip Bursa’da sakin eşkıyalardan Sarı Gidi oğlu Ali, kardeşi Mehmed, Hatib Süleyman, Eren Mehmed, Hacı Şaban, Kördüb(?) oğlu Hüseyin, Vildan oğlu Hacı Mehmed, tellallar kâhyası Hacı Yusuf ve Telci Emer kölesi, Ali Osman ve İnayet oğlu ve takyeciler yiğit-başısı Köse Mahmud, Katır Ahmed, Pa-buççu Hasan emrindeki şakiler, havalarına tâbî bazı eşkıya ile cemiyet edip kadılardan Nuh Efendi’nin katli kasdı ile mahkemesini basıp ve sipahilerden ekmekçiler kâhyası Mehmed’in evini ve dükkânını dahi basıp cümle emval ve erzakını yağma ve Pazarbaşı Derviş’i katledip ziyade zulüm ve teaddî eyledikleri arzedilmek ile ihkak-ı hak oluna, diye gönderilen emre dahi itaat etmeyip bazısının da kaçtığı cihetle ihkak-ı hak olunmadığı da îlâm olunmakla mez-burlar ele getirilip İstanbul’a ihzârla-rına ferman sadır olmuştur. Eyyam-ı adaletimde hilâf-ı şer’-i şerif kimseye zulüm olunduğuna asla rıza-yı şerifim olmadığından bunların behemehal tutularak İstanbul’a gönderilmesi ve divan-ı hümayunumda vezirlerim ve kazaskerlerim huzurunda davaları görülüp icrayı hak...” olunması emredilmiştir (BS. 236/15).
4.10.1625’te Bursa’da ahâli arasında Yeni Tahtakale demekle maruf Beylik Han’ın üst katında olan hücrelerin odabaşısı Yusuf ve bu odalarda sakin olan Müslümanlardan Mehmed oğlu Mustafa, Hasan oğlu Murad, Ömer oğlu Himmet, Bekir oğlu Mahmud ve daha başkaları topluca meclis-i şer’a gelip: “Hassa buzculardan Mehmed oğlu Halil Beşe, Abdullah oğlu Mehmed Beşe mah-
zarlarından dava edip, bunlar şakî ve yaramaz olup birkaç senedir hassa buzculardan birkaç nefer acemi oğlan ile bu handa sakin olup gece ve gündüz odalarına levend ve fahişeleri getirip fısk u fücur ve şürb-i hamr eylediklerinden maada bu handaki Müslümanların emred oğulları ve taze kulları ve şakirdleri kendi hâllerine hücrelerine gelirler iken bunlar fiil-i şenî kasdı ile bıçakla üzerlerine hücum edip ve hanın kapısından geçmekte olan afife kadınlara yapışıp içeri çekmek ve yüzlerini açmak suretiyle tecavüzde bulundukları ve her biri sarhoş ve hengame ve kavgadan hâli olmayıp mukaddema mahkeme tarafından defalarca tenbih olunup yine mütenebbih olmayıp her gün fesad ve kabahat yapmakta olduklarından, bunlar handan çıkarılmayacak olurlarsa handa büyük bir fesad olup içindeki Müslümanlar etrafa dağılacaklarından taraf-ı mirîye çok gadr ve zarar isabeti mukarrer olduğunu...” söylediklerinden, Halil Beşe ve Mehmed Beşe’nin handan çıkarılmaları emro-lunmuştur (BS. 238/127).
1.6.1648 tarihli Anadolu valisinin bir emrinde: “Anadolu eyaletinde halka teaddî eden ve yolları ve belleri kesen ve insan öldüren haramzâdelerden, eşkıyadan vilâyeti muhafaza için Kütahya’ya müstakillen hatt-ı hümayun geldiğinden Bursa kazasında eli silah tutan yarar, silahlı ve mükemmel tüfenk atanlardan 400 yarar ve namdar ve işbilir yiğitlerden hazır ve amade edip verilecek emre intizar etmeleri” yazılmıştır (BS. 269/52).
23.7.1648’de Vezir-i âzam Ahmed Paşa’nın oğlu kapıcıbaşılardan Mahmud Bey, Mutasarrıfoğlu’nun zeametinin zaptına giderken Kite, Görükle, Aksarıca köylerinin yanında 17 nefer atlı eşkıya yolunu basıp sol kolunu tüfenk ile ve sağ gözünü mızrak ile vurup mecruh eylemiş ve yanında bulunan üç seyishaneleriyle cümle atlarını almış ve üzerlerinde olan eşyasını ve hizmetkârlarını soymuşlardır. Bunlar-
dan dört nefer eşkıya ele getirilip ve gaybet ederler ise şer’ ile buldurulması husemâ müvâcehesinde tamamı hak ve adl üzere mahallinde şer’ ile görülüp muhtac-ı arz olanların arz ve olmayanları şer’ ile icrâ-yı hak edilmesi emredilmiştir (BS. 271/64). Bu Ahmed Paşa “Pârepâre” denilen Ahmed Paşa’dır.
8.10.1658’de Bursa mütesellimi Mehmed Ağa; Abdullah oğlu Mahmud, Receb oğlu Ali, Osman oğlu Ali, Mustafa oğlu Mehmed, Abdi oğlu Mehmed, Yorgi oğlu Panayot, Mihor oğlu Yorgi, Yuvan oğlu Malkoç, Yani oğlu Duka adındaki eşkıyaları mahkemeye ihzâr-la: “Bunlar Bursa, Kite, Mudanya yollarında ve sair bellerde gelip geçenlerin yollarını kesip mallarını almakta ve Dikişler köyünde Obyanzâde çiftliğindeki Sarıca bölükbaşıları reisi olan Mehmed Bölükbaşı adındaki şakinin başına toplanıp fısk u fücur üzere iken tutulmuş ve reisleri olan Mehmed ve refiklerinden Kulalı Hüseyin ve Kayır Yusuf muhalefet ve âlât-ı harb ile mukabeleye başladıklarından katledilmişlerdir. Maktullerin başlarını getirdim” demiş, bunlar da cürümlerini itiraf ve ikrar eylediklerinden haklarından gelinmek üzere mütesellime teslim olunmuştur (BS. 197/83).
30.6.1663’te Kirmastı’nın Adaköyü kurbünde Çoban köprüsünden Balıkesir’e gitmekte olan Balıkesir müftüsünü soyan ve cümle eşyasını yağma eden hırsızlarla, Kirmastı’nın Enar köyünden Keçecioğlu’nun çiftlik kâhyasını öldüren eşkıyalar yakalanmışlardır. Bu hadise ile ilgili olarak gönderilen fermanda: “Bunların teftiş ve tahkiki ile kimler ise ele getirip marifet-i şer’ ile cezaları verile. Bunları ele getirmekte ihmal ve müsamaha eden ahâli-i vilâyetin gadab-ı hümayunuma uğramaları mukarrerdir” denilmekte idi (BS. 1073/127).
15.9.1663’te Hudâvendigâr sancağındaki mütesellimler, kadılar, kâhya yerleri, yeniçeri serdarları, ümera, kasabalar ve köyler zâbıtları ve Mihaliç
eminine yazılan bir hükümde: “Ol caniblerde harami ve kuttâ-i tarik eşkıyası zuhur ederek yollar kesilmekte ve malları yağma edilmekte, evler ve çiftlikler yakılmakta, insanlar öldürülmekte, daha birçok fesad ve şekâvet yapılmakta olduğu haber alındı. Sizin asla tekayyüd etmeyip haramzâdeyi ele getirmeği ihmal eylediğinizden siz hakarete müstehak oldunuz. Eğer başınız, dirliğiniz size gerek ise varan mübaşir marifetiyle her biriniz ittifak ve ittihad ve gönül birliği ile her taraftan il erleri kaldırıp herhangi mahalde haramî eşkıyası haberi alınmış ise üzerlerine varıp behemehal eşkıyayı ele getirip ve yatak ve şerik olanları dahi marifet-i şer’ ile tutularak ve üzerlerine sübut bulan fesadın suret-i sicilleri ile mübaşire teslimen padişahın bulunduğu Edirne divanına ihzâr ettirilmesine ferman sadır olmuştur. Bundan sonra ol canibde ve bir mahalde haramzâde zuhur ettiği haber alınırsa mütesellim ve zâbıtlara aman ve zaman verilmeyip hakkınızdan gelinmek mukadderdir. Ama bu bahane ile hilâf-ı şer’-i şerif bir ferde zulüm ve teaddî ve celb-i mal etmekden begâyet ihtiraz edilmesi” emredildi (BS. 1073/119).
1673’te kapısız levendler eşkıyalığa başladıklarından bunları, hiç kimsenin vilâyetinde komayıp ihraç etmesi ve memnu olmayıp şekavete sülûk edenlerin bilâ-tevakkuf tutularak marifet-i şer’ ile aman vermeden haklarından gelinmesi emredilmişti. Emrin devamında: “Âyan ve ahâli-i vilâyet, kapısız levendleri kasabalarda ve köylerde her nerede bulunursa sorup çıkarıp muhalefet edenlerin haklarından marifet-i şer’ ile gelip, ahâli-i vilâyet ol makule eşkıyanın hakkından gelinmiştir. Ve kan oldu diye bundan sonra hakimler tarafından reaya sual ve itab ile tecrim olunmak üzere mezun ve murahhas olmuşlardır. Bu emrin icrasına mâni’ olanların hakkından gelinecektir. Bilcümle âyân ve ahâli-i vilâyet, bu babda tekâsül ve ihmal ederler ise gadab ve
itab-ı padişahîye mazhar olurlar” denilmiş ve el birliği ile bu emrin infazına çalışılması bildirilmiştir (BS. 316/134).
1675’te Yenişehir-i Bursa’ya tâbî Çardak köyünde Vezir Kaplan Mustafa Paşa’nın çiftliklerini “eşkıyadan 30-40 nefer şaki, tüfenk ile basıp ve çiftlik kâhyası Osman ve misafir olan Arslan adında iki kişiyi tüfenk ile katl ve emval ve erzaklarını yağma ve firar eylediklerinden has ve burası(?) tarafından tecessüs edildikte Bursa’nın Karahisar köyü yakınında yörük taifesinden Hacı Mustafa’nın obasında bu eşyanın bir miktarının zuhur edip şakilerin Karahi-sar ve İğdir köylerinde sakin oldukları haber alındığından bu makule fesad edenleri ele getirip aşırdıkları eşyayı buldurup ashabına iade ve teslim ve üzerlerine sabit olan mevâddı şer’ ile lâzım geleni icra ve neticenin divan-ı hümayuna arzı”, Bursa kadısına ve Kütahya ve Hudâvendigâr mütesellim-lerine ve hassa voyvodaya bildirilmesi emredilmiştir (BS. 316/109).
1676’da İğdir köyünden Sağır Mehmed, Adaköyü’nden Receb, Susığır-lık’tan Deli Ali, Deli Abdülkerim, Kara Ali oğlu Mehmed, İsmail oğlu Ali, Kör Hasan adındaki şakilerin tutularak ihzârları Bursa kadısına ve Anadolu ağasına ferman edilmiştir (BS. 316/ 99).
1677’de Mehmed, Mustafa, Bayezid adında üç kişi aileleri ile vilâyetlerine giderken Erincik Yaylası denilen mahalde, Yenişehir emini Halil Ağa basıp hayvanlarının ve Mehmed’in karısı Selver’in 100 kuruşunun alındığı, ayrıca hizmetkârlardan birisi tarafından Selver’in ırzına tecavüz edildiği padişaha arzedilmiştir. Bunun üzerine emektarlardan Ali mübaşereti ile emr-i şerif gelmiştir. Mahkemeye götürülen Halil Ağa cevabında Mehmed, Mustafa, Bayezid ile Hasan ve Musli’nin fesad ve şekavetlerinden kasaba ahâlisi ile etrafta olan köylüler şikâyet etmeleri ile izn-i hakim ile eşkıya yatağı olan Erincik Dağı denilen mahalde bunları basıp
9 kara sığır ile 15 bargirlerini ve bazı eşyalarını alıp kabzeylediğini itiraf ve lâkin bu eşyanın evvelce divan-ı hümayuna gönderilen Hasan ve Musli’ye ait olduğunu beyan eylemiştir. Bunlarla ahvalleri Katranlı derbentçilerinden soruldukta, Mehmed’in evvelce Kanlı Murad, Mustafa’nın dahi evvelce Zeynel namları ile maruf olup Bayezid dahi kuttâ-i tarik olan Hasan ve Musli’nin rufekasından olup gâh derviş ve gâh at ile tirkeş ile levend ve yine gâh fukara kıyafetinde görüp fırsat dahi bulursa gelip geçenlerin mallarını yağma ve kendilerini katleder ve eşkıya yatağı olan Erincik Dağı’na çıkıp burada sakin olurlar, diye şehadet tariki ile yüzlerine karşı sû-i hâllerini haber verdikleri sicile kaydolundu (BS. 355/30).
17.5.1688’de: “Anadolu’da 5.000 kadar eşkıya dernek ve cemiyet ile daire-i itaatten çıkıp isyan ederek insan öldürdükleri ve eşya çaldıkları ve hacıların ve sair yolcuların yolları kapanıp gelip geçmek mümkün olmayıp ve edilen tenbihlerden mütenebbih olmadıklarından Anadolu’nun sağ ve sol ve orta kolunda vaki kazaların umum üzere ‘nefîr-i âm askeri’ ile Karaman beylerbeyisi Mirza Mehmed Paşa, bu eşkıyanın tenkiline hatt-ı hümayun ile memur olunduğundan; kadılar, mütesellimler ve ket-hüdayerleri ve yeniçeri serdarları ve âyân-ı vilâyet ve sair il erleri zikrolunan eşkıyanın, Allah’ın lutfu ile def’ u ref’ ve izâleleri cümle ümmet-i Muhammed üzerine ehem ve elzem olmak ile Mirza Mehmed Paşa’nın haberdar edilmesi ve sözüne muhalefet eylemeyip re’y ü tedbiri üzere hareket ve her biri taht-ı kazalarındaki, gerek askeri ve gerek reaya ve süvari ve piyadesini alelumum yerlerden ve evlerinden ihraç ve dernek ve cemiyet ile bu eşkıyayı kovalayarak ve birbiriyle haberleşip ittifak ve ittihad ve hüsn-i tedbir ve vifak üzere üzerlerine yürüyüp malları ahz kendileri katledilerek başları İstanbul’a gönderilmek ve ele getirilenlere eşedd-i ukubet ile hak-
larından gelip ve şekavet ve şerr u şûrların bilâd ve ibad üzerlerinden def’ u ref’ edilmesi için bezl-i kudret edilmesi; Mirza Mehmed Paşa’nın haberi ve adamı vardıkta asla tehir ve bir türlü illet ve bahane ile sözüne muhalefet ve mugâyeret edenler mesmu’ olursa bir vech ile cevaba kâdir olamayıp cümlesin eşedd-i ukubet ile muhkem haklarından gelineceği” bildirilmiştir (BS. 363/33).
30.5.1688’de Anadolu’nun sağ kolundaki kadılar ve mütesellimler, voyvodalar, kethüdayerleri ve yeniçeri serdarları, âyân-ı vilâyetin iş erleri ve Türkmen ve Ekrad aşiret beyleri ve köy subaşıları ve kasaba ve kurâ ahâlisine hitaben Mirza Mehmed Paşa tarafından yazılan bir buyrultuda: “Geçen seneden beri fesad ve şekavet ile şöhret-şiâr-ı âlem olan Gedik, Tokmak, Bölükbaşı, Hacı Mustafa, Hacı Rasul, Tüysüz, Holed, Abdi ve bunların emsali nice mebde-i fesad şakiler hevâlarına tâbî birer miktar adamı başlarına toplayıp ve dernek ve cemiyet ile birçok fenalıklar yapmışlardır. Haklarından gelinmek üzere fetva-yı şerife sadır olmuş ve hatt-ı hümayun haklarında “nefîr-i âm” fermanı sadır olmuştur. Mecma-ı nas olan mahallerde nida ve cümleye ilân ve ifşaat edip, gerek askeri ve kasabat ve köyleri ahâlisi, cenk ve harbe ve silah istimaline kâdir olup kuvvet-i bedeniyyesi olanları piyade ve süvari cümlesini evlerinden ve yerlerinden ihraç ve dernek ve cemiyet ile bu eşkıyayı kovalayarak her biriniz ile haberleşip ittifak ve ittihad ve hüsn-i tedbir ve vifak üzere üzerlerine varıp malları katledenlere ait olmak ve başları İstanbul’a gönderilmek üzere Anadolu divanına gönderileceği” bildirilmiştir (BS. 363/34).
1735’te devlet tarafından memuren İzmir’e gidip badehu avdet eden Karasulu Tatar Mahmud ve Çuhadar Mehmed, Mihaliç boğazından geçip menzil bargiri ve bir sürücü ile Mudanya’ya giderlerken Kuduz Pınarı demekle maruf mahalde yol kesen eşkıyadan
sekiz piyade eşkıyası ansızın üzerlerine tüfenk açıp Çuhadar Mehmed’i kurşunla katl ve Mahmud ve sürücü firar ederek kurtulduklarını ve Kite’nin Kuduz Pınarı civarında Kışlacı Yörük taifesinden Kubaş cemaatinden Musa-oğlu, Hamzaoğlu maznun oldukları ve bu vakayı müteakip Keşiş Dağı tarafına kaçtıkları haber alınmıştır (BS. 300/ 34).
1737’de Bursa kadısına ve Bursa yeniçeri zâbıtı Turnacıbaşı Mehmed Ağa’ya ve ocak ihtiyarlarına ve âyân-ı vilâyetin iş erleri ve kale dizdarlarına gelen bir fermanda: “Her şehrin yeni-çeribaşı ve sair askerleri âdab üzere hareket ve ırzları ile mukayyed olup daima vali ve hukkâma itaat ve üzerlerindeki zâbıtlara inkıyad ve ihtiyarların nasihatlerini ve beyler ve halkın rahat ve istirahatları hususunda gönül birliği edip askerlik iddası ile şer’-i şerife muhalif kimseyi incitmen ve dahl ve taarruz edenler bulunur ise ittifak ile içlerinden tard ve şakileri evlâd ve akrabalarından bulunsalar bile bir ferdine sahip çıkmayıp iktiza eden te’dîb ve tâzir ve zecr ve tehdidleri icrasına ihtimam edegelenler ile yaramazlar asla fırsat bulamayıp memleketin asayişi, emniyeti için sâdıkâne hizmet ve hareket ve ocaklarının ırzlarını tekmil ve her taraftan dua aldıkları cihet ile memleketin nizam ve intizamı ve asayiş ve ahâlinin rahatı ve emniyeti berkemal idi. Bazı kimseler yeniçeriliğin ne olduğunu ocaktaki itaat ve inkıyad ve ırz u namus ve şerefin ne olduğunu bilmeyen ve anlamayan ve yabancıların ihtilâtı ile sair emektar ve sahih yeniçeri dilâverle-rinin şeref ve kadirlerini küçültmekte ve memleketin ihtilâline bâis olmaktadırlar. Yaramaz ve sâ’î bi’l-fesad olanları sahip ve arka çıkarak şekavetin ziyadeleşmesine yardım etmektedirler. Payitahtın yakınında Bursa gibi bir büyük şehirde ve geniş memlekette ikide bir eşkıya zuhuru ile ibadullahı taciz ve tazyik ve mallarını ve erzaklarını yağma ve evlâd ü ıyâllerine müdahale ve
sair zulümlerden hâli olmadıkları ve sefer-i hümayun vukuu münasebetiyle çarşı ve pazarlarda âlât-ı harb ile gezip reayadan cebren ve zulmen 20’şer, 30’ar kuruş alıp envâ-ı fesadı irtikâb ve ocaklarına itaat etmedikleri ecilden Bursa’da zâbıtları olan Turnacıbaşı Mehmed Ağa’nın eline verilen mektup vech ile cümleye tenbih ve te’kîd edilmesi ve bazen eşkıyadan tutulan ve şer’ ile cezaları tertib olunanlar bir ibret teşkil ederek biraz ortalık sükunet bulmuş, âsûde hâl olmuş iken tekrar zabt u rabtları bozularak haklarından gelmeyecek mertebe zâbıtlarına suubet gösterdikleri görülmekte olduğu, Bursa’nın ocak ihtiyarları ile sair ulema ve sulehâ ve eimme ve hutaba ve sairesi huzur-ı şer’-i şerife gelip ızhar-ı acz eylediklerinden kadı tarafından ocak ihtiyarlarına, içlerinizdeki eşkıyayı tutup zâbıta teslim ediniz veyahut isim ve resimleri ile defterini verin, diye cevap olundukta ittifak ile şekavet erbabından ‘Çınar oğlu Abdi, büyük kardeşi İbrahim, Cebeci oğlu Kara İsmail, Selim Beşe, Bayraktar oğlu Kara Mustafa, Çolak Hacı Mustafa, hizmetkârı Safer Kanac(?) oğlu, Sütçü oğlu Emir, Gülüm oğlu, Danki Ali, Peştemalcı Danki Hasan, Peştemalcı Kara Sabri, Sulgan karındaşı, Bayrak-tar’ın kardeşi oğlu Deli Ahmed, Muradi-yeli Kör Salih, Hacı Kokoraz, Nuri oğlu, Altıparmak’ta Akoğlan, Köle Hacı İvaz oğlu Tabancacı Kara Hasan kayını Mustafa, Hacı Abdürrezzak oğlu Enbiya, Deveci Türkmen Deli İbrahim oğlu Mustafa, Demirtaş mahallesinden Kör Ahmed, Karga oğlu Ali, Küçük Mehmed oğlu Bayram, Kösreci oğlu İbrahim ve Yahşi Bey imamı oğlu ve Sermerci Ali ve Ağaççı Ali, Koca Halil, Belediyeci Abdi oğlu, Cumakızık köyünden Dikkulak oğlu, Molla Abdullah ve diğer oğulları ve Yumruk İbrahim ve Kâhya oğlu Ahmed’ adındaki yaramazlar defter olunup ancak ahz olundukları ecilden hâlâ şehir içinde 15’er, 20’şer refikleri ile gâh ihtifa ve gâh dolaşmakta ve Bur-sa’daki reayadan akçe, şalvarlık çuha,
mintan ve binişlik çuha, güvez şallar, gümüş düğme, dizlik ve bunun emsali eşya isteyerek rencide ettikleri cihet ile reaya fukarası çarşılarda, dükkânlarını açıp oturmaktan korktukları gibi evlerinde dahi rahatları olmadığı ve bunların haklarından gelinmedikçe rahat etmek imkânı kalmadığı haber vermeleri ile adları yazılı bu eşkıyaların ve havadarların ocaktan Küçük Çavuş Mustafa Ağa mübaşereti ile ve cümle âyân-ı vilâyet, ocak ihtiyarları ve atik serden-geçti ağaları ve alemdarları ve sair zâbıtân ve zâbıtları marifetiyle ve mari-fet-i şer’ ile teftiş ve tefahhus ve bulundukları mahallerde alâ-eyyi-hâlin ahz ve firar ve gaybet eder olanları dahi şer ile buldurulmaları lâzım gelenlere buldurup huzur-ı hukkâma ihzâr ve iktiza eden hâllerine göre tâzir olunmak gelenleri tâzir, nefy ve kalebendleri iktiza edenleri zikrolunan kalelere mahbusen irsal ve muhkem kalebend ve bilâ-aman şer’an cezaları tertib olunmak lâzım gelenleri dahi huccet-i şer’iyyeleri verilip cezaları tertib ve icra ile bundan sonra Bursa’da şekâvet erbabından zuhur edenleri bilâ-tehir ahz ve zapta teslim ve hakkından gelinmek üzere taahhüd ve tekeffül ve Bursa’nın eski nizam ve intizamı verilip eşkıyadan temizlenmesi ve ahâlinin rahat ve âsûde hâl olmaları için ihtimam edilmesi ve Küçük Çavuş emektar, iş görür ve kendisine verilen hizmeti ifaya muktedir olduğundan bu işte dahi çalışarak Bur-sa’daki, yukarıda adları geçen yaramazları te’dîb ve emniyet ve asayişi iadeden sonra İstanbul’a avdet eylemesi ve hiçbir kimseye göz yumularak ve himaye eylemeyip adalet üzere hareket etmesi ve dizdarların dahi varan yaramazları muhkem habs ve kalebend edip hiçbirisini ıtlak etmekten çekinmemeleri için yeniçeri ağası Abdi Paşa’nın mektubu dahi gönderilmek ile elbirlik ile hareket edilerek emniyet ve asayişin temini” bildirilmiştir (BS. 380/84).
7.3.1738’de Bursa’da, İstanbul’dan gelen yeniçeri çavuşlarından Küçük
Çavuş, Bursa yeniçeri zâbıtı Turnacı-başı Mehmed Ağa ve marifet-i şer’ ile tekmil Bursa ahâlisi birbirlerine kefil olmuşlardır. Bu durum mahalle mahalle sicile kaydolunmuştur (BS. 380/82).
1740’ta gelen bir emirde: “Bahar mevsimi hulul etmek hasebi ile ağaçlar yapraklanıp dağlarda eşkıya yaslanacak zamanlar gelmekle aşâir ve kabâ-ilden ve yerlüden kuttâ-i tarik eşkıyası ve başıboş levendler ve sair haramzâ-deler saklandıkları yerlerden çıkarak gelip geçen yolculara, vilâyet sekenesine mazarrata cesaret eyleyecekleri mücer-reb olduğundan bu gibi eşkıyanın tecessüs ve tefahhuslarına ihtimam ve dikkat ve hudud ve sınırlarınız dahilinde her ne mahalde idam ve izâlesi vâcib olup demleri heder olduğuna fetva-yı şerif verilen eşkıya zuhur ederler ise kat’an aman ve zaman verilmemesi” hakkında ferman gelmiştir (BS. 1184/40).
1742’de Hacı Hasan ile gönderilen bir fermanda: “Memleketin eşkıyadan tamamen temizlenmesi, şehir ve kasabaların ahâlisinin ve yolcuların rahat ve emniyetleri matlub-ı şahane olduğundan bu husus defaatle ilân ve tenbih olunmuşken yine etraf ve civarda bazı yaramaz ve haramzâdelerin zuhuru, yolculara mazarrat verdikleri peyderpey işitilmektedir. Eyalet, liva mutasarrıflarından her kimin memuriyeti mıntıkasında eşkıyadan bir ferde zarar ve hasaratı erişir ise vaki olan zarar hududunda olan vali ve zâbıtlarına tazmin ettirilmekle iktifa olunmayıp bu mühim işte emr-i şerife mugayir olarak zâhir olan rehaveti için lâzım gelen ukûbet dahi tertib olunmak üzere bundan evvel istisvab-ı ârâ ile nizam verilip dusturu’l-amel üzre müceddeden kayd ve keyfiyet her bir vali ve hukkam, zâbıtân ve âyâna başka başka evamir-i aliyye ile tenbih ve te’kîd ve tehdîd ve teşdid olunmuş iken şimdi yine Anadolu’dan gelenlerin takrirlerine göre yer yer eşkıya ve haramzâde makuleleri kuttâ-i tarik güruhu zuhur edip bilâd ve ibâda ve yolculara mazarrattan hâli olmadık-
larından evâmirin münderecatları ve nizam-ı merkumun devam ve ibkası hakkında cümlenin ihmal eyledikleri malum-ı şahane olmuştur. Lakin bu nizam-ı mergub bi’l-ittifak karardâde olduktan sonra devam-ı istikrarı mu-rad-ı padişahî olduğuna binaen mahalline kayd ve sebt olup bu nizamı mahalli harekete hiçbir dikkat ve onda zerre kadar ruhsat gösterilmemek ve hilâf-ı hareket edenlerin haklarından, evvelce yazılan cezaların yapılacağı herkesin malumu olsun. Padişahın tenbihatından herkes haberdar olup bundan sonra bir kimse özür ve illet irad etmemek için bu emrin bir suretini mahkemelerin sicillerine kayd ü sebt ve mazmunu cümleye ilân ve işâat eyledikten sonra herkes kendi mıntıkasından, memaliki hıfz ve hududu dahilinde eşkıyaları tecessüs ve tefahhustan bir an hâli olmayıp levend-ler, Türkmen, Ekrad makulesinden ve gayriden kat’-i tarik ve nehb-i emval ile meşgul şakiler az ve çok, her ne mahalde zuhur ederse at, bisat, emval ve eşyaları bunları tutanların, kesilmiş kafalarının İstanbul’a gönderilmesi ve bu emrin iktizasına göre hareket edip sürüp üzerlerine varıp, hududunuz dahilinde tutarsanız fe-biha ve illâ âharın hududuna girerler ise mücerred hududumuzu tecavüz etmiştir, diye ardların-dan ayrılmayıp takip ve duhul eylediği sancak ve toprak mutasarrıfı ve zâbıt-ları ile muhabere ve ittifak ederek behemehal ahz ve ele getirip marifet-i şer’ ile cezaları tertib ve kesilmiş başlarının gönderilmesi ve bundan sonra herhanginizin havza-i hükûmetinde eşkıyadan bir kimseye bir zarar isabet ederse itti-fak-ı ârâ ile düsturu’l-amel kılınan bu nizam üzere vaki olan zarar, sancak mutasarrıfına ve ol kazanın zâbıtân ve âyâna tazmin ve katl-i nefs vaki olursa diyeti tahsil olunduktan başka hukkam ve zâbıtân makuleleri katl ve âyân-ı vilâyet güruhu uzak kalelere habs ve kalebend olunacakları muhakkak ve musammamdır. Ona göre basiret üzere hareket ve lâkin bu husus celb-i menfa-
ata vesile ittihazı ile reâyâ ve berâyânın bi-gayr-i hakkın bir akçe ve bir habbeleri almayıp dairenizde bulunanların dahi almalarına rıza gösterilmemesi” emredilmiştir (BS. 334/ 1).
1743’te Bursa havalisinde vaki Mudanya, Kite, Kepsut kazaları sükkâ-nından Sarı Zaim oğlu Mustafa’nın kardeşi Ahmed, Topluoğlu, Mudanyalı Zeynel, Uzun İbrahim, Kite kazasının Kara Ağa Çelebi köyünden Çil Oğlan ve Peştemalcı Uzun İbrahim, rufekaları ile Bursa, Mudanya ve Mihaliç etrafında beş seneden beri yolcuların yoluna inip yolu kat’ ve adam öldürüp mallarını yağma etmek âdetleri olduğundan, bu kazaların ahâlisi ve Bursa’daki tücccarlar meclis-i şer’a gelip bunların sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz olup izâleleri vâcib olduğunu ihbar etmeleri ile Hudâvendigâr mütesellimi Hacı Ömer Ağa tarafından bunların bulundukları yerde tutularak şer’an haklarından lâzım gelenin yapılması emredilmiştir (BS. 334/5).
16.7.1743’te: “Mihaliç kurbünde ve havalisinde piyade kuttâ-i tarik çıkıp yollar kesmekte ve gelip geçeni soymakta ve insan öldürmekte olduğu haber alındığından Hudâvendigâr mütesellimi ve Mihaliç voyvodasının memleketi bunlardan temizlemeleri ve en ufak bir kusur ve rahavetleri eseri olarak eşkıya firar ve ele girmemek lâzım gelirse, sonra bir türlü cevapları mesmu’ olmayıp onlara teveccüh eden ceza, bilâ-aman haklarından icra olunacağı” bildirildi (BS. 334/55).
Emir Sultan vakfı köylerinden Gencelli köyünde sakin Çavdarlı Hacı Mehmed’in kölesi, aslen acem olan Abdullah, kendi hâlinde olmayıp erâzil eşkıya ile ülfet etmekte, gece ve gündüz âlet-i harb ile dolaşıp Hacı Meh-med’in damadı Halil’i bi-gayr-i hakkın katl ve bu bahane ile köy reayalarının akçelerini alarak tecrim eylediği ve köylülerin emn ü rahatları maslûb olup mezbur Abdullah tutularak fukaranın istirahatları için diyar-ı âhara nefy ve
iclâsı için emr-i şerif gelmiş idi. Lâkin 1746’da gelen başka bir emirde: “Abdullah hakkındaki bu hususlar iftira olup bu ana kadar bu gibi şekâveti malumları olmayıp kendi hâlinde ve ilim ve tahsiline meşgul sulehâdan bir kimsedir, diye hüsn-i hâline cemm-i gafir bî-garaz Müslümanlar şehadet suretiyle haber verdiklerinden” affına emir verilmiştir (BS. 384/71).
1750’de Kütahyalı Rukiye Hatun İstanbul’a gelirken Bursa kazasının Pazarcık nam köyüne geldiğinde, bu köyden Pehlivan oğlu Ali önüne çıkıp mezbureyi ahz ve üzerinde mevcut 40 altın ve bir kürk ve bir at ve bir yağmurluk ve saireyi fuzulen gaspeyle-diğinden maada 15 gün evinde oturtup ziyade gadr ve teaddî eylediği ve mezbur askerîlik(?) iddiasında olduğunu bildirdiğinden ihkak-ı hak edilmesi emredilmiştir (BS. 387/9).
23.5.1753’te gelen bir emirde: “Bur-sa’nın âyân ve eşrafı ve tüccar ve yolcuları meclis-i şer’a varıp Hudâvendigâr sancağının güney ve batısındaki kazalara ve Balıkesir ve Biga kazalarında bulunan serdarlar ve âyân, yanlarına haddinden fazla ‘ulûfesiz’ (tayinatsız) etba’ namında başbuğsuz eşkıyayı toplayarak bu hezelenin beşi ve onu, bazen otuz kırkı ittifak ve ansızın Mudanya ile Bursa arasında ve Mihaliç ile Bursa meyanında zuhur ve tüccar ve yolculara hücum ederek yol kesmekte, adam öldürmekte ve nice zararlar yapmaktadır. Bu işi başarır başarmaz hemen avdet ve geldikleri metbuun veya misl-i âhar bir ağanın yanına varıp iltica ve tahassun etmeleri ile kendilerine el yetiştirmek bir vech ile mümkün olmayıp yolların bunlardan sonra gelip geçenlerin azalmasına ve halkın mallarının tatiline büyük zarar vukuuna bâdi olunmaları ile bundan böyle her bir kapılarında olan adamları gereği gibi zapt ve muhafaza ve bu misillü şenî hareketlerden men’ eylemeleri ve böyle bir hâl vukuu haberi alındıkta, hangisinin kapısından gelmiş ve kimin kapısına varmışlar ise
telef ve zayi olan nüfus ve emval, ağadan tazmin olunacağı ve kaza ve hakimleri meclis-i şer’a âyân-ı mezburûnu ihzâr ve müvâcehelerinde bu emri kıraat ve müteyakkız ve tenbih üzere hareket eylemeleri te’kîd ve hilâf-ı hareketten çekinmelerinin bildirilmesi ve bu emrin sicillâta kayıt ile cümleye ilân edildiğinin İstanbul’a bildirilmesi; bu nizam-ı hürriyet-encamın devamı ve bekasına cümle tarafından ihtimam olunmaktan nâşi bundan sonra bu iki yolda, bir ferde zarar ve ziyan ve katl-i nüfus vukuu ihbar olunmak lâzım gelirse, siz ki hâkimlersiniz, azliniz ile kanaat olunmayıp te’dîb olunacaksınız; gaspolunan emval, lâzım gelenlerden tahsil ve tazmin olunması musammam ve mukarrerdir” denilmekte idi (BS. 280/102).
1757’de: “Mudanya kazası ahâlileri arzıhâl edip; kendi hâllerinde ırzları ile mukayyed ve şeriata muhalif hiçbir hareketleri olmayıp rencide edilmeleri icap etmezken, Mudanya’dan Kubur oğlu Süleyman denilen şerîr, kendi hâlinde olmayıp teaddîsinden nâşi halkın bir türlü emn ü rahatları olmadığından maada ihtilal-i memlekete ve ikaz-ı fitneye sâ’î olduğundan bundan evvel diyar-ı âhara nefyi için emr-i şerif sadır ve memleketleri âsude hâl ve reaya emn ü şükran içinde iken mezkur bir takrib-i mal kuvveti ile ıtlak ve memleketlerine gelip gûnagûn fısk u fesada şüru’ ve damadı Ahmed nam şakî ile yekdil ve yekcihet ve menzili civarında bir cemiyethane ihdas ve etraf ve havalinin eşkıya taifesi başına toplanarak, gece ve gündüz mahalle arasında silahla dolaşıp ve bazı sâliha hatunların hanelerine girip hetk-i ırz ve damad-ı mezburun katl-i nüfus ve gûnagûn fesad eylemek âdetleri olup ahâli, fukara ve ibâdullahı türlü türlü iftira ile hâkimlere tecrim ettirip bunların bu misilli fesadlarından perakende ve perişan olmalarına bâis ve bâdi olduklarını bildirdiklerinden bir ferman ile Bursa kadısı ve Hudâven-digâr müteselliminden; “mezbur Süley-
man ve damadı Ahmed’in bu gibi tead-diyâtı ve kendi hâlinde olmadıkları vaki midir? Bî-garaz müslimîn ve ahâli-i kazadan özr ve himayeden ârî vech ile sual olunup ve sıhhatı ve hakikatinin îlâm eylemeleri” bildirilmiştir (BS. 391/ 140).
1757’de sadrazam ağalarından Çelebi Ali gönderilen bir emirde: “Bahar mevsimi gelmekle ağaçlar yapraklanıp eşkıyalar, dağlarda yaslanıp saklanacak zamanlar gelmekle böyle zamanlarda aşiretler ve kabileler ve yerlilerden kuttâ-i tarik ve başıboş levendler ve sair haramzâdeler gizlendikleri köşeden çıkarak mazarrat iras etmeğe fırsat gözleyecekleri ve yolcuları bî-huzur ettikleri öteden beri tecrübe edilerek malum olmakla eşkıyanın makarr u me’vaları tecessüs olunarak hudut ve sınırlar dahilinde her ne mahalde eşkıya zuhur eyler ise bilâ-aman ahz ve ukûbât-ı meşrûaları tertib ile yolların ve mahallenin selâmetinin temin kılınmasına bi’l-ittifak ihtimam ve dikkat edilmesi, eşkıya bir mahalde kesret ve cemiyet üzere olup üzerlerine varılmak münasib görüldüğü hâlde herkes kendine semt ü münasib olan mahallenin hukkâm ve zâbıtânı ile haberleşip bi’l-ittifak tutulmaları ve elbirliği ile bunlardan memleketin temizlenmesi ve ceza-yı şer’iyyelerinin verilmesi ve lâkin bu bahane ile şekâvette alâkası olmayanlara taarruz olunduğu ve fakir reayaya beyhude tekâlif yüklediği ve sair surette bir ferde cevr u eziyet vukuu veyahut eşkıya için muâvenet istenildikte verilmesi ve bu hususta tekâsül ve ihmaliniz zuhuru ve bu emre celb-i mal ve zulüm yapmağa âlet ve vesileye ittihazı ve bir ferdden nâhak yere bir akçe alındığı haber alınmak lâzım gelirse hiçbirinizin özr ve illetleriniz ısgâ olunmayıp vaki olan zarar sizden tazmin ve mâlikâne mutasarrıfları ve buralardan dahi mukâtaaları üzerlerinden ref’ olunmakla kalmayıp bilâ-tereddüt cezalarınızın tertib olunacağını muhak-
kak bilip intibah üzere hareket edilmesi” bildirilmişti (BS. 391/137).
1765’te: “Ahaliye zarar kasdı ile köylerde dolaşan kapısız levend eşkıyasından bazıları Sivas’ta ve Erzurum’da ve sair bulundukları mahallerde bundan evvel idam ve izâle ve şerr u mazarratları men’ ve ref’ ile fukara ellerinden âzâde olunmuş iken bu sıralarda bazı başıboş levendler kuttâ-ı tarik eşkıyası Sivas, Erzurum, Karaman ve Anadolu eyaletlerinde ve sair mevâzide yolculara hücum ve mallarını gasp ve yol kesmeğe cesaret üzere oldukları ol taraftan gelenlerin takrirlerinden haber alınıp bu gibi kuttâ-i tarikın ibâdullah üzerlerinde def’-i şerr u fesadları vâcibât-ı umur-ı devletten olup ve bâ-husus bu kış günlerinde cemiyet ile gezmek mümkün olmayıp birbirinden ayrılmayarak bölük bölük köylere varıp şiddet-i şitâdan iltica ve ihtifa edecekleri derkâr olduğundan, bastırılıp yanlarında bulunan akçeleri, melbûsâtları, at ve bisatları katledenlerin olmak üzere, cezaları tertib ve vücûd-i habâset-âlûdlarından halkı tahlîs ve bi’l-ittifak sa’y ü ihtimam olunması” Anadolu valisi Vezir Hacı Ali Paşa’ya yazılmıştı (BS. 1179/22).
17.8.1766’da Bursalı kuttâ-i tarik eşkıyasından vâcib-i izâle olduğu şer’an sabit ve demi heder olmak üzere îlâm olunduktan sonra marifet-i şer’ ve cümle ittifakıyla cezası tertib olunan Çavuş oğlu Mehmed’in babası Bursalı Kömürcü Süleyman adındaki yeniçeri ve Lafço oğlu Ahmed, Berber Ahmed, İmam oğlu Mehmed ve Hacı İsmail ile Mehmed’i mazlumen katlettiler diye padişaha şikâyet ve Tütüncü Ahmed adındaki yeniçeriyi tevkil etmekle mahallinde alâ vech-i sahîha arzolunmak üzere sadır olan emr-i şerifin üzerine yukarıda yazdığı ve cümle katl yerlerini bildirdiğinden Süleyman ile Ömer, Muhzır Ağa hapsinde mahpus olmalarıyla kapı kethüdası mübâşereti ile Bursa mahkemesine irsal olunmuşlardır. Bu makûle (marifet-i şer’ ve cümle marifeti ile izâlesi vâcib ve demi heder
olup katl ve izâlesi ile temîn-i taraf ve mesalik kılınan) eşkıya için “mazlûmen katlettiler” suretinde tezvire ictisar ile ibâdullahı mübtelâ-yı kesr u hasar ve temdîr-i eşkıyada fütura murad olur hâlâta tesaddî etmek üzere merkû-mâna nasihat ve emsaline intibah ve ibret olmak üzere keyfiyetin cümleye ilân ve işâasına mübâderet edilmesi ferman ile emredilmiştir.(BS. 1179/ 11).
1775’te: “Tertib-i cezası irade buyurulan Sağnıclı Veli adındakı eşkıyanın üzerine varılmağa bizzat memuriyeti hasebiyle yol üstünde olan Bursa kazası derununda mürûrumuzda kapısız leven-dat tâifesinden Bıyık Abdullah ve rufe-kâsı ve bazan divanegî kıyafetinde ‘biz-ler kapılıyız’, diye ol havalide dolaşarak yolculara ve fukaralara zarar kastında oldukları gelip gidenlerden haber alınmakla bizim böyle bir etbâımız olmadığından ve kapısız olduklarından kapılı namı ile ‘bilâ-sened’ oralarda dolaşıp fenalık yapanlar kimler ise marifet-i şer’ ve cümle ittifakıyla tecessüs ve görüp ahz ve kayd ü bend ile ve adem-i itaat edenler ise hayyen ve meyyiten ahz ve te’dîbleri” Anadolu valiliğinden emredilmiştir (BS. 186/ 62).
1775’e tesadüf eden arabi 1189 senesi Saferi ibtidasında gelen bir emirde: “Bu esnada adalet saçan hatt-ı hümayun mucibince cezası tertibine irade taalluk eden Sağnıclı Veli nam şaki, bundan evvel Bergama tarafında münhezimen firarında Kepsut tarafına Sincanlıoğlu’nun semtine firar ve iltica ve Sincanlıoğlu’nun iânet ve marifetiyle mahall-i merkumda ikamet ve ihtifa üzere olduğu haber alındığından şakî-i merkumun cezası tertib ve ser-i maktûunu irsal eder ise istediği gibi mazhar-ı inayet ve firar ve gaybet eyledi, diye veyahut tarafıma gelmedi, diye inad ve muhalefet ederse Sincanlıoğlu dahi usat menzilesine tenzil birle kendisinin dahi idam ve izâlesine müsâraat kılınacağı hakkında Sincanlıoğlu’na hitaben sadır olan ferman-ı âlîşân tatar
yedi ile Kütahya eyaletine vürud ve yanına buyrultu ile adam terfîk ve Sincanlıoğlu tarafına îsâl olundukta şakî-i merkum Sağnıclıoğlu gelmedi, diye inad ve muhalefet birle cevap verip ve işbu Pazar gecesi akşam namazı Sağnıclı Veli nam şakî irkâb ve firar ettirip ve mezbur Sincanlı kendisi saat sekizde İstanbul’a gidiyorum, diye firar ve gaybet eylediğini, içlerinden gelen ve sözüne inanılan Balıkesirli Sahihî, tarafımıza ihbar etmekle muhbir ve muber ve firarları me’mul olan mahallerde mutemed ve mukaddem adamlar tayin ve şakî Sağnıclı Veli ve Sincanlıoğlu o taraflardan geçer ise ölüsünün veya dirisinin tutulması ve kesilmiş başların Anadolu divanına gönderilmesi ve eşyalarını Bursa’ya gönderip sakladıkta da haber alındığından marifet-i şer’ ile meydana çıkarılması ve defterinin tarafına gönderilmesini” Anadolu valisi emreylemiştir (BS. 1186/63).
22.10.1779’da Haleb valisi Vezir Abdullah Paşa’nın, kimseye teaddîsi vuku bulmayarak Bursa’dan mürûru esnasında Kütahya havalisinde daire-i vezârete intisab bahanesiyle fukaraya îsal-i hasar eden kapısız taifesinden Kara Osman nam şakî 25 avanesi ile köylere giderek meccânen yem ve yiyecek istemiş ve her köyden 30-40 kuruş ahz eylediği Abdullah Paşa’ya bildirilmiş ve haklarında sadır olan ferman-ı âlînin suret-i sicilden ihraç ve mazmunu üzere Abdullah Paşa tarafından bildirildi. Ve şeriat canibinden dahi demleri heder olmak üzere mürâsele-i şer’iyye irsal olunarak hilâf-ı rıza harekete cesaret eden merkumlar tutulmak istenilmiş ise de adem-i itaat ile muharebeye başlamalarıyla altı neferi maktul ve düşman ve tutulan 17 neferin tertib-i cezaları için emr-i şerifin vüruduna kadar Bursa kalesinde kalebend oldukları Bursa kadısı ve Hudâvendigâr sancağı mutasarrıfı Abdullah Paşa bildirmek ile bunların şer’-i şerife mugâyir ve emre muhalif hareketlerinden dolayı idamları lâzım gel-
diği takdirde cezaları tertib ve eğer idamları lâzım gelmese hapiste ibkâ ve keyfiyetlerinin İstanbul’a îlâm olunması ferman olunmuştur (BS. 1191/25).
1791’de: “Seferin imtidadı dolayısıyla Anadolu ve Rumeli’nde kapısız ve kapılı deli neferâtı kaçarak eşkıyalar ile birlikte dolaşarak fukaraya ve gelip geçenlere zarar verdikleri haber alındığından ‘levendler taifesi’ gibi bunların dahi balta ile ref’-i vücudlarına ibtidar iktiza eylemiş iken bu defa göz yumulması olmakla bundan sonra fukaraya ve yolculara tecavüz eylemekten men’ ve ocakta alâkası olmayıp deli kıyafetinde icrâ-yı şekâvet ve habâset edenleri dahi men’ ve te’dîb, şerr u mazarratlarının def’ u ref’ edilmesi” emredilmiştir (BS. 1206/9).
8.8.1792 tarihli bir arzıhâlde: “Mudanya’da dört, beş nefer eşkıya zuhur ve yalnız umûr-ı şer’iyyesi Bursa nefsine havale olunan köylerde tahassun ve kasaba kenarında olan bahçe ve menzili ihrak ve gârât ve suikasd eyledikleri mesmûumuz oldukta serseri geşt u güzâr eden eşkıya zümresi başlarına cem’ birle gerek kasabamız ve gerek yolculara tasallut eyledikleri ve kasabamızı ihrak ve yağma ederler korkusuyla halecan içindeyiz. Emniyet ve rahatımız külliyen masluptur. Kazamız serdarı Turnacıbaşı Hüseyin Ağa, 20-30 er ile gece ve gündüz kasabamazın içini ve dışını muhafaza için uyku ve rahatı terk edip köylerin yeni yetişmiş genç uşakları dahi zâbıtândan asla havfleri olmayıp bu eşkıyalara iltihak etmeleri melhuz olmakla bu vech ile kazamız küllî ihtilal üzere olup bu köylüler, birbirlerine tekeffül suretinde istihkam olunmaz ise günden güne erâzil ve eşkıya çoğalacağı ve nice fesad ve gâretler vuku bulacağı derkâr olduğundan” denilmiş ve bunların bir an evvel tenkilleri rica edilmiştir.
Üzerinde tarihi yoksa da H. 1208 (1793) tarihi olması lâzım gelen ve Bursa defter nazırı Mehmed Emin ile Bursa nâzırı maiyyetinde bulunan
Mizanî Hacı Ali, Çuhacı Mehmed Emin, Çuhacı Abdullah ve Kutniciler kâhyası Süleyman ve Bakırcılar kâhyası Osman’ın imza ve mühürlerini taşıyan bir tahriratta: “Bursa etrafında olan eşkıyanın def’-i tasallutu ve idamlarının kolay bir yolunu bulmak babında Bur-sa’ya duhûlümden iki üç ay mukaddem bir kıt’a emirname-i sâmî vârid olub ol esnada Bursa nâibi Osman Efendi’nin Feyzullah Efendizâde infisali vukuuna mebni bu madde ifade olunamayıp alâ-hâlin kalmakla eşkıya ziyadeleşmiş ve fırsat bulup şimdiye kadar kimseye tasallutları vaki olmamış ise de Mudanya, Kurşunlu ve sair etraf kaza ve köylerde otuzar, kırkar nefer ile bî-perva dolaştıkları ve def’ilerine hiçbir kimse tarafından takayyüd ve ihtimam olunmadığından buldukları kimseleri soydukları ve bunların idam ve izâleleri çaresine bakılmaz ise gittikçe ziyadeleşerek Bur-sa’nın içerisine dahi girecekleri âşikâr olup ve bunların def’ilerine takayyüd olunmak babında kapıcıbaşılardan İnegöllü Numan Bey ve Bursa mütesellimi Hacı İsmail Ağa kullarına hitaben Mudanya ve Gemlik kadılarının îlâm-larına mebni dört, beş ay evvel emr-i âlî sadır olmuş ise de bunların etrafta alâkaları ve çiftlikleri olduğundan eşkıya belki ihrak ve hedm ederler fikri ile hiçbir tedarik görmedikleri ve eşkıyanın sergerdesi Armutlu köyünden Mandıracı ve Kumla köyünden Deli Balta ve refiki Öküz oğlu Osman ve Bursa kazasının Ağlaşan köyünden Seyyid Beyli Osman ve refiki Şişman oğlu Hüseyin ve Dışkaya köyünden Kel Veli oğlu Mustafa ve Karahıdır köyünden Macar oğlu Halil ve Arap oğlu Emin ve Seç köyünden İmam oğlu, Narlıdere’den Yassı oğlu nam şekavetpîşeler ve dalâlet ve nedamet encamların eyyâm-ı sayfa kadar def’ilerine çare görülmez ise -Allah korusun- bir dâhiye-i azîme olur vâhimesi ile erbâb-ı vukuf ve ashâb-ı ukûlu müte-hayyir eylediği ve mütesellimden soruldukta ben mukimim, yek taraftan bir hareket ve tedbir olmadıkça hodbehod
ben tedarik görmekle cesaret edemem, diye kat’î cevap verdiği ve tebdiller tarafından defter edildiğinden bu eşkıyanın def’ ve idamları için Numan Bey ile Bursa mütesellimi ve bunlardan başka Bursa Yenişehiri âyânı olan Genç Mustafa Ağa tayin ve bunlara tehdid-âmir bir emir verilmesi ve çoktan beri Bur-sa’da ikamete memur Hacı Ali Paşa ile yeniçeri ağası Esbak Seyyid Ahmed Ağa ve Mısır defterdarı Ali Bey tarafından ve Bursa’daki mütevellilerin mümtazlarından üç kişinin yazdıkları arîzalar leffen takdim” kılındığı ve verilecek emre intizar eylediği bildirilmiştir.
13.8.1793’te Gemlik’ten İstanbul’a giden Hüseyin Hasekî’nin getirdiği kağıtların hulâsalarında: “Gemlik ve Yalova arasında serseri dolaşan ve evvelce haklarında emr-i âlî sudur etmekle firar ve şimdi yine zuhur eden Deli Balta demekle maruf Mustafa ve refiki Safir oğlu Osman nam şakiler 12 nefer avanesi ile bu defa İstanbul’a karpuz nakleden katırcıları hamûleleri ile ahz ve Katırlı köyünden 2.000 kuruş gelirse salıverir, diye cevap vermeleri ile bunların men’ ve def’leri için sadır olan emr-i âlî vasıl olmakla bu eşkıyalar emrin vürudundan üç gün evvel, Gemlik kazasının Küçükkumla köyünde sakin olduklarından cümlesi bu köye duhûl ve köy halkı üzerlerine vardıklarından bu eşkıyalar birbirleriyle yekdil olup Kumla âyânı Mehmed Bey dahi zaman mucibince muharebeye başlamış ve bu eşkıyadan iki neferini katl ve avanelerinden Yazıcı oğlu Emin ve Küçük Ali oğlu Ömer’i ahz ve cezaları tertib için huzur-ı şer’a ihzârlarında mirî kereste tahmiline memur kalyoncular, Yazıcıoğlu Emin’i ahz ve kalyona götürmeleri ile Küçük Ali oğlu Ömer dahi Hasekî tarafından cezası tertib olunup lâkin cemiyetin başı olan Deli Balta ve Sagir oğlu Osman firar ve civarda serserice dolaştığı ve ahâlinin bunların cezalarının tertib olunmasını rica eyledikleri” bildirilmiştir. BK, II/59
EŞREF ALİ EFENDİ Eşrefzâde Tekkesi şeyhi Lutfullah Efendi’nin oğludur. Babasının vefatında İznik Tekkesi’ne şeyh olmuştur. Beş sene şeyh olup 1697’de ölmüş, Abdurrahim Tirsî Tür-besi’ne gömülmüştür. Kendisi şairdir. Mükemmel bir divanı vardır. Tarikat erbabı buna “Eşref-i Sânî” derler. Abdullah, Ahmed İzzeddin, Şerefüddin, Muhyiddin isimlerinde oğulları vardır. Hepsi de âlim ve şeyhlerdendir. BK, II/58
EŞREF BEY Ali Bey’in oğludur. 1878’de Bursa belediye reisliğinde bulunmuş ve çok hizmet eylemiştir. 1884’te Vilâyet Matbaası’nda İsmail Beliğ’in Güldeste adındaki Bursa tarihini tab’ ettirmiş ve kenarına birçok haşiyeler yazmıştır. Bu suretle Bursa tarihine unutulmaz hizmetler eylemiştir. BK, II/58
EŞREF EFENDİ Eyüb Efendi Tekkesi şeyhi Eşrefzâde Şemseddin Efendi’nin oğludur. 1845’ten evvel ölmüştür. BK, II/58
EŞREF EFENDİ Hamam Tekke şeyhi Saîd Efendi’nin oğludur. 1870’te babasının Hicaz yolunda vefatı haberi üzerine şeyh olmuş, 1875’te vefat etmiş ve Bursa’da Ali Paşa Camii’ne defnedil-miştir. BK, II/58
EŞREF EFENDİ Hamam Tekke şeyhi Rıza Efendi’nin oğludur. 1864’te babasının vefatı üzerine şeyh olmuş ve yaşı küçük olduğundan akrabasından Zeynîler şeyhi Rıza Efendi ve daha sonra Seyyid Nasır şeyhi Abdüssamed Efendi vekil tayin olunmuşlardı. 1904’te evlâdsız olarak ölmüştür. BK, II/59
EŞREF EFENDİ (Mehmed) Üftade şeyhi Hayreddin Efendi’nin kerimezâdesidir. 1764’te ölmüş âlim bir zattır. “Üftade-zâde” diye meşhurdur. BK, II/58
EŞREF MEHMED BEY Bursalıdır. “Kasap-zâde” demekle maruftur. Ali Rıza
Bey’in oğlu olup kalemden yetişmiş ve ticaret reisliğinde bulunmuştur. 1889’-da ölmüştür. Şairdi. BK, II/58
EŞREF MEHMED PAŞA Bursalıdır. Askerlikten yetişip miralay, mirliva, ferik olmuş ve altıncı ordu erkân-ı harbiye reisliğinde ve Tahran sefaretinde, Selâ-nik valiliğinde bulunmuş ve müşir olarak Rusçuk kumandanı olmuştur. 1894’te ölmüş ve İstanbul’da Merkez-efendi’de kayınpederi Kâni Paşa’nın yanına defnedilmiştir. Hem kâtip ve hem de iyi bir şairdi. Rüşdü ve Nazım Beyler adında iki oğlu vardı. Divanı vardır. BK, II/58
20 Seyyid Nasır şeyhi Abdüssamed Efendi’nin imzası
EŞREFOĞLU RUMÎ HAZRETLERİ Mekkeli Mehmed Mısrî’nin oğlu Eşref’in sulbünden 754/1353’te İznik’te doğmuştur. Bursa’da Sultaniye Medresesi’nde tahsil-i ilm ü kemâl ederek Abdal Mehmed, Emir Sultan ile görüşmüş ve hücresindeki eşyasını fukaraya dağıtmıştır. Bir müddet sonra da Hacı Bayram Velî ile görüşmüş, 10 sene kadar mücahede ve ağır riyâzet ile vakit geçirmiş ve Hacı Bayram Velî’nin kızı Hayrunnisa Hatun ile evlenmiştir. Ha-ma’da Şeyh Hüseyin Hazretleriyle görüşmüş ve icazet alıp İznik’e avdet etmiştir. 874/1470’te 120 yaşında olduğu hâlde İznik’te vefat etmiştir. Âlim, fazıl, şair bir zattır. Pek çok eserleri ve divanı vardır. Bunlar kemâl ve fazlına delildir. Divanı matbudur.
Tevhid deryasına gark olmuş ve
21 Eşrefoğlu Rumî Hazretleri’nin İznik’teki kabri
Eşrefoğlu Rumî Hazretlerinin
Eşref-i Rumi
Şeceresi
Şeyh Abdullah Ali Eşref
İbrahim (Manisa’da medfun)
Şeyh Mehmed (Hama’da medfun)
Züleyha Hatun (Abdullah Tirsî ile evlenmiştir)
Şeyh Ahmed Efendi
Pir Hamdi Efendi
Şeyh Lutfi (Lefke Şeyhi)
Abdülmümin
Sırrı Ali Efendi
Hamdi Efendi II
Zeyneddin Çelebi
Şeyh Lütfullah Efendi
Şeyh Eşref Efendi II
Muhyiddin
Şeyh Şerefüddin Efendi
Şeyh İzzeddin Efendi
Şeyh Abdullah Efendi
Hüsameddin
Abdüsselâm
Avnullah Efendi
Şeyh Fahreddin Efendi
Havva Hanım
Abdülkadir Necib Efendi
Şeyh Abdülkadir
Hanife Hatun
Fahreddin
Mehmed Habib
Fâika
Celâleddin Efendi
Şeyh Zıyaeddin
Mehmed
Eşref Efendi
Necmed-din *
Mehmed Selim
Meczub Şeyh Mehmed
Şeyh Mehmed
Şerif
Abdülmecid
Mehmed Avnullah
Cemaleddin
Şemseddin
Şeyh Fahreddin
Mehmed
Arif Efendi
Şemsed-din *
Abdülkadir
Reşide Hatun
Şeyh Mehmed Nafiz Efendi
Mehmed Safiyyüddin Efendi
Safiyyüd-din *
Şeyh Abdullah Ali Eşref
Ahmed İzzeddin
Hüseyin Hamdi
İsmail
Efendi
Ahmed Zekai Efendi
Ahmed Ziyaeddin
Mehmed
İşaretler:
*
Bursa’da Eşrefzade şeyhleri Kumla’da Eşrefzade şeyhleri Bursa’da Çatalfırın şeyhleri İznik şeyhleri
Bursa’da Salı Tekkesi şeyhleri.
Abdullah Galib
Safiyyüddin
Abdülkadir
Muhyiddin **
Mehmed Ziya Bey
Mehmed Muhyiddin
dünya ile alâkası kalmamıştır. Fakr u fena cihetini iltizamla sade giyinir ve şöhretten çekinirdi. Halktan çekinerek Tirse dağlarında dolaşırdı. II. Baye-zid’in validesi Mükrime Hatun, İznik’te
bir cami ve türbe yaptırmış, 890/1486 Ramazanında vakfiyesini tanzim ettirmiştir.
Eşrefzâde sülâlesi, kâmilen denilecek derecede ilim, edebiyat ve Türklük
âlemine çok büyük hizmetler etmişler ve yüksek ahlâklarıyla bu aileye mensubiyetlerini kirletmemişlerdir. BK, I/ 19
EŞREFZÂDE TEKKESİ İznik’te, İstanbul kapısı ile çarşı arasında bir mahalle içerisindedir. II. Bayezid’in anası buraya bir cami ve bir zaviye ve Eşref Rumî Hazretleri için de bir türbe bina eylemiştir. Ayrıca birçok vakıflar bırakmıştır. Bugün hepsi harabe hâlindedir. Minaresiyle yanmış duvardan ibaret taş yığını hâlindedir (BAVD. 23941). BK, II/59
EŞREFZÂDE TEKKESİ Bursa’da İncirlice mahallesindedir. 1631’de burasının cami olmasına ferman gelmiştir (BS. 249/148). 1849’da tekke ve kütüphanesi harap olduğundan 4.151 kuruş sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 304/14). BK, II/59
ET DEDE Namazgâh Camii’nin şarkında dört duvar içinde bir mezardır. İsmi Sûfî Mehmed Efendi’dir. Rivayete nazaran Emir Sultan’ın matbahına et taşır imiş. BK, II/92
ET MUZAYAKASI 13.9.1561’de İstanbul’da et muzayakası olduğundan, Bur-sa’ya gelecek koyunlardan bıçağa yarar on bin koyunun İstanbul’a gönderilmesi ve bu koyunları sahiplerinin götürüp narh-ı rûzî üzere bey’ etmeleri ve böy-lece ashabına ticaret ve İstanbul halkına vüs’at-i maîşet hasıl olması emredilmiştir (BS. 92/242).
23.12.1816’da yazılan bir emirde de: “Yeni Saray, Eski Saray, yeniçeri, cebeci,
topçu ve top arabacı ve tersane ocakları et tayinatları için Hudâvendigâr sancağı kazalarından 1816 senesine mahsuben tertib olunan 3.500 ağnam müba-yaasına irade taalluk etmek ile damızlık ve sağmal ağnamlardan olmayarak erkek ağnamın beher re’si 70 pâreye ve kısırı 60 pâreye ve toklu 40 pâreye ve erkek keçinin beher re’si 60 pâreye ve dişisi 40 pâreye olmak üzere, icab eden bahaları nakit olarak sayıcı ashabına îtâ olunarak bir gün dil(?) mübayaa ve tahsil ve aynen edasına; fukaraya usret olur ise beşer kuruştan bedellerin tahsil ve İstanbul’a irsali” bildirilmiştir (BS. 1272/26). BK, II/92
EV
EV Bursa evleri öteden beri gayet geniş bir bahçe içerisinde yapılırdı. Eski evlerin şekilleri hakkında bir fikir verebilmek için 1586 senesinde, ulemadan Ahmed Çelebi’nin Şeyhulislâm Saded-din Efendi’ye İmaret-i İsa Bey mahallesinde sattığı bir evi söyleyelim: Alt katta iki ve üst katta üç oda, bir mahzen, bir hamam ve üç sofa ki birinin ortasında şadırvanı vardır. Bir fırın, ahır, üç yerde akarsu, bir büyük havuz, dış kapısının iki tarafında iki gurfe (köşk, kameriye), aralarında sofa ve bir şahnişîn, meyveli ve meyvesiz ağaçları hâvî (BS. 170/188). 1665’te Taya Hatun mahallesinde Andon’un evi; altlı ve üstlü nakışlı odaları, çinili hamamı, bahçe, havuz ve akarsuları, dışarısı nakışlı fevkânî odaları ve ahırı hâvî hanesi (BS. 345/14,29,137). Hulâsa hangi eve bakılırsa bakılsın, mutlaka bahçesi ve akar birkaç çeşit suyu ve mutlaka bir hamamı, bir ahırı bulunurdu. BK, II/93
22 Muradiye’deki Murad Evi planı ve batı cephesi (Gabriel’den)
EV GÖÇÜ İstanbul’a göç edilmesi ile ilgili olmak üzere gönderilen bir emirde: “İstanbul’da oturanların taayyüşlerinde rahat ve refahiyetleri İstanbul şehrini kalabalıktan ve izdihamdan himayet ve sıyanetle kabildir. Taşra vilâyetlerin mamur ve abâdân olması dahi evâmir-i aliyyem ile vârid olan teklifâtın edasına ve herkesin suhûlet ve vüsat üzere olmasına merbut olduğu cümlenin malumu olup bunun için taşra vilâyetlerden İstanbul’a ev göçü men’ edilmiştir. Gelen kimseler tutulup istintak olunduklarında, kimisi vilâyet valisinin ve kimisi kadı ve nâiblerin ve âyân ve murabahacı güruhlarının zulüm ve teaddîlerine takat getiremedikleri için terk-i dâr u diyar edip geldiklerini takrir etmeleri ile bu gibilerin cümlesi buldurulup vatan-ı aslîlerine irca ve irsal olunmuşlardır. Ancak bundan sonra taşra vilâyetlerinden bilâ-ferman ev göçü ile hiçbir kimse bilâ-maslahat bir fert İstanbul’a gelmemek ve gelirse mahalleler imamları, mahallelerini her daim teftiş ederek, zâbıtaya haber verip tutturmak ve tutulan kimse hin-i istintakında eğer vali ve kadı ve âyân ve murabahacı zulümlerinden şikâyet ederse şikâyet ettiği madde sırren ve hafiyyeten tahkik olunup eğer sahih olup valilerden ise eşedd-i ikab ile tenkil ve te’dîb ve kadılar ise azl ve ceride-i kazadan ismi silinmek ile iktifa olunma-yarak uzak kalelerin birisinde müebbed hapis ve kalebend ile tagrîb olunacakları, âyân ve murabahacı ise bilâ-aman katl ve mal emlâkları mîrîden zapt ve saire mûcib-i ibret kılınacakları ve eğer şikâyet eden şahıs kavline kâzib olur ise bilâ-aman siyaseten eşedd-i ceza ile onun katl olunacağı (hassaten karha-i cesime-i mülûkânemde tashih ve takrir olunmak hasebi ile) bade’l-yevm bilcümle memâlik-i Anadolu ve diyar-ı Rumeli’nde olan mahallerde herkes bu vech ile amel ve hareket ve zerre kadar hilâfından gayetü’l-gaye tehâşî ve mücânebet eylemeleri” bildirilmiştir (BS 384/32).
1791’de verilen diğer bir emirde: “Öteden beri İstanbul’a ev göçü ve bilâ-maslahat serseri makûlesi kimselerin gelmeleri memnu iken seferler münasebetiyle ve bazı gûnâ avârızâtı sebebiyle bu hususa bir müddetten beri nezaret ve dikkat olunamadığından İstanbul ve havalisi olan Eyüb, Galata ve Üsküdar’da vaki hanlar, dükkânlar ve sair bekâr eğlenmek kabil olan mevâzi ol makûle bekâr ve serseri eşhas ile dolup İstanbul’da gelmekte olduğu, hem reâyanın perişanlığı ve ziraat ve hırâsetin tatilini ve memleketin harabı mucib ve hem de İstanbul sekenesinin günlük yiyecek hususuna sıkıntı verdiklerinden bunların ilâcı görülüp bekâr ve serseri makûlesinden olan eşhasın tathîr ve tanzim olunması ve çift ve çubuk sahipleri, vilâyetlerden ziraat ve hırâsetleri ile meşgul olarak memalikin imarı hususunda bundan evvel irade-i seniyye taalluk etmek ile İstanbul ve havalisi olan mecmu-ı mevâzi, memurlar marifeti ile taharrî ve o gibi kefilsiz serseri ve işsiz olan kimseler ihraç ve mübâşir marifetleri ile kayıklara konarak Anadolu ve Rumeli taraflarına imrâr ettirilip bundan sonra bu misillilerden hiçbir kimsenin İstanbul’a geçmesine ruhsat gösterilmemesi ve memerlerin muhafaza ve teşdîd olunması ve ne kadar iskele ve ma’berlerin hukkâm ve zâbıtânı varsa cümlesine tenbih ve şiddetli emirler verilerek başka işe kıyas edilmeyerek ale’d-devam kimsenin geçirilmemesi emredilmiş ve İstanbul’da sık sık yoklama yapılarak bu gibi gelenlerin hemen iade olunacakları ve bunlara izin verenlerin de ıkâba mazhar olacakları” bildirilmiştir (BS. 1206/7). BK, II/93
EV GÖÇÜ
EVLENMEK Memâlik-i mahrusede 30 yaşına gelmiş bâkir kızları veyahut zevci vefat etmiş hatunları baba ve akrabaları tezvic etmeyip bilâ-mucib mücerred durdukları ve bu keyfiyet taklil-i tenasülü müeddî olduğu cihet ile küfüvlerine akd ve tenkih edilmesi
ve bi-vech-i şer’î muhalefet eden baba ve sair velilerinin şer’an lâzım gelen tâzir ve te’dîblerinin icrası 30.5. 1844’-te emredilmiştir (BS. 310). 1552’de velisi marifeti olmaksızın kimse kimseye tezvic olunmaya diye emredilmiştir. Bir kadın, velisi marifetsiz nikâh olduğu sabit olduğundan padişahın emri ile ayrılmasına hükmedilmiştir. BK, II/95
EVLİYA Bursalıdır. Oğlu Sa’dî 867/1463 Ramazanında bir Çarşamba günü vuku bulan zelzelede Nalbandoğlu mahallesinde ölmüştür (BS. 1/28). BK, II/95
EVLİYA ÇELEBİ 1020/1611’de doğmuş ve hayatını dolaşmakla ve tedkikat ile geçirmiştir. Gördüğü şeyleri doğru yazmış ise de işittiği şeylerde çok mübalağa göstermiştir. 10 ciltlik bir Seya-hatname’si vardır. Seyahatname’nin 6. cildinin 227. sahifesinde sülâlesini şöyle yazıyor: Evliya Çelebi bin Derviş Mehmed Zıllî bin Kara Ahmed bin Kara Mustafa bin Yavuzer bin Ece Yakub bin Germiyanzâde Yakub Bey.
Bunun büyük ceddi Ece Yakub Bey’in Bursa’da, İznik’te, Çardak’ta birer camisi olduğu ve kendisinin Bursa’daki camisi sahasında medfun olduğunu yazıyor. Bu caminin hangi cami veya mescid olduğu tesbit edilememiştir. Bursa Sicilleri’nde Evliya Çelebi’nin birkaç defa şahitler meyanında bulunduğu görülmektedir. Vefat tarihi malum değilse de vefatında İstanbul Şişhane karakolunun Kasımpaşa cihetindeki “Meyyitzâde Kabri” denilen kabristanda medfundur. Türbesi evkaf tarafından mükemmel surette tamir edilmiştir. Bursa’nın Veli Şemseddin mahallesinde Mehmed oğlu Sarı Meh-med’in kızı Amine Hatun ile evlenmişti. Karısı 1630 senesi Eylülü ibtidalarında ölmüştür (BS. 238/120). BK, II/95
EYALET 1257/1841’de Bursa, Hudâven-digâr eyaleti merkezi olmuş ve Kütahya’da bulunan Anadolu valisi Dilâver
23 Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin Bursa kısmı, Süleymaniye Kütüphanesi
Paşa ve zâbıta memuru Mazhar Paşa ile birlikte Bursa’ya gelip eyalet teşkilâtını kurmuştur. BK, II/95
EYİRİCİK 1937’de 181 nüfuslu bir köy idi. 1614’te Gemlik kazasına bağlı olan bu köyün yakınlarında “Ağlaşan Yörük-leri” var idi. BK, II/96
EYMİRCAN MEZRAASI Yenişehir’de Kızılbey civarındadır. Kanunî Süleyman devrinde vakıf idi. BK, II/96
EYÜB AĞA (Hacı) Habiboğlu Hacı Ahmed Ağa’nın oğludur. Şehzâde Süleyman Paşa, nam-ı diğer Helvâî mahallesinde sakin idi. Emir Sultan, Murad-ı Sânî, Çelebi Sultan Mehmed vakıflarında mütevellilik yapmış, 22 Şevval 1160/24.1.1748’de vefat eylemiştir. Vefatında, Geyve Hanı deru-nunda dört oda, İpek Hanı’nda bir oda, sakin olduğu ev ve eşyaları ile 12 cari-yesi, yedi kölesi ve cem’an 600.600 akçe muhallefatı çıkmıştır. Hacı Osman kızı Rukiye, Mustafa kızı Emine, diğer
Mustafa kızı Havva ve Abdullah kızı Hatice adında dört karısı vardır. Oğulları Müderris Yakub Efendi, Süleyman ve İbrahim ağalar, İsmail, Ali, Halil, Ahmed ve Mehmed ile kızları Eme-tullah, Emine, Hanife, Saliha ve Ra-bia’dır (BS. 338/146, 389/79, 331/56). Bursa’nın zenginlerinden olup 18 kişilik aile efradı, 19 cariye ve köle ile
cem’an 37 kişilik kalabalık bir ailesi vardı. BK, II/97
EYÜB EFENDİ (Şeyh) Karaman’ın merkezi olan Larende kasabasında doğmuştur. Babasının adı Musa Dede’dir. Tahsil-i ilim ve tasavvufa meylederek İstanbul’a gelmiş ve Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretlerine intisab eylemiş ve halifesi olmuştur. Daha evvel bir müddet de müderrislik yapmıştır. Aziz Hüdâyî Efendi onu, Bur-sa’ya göndermiş ve Setbaşı’ndaki Eyüb Efendi Tekkesi’ni tesis ve zaviyenin tevhidhanesi olan camiyi bina eylemiştir. Celvetî tarikatından olup herkesi irşad ve ibadet ile ömrünü geçirmiştir. 1620’de vefat eylemiş ve bu tekkeye gömülmüştür (SO. I/449; G. 134). Sesi gür, nefesi müessir, zahid, müttaki ve teklifsiz bir zat idi. Vaaz ve nasihatını uzak ve yakında olan herkes işitebiliyordu. 1618 senesinde İplikçi Hacı Mehmed vakfından yevmî dört akçe vazife ile her Perşembe günleri vaaz ve tefsir ciheti bu zata tevcih olunmuştur. Bu sicilde şeyh hakkında birçok tazim kelimeleri kullanıldığına göre ilim cihetinden dahi çok yüksek mertebede idi (BS. 332/50). Hisar’da Çırağ Bey mahallesinde sakin bacılarından Hüsnî Hatun, 1616’da her şeyini bu zata vakfetmiştir (BS. 225/98). Karısı, İmaret-i İsa Bey mahallesinden Ahmed kızı Rabia Hatun idi. BK, II/96
EYÜB EFENDİ TEKKESİ Setbaşı’nda Karaağaç mahallesindedir. Bursa’ya Aziz Mahmud Hüdâyî Efendi emri ile gelen Larendeli Eyüb tarafından inşa edilmiştir. Tekkenin inşasına hayırsever Bursalılar da yardım etmişlerdir. 12. 11.1620’de Arab Mehmed mahallesinde Hacı Ahmed oğlu Seyyid Kasım, Temenna mevkiindeki bahçesini ağaçları ile beraber Eyüb Efendi’ye vakfey-lemiştir. Eyüb Efendi de caminin hatibine tahsis eylemiştir (BS. 234/4).
Tekke “Celvetî” dervişlerine mahsustur. 1137/1724’te yanmış ise de,
ahâlinin yardımı ile tekke ve cami yeniden bina edilmiştir. 1863’teki yangında yanmış ve ne cami, ne tekke ve ne de türbe kalmıştır. BK, II/96
EYYÜHÜM AHMED EFENDİ
EYYÜHÜM AHMED EFENDİ Molla Yegân oğlu Yusuf Bâlî’nin oğludur. Tahsilden sonra Amasya, Bursa, Gelibolu’da kadılık yapmış ve bir müddet de mütekaid olarak Bursa’da kalmıştır. Vefatında Emir Sultan’a gömülmüştür. Pîr Emir için bir türbe yaptırmıştır. Galata’da cami ve medresesi vardır. Güzel söz söyler, vakarlı, korkunç heybetli bir pir idi. Kanunî devri ricalindendir (G. 255). BK, II/97
F
FABRİKA İpek ve un kelimelerinde izah edilecektir. Yalnız 14 Mayıs 1893’te “Dumansız Osmanlı Barutu” adı verilen eczâ-yı nâriyenin imâli için mükemmel bir fabrika ihdas ve tesis gayesiyle münasip bir mahal aramak için Mirliva İzzet Paşa’nın riyasetinde bir komisyon Bursa’ya gelmiş ve yer aramış ise de her nedense geri bırakılmıştır. BK, II/98
FAHİŞE
FAHİŞE 1520 tarihli Bursa Mahkeme Siciline göre:
-
1. Abdullah oğlu Hasan’ın karısı Şah Paşa’yı diğer Abdullah oğlu Hasan kandırmış ve odasından çıkarken görüldüğünden Şah Paşa, mahkemeye götürülmüştür.
-
2. Asesler kâhyası Çalapverdi, Abdullah kızı Halime, Mustafa kızı Fatma ve Selimşah adındaki kadınları, aseslerden Abdullah oğlu Süleyman ve Kasım ile beraber Süleyman’ın odasında içki içerken tutarak mahkemeye götürmüştür.
-
3. Kirişçikızı mahallesinden İbrahim kızı Ayşe, Ali kızı Zeyneb, İshak oğlu Mehmed, Abdullah oğlu Hacı Yusuf ve İbrahim oğlu Mehmed, Elvan Bey mahallesindeki bahçede, gece şürb-i hamr ederken yakalanmışlardır.
-
4. Maksem’de Abdullah kızı Hafize, Çınarlı mahallesinde ases Kasım’ın odasında şürb-i hamr edip sarhoş olduğu hâlde tutulmuştur.
-
5. Zağferanlık mahallesinden Abdullah oğlu Hacı Yakub, evine geldiğinde karısı Fatma’yı sarhoş bulmuştur.
-
6. Hisar’da Şeyh Paşa mahallesinde Ahi İsmail adındaki acemin, Hamza kızı
Emine’yi evine kapatıp bir yerde yattıkları ve zina eyledikleri görülmüş ve cümlesi mahkemeye götürülerek tâzir ve te’dîb olunmuşlardır (BS. 29/133134).
1537’de Abdullah kızı Fatma, evinde otururken Abdullah kızı Sultan gelip kendisini ayarttığını, bir yola uğratıp oradan geçerken Mehmed oğlu Mustafa’nın odaya çektiğini ve bu odada yattığını mahkemede itiraf eylemişti (BS. 45/177).
1546’da Bursa aseslerbaşısı Mustafa, Ali oğlu Abdurrahman ile Abdullah kızı Fatma ve Pîrî kızı Cemile’yi meclise getirip: “Abdurrahman, bu kadınları zindana koymuş, bir odada tuttum” demiş. Abdurrahman da uyuduğunu ve haberi olmadığını bildirmişse de, kadınlardan Fatma: “Yoldaşım Cemile, Mehmed oğlu Ahmed Çelebi’nin arkadaşıdır, ben de oraya minder ve yastık götürdüm. Beni Abdurrahman için alıkoydular. Bir zaman sonra bizi çekip bastılar” demişti. Şahitler de: “Fatma, Abdurrahman ile her vakit musahabet eder” diye şehadette bulundular (BS. 50/43).
1546’da Yahşi oğlu Sırrî : “Seyyid Ali oğlu Ali ile Ali kızı Fatma’yı, Ahmed’in değirmeninde, bir yerde buldum. Kanun üzere cerimelerin isterim” diye şikâyette bulunmuştu. Ali ve Fatma, değirmende olduklarını itiraf etmiş ve Ali: “Fatma’yı bazı kimseler alıp gittiler. Ben nikâh etmek istedim, ardınca değirmene vardım”, diye ikrarda bulunmuştu. Aynı günün gecesi İbrahim kızı Emine ve Davud kızı Ayşe, Abdullah oğlu Süleyman ile Simitçioğlu değirmeninde,
gece bir yerde bulunduklarını meclis-i şer’de itiraf eylediler. Fakat kadınlar “Bizi Şebgâhlı Bey zorla getirdi” dediler (BS. 50/44).
1551’de nâmahrem ile ihtilat etmek töhmetinden müttehem Ahmed kızı Hatice, Bursa subaşısı Keykubat Bey’e 500 akçe cerime vermişti (BS. 52/ 162).
1582’de Mücellidî mahallesinden Abdullah kızı Lâlezar için mahalleli mahkemeye gelerek: “Bu kadın yaramazdır, mahallede oturmasına rızamız yoktur. Eski kocası boşamış iken yine gelip gider” diye şikâyet eylediklerinden nâmahreme çıkmamak üzere kendisinden kefil alınmıştı (BS. 142/1).
1583’te Kite’nin Cebel nahiyesinin Bağlı köyünden Ali oğlu Yusuf adındaki gencin, birçok Müslümanların avratları ve oğlanlarını daima çekip fiil-i şenî yaptığı mahkemede ispat edilmişti (BS. 195/123).
1594’te Hanife adındaki kadın, ehl-i fesad yatağı ve fahişe olmağla, eşkıyanın bunun evine geldiği şikâyet edildiğinden hapsedilmişti (BS. 195/123).
22. 2.1623’te Bursa subaşısı Hayran oğlu Sefer Çavuş, Bursa’nın Fışkırık mahallesinde Değirmenci Abdullah oğlu Ahmed ve zevcesi Abdullah kızı Mihriban ve Hoca Abdurrahman mahallesinden Abdullah kızı Raziye ve Abdullah kızı Müşerref adındaki fahi-şeleri ihzâr edip; “Bursa’da Müslümanların gece ve gündüz evlerine hırsız girdiğini ve Bezzazoğlu mahallesinde Hacı Abdülkerim, evi içinde katledilerek eşyası çalındığı cihet ile tecessüs olunarak Ahmed ve Mihriban’ın yatak olduklarını öğrendiğini ve mahkemeden nâib alıp âyân-ı şehirden cemm-i gafir ile evlerine varıldığında, Sinan oğlu Meh-med’in, Mihriban’ın yanında yaralı olarak yattığı ve yanında birçok eşya bulunduğunu ve Mihriban’ın ifadesi ile Tavukpazarı kurbünde olan değirmende dahi birçok eşya bulunduğunu” bildirmiş ayrıca, cümlesini mahkemeye getirerek; “Mehmed’in hırsızlık ederken
yaralandığını ve bunun, Değirmenci Ahmed’in damadı olduğunu ve kardeşi Ali’nin dahi hırsız olduğunu ve Raziye ile Müşerref her gün etraf-ı mahallâtta gezip Müslümanların evlerine girip kira ile ev ve dükkân aradıklarını ve bazan da parası ile kavun çekirdeği alacağız, diye afife kadınları iğfal edip fırsat bulunca eşyaları sirkat eylediklerini ve birçok kadını dahi hamam ve düğün bahanesi ile evinden çıkarıp levendlerin hücrelerine alıp gidip dahi ıdlâl edip kendileri gibi fahişe eylediklerini; Müslüman evlerine girmenin yolunu bilip mezbûrâna haber verip ve gece içinde başlarına kırmızı baratalar giyip ellerine teber alıp geceleyin Müslümanların evlerine beraber gidip hırsızlık ettiklerini; çaldıkları eşyayı Ahmed’in evine ve değirmenine götürüp bazı eşyaları fahişe ve levendlerin elleri ile tebdil ettirip başka vilâyetlere irsal etmek âdetleri olduğunu” söylemişlerdir. Evvelce de Mehmed ve İskender’in haklarından gelinmişti. Ahmed ve Mihriban suçlarını itiraf, Raziye ve Müşerref inkâr eylemişlerse de, şahitler, Ahmed ve Mih-riban, Raziye ve Müşerref’in fesad ve kabahatlerinin nihayeti olmayıp her birinin evinin, eşkıya yatağı olduğunu ve yukarıda iddia edilen cürümleri teyid ve ispat ettikleri gibi bunların, kuttâ-ı tarikten olup “sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz olup haklarından gelinmek sevab-ı azimdir” dediklerinden haklarından gelinmek üzere subaşıya tenbih ve teslim ile cümlesi idam edilmişti (BS. 236/56).
28.5.1640’ta Ali Paşa mahallesinde Hüseyin kızı Ayşe, daima evinde nâmahrem ile meclis kurup fısk ve fesadda bulunduğu ve bazı geceler evine bunları aldığı ve mahalle ahâlisine iftira edip nizâ ve ahâliyi rencide eylediğinden mahalleden çıkarılmasına emir verilmişti (BS. 361/132).
1664’te: “Kasap Hüseyin mahallesinden Mustafa kızı Ayşe, İshak Şah mahallesinde Ekmekçi Mehmed’in evinde kendisine nâmahrem olan Abdülkadir ve
Çekirge Mustafa ile bir odada muaşeret üzere olup tutulmak üzere iken hepsi kaçıp Ayşe’nin feracesi kalmıştır” diye Subaşı Ahmed oğlu Ali Bey şikâyet eylemiş, şahitler de tasdik ve hatta evin taşlandığını da ilâve etmiştir: Ayşe su-i hâlinden dolayı tâzir edilmiş ve Subaşı Ali Bey’e teslim edilmiştir (BS. 1073/63).
İki ay sonra aynı kadın Koca Nâib mahallesinde oturmakta iken, Yeşil İmaret mahallesinden Hasan oğlu Ahmed’i evine aldığını Muradiye suba-şısı İbrahim Beşe haber almış ve Muradiye nâibi Mevlânâ Mehmed Efendi ile Mahkeme-i Suğrâ çuhadarı Mustafa Beşe gönderilip tutulmuşlar ve mahkemeye getirilmişlerdir (BS. 1073/86).
1676’da Yerkapı mahallesinden Hızır kızı İhsan, Mahmud kızı Hatice, Bâlî kızı Rabia, kendi hâllerinde olmayıp ve nâmahremden sakınmadıkları gibi bazı geceler de evlerine adam aldıkları tahakkuk eylediğinden mahalleden ihraçları istenmiştir (BS. 328/18).
1677’de Hasan Vidilli mahallesinde Mustafa kızı Fatma, iki gece evinden gaybet etmişti. Mahalleli, Fatma’nın nâmahrem kimseler ile fısk u zina ve daima fısk u fücur ile maruf ve meşhur olan erazil ve eşhas ile ihtilat eylediğini ve mezburenin evza’ ve etvârından müteellim olduklarını söylediklerinden, mahallesinden ihraca emir verilmişti (BS. 328/62).
1735’te Hazret-i Emir mahallesinde “İzmirli” demekle meşhure Süleyman kızı Hatice, kendi hâlinde olmayıp erazil ve eşkıya ve sefih insanlar ile ihtilât ederek evi, müfsid insanların toplantı yeri olduğu ecnebiyeden perhizi ve nâmahremden tehaşisi olmayıp fahişelerden ve “sâ’î bi’l-fesad” olduğundan başka, bundan evvel hizmetçisi Mehmed kızı Fatma’yı havan eli ile döğerek öldürdüğü ve iki sene evvel kocası Saatçi Mehmed’in Abdullah adındaki bir kölesini ve sekiz sene evvel Saîde adındaki cariyesini dahi katleylediğini işittiklerini ve mezbu-
renin fena ve şenî ahvalinden ve etvârından müteezzi olduklarını mahalle ahâlisi şehadet sureti ile haber vermişlerdi (BS. 377/8).
1751 Ağustos’unda, İstanbul’daki eski fahişelerden Hatice, Boyacı odalarından Emine ve tersane odalarından Emine, tersane kurbünde liman reisi odalarından Hoca ve Rabia, Kasımpaşa’da Kulaksız’dan Fatoş, Cebe Ali’den Zeynî, Salma Tomruk’tan Emine ve Hatice ve Sultan Camii’nden Fatma, Mevlevîhane kapısı kurbünde Bakkal Kefere ile basılan diğer Hatice adlarındaki 11 fahişe tutularak zindana konmuş ve Bursa’ya sürülmüştür.
1775’te Üsküdar’da, taşradan gelme, cami civarlarında, kayıkhanelerde, mezarlar arasında, pazarlarda, sokaklarda serseri, hiçbir şeyden korkmadan dolaşan fahişe kadınların memleketlerine gönderilerek İstanbul’un tathir olunması ferman olunmuş iken, Uzun Hatice, Kara Fatma, Kör Şerife, Civelek Ayşe, Fesli Ayşe, Kasımpaşalı Fatma adındaki kadınlar zuhur ve alenen fısk eyledikleri ve sefer-i hümayun münasebetiyle Üsküdar’dan geçen askerleri ıdlâl ve onların dahi icrâ-yı fısk için birbirlerine silah çekerek kavga ettikleri ve bu vech ile fesad mukadder olduğundan bunların Bursa’ya nefiyleri emredilmişti (BS. 1186/27).
19.3.1794’te Üsküdar’da serseri dolaşan kadınlardan Üsküdar ustası tarafından tutularak kafeste mahpus olan Gelibolulu Nefise, Üsküdarlı Nefise, Tensuh, Hediye, Bülbüldereli Ayşe, Ümmî, Beşiktaşlı Ümmî, Nefise, Edir-nekapılı Züleyha, Sabiha, Tekfurdağlı Fatma adındaki 11 fahişe çavuş mübaşereti ile Bursa’ya nefy edilmişlerdir (BAZD. 4322).
10.8.1819’da Moralı Esma, Pembe, Çalık Pembe, Küçük Kız, Itır, Gözübenli, Deli Tabib, Karagöz, Çilli, Şişman, Felek, Çerne Kız, Deli Kız, Tahtaburun adındaki 15 fahişe, İstanbul’da ser-seriyâne dolaştıklarından ve fuhşiyata sebep olduklarından tutularak hapse-
dilmiş ve ocaktan mübaşir marifetiyle Mudanya’ya nefy edilmişlerdir.
Not: Şu yazdığımız sicildeki vakalar iyice tedkik edilirse ekseriya bu gibi fenalığı yapanlar “Abdullah” kızlarıdır. Yani cariye, esir ve sair surette Bur-sa’ya gelenlerdir. Babaları Türk olanların da ekserisinin anaları mühtediye-dir. Bu vech ile bunların diğer kadınları da şeytan gibi baştan çıkardıkları göz önüne alınmalıdır. Diğer ahlâksızlıklar gibi bu hâlin de garptan Türklere sirayet ettiği meydana çıkar. BK, II/98
FAHREDDİN (Şeyh Hacı-Mehmed Efendi) Eşrefzâde Şerefüddin Efendi’nin oğludur. 1715’te doğmuştur. Asrının ulemasından tahsilden sonra sülüs, nesih ve tâlikte yüksek bir hattat olmuştur. 1733’te Eşrefî dervişlerini irşada memur olmuş, 1742’de biraderi Avnullah Efendi’nin ölmesi üzerine yerine şeyh olan Habib Efendi’ye vekâleten Eyüb Efendi Tekkesi’ne şeyh olmuştur. 1748’de Emir Sultan Ca-mii’ne vaiz, müfessir, muhaddis olup 1762 Ağustosunda 49 yaşında taundan vefat eylemiş ve Eyüb Efendi Tekke-si’ne defnolunmuştur. Kendisi şairdi, bir divanı vardı. Zamanı boş geçirmez, fâzıl ve kâmil bir mürşid idi (SO. IV/11; TH. 698). Tâlik hattını Tayyibî Mustafa Efendi’den öğrenmiş ve icazet almıştır. 1733’te babasının yerine Bursa esnaf şeyhliğine tayin edilmişti. 1752’de Emir Sultan’a şeyh oldu (BS. 389/26). 16.9.1762’de Hoca Mehmed Karamanî mahallesinde ölmüştür. Karısı Hacı İbrahim Efendi’nin kızı Rukiye Ha-tun’dur. Vefatında 133.560 akçelik kitabı ve 5.000 küsur akçelik eşyası kalmıştır. Ziyaeddin ve Celâleddin adında iki oğlu ile Şerife ve Faiziye Hatunlar adında iki kızı vardı (BS. 397/11). BK, II/104
FAHREDDİN EFENDİ Mevlânâ İsrafil oğlu Mevlânâ Mahmud Çelebi’nin oğludur. Müderris ve kadı olmuştur. Ömrünün sonlarında aklını oynatarak 1536’da
ölmüş ve Zeynîler’e gömülmüştür. Sözleri tatlı ve ifadesi açık olup her ilimde ve bilhassa aklî ilimlerde çok mahir idi (G. 289; BS. 19/357). BK, II/104
FAHREDDİN EFENDİ 1729’da vefat eden Eşrefzâde Muhyiddin Efendi’nin oğlu Hüsameddin Efendi’nin oğludur. Babasının yerine Kumla köyündeki tekkeye şeyh oldu. Bununla bu kol munkatı oldu. BK, II/104
FAHREDDİN EFENDİ Hüsameddin Efen-di’nin oğludur. “Hüsamzâde” demekle meşhurdur. Eyüb mollası iken tama-ı hâmı padişah tarafından duyulduğundan 1788’de Bursa’ya sürülmüş ve iki ay sonra da ıslah-ı nefs eylediğini istidâ eylediğinden affedilmiştir (BS. 308/15,22). 1796’da Bursa’ya kadı olmuş ve biraz sonra da vefat eylemiştir (SO. IV/11). BK, II/105
FAHREDDİN EFENDİ (Şeyh) Eyüb Efendi Tekkesi şeyhi Fahreddin Efendi oğlu Ziyaeddin Efendi’nin oğludur. Babasının vefatında 10 yaşında yetim kalıp Setbaşı’ndaki Çarşamba Tekkesi denilen Yakub Efendi Zaviyesi’ne şeyh olmuş ve Habib Efendi tarafından terbiye edilmiştir. 1810’da Rus muharebesine beş-on dervişiyle gönüllü gitmiştir. Tekkeye akan Müftüsuyu kesilmiş ve Kadı Hamamı suyunu getirtmek için çok uğraşmış ve: “Şu suyun geldiğini görsem gam yemem” demiş, 1812 senesinde su gelmiş, birkaç yudum içtikten sonra ölmüştür. Eyüb Efendi Zavi-yesi’ne gömülmüştür. Kısa boylu, hafif ve sarı sakallı kâmil bir zat idi. BK, II/105
FAHREDDİN EFENDİ (Şeyh) Ahmed Ziyaeddin Efendi’nin oğlu olup 1859’da doğmuştur İznik Tekkesi’nde, babasından kalan nısf şeyhliği yapmakta idi. BK, II/105
FAHREDDİN MEHMED EFENDİ Enârî şeyhi Şerefüddin Efendi’nin oğludur. İlim tahsil ederek akranına fâik ve zamanında fazilet ve kemâlâtı ile parmakla gösterilecek bir mertebeyi bulmuştu. Bursa’nın fethinden 1845 senesine kadar meşâhirin hâl tercümeleri için “Gülzâr-ı İrfan” namı ile bir eser vücuda getirmişler ve Sultan Abdül-mecid’e vererek kayd-ı hayat şartı ile 500 kuruş maaş tayin etmişlerdir. Kendisi şairdir. Mahlası “Fahrî” dir. Gazzîzâde Abdüllâtif Efendi kızı Hüs-niye Hanım ile tezevvüc eylemiştir. 1855’te berâ-yı tedavi bulunduğu Çe-kirge’de vefat eylemiş ve Enarlı Tekke-si’ne defnedilmiştir. Âlim, fazıl, vecih, vakur ve yüksek evsafı haiz bir zat idi. BK, II/105
FAHRİ Bursa kadısı iken vefat eden Ecezâde Mehmed Çelebi’nin oğludur. Edirne müderrisi olmuş iken 1538’de vebadan ölmüştür (G. 499). BK, II/102
FAHRİ ÇELEBİ
FAHRİ ÇELEBİ Bursalıdır. Oymacılık ile şöhret bulmuştur. Kemalzâde’den tah-sil-i ilim ettikten sonra oymacılığa başlamıştır. Bu sanatı o kadar ileri götürmüştür ki Heratlı Abdullah’dan kat-ı nazar edilirse, cihanda emsali gelmemiştir. Bahçeler ve çiçekler oymakta, meyveler yapmakta da emsali yoktu. Rivayet olunduğuna göre, Gülis-tan’ı baştan nihayete kadar renkli kâğıtlar ile tâlik (hüsn-i hat) oyarak vücuda getirmeye çalışmış ve çok özendiği eserini III. Murad’a takdim eylemiş ise de, kalem ile yazılmış yazıya kıyas ederek iltifat etmemiş ve eserinin takdirini bekleyen Fahrî Çelebi’yi meyus eylemiştir. Mükedder ve mahzun iken Dârüssaade ağası Mustafa Ağa’ya bir arzıhâl vererek padişahın huzuruna kabulünün tavassutunu rica eylemiş ve Ağa da tekrar padişaha bu Fahrî Çele-bi’nin mağduriyetini te’kîd eylemiş ve buna da bir zaman tayin ederek padişahın bulunduğu yerin önüne gelmesini tenbih eylemişti. Söylenilen vakitte
bu yere gelmiş ve bunu gören padişahın, sual etmesiyle Ağa da tekrar anlatmıştır. O sırada Hindistan hükümdarlarından birinin gönderdiği gayet sanatlı sedefkârî bir çekmeceyi Fah-rî’ye vemiş ve Fahrî’yi çok sevindirmişti. Tahminen 1020/1611’de vefat eylemiş ve Edirnekapı’sında, “Hattat Kırîmî” yanına defnedilmiştir (G. 532; MH. 63). Güldeste, IV. Murad’a verdiğini bahsediyorsa da Fahrî’nin olduğu sene IV. Murad, henüz iki yaşında idi. Esasen sülüs, nesih ve tâlikte güzel bir hattat olan III. Murad’ın olması daha ziyade doğrudur. Çünkü Fahrî’nin oyduğu bu yazıların altında “Ketebe Fah-rî”yi görünce, “Bu makule hüner-i bî-misl ü hemtaya tahrir-i ketebe hatadır” deyip denize atmıştır.
Merhum Bursalı Mehmed Tahir Bey, Bursalı Oymacı Fahrî hakkında yazdığı makalesine göre (1918’de Bursa’da çıkan Bursa Mecmuası, sayı 8’de Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi’ne yazdığı makaleden hulâsa olarak) o, milletimizin vücudu ile iftihar edebildiği bir sanatkârdır. Bu sanat Türk ilinde İran yoluyla gelmiş, terâcim ve menakıb kitaplarımıza o yolun edâ-yı tesmiyesi ile “Kâtıan” diye geçmiştir. Heratlı Abdullah, İranîlerce reis-i kâtıan gösterilir. Halbuki bizim oymacı Fahrî’miz bunu fersah fersah geçmiştir. Fahrî bize İran’dan gelen katı’lığı, yani nefis bir yazıyı ve bilhassa pek nefis bir tâlik yazısını, bulunduğu kağıttan ne hat ve ne de zerre kadar kağıda halel gelmeksizin kesmek sanatını Fahrî, geldiği gibi bırakmamış, onu oymacılık ile bihakkın tetvic eylemiştir. Bu suretle asıl yazıldığı kağıttan alınan oyma “erkek-dişi” adı ile ikiye ayrılır. Ve asıl kağıtta kalan oymaya “dişi” ve diğer bir kağıda götürüp yapıştırılan oymaya da “erkek” tabir olunurdu. İlk bakışta çok kolay görünen bu işin öyle birkaç harf veya satır değil, 20-30 formalık bir dişi meydana getirmek o kadar güçtür ki, bu işe girişecek ve muvaffak olacak sanatkârda ezeli bir aşk ve Eyüb pey-
gamber gibi bir sabır ve dikkat lâzımdır. Oymacılığın eşkal, hutut ve bunların tertibi ve istifindeki tenasüb dakik ve ahenk temini büyük bir kudrete ihtiyaç gösterir. Bu eşkal bazan da çiçek resimleri oluyor ki zevk-i selimin pek yüksek olmasına ihtiyaç gösterir. Oymacı Fahrî’nin bahçe tertibindeki maharet-i kâmilesi ise zamanına göre ne derecelerde tenasüb ilmine âşina ve bedâyi-perver olduğunu gösterir. Sanatını gösterebilecek eserleri yok gibidir. Keçecizâde Reşad Bey’de Fahrî oyması bir keşkül, Sadr-ı Sâbık Mısırlı Prens Saîd Halim Paşa’da bir enfiye kutusu, Bursalı Hezarfen Değirmen-cizâde Hacı İbrahim Efendi’de de bir “Nasihat-ı Hukemâ” vardır. Enderun kütüphanelerinden Bağdad Köşkü’ne ait kısımda altı parça ve eski nâfia nâzırlarından Prens Abbas Halim Pa-şa’da dahi bir parça Fahrî oymaları mevcuttur. BK, II/102
FAHRİ EFENDİ Yerkapı mahallesinde sakin Fişenkçi Ali Bey’in oğludur. 1870’te Bursa’da doğmuştur. 1893’te 23 yaşında iken babası ölmüş ve bir ay sonra da düdüklü fişenk yapar iken avucundaki eczâ patlamış ve sağ kolu bileğinden kesilmişti. Babası gibi sanatkârdı. BK, II/104
FAHRUNNİSA HATUN Mustafa Bey’ın kızıdır. Ümeradan ve Fenarîlerden Şemsi Bey’in oğlu Muhyiddin Bey’in karısıdır. 1602’de İbrahim Paşa mahallesinde ölmüştür. Oğulları Mehmed, Yusuf ve Derviş Paşalar ile kızı Belkıs kalmıştır. BK, II//106
FAHRUNNİSA HATUN Ümeradan Sinan Paşa’nın kızıdır. Kara Mustafa Paşa-zâde Mehmed Bey’in oğlu Abdullah Bey ile evlenmiş ve 16.000 dinar nikâhı varken zifaf gecesi 4.000 dinarını hediye eylemiştir (1519) (BS. 28/473). BK, II/106
FAİK AHMED EFENDİ İsmail Hakkı Âsitânesi şeyhi İsmail Hakkı Efendi’nin
oğludur. 1836’da doğmuştur. Babası, 1844’te vefat edince, üzerindeki nısf şeyhliği, biraderi Hikmet Mehmed Efendi ile birlikte Faik Ahmed Efen-di’ye tevcih edilmiştir. Biraz tahsil eylemiştir. Umûr-i idareyi eline aldıktan sonra gece ve gündüz Balıklı köylüleri ile uğraşmış ve tekkenin idaresi bozulmuştu. Nizam ve intizama bakmaz, kalendervârî giyer, gezer, bir ot minder üzerinde vakit geçirirdi. Tekkeye gelen misafirler ve seyyahlar, aleyhinde şikâyette bulunurlardı. Damadı Selâmeddin Efendi’yi, umur-ı idareye nazır tayin ettirmişti. Hisset-i tabii olduğundan, ne dergâha ve ne de kendisine bakmamış, beş altı defa te-ehhül eylemiş, bu gibi dünya gâileleri ile kendisini yorup 10 Nisan 1906’da ölmüştür. BK, II/106
FAİK AHMED EFENDİ Bk. Ahmed Faik Efendi.
FAİK BEY MEDRESESİ Acem tüccarından Hacı Necib Ağa’nın oğlu Faik Bey’in medresesi, Deveciler Camii karşısında-dır. Mezar taşı Emir Sultan’a kaldırılmıştır. Medrese satılmıştır (BİT. 157). BK, II/106
FAİK PAŞA 1513’ten evvel ölmüş ve oğlu Ahmed Çelebi kalmıştır (BS. 24/40,62). BK, II/106
FARKIN KÖYÜ Üç hissede iki hissesi Sinan Bey kızı Hatice Hatun’un mülkü ve üçte biri de Edirne’deki Fatma Hatun Camii vakfıdır. Cami Edirne yangınında, 1783’te yanmıştır (BS. 1198/ 51). BK, II/106
FATİH Bk. Mehmed II (Fatih Sultan).
FATMA “İhsan kızı” diye maruftur. Dört seneden beri Bursa’da menfâ olarak bulunup İstanbul’daki kızı Ayşe, zelil ve sefil olduğunu arzıhâl ile bildirdiğinden bundan sonra kendi hâlinde olup ibadullahın ehl ü ıyâlini ıdlâl et-
meyip kendi evinde ırzıyla mukayyed olmak şartı ile 1738’de affolunmuştur (BS. 380/67). BK, II/112
FATMA İstanbul’un eski hırsızlarındandır. İstanbul’da birçok kişinin evine girip eşyalarını çalıp Bursa’ya kaçtığı haber alındığından, Fatma’yı aramak için zindan hasekisi Bursa’ya gelerek kendisini yakalamış ve birçok çalınmış eşyayı da bulmuştur. Zindan hasekisi, Fatma’yı mahkemeye götürmek istemiş ise de birçok kimseler buna sahip çıktıklarını bildirmişler, bunun üzerine, bunun İstanbul’a ihzârı için emr-i şerif rica eylediğinden İstanbul’a ihzâr olunmak üzere 1761 senesi Nisanında ferman çıkmıştır (BS. 392/52). BK, II/112
FATMA Alacahırka mahallesinde Mu-rad’ın kızıdır. 1613 senesi Temmuz ve Ağustos ayları içinde Bursa’da birçok evler geceleri soyulmuş ve geceleri beklenmek ile, gündüzleri de şüpheli olan yerler aranmakta iken bu kadının da evi basılmıştır. İçerisinde çalınmış çok miktarda eşya bulunmuştur. Fatma’nın Ahmed ve Mehmed adındaki oğulları yatak ve arsızların reisleri olduklarından eşyaların iyi ve kıymetli olanlarını alıp kaçmışlardır. Fatma da: “Benim oğullarım, geceleri hırsızlık ederler. Arkadaşları, Mustafa, Sümbül, Satılmış, Allahverdi, Derviş Ali, Cuma, Zülkadir, Bayram ve Hasan, Aşur, Derviş Ali, diğer Ali’dir. Bunlar Kestel köyündeki handa otururlar, kadınlar gündüzleri evleri gezip, gece de bunlar hırsızlık ederler”, demesi ile derhal mahkemeden gönderilenlere ve Bursa beyi tarafından adam koşulup mezbure Fatma delâletiyle Kestel köyüne varılıp Molla Taya Hasan oğlu Hüseyin, Maraşlı Derviş Ali ve Ahmed oğlu Ali, handa tutulmuş, ellerinde şehirden çalınmış eşyanın bir miktarı bulunup bir miktarı da oradaki bir dağda bir yerde bulunup götürülüp Bursa’da sahiplerine verilmiştir. Bunlar Bursa’da açılan evleri
kendileri açtıklarını ve ellerinde bulunan eşyanın, Müslümanlardan çalınmış eşya olduğunu kabul edip, bizim kârımız budur, deyip Ali’nin şerikleri olduğunu söylemişlerse de Ali inkâr etmiştir. Bu adamların ikrarları ile insanlar arasına şer yaptıkları “sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz” oldukları sabit olduklarından Bursa subaşısı Sefer’e teslim edilmiştir (BS. 223/23). BK, II/111
FATMA Hüseyin’in kızıdır. Babası taşraya gitmiş, büyük anası Servi Kadın dilenciliğe başlamış olduğundan mahallesi ahâlisinden birçok kimseler mahkemede bu küçük kız, bu dilenci kadının yanında kalırsa harap olur, diye haber verdiklerinden alınarak 27.6.1561’de büyük hemşire Ayşe Ha-tun’a mahkemece teslim edilmiştir (BS. 93/44). BK, II/109
FATMA (Gümüş Servi) İstanbul’da, padişahın ve Allah’ın rızası hilâfına yolsuz hareketlere cesaret eylediği tahakkuk eylediğinden kolbaşı Rukiye ile birlikte bunların te’dîbleri ve emsallerinin terhibleri için divan-ı hümayun çavuşlarından Osman Çavuş ile Bursa’ya gönderilmişti. 10.4.1800’de Bursa’ya varmıştı. BK, II/112
FATMA (Kara) Demirtaş Bey’in vakfından Köprübaşı köyünde oturan bu kadın köy ahâlisine fevkalâde teaddî edip köy halkı bunun şerrinden ve şekâvetinden hâkime şikâyet ederek köyde oturmayacak hâle geldiklerini beyan ve şehadet eylediklerinden bunun köyden çıkarılmasına hâkim tarafından 9.7.1538 tarihinde emir verilmiştir (BS. 45/64). BK, II/109
FATMA HANIM
FATMA HANIM Yıldırım mütevellisi Hacı Hasan Ağa’nın oğlu Süleyman Çelebi’nin kızıdır. Anası Eminiye Tekkesi bânisi Mehmed Emin Efendi’nin kızı Hanife Hanım’dır. Sıdkızâde Mehmed Şerif Efendi’nin karısıdır. Rıza ve Senih isminde iki oğlu ve Fatma adında
bir kızı dünyaya gelmiş, 1852’de İstanbul’da vefat etmiş ve Selimiye Tekke-si’ne gömülmüştür. Hayırsever ve temiz bir kadındı. BK, II/112
FATMA HATUN Sultan Orhan’ın kızıdır. Asporça Hatun’dan dünyaya gelmiştir (BS. 231/106). BK, II/111
FATMA HATUN Çandarlı İbrahim Pa-şa’nın kızıdır. İznik’te İbrahim Paşa’nın türbesinde medfundur. BK, II/107
FATMA HATUN Veliyyüddin Efendi’nin kızıdır. Şair Veliyyüddinzâde Ahmed Paşa’nın kız kardeşidir. 1467 Haziranında ölmüş ve Zeynîler’de kardeşi Ebubekir Çelebi yanına gömülmüştür. BK, II/107
FATMA HATUN Halil’in kızıdır. Abdullah oğlu Başçı İbrahim Bey’in zevcesidir. 1480’de cariyelerini âzad etmişti (BS. 3/41). BK, II/107
FATMA HATUN Mevlânâ Mehmed’in kızıdır. “Kıncıoğlu” ünvanlarıdır. Hızır Şah Efendi Mevlânâ Mehmed’in karısıdır. 1480’de Bursa’da sağ idi (BS. 3/ 270). BK, II/110
FATMA HATUN Hisar’da camisi olan Bayezid oğlu Şehabeddin oğlu Şeyh Paşa’nın kızıdır. 1479’da kocası Hızır Bey oğlu Mehmed Bey oğlu İbrahim Çelebi ile kızı Ayşe katl olunmuşlardır. Sonra Ahmed oğlu Bedreddin Mahmud Çelebi’ye varmıştır (BS. 4/283, 3/660, 155; 5/431). BK, II/110
FATMA HATUN Hamza Bey’in oğlu Mahmud Bey’in kızıdır. 16.8.1498’de Engürücük köyündeki tuzlasını Küçük Cami imamına vakfetmiştir (BS. 10/ 160). BK, II/107
FATMA HATUN Devlethan’ın kızıdır. Hisar’da Kaplıca kapısı içerisinde bir mescid bina eylemiştir. Bu mescid 2.6.1508’de mamur idi (BS. 20/59). BK, II/110
FATMA HATUN Mahmud Bey’in kızıdır. Gemlik kazasının Katırlı, Engürücük ve Umur Bey köylerini vakf-ı evlâd etmiştir. Oğlu Mahmud Çelebi’dir (BS. 194/ 82; 253/92; 248/139). XV. asırda yaşamıştır. BK, II/109
FATMA HATUN Emir Aynî’nin kızıdır. Kuruçeşme’de vakıfları vardı. Pınarba-şı’nda türbesi vardır. 1513’ten evvel ölmüştür. 1561’de türbenin üzerindeki kurşunlar geceleyin hırsızlar tarafından üçte birinden ziyadesi soyulmuş olduğundan kiremit ile örtülmesine izin verilmişti (BS. 25/75, 26/13, 25/139, 92/108). BK, II/107
FATMA HATUN Üveys Bey’in kızıdır. Ali Bey oğlu zuamâdan Hüseyin Çelebi’nin karısıdır. Ali Çelebi ve Tâcî Hatuncuk adında iki evlâdı vardı. 1519’da kocası ölmüştür (BS. 28/459). BK, II/110
FATMA HATUN Demirtaş ahfadından olup; “vakıfların vâridâtından mesâ-rifâtı çıkardıktan sonra, birçok zevâid getirmezsem tevliyet benden alınsın” diye müracaat eylediğinden, mütevelli Ahmed’in yerine ferman ile re’sen 25.6.1553 tarihinde mütevelli tayin edilmiştir (BS. 52/192). BK, II/109
FATMA HATUN Baba Hüsam’ın kızıdır. Abdal Mehmed mahallesindendir. 1563’te fukaranın it’âmı için vakıflar yapmıştır. BK, II/109
FATMA HATUN Mevlânâ Kadri Efen-di’nin kızıdır. 1586’da aklını oynatmıştır. Anası Hasan Çelebi kızı Hayrunnisa Hatun’dur. Bir küpesi satılmış, 36.450 akçe kıymet bulmuştur (BS. 170/46). Oğlu, Zeynelâbidin Çelebi’dir. Kocası Abdullah Efendi idi. BK, II/110
FATMA HATUN 1595’te kementçiler ile şirketi zahir olduğundan idam edilmiştir (BS. 195/137). BK, II/109
FATMA HATUN Abdullah’ın kızıdır. Ali Bey’in zevcesidir. 1614 senesi Eylü-
lünde 20.000 dirhem vererek, Cünunî Halife dervişleri (Mevlevî) için bir hane almış; muayyen günlerde Mesnevî okumaları için vakfeylemiş ve kocasını mütevelli tayin eylemiştir. Kendisi Tefsirhan mahallesinde oturmakta idi. BK, II/111
FATMA HATUN “Eskici” demekle maruf Hüsam oğlu Şeyh Mehmed Efendi’nin kızı ve Rıdvan oğlu Avni Mehmed’in karısıdır. 1624’te Gemlik’in Gencelli köyünden bir kıt’a bağı, Şeyh Mehmed Efendi sağ iken Abdülgani’ye 38.000 akçeye satıp 7.000 akçesini almış ve 31.000 akçesini üç sene tecil eylemiştir (BS. 197/73). BK, II/111
FATMA HATUN Hacı Mustafa oğlu Mehmed Ağa’nın kızıdır. Hacı Halil oğlu İsmail Ağa’nın da karısıdır. Anası Abdülkerim kızı Emetullah’tır. 17.11. 1762’de Azeb Bey mahallesinde ölmüştür. Çoğu mücevher olmak üzere 177.725 akçe muhallefatı ve oğlu Mehmed kalmıştı (BS. 397/33). BK, II/112
FATMA HATUN Karaca Ahmed Sultan zaviyedarı Sıyâmî’nin kızıdır. 1687’de babasının ölmesi ile yerine zaviyedar olmuştur (BS. 363/42). BK, II/111
FATMA HATUN Mecnun Dede mahallesinde İvaz’ın kızı ve Mehmed Ali oğlu Hacı İbrahim’in karısıdır. Ali adında bir oğlu vardır. 24.7.1694’te katledilmiştir. 50.474 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 369/2). BK, II/111
FATMA HATUN İncirlice mahallesinde sakin iken mirasçısız ölmüştür. Eşref-zâdelerdendir. 15 keselik muhallefatı kaldığı haber alındığından 7.12.1793’te muhallefatının mirîye zaptı emredildi (BS. 1207/4). “Hacı Paşa’nın karısı” demekle maruftur (BAML. 24978). BK, II/112
FATMA HATUN MUALLİMHANESİ İznik’te, Sermahfel mahallesinde Mah-
mud Çelebi Mescidi karşısındadır. Mektebi, Fatma Hatun bina eylemiş ve kocası Hacı Mehmed Çelebi de hayatında 20.000 akçe vakfeylemiştir. Çini-ci Hacı Ahmed de Orhan Camii’nde Fatma Hatun Muallimhanesi halifesi tarafından her gün bir aşır okunmak için 3.000 akçe vakfeylemiştir. Bu mektep XV. asırda yapılmıştır. BK, II/107
FATMA SULTAN Sultan Alemşah’ın kızıdır. 1559’da Hayrabolu’da mescidi vardı (BS. 81/60). BK, II/109
FATMA SULTAN Şehzâde Sultan Ah-med’in kızı ve Davud Paşa’nın oğlu Mehmed Bey’in karısıdır. Murassa beyaz frenk kemhası bahasından, Hoca İlyas ve oğlu Mehmed Çelebi oğulları İlyas ve Mustafa Çelebilere 40.000 dirhem gümüş borcu olduğunu vekili Mehmed Bey itiraf eylemiştir. 7.1. 1512’de sağ idi (BS. 23/65). BK, II/107
FATMA SULTAN
FATMA SULTAN “Hançerli Fatma Sultan” diye meşhurdur. II. Bayezid’in oğlu Sultan Mahmud’un kızıdır. San-cakbeylerinden Mustafa Bey oğlu Muhyiddin Mehmed Bey’in karısıdır. Hayırsever bir kadındı. Bursa’da Musa Baba mevkiinde bir medrese ve bir hamam ve Sarı Abdullah mahallesinde bir mektep yaptırmıştı. Çekirge’de de bir medrese yaptırmıştı (BAVD. 22751). Kayseri’de Çardak Mescidi, Mükrimin mahallesinde Mükrimin Mescidi, Sâdıka Hatun mekteplerini ve Çekirge hamamı kurbünde mescid yaptırmıştır.
Bunların idareleri için de İstanbul’da Atmeydanı’nda Helvacıbaşı Mescidi’ne muttasıl han, Bursa’da Musa Baba mevkiinde hamam, Kayseri’de bedesten ittisalinde haffaf ve kavukçu çarşılarıyla bedesten ittisalinde 38 dükkân, Mudanya ve Kite’de bağlar ve bahçeler, Kite’nin Tuzhisarı kurbünde iki mem-leha, Bursa’nın Mirza Obası, Burgus köylerini yaptırmış, Sarı Abdullah mahallesinde odalar, Kadınlar Kükürtlü
Sultan Mahmud
Fatma Sultan’ın
Şeceresi
Hançerli Fatma Sultan
Mustafa Kasım
Bey Bey
Mehmed Bey
Ali Bey
Ahmed Bey
Mahmud Bey
Ali Bey
Abdurrahman Bey
Ahmed
Fatma Hatun
Osman Çelebi
Seyyid Mustafa
Abdullah Bey
Mehmed Çavuş
Ahmed Bey
Abdurrahman
Bey
Mustafa Bey
Mehmed Bey
Mehmed Emin
Hamamı ile Balçık Hamamı’nı vakfey-lemiştir. 1532’de vefat eylemiş ve Eyüp’teki türbesine gömülmüştür (BS. 300/94, 91/15, 1276/92, 73/683, 69/147, 114/160, 126/31; BAVD. 22751, 20438). Bursa’nın Göynüklü, Kite’nin Hançerli, Kübliye, İnegöl’ün Kurşunlu köyleri ile Trablusşam’da bazı vakıfları daha vardı.
Bu Fatma Sultan’a “Hançerli” denildiği gibi “Hanzâde Sultan” dahi diyorlar. Edirne’de ve Vize’deki değirmenini vakfediyor. Vakfiyesi evâsıt-ı Rebiul-evvel H. 944/ 28.8.1537 tarihlidir. BK, II/107
FATMA ZEHRA HANIM Serasker Ali Sâib Paşa’nın mutallakasıdır. Abdullah oğlu Osman Bey’in kızıdır. Bursa’da Bademli köyündeki sayfiyesinde iken 1888 senesinde gaybûbet eylemiş ve buradaki eşyası zayi ve telef olmakta bulunduğundan 28 Birinciteşrin 1901’de muhafazasına teşebbüs edilmiştir (BS. 291/7). BK, II/112
FAZIL ABDURRAHMAN BEY Kite’nin Kayapa köyü civarındaki İlbe köyün-dendir. İbrahim oğlu Halil’in oğludur. Resmi ilimleri Uryanîzâde Ali Efen-di’den almıştır. Halvetîlerden Nasuhî
Tekkesi şeyhi Kemter Ali Efendi’nin halifesidir. “Mevczâde” diye şöhret yapmıştır. İsmail Hakkı Hazretleriyle musahabeleri vardır. Hatta İsmail Hakkı: “Mısrî’nin Gazzeli Ahmedi varsa, benim de Mevczâdelerim vardır” demiştir. 1161/1748’de vefat etmiş ve inşa eylediği Yeni Medrese’ye defnedilmiş-tir. Beş altı telîfi vardır (OM. I/363; BS. 339/92). BK, I/41
FAZIL EMİR Bk. Hidayetullah Efendi.
FAZLI Mimardır. 1669’da mahal ve müstahık görülerek, vefat eden Mimar Mehmed yerine Bursa mimarlığına tayin edilmiştir (BS. 301/130). BK, II/113
FAZLI EFENDİ Bursalıdır. Muîdzâde’dir. Hoca Sadeddin Efendi’nin hemşirezâ-desi Mehmed Efendi’nin oğludur. Müderris olmuş ve bilâhare vefat eylemiştir. Zühd ve takva ile mevsuf idi (G. 401). BK, II/113
FAZLULLAH Şeker Hoca mahallesinden İsmail’in oğludur. 1.000 esedî kuruşu 26.2.1663’te vakfedip hasıl olan helâl fâizden (murabaha) 81 esedî kuruşu altına tahvil ile Medine-i Münevvere’de tecdid ve imar eylediği Sinaniye ribatında (han, tekke, imaret) Şeyh İsmail Cehrânî’ye(?) hayatta oldukça beş altın ve 13 hücrede sakin fukaraya birer altın ve imaretin meremmeti için 10 altın ve Medine fukarasından iki kişiye birer altın verilmesini şart eylemiştir. BK, II/113
FAZLULLAH BEY Ümeradandır. 1586’da Bursa’da ve Hudâvendigâr sancağında eşkıya müfettişi idi (BS. 170/237). BK, II/113
FAZLULLAH ÇELEBİ 1572’de Bursa subaşısı idi. Bursalıdır. BK, II/113
FAZLULLAH PAŞA SUYU Bk. Su.
FENARÎ Osmanlı hükûmetinin ilk zamanlarından başlayarak senelerce
Türk milletinin, Türk kültürünün, Türk irfanının, Türk medeniyetinin yükselmesine hizmet etmiş bir ailenin adıdır. Her birisi ilim sahasında büyük hizmetler eylemişler, memleketin her tarafında mektepler, medreseler, camiler, zaviyeler, köprüler, hamamlar, değirmenler yapmışlardır. Her birisi hakkında izahat, isimleri hizasında verilecektir.
Şecerelerinin esası şudur:
BK, II/114
FERAHNAK HANIM
FERAHNAK HANIM Saraylılardan olup Necib Ağa’ya teslimen Bursa’ya gönderilmiş ve Bursa eşrafından Şerif Ağazâde Mehmed Galib Efendi’nin evine misafir edilmiştir. Gelen emir mucibince bir münasib ve hayırlı mahalle nikâh edilmesi, Bursa muhassılı
ile istişare yapılarak icra kılınacağı İstanbul’a bildirilmiştir. BK, II/114
FERAHŞAD BEY Bayındırîlerden olup I. Selim’in Mısır harbinde bulunmuş ve 1526’dan sonra ölmüştür. Bunun, Ali ve Mehmed Çelebi isminde iki oğlu olup bunlara Bursa hassa harcından 1523’te 10’ar ve sonra da 20’şer akçe ulûfe tayin edilmiştir. 1526’da Ferah-şad Bey, Akşehir beyi idi (BS. 35/74, 31/161,398; SO. IV/13). BK, II/114
FERAİZCİZÂDE Bursa hanedanından bir ailenin soyadıdır. Bk. Mehmed Efendi, Osman Faiz, Faiz Salih. BK, II/114
FERHAD (Hacı) Sipahilerden olup Bur-sa’da ihracat-ı hassa emini olduğundan 1538 seferinden istisna edilmişti (BS. 45/55). BK, II/115
FERHAD BEY (Mehmed) Hayreddin Paşazâde’dir. 1817’de İznik voyvodası idi. BK, II/115
FERHAD PAŞA Yıldırım’ın hazinedarı olup sonra vezir oldu. Bursa’da ölmüş, şeyhi Davud Dede yanına gömülmüştür. Dede’nin üzerine türbe yaptı (SO. IV/15). Buna “Ferhad Ağa” dahi derler. Davud Dede Zaviyesi kurbündeki türbesinde medfundur. BK, II/115
FERHADİYE MEDRESESİ Yıldırım’ın vezirlerinden Ferhad Ağa tarafından yaptırılmıştır. İncirli mahallesinde Selimzâde Camii yakınında idi. 1869’da medreseden eser kalmamıştı. Buna “Karagüllü Medresesi” de derlerdi (G. 229). Vakfın kırk-elli bin akçesi varsa da, bu da, 1563’te mütevellilerin dikkatsizliği yüzünden zayi olmuştur (BS. 110/189). BK, II/115
FERİD AHMED EFENDİ İsmail Hakkı Âsi-tânesi şeyhi Hikmetîzâde Mehmed Emin Efendi’nin oğludur. 1813’te ölmüştür. Âlim bir zat idi. BK, II/115
FERİD AHMED EFENDİ İsmail Hakkı Âsi-tânesi şeyhi Hikmetîzâde Ahmed Ferid Efendi’nin kızının oğludur. 1867’de ölmüştür. BK, II/115
FERMAN Padişah ve veziriazam tarafından tevcih olunan rütbe ve memuriyetin ilânını, vergi ve saire tahsilini, her nevi emirleri, memnuiyetleri bildiren, üzeri tuğralı kâğıtlara denilir. Bunların kaydolundukları deftere: “Mühimme Defteri”, “Ahkâm Defteri” derler ki ikisi de ayrı ayrı şeylerdir. Alelâde işlere dair yazılanlar hüküm defterlerine ve mühim işler için yazılanlar mühimme defterlerine kaydolunur. Bunlar tebyiz olunup üzerine tuğra konunca her ikisi “ferman” diye emr-i şerif adını alırlar.
Yine böyle tuğralı kâğıtlar vardır ki bunlara da “menşur” veyahut “berat” derler. Bunların müsveddelerinin kay-dolundukları deftere de “Nişan Defteri” derler. Bunlardan menşurlar ve beratlar şahsa aittir. Meselâ, Hudâvendigâr sancakbeyliğine birisi tayin olunur ise evvelâ Bursa kadısı ve sair icap edenlere bir ferman yazılır, gönderilir ve bu ferman merasimle mahkemede ve son zamanlarda da hükûmet önünde okunurdu. Sonra aynı zatın eline yine tuğ-ralı bir menşur verilir ki, “Bu vazife sana aittir” şeklinde tapu senedi gibidir. Cami hatiblerine, imamlarına ve cihet tasarruf edenlere, mütevellilere birer berat verilir. Bunlar sahiplerinin elinde kalır.
Bursa kadısına gelen fermanlar “Sicil Defteri”ne kaydolunduktan sonra, bir mutemed kimseye emanet konulurdu ki, bu kadı gittikten sonra icabında gelen kadılara gösterilsin. Bazı fermanlara dahi ba’de’n-nazar veyahut sicile kaydettikten sonra “Sahibi elinde bırakınız” kaydı bulunursa, kaydedildikten sonra sahibi yedine iade kılınırdı. Bunlar için hep masraf vardır. Ferman veya berat harclarını verdikten sonra fermanlar suret-i mahsusada bir kimse ile gönderilir. Giden adam bol bol bahşiş alırdı (BS. 84/249). BK, II/115
FERRUH BEY Ehl-i fesad ve eşkıyadan olup zulüm ve teaddiyatta bulunduğundan Anadolu’da bulunan beylerbeyleri ve sancakbeyleri ve kadılar tarafından “il eri” ile tutturularak İstanbul’a gönderilmesi için kapıcıbaşı-lardan Aydın ve Hurrem gönderilmiştir. Bu kapıcılara adamlar koşup lâzım olursa il eri ve bilcümle her ne vech ile mümkün olursa ele getirilmesi, “Elimde emrim vardır” diye inad eder ise itibar etmeyip muhkem hapsedip himayet ve sıyanet etmekten hazer edilmesi ferman ile 1595 senesi Temmuzunda emir verilmiştir (BS. 195/113). BK, II/ 116
FES
FES Orhan Gazi Bursa’yı aldıktan biraz sonra 1327 tarihlerinde, bir gün Alâ-eddin Bey yanına gelerek: “Etraftaki beylerin börkü kırmızıdır, bunlardan ayırmak için bizimkileri ak yapalım” dedi. Ve kardeşi de kabul eyledi. Bilecik’te börk (pöstekisiz kalpak, büyük sarık, külâh) işlediler. Gaziler börk giydiler ve ümera da beyaz burma tülbent sardılar. Divanda bunu giyerlerdi (Beylere; “hani senin tülbentin” derlerdi.). Seferde börk ve börkün altına şepkülâh (önü kısa, ardı uzun bir başlık) giyerlerdi (A. 40; B. 42). Bu kıyafet böylece asırlarca devam eyledi. 12.4.1829 tarihine tesadüf eden 6 Şevval 1244 hicrî tarihinde, II. Sultan Mahmud, yaptığı bir “Elbise Nizamnamesi” ile “burma tülbent”i kaldırdı ve fes kabul eyledi. (Ahmed Rasim Tarihi, IV/1826). Bu nizamnameye göre, sadrazamlar, kâimmakamlar, paşalar, seraskerler ve vezirler, resmî günlerde “kenarları sırma işlemeli fes” giyecek, diğer memurlar umumiyetle fes giyeceklerdi. Şeyhulislâm dahi askerler ile ulema sarık saracaklardı. Ulemanın hademeleri fes giyecek ve fesin üzerine beyaz sarık saracaktı. Osmanlı hükû-meti kavukları kaldırıp fesi 1829 senesinde resmen kabul eylediği hâlde, bundan 63 sene evvel, yani 1766’da Bursa’da fesçi esnafı vardı ve mag-
ripten yani Fas’tan fes getirip Bursa’da satıyorlardı (BS. 1179/46). Bursa’da ilk fesçi dükkânı yine fesin kabulünden 36 sene evvel, 17 Safer 1208 hicrî tarihine tesadüf eden 25.9.1793 tarihinde açılmış ve müşteriye bey’ u şira edilmeye başlanmıştır (BS. 286/35).
1836’da sabık Bursa mütesellimi ve o dönemde Uşak voyvodası Hacı Ahmed Ağa, Bursa’da beheri 19 kuruş 14 para olmak üzere 7.220 fesi asker için yaptırmış, bedeli olan 139.523 kuruşu ashabına teslim eylemişti. Daha evvel 1829’da Asâkir-i Mansûre-i Muham-mediye için Bursa’da, Bursa âyânı Şerif Ağazâde Seyyid Mehmed Tahir Efendi âlâsından 1.031 ve evsatından 4.125 fes yaptırmıştı (BAAS. 4330). Bu fesler 14.000 adet sipariş edilmiş, boyaları halis ve temiz, kumaşları ince ve âlâ ve heyetleri matbu’ olmak üzere, hemen imâli emredilmiştir. Âlâsına 8,5 ve evsatına 5,5 kuruş fiyat verilmiştir.
Bunun için Bursa’da bir feshane açılmıştır. Bursa’da ihtisab nazırı, kapı-cıbaşılardan Hafız Ağa’ya 15.5.1830’da yazılan bir mektubun hulâsasında: “Asâkir-i Mansure için Bursa’da nesc-olunan feslerden Şakir Efendi tarafından 14.000 fes istenilmiş ise de ancak 7.500 fes olup daha birkaç bin istenilir ise iktiza eden yapağısını şimdiden hazırlanmak üzere miktarının işârı usta-başının Tunus fesine müşabih olur tasavvurunu tecrübe için hıfz ve terbiye etmiş olduğu yünden numune olarak imâl ve irsal olunan dört adet fesin renk ve yumuşaklığı, diğer 2.000 festen farklıca ve gösterişli ise de her birisi 100’er para ziyadeye baliğ olacağı, fes yapağısını bir sene terbiye olunduğu hâlde bu numunelerden âlâ fes yapılacağı muhakkak olduğundan bu vecih ile fes yaptırılması muvafık görülürse tam bir sene zeytinyağı ve sair ecza ile terbiyeye muhtaç olduğu cihet ile gelecek sene de imâl olunacağına binaen lüzumu olan yapağının ve yünün mübayaa olunacağı kazaların mahsulü Balıkesir’de imâl olunmakta olan abaya mahzar oldu-
ğundan mübayaa murad olunsa muhalefet edeceklerinden Bursa’ya semt ve civar olan Mihaliç ve Yalova’dan müba-yaası için iktiza eden emr-i şerif ısdarı hakkındaki iki mektubunuz mündereca-tı malumumuz oldu. Fi’l-hakika Bur-sa’dan 14.000 fes sipariş edilmiş ve bunun 7.500’ü yapılmış ve bir senelik imâlâtı mevcut âlât ve destgâhlar ile ancak bu kadar çıkarıldığı anlaşıldığından, bu sene daha ziyade âlât ve dest-gâh tezyid edilmek suretiyle daha fazla yaptırılması mümkün olacağından, şimdiden yapağısının tedariki ve numune olarak gönderilen dört fes pek güzel olup yapağısı tarif olunduğu gibi terbiye olunursa daha âlâ olacağı me’mul ise de bu suretle yapılan fesler zâbıtâna verilip neferata “bayağı fes” verileceğinden ve noksanı dahi ecnebi fes ile telafi edileceği derkâr olunduğundan Balıkesir mıntıkasından mübayaa edilmemek üzere 16.000 fes için ne kadar yapağı lâzım ise yazılacak emirlere dercedil-mek üzere iş’ârı ve gönderilen numuneye göre de zâbıtân için 4.000 fes imâline himmet edilmesi” bildirilmiştir. İstanbul’da da bir feshane açılmış ise de bunlar ihtiyacatı yetiştiremedikleri gibi boyaları gitgide adileştiğinden fesler giyilemeyecek bir hale gelmiş ve Osmanlı ülkesinin parası Avusturya’dan fes almak bahanesi ile günden güne çekilmeye başlamıştır. Nihayet 24 Ağustos 1341 tarihine tesadüf eden 6 Eylül 1925’te Ankara’dan Kastamonu’ya gitmek üzere yola çıkan Atatürk, Kalecik’te ve Çankırı’da kendisini se-lâmlayanların önünden başı açık geçmişler ve Kastamonu’da kendisini candan karşılayan ve iki kilometrelik bir yolun iki tarafını dolduran halkın arasından panaması elinde başı açık geçmişler ve halk da sarıklılar da dâhil olduğu hâlde başları açık olarak selâm-lamışlardır. Ertesi günü Kastamonu Belediye Dairesi’nde esnafı kabul eden Atatürk, bir terziye; “İşte görüyorsunuz bu elbiseler basittir, yerli malıdır. Aynı elbiseden bir de kumaş serpuş yaparsı-
nız” dediler. Bütün heyetler ve memurlar, sarıklılar ve bilhassa Kastamonu müftüsü, başı açık idiler. İnebolu Türk Ocağı’nda: “Bu serpuşun ismini açık söylemek isterim, buna ‘şapka’ denir” buyurmuşlardır. Ankara’ya avdet eden Atatürk, halkın alkışları arasında başları açık olduğu hâlde karşılandılar. 15 Eylül 1920 tarihinde icra vekillerinin tanzim eyledikleri “Bi’l-umum devlet memurlarının kıyafetleri hakkındaki kararname” ile fes de 96 sene Türk topraklarında kaldıktan sonra kavuk gibi tarihe karıştı.
Türk inkılâbının esasını teşkil eden bu kıymetli vesikayı yazmadan geçemeyeceğim.
-
1. Ordu ve donanma mensupları ile ilmiye sınıfına mensup olanlardan ve hukkâm gibi kıyafetleri devletçe suret-i mahsusa da tayin edilmiş bulunanlardan maada bi’l-umum devlet memurlarının kıyafetleri, dünya yüzündeki medeni milletlerin müşterek ve umumi kıyafetlerinin aynıdır. Yani gündüz ve gecenin muhtelif vaziyetlerine ve resmî merasime göre giyilmek üzere muhtelif elbiseler ve şapkalardır.
-
2. Binalar dâhilinde başı açık bulunmak kaidedir. Selâm teatisi baş işareti ile olur.
-
3. Binalar haricinde selâm teatisi şapka ile olur.
-
4. Ale’l-umum halk, ordu ve donanma ve ilmiye sınıfına mahsus veya hukkâm için olduğu gibi kanun-ı mahsus ile tayin edilmiş elbiseleri giyemezler. Fakat devlet memurlarının kıyafetleri bi’l-umum sunuf-ı halk tarafından aynen veya hal-i mesâillerine mutabık surette kabul olunabilir.
Türkiye Reisicumhuru Gazi Mustafa Kemal
Başvekil İsmet
Hariciye Vekâleti V. Mahmud Esad Dâhiliye Vekili M. Cemil Bahriye Vekili İhsan
Müdâfa-i Milliye Vekili Receb
Adliye Vekili Mahmud Esad
Sıhhiye ve Muavenet-i İctimaiye Vekili Doktor Tevfik
Ticaret Vekili Ali Cinânî
Ziraat Vekâleti Vekili Ali Cinânî
Nâfia Vekili Süleyman Sırrı
Maarif Vekili Hamdullah Suphi Maliye Vekili Hasan Hüsnü
20 Eylül 1341 Rumî tarihine tesadüf eden 3 Birinciteşrin 1925 Pazar günü Atatürk, Ankara’dan Bursa’ya hareket eylemiş ve o vakte kadar şapkalarını tedarik eden Bursalılar, sevgili Atalarını başları açık olarak selâmlamışlardır. BK, II/116
FETHİ ÇELEBİ Buna “Mevlânâ Fethullah Çelebi” dahi derler. Hoca Sinan’ın oğludur. “Boyacı Kuloğlu” demekle meşhurdur. Karısı Mehmed kızı Ümmî’dir. 12.12.1560’ta karısı mahkemeye başvurarak bunun için, gece ve gündüz hamr içerek her bir fenalığı yaptığını, karısına ve üvey kızına fena muamele eylediğini söylemiş; mahkemece ten-bih ve tahvif olunduğu esnada hakime karşı da lâyık olmayan sözler ile itâle-i lisanda bulunduğundan şer’ ile tâzir edilmiştir (BS. 81/142; 73/721; 49/ 84). BK, II/119
FETH-İ MEYYİT Bk. Otopsi.
FEYZİ (Hacı) Aklıevvel’in oğludur. Bur-sa’nın zengin eşrafındandır. Yastıkçı-dır. 1772’de sair eşraf gibi her masrafı kendisine ait olmak üzere 100 nefer tam techizatlı süvari yazarak orduya iltihakı emredilmiştir (BS. 1186/9). 1773’te oğlu Celâl ile beraber 400 asker yazarak sefere iştiraki emredilmiştir (BS. 1186/19,14). BK, II/120
FEYZİ BEY Bursalıdır. Zuamâdan olup 1682’de Beç seferinde şehit oldu. Divan şairidir. Şiirleri çok nefistir (SO. IV/41). BK, II/119
FEYZİ EFENDİ Bursalıdır. Vaiz Hasan Efendi’nin oğludur. Temiz bir aşk sahibi şairlerimizdendir. Müretteb divanı
vardır. 1771’de Bursa’da ölmüştür (SO. IV/41; OM. II/368). BK, II/119
FEYZİ ESAD BEY İznik köylülerindendir. İstanbul’a giderek Tıbbiye Mektebi’nde okumuş ve 1903’te kolağalık rütbesini almıştı. Hikmet-i Tabia’da muallim ve muavinlikte bulunmuş, 1903’te ölmüştür. Üsküdar’da Karaca Ahmed’e gömülmüştür. Türkiye’de ilk röntgen şuası tecrübesini bu zat yapmıştır. Tıbba ait dört eseri vardır. Ne yazık ki genç yaşında hayata gözlerini yummuştur (OM. III/233). BK, II/120
FEYZULLAH Yenişehir’in Burçun köyünden Hacı’nın oğludur. Vefat eylediği İstanbul’dan haber alınınca, mal ve mülkünün ve eşyasının mirîye zaptı emir verilerek kapıcıbaşılardan Abdullah Paşazâde Ahmed Bey mübaşir tayin edilerek Yenişehir’e gönderilmiş ise de gerek bu zatın ve gerekse Yenişehir kadısı Hasan Efendi’nin yazdıkları birer tezkirede, yedi nefer büyük ve küçük yetimleri kaldığı ve muhallefatı 2.646 kuruş olduğu ve alınır ise esasen fakir olan evlâdlarının büsbütün sefil kalacakları bildirildiğinden veresesine 10.1.1804 tarihinde terk edilmiştir. BK, II/120
FEYZULLAH EFENDİ Abdullah’ın oğludur. 1772’de Yıldırım Camii imamı iken sarhoş olarak sokaklarda gezmesine ve sair ahvaline binaen Kütahya kalesinde kalebend edilmiştir (BAAD. 5191). BK, II/120
FINDIKPINARI
FINDIKPINARI Bursa yaylaklarından Kestane Çukur yaylasındadır (BS. 21/142). Şemsi Bey evlâdından Mahmud Bey oğlu Mehmed Çelebi, Fındıklı Pınarı suyunu, ulemadan Muallimzâ-de’ye 10 filoriye 1570 senesinde satıp hakk-ı şürbü olduğunu mahkemede tescil ettirmiştir (BS. 112/32). BK, II/ 122
24 Somuncu FIRIN 15.5.1605’te; “Bursa’da eskiden Baba’nın fırını birkaç poğaça fırını işleyip gayri fırınlarda ekmek işlenir iken 15-20 fırın işlenmek ile zahireye muzayaka olduğundan maada yağ konmayıp umumen poğaça fırınları men’ olundukta âyân-ı vilâyetten nice mutemedün-aleyh kimseler mahkemeye gelip; “ehl-i sûk, misafirler, hastalar ve çocukların poğaçaya meyilleri vardır, birkaç fırında işlenmek için izin verilmek lâzımdır”, dediklerinden eskiden poğaça işlenegelip Küşterî, Tatarlar Çarşısı’nda vaki “Hançerli Dükkânları” demekle maruf Pervane Bey’in iki dükkânında, Hazret-i Emir Çarşı-sı’nda Mehmed Bey dükkânında ve Ba-lıkpazarı’nda Ahmed Bey’in dükkânında ve Kamberler Çarşısı’nda Hasan Bey dükkânında ve Demirtaş’ta Memi Kethüda dükkânında, cem’an işbu altı dükkânlarda, her altı kile hamura birbuçuk vukiyye yağ konup ve narhı ekmek narhının nısfı (O devirlerde narh verilirken fiyat sabit kalır, vezn değişirdi. Meselâ, bir akçeye şu kadar dirhem gibi. Demek ki bir akçeye bir kıyye ekmek alınır ise, poğaça olunca bir akçeye yarım kıyye ekmek verilmesi lâzımdır) olmak üzere poğaça işlemeğe” izin verildi (BS. 204/ 96).
27.1.1674’te orduda evvel-baharda askere ekmek tabhı için ziyade fırın lâzım olup her gün üçer bin ekmek pişirmek üzere iki fırına ne miktar adam lâzım ise Bursa’dan üstad adamlardan ihraç ederek orduya gönderil-
mesi emredilmiştir (BS. 284/76). BK, II/127
FIRIN
FISTIKLI KÖYÜ Gemlik’tedir. Kanunî zamanında yapılan tahrir esnasında 60 haneden ziyade iken ve köy mamur iken 15 seneden beri köyün nısfı dağıldığı 1815 tarihli bir kayıttan anlaşılmaktadır. 1937’de köyün 286 nüfusu vardı. BK, II/125
FISTIKLI MAHALLESİ Emir Sultan mahallesine yarım saat mesafede, Bursa’nın şarkında ve Kurtbasan havuzu yakınındadır (G. 236). BK, II/125
FISTIKLI ZAVİYESİ VE MESCİDİ Bursa finâsında ve Fıstıklı mahallesindedir (BS. 244/22). BK, II/125
FITIK AMELİYATI Bursa’da çok eski zamanlardan beri, 1693’ten daha evvel fıtık ameliyatı yapılmıştır. Bk. Ameliyat (BS. 366/51). BK, II/125
FİDAN Meyveli ağaç fidanı almak üzere Bursa’ya gelen Hüsam Bey, 1518’de hassa harcdan 13.267 akçe almıştır (BS. 28/66). 1625’te has bahçeler mühimmatı için her sene Bursa ve Gemlik’ten 3.000 adet meyve fidanı gönderilmesi, eski âdet olduğundan değer bahası ile satın alınıp gönderilmesi emredilmiştir (BS. 239/203). 1664’te has bahçe için fidan almak üzere Bur-sa’da hamr a’şarı ve Bursa keferesi arak (imbikten çekilmiş bir nevi içki) resmi, Gallepazarı bâcı ve tevabii mukâtaaları mahsulünden 30.000 akçe verilegeldiği anlaşıldığından dikilecek meyve fidanlarının zamanı erişmekle bu akçenin verilmesi emredilmiştir (BS. 1073/86). BK, II/121
FİKRİ Bursalıdır. Sanat erbabından iken ilim tahsiline başlamış ve az zamanda ilmin kemâlâtına malik olmuş ve hayatının birçok kısmını seyahat ile geçirmiştir. Yine seyahat esnasında, Vardar Yenicesi’nde 1584’te ölmüştür. Mezarı
oradadır. Farisî diline hakkıyla vakıf, arif ve derviş tabiatlı bir zat idi (G. 498; OM. II/362; KA. 3418). BK, II/121
FİLBOS Manuel oğludur. 1559’da sağ idi (BS. 91/91). BK, II/122
FİLBOZ Bursa’da bir Filboz ailesi varsa da henüz bunlar hakkındaki araştırmalar müsbet bir netice vermemiştir. Pınarbaşı kabristanının orta yerinde ve yüksekçe bir mahallinde bu ailenin kabirleri varsa da günden güne taşlar zayi olmaktadır. Gayet mükellef bir taşta, Filboz oğlu Hayreddin ve 844/ 1440’ta vefat eylediği yazılıdır. Bunun Kasım ve Rüstem adında iki kardeşi ve bir de Fatma adında kızı vardır.
Şeceresi şöyledir:
Filboz
Kasım
Rüstem
BK, II/121
FİLBOZ MAHALLESİ MESCİDİ 6.4.1555 tarihinde yapılan bir mahkemede, Hi-sar’da Filboz mahallesindeki eski Rum kilisesinde Kasım oğlu Rüstem adında birisinin, oturduğu evden çıkarılmasını Rum metropoliti Yani oğlu Rigorguz ile diğer nasara taleb eylediklerinden boşaltması emredildi. Bu evde öteden beri Rum metropolitleri oturuyordu. Rüstem inkâr edince Müslümanlardan Ahmed oğlu Mahmud Çelebi ve Sinan oğlu Mustafa ve Mehmed oğlu İbrahim şehadet ettiler, ev boşaltılarak metropolite teslim edildi (BS. 54/108).
19.2.1561 tarihinde Bursa mahkemesinde yapılan bir duruşmada: “Fil-boz mahallesinde ferman-ı padişahî ile yıkılıp yerine mescid bina olunan kilisenin musakkafâtı olarak vakfedilen evlerin vakfiyeti dahi batıl olmakla evvelce verilen hükm-i şerif mucibince onlar dahi zâbıtları ve mutasarrıfları ellerin-
den alınıp yeni yapılan mescidin vakfına ilhak olunmuş iken zikrolunanların evvelce zâbıtı olan Niken’in vekili Murad oğlu Kasım, şehzâde tarafından hükm-i şerif getirip mazmun-ı hümayunda hükm-i şerif ile Kerim, Bursa’ya vardıkta bu babda huzuru lâzım olanları ihzâr edip bir defa şer’a muvafık fasl olmayıp bilâ-özür terk olunmuş dava değilse şer’-i şerif üzere teftiş ve tefah-hus edip göresin, diye ferman olunmakla bu kiliseyi yıktıran, mizan emini Ali Çelebi ihzâr olunup sual olundukta bu husus evvelce fasl olup kat-ı niza’ olduğunda elinde huccet-i şer’iyye bulunduğunu söylemiş ve götürmüş olduğundan hükm-i şerif mucibince Ali Çelebi’nin bu davadan berâet-i zimmetine hükm olundu”ğu, sicil kaydında yer almıştır (BS. 81/182). Bu mescid, uzun müddet devam etmiş ise de bilâhare yıkılmıştır. Arsası kalmıştır. BK, II/121
FİLORİ Bir çeşit altın paranın adıdır. 1500 senesinde, bir efrencî filori 53 akçeye muadildi (BS. 17/40). BK, II/ 122
FİRDEVSÎ ÇELEBİ (Uzun)
FİRDEVSÎ ÇELEBİ (Uzun) Kanunî asrı şuarâsındandır. Bursalıdır. 380 cüz üzerine büyük bir manzume nazm ve “Şahname (Süleymanname)” tesmiye ederek Şehzâde Bayezid’e vermiştir. Bayezid, bunun içinden iyileri seçilerek 80 cüze indirilmesini emretmiş olduğundan, şair, bundan gücenip Firdevsî-i Tûsî’yi takliden bir hicviye söyledikten sonra Horasan’a kaçmış ve orada eceliyle ölmüştür. Eserinin 80 cüzünden fazlası yakılmıştır (SO. IV/14; KA. 3388). Kendisine, “Firdevsî-i Rumî” dahi derlerdi. Tarihe müteallık telîfâtı vardır. Tarih hususunda pek âlim bir zat idi. “Süleymanname” diye Sultan Bayezid’e vermiş olduğu bir kitapta, nazım ve nesir olmak üzere toplayıp gökten inen kitaplarda ne kadar kasas ve haberler ve âlemde ne kadar hikâyeler, gece sohbetlerinde söylenen fıkralar var ise hikmet, hendese ve nücum
ilimleri ile bu kitaba yazmış ve bildiğini bu kitaba sarf eylemiştir. Bir mesneviyi misal olarak yazıyorum (LT. 261).
Gel ey vâzı’, işit sözün hakîmin Eğer kim var ise tab-ı selimin Dilersen vaz’ edesin bir imaret Eğer köy ve eğer şehr u vilâyet Gerek seyr eylesin yeryüzünde Yürüyesin yücesinde düzünde Bulasın bir yeri kim ola âlî Şimalinden yana ola cibali Açık olan veli garbî hevâsı Önü sahra ve dağ ola verâsı Düşe bir ulu su garbî yanına Yürüye anda cündullah sefine Yüzünden her kaçan bahrin ese rîh Vire enfas ol ârâya tervîh İlkinde sovuk olmaya şitâsı Pek ıssı olmaya yazın hevâsı Dahi tiz erişu ola nebatı
Dönüp tiz geçmeye hem Hızr u atı Mesâfîler ola yaylamak için Meşâmîler ola kışlamak için Bulıcak işbu vaz’ ile mevâzi’ Revâdır yapsın anda mısr u câmi’ Bu resme yerde yapsın menzil ü dâr Kapusu şarka ola didi mi’mâr Binanın ki ola kapusu şarkî Güneş doğsa düşer içine şevkî Buhar-ı arzdan olan küdûret
Güneş görse gider niteki zulmet Şu yere ki güneş kılmaz sirayet Zarardır eyleme anda ikamet.
Sicill-i Osmânî, Kâmûsu’l-A’lâm, Latîfî Tezkiresi, Firdevsî’nin Bursalı olduğunu yazıyorlar. Pek muhterem üstadımız Profesör İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Karesi Vilâyeti Tarihçesi’nde 142. sahi-fede 857/1458’de Aydıncık’ta doğduğunu, annesi Belkıs harabesini gezerken kendisini doğurduğunu, babası Hacı Kütük, onun babası Pazarlı Bey, onun babası Hızır Bey, onun babası İlyas Bey, onun babası Gazi Kütük olduğunun Süleymanname’nin mukaddimesinde yazılı olduğunu bildirmektedir. Şu hâlde Sehî Tezkiresi’nin yazdığı ölüm tarihi çok yanlıştır. BK, II/122
FİRUZ AĞA Fatih Sultan Mehmed, 1452’-de inşa eylediği Boğazkesen hisarının bizzat nezareti ile inşasını ikmalden
sonra Edirne’ye avdet eylemiş ve kaleye en fedakâr kumandanlarından biri olan Firuz Ağa komutasında 400 seçme askerden mürekkep bir kuvvet bırakmıştı. Firuz Ağa’nın Alacahırka mahallesinde Pınarbaşı suyu ile dönen bir vakıf değirmeni vardı (BS. 50/79). BK, II/124
FİRUZ AĞA Sultan Ahmed’in kapıağası idi. 1513’te Muradiye zevâidinden 10 akçe yevmiye tayin edilmiş ise de velinimetinin vefatı üzerine duramayacağından Hicaz’a gitmek için izin istemiş, Yavuz Selim de bir senelik vazifesi peşin verilerek gitmesine izin vermiştir (BS. 25/245). BK, II/124
FODLA İmaretlerde fukaraya verilen pide gibi bir ekmektir. Bursa’da Orhan İmareti’nde fukaralar için pişirilen fodlanın eskiden beri 12’si bir vukiyye,
-
a) İmam ve hatib ve sair hizmetliller için pişirilen fodlanın 9’u bir vukiyye,
-
b) Suhteler, müderris ve dâniş-mendler için pişirilen fodlanın altısı bir vukiyye yapılmakta iken, vakfın mütevellisi ve nazırı Dârüssaade ağası İdris Ağa’dan 1632’de gelen bir mektupta müderris, dânişmend ve suhte fodlasından maada fukara ve sair hademeler için yapılan fodlanın dördünün bir vukiyye kesilmesi emredilmiştir (BS. 251/23). BK, II/126
FOTRA KÖYÜ Şirin bir köydür. Bursa’nın batısındadır. Sultan Osman’ın oğlu Ali Paşa (Alâeddin Bey) bu köyü çok sevdiğinden Orhan, padişahlığı kendisine teklif etmiş ise de kabul etmeyip bu köye çekilerek burada oturmuştu. Vaktiyle, yani 1586’da bu köyde birbuçuk feddan tohm-i çeltik ekilirdi. Bu köyde Cafer Bey bir mescid yaptırmış ve 19.5.1605 tarihinde camiye tahvil edilmiştir. 1937’de bu köyün 99 evi vardı. 443 nüfusu hâvî idi (BS. 170/ 133). BK, II/126
25 Bursa’daki Fransız Konsolosluğu
FRANSIZ ESİRLERİ 1802’de gelen bir fermanda: “Fransız cumhuru ile Osmanlı devleti arasında tahaddüs eden husumet, bu defa hüsn-i ülfet ve safvete tebdil olunup muharebe sıralarında alınıp memalik-i mahrusede bulunan Fransız esirlerinin bilâ-bedel salıverilmesi bu defa akdolunan musalaha ahid-namesinin sekizinci maddesinde yazılı olduğundan, Bursalılar elinde bulunan Fransız esirleri, kadı marifetiyle aranılarak meydana çıkarılması ve sahipleriyle beraber mahkemeye celbedilerek, Fransız cumhuru tercümanı veya vekili hazır olduğu hâlde cebr ve ihafa olun-mayarak istintak olunup rızaları ile dini İslâm’ı kabul etmeyip Nasraniyet’te musır olan Fransızların parasız tahlis ve âzad ve vilâyetleri tarafına irsal eylemek üzere semt ve karib bulunan ma-haldeki komiser vekillerine teslim olunmak fermanım olup” denilmekte ve İslâm’ı kabul edenlerden maadasının iadesi emredilmektedir. 1802’de 11. ayda bu emir yazılmıştır (BS. 281/89). BK, II/124
FRANSIZ TÜCCARI Fransız tüccarının Bursa’da aldıkları tavşan derilerinden (cild-i erneb/tavşan derisi), mültezimlerin beher deri için birer para mirî resim istediklerini, İstanbul’daki Fransız elçisi Kont de Şüzelson, bir takrir ile şikâyet eylemiş olduğundan yüzde üç gümrükten başka bir şey taleb edilmemesi emredilmiştir (BS. 314). BK, II/124
FRENGİ
FRENGİ Bu hastalık, Bursa’da XV. asır ibtidalarında görünmeye başlamıştır. İlk zamanlarda 1512 tarihlerinde buna “Frenk uyuzu” derlerdi. Sonraları “Frenk zahmeti (yâresi)” denilmeye başlanmıştır. 1587’de Müslümanların bu hastalıktan çok nefret eylediklerine bir misal olmak üzere şu vesikayı arzedeyim: 1587 senesi İkincikânun ayında Bursa’da Kasım kızı Raziye, Ali oğlu Mehmed adında bir kimseye varır. Bir gün bunu mahkemeye ihzâr ettirip davasını takrir eder ve: “Mehmed beni almak istedikte bazı Müslümanlar, Mehmed ‘Frenk zahmeti’ demekle maruf bir
26 Bursa Şer’iyye Sicillerinde frengi ile ilgili bir kayıt
sârî maraza mübtelâdır, diye ihbar eylediklerinden Mehmed benim böyle bir hastalığım yoktur. Eğer bende böyle bir maraz var ise veyahut evlendikten sonra zuhur ederse mezbur Raziye üç talâk ile benden mutallaka olsun, diye şart etmişti. Bunda bu maraz zahir olduğundan üç talâk ile boş oldum” demiş ve Mehmed inkâr eylemiştir. Bursa’da reisü’l-etıbbâ olan Sunullah oğlu Ataullah Çelebi ve Cerrahbaşı Bayezid oğlu Ahmed ve sair etıbbaya müracaat olundukta, “Mehmed’in bedeninde zuhur eyleyen maraz, beyne’n-nas “Frenk zahmeti” ve inde’l-etıbba ‘karha-i habise’ demekle maruf bir marazdır”, diye müvâcehelerinde ihbar eylediklerinden Mehmed, talâk-ı selâse hakkında şartı inkâr eylemiş ise de Raziye şahitler ile iddiasını ispat eylediğinden Raziye’nin davası kabul olunarak mucibi üzere hükm olunmuştu (BS. 170/ 175). BK, II/125
FUKARA CENAZELERİ Fukaranın techiz ve tekfinleri için beytülmal mukâtaası eminleri hesaplarına 9.000 sağ akçe mahsup edilmekte olduğundan 1737’-de dahi mahsup edilmiştir (BABD. 5375). BK, II/126
FUTA Bir iş işlerken veya hamamda ve sair ahvalde bele bağlanan ipek peş-temala derler. Bursa’da işlenen futalar, cihanın her tarafında tanınmıştır. 1526 senesi Nisanında futalar hakkında şu malûmat vardır: İbrişim futa işleyenler, işlenen futaların tûl ve arzı hususunda Muhtesip İvaz oğlu Muslihuddin Bey ile nizâlı olup bilâhare kadimu’z-zamanlarda işlenen harir futaların tûlu birbuçuk arşın ve arzı bir arşın işlenmekte olduğu sabit olmuştur (BS. 31/459).
1596 senesi dokuzuncu ayında Bur-sa’daki ipek futacılar esnafı ehl-i hibresi olan Halil oğlu Abdurrahman ve yiğitbaşıları Hacı Mustafa oğlu Hacı Bostan ilâ-âhir birçok esnaf mahkemeye gelerek öteden beri Bursa’da işle-
nen ipek futa tarağının dişleri 1.550 adet olagelmiş iken içimizde bazı kimseler 100 dişini noksan eyleyip 1.450 adet diş eylemekle futaları seyrek olmak ile setr-i avret eylemek müşkil oluyor. Bunlara taraklarının dişlerini eskisi gibi 1.550 eylemesinin tenbih edilmesini taleb eylediklerinden eskisi gibi yapmaları emrolundu (BS. 191/ 24).
23.5.1643’te yine esnaf şikâyette bulunmuş ve: “İbrişim futacılar sanatlarına hâlâ hamdest ve nâehil kimseler karışıp celb ve kalb futa işledikleri ecilden aralarında çok ihtilâl olmaktadır. Nâ-ehil olanların bu sanattan men’ edilmelerini isteriz” demişlerdir (BS. 261/79).
10.10.1687’de yine futacılar mahkemeye gelerek: “Eskiden işlediğimiz gü-vez, mâi, ünnâbi futaya bir zülfeden bir zülfeye varınca ikişer kat pot işlene ve uçları ikişer parmak şerbab(?) tozu işlene ve köşeleri mutad üzere işlene ve siyah tabir olunan futanın 100 dirhem ve bir zülfeden bir zülfeye varınca ikişer kat ve güvez 80 dirhem işlendikten birer karış eteklerinden maada ikişer kat pot işlene ve 80 dirhem olduğu zaman birer karış eteklerinden maada ikişer kat potları zülfesinden maada birbuçuk en miktarı işlenir ve içimizden bazı hamdestler bizim reyimize aykırı bir iş işlerlerse kalb hükm olunup tarikat mucibince hakkından geline, dediklerinden nazm-ı umûr-ı müslimîn için meramlarına müsaade olunup min-ba’d, vech-i merkum üzere amel olunmak için ber-vech-i ekid tenbih ve te’kîd olunmuştu” (BS. 362/48). BK, II/127
FÜLÜS 28.3.1623’ten evvel İstanbul darphanesinde kesilen meblağdan her üç yılda bir memâlik-i mahrusedeki çarşı esnafına tevzî olunmak kanun-i kadim olmakla 1623 senesinin yeni fülüs defteri alınıp ve Defterdar Vezir Hasan Paşa’nın nişanı ile nişanlayıp Bursa’ya gönderilmiştir. Çarşıdaki ahâliye tevzî ve mukabilinde akçesin
toplayıp ve tahsil edip hazineye konulması, yeni fülüsün biri, iki pul; dördü bir akçe olmak üzere tevzî ve hasıl olan akçeyi defteri ile keseleyip gönderilmesi hakkında ferman sadır olmuştur (BS. 236/160).
“Fülüs mirînin akçe tahsil olundukta memur olan kuluma bi-hasebi’l-kanun altını 118 akçe, kâmil kuruş 78’er ve esedî kuruş 68’er ve Osmânî 10’ar akçeye aldırıp ve bi’z-zarure akçe alınmak lâzım gelir ise onu bir dirhem çeker, halis ve sahihu’l-ayar ve tamamü’l-vezn akçe aldırtmak emrolunup zinhar kem ayar ve züyûf ve müşakkal ve kırkık akçe aldırılmaması, zira hizâne-i âmire için kabzolunan akçe tablanmayınca(?) alınmaz”. BK, II/126
G
GAİB DEDE Eski Bursalılardan tahsil görmeyenlerin inanışlarına göre bir gaibi olan kimse buna bir nezir (adak) yapar ise gaibi bulunurmuş. Burası bilâhare hapishane oldu. Sonradan da yıkıldı. Burada iki dede vardı. Biri zindanın içinde ve diğeri de merdivenin altında idi. Şimdi ne buna inanan ve ne de dedenin mezarına adayan kalmıştır. Hepsi tarihe karışmıştır. BK, II/129
GALİB ABDURRAHMAN PAŞA İstanbul’da doğdu. Maliye Mektubî Oda-sı’nda, Bahriye Nazırı Mühürdarlı-ğı’nda, Çengeloğlu Tahir Paşa’nın Mü-hürdarlığı’nda, Viranşehir Kâimma-kamlığı’nda, Ankara Defterdarlığı’nda, Batum ve Trabzon Kâimmakamlığı’nda bulundu. Mîr-i mîrânlık rütbesini alınca paşa oldu. Sultan Abdülaziz’e takdim edilen kasidede, ordulara pek çok hizmet etmiş iken rütbesi ref’ ve Bur-sa’ya nefy eylediğini söylüyorsa da hangi memuriyette iken hangi sebep ile nefy cezasına uğradığını tasrih etmiyor (SATŞ. III/449). Başvekâlet Ar-şivi’nde 21 Nisan 1858 numaralı vesikada Trabzon kâimmakamı iken rütbesi tenzil olunarak Bursa’ya nefy edilip Bursa’ya muvasalat ve tevkif edildiği anlaşılmaktadır (BADD. 13075).
1876’da ölmüştür; “Mutâyabât-ı Türkiye” adlı 55 sahifelik matbu bir divanı vardır. Bursa’dan Sultan Aziz’e yazdığı istirhamnâme:
Sadakatle kulun ordulara çok hizmet etmişken
Hakaretle sürüldüm ref’-i rütbeyle
Bursa’ya
Kulun etmedim gerçi avdet üç sene evvel
Vatanda çektiğim âlâm el-an gelmez imlâya
Hüdâ hakkı için ben aç kalırdım
genc-i mihnetde
Ahibbâ asdıkâ celb etmeseydi gâh-ı
lokmaya
Enînim çıktı evc-i âsümâna renc-şüvâ
gamdan
Derûnum inlemekte gece gündüz
benzerdi nâya Firengistan’da iflâsa çıkan tacirler
-asâ vâh
Top attım müflis oldum kalmadı hiç elde sermaye
Uşaklarım dağıldı gel dedikçe bana derler hep
Kaçan at hey efendi hiç gelir mi boş torbaya
Bu sözde hakları vardır ne aylık var
ne yıllık
Husûsan kıllet-i ekl ile dönmüşlerdi
mevtaya Münakkaşdır tebaşir ile bâb-ı hane-i âciz Kulun abluka etti gidemez oldum
ahibbâya Halas et, kâfir-i fakrın elinden Gâlib-i zârî Bırakma kûşe-i nisyan-ı me’yûsîde
bî-vâye.
Divanı, Türklüğü tezyif eden ve müstehcen sözleri hâvî olduğundan hiçbir edebî kıymeti yoktur, zannederim. BK, II/129
GALİB EFENDİ (Mehmed)
GALİB EFENDİ (Mehmed) Şerif Efendi-zâde’dir. XIX. asırda yaşamıştır. Sultan Aziz, saraylılardan Ferahnak Hanım isminde birini Galib Efendi’ye göndermiş ve Bursa muhassılı bey ile beraber bu kızı bir münasib ve hayırlı kimseye nikâh edip vermelerini emretmiştir. BK, II/130
GALİB İSMAİL EFENDİ (Şeyh) Nafiz Efen-di’nin oğludur. Kuşadalı İbrahim Efen-di’nin halifesi olup Setbaşı’nda yeniden bir tekke inşa eden Hacı Şevki Efen-di’ye damat olmuştur. 39 yaşında iken 1867’de ölmüştür. Emir Sultan yolunda Sancaktar Baba denilen Nimetullah Efendi Türbesi karşısında, kayınbaba-sının yanına gömülmüştür. Kendisi şairdir. Babasının vefatında iki sene kadar, kardeşi Ahmed Ziyaeddin Efendi ile birlikte nöbet ile şeyh olmuştur. BK, II/129
GALİB İSMAİL EFENDİ (Şeyh)
GAMMÎ Bk. Mehmed Şah Efendi.
GÂR-I ÂŞIKÂN Pınarbaşı’nın üstünde bir zaviye idi. “La’l Paşa Türbesi” de deniyor. Emir Sultan Bursa’ya ilk geldiği zaman burada oturmuşlardır. Buhara ve Afgan seyyahları Bursa’ya geldikleri zaman burada misafir kalırlardı. BK, II/130
GARİP BİR DAVA 9.7.1642’de İstanbul’dan Bursa kadısına gelen bir fermanda: “Mehmed adında birisi padişaha arzıhâl gönderip Bursa’da Bayrak adında bir Hırıstiyan ile ‘şu eşeğe ters binersen sana iki kuruş vereyim’ diye bahis etmişler. Hırıstiyan ters binerek iddiayı kazanıp iki kuruş almış ise de ‘Siz neden böyle bahis tutuşuyorsunuz?’ diye ikisinin habsedildiğini bildirmiş olduğundan dergâh-ı âlî çavuşlarından Mustafa Çavuş Bursa’ya gönderilmiştir. İkisinin de İstanbul’a gönderilip ahvalleri divan-ı hümayunda şer’ ile görülüp icra-yı hak oluna” diye emredilmiştir (BS. 266/112). BK, II/130
GARİPLER ZAVİYESİ Demirtaş Hamamı alt tarafında ve Lala Şahin Paşa mahallesinde idi. 1495’te vardı (BS. 10/59, 20/105). BK, II/130
GARKIN KÖYÜ Merhum Oruç Gazi vak-fındandır. 1514’te mamurdu (BS. 26/ 222). BK, II/130
GAVSÎ MEHMED EFENDİ Çarşamba Tekkesi banisi Şeyh Mustafa Efendi’nin oğludur. İlâhî ve âlî ilimleri asrı ulemasından tahsil etmiş ve akranı arasında temayüz eylemiştir. Amcası Üçkozlar şeyhi Abdi Efendi’ye intisab ederek “Cahidî” ayinini ikmal eylemiştir. 1700’de babasının vefatı ile yerine şeyh olmuş ve 1748’de ölmüştür. Tekkeye gömülmüştür. Hattat olup birçok nefis kitaplar yazmıştır. İstanbul’daki Hekimoğlu Ali Paşa Camii kubbesindeki nefis yazıları yazmıştır. Afyona alıştığından afyonsuz yapamazdı. Çok defa yazı yazarken dalar ve tekrar aklı başına gelinceye kadar elinden kalem düşmezdi. Yazdığını bozmazdı. Gözünü açınca tekrar bıraktığı yerden yazmaya başlardı (SO. III/620). BK, II/130
GAYRETÎ BEY Abdullah’ın oğludur. 1573’te Mihaliç’te Çark köyünün sipahisi iken vefat eylemiştir. BK, II/131
GAZALÎ Bk. Mehmed Gazalî Efendi. BK, II/131
GAZALÎ MEHMED EFENDİ Sultaniye Medresesi’nde müderris ve dersiâm hocalarından iken 1845’te vefat eylemiştir. Şerefüddin Paşa (Okçular) Camii kıble tarafına gömülmüştür. Âlim, fâzıl, müdekkik bir zat idi. BK, II/131
GAZİ Bk. Mehmed Efendi.
GAZİ AHMED MUHTAR PAŞA Bk. Muhtar Paşa (Gazi Ahmed).
GAZZÎZÂDE Bk. Abdüllâtif Efendi.
GEBE KİLİSE MESCİDİ İznik’tedir. Abdullah oğlu Pervane, 3.500 akçe vakfedip imam olan kimsenin günde bir cüz Kur’ân okumasını şart eylemiştir (Kanunî zamanındaki hazine kayıtlarından). BK, II/131
GEDELEK KÖYÜ İznik’tedir. Yavuz Se-lim’in İstanbul’daki imaretinin vakfıdır.
Burada bir göz değirmen varsa da harap olmuş ve binadan eser kalmamış iken Dereköy’den Hacı Sefer, mütevellisinden tapu ile almış ve değirmeni imar eylemiştir. Bu köyde bir de Hüseyin Bey değirmeni vardır. Kızı La’lî Hatun’a intikal eylemiş ve bu da kaleler tezkirecesi Hasan oğlu Derviş Çele-bi’ye 1.200 akçeye satmıştır (Kanunî zamanındaki hazine kayıtlarından). BK, II/131
GEDİK Esnafa kendi başlarına sanatlarını yapmak üzere verilen ruhsattır. Esnafın miktar ve adedi ihtiyaca göre tesbit edildiğinden ziyadeleştirilemez. Yani başka birisi kendi başına yeniden dükkân açamaz. Bir de bir dükkân içerisinde bulunan eşyalara da gedik derler. Dükkânlar bu eşya ve malzeme ile beraber devr olunur. Osmanlı devrinde inhisardan başka bir şey olmayan gedik usülü 1727’de başlamış, 1812’de lağvedilmiştir. Gedik, hükûmet dairelerinde ve sarayda da vardı. BK, III/108
GEDİK Bir eşkıyanın adıdır. Bk. Eşkıya (1687). BK, III/109
GEDİK Şimdi kullandığımız “kadro”nun tam mukabili idi. Meselâ, Bursa’da 20 alboyacı esnafı bulunması lâzım geldiğine karar verilir ise 21 olamazdı. Bir kimsenin yeniden bir işe girmesi için mutlaka birisinin eksilmesi lâzım gelirdi. İşte buna “gedik” derlerdi. Bir gedik açık olmadan başkası o işe giremezdi. Eski kaleminden muayyen bir ulûfe alırdı. Bunların muayyen bir vazifeleri olmadığı için bunlara “müteferrika” derlerdi. Bir zamanlar bunlar tahdit edildi. Ve gedikli müteferrika, gedikli çavuş denildi. 28.4.1736 senesinde Bursa’ya gelen bir fermanda “Hükûmetin bu günlerde pek çok işleri olduğundan gedikli müteferrika ve çavuşlarının cümlesinin İstanbul’da bulunmaları iktiza eylediğinden cümlesinin yerlerinden ihraç edilerek serîan
İstanbul’a gönderilmesi” emredilmiştir (BS. 377/86). BK, II/131
GEDİKLİ Emsali arasında imtiyazı olan, bir sınıfa başkanlık eden kimsedir. BK, III/108
GEDİKLİ AĞALAR Enderun’daki odalarda, koğuşlarda, ocaklarda vazifeleri ve çıraklıkları olan ağalar demektir. BK, III/108
GEDİKLİ ÇAVUŞU Enderun-ı hümâyûn ve rikâb-ı hümâyun çavuşlarının mümtaz ve muvazzaf olanlarına derlerdi. BK, III/109
GEDİKLİ EFENDİLER Hazine-i hümayundaki giren ve çıkan defterlerle sair kayıtları tutan dört kâtibe derler. Bunlardan birisi “Başefendi”, diğerlerine sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü efendiler denilirdi. BK, III/108
GEDİKLİ KÂTİBİ Bunların kâtipliğini yapanlara derlerdi. Sonraları Ruûs-ı hümâyûn kesedârlığına bağlanmıştır. BK, III/108
GEDİKLİ KÖYÜ İznik’tedir. Osman Gazi vakfındandır. Bunlar söğüt kesicilerdir. BK, III/109
GEDİKLİLER MUHTARI Enderun-ı hümayun (saray) nizamatınca her koğuşun, her odanın muayyen ve miktarı mah-dud gediklileri vardı. Bunlar içlerinden en kıdemlisini riyasete intihab ve aylıklarını almak gibi bazı muamelatı yapmaya vekil ederlerdi. Buna “Gedikliler muhtarı” derlerdi. BK, III/108
GEMLİK HÜKÛMET KONAĞI 1851’de müdür konağı 15.000 ve 1858’de 3.010 kuruş sarfı ile tamir edilmişlerdir. BK, II/136
GEMLİK İSKELESİ
GEMLİK İSKELESİ 1845’te harap olduğundan yeniden 2.500 kuruş sarfı ile tamir edilmiştir. BK, II/136
GEMLİK KAPLICASI Kasaba civarında 10 dakika mesafedeki kaplıca harap olduğundan ve şifası tecrübe ile meydana çıktığından kereste nazırı tarafından 1836’da tamir edilmiştir. 1873’te kaplıca şu vaziyette idi: Belediye tarafından dört oda ve bir soğukluğu hâvî bir ılıca inşa olmuştu. İçerisinde bir havuzu ve bir kurnası vardı. Suyu gayet lâtif ve berrak ve sıcaklığı mutedil idi. Mütenevvi illetlere nâfi olduğu tecrübe olunmuştu. Belediye tarafından idare edilmekte idi. BK, II/136
GEMLİK KASABASI
GEMLİK KASABASI Kendi adıyla anılan körfezin nihayetindedir. İznik gölünün ayağını da alan Sazlıdere, burada denize dökülür. Kasaba şirin bir yerdedir. Manzarası güzeldir. Havası, etrafındaki bataklıklardan dolayı biraz ağırcadır. Burada çok miktarda zeytin tanesi, zeytinyağı, her nevi meyve ve sebze ve bilhassa iri taneli enginar ve denizinden dahi her nevi balık hasıl olmaktadır. Bursa’nın zaptından altı-yedi sene sonra 1333 senesinde Kara Demirtaş Bey’in himmetiyle Gemlik, Osmanlıların eline geçti. Bursa’nın tesliminde, Bursa’da bulunan kral ve ahâli, Gem-lik’e iltica etmişlerdir. Gemlik’in tesliminde, (Gemlik’in fethinde) isteyenler hicrete serbest bırakıldıklarında Gemlik tekfuru ile dairesi halkından başka hiçbir kimse yerinden oynamadı (LTC. VI/97). Birkaç sene sonra da Anahor, Armutlu kaleleri düştü. Burası Türklerin birinci sınıf bir tersanesini hâvî olduğundan çok mühimdir. İnegöl ormanlarından gelen kerestelerle burada kalyonlar yapılır. Bozburun dağlarından donanma için kürek yapılır ve yine bu dağlardan, sarayın odun ve kömürü temin edilirdi.
Türkler bu şehrin imarına çok hizmet etmişlerdir. Yedi kolağası Solak-başı Mehmed Ağa, cami, han ve hamam yaptırmış ve su getirmiştir (BAVD. 18718). Demir Subaşı bir mescid bina etmiştir (BAVD. 18996). Gemlik köylerinden Umur Bey köyünde Bedreddin
Pars Camii (BAVD. 12993), Büyük-kumla’da Bakkal Pîrî Camii, Osman Çavuş Camii ve Mektebi, Küçükkum-la’da Hacı Memi Camii ve Emir Sultan vakfından hamam, Eski Cami’de İsmail oğlu Hüseyin Ağa Zaviyesi (BAVD. 20828, 25504, 24501, 22054), Sûfî Ömer Efendi’nin Eski Camii, Şeyh Abdullah Efendi’nin Kadirî Tekkesi, Armutlu köyünde Derviş Çelebi Camii, Genç Ali köyünde Kiremitçi Sinan Bey’in Çeltikçioğlu Tuzlası vakıfları vardır.
Gemlik kasabası ve civarı, vaktiyle Yıldırım Camii ve Medresesi vakıfları idi. Gemlik’deki reaya avârız ve bedel nüzülleri mukabilinde saraya nar gönderirdi. Armutlu, Fıstıklı, Kapaklı, Enarlı, Karaca Ali ve Büyükkumla, Arnavut köyleri de avârızları mukabilinde saray kayıkları için 3.000 kürek verirlerdi. 20.11.1813’te verilen bir emirde, senede 3.000 kürek veren ahâliden mîr-i mîrân ve mirlivalar tarafından devir, nal bahası, kaftan bahası, zahire bahası, teftiş akçesi ve sair bahane ile hiçbir şey almamaları ve ahâlinin intihab eyleyecekleri dört Hırıstiyanı köybaşı nasb etmeleri ve saray için verecekleri narı İstanbul’a değil Edirne sarayına götürmeleri emredilmiştir.
1719’da saray için çekisi 30 akçeden yani 10 paradan 4.313 çeki odun alınmıştır. Büyükkumla, Armutlu, Kapaklı (Çanaklı), Enarlı, Fıstıklı, Karaca Ali, Arnavut köyleri avârızları mukabilinde padişahın kendisine mahsus sandallar ve saray sandalları için, her sene 3.000 kürek gönderilmesi kanun iktizasın-dandı (BASAD. 5685). 1703’te Kürek kat’ olunan kurânın beyleri vardı ki ilk orman bekçileri sayılabilir. Demek Türkler, 240 sene evvel ormana bekçi tayin eylemişlerdir.
20.1.1791’de gönderilen 3.000 kürek taslağı Tophane’deki kürekçi esnafına verilip yirmide biri iyi olup diğerleri işe yaramaz olduğundan yeniden gönderilmesi emredilmişti.
Gemlik’in Dışkaya köyünde, yünden çorap ve heybe, kilim ve çuval imâl olunurdu. Bahriye askerine, lüzumu üzerine, 100.000 kıyye zeytin en âlâsından olmak üzere Gemlik’ten alınırdı. 12.1.1852’de kıyyesi 12.000 paraya satılıyordu. Gemlik’te “Tersane emini” ile bir de “Kereste nazırı” adında iki cerbezeli ve tehdidini isbata kâdir memur bulunurdu.
Gemlik Tersanesi’nde yapılan kalyonlar:
1787’de Armutlu sahilinde Bursa müderrislerinden Ahmed Bahaeddin Efendi tarafından dört, Bilecikli Hacı Himmetzâde tarafından 22’şer zira’ tûlunda, 8 şalope inşa edilmiştir.
1790’da geçen harpte harap olan donanmanın yerine, Sinop, Midilli, Kemer ve Rodos, Bodrum ve Gemlik tersanelerinde 8 kalyon inşası emredilmiş ve Gemlik’te kapıcıbaşı Süleyman Bey tarafından 51,5 zira’ bir kalyon inşa edilmiştir.
1791’de Rakım Paşa hazinedarı kapıcıbaşı Mustafa Ağa tarafından 57,5 zira’ kalyon (BABD. 4286) ve 51 zira’ bir kalyon inşa ile tersane ıslah edilmiştir (BABD. 9856).
1792’de Kapıcıbaşı Avarinli Ahmed Ağa tarafından 55 arşın firkateyn inşa edilmiştir (BABD. 4145). Bunun masraflarının bir kısmı muhasebe yapılırken kaydedilmediğinden kendisine zimmet kaydedilmiştir (BAML. 24024).
1793’te İnegöl âyânından Derviş Paşazâde Numan Bey, 55 zira’ kalyon inşasına memur edilmiş ve Bursa’nın hissesine isabet eden 1.213 parça kerestenin, İnegöl dağlarından kesilip Gemlik’e naklini 33.667 kuruşa taah-hüd ederek bu parayı Bursa âyânı eski Filibe kadısı Abdullah Molla Efendi oğlu Hâdîzâde Mehmed Efendi’den tamamen almıştır (BS. 286/12). Bu kalyon inşasında 1.000 keseden fazla halktan para tahsil edilmiş, ancak bu para yağmacıların eline geçmiş ve fukaraya zulüm yapıldığı, 200 kese ile yapılacak bir kalyon için, 1.000 kese
27 Gemlik
toplanması ahâlinin gadrini mucib olacağından, Gemlik sahası bundan böyle müstakil bir tersane itibar olunmuş ve bu havalide kesilecek kereste için fakir halktan bu derece akçe tahsilinin onları mutazarrır kılacağı, bu hâle göz yumulur ise ahâli perakende ve perişan olacakları düşünüldüğünden, Hudâvendigâr livasının 23 kazasını birer birer dolaşarak tahkikat icrasına Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Pa-şa’nın (III. Selim’in sütkardeşi ve Esma Sultan’ın kocası) kethüdası Hacı Ahmed ve hâcegândan Halil Şekib Efendi memur edilmiştir. 14.6.1794’te Kaptan Bey hazır olduğu hâlde büyük törenle bu kalyon denize indirilmiştir.
1793’te tekrar 57,5 zira’ bir kalyon inşasına başlanmıştır (BAML. 32764).
1794’te 59,5 zira’ bir kalyon inşasına Numan Bey memur edilmiştir.
1795’te Numan Bey ve Emin Efendi tarafından bir kalyon yapılmıştır (BABD. 5690).
1796’da İnegöllü Numan Bey 57,5 zira’ bir kalyon inşa ettirmiş, “Ejder-i Bahri” adı verilmiştir.
1797’de İnegöllü Numan Bey, kapı-cıbaşı rütbesini haiz iken terfi ettirilerek “paşa”lık namı verilmiştir.
1800’de İnegöllü Numan Paşa’nın başlayıp Süleyman Ağa’nın ikmal eylediği kalyonu masrafı 20.585 kuruşa çıkmıştır (BABD. 7082). Numan Pa-şa’nın livalığı ref’ edilmiştir. Gemlik’te
28 Bursa-Gemlik yolu inşa edilip İstanbul’a götürülen bu kalyonun masrafı 163.837,5 kuruştur.
1801’de Numan Bey tarafından 59 zira’ bir kalyon inşa ettirilmiştir (BABD. 5004).
1805’te Numan Bey tarafından kalyon inşa ettirilmiş ve deryaya indirilmiştir (BABD. 9887). Bunun masrafı 62.500 kuruştur.
1809’da kapıcıbaşılardan mirahur-ı evvel-i şehriyarî payesiyle Bilecik voyvodası ve Gemlik tersanesi emini Ali Ağa tarafından 55 zira’ bir kalyon inşası için 6.405 cins kereste lâzım olmuş ve bunlardan Kulünk, Kazan keresteleri bu dağlarda bulunmadığından tersanenin “çöp” (kereste) ambarından verilmiştir.
Ahı Dağı’ndan Gemlik tersanesine müretteb kereste arabalarının geçecekleri Koyun köprüsü ve Köprübaşı köprüsü harap olduğundan 3.381 kuruş ile esaslı surette tamir ve tecdid olunmuştur.
1822’de donanma maiyyetinde kullanılmak üzere üç kıt’a küçük sefinelerden firkate inşa edilmiştir.
1826’da Mustafa Bey masrafı ile korvet, kalyon inşa edilmiştir.
1835’te Mehmed Celâl Ağa tarafından kalyon inşa edilmiş ve tersaneye gönderilmiştir.
1835’te kereste emini kapıcıbaşı Mustafa Ağa tarafından “İclâliye Kalyonu” inşa edilmiştir.
Buhar kuvvetinin gemilere tatbikinden sonra da Gemlik tersanesi çalışmalarına devam eylemişti. Tekneler Gemlik’te yapılıyor ve Avrupa’dan gelen makineler, kazanlar konuluyordu.
1861’de ahşap uskur firkateynlerden “Nasru’l-Aziz” firkatı denize indirilmiştir. Bu geminin 30 topu ve 600 beygir kuvvetinde makinesi vardır. 2.897 tonluk idi.
1863’te ahşap uskur nâvilerinden “Nâvi-i Merih” denize indirilmiştir. 8 top ve 160 beygir kuvvetinde makinesi vardı, 609 tonilatoluktu.
1863’te “Cebel-i Lübnan” firkateyni inşa edilmiş, denize indirilmiştir. Bu törende Sultan Aziz de bulunmuştur.
1865’te ahşap uskur üskûnelerden “Üskûne-i Sipah” denize indirildi. 4 topu vardı, 220 tonilatoluktur. “Musul Üskûnesi” dahi aynı sene denize indirildi.
1871’de 1609 tonilatoluk Asîr vapuru denize indirildi, 4 top kondu. Tersane nakliye vapurlarındandı.
1873’te 77 tonilatoluk Fındıklı ve Kasım Paşa vapurları denize indirildi. Makineleri 25’er beygir kuvvetinde idi.
1874’te “Mukaddime-i Şeref-i Korvet” denize indirildi. 2.732 tonilato hacminde ve 200 beygir kuvvetinde makinesi vardı.
Hulâsa, Türklerin ilk eline geçtiği zaman “Gemlik” adını hakkıyla almış ve Türk bahriyesine çok hizmet eylemiştir. BK, II/132
Gemlik-Bursa Yolu
Bursa yolu 1856’da Vali Mehmed Namık Paşa zamanında yaptırılmıştır. Yol mühendisleri Bedyani, Zani, Mobu-rus, Makir isminde Eflaklı, Fransız, Beyoğlu levantenlerindendir. Bunlar birbiri ile geçinememişler, münazaralar yapmışlar, iftiralar atmışlardır.
Vali Namık Paşa’nın İstanbul’a, Nafia meclisine 16 Birincikânun 1856’da yazdığı bir mektupta: “Gemlik yolu mühendisi Bedyani ile Zani gelip yol memuru Mehmed Efendi ile sair Türk memurlarından şikâyet eylemiş ve
kumdan tahaccür eylemiş bir miktar taşlar getirip Mehmed Efendi’nin re’yi ve cebri ile yola konulduğunu söylemişlerdir. İki defa yola girip teftiş eylediğini ve Mehmed Efendi hasta olduğundan vazifesine gidemediğini ve taş istimali ve saire ise mühendisleri ile asıl memuriyetleri iktizasından olduğundan bu şikâyetin arzından ibaret olduğundan dinlenemeyeceğini anlayarak Fransızın İstanbul’a gittiğini ve İstanbul’dan Bursa Meclis-i Kebir eyalet azasından Tahir Ağa’ya yazdığı Fransızca bir mektubun tercümesinde; “Taşları Bedyani koydurmuş ve yine bu taşları alıp şikâyete gitmiş. Bu adamın yaptıkları şu hadiseyi hatırlatıyor: Fransa’da kavga eden Kıp-tîler birbirleriyle münazaa ederken kavgalarına ehemmiyet verdirmek sevdasıyla kendi çocuklarının bacağından tutup hısımlarına vururlar. Sonra kan içinde kalmış ve sakatlanmış evlâdlarını alıp düşmanlarına karşı mahkeme huzurunda davaya kalkışıyorlar. İşte Bedyani de iki sene refikleri ile beraber pek çok masrafla çıkarılmış ve kırılmış taşlarla yol yaptılar. Bunlar eridiler, çamur oldular ve topraklı taştan köprüler yaptılar, eridiler, yıkıldılar.” Bu mektup Ruso tarafından Mehmed Efen-di’nin haksız iftiradan kurtarılması için yazılmıştır.
Meclis-i Nafia azasından Mehmed Bey’in yazdığı bir mektupta, Gemlik yolunda istihdam olunan Beyoğlulu Makir, arkadaşları ile münazaa eylediğinden hizmetini terk ve rufekâsı dahi uygunsuzluğundan ihraç edilmiş ise de bunun dirayetli olmasından ve terk-i hizmet eden Irgatbaşı İbrahim Efendi, sairlerinden ziyade bu işe vukufu olduğundan tekrar işe başlattırılmaları bildirilmiştir (BAİD. 485). BK, II/135
GEMLİK KÖPRÜLERİ Gemlik ile tersane arasındaki üç ve Bursa caddesinde Kurtul’daki iki ahşap köprü 1845’te 2.500 kuruş ile tamir edilmiştir. Yenişehir hududuna kadar şose üzerinde
50 adet kârgir ve metin köprü vardır. 1893’te yapılmıştır. BK, II/136
GEMLİK REDİF TABURU İnşaatı biterek 27 Birincikânun 1892’de açılış töreni yapıldı. BK, II/136
GEREDE “Bursa’da gerede pişirenler, geredenin terekesini alçak edip ayrıca bir de tennur dahi yayıp ol tennurda ciğer ve pançus ve börek pişirip ve ikisini bir akçeye pişirmeğe kalktıklarından men’ edilmiş ve memnu olmadıklarından gerede pişirmeleri de men’ edilmişti. 18.6.1574’te yalnız bir tennur yayıp burada ekmekten terekesini ve eleğini pak edip dört adedini bir akçeye pişirmek ve kendileri paraları ile pançus ve ciğer ve börek almayarak fukara getü-rürler ise onları gerede pişirdikleri ten-nurda pişirmek ve yalnız bir tennur kullanmak şartıyla tekrar gerede pişirilmesine ve somun narhından 150 dirhem eksik olmak üzere kadı tarafından icâzet verilmiştir” (BS. 119/9). BK, II/137
GEREDELİ KÖPRÜSÜ Ahmed Dâî mahal-lesindedir. 1523. BK, II/137
GEVHER MELEK SULTAN
GEVHER MELEK SULTAN Cem Sultan’ın kızıdır. 1566’da Gelibolu’nun Çepni nahiyesindeki Palatnos köyünü II. Bayezid, Gevher Melek Sultan’a temlik eylemiş ve o da Sultan Abdullah’ın kızı Aynîşah Sultan’a satmıştır. Aynîşah da Bursa’daki muallimhanesine vakfeyle-miştir (Yavuz zamanında, 1519’da zuamâdan İbrahim Bey tarafından yazılan Gelibolu livası tapu defterinden). BK, II/137
GEYİKLİ BABA SULTAN
GEYİKLİ BABA SULTAN Asıl ismi Meh-med’dir. İran’ın Hoy kasabasındandır (G. 220; KA. 3943). Bu zatın Bursa’nın fethinde Orhan ile beraber bulunduğu, Bursa fatihlerinden olduğu yazılıyorsa da, Mevlânâ Bitlisi (B. 44) şu yazısı ile bunu tekzip ediyor ve Geyikli Baba’yı
29 Geyikli Baba Türbesi
Orhan Gazi’nin Bursa’nın fethinden 9 sene sonra Turgut Alp’ın tavsiyesiyle tanıdığı anlaşılıyor. Vak’a şöyledir: “Orhan Gazi, oğlu Süleyman Paşa’yı Balıkesir’e vali yapınca kendisi Bur-sa’ya geldi. Cami ve imareti yaptırdı. O sırada dervişlerden nâmakul bir iş sadır olduğundan dervişleri teftiş etmeye başladı. Yeni teşkil edilip tevessü’ etmeye başlayan Osmanlı ülkesine muhtelif yerlerden derviş kıyafetinde bir sürü insan akmakta idi. Bunlar Uludağ’daki keşişlerin terk eyledikleri manastırları zapt edip zaviye hâline koymakta idiler. Bunların birçoğu hudut dışı edilmiştir. Bu dervişlerden birisi vardı ki, İnegöl yöresinde, Keşiş Dağı yanında, bir nice dervişlerle yerleşmişti. İçlerinden bir derviş vardı ki, dağda geyiklerle bile yürürdü. Turgut Alp, buna gayet muhabbet edip daim bununla musahabet ederdi. “Hayvanlar bu zattan kaçmaz” diye Orhan’a med-heyledi. Orhan Gazi dahi, “kimin
30 Geyikli Baba Camii ve Türbesi planı (Ayverdi’den)
müridlerindendir, sorun” deyicek varıp sordular. Derviş, “Baba İlyas ve Seyyid Ebu’l-Vefa tarikatındanım”, dedi. Gelip haber verdiler. Orhan, “buraya getirin”, diye adam gönderdi. Derviş: “Ne ben Bursa’ya giderim ve ne de Orhan buraya gelip beni günaha koymaya”, dedi. Orhan: “Niçin böyle ederler, onlardan muradımız vardır”, dedi. Derviş yine cevap gönderdi ki, “Dervişler gezici olup dua vaktini gözetirler. İnşaallah vakti geldiğinde varıp dua ederiz” diye cevap verdi. Ve birkaç gün sonra derviş bir kavak fidanını omuza yüklenip Bursa’ya gitti. Hisar’da Orhan Bey’in sarayı havlusunda kapısının iç yanında bu kavağı dikmeye başladı. Orhan’a haber verdiler. Orhan dervişin yanına gitti. Orhan söze başlamadan derviş; “bizim bu teberrükümüz ufak ama dervişlerin duası, sana ve senin neslinedir”, dedi. Ve hemen dönüp gitti. Bir gün yine Sultan Orhan birçok mal verdi. Derviş kabul etmedi: “Biz bunun ehli değiliz”, dedi. Orhan’ın ısrarı üzerine; “şu karşıki tepecikten beri olan yerler, dervişlerin avlusu olsun”, dedi. Orhan verdi ve duasını aldı. Derviş vefat edince Orhan Gazi üzerine bir türbe ve bir cami ve yanına da bir zaviye bina eyledi (B. 45). Mevlânâ Bitlisî’nin bu yazısına göre Sultan Orhan, Geyikli Baba’yı Bursa’nın fethinden dokuz sene sonra tanımıştır. Bir geyiği kendisine alıştırıp bu hayvana binip gezdiği için bu lakapla şöhret almıştır. Bu köy İnegöl’e bağlı iken (1640), tekrar Bursa’ya bağlanmış ve fakat bunun avârızhaneleri, İnegöl’deki gümüş madenine bağlı olmakla, eskisi gibi parası ile kömür madeni için kömür yakmalarına dair padişahtan 1642’de emir gelmiştir (BS. 261/ 197).
Baba Sultan Camii, Türbe ve Zaviye-si’ne, Geyikli Baba köyünden başka İnegöl’e tâbî Kulbar köyü ve Geyikli Baba köyündeki hamam, değirmen ve Bursa şehrindeki dükkânlar ile bağ, bahçe ve ceviz ağaçları vakfedilmiştir (BAVD. 754, 25988).
Bunun türbesinin bulunduğu köye “Geyikli Baba” ve sonraları “Baba Sultan” köyü denilmiştir. 1927 senesinde bu köyde 164 ev ve 738 insan vardı. Bursa tarihlerinde, Şakayık-ı Numa-niyye’de ve Bursa’ya dair olan mecmualarda Geyikli Baba’ya başka bir de “Ahulu Baba” da denilmektedir. Bursalı şair Lâmiî, “Münâzara-i Sultan-ı Bahar bâ-Şehriyar-ı Şitâ” adlı eserinde bu köyün adının “Ulvi Baba” olduğunu yazıyor (G. 220). Balım Sultan’ın da burada gömülü olduğu, Tebriz’den Bursa kadısına gönderilmiş 15.9.1586 tarihli bir fermandan anlaşılmaktadır (BS. 155/378). BK, II/137
GEYİKLİ MEDRESE Bk. Ahmed Paşa.
GEYVAN (Hoca) Abdülgaffar oğludur. Selçuk Hatun mahallesinde sakin idi. Tüccardır. 25.10.1618’de evlerini hayır işlerine vakfeylemiştir (BS. 332/80). BK, II/140
GEYVE HANI Buna, mimarının adı ile “Hacı İvaz Paşa Hanı” da derlerdi. Uzunçarşı’dan Demirkapı tarafına dönünüz. Buranın sağ tarafında şimdi büsbütün harap ve kısmen de kullanılan bir harabe vardır ki buna “Geyve Hanı” derler. Bu han Yeşil Camii’nin vakfıdır. Bursa Sicilleri’ne göre 1647’-de hanın alt ve üst kemerleri, sofaları, damları tamir edilmiş ve kurşunları sökülerek satılmış ve bunun yerine kiremit döşenmiştir ve ayrıca da 9.040 akçe sarf edilmiştir (BS. 269/38). 1740’ta hanın ahırı örtüsü ve hayvanat yemlikleri, hanın üst katındaki taş kaldırımlar ve “peyke” tabir olunan sofalarının tırabzonları ve cami ve türbenin mevazii 72.487 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 338/37). 1743’te han içindeki mescid ve hanın alt ve üst kat
31 Geyve Hanı birinci kat planı (Ayverdi’den)
kaldırımları ve üzerindeki kiremitleri 102.842 akçeye tamir edilmiştir (BS. 338/71). 1775’te hanın ahırı, yemlikleri ve kârgir ayakları 18.000 akçeye tamir edilmiştir (BS. 331/125). 1818’-de fevkânî ve tahtânî 54 odası olan bu han, 19.800 icarı ve 39.600 hancılığı iltizamı olarak cem’an 59.400 akçe vakfa hasılat getirmiştir. Bu han hakkında Bursa Sicilleri’nde fazla malûmat bulamadık. Çelebi Sultan Mehmed yaptırmıştır. BK, II/140
GILMAN Bursa’da, Dârüssaade (saray-da)’de evvelden dört nefer gılman-i sultanî hizmet etmekte iken birisi ölmüş, birisi sakatlanarak amelden kalmış ve biri dahi levend olup çıkıp gitmiş olduklarından 5.8.1518’de bir oğlan kalıp şimdi üç nefer oğlana ihtiyaç olduğu arz olunmuştur (BS. 283/204). BK, II/148
GIRBALCI
GIRBALCI Kalburcu demektir. 1693’te Bursa’daki gırbalcı taifesi ile sağrıcı (hayvanın beli ile kuyruğu arasındaki yerden çıkan kalın deri) taifesinin yabanda bulunan at, katır, eşek lâşeleri-nin derilerine müteallık 1608 tarihinde
32 Darüşşifa’da çalışan gılmanlar hakkında bir Şer’iyye Sicili kaydı
Kat. Behai'Mih, pboUtgr
33 Girit Kandiye limanı nizaları olup lâşelerin derilerini gırbal-cılar alıp gırbala salih olan yerlerini işleyip sağrı olmaya salih olan yerlerini sağrıcılara satmaları emredilmiş ve huccet verilmiştir. Lâşelerin sahipleri varsa onların alması, yoksa herhangi taife yolup yüzerse onun olup mülkü olduktan sonra kendilerine yaramayan yerlerini öteki esnafa satmaları tekrar emredildi (BS. 246/73). BK, II/141
GIYASEDDİN Hoca İmadeddin’in kızının oğludur. Babası Nizameddin’dir. Mesih Paşa mahallesinde bulunan evinin duvarını bozar iken bir çömlek Sultan Mehmed akçesi bulunmuştu. Kendilerinin olduğunu ispat edemediği için beylik tarafından alınmış ve defteri ile Mehmed Çavuş yedi ile Bursa darphanesine gönderilip 1.505 dirhem sikke, heyet müvâcehesinde 15.5.1513’te teslim edilmiştir (BS. 25/81). Hoca Gıyaseddin 15.9.1513’te Şeyh Paşa mahallesinde ölmüştür. Yalnız oğlu Mehmed kalmıştır. Metrûkâtında birçok divanlardan biri olan müzehheb ve mücelled Süleyman divanı, 200 akçeye satılmıştır. Hafız, Câmî, Şâhî divanları da vardır (BS. 24/64). BK, II/142
GIYASEDDİN (Hoca) Fatih zamanında, İstanbul’a sürgün olanların emlâki satılıp “Hazine-i Hümayun”a teslim olunması emrolunduğundan Hindis-
tan’da bulunan bu zatın da evleri, eski Bursa kadısı Muslihuddin Efendi tarafından 1.12.1484’te 18.000 akçeye Hacı Mehmed oğlu Hüseyin’e satılmış ve bedeli hazine-i âmireye gönderilmişti. Hoca (Gıyas), seferden avdet edip evleri kendisine in’am olunmakla Bursa mizanını tutan Kemal’den 18.000 akçe alınıp Hüseyin’e verilmiş ve Hüseyin de evi eski sahibine iade ve teslim etmiştir (BS. 2/202). BK, II/142
GIYASEDDİN PAŞA ÇELEBİ Akşemsed-din’in kardeşi Alâeddin Efendi’nin oğludur. Molla Hayalî, Hocazâde gibi zatlardan ders görmüş; Ankara, Amasya, İstanbul, Eyüb medreselerinde müderrislik yapmıştır. Tekrar 1517’de Amasya müderrisliği ile oradaki Bayezid Medresesi verilmiş ise de bir müddet sonra 70 akçe yevmiye ile tekaüd olmuştur. Kudüs kadılığını istemiş ve kendisine tevcih olunmuş ise de vefat eylemiştir. Ve Kızık Çeşmesi kurbünde, Molla Çelebi menzilinde, (viran olup Davudkadı Hamamı’na giderken sağ kolda ve yola muttasıl olup) amcası Emrullah Efendi civarına gömülmüştür. Âlim ve fâzıl bir zat idi (G. 280). BK, II/142
GİRİT ADASI 1645’te Bursa sancakbeyi Mehmed Bey’e gelen bir emirde: “Bundan evvel; ‘Hudâvendigâr sancağındaki müteferrika, çavuş, zuamâ ve erbab tamamıyla kalkıp acele ile Gelibolu’dan geçip Girit adasına varasınız’, diye emir gönderilmişti. Asker-i İslâm’ın muhasara eylediği kale feth ve teshir olunduğundan buna hâcet kalmamış ve herkese yerli yerine gitmek için izin verilmesi ve bunlar yerlerine varıp noksan olan sefer mühimmatı tedarik ve ihzâr edip padişahın ömürlerinin uzaması için duaya devam etmeleri” emredilmişti (BS. 265/120).
30.7.1684’te Edirne’de bulunan padişahtan gelen bir emirde: “Girit’in muhafazası için yazıldıkları günden itibaren bir sene müddetle Girit adasına
ağaları bayrağı altında muhafazada bulunmak şartıyla altışar akçe ibtida ve dörder akçe terakki ile yevmiye onar akçe ile ibraları verilip sipahi oğullarına ilhak olunmak üzere 500 nefer süvari serdengeçti yazılması ferman olunmakta, reaya ve reaya oğullarından olmayıp harbe ve darbe kâdir ve silah istimaline mahir koloğlu ve askeri evlâdlarından serdengeçti tahrir ve tekmil edilerek mübaşiri, elindeki ruûsları alınarak tevzî ve bir gün ol hizmette bulunmak üzere kadılar ve kethüda yerleri ve âyân-ı vilâyet ve sair iş erlerinin bir an evvel bu işi ikmale yardım etmeleri” emredilmiştir (BS. 197/35). Bundan sonra, her birkaç senede bir Girit’e Hudâvendigâr vilâyetinden yüzlerce kişiler sevk edilmiş ve bunların birçokları orada ölmüşlerdir. BK, II/141
GONCA Arapçada nazende, şivekâr, mahbûbe ve Farsça’da yaprakları henüz açılmış veyahut açılmamış çiçek tomurcuğuna denilir. Gül goncası, karanfil goncası gibi. Halbuki 1738’de esrar gibi içilen bir muzır şey idi. 1738’de Şeyh Ali Halvetî, Seyyid Cemali Halvetî, Seyyid Ahmed, Seyyid Mustafa, Süleyman, Ahmed Abdülbâki Ağa-zâde, Kardeş Mehmed, Sultan Bayezid yakınında Göncüler kapısı karşısında Seyyid Cemal’in dükkânında gonca içerlerken tutularak cümlesi Bursa’ya sürülmüşlerdir (BS. 380/ 66, 67,68). BK, III/84
GÖKÇEDAĞ Bk. İnekullar.
GÖKDERE MEDRESESİ Bk. Paşa Çelebi Medresesi.
GÖN 15.11.1678’de verilen bir emirde Baç pazarına gelen Hüsam, gönü, eskiden beri debbağlar almadan evvel başka esnafın alması memnu iken şimdi buna dikkat edilmediğini bildirmiş ve bundan sonra debbağlar almadan evvel diğer esnafın gön alması men’ edilmiştir (BS. 328/123). BK, II/144
GÖNÜLLÜ 1773 senesinde vuku bulan muharebeler için Bursa’dan “gönüllü” namıyla mütemadiyen asker istenmiş ve Bursalı zenginlere birer miktarla orduya iltihakları emredilmiştir.
1773’te gelen emirlerden birkaçı şöyledir: Bursa âyânından mütesellim Hacı Cafer, Aklıevvel oğlu Hacı Feyzî, Hacı Süleyman ve damadı Hacı Hasan, Dumanzâde Hacı Süleyman, bunların her biri padişah sayesinde bu kadar zamandan beri çok kazanarak kesb-i servet ü yesar eylediklerinden ve devlete hizmet iktidar borçları olduğundan kendi mallarından 100’er ki cem’an 400 seçme, tam silahlı, süvari askeri tedarik ederek nevruzdan evvel Hacı Cafer’in başbuğluğunda ve diğerleri maiyyetinde olarak orduya iltihakları (BS. 1186/9);
1773’te Hacı Cafer’in mütesellimlikte ibkası ve yerine başkasının gönderilmesi (BS. 1186/14);
1773’te Bursalılardan Keçelizâde Ömer ve Osman, Karanfilzâde Hacı İbrahim, Hacı Süleyman damadı Hacı Ahmed, Keçelizâde damadı Abdurrahman ashab-ı servetten olduklarından, kendi mallarından tahrir ve techiz edecekleri asker ile ordu-yı hümayuna iltihakları emredilmiş ise de Keçelizâ-de Osman’ın 40-50 gün evvel vefat edip diğerleri de sahib-i servet ve yesar olmadıklarından ayrıca her biri bir gûna illet ve eskam ile malul ve pir ve ihtiyar olduklarından hâllerine merhamet edilerek asâkir-i matlûbe ile azimetten afları emredilmiştir (BS. 1186/24).
1773 Temmuzunda gelen bir emirde, Bursa zenginlerinden 16 kişinin muâ-venet-i din için kendi mallarından ma-lumu’l-mikdar cengaver süvari tahrir ve teçhiz ve maiyyetlerine alarak ordu-yı hümayuna vürud ve sancak-ı şerif altında isbat-ı vücud etmeleri için başka başka emirler gönderilmiştir. Bunların bir ayak evvel vüsul ve iltihakları kat’an ve cezmen matlub olduğundan hemen hareket ettirilmesi hatır ve
34 Gözedici gönüle bakmayarak ve dünya malı Dede’nin kabri celbi için her kimin tarafından bunla
rın vâhî özürlerini dinler ve tevakkuflarına ruhsat ve müsaade ettiği haber alınırsa hakkından gelineceği muhakkak olduğu Şumnu sahrasından bildirilmiştir (BS. 1186/11). BK, II/152
GÖZ AYAZMASI Bunun menbaının diğerleri ile hiçbir alâkası yoktur. Kükürtlü ile Yeni Kaplıca arasında ve bunlara giden yol üzerinde bir küçük menba vardır ki göz ağrıları için haricen istimal olunurdu. Pek büyük tesiri görüldüğünden 1890 senesine kadar Bursalılarca çok şöhret kazanmıştır. Hususan bazı kimseler pek çok tazim ve hürmet eylediklerinden her sene muayyen günlerde cemiyet üzere gelirlerdi ve menba bir mağara içinde olup kendine mahsus bir kokusu vardır ki, asit sülfürik kokusudur. Rengi, menba-dan cereyan esnasında siyaha mâil ise de şişe içinde bir miktar bırakılırsa saf ve berrak olup ta’mı sıkılmış, usâresi kalmış bir şeye benzer. Hararet-i hava 15 derece bulunduğu hâlde hararet-i tabiiyyesi 31 derecedir. Menbaının etrafı serapa lâtif ve safi yeşil emlah parçalarıyla mestur olmuştur ki, hâvî olduğu bazı mevâdd-ı madenîden neşet eder. Göz hastalıklarının envaına şifalıdır. BK, II/144
GÖZDE KÖYÜ İnegöl kadılığında idi. 1523’te halkı, İnegöl madeni için kö-
mürcü ve çıracı tayin olunup ellerine berat verildi (BS. 31/52). BK, II/145
GÖZDOĞAN 13.4.1487’de Demirhisar yanında, Binektaşı kurbünde bir mülk bağı olup ehl-i ilme vakfedilmiştir. Kim mutasarrıf olursa ruhu için dua etmesi şart koşulmuştur. Mezkur bağ sahipsiz kaldığından Mevlânâ Hayreddin’e verilmiş ve mutasarrıf oldukça vâkıfın ruhuna dua etmesi ve senede 15 akçe yer mukâtaasını ait olduğu vakfa vermesi bildirilmiştir (BS. 5/312). BK, II/145
GÖZEDİCİ DEDE İnebey Hamamı’nın yukarısında, Ebu Şahme Camii ve mezarının biraz yukarısında, sağ tarafta ve köşede bir kabirdir. Bu zatın “Aşık Cemal” adında birisi olduğu ve mahbu-bu uğruna fedakârlık gösterdiği söylenmektedir. Adı “Gözedici Mehmed Efendi”dir. Bu taşta 1206/1791tarihi var. Bundan Baldırzâde, tarihinde bahseylemektedir. Halbuki Baldırzâde 1060/1650’ta yazılmıştır. Bu durumda, mezar taşının sonradan uydurulmuş olması hatıra gelebilir. BK, II/145
GÜHERÇİLE Eski devirlerde Bursa’da baruthane yoktu. Ve barutun tertibinde kullanılan güherçile için yalnız bir “Güherçile Nazırlığı” vardı. 1584’te Hacı Ahmed oğlu Osman Ağa, güherçile nazırı idi (BS. 152/131).
3.4.1746’da; “İstanbul baruthanesinde yapılan siyah barutun a’zam-ı lâzimesinden olan güherçilenin ekseri Konya, Karaman, Niğde, Akşehir, Kara-hisar, Seferihisar, Kütahya ve sair havalilerde güherçile bulunan yerlerde baruthane nazırı tarafından mübayaa edilip bir vukiyyesi âhara furuht ettiril-meyip cümlesi mirî için ahz ve baruthaneye gönderilmek mutad iken ve gayri mahallerde ve ale’l-husus Efrenc’e ve harbî kefereye nakil ve furuht mem-nuattan iken bazı muhtekirler, buralarda hasıl olan güherçileyi gizlice satın alarak tama-ı hamlarından, ziyade
baha ile Efrenc’e satmak dâiyesi ile Bursa’ya götürüp ve Bursa’dan kısım kısım İzmir ve sair diledikleri mahallere nakil ve furuht ettiklerinden güherçile-nin kılletine ve tabh olunacak barutun tehirine ve kârhane-i âmirenin tatiline bâis olmaları ile ve bunların İznik yoluyla Bursa’ya nakledildiği haber alındığından bu muhtekirin bulundukları mahalde ahz ve ellerindeki güherçile-nin, mirî için zapt olunduktan sonra sairlerine ibret olmak üzere sahiplerinin muhkem haklarından gelmek üzere isim ve resimleriyle bildirilmesi” emredilmişti (BS. 384/76). Daha evvel de bu meseleye ehemmiyet veriliyordu.
1787’de muhtelif mirî madenlerden darphaneye gelen altın ve gümüşün birbirinden ayrılması için iktiza eden kezzap (tîzâb) güherçileden çıkarılmakta ve güherçile ise Bağdad’dan gelmekte idi. Harp dolayısıyla Bağ-dad’dan güherçile celbi güç olduğundan ve darphanede altın ve gümüşün kezzap olmaması sebebiyle ayrılmamasından dolayı darphane işsiz kalacağından Bursa havalisinde hasıl olan güherçileden bahası darphane ifraz mukâtaalarından verilmek üzere mümkün olabildiği kadar güherçile müba-yaası emredilmiştir (BS. 319/70).
1796’da verilen bir emirde, “Bundan sonra İslâm ve reayadan hiçbir kimse Efrenc taifesinden veya başkasından bir dirhem barut güherçile almamak ve satmamak üzere şiddetle men’ olunmuş ve her kimin elinde Efrenc diyarından veya taşradan götürülmüş barut bulunur ise mirî için zapt olunmalıdır” denilmekte ve İstanbul’da imâl olunan kaba barutun bir kıyyesinin 60 paraya ve ince barutun üç dirheminin bir paraya ve Müslüman gemilerine kaba barutun kantarının 70 kuruşa satılması emredilmektedir (BS. 1209/38). BK, II/143
GÜLÇİÇEK Bk. Gülçiçek Hatun.
GÜLÇİÇEK HATUN Saruca Paşa’nın karısıdır. 1488 senesi Temmuzunun 17. günü Bursa mahkemesinde, Malkara kadılığındaki İzgar Halil, Cambazlar köylerini Mekke ve Medine’ye vakfey-lemiştir (BS. 7/29). BK, II/147
GÜLÇİÇEK HATUN
GÜLÇİÇEK HATUN I. Murad’ın karısı ve Yıldırım Bayezid’in anasıdır. Bu kadının, vakfiyesine bakılırsa bir Hıristiyan kızı olduğu anlaşılır. Çünkü Piremir dediğimiz Hatun köyünün alt ve Musa Baba Türbesi’nin güney tarafında bir bahçeden bahsederken Mihal ve Todoros isminde, vâkıfın iki akrabasının bahçeleri olduğu zikredilmektedir. Vakfiyesinde Bursa kalesinin doğusunda bir zaviye bina etmiş, ayrıca türbe, evler ve matbah vakfeylemiştir. Bursa nahiyesinde Lala köyünü, Kavaklıköy’de olan Lala çiftliğini, türbesine; oradaki bağ yerini ve Kalemi-ne(?) köyünü bu zaviyeye vakfeylemiş ve gelip geçenlerin doyurulmasını şart eylemiştir. Malkara’nın İzgar Halil, Cambazlar köylerini ve Kazıklı köyü toprağındaki Çakır Kaldırımı mevkiin-deki yerleri, Bursa’daki sekiz bağının cümlesini Mekke ve Medine’ye vakfey-lemiştir. Akçağlan bağı denilen yerde, Simavna toprağında, birbuçuk dönüm kestaneliği de vardı.
Gülçiçek Hatun, 802/1399 tarihinde bu vakıflarına oğlu Yahşi Bey’i mütevelli tayin ediyor. Vakfiyedeki bu Yahşi Bey’in, Türk tarihindeki kapalı kalmış bir perdenin açılmasına yardım eder ümidindeyim. Bursa’da eskiden beri dönen ve babadan evlâda intikal eden tarih rivayetlerine göre: “Karesi Bey’in oğlu Aclan Bey, 736/1336’da ölünce karısı genç kalıyor. Orhan Bey Karesi eyaletini işgal ediyor. Aclan Bey’in karısını Bursa’ya getiriyor. Bu sırada Bursa beyi olan Murad Bey henüz pek küçüktü. Biraz büyüdükten sonra, bu genç ve dul kadına kocaya varmasını teklif ediyor. Birkaç kişinin adını söylüyor, kadın hepsine red cevabını veriyor. Bunun
35 Gülçiçek üzerine Murad Bey, öyle ise ben alayım, Hatun Türbesi diyor. Kadın ona bakıyor ve ses çıkarmıyor. Murad Bey de nikâh edip bu dul kadını alıyor”. Bu hikâye burada bitiyor. Bu hikâyeye göre, I. Murad’ın aldığı ve adı Gülçiçek olan kadının vakfiyesinde Yahşi Bey adında bir oğlu vardır. Halbuki I. Murad’ın Yahşi Bey adında evlâdı yoktur. Bu kadın I. Murad’a varmadan evvel başkasına vardı veyahut I. Murad’ın şehit olmasından sonra Yıldırım, anasını başka birisine kocaya verdi ve ondan bu Yahşi dünyaya geldi. Ağızdan ağza intikal eden hikâyelerde adı geçen Aclan Bey’dir. Ve Aclan Bey’in Yahşi Bey adında bir oğlu vardır. Gülçiçek Hatun’un da oğlu Yahşi Bey olmasına nazaran Gülçiçek Ha-tun’un daha evvel Aclan Bey’e varmış olduğu neticesine varılır. Böyle ihtimal ile tarih yazılamayacağından aksi sabit oluncaya kadar şimdilik tarih haberlerinin birbirine yaklaştırdığı bu hadiseyi böylece kabul etmekte bir mahzur yoktur zannındayım. Yahşi Bey, I. Murad zamanında Balıkesir valiliğinde bulunmuştur. Kat’î olan bir şey varsa, I. Murad’ın Yahşi Bey adında, ana bir, baba ayrı bir kardeşi olmuştur. Balıkesir ile alâkası olan bir Yahşi Bey daha vardır ki Muradiye’de camisi olan ve İzmir’i kıyamet gününe kadar, yani dünyalar durdukça Türk yurduna katan Hamza Bey’in babasıdır. Ve en büyük Türk kumandanlarından olduğu
hâlde Bursalıların yüzde yetmişinin bile haberi olmayan ve padişahlarınki gibi mükellef ve muhteşem türbesinde sessizce yatan bu zat hakkında icap eden izahatı, Hamza Bey adına ayrılmıştır. Oraya bakılabilir.
Gülçiçek Hatun, vakfiyesinde zikrey-lediği Yahşi Bey mahallesindeki camisi, zaviyesi ve türbesinden başka Pınarbaşı suyunu da vakfetmiştir. Vakfiyeye göre; Pınarbaşı suyu denilen ve Hi-sar’ın kıble tarafınan çıkan suyu Ba-yezid, anasına vermiştir. Su beş kola ayrılır: 1- Duvar tarafından çıkar ve İsa Bey mahallesinde Halil matbahına, 2-Kaplıca kapısı tarafına, 3-Kaleden Yay-cılar (kavvâsîn) vadisine, 4- Yahşi Bey mahallesinde Gülçiçek Hatun Zaviye-si’ne, 5- Zaviyenin altı ile yol arasında olmak üzere başlıca beş istikamete akar. Ve sonra da buralardan ayrı kollara ayrılır (BS. 28/238; BAVS. 2/76). Gülçiçek Hatun’un 791/1388 tarihli başka bir vakfiyesi daha vardır. BK, II/145
GÜLÇİÇEK HATUN MESCİDİ Yıldırım’ın anasıdır. “Kayabaşı” demekle maruf mahallede, bina eylediği mescidi (BS. 202/47), kârgir türbesi ve mektebi mevcuttur. Bu cami civarında Gülçiçek Hatun’un oğlu Yahşi Bey’in de türbesi varsa da etrafı toprak dolmuş ve türbe çukurda kalmıştır. 1519’da türbe ve cami harap olduğundan 4.000 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 28/420). 1870’te cami ve mektep yıkılmış ve türbe de harap olmuştu (G.402). Bunlar 1675’te dahi 23.400 akçe sarfı ile esaslı bir tamir görmüştü (BS.331/117). BK, II/147
GÜLÇİÇEK HATUN TÜRBESİ Caminin karşısındadır. Üzeri kalın bir kireç tabakası ile sıvandığından türbe hüviyetini kaybetmiştir. İçinde dört kabir vardır. Türbenin haricinde de iki kabir vardır. Gülçiçek Hatun’a ait sicil kayıtları şunlardır: (BS. 5/25, 7/10,15,29, 28/239, 325/82, 358/149, 5/117, 7/
69 vs.). Gülçiçek müesseselerinin bulunduğu mahalle, oğlunun adıyla, “Yahşi Bey” diye anılmaktadır. BK, II/147
GÜLPEMBE İstanbul’da büyük Ayasofya civarında İshak Paşa mahallesinde sakin Mehmed Ağa’nın âzadlı cariyele-rindendir. Öteden beri kendi hâlinde olmayıp civarında olan komşuların her birisine birer türlü tekdir ve rahatsız ve taciz eylediği gibi “mahalleyi ateşe yakarım” diye de tehdidde bulunduğundan 1773 senesinde Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 1186/13). BK, II/148
GÜLRUH HATUN Cariyelerden iken II. Bayezid tarafından nikâh edilerek alınmış ve kendisinden Sultan Alemşah ile Kamer Hatun doğmuştur. 1519’dan evvel oğlu olduktan sonra Manisa Ak-hisarı’nda bir cami yaptırmış, Sart yakınında su ile dönen değirmenini ve bazı mallarını vakfeylemiştir. Muradiye’de medfundur (BS. 28/351, 459/69; BAVD. 2257). Dudaklı köyünü de vakfeylemiştir. BK, II/148
GÜLŞAH HATUN Fatih Sultan Meh-med’in karısıdır. Karaman valisi iken Bor pazarında vefat eden ve cenazesi Bursa’ya getirilip defnedilen Sultan Mustafa’nın anasıdır. Bundan sonra Kanunî Sultan Süleyman’ın oğluna da ayrıca bir müstakil türbe yapıldığından dolayı iki türbeyi birbirinden ayırmak için buna “Mustafa-yı Atîk” denmiştir. Sultan Mustafa’nın türbesinin önünde havuzu vardır. Kardeşi Sultan Cem de bu türbeye gömüldüğü için bu türbeye “Cem Türbesi” dahi derler. Gülşah Sultan ayrı bir türbede medfundur (BS. 84/91). Birçok vakıfları vardı (BS. 8/114, 51/15). BK, II/148
GÜLZÂR-I İRFÂN Bursa’nın fethinden 1846 tarihine kadar Bursa’daki meşhur adamların hâl tercümelerini hâvî Enarlı şeyhi Fahreddin Mehmed Efendi tarafından yazılmış bir tarih kitabıdır. Bursa’ya gelen Sultan Abdülmecid’e
36 Gülruh Hatun Türbesi’nin kapısı, üzerinde ismi yazmaktadır.
takdim edilmiş ve buna mukabil şeyhe kayd-ı hayat şartıyla 500 kuruş maaş bağlanmıştır. Bk. Tarih. BK, II/148
GÜMRÜK 1508’de Bursa gümrüğünün senelik hasılatı 935.000 akçe idi (BS. 21/ 294). BK, II/151
GÜMÜŞ 23.2.1571’de gelen bir emirde: “İnegöl ve Eğrigöz kazalarında hâdis olan gümüş madenlerine sarraf lâzım olmakla Bursa’da zengin Yahudilerden 300.000 akçelik sarraf yazılması emredilmiştir. Hafiyyeten tecessüs edip Bursa Yahudilerinin maldarlarının ve kadir oldukları mallarının miktarı ile malum edinip 300.000 akçeye kaç nefer sarraf kifayet ederse ol miktar Yahudi isimleri ile defter edip ve her birinin kadir olduğu malın miktarını ve ne miktar akçeye sarraf tayin olunduğu isminin altına işaret edip tamam olduktan sonra defteri imzalayıp mühürleyip kendilerinin maden nazırı Mehmed Çavuş’a teslim edilip gönderilmesi” bildirilmiştir (BS. 112/85).
15.11.1572’de Bursa Yahudilerinden İnegöl’de hâdis olan madenler için 100.000 akçelik sarraf yazılıp Müslü-
manlardan, Nasaralardan yazılmayıp kalmıştır. Onlardan dahi sarraf yazılması ferman olunmakla “ganiyyün-billah” olan kimseler cem’ olunup sarraflık teklif olundukta Bursa ahâlisinden cemm-i gafir gelip daima tekâlif-i örfiyyeden hâlî olmayıp eda eylediklerini ve sarraflıktan affedilmelerini rica eyledikleri îlâm olunmuştu. Müslü-manlardan ve Nasaradan alınacak 200.000 akçe sarraflığın 100.000’i affolunup ancak 100.000 akçelik sarraf yazılması emredildi (BS. 116/45, 115/ 26).
1587’de İnegöl’de ihdas olunan gümüş madeninin nazırı Mehmed oğlu Mahmud Çavuş, madenin üç yılını 800.000 akçeye Kirkor Toros’a iltizama vermiştir (BS. 172/162).
1593’te Bursa’da kuyumcular arasında alınıp satılan gümüşün dirhemi bazan altı, yedi, sekiz akçeye kadar çıkmakta idi. Esnaftan bazı kimseler, dirhemi altı akçeden noksan olmak üzere almak ile işledikleri işi kalp edip aralarında ihtilalden hâli olmadıklarından altı akçeden aşağı gümüş alınıp satılması men’ edilmişti (BS. 327/57).
1599’da İnegöl madeni ile Karesi sancağında hâdis olan gümüş madenlerinin üzerine müstakil bir müfettiş lâzım ve mühim olduğundan İstanbul’da Molla Şerefüddin Medresesi müderrisi Mevlânâ Abdülkadir Efendi müfettiş tayin olmuştur (BS. 351/123).
1629’da Türkiye’den erimiş gümüş ihracı men’ edilmiştir (BS. 244/117).
1648’de Bursa mukâtaat emini Mustafa Çavuş, padişaha arzıhâl edip, Bur-sa’nın gümüş arayıcılığı iltizamında olup lâkin sikke-i hümayun tashih ola-lıdan beri darphane işlemekte, Bur-sa’daki sırmakeşler, telciler, tokacılar, kalcılar, dibacılar, kuyumcular ve tel dökücüler memnu iken gizlice işlediklerinden başka gümüş dahi bulunmamakla 11 dirhem gelir akçe ve kuruş sızdırıp sırma tel işlerler. Bu vech ile Bursa’da vaki olan çarşı ve pazarda cari olan züyuf akçe yirmisi bir dirhem
gelip züyuf olmakla kuruş ziyadeye çıkmıştır. Bundan sonra bunlar memnu olan şeyleri işlemelerine züyuf akçenin geçmemesi ve kuruşun ziyadeye alınmaması için emir verilmiştir (BS. 272/ 137).
1744’te madenci Simavlı Halil’in Keşiş dağına üç saat mesafedeki Cebel kazası dağlarından bulup İstanbul’a götürdüğü 150 dirhem bakır cevheri darphanede yakıldıkta 55 dirhem bakır halis zuhur edip bu dağlarda gümüş madeni dahi olduğunu haber verip, gümüş cevheri fazla götürünceye kadar iktiza eden masrafı kendi tarafından görülmek ve çıkan gümüşün beşte birisini beyliğe vermek şartı ile Ayvan-saray gümüşhanesinde zenberekçi olan Veli Usta tarafından imâli için Seyyid Halil istidâ etmekle vâkıa nema-lı cevherleri zuhur edince imâle salih olduğu hâlde canib-i mirîden emin tayin olunmak şartı ile burada araştırmalar yapmasına ve alacakları olanları diyecekleri her ne ise bahaları ile alıp etraf ve civardaki kaza, köy, âyân ve âhar madenciler tarafından imâllerine muhalefet etmemeleri emredilmiştir (BS. 334/35). BK, II/149
1789’da gümüş evâni istimalinden herkes men’ edilmiş ve bu gibi gümüş kapların darphanece mübayaası için yeni bir nizam verilmiştir. “Bursa ve civar kazalarda cümlesi mübayaa olunmak üzere olup lâkin bunların bahası için darphaneden Bursa’ya nakd-i hazine irsali ve Bursa’dan alınan gümüşlerin darphaneye nakli için Üsküdar’dan Bursa’ya kadar yolların muhafazası için kazalar ahâlisinden mutemed ve müsellem tüfenk-endazlar terfiki ile selâmetle nakli temin edileceği, hangi kazadan bir akçe ve bir dirhemi zayi olursa, iki katı kadılardan tazmin ve tahsil olunduktan sonra da te’dîb olunacakları emri muhakkak” olduğu bildirilmiştir (BS. 1205/139).
1790’da yüzük, hilye-i seyf (kılıncın balçığında ve kınında olan süsler), kuşak yaftası, kadınlarda ziynetlerden
maada gümüş ve altın evâni imâl edilip çığırından çıkıp şeriat tarafından verilen “fetva-yı şerif” mucibince âşina olunandan maada raht, bisat, sair altın ve gümüş istimali umumen men’ edilmiştir. Herkes mevcudu olan raht ve rikab ve kabaralı gaşiye ve saire gibi altın ve gümüşten masnu’ ne kadar eşya var ise akçesiyle darphanede eritildikten sonra haltî gümüşün dirhemi onar paradan ve halisu’l-ayar altının miskali altıbuçuk kuruşa darphaneye bey’ ve teslimleri ve Bursa’da İslâm ve ehl-i zimmet reaya yedinde istisna olunanlardan maada her ne miktar altın ve gümüş var ise üstad kuyumculara kâl ve izâle ettirilerek icap eden bahasının ashabına verilmesi emredilmiştir (BS. 1205/141).
GÜMÜŞBEYOĞLU Gürleli Hacı Ahmed Bey ve oğlu Seyyid Halil Bey’in soyad-larıdır. 1785’te ikisi de boğulmuş olarak bulunmuştur (BS. 314/5). BK, II/151
GÜMÜŞSUYU ÇEŞMESİ Küçük Temenna mahallesinde, 1905 senesinde Bursa valisi Halil Bey’in selâmlık dairesi karşısında idi. Sultan Hamid’in 25. sene-i devriye-i cülusunda, Türkiye’nin her tarafında bir abide yapıldığı gibi Bur-sa’da iki musluklu, üzeri kârgir kemer ile örtülü olarak yapılmış ve çeşmenin tarihini Bursa kadısı Mekkî Bey söylemiştir (MİB. 39). BK, II/151
GÜNDOĞDU Şeyh İvaz oğlu Hacı Diva-ne’nin ve Ali oğlu Mustafa’nın büyükbabalarıdır. 1503’te torunları Bursa’da idiler (BS. 19/51).
Şeceresi şöyleydi:
BK, II/153
GÜNDÜZ BEY Sultan Osman’ın kardeşi ve Ertuğrul Gazi’nin oğludur. 1303’te Bursa tekfuru ile müttefiklerden mürekkep askerlerle Koyunhisarı’nda beş saat muharebeden sonra şehit olmuştur. Aydoğdu Bey’in babası ve Bursa’yı muhasara eden Akdemir’in dedesidir. İnönü sancakbeyi idi. Kızı, İznik’te yerleşmiş ve kendi iaşesi için verilen Akköy mezraasını, Çandarlı Halil Pa-şa’ya satmıştır. “Gündüz Alp” de derlerdi. BK, II/151
GÜNDÜZLÜ KÖYÜ İznik’te idi. 1576’da Hüseyin Ağa tarafından İstanbul’daki Küçük Ayasofya Camii’ne vakfedilmiş-tir. BK, II/151
GÜNGÖRMEZ MESCİDİ Pazarcılar içerisindedir. İki kârgir kubbeli ve minaresiz bir camidir. Caminin bânisi Abdullah Efendi, 1562’de ölmüş ve kapının sol tarafına defnedilmiştir. BK, II/151
GÜRANÎ (Molla Gürânî) Bk. Ahmed Şemseddin Efendi.
GÜREŞÇİLER TEKKESİ Türkler ilk çağlardan beri spora meraklı idiler. İstanbul’da Zeyrek’te olduğu gibi Bursa’da da İncirlice mahallesinde Çınarlı nam mahalle kurbünde güreşçilere mahsus bir zaviye vardı. 1618’de mamur idi (BS. 332/14). BK, II/153
GÜRLE KÖYÜ
GÜRLE KÖYÜ Orhan Gazi kasabasına tâbî iki köyün adıdır. Bu köyler Lala Şahin Paşa’nın vakfı olmasına göre XIV. asırda vardılar (BAVD. 1641). 1937’de Müslim Gürle’nin 695 ve Yeni Gürle’nin 1.001 nüfusu vardı.
Vaktiyle Gürle kadılıktı, yani o vaktin tabiriyle bir kaza idi. 1759 senesi İkinciteşrin ayında, Bursalı Hasan Efendi, Gürle mahkemesine müracaat ile Pazarköy, Üreğir, Çakırlı, Keramet köyleri ahâlisinden alacakları olduğunu iddia eylemiş ve ihkâk-ı hak için
Gürle’de kurulan şer’î mecliste Pazar-köy ve Keramet köylüleri borçlarını vermeyi taahhüd eylemişlerdi. Fakat Üreğir ve Çakırlı köylerinden elebaşı olan Palan Mustafa, Adalı Mehmed, Eyüb oğlu Salih, Himmet oğlu Ahmed, Beşe oğlu Mehmed adındaki eşkıyalar, bu iki köyden 60 kadar arkadaşları ile gelip; “şer’-i şerife ve emr-i münife adem-i itaat ve ızhar-ı ihanet birle cevap ve avdet eyledikleri bildirildiğinden bu beş neferin Kütahya kalesinde kalebendleri için emr-i âlî ve sadrazamın mektubu gelmiş ve bu iki köy ahâlisine adem-i itaat ve eskisi gibi toplanarak harp ve fesada cesaret eylemişlerdir. Âyânlık iddiasında bulunan Bâkî Beyzâde Ahmed, ibtal-ı hak kasdıyla bunlara yardım ve kaza nâibi dahi îlâma cesaret edememiş olduğundan bunların tutularak Kütahya kalesinde kalebend edilmeleri” tekrar emredilmiştir (BS. 1172/72). BK, II/144
H
HABİB EFENDİ (Mehmed) Eşrefzâde Şeyh Avnullah Efendi’nin oğludur. Hoca Mehmed mahallesindeki Şeyh Eyüb Efendi Zaviyesi’nde şeyhlik etmiştir (BS. 389/26). Amcası Fahreddin Efen-di’den tahsil-i ilm eylemiştir. Nec-meddin Efendi’nin evlâdsız ölümü ile Eşrefzâde Tekkesi’ne şeyh olmuştur. Vecd ve hâl sahibi, Allah’a aşık, kemâl sahibi bir şeyhti, emsali nadirdi. Hangi tekkede bulunsa dervişleri neşelendirir, aşk ve şevk ile halvetli zikir olurdu. Dualarına herkes meftundu. 1803’te ölmüş, Eyüb Tekkesi’nde babasının yanına gömülmüştür. Eli gayet açık, sevimli bir zat idi. BK, II/154
HABİBE HATUN Abdullah’ın kızıdır. Hayır işleri için 1571’de 12.000 akçe vakfeylemiştir (BS. 114/92). BK, II/ 154
HABİBOĞLU Habiboğlu’dur. Adıyla anılan mahallede bir cami ve bir de mektep yaptırmıştı. 1534’te ölmüş ve Demirli Mektep arkasındaki aralığa gömülmüştür. Mahalle de bunun adıyla “Habiboğlu” diye anılmaktadır. Oğlu Zeynî Çelebi, Mustafa Çelebi ve kızı Hatice Hatun vardır. Bk. Habiboğlu Camii. BK, IV/240
HABİBOĞLU CAMİİ
HABİBOĞLU CAMİİ Hoca Hacı Şücâ’nın Bursa’daki soyadıdır. Bu zat kendi adıyla anılan Habiboğlu mahallesinde bir cami yaptırmış ve ayrıca bir de mektep inşa ettirmiştir. Bu mektebe “Şücâiye Mektebi”, “Zeyniye Mektebi”, “Demirli Mektebi” adları verilmiştir. 1534’te ölmüştür. Bu mektebe gömül-
müştür. Nakşibendî şeyhlerinden Emin Efendi, bu mescide minber koyarak camiye tahvil eylemiş ve tekke hâline çevirmiş ise de tekkelerin ilgası üzerine tekrar cami hâlini almıştır. Kârgir kubbeli bir camidir. Minaresi de vardır. Hoca Şücâ, bu mescide akar olmak üzere 24 oda, bir dükkân ve Kara Cevahir mezraasını vakfeylemiştir. Birçok hayırseverler de birçok yardımlarda bulunmuştur. Vakıfların tafsilatı şöyledir: Balıkpazarı bozahanesinin alt yanında sağrıcı dükkânlarına muttasıl değirmen yerinden ayda 20 akçe ve mescid civarında bir imam süknası hane, 10.000 nakit akçe, minare karşısındaki Demirci Zekeriya’nın evinden yılda 10 akçe alınır ve mescide sarf edilirdi.
Gülşah Hatun 100.000 akçe, Şehnü-vaz Hatun bu mahalledeki evini, Sümbül Hatun 2.000 akçe vakfeylemiştir. Müezzin için de Hacı Cennet Kadın, bu mahalledeki evini vakfedip şöyle şart eylemiş ki, hayatta oldukça kendisi, 37 Habiboğlu Camii
vefattan sonra âzadlısı “Cansuz” ve sonra mahalle müezzini mutasarrıf olup ruhu için yılda bir hatim okuna. BK, II/154
HABİBULLAH ÇELEBİ Akbıyık’ın oğludur. 1479’da İkizceler ağnamından kendisine 25 akçe yevmiye tahsis edilmiştir. 1512’de Yarhisar’ın Karış Dağı’nda vefat eylemiştir. Vakıflarının mütevelli-liği Fatih Sultan Mehmed’in fermanı ile bunun üzerinde iken vefatı ile kardeşi Nasrullah Çelebi’ye kalmıştır (BS. 3/97, 10/153, 23/150, 26/441). BK, II/154
HABİL (Hacı) Oğul Bey’in oğludur. “Çattı Hacı” diye meşhurdur. 1519’dan evvel ölmüş ve oğlu Bâlî Çelebi kalmıştır. BK, II/155
HABİL EFENDİ Bursalıdır. Müderris ve kadı olup nice yıllar Budin (Budapeşte) kadılığında bulunmuştur. 1607 senesinde iki defa Almanya devleti ile musalahaya tavassut eylemiş ve Bel-grad’da ölmüştür. Hayır sahibi, temiz bir ihtiyardı (SO. IV/621). BK, II/155
HABİL EFENDİ Habilzâde Ömer Efen-di’nin oğludur. Çok temiz bir zat idi. 1699’da ölmüştür (SO. IV/621). BK, II/155
HABRÎ Adı Ahmed’dir. Bursalı Hayreddin Efendi’nin oğludur. Birçok medreselerde müderris olduktan sonra İstanbul’a gitmiş ve Bursa’daki Manastır Medresesi’ne müderris tayin olunmuş ise de kabul etmeyip 1616’da taundan İstanbul’da ölmüştür. Âlim ve şairdir (G. 461; ŞNZ. II/386). BK, II/155
HACER AHADÎ Koca Nâib mahallesinde, 1523’te oturan, kendi hâlinde bir azizin adıdır. Mahalle mescidi civarında kendi halis malı ile bir küçük ev bina edip bir müddet içinde oturduktan sonra, ruhu için hayır dua etmek şartıyla fukaradan bir kimsenin oturması için vakfeylemiştir (BS. 31/140). BK, II/156
HACI 1830’da Bursa’ya gelen bir emirde Recebin 12’sinde Üsküdar’da bulunmak üzere Bursa ve Yenişehir ve sair bu havalideki kazalarda mevcut olan bilcümle kiracıların yarar ve tüvana katır ve hayvanları ile gönderilmesi emredilmiştir. BK, II/157
HACI ABDİ “İncirlizâde” diye şöhret bulmuştur. Bk. Abdi (Hacı). BK, II/157
HACI ANA XVI. asrın ibtidalarında yazılan İznik tapu defterinde (BA. Kâmil Kepecioğlu Tasnifi, 717) bu kadının, birisi Eşrefzâde mahallesinde ve birisi Şeyh Muhyiddin mahallesinde cem’an iki ev ile nefs-i İznik’te iki bahçe ve Karadiken kapısının dışarısında iki kıt’a yer ve Deliklikaya kurbünde Şeyh Mehmed kayyumuna vakfolan yere muttasıl bir yeri ve 15.000 nakit akçeyi vakfedip vakfiyesinde ruhu için Kur’-ân’dan her gün dört cüz okunmasını ve tevliyeti Hoca Sinan evlâdına, türbedarlığı da Ali oğlu Halil evlâdına şart eylemiştir. “Akçenin onu, on bire istir-bah olunup ziyade olunmaya”, diye şart eylemiştir. Türbesi şehir içinde Şeyh Muhyiddin mahallesindedir (Bu kadının ismi ve kimlerden olduğu tesbit edilememiştir). BK, I/170
HACI BABA “Hacı Ali” adında bir zatın Bursa’daki şöhretidir. Hacı İbrahim’in oğludur. Tosyalıdır. Birkaç eseri vardır. Edebî ve şer’î ilimlerde emsali nadir bir fazıldı. Vefatında adıyla anılan mescid civarına gömülmüştür (G. 283; ŞN. 226). BK, II/156
HACI BABA Ahmed Bey’in oğludur. 1500’de Bursa’da berhayattı (BS. 17/ 185). BK, II/157
HACI BABA (Hoca) Mehmed’in oğludur. Kazvinlidir. Tüccardır (1496). BK, II/ 157
HACI BABA MESCİDİ Yeşil’e giderken köprüye gelmeden evvel sağa giden sokak içindedir. Mescid harap olup
dört duvarı kalmıştır. Minaresi de yarım ve haraptır. Bu mescide “Ekinci-oğlu Mescidi” de denilirdi (BS. 10/15). Bu mescidin imamına bu mahallede beş oda ve müezzine sükna için bir ev vakfedilmiştir, 1519’da “Akkazoğlu” demekle maruf Hoca Kemal, mescidi tamir edip 20.000 akçe vakfeylemiş, 1551’de Yusuf oğlu Mustafa, mescid imamına bir ev vakfetmişti. 1567’de mescidin 60.000 akçe birikmiş nakdi vardı. Altı hücre daha alınmış ise de bunlar da harap olmuş ve enkazı 500 akçeye satılmıştır. Diğer üç oda mamurdur. Ali kızı Sittî, bu mahallede, beş ev ve iki çardak, bir sofayı müştemil menzili vakfeylemiş, hasılatından 20 akçesi ile imamın bir cüz okumasını ve 10 akçesi ile caminin tamirini ve bâkîsinin âzadlısı Gülzar’a verilmesini şart eylemiştir. İsa kızı Zahide, üç ev bir çardağı müştemil menzilini, Mustafa kızı Ayşe ve Kürekçi Hüsam birer ev, Devlet Hatun 500 akçe, Papazoğlu Hoca Sinan 1.000 akçe, Hacı Yakub 500 akçe, Seydî Çelebi iki ev ve 3.000 akçe, Nefise Hatun 3.600 akçe ve iki hane, Asliye Hatun 10.000 akçe, Bakkal Yusuf Bâlî 3.000 akçe, Zağferancıoğlu bir ev, Tûtî Han bir miktar yer, Dolapçı-oğlu Mustafa bir odacık, Davud Hatunu bir ev, Seydî Çelebi mahallenin avârız mühimmatı için 3.000 akçe ve Hacı Budak, 6.000 akçe, Dilâram Hatun 1.000 akçe vakfeylemişlerdir. 1567’de 17.160 akçe nakdi kalmıştı. Bu cami civarında Hacı Budak, bir darüttalim yaptırmıştır. 1573’te caminin sakfı, kurşunu ve turrresi ve içindeki dört penceresi harap olduğundan 8.000 akçe ile tamir edilmiştir (BS.118/78). 1579’da Sadık oğlu Hamza, mescid imamı süknası için bir ev vakfey-lemiştir. BK, II/156
HACI BEY Kite’nin Cebel-i Atik nahiyesinin Kelesen köyünden Keskinzâde-lerdendir. 1810’da kardeşi Osman Bey ile beraber, kudretleri olduğu kadar
asker çıkararak bizzat orduya gelmeleri emredilmiştir. BK, II/157
HACI HALİFE Bu da diyanet ile mevsuf bir zattır. Evvelce Saruhanoğlu imareti zevâidinden yedi akçe inayet edilmişse de, vakfın zevâidi olmadığından Yıldırım İmareti zevâid kısmından beş akçe Şehzâde Sultan Mustafa’nın inhası ile tayin ve tevcih edilmiştir. 18.10. 1488’de sakin olduğu Kaplıca mahallesinde vefat eylemiştir. 434 akçelik muhallefatı kalıp 90 akçesi cenazesine sarf edilmiş, bâkî kalan 344 akçesi kimsesi olmadığından beytülmale kalmıştır (BS. 6/18). BK, I/20; II/162
HACI HALİFE ZAVİYESİ Zeynîler Zaviye-si’nin 1594’teki adıdır. Bk. Zeynîler Camii ve Zaviyesi. BK, II/162
HACI HALİL Bk. Halil (Hacı).
HACI İBRAHİM MEDRESESİ “Kurşunlu-oğlu Medresesi” de denilmektedir. Mecnun Dede Camii yanında idi. Hacı İbrahim Ağa tarafından yaptırılmıştır. Bu medrese zaman geçmesiyle ve ha-reket-i arzlardan harap olmuş ve Hacı Nazif Bey tarafından imar edilmiştir. Kütüphanesi, Orhan Kütüphanesi’ne nakledilmiştir. Medrese satılmıştır. BK, II/301
HACI İVAZ Ulucami’nin doğu tarafında
medresesi bulunan Arslan oğlu Hacı 38 Hacı İvaz’ın kabri
Bayram’ın oğludur. Kabri, Ulucami avlusunda kalmıştır. 1439’da ölmüştür. Ölümünden iki sene evvel bazı vakıfları yanmıştır. BK, II/364
HACI İVAZ MEKTEBİ Hisar’dadır (BS. 194/60). BK, II/364
HACI İVAZ MESCİDİ Mescid, Hisar içinde Zindankapısı’nda idi. Suyu da vardı. Bânisi esasen Kastamonuludur. “Pa-mukçuoğlu” diye meşhurdur. Kızı, Aziz Paşa bir müddet mütevellilik yapmıştır. 1488’de Ali Paşa Köşkü Mescidi’ne dahi bunun vakıflarından masraf yapılıyordu (BS. 7/335). 1912’de Hacı Hüseyin burasını camiye tahvil eylemiş ve minber koymuştur (BSVD. 2/97). BK, II/364
HACI İVAZ PAŞA Manisa’da camisi olan diğer bir zattır (BAVD. 28555). BK, II/364
HACI İVAZ PAŞA İvaz oğlu Ahî Baye-zid’in oğludur. Mezar kitabesinde, “insan nev’lerinin hulâsası, kılınç, kalem ve hesap sahibi”, diye yazılmasına göre zamanının en yüksek ve olgun şahıslarından birisidir. Eserlerine bakılırsa, Bursa’da Yeşil Camii’nin mimarlığını yaptığı, Düzme Mustafa vakasında Ulubat üzerine köprü kurduğu, padişa-39 Hacı İvaz Paşa’nın hın Edirne’de bulunduğu sırada Tunca türbesi suyu ile şehri irva etmek istediğinden
nehir sahiline büyük kuyular kazdırarak buraya koyacağı dolaplar vasıtasıyla suyu çekip Edirne şehrinin içine aktırıp yer yer çeşmeler yapmak fikrinde iken bu işten vazgeçildiği ve hâlâ Edirne’de Deliklikaya mevkiindeki bu kuyuya ahâli süprüntü döküp “Hacı İvaz Hayrı” demekle şöhret olduğu (ST. s.58), Bursa’da subaşı iken Kara-manoğlu’nun Bursa’yı muhasarasında Bursa’yı kahramanca müdafaa eylediği ve hükûmetin birçok siyasî ve idarî işlerinde mühim rol oynadığı görülmektedir. Bursa’yı müdafaasına mükâfat olarak Bursa valisi ve müteakiben de vezir oldu. Ancak Molla Fenarî ile geçinemediğinden 1426’da azil ve gözlerine -zırhlı elbise giydiği bahanesiyle- mil çekildi. Hiddetinden; “Fenarî vefat ederse namazını ben kıldıracağım” demiş, Fenarî de; “Namaz kılmak ulemaya daha münasibdir” demiş, 12 Zilkâde 831 hicrî ve 20.9.1428 Pazar günü ölmüş ve Pınarbaşı’nın üst tarafında Kuzgunluk mevkiindeki aile kabristanına gömülmüştür. İki numaralı Vakıflar Dergisi’nin 440. sahifesinde mezarının kitabeleri ve ayrıca babası Ahî Bayezid’in Tokat’taki muhteşem mezarının, aynı derginin 439 sahifele-rinde kitabesi ve resimleri vardır (SO. III/606; G. 64; VD. II/439-440). Bur-sa’nın medar-ı iftiharı olan Yeşil Ca-mii’ni süslemek için uzak Müslüman memleketinden sanatkârlar getirmiştir. Âl-i Osman kapısında çînîlerle şölen yapmak bunun ihdâsıdır (A. 190).
Vefatı yılında Bursa’nın büyüklerinden birçok kimseler vebadan ölmüşlerdir. Evâil-i hâlinde üç bin akçe yazılı timar sipahilerinden iken doğruluğu sebebiyle vezirliğe terfi eylemiştir. Zırhlı elbise giydiğini II. Murad’a Molla Fenarî haber vermiş ve bu dahi asırların yetiştiremediği bu kıymetli zatın felâketine sebep olmuştur. Hacı İvaz Paşa vakfiyesi 28.2.1427 tarihlidir.
Vakfiyesinden anlaşıldığına göre Hacı İvaz Paşa, Bursa’da kendi malıyla Pirinç Hanı karşısında bir mescid ve
Hayreddin Mustafa Bey
T
Mehmed Bey
Bâli Bey
Mahmud Bey
Abdülmuh-sin Bey
Fatma
Hatice
Amine Hatun
Ali
Ali Çelebi
Seyyid Mehmed
Seyyid Hüseyin
İvaz
Ahi Bayezid
1
Hacı İvaz Paşa Şeyh Çerağ Bey
İbrahim
Eslem Şah
Ebubekir
Bâli
Fatma
Mahmud
Ayşe
Ömer
Neslihan
Hacı İvaz Paşa’nın
Şeceresi
Mahmud Çelebi
Ahi Çelebi
Mevlânâ Muhyiddin
Mevlânâ Bekir Çelebi
Nefise
Mustafa
Mehmed
Sitti Şah
Mahmud Çelebi
Adile
Hasan
Şah Nisa
Rukiye
Rabia
Razıye
Hasan Çelebi
Adile
Şehzade
Saliha
Hasan
Yakub
İsmail
Ayşe
Ahmed
Hüseyin
Emine
Ali
Hacı Ivaz
Ahmed
İbrahim
Emine
“İmâdiye” namıyla tesmiye olunan bir dershane, iki ufak sofa ve 14 hücresi bulunan bir medrese ve yetimlerin tâlimi için bir de mektep yaptırmıştır.
Camide beş vakit namaz kılınmasını, medresede sarf, nahiv, lügat, meânî, beyan okunmasını ve talebelerin med-
resede oturmalarını şart eylemiştir. Bunların idaresi için de: Saraçlar Çarşı-sı’nda birbirine bitişik beş başçı dükkânı, İmâdiye adıyla anılan mescidin karşısında 18 dükkânı, Kanara denilen dükkânı, Pay-gâh denilen büyük ahırı, İmadiye namıyla birbirine muttasıl
seksen dükkânı hâvî çarşıyı, İmadiye Medresesi’nin yanındaki evleri, arazi ve bahçeleri, Tekkecik mahallesinde Hacı İsmail’in evlerini ve daha birçok dükkân, arazi ve bağları vakfeylemiştir. Bunların hasılatı ile yukarıki vakıflar idare edilecek, her sabah kendi ve validesinin türbesinde tecvid üzere on iki cüz Kur’ân okunacak ve bir cüzden hasıl olan ecir ve mesubatı Sultan Çelebi Mehmed’in ve Yıldırım’ın ve bir cüzün sevabı da -kendi gözlerini kör eden- II. Murad’ın ruhuna bağışlanacaktır.
Tevliyeti Emir Buhârî Hazretlerine ve evlâdı evlâdına ve nezâreti dahi kardeşleri Şeyh Çerağ Bey ve Hayreddin Hacı Hızır Bey’e şart eylemiştir. Vakfiye evasıt-ı Şevval 962’de, yani 30.8.1555’te tescil ve tahrir edilmiş ve Bursa Vakıflar Dairesi’nin 53 numaralı vakfiye defterine kayıt olunmuştur. BK, II/362. BK, II/364
HACI İVAZ PAŞA MEDRESESİ Kazzaz-hane Camii civarındadır. Birçok odaları vardır. 1761’de odaları ve dershanesi harap olduğundan camiyle beraber 104.880 akçeye tamir edilmiştir (BS. 336/114). Bu medresenin olduğu mahalleye “Tavukpazarı Meydanı” dahi derler. Mütevelliyesi tarafından evkaf kapı çuhadarı Bayram Ağa’ya 1905’te esaslı bir surette tamir ettirilmiştir. Yakın zamanlarda da yıkılmıştır. BK, II/364
HACI İVAZ PAŞA MESCİDİ Bu mescidin adını İmadiye koymuş ise de bânisinin adını taşımaktadır. Bir vakitler Gazzaz-hane Camii diye şöhret almıştı. Mescid kârgir ise de bilâhare ahşaptan yapılmıştır. Minaresi vardır. Caminin kapısı kuzey tarafında ise de Mecidiye caddesinin açılması üzerine buraya bir kapı açılmış ve esas kapı kapalı kalmıştır. 1645’te bu mescid civarında cami olmadığından camiye tahvil edilmiştir (BS. 265/2). 1640, 1761’de ve daha sonra birçok defalar tamir edilmiştir (BS. 336/114, 361/84). BK, III/363
HACI MOLLA Çuhacıdır. 1788’de kudreti mertebesinde asker techiz ederek sergerde Hasan Ağazâde Seyyid ile birlikte Vidin seraskeri Hasan Paşa maiy-yetine evvel-baharda yetişmesi ve geç kaldığı veya noksan asker ile vardığı takdirde hakkından gelineceği ferman ile bildirilmiştir (BS. 308/10). BK, II/ 157
HACI PAŞA Hoca Muslihuddin’in Bur-sa’daki şöhretidir. 1565’te Eski Tahıl-pazarı civarında vakıfları vardı (BS. 110/68). Kal’a-i Umur Bey’de sulehâya mahsus bir ev vakfeylemiştir (BS.178/ 68). BK, II/157
HACI PAŞA Asıl adı Mehmed Ağa’dır. Babası Ahmed Ağa’dır. 1493’te ölmüştür. Seyyid Usûl Tekkesi civarına gömülmüştür. “Hacı Paşa Suyu” adı ile su hayratı vardır. Oğlu ümeradan Mehmed Bey’dir. Hacı Paşa’nın Kayseri’de ve Bursa’da vakıfları vardı. (BS. 21/ 244, 179/9, 287/27). BK, II/157
HACILAR MESCİDİ Bakkal Sinan isminde birisi Bursa’da üç mescid yaptırmıştır. Bunlardan birisi Hacılar Mescidi’dir. Burada daha evvel başka bir mescid var iken harap olduğundan, Bakkal Sinan bu mescidi imar eylemiş ve güç okunabilen bir de kitabe koymuştur. Bu mescid, 871/1466’da yaptırılmıştır. Kârgir kubbelidir ve minaresi de vardır. 1518’de mescidin kurşunu, sıvası ve minaresinin şerefesinin tamiri için 14.300 akçe lâzım gelmiş ve vakıflarının rakabe tutulması emredilmiştir (BS.28/46, 35/385, 28/457,191).
1549’da Abdullah kızı Safiye’nin bu camiye vakıfları vardır. BK, II/157
HÂDÎ EFENDİ Mevâlîden Bâkîzâde’dir. 1724’te İsmail Hakkı Hazretlerinin vefatına tarih söylemiştir. Ulemadan ve şairlerdendir. Hâdîzâdelerden Mehmed Esad Molla ile müderris Esad Efendi ve Mehmed Esad Efendi’nin büyük oğlu Abdülhâdî Molla vardı. BK, II/158
HÂDÎ EFENDİ (Abdülhâdî Efendi) Hâdî-zâde müderris Mehmed Esad Molla Efendi’nin büyük oğludur. 1793’te Bursa’da ölmüş ve Hatice ile Rukiye adında iki kızı kalmıştır (BS. 286/4). BK, II/158
HAFFAFLAR 1760’ta dikiciler, fulure, yemeni, papuç, edik(?) dikip haffaflara satmakta iken, Bursa haffafları İstanbul’dan getirdikleri mest, papuç ve ediği dahi satmaya başladıklarından, aralarında münazaa olmuştur. Nihayet haffaflar, Bursalı dikicilerden satın alıp İstanbul’dan getirmemeye ve dikiciler de yalnız haffaflara satmaya karar ve aralarında yeniden nizam verip taah-hüd eylemişlerdir. Bu vaka 1760’ta cereyan eylemiştir (BS. 391/83). BK, II/158
HAFIZ Müslümanlardan Kur’ân-ı Kerim’i ezberleyip bir meclis huzurunda ezberlerini ispat edenlere merasim ile verilen bir sıfattır. Bazan bu sıfat, ismini unutturur ve “Hafız” diye yad olunurdu. BK, II/158
HAFIZ “Kesecizâde” demekle maruftur. Çok zengin idi. 1788’de seferin hitamında cizyeden havale suretiyle tedricî surette ödenmek üzere, Bursalı diğer sekiz arkadaşından 900 kese istikrazı ve istidânesi ile kapıcıbaşılardan İznik-li Ali Bey memur edilmiştir. Bunun hissesine 25.000 kuruş isabet eylemiş ve parayı vermiştir (BS. 308/1) (Bk. İstikraz). Bu zat Hicaz’a da gittiğinden “Hacı Hafız” denilmeye de başlanmıştır. Aynı sene, yani 1788’de gelen üçüncü bir emirde, “Toplayabildiği asker ile sergerde Hasan Ağazâde Saîd ile beraber Vidin canibi seraskeri Hasan Paşa maiyyetine evvel-baharda yetişmesi, geç kaldığı veya noksan asker ile vardığı takdirde hakkından gelineceği” de bildirilmiştir (BS. 308/1). BK, II/ 158
HAFIZ “Veledoğlu” demekle maruftur. Bursalıdır. Vazifesinden hariç işlere
müdahale etmeye başladığından Bozcaada’ya nefy edilmiş, 1788’de men-fâsına sevk edilmiştir (BAZD. 3520). BK, II/158
HAFIZ AĞA Hasan Paşa’nın kethüdası olup Bursa ihtisab ağası ve sonra da mütesellimi olmuştur. 1834’te surre emini olup Hicaz’a giderken yolda ölmüştür (SO. II/99). BK, II/158
HAFİZE (Şerife) İstanbul’da kağıt kavaflığı ile dolaşarak, şirret ve tezviri kazanmaya alet ittihaz etmiş ve birçok kimseleri sebepsiz zarara sokmuştur. Birçok dolandırıcılarla birçok muamelelerde bulunmuş ve haddi olmayacak birtakım asılsız sözler sarfıyla halkı zarara soktuğu zahir olduğundan, ıs-lah-ı nefs edinceye kadar 1790’da Bur-sa’ya sürülmüştür (BS. 1206/83). BK, II/160
HAFİZEDDİN (Mevlânâ) Mevlânâ Lutful-lah ve Mevlânâ Sinan Çelebilerin babalarıdır. 1487’de hayatta olan torunları Seyfullah ve Seferşah Çelebiler de ulemadan idiler (BS.7/54). BK, II/158
HAFSA HATUN Mevlânâ Efdalüllahud-din’in oğlu Mevlânâ Muhyiddin Mehmed Efendi’nin kızıdır. BK, II/160
HAFSA HATUN Hacı İvaz Paşa’nın oğlu Mahmud Çelebi’nin karısıdır. Abdullah’ın kızıdır (BS. 4/25). BK, II/160
HAFSA HATUN Nakkaş Ali oğlu Defterdar Osman Çelebi’nin kızı ve Şair Lâmiî Çelebi’nin kız kardeşi, ulemadan Eflâ-tunzâde Mevlânâ Muhyiddin oğlu Mevlânâ Mehmed Şah Çelebi’nin karısıdır. Kızı Emetullah, 1511’de ecza için akçe vakfetmiştir (BS. 23/240). BK, II/ 160
HAFSA HATUN
HAFSA HATUN Mahmud Çelebi’nin kızıdır. Ağacık Çiftliği 1524’te bunundu. BK, II/160
HAFSA HATUN I. Bayezid’in oğlu Çelebi Sultan Mehmed’in kızıdır. Çandarlı İbrahim Paşa’nın oğlu Mahmud Çele-bi’nin karısıdır. Bursa’da “Bedred-dinoğlu” diye anılan camiyi inşa eylemiştir. Kardeşi Sultan II. Murad “Nısf-ı Kumla” denilen Karacalar köyünü, Mahmud Kumlası, Karaca Ali denilen köyleri buna temlik etmiş, Karacalar köyünde 14 hane ve 15 mücerred ve Mahmud Kumlası’nda 38 hane ve 40 mücerred vardı. Daha evvel Feracad, Karacalar, Kumla köyü Mahmud’un ve Mahmud Kumlası da “Uğurlu”nun imiş. Ve bunun Zekeriya Mescidi mahallesi de vardı ki 211 erkek nüfusu vardı (BAVD. 17393). Bunları ve bu köyler toprağındaki koruları, Bursa’da mescidine vakfeylemiştir. Ayrıca Çırapa-zarı’ndaki Demirtaş Zaviyesi’ne muttasıl beş dükkân ve ruhu için ecza okunması için Muradiye’de başhane vakfey-lemiş ve mescidine Pınarbaşı suyu akıtmıştır (BS. 7/93, 116/28, 234/124, 351/63).
1514 tarihli bir kayıtta, Bursa’da bir aşhanesi ve hamamı olduğu görülmüştür (BS. 26/246; BA. Kâmil Kepecioğlu tasnifi, cild-i sânî, Vilâyet-i Anadolu Defteri, 285). İznik’in Ömeroğlu ve Karadeğin(?) köylerini kocası Mahmud Çelebi, kendisine hibe-i şer’iyye ile temlik ve bey’ etmiş ve Hafsa Hatun da Bursa’da camisine vakfeylemiştir.
İsfahanşah, Ali Çelebi, Hüseyin Çelebi, Mustafa Çelebi, Hasan Çelebi, Mehmed Çelebi adında altı evlâdı dünyaya gelmiştir.
[Bursa tarihinde başka İsfahanşahlar da vardır: İsfahanşah, Çandarlı Kara Halil (Hayreddin) Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın karısı ve Şeyh Edebali’nin kızıdır. Diğeri de Orhan Bey’in oğlu İbrahim Bey’in oğlu Sultan Mahmud’un kızı Hanım Hatun’u da almıştır. Mahmud Bey, İsfahanşah Hatun’dan dünyaya gelmiştir (BS. 3/245)]. BK, II/ 159
HAFSA HATUN Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Selçuk Hatun’un kızıdır. Selçuk
Hatun, birkaç kocaya vardığından, bu kızın hangisinden dünyaya geldiği tesbit edilememiştir. Selçuk Hatun’un 1483 tarihli vakfiyesinde bu kızdan bahsedilmektedir. BK, II/159
HAFSA HATUN Yahşi Bey’in kızı ve Bayezid Paşa ile İzmir fatihi Hamza Bey’in kardeşidir. 1480’de sağ idi (BS. 3/286). BK, II/159
HAKARET “Bursa muhafazası için padişahın emriyle muhafız ve nazır tayin olunan Hacı Muslihuddin Bey, emr-i şerif mucibince 1521 senesine tesadüf eden 927 H. Ramazanının yirmi beşinci gecesi Bursa sokaklarında korumak için yürüyüp dolaşırken, bedesten kapısı önündeki aseshaneye geldikte, asesler kethüdası celb vermiş ve sair bölükbaş-larından kanun-i kadim üzre huzura lâzım ve vâcib olanlardan kimse bulmayıp hemen üç nefer-i mariz ve malul asesler bulup aseshane (bekçilerin oturdukları yer) hâlî olduğu sebepten Bursa Hakimine o gece îlâm edip mari-fet-i hakimle o gece adam koyup beklettiklerinde, ale’s-sabah ases kethüdası celb vermiş ve sair bölükbaşları ihzâr olunup bu husustaki ihmalleri ve tekâ-süllerinin sebebi soruldukta cevab-ı şâfî vermeyip hatalarını ikrar ve itiraf edip muhafaza hususunda ihtimam üzere olsunlar, diye mezkurlar te’dîb ve tâzir olundukları için, Bursa zaîmi Akkir-manlı Hayreddin meclis-i şer’a gelip, ‘asesler bu işten feragat ederler, ben subaşılık yapamam, terk edip giderim’ deyip zeamet için varid olan hükm-i şerifi bırakıp unfle ve gazabla meclisten kalkıp gidince, hakimu’l-vakt olan Abdülvâsî Efendi, ‘Gidersen sen bilirsin, cehenneme! Padişah sağolsun, kulu çok, biri dahi gele’ diye cevap verdiklerinde, giderken dönüp, ‘cehenneme sen dahi!’ deyip tahfif-i ehl-i şer’-i şerif edip bu vechile temerrüd ve isyan eyledi. Vakt-i hacette müzekkir-i hâl olsun diye sicile kaydolundu.” (BS. 29/158). BK, II/160
HAKKI BAHA EFENDİ Baba Efendi Tekkesi şeyhi Hacı Baha Efendi’nin oğludur. Mekteb-i Harbiye’den zâbıt çıkmışsa da bilâhare istifa eylemiştir. BK, II/161
HAKKI BEY (Mehmed Hakkı) Bursalı merhum Münib Paşa’nın oğludur. 1895’te Bursa’da çıkan Fevaid Gazete-si’nde şiirleri vardı. Güzel bir şairdi. BK, II/161
HAKKI EFENDİ Üftade şeyhi, Mehmed Üftade Efendi’nin oğludur. Pederinin ve müteakiben biraderinin vefatı üzerine Üftade Tekkesi’ne şeyh olmuştur. BK, II/161
HAKKI EFENDİ Hamam Tekke şeyhi Osman Efendi’nin oğludur. Biraderi Cemal Efendi’nin 1911’de vefatı üzerine, yerine Hamam Tekke’ye şeyh olmuştur. BK, II/161
HALİD Fenarîlerden Şemsi Bey’in oğlu Mehmed Paşa’nın oğludur. Kardeşi Ahmed Bey vardı. Babaları Mehmed Paşa 1533’te Konya’da katledilmiştir. BK, II/162
HALİFE (Hacı) İsmi Abdullah’dır. Babasının adı Ahmed’dir. Kastamonuludur. Abdüllâtif Kudsî’nin ikinci halifesidir. Şeyh Taceddin İbrahim, Zeynî Hazretlerinin vefatı üzerine makamına geçmiştir. Yirmi iki sene şeyhlik yaptıktan sonra 894/1488’de vefat eylemiş ve Zeynîler’de, Abdüllâtif Kudsî Türbe-si’nde, yanına defnedilmiştir. Âlim,
mütevazi, ahlâk-ı hamîde sahibi, âlim ve fazılların mercii, fukara ve sule-hânın hamisiydi. Rüya tabirinde emsali yoktu. Cemal ve celal evsafına malik ve herkesi hidayete eriştiren bir şeyhti. Esna-yı sülûkünde altı ay kadar yemek ve içmekten ve uykudan kesilmiş olduğu tevatür edilmektedir. İyilikleri ve kerametleri hadden ziyadedir. Bir aralık esaretle Frengistan’a gidip hayli müddet kaldıktan sonra bir Frenk kızının ihlası ve intisabıyla kurtuldu. Halis ayarlı altın gibi saftı (ŞN. 256; G. 99; LTC. II/76). 13.6.1478’de beylik koyun akçesinden on akçe yevmiye tahsis edilmiş ve bu akçeleri Vekil Hoca Bahşayiş, koyun subaşısından üçer aylık olmak üzere almıştır (BS. 3/97, 9/183, 10/154). Vefatında yevmiyesi Şeyh Yollu’ya verilmiştir.
Karısı Abdülkerim kızı Hafsa Ha-tun’dur. Kocasından evvel ölmüştür (BS. 16/109, 23/117, 11/132, 5/296, 23/104). Hacı Halife, zaviye için, Hoca Mehmed Mescidi mahallesinde ölümünden iki sene evvel bir fırın alıp vakfa ilhak etmiştir. BK, II/161
HALİL Mirza oğludur. Tabibdir. 1683’te baştabip idi. BK, II/166
HALİL Bursalıdır. Oğlu Mustafa Efendi kadılardan iken 1656’da Sarı Abdullah mahallesinde ölmüştür (BS. 333/81). BK, II/166
HALİL
HALİL Bursalı tüccarlardandır. 1779’da kardeşi Mustafa ile birlikte Umurbey, Gemlik, Engürücük, Gencelli, Çiftlik ve
Tuzlalar köylerinde ticaretle dolaşırken mütegallibelerden “Ağaoğlu” demekle maruf birisi tarafından ahâliden bazılarıyla yekdil olarak katledilmiştir. 10.000 kuruşluk eşyaları gaspedilmiş-tir. Karıları Bursa Hanım ve Zeyneb, divan-ı hümayuna şikâyet eylediklerinde, şer’le haklarının meydana çıkarılması emredilmiştir (BS. 1191/6). BK, II/169
HALİL
HALİL Çıkrıkçıoğlu mahallesinden Ah-med’in oğludur. Karısı Hacı Halil kızı Arzu’yu boğmak suretiyle katledip Çamlıca’ya gömdüğünü oğlu Veli dava etmekle mahkemeye celbedilmiş ve cürmünü itiraf edip karısının bir gümüşlü kuşak ve bir çift gümüş küpesini ecnebiye bir kadına verdiğini itiraf eylemiştir. Şahitler, daha evvel de bir Ramazan gecesi, Yeşil mahallesinde Eskici Abdullah’ın önüne çıkıp yirmi beş kuruşuyla üzerindeki elbisesini aldığını, gece ve gündüz silahla gezip hırsızlık yaptığını, katil ve yol kesmek gibi âdetleri bulunduğunu ve hırsızlığının evvelce de sicile kaydolunduğunu “sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz” ve “vech-i arzdan izâlesinin vâcib olduğunu”, müvâcehe-sinde söylediklerinden emr-i veliyyü’l-emr ile siyaseten katli meşru görülmüş ve cezasının tertibi için mütesellime teslim edilmiştir (BS. 384/47). Netice: Bir adam karısını öldürüyor ve oğlu da babasını idam ettiriyor. BK, II/166
HALİL
HALİL Çekrice köyünden İbrahim’in oğludur. “Suhteoğlu” diye meşhurdur. 1825’te ölmüş ve karısı Mehmed kızı Zeyneb ile kızları Hanife, Zeyneb, Selime ve 4.127 kuruş muhallefatı kalmıştır (BS. 288/34). BK, II/173
HALİL 1830 nihayetlerinde Bursa’da ikamete memur iken kendisi ve çocukları Mehmed Saîd, Sa’d ve Mahmud Beyler İstanbul’a celbedilmiştir. Mir Beşir’in oğludur (BAML. 16814). BK, II/173
HALİL Tabiptir. Vazifesinden hariç söz söyleyen ve hükûmetin rızası hilâfına evza’da bulunduğundan 1821’de Bur-sa’ya sürülmüştür (BASD. 1170). BK, II/173
HALİL (Hacı) Şaban’ın oğludur. Postalcı-dır. 1622’den evvel evlâdlarına vakıfları vardı (BS.236/70). BK, I/166
HALİL (Makamcı) Bursalıdır. İbrahim Paşa mahallesinde oturan Müderris Abdülgafur Efendi’nin kapısına katran sürmek suretiyle namusuna ve ırzına leke sürdüğü mahkemede dava ve adil şahitler müvâcehesinde ispat edilmiştir. Halil’in kendi hâlinde olmayıp bazı mahalle mekteplerinde muallim-i sıb-yan olup nice kimselerin oğullarını kandırarak ihlâl ve ifsad ettiği sabit olduğundan, 1740’da diyar-ı âhara ve iclâ edilmiştir (BS. 1184/47). BK, II/ 166
HALİL (Parmaksız) Bursa’da mahkeme kâtibi idi. 16.6.1777’de gelen bir fermanda, Yasef adındaki bir Yahudi, di-van-ı hümayunda bunu dava ederek: “Ben emr-i padişahî ile kal-efraz ve zenburek imâliyle (zenberek; yay, bir nevi ufak toptur ki deve ve katır arkasında iken ateşlenebilir) meşgul iken; ‘Sizin kârhaneniz Hasköy’dedir. Bur-sa’da işlemenize dair saraheten emriniz yoktur. Zenburek, kal-efraz işletmem’, diye her vakit cezalandırıldığında, kâr-hanem muattal kalmıştır” diye bildirmiştir. Bu sebeple fermanda, İstanbul’daki darphaneye Bursa’dan bir dirhem altın ve gümüş gelmediği, Yahudiye ve beyliğe büyük gadr olduğu hatırlatılmış ve müdahalesinin men’i hakkında şiddetli bir emir gelmiştir (BS. 337/39). BK, II/168
HALİL AĞA Bursa Ağası iken 1675’te azledilmiş ve yerine yedinci bölükten Mehmed Çavuş tayin edilmiştir. BK, II/166
HALİL AĞA Bursa eşraf ve hanedanından Hacı Eyüb Ağa’nın oğludur ve Müderris Yakub Efendi’nin küçük kardeşidir. 1753’te eşraftandı (BS. 389/79). BK, II/167
HALİL AĞA Camilikızık köyünden Süleyman oğlu Mustafa’nın oğludur. Redif ikinci alayı birinci taburu dördüncü bölüğü mülâzim-i sânîsi iken 1871’de Girit’te ölmüştür (BS. 1288/35). BK, II/173
HALİL AĞA Uludağ’dan padişahın nefsi için kesilip nakl olunan buz için Bursa buzcubaşısı olan Derviş Mehmed, 1759’da vefat eylediğinden, vazifesi oğulları Halil ve İsmail’e “ber-vech-i iştirak” tevcih edilmiş ve Halil, buz-cubaşı olmuştur. Buzcubaşılık bu ailede senelerce sürmüştür (BS. 1172/57). BK, II/168
HALİL AĞA (Gürleli)
HALİL AĞA (Gürleli) Pazarköy kazasının Gürle köyündendir. Gürle âyânıdır. İnegöllü Numan Paşa bunun büyük düşmanı idi. Birbirlerine düşmanlıkları yüzünden pek gülünç hadiseler olmuştur. 1802 senesi İkincikânun ibtida-larında Pazarköylü Ağaoğlu Hacı Hasan Bey, kardeşi Halil Bey, Gümüşlü Esad Bey ve Yeniköy’den Mehmed âyânlık iddiasıyla İnegöllü Numan Bey’le beraber Pazarköy serdarı Emin’in ansızın evini basmışlar ve yirmi dört saat muharebe ve mukateleden sonra Emin dayanamayarak kaçmış ve Gürle köyüne gidip âyân Halil Ağa’ya iltica eylemiştir. Bu adamlarla Numan Bey, Gür-le’yi basıp kırk evle Sultan Orhan’ın yaptırdığı büyük camiyi yakmışlar, Halil Ağa da dayanamayarak kaçmıştır. Bunlar Gürle köyünün emval, eşya, hergele, hayvanat gibi nesi varsa yağma etmişlerdir. Ahâli perişan olduklarından İzmitli Silahşör Mehmed Tahir bunu padişaha bildirmiştir. Kocaeli mutasarrıfı Osman Paşa’ya bu kazanın tanzimi emir buyurulursa inzibat ve
asayişin temin edileceği de ayrıca ilâve edilmiştir.
Bursa mütesellimi Hafız İsmail Ağa padişaha gönderdiği 2.2.1802 tarihli mektupta da şöyle demektedir: “Pazar-köy’e bağlı Yeniköylü İnce Mehmed ile rufeka ve yandaşlarının idam ve izâle ve kalesinin hedmi emredilmişti. Üzerlerine varılmazdan evvel bu şakî kaçarak İnegöllü Numan Bey’e varıp kendisine nefsaniyeti olduğundan bunlara muavenet ve Pazarköy sabık âyânı Hasan ve Hacı Halil ve kardeşi Hasan adındaki kimseleri kandırıp eşkıyaya alenen sahip çıkarak Pazarköyü’nü bastırmış ve Halil Ağa’yı orada bulamayıp 800 koyun ve 1.000 kilodan fazla arpa ve buğdayı zapt etmişlerdir. Emirsiz bu fesada cesaretlerine mebni Halil Ağa tarafına imdad olunup keyfiyeti canib-i hükû-mete arz ve merkumun askerinin geriye avdet ettirilmesine emir verilmesi rica edilmiş ve Ramazan girmekle hastalanarak ata binmeye iktidarı kalmadığından eşkıyanın üzerine varamamıştır. Bayram ertesine bırakmıştır. Halil Ağa’-nın maiyyetine gönderdiğim adamlarımız vakitsiz muharebe olmasın diye geriye celbolunmuşlardır. 21 Rama-zan’da Numan Bey’den bir mektupla bir de emr-i şerif sureti gelmekle hayrette kaldım, vallahi’l-azim ve billahi’l-kerim bu Halil Ağa’nın eşkıyanın muini veyahut eşkıyadan olsa bir dakika tehir etmeyip kendi elimle cezasını tertib ve İstanbul’a gönderirim. Benim kazandığım itibar ve şeref-i devletin ve efendisinin sayesinde olduğu ve eşkıya sayesinde olmadığını bildirmiştir. Ancak evvelce Deli Balta ve Bolulu Osman’ı, Numan Bey tahriratla İstanbul’dan isteyip getirdiği vakit Gemiç köyü altında merkum Esad’ın Çiftliği’nde ihtifa edip Halil bendeniz de haber aldıkta tarafımıza haber gönderip bizzat çiftliği basıp eşkıyalar firar etmiş ve o anda bizler çıkıp Osman’a tesadüf etmiştik. Bu esvarın inşasına Halil bais oldu diye Numan Bey Hazretleri Halil Ağa’ya düşman olmuştur. Bu defa intikamını
aldı. Gürle karyesinde otuzdan fazla ev ve Sultan Orhan Camii ve Mektebi yanmış ve ahâlinin mallarını yağma ve nicelerini kabahatsiz katl ve Halil’in 3.000’den fazla koyun ve keçisini sürüp Gemlik tersanesine götürdü. Ancak fer-man-ı âlinin suretini görünce imdada cesaret edemedim. Uzun zamandan beri Gürle köyüne ve civarına bir tek eşkıyanın geldiğini ve barındığını ne ben ve ne de kimse işitmemiştir. Bu Esad’ın kardeşi Bâkî’nin hakkında evvelce emir çıkmıştı. Firarda iken diyar-ı âharda öldü. Ondan sonra bu Esad tuğyan etti. Halil bendeniz eşkıya veyahut muini eşkıya olsa tesahub etmem ve efendime yazmazdım. Bu makule değil, bundan fena yolsuz bir hareketi zahir olan bir kimseye tesahub eylesem efendimizin bu kullarını bağışlayacağını ümit ederim. Bendeniz ve Halil de çâker gulâmınızdır. Emir efendimindir. Bu maddede nüfuzu külliyen meslub oldu. Gece ve gündüz rahatı ve uykuyu terk eyledim. Gözlerimi yol üzre koydum”.
1.2.1802’de Kocaeli ve Hudâvendigâr sancakları mutasarrıfı Osman Paşa’nın tahriratında ise: “Mîr-i mîrândan iz-zetlü İnegöllü Numan Paşa bendeleri, Kocaeli kazalarından Pazarköy kazası muhtarı Halil kulları üzerine birkaç yüz kuruşla tayin ve muharebe ve kıtal olduğu esna-yı rahda lede’l-istihbar keyfi-yet-i memuriyetini istîlâmen tahrirat irsal kılınmış ve varid olan cevabna-mesinde merkum Halil üzerine asker gönderdiğini adem-i iş’ar ve hemen suihalini inba etmekle, senakârları tecessüs ve tashih eylediğime nazaran paşa-yı mûmâ-ileyhin nefsaniyet ve tahrikinden nâşî mahfel-i kaza olan nefs-i Pazarköyü’nde aşağıda beyan edilecek birkaç kimse merkum Halil kullarına buğzederlerse, ahâli-i kaza kendisinden hoşnut olmalarıyla Ramazanın yirmi üçünde paşa-yı mûmâ-ileyh ve Pazarköyü’nde Ağaoğlu Hacı Hasan ve biraderi Halil ve İnce Mehmed ve Esad ve külliyetli askerle Gürle köyünü basıp (Numan Paşa bu köyü bastığı
zaman Gemlik tersanesinden üç kıt’a top kaldırıp köyü muhasara ve altı gün top ve tüfek muharebesi yapmıştır) ehl-i ırz ve gerek Halil’in etbaından birçok kimseleri katl ve umumen ahâlinin emval ve eşyalarını gasp ve gâret ve bu köyle camiyi ihrak ve meramlarınca îlâm ettirmek için kaza nâibi efendiyi istishab ve merkum hakkında emr-i şerif sadır olduğunu ifade eylemiş olduklarını, kurb ve civarlarında Yalakabad kazası muhtarı Hacı Mustafa ve bazı hususla o tarafta bulunan adamım Şem-danî Süleyman tarafından vürûd eden mektuplarda fezâihe dair malûmat verdiklerini ve Halil hakkında emr-i şerif sudûru vaki ise, bu mübarek günlere hürmeten karye-i merkume fukaraları üzerlerinden paşa-yı mûmâ-ileyh ve merkumların nefsaniyet ve mazarratları mündefi olmak için emr-i şerifin kaydının terkini ve bundan sonra keff-i yed etmesi ve gasbedilen malların istirdadı rica” edilmiştir. BK, II/170
HALİL BABA Şeyh Amir’in oğludur. 1484’te Veysel Karanî evlâdından olduğundan bahisle Atıcılar’ın alt tarafında bir mezar uydurmuş ve üzerine de Veysel Karanî’nin adını yazdırmıştır. İlk devirde bu zata Bursa’da çok hürmet gösterilmiş ve Atıcılar’da aldığı bir odayı ve bir ahırı hâvî mezraanın ferağ muamelesi yapılırken, Hocazâde Mustafa Efendi ile Mevlânâ Bedreddin şahit olarak bulunmuştur (BS. 3/415, 4/415, 11/31). BK, I/164
HALİL BABA Osman’ın oğludur. Ramazan Baba Zaviyesi’nde hücre-nişin idi. Yalnız kalır ve çile doldururdu. Zaviyenin şeyhi Mehmed Dede dervişlerden Vidinli Kasap Yusuf’u katleylediğinden vazifesinden çıkarılmış ve yerine 1791’de Halil Baba şeyh tayin edilmiştir (BS. 1206/9). 1795’te tekkenin eşyalarını ve zaviyenin vakıf olan bakırlarını, hayvanlarını satıp kendi umuruna sarf ve istihlâk eylediğinden azle-
dilmiştir (BAVD. 1512; BS. 312/10). BK, II/170
HALİL BEY Derviş Paşazâde’dir. 1746’da Hudâvendigâr Sancağı’nın dokuz kazasından mekkârî davarların ihracına devlet tarafından memur edilmiştir (BS. 384/81). BK, II/166
HALİL BEY Çandarlızâde Nişancı İsa Paşa’nın oğludur. Müderris ve sonra da Şeyhulislâm Sa’dî Çelebi’ye damat olmuştur. Sonra tebdil-i tarikle Şehzâde Orhan’a lala olmuş ve bunun ölümünden sonda da Budin defterdarı olmuştur. 1568’de ölmüştür. Halim, selim, malûmatlı ve âlim bir şairdi (SO. II/284). BK, II/165
HALİL BEY 1578’de miralaydı. Hacı Mustafa oğlu Abdülkadir, emir-i ahuru idi (BS. 131/169). BK, II/165
HALİL BEY Pazarköylü Ahmed Bey’in oğludur. Âyândandır. 11.1.1791’de gelen bir fermanda, bunun, âyândan olup zenginlikle şöhret bulduğu, ipek ve taze meyve ticaretleriyle meşgul olduğu, ayrıca başka yerlerde külliyetli mal, eşya, hayvan ve çiftlikleri bulunduğunun haber alındığı, ordu-yı hümayunda öldüğü ve muhallefat ve emlâkinin mirîye zaptı bildirilmişti. BK, II/170
HALİL BEY Hamza Bey sülâlesinden Ali Bey oğlu Mehmed Bey’in oğludur. Karısı Mehmed Bey oğlu Seyyid Osman Bey’in kızı Şerife Fatma’dır. 1747 senesi Şubatında Bâlî Bey vakıflarının mütevellileri Lutfullah, Seyfullah ve Ahmed Beyler ref’ olunarak mütevelliliği-ne Halil Bey tayin edilmiştir. Derhal Bâlî Bey Hanı’nı tamir ettirmiştir. 1748 senesi Nisanında azlolunan mütevellilerle akrabalarından havadarları birbi-riyle ittifak ve ittihad ederek Halil Bey’i ortadan kaldırmak istemişler ve müte-velliliği almak için Yenişehir’deki camiyi yakmışlardır. Ahmed Bey İstan-
bul’a giderek oturmuş ve mektupla birbirleriyle haberleşmişlerdir. Lutful-lah Bey, Halil Bey’in katli için icap eden tertibatı yapmış ve kölesi Ali ile Bekir oğlu diğer Ali adındaki eşkıyaları casuslukla yoklatıp Halil Bey’in yanında kimse olmadığı ve Duvarcı Mardiros ile caminin tamiri için levazımat müzakeresinde iken vaktin münasib olduğunu haber vermişlerdir. Lutfullah Bey, evvelce hazırladığı beş altı arkadaşıyla yatsıdan evvel evini basmış, Halil Bey altı yerinden çifte kurşunuyla vurulmuş, sağ ve sol elleri kırılmış ve sair azası delik deşik olarak yaralanmış ve bu yaraların tesiriyle ölmüştür. Mardi-ros da yaralanmıştır. Padişah, şakiler hakkında şeriat ne emrediyorsa yapılmasını emretmiştir (BS. 338/169). Davacısı Şerife Fatma, kendi namına ve oğlu Ali Bey namına dava etmişse de katiller inkâr etmişler ve diğerleri de kaçmış olduğundan ispata kudreti olmadığından, araya giren vasıtalar da tavassut ederek 850 kuruşa sulh olmuşlar ve cümlesinin zimmetlerini bi’l-asâle ve bi’l-vesâye ibra-yı ‘âm ile ibra eylemiştir (BS. 338/135,169). BK, II/ 167
HALİL BEY (Hacı) Pazarköylüdür. “Ağaoğlu” namıyla meşhurdur. Hacı Hasan Bey’in kardeşidir. 1802’de Numan Paşa ile olan hadise için bk. Halil Ağa (Gürleli). BK, II/173
HALİL ÇELEBİ Hamza Beyzâde Kara Mustafa Paşa’nın oğlu ve Mahmud Çelebi’nin kardeşidir. 1493’te ölmüştür (BS. 4/334, 10/150). Anası Hatice Ha-tun’dur. BK, II/164
HALİL ÇELEBİ 1523’te yaşamış Kasım Subaşı’nın babasıdır. Bursalıdır. BK, II/ 165
HALİL ÇELEBİ
HALİL ÇELEBİ Ahmed’in oğludur. 1553’te Bursa’da cerrahbaşıydı. Bursalıdır. BK, II/165
HALİL ÇELEBİ Hamza Bey oğlu Meh-med’in oğludur. 20.4.1739’da Hacı İlyas mahallesinde ölmüştür. Hüsniye, Emine adında iki kızı kalmıştır. Kardeşleri Mustafa, Mehmed, Fatma vardı (BS. 1152/3). BK, II/173
HALİL ÇELEBİ (Mevlânâ Kara) Çandarlı hanedanının ceddidir. Bk. Hayreddin Paşa. BK, II/162
HALİL EDİB BEY Bursalıdır. Bazı memuriyetlerde ve mekteplerde muallimliklerde ve Meclis-i Maarif başkitabetinde bulundu. Üdebadandır. Telîf ve tercüme suretiyle yazdığı on iki eseri vardır (OM. II/89). BK, II/173
HALİL EFENDİ Kaltakçızâde’dir. Allâme-i cihan idi. İlm-i tasavvuf ve Mesnevî’de pek mütahassıs idi. Nakşibendî Emin Efendi’den nisbet-i şerifeye sâlik idi. Mazannadan bir zat idi. 1788’de ölmüş ve Deveciler mezarlığına gömülmüştür. Fazıl, âlim, şair ve hattat idi. BK, II/169
HALİL EFENDİ Seyyid Ebubekir’in oğludur. Alaca Mescid mahallesinde, Ahi Şemseddin’in bina eylediği zaviyenin 1643’te şeyhiydi (BS. 261/115). BK, II/166
HALİL EFENDİ Çeşmîzâde’dir. Nakşibendî şeyhlerinden olup 1764’te Bursa’da ölmüştür (SO. II/94,296). BK, II/168
HALİL EFENDİ Nasuhîzâde’dir. Şeyh Ahmed Gazzî’nin halifesidir. Nasuhî Zaviyesi’nde mürşid idi. 1759’da ölmüş ve tekkedeki şeyhlerin kabirleri yanına gömülmüştür. Evliyadan içi ve dışı mamur bir zat idi. Çok hayat sürmüştür. BK, II/168
HALİL EFENDİ Hüsameddin Tekkesi şeyhi Aziz Efendi’nin oğludur. Evlâdsız olarak 1764’ten evvel ölmüştür. BK, II/168
HALİL EFENDİ Bursalı Halil oğlu Abdullah Ağa’nın oğludur. 1762’de Nalband-
oğlu mahallesinde ölmüştür. Karısı Abdizâde Saîd Efendi kızı Şerife Molla Kadın’dır. İbrahim ve Molla adında iki oğluyla 391 kuruş 80 akçelik muhalle-fatı ve birkaç kitabı kalmıştır (BS. 397/4). BK, II/168
HALİL EFENDİ İstanbul’daki Ortaköy’de Mehmed Kethüda Camii’nin ikinci imamı ve hatibi idi. Padişaha arzıhâl vermeye cesaret etmişti. Kendi hâlinde olmayan cahil, tamahkâr, mürtekib, inatçı ve kışkırtıcı bir kişi idi. Bakkal, kasap, ekmekçi ve saireden aldığı malların bahasını vermediği gibi, istedikleri zaman da her birisini tekdir etmiş ve döverek ehl-i ırz fukaranın ve reayanın namuslarıyla oynamıştır. “Evlerinizi yakarım” diye de korkutmuştur. Müslüman mezarlıklarındaki selvileri kesip satmış ve şerbethanelerden subaşı avâidi gibi aylık istemiş ve cebren almıştır. Bazı kimselere de iftira etmiş, ehl-i örfe haber vererek cezalandırmış ve hulâsa olarak her türlü fenalığı yapmıştır. Hiçbir kimse kendisinden hoşnut olmadığından, evvelce Beşiktaş Mahkemesi’nde müvâcehesinde dava edilmiş ve Ortaköy’den ihraç ve camideki yerine naip nasb olunup kendisi başka mahalleye naklettirilmişti. Orta-köy’ün İslâm, Rum, Ermeni ve Yahudi ahâlisinden birçoklarının şikâyetleri üzerine Ortaköy’e geçmemek üzere yerine naip nasb olunup kendisi 1775’te Bursa’ya sürülmüştür (BS. 1186/64). BK, II/169
HALİL EFENDİ (Manav) İstanbul’da tahsil eylemiş, müderris olmuş, 1613’te Bursa’da Kaplıca müderrisliğine tayin edilmişti. 1614’te Bursa’da ölmüş ve Mahkeme mahallesindeki mektebe gömülmüştür. Şimdiki Kız Muallim Mektebi civarındaki konak, Manavzâde Konağı olup evlâda meşrut vakıftır. İyi ahlâklı, temiz kalpli, sözü kibar ve itikadı pak âlim bir zat idi (G. 321; ŞNZ. 364). BK, II/165
HALİL EFENDİ (Şeyh) “Çulcu” demekle maruftur. Yaniçoğlu Camii imamı iken 1611’de ölmüş ve Zindankapısı’na gömülmüştür. Bütün çalışmaları irfan ve ilim tahsiline münhasır kalmış âlim bir zat idi (G. 167). BK, II/165
HALİL EFENDİ (Şeyh) Kayserilidir. Yüzünün yarısı siyah olduğundan, “Yamalı Şeyh” diye Bursa’da şöhretlenmiştir. Kadirî tarikatından olup 1742’de Hamam Tekke’ye şeyh olmuştur. On yedi sene şeyhlik yapmış, 1759’da vefat etmiş ve Ali Paşa Camii’ne defnedilmiş-tir. Gayet güzel söz söyler, gittiği ve bulunduğu meclisleri sohbetsiz bırakmaz, kibar ve eli açık bir zat idi. BK, II/167
HALİL EFENDİZÂDE Bursa’da vefat eden Şeyhulislâm Mehmed Saîd Efendi’nin soyadıdır. Bk. Mehmed Saîd. BK, II/166
HALİL HAMİD AĞA Yeniçeri ağası iken Tekfurdağı’nda ikamete memur edilmişti. Orada, padişahın rızası hilâfına hareket eylediğinden Karahisar-ı Sahib’de ikamete memur edilmişse de, hâlinin perişan olmasını mucib olduğundan ve ıslah-ı nefs eylediğinden böyle harekette bulunmamak üzere, 1815’te Bursa’ya gönderilmiş ve vasıl olmuştur. Bilâhare bu zat sadrazam olmuştu (BS. 1272/22). Bu zat hakkında üstadımız Sayın Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın bir eseri vardır. BK, II/173
HALİL İBRAHİM BEY Orhan Gazi ile Asporça Hatun’un oğludur. Bir vakitler Mudanya Körfezi’nden, kayıkla gezerken Foça eşkıyası alıp götürmüşler, İstanbul İmparatorunun tavassutuyla İstanbul yoluyla Üsküdar’a kadar giden Orhan Gazi’ye teslim eylemişlerdir (OTEM. I/239; II/436). Vefatında Sultan Osman Türbesi’ne defnedilmiştir. Gündüz Bey adında bir oğlu vardı (BS. 358/149). BK, II/162
HALİL KÜRD Bk. Deli Bekâr.
HALİL MEHMED EFENDİ Abdal Mehmed Camii imamı ve zaviyesinin zaviyedarı iken 1862’de ölmüştür. BK, II/173
HALİL PAŞA I. Murad beylerinden olup beylerbeyi olmuştu. 1401’de de şehit oldu (SO. II/283). BK, II/163
HALİL PAŞA
HALİL PAŞA Bursalıdır. Bursa’da Bahçe köyünün sahibiydi. 1507’de ölmüştür. Hüviyetine ve mezarının bulunduğu mahalle dair hiçbir malûmat yoktur. Bursa’da vakıfları vardı. İbrahim Çelebi ve Koçi Bey adında iki oğlu vardı. BK, II/165
HALİL PAŞA Çandarlı Hayreddin Pa-şa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın oğludur. İbrahim Paşa, Edebali’nin kızı İsfa-hanşah Hatun ile Orhan’ın oğlu İbrahim’in oğlu Sultan Mahmud’un kızı Hanım Hatun’la evlenmiştir. Halil Pa-şa’nın bunlardan hangisinden olduğunu tesbit edemedim. Birçok ilim adamlarından tahsilden sonra babası gibi önce kazasker, 1428’de de sadrazam olmuş ve yirmi altı sene bilâ-fasıla sadarette bulunmuştur. 26 Mart 1452’de Boğazkesen (Rumeli Kazası) kalesinin inşasıyla beraber gelmiş ve gene hissesine düşen büyük kalelerden birisini, her masrafı tarafından verilmek üzere inşa ettirmiş ve ayrıca Ku-la’nın(?) zaviyelerinden birisini inşa ettirmiştir. Fatih’in çok sevdiği vezirlerinden Zağanos Mehmed Paşa, Halil Paşa’nın hasm-ı canı idi. İstanbul muhasara edilince Halil Paşa, muhasamatın ibtidasıyla beraber Garb’ın müdahalesi endişesiyle İstanbul’un muhasarasına daima muarız kalmıştı. Hıristi-yanlar tarafından da efendisine ihanet eylediği nahak yere söylenmişti. Halil Paşa’dan sonra en nüfuzlu olan Zağanos Paşa, Sadrazam’ın zıddı olarak Hıristiyanlığın aman vermez bir has-mıydı. Her ikisi de yekdiğeri aleyhinde gizliden gizliye en şedid bir kin ve ga-
raz besliyorlardı. İstanbul’un fethinden sonra Halil Paşa’nın Rumları teşci’ yolunda olan hafî mektupları Notaras tarafından Fatih’e ibraz olununca, hıyanetini gözüyle gören Fatih, kendisini Yedikule’de hapsettirmiş ve kırk gün kadar burada kaldıktan sonra idam edilerek surların dışına gömülmüştür. İlk idam olunan sadrazamdır. 120.000 altın nakdi çıkıp müsadere olunmuştur.
“SO. II/283; KA. 2057”, sur haricine defnedildiğini yazıyorlar. Bazı tarihçiler de, cesedi İbrahim Paşa tarafından İznik’e nakledilerek İznik’te bina eylediği caminin ittisalindeki türbeye gömüldüğünü yazıyorlar. İbrahim Paşa 1497’de sadrazam olmasına nazaran aradan kırk altı sene geçmesine bakılırsa, Kâmûsu’l-Alâm’ın yazdığı daha doğrudur zannındayım.
“LTC. II/207”de tarihçilerimizden Allah’ın rahmetine kavuşan Ahmed Tevhid Bey, Süleymaniye Camii civarında Kirazlı Mescid’de Halil Paşa’nın mezarı bulunduğunu ve yine tarihçilerimizden pek ince tedkikatıyla şöhreti bulunan Başvekâlet Hazine Evrak Mü-dürlüğü’nden emekli Sayın Musa Adiga da, Vefa’dan Şeyhulislâm Kapısı’na giderken yokuş başında sola sapılan yolun sağında ahşap bir türbe içerisindeki sandukanın Çandarlı Halil Paşa’ya ait olduğunu söylemişlerse de esaslı bir surette tedkik imkânı bulamadım.
İznik’te bir cami ve bir imaret yaptırmıştır. Akhisar’ın Evrancık köyünü Murad Hudâvendigâr İbrahim Paşa’ya mülklüğüne vermiş, İbrahim Paşa da ölünce oğlu Halil Bey’e irsle intikal eylemiş ve Halil Paşa da bunu İznik’teki imaretine vakfeylemiştir. Halil Paşa’nın Mahmud Çelebi, Süleyman Çelebi, Mehmed Çelebi, İbrahim Paşa adlarında dört oğluyla Hatice Hatun ve Elaldı Hatun adında kızları vardı.
Beypazarı’nda Yukarı Ulucan köyü ile Yukarı ve Aşağı Bük’te üç müd tohum çeltik ekili yer ile Köşü köyü ve Beypa-zarı’ndaki hamam İznik’teki imaretin
vakfıdır. İznik’te Akköy mezraası, Hasbeyli ve Akalan köyleri bu imaretin vakfıdır. BK, II/163
HALİL ZUHURÎ (Şeyh) Bursa’da Bab mahkemesi mahsûlünden yevmiye beş, Suğra mahkemesinden dört ve Çardak mahkemesinden dört ki cem’an on üç akçe vazifeye mutasarrıf Salyârî Derviş Osman vefat eylediğinden vazifesi buna tevcih olunmuştur. Her ay muntazaman verilmesi de 1759’da emredilmiştir (BS. 1172/93). BK, II/168
HALİLÎ Diyarbakırlıdır. Fatih zamanında İznik’e gelip tahsil-i ilimle meşgulken bir aşk ve sevdaya tutularak terk-i tarik etmişti. Kendi hâlini tasvir eden “Firkatname-i Halilî” isimli bir manzumesi vardır. İznik’te bir zaviye bina eyledi. Mahir bir şairdir. Sözleri sûfî-yane ve şeyhanedir (ST. 64; SO. II/284; KA. 2060; ŞN. 324). BK, II/164
HALİLÎ Şuaradandır. Bursalıdır. Gayet zayıf, nahif ve sarı benizli olduğundan “Sarı Halil” demekle meşhurdur. Aşıkane şiirleri vardır. Lâmiî’nin oğlu olup kendisinin mahbubu olan “Pertevî” adındaki civanın, “Şems Meyhanesi” demekle maruf bir meygedeye duhulünde, bedaheten şu beyti söylemiştir:
Pertevî mihr-i ruhun bezmimize verdi
ziya
Şems meyhanesinin şimdi günü doğdu şehâ
Hoş söyleyen şairlerdendir. Bursalı muhasebeci Ahmed Çelebi’nin mensu-batından biriyle hembezm olduğuna şeyhleri vakıf olunca, Halilî utanarak yaya olarak Hicaz’a gitmiş ve orada ölmüştür. “Leyla vü Mecnun” manzumesi vardır. Sultan I. Ahmed devrinde yaşamıştır (SO. II/285). BK, II/165
HALİLOĞLU KAHVESİ Bursa’da meşhur bir kahve idi (BS. 339/18). BK, II/170
HALİME Şakrak ve şen bir zenci kadınıydı. Eyüb testilerinden gördükçe ve
de adını işittikçe ağzı sulanırdı. Bir gece yine Eyüb testisinden gözünü ayıramadığı sırada sebebini soranlara derdini anlattı. Herkesin kestane kebabını zevkle yediği gibi, bu da testi kapaklarını yer ve çok severdi (1889 Temmuz, Nilüfer-33). BK, II/164
HALKASIZ MEKTEP Hacı Sevindik mahallesinde ahşap bir mektepti. 1845’te 700 kuruşla esaslı tamir edilmiştir. BK, II/164
HALLAÇLAR HAMAMI Bk. Eski Yeni Hamam.
HAM MEYVE “Bağ ve bahçelerden hasıl olan meyveyi sahipleri tamam yetişmeye komayıp bazı pazarcılara satmakla ham toplayıp götürüp sattıkları haber alındı. Şehre ham yemiş gelip satıldığına rıza-yı şerif olmadığından muhkem yasak edip kiraz, elma, armut, üzüm gibi taze meyvelerin her biri kemâlini bulup ekli kabil olmayınca götürüp satmamaları, etraftan ham yemiş getirirlerse cümlesini denize döküp, satanı ve alıp götüren kimseleri habseyleyip arzedilmesi”, 27.5.1575 tarihli fermanla Bursa kadısına bildirilmişti (BS. 126/215). BK, II/174
HAMAL ÜCRETİ 1587’de Kapan’dan Tamburacılar içine varıncaya kadar, yük başına hammaliye olarak ikişer akçe verilmekte iken hammallar ziyade ücret taleb ederek Müslümanlara cefa eylediklerinden eskisi gibi alıp ziyade almamaları tenbih edildi (BS. 170/ 155). BK, II/177
HAMALZÂDE Bursa’da tüccar Hacı Hasan oğlu Hoca Mehmed’in şöhretidir. 1492’de Umur Bey mahallesinde bir mektep yaptırmış ve “Hammal-zâde” adıyla anılmaya başlamıştır. Bu aileye ait siciller şunlardır: (BS. 23/31, 19/396, 3/273, 31/52,154). Hisar’daki evlerinde gömülü olan paraları, âzadlı cariyesinin ihanetiyle, bazıları çıkarmışlardır (Bk. Define).
Şecereleri şöyledir:
Fatma Hatun
BK, II/177
HAMAM Bursa hamamları hakkında Halkevi neşriyatı arasında çıkan eserimizde birçok tafsîlât mevcut olduğundan oraya müracaat edilmelidir. BK, II/177
HAMAMÎ İzniklidir. Ulemadandır. Elfazı pak ve kendisi iyi anlaşılan, fazilet ve kemâl sahibi, marifetli, güzel nazm yapan, şiirleri nefis, sözlerinde ziyade selâset ve nazmında çok letafet ve sa-lâbet vardır. Edası rengîn ve gazelleri şirindir. Semanâme adlı bir tercümesi vardır. İyi düşmüş gazelleri irad edip yazmıştır. II. Murad’ın mâdihlerinden ve bu asrın şairlerindendir. Şeyhî ve Ahmedî ile muasırdı ve arasıra bunlarla muaraza ve münazara ederdi. Birçok eserleri vardır (ST. 57; OM. II/480). Hünername unvanıyla bir manzumesi vardır (KA. 4746). Hamamî, Acemî’nin Semanâme’sini tercüme eyledi (SO. IV,627) ve Vesilenâme adındaki kitabı Halil Paşa namına tercüme etti. Talib ve matlub, muhib ve mahbub beyninde lâzım olan ahvali ve münasib olan hasbihali nazmedip hasretnameler, ferhadnameler etmiştir (LT. 367). İsmi ve babasının ismi tesbit edilememiştir. BK, II/177
HAMAM TEKKE
HAMAM TEKKE “İsmail Rûmî Tekkesi” de derler. Evvelce Ali Paşa Hamamı iken harap olup 1627’de Saçlı Ahmed Efendi orasını vakıftan satın alarak molozları tathîr ve camekânını zaviyeye tahvil ile 1628 senesine tesadüf
40 Hamam Tekke eden 1038 Saferi evahirinde bir Perşembe günü küşâd resmini yaptırmıştır. Daha sonra harap olmuş ve 1849’-da 19.738 kuruşla tamir edilmişti (BS. 304/10). 1855 hareket-i arzında tekrar harap olmuş, vâridatı da olmadığından kapalı kalmıştır. BK, II/177
HAMDİ (HAFIZ) Hattattır. Sahaflar Çar-şısı’nda açtığı yazıhanede her çeşit yazıları, mühür ve klişeleri imâl ederdi (22 Birincikânun 1919). BK, II/175
HAMDİ BEY Bursa Yenişehirlidir. 1877’-de doğmuştur. İdadi derecesinde tahsil görmüştür. Bursa Ziraat Bankası’na girdi. 1902’den beri bankanın teftiş heyetindedir. Şimdi birinci sınıf müfettiştir. 1895 senesinde başta vilâyet mektupçusu Süleyman Nazif Bey bulunduğu hâlde üdebâ ve şairlerle tanışarak Fevâid Risalesi’ne manzumeler yazmaya başladı. Daha sonraları da İstanbul’da çıkan Malumat, Musavver Fen ve Edeb, İrtika mecmualarına yazılar yazdı. “Şukûfe-i Şebâb” adında bir eseri vardır (SATŞ. III/538). BK, II/175
HAMDİ EFENDİ İstanbul’da defterdarlıkta başmuhasebeciydi. Bazı kabih ahvali zuhurundan dolayı Kadîmî vilâyetinde sakin olmak üzere nefy edilmişti. Memur olduğu mahalle gitmeyip Mudanya ve Bursa’da bulunduğu ve fermân-ı
hümayuna itaat etmediği gibi nice fesad ve fitneye de başladığı haber alındığından gönderilen mübaşir marifetiyle tehir edilmeden katl olmasına, 11.8.1688’de ferman sadır olmuştur (BS. 363/43). BK, II/175
HAMDİ EFENDİ (Pîr) Eşrefoğlu Abdullah Rûmî’nin biricik kızı Züleyha Hatun’un ve Abdurrahim Tirsî’nin oğludur. İznik’te doğmuştur. Muslihuddin Efen-di’den tekmil-i esmâ ile izin ve icazet alarak hilâfet almıştır. Daha çocuk iken kendilerine bazı esrâr münkeşif olup camiye gelen halkı acaip suretlerde görür ve ızhar edermiş. Validelerine olunan şikâyet ve müracaat üzerine, çarşı böreği yedirilerek o hâl kendisinden mestur olmuştur. 1603’te vefat edip dedesinin türbesine defnedilmiş-tir. Şairdir. Bir divanı vardır.
Hayatta iken İznik’te Eşrefzâde mahallesinde bir ev bina edip hayatta oldukça kendisi sakin olup, sonra büyük oğlu Ali Çelebi’nin validesi Emine Hatun ile birlikte sakin olmalarını ve Emine Hatun ere vardıktan sonra Ali Çelebi’nin evlâdına ve sonra cami imam ve hatibine şart edip dilerlerse beraber sakin olmalarını ve istemezlerse kiraya verip enbiya ve mürselîn ruhlarına ve sahib-i vâkıf ruhuna ve fukara ve mesâkin ruhlarına dua etmelerini şart eylemiştir. Tevliyeti hayatta oldukça kendilerine ve sonra oğlunun oğlu Zeynüddin Çelebi’ye ve daha sonra da vâkıfın aslah evlâdına ve ba’dehu hâkim-i vaktın münasib gördüğüne tahsis eylemiştir.
Bundan başka Çırak Bey kızı Safiye Hatun’la Eşrefoğlu Abdullah Efendi’nin müştereken mutasarrıf oldukları yerdeki hissesini, Deliklikaya yakınında Beylikoğlu Hamza Yeri denilen İznik haricindeki bir kıt’a yeri, İznik’te Hacı İnebey mahallesinde bir evi, İznik’te tahıl pazarında üç dükkânı, mescid kurbünde içinde kuyusu olan bir yeri, çarşı içinde iki dükkânı, İznik haricinde bir yeri mescidin imamına, müezzinine
ve kandiline vakfeylemiştir. Nefs-i İznik’te Hacı İnebey mahallesinde kuyusu ve bahçesiyle birlikte bir evi mescidin müezzinine ayrıca, bir evi de türbede hizmet eden kimseye vakfey-lemiştir. Türbe için vakfeylediği bazı musakkafattan başka, mescide de iki büyük ve bir küçük kazan, kilim ve kâlîçe vakfeylemiştir. Hâkimin nasb eylediği mütevellinin; imam, müezzin, câbî ve sair huddâmı azletme salâhiyetini haiz olmasını şart eylemiştir. Pîr Hamdi Efendi denilen bu zatın karısı Emine Hatun’dur. Sırrî Ali Efendi, Abdülmümin ve Şeyh Lutfî adında üç oğlu olmuştur. BK, II/174
HAMDİ EFENDİ (Şeyh) Eşrefzâde Sırrî Ali Efendi’nin oğludur. Babasından tekmîl-i esmâ ve hilâfet alarak babasının vefatında şeyh olmuştur. Riyâzat, mücahedât ve irşatla vakit geçirmekte iken 1658’de vefat eylemiş ve büyük babası Hamdi Efendi’nin türbesine defnedilmiştir. Kendisi şairdir. Evlâd-ları Pazarköy Tekkesi şeyhleridir. BK, II/175
HAMDULLAH BEY 1840 senesinde Gemlik muhassılı idi. İpek kaçakçılığını önlemek üzere Mihaliç, Mudanya ve Gemlik önlerinde tarassut gemileri dolaştırdı. Bunların muayyen şehriyelerini bu zat veriyordu. BK, II/175
HÂMİD AKSARAYÎ
HAMİD (Hoca Pinti) 1480 senelerinde yaşamış olup oğlunun adı Mustafa Çelebi idi (BS. 3/289). Adından da anlaşılacağı üzere çok pinti bir adamdı. Hiçbir akçe sarf etmek istemezdi. Hatta şu hikâyesi çok meşhurdur: Bir gün hastalanmış ve bir hekimi çağırıp, “beni iyi yapmak ve ilâçlamak için ne istersin?” demiş. Hekim de “600 akçe” demiş. Hekimi savmış, mahalle imamını çağırıp “ben ölürsem cenazemi kaça kaldırırsın?” demiş. İmam da “300 akçe” deyince, “ölmek daha ticaretli imiş” diyerek kendisine ilaç yaptırmamıştır. BK, II/176
41 Somuncu Baba Hâmid Aksarayî’nin fırını
HÂMİD AKSARAYÎ “Hâmid Kayserî” de derler. Asıl ismi Hamîdüddin Musa’dır. Hacı Bayram Velî’nin şeyhidir. Evvelâ ulûm-i zâhire ile kesb-i kemâl eylemiş, Şam’da bir tarike girerek Hoy’a gidip Hoca Alâeddin Hazretlerine intisabla ulûm-i bâtıneyi de öğrenmişti. Bur-sa’ya gelmiştir. Molla Fenarî mahallesinde bir mahalde ekmek yapıp ekmeği Ulucami kuzeyindeki Sahaflar Çarşı-sı’nda satmakla geçinmiş ve Bursa’da “Somuncu Baba” diye tanınmıştı. Yıldırım Bayezid, Ulucami’nin inşaatını ikmal edip küşadında Cuma hutbesini okumasını Emir Sultan’dan rica eyledikte, müşârun-ileyh; “Zamanın kutbu Somuncu Baba burada iken ben hitâbet edemem” demiş ve Hâmid Kayserî’yi göstermiştir. Yıldırım’ın iltiması üzerine Hâmid hutbeyi okumuş ve arkasından Fatiha Suresi’ni tefsiren va’z u nasihatta bulunmuştur. Bir müddet sonra kudsiyetinden istifade için Bursalıların tahammülün fevkinde hücumları sebebiyle Aksaray kasabasına hicret eylemiş, 1412’de rıhlet eylemiştir. Türbeleri Konya Aksaray’ındadır. Evliyadandır. Şeyh Safî hakkında: “Tâife-i Erdebîliye şimdiye kadar müteverri’ iken hâlen şeytan onların sadrına girdi” demiştir. Sonra Şiilik onlardan çıkmıştır. Bursa’daki fırınları Molla Fenarî
mahallesinde muhafaza edilmekteydi (SO. II/104; LTC. II/83). BK, II/176
HÂMİD EFENDİ (Şeyh) Mısrî Tekkesi şeyhi (…) Efendi’nin oğludur. Ulemadandır. 1732’de Ulucami’de müderris ve hattat idi. Bursa İpek Mizanı’ndan dört akçe yevmiyesi vardı (BAVD. 24948). BK, II/176
HAMİDİYE MEDRESESİ (Hâmidiye) Mak-sem civarında, Kademeri Mescidi’nin bulunduğu (sokağın?) nihayetinde, Dağıstanlı Hacı Ahmed Efendi’nin bina eylediği Nakşibendî Tekkesi, Hacı Ahmed Efendi’nin Trablusgarp’a nefyi üzerine medreseye kalbedilmiş ve bu ismi almıştır (Sene 1905). BK, II/176
HÂMİL (Şeyh) Şeyh Sahafî evlâdlarından ve Mısrî halifesindendir. Başçı İbrahim Zaviyesi’nin Mısrî şeyhlerine meşrut olduğunu iddia etmişse de iddiasını ispat edememiştir. 1740’ta vefat eden Şeyh Abdülaziz Efendi’nin yerine Süleyman halife tayin edilmiştir (BS. 1184/69). BK, II/177
HAMR MEMNUİYETİ Birçok defalar men’ edilmişse de 1670 tarihinde verilen kat’î bir emirde “camiler ve minberlerle şereflenmiş ehl-i İslâm belde ve kasabalarda bir katre hamr alınmayıp ve satılmayıp içilmemek üzere te’kîd ve tenbih edilmesi” bildirilmiştir (BS. 295/ 21). BK, II/258
HAMURSUZ BAYRAMI Yahudilerin her sene hamursuz bayramlarında güya, hamursuza insan kanı karıştırdıklarına dair mütevatir olan suizan üzerine, millet-i sâire taraflarında Yahudilerin iz’ac edilmekte oldukları şikâyet edildiğinden 1866’da bunun men’i emredilmiştir (BS. 309). BK, II/178
HAMZA Fatih’in öldürdüğü ve şimdiye kadar Türk tarihlerinin Hırvat olduğunu söyledikleri ve ileride asil bir Türk evlâdı olduğu delâili ve vesâiki ile yazı-
lacak olan Sadrazam Mahmud Paşa’nın babası Koca Mehmed Ağa (Nizameddin Koca Mehmed Paşa)’nın babası Hızır Dânişmend’in babasıdır. Bk. Mahmud Paşa. BK, II/182
HAMZA Hoca Ali’nin oğludur. Yiğit taftacıların 1559’da şeyhleri idi (BS. 73/ 393). BK, II/185
HAMZA Şehzâde Şehinşah Çelebi’nin, 1486’da dârüssaade ağasıydı (BS. 5/ 112). BK, II/184
HAMZA Kite kazasında Abdüsselâm oğlu Ramazan Çavuş’un oğludur. 1746’da oğlu Ali ölmüştür (BS. 384/ 81). BK, II/187
HAMZA (Boyacı) Abdullah’ın oğludur. Kadı Hamamı karşısında boyahanesi vardı. Çok mahir ve sanatkâr bir boyacı ustasıydı. 1512’de vefatında, dükkânında yedi kazan, bir miktar karabiber, terazi, değirmen, kızıl boya ve palamut bulunmuştur (BS. 24/29). BK, II/184
HAMZA (Hacı) Erdem Şah veyahut Erden Şah’ın oğludur. 1349’da ölmüştür. İznik’te bir cami ve yanında bir de kârgir türbe bina ettirmiştir. Cami ve türbeyi Hacı Ali adında bir mimar yapmıştır. Cami, 1345 senesinde yapılmıştır. İmareti de vardı. Hacı Hamza zengin bir zat idi. Bu hayır işlerinin devam ve bekası için Mahmud Çelebi Camii karşısında hâlen Belediye’nin ardiye olarak kullandığı hamamı, tabakhane kapısının dışarısında on iki parça bağ ve bahçe ve İznik içerisinde otuz dört dükkân ve imam ve müezzinine birer ev vakfeylemiştir. 1933’te bu güzel cami ve türbe Belediye avlusunun tevsîi için yıktırılmıştır. Türk mimarisinin güzel bir nümûnesiydi. Üzerindeki kubbelerde, ince ve esaslı hesaplara göre hususi olarak yapılmış şimdiki Marsilya kiremidi şeklinde Türk kiremitleri vardı. Yani bir kiremidin iki türlü hesabı vardı: Bir ufkî ola-
rak kavis ve bir de şakulî olarak kavis. Her ufkî sıranın, konduğu yere göre başka bir hesabı vardı ki, Türklerin bu hususta ne kadar ileri gittiklerini gösteriyordu. Bu binaları yıkmak için beş tane belediye binası yapılabilirdi. Şehrin mühim bir anıtını yıkarak ahşaptan yapılmış bir binaya avlu yapmak ne dereceye kadar doğru olabileceğine aklım ermedi. Abdullah Hüseyin adında bir hayır sahibi de, mescid imamına üç bin akçe vakfedip bir cüz tilâvetini şart eylemiştir. BK, II/182
HAMZA (Hacı) Ali’nin oğludur. “Kara Nohut” diye meşhurdur. 1507’de zul-men katledilmiştir (BS. 20/13). BK, II/185
HAMZA (Maskara) “Maskara Hamza” adıyla meşhurdur. Yavuz zamanında yaşamış bir zattır. Bursa’nın Eğri köyünü o da oğlanı Doğan’a mülklüğe vermişken vefatında bunun iki hissesini satın almış ve orada yaptırdığı imarete vakfeylemiştir. BK, II/184
HAMZA AĞA Abdullah’ın oğludur. 1508’de Şehinşah Çelebi Bey defterdarıydı. Bilâhare Muradiye mütevellisi olmuştur (BS. 20/68). BK, II/184
HAMZA BÂLÎ Yaylı(?) Mehmed’in oğludur. 1497 senesi Haziranında ölmüştür. BK, II/184
HAMZA BÂLÎ Balcı Mahmud Bâlî’nin oğludur. 16.12.1526’da ölmüş ve Pı-narbaşı’na gömülmüştür. BK, II/185
HAMZA BEY 1512’den evvel ölmüştür. Oğlu Bâlî Bey de 1512’de ölmüştür. Bâlî Bey’in Hacı Çelebi ve Zeyneb Hatun adında iki evlâdı kalmıştır. BK, II/185
HAMZA BEY Oğlu Mehmed ve Meh-med’in oğlu Seyyid Halil vardı. Halil 1739’da Hacı İlyas mahallesinde ölmüştür (BS. 1152/3). BK, II/187
HAMZA BEY Ahmed’in oğludur. “Bâlî Voyvoda” diye şöhret bulmuştur. 1512’de kardeşi Sinan Bey, Kocaeli Emareti’nden mazûlen Bursa’da oturuyorlardı (BS. 23/322). BK, II/185
HAMZA BEY
HAMZA BEY “Mehterbaşı” diye meşhurdur. Sultan Osman’ın oğlu ve Orhan Gazi’nin kardeşi Pazarlı Bey’in oğlu Murad Bey’in oğludur. Kirmastı’nın Ateri köyünde, 1498’den evvel bir cami ve bir zaviye inşa ettirmiştir. Murad Bey, Kirmastı’nın Karacalar köyünü vakf-ı ebna etmiş, Yıldırım Bayezid tasdik edip nişan vermiş, Hamza Bey’le kardeşi Bâlî Bey mutasarrıf iken ebnâ munkarız olduğundan zaviyesine vakfeylemiştir. Çelebi zamanında yirmi dört hanesi vardı. 1227 (1812)’de 126 nüfus vardı. Demek ki köy hiç inkişaf edememiştir. Hamza Bey ayrıca Kartaz suyu üzerinde iki değirmen vakfeyle-mişse de, harap olduğundan 1502’de Müfti-i Âlem Zenbilli Ali Efendi fetvasıyla 1.500 akçeye Mevlânâ Şücâ’a satılmıştır. Bundan başka, Hamza Bey Kirmastı civarında bir bahçe, zaviye kurbünde bir bağ ve Doğan adlı kölesini zevcesiyle beraber zaviyeye vakfey-lemiş ve ayrıca 30.000 akçe nakit terk eylemiştir. Bu paranın faiziyle zaviye idare edilsin demiş, Hamza Bey’in oğlu Mehmed Çelebi de 12.000 akçe vakfey-lemiştir. Harap değirmen parasıyla Mihaliç’te üç dükkân alınmıştır.
Zaviye ve mescidin kıble tarafında, kendisi için bir türbe inşa ve zaviyesine gelen ve konanlar için bir mutfak ve ayrıca bir kervansaray bina vakfeyle-miştir. Senelik vakıflarının hâsılatı 14.522 akçeydi. Bu zaviyenin hademeleri avârız-ı divaniyyeden affedilmiş ve ellerine ferman verilmiştir. Mehterbaşı Hamza’ya timar olmak üzere Kırksöğüt köyü verilmişti. Bu köyün yerleri mu-kâtaaya verilirdi. Sünbülîzâde, Halil Bey, Mevlânâ Kirmastî’nin yazdığı tapu defterlerinde böyle kayıtlıymış. 1787’-de cami ve türbesi ve tahta minaresi 2.437,5 kuruşla tamir edilmiştir (BS.
1203/63, 16/255). 1794’te Ateri, Kir-mastı kasabasının bir mahallesi addedilmişti. İmaret ve cami mamurdu (BABD. 5595).
Şeceresi şöyledir:
Sultan Osman
Pazarlı Bey Orhan Bey Alâeddin
Paşa
Murad Bey
r
Hamza Bey Bâlî
I
Mehmed Çelebi
BK, II/183
HAMZA BEY Lala Şahin Paşa’nın oğlu Mehmed Bey’in oğludur. Sultan Murad, İznik kazasının Gürle kadılığına tâbî Yenice köyünü, Mehmed Bey’e vermiş, Mehmed Bey de Yenice’de yaptırdığı zaviyesine vakfeylemiştir. Tevliyeti oğlu Hamza Bey’e ve bunlardan sonra da Hamza Bey’in erkek evlâdlarına şart eylemiştir. Hamza Bey, Kanunî zamanında ölünce, vakfın tevliyeti Sinan Çelebi’ye verilmiştir (BA. Kâmil Ke-pecioğlu Tasnifi, Kocaeli Tapu Defteri, 395). BK, II/184
HAMZA BEY Bu zatın hüviyeti hakkında tarihlerin verdikleri haberler birbirinden çok farklıdır. Fakat biz şimdiye kadar kapalı kalan Hamza Bey’in ailevî durumunu biraz aydınlatacağız. Bu malûmat Bursa Sicilleri’nden ve Başvekâlet Arşivi’ndeki tapu defterlerinden derlenmiştir.
Çelebi Mehmed zamanında Lapseki muhafızı iken Venediklilerin oraya çıkmasına mâni’ olmuş ve II. Murad zamanında çok büyük hizmetler yapmıştır. Sultan Murad zamanında Kâfir Samsun’unu zapt ederek diğer Samsun’un zaptını kolaylaştırdı (A. 89). Düzme Mustafa gailesini bastırmak için gönderilen orduya Bayezid Paşa ile
kardeşi Hamza Bey gönderilmişti. Saz-lıdere muharebesinde ikisi de esir düştüler. Sultan Mustafa bunları İzmiroğlu Cüneyd’in intikamcı ellerine teslim eyledi. Bayezid Paşa şehit oldu. Hamza Bey salıverildi. Sultan Murad, İzmir-oğlu’nun başkaldırmasını tenkil için paşalarını topladı. Bir mesclis-i harpte hepsi Hamza Bey’in bu işi başaracağına emin olduklarından bunu münasib gördüler. Hamza Bey de Yahşi Bey’le beraber gittiler. Az zamanda muvaffak olarak İzmiroğlu Cüneyd Bey’i, oğlu Kurt Hasan’ı ve avanesini ve akrabasını katl ve kesilmiş başlarını Edirne’ye gönderdiler. 1424’te İzmir’i zapt eylediler (A. 108,109; KA. 1984).
Fatih Sultan Mehmed, Hamza Bey’i Gelibolu Sancağı’na tayin ve donanma ile Adalar’ın zaptına memur eyledi. Osmanlı donanması Venedik donanmasıyla boy ölçecek bir hâle gelmemiş olduğundan Hamza Bey bu işi başaramadı. Fatih Sultan Mehmed’in çok canı sıkıldı. Hamza Bey’in babasına yaptığı büyük hizmetlere hürmeten hiddetini yendi ve Antalya sancakbey-liğine tayin eyledi. 1459’da Koyulhisar beyi Hüseyin Bey ava çıkmıştı. Uzun Hasan gelip bunu yakalamış ve Koyulhisar’ı zapt eylemişti. Fatih, Hamza Bey’i memur eyledi. Uzun harplerden sonra Hamza Bey muvaffak olamamış ise de etrafını vurmuş ve Uzun Ha-san’ın istifade edememesini temin eylemişti. Bundan memnun olan Fatih Sultan Mehmed, bu ihtiyar kumandanı Rumeli beylerbeyiliğine tayin eylemiştir (B. 131; A. 158,159; KA. 1985). Bundan sonra Karaman beyi İshak Bey’in tenkiline memur olarak bunu da mağlup ve perişan ve firara mecbur eylemiştir. 1472’de Tokat’ta bulunurken Uzun Hasan’ın kumandanlarından Kasım Bey, “Kılıç Arslan Bey’in oğlunu atası iline iletiyoruz” diyerek Sivas’tan geçmek istediler. Hamza Bey gelen adamın sözüne inandı ve izin verdi. Bunlar ansızın Tokat’a hücum ederek kadın ve oğlanlara nâmeşru işler etti-
ler. Hadsiz ve hesapsız ziyanlar yaptılar. Bunların haberi gelince Fatih, Uzun Hasan üzerine yürüdü (A.176; B. 138).
Yazdığımız seneler tedkik edilecek olursa Hamza Bey’in uzun bir hayat sürdüğü anlaşılıyor. Çok değerli arkadaşım Deniz Lisesi tarih muallimi Fevzi Kurtoğlu’nun 335 numaralı Deniz Mecmuası’nda, Osmanlı İmparator-luğu’nda Kaptanpaşalar listesinde Hamza Bey’in 1453 İstanbul muhasarasında Türk gemilerinin kızaklarla Kasımpaşa’ya taşınmasına nezaret eylediğini ve yedinci olarak kaptan-ı derya olduğunu yazıyorlar. Şu hâllere hulâsaten, bugün Bursa’nın sakin ve sessiz ve ıssız bir köşesinde, padişahlara lâyık bir türbenin içerisinde âsûde olan Hamza Bey, Türklere İzmir’i kazandırmış, İstanbul’daki gemilerin karadan yürütülmesinde başlıca âmil olmuştu. Hamza Bey, Bursa’da Muradiye’nin batısında ve Akdemir hisarı kurbünde bir cami ile bir medrese ve üç tane de muazzam kârgir türbe yaptırmıştır. Ve ayrıca da su getirmiştir. Manisa ve Niğde’de hamam ve medrese yaptırmıştır. BK, II/178
Bu isimlerden bu aile erkânı yürüte-bilinir. Hamza Bey hakkındaki son kayıtlara 1472’den sonra tesadüf edilemediğinden ve kendisinin çok yaşlı olmasından ölümüne hükmedilebilir.
Hamza Bey hakkında şuralardan verdiğim malûmat tevsik edilmiştir: (SO. II/251; KA, 1984; BS. 3/234, 11/197, 29/104,127,69, 255/18, 294/ 29). Hamza Bey’in Yahşi Bey, Mehmed Bey ve Hatice Hatun adında üç çocuğu vardı. Hamza Bey’in evlâd ve ahfadı arasında çok hayırsız adamlar çıkmıştır. Kimisi caminin parmaklığını sökerek evine götürmüş, kimisi masraf olmasın diye camiyi tutuşturmuş ve kimisi de vakfiyede medrese musar-rahan kayıtlı değildir diye medreseyi yıktırıp enkazını satmıştır. Büyük ha-reket-i arzda bu ebniyeler sakatlanmış, tamiri işinde de yine böyle bir yolsuzluk olmuştur. 6.2.1860 tarihli, hareket-
42 Hamza Bey’in türbesi
ten beş sene sonra, “Meclis-i Ebniye” namıyla teşekkül eden bir komisyon, Mısırlı Yani Kalfa adında birisini Bur-sa’ya göndermiş ve camiyle türbe ve medresenin hareket-i arzdan yıkılan yerlerini tamir için 89.900 kuruşla keşfedilmişti. Bursa’da yapılan münakaşada da 3.900 kuruş tenziliyle 86.000 kuruşa Mısırlı Yani Kalfa taahhüd ederek kontrat yapılmıştı. Ancak Hudâvendigâr Vilâyeti Meclis İdaresi, Evkaf Nezareti’ne bir mazbata göndermiştir. Ebniye Meclisi ise, keşf defteri fenn-i mîmariye muvafık ise de mahallî rayicinin bir defteri olmadığından mevzu fiyatların hadd-i itidalde olup olmadığı anlaşılamamış ve tamirat müteahhidi Mısırlı Yani Kalfa İstanbul’dan maaşla memur edilmiş olduğundan kendi yaptığı keşf üzerine kendisinin müteahhid olduğunu, sıfırdan hesabı görülerek İstanbul’a iadesini ve Bursa’da kalfaya lüzum varsa başkası gönderilmek üzere bildirilmesinin lüzumu tebliğ etmiştir. Bu açıkgöz kalfa hem keşfini yapıyor ve hem de müteahhidi olmaya kalkıyor.
Hamza Bey evlâdlarından 1615’te vakıflara mütevelli olan Bekir Bey oğlu Hamza; “Mal-i vakfı bel’ edip cami ve imaret ve medrese ve türbe ve mual-limhaneleri olduğu bildirildiğinden,
evvelâ imarete hükûmet tarafından bakılarak ekseri mevâzıı harap olduğundan başka içerisinde yiyecek bir şey bulunmayıp kapının kapalı olduğu ve içinde yemek pişirilmediği; medrese esasından hedm olunup yerine arpa ekilmiş bulunup ahâliden sual olundukta âbâ ve ecdadımız zamanından beri mamur ve abadan iken ve hücreleri içerisinde talebeleri sakin olup ders okunurken, müderrisine ve talebesine masraf etmemek için 1611’de medresenin yıkılmasına hatt-ı hümayun çıkardım diye bir gece yarısı elliden fazla adam gönderip esasından hedm ve kal’ ve kerestesiyle hisarda kendisine bir ev yaptırdığı; beş bab türbeler görüldükte, üstlerinden her birisinin kurşunları gidip kapılarının mıhlı olduğu ve bin müşkilâtla kapıları açılıp bakıldıkta hasırları ve başlarında destarları ve üzerlerinde sofları olmayıp boş birkaç eski tahtadan şamdanları olup içlerinde mum bulunmadığı, ecza sandıklarından da eczası bulunmayıp ve nice zamandan beri ecza-yı şerife okunmadığı, mahalle ahâlisi ise bu türbeler mamur ve abadan olup her birinin içinde onar nefer eczahanları ve sekiz türbedarları varken vazifeleri verilmediğinden hepsi dağıldığı; caminin üstünde kurşunları olmayıp kubbenin bazı yerlerinde incir ağaçları çıktığı ve caminin içinde iki
eski hasırdan başka bir şey olmadığından ve doğu tarafındaki dört pencerenin demirleri alındığı ve ahâliden soruldukta imam ve müezzin ve kayyumların vazifelerini vermemek için bu hâle konduğu ve pencere demirleri çıkarılıp Hamza Paşa’nın evine konduğu ve Zeynîler mahallesindeki Mehmed Bey’in muallimhanesinin kurşunları gitmiş ve sıvası dökülmüş ve dolapları yıkılmış olduğu görülmüştür”. 8.10.1615’te bu vakıflar bu hâlde idi (BS. 225/10). 1629’da yıkılan ve yüz yıldan beri medrese olan bu medresenin inşasına emr-i şerif geldiğinden yedi bab hücrenin inşa ettirilmesi vakfın mütevellisi Ebubekir oğlu ümeradan Osman Bey’e tenbih edilmiştir (BS. 324/58).
3 Nisan 1893’te cami ile türbeye beş altı sene evvel Uşak’a sipariş edilen kâlîçeler, o zaman müteahhidi marifetiyle 46 arşın murabba’ı noksan imâl edildiği meydana çıkarıldığından kâlî-çeler ikmal ettirilmiş ve sandukaların üzerlerindeki yeşil çuhalar yenilenmiştir. BK, II/180. BK, II/179
HAMZA BEY CAMİİ Cami, Muradiye Camii’nden biraz ufaktır. Cami iki büyük kubbedir. Cenahlarda da zaviye olmak üzere kullanılan iki küçük kubbe daha vardır. Önünde şadırvanı vardır. Cami birçok defalar tamir edilmiş
ve son olarak 29.2.1826’da, caminin kurşunları ve beş sofası 9.816 kuruş sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 288/55). Evvelâ mescid iken 1615’te minber konarak camiye tahvil edildi (BS. 3/ 234). BK, II/179
HAMZA BEY MEDRESESİ Caminin doğusunda sekiz odalı bir bina idi. Kârgir ve kubbeli iken harap olmuş ve nihayet üzeri ahşap olarak yapılmış ve kiremitle örtülmüştü. 29.2.1826’da türbeleriyle medreseden yıkılan bir oda yeniden yapılmış ve diğer yedi oda tamir edilmiş ve bu iş için 4.035 kuruş sarf edilmiştir (BS. 288/56). 1890’da bazı ilâvelerle tekrar tamir ettirilmişse de, sonra yanmıştır. Bu hayır işlerinin masrafı için Hamza Bey, Yenişehir’deki Karaali köyünü, Marmaracık mezrasını, İnegöl’deki Kozca yaylağını, Gula-meddin köyünü, Bilâloğlu, Ahi köylerini, Yarhisar’da Hoca Ömer, Karaökçe köylerini, İznik’teki Hamza Bey ve Candarbükü köylerini, Bergama’da bedesteni, Ayazmend’deki yerlerini, Manisa ve Niğde’deki hamamlarıyla birçok değirmenleri vakfeylemiştir (Bu isimlere bk.). BK, II/179
HAMZA BEY MEKTEBİ Zeynîler’dedir. Hamza Bey’in oğlu Mehmed Bey yaptırmıştır. Mektep harap olduğundan 1679’da mütevellisi, İnegöl’ün Hamza-köy’ünden Mehmed Bey oğlu Mustafa Bey tarafından 50.320 akçe sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 276/52). BK, II/188
HAMZA BEY MESCİDİ Bursa’da, İncirlice mahallesinde 1590’da Hamza Bey yaptırmıştı (BAVD. 4188). Son asırda böyle bir mescid yoktu. BK, II/187
HAMZA BEY SUYU Demirkapı’daki Kili-se’den çıkıp Koca Nâib ve Hamza Bey mahallelerine yarı yarıya akar (BS. 95/196). BK, II/180
43 Hamza Bey Camii
HAMZA ÇELEBİ Mevlânâ Şükrullah’ın oğlu Mevlânâ Ahmed Çelebi’nin oğludur. 1503’te sağdı (BS. 19/74). BK, II/ 185
HAMZA DEDE Göynüklüdür. Emir Sultan şeyhi Lutfullah Efendi’nin halifesidir. Şeyhle birlikte Hicaz’a gitmiştir. 1601’-de Emir Sultan’a yarım saat mesafede Kurtbasan havuzu civarında Fıstıklı’ya gömülmüştür. Kendisinden birçok hâ-rikulâde şeyler zuhur eylemiştir. Keramet sahibi bir zat idi (SO. 252; G. 236). BK, II/185
HAMZA EFENDİ Moralızâde Tekkesi şeyhi Hasan Ukkâşe Efendi’nin oğludur. 1905’te ölmüştür. BK, II/188
44 Hamza Bey Camii’nin planı (Gabriel’den)
HAMZA EFENDİ Bk. Nureddin Hamza.
HAMZA EFENDİ
HAMZA FAKİH Buldukoğlu Cüneyd’in oğludur. 1484’te Dâye Hatun vakıflarının câbisi idi (BS. 4/71). BK, II/184
HAMZA FAKİH
HAMZA PAŞA Hamza Bey oğullarından Bâlî Beyzâde Ebubekir Bey’in oğludur. 1604’te Hudâvendigâr mutasarrıflığında bulunmuştur. Kendisi azlolunduk-tan sonra İstanbul’a giderek 1604 yılı “tereke hasadı” kendisinin tahvil ve tarihine düşmüşken yeni gelen mirlivanın adamlarının, bunun tahviline müdahale eylediklerini şikâyet eylemiştir. Gelen bir fermanda; “Tereke erişip kemâlin bulup biçilmek caiz olan zamandır, biçilmek ve harman olmak lâzım değildir. O vakit kimin tahviline düşmüşse cümle tereke mahsûlü onun olur. Husamayı müvâcehe edip bu zaman tayin edilsin” diye Bursa kadısına emredilmiştir (BS. 209/37). Hamza Bey, 1614’te Hamza Bey vakıflarının mütevellisi iken divan-ı hümayuna mektup gönderip, “Hamza Bey Mescidi sapa bir semtte olmakla Müslümanlar kış günlerinde Cuma namazına uzak yere varmakta ve sıkıntı çekmektedirler. Vakfın zevâidinden hatibe vazife verilmek üzere camiye tahvilini istirham” eylemiş ve izn-i hümayun alınmıştır (BS.227/125).
1615’te Hamza Bey’in yaptığı fenalıklarını teftiş için mahkemeye davet edilmiş ve bu maksatla; “Nâib Mevlânâ Esad ve Anadolu Ağası ve yeniçeri zâbıtı Mehmed Ağa ve sipahiler zâbıtı Hüseyin Bey ve yeniçeriler serdarı Mustafa Bey ve muhzırbaşı Mehmed Bey ve sair âyân-ı vilâyetten nice kimseler gönderilip, onlar da Bursa hisarındaki Hamza Bey’in sakin olduğu menzile varıp mec-lis-i şer’a davet murad ettiklerinde, Hamza Bey saklanıp evi arandıkta bir sandığın içinde bulunup davet olundukta itaat etmeyip mezburların üzerine yalın kılıç hücum ve sell-i seyf edip mezbur Mehmed Ağa’yı kılıçla çaldıktan ve kendinin ayağı sıyrılıp düşmekle başı
bir miktar mecruh olup ba’dehu Hamza Bey’i meclis-i şer’a ihzâr eylediklerinde Mehmed Ağa dava ve Hamza Bey inkâr etmiş, Mehmed Ağa şahitlerle ispat etmekle Hamza Bey: Bunlar bir alay eşkıyadır; evime geldikleri ecilden yalın kılıçla hücum ve sell-i seyf eyledim” diye itiraf eylemiştir” (BS. 225/17).
1615’te aynı ayda bi-gayr-i vech-i şer’î nice Müslümanlardan cebren akçelerini aldığı ve nicelerini katledip zulüm yaptığı haber verildiğinden Hamza Bey meclis-i şer’a ihzâr edilmiştir. “Şer’a teveccüh eden hukuku ashabına alıverdikten sonra ahvali neye müncer olursa İstanbul’a arzeylesin”, diye Bursa kadısına emir gelmiş ve Hamza Bey tutularak mahkemeye ihzâr olunmuştu. Yirmi dört kişi mahkemeye gelmiş ve bazıları malını, arazisini, atını, koyununu, sığırını, öküzünü ve sair hayvanlarını aldığını iddia ve Hamza Bey de inkâr eylemiş, ancak bu husus şahitlerle ispat edildiğinden edasına hükmedilmiş ve kendisine emir verilmiştir. (BS. 225/11). 1615’te mütevellilik ciheti de kontrol edildiğinde cami harap, medrese yıkılmış ve enkazıyla hisarda bir ev yaptırmış, mektebi kapatmış, imaret yok edilmiş ve türbelerin eşyası aşırılmış olduğu görülmüş ve bunların hepsinin Hamza Bey tarafından yapıldığı iddia edilmiştir.
1616’da Hisar’da, İsa Bey Fenarî mahallesindeki hanesinde maktûlen vefat eylemiştir. Veraseti büyük oğlu Mehmed Çelebi (bilâhare Derviş Mehmed Paşa) nam şâb ve sagîr oğlu Ali’ye ve zevce-i metrukesi Abdullah kızı Müfer-rah Hatun’a münhasırdır. Mehmed Bey kendi tarafından asaleten, anası tarafından vekâleten dava talebine, sulh ve ibraya ve bedel-i sulhu ahz ü kabza vekil olup, vekâleti, mahzar-ı hasm-ı münkirde Emir Gazi oğlu Seyyid Cafer Efendi (bilâhare Seyyid Cafer Paşa) ve Mustafa oğlu İbrahim Çelebi şeha-detleriyle sabit olduktan sonra Mehmed Bey, “Babam İnegöl kazasında
Doğan köyü kurbünde -Hamza Bey köyü kurbünde- Doğancı Pınarı nam mevzide, guruptan sonra katl olunup katili nâ-malum olmakla kardeşleri Osman Bey, Mahmud Bey, Ali Çavuş, Abdülbâkî Bey ve Halil Beyler zannolunup şer’le istima’ olunmak için emr-i şerif varid olup Osman Bey gelip diğerleri firar ve gaybet eylemekle ve Osman Bey de bilkülliye inkâr edip beynimizde münâzaât-ı kesîre varid olmuştu. Sulh yapan kimselerin tavassutuyla ben kendi canibimi 15.000 akçe ve validem canibini 15.000 akçeye, cümle 30.000 akçeye beynimizde musâlaha-i şer’iyye vaki olup bedel-i sulhu Osman Bey’den tamamen aldım. Mahmud Bey de kendi hâlinde olduğu mukarrer ve katilde bî-günah olduğu malûmumuz olmakla onunla da katle müteallık dava ve nizâımız yoktur” dedi. Osman Bey de ikrar ve itiraf edip; “Benim de bu ana gelince babamızın mirasına müteallık Hamza Paşa ile ve katilden sonra veresesiyle bazı davalarım vardı. Cümlesinden beri oldum. Evkaf tevliyetlerine müteallık min-ba’d Mehmed Bey’le nizâ etmeyecek oldum. Eğer edersem inde’l-hukkâm mesmu’ olmaya” diye ikrar eyledi. Beynlerinde sulh ve salâh vaki olup “es-sulhu seyyidü’l-ahkâm” mefhûm-i şerifiyle amel olunup sicile kaydolundu (1616) (BS. 225/59). BK, II/185
HANÇERLİ SULTAN Bk. Fatma Sultan.
HANÇERLİ SULTAN SARAYI Çekirge’de idi. Dokuz tahtânî odayı, iki soğuk suyu, beş çardağı, bir ahır ve bir bahçeyi hâvî büyük sarayı 26.000 akçeye Hudâvendigâr beyi Abdülgafur Bey’e 1574’te satmışlardır. BK, II/108
HANIM HATUN Orhan Gazi’nin oğlu Sultan İbrahim’in oğlu Sultan Mah-mud’un kızıdır. Çandarlı Büyük İbrahim Paşa’nın karısıdır. Kudüs’te medresesi vardır. Niksar nahiyesinde Pa-ravya (Paruye) köyünü vakfeylemiştir
(BAMR. 7534; BS. 3/245, 39/337). BK, II/189
HANIM HATUN İznik’te İskender Bey’in kızıdır. Kardeşleri Hasan ve Mustafa vardı. İznik’teki Dereköy’ü Sultan Orhan vakfeylemiş, vakf-ı mezburun kesimli bir değirmenini İskender Bey tasarruf ederken sırasıyla evlâdlarına intikal eylemiştir. BK, II/189
HANIM HATUN Asaf Çelebi’nin kızı Mustafa Çelebi’nin kız kardeşi ve Sinan oğlu Abdurrahman Çelebi’nin karısıdır. 1542’de sağdı. BK, II/189
HANIM HATUN Melek Ahmed’in kızıdır. Hacı İlyas oğlu Mustafa’nın karısıydı. 1572’de ayrılmıştır. Oğlu Ebulmeâlî Çelebi’dir (BS. 116/108). BK, II/189
HANIM KIZLAR Muradiye’de, Çınar-önü’nde Koca Nâib Camii’nin kuzeyindeki kârgir türbeye derler. İçinde üç kabir mevcuttur. Hüviyetleri tesbit edilemedi. BK, II/189. Bk. Kız Hanımlar.
HANİFE HANIM Eminiye Tekkesi bânisi Emin Efendi’nin kızıdır. Validesi, Abdülgani Ağa’nın kızı Ümmügülsüm Hanım’dır. Bursa’da Yıldırım mütevel-
45 Hanım
Kızlar Türbesi
46 HANLAR BÖLGESİ: I. Ulu Cami, II. Şadırvan, III. Şengül Hamamı, IV. Muvakkithane, V. Emir Hanı, VI. Orhan Hamamı, VII. Koza Hanı, VIII. Zeytin Hanı, IX. Küçük Zeytin Hanı, X. Medrese, XI. Mektep, XII. Medrese, XIII. Mısrî Tekkesi, XIV. Mısrî Mezarlığı, XV. Umumi tuvalet, XVI. Vaiziye Medresesi, XVII. Müftülük, XVII. Kapan
Hanı, XVIII. Doğan Gözü Hanı, XIX. Orhan Camii, XX.
İmaret Ambarı, XXI. Fidan Hanı, XXII. Yeni Harir Hanı,
XXIII. Geyve Hanı, XXIV. Sandıkçılar Hanı, XXV. Bedesten, XXVI. Sipahiler Çarşısı, XXVII. Ertuğrul Camii, XXVIII. Eski Yeni Han, XXIX. Medrese, XXX. Yiğit Cedit Camii, XXXI.
Karaca Bey Hanı, XXXII. Kuşbazlar Hanı, XXXIII. İvaz Paşa Medresesi, XXXIV. İvaz Paşa Camii, XXXV. Meyhaneli Hamamı, XXXVI. Pirinç Hanı, XXXVII. Eski Harir Hanı (Ara
bacılar), XXXVIII. Sağrıcı Sungur Camii (Gabriel’den).
lisi Hasan Ağa’nın oğlu Süleyman Çelebi Efendi’ye varmış ve Şerife Fatma adında bir de kızı olmuştur. Başka evlâdı yaşamamıştır. 1825’te ölmüştür. BK, II/189
HANİFE HANIM
HANİFE HATUN Şeyh İsmail Hakkı Efendi’nin yegâne kızıdır. Rumeli’ye kocaya varmıştı. Evlâdsız vefat eylemiştir. BK, II/189
HANLAR Bursa’da birçok hanlar vardır. Bursa Halkevi neşriyatının dördüncüsü Bursa Hanları’na aittir. 1935’te Bur-sa’da Yeni Basımevi’nde tab’ edilmiştir. Biz burada her birisinin ismi hizasında kısaca malûmat vereceğiz. BK, II/189
HANZÂDE HATUN Hassa harcdan 30 akçe yevmiyesi vardı. 1490’da bu paraları Zağanos Paşa oğlu Mehmed Çelebi alıyordu (BS. 8/131). BK, II/189
HANZÂDE HATUN Mihaliç’te medfun Karaca Bey’in kızıdır. Hundî ve Sittî Hatunların kız kardeşidir. 13.7.1521’de sağdı. BK, II/189
HANZÂDE SULTAN Mehmed Ağa’nın oğlu Sadrazam Bursalı Mahmud Adnî Paşa’nın kızıdır. Mehmed Şah oğlu Şah
Çelebi’nin karısıdır. 1500’de oğlu Hüseyin Çelebi ve kızları Elsem(?) ve Şahhûbân Hatunlar sağ idiler (BS. 17/192). BK, II/189
HAPİS 1762’de gelen bir fermanda: “İstanbul ve büyük şehirde zühhâd-ı eimme ve huffazın şer’an ahz ü habsleri iktiza eyledikçe reisü’l-ulema marifetiyle icra olunmak kaidesi her yerde cari iken birkaç seneden beri Bursa’da bu eski kaideye riayet olunmayıp bunlardan birçok kimseleri ehl-i örf taifesi (valiler, sancakbeyleri, subaşılar, bostancılar ve emsali) ahz ü habseylediği bir mahzar ile dergâh-ı Alî’ye inha ve arz-ı mahzar ile bildirildiğinden bu emrin vüsulünden itibaren ulema elbisesini giymiş ve ilmî cihetlerden bir cihet ile mutasarrıf olanların şer’an hapis ve tâzirleri iktiza eyledikte reisü’l-müderrisîn olan efendi marifetiyle mucib-i şer’îsi icra olunmak kaidesine riayet edilmesi” emredilmiştir (BS. 395/55). BK, II/155
HARAC Fetholunan bir memleket topraklarından mirîye alınmayarak eski sahipleri ellerinde bırakılan araziden alınan vergidir. Maktu olarak veya mahsulden alınır. Cizye ile haracın
farkı; cizye Müslüman olmayanlardan, askerlik hizmetlerine mukabil alınan, harac ise, topraklarından alınan vergidir. BK, II/190
HARÇ EMİNİ (Hassa) Bursa’da saraya ait masrafların yapılması, iradın toplanması işiyle uğraşan bir zata denilir. Bursa’da belli başlı hassa harc eminleri şunlardır:
|
BURSA HASSA HARÇ EMİNLERİ |
|
|
Görev Yılı |
Adı |
|
1484 |
Hoca Kasım oğlu Seydî Çelebi |
|
1491 |
Hudâdâd oğlu Hayreddin |
|
1522 |
Ahmed oğlu Muslihuddin Mustafa Bey |
|
1524 |
Ali oğlu Mehmed Çelebi |
|
1525 |
Çırak oğlu Sinan Çelebi |
|
1526 |
Cafer |
|
1527 |
Hüseyin oğlu Hasan Çelebi |
|
1533 |
Karaca oğlu Mustafa Çelebi |
|
1537 |
Hacı Ferhad Bey |
|
1544 |
Kasım oğlu Ramazan Çelebi |
|
1545 |
Süleyman Bey |
|
1551 |
Hüseyin Bey |
|
1555 |
Resul oğlu Mehmed Çelebi |
|
1559 |
Pîrî Çelebi oğlu Mehmed Çavuş |
|
1561 |
Kubat Çavuş |
|
1577 |
Ahmed Çavuş oğlu İbrahim Çavuş |
|
1582 |
Mehmed Çavuş (Abdülkerim oğlu) |
|
1583 |
Şah Çavuş |
|
1584 |
Cafer oğlu Ahmed Bey |
|
1584 |
Musa oğlu Mehmed Çavuş |
|
1642 |
Ali (İstanbul Gümrük Emini) |
1642’de Bursa mukâtaalarını İstanbul Gümrük Emini Ali deruhte eylediğinden başka “hassa harc” olmamasına ferman çıktığından Bursa Hassa Harc-lığı 27.8.1642’de lağvedilmiştir (BS. 265/3). BK, II/191
HARÇLIKÇI Sefer ve muharebelerin uzun sürdüğü zamanlarda timar sahiplerine harçlık getirmek üzere ordudan memleketlerine gönderilen kimselerdir. Bunlar hem şahısları hem de o civardaki arkadaşları için harçlık getirmek
|
k |
kaf |
V |
3 |
! |
r |
re |
4 |
3 |
2 |
1 |
|||
|
k,gjn |
kef |
d |
J |
z |
ze |
3 |
a,ejjui |
elif |
1 |
1 |
|||
|
g |
j |
je |
x |
4 J |
b |
be |
|||||||
|
nJ |
s |
sın |
(J^ |
tj* |
P |
pe |
|||||||
|
1 |
lam |
J |
J |
Ş |
sm |
V" |
L/ |
t |
te |
tZ* |
|||
|
m |
mim |
r |
r |
s |
sad |
(^ |
se |
O |
|||||
|
n |
nun |
O* |
0 |
d,z |
dat |
\T° |
g/7 |
C |
cim |
s |
|||
|
V,O,Ö,UÜvav |
J |
j |
t |
tl |
Jo |
Ç |
çim |
5 |
|||||
|
^,e |
he |
>> |
z, |
ZI |
Jo |
h |
ha |
||||||
|
e,a |
he |
o |
o |
OU1, aoüi ’ |
ayın |
t |
h |
hı |
t |
||||
|
y,'J |
ye |
dS |
g’g |
gayin |
Î |
t |
d |
dal |
j |
||||
|
la lam-elif |
f |
fe |
z |
zel |
S |
||||||||
|
Birler |
. 1 Y Y t 0 A V A ^ 01 234 56789 |
|
Onlar |
1. v. V. L 0. v V. A. a. 1O 20 30 40 50 60 70 80 90 |
|
Yüzler |
1.. r.. V.. .V. V.. A.. ^.. 1OO 200 300 400 500 600 700 800 900 |
47 Harf devriminden sonra hazırlanmış eski ve yeni harf ve rakamları gösterir tablo.
için gider ve tekrar orduya iltihak ederlerdi. BK, II/192
HAREKET-İ ARZ Bk. Zelzele.
HARFLER 1878’de Maarif Nezareti’nde Osmanlı harflerinin ittisal ve infisal ve terkib ve tefrik cihetiyle ve bâhusus ekser harekâtın fikdânı sebebiyle cümlenin malûmu olan müşkilâtın çaresi aranılmak üzere bir komisyon kurulmuştur. Buna öteden beri pek çok çareler düşünenler ve hatta çarelerini alafranga yollara kadar sevk ederek lâtin harflerinin kabulünü bile tavsiye edenler bulunmuştu. Vâkıa dünyada her şeyin ibtidası “elifba” olduğu cihetle, bir milletin huruf ve harekâtı ne kadar mükemmel olursa onun göreceği hizmet de o kadar mükemmel olmak lâzım gelir (MUN. 184). Zamanın idaresi icabı bu komisyonun hiçbir şey yapamayacağı şüphesizdir. 1911’de Osmanlı hükûmetinin Harbiye Nazırı Enver Paşa, Osmanlı harflerinin ayrı ayrı yazılması ve bazı harflerin üzerlerine işaret konmasını emretmiş ve
tatbikatına da başlanmışken, umûmi harbin çıkması bu işi ilerletememiştir.
Türkiye Cumhuriyeti hükûmeti 26 Haziran 1928’da lâtin harflerinin Türkçeye imkân ve suret-i tatbikini düşünmek üzere teşkil olunan encümen, birinci defa olarak Maarif Vekâle-ti’nde toplanmış ve programını tanzim eylemiştir. Bir taraftan da Maarif Vekili Necati Bey, Muallim Kongresi’ni Ankara’da toplayarak harfler meselesiyle ciddî surette çalışmışlardır.
17 Temmuz 1928 Salı günü, Başvekil İsmet Paşa, Maarif Vekâleti’ne gelerek harfler komisyonu heyet-i umumiye içtimaına dâhil olmuşlar ve saat 19’a kadar kalmışlardır.
9 Ağustos 1928 Perşembe akşamı Atatürk, Ankara motoruyla saat 23’te Sarayburnu parkına gelerek bir nutuk irad eylemiş, “Arkadaşlar, yeni Türk harflerini kabul ediyoruz” diye müjdelemişlerdir.
29 Ağustos 1928 Çarşamba günü, Başvekil İsmet Paşa Dil Encümeni’nde hararetli bir nutuk söyledi ve üç maddelik şu karar bi’l-ittifak kabul edildi:
-
1. Milleti cehaletten kurtarmak için, kendi diline uymayan Arap harflerini terk edip lâtin esasında Türk harflerini kabul etmekten başka çare yoktur.
-
2. Komisyonun teklif ettiği alfabe Türk alfabesidir. Kat’îdir. Türk milletinin bütün ihtiyaçlarını temine kâfidir.
-
3. Harf ve imlâ kaideleri lisanın ıslâhını, inkişafını ve millî zevki takip ederek tekâmül edecektir. Muhakkaktır ki, yeni harflerle lisan ve imlâya ilk şeklini vermek için komisyonun projesi en kısa ve en amelidir.
-
13 Eylül 1928 Perşembe günü, Başvekil İsmet Paşa, sabah Kayseri treniyle Malatya’ya gitmek üzere trene binmişler ve tren hareket ederken Mareşal Fevzi Paşa’ya: “Paşam, yeni harf seferberliği... Malatya’ya muallim olarak gidiyorum. Bunda da muvaffak olacağız” demiştir (AT. 54/3727).
3.11.1928’de on bir maddelik 1353 numaralı yeni Harfler Kanunu, Millet
Meclisi’nce Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün birer nutuklarından sonra alkışlar arasında kabul edilmiştir.
Bu vechle pek sevgili İsmet İnönü’nün, bu tarihî nutkunda söylediği: “Türk harfleriyle Büyük Türk Milleti yeni bir nur âlemine girecektir” vecize-si, senesi geçmeden tahakkuk eylemiştir ve Türkiye’yi kaplayan kesif cehalet perdesi yırtılmış, en küçük köyde bile okuyup yazmayan kalmamış gibidir. BK, II/199
HARÎMÎ Bursalıdır. Eminlerdendir. On altıncı asır ibtidalarında ölmüştür. Şairdir. Haremeyn’i ziyaret edip hacı olduğu için bu mahlası kullanırdı. Tab’ ve zevk-i selim sahibiydi. Güzel söyleyen ve temiz yazan şairlerimizdendir (G. 361; LT. 130). BK, II/193
HARÎRÎ Bursalı bir ipekçinin oğludur. Kendisi de ipekçiydi. Veliyyüddin oğlu Ahmed Paşa’nın muasırı olup XV. asırda yaşamıştır. Kudretli bir şairdi (SO. II/110; LT. 131). BK, II/193
HARİTA Bursa ve civarının mufassal haritaları yüz elli sene evvel Kiepert tarafından çıkarılmışsa da, 1294/ 1857’de Harbiye ve Topçu Harbiyesi hocalarından ve bilgili askerlerden bir heyet Bursa’ya gelmiş, o zaman miralay ve kaymakam olup, sonraları Osmanlı ordusunda herkese kendilerini tanıtarak son rütbelere kadar eren Gazi Osman Paşa, Ali Saib Paşa, Macar Mehmed Ali Paşa, Tevfik Paşalar ve defter-i hâkânî nazırı Subhi Bey de başta bulunarak Bursa’nın pek güzel ve mufassal bir planını resmeylemişler ve 1278/1861’de bu plân Mühendis Mektebi Matbaası’nda basılmıştır.
1 Ağustos 1893’te Bursa vilâyetinde harita tashihiyle uğraşan Erkân-ı Harp Kolağası Tevfik Bey’in riyasetindeki harita postası, faaliyetine Bursa’da devam etmek üzere bu şehre gelmişlerdir. 1932’de Harita Umum Müdür-lüğü’nün harita zâbıtânından mürek-
kep postaları da Bursa ve civarının, asrın son icadlarına göre topografik haritalarını yapmışlardır. BK, II/193
HARP EMRİ
HARP EMRİ Osmanlı hükûmetinde harp ilânı bir kaide-i mahsusaya bağlıydı. Bir hükûmetin harp lüzumu anlaşıldığı zaman bir harp meclisi kurulur, evvelâ bu harbin lüzümuna dair şeyhulis-lâmdan bir “fetvâ-yı şerif” alınır. Harp meclisinde ordunun ileri gelen ağaları da toplanırlar. Ne kadar top, ne kadar cephane, ne kadar nakil vesaiti lâzımsa kararlaştırılır. Defterdar da lüzumu olacak paranın miktarını bildirir. Bu tertibat kararlaştıktan sonra -şimdiki harp planları gibi- tedârikâta başlanır.
Harp Anadolu’da yapılacaksa evvelâ harp sahasına giden yollar, köprüler tamir olunur.
Anadolu’dan hiçbir kimseden bir şey alınmaz. Rumeli’den erzak ve zahireler toplanıp Anadolu menzillerine depo edilir. Para toplanıp hazineler doldurulur. Eyalet valileri, sancakbeyleri, alay-beyleri nerelerde orduya iltihak edecekse bu mevkiler ve hangi gün o mevkide bulunacakları bildirilir. Yollardaki kadılara, menzillere evvelce yazılıp bildirilecek miktarda erzak ihzâr etmesi ve hatta ordunun sıkıntı çekmemesi için “sürsat” denilen satıcıların tayin olunan gün ve mahalde ve isteni-
48 1909 yılı Hudâvendigâr Vilâyeti Salnâmesi ile birlikte verilen “Bursa Şehrinin Haritası.”
len miktarda satmak için yiyecek vesaire getirmesi tertib edilir. Menzillerdeki hanlar tamir edilir. Askerin yakacak odunları ve çadır kazıkları ihzâr edilir. Hulâsa; İstanbul’daki Davudpaşa’dan cepheye kadar her yerde hummalı bir faaliyet göze çarpar. Bu tertibatın ikmalinde en ince hesaplara kadar, Meselâ Yenişehir menzilinde ordunun mevcudu ile Eskişehir’deki mevcudu bilinir ve cepheye ordu yaklaştıkça kuvveti ziyadeleşir. Sağdan ve soldan valiler, maiyyetindeki seçme ve şöhret kazanmış dilâverlerinden mürekkep kapıkullarıyla, vilâyetlerinin alaybeyle-ri idaresindeki zuamâ ve timar erbabıyla beraber tayin olunan gün ve hatta saatte emrolunan mevkide bulunurlar. Ordunun başında padişah varsa onun huzurunda, yoksa liva-yı şerifle beraber giden serdâr-ı ekremin önünde bir geçit resmi yapar, maiyyetini gösterir. Bu tedârikât ekseriya beş sene sürer. Esasen yollardaki kadılardan hazırlığın ikmal edildiği haberi gelmeden ordu hareket etmez. Ve ekseriya hareket zamanı nevruza tesadüf ettirilir. Buna dair birçok emirler “sefer” kelimesinde izah edilecektir. (Bk. Sefer). BK, II/190
HARP EMRİ
HAS Eskiden her Sancak hasılatı, miktar ve nüfus mevcuduna göre “has”, “zeamet”, “timar”, “evkaf”, “ocaklık” adlarıyla tertib ve erbâb-ı istihkâka tevcih olunurdu. Hâsılatı 100.000 akçeden ziyade dirliklere “has” ve 20.000’den 100.000’e kadar olan dirliklere “zeamet” ve 3.000’den 20.000’e kadar olanlara “timar”, e’izze evkafına tahsis olunana “evkaf” ve kale muhafızlarına verilenlere “ocaklık” denilirdi. Padişaha veyahut hanedan-ı saltanata ait olan haslara “havass-ı hümayun”; vezirler, ümeraya verilenlere “havass-ı vüzera ve ümera” derlerdi. Bu ikinci kısım mansıblarıyla kaimdi (“Timar” bahsinde çok izahat verilecektir).
1663’te gelen bir fermanda: “Havass-ı hümayun köyleri min külli’l-vücûh serbest olup hariçten dahl olunması
icab etmez. Resm-i cürüm, cinayet, resm-i arûsâne, kul ve cariye müjdegâ-nisi vesair bâd-i hevâsına, mîr-i mîrân, voyvodalar ve mîr-i mîrân adamları, subaşıları ve alaybeyi ve zuamâ ve erbâb-ı timardan ve çeribaşı ve çeri sürücüleri ve eminler, âmiller, nazır ve mültezimler ve muhassıllar ve sair iş erlerinden ve gayriden ve hulâsaten hiçbir ferde dahl ve taarruz ettirmeyip cümlesini has me’mûrîne ahz ve kabzet-tirilmesi... Bu gibi havass-ı hümayun karyelerinin yazılı reayasından birinden bir cürm-i galiz sadır olup bi-hasebi’ş-şer’-i şerif salb ü siyaset veyahut kat’-ı uzva müstahak ola. Hükm-i kadı lâhık olup ücret-i şer’iyye verildikten sonra, mücrime günah sadır olduğu mahalde siyasete memur olanlara mûmâ-ileyhin marifetiyle şer’le hakkında lâzım geleni icra ettirip haric-i kazaya alıp gitmeye komayıp ve bedel-i siyaset diye bir akçe ve bir habbelerin almaya ve aldırmayıp men’ ve def’ edilmesi” emredilmiştir (BS. 1073/89). BK, II/194
HAS AMBAR Hisar’da Manastır mahallesinde iken 1510’da yanmıştır. BK, II/214
HAS BEY Bursa’da yaşamış bir zatın adıdır. Bunun, 1486’da Hacı İlyas, Hızır ve Hamza adında çocukları vardı (BS. 5/23,67,83). BK, II/214
HASAN Bursa’da 1809’da Pazarbaşı idi. Bostancıoğlu’nun arkadaşı olduğundan Hacı Veyis oğlu Mustafa adındaki müfsidlerle beraber Rodos’a sürülmüşlerdir. BK, II/212
HASAN Mehmed’in oğludur. Bir gün, Abdal Mehmed mahallesinden Kadri oğlu Mustafa’nın evine girerek, kendisini öldürmek ve karısını alıp götürmek üzere kapısına silahla dayanıp hücum ve en ağır küfürler ettiği, şahitlerin şehadetleriyle sabit olduğundan ıslah-ı nefs etmek üzere, 1670 senesi İkincikânununda, sefine-i sultanîde
kürek çekmek üzere hüküm verilmişti (BS. 301/43). BK, II/208
HASAN Mustafa’nın oğludur. Gayet güzel hattattır. Çok içki kullandığından aklını oynatmıştır. Bir iki defa da kalp altın yapanların sikkelerini kazımıştır. Çok fakir olduğundan bu gibi tehlikeli işi yaptığını mahkemede, 1622’de itiraf eylemiştir (BS. 236/97). BK, II/207
HASAN Abdullah’ın oğludur. “Kör Boyacı Güveysi” diye meşhurdur. Eşkıyadandır. 1635’te Kiremitçioğlu mahallesinden Hüseyin oğlu Mehmed’e fiil-i şenî kastıyla yapışıp imtinaı üzerine Mehmed’i yaralamış, Bıçakçılar Ha-mamı’nda Mahmud’un parasını ve Kazzâz İbrahim’in ipeklerini çalmıştır. Şakî ve ahlâksız ve “sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz” olduğu sabit olduğundan hakkından gelinmiştir (BS. 248/142). BK, II/207
HASAN İstanbullu Züleyha Hatun’un oğludur. Hükûmetin rızası hilâfına hareket eylediğinden 1769’da ıslah-ı nefs edinceye kadar Bursa’ya sürülmüştür (BAZD. 3735). BK, II/210
HASAN İbrahim’in oğludur. 1518’de padişahın Bursa’ya gönderilen otağ keçelerini boyamıştır (BS. 28/49). BK, II/198
HASAN Değirmenci Bâlî’nin oğludur. Edepsizin biridir. Bk. Burma Ahmed. BK, II/209
HASAN Mehmed’in oğludur. Cerrahtır. Kasıklardaki taşları çıkarmakta çok mahirdi. 1574’te Bursa’da, cerrahlıkta büyük şöhret kazanmıştı. Abdal Mehmed mahallesindendir (BS. 118/ 228). BK, II/200
HASAN Hüseyin’in oğludur. “Birinci-oğlu” diye meşhurdur. Yeniçeridir. Bir gün sarhoş olarak, İncirlice Hama-mı’nda kadınlar yıkanmaktayken kapı-
sını kırıp içeri girip kadınların bazısını yaralamış ve bazılarını dövmüş ve bazı gebe kadınlar da çocuklarını düşürmüştür, diye iddia edilmişse de, 17.1.1595’te kendisi ve babası kaçtığından tutulamamıştır (BS. 189/83). BK, II/201
HASAN Mehmed’in oğludur. “Kafadelen-oğlu” diye maruftur. Kamberler mahal-lesindendir. Dördüncü sekbanlardan yeniçeridir. Ehl-i fesad ve eşkıya olup Mangalcı Ömer, Hacı Karaoğlu Fazlı ve Hüseyin oğlu Mustafa, Hacı Mehmed oğlu Hüseyin’le gece ve gündüz odasında fısk edip birçok kere hamamdan gelen kadınları zorla çekip arkadaşlarıyla odasına iletmiş ve her bir avratın esbapların alıkoymuşlardır. Geceleri de yolları bekleyip buldukları kimseleri soymuş ve daima fesad üzere olmuşlardır. Odası toplantı yeri olup şarap ve fuhuş âlemleri olduğu haber verilince, 30.7.1604’te Mirliva Kaymakamı Mehmed Paşa oğlu İbrahim Bey, mahkemeden aldığı adam ve mahalleden bir cemm-i gafirle Hasan’ın odasını basmış, şarap ve fahişeler bulunmuş, getirilen şahitler de, “Kafadelenoğlu Hasan’ın odası eşkıya ve ehl-i fesadın toplandığı yerdir; yanındaki eşkıyalarla daim adam soymaktadırlar. Hulâsa cümlesi hırsızdır, menba’-ı fesaddır. Her vechile haklarından gelinmek lâzımdır” diye haber verdiklerinden sicile kaydo-lunmuştur (BS. 209/33). BK, II/202
HASAN (Ahi, Şeyh, Çelebi) Bk. Ahi Hasan.
HASAN (Hacı) Yıldırım vakıfları mütevellisi iken 1793’te ölmüş ve Şehadet Camii’nden Ahmed Vefik Paşa Hasta-hanesi’ne giden yol üzerindeki hazire-ye defnedilmiştir. Oğlu Süleyman Çelebi, Eminiye Tekkesi banisi Emin Efen-di’nin damadıdır. BK, II/211
HASAN (Hacı)
HASAN (Hacı) Hacı Mehmed’in oğludur. Bursa eşrafındandır. Moskova seferi
için 1787’de Bursa’dan alınan 172 deveye sarbanbaşı tayin edilmiştir (BS. 319/1). BK, II/211
HASAN (Hacı)
HASAN (Hacı) Bursalı Hacı Hasan’ın oğludur. Gayet usta cerrahtır. 1791’de ayaklarda kalan kurşunları çıkarmak için ameliyat yapmıştır (BS. 1206/52). BK, II/211
HASAN (Hacı) Müteveffa Hacı Süleyman’ın evvelâ kölesi ve sonra da damadı olmuştur. Çuha tüccarıdır. Zengin olduğundan yazacağı yüz süvari askerle sefere memur edilmiştir. Bilâhare pir ve alîl olduğundan bu hizmeti edaya bir türlü iktidarı olmadığı tahkik edilmekle asker techizatına yardım olmak üzere 3.500 kuruş hazineye teslim şartıyla affolunmuştur. Üç ay sonra 300 askerle tekrar sefere memur edilmiştir. Birkaç ay sonra pir ve malul olduğundan affedilmiştir (BS. 1186/ 14,19,24). 1792’de tekrar yüz piyade neferiyle Bursa mütesellimi Hacı İsmail başbuğluğunda sefere iştiraki emredilmiştir (BS. 1206/88). BK, II/210
HASAN (Hacı) “Çıngıllı Damadı” diye şöhret bulmuştur. Bursa’nın eşrafından ve en zengin tüccarlarındandır. 1787’de hükûmet kendisinden ödünç para almıştır. Harp dolayısıyla diğer zenginlerden de istikraz eylemiştir (BS. 319/9). Hacı Hasan 1797 senesinde ölmüştür. Karısı Zemzem Hatun’la torunu Seyyid Abdülvehhab Molla ve damadı Arif Molla’nın zevcesi kalmıştır. 721.846 kuruş muhallefatı vardı. Bunun 300.000 kuruşu mirîye nakden ve havaleten verilmiş, 140.217 kuruş techiz ve tekfin ve resm-i kısmet ayrılmış, kalan paradan 31.524 kuruş Zemzem Hatun’a, 147.115 kuruş Abdülvehhhab Molla’ya ve 73.557 kuruş Arif Molla’nın karısına düşmüştür ki, Bursa’nın en zengin adamı olduğu anlaşılır. BK, II/211
HASAN (Hoca) Bk. Hoca Hasan.
HASAN (Kör) Susurluk’tan bir eşkıya idi. Tutulması için 1676’da Bursa kadısına ve Anadolu ağasına emir yazılmıştır (BS. 316/99). BK, II/208
HASAN (Mevlânâ) Mevlânâ Seyyid Hüseyin’in oğludur. Sâdâttandır. Arap ulemasından olup Bursa’ya yerleşmiştir. 1537’de yapılan Hançerli Fatma Sultan vakfiyesinde şahitlik etmiştir. BK, II/199
HASAN (Mevlânâ Hacı) Hacı Muslihud-din Mustafa’nın babasıdır. Bunun oğlu fuzalâdan Mevlânâ Muhyiddin ve kızı Meryem Hatun 1487’de hayattaydılar (BS. 7/49). Evlâd ve ahfadına “Hacı Hasanzâdeler” denmektedir. Bursa’da hamamları vardı. Çocuklarından, isimleri hizasında bahsedilecektir.
Evlâd ve ahfadından birçok âlimler yetişmiş ve Bursa’ya hamamlar yaptırarak birçok hizmetlerde bulunmuşlardır.
Bu ailenin soy kütüğü şöyledir:
Mevlânâ Hacı Hasan
BK, II/196,213
HASAN (Seyyid) “Şeyh Abdal” adıyla anılmakta idi. 1757’de Pirinç Hanı’nda bir oda tutarak, hayvanını hanın ahırına bağlayıp Hacı Mustafa oğlu Ali’ye, “hıfzeyle” diye teslim edip çarşıya çıktığında, odasının kilidi kırılarak içinde olan eğer takımı ve diğer eşyaları ve ahırdaki kısrağın çalındığını görerek mahkemeye müracaat eylemişse de,
hâkim, Hancı Hacı Ali’ye sual bile tevcihine lüzum görmeyerek Şeyh Abdal’ı muarazadan men’ eyledi (BS. 391/48). BK, II/209
HASAN (Şeyh) Bursa’da, Şeyh Aşur Efendi Zaviyesi şeyhi Murad’ın oğludur. Kardeşi Hüseyin’le beraber zavi-yedar iken 1772’de, iki kardeş birbirini takip ederek ölmüşlerdir. BK, II/210
HASAN (Şeyh, Kabaduz Bayrâmî) Bay-ramî şeyhlerindendir. Deveci Ahmed’in halifesi Ankaralı Hüsam’a hizmet ve tekmil-i tarikat ederek, Bursa’ya gelmiş ve Gelincik Çarşısı’nda kaba dikmek suretiyle geçinmiştir (kaba: kaftan, elbise; dûz: terzi). 1601’de ölmüş ve Bursa zeylinde, “Yeniyer” mezarlığına gömülmüştür (G. 170; SO. II/124). BK, II/202
HASAN AĞA (Hüsameddin)
HASAN (Üstad) Abdullah’ın oğludur. Boyacıdır. Dârüssaade ağası Hacı Mustafa Ağa’nın 36 kıt’a beyaz keçesini kırmızıya boyamış ve her biri için 450’şer akçe almıştır. 1613’te bu işte çok muvaffak olmuştu. (BS. 223/46). BK, II/206
HASAN AĞA İzniklidir. Yalı mahallesinde bir muallimhane bina edip, 30.000 akçe vakfetmiş ve tevliyetini utekasına şart eylemiştir. Yalı Mescidi müezzinine de vakıfları vardır. On beşinci asır ricalindendir. BK, II/198
HASAN AĞA (Hacı) Bursa ağası ve sak-soncubaşılardandır. Ocağın ihrâz-ı rütbe eylemiş gâzi, emektar, müsinn ü ihtiyar ve zabt u rabta sahib-i iktidar ve ahval ü etvarı tecrübeden geçmiş, ocağın itibarlı zâbıtân-ı âlîşânından olup bundan evvelki seferlerde yüz binlerce beğenilmiş hizmetleri zuhur edip ikram ve ihtirama layık olduğundan, Bursa ağalığı 1762’de kendisinde tekrar ibka edilmiştir (BS. 392/52). Üç dört sene bu vazifede kalmıştır. BK, II/209
HASAN AĞA (Hüsameddin) Abdullah’ın oğludur. Yıldırım’ın ümerasındandır. Yeniçeri ocağından yetişip sekbanbaşı olmuştur. 1406’da Yıldırım’ın oğlu Musa Çelebi Edirne’ye gelince, hamamda zevk etmekte olan Süleyman Çelebi’ye haber verildi. Süleyman Çe-lebi’nin kovması üzerine Hasan Ağa vaziyeti anlatmak için hamama girmişse de, Süleyman Çelebi bunun sakalını kazıtmıştır. Hiddetinden atına binerek Musa Çelebi’ye iltihak eyledi. 1413’te vefat etmiş ve Bursa’nın Hasanağa köyünün kuzeyinde defnedilmiştir (SO. II/117). O vakit sakalı kesmek büyük bir ayıptı. Padişah bir kimseye kızdığı ve cezalandırmak istediği zaman sakalını keser ve eşeğe bindirirdi. 1329’da sakallar kesilmeye başlanmış, “taraklı” ve “hürmetli” sakallar azalmıştır. Aşık-paşazâde (s.40), 1329 senesinde, sakallarını kendi elleriyle kestiklerinden şikâyet ediyor. Ve sakalı kesmek âdeti eskiden Frenklerden kalmıştır diye şikâyet ediyor. Yavuz Selim’in; Manisa’da mutasarrıf olan oğlu Kanunî Sultan Süleyman’ın şahsına mahsus olmak üzere gönderdiği bir beratta, “kız ve avrat çekip güçle nikâh ettirmek, cebirle boşatıp ve nikâh edenin sakalını kesip cezalanmasını” emretmesine göre eski devirlerde sakal kazımak çok büyük bir cezaydı. Hasan Ağa’nın, bu âdete nazaran Süleyman Çelebi’ye kızmasına çok hakkı vardı.
Hüsameddin Hasan Ağa, 8.2.1425 tarihli vakfiyesinde sonradan Hasanağa köyü denilen Kızılcıklı köyünü, Koyun-gavuru, Koyunsığırı, Ayasbey köyünü ve Edirne’de Çöke nahiyesinde Hızır-ağa (Küplüce), Musa (Sığırlıca Musa) köylerini ve Kızılcıklı (Hasanağa) köyündeki evini ve Bâlî Çiftliği denilen mezraayı, Hasanağa köyünde yaptırdığı cami ve zaviyeyi evlâdlarına vakfediyor (BS. 124/183,207, 290/110, 337/ 22; BAVD. 22425, 23652). Sultan II. Murad, Hasan Ağa’ya Edirne’deki Sığırlıca Musa köyünü ve Anadolu’daki bazı köyleri temlik etmiş ve Fatih,
Bayezid ve Selim de mukarrer tutmuştur. Hasan Ağa, II. Murad zamanında ölmüştür (Belleten, 21-22/41). BK, II/ 196
HASAN BEY Abdullah’ın oğludur. Mu-danyalıdır. Rikâb-ı hümayun kapıcıba-şılarındandır. İsmihan isminde bir kızı vardı. 1634 milâdî senesine tesadüf eden 1044 Muharreminin 13. günü Kükürtlü Hamamı civarında başsız olarak maktul bulunmuştur. Tahkikatta, katilin, Demirkapı mahallesinden “Kazıklı” demekle maruf Osman Bey oğlu Mehmed Beşe adındaki piyade olduğu anlaşılmıştır (BS. 251/81). BK, II/207
HASAN BEY Karagöz’ün oğludur. Zua-mâdandır. 1521’de Bursa’nın reayasını, evkaf reayasını, emlâk ve havas defterini yazmış tahrir eminiydi. El
yazısıyla yazdığı defter Başvekâlet Arşivi’nde mevcuttur (BA. Kâmil Kepe-cioğlu Tasnifi, 376). Bu defter 381 sayfadır. BK, II/198
HASAN BEY Abdullah’ın oğludur. Yaya-başıdır. Kızyakub mahallesindendir. 1604’te; “30. yayabaşılardan Cafer oğlu Sefer (Yenişehir) ve 44. ağa bölüğünden Ali oğlu Hasan (Yenişehir) ve 71. yayabaşılarından Hasan oğlu Hasan (Eskişehir)’ı mahkemeye ihzâr edip müvâcehelerinde: “Otuz kırk nefer hevâlarına tâbî Yenişehirli eşkıya ile kapıma gelip enva-ı şirret ve her türlü rezaletle evimi taşlayıp kapıya nacakla vurarak: ‘Elbette bize bir iki yüz kuruş ve veyahut üveği oğlun Mehmed’in nikâhlı karısını çıkar ver, yoksa seni paralarız, mahalleni ateşe veririz’ diye zorla geldiler, gittiler. Mahalleden sorulup haklarından gelinmesini taleb eylerim” demiş ve Sefer de cevabında: “Filvaki Hasan Bey’in oğlunun hatunu evvelce benim ‘fahişem’di. Mezbureyi zindandan çıkardığımda bir kaftan ve bir ferace ve bir kuşak vesaire alıvermiştim. Zikrolu-nan eşyanın akçesini taleb için birkaç yoldaşımla vardım” demiştir. Arkadaşları da: “Sefer’e yardım için gittik” dediler. Mahalleli de: “Bu yeniçeriler üç dört gündür, ‘kadını ya çıkarır veya bize iki yüz kuruş verirsin ve illâ seni paralarız ve mahallenizi ateşe veririz’ diye enva-ı şirret ve şekavet ettiler” diye haber vermişlerdi. (BS. 207/136). BK, II/203
49 Hasan Can’ın kabri
HASAN CAN EFENDİ Yavuz Selim’in has nedimiydi. Bağdad’da İsfahanlı Cema-leddin’in oğlu Hafız Mehmed’in oğludur. Mısır fethinden evvel Irak seferinde Yavuz’a tesadüf eylemiş ve teveccühünü kazanmıştır. Ölünceye kadar Yavuz’un yanından ayrılmamıştır. Yavuz’un ölümünden iki ay sonra inziva köşesine çekilmiş ve oğlu, meşhur “Tarih” sahibi Hoca Sadeddin Efendi, Yıldırım müderrisi iken, Bursa’ya gelmiş ve 974/1556’da vefat etmiş ve Yeşil Türbe avlusuna girilecek yerde, sağ taraf-
ta, Ahmed Üzeyir Paşa’nın bulunduğu hazireye defnedilmiştir. (G. 300; SO II/119; BS. 118/66, 219/63):
Abide Hatun’un Bursa’da birçok vakıfları vardır (BS. 118/72, 225/91). Hasan Can Efendi’nin mezar taşındaki beyitler Hoca Sadeddin Efendi tarafından söylenmiş ve mezar taşı 1271/ 1855 hareket-i arzında iki parça olmuştur (G. 300). BK, II/200
HASAN ÇAVUŞ İstanbul’da Canbaziye mahallesinde, divan-ı hümayun çavuşlarından Hüseyin Çavuş’un oğludur. Kendisi de divan-ı hümayunda çavuştu. 1790’da rakı içerek sarhoş olduğu hâlde geceleyin karısını dövmüş ve kadın da “yangın var” diye bağırarak komşuları rahatsız eylemiştir. Kendisine yapılan nasihatlere karşı itâle-i lisan ve şetm ile cevap vermiş hatta, Müslüman çocuklarına da fiil-i şenî yapmak için taarruz eylemiştir. Kendi hâlinde, edebiyle oturması mükerreren tenbih olunduğu hâlde mütenebbih olmamıştır. Bu durumu zâbıtânın bi’l-istintak haber vermeleriyle Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 1205/129). BK, II/211
HASAN ÇAVUŞ 1674’te ref’ edilen Mehmed Çavuş’un yerine Bursa ağalığına tayin edilmiştir. Yeniçeri ağası Abdurrahman Ağa değişip yerine Mustafa Ağa, Yeniçeri ağası olunca, yine Hasan değiştirilmiş ve Mehmed Çavuş çavuşlukla ağa nasb edilmiştir (BS. 284/68). BK, II/208
HASAN ÇELEBİ Anadolu valisi iken Te-ke’de asilerle yapılan muharebede şehit olan Karagöz Paşa’nın oğludur. Kardeşleri Hüseyin Çelebi ve Nefise Hatun, 1512’de Bursa’da oturmaktaydılar (BS. 8/57,70,384). BK, II/213
HASAN ÇELEBİ Bursalıdır. Arkadaşları Mahmud, Hacı İvaz oğlu Kezbî, Hacı Molla ve Esirci Yusuf ve Alemdar Mustafa kendi hâllerinde olmayıp daima müzevvir davalarla halkı taciz etmekte,
şerir ve ahlâksız kimseleri tahrik ve yardımla, ehl-i ırz ve zayıf kimseleri mahkeme ve zâbıtân kapılarında sü-ründürmekte ve herkese cevr u eziyet eylemekte olduklarını, Bursalılardan birçok kimseler mahkemeye gelerek haber verdiklerinden, bunların bundan sonra mahkeme ve zâbıtân kapılarına varmamaları için tenbih buyurulmuş ve mütenebbih olmazlarsa başka mahalle nefy olunacaklarına dair emr-i âlî ihsan buyurulmuştur. Bursa kadısı Ahmed Efendi, 21.1.1766’da bu durumu İstanbul’a bildirmiştir (BAZD. 3592). BK, II/210
HASAN ÇELEBİ Hüseyin’in oğludur. “Yüncüzâde” diye meşhurdur. 1615’te, oğlu Mehmed Bey vardı (BS. 225/48). Piyadedir. BK, II/207
HASAN ÇELEBİ Mehmed Şah Fenarî’nin oğludur. “Muhaşşî” demekle maruftur. Molla Hüsrev’den ve Molla Ali Ara-bî’den ve Tûsî’den ders almıştır. Birçok medreselerde müderrislik yaptıktan sonra 1475’te müderrislikten çekilerek Bursa’ya gelmiş ve birkaç sene sonra vefat etmiş ve Zeynîler Camii minaresi dibine gömülmüştür. Vaktini tahsil-i ilimle geçirmiş ve birkaç tane eser telîf etmiştir. En maruf eserleri haşiyeleridir (G. 249). BK, II/197
HASAN ÇELEBİ Seyyid Ali’nin oğludur. Hoca Şerefüddin’in kardeşidir. 1484’te Bursa’nın ileri gelenlerindendi (BS. 4/104). BK, II/198
HASAN ÇELEBİ Gelibolu’da vefat eden Yaylak Bey oğlu Mevlânâ Mehmed’in oğludur. 1523’te kardeşleri Musa, Kasım Çelebiler hayatta idiler (BS. 31/80). BK, II/198
HASAN ÇELEBİ
HASAN ÇELEBİ Hayreddin Subaşı’nın oğludur. 1519’da Bursa’da yaşıyordu. Temiz bir adamdı (BS. 28/415). BK, II/ 198
HASAN ÇELEBİ Bağdad kadısının oğludur. “Bağdadîzâde” diye şöhret bulmuştur. İlim tahsilinden sonra Dime-toka, İnegöl ve İznik’te müderris olmuş ve Manisa müftülüğüne tayin edilmiştir. 9.4.1578’de Bursa’da ölmüştür. Emir Sultan’a gömülmüştür. Temiz ahlâklı bir pirdi (G. 311). Nakibü’l-eşraftı. Rukiye, Rabia adında iki kızı kalmıştır (BS. 172/144). BK, II/201
HASAN ÇELEBİ Aydın’ın oğludur. 1595’-te Bursa’daki çuhacı esnafının ehl-i hibreleri idi (BS. 189/59). Bk.Çuha. BK, II/202
HASAN ÇELEBİ Hacı Bâlî’nin oğludur. Atranos fakirleri avârızına 2.000 akçe ve Darphane Mescidi masrafı için para vakfeden Hacı Yakub vakıflarına, 3010.1590’da nazır tayin edildi. Salih, mütedeyyin, emanet ve diyanetle mev-suf olup bunun mührü ve malûmatı olmadan hiçbir sarfiyat yapılmamış ve yapılanların tanınmaması için mahkeme karar vermiştir (BS. 178/49). BK, II/201
HASAN ÇELEBİ (Emir) Bursalı Seyyid Ali Efendi’nin oğludur. Abdullah, Mehmed, Ahmed ve Nimetullah Efendilerin kardeşidir. Kardeşlerinden Mehmed Çelebi 1543’te, Ahmed Çelebi de 1569’da ölmüşlerdir. Abdullah Çelebi’nin oğlu Mehmed Çelebi “Yavaş Çelebi” ve Ahmed Çelebi’nin oğlu Mehmed Çelebi de “Yavuz Çelebi” adlarını almışlardı. Hasan Çelebi müderristi. Sözleri inci gibiydi. İstanbul’a nakl-i hane etti. Fındıklı iskelesindeki bahçesi İstanbul âlim ve ariflerinin toplanma yeriydi. Hiçbir hediye kabul etmezdi. Güleç ve güler yüzlüydü (ŞN. 166). 1551’de ölmüştür. BK, II/199
HASAN ÇELEBİ (Hacı) Abdullah’ın oğludur. 1554’te cerrahtı. BK, II/200
HASAN ÇELEBİ (Mevlânâ) Mehmed Şah Paşa’nın oğlu ve Mevlânâ Muhyiddin
Çelebi’nin kardeşidir. 1478’de ulemadandı (BS. 3/70). BK, II/196
HASAN DEDE 1818’de İncirlice mahallesindeki Hasan Efendi Zaviyesi’ne şeyh olmuştur. Lâubâli-meşreb bir zat olup ekseri meşâyih cemiyetlerinde icra kılınan alaylarda kudüm çalarak davu-dî sesiyle na’t-ı şerif okurdu. 1869’da şeyhti. Zaviyesi yıkılmış ve mescidi kalmıştı. BK, II/212
HASAN DEDE Mustafa’nın oğludur. Molla Arab mahallesi ahâlisindendir. Halvetî tarikine mensuptur. 1614’te bu camiye hulefadan bu zat geldikten sonra mübarek gecelerde sûfîler toplanıp tevhit etmeye başlamışlar ve cami şehir dışarısında olup ekser vakitler boş kalmaktayken bu sûfîlerin toplanması üzerine sulehâdan birçok kimseler cem olup cemaat ziyadeleşmiş ve Allah’a taat ü ibadet ve zikre bais olmuştur. Cami dokuz kubbe olup doğudaki yağhane kubbesinin altı Hasan Dede tarafından döşenerek orada bir savmaa inşasına izin vermişti (BS. 226/11). BK, II/206
HASAN DEDE (Hacı) Lazdır. Şeyh Ahmed Gazzî bendesi olup mazannadandır. 1786’da Bursa’da ölmüş ve Pınarba-şı’nın doğu tarafında yol kenarına gömülmüştür. Yüz seneden fazla yaşamıştır. Rütbe-i velâyete vasıl olmuş halis sulehâdandı (SO. II/158). BK, II/210
HASAN EFENDİ Küçük Kumla’da İs-mailoğlu Hasan Zaviyesi şeyhi idi. 1862’de vefat edince, şeyhlik oğlu Şeyh Abdülkadir Efendi’ye tevcih edilmiştir. Ayda yüz kuruş taamiyesi vardır. BK, II/212
HASAN EFENDİ Mudanyalıdır. “Halef-kapı Kethüdası” demekle maruf, kude-madan Mustafa Ağa’nın etbaından iken Küçük Ayasofya devirhanlarından Ha-
fız Hasan Efendi’den sülüs ve nesihe mezun oldu (TH. 169). BK, II/213
HASAN EFENDİ Atina müftüsü Hamza Efendi’nin oğlu Muhyiddin Efendi’nin oğludur. 1898’de vefat eylemiştir. BK, II/212
HASAN EFENDİ Divan-ı hümayun hâce-gânından olup sadrazam kethüdası kâtibi başhalifesi iken 1784’te hase-bü’l-iktiza Bursa’ya sürülmüştür (BS. 1200/91). BK, II/210
HASAN EFENDİ “Eğercizâde”, “Saraçzâ-de” dir. Bursalıdır. Revan ve Gence mollası oldu. 1737’de Bağdad kadısı olup 1739’da vefat eyledi. Gayet beliğ söz söylerdi. Şair ve mahirdi. “Hatifî”, mahlasıdır (SO. II/152). Yine Sicill-i Osmânî IV. cildin 621. sayfasında, aynı adamın 1744’te Tokat’ta öldüğünü ve divanı olduğunu yazıyor. Salim Tezki-resi’nde sayfa 718’de ise, vefatından hiç bahsedilmiyor. BK, II/209
HASAN EFENDİ Hasan Paşa mahallesinde Kaygulu Halil Efendi Tekkesi’nin bânisi Halil Efendi’nin oğludur. Babasının vefatıyla kardeşi Hüseyin Efendi ile birlikte şeyh olmuşlardır. 1865’te kardeşi Hüseyin Efendi de vefat etmekle oğlu Mehmed Agâh Efendi’ye hissesi intikal etmişse de, amcası Hasan Efen-di’ye kasr-ı yed eylediğinden müstakillen şeyh olmuştur (BAVD. 26482). BK, II/212
HASAN EFENDİ İslimye nâibi iken hükû-meti zamanında resm-i kısmet namıyla haksız olarak çok para tahsil ve fukaraya zulüm yaptığından 1821’de Bur-sa’ya sürülmüş ve Bursa’ya gelmiştir. BK, II/212
HASAN EFENDİ Mihaliçlidir. Kanunî Süleyman’ın yaptırdığı Süleymaniye Darüşşifası hekimbaşısı idi. 1691’de padişahın hekimbaşısı ve kazasker olmuş ve 1706 Şabanında ölmüştür.
Oğlu Müderris Mehmed Vasıf Efendi 1725 senesi Temmuzunda ölmüş ve İstanbul’da Nişancı’ya gömülmüştür. Hasan Efendi şair ve münşîdir (SO. II/145). BK, II/209
HASAN EFENDİ Mihaliçzâde’dir. Bursa Kısmet-i Askeriye Mahkemesi başkâtibiydi. Gayet âlim bir zat idi. Fenn-i sukûk ve inşâda yegâne ve rüya tabiratında meşhur bir pirdi. Zayıf ve halsiz olduğu hâlde bu vazifeyi yapmıştır. BK, II/213
HASAN EFENDİ
HASAN EFENDİ “Aşçızâde” demekle maruftur. Gelibolu’da doğmuştur. Babası Mehmed Efendi’dir. Bursa’ya kadı olup sonra yine müderris oldu. Nikris hastalığına tutularak tekaüd edildi. 1536’da ölmüş ve Zeynîler’de defne-dilmiştir. Romatizmaya tutulduğundan kaplıcalardan istifade için Bursa’ya hicret eylemişti. Âlim, fazıl, çabuk anlayışlı, güzel ve seri yazı yazan şairle-rimizdendi (G. 291; SO II/119). Şiirlerinde sanat ve selâset vardı (LT. 131). Sehî Tezkiresi’nde ise: “Ehl-i fazl, sahibi marifet, kaide-i ilm ü hikmeti iyi bilir, fasîh ve beliğ ve her fenni tetebbu etmiş, yaratılışı lâtif ve lutfu bol, eli açık, güzel yüzlüler meclisine talib, hoş yaratılmış, sözleri güzel ve kendisi bedelsiz bir kimseydi” denilmektedir (ST. 44).
Şu matla’ onundur:
Nice tahrir edeyim vasfını derd ü elemin Bağrı yufka kağıdın, gözleri yaşlı kalemin Şemseddin Sami Bey de bu zat hakkında şunları söylüyor: “Ulema ve şua-radandır. Meşhur Kemal Paşazâde’nin dersine devamla teveccühünü kazanmış ve Yavuz’un Mısır seferinde Kemal Paşa ile beraber bulunmuştur. Âlim, edîb, hüsn-i ahlâk sahibi bir zat olup memuriyet için kimseye boyun eğmemiş ve zaten de evlenmeyip bekâr olduğundan bazı müderrisliklerden sonra Bursa kadılığına tayin olunmuşsa da, müteakiben tekaüd olarak kanaatkârâne bir ömür geçirmiştir” (KA. 1950). BK, II/ 198
HASAN EFENDİ Bahtiyar’ın oğludur. Vâizdir. 5.11.1659’da Camikalesi’nde vefat etmiş ve Üç Kozlar Zaviyesi altında bir tepe üzerine defnolunmuştur. Tütün içenlerin en birinci düşmanıydı. Lüleci dükkânlarındaki lüleleri satın alıp kırardı. Vaazlarında âbis, sert ve serbest bir lisan kullanır, hatır ve gönüle bakmazdı. Vefatında, Turgut kızı Mümine ve Abdullah kızı Şakire adında iki karısı hayatta idiler. 49.372 akçelik nefis kitaplarıyla 94.372 akçe muhallefatı kalmıştır. “Subhatü’l-E-brâr” adında Bursa’daki Atıcılar meydanındaki okçuların diktikleri taşlara ait kıymetli bir eseri vardır. Bu eser İstanbul kütüphanelerinde bulunamamıştır (BS. 333/136; G. 205). Güldes-te’nin “bir zatın kölesidir” diye yazmasını, hükûmetin resmî kayıtları olan siciller tekzip etmiştir. BK, II/208
HASAN EFENDİ Hüsam’ın oğludur. Cerrahtır. 27.7.1573’te Receb oğlu Abdi Ahmed’i boğazından ameliyat etmiştir (BS. 119/27). BK, II/200
HASAN EFENDİ Ali Çelebi’nin oğludur. “Kınalızâde” diye meşhurdur. 1546’da Bursa’da doğmuş ve ilim tahsilinden sonra Ebussuud Efendi’nin dersine devam etmiş, medreselerde müderrislik yaptıktan sonra Haleb, Mısır, Edirne vesair kadılıklarda bulunmuş, 1602’de Zağra kadısı iken hastalanarak arpalık suretiyle Mısır’daki Reşid kazasını istemiş, 1603’te orada vefat eylemiştir. Birçok eserleri ve “Tezkire-i Şuarâ”sı vardır. Âlim, fazıl ve inşâda mahir idi. Tezkire-i Şuarâ’ya gösterilen rağbet, o vakte kadar hiçbir Türkçe kitaba gösterilmemiştir. Kendisi de şairdir (KA. 3697; ŞNZ. II/150; SO. II/127). Oğlu, Müderris Abdurrahman Efendi’dir. BK, II/202
HASAN EFENDİ (Bıyıklı) Karamanlıdır. Tahsil için Bursa’ya gelmiş, Muîdzâde Efendi’ye dânişmend olmuş ve Şeyhulislâm Hocazâde Mehmed Efen-
di’ye intisab eylemişti. Müderris olmuştur. Bir hastalığa tutularak vefat eylemiş, Tefsirhan mahallesi Mescidi yakınındaki mezarlığa gömülmüştür (G. 340). BK, II/213
HASAN EFENDİ (Damat) Safranbolu kasabasında doğmuştur. Babası Ebuzer oğlu Ahmed’dir. İstanbul’da saraya gılman zümresine alınmış ve İmam-ı Sultanî İbrahim Efendi’nin kızını almıştır. Birçok müderrisliklerde ve kadılıklarda bulunduktan sonra, bir meseleden dolayı padişahı kızdırdığından evvelâ Limni’ye sürülmüş ve üç sene sonra da menfâsı Bursa’ya tahvil olunmuştur. 3.4.1711’de Cumartesi günü vefat etmiş ve Pınarbaşı’nda, Seyfizâde’nin yanına gömülmüştür. İlim ve fazilette bir taneydi. Temiz ahlâk sahibi, doğru söyler ve ulemanın başında geliyordu. Birçok eserleri vardır (G. 422). BK, II/208
HASAN EFENDİ (Hacı) Tâbiğzâde Muslî Bey’in oğludur. 1704’te Yiğit Cedid mahallesinde ölmüştür. Birçok kitapları Ulucami’de satılmıştır. 26.400 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 1116/52). BK, II/208
HASAN EFENDİ (Hacı) Mustafa’nın oğludur. Bursalıdır. Yıldırım Darüşşifa-sı başhekimi İbrahim Efendi İstanbul’a gittiğinden yerine vekil kalmıştır. 1647’de kendisi Bursa’da hekimlik yapıyordu (BS. 269/21). BK, II/207
HASAN EFENDİ (Mevlânâ Manav) Alâi-yelidir. Bursa’ya yerleşmiş, tahsilden sonra müderris olmuştur. İznik’teki Orhan Medresesi’nde de müderrislik yapmıştır. 1583’te medresesine bazı köyler ilâve olunmuş ve yaylakiye bunlar için ifraz olunup müstakil olmuştu (ŞNZ. II/110). BK, II/201
HASAN EFENDİ (Muhaddis) Akkirman-lı’dan mezundur. İlim ve kemâlde ve ilm-i hadiste mahirdi. 1777’de ölmüş
ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. BK, II/ 210
HASAN EFENDİ (Şeyh) Mumcuzâde’dir. Üftadezâde Şeyh İbrahim Efendi’den feyz almış ve Ali Paşa Camii kurbünde Kasım Subaşı Zaviyesi’ne şeyh olmuştur. XVII. asır ricalindendir. Vefatında Pınarbaşı’na gömülmüştür (G. 184). BK, II/213
HASAN EFENDİ (Şeyh) “Yeniçeri Şeyhi” diye maruftur. Bursa’da sakin idi. 1594 senesi İkincikânun ayında, Bursa muteberanından otuz altı bî-garaz Müslümanla sair ahâliden bir cemm-i gafir mahkemeye gelerek bu zatın mahzarında: “Hasan Efendi bu vilâyete geleliden beri sahaflık yapmaktadır. Mescidlerde va’z u nasihat edip nice ehli fesadı ıslah-ı hâl ederek doğru yola gelmesine ve nice ehl-i küfrün İslâmına sebep olup namaza devam etmeyenlerin mescid ve camilere varmalarına sebep olmuştur. Bundan, ef’âl ve akvâlinden her birimiz razı ve memnunuz” diyerek sicile kaydolunmasını rica eylemişlerdir (BS. 184/94). Bunun ne sebebe mebni hüsn-i hâline şehadet ettikleri anlaşılamamıştır. BK, II/204
HASAN EFENDİ (Şeyh)
HASAN EFENDİ (Şeyh) İncirli mahallesinden Mustafa oğlu Hacı Ömer’in oğludur. Bursa’da tahsil-i ilim etmiş ve birçok medreselerde müderrislik yapmıştır. Şeyh İshak Efendi’den icazet alarak İncirli mahallesinde bir cami ve bir zaviye bina eylemiştir.
1593 senesinde evlenmiş ve zifaf gecesi babası buna bir ev hibe ve temlik eylemiştir (BS. 327/55). 1603’te bina eylediği camiye hatib olmuştur (BS. 211/90). Tekkesinde şeyh olmakla beraber haftada iki gün Ulucami’de va’z u nasihat ederdi. Vaazları esnasında öteye beriye dil uzattığından 12.2. 1604 Ramazan’ın ilk Pazartesi günü, H. 1012’de Sultan Murad-ı Sânî hatibi Veliyyüddin oğlu Abdullah Halife, Bursa kadısıyla Medine kadılığından müte-
kaid ve Muradiye müderrisi ulemadan Mehmed Efendi’ye hitaben yazılmış bir ferman getirdi. Bu fermanda, “Kara Hatib” denilen Veliyyüddin oğlu Abdullah Efendi ile Şeyh Ömer oğlu Hasan arasında câri olan aşağıdaki hususun istimaı emredilmiştir. Ulucami’de akd-i meclis olunup âyân, umum ulema ve sulehâ, eimme, huteba ve eşraf cem’ olduklarında, Abdullah Halife, mahfel-i kazada, Şeyh Hasan müvâcehesinde takrir-i meram edip;
-
1. Bundan evvel şeyhle bir mecliste musahebet-i ilmiye ederek adab-ı sûfiyeden mübahese esnasında; “mari-fet-i hakiki hassu’l-hasta bulunur” dediğimde şeyh, “marifet-i hakiki taife-i Nakşibendiye’de bulunur ki, silsileleri Ebubekir’e müntehi olur” dedikte; ben de; “çiharyarın cümlesi kâmillerdir ama tarik-ı meşâyihin ekseri Hazret-i Ali’ye müntehi olduğu sûfiye kitaplarında yazılıdır. Marifet-i hakiki, onlarda bulunur” dediğimde, Şeyh Hasan, “sen Haz-ret-i Ali’yi Sıddık üzerine tafdil eyledin, kâfir oldun” diye beni tekfir eyledi.
-
2. Esnâ-yı vaazında şeyhimiz Eşref-zâde Sultan fukarası haklarında da: “Eşrefîler cemîan kâfirdirler, katilleri helâldir. Taçlarını ayak altına alıp kendilerini öldürmek lâzımdır, Hatib Abdullah’ı hilâfete kabul ettikleri için her kim Eşrefîlere selam verirse kâfir olur” dedi.
-
3. Bir defa da: “Ye’cûc ve Me’cûc’dan gayri kefere ve müşrikîn muhalledün fi’n-nâr olmazlar” diye tasrîh eyleyip bu hususta âyât-ı kâtıa ve Peygam-ber’in hadislerini inkâr eylemiştir.
-
4. Bundan evvel karısı Mehmed kızı Mümine’yi üç talakla boşadıktan sonra iddetsiz, “İvaz” adında birisine nikâh edip kable’d-duhûl o da tatlik edip yine iddetsiz, mezbur Şeyh Hasan tezevvüc edip hâlen taht-ı tasarrufundadır.
-
5. Kendilerine biat edenlerin nicesi üç talakla karılarını boşadıktan sonra şeyh-i mezbur; “iddetsiz ve hullesiz helâl olur”, diye tekrar nikâh ediver-miştir. Bazı ulemanın “vechi nedir” suallerine, “Bir mesele bilirim, o mesele
üzerine helâldir ve caizdir, o meseleyi ulema-i zahir ketmetmişlerdir” cevabını verdi. Ve bunun emsali birçok şeriata aykırı sözleri ve batıl itikadları vardır. Bunların sorulmasını ve cevabın zabt ve tahrir olunmasını taleb eylediğinde Hasan da; Eşrefîleri tekfir eylediğini itiraf ve Ye’cûc ve Me’cûc’dan gayri kefere ve müşrikîn muhalledün fi’n-nâr olmadıklarını Buhârî’de bir hadis-i şerifte musarrah olduğu ve zevcesini üç talakla boşayıp “bilâ-iddet Şeyh İvaz namında bir ehl-i ilme nikâh ve o da bilâ-duhûl yine tatlik edip bana hibe eyledi, ben de kabul eyledim, hâlâ tasarrufumda helâlimdir ve hadd-i zatında bu mertebeyle helâl olur ve dervişlerime de bu vecihle tekrar nikâh ettirdim”, demiştir. Ber-nehc-i şer’î karısı tefrik olunduktan sonra meclis-i şer’-i şerifte dalâl ve ıdlalini itiraf etmekle kürsi-i va’z u tezkire suud edip kelimat-ı gayri meşrûa nakletmekten men’ olunup sicile kaydolundu (BS. 207/98).
12.2.1604’te Bursa’nın umum ulema ve sulehâ, imam ve hatibleri ittifak edip; “hadd-i şer’îden bu kadar tecavüz edip dalâlete sapmış olan Şeyh Hasan’ın nefy-i beled olunup ehl-i İslâm’ın bunun hile ve dalâletinden kurtarılması ehem-m-i din ve devlettir” diye arzolunmasını rica eylediklerinden Bursa hâkimi tarafından padişaha arzolunmakla nefy olunup Bursa’dan ihracı emredilmiştir (BS. 207/169). 1607’de Celâlî eşkıyası tarafından feci bir surette şehit edilmiş ve caminin sağındaki kütüphanesi olan hücrede oğluyla beraber defnolunmuş-tur (G. 186; YŞ. 260) (Bk. Celâlî).
Tekkesi mektebe tahvil edilmiştir. Harap olmuş ve yeniden yapılmıştır. Celâlî eşkıyasından Kalenderoğlu Murad, 1607’de Bursa’nın etrafında ve Atıcılar alanında çadırlar kurup oturmaktayken, şeyhin genç, güzel ve civan olan oğlu yanık sesiyle geceleri ezan okuduğundan, sesini eşkıya reisi işitip tekrar tekrar adamlar gönderip istemişse de babası vermemiş ve tazyikten kurtulma çaresi olmadığını anlayınca
ırz ve namusunun mezellet çirkâbına düşmemesini, namusunun mahvolmamasını meşreb-i âlîcenâbânesine layık görmeyerek ağlaya ağlaya oğlunun başını kesmiş ve kapıda bekleyen eşkıyalara teslim edip göndermiştir. Eşkıya ateş kesilerek tekkeye hücum ve bir kurşunla şehit olan şeyhi tekkenin kapısına asmış ve iki omuzuna mumlar dikmişlerdir. Oğlu Ahmed Çelebi’yle anası Mümine Hatun kalmıştır (BS. 232/120). BK, II/204
HASAN EFENDİ (Tatar) Tahsil-i ilimden sonra birçok müderrisliklerde bulunmuş ve bu yüksek rütbeden feragatle Selçuk Hatun Camii’ne imam olmuştu. Talebesine ders vermeyle ömrünü geçirmiş, 1607’de Kalender eşkıyasının Bursa’yı istilâsı sırasında ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Bursa alimleri kendisine çok hürmet ve saygı gösterirler ve kıymet verirlerdi. İlim ve fazileti âşikârdı (G. 334). BK, II/203
HASAN EFENDİ MEKTEBİ (Hacı) Bir harap menzil iken 500 kuruşla, 1845’te tamir edilmiştir. BK, II/212
HASAN EFENDİ TEKKESİ (Kaygulu) Deveciler kabristanı karşısındadır. 1905’te haraptı. BK, II/213
HASAN EFENDİ ZAVİYESİ 1869’da harap olmuş ve ahâli burasını camiye tahvil eylemişlerdir. BK, II/206
HASAN HALİFE Giritli İbrahim’in oğludur. Miskinler Tekkesi’ne 1785’te şeyh olmuştur (BS. 314/8). BK, II/210
HASAN HALİFE İvaz’ın oğludur. Tabib-dir. Hâzık ve mahirdi. Mahkemece yapılacak muayenelerde, feth-i meyyitte vesairede fikrinden istifade edilirdi (1554). BK, II/200
HASAN HOCA (Şeyh) Rumeli Yenişe-hiri’nin Koçbasanlar köyünden Yusuf’un oğludur. Tahsil-i ilimden sonra
Bursa’ya gelmiş ve Emir Sultan Dergâ-hı’na intisab eylemiş ve tarikin neşri için Balıkesir’e gönderilmiştir. Hazret-i Emir’in tavsiyeleriyle on iki sene şeyh olmuştur. 1441’de Hicaz’dan avdette Kudüs-i Şerif’te ölmüştür. Tasavvuftan bâhis bir eseri vardır (G. 79; ŞN. 132). BK, II/198
HASAN ODABAŞI Bursa’da Kara Şeyh mahallesinde Boyacılar Çarşısı’nda bir çatı altında altı boyahaneyi vakfetmiştir (BS. 276/11). BK, II/208
HASAN PAŞA Çatalcalıdır. Kaptan-ı Derya ve vezir oldu. Gedikpaşa’da camisi vardır. Mah-şah Sultan’ın kocasıydı, yani I. Sultan Ahmed’in damadıydı. Karısının Bursa zeylinde Odunluk mevkiinde altı göz değirmenleri vardır. Ayrıca Solak değirmeni denilen üç göz değirmeni daha vardı (BS. 225/51, 242/122). BK, II/207
HASAN PAŞA (Kara) Molla Alâeddin Ali Esved’in birinci oğludur. Molla Fena-rî’nin şerikidir. Türklerde âdet oluğu üzere büyük evlâda “Paşa” denildiği için bu vasıfla anılmaktadır. Cemaled-din Aksarayî’den ikmal-i tahsil eylemiştir. Bir aralık devlet memuriyetlerinde bulundu. Kabri Bursa’da Deveciler mezarlığı karşısındaki medreselerine defnedilmiştir. 1492’de kazasker olmasına nazaran daha sonraları vefat eylemiştir. Merah’ı şerheylediği gibi birkaç eseri de vardır. Zahir ve bâtını da mamurdur (SO. II/117; G. 289; ŞN. 55; OM. 271). BK, II/195
HASAN PAŞA (Nakkaş) Saraydan yetişmedir. Büyük mirahûr ve yeniçeri ağası oldu. Rumeli beylerbeyisi ve Sadaret kaymakamı olmuş, 1607’de Celâlî üzerine serdar olup Bursa’ya gelmiş ve Bursa’nın muhafazası için mahalleler arasına kapılar yaptırarak bekçiler tayin eylemiş, eşkıya üzerine de bir muvaffakiyet gösterememiştir. 1608’-de Bursa muhafızıydı (BS. 217/13; SO.
II/132). İstanbul’da ölmüş ve Eyüb’e gömülmüştür. Mutedil bir adamdı. BK, II/207
HASAN PAŞA CAMİİ Yeniyol’dan Demir-taş’a giderken, Demirtaş parkıyla aralarında bir sokak vardır. Bu yolun do-ğusundadır. Kubbeli ve minareli küçük bir camidir. 29 Haziran 1918’de Hacı Paşa kızı Hacı Hatice Hatun, 3.000 kuruş vakfeylemiş ve mescidi camiye tahvil eylemiştir (Miras, Vesika Kayıt Defteri, No. 2/16). BK, II/196
HASAN PAŞA HANI “Fidan Hanı” denilen Mahmud Paşa Hanı’nın batısındaydı. On altıncı asırda hanın bir kısmı Keresteciler Hamamı’nın sahibi Koca Mehmed Paşa’ya ve diğer nısfı da Medine vakfına aitti. Son zamanlarda buraya güzel bir borsa binası kurulmuştur. BK, II/196
HASAN PAŞA KAPISI Vaktiyle Bursa’da her mahallenin kapısı vardı. Gece bu kapılar kapanırdı. Irgandı köprüsünün üzerinde de kapı vardı. 1544’te Alâed-din Bey Mahallesi’nde Hasan Paşa Kapısı vardı (BS. 48/190). 1016/1607 senesinde Bursa’yı Celâlîlerin istilâsı üzerine, Bursa muhafızı olan Hasan Paşa bu kapı meselesine çok ehemmiyet vermiş, her mahalleyi ihata etmek üzere sokaklara birer kapı ilâve eylemiştir. En büyük kapı, Tatarlar köprüsü üzerindeydi. Buraya top da konmuştu. Daimi bekçiler, muhafızlar konmuş ve bunların yevmiyeleri için de orada fırın ve başka yerlerde binalar yapmıştı. Bu kapıya da “Hasan Paşa Kapısı” derlerdi. BK, II/199
HASAN PAŞA MEDRESESİ
HASAN PAŞA MEDRESESİ Şimdi hal olan yerin güney köşesinde Şeyh Mehmed Sarban (Deveci Şeyh Mehmed) mezarı vardı. Bunun karşısında, şimdi kahve olan mahalde vaktiyle “Akçeli Mektep” adıyla bir medrese bulunuyordu (G. 320). Buna “Kuzguniye Medresesi” de derler (BS. 113/227, 17/299, 239/19).
Bu medresenin 1518’de vakıfları yanmıştır (BS. 28/210). Vakfiyesi şimdiye kadar bulunamamıştır. BK, II/196
HASAN SUBAŞI 1586’da Bursa’da yasakçıların reisiydi. BK, II/201
HASAN TAHSİN EFENDİ Hububat nazırı iken revâ olmayan etvarına binaen Bursa’ya sürülmüş ve nâdim, pişman ve merhamete layık olduğunu bildirerek rica eylediğinden, 1804’te affolunmuş ve İstanbul’a gitmiştir. BK, II/ 212
HASAN UKKAŞE EFENDİ Atinalıdır. Atina müftüsü Şeyh Hamza Efendi’nin oğludur. Kardeşi Ali Rıza Efendi’yle Moralı Tekkesi’ni bina eylemişlerdir. Tekkede imamlık yapmaktayken 1842’de ölmüş ve tekkenin batı tarafındaki mezarlığa gömülmüştür. BK, II/212
HASAN UKKAŞE EFENDİ Moralı Tekkesi şeyhi Hasan Ukkâşe Efendi’nin oğlu Hamza Efendi’nin oğludur. 1905’te evlâdsız olarak ölmüştür. BK, II/213
HASAT Valilerin maaşlarını almak için hasat gününün tayini çok mühimdi. Bu günler mutlaka sicile kaydediliyordu. 1013 senesi Muharreminin dokuzuncu günü -ki, 8.6.1604’e tesadüf eden Pazartesi günüdür- Bursa’da hasat olduğu Subaşı Hayran oğlu Sefer Subaşı talebiyle sicile kaydolunmuştu (BS. 211/1). BK, II/214
HASANAĞA KÖYÜ Bu köyün eski adı Kızılcıklı’ydı. Hasan Ağa tarafından buraya bir mektep, bir cami, bir de zaviye yaptırılmıştır. 1927’de bu köyün 50 hanesi, 187 nüfusu vardı. BK, II/197
HASBEYLİ KÖYÜ İznik’tedir. Halil Paşa İmareti vakfındandır. Bu köydeki camiye bir hayır sahibi dokuz dönüm araziyle “Çemberyeri” denilen mahallede diğer bir yer vakfetmiştir. Köyün avârızı için Abdullah Bey’in 2.000,
Zâmine Hatun’un 1.000, Sa’dî Bey’in 500 ve Hatır Mehmed’in de 500 olmak üzere cem’an 4.000 akçe vakfı vardı. BK, II/214
HASBOĞA ÇAVUŞ Bk. Asboğa Çavuş.
HASEDİYE KAHVESİ Ulucami civarında, 1605’te bir kahvenin adıydı. BK, II/239
HASIRPÛŞ DEDE Bursa’da mazannadan bir zat idi. Vefatında Deveciler mezarlığının garbındaki türbesine gömülmüştür. Türbesiyle mezarlık arasında cadde vardır. Türbesi ahşaptır. Ziyaretçisi çoktu. Kapısının önünde Kara Mustafa adında birisi yatmaktadır. Kara Mustafa Kaplıcası’nı bu zatın yaptırdığı eskiden söylenirdi (SO. II/233; G. 223). BK, II/215
HASİB İsmi Mehmed Dede’dir. İstanbulludur. Sâdâttan olup zekâ ve irfanıyla ve temiz ahlâkıyla temayüz eylemiştir. Tahsil-i ilimden sonra Mısır’a gitmiş ve orada Mevlevî tarikine girerek bu tarikata ait merasimi tekmil ettikten sonra İznik Mevlevîhanesi’ne gelmiş ve 1709’da İznik’te vefat eylemiştir. Arap, Farisî lisanlarıyla Türkçeye hakkıyla vâkıf, hoşsohbet bir şairdi (SAT. 220). BK, II/214
HASİB AHMED EFENDİ Bursalıdır. Mü-minzâde’dir. Osmanzâde Ahmed Taib Efendi’nin talebelerindendir. Müderris ve kadı olmuş ve Bosna’da, 1734’te kadılık etmiştir. 1742’de Eşrefzâde Avnullah Efendi’nin ölümüne tarih söylemiştir. Nazik, hoşsohbet bir şairdi. Silkü’l-Leâl adında manzum Osmanlı tarihiyle aynı isimde mensur Mahmud-i Evvel’in Vakayii ve Derekename adında, manzum İstanbul Tekkeleri’yle, yine manzum Hekimoğlu Ali Paşa’nın Gaza-vatı adlı telîfleri vardır. 1752’de İstanbul’da ölmüştür. Müretteb divanı vardır. BK, II/214
HASİB AHMED EFENDİ 1816’da Bursa âyânıydı. Bir sene zarfında Bursa’ya
Çerçici Ali, Şerif, Şakir, Darendeli Ali, Ahmed, Osman, Hafız Ali Paşalar gelmiş ve bunlara 397.077,5 kuruş masraf olmuş ve bu paranın 316.661 kuruşu esnaftan, 79.416 kuruşu da köylülerden tahsil edilmiştir. “Yahni Kapanzâ-de” diye meşhurdur. 1833’te ölmüş ve Şerefüddin Paşa (Okçular) Camii’nin kıble tarafına gömülmüştür (BS. 1272/ 9). BK, II/214
HASİB EFENDİ Baba Efendi Tekkesi şeyhi Mehmed Saîd Efendi’nin oğludur. Babalarından tahsil görmüş, hükûmet işlerinde bulunmuş, 1895’te ölmüş ve ceddinin yanına, Baba Efendi Tekke-si’ne gömülmüştür. BK, II/215
HÂSİB GİRAY HAN Kırım Hanı iken Bursa’da ikamete memur edilmişti. 1777’de Rumeli’de çiftliklerinden oturmasına müsaade edildiğinden daire, etbâ ve levâhıkıyla geçeceği yerlerde, ineceği menzillerde mihmandarı Osman Ağa’nın vereceği mühürlü senetle erzak verilmesi emredilmiştir (BS. 337/40). BK, II/215
HASÎRÎ MESCİDİ Urgancılar Çarşısı başında idi. Süle Mehmed Paşa yaptırmıştır. 1758’de cami vardı. BK, II/215
HASTAHANE (Rum Hastahanesi) 23.8. 1799 tarihine kadar Bursa’daki Rumların mariz ve hastaları için bir yer olmadığından Bâlî Bey Hanı’nda kira ile tutulan sekiz odada bunlar yatırılıyor-du. Koca Nâib mahallesinde kerpiç duvar ile üstü kiremit örtülü sekiz odadan mürekkep bir binanın inşasına izin verilmiştir (BAAD. 5485). BK, II/ 215
HAŞİM ÇELEBİ Hudâvendigâr livası mevkufat eminidir. Seydî Ahmed’in oğludur. (1558). BK, II/215
HAŞİM EFENDİ Emir Gazi’nin oğlu Cafer Paşa’nın oğludur. İsa Bey Fenarî mahallesinde 1758 senesinde vefat eyle-
miştir. Karısı, Sunullah Efendi kızı Ümmühânî Hatun’dur. Mustafa, Cafer, Paşa, İbrahim, Ahmed, Mehmed Çelebiler adında altı evlâdı; 301.220 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 1171/30, 270/4). BK, II/215
HAŞİM MEHMED AĞA Pankdûz oğlu Lutfullah Ağa’nın oğludur. 1792’de Mihaliç’e voyvoda olmuşsa da birkaç ay sonra firar eylediğinden han ve çiftlikleri ve içlerinde ve başka yerlerdeki emvâl ve eşyasını hükûmet zapt eylemiştir. 1810’da 250 neferle Rumeli seraskeri Hurşid Ahmed Paşa maiy-yetine memur edilmiştir. BK, II/215
HAŞMET EFENDİ
HAŞMET EFENDİ Meşhur şairlerdendir. Sudûrdan Abbas Efendi’nin oğludur. Koca Ragıb Paşa’ya nedim ve musahib olup müderris oldu. Dilini tutmadığı gibi, arkadaşlarının da kusurlarını bulup onları lekelemek âdetinden dolayı 1172 Şevvâl-i hicrî 1662 Mayısında Bursa’ya sürülmüştür. Tam altı-buçuk sene Bursa’da menfâ hayatı geçirmiştir. 5.10.1768 tarihinde gelen bir fermanda şeyhulislâm-ı sâbık işaretiyle sâdır olan emr-i hümayunla müderrisînden Haşmet, te’dîbe, Bur-sa’da meks ve ikamete memur iken kendi hâlinde olmayıp etrafa geşt ü güzâr ve emir hilâfı hareket eylediği inhâ ve ihbar olunmakla te’dîben Rodos ceziresine ıslah-ı nefs edinceye kadar meks ve ikamet etmek üzere emr-i şerif suduru Şeyhulislâm Veliy-yüddin Efendi işaret etmekle divan-ı hümayun çavuşlarından Mehmed Sadık mübaşeretiyle Rodos’a irsali emredilmişti (BS. 1179/12). Rodos’tan İzmir’e ve İzmir’den tekrar Rodos’a götürülmüş, 1769 senesinde Rodos’ta vefat eylemiş ve Murad Reis’in yanına defnedilmiştir. İyi şairlerden idi. Divan sahibidir. Hiciv ve letâife ziyade maildi (SO. II/233). Kerküklü Nevres Efen-di’yle birlikte Bursa’ya nefy edilmiştir. Müretteb divanından başka Senedü’ş-Şuarâ adlı mensur bir eseri vardır. Şu beyit onundur:
Koynundan ayırma bil anın kadrini ey şûh Haşmet gibi bir nüsha-i irfân ele girmez Fırsat bulunur dâmen-i cânân ele girmez Cânân bulunur kûşe-i imkân ele girmez (KA. 1961)
Surnâme-i Hümâyun ile daha birkaç eseri vardır (OM. III/141). Çok şâyân-ı hayrettir ki, Koca Ragıb Paşa ve Şair Fitnat Hanım’la birçok hikâyeleri söylenmekteyse de Bursa’ya ait hiçbir iz bulunamamıştır. Yalnız çok güzel ok atmak ve keçeye kılıç çalmak sporlarında çok ileride imiş. Zamanında, Bur-sa’da Atıcılar meydanındaki müsabakalarda hep birinciliği kazanırmış. Keçeye pala çalmakta da herkesten sekiz on kat kesmek suretiyle “rekor” tesis eylemişti. İhtimal ki, spordaki bu faaliyeti Bursa’dan Adalar’a sürülmesine sebep olmuştur. Altıbuçuk senelik ömrünün Bursa’da geçmesine nazaran Bursa’ya ait aranılırsa bazı hikâyelerini, menkıbelerini elde etmek belki mümkün olabilir. BK, II/216
HATİCE Bostanzâde Bayburtlu Ahi’nin evlâdından Abdullah oğlu İsmail’in kızıdır. Kocasının adı Mehmed’dir. Kızı Fatma vardır. (1762). BK, II/224
HATİCE Üsküdar’da, Torbalı mahallesinde “Bıçkıcıkızı” demekle maruf fahişe-lerdendir. Önüne geleni tekdir ve küfretmek âdeti olduğundan İstanbul’dan teb’îd edilmiş, bir kolayını bulup geri döndüğünden 1789’da Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 1205/142). BK, II/224
HATİCE Emir Sultan mahallesinden idi. “İzmirli” demekle meşhurdur. Süleyman adında birisinin kızıdır. Ahlâksızlığından 24.10.1730’da Midilli’ye sürülmüştür (BS. 377/8, 88). BK, II/224
HATİCE HATUN Koyuncu Hoca Ahmed Şemseddin’in kızı ve Abdi oğlu Hoca Alâeddin Ali’nin karısıdır. Bursalıdır. Veli Şemseddin mahallesindeki evlerini ve 20.000 akçeyi cüz kıraatı için 1508’de vakfeylemiş ve kocasını müte-
velli nasb eylemiştir (BS. 21/83). BK, II/222
HATİCE HATUN Mustafa oğlu Şeyh Cafer’in kızıdır. 1509’da babası ölmüştür. Kardeşi Mehmed vardı. Yiğitoğlu mahallesindendir (BS. 22/1). BK, II/ 223
HATİCE HATUN Yenişehir’in İmran köyünde çiftliği olan Hayra Paşa’nın kızıdır. 1604’te ölen Mehmed Bey’in anasıdır (BS. 211/75). BK, II/224
HATİCE HATUN Hacı Üveys’in kızıdır. Abdurrahman mahallesinde, 1513’te ölmüş ve yalnız babasına 4.057.520 akçe miras düşmüştür. BK, II/222
HATİCE HATUN Habib oğlu Hoca Şücâ’-nın kızıdır. Ahmed oğlu Abdullah’ın karısı iken boşanmıştır. Habiboğlu mahallesinde, 1563’te mektebi vardı (BS. 158/91). BK, II/223
HATİCE HATUN Hacı İlyaszâde Hoca Muhyiddin Mehmed’in oğlu Mustafa Çelebi’nin kızıdır. 1563’te 60.000 akçe vakfeylemiştir (BS. 95/125). BK, II/ 224
HATİCE HATUN “Boyugüzel” diye meşhurdur. Hayatta iken Kavaklı Mescid’e mum için 900 akçe vakfeylemiştir. (1749) (BS. 386/17). BK, II/224
HATİCE HATUN Mevlânâ Abdülkadir Efendi’nin kızıdır. Kardeşleri Ahmed ve Mehmed Çelebilerin yanında, Zeynî-ler’de medfundur. BK, II/224
HATİCE HATUN Düğüncüoğlu Murad Bey’in kızıdır. 1513’te Müslime, Dur-paşa ve Selçuk Hatun adında kardeşleri ve Hacı Yusuf adında amcası vardı (BS. 25/260). Merhum Bâlî Bey’in karısıdır (BS. 23/265). BK, II/222
HATİCE HATUN Şehzâde Sultan Meh-med’in kızıdır. (1552) (BS. 5/328). BK, II/224
HATİCE HATUN Molla Fenarî evlâdından Muhsin Hasan Çelebi’nin kızı ve İbrahim Paşa’nın karısıdır. Tefsirhan mahallesinde bir hamam bina eylemiştir (BS. 259/126). BK, II/224
HATİCE HATUN Ömer Paşa’nın oğlu Süleyman Bey’in kızıdır. Mihaliç’te, 1513’te Kayalıdere vadisinde bir değirmeni vardı (BS. 25/108). BK, II/222
HATİCE HATUN Bursalıdır. Hemdem Paşa’nın kızıdır. Beyşehir beyi Mehmed Bey’in karısıdır. 1553’te Eğir-dir’de ölmüştür. Oğlu Hüseyin, Süleyman ve Mustafa Çelebilerle kızları Hanım ve Zahide Hatunlar vardı (BS. 67/173). BK, II/224
HATİCE HATUN Bursalı Mehmed Pa-şa’nın kızıdır. 1629’da Kayabaşı mahallesinde sakindi (BS. 244/110). BK, II/224
HATİCE HATUN Hamza Bey’in kızıdır. Sadrazam Bursalı Mahmud Paşa’nın oğlu Süleyman Bey’in karısıdır. Bundan Osman Çelebi dünyaya gelmiştir. 22.4.1505’te mahkemeye müracaat ederek kocası Süleyman Bey müvâ-cehesinde: “Sen beni üç talak ile boşadın” diye 20.000 filori nikâhını taleb eyledi. Süleyman Bey üç talak ile boşadığını ikrar eylemiş ve 20.000 filori için de: “Nikahın 19.000 filorisine bedel Amasya’daki mülk evlerimi cümle hukukuyla ve tevabiiyle ve 2.000 nakit akçe ile sana verip Osmancık kadısından huccet aldım” demiş ve bu hucceti mahkemeye ibraz eylemiştir. Hatice Hatun da: “El-an ol evlerden davan ve nizâın var mıdır?” deyince, Süleyman Bey: “O evler senin mülkündür, onlardan hiçbir davam ve nizâım yoktur” diye cevap vermişti. Birbirinden, başka birçok şeyler taleb eylemişlerse de muslihûn araya girerek birbirlerinin zimmetlerini ibrâ eylemiş ve cemî deavî ve mutalebattan vazgeçmişlerdir (BS. 19/388). 1507’de Süleyman Çele-
bi’den kendisine vakf-ı ebna olan Bur-sa’da yedi neccar dükkânı, bir boyahane ve bazı mukâtaalı yerlerin icaresini almıştır (BS. 21/133, 26/430). BK, II/ 222
HATİCE HATUN
HATİCE HATUN İsfendiyaroğlu İbrahim Bey’in kızıdır. Anası Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Selçuk Hatun’dur. Kocası Fatih’in öldürdüğü Sadrazam Bursalı Mahmud Paşa’dır. Vakıflarına oğlu Süleyman Çelebi’yi mütevelli tayin eylemiştir. Ve onun evlâdlarına şart koşmuştur. Bursa’da Atpazarı civarında bir cami yaptırmıştır. Emir Sultan civarında da bir kârgir ve üzeri kurşun örtülü mektep yaptırmıştır. Bu mektep ve caminin idaresi için, 2.5.1501 tarihinde yaptığı vakfiyesinde: Amasya’daki Kerte köyünü, Merzifon’da Karacaviran, Boğa köylerini, Yenişehir’de Dikilitaş’ta Tar köylerini, Kite’de Kepek köyü civarında Çokalcı Ömer Tarlası’nı, Bursa’da, Meydancık’ta Geredeli köprüsü başında üç boyacı dükkânını, Kamberler Çarşısı’nda Zağanos Paşa zevcesi Sittî Hatun Mescidi yanında başçı dükkânını, Yiğitoğlu mahallesinde ve Hasan Paşa Hanı’nın kuzeyinde bir avlu içindeki sekiz odasını ve Dikencik köyündeki öküz, inek, dişi ve erkek mandalarının cümlesini vakfey-lediğini bildirmiştir (BS. 22/50; 27/ 159; 45/69; 276/60; 301/125; 391/ 47)
Yenişehir’de Celalköy ve Müslim İs-hak Çiftliği ve Dikilitaş denilen yerleri Sultan Mehmed, İznik’teki “Ehaveyn”e vermiş ve varisleri de bunları Hatice Hanım’a satmışlardır. Hatice Hatun da Emir Sultan’daki muallimhanesine vakfeylemiştir. 17.12.1502 senesinde Bursa’da ölmüştür. Mezar taşı Bursa Müzesi’ne nakledilmişse de nereden getirildiği tesbit edilememiştir. Mezar taşında şu ibareler vardır: “İntekalet es-saîde / el-magfûre es-saîde / eş-şehîde Hatice Hatun/ binti İbrahim Bey bin İsfendiyar” ve diğer tarafında: “el-Muhtâce ilâ rahmeti’llâhi Teâlâ /
Bayezid Paşa
Hatice Hatun
Bayezid Paşa’nın kızı Hatice Hatun’un
Şeceresi
İsa Çelebi
Hânî
Hatun
Mehmed Bey
Hatun Paşa
Hatice Hatun
Tüvüffiyet fî evâsıtı şehri / Cemâziye’l-âhir (sene) semân ve tis’a mie”. Kocası Sadrazam Mahmud Paşa, 1474’te şehit edildiğine göre 28 sene kadar Bursa’da dul olarak yaşamıştır. BK, II/221
HATİCE HATUN Kasım Paşa’nın kızıdır. Hamza Bey oğullarından Kara Mustafa Paşa’nın zevcesidir. Halil Çelebi’nin anasıdır. Diğer oğlu da Mahmud Çele-bi’dir. 1486 tarihinde ölmüştür. Bursa Mizanı’ndan yevmiyesi vardır (BS. 4/334, 5/363,411, 7/59, 10/17,150). BK, II/220
HATİCE HATUN Meşhur Paşa Yiğit’in kızıdır. (1484) (BS. 4/180). BK, II/220
HATİCE HATUN Atpazarı’nda “Ahmed Dâî” denilen camiyi yaptıran Avdan-cıklı Hızır oğlu Yahşi Bey’in kızıdır. 1484’te iâşe ve ilbâsı için babası yevmiye üç akçe tahsis eylemişti (BS. 4/2). BK, II/220
HATİCE HATUN Bayezid Paşa’nın kızıdır. Annesi Sittî Hatun’dur. Şadgeldi Bey’in karısıdır. (Şadgeldi Bey, Hacı Kutlu Şah evlâdından Amasya hükümdarı I. Şadgeldizâde Devâtdar Ahmed Pa-şa’nın oğludur. Timurlenk’in oğlu Kara Mehmed Sultan’ın emriyle “805 Rebi-ulevvel sonları” hicrî tarihine rastlayan 1402 Birinciteşrin ayında Amasya Bey-liği’ne tayin edildi. Çelebi Sultan Mehmed bunlar zamanında Amasya’ya geldi. Hatice Hatun’un vakfiyesi bu
zatın karısı olduğunu açıkça yazmaktadır) 1484 senesinde Sölöz, Karacalar, Hediyeler köyleri bu kadının mülkü idi. Sölöz köyünü, ortasından geçen suyun batı tarafındaki kısmını oğlu Mehmed Bey’e vakfeylemiş ve doğu tarafındaki kısmını da kızı Şahhûban’a vermiştir. O da oğlu Ali Çelebi’ye devretmiştir (BAVD. 19901). Anası Sittî Hatun’un kimin kızı olduğu şimdilik meçhuldür. Mehmed Bey, Şadgeldi Bey’den (evvel) ölmüştür.
İncirlice Çeşmesi bu kadının vakfıdır (BS. 5/105, 8/409). Rabia Hatun’un oğlu Osman Çelebi ile Sittî Hatun’un kızı Fatma Hatun evlenmişlerdir. Osman Çelebi’nin oğlu, Sölöz köyünde anasından kalan altlı üstlü beş odalı ve iki ahırı ve on iki sığır damını, bir fırın ve bir su kuyusu ve üç ambarı müş-temil evini ve altı bağını ve köy civarındaki Dolap Çayırı denilen çayırı ve kendisine ait bütün yerleri Veziriâzam Ali Paşa’ya satmıştır. Dalyanlar ve köy yakınındaki çeltik nehirlerindeki hissesini de satmıştır.
Bayezid Paşa şeceresine eklenecek olan şeceresi yukarıdadır. BK, II/219
HATİCE HATUN 1478’de Bursa’daydı. Yörgüç Paşa oğlu Yunus Bey’in kızıdır (BS. 3/49). BK, II/220
HATİCE HATUN Zağanos Paşa’nın kızıdır. 1479’da Bursa İpek Mizanı’ndan 30 akçe yevmiyesi vardı (BS. 3/176). BK, II/220
HATİCE HATUN Çandarlı Halil Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın kızıdır. Anası Karaca Paşa’nın kızı Hundî Hatun’dur. “Şahhûban” diye meşhurdur. 1484’te Hundî Hatun vakfiyesinde bu kızından bahseylemiştir. Oğlu Muhyiddin Bey vardır. BK, II/220
HATİCE HATUN Osman Gazi’nin oğlu Savcı Bey’in oğlu Süleyman Bey’in kızıdır. Babası İnegöl’ün Kulaca köyünü, mülkiyet üzere mutasarrıf iken kızına vermiştir. Hatice Hatun da vakfedip hayatta oldukça hasılına kendisi mutasarrıf olup vefatından sonra her gün altı cüz okunmak üzere şart eylemiştir. İkisi Hatice Hatun’un atası, anası ruhu için, ikisi zevci Mehmed Bey (Mehmed Bey de Yahşi Bey oğlu Hamza Bey’in oğludur. Oğlu Mustafa Paşa, Halil Çelebi ve Fatma Hatunlar 1492’den daha evvel ölmüşler ve miraslarını Hatice Hatun almıştır (BS. 10/150). Birisi kızı Fatma ve birisi kızı Elaldı Hatun ruhları için olmak üzere bu altı cüz, Fatma Hatun’un türbesinde okuna, diye tayin eylemiştir. Anasıl köyü de Hatice Ha-tun’a timarlığa verilmiş, eşkinci eşdire diye... Sultan II. Murad eşkincisini kaldırmıştır. Yirmi çiftlik yermiş (BA. Hudâvendigâr Livası Tapu Defteri).
Aşağıdaki şecerede yer alan Süleyman Bey kızı Hatice Hatun’un; “Türbede babam ve anam medfundur” demesine bakılırsa, Savcı Bey oğlu Süleyman Bey’in, amcası Orhan Gazi’nin kızı Hatice Hatun’un kocası olduğu hatıra gelebilir. Hatice Sultan Türbesi’ne vakfedilen Kulaca köyü, bugün İnegöl kazasında mamur ve büyük bir köydür. 1927’de 116 evi ve 535 nüfusu vardı. BK, II/217
HATİCE HATUN Orhan Gazi’nin kızıdır. Babası Tophisar’da Ahi Tuzcu mez-raasını kızına temlik eylemiş ve orada yaptırdığı zaviyesine vakfeylemiştir. Kardeşi I. Murad’ın temlik eylediği Kirmastı’daki Çözüklü köyüyle kendisinin satın aldığı Tavşancık mezraasını
Bursa’daki türbesine vakfeylemiştir (BA. Tapu Defterleri). BK, II/217
HATİCE HATUN (Okumuş) Abdullah’ın kızıdır. 1779’da Hoca Alizâde mahallesinde sakindi (BS. 1192/35). BK, II/ 224
HATİCE HATUN TÜRBESİ Hamza Bey Camii ve Türbesi yanındadır (BS. 230/ 71). BK, II/218
HATİCE İSFENDİYAR HATUN MEKTEBİ Hazret-i Emir mahallesindedir. Kârgir kubbelidir. Üzeri kurşun kaplıydı. Bu mektep birçok defalar tamir edilmiştir. BK, II/221
HATİCE SULTAN
HATİCE SULTAN II. Bayezid’in kızıdır. Edirnekapısı Camii civarında “Sultan Mescidi”ni bina eylemiştir. Çukur-bostan civarında da bir mektep inşa eylemiştir. Meşhur Sultan Hamamı bu mescidin vakfıdır (SO. I/31; HC. I/127; MC. 51). 1499’da bu hayratın idaresi için Kocaeli Sancağı’nda Gürle nahiyesinde Ebe köyünü, Dutluca köyünü ve İznik kazasındaki Dutluca köylerinin cümlesini vakfeyledi. Bursa’ya hava tebdili için gelmiş ve Bursa’ya gömülmüştür (TSA. Hatice Sultan Vakfiyesi). Bursa’da bu kadının türbesi ve ayrıca türbedarı ve eczahanları da vardır (BS.
50 Hatice Sultan Türbesi’nin ön cephesi ve planı (Gabriel’den)
45/313). Yeri kat’î olarak tesbit edilemedi. 1778’de İznik kazasının Sölöz köyündeki vakıfları Ali Paşa vakıflarıyla mahlûtan idare ediliyordu (BS. 1192). BK, II/220
HATİCE SULTAN CAMİİ Atpazarı’nda olduğundan bu camiye “Pazar-ı Esb Camii” derler ki, bugün harap bir hâldedir. BK, II/221
HATİCE SULTAN TÜRBESİ Kükürtlü Hamamı kurbündedir. Kara Mustafa Pa-şa’nın sülâlesinden Hatice Hatun on nefer taallukatıyla beraber defnedil-mişlerdir. 1844’te üzeri kiremit puşi-deli idi. Bir büyük kubbe ve önü sofalı bir kârgir türbedir. Esaslı bir surette 6.052 kuruş sarfıyla tamir edilmiştir (Burada Orhan Gazi’nin kızı Hatice, Osman Gazi’nin oğlu Savcı Bey’in oğlu Süleyman Bey ve kızı diğer Hatice Hatun ki Mustafa Paşa’nın anasıdır, bunlar buraya defnolunmuşlardır. Diğerleri bunların evlâd ve ahfadlarıdır). BK, II/218
HATTÎ EFENDİ Divan-ı hümayun kâtiplerinden iken bazı yolsuz hareketlere
51 Molla Hayâlî’nin Zeyniler Camii kıble tarafındaki kabri
başladığından 1798’de Bursa’ya sürülmüş ve bir süre sonra da karısının ricası üzerine affolunmuştur. BK, II/ 225
HATUN “Hâdûn”un galatı, Türkistan’da hükümdarlara mensup kadınların ün-vanıdır. Asil ve şerâfet-i zatiye sahibi kadın manasınadır (LTC. II/185). BK, II/225
HATUN (Hacı) “Yalancı Hekim Avratı” diye meşhurdur. İstanbul subaşısı Ahmed Bey’in 9.9.1486’da yazdığı bir mektupta bu kadın İstanbul’a sürgündür. Hassa harc emini Taceddin ile öte yakaya geçmişti. Mektubu ileten Ahi Güvendik oğlu İstanbullu Bahşayiş vardıkta Taceddin’den taleb edip bulu-verip Bahşayiş’e teslimi emredilmiş ve teslim edilmiştir. BK, II/225
HATUNİYE MEKTEBİ Bk. Hümâ Hatun Mektebi.
HATUNİYE TÜRBESİ Bk. Hümâ Hatun Türbesi.
HATUN KÖYÜ İznik’tedir. Nilüfer Hatun Zaviyesi kurbündedir ve onun vakfıdır. BK, II/225
HATUN KÖYÜ Musa Baba yolu üstündedir. Piremir köyünün eski ismi olmak lâzım gelir (BS. 4/221). BK, II/225
HAYÂLÎ (Molla) Fatih devri ulemasından ve Hızır Bey şakirdanından olup İznik-lidir. Kendi adı Ahmed Şemseddin, babasının adı Musa’dır. Babası kadılardandır. Nahiv ilminde emsalsizdir. İkmal-i tahsil için Mısır’a gitmiştir. Birçok müderrisliklerde bulunmuş ve Filibe Medresesi’ne müderris tayin olunmuştur. Açık olan Muradiye ve bazı rivayetlere göre Sultaniye Medre-sesi’ne müderris olmak arzusunu göstermişse de, Sadrazam Bursalı Mahmud Paşa buraya Gelibolu kadısı olan Hacı Hasanzâde’yi müderris tayin et-
tirmiş, Molla Hayâlî’nin canı sıkılarak Mahmud Paşa’ya bir mektupla şikâyette bulunmuştur. Mahmud Paşa da: “Hacı Hasanzâde’nin liyakat ve istihkakı zühre yıldızı gibi zahirdir. Belki de cihanı aydınlatan güneş gibi âşikârdır. Lakin Mevlânâ Hayâlî, onu süha (dübb-i asgar)’daki bir yıldız gibi gözüne gös-termeyip zerreler gibi kıymetsiz ve bilinmeyen, tanınmayan bir kimse zan-neyledi ve Mevlânâ Hayâlî bu işte yanlış hayal eyledi” gibi cevap vermiştir. Bu sıralarda İznik müderrisi Hatibzâde Taceddin Efendi’nin vefatı Fatih’i çok müteessir eyledi, içi sızladı ve gözlerinden yaş geldi. Mahmud Paşa, Mevlânâ Hayâlî’yi padişaha methederek bu işe tayinini istedi. Fatih de, “Şerh-i Akâid’e haşiyeler yazan ve önsözünde seni metheden kimse değil midir?” diye sordu. Mahmud Paşa “evet” deyince Fatih de, “Bu fazilet sahibi büyük zat layıktır, ben yüz akçe yevmiye ile buna verdim, istediği gibi tasarruf eylesin” dedi. Molla Hayâlî bu haberi alınca İstanbul’a gelerek Mahmud Pa-şa’ya, hacca gideceğini ve şimdilik bu vazifeyi kabul edemeyeceğini söyledi ve aralarında çok münakaşalar oldu. Mahmud Paşa, Molla Hayâlî’yi fikrinden çeviremedi. Hatta; “Sen vezirliğini, padişah da saltanatını bana versen yine hacdan dönmem” gibi ve daha birçok acı ve tatlı sözlerle kabul ettirilemedi. Mahmud Paşa Fatih’e söyledi. “Bu hususta ona ziyade ikdam eylemek lâzımdı, ettin mi?” diye sordular. Mahmud Paşa da son derece çalıştığını ve kabul ettiremediğini söyleyince Fatih Sultan Mehmed mahzun ve biraz da münfail olmuşsa da: “Bu işi başkasına vermeyiniz, hacdan gelesiye kadar muîdi talebesine ders versin” diye emir verdi. Hacdan avdetinde İznik’e giderek vazifesine başlamışsa da vücudu günden güne zayıf düştü. Çok laf söylemez, daima düşünür ve okumakla vakit geçirirdi. 875/1470 senesinde İznik’te ölmüş ve cenazesi Bursa’ya getirilerek Zeynîler Camii’nin batı tarafına defnedilmiştir.
“Şerh-i Akâid”e bir haşiyesi vardır. Nahiv ilminde çok alimdi. Daha birçok eserleri vardır. Osmanlı şairlerindendir. Türkçe, Arapça ve Farça dilleriyle nazma muktedirdi (KA. 2070; LTC. II/218; G. 272; ŞN. I/158; OM. I/291; SO. II/313).
Müverrih Âlî Künhü’l-Ahbar’ında; ‘Hayâlî’ mahlası için “inceden inceye mütalaaya ve nazik bir takrîre malik olmakla ‘Hayâlî’ diye şöhret bulmuştur” diyor. Hocazâde değerinde âlim, fazıl bir zat idi. Ne yazık ki, 33 yaşında bir genç dâhi iken ebediyete karıştı. Mezar taşının kitabesi -hiçbir Osmanlı Türkünün kitabelerinde görmediğim şekilde-oyma olarak yazılmıştı. Mabeynci Hacı Ali Paşa Bursa’ya gelerek Molla Hüs-rev, Molla Hayâlî, Ahmed el-Kebîr, Mevludî Süleyman Çelebilerin kabirlerini yaptırdığı zaman yeniden bir taş yazdırmış ve kabartma olarak “Huve’l-Hallâku’l-Bâkî / Garîk-ı Rahmet-i Rab-bi’l-Müteâl / Mevlânâ Fâzıl Şemseddin Ahmed el-Hayâlî / lillâhi’l-Fâtiha - 875” yazdırmış ve etrafına demir parmaklık çektirmiştir. Eski taşı da son zamanlara kadar bu parmaklığın içerisinde duruyordu. BK, II/226
HAYDAR Selim’in oğludur. 1557’de Bursa’daki “altınlı kadifeciler” esnafının şeyhiydi. Çok sanatkârdı (BS. 73/ 391). BK, II/228
HAYDAR Mimardır. 1546’da parasız mimarlık yapacağından bahisle İstanbul’dan ferman getirmişse de, Bur-sa’daki ustalar; “Haydar nâehildir” diye şikâyet ve kabul etmemişlerdir. BK, II/228
HAYDAR BEY(Hacı)
HAYDAR BEY Âyandan Rıza Bey’in oğludur. Üsküdar’da Selimiye Tekke-si’nde medfundur. BK, II/228
HAYDAR BEY (Hacı) Emirhan’ın oğludur. Saray kapıcıbaşılarından olup 1615’te Bursa’daki Sultan Mehmed Çelebi vakıflarına mütevelli olmuştur (BS. 225/ 14). BK, II/228
HAYDAR ÇELEBİ Demirtaş oğlu Oruç Beyzâde Mustafa Bey oğlu Mehmed Bey’in oğludur. 1512’de Hatice Hatun vakıflarının mütevellisiydi (BS. 23/ 377). BK, II/227
HAYDAR ÇELEBİ
HAYDAR ÇELEBİ Davud Paşa’nın oğlu ve Derviş Bey’in kardeşidir. 1525’te Bur-sa’daki Davud Paşa vakıflarının müte-vellisiydi. Tahtakale Hamamı’na gelen su yollarını esaslı tamir ettirmiştir (BS. 31/500). BK, II/228
HAYDAR EFENDİ Mahmud Efendi’nin oğlu olup Molla Hayâlî’nin yeğenidir. Anası, Fenarîzâde Mehmed Şah Efen-di’nin kızıdır. Mısır’da tahsil edip Bur-sa’ya döndüğü zaman Sultan Orhan vakıflarına mütevelli olup 1519’da ölmüş ve Fenarî Camii haziresine gömülmüştür. Hadis ve tefsir alimlerin-dendi. Türkçe, Arapça, Farsça dilleriyle nazm ve nesre kadir, sohbeti tatlı bir zat idi (SO. II/256; G. 274). BK, II/227
HAYDAR EFENDİ (Hacı) Zencirî Ali Efendi Tekkesi’nde şeyh iken 1875’te vefat eylemiş ve türbeye muttasıl yol kenarındaki kabristana, diğer şeyhlerin yanına gömülmüştür. BK, II/228
HAYDAR SUBAŞI 1593’te Bursa’da yasakçıbaşıydı (BS. 189/98). BK, II/ 228
HAYDAROĞLU (Kara) Meşhur eşkıyalardandır. 1648’de Anadolu beylerbeyi Mehmed ve Karaman beylerbeyi Mehmed Paşalar birçok kuvvetlerle takibine memur olmuşlardı. Verilen emirde; “başı benim, mal ve eşyası katledenindir” diye izin verildiği gibi, katledene “a’lâ zeâmet” verileceği de vadedilmiştir (BS. 272/139). Bu emir üzerine Bursa sancakbeyi de kendi kapısı halkıyla Girit seferinde olduğundan Bursa’daki mütesellimi Mustafa Bey, Bursa’daki altı bölük halkı, yeniçeri, korucu, oturak (emekli), cebeci, topçu, arabacı, mazûl ve eli emirli(?) ve bilcümle darb ü harbe kâdir olan il
erleriyle tâkibe gitmişlerdir. BK, II/228
HAYRA Mesud Makramevî mahallesinde, 1570 senesinde ölmüştür. Karısı Habibe ile oğulları Ahmed, Habib kızı Fatma, ayrıca 150.000 akçe mirası kalmıştır (BS. 106/57). BK, II/229
HAYRA NASUH Bursalıdır. Mustafa’nın oğludur. 1574’te ruhu için ecza tilâvetine 100.000 akçe vakfeylemiştir (BS. 118/210). BK, II/229
HAYRA PAŞA Kızı Hatice Hatun’la oğlu Mehmed Bey 1604’te ölmüşlerdi. Yenişehir’in İmran köyünde Hayra Paşa Çiftliği vardır (BS. 211/75). BK, II/229
HAYRA PAŞA Bursalı Satılmış oğlu Mehmed’in şöhretidir. Onbeşinci asırda yaşamıştır (BS. 4/201). Vakıfları vardır. “Hayret Paşa” da derlerdi. BK, II/229
HAYRAN (Mevlânâ) Abdurrahman oğludur. Muallimzâde Mehmed Paşa’nın 1612’de Bursa’da vekiliydi (BS. 221/ 106). BK, II/229
HAYRAN (Şeyh) I. Murad zamanında XIV. asırda yaşamış bir zattır. I. Murad İnegöl’ün Develi Hacı Çiftliği denilen mezraayı buna vakfeylemiş ve evlâd-ları senelerce tasarruf eylemişlerdir. BK, II/229
HAYRAT ENCÜMENİ 1882’de Bursa’da teşekkül eden bir cemiyetin adıdır. Bunlar, ahâliden topladıkları yardım parasıyla Pınarbaşı mezarlığının etrafındaki duvarları tamir ve inşa ettirmişlerdir. BK, II/229
HAYREDDİN Filboz ailesindendir. Fil-boz’un oğludur. 1440 senesi Temmuzu nihayetlerinde ölmüş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. Kardeşi Kasım 1430’da Hayreddin’in kızları Ayşe ve Fatma da bir arada gömülmüştür. Bunlara ait Filboz mahallesi ve Mescidi vardır. Mezar taşında hüviyetine ait hiçbir izahat yoktur (Bk. Filboz). BK, II/236
HAYREDDİN Abdullah’ın oğludur. Kürekçiydi. 1510’da Dâye Hatun mahallesinde ölmüştür. Karısı, oğlu Cafer, kızı Emine kalmıştır (BS. 22/41). BK, II/232
HAYREDDİN Yapıcı ustasıdır. 1508’de Bursa’da inşa olunan Yeni Han için meremmetçi olarak mimarların tavsiyesiyle tayin edilmiştir (BS. 20/67). BK, II/232
HAYREDDİN “Gariboğlu” diye meşhurdur. Kaplıca kurbünde, Hamza Bey mahallesinde, Hamza Bey Camii’yle şimdiki Çelikpalas Oteli’nin arasında bir mevlevîhane bina eylemiştir. 1519’-da bu mevlevî dergâhı mevcuttu. BK, II/233
HAYREDDİN Mehmed’in oğludur. Cerrahtır. 1561’de husyelerde ameliyat yapacak derecede maharet sahibi idi (BS. 93/109). BK, II/233
HAYREDDİN (Boyacı) MESCİDİ Boyacı Hayreddin, Kızılbayır mevziinde kendi ruhu için bina eylemiştir. Fenarî Ca-mii’ne yakındır. Buna “Boyacı Mescidi” dahi derlerdi. 1567’de 18.000 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 110/107,113, 116/132). BK, II/233
HAYREDDİN (Hacı) Asıl ismi Hızır iken “Hacı Hayreddin” diye şöhret bulmuştur. Üstad Cerrah Musa’nın oğludur. Kendisi de cerrahtır. 1486’da Halil Mehmed adında birisini ameliyat yaparak kavuğundaki taşı çıkarmıştır (BS. 5/73). Balıkpazarı’ndaki dükkânını 1508’de vakfeylemiştir. Kendisi 1519’-da cerrahlık yapmakta idi. Senelerce bu işte çalışmaktaydı (BS. 28/527). BK, II/232
HAYREDDİN (Hacı) Hacı Mehmed’in oğludur. Gökdere’de “Çepe Pınarı” denilen mevzide bir köprü inşa eylemiş ve Soğukpınar içinde yirmi ayak kademeyi, Muradiye mahallesinde İskender’e 92 eşrefi altına yaptırmıştır. Oğlu Bâlî Çelebi de 1518’de köprüyü
52 Cerrah Hacı Hayreddin’e ait Şer’iyye Sicillerindeki bir kayıt
tamir ettirmiştir (BS. 28/142). BK, II/ 232
HAYREDDİN (Hacı) Mihaliç’te İshak Fakih mahallesinde bir mescid bina eylemiş ve Karasu’da iki değirmen ve oğlu Mevlânâ Muhyiddin’in de yaptığı dört değirmenle cem’an altı değirmen bu mescide îrad olmak üzere vakfedil-miştir. 1530’da altı değirmen çalışmakta idi (BA. Vilayet-i Anadolu Defteri, 285). BK, II/233
HAYREDDİN (Hacı) Lutfullah’ın oğludur. Hacı Timurtaş vakfının mütevellisi Bey Ali Çelebi, vakfın paralarını saklayıp firar eylediğinden yerine mütevelli tayin olmuştur. Vâkıfın mektep ve ecza okuyanlar için tayin eylediği 120.500 ve Molla Arab için bina olunan zaviyeye tayin olunan 93.000 (cem’an) 213.500 akçeden ancak 15.000 akçe kaldığından 1582 senesinde vakfı rakabe ettirmişti (BS. 144/4). BK, II/ 233
HAYREDDİN (Halife)
HAYREDDİN (Halife) Hayrî Ahmed Efendi’dir. Bursalıdır. Müderris iken 1616 senesi Mayısında taundan vefat eylemiştir. Âlim, şair ve iyi bir kâtipti (SO. II/316). BK, II/233
HAYREDDİN (Mevlânâ) Hamza’nın oğludur. 1423’te yapılan Beylik Hanı’nın inşaat kâtibiydi (BS. 8/91). BK, II/232
HAYREDDİN (Mevlânâ)
HAYREDDİN (Mevlânâ) Mehmed’in oğludur. 1460 senesinde yapılan Molla Yegân vakfiyesi şahidiydi. Molla Ye-gân’ın ahbablarındandır. BK, II/232
HAYREDDİN (Muîd) Balıkesir vilâyetin-dendir. Veli Şemseddin mahallesinde sıbyan muallimi olup birkaç imamet vazifesi ile kanaat eylemişti. 1591’de ölmüş ve Pınarbaşı’nda Mevlevîhane karşısında gömülmüştür. Âlim, âmil, muhakkık, kâmil olup fazl u kemâl ile akranlarına fâik ve zühd ü salâh ile ay gibi parmakla gösterilecek derecede idi. Bir telîfi vardır (G. 322). BK, II/233
HAYREDDİN (Sûfî) Bâlî’nin oğludur. 1478’de ölmüştür (BS. 3/27). BK, II/ 232
HAYREDDİN BEY 1490’da Bursa’da yapılan Koza Hanı’nın bina eminiydi (BS. 7/423). BK, II/232
HAYREDDİN ÇELEBİ EFENDİ Bursalıdır. Üftade şeyhi Mustafa Efendi’nin oğludur. 1721’de babasının vefatı üzerine şeyh olmuş, 1758’de vefat eylemiş ve Üftade Türbesi’ne defnedilmiştir. Evli-
53 İznik’te Hayreddin Paşa Türbesi’nin planı ve kesiti (Ayverdi’den)
yaların kibarlarındandır. Eli gayet açık ve herkesin kalbinin mahbubu, âlim ve fazıl bir zat idi (SO. II/317; YŞ. 37). Eşrefzâde Seyyid Şerefüddin Efendi kızı Mâşita Hatun’la evlenmiştir. Oğlu Mustafa Efendi bu kadından dünyaya gelmiştir. Sırrî Ali, Mehmed Eşref adında üç oğlu kalmıştır. 38 sene bilâ-fasıla Üftade Tekkesi’nde şeyhlik yapmıştır. Yerine oğlu Şeyh Mustafa Efendi geçmiş ve Kızılcabayır mevkiinde Haz-ret-i Üftade’nin bina buyurduğu Halve-tî Tekkesi’ne Mehmed Eşref Efendi tayin edilmiş ve aynı zamanda tevliyet de kendisine tevcih olunmuştur (BS. 1172/78). BK, II/234
HAYREDDİN EFENDİ (Şeyh) Babası Tokatlı ise de Edirne’de teehhül eylediğinden Edirne’de doğmuştur. Kastamonu’daki Hacı Şaban Veli halifesi Osman Efendi’den icazet almıştır. Bur-sa’ya gelerek Muradiye Medresesi’ne girmiş ve o vakit Osman Efendi’ye mürid olmuştu. Çatalfırın civarındaki Ahmed Paşa-yı Fenarî Zaviyesi’ne şeyh olmuş, 1625’te vefat edip zaviyeye gömülmüştür. “Şeyhî” mahlasıyla birçok şiirler yazmıştır. Güzel, âlim ve fazıl bir şairdi (SO. II/316, III/48; G. 120). Keramet sahibiydi. BK, II/234
HAYREDDİN PAŞA Orunkuş’un oğludur. 1693’te ecza okuyanlar için 190 esedî kuruş vakfeylemiştir (BS. 385/30). BK, II/234
HAYREDDİN PAŞA Çandarlı Kara Halil’in sadrazam olduğu vakit aldığı lakaptır. Çandarlı Ali’nin oğludur. Şeyh Ede-bali’nin neslindendir. Ulemadan olup “Mevlânâ Kara Halil” diye anılmakta iken Mevlânâ Kara Alâeddin’den tahsili ilim ettikten sonra İznik ve Bilecik’te kadı olmuş, 1359’da Bursa kadısı iken I. Murad’ın ilk saltanat günlerinde birinci defa kazasker tayin olunarak hazarda ve seferde padişahın yanında bulunmuş, 1368’de “Paşa” ünvanı verilerek “Hayreddin” lakabıyla sadrazam olmuştur. I. Murad, bunun sadıkâne
hizmetine mükâfaten “Hayru’d-devle ve’d-dîn” tesmiye buyurmuş ve bu ihtisar edilerek “Hayruddin” olmuştur. Bu, sadrazam olunca oğlu Ali Paşa da kazasker olmuştur. Mülki, siyasî işlerde malûmat ve maharetle cesareti dahi ilmi ve fıkhı nisbetinde olmakla, gerek kadılık ve gerek kazaskerlik ve gerek 18 yıl süren sadareti zamanında pek büyük ve çok hizmetler yapmıştır. Fenar-ı Yenişehir’ini fethetmeye giderken Siroz’da 6 Rebiulevvel 789 Çarşamba günü sabahı, yani 28 Mart 1387’de vefat eylemiştir. Cesedi, oğulları Ali ve İbrahim Paşalar tarafından İznik’e getirilerek binagerdesi olan sur haricindeki türbeye gömülmüştür. İbrahim, Ali ve İlyas Paşalar adında üç oğlu vardır (LTC. II/216; ŞN. 30; SO. II/314; KA. 2072). Tekmil Osmanlı tarihleri, medhederlerken Mevlânâ Bitlisi, Tevarih-i Âl-i Osmân’ında (s. 68); “Heman kim Kara Rüstem Kara-man’dan geldi Çandarlı Halil ile. Halk bunları ululayıp izzet ve ikram eyleyip Mevlânâ didiler. Ol zamana gelince kimesneye Mevlânâ dimezlerdi. Zira çok okumuş kimesneler yok idi. Bunlar gelicek ululandılar ve âlemi hile ile doldurdular. Bursa’da kadılar azıp rüşvet almaya başladılar. Halk, onlardan şikâyet eylediler. Ol zamanlar geldikten sonra çoğaldı” demektedir. Mezar taşı aynen şöyledir ki vefatı, tarihlerinin yazdığı gibi 780 H. değil, 789 H.’dir:
“Hayruddin Paşa / sâl-i heft sad u heştâd / u nuh be-şehr-i Siroz / rahîl-kerd ez dâr-ı fenâ be-dâr-ı bekâ.” Arka tarafında da: “Be-vakt-i subh-ı çehar-şenbe / sâdis-i mâhi ki nakl / kerd Mehmed be-hazreti Mevlâ / Rebîu’l-evvel hem evvel-i Rebî-i fusûl / ki hûn girist ey arz fî ehl-i semâ / revân-ı ô sû-i cennet revân şod migoft / lehu umr gufrânehu innehu alîmün hakkâ.”
Mehmed Şem’î Molla’nın ilâveli Esmâr-ı Tevarih’inde (s. 89), Hayreddin Paşa’nın vefatı diğer tarihlerde olduğu gibi yanlıştır. Mezar taşındaki tarih esastır. (Hemen hemen birbirinin kop-
yası olan Osmanlı tarihlerinde Hayreddin Paşa’nın Vardar Yenicesi’nde öldüğü belirtilir. Halbuki mezar taşında Siroz’da öldüğü yazılıdır ki en doğrusu budur. Yukarıda sayfa numaraları yazılı kitapların cümlesini tashih etmek lâzımdır. Mezar taşı eskidir. O devrin taşıdır. Oğulları tarafından yazdırılmıştır ki yanlış olması imkân ve ihtimali yoktur). BK, II/230
HAYREDDİN PAŞA CAMİİ
HAYREDDİN PAŞA CAMİİ İznik’tedir. “Yeşil Camii” demekle maruftur. İçerisi somaki ve mermerlerle müzeyyen ve minaresi koyu yeşil çinilerle kaplanmış ve muhtelif yerlerine kuşak olmak üzere güzel şekiller verilmiştir. Cami 780/1378’de yaptırılmıştır. Ayrıca İznik’te bir “Darülhadis” medresesi bina eylemiştir. Bunların idaresi için (türbe de dâhil) İznik’te bir başçı dükkânı, bağ, bahçe ve Deliklikaya yakınında iki kıt’a yer, Murâi, Tacir köylerini; Mudurnu’da Kuyucak, Mincalaz, Laçin, Ekinveren, Kavak köylerini; Siroz’da dört köy, bir hamam ve evleri, Geyve Akhisarı’nda Hayreddin, Sundul
54 İznik’te Hayreddin
Paşa Camii
(Sundullu) ve Bakacak köylerini; Bur-sa’da Bahçeköy ve Akhisar köyleri ve Kütahya’da Seydiler köyünü vakfey-lemiştir. Bir kısmını da evlâdına tahsis eylemiştir. Bursa’daki Süle ve Dikencik köyleri de bu vakıflar arasındadır. Süle köyünde Hayreddin Paşa bir mescid bina eylemiştir (BS. 29/70). Bu cami Hayreddin Paşa’nın vefatından sonra ikmal edilmiş. Dış kapıda 794/1391’de tamamlandığını yazmaktadır. Başvekâlet Arşivi’ndeki 1659 tarihli bir mütevelli dilekçesinde de Hayreddin Pa-şa’nın, caminin inşasına başlayıp tamamlamadan ve vakıf tayin etmeden vefat eylediği ve sonra evlâdlarının ikmal eylediği zikredilmektedir ki bu kitabeye göre de hakikat böyledir. Mimarı Hacı Musa’dır. Bursa’da Hayreddin Paşa mahallesi vardır. Ayrıca Gökdere’den Bursa’ya su getirtmiştir. (BS. 361/84, 64/19). BK, II/231
HAYREDDİN PAŞA CAMİİ
HAYREDDİN SARAYÎ 1508’de Bursa’da, Hamza Bey ailesinin bir meselesinde şahit olarak mahkemede bulunmuştur (BS. 20/220). BK, II/232
HAYREDDİN SUBAŞI 1518’de Mustafa Çelebi, Ahmed Çelebi adında iki oğlu ve karısı Kumru vardı (BS. 28/252). BK, II/232
HAYRUNNİSA HATUN Hacı Bayram Velî’nin kızı ve Eşrefzâde Abdullah Rumî Efendi’nin zevceleridir. BK, II/ 234
HAYRUNNİSA HATUN Hasan Efendi’nin kızı ve Kâdirî Efendi’nin karısıdır. 1591 senesinde vefat eylemiş, aklı mecnune Fatma adında bir kızı kalmıştır (BS. 180/170). BK, II/234
HAYVAN HİMAYESİ Türklerde öteden beri hayvanlara şefkat gözüyle bakmak ve onlara lâzım gelen insani yardımı yapmak geleneği vardı. Bu hususta Bursa Sicilleri’nde birçok kayıtlara tesadüf edilmiştir. 1626 senesinde iğdiş beygirine tahammülünden fazla
yük tahmil ederek hayvanın ölümüne sebep olan birisi mahkemede tekdir edilmiş ve icap eden nasihatler verilmiştir (BS. 242/23). BK, II/234
HEKİMBAŞILAR
HAZİNE MUHAFAZASI Bursa nâibi Mevlânâ İbrahim, divan-ı hümayuna 1659’da arzedip; “Bursa’da feth-i hâkâ-nîden beri kırk adam Hazret-i Emir semtinde ve kırk nefer de Bayır semtinde olup hazine geldikte muhafaza hizmetinde hazır bulunup hazine ile maan gidip Avcıbaşı vasıtasıyla hizmetlerini görmekte ve etrafta hırsız ve harami zuhur eyledikte şeriat izniyle tutularak mahkemeye ihzâr edip hizmetleri büyük ve vilâyetin faydaları ziyade olduğundan eski usül üzere avârızhanesinden başka tekâlif-i şakka ile rencide olmamalarını rica eylediğinden hidemat-ı hümayunda bulunurlarsa ve düşen hizmetlerde mevcut bulunurlarsa avârız-hanelerini verip tekâlif-i şakka ile rencide olmamaları” emredilmiştir (BS. 346/64). BK, II/235
HEKİM ÜCRETİ
HEKİMBAŞILAR (Aşağıdaki listeye bakınız)
HEKİM ÜCRETİ Gemlik kazasının Kurşunlu köyünde birkaç kişi mahkemeye müracaat ederek Tabib Hüseyin oğlu Abdurrahman Efendi’yi ihzâr ile müvâcehesinde: “Bir sene evvel bize ilaç yapmak üzere akçelerimizi alıp bize mualece etmedi” diye şikâyet eylediler. Tabib Abdurrahman Efendi de: “Bunlardan aldığım akçeyi yine kendilerinin marazlarına göre mualecelerine harc ve sarf eyledim” demiş, mezburlar için ecr-i misil lâzım gelmekle reisü’l-etıbbâ olan Mehmed oğlu Ali Efendi ve Mirza oğlu Halil de, “Abdurrahman Efendi gibi tabiblerin ücreti birer zolotadır (bir nevi gümüş sikkedir ki, 30 para kıymetinde idi)” diye haber vermişlerdir. 1684 senesinde böylece sicile kaydolunmuştur (BS. 359/48). BK, II/238
HEKİMBAŞILARIN LİSTESİ
|
Tarih |
İsim |
Açıklama |
Sicil No |
|
|
Cilt |
Sayfa |
|||
|
1467 |
Mevlânâ Taceddin |
Yerkapı mahallesinden Yahya oğlu |
2 |
41 |
|
1484 |
Mevlânâ Kemal |
Kutbeddin damadı |
4 |
150 |
|
1490 |
Mevlânâ Sinan |
Dündar oğlu |
8 |
88 |
|
1493 |
Seyyid Ali |
Yusuf oğlu |
10 |
229 |
|
1495 |
Mevlânâ Bâlî |
Seyyid oğlu |
11 |
317 |
|
1496 |
Hayreddin |
Üstad Musa oğlu (cerrah). Sağrıcı Sungur mahallesinden |
12 |
247 |
|
1496 |
Lutfullah Efendi |
Lutfullah oğlu Mehmed’in oğlu (Vaizzâde) |
12 |
236 |
|
1498 |
Mevlânâ Ali |
Şemseddin Ahmed oğlu (Sultan Alemşah’ın tabibi) |
12 |
179 |
|
1498 |
Hoca Hudâdâd |
Mehmed oğlu (cerrah) |
16 |
34 |
|
1503 |
Yahya Efendi |
19 |
99 |
|
|
1504 |
Mevlânâ Nasuhî |
Musa oğlu (darüşşifa başhekimi) |
19 21 |
269 203 |
|
1507 |
Ahmed Çelebi |
Seyyid Mehmed oğlu (darüşşifada) (1512’de Teke eşkıyasıyla yapılan muharebede Mehmed oğlu Musa Çelebi ile birlikte şehit olmuştur.) |
21 |
53, 42, 203 |
|
1507 |
Hacı Çalabvermiş |
Mehmed oğlu (cerrah) |
21 |
76 |
|
1507 |
Musa Çelebi |
Yenice oğlu (İshak Şah mahallesinden) |
21 25 |
180 224 |
|
1512 |
Safer Efendi |
Baba Hüseyin Çelebi oğlu (İncirlice mahallesinden) |
23 |
193 |
|
1512 |
Avraham |
Tabib-i Sultanî |
23 |
307 |
|
1512 |
Musa Efendi |
Mehmed oğlu (Teke asileriyle yapılan harpte şehit olmuştur.) |
23 |
261 |
|
1513 |
Ahmed |
Mehmed oğlu. Tayyib Hoca mahallesinden (cerrah) |
||
|
1513 |
Ali Efendi |
Alâeddin oğlu. “Hekim-i A’rec” namıyla meşhurdur. Edirne’de ölmüştür. |
25 |
347 |
|
1517 |
Ali |
Demirhan oğlu |
27 |
135 |
|
1518 |
Hacı Hayreddin Hızır Bâlî |
Musa oğlu (cerrah) |
17 20 |
270 17 |
|
1519 |
Mahmud |
Cerrah, darüşşifada |
||
|
1519 |
Mehmed |
Cerrah Dede Balı oğlu, darüşşifada |
||
|
1520 |
Yahya Efendi |
Yakub oğlu |
||
|
1523 |
Muhyiddin Efendi |
Hoca Kemal oğlu |
31 |
161 |
|
1524 |
Hasan |
Abdullah oğlu (cerrah) |
31 |
291 |
|
1552 |
Hasan Halife |
Tabip |
||
|
1555 |
Mustafa Çelebi |
Seyyid Ali oğlu (başhekim) |
118 |
53 |
|
1573 |
Davud Efendi |
Abdullah oğlu (tabib-i sânî) |
118 |
53 |
|
1574 |
Durbula Hatun |
Ebe (Beyli Ebe adıyla maruftur) |
118 |
193 |
|
1574 |
Mehmed Çelebi |
Seyyid Ali oğlu (başhekim) |
119 |
122 |
|
1574 |
Rıdvan |
Abdullah oğlu |
117 |
177 |
|
1585 |
Veli Efendi |
İsmail oğlu (ikinci tabib) |
173 |
64 |
|
1586 |
Mehmed Çelebi |
Mustafa oğlu (ikinci tabib) |
173 181 |
64 86 |
|
1586 |
Atâullah Efendi |
Sunullah oğlu (başhekim) |
170 |
175 |
|
1586 |
Ahmed |
Bayezid oğlu (cerrahbaşı) |
170 |
175 |
|
1591 |
Sunullah Efendi |
Abdülkerim oğlu (başhekim) |
178 |
73 |
|
1592 |
Mehmed Efendi |
Süleyman oğlu (başhekim) |
195 181 |
7 86 |
|
1598 |
Ahmed Efendi |
Mustafa oğlu (başhekim) |
351 |
38 |
|
1602 |
Mehmed |
Bâlî oğlu (cerrah) |
204 |
46 |
|
1614 |
Mevlânâ Sadullah Efendi |
Hızır oğlu (cerrah, sonra reisü’l-etıbbâ oldu) |
||
|
1614 |
İshak Bey |
Mustafa oğlu (cerrah) |
226 |
66 |
|
1619 |
Mevlânâ İbrahim |
İkinci hekim |
187 |
203 |
|
1630 |
Seyyid Mehmed Efendi |
Darüşşifa’da başhekim |
249 |
173 |
|
1631 |
Sadullah (Sa’dî) Efendi |
Sunullah oğlu. Başhekim (1644’te fevt) |
243 |
120 |
|
1644 |
Mehmed Efendi |
Süleymaniye Hastahanesi ikinci hekimliğinden (başhekim) |
265 |
143 |
|
1647 |
İbrahim Efendi |
İkinci hekim |
269 |
21 |
|
1647 |
Mevlânâ Mehmed Nakşî |
Cerrah |
269 |
52 |
|
1648 |
Ahmed |
|||
|
1648 |
Şeyh Mehmed |
Başhekim |
272 |
33 |
|
1649 |
Mehmed Efendi |
|||
|
1704 |
Ömer Efendi |
Sinan (başhekim) |
||
|
1706 |
Ali Efendi |
Mehmed oğlu (başhekim) |
357 |
25 |
|
1706 |
Mahmud Efendi |
Kehhal (başhekim) |
||
|
1706 |
Mehmed Efendi |
Kehhal Abdülkerim oğlu |
||
|
1706 |
Mustafa Efendi |
Ömer oğlu (başhekim) |
||
|
1715 |
Ömer Efendi |
Başhekim (Aynı zamanda Mahkeme-i Suğrâ niyâbeti dahi tevcih olundu) |
301 |
54 |
|
1740 |
İsmail Halife |
Yıldırım Darüşşifası’nda üçüncü hekim |
(BASD. 1216) |
|
|
1757 |
Mehmed |
Hacı İsmail oğlu (cerrah) |
||
|
1770 |
Hafız Mehmed Efendi |
Cerrah |
||
|
1770 |
Abdurrahim ve Mehmed Saîd Efendiler |
Hafız Mehmed Efendi oğulları (cerrah) |
||
|
1774 |
Hacı Mehmed Efendi |
Hacı Süleyman oğlu (müderris ve tabib) |
||
HELVAHANE-İ HASSA Hisar’da Darphane mahallesinde iki kat idi. 1620’de 19.320 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 234/118, 235/45, 247/2). BK, II/239
HELVAYÎ MAHALLESİ 1747 senesinde Bursa’da bir mahallenin adıdır. Bu mahallenin diğer adı da “Şehzâde Süleyman Paşa”dır. Hisar’da bulunan bu mahalle camisini Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa yaptırmıştır. Süleyman Paşa o cami civarında bir cami daha yaptırmışsa da harap olmuş ve Süleyman Paşa tecdid etmişti. Tekrar harap olmuş ve enkaz hâlinde kalmıştı. BK, II/239
HEMDEM Abdullah’ın oğludur. “Pîrî Bey” demekle maruf Cafer Çelebi’nin kölesi iken âzad edilmiş ve Bursa’daki vakıflarına mütevelli yapılmıştı. 20.000 akçeden fazla vakfın akçesini yiyerek vakfı harap eylemiş ve hıyaneti sabit olduğundan 21.9.1582’de azledilmiştir (BS. 144/195). BK, II/239
HEMDEM PAŞA Bursalıdır. Kızı Hatice Hatun, Beyşehir sancakbeyi Mehmed Bey’in ailesiydi. 1546’da Eğirdir’de ölmüştür (BS. 67/173). BK, II/239
HEMŞİREZÂDE Bursa’nın eski bir ailesinin soyadıdır. BK, II/239
HERGELE Bursa sahrasının hergelesine ümeradan Mehmed Bey timar tarikıyla mutasarrıf olup 1512’de 14.000 akçeye mukâtaaya vermiştir (BS. 23/117). BK, II/239
HEYELÂN Bursa’da belli başlı birisi Emir Sultan mahallesinde ve diğeri Temenye civarında olmak üzere iki yerde heyelan (yer kayması) pek çok defalar tekerrür etmiştir. Bk. Emir Sultan, Te-menye. BK, II/239
HEYKEL Bursa’da ilk heykel Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi Büyük Atatürk’ün heykelidir. Bu heykel Gazi Mustafa Kemal’in resmî elbiseli olarak bir at üzerinde ve tunçtan yapılarak vali konağının, Halkevi’nin, adliye ve maliye dairelerinin önündeki Cumhuriyet meydanına dikilmiştir. 18 Eylül 1931’de heykel yerine konmaya başlanmış ve 29 Birinciteşrin 1931 Perşembe günü Cumhuriyet bayramında büyük bir törenle açılmıştır. Mimarı Ali Nejat olduğu söylenmektedir. BK, II/ 239
HIDIRLIK MESCİDİ I. Murad’ın kızı Nilüfer Hatun tarafından bina ettirilmiştir. Hisar’ın dışarısında, Zindankapısı seddinden Yerkapısı’na kadar olan araziyi Nilüfer Hatun bu mescidine vakfeylemiştir. Bu mescidin imamına bir akçe yevmiye ve yılda üç müd buğday cerrenin, Hoca İzzeddin’in yaptırdığı mescid zemininin icaresi olmak üzere, İzzeddin Bey vakfı tarafından verilmesi meşruttur (I. Murad’ın anasının ve kızının aynı isimleri taşımaları pek çok tarih karışıklıklarını mucib olmuştur) (BS. 45/387, 343/102). BK, II/242
HINZIR PASTIRMASI Mudanya’ya gemilerle hınzır pastırması gelip Bâcdar Hasan oğlu Hacı Receb kendisine râcî bâc sanıp sahiplerinden bac diye 800 akçe almış, sonra Mudanya ve Galata gümrüklerine nasb-ı padişahî ile
1518’de emin olan Yahudi Avram oğlu Yagop, tezkire-i şerife getirip, “hınzır pastırmasının her re’sinden dört akçe gümrük bana râcîdir” diye emrolun-duğu ecilden 800 akçeyi taleb edip tamamıyle Hacı Receb’den almıştır (BS. 28/241). BK, II/246
55 Bursa’da Hıristiyan ahalinin kıyafetleri: Soldan sağa Hıristiyan âyân, köylü gelin kadın ve seyis kıyafeti
HIRİSTİYAN ELBİSESİ 11.6.1817’de gelen bir fermanda, “bir müddetten beri zâbıtânın dikkatsizlik ve ihmalinden nâşi ehl-i zimmet reayanın kadın ve erkekleri ekser ehl-i İslâm’a mahsus olan elbiseleri kendilerini tezyin için kullanmakta oldukları ve hamamlarda da reayaya mahsus günler tahsis olunmadığından İslâm ile zimmî reayası fark olunmayıp işbu hususun nizam ve intizam şirazesine dikkat ve âdâb-ı muaşeret ve merasim-i İslâmîden olmakla bundan sonra reaya taifesi kendilerine tahsis kılınmış olan siyah ve maviden başka kırmızı ve beyaz vesair elvan gûna destar (sarık) sarınmamak ve kezalik esvab giyinmemek ve beratlı
olanlardan maadaları ayaklarına kırmızı yemeni ve sarı mest ve papuç giymemek ve erkekler için haftada bir ve nihayet iki gün hamam tahsis olunup nalın verilmemek ve işbu hususu bundan böyle düstûru’l-amel tutulmak üzere şehir içinde ve köylerde mutavattın ehl-i zimmet reayalarının cemaatbaşı-larına ve kethüdalarına tenbih ve te’kîd olunarak bu usülün nizam hâlinde muhafazası” emredilmiştir (BS. 1272/45). BK, II/247
HIRSIZ 21.12.1517’de Kaplıca’da tutulup hırsızlıkları zahir olan kimseler asılmıştır (BS. 27/235). 1572’de Bursa’da bazı harâmî suhteler tutulup hapsedildi (BS. 115/38).
1667’de İstanbul’da Tophane’de birkaç gün zarfında gece yarısı evler açılıp eşyalar çalındığı cihetle Topçubaşı Ağa tarafından mahallât ahâlileri imamlar-ca teftiş olunmuştu. Tophane’de Muh-yiddin Efendi mahallesinde Mehmed kızı Fatma’nın, beş ay evvel İsmail oğlu Mehmed’le evlendiği ve on gün zarfında Muhyiddin Efendi mahallesine gelip saklandığı tecessüs esnasında anlaşılmıştı. Ayrıca Mehmed’in karısı Fatma gelip; “beni kurtarın, kocam hırsızdır”, diye haber verdiğinden merkum Mehmed Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 398/ 3).
1741’de Hisar’da, Kavaklı mahallesinde Hacı Süleyman’ın evine merdiven koyarak içeri girip hırsızlık yapıp dışarı çıkarken kadınların bağırması üzerine yakalanmış olan İsmail oğlu Ahmed adındaki hırsızın ve anasının sûihal üzere irtikâb-ı fesad eylediği haber verildiğinden Ahmed’in müeb-bed küreğe konulması ve Kambur Ha-lime’nin nefy olunmak üzere İstanbul’a ihzârları emredilmiştir. BK, II/247
HIZIR Ahi Şemseddin’in oğludur. 1479’-da Çukur Mahalle’de bulunuyordu (BS. 3/146). BK, II/240
HIZIR Orunkuş’un oğludur. Balıklıköy sınırında bir mezraayı vakfetmiştir.
1479’da kızı Emine Hatun vardı. Bur-sa’da Eynebula (Orunkuş/Hayreddin) vakıfları vardı (BS. 3/207, 238/161, 284/63). BK, II/240
HIZIR Baba Hüseyin Çelebi’nin oğludur. Hekimdir. 1512’de İncirlice mahallesinde ölmüştür. Şâhî ve Aynî adında iki kızı kalmıştır (BS. 23/193). BK, II/241
HIZIR Yeşil mahallesinden Hasan Efen-di’nin oğludur. Kurubalık Kosta tarafından 1646 senesinde evinde öldürülmüş ve eşyası yağma edilmiştir. Kurubalık Kosta yakalanmış ve suçu tahakkuk etmekle idam edilmiştir (BS. 264/70). BK, II/243
HIZIR (Hacı) “Gazioğlu” demekle maruftur. I. Murad zamanında, XV. asırda yaşamıştır. Oğlunun adı Hasan idi. Bur-sa’nın Dereköyü’nde mezraası vardı. BK, II/240
HIZIR (Hacı) Baba Zakir mahallesinden Ahmed’in oğludur. En meşhur “Vâlâi-ci”lerdendi. Çok sanatkârdı. 1488’de dokuz cariyesini âzad etmiştir (BS. 7/75). BK, II/240
HIZIR (Hayreddin) Aksungur’un oğludur (1500) (BS. 17/239). BK, II/241
HIZIR (Kasap) Bursa’da kasaplık etmekte iken başka bir sanata başlamıştı. Bursa’da kasaplar azaldığından tekrar kasaplık etmesi emredilmişse de “şart eyledim” diye taallül, inad ve muhalefet eylediğinden meclise çağırılıp padişahın emri tekrar okunmuş, padişahın emrine de itaat eylemediğinden 1586’-da hapsolunmuştur (BS. 170/13). BK, II/243
HIZIR AĞA 1496’da Bursa’da oğlu Hasan Bey ve bunun oğlu Mahmud Çelebi ile diğer oğlu İlyas Bey ve bunun oğlu Budak Bey vardı (BS. 12/185). BK, II/241
HIZIR AĞA Abdullah’ın oğludur. Sultan Mustafa’nın anası ve Kanunî Sultan Süleyman’ın karısı Mahıdevran Sul-tan’ın ağasıdır. 1571 senesi Temmuzunda Bursa’da idi (BS. 112/184). BK, II/242
HIZIR AHMED PAŞA Alâiyelidir. Aydın muhassıllığında bulunmuştur. Karısı Bursalı Saliha Hatun, 1745’te divan-ı hümayuna arzıhâl verip, ırzıyla mu-kayyed ve bir vechile rencide edilecek hâli yok iken Bursa mütesellimi olan Halil Ağa’nın, şahsî garazından dolayı fuzuli evini basıp yaktığını, içerisinde defter mucibi mevcut olan on beş keseden ziyade kıymette emval ve eşyasını yağmaladığını, kendisinin kaçmaya muvaffak olduğunu; Halil Ağa’nın, ba’dehu kendi kabahatini örtmek için bir müddet köyü olan Ayas karyesinde ve gâh başka yerde ikamet ettiğini ve gâh İzmir voyvodası olup buna mukavemet ve icrâ-yı hak olunamadığını, şimdi de Bursa mütesellimi olduğundan istidâ-yı merhamet eylediğini bildirmiştir. Gelen emirde husus-i mez-burun mahallinde şer’le sual ve vaki olan hâl ne ise doğrusunun arzedilmesi emrolunmuştur (BS. 384/ 84). BK, II/ 243
HIZIR BÂLÎ Seyyid Cafer Sadık’ın oğludur. “Seyyid Nikâbî” diye meşhurdur. 1496’da Bursa’da sağdı (BS. 12/121). BK, II/241
HIZIR BEY Has Bey’in oğludur. 1486’da oğlu Ali vardı (BS. 5/67). BK, II/240
HIZIR BEY Rüstem Bey’in oğludur. Şehinşah Çelebi Bey’in 1495’te nişancısı idi (BS. 11/275). BK, II/241
HIZIR BEY 1495’te Yenişehir’in Aziz Bey (Kızılca) köyünü satın almışken oğulları Mustafa Bey, Vezir Mehmed Paşa ve Kasım Çelebi’ye irsen babalarından intikal eylemiştir. Dereköyü de Hızır Bey’in mülküydü. Pîrî Bey isminde
diğer bir oğlu ve bunun da Mustafa Bey adında bir çocuğu vardı (BS. 11/207; BA’nde Hazine kayıtları). BK, II/241
HIZIR BEY
HIZIR BEY Hızır Beyzâde Müftü Ahmed Paşa’nın oğludur. Babasından tahsil-i ilim ettikten sonra Bursa’da müderris oldu. İstanbul’da Emir Buhârî’ye mürid olarak Nakşibendî olmuştur. 1518’de ölmüş ve Zeynîler’e giden yol üzerinde bir yere defnedilmiştir. Türk, Arap, Farisî edebiyatına hakkıyla vâkıf ve şairdi. Mahlası “Hızrî”dir. Şu beyitler onundur
Ger hicâb olur ise tal’at-ı cânâna tenim Bir avuç hâk nedir ki kala gözümde benim
Nice haber eyleyem ey dost cefâ tîğine kim Taş değildir yüreğim burç değildir bedenim
(SO. II/278; KA. 2047; LT. 145). Tâcî Hatun adında bir kızı vardı (BS. 26/ 233). Edîb, kâmil ve âlim bir zat idi. Mevlânâ Derviş Çelebi, Mevlânâ Sıddık Çelebi, Mevlânâ Celal Çelebi ile Hatice ve Ayşe Hatunların babasıdır (BS. 39/282). BK, II/242
HIZIR BEY Kadı Abdülkerim’in oğludur. İstanbul’da doğmuştur. Tahsilden sonra Bursa’ya gelmiş ve ceddi Müftü Ahmed Paşa Medresesi’ne müderris olmuştur. Anası Sinan Çelebi kızı Ayşe Hatun’dur. 27.11.1582’de Bursa’da ölmüş ve Zeynîler’de ceddi Ahmed Paşa’nın kabrine yakın bir mahalle defnolunmuştur. Âlim ve fazıl bir zat idi (G. 279). Cünûna karib evzâ’ı vardı. “Hurde” yazıp, “bir adamın cümle telîfi bir koz (ceviz) kabuğuna sığmalıdır” derdi (SO. II/278; BS. 120/70). BK, II/243
HIZIR BEY İlyas Bey’in ve Yakub Çele-bi’nin babalarıdır. İlyas Bey’in, 1579’da Zahide Hatun adında bir kızı vardı (BS 3/207, 4/102). BK, II/240
HIZIR BEY İnegöl’ün Bilaloğlu köyünden Ali’nin oğludur. Kendisi cündîdir. Yeni-
ce köyünden Çoban Kel Durmuş, Çoban Çelebi, “Bıyıklıoğlu” demekle meşhur Mehmed Çelebi, Gözilyas köyünden Kara Timur adındaki eşkıyalar gece evini basıp cariyesi Belkıs’ı katl ve kendisini öldürmek için kement atıp boğmak üzere iken kaçmış ve emval ve eşyasını eşkıyalar yağma etmişlerdir. Çoban Çelebi ve Kel Durmuş yakalanarak cürümlerini itiraf eylediklerinden idam edilmişlerdir (BS. 249/33). BK, II/243
HIZIR ÇELEBİ (Mevlânâ) Mevlânâ Sina-neddin Kirmastî’nin oğlu Mustafa Çe-lebi’nin oğludur. Anası da Hızır Şah oğlu Derviş Mehmed’in kızı Hundî Pa-şa’dır. 1519’da Bursa ulemasındandı. BK, II/242
HIZIR DEDE I. Murad’ın kızı Nilüfer Hatun tarafından yaptırılmış Pınarba-şı’nın üstündeki Hıdırlık denilen mescidin önünde yatan bir zatın adıdır. Vefat tarihi ve hüviyeti meçhuldür. I. Murad’ın anası Nilüfer Hatun olduğu gibi, kızının adı da Nilüfer Hatun’dur. BK, II/241
HIZIR DEDE Mihaliç taraflarında koyun güderken şiddetli bir soğuktan ayakları tutmadığından: “Bundan sonra kendi kuva-yı ruhaniyemizi görelim” diye Bursa’ya gelmiş ve Ulucami minaresi dibindeki Vaiziye Medresesi’nde oturmuş ve Hacı Bayram Velî’den icazet ve hilâfet almış kâmil bir adamdır. 1507’den evvel ölmüş, Pınarbaşı’na veyahut Kuzgunluk’taki bir mağaranın içerisine gömülmüştür. Üftade Hazretleri bunun mürididir. Hızır Dede’ye, “Muk’ad” dahi derlerdi. BK, II/241
HIZIR EFENDİ İlyas Sarayî’nin oğludur. 1332’de Bursa kadısıydı. BK, II/240
HIZIR MEZRAASI (Gazi) Dere ve Burak köyleri toprağındadır. Evlâda meşruttur (BS. 271/82). BK, II/243
HIZIR PAŞA Sivas’ta, Sonusa’da Türabiye Medresesi’yle Amasya’da bir cami yaptırmıştır. Amasya’da medfundur (BAVD. 22023). Ali Çelebi ve Mehmed Paşa adında iki oğlu vardı. Ali Çelebi 1486’da Ankara’daki İnebey Subaşı vakıflarının mütevellisiydi (BS. 5/111). Diğer oğlu Mehmed Paşa’nın Amasya ve Tosya’da vakıfları vardır. Mehmed Paşa’nın da Ali ve Safer Çelebiler adında iki oğlu vardır (BS. 25/26). BK, II/ 241
HIZIR SUBAŞI MESCİDİ İznik’tedir. Hızır Subaşı, bu mescidine aynı isimli mahalleden bir ev, şehirden dışarıda köprü civarında bir bağ ve nefs-i şehirde, Başhane yakınında bir bakkal dükkânı, bir ev ve Karlıca(?) kapısından dışarıda bir bağ ve pek çok nakit akçe vakfeyle-miştir (Kanunî devrinde). BK, II/240
HIZIR ŞAH Hacı Hızır oğlu Pîrî Çelebi’nin oğludur. (1519). BK, II/242
HIZIR ŞAH ÇELEBİ Cemaleddin oğlu Mev-lânâ Ali Efendi’nin oğludur. Mehmed Şah Çelebi’nin kardeşidir. Müderristir. Yevmî on akçe cihet tasarruf ediyordu (BS. 12/130). BK, II/241
HIZIR ŞAH EFENDİ (Mevlânâ) Mente-şe’de Balat kadısı Abdüllâtif Efendi’nin oğludur. Âlim ve fazıl bir zattır. On beş sene Mısır’da tahsilde bulunmuştur. 1449’da Bursa’da ölmüş ve Zeynîler’e gömülmüştür (G. 290; ŞN. 115). Birçok eserler yazmıştır. Şakayık ve Osmanlı Müellifleri’nde eserlerinin adları vardır (OM. I/290). Oğlu Derviş Mehmed Efendi, fuzalâdandır. BK, II/240
HIZIR ŞAH EFENDİ (Mevlânâ) Veliyyüd-dinzâde Ahmed Paşa’nın oğludur. 1463’te Sıddık Çelebi, Derviş Çelebi ve Celal Çelebi adında üç oğlu, Hatice ve Ayşe adında iki de kızı vardı. BK, II/240
HIZIR ŞAH EFENDİ (Mevlânâ) Zeynüddin Çelebi’nin dedesi ve Bekir Çelebi’nin babasıdır. 1484’te on beş akçe yevmiyesi vardı (BS. 4/183). BK, II/240
HİCAZ YOLU 1511’de Bursa’dan Hicaz’a giden hacılardan birçokları yollarda ölmüşlerdir. BK, II/241
HİDAYETULLAH EFENDİ (Seyyid) Ankaralıdır. Ulema arasında “Fazıl Emir” demekle meşhurdur. Birçok alimlerden ders aldıktan sonra İstanbul’a gelmiş ve Bayezid civarında oturarak evlenmiş, ders vermekle ve ibadet etmekle vaktini geçirmekte iken tekmil akrabası ve ailesi erkânı vebadan vefat etmekle kendisi yalnız kalmıştı. Mevcut kitaplarını satarak Bursa’ya hicret etti. Molla Fenarî Camii civarına yerleşti. Daha sonraları Hisar’da, Yerkapı civarındaki darülhadise nakletti. 28.9. 1676 Pazartesi gecesi vefat etti ve Pı-narbaşı’nda Hoca Mesud Efendi’ye yakın defnedildi. Âlim, âmil, Allah’ın esrarına hakkıyla vâkıf bir zat idi. Kırk sene bir köşeye çekilerek hiçbir kimseden bir şey istememiştir. Tıp ilminde de hâzık ve mahirdir (G. 374). BK, II/244
HİKMETÎ AHMED EFENDİ Şairdir. 1846’-da vefat eylemiştir. BK, I/93
HİKMETÎ MEHMED EFENDİ Tekirdağ’da doğmuştur. Babası Hacı Ahmed Efen-di’dir. İsmail Hakkı Hazretlerinden feyz alarak Bursa’ya gelmiş ve Celvetî erkânı üzere dervişliğe başlayarak mücahede ve riyâzetle içerisini tasfiyeye muvaffak olmuş ve icazet almıştır. 1751’de İsmail Hakkı Tekkesi’ne şeyh olmuştur. 1751’de Tekirdağı’nda Sali-hiye Camii’ne bitişik bir halvethane bina eylemiştir. 1752’de ölmüş ve İsmail Hakkı Tekkesi’ne gömülmüştür. Allah’a âşık, herkesin kalbini bilir, gayet eli açık ve fukaralara son derece yardım ederdi. Dervişleri toplar, yolda tesadüf eylediği ihvân ve ahbabı ile
kaplıcaya beraber götürürdü. Kendisi de şairlerdendir (SO. II/239; YŞ. 137). İki karısı vardır. İlk karısı Hacı Ah-med’in kızı Saliha Hatun, 10.12. 1743’te ölmüş ve 387.961 akçe muhal-lefatı kalmıştır (BS. 383/77). İkinci karısı Şeyh Şerefüddin Efendi’nin kızı Şerife Refia Hanım’dır (BS.388/76). 1750 senesinde Hasan Paşa mahallesinde Kara Mustafa zevcesi Fatma Hatun, evi zaleme ve mütegallibeden Hikmetî Şeyh Mehmed şirrete sülûk ve “zevcinden benim alacağım vardır” diye hilâf-ı şer’ ve bilâ-sübût mezbûreyi ve eytâmı taşra ihraç ve dokuz seneden beri fuzuli zapt ve cebren sakin olduğunu iddia eylediğinden İstanbul’a celbi ferman buyurulmuştur (BS. 387/5). Anası Âmine Kadın ve kızı Asiye Kadın 1722’de vefat etmişlerdir. Hikmetî Mehmed Efendi 1752 senesinde, Tekke Mescid mahallesinde vefat eylemiştir. Vefatında karısı Refia ve küçük oğlu Şeyh Mehmed Emin kalmıştır. Birçok edebî ve tarihî kitapları Ulucami’de satılmıştır. 421 parça kitabı 149.018 akçe tutmuş ve tekmil muhallefatı 325.534 akçeye bâliğ olmuştur (BS. 388/76). BK, II/244
HİKMETÎ MEHMED EFENDİ İsmail Hakkı Âsitânesi şeyhi İsmail Hakkı Efendi’nin oğludur. 1848’de babasının vefatıyla uhdesinde bulunan nısf şeyhliğe kardeşi Mehmed Faik Efendi ile birlikte şeyh olmuştur. Bu tekkenin Balıklı-köy’ündeki vakıf arazisinden dolayı köylülerle muaraza eksik olmazdı. Gâh hududu tecavüz ederler ve gâh icar vermekte taannüd ederlerdi. Hikmet Efendi bunlarla uğraşmakta iken 12 İkinciteşrin 1853’te tekkede bıçakla şehit edilmiş bulunmuş ve katiller meçhul kalmıştır. BK, II/245
HİLALÎ
HİLALÎ Bursalıdır. II. Bayezid zamanında on beşinci asırda ölmüştür. Şairdir (KA. 4743; SO. IV/628; LT. 365). İmam ve hatibti. Fenn-i şiirde icad ve tasar-
56 Hikmetî Mehmed Efendi’nin mezar taşı
rufa çok kudreti vardı. Birçok kaside ve şiirleri vardır. BK, II/245
HİLMİ MEHMED EFENDİ İsmail Hakkı Âsitânesi şeyhi İsmail Efendi’nin oğludur. 1823’te doğmuştur. Orta boylu ve sarı sakallı idi. 1852’de yapılan nüfus yoklamasından evvel ölmüştür. BK, II/245
HİMMET (Üstad) Mimardır. 1595’te Set-başı köprüsünü tamir etmiştir (BS. 195/35). BK, II/245
HİMMET EFENDİ Kitapçı Ali Haydar Efendi Kütüphanesi’nin tam karşısında, eskiden Bursa’nın Telgraf Postaha-nesi vardı. Bunun batı tarafında bir kabir vardı. Bu kabrin taşının okunmasından bu zatın âlim ve kadılardan iken 1715’te öldüğü anlaşılmıştır (MİB. 30’da kitabe aynen mevcuttur). BK, II/245
HİMMET EFENDİ (Şeyh) Şeyh Hacı Ah-med’in oğludur. Pınarbaşı’ndaki Şeyh Âşur Zaviyesi Nakşibendî şeyhi Veliy-yüddin oğlu Şeyh Kasım’ın kasr-ı yediyle 1776’da şeyh olmuştur. Zaviye ile İzzeddin Camii arasında bir evi vardı (BS. 337/21). BK, II/246
HİNDİ BABA Hazret-i Emir türbedarıdır. Hint’ten hacca gelip seyir ve seyahatte iken Bursa’da rûh-i Emir’e bende olup kırk sene hasbeten-lillah hizmet etmiştir. Kibâr-ı evliyadandır. 1776’da ölmüş, Hoca Muslihuddin’in yanına gömülmüştür. BK, II/246
HİNDÎLER Güya Pınarbaşı kabristanı evvelce Bursa krallarının gül bahçesiymiş. Kralın kızı hastalanmış, iyi olmamış. Hindî Mehmed Şemseddin Efendi adındaki zat seyahatle gelmiş, kale dışında mekân tutmuş. Bundan nefes eylemesini rica eylemişlerdir. Bu zat da; “nefes ederim ama bu bahçeyi bana verirseniz, çünkü can bahçesi yapacağım” demiş. Razı olmuşlar, oku-
muş; hasta iyi olmuş. Bahçeyi buna vermişler. Osmanlılar Bursa’yı alınca orasını kabristan yapmış. Kendisi öldüğü zaman oraya defnedilmiştir. Oraya Hindîler Zaviyesi’ni yapmışlardır (Merhum Şemseddin Ulusoy tedkî-katından). BK, II/246
HİSALÎ Bk. Abdurrahman Çelebi.
HİSALÎ ÇELEBİ Bursalıdır. I. Sultan Ahmed devrinde, XVII. asır ibtidalarında yaşamıştır. Şairdir (SO. II/277). BK, II/248
HİSARBEYİ 1512’den evvel yaşamış bir zatın adıdır. Bunun Mustafa Çelebi adında bir oğlu vardı. Anadolu vilâyeti azebler ağası idi (BS. 25/368, 26/43). Atranos kazasının Göynük köyü civarında çiftlikleri vardı. Mustafa Çele-bi’nin Mahmud ve Mehmed Çelebi adında iki oğlu vardı. BK, II/248
HİSARCIK KÖYÜ İznik’tedir. Orhan Bey’in Mekece’de olan imaretine vak-fedilmiştir. Köy halkı kesimci imiş. Kovan öşrü, çift resmi vermeyip kesim verirlermiş. Kesim vermeyenler reaya gibidir, diye hazine tapu defterine kay-dolunmuştur (BA. İznik Defteri, 304). BK, II/248
HOCA Bursa’da XIX. asrın ortalarına kadar zengin tüccarlara verilen isimdi. Muallim manasına olmayıp tüccar yerine kullanılmakta olan bir sıfattır. BK, II/255
HOCA ABDURRAHMAN Bk. Abdurrahman (Hoca).
HOCA ABDURRAHMAN Hoca Muslihud-din’in oğludur. “Ağacık” namıyla meşhurdu. 920/1514’te vefat etmiştir. Hacılar mahallesinde sakin idi. Karısı Habibe, oğlu Abdülaziz, Abdülkerim ve kızları Fatma, Zeyneb ve Emeti vardı. 600.970 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 24/131). BK, I/37
HOCA AHMED MUALLİMHANESİ 981/ 1573’te Hisar’da Yerkapı mahallesinde idi (BS. 115/195). BK, I/70
HOCA ALİ Bk. Ali (Hoca).
HOCA ALİ Bursa’nın en zengin ve en çalışkan adamıdır. Ticaretle meşguldü. Osmanoğullarından bazılarına ağır faizlerle para vermiştir. 1498’de zenginliğin son derecesine varmıştı. Oğullarından Hoca Ömer Çelebi ile Mahmud Çelebi de kendileri gibi birer tüccar idiler. Oğlu Hoca Ömer Çelebi, aynı mahallede “Hoca Alizâde” adını verdiği bir cami ile bir mektep yaptırmıştır. BK, I/129
HOCA ALİ “Zambak Ali” diye meşhurdur. Hasan oğludur. 1507’de tüccardı (BS. 25/322). BK, I/130
HOCA ALİ MESCİDİ Atpazarı’nda 1618’-de bina edilmiştir (BS. 187/157). BK, I/141
HOCA ALİ PAŞA “Düsturhan” diye anılan Yahya Fakih’in oğludur. 1503’te vefat eylemiştir. Maksem Camii’nin batı tarafında bir evde medfundur. Mustafa Çelebi isminde bir oğlu vardır (BS 3/90, 8/1, 16/156). BK, I/130
HOCA ALİ PAŞA Ankaralı Kasım’ın oğludur. 1490’da Bursa’ya gelmiştir. “Ha-
mamcı” namıyla maruftur (BS. 8/3, 12/313). Mustafa isminde bir oğlu vardı. 1504’te Koza Hanı’nın üç yıllığını 246.000 akçeye kiralamıştı. BK, I/130
HOCA ALİZÂDE CAMİİ Hoca Ömer tarafından 10x10 m. genişliğinde yaptırılmış kârgir bir camidir. Minaresi vardır. Pencereleri çok eskidir. Banisi 1508’de vefat eylemiş ve oraya gömülmüştür. BK, I/129
HOCA BAHŞÂYİŞ Bir Acem tüccarıdır. Şeyh Abdüllâtif Kudsî’nin ahbabından olduğundan şeyh için Zeyniye Camii’ni ve zaviyesini bina eylemiştir (ŞN. 131). Hacı İskender mahallesine ve mescidine cari Bahşâyiş suyu bunundur (BS. 201/83). Mevlânâ Hacı Halife’nin vekili olup koyun hâlifesinden günde tayin olunan 10 akçesini bu zat 1479’da almakta idi (BS. 3/97). Bk. Zeynîler Camii. BK, I/221
HOCA EFENDİ Fazlullah oğlu Mevlânâ Muhyiddin Mehmed Efendi’nin şöhretidir. 1498’de Saray mahallesindeki büyük evini hayır işlerine vakfetmiştir (BS. 16/299). BK, II/249
HOCA HASAN CAMİİ
HOCA HASAN CAMİİ Hoca Hasan mahal-lesindedir. Çatalfırın civarındadır. 1575’te yaptırılmıştır. Bir müddet Bursa ufaldığından cami harap olmuşsa da,
bu civar yine muhacirler iskânıyla şenlendiğinden Kâğıtçıbaşı Hacı Saîd Efendi yeniden inşa ve tamir ettirmiştir. Hoca Hasan’ın babası Hüseyin oğlu Pîr Gayb, 989/1581’de ölmüş ve bu camiye gömülmüştür. Sakfı ahşaptır. BK, II/201
HOCA HASAN MEKTEBİ Caminin karşı-sındadır. Kağıtçıbaşı Hacı Saîd Efendi tarafından yaptırılmıştır. İbtidaiye mektebidir. Kemal Bey tarafından şu tarih yazılmıştır: “Etfâl irtikâsına oldu bu vird bâl”. BK, II/201
HOCA KÖY İznik kazasındadır. Orhan Gazi, bu köyü İznik’teki camisinin hatibine vakfeylemiştir. 1927’de 118 nüfusu vardı. BK, II/255
HOCA TAŞKIN Bk. Taşkın Hoca (Mev-lânâ).
HOCAZÂDE Bk. Mustafa (Hocazâde Mus-lihuddin).
HOLED Bk. Eşkıya (1688).
HOŞ PAŞA 1493’te Bursa’da yaşayan bir zatın adıdır. Bunun Mehmed ve Fatma adında iki evlâdı olmuş ve Fatma’yı Ağacık Muhyiddin’e vermiştir (BS. 10/ 175). BK, II/254
HOŞHUN Ulemadan Mevlânâ Şemsed-din’in şöhretidir. Bk. Şemseddin Ahmed. BK, II/254
HOŞKADEM Abdullah’ın oğludur. Demirtaş oğlu Umur Bey’in kölelerinden-di. Vakfiyede adı geçmektedir. II. Murad zamanında Şehzâde Mustafa, Bursa Hisarı önüne geldiği zaman ahâli kapıları kapayıp kendisine yüz parça kumaş ve birçok nukud ile ve Bursa ileri gelenlerinden Ahi Yakub ile Hoşka-dem’i Bursa’yı muhasaradan vazgeçirmek üzere göndermişler ve bunlar da bu işlerinde muvaffak olmuşlardır. 1467 Eylülünde ölmüş ve Umur Bey
Camii avlusuna defnedilmiştir. Bunun, Hacı Mehmed Muhyiddin (Ağacık) ve Hacı Mustafa Muslihuddin adında iki oğlu vardı. BK, II/255
HOŞKADEM MAKRAMEVÎ MESCİDİ Na-suh Paşa Hamamı’nın güney tarafında ve yakınındaydı. Meşhur İsfendiyar oğlu İbrahim Bey’in kızı ve Sadrazam Mahmud Paşa’nın karısı Hatice Ha-tun’un peşkircisiydi. Kârgir olarak bu mescidi yaptırmış ise de birçok inkılâplardan sonra şeklini kaybetmiştir. 1608’de Celâlî eşkıyasının Bursa’yı istilâsı sırasında tamamen yanmış olduğundan 24.000 akçe sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 217/4). BK, II/255
HOŞKADEM MESCİDİ Mihaliç’tedir. Hâ-dim-i Hoşkadem derlerdi. 48 dükkânı vardı. 1530 senesinde 8.400 akçe hasılatı vardı. Evvelce 35 dükkân iken mütevellisi Mevlânâ Muhyiddin, vakfın mahsulünden sarf ederek 48’e iblağ eylemiştir (BA. Vilayet-i Anadolu Defteri, II/285). BK, II/255
HRİSTOSTOMOS Armutlu nahiyesi hal-kındandır. 1903’ten 1909’a kadar Dırama metropolitliğinde ve sonra da İzmir metropolitliğinde bulunmuştur. Dırama’da her katledilen Bulgarın kulağını kesip kendisine getiren komitacılara birer altın verirdi. İzmir’e Yunan ordusu girdiği zaman onları takdis eylemiş ve İzmir katliamına sebep olmuştur. İzmir’in istirdadında idam ve linç edilmiştir. İzalesi vâcib melunlardandı. BK, II/246
HUBBÂ AYŞE HATUN Bursalı değilse de 1569’da Bursa’daki harap olan ve mermerleri evvelce Sadrazam Rüstem Paşa’ya satılan Demirtaş Hamamı’nı tamir ve ihya ederek satın aldığından ve yaz mevsimlerini Bursa’da geçirdiğinden Bursalı gibi olmuştur. Beşiktaş’taki Yahya Efendi’nin -ki, Kanunî Sultan Süleyman’ın sütkardeşidir- torunu ve II. Selim’in hocası Şemseddin Çelebi’nin karısıdır. II. Sultan Selim’in
musahibi olup padişah yanında bir dediği iki olmazdı. Evi, sıkıntısı olanların iltica yeriydi. Kendisi şair ve edîb, alim bir kadındı. Gazelleri, kasideleri, mesnevileri vardı. “Hurşid ü Cemşid” adında bir telîfi vardır. III. Murad asrı ortalarında, 1583’te ölmüştür (SO. II/110). BK, I/101
HUBBE (Hacı) Bursalıdır ve çuhacıdır. Kendi hâlinde olmayıp gönderilen emirlerle istenilen mühim işlerin tatiline sebep olduğundan ve ahâliyi ifsad
ve tahrik ederek memleketin nizam ve intizamını bozduğundan, 13.6.1802’de Bozcaada’ya nefy edilmiştir (BS. 281/ 109). BK, II/249
HUDÂVENDİGÂR Bk. Murad I (Sultan).
HUDÂVENDİGÂR SANCAĞI
HUDÂVENDİGÂR SANCAĞI Kazaları 1530 senesinde şunlardı:
İnegöl, Ermenipazarı, Domaniç, Yenişehir, Söğüt, Göl, Yenice Taraklı, Geyve, Akyazı, Akhisar, Göynük, Beypazarı, Mihalıççık, Seferihisar, Kite, Mihaliç,
57 Hudâvendigâr vilayeti sınırlarını gösteren harita
Edincik, Gönen, Tuzla, Kepsut, Tarhala (Soma’nın yanında), Bergama.
1738’de Atranos, Bursa, Bayramiç, Beypazarı, Bergama, Nevahi-i Bergama, Ilıca-i Bergama, Harmancık, Domaniç, Söğüt, Soma maa-Kırkağaç, Seferihisar, Kite, Gemlik, Kirmastı, Kep-sut, Gökçedağ, Gölpazarı, Gönen, İnegöl, Edincik, Lefke, Nallı maa-Koru-pazarı, Güllük Mihaliçi, Günyüzü, Mudanya, Tuzla, Taraklı, Torbalı, Yenişehir, Yarhisar, Pazarcık (BS. 380/90).
1785’te Bursa, Mudanya, Gemlik, İnegöl, Yenişehir, Lefke, Söğüt, Gölpa-zarı, Taraklı, Göynük, Edincik, Gönen, Bergama, Bayramiç, Soma, Tuzla, Âsî Mihaliç maa-Beypazarı, Kepsut, Gökçe-dağ, Atranos, Kirmastı, Mihaliç, Domaniç (BS. 314/16).
1855’te Hudâvendigâr Eyaleti 8 liva ve 124 kazadan ibaretti. Livaları: Kocaeli (İzmit), Hudâvendigâr, Kütahya, Karahisar-ı Sahip (Afyon), Erdek, Karesi (Balıkesir), Ayvalık. Hudâvendigâr Livası’nın kazaları: Bursa, Kite maa-Cebel-i Atîk, Mudanya, Tirilye, Gemlik, Karacaşehir, Bilecik, Yenişehir-i Bursa, İznik, İnegöl, Sögüt, Domaniç, Kepsut maa-Balat, Atranos maa-Cebel-i Cedîd Nahiyesi, Harmancık, Gökçedağ, Miha-liç maa-Sincan, Kirmastı, Aydıncık (Ka-rahisar-ı Biga), Pazarköy maa-Gürle.
1864’te Bursa, Kite, Yenişehir, Pazarcık, İnegöl, Atranos, Harmancık, Miha-liç, Kirmastı, Mudanya.
1868’de Hudâvendigâr Vilâyeti 85 kazadan ibarettir. Hudâvendigâr Livası kazaları şunlardır: Bursa, Gemlik, Pazarköy, Mudanya, Yalova, Karamürsel, Tirilye, Bilecik, Lefke, Karacaşehir, Gölpazarı, Söğüt, Mihaliç, Kirmastı, İnegöl, Yenişehir, İznik, Pazarcık, Domaniç, Atranos. BK, II/256
HUDAVERDİ Bursalı Mustafa’nın oğludur. 1561’de Bursa’da “Büyük Er” diye şöhret bulmuştu (BS. 32/194). BK, II/ 257
HUDAVERDİ (Hacı) Satılmış’ın oğludur.
1559’da Bursa’da dolapçılar esnafının şeyhiydi (BS. 73/391). BK, II/257
HUKUK-I İBÂD GAZETESİ 1910’da Bur-sa’da çıkan bir gazetenin adıdır. BK, II/257
HULUSİ Hacı Halil’nin oğludur. 1813’te İstanbul’a gitmiş ise de Vali Ahmed Aziz Paşa’nın iş’ârı üzerine hesaplarına bakılmak isticvab edilmek üzere divanı hümayun çavuşlarından Seyyid Ali Ağa nezaretinde harbecilerle Bursa’ya gönderilmiştir. Bursa’da âyân idi. BK, II/257
HUMBARACI Bugün havan denilen âlât-ı nâriyeye eskiden “humbara” denildiği cihetle “havancı asker” demek olur. Eskiden hükûmetin muvazzaf ve daimi askerine “kapıkulu” derlerdi. Bunlar da piyade ve süvariden mürekkepti. Piyadesi; yeniçeri, acemi oğlanı, cebeci, topçu, top arabacı, humbaracı ve sakacı cemaatlerinden mürekkepti.
1736’da Humbaracıbaşı Ahmed Paşa [Bonoval Ahmed Paşa adıyla maruftur. Fransız zâdegânından ve kontların-dandır. Harp ilimlerini tahsil ve Fransız donanmasında hizmetten sonra kara askerine serasker olarak yirmi iki kale zapt eylemiş ve bir müddet de Nemçe kralının müşaviri ve başge-nerali olmuştur. Nemçe’ye ait çok esaslı malûmatı vardır. Hizmetimize girmiş ve topçuluğun ıslahına ve Avrupa teşkilâtına uydurulmasına çok hizmet eylemiştir. O vakit mühürlere şiir yazmak modası vardı. Bunun da mühründe “Atâ-i dîn-i İslâm’dır Müteâl-Ulu nimet sana Ahmed Bonoval” ve daha sonraları da “Tevekkeltü ala’llâhi’l-Müteâl-Ahmed Bey Bonoval” tarzında mühür kullanırdı (TTEM. sene 3, sayfa 1153 ve sene 4, sayfa (…)] tarafından ordu-yı hümayunla gitmek üzere bir vekil nasb edilmiş ve kendisinin İstanbul’da kalması irade buyurulmuş olmakla, zeamet ve timarlı humbaracı-ların sefer-i hümayuna memuriyetleri
için istidâ etmekle Bursa kazasındaki zeamet ve timarlı humbaracılarının cümlesinin otuz gün zarfında ordu-yı hümayunda mevcut bulunmaları ve gelmeyenlerin zeamet ve timarlarının başkalarına verileceği bildirilmiştir (BS. 377/78). BK, II/257
HUNÂN (Ahi) İznik’te bir zaviyedir. Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa’nın vakıfları vardır. İznik dışında, Tabaklar kapısında bir yerle İznik kurbünde bir yeri vardır. BK, II/249
HUNDÎ Manol’un kızıdır. 1558’de bu isim yalnız Müslümanlara değil, Hıris-tiyanlara da veriliyordu (BS. 91/20). BK, II/254
HUNDÎ HATUN Elvan Bey’in kızıdır. 1473’te ölmüş ve Zeynîler’e defnedil-miştir. Mezar taşı 1934 senesine kadar mevcuttu ve Zeynîler’e mahsus şekilde idi. BK, II/253
HUNDÎ HATUN Hoca Saîd oğlu Hoca Arapşah’ın kızıdır. 1424’te ölmüş ve Kuzguncuk civarındaki ailesi kabristanına gömülmüş ise de mezar taşları son günlerde Bursa Müzesi’ne kaldırılmıştır. BK, II/253
HUNDÎ HATUN Yıldırım Bayezid’in kızıdır. Emir Sultan denilen Şemseddin Mehmed Buhârî’nin karısıdır. İki kızla Emir Ali adında bir oğlu olmuş ve vefatlarında cümlesi Emir Sultan Türbe-si’ne gömülmüşlerdir. Camiyi ilk evvel bu kadının yaptırdığı söylenmekte ve teehhülü hakkında birçok hikâyeler ağızdan ağza intikal etmekte ise de doğruluğu şüpheli olduğundan üzerinde durulmamıştır. BK, II/253
HUNDÎ HATUN Hacı Yakub oğlu Ahmed Çelebi’nin kızıdır. (1479) (BS. 3/101). BK, II/253
HUNDÎ HATUN Ahmed Çelebi’nin kızıdır. 1484’te İsa Bey Fenarî mahallesin-
deki evini Hamza oğlu Tâcî Bey zevcesi ve Ahmed kızı Rabia’ya satmıştır (BS. 4/127). BK, II/253
HUNDÎ HATUN Demirhan’ın kızıdır (1486) (BS. 5/59). BK, II/254
HUNDÎ HATUN Tura Çavuş’un kızıdır. (1486) (BS. 5/85). BK, II/254
HUNDÎ HATUN Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Selçuk Hatun’un kızıdır. Kızın babası Mahmud Çelebi’dir. Selçuk Hatun, İsfendiyar oğlu İbrahim Bey’den ayrılarak Mahmud Çelebi’ye varmıştır (1483 Tarihli Selçuk Hatun vakfiyesinden). Bu Mahmud Bey, Çandarlılardan değildir. BK, II/253
HUNDÎ HATUN
HUNDÎ HATUN Ali Bey’in kızıdır. Garkın köyündeki Güvendik Çiftliği mezraa-sını satın almış ve Fatih zamanında emlâk mensuh olduğundan timara verilmişse de II. Bayezid tekrar mukarrer tutmuştur. Hundî Hatun bu araziyi Mustafa Bey oğlu Mehmed Çelebi’ye satmıştır. BK, II/253
HUNDÎ HATUN Bülbül Hatun’un kızı ve Sultan Ahmed’in kardeşidir. Anasından evvel ölmüştür. II. Sultan Murad Türbesi civarında medfundur. (1513) (BS. 25/206). BK, II/254
HUNDÎ HATUN Atmaca’nın kızıdır.
Şerefüddin Paşa vakıflarına evlâdiyet üzere, 1517’de mütevelli idi (BS. 27/ 16). BK, II/254
HUNDÎ HATUN Ümmügülsüm Hatun’un kızıdır. Malkara’nın Zal köyünü Fatih Sultan Mehmed, 1454’te Ümmügülsüm Hatun’a temlik eylemiştir. Burası Hun-dî Hatun’a irs ile intikal eylemiştir. 1482 Eylülünde II. Bayezid tarafından mukarrer tutulmuş ve 1485 Birinci-kânun ayı ortalarında Hundî Hatun vakfeylemiştir. Hundî Hatun’un bu vakfiyesiyle Edirne’de bir mescid, İstanbul’da bir cami ve Zal köyünde bir
mescid bina etmiştir ki, bunlara Zal köyündeki hasılatıyla İstanbul ve Edirne’de bazı dükkânları, İstanbul’daki evini, Edirne’de Deliklikaya mahallesindeki evini vakf ve şart eylemiştir. On nefer ilim sahibi kimsenin İstanbul’daki türbede günde birer cüz okumasını şart eylemiştir (1519’da Yavuz Selim zamanında zuamâdan İbrahim Bey’in emaneti ve Hüsrev’in kitabetiyle yazılan Gelibolu Livası Tahrir Defte-ri’nden alınmıştır). Koca emîr-i âhur denilen Emir-i Âhurbaşı İlyas Bey’in karısıdır. BK, II/252
HUNDÎ HATUN
HUNDÎ HATUN Abdullah oğlu Dayı Karaca Bey’in kızıdır. Sadrazam Çan-darlı Halil Paşa’nın oğlu Sadrazam İbrahim Paşa’nın karısıdır. Bundan Hatice, nâm-ı diğer Şahhûbân doğmuştur. İbrahim Paşa, medreselerde tahsilini ikmal edip icazet almıştı. Babasının başına gelen felâketten bu da hissedar olmuş ve bir medreseye müderris bile olamayıp Bursa’da Yıldırım Bayezid vakıflarına mütevelli olabilmiştir. Bursa kadısı Mevlânâ Sinaneddin Kirmastî Efendi, bunun istihkakı olmadığından bahisle bu vazifeden de azlettirmiş, fevkalede zaruret ve ihtiyaç içinde kalan bu zat, en adi bir ihtisab hizmetine tenezzül ve razı olduğu hâlde düşmanları kendisinin deli olduğundan bahsederek Bursa Timarhanesi’ne attırmışlardı. Zeynî şeyhlerinden Hacı Halife’nin işaret ve irşadıyla padişaha arzıhâl verip Amasya kadılığına tayin olunmuş ve orada Bayezid’in teveccühüne mazhar olarak Sultan Bayezid padişah olduktan sonra bunu İstanbul’a getirmiş ve kazasker yapmıştır (Bk.İbrahim Paşa).
Mihaliç’teki Haremağıl köyü Karaca Paşa’nın üç kızı ki Hundî, Sittî, Hanzâde Hatunlara intikal etmiş ve Hundî bu köydeki hissesini Bursa’daki mektebine vakfeylemiştir.
17.7.1502’de Hundî Hatun, Bursa’da bir vakfiye yapmış ve bu vakfiyesini Kazasker Müeyyedzâde Ali Efendi oğlu
Abdurrahman ve Hacı Hasanzâde Mustafa oğlu Mehmed Efendiler tasdik eylemişlerdir. Bu vakfiyede, Bursa’da Ulucami’nin doğusunda bina eylediği dâruttalimde yetimler ve fakir çocuklara Kur’ân-ı Kerim, namaz usülleri, ibadet şekilleri talim edilmesini şart eylemiştir. Öldükten sonra kendisinin bu mektebe gömülmesini vasiyet eylemişti. Bu mektebin idaresi için de bazı irad getiren köy ve binalar vakfeylemiş ve tevliyetini ve nezaretini kızı Hatice (Şahhûban) Hatun’a şart eylemiştir. 1502 tarihli ikinci bir vakfiye ile de daha birçok musakkafat vak-feylemiştir. Hicaz’a da gitmiş ve hacı olmuştur. 1521 senesinde sağdı (BS. 4./457, 5/35, 10/71, 12/31, 17/290, 26/426). BK, II/249
HUNDÎ HATUN MEKTEBİ 29.12.1487’de Halil Paşa’nın oğlu Vezir İbrahim Paşa, muallimhane yeri olmak üzere aldığı evlerden Sarraf Muslihuddin’den bir, cami imamından iki, Zamâne Senâ-bî’den(?) bir, Süleyman oğlu Davud’-dan bir ev yeri almış ve bu yerler için ayda yedibuçuk akçeye Ulucami Evkafı mütevellisi Mehmed Çelebi ile mutabık kalmışlardır. Yine aynı mahalde Ab-dülmecid oğlu Müezzin Mevlânâ Meh-med’den beş odalı bir evini de Hundî Hatun’la beraber İbrahim Paşa 5.000 akçeye satın almıştır.
Bu mektebin mesalihi için Edirne’de Fildamı mahallesinde Kazasker Ha-mamı’nı ve civarındaki dükkânları, Mihaliç kazasındaki Haremağıl karyesini ve Bursa’nın Dereköyü’ndeki iki değirmenini, Bursa civarında Kanlıcı köyündeki mamur bahçesini içerisindeki meyveli ve meyvesiz ağaçlarıyla ve Edirne’de, hamam civarındaki yedi dükkân ve hücreleriyle beraber, Ha-remağıl köyündeki Ahmed ve Mahmud adında evli iki kölesini evlâdları ve yedlerinde bulunan eşyalarıyla beraber ve ayrıca da Sultan Bayezid’in sikkesiyle basılmış yeni 50.000 dirhem akçesini vakfeylemiştir (BS. 7/88,97,
69/93, 158/74, 105, 108, 300/106, 126, 143, 1179/62). Mektebin üzeri kubbeli, kârgir ve kurşun kaplıydı. Kitabesi müzeye kaldırılmış ve mektep yıkılmıştır. Hundî Hatun’un Edirne’de Kayık’ta(?) Atlar Çeşmesi mevkiinde bir minareli camisi vardır. BK, II/251
HUNDÎ HATUN TÜRBESİ Bk. Devlet Hatun Türbesi.
HUNDÎ PAŞA HATUN Ferâmuz oğlu Molla Hüsrev’in kızıydı. 1478’de bir miras meselesi için Molla Hüsrev’in kardeşi Mevlânâ Mehmed Efendi ile mahkemede bulunmuşlardır (BS. 3/ 50). BK, II/253
HUNDÎ PAŞA HATUN Hızır Şah oğlu Derviş Mehmed’in kızıdır. Evvelâ Mevlânâ Sinaneddin Kirmastî oğlu Mevlânâ Çelebi’ye varmış ve bundan Mevlânâ Hüseyin ve Mevlânâ Hızır Çelebiler ve sonra da Mihaliç’in Kebeler köyünden Hızır oğlu Hüseyin’e varmış ve bundan da Fatma adında bir kızı dünyaya gelmiştir. 1520’de İsa Bey Fenarî mahallesinde ölmüştür. Son kocası Haydar muhallefata ait kâffe-i hukukunu kızı Fatma’ya terk eylemiş ve Hüseyin ve Hızır Çelebiler de kendisini ibra eylemişlerdir. BK, II/254
HURDEFURUŞ TAİFESİ Kâhyaları, 1684’-te bıçakçılardan Yusuf oğlu Mehmed ve arkadaşlarını mahkemeye ihzâr ettirip üzerlerine dava ve takrir-i kelamla; “bunların yaptıkları bıçak bizim metaı-mız olup alıp satılması bize mahsus iken yaptıkları bıçağı bize satmayıp başkalarına sattıklarından bize gadrolmaktadır” demişler ve mahkeme de iddialarını doğru bulmuştur (BS. 325/105). BK, II/258
HURMA AĞACI XVII. asır ibtidalarında Bursa’da hurma ağaçları olduğu sicillerden anlaşılıyor. 1619 tarihinde, Kale’de Zindankapısı mahallesinde, Hamza oğlu Mevlânâ Bostan Efendi’nin
evindeki hurma ağacından sahibi yokken “Eşekçi Karısı” denilen Emine, elinde sepetle gelip merdivenle hurma ağacına çıkıp bir dalla kafası üstü düşüp vefat eylediği görülmüştür (BS. 234/12). BK, II/258
HÜMÂMÎ İzniklidir. Ulemadandır. Elfazı pak ve kendisi iyi anlayışlı ve fazilet ve kemâl sahibi, marifetli, güzel nazım yapar, şiirleri nefis, sözlerinde ziyade selâset ve nazmında çok letafet ve asalet vardır. Edası rengin ve gazelleri şirindir. “Sîmânâme” adlı bir kitabı vardı. İyi düşmüş gazeller irad edip yazmıştır. II. Murad’ın mâdihlerinden ve bu asrın şairlerindendir. Şeyhî ve Ahmedî ile muasır ve arasıra bunlarla muarız ve munazırdı. Birçok eserleri vardır (ST. 57; OM. II/486). “Hüner-nâme” unvanıyla bir manzumesi vardır (KA. 4746). Hümâm-ı Acemî’nin “Sî-mânâme”sini tercüme eyledi (SO. IV/624). “Vesîlenâme” adındaki kitabı, Halil Paşa namına tercüme etti. Talib ve matlub, muhib ve mahbub beyninde lâzım olan ahvali ve münasib olan hasbihali nazmedip “Hasretnâme”ler, “Firkatnâme”ler telîf etmiştir (LT. 367). Kendisinin ve babasının ismi tesbit edilememiştir. BK, II/257
HÜMÂ HATUN II. Murad’ın karısı ve Fatih Sultan Mehmed’in anasıdır. Muradiye Camii’nin doğusundaki Hatu-niye Türbesi’ne gömülmüştür. Mütevellisi, evlâdından Fatma Sultan vefat etmekle, 1597’de Osman Paşa tayin edilmişti (BS. 201/64). Bk. Hatuniye Türbesi. BK, II/257
HÜMÂ HATUN MEKTEBİ Fatih Sultan Mehmed’in anası Hümâ Hatun tarafından yaptırılmıştır (BS. 155/378). BK, II/225
HÜMÂ HATUN TÜRBESİ
HÜMÂ HATUN TÜRBESİ II. Murad Ca-mii’nin doğu tarafında hususi kârgir bir türbedir. Kapısındaki kitabede ismi yazılı değildir. Yalnız “Fatih’in anası”
58 Hüma Hatun diye yazılmıştır. Fatih padişah olma-Türbesi’nin kitabesi dan evvel vefat eylemiştir. İsmi “Âlime” diye şimdiye kadar söylenmişse de Fatih Sultan Mehmed’in anasının adı “Hümâ Hatun”dur. 1601’de ve daha birçok defalar bu türbe tamir edilmiştir (BS. 370/40). 1844 tamirinde türbenin içi ve dışı, kapıları ve saçakları ve avlusunun kaldırımları 1.402 kuruş sarfıyla tamir edilmiştir (BSVD. 310). BK, II/225
HÜMÂ SULTAN Bk. Hümâ Hatun.
HÜSAM Ali’nin oğludur. “Üç Bacaklı Hüsam” diye meşhurdur. 1486’da ölmüştür (BS. 5/385). BK, II/259
HÜSAM Asıl Beyi oğludur. 19.5.1486’da Demirtaş imaretinde cüz okumakta idi. Fıskı ve fesadı zahir olup mahkemede âdil kimselerin şehadetleriyle de sabit ve müstahakk-ı azl olduğundan yeri başkasına, Mevlânâ Davud’a verildi (BS. 5/86). BK, II/259
HÜSAM Gülistancı Hamza Bey’in oğludur (1513) (BS. 25/62). BK, II/259
HÜSAM Dede Bâlî oğludur. 1559’da simkeş esnafının şeyhiydi (BS. 73/ 394). BK, II/259
HÜSAM EFENDİ (Hoca) Mesnevîhandı. Alim, fazıl ve kâmil bir zat idi. 1845’te bazı kimselere icazet vermişti. BK, II/259
HÜSAM MEKTEBİ (Hacı) Duhterişeref mahallesinde kârgir bir mekteptir.
Üstü kurşun kaplıydı. 1845’te 997 kuruş sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 310; BAMR. 1580). BK, II/259
HÜSAMEDDİN Kıvameddin Yusuf’un büyük oğludur. Bursa’da nakibü’l-eşraf kaymakamı iken mazûl olup, Bursa’da tekaüden oturmakta iken vefat eylemiştir (ŞN. 327). BK, II/262
HÜSAMEDDİN 1513’te Bursa’da darphane eminiydi (BS. 25/91). BK, II/260
HÜSAMEDDİN (Mevlânâ) Şeyh Abdi’nin oğludur. 1490’da Ali Paşa İmareti şeyhiydi (BS. 8/59). BK, II/259
HÜSAMEDDİN ÇELEBİ İshak Bey’in oğludur. 1500’de Yıldırım vakıfları müte-vellisiydi (BS. 17/111). BK, II/259
HÜSAMEDDİN ÇELEBİ Hoca Server’in oğlu ve Hoca Necmeddin ve Salih’in kardeşidir. 1520’de Bursa’da eşraftandı. BK, II/260
HÜSAMEDDİN EFENDİ Moralı Tekkesi şeyhi Sadeddin Efendi’nin oğlu Muh-yiddin Efendi’nin oğludur. Nureddin adında bir oğlu vardı. BK, II/262
HÜSAMEDDİN EFENDİ Karamanlı Mehmed Paşa’nın kardeşidir. Kadılardandı. 1514’te Bursa’ya gelirken vefat eyledi. Oğlu Hicrî Mehmed Efendi’dir ki, Kara Çelebizâdelerin babasıdır (SO. II/111). BK, II/260
HÜSAMEDDİN EFENDİ Kara Çelebizâ-de’dir. Hicrî Mehmed Efendi’nin oğludur. 1533’te babası Kütahya’da müderris iken doğmuş, tahsilden sonra medreselerde müderrislik ve Şam, Mısır, İstanbul kadılıklarında ve kazaskerliklerde bulunmuştur. 1597’de tekaüden Bursa’da Sultaniye Medresesi’ne müderris olmuş, 1598 senesinde Ceviz-abad köyündeki çiftliklerinde füc’eten ölmüştür. Emir Sultan’ın batı kapısı civarında medfundur. Adil, alim, fazıl,
müdekkik, haktan ayrılmaz ve adaletten başka hiçbir şey tanımayan doğru bir zat idi (G. 314; ŞNZ. II/38). Koz-luören köyünde cami bina eylemiş ve Aksu köyündeki iki hanı buna vakfey-lemiştir (BS. 333/66). BK, II/260
HÜSAMEDDİN EFENDİ Kumla şeyhi Eşrefzâde Muhyiddin Efendi’nin oğludur. 1731’de babasının vefatıyla yerine Kumla Tekkesi’ne şeyh olmuştur. Oğlu Fahreddin Efendi vardır. BK, II/262
HÜSAMEDDİN EFENDİ Bursalıdır. Cizye-darzâde’dir. “Bahaeddinzâde” de denilirdi. Müderris ve İzmir, Mısır mollası olmuştur. 1844’te ölmüştür. Oğlu sudûrdan Hüseyin Âgâh Efendi’dir. 1810’da 150 asker çıkarıp münasib bir başbuğla orduya gönderilmesi emredilmiştir. Yine aynı tarihte on bin kantar peksimet pişirtmeye memur edilmiştir. Bunun unları da Bursa kazalarında toplanacaktı. 1822’de Bursa’dan, çavuş mübaşeretiyle Gelibolu’ya menfâ olarak gönderilmiştir (SO. II/185). BK, II/262
HÜSAMEDDİN EFENDİ (Mevlânâ) 1485’-te oğlu Mevlânâ Muhyiddin Mehmed Çelebi, İnebey Subaşı Medresesi müderrisiydi. “Mevlânâ Samsunî” diye şöhret bulmuştur (BS. 4/358). BK, II/ 259
HÜSAMEDDİN EFENDİ (Şeyh) Bursalıdır. Hacı Halil Efendi’nin oğludur. İlim tahsil eylemiş ve Ahizâde Abdülhalim Efendi’ye intisab ederek bazı medreselerde müderrislik etmiştir. Sûfî tarikatına meylederek Semerkandî şeyhlerinden Alâeddin Efendi oğlu Mehmed Efendi’den icazet almış, Temenye’de bir zaviye bina eylemiştir. 1632’de vefat etmiş ve tekkesindeki türbeye defnedilmiştir. Mühimmâtü’l-Mü’minîn ve Mir’ât-ı Kâinât adıyla iki telîfi ve bir de divanı vardır. Kendisi edîb ve şairdi. Tekkesine, Alâeddinzâde Mehmed Efendi, 1562’de vakıflar yapmasına
¿ö^^^^>cbJ \)) ^c^ı^t ^^e^ \^\X2\ş*^^^yiy$^^^^
^b^>^>4yin>t âaji^pU^l ¿^lo^y ^\y A^yj^y^?-
J^^iitjci^r^^
■ Vû&$*tf&3^ ^J ^^l^a-^ İ-* ‘-r^s v’j
¿HPf^^^ ¿^^iF^yi^A^'^ ^j^j^^^t^^^^g^ 2^&&^£^j$2v^^
59 Şeyh Hüsameddin Efendi’nin Mühimmâtü’l-Mü’minîn adlı eserinden bir sayfa
nazaran yüz seneye yakın bir ömür sürmüştür. Kemal ve marifet mecmuası, her hüner ve faziletin alimiydi (G. 141; SO. II/114). 1604 senesinde Hicaz’a gitmiş ve Yıldırım mahallesine Hüseyin Paşa Zaviyesi’ndeki imamet vazifesine Receb oğlu Seydî Halife’yi vekil nasb eylemişti (BS. 209/660). Karısı, Hacı Hudaverdi kızı Raziye Ha-tun’dur. Oğlu Abdurrahim Efendi vardı. Kendisinden sonra şeyh olmuştur. BK, II/260
HÜSAMEDDİN EFENDİ DERGÂHI
HÜSAMEDDİN EFENDİ DERGÂHI Te-menye’de olduğundan buna “Temennâ Zaviyesi” de derler. Hacı Halil Efen-di’nin oğlu Hüsameddin Efendi tarafından inşa ettirilmiştir ve vakfedilmiş-tir. Şeyhin vefatında I. Sultan Ahmed zaviyeyi yeniden inşa ettirmiş ve yanındaki mescidi de tevsî ettirerek camiye tahvil etmiştir (BS. 264/131, 253/204, 236/139). Hüsameddin
Efendi’nin şeyhi Mehmed Efendi 1562’de bu tekkeye vakıflar yapmış ve 1569’da vefat etmiş ve oraya gömülmüştür.
1622 tarihli bir fermanda, Şeyh Hüsameddin Efendi fukarasının, Ana-
60 Temenye’de Hüsameddin Efendi Dergâhı
dolu cizyesinden yevmî yirmi akçe, senede 7.200 akçe vazifeleri olup, cizye toplayan haraççılardan vazifelerini almakta sıkıntı çektiklerinden, bu cizyeye tâbî 17 haneli Setbaşı, 7 haneli Karaağaç, 4 haneli Bulgarlar ve 4 haneli Kayabaşı mahallelerinin ki cem’an 32 hane eder, 7.200 akçe olan cizyelerinin doğrudan doğruya Şeyh Hüsameddin fukarasının vazifelerine tahsis edildiği bildirilmiştir.
29.9.1634’te gelen bir fermanda, Sultan Ahmed’in Şeyh Hüsameddin için bina eylediği tekkede şeyh olan Hüsa-meddin Efendi oğlu Abdurrahim Efendi vefat etmekle, yerine Hacı Derviş oğlu Şeyh Mehmed Efendi’nin 25 akçe ile tayin ve beş akçesinin li-ebeveyn hemşiresi Emetullah’a tevcih kılındığı bildirilmiştir (BS. 253/204).
Bursa tarihine derin bir alâka gösteren tarihçi ve şair Şemseddin Ulu-soy’un Yadigâr-ı Şemsî adındaki Bursa tekkelerinden bâhis kıymetli eserinin 263. ve müteakip sahifelerinde, bu tekkeye dair izahat verirken, Abdur-rahim Efendi’nin Hüsameddin’in damadı olduğunu söylemekte ve bazılarının da oğlu olduğu rivayet edilmekte bulunduğu söylenmiş ise de şu ferman, oğlu olduğunu kat’î surette zikretmekte olduğundan sayın üstadımın müşkili halledilmiş demektir. Abdurrahim Efendi’nin ancak iki sene kadar şeyhlik yaptığı da bu fermandan anlaşılıyor.
Tekkenin şeyhleri babadan evlâda intikal etmek üzere Muhyiddin, Abdur-rahim, Ömer, Abdülkadir, Aziz, İbrahim ve Mustafa kardeşler, İbrahim oğlu Mehmed İzzeddin, oğlu İzzeddin, diğer oğlu Ahmed Bahaeddin sırasıyla Hüsa-meddin Efendi Hazretleri seccadesine oturmuşlardır. Hüsameddin Efendi, sağlığında 41 kitabını caminin dolabına vakfetmiştir. Bu kitapların listesi BS. 235/158,159’da kayıtlıdır. Çok hayrete değer ki, kendi eserlerinden bu vakfettiği kitaplar arasında bir tanesi bile yoktur.
Hüsameddin Efendi’nin, 25.4.1614’te yaptığı vakfiyesi ile Temenye’de sakin olduğu iki odayı ve kenifi ve meyveli ağaçları ve duvarla çevrilmiş bir katlı evini ve yine bu mahallede muhtelif meyve ağaçlarını hâvî bahçesini ve İnegöl’ün Geyikli Baba köyünde üç oda ve bir ahır ve bir fırın ve bir kenifi ve akar suyu hâvî bir katlı evini vakfetti.
Bahçeden maadasına sağ oldukça kendisi, vefatından sonra -başka kocaya varmamak şartıyla- karısı Hacı Hudaverdi kızı Raziye Hatun ve evlâdı ve ahfadı ve sülâlesinin inkırazından sonra Temenye’de bina eylediği zaviyenin şeyhi mutasarrıf olacaktı. Bahçeye taşlar dikilmiş ve üçe ayrılmıştır. Doğudaki kısmı tekkenin şeyhine ve batıdaki zaviyede sakin olan fukaraya tahsis edilmişti (BS. 226/39). Tekke, birçok defa harap olmuş ve tamir edilmiştir. 1811’de tamir edilmiş ve kapısına hicrî 1226 tarihi konmuştu. Türbede şeyhin büyük bir sandukası ve sağında üç ve ayakucunda beş sanduka vardır. Caminin garb tarafında şeyhin sekizinci halifesi Ali Buhârî medfundur. Bu mahalde şeyhin sük-nâsıyla beraber diğer beş-altı ev daha vardır. BK, II/261
HÜSAMEDDİN HASAN Sadattan Seyyid Ahmed Geylânî’nin oğludur (1486) (BS. 5/106). BK, II/259
HÜSAMEDDİN HÜSEYİN EFENDİ Abdur-rahman’ın oğludur. Müderris ve Bursa kadısı oldu. Birkaç eseri vardır (SO. II/111). BK, II/260
HÜSAMEDDİN HÜSNÜ ÇELEBİ Bursalı Mehmed Şah Paşa’nın oğlu ve Mehmed Çelebi’nin kardeşidir (1479) (BS. 3/ 246). BK, II/259
HÜSAMEDDİN PAŞA Ehl-i kalemden olup başdefterdar ve 1512’de de vezir olmuştur. Yavuz Selim, Mısır seferine giderken sefer hususundaki mütalaasını ve seferin müşkil olacağını söylemesi, nikbetine sebep olmuştur. 1516’-da idam edilmiştir. Saf ve temiz bir zat idi. Bursalıydı. Oğlunun oğlu Ahmed Çelebi, 1571’de Bursa’da ölmüştür (SO. II/111). Kuruçeşme’deki evi, 1573’te Abdülgafur Bey’e 8.000 akçeye satıldı (BS. 115/188). BK, II/ 259
HÜSAMZÂDE Bk. Fahreddin Efendi.
HÜSEYİN Abdullah’ın oğludur. 1484’te Bursa’da mimardı (BS. 3/127). BK, II/263
HÜSEYİN Hamid’in oğludur. 1551’de Bursa’dan çıkarılan 196 azebden 49’unun üzerlerine reis tayin edilmiş ve kardeşi Mehmed de aynı surette azeb ağası olarak iki kardeş birden sefere gitmişlerdir (BS. 51/32). BK, II/263
HÜSEYİN Abdullah’ın oğludur. Evliya-oğlu mahallesinde sakindir. Bir gün mahalleli mahkemeye müracaat ederek; “Hüseyin’in iki kızı vardır. Daima kapıda ve duvar başlarında nâmahremlerle musahabet ederler. Mahallemizde bir fesad olup kan olmak ihtimali vardır. Ya kızlarını ere versin veyahut mahallemizden çıksın” diye şikâyet ettiklerinde Hüseyin’in kızlarını ya ere vermesi veyahut mezkur mahalleden çıkması, 1572’de emrolunmuştur (BS. 116/89). BK, II/264
HÜSEYİN Abdullah’ın oğludur. Kiremit-çioğlu mahallesinden Hacı Ali oğlu Mehmed’e kılınç çekmiş, hiçbir sebep ve hakkı yok iken birçok Müslümanların esvablarını ve mallarını cebren almış ve Mehmed’i dahi tutup dül-bendini boğazına takıp, “elbette boynunu vururum” diye üzerine hücum etmişti. Mehmed’in bağırması üzerine sipahi çavuşlarından Abdullah oğlu Rıdvan Bey yetişip Mehmed’i kurtardı. Şahitler de Hüseyin’in levendler ve haramzâdeler ve eşkıya ile ıyş ü işret edip daima fesad eylediğini söylediler. “Hatta daha evvel birçok fenalıklarından idam olmak üzere hapis olmuş iken bir yolunu bulup kaçmıştır, sâ’î bi’l-fesad fi’l-arzdır, izâlesi sevab-ı azimdir” diye şehadet eylediler. Hüseyin, 23.7.1606’da idam edilmiştir. BK, 214 /16). BK, II/266
HÜSEYİN Mehmed’in oğludur. “Eski-cioğlu” demekle maruftur. Mesud Mak-ramevî mahallesinden, Nasrullah oğlu Ahmed bunu mahkemeye ihzâr ederek müvâcehesinde; “Altmış gün evvel ümm-i veledim, Şahbaz adındaki cari-yemi kandırarak gece ve gündüz Bursa dışında Çekirge bağları kurbünde yanınca gezdirip fitne ve fesad üzere iken beraber tutulmuşlardır. Bundan başka Hacı Ali’nin cariyesini de ıdlal ve ifsad etmiştir. Muradiye mahallesinde Osman Bey’in oğlunun zevcesiyle cariyesini katledip Cilimboz deresine atmıştır” demiştir. Şakî Hüseyin de, Şahbaz’ı beraber gezdirip fiil-i şenî eylediğini itiraf ve bu fesadını ikrar ve ahâli-i vilâyet de mezbur Hüseyin’in, “sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz olup izâlesi sevab” olduğunu söylediklerinden hakkından gelinmek üzere Bursa subaşısı Ali Bey’e teslim edilmiştir (BS. 1073/54). BK, II/267
HÜSEYİN
HÜSEYİN İncirlice mahallesinde 1583 tarihinde ölmüştür. “Hacı Evliya” diye şöhret almıştı. Ali, Hasan, Ayşe ve Rabia adında dört evlâdı ile 189.700 akçe
muhallefatı kalmıştı (BS. 147/13). BK, II/264
HÜSEYİN Eşrefîler mahallesinden Abdullah’ın oğludur. 1634 senesinde bir gün sabah namazını camide kılıp evine dönünce sokak kapısını mutadı hilâfı kapalı bulup bir tarik ile içeri girince alt kat odalarının birisinde mühtediye olan karısı Ayşe ile aynı mahalleden mühtedi Rüstem’i bir arada zinaya müteallık alâmet-i fâside üzere hareketlerini görerek silah ile üzerlerine hücum etmiş ise de karısı, arkasından kocasının ellerini tutarak Rüstem’i kurtarmış ve Rüstem elbise ve ayakkabılarını bırakarak kaçmıştır. Mahkemede şahitler Rüstem ile Ayşe’nin bu makule fesad ve kabahatten ictinabları olmadığından “her ikisi de yaramazdırlar, haklarından gelinmesi sevab-ı azîmdir” diye haber verdikleri sicile kayıt olunmuştur (BS. 25/78). BK, II/ 266
HÜSEYİN (Deli) “Baccıoğlu” demekle meşhur edepsizlerdendir. 1801’de kendi hâlinde olmayıp rezil ve ahlâksız kimseleri başına toplayıp vergi vermemek, zahire mübayaası ve sefere müretteb insan ve hayvan sevkiyatı gibi işlere karışarak bunların geri kalmasına sebep olduğundan Limni adasına nefy edilmiştir. BK, II/274
HÜSEYİN (Emir) Seyyid Şerif’in oğludur. 1537’de Hudâvendigâr mütevellisi idi. Babası ölmüştü. BK, II/263
HÜSEYİN (Hacı) İne Hoca’nın oğludur. 1559’da ibrişim boyacıları esnafının üzerine şeyh olmuştur (BS. 81/1). BK, 263
HÜSEYİN (Hacı) Yahşi’nin oğludur. 1560’ta Bursa’daki başçılar esnafına reis tayin edildi. Kendisi de başçılardandı (BS. 81/226). BK, II/264
HÜSEYİN (Hacı) Pîr Gaib’in oğludur. Ahmed Paşa mahallesindeki, Ahmed Paşa Bahçesi’nde bir yer alarak bir mescid bina etmiştir (1575) (BS. 127/66). BK, II/264
HÜSEYİN (Hacı) İzmir tüccarlarındandır. “İğneci” demekle ma’ruftur. Bursa eşraf ve âyânındandır. Bedeninden 20 nefer piyade techiz ve Bursa mütesellimi Hacı Hafız İsmail başbuğluğu ile rûz-ı hızırda orduda mevcut bulunması 1710’da emredilmiştir (BS. 206/88). BK, II/271
HÜSEYİN (Hacı) Sadrazam Mustafa Paşa’nın etbaından olup, “karakulak” iken 1765 senesinde, Bursa’ya sürülmüştür. Karakulaklığı zamanında kuyumcubaşı Hacı İbrahim’in oğlu Mehmed Sadık’ın vasisi İsmail’den 12.500 kuruşluk bir elmas yüzüğü, “paşaya verilecek” diye almış ve çok zaman geçtiği hâlde bir akçe vermemiştir. Sahibi tarafından istidâ edilmekle, bu yüzden paşanın hazinedarı ve hazine kâtibi vesair vâkıf-ı umuru olanlardan sorulmuş ve malûmatları olmadıklarını haber verdiklerinden bu yüzüğün meydana çıkarılması padişahın da matlubu olduğu Bursa kadısına bildirilmiştir (BS. 400/117). BK, II/270
HÜSEYİN (Kürd) Pîrî’nin oğludur. Eşkıyadandır. 21.10.1603’te bayır avcıları reisi Mehmed Dede, bunu ve arkadaşları Ali oğlu Bıyıklı Mehmed’i, Hasan oğlu Kör Mustafa’yı Bursa dışarısında birçok adamları katlettiklerinden, Kırkkavak mevkiinde tutup mahkemeye ihzâr eylemiştir. Mahkemede, der-gâh-ı âlî çaşnigirlerinden Mehmed Ağa, bunların otuz kadar eşkıya ile Armut-lu’daki çiftliğini basıp birkaç adamı katledip samanlığı yaktıklarını ve bir atını alıp gittiklerini iddia eylemiş ve eşkıyalar da kabahatlerini itiraf etmişlerdir. Şahitler de bunların eşkıyalıklarını ispat ettiklerinden mucib-i katl fesad ve şenaatleri olduğuna kanaat
getirilerek idam edilmişlerdir (BS. 204/146). BK, II/265
HÜSEYİN (Seyyid) Seyyid Taceddin’in oğludur. 1484’te “Seyyid Çelebi” diye meşhurdu (BS. 4/338). BK, II/263
HÜSEYİN (Seyyid) Oğlu, Seyyid İbrahim’dir. 1571’de “Parmaksız Emir” diye şöhret almıştı (BS. 112/243). 1613’te Bursa’da vakıfları vardı (BS. 221/32, 222/32). BK, II/264, 266
HÜSEYİN (Seyyid) Seyyid Mustafa’nın oğludur. 15.12.1590’da Setbaşı köprüsünün tamir ve termimi için yapılan vakfın fahri nazırlığına tayin edilmiştir (BS. 178/44). BK, II/265
HÜSEYİN (Şeyh) 1544’te Pınarbaşı’nda Kalenderhane Zaviyesi şeyhi idi (BS. 48/32). BK, II/263
HÜSEYİN AGÂH EFENDİ Cizyedârzâde Hüsameddin Efendi’nin oğludur. Müderris, Kudüs ve Bursa mollası ve ticaret müfettişi olmuş ve mazûl kalmıştır. Anadolu kazaskerliğini vekâletle ifa ettirmiştir. 1877’de ölmüştür. Alim, güzel söz söyler, ahlâkı temiz ve idareli bir zat idi (SO. I/393, II/115). BK, II/274
HÜSEYİN AĞA Abdullah’ın oğludur. 1614’te Bursa sarayında bostancıbaşı idi (BS. 227/1). BK, II/266
HÜSEYİN AĞA Turnacıbaşılardan olup 1746’da Bursa’da yeniçeri zâbıtlığına tayin edilmiştir (BS. 384/65). BK, II/270
HÜSEYİN AĞA Turnacıbaşılardandır. Bursa ağalığı ve yeniçeri zâbıtlığında 1793-1794 senelerinde ibkâen tayin edilmiştir. BK, II/271
HÜSEYİN AĞA Turnacıbaşılardandır. Ocağın yarar ve iş görür, zabt u rabta ve lâzım gelen hizmetlerin uhdesinden
gelmesine kuvvetli iktidarı olan zâbı-tânından olduğundan, 1802’de Bursa ağalığına tayin edilmiştir. BK, II/274
HÜSEYİN AĞA Yeniçeri ocağı kul kâhyası idi. Hükûmetin arzusu hilâfına hareket eylediğinden kul kâhyalığından azlolunmuş ve bir mahalde oturtulması lâzım geldiğinden Bursa’da oturmaya, 1816’da memur olmuştur (BS. 1272/ 34). BK, II/274
HÜSEYİN AĞA (Hacı) Cizyedar Hacı Süleyman Ağa’nın oğludur. “Cizye-darzâde” demekle şöhret almıştır. Bur-sa’nın zengin ve hayırsever ailesin-dendir. Anası, Emetullah Hatun’dur. Bursa’da âyân ve daha sonraları da baş âyân olarak senelerce Bursa’nın idaresini elinde tutmuştur. Ordu ve donanma için Bursa livasının hâvî olduğu 19 kazadan onar bin kile un mubayaa ederek peksimet yaptırmıştır (BS. 1205/141).
1766’da Emir Sultan Camii, türbesi, heyelan dolayısıyla kubbeleri ve duvarları beşer parmak ve minaresi yarım zira’ genişlikte çatladığından Hüseyin Ağa, gelen ferman mucibince yanına birkaç mimar alarak tehlike olup olmadığını ve tamiri işlerini keşfetmişlerdir (BS. 331/37).
1772’de her masrafı kesesinden sarf edilmek üzere yüz nefer mirî süvari askeri ihraç ederek kışlakta bulunan orduya göndermesi emredilmiştir (BAAD. 41492).
Hüseyin Ağa’nın birçok vakıfları olduğu gibi ayrıca, 25.4.1776 tarihinde üç bin beş yüz kuruşu; 30 kuruş Yerkapı mektebi muallimine, 30 kuruş Üftade Camii imam ve müezzinine yevmî beşer akçeden Ulucami’nin imam ve hatibi ve sekiz müezzinine, Medine fukarasından yüz neferine birerbuçuk kuruştan 150 kuruş, Şam’da medfun biraderi Hacı İbrahim Ağa’-nın mezarında cüz okumak üzere vak-
61 Cizyedarzâde Hüseyin Ağa’nın kabri
fedip; “bunlara Nakşibendî tekkesi mü-
tevellisi mütevelli olacaktır” (BS. 1189/ 94) diye şart koşmuştur.
1777’de donanma için üç bin kantar peksimet pişirtip gönderilmesi için avans olarak on bin kuruş gönderilmiştir (BS. 337/46).
1780’de Yıldırım Camii’ni tamir ettirmiş ve minaresini yeniden yaptırmıştır (BS. 1199/61).
1781’de Bursa valisi Şeyh Osman Paşa hiçbir işe karışmadığından Sadrazam Hüseyin Ağa’ya mektup yazarak iki mütesellimden hangisinin daha iyi olduğunu sormuştur (BS. 1196/84). Bunun intihab eyleyeceği zat Bursa’yı idare edecektir.
1783’te İsmail ordusu için Bursa’dan üç bin demir bel ile üç bin kazma mübayaa edip göndermiştir. Hüseyin Ağa böyle mübayaatta ihtisas sahibi olduğu gibi inşaatta da mahirdi.
1781 tarihli bir vakfiye ile de bin kuruş vakfedip; anası, karısı, çocukları ruhuna cüz okumaya tahsis eylemiştir (BS. 1189/95).
Hüseyin Ağa’nın kütüphanesinin çok nefis ve kıymetli kitapları Orhan Kü-tüphanesi’ne nakledilmiştir.
Cizyedarzâdeler, Bursa âyânlığından ayrıldıktan sonra Bursa âyânlığı kaldırılmış ve “Tekâlif Nazırı” adıyla bir
Hacı Hüseyin Ağa’nın Şeceresi
Hacı Süleyman Ağa
Hacı Hüseyin Hacı İbrahim
Ağa Ağa
Emetullah Hacı Hatun Mahmud
Osman Bey
Ayşe Hatun
Rasih Efendi
Cevdet Safvet Mehmed
Efendi Efendi Saîd Efendi
vazife ihdas ve beş nefer esnaf kethüdasından mürekkep bir heyet tarafından idare edilmeye başlanmıştır (BS. 281/106).
Hüseyin Ağa; sehavet ve semahatı ve alimlere, yoksullara yardımı ve yüksek fazileti ile her tarafta büyük bir şöhret kazanmıştı. Saygı ve hürmet hisleriyle kendisine herkesi meftun eylemişti. Topkapı Sarayı’ndaki arşivde bulunan tarihsiz bir vesikadan anlaşıldığına göre, Hüseyin’in dostları olduğu gibi çekemeyen düşmanları da vardı. 1776 senesinde yazılması ihtimali olan ve tâlik yazıyla yazılıp padişaha verilen bu imzasız arzda; “Hâlâ Bursa’da baş âyân olan cizyedar-ı sabık Hüseyin Ağa, otuz-kırk seneden beri Bursa’da ve etrafında olan gerek cizye ve gerek mukâ-taa-ı cesime-i mirîye iltizamıyla saye-i devlet-i aliyyede üç bin kese akçeye malik hasis ve denî ve maldâr adamdır. Sefer-i hümayuna gitmediği hâlde mirîye bir miktar hizmet edecek makûleden olmakla mezbureye mîr-i mîrânlık (paşalık) tevcih veyahut mevcut bulunmak üzere binbaşı nasb olunsa beherhal def’ine sa’y edip gayet muti’ ve vehham olmakla memnun olarak üç yüz kese akçe hizmet ve teslim-i hazine etmek üzere canına minnet bileceğine şüphe yoktur. Lakin şahs-ı mezburun hâlâ kaymakam paşaya ve reis-i sabık Osman Efendi’ye ve bazı rical ve kibara taalluku olmakla elbette sahip çıkarlar ve tarikıyla olsun def’ine sa’y ederler zannolunur” denilmiştir. Bu kağıt üzerine padişah hiçbir muamele yapmamıştır.
1783 senesinde (H.1198) ölmüş ve Yerkapı’daki Sa’dî (Dondurma) Tekkesi ve Muallimhanesi yanındaki mezarlıkta babası Süleyman Ağa’nın yanına gömülmüştür. Hüseyin Ağa’nın anası Emetullah ve karısı Zeyneb, oğlu Hacı Mahmud Efendi, kızı Emetullah Hatun kendisinden evvel ölmüşlerdi. Kavaklı mahallesinde oturuyordu. Ölümü İstanbul’a akseder etmez emval ve parasının çok olduğu cihetle mal, para ve
alacaklarının mirîye zabtı emredilmiş ve hafidi müderris Ahmed Bahaeddin Efendi İstanbul’a giderek birçok uğraşmalardan sonra yine dedesinin ahbablarının yardımıyla her altmış bir günde bir taksidi verilmek şartıyla üç taksitte ödemek üzere yüz elli bin kuruşluk Bahaeddin Efendi’den bir senet almış, 1199 Muharreminin 13. gününde, yani 27.11.1784’te hazineye teslimata başlanmıştır (BAAD. 4594, 28034). Bu müddet zarfında emval ve eşyası ve kendisine mensup olanlar İstanbul’a çağırılarak tazyik ve tehdid edilerek daha nerelerde malı olduğu sorulmaya başlanmıştır. Bahaeddin Efendi biraz tehirle taahhüdünü yerine getirmiştir. BK, II/271
HÜSEYİN AĞA (Hacı) Harputludur. Bur-sa’da inci tüccarı iken 1804’te ölmüş ve Şehreküstü mezarlığına gömülmüştür. BK, II/274
HÜSEYİN AĞA MEDRESESİ Zaviye iken medreseye çevrilmiştir. Bk. Cizyedar-zâde Zaviyesi. BK, II/273
HÜSEYİN BÂLÎ BEY “Emreoğlu” demekle maruftur. 1621’de Hamza Bey mahallesinde ölmüştür. Kızı, İsmihan kalmıştır (BS. 235/45). BK, II/266
HÜSEYİN BEY Abdullah’ın oğludur. Yasemin adında Kıbrıslı cariyesini Seyfi oğlu Nasuh’a kırk filoriye satmıştı. Nasuh, mahkemeye müracaat ederek cariyenin sağır olduğundan reddini taleb etmiş ise de mahkemeye getirilen cariye hakimin orta sesle bütün suallerinin cümlesine sıkıntısız duyarak cevap verdiğinden davacı Nasuh tâzir edilmiştir. (1571) (BS. 113/…). BK, II/ 264
HÜSEYİN BEY Hamid Sancağı Beyi iken ilkbaharda bin nefer yarar tüfenkli asker tedarik edip sefer-i hümayuna getirmek üzere 4.12.1599’da Bursa sancağı beyliğine tayin edilmiş ve ket-
hüdası Faik’i Bursa’ya vekil göndermiştir (BS. 351/107). BK, II/265
HÜSEYİN BEY Memi’nin oğludur. 2.11. 1644’te Balıklı köyünde ölmüştür. Karısı, Mehmed Paşa’nın kızı Aişe Ha-nım’dır. Mustafa, İbrahim, Hatice adında üç evlâdı dünyaya gelmiştir. BK, II/267
HÜSEYİN BEY Kuyucubaşılardandır. Gemlik’te inşa olunacak 55 zira’ kalyon için 1791’de kereste kat’ına nazır tayin kılınmıştır. BK, II/271
HÜSEYİN CAN EFENDİ
HÜSEYİN CAN EFENDİ Bursalıdır. İyi bir hattat ve şairdir. Etvarı perişan ve canı cebinde denecek kadar zayıf ve afyona o kadar mağlup olmuş bî-mecallerden idi ki vücudu tabiblerce teşriha bir misal-i vasıta olabilirdi. Kadid hâline gelmekle acayip ve garip bir şekil almıştı. Duruşu, yürüyüşü, oturuşu bile başka idi. Gıdası afyon ve bir şişe mü-keyyifat ve kahve içmeye münhasır olan bu zat keyfetmekte ve yuvarlak oynamakta çok mahirdi. Hulâsa nev’i şahsına münhasırdı.
Göğsünde bir cüzdan götürmek âdeti idi. İçerisinde o kadar perişan kağıtlar vardı ki icabında bir kağıdını bulmak için aylarca uğraşması lâzımdı. Keyfle vücudu harap olmuş, kahveye esir düşmüş, kuvvet ve kudretten kesilmiş, kendi derdi kendini perişan ederek bir bela olmuş ve hayatı kendisine bir büyük yük olmuştu. Bu felâketler yetmiyormuş gibi her gördüğü güzele tutulur, bir saat içinde birkaç güzel görse her birisine ayrı ayrı aşık olurdu. Her birisinin derhal resmini yaparak âh-vâh ile ömrünü geçirirdi. Hayatının son günlerinde mevkûfat kaleminin koyun halifesi olup 1107/1694’te ölmüştür. Hâsılı bu kadar sanatkârlığına rağmen kendisi insan kılık ve kıyafetinden çıkmış acayip bir mahluk olmuştu. Birçok eserleri ve şiirleri vardır (SAT. 224).
Nefeszâde Seyyid İsmail Efendi’den sülüs ve nesihten icazet almıştır. Elvan kağıda çeşit çeşit renklerde mürekkepler ile yazı yazar ve üç hokkalı bir divit kullanırdı. Dividin etrafına:
Üç hokka devâtında ne var derse o şâhım Hûn çekerim dûd-ı dilim baht-ı siyâhım
Kıt’a:
Üç hokka devâtında dedi yâr ne vardır Dedim ona ey Hüsrev ü Şirin şeker leb Zülf-i siyahın lâl-i lebin çeşm-i kebûdun Evsâfını tahrir için üç dürlü mürekkeb
Hem şair, hem hattat ve hem de ressam idi (TH. 180; HH. 109). BK, II/268
HÜSEYİN ÇAVUŞ 1589’da Mustafa Ağa’-ya tâbî idi. Bk. Firari. BK, II/265
HÜSEYİN ÇELEBİ Aksungur oğlu Mehmed Bey’in oğludur. (1500) (BS. 17/ 122). BK, II/263
HÜSEYİN ÇELEBİ İshak Bey’in oğludur. 1512’de Sultan Korkut’un defterdarıydı (BS.23/307). BK, II/263
HÜSEYİN ÇELEBİ Zuamâdandır. Ali Bey’in oğludur. Üveys Bey kızı Fatma Hatun’un kocasıdır. Ali Çelebi, Tâcî Hatuncuk adında iki çocuğu vardı. 1519’da sağdı (BS. 28/459). BK, II/263
HÜSEYİN ÇELEBİ İbrahim’in oğludur. 1559’da Kefen İğnesi mahallesinde ölmüştür. 274.444 akçe muhallefat bırakmıştır (BS. 85/35). BK, II/264
HÜSEYİN ÇELEBİ Lofçalıdır. Karacan Ahmed oğlu Hoca Mehmed’in oğludur. 1573’te Enbiyaoğlu mahallesinde ölmüştür. Abdi adında bir oğlu vardı. Bursa’ya hicret edip yerleşmişti (BS. 118/39). BK, II/264
HÜSEYİN ÇELEBİ Cidde beyi iken 1586’da ölmüştür. Kızları Ayşe, Hatice vardı. BK, II/265
HÜSEYİN ÇELEBİ İbrahim’in oğludur. 1665’te Bursa’da tabibdi (BS. 323/
170). BK, II/268
HÜSEYİN ÇELEBİ (Mevlânâ) Mevlânâ Sinaneddin Kirmastî’nin oğlu Mustafa Çelebi’nin oğludur. Anası da Mısır Şah oğlu Derviş Mehmed’in kızı Hundî Pa-şa’dır. 1520’de sağdı. Vefatında Zey-nîler’e gömülmüştür. Hicaz’a da gitmiştir. Ulemadandır. BK, II/263
HÜSEYİN ÇELEBİ MEDRESESİ İnebey Medresesi, 1674’te Veziriâzam Fazıl Ahmed Paşa’nın amcasının oğlu, yani Mustafa Ağa’nın oğlu Hüseyin Ağa tarafından tamir ettirildiğinden bu ismi almıştır. “Merdivenli Medrese” de derler. Şimdi konserve fabrikasıdır. Esasen adı, “İnebey Medresesi”dir. 1682 tamirinde medreseyi şöyle keşfetmişlerdi: 900,5 zira’ kubbeleri, fevkânî kütüphanesinin merdiveni kârgirdir. Merdiven üzerinde dokuz kat hücrelerinin önüne 12 köfeki taşından sütun, dershanenin ceviz kapısı var. Şadırvanı on lüledir. Medresenin arkasında vaktiyle hamam vardı. 942.072 akçe sarf olunarak tamir keşfini hassa mimar kaymakamı Abdullah oğlu Mustafa yapmıştır. Fakat paşanın vefatıyla bu tamirat geri kalmıştır (BS. 321/137; BAMD. 7473). Kütüphane, Orhan Kü-tüphanesi’ne nakledilmiştir. Hüseyin Ağa bilâhare paşa olmuştur. Girit seferinde bulunmuştur. Anadolu müfettişi iken Gedik muharebesinde kethüdası Abdurrahman Ağa, kapısı halkından on üç kişi ile beraber, 15.4.1684 gününe tesadüf eden hicrî 1 Cemaziyelahir 1098’de şehit düşmüştür. Kethüdası Abdurrahman Ağa’nın konaklarına emanet bıraktığı 18.227 esedî kuruş ile birçok eşyası, 20 binek hayvanı, 14 mâye devesi, 32 katırı kalmıştır (BS. 364/9-10). BK, II/268
HÜSEYİN DEDE Mir-i Budela hulefasın-dan olup yirmi sene kadar bu zaviyede şeyh olduktan sonra 1601’de ölmüş ve bu zaviyeye gömülmüştür (BS. 261/ 68). BK, II/265
HÜSEYİN EFENDİ Bursalıdır. Müderris ve sonra Kütahya kadısı olmuştur. 1661’de mazûl oldu ve vefat etti. “Harrezâde” demekle maruftur (G. 378). BK, II/267
HÜSEYİN EFENDİ Bursalıdır. Zeynizâ-de’dir. Ulum-i Arabiye’de ve ilm-i nahvde sahib-i ihtisas bir zat idi. Medreselerdeki talebelerin, mekteplerdeki şakirdanın tahsillerini kolaylaştırmak için Avamil, İzhar, Kafiye isminde kitaplar yazmıştır. Bunlar tab’ edilmiştir. 1753’te Aydın’da ölmüş, Sobuca kapısı kabristanına gömülmüştür (OM. I/ 321). BK, II/270
HÜSEYİN EFENDİ Bursa’ya doğu vilâyetlerinden gelmiştir. Tabibî Mustafa Efendi’den yazı talim eylemiş ve icazet alarak Bursa’da kâtiplik ile ömrünü geçirmiştir. Mustafa Tabibî Efendi 1760’ta yetmiş beş yaşında Bursa’da ölmüştür (TH. 660). BK, II/270
HÜSEYİN EFENDİ Yahya Efendi’nin oğludur. Kızı Ayşe, Molla Veli Şem-seddin mahallesinde 1761 senesinde vefat etmiştir. Hüseyin Efendi, daha evvel vefat eylemişti. Ayşe Hatun’un kocası Bender valisi Tedbirsizzâde Mehmed Paşa’dır. Bundan, müderris Mehmed Haşim Efendi ile Şerife Naile, Şerife Edîbe Mollalar doğmuştur (BS. 397/8). BK, II/270
HÜSEYİN EFENDİ Hasan Paşa mahallesindeki Kaygılı Halil Efendi Tekkesi’nin banisi Halil’in oğludur. Kardeşi Hasan Efendi ile birlikte şeyh olmuş ve 1865’te kardeşinin vefatıyla hissesi oğlu Mehmed Âgâh Efendi’ye intikal etmişse de bu da amcası Hüseyin Efen-di’ye kasr-ı yed eylemiştir (BAVD. 26482). BK, II/274
HÜSEYİN EFENDİ (Havyarzâde) Kara-kâdî mahallesinde imamdı. Alim bir zat idi. Şeyhlerden İştiblizâde Seyyid Ahmed Efendi ve Yunuszâde Şeyh Mus-
tafa Efendi hizmetlerinde bulunur, zakirlik yapardı. Mûsıkîye aşina olup birçok besteler icad etmiştir. Kemankeştir. Ve güzel bir hattattı. Hatt-ı tâlik şikestesinde emsali yoktu. 1707’de ölmüş ve Deveciler mezarlığına gömülmüştür (G. 527). BK, II/269
HÜSEYİN EFENDİ (Lepe) Küçük yaşlarda naz ile büyümüş, etvarı perişan olmakla “Lepe” ismini almıştır. Babası Alaiyeli Ahmed’dir. Hüseyin Efendi tahsil ederek müderris ve sonra da Selçuk Hatun Camii’ne imam olmuştur. 1658’de taundan vefat etmiş ve Kurdoğlu mezarlığına gömülmüştür. Alim, temiz ahlâklı bir kimse idi (G. 369). BK, II/267
HÜSEYİN EFENDİ (Seyyid) Aclunlu Seyyid Ali Efendi’nin oğludur. Kadılıklarda bulunmuş, 1603’te Bursa’da ölmüş ve Emir Sultan’a defnedilmiştir (G. 439). BK, II/265
HÜSEYİN EFENDİ (Seyyid) Vânî Efen-di’nin dördüncü oğludur. Şeyhulislâm Feyzullah Efendi’ye intisab eylemiş ve müderris olduktan sonra 1717 Eylülünde ölmüştür. Kestel’de babası Mehmed Vânî Efendi Camii yanındaki türbeye gömülmüştür (G. 432). BK, II/269
HÜSEYİN EFENDİ (Seyyid) Seyyid Mehmed Reşid Efendi’nin oğludur. Vânî-zâde’dir. 5.2.1764’te Yaniçoğlu mahallesinde ölmüştür. Emetullah, Fatma, Zekiye Molla isminde üç kızı kalmıştır. 738.535 akçe muhallefatı kaldığı hâlde borcu daha çok kalmıştır. Birçok nadide nefis yazma kitapları vardır (BS. 397/93). BK, II/270
HÜSEYİN EFENDİ (Şeyh)
HÜSEYİN EFENDİ (Şeyh) Rifâîdir. Bir müddet Hamam Tekke’de şeyh olmuş ve 1742’de ölmüştür. Hamam Tek-ke’nin mihrabı önüne gömülmüştür. BK, II/270
HÜSEYİN ERZİNCANÎ Abdurrahim’in oğludur. Gürânî mahallesinde bir mescid ve zaviye bina etmiştir. Erzincanlıdır. 15.9.1586’da vakfiyesini yaptırmıştır. Kendisi sâdâttandır (BS. 164/91, 225/26). (Bk. Molla Gürânî Mescidi). Buna “Yeşil Türbe” de derler. Sonraları zaviye, medreseye tahvil edilmiştir. Darülhadisine de vakıflar yapmıştır. Kardeşi Hasan Efendi vardı (BS. 197/16). BK, II/265
HÜSEYİN ERZİNCANÎ
HÜSEYİN ERZİNCANÎ DARÜLHADİSİ Kale dâhilindedir. Beş bab hucuratı ile diğer vakıfları tamir edilmiştir. Bu darül-hadisin, kale dâhilinde beş hücresi, vakfın utekası için vakıf olan menzil, imam menzili, Selçuk Hatun mahallesinde sekiz odaları, Abdal mahallesinde yedi odaları mevcuttu. Bunlar 1615 senesinde 9.900 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 222/72). BK, II/265
HÜSEYİN HAMDİ EFENDİ İznik’te Eş-refzâde Tekkesi şeyhi Abdülkadir Efendi’nin oğludur. 1813’te evlâdsız olarak ölmüştür. Alim, fazıl, temiz ahlâklı bir zat idi. İznik’teki şeyhlerin on üçüncüsü ve sonuncusudur. Bundan sonra Bursa’daki Eşrefoğullarının büyükleri İznik şeyhliğine tayin olunmaya başlanmıştır. BK, II/274
HÜSEYİN HÜSNÜ BEY (Hacı) Bursa Rüşdiyesi sülüs muallimi Sadeddin Efendi’nin kardeşi ve Yılancı Ömer Efendi’nin damadıdır. 1883’te ölmüş ve Nalbandoğlu Camii karşısındaki mektebe gömülmüştü (MİB. 30). BK, II/275
HÜSEYİN NACİ EFENDİ Diyarbakırlıdır. Tahsil-i ilimden sonra bir mevki sahibi olmak için İstanbul’a gelerek birçok alim ve fazıl kimselerle tanışmış, 1624 senesinde Bursa kadısı olan İsa Efendi ile birlikte Bursa’ya gelmiş ve o sırada Orhan imamı vefat etmekle Hüseyin Efendi tayin olunmuştur. Biraz sonra da vaiz kayınpederi vefat etmekle
Ulucami’de Salı günleri için vaiz tayin edilmiştir. 1656’da ölmüş ve Pınarba-şı’na defnedilmiştir. Hafız, alim ve şair bir zat idi (G. 514; SO. II/193). BK, II/267
HÜSEYİN PAŞA 1552’de Bursa’da idi. Oğlu Mevlânâ Mustafa Çelebi İnebey Medresesi müderrisiydi. 1514’te ölmüştür. Hüseyin Paşa’nın karısı Emine Hatun’dur. Mustafa Çelebi’den başka Fatma, Rukiye, Âbide, Kumru adında kızları da vardı (BS. 23/62, 345, 26/8). Bir oğlu da Mevlânâ Ömer Çelebi idi. İnebey mütevellisiydi (28/524). Bk. Yegân. BK, II/263
HÜSEYİN PAŞA Şehzâde Sultan Selim’in (Sarı) lalasıdır (1561) (BS. 92/178). BK, II/264
HÜSEYİN PAŞA Kazzazoğlu Süle Mehmed Paşa’nın kardeşidir. Mescidler bunun vakfıdır. Kadimden her iki vakıf bir mütevelli tarafından idare edildiğinden vakıflar birbirine karışmıştır. 1625’te vakıfları mamurdur (BS. 239/186). BK, II/266
HÜSEYİN PAŞA Gürcüdür. 1905’te Bur-sa’da ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. BK, II/275
HÜSEYİN RİF’AT EFENDİ Gökmenzâde’-dir. Arap ve Farisî dilleri iyi derecede bilenlerden, hendese ve mütenevvi yazı hocalarından ve Kadiriye, Sa’diye, Rifâî, Halvetî, Nakşibendî tarikatı hali-felerindendi. 1868’de ölmüş ve Şehre-küstü mezarlığına gömülmüştür. BK, II/274
HÜSNÎ HATUN Abdullah’ın kızıdır. Kocası, Şaban oğlu Ali’dir. “Bu adama vardığı zaman Cuma günlerinden başka günlerde işlemeyecek olursam karım bâin talak ile boş olsun dedi ve işlemedi” diye 1486’da mahkemeye müracaat ederek şikâyet eyledi ve mahkemeye çağırılan kocası Ali de bu şartı itiraf
eyledi ve: “Ben çalışıyorum fakat üstadım Yusuf, ‘çalışma’ diye kovduğu için çalışamadım” dedi. Ustası Sinan, kovmadığını söyledi. Ali’den beyyine taleb edildi. Izhar-ı acz eyledi. Sinan’a and verildi. Hüsnî Hatun’un bâin talak ile boşluğuna mahkemece hükmedildi (BS. 5/273). BK, II/275
HÜSNÎ PAŞA Aydın Paşa’nın kızıdır (1486) (BS. 5/456). BK, II/275
HÜSNÜ ÇELEBİ Karagöz Paşa’nın oğludur (1490) (BS. 8/57,70). BK, II/275
HÜSNÜ ÇELEBİ Molla Yegân’ın oğludur. 1490’da Demirtaş vakıfları mütevelli-siydi. BK, II/275
HÜSREV (Molla Mehmed Efendi) Bk. Molla Hüsrev.
HÜSREV AĞA Abdullah’ın oğludur. Sipahi oğlanları ağasıdır. 1607’de Çerkes, Eflaklı, Habeş, Abaza, Rus, Macar kızlarından mürekkep 17 cariyesini Allah rızası için itâk (azad) etti (BS. 214/103). BK, II/278
HÜSREV BEY Mehmed Paşa’nın oğludur. Ümeradandır. 1513’te Manavgat sancakbeyi idi (BS. 25/43). BK, II/278
HÜSREV ÇELEBİ Musa’nın oğludur. 1563’te ölmüş ve Alacahırka’ya gömülmüştür. Muhteşem bir kabir yapılmıştır. BK, II/278
HÜSREV EFENDİ Molla Yusuf Kirmastî ahfadından olup İznik’te doğmuştur. Filibe, Yenişehir, Galata mollası oldu. 1566 senesinden biraz evvel öldü. Dine ait birçok eserleri vardır. Diyanet ve takva sahibi idi (SO. II/273). BK, II/278
HÜSREV EFENDİ Balıkesir’de Orhan Medresesi’nin müderrisi iken Bur-sa’daki Orhan Medresesi’ne nakletmiş ve Trablusşam kadılığında bulunmuştur. 1661 senesi Temmuzunda ölmüş-
tür. Alim, fazıl bir zat idi. Bütün ömrünü ders ve ibadetle geçirmiştir. BK, II/278
HÜSREV EFENDİ Şairdi. 1812’de vefat eden Enarlı şeyhi Şerefüddin Efendi için tarih söylemiştir. BK, II/278
HÜSREVÎ Molla Hüsrev’in ahfadından Mustafa Çelebi’nin mahlasıdır. Kadılıklarda bulunup, 1591’de vefat eylemiştir. Molla Hüsrev Medresesi yakınında medfundur. Şairdi. Galatât-ı Avam, Yemen Tarihi Tercümesi adındaki eserleri vardır (G. 462). BK, II/278
HÜSREV KETHÜDA
HÜSREV KETHÜDA Abdurrahman’ın oğludur. Dergâh-ı âlî müteferrikaların-dandır. Bursa’da malik olduğu bir at değirmenini 1583’te hayır işlerine vakfeylemiştir (BS. 144/128). BK, II/ 278
I
IRGANDI KÖPRÜSÜ “Irgandî” adıyla maruf Pîr Ali tarafından 846 hicrî, 1442 milâdî senesinde kârgir olarak inşa edilmiştir. Bu köprünün içerisi boş olup ayrıca üzerinde otuz kârgir dükkân vardı. Bu dükkânların üzerleri de kurşun kaplı idi (BS. 13/11, 309/3). Irgandî Ali’nin vefat tarihi meçhuldür. Oğlu Hoca Muslihuddin Mustafa 1496’-da ölmüştür. Bu köprünün yapıldığı tarihte Bursa’nın en meşhur mimarı Hacı İvaz Paşa vefat eylemiş olduğundan herhalde Hacı İvaz Paşa’nın vakfiyesinde şahit gösterdiği Abdullah oğlu Timurtaş tarafından yapılması çok mümkündür. İkinci Murad devrine tesadüf eden bu tarihte Sakarya’da, Uzunköprü’de, Edirne’de birçok köprüler inşa edilmesine bakılırsa, bu da o devrin en yüksek mimari eserlerinden biridir. 1922’de Yunanlıların Bursa’yı tahliyesi esnasında dinamitle tahrip eylemişlerse de el-an esaslı bir tamir görmemiş ve çaya düşen taşları da günden güne kaybolmaya başlamıştır. Bu köprü hakkındaki sicil kayıtlarında:
Bu köprünün yeri Çoban Bey vakıfla-rındandır.
1552’de üzerinde dükkânların her birisi iki akçe yevmiye ile kiraya veriliyordu. Bu köprünün ayrıca Maksem mahallesinde vakıf odaları vardır.
1567’de köprünün üstündeki dükkânların kurşunlarının 1.600 akçe ile tamir keşfi yapılmıştır. Halbuki beş bin akçe ile ancak tamir edilebilmiştir (BS. 110/6, 110/5).
1573’te köprü dükkânları 2.900 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 116/108).
1576’da dükkânlar iki yüz filori ile tamir edildi (BS. 127/230). Bu köprü için hakim efendiye, yılda altı altın verilmesi meşruttur (BS. 131/140).
1631’de dükkânların kurşunları ve pencereleri ve köprünün batı tarafındaki kapısı 3.160 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 243/132).
1848’de Setbaşı köprüsünün altında Irgandı köprüsü üzerinde otuz bab kârgir odayı müştemil altmış zira’ tûlünde metin ve müstahkem kârgir köprünün altında akan suya yakın bir adet ayağın köşesinde üç adet köfeki taşlar yere düşmüş ve hâliyle terk olunduğu takdirde fazla masraf olacağından 255 kuruş sarf edilerek bu taşlar yerlerine konmuştur (BS. 304/3; BAVD. 25505).
Pîr Ali’nin oğlu Hacı Muslihuddin Mustafa’nın dahi birçok vakıfları ve Sakarya üzerinde köprüleri de vardır.
Bk. Mustafa Muslihuddin; Su (Gökdere 62 Irgandı Köprüsü
Suyu) BK, II/331
ISLAHAT Bursa’ya ıslahatı anlatmak için 13 Teşrinievvel 1875’te meclis-i vâlâ azasından Subhi Bey gönderilmiş ve Namazgâh denilen mahalde tekmil Bursa ahâlisini toplayıp ahâliye uzun bir nutukla ıslahatın ne demek olduğunu anlatmıştır (Ceride-i Havadis Gazetesi, numara: 856). BK, II/345
İ
İAŞE İstanbul her vakit Osmanlı memleketlerinin başına büyük bir yük olmuştur. Bursalıların Mısır’a adam gönderip mübayaa ettirdikleri pirinçler İstanbul iaşesi için alındığı gibi Bursa tüccarının Arabistan’dan getirdiği kahveler çok defa doğru İstanbul’a alınmıştır.
1738’de İstanbul iaşesi için nakl olunan muhtelif zahireler için iskelelerde mirî mübayaatı nakleden sefâinden hiçbir vechile mahkeme harcı, îlâm, huccet akçeleri namıyla bir mahalde bir akçe ve bir habbe istenilmemesi ve alınmaması emredilmiştir (BS. 386/ 87).
1778’de Mudanya iskelesine nakl olunmak üzere beher İstanbul kilesi maa-nakliye altmışar akçeden icap eden bahasının nakden verilmesi şartıyla mübayaacı kapıcılar kethüdası Abdülkadir Bey’e zahirelerin teslim edilmesi emredildi (BS. 1191/3). BK, II/279
İBLİSE KÖYÜ Atranos kazasında idi. Hudâvendigâr (I. Murad), bu köyü Kaygılı Bey’e mülkiyeti üzere vermişti ki, Kaygılı Bey’in evlâdı, seferler vaki oldukça be-nevbet bir cebeli sefere eşip hizmetini eda ederlerdi (1629) (BS. 244/121). BK, II/279
İBN NATTÂ’ Zeynelâbidin oğlu Mevlânâ Seyyid Ali’nin şöhretidir (BS. 7/32). BK, II/279
İBRAHİM Paşa Yiğit’in oğludur (1485) (BS. 4/335). BK, II/283
İBRAHİM Alişar Paşa’nın oğludur (1516). BK, II/285
İBRAHİM “Koca İbrahim” adıyla meşhurdur. 1520’de Gökdere’den, Galle-pazarı civarında bina eylediği çeşmeye su getirmiştir. BK, II/285
İBRAHİM Hamza’nın oğludur. Sipahi oğlanları zümresinden 128. bölükten 13 akçe ile mütekaiddir. İhtiyar ve emektar olup Bursa’da Celâlî adındaki eşkıyayı tuttuğundan ve İstanbul yolundaki menzillerde ve merhalelerde çok hizmet ve yoldaşlık ettiğinden Bursa’da, Gelincik Çarşısı’ndaki dellal-lar kethüdalığı, azlini icab eden husus olmadıkça başkasına verilmemek üzere, 1599’da kayd-ı hayat şartıyla kendisine verilmiştir. (BS. 351/125). BK, II/ 286
İBRAHİM 1603’te 32. bölükten günde üç akçe ulûfeye mutasarrıf yeniçeri iken fesad ve şenaatte bulunarak, Müderris Mevlânâ Mehmed Efendi’nin akrabasından birisini herkesin gözü önünde cebren alıp giden ve nice fesad eyleten Hüseyin’in ulûfesi kat’ olunmuştur. Ayrıca kendisi Mısır tüccarı olduğundan esâmîsi yeniçeri defterinden ihraç edilmiş ve bundan sonra başına keçe giydirilmeyip ve yeniçeri namıyla gez-dirilmeyip şer’ ile husamayı beraber ettirilmesi için Yasakçıbaşı Mehmed Subaşı’ya emir verilmiştir (BS. 207/ 177). BK, II/287
İBRAHİM
İBRAHİM Kitelidir. Bursa kethüda-yeridir. 28.5.1606’da gelen bir emre
göre, “Ebnâ-i sipahiyândan yetmiş yedinci bölükte yevmî 33 akçe ulûfeye mutasarrıf olup hadd-i zatında yarar ve müstakim olup asâkir-i İslâm’ın gelip geçmeleri zamanında hüsn-i tedbir ile nice eşkıyayı sevk edip gereği gibi yolları muhafaza eylediği gibi Bursalılar da bunun işlerinden ve hareketlerinden memnun idiler.” Bursa muhafızı Vezir Hasan Paşa bu vazifeyi cündîlerden Bostan’a vermiş ve birkaç gün istihdamından sonra bu vazifeyi Bostan’ın yapamayacağını ve birçok yolsuzlukları görülünce ref’ edip kethüdayerliği tekrar İbrahim’e verilmiştir. Bostan, tekrar İstanbul’a gidip evvelce aldığı ruûs suretini göstererek bir yolunu bulup emr-i şerif almış ve tekrar Bur-sa’ya gelerek İbrahim’in işine karışmaya başladığından ve İbrahim’in istihdamı arz edildiğinden “İbrahim’in istihdamı ve Bostan’ın ve başkalarının bunun vazifesine karıştırılmaması” emredilmiştir (BS. 214/146). BK, II/287
İBRAHİM Bursalıdır. Mehmed Paşa’nın oğludur. 1606 dergâh-ı âlî müteferri-kalarındandı (BS. 214/119). BK, II/287
İBRAHİM Topukluzâde Mehmed Çele-bi’nin oğludur. 1608’de Mehmed Çelebi vefat eylemiş ve Bursa’da birçok vakıflar bırakmıştır (BS. 217/94). BK, II/287
İBRAHİM Dergâh-ı âlî çavuşlarından Pîrî Çavuş’un adamıdır. 1612’de efendisinin bir miktar malını çalıp ve hizmetkârını öldürüp kaçmışken Bursa’da yakalanmış ve zindana atılmıştır. Bursa subaşısı Yusuf, bunu zindandan çıkarıp evine götürmüş ve İbrahim, Yusuf’un da akçesini, kılıncını ve hayvan takımlarını vesair eşyasını çalıp kaçmıştır (BS. 221/118). BK, II/287
İBRAHİM Memi oğlu Hüseyin Bey’in oğludur. Hüseyin Bey, 1644’te Balıklı köyünde ölmüştür. Mustafa ve Hatice adında iki kardeşi vardır. Anası,
Mehmed Paşa’nın kızı Ayşe Hanım’dır. BK, II/290
İBRAHİM Süzenkefen mahallesinde 1646 senesinde ölen Abdülgani Efen-di’nin oğludur. Anası Hüseyin kızı Ayşe’dir. Mehmed ve Mustafa adında iki kardeşi vardır (BS. 273/14). BK, II/290
İBRAHİM Alacahırka mahallesinden Mustafa’nın oğludur. 16.5.1669’da, gece yarısında Yeşil mahallesinden Abdurrezzak oğlu İbrahim adında bir imamın evine girerek bazı mücevherat çalıp kaçarken imam duymuş ve arkasından yetişip yakasına yapıştıkta üzerine kılınç çıkarıp imam da kılınca yapışmakla dört parmağın kesildiğini mahkemede imam iddia ve İbrahim de ikrar ve itiraf etmekle birçok kimseler ve Müderris Sirkezâde İbrahim Efendi gelerek “İbrahim sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz olup vech-i arzdan izâlesi lâzım ve vâcibü’l-katldir” diye müvâcehesinde şehadet eylediklerinden hakkından gelinmek üzere Subaşı Ömer Bey’e teslim edilmiştir (BS. 301/26). BK, II/291
İBRAHİM Atranos’un Derecik köyünden “Şapşaloğlu” demekle meşhurdur. Hacı Hüseyinoğlu ve Güveğili Mustafa ile birlikte 1734’te başına otuzdan fazla eşkıyayı toplayarak ahâliden cebren para toplamaya başladığı kadı tarafından şikâyet edilmiştir. BK, II/295
İBRAHİM Apolyont köyünde demirci idi. 1735’te oğlu Ali eşkıyalık yaptığından idam edilmiştir (BS. 377/87). BK, II/ 295
İBRAHİM Afyon Karahisar’ın Bican köyünden Abdullah’ın oğludur. Kendisi levendlerdendir, gençtir. 1743 senesi Şubat ayında Bursa’ya gelmiş ve hayvanını Ulucami penceresine bağlayarak silahlı olduğu hâlde camii-i şerife girmiş ve minbere çıkarak asılmış olan sancakları alarak dışarı çıkarken tu-
tulmuş ve mahkemeye getirilmiştir. Kendisine, sebebi sorulduğu zaman; “şan ve nam kazanmak için sancakları şehirden dışarıya çıkaracaktım” diye ikrar ve Kütahya mütesellimi Ömer marifetiyle idam edilen yol kesen eşkıyalardan Çil Bekir ile beraber gezip, birçok yerlerde muharebe ve mukatele ve yol kestiğini itiraf eylediğinden idam edilmiş ve kesilmiş başı İstanbul’a gönderilmişti. 30.2.1743’te gelen bir fermanda kadı ve mütesellimin bu hareketleri takdir edilmiştir (BAZD. 2661). BK, II/296
İBRAHİM Müzehhibdir. Hüsn-i hat ve tezhib ilmini en meşhur hattatlardan ve müzehhiblerden Tuzpazarı imamı Mustafa Efendi’den öğrenmiştir. Emir Sultan Camii imam vekili iken 1747’de ölmüştür. Sülüs ve nesihten de icâzet almıştır. Hem hattat ve hem nakkaş, ressam ve müzehhib idi (HH. 89,266; TH. 56). BK, II/297
İBRAHİM İstanbul’da, Koca Mustafa Paşa Camii müezzini idi. Şerife Hafîze adında küçük bir kızı velisinin izni olmaksızın Halil adında birisine nikâh ve tezvic eylemiştir. Bu akd caiz olmadığından feshedilmiş ve İbrahim, 1760’ta Bursa’ya teb’id ve nefy edilmiştir (BS. 1172/57). BK, II/298
İBRAHİM 1762’de vefat eden Abdullah oğlu Halil’in oğludur. Anası Müderris Abdizâde Saîd Efendi kızı Şerife Mol-la’dır (BS. 397/4). BK, II/298
İBRAHİM Eşkel köyündendir. Kardeşi Süleyman ile bedenlerinden yazacakları askerle 1773’te sefere memur edilmiştir (BS. 1186/21). BK, II/298
İBRAHİM Bursa’nın Toraklı köyünden Altun oğlu Mehmed Emin’in oğludur. Babasıyla beraber köylülere eza ve cefa eylediği şikâyet edildiğinden, 17.8.1775’te Bozcaadası’na nefy edilmiştir (BAZD. 3448). BK, II/298
İBRAHİM Kemahlıdır. İstanbul’da bedesten esnafındandır. 1823’te yedinde bulunan mübayaa akçesini derhal darphaneye teslimi emredilmiş iken vermeyerek memurlara itâle-i lisanda dahi bulunduğu haber verildiğinde, buldurularak tomruğa konmuş ve hapsedilmiş olduğundan çavuş mübaşeretiyle Bursa’ya nefy edilmiştir. BK, II/ 303
İBRAHİM İnegöllü Âşık’ın oğludur. Kendi hâlinde olmayıp hükûmet işlerinin geri kalmasına sebep olduğundan, 1835’te Gelibolu’ya nefy edilmiştir. BK, II/303
İBRAHİM Bk. Âzerî Çelebi.
İBRAHİM (Akbaş)
İBRAHİM (Akbaş) İstanbul’da, Eğrikapı dışarısındaki Cebecibaşı mahallesi ahâlisindendir. 1740 senesinde, Edirne Eğrikapı dâhilindeki Kariye, Çakırağa, Hacı Muhyiddin mahalleleri ahâlilerinden 13 zimmi mahkemeye müracaat ederek şu sözlerle şikâyette bulundular: “Zikrolunan kapılardan lâşeleri-miz zemine ilga için çıkardığımızda Akbaş İbrahim, ‘bana her lâşe için yir-mişer-otuzar para vermeyince zemine ilga ettirmem’ diye her lâşe için bi-gayri hakkın akçemizi alıp teaddî ediyor” dediklerinde İbrahim istintak olunmuş ve: “Kale derunundakilerden bir şey aldığım yoktur, ancak kale haricindeki reaya lâşelerinden bir miktar nesne almak vakıf tarafından memur Hacı İbrahim adındaki kimsenin vekili olduğumdan almaktayım” diye ikrar eylemiş ve elinde şer’î bir senedi olmayıp bu vechile reayaya şer’-i şerife mugayir olarak teaddî ve zulüm eylediği anlaşıldığından men’ olunup te’dîbe muhtaç olduğundan Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 1184/52). (Bunun gibi bir ahlâksız da Yahudilere musallat olmuştu. Arap İmam oğlu Mustafa adında birisi nasılsa müderris ve 1685 senesinde de Vize’ye kadı olmuştu, bu adama “Çifit İmamı” derlerdi. Bu ismi almasına se-
63 Bayram oğlu Hacı
İbrahim’in mimar tayin edilmesi ile ilgili sicil kaydı
bep; İstanbul’da Haliç’te Hasköy iskelesinde bekler ve çıkan Yahudi ölülerinin önüne geçerek: “Falan vakit şeha-det kelimesi getirmişti, Müslüman olarak ölmüştür, ben şehadet ederim, Müslüman mezarlığına gömeceğiz” diye cenazeyi durdurur, Yahudiler feryada başlarlar, başına üşüşürler, birkaç akçelerini alarak bırakır, başkasına intizar edermiş. Zalim, cahil ve ahlâksız, rezil bir adamdı. İstanbul’a Şam’dan gelmişti (ŞNZ. 559). BK, II/295
İBRAHİM (Derviş) Ramazan Baba zavi-yedarı ve mütevellisidir. Bektaşî halife-lerindendir. 1772’de ölmüştür. 14 sene babalık yapmıştır. BK, II/298
İBRAHİM (Derviş) Bursalıdır. Ali Efen-di’nin oğludur. Abdal Murad Zaviye-si’ne şeyh olmuş ve 12 sene sonra, 1867’de vefat eylemiştir. BK, II/304
İBRAHİM (Gürleli) Pazar köyünde oturmakta idi. 1794’te pehlivandı. BK, II/299
İBRAHİM (Hacı) Bayram’ın oğludur. Nâehil olan Bursa mimarı ve ehl-i hibresi Nasuh oğlu Pîrî’nin yerine mimar tayin edilmiştir. 1600’de eski mimarbaşı Davud Ağa’dan ve padişahın mimarbaşısı Ahmed Ağa’dan ehliyetnameleri vardır (BS. 351/105). Dört beş sene mimarlık yapmıştır (BS. 210/ 20). BK, II/286
İBRAHİM (Hacı) Hacı Mustafa’nın oğludur. 16.6.1603’te Bursa’da şehir kethüdası idi (BS. 204/134). BK, II/286
İBRAHİM (Hacı) Orhan mahallesinden Ahmed’in oğludur. Barutçudur. Bir barut kârhanesi yaptırmıştır. Karısı Züleyha ve kızları Teslime, Saliha, Ümmühânî’dir. 19.8.1695’te ölmüş, evinde 89.797 ve dükkânında da ayrıca 147.817 akçelik muhallefatı kalmıştır (BS. 369/45). BK, II/293
İBRAHİM (Hacı) Bursa zenginlerindendir. “Karanfilzâde” demekle meşhurdur. 1773’te yazacağı 100 askerle sefere iştiraki emredilmiş (BS. 1186/19), biraz sonra da pir ve malul olduğundan affolunmuştur (BS. 1186/24). BK, II/ 298
İBRAHİM (Hacı) Hudâvendigâr mütevellisidir. 1789’da bedeninden iki yüz nefer piyade askeri yazarak ve techiz ederek Sergerde Hasan Ağazâde Saîd ile birlikte Vidin seraskeri Hasan Paşa maiyyetine ilkbaharda yetişmesi, geç kaldığı veya noksan askerle vardığı takdirde hakkından gelineceği fermanla bildirilmiştir (BS. 308/10). BK, II/298
İBRAHİM (Hacı) Bağdadlı tabibdir. Tuzpazarı hanında kiracı olarak oturmakta ve hekimlik yapmakta idi. 1790 senesinde iki senedir hayat ve mematı meçhul kaldığından odası açılmıştır. Satılan eşyaları arasında tıptan teşrih kanunu, tıptan iki cilt büyük kitap, birçok tarih kitapları ve Farisî bir divan vardı (BS. 1205/24). BK, II/299
İBRAHİM (Hacı) Mihaliçlidir. “Kulaksız” diye şöhret almıştır. Çok zengin idi. 28.3.1803’te ölmüş ve muhallefatı sa-ye-i devlet-i aliyyede toplanmış olduğu bahanesiyle nukûd ve emval ve akar ve emlâk ve çiftliklerinin beyliğe zabtı için rikâb-ı hümayun kapıcıbaşılarından
eski lağımcıbaşı Derviş Hasan Ağa memur edilmiştir. BK, II/300
İBRAHİM (Hacı) Sunullahzâde’dir. BK, II/293
İBRAHİM (Hoca) Hoca Ali’nin oğludur. Saîdçukuru’ndan “Kervanbaşı” adıyla maruf tacirlerdendir. 1503’te Kazzaz-oğlu mahallesinde ölmüştür (BS. 19/ 97). BK, II/285
İBRAHİM (Hoca, Hacı) Hoca Arap Şah’ın oğludur. Karısı Nefise Hatun’dur. 1424’te Paşa Çelebi, Hoca Mustafa, Bâlî Çelebi adında üç oğlu vardı. BK, II/281
İBRAHİM (Mevlânâ Şeyh) Şeyh Kasım oğlu Şeyh Küçük’ün oğludur. 1573 senesinde Tayyib Hoca mahallesindeki Karaca Ahmed Zaviyesi’ni kendi parasıyla tamir ve termîm ettirmiştir. 1586’da ahâliden topladığı iane ile türbedeki kadınların ziyaret edecek çırak mahallini ve sakıflarını tamir ettirmiştir (BS. 140/57, 173/159). Oğlu, Erzâde Mehmed Efendi ile kızı Ayşe vardı. Yine Tayyib Hoca mahallesinde satın aldığı bir haneyi erkeklere mahsus bir zaviye eylemiş, tevliyet ve meşihatı, kendisine ve sonra evlâd-larına şart eylemiştir. Bu sicilde, Karaca Ahmed’in, Bursa’da medfun olduğu yazılıdır. BK, II/286
İBRAHİM (Peştemalcı Uzun) Bk. İdam.
İBRAHİM (Seyyid) Seyyid Hüseyin’in oğludur. 1571 senesinde “Parmaksız Emir” diye şöhret almıştır (BS. 112/ 243). BK, II/286
İBRAHİM (Seyyid) “Dumanoğlu” demekle şöhret almış Bursa zenginlerindendi. 1773’te bedeninden yazacağı askerle sefere memur edilmiştir (BS. 1186/ 21). BK, II/298
İBRAHİM (Sultan) Birinci Murad’ın oğludur. Küçük iken Edirne’de ölmüş
ve na’şı Bursa’ya nakil ile Osman Gazi türbesine gömülmüştür (SO. I/13; G. 38). BK, II/280
İBRAHİM AĞA “Hacıoğlu” demekle şöhret almıştı. 1743’te ölmüş ve Şehre-küstü mezarlığına gömülmüştür. BK, II/296
İBRAHİM AĞA Bursa eşrafından Hacı Ahmed oğlu Eyüb Ağa’nın oğludur (1765) (BS. 331/56, 389/79, 391/ 132). BK, II/297
İBRAHİM AĞA 1809’da Bursa’da âyân Hacı Ali Ağa tarafından on bin kantar peksimet pişirilmesi emredilmiş ise de Bursa ahâlisinin ittifaklarıyla Hacı Ali Ağa Bursa’da durmayıp İstanbul’a kaçmış olduğundan bu peksimetlerin tabhına Bursalı İbrahim Ağa memur edilmiş ve sonra Bursa peksimet ağalığı ihdas olunarak Bîcânzâde Ali Pa-şa’nın yeğeni silahşörlerden Ahmed Bey’e ihale edilmiştir (BABD. 8105). BK, II/301
İBRAHİM AĞA Hacı Ali’nin oğludur. Dolapçı esnafı kâhyası idi. Esnaf kendisinden hoşnut iken yine esnaftan Mehmed oğlu Ali hevâsına tâbî bazı müfsidlerin yardımıyla Bursa nâi-binden aldıkları müzevvir îlâm ile hi-lâf-ı inhâ, kâhyalığı kendi üzerine berat ettirip ve kendi hâlinde olmayıp esnafın her birini bir surette cezalandırmakta ve kırmakta olduğu gibi bazı vakitlerde de garazını yapmak için “işledikleri ipek fenadır” diye iftira ile kazançlarına mâni’ olmakta ve esnafı zarara sokmakta olduğundan tekrar İbrahim Ağa kâhya nasb edilmesi 1757’de emredilmiştir (BS. 391/139). BK, II/297
İBRAHİM AĞA (Hacı)
İBRAHİM AĞA (Hacı) Abdullah oğlu Hacı Ahmed Ağa’nın oğludur. “Altıntaşlı” demekle maruftu. 27.9.1753’te Bur-sa’da ölmüştür. Karısı Gülbeyaz’dır. Salih, Fatma, Hatice, Ümmühan adında
dört evlâdı ve birçok kıymetli ve nefis kitaplarıyla beş tüfenk, altı kılıç ve 1.377.674 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 389/23). BK, II/297
İBRAHİM AĞA (Hacı) “Kurşunluzâde” demekle meşhurdur. Bursa’nın zenginlerindendir. Çok nakdi olduğundan 1788’de seferin hitamında, tedricî surette cizyeden havale edilerek ödenmek üzere sekiz arkadaşıyla beraber 900 kese istikraz edilmesi için İznikli Ali Bey mübaşir tayin edilerek Bur-sa’ya gönderilmiştir. Hükûmet Nemçe ve Rusya ile harp etmekte olduğundan hissesine altmış bin kuruş isabet eylemiş ve bu da ödemiştir (BS. 308/1) (bk. İstikraz). 1789’da da kuvveti mertebesinde asker silahlandırarak Sergerde Hasan Ağazâde Saîd ile baraber Vidin seraskeri Hasan Paşa maiyyetine evvel-baharda yetişmesi, geç kaldığı veyahut noksan askerle vardığı takdirde idam edileceği fermanla kendisine bildirilmiştir (BS. 308/5-10). 1802’de Bursa’nın masrafını görmeye dört arkadaşıyla beraber memur edilmiştir (BS. 280/106). 1806’da ölmüştür. Oğulları Hacı Saîd, Hacı Halil, Hacı Mustafa, Mahmud’dan ibarettir. Mahmud, cariyeden olmuştur.
Hâcegândan yeniçeri kâtibi vekili Hafız Mustafa, padişaha verdiği bir takrirde (daha doğrusu bir jurnalde); İbrahim Ağa ölmeden evvel Mahmud’a on kese vasiyet eylediğini ve diğerlerine de onar kese altun vererek hacca yolladığını söylemiştir. Oğulları, babamız cümle emlâkini bina eylediği medreseye vakfedip ve vakfiyesini Haremeyn muhasebesine kayıt ettirdi diye iddia etmektedirler. Bursalıların âdeti bir caminin mihrabının bir tarafına bir mum koyarak ol muma külliyetli vakıf ihdas eylediklerini iddia ve bu suretle malını müsadereden kurtarmaktadırlar. Hacı İbrahim Ağa da iki köhne küçük evi satın alıp yıktırıp enkazıyla birkaç tahtalı küçük odalar bina ve içine bekçi koyarak ve diğer odalar
bomboş durduğu hâlde bunun adı da medrese olmuştur. İpek mizanı hanındaki odasında gayet sanatlı yapılmış demir sanduka muhallefat defterine boş diye yazılmış, gizlice yaptığım tecessüsde bu sanduka içerisinde üç yüz kese kadar altun olup yangından sonra Hacı İbrahim Ağa çıkarmak murad eylediğinde keseler çürümüş olmakla altunlar dağılmış olduğundan cümlesini odaya koyup dönmüş ve bu altunları babalarının ölümünden üç gün evvel Mizânî Hacı Ali’ye bin altın verilerek kandırılmış ve altunlar handan çıkarılarak yüz elli kesesi bir mahalle, küsuru da diğer iki mahalle konulduğu kadarı paşadan ve daha başka kimselerden toplamış ve Kapıcıbaşı Mehmed Bey’den soruldukta sahih olduğu söylenmiştir. Tahsili emrolun-duğu takdirde kolaylıkla elde edileceği ve bu mebaliğ faizcilikle kazanılmış olduğundan harp işlerine sarf olunursa belki Allah’ın inayetiyle Hacı İbrahim Ağa’nın günahlardan kurtulmasına sebep olacağı ihtimalden uzak olmadığı bildirilmiş ise de hükûmetçe, defterdeki muhallefatının yirmi bin kuruşu mukabilinde veresesine bırakılması emredilmiştir. Hacı İbrahim Ağa, Kuz-gunluk kabristanına gömülmüştür. BK, II/300
İBRAHİM AĞA (Hacı Halil) “Katırcıoğlu” demekle maruftur. Abdullah oğlu Ha-san’ın oğludur. 2.12.1862’de Habiboğlu mahallesinde ölmüştür. Karısı Abdullah kızı Emine Hatun’dur. Daha evvel ölen karısı Abdullah kızı Zekiye’den doğan Ahmed Muhtar (Gazi Ahmed Muhtar Paşa’dır. 1839 senesi İkinci-teşrin ayının ikisinde Bursa’da doğmuştur. Rus muharebelerinde ordu komutanı ve sonra da sadrazam olmuştur. Bk. Ahmed Muhtar Paşa) ve Mehmed Nafiz Mollalar ile boşadığı karısı Hasan kızı Ayşe’den doğan Ali Molla ve diğer boşadığı Hasan kızı Be-hiye’den doğan Mehmed ve diğer boşadığı karısı Abdullah kızı Ümmü-
gülsüm Hatun’dan doğan kızı Fethiye’yi mirasçı olarak bırakmıştır. BK, II/ 305
İBRAHİM BABA Ramazan Baba zavi-yedarı Halil Baba, gelip gidenlere ve hücrelerde oturanlara yemek vermediği gibi zaviyeye ait eşyaları ve bakır takımlarını ve hayvanlarını sattığından 1795’te azl olunarak yerine İbrahim Baba tayin edilmiştir. Gelip geçenlere it’âm-ı taâm ve zaviyenin harap mahallerini tamir ve termim etmek şartıyla da beratı verilmiştir (BAVD. 15121; BS. 312/10). BK, II/299
İBRAHİM BEY Ankaralıdır. “Katrancı-oğlu” adıyla anılan Musa Bey’in oğludur. 1513’te Bursa’da oturmakta idi. Daha ziyade “Karabey” derlerdi. BK, II/285
İBRAHİM BEY 1620 senesinde Bursa subaşısı idi. Ali Paşa mahallesinde, Parmaksız Mustafa Bey’in evinde oturuyordu. Mahalle ahâlisi mahkemeye 11.12.1620’de şikâyet ederek; “Gece ve gündüz evine fahişeleri getirip fısk üzeredir, daima kabahat yapmaktadır. Bir gün mahallede büyük bir fesad olması mukarrerdir. El-an meclis kurup işret etmektedirler” diye tazallum etmekle mahkemeden Mevlânâ Ahmed ile birçok bî-garaz Müslümanlar vardıklarında İbrahim Bey’in, Emine ve Ayşe adındaki iki fahişe ile meclis kurup işret etmekte oldukları görülmüştür (BS. 234/25). BK, II/288
İBRAHİM BEY Abdülgani’nin oğludur. Bursa’da 1627’den 1658 senesine kadar mimarbaşılık yapmıştır. Kendisi üstad ve hassa mimarlarındandır. 1658’de Mahmud Paşa Hanı’nı esaslı bir surette tamir eylemiştir (BS. 345/ 48). BK, II/291
İBRAHİM BEY (Halil)
İBRAHİM BEY (Başçı) Bk. Başçı İbrahim Bey.
İBRAHİM BEY (Halil) Orhan Gazi’nin oğludur. Anası Asporça Hatun’dur (İsmi Halil yazılmakta ise de doğrusu Halil İbrahim’dir. Bk. TOEM. sene 1, s.239; sene 2, s.436). Gemlik Körfe-zi’nde sandalla gezerken Foçalılar tarafından esir edildiği ve İstanbul İmparatoru vasıtasıyla birçok paralar verilerek kurtarıldığı ve İstanbul’a oğlunu almak için Orhan Gazi’nin Üsküdar’a geldiği ve merasimle Orhan Gazi’ye teslim edildiği (…) İskender Bey tarafından yazılan uzun bir makalede bildirilmiştir. İbrahim Bey, bu anası Aspor-ça Hatun’dan evvel ölmüştür. Bunun Sultan Mahmud ve Fatma Hatun isminde iki evlâdı olmuştur. Sultan Mahmud’un kızı Hanım Hatun, Çan-darlı Hayreddin Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın karısıydı.
İbrahim Bey’in vefatında Orhan Gazi üzerine cüz okuyan hafızlar için bayramlarda naharlık yeyip yedirmek için o vakit Kite kazasına bağlı olan Frengili, Narlı, Kapaklı, Burunhisar köyleriyle Eğrice köyündeki dört çiftlik mezraayı vakfeylemiş ve buna “Asporça Hatun oğlu oğluna ve kızı kızına mütevelli olalar” diye şart eylemiştir. Burunhisar köyü Kanunî Süleyman zamanında harap olup ahâlisi Gemlik’e taşınmıştır. (Başvekâlet Arşivi Anadolu Vilâyeti, 2.cilt, numara: 285, Tapu defterinden)
Hanım Hatun, Çandarlı İbrahim Pa-şa’nın karısı ve Çelebi Sultan Meh-med’in kızı Hafsa Hatun’un kocası Mahmud Çelebi’nin anasıdır.
Bu aileye ait şecere şöyledir:
Orhan Gazi (Asporça Hatun’dan)
BK, II/279
İBRAHİM BEY EFENDİ İvaz Paşazâde olup 1784’te üç ay şeyhulislâmlık yapmıştır. 11 sene evvel de 10 ay beş gün bu işte bulunmuştu (Bu İvaz Mehmed Paşa, Bursa’nın medar-ı iftiharı Hacı İvaz Paşa olmayıp I. Sultan Mahmud’un vezirlerinden Belgrad fatihi İvaz Paşa’dır). 1785 Birinciteşrin ayında çavuşlar emini Ahmed Ağa vedâatiyle Ankara’da oturmak üzere oraya vasıl olmuştur. Bir müddet Ankara’da menfâ olarak oturmuş ve menfâsı Bursa’ya tahvil edilmiş ve üç sene kadar da Bursa’da oturduktan sonra da III. Selim’in cülûsunda affolunmuş ve İstanbul’da, Aksaray civarındaki evinde, 17.4.1798’de ölmüş ve Bayezid Camii mezarlığına gömülmüştür. BK, II/303
İBRAHİM BEY EFENDİ
İBRAHİM ÇELEBİ Mehmed Çelebi’nin oğludur. 1479’da “Fotra Çelebisi” diye şöhret almıştı (BS. 3/116). BK, II/285
İBRAHİM ÇELEBİ Merhum Davud Çele-bi’nin oğlu Mustafa ve Mahmud Çelebilerin kardeşidir (1487) (BS. 7/80). BK, II/283
İBRAHİM ÇELEBİ Hamza Bey’in oğlu Halil Çelebi’nin oğludur. Amcası Mustafa Paşa’nın oğlu Mahmud Bey, İnegöl’ün Yenice ve Öyük köylerindeki hissesini 10.000 dirheme, 1508 tarihinde satmıştır (BS. 20/220). Kız kardeşi Hatice Hatun’un 1505 senesinde ölmesiyle tekmil emvali İbrahim Çele-bi’ye teslim edilmiştir (BS. 19/416). BK, II/285
İBRAHİM ÇELEBİ Sarraf Hoca Muslihud-din’in oğludur. 1513’te ölmüş; 174.429 akçe muhallefat bırakmıştır. Anası incici İvaz kızı Sittî Hatun’dur (BS. 24/41). BK, II/285
İBRAHİM ÇELEBİ Bahçeköy’den Şeyh Lutfî oğlu Mevlânâ Şeyh Abdurrah-man’ın oğludur ve Ahmed Çelebi’nin
kardeşidir. 1523’te Bursa’da şeyh idi (BS. 31/198). BK, 285
İBRAHİM ÇELEBİ Eymür Şah’ın oğludur. Atıcılar meydanı civarındaki Veysel Karanî Zaviyesi’nin şeyhidir. Üç akçe yevmiyesi vardır. Bundan ayda yirmi akçesi Hidayetullah oğlu Evhad Çele-bi’ye rızasıyla terk edildi (1564) (BS. 95/206). BK, II/286
İBRAHİM ÇELEBİ Hacı Derviş’in oğludur. 1655 senesinde Şeker Hoca mahallesinde ölmüştür. Oğlu İsmail, kızı Kâfiye, Havva ve karısı Hacı Hüseyin kızı Rabia kalmıştır. 1.667.591 akçelik muhallefatı ve pek çok kıymetli kitapları ve eşyası arasında pek çok gümüş leğen ve ibrikler, gülabdan, tas ve maşraba ve bıçak ve hançer ve kılınç ve fağfurî kahve fincanları vesair tabaklar kalmıştır (BS. 344/58). BK, II/291
İBRAHİM ÇELEBİ Şerbetçizâde’dir. Anadolulu yedi meşhur hat üstadı vardır ki, bunların yedincisi Mevlânâ İbrahim Çelebi’dir. Bursalıdır. Amasyalı Şeyh Hamdullah derecesinde ün almış, marifet ve hüner sahibi, inci gibi temiz yazı yazan bir hattattı (MH. 25). Ali Yetim, Bursa’da iken onun teşvikiyle sülüs ve neshe çalışıp 1484’te ondan icazet aldı. Muasırı olan Ahmed Karahisarî ile mektuplaşıp muâraza edip İstanbul’da görüştükten sonra ahbab oldular. 1525’te öldü, “Şerbetçizâde (932)” ibaresi vefat tarihidir (TH. 48). Sicill-i Osmânî ise (I/93) 1533’ten sonra öldüğünü yazıyor. Hat ve Hattâtân (s. 85)’da 1525’te vefat eylediğini, Türk, Arap ve Fars dillerine vâkıf olup şiirleri olduğu haber veriliyor. Kâmûsu’l-A’lâm (s. 2846)’da hattatların ve edîblerin meşhurlarından olup Bursalı olduğu yazılıdır. Vefat tarihinde ihtilâf varsa da birinci derecede hattat, alim ve şair olduğunda hepsi müttefiktir. Güldeste (s.444)’de Hacı Ali oğlu İbrahim Efen-di’den bahsediyor ki, bu zat yalnız Fa-
risî diline vâkıf olup 1686 senesinde ölmüştür; bizim bahsettiğimiz hattat ve şair İbrahim Efendi olması gerekir. BK, II/283
İBRAHİM ÇELEBİ Bursalı Halil Paşa’nın oğlu ve Koçi Bey’in kardeşidir. Babası Halil Paşa’nın Bursa’da vakıfları vardır (Çandarlılardan değildir). BK, II/283
İBRAHİM ÇELEBİ Cafer Paşa’nın oğlu Haşim Efendi’nin oğludur. Babası, 1758’de İsa Bey mahallesinde ölmüştür. Anası, Sunullah Efendi kızı Üm-mühânî Hatun’dur (BS. 1118/30). BK, II/296
İBRAHİM ÇELEBİ (Mevlânâ) Hâzık ve alim bir tabibdir. 1619’da, on beş akçe yevmiye ile Yıldırım Darüşşifası’na ikinci hekim olmuştur (BS. 187/203). BK, II/288
İBRAHİM ÇELEBİ (Mevlânâ Taceddin) Kasapzâde’dir. Babası Bursa’nın meşhur kasaplarından idi. Babası ihtiyarlayınca oğlu İbrahim’i yerine kasap yapmak istemiş ve o zamanın âdetince tekmil Bursa’daki kasap esnafına bir mesirede bir ziyafet çekerek oğlunun duası yapılarak kasaplar zümresine ilhakını rica eylemiştir. Bunlar da imtihan için bir koyun kesmesini teklif etmişler ve bu da kesmek üzere koyunu bir tenha mahalle çekip bir müddet sonra elleri kanlı olarak gelmiş ve; “Eman vermeyip boğazladık, lâkin kaçtı tutamadım. Gelin tutun!”, demesi üzerine görürler ki koyunun evvelâ kuyruğunu kesmiş ve can acısından koyun kaçmıştır. Kasaplığa liyâkatı olmadığı görülerek izin verilmemiştir. Fakat o devirde bir istihkak sorulmaz, muh-tesib tutmaz bir sanat lâzım geldiğinde -tahsillilerin tasvibiyle- ilim tahsiline idhal ederler. Şeyhulislâm Şeyhî Efen-di’den ders almış ve birçok medreselerde ve Yıldırım Medresesi’nde müderris olmuş ve Kayseri kadısı iken 1620 senesinde vefat eylemiştir. (G.
333, SO. I/99, ŞN. II/363). Budalalığı ile şöhret almış ahmaklardan idi (3.10.1620’den önce ölmüştür. Fıstık-lı’daki Emir Sultan fukarasına üç bin ve bu zaviyenin tamiri için bin ve Baba Zakir Mescidi imamına bin ve Çoban Bey mahallesi avârızına ve sair mahalle vakıf akçe bırakmıştır) (BS. 234/15). BK, II/288
İBRAHİM DEDE Bk. İbrahim Haydar Dede
İBRAHİM EFENDİ Bursalıdır. İstanbul’da sipah kalemi kâtiplerinden “Kara İbrahim Efendi” diye meşhurdur. Sülüs ve nesih yazılarını yoluyla hattat Namık Efendi’den öğrenmiş, icazet almış ve güzel bir hattat olmuştu. Nakşibendî tarikatından Tokatlı Mehmed Emin Hoca’ya intisab etmiş ise de sonra tarikata muhalif ve taklitçi kimselerle ülfet etmiştir (TH. 57). BK, II/306
İBRAHİM EFENDİ
İBRAHİM EFENDİ İzniklidir. Ali Bey-zâde’dir. Müderris, sonra Şam kadısı olmuş ve tekaüd olarak İznik’te, dedelerinin vakıflarının ziyadeleriyle geçinmekte iken arkadaşlarını ziyaret için İstanbul’a gitmiş ve hastalanarak 1618 Ağustosunda ölmüştür. Temiz, vakarlı, edepli, sabırlı, ibadeti sever, çok doğru bir zat idi. Sesi gür ve şiddetli olduğundan “Derbendî Davudlu” diye şöhret almıştı. İki defa Şam mollası olmuş, 1606’daki Canbolat vakasında bunlar ile Şam askeri arasında çıkan münazaada sulhu iade ve fitneyi teskin eylemiştir. (ŞN. II/355; SO. I/99; KA. 535). Çandarlı sülâlesinden damat Mahmud Bey’in oğlu Ali Bey’in oğludur. Sa’dî ve Hüsrev Çelebilerin kardeşidir. Abdurrahman Bey’in babasıdır. BK, II/287
İBRAHİM EFENDİ Bursalıdır. Menteşzâ-delerin en küçükleridir. Tahsil-i ilimden sonra müderris ve Manisa müftüsü ve Eyüb kadısı olmuş ise de kabul etmediğinden tekrar müderris olmuştur.
1625’te ölmüştür. Menteşzâde ailesine mensup olduğundan daima büyük memuriyetlere tayinini ister, hayal ve olmayacak işler peşinde koşardı. (ŞNZ. II/457). Fazıl müderrislerdendi (SO. I/100). BK, II/289
İBRAHİM EFENDİ Bursalıdır. Hüseyin Efendi’nin oğludur. Kütahya kadısı iken 21.7.1629’da ölmüştür. Karısı Ceyhun, oğulları Abdullah, Abdülkadir Çelebi, kızları Ayşe, Emetullah ve Safiye Hatunlar ile birçok kıymetli kitapları ve 274.820 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 240/73). BK, II/289
İBRAHİM EFENDİ Bursalıdır. Memikzâde Mustafa Efendi mülâzımıdır. Müderris ve Kite kadısı oldu. 1647 Nisanında vefat edip Emir Sultan’ın batı kapısı karşısında defnedildi. Edîb, vakarlı, alim ve herkesin sevgisini kazanmış bir zattır. “Girihgîrzâde” demekle maruftur. BK, II/290
İBRAHİM EFENDİ On beş akçe vazife ile Yıldırım Darüşşifası’nda ikinci hekim idi. İstanbul’a gidince bir akçe yevmiye ile Mustafa oğlu Hacı Hasan’ı kaymakam nasb eylemiştir. Altı ay kadar hizmetini yaptığından yerine Mevlânâ Mehmed Nakşî tayin edilmiştir (1647) (BS. 269/21,52). BK, II/290
İBRAHİM EFENDİ Menteşzâde Hacı Ömer’in oğludur. Süzenkefen mahallesinde doğmuş ve müderrislik ile ömrünü geçirmiştir. 1667’de ölmüş, Pı-narbaşı’nda Mevlevîhane karşısında defnedilmiştir. Alim, fazıl ve akranına faik idi (G. 376). BK, II/292
İBRAHİM EFENDİ “Arnavut İbrahim Efendi” demekle maruftur. Menteşzâde Mahmud Efendi damadıdır. İlk zamanlarında müteferrikadan olup büyüklerle görüşe görüşe gafletten uyanarak okumaya başlamış ve ilme talib olarak tahsil eylemiş ve müderris olmuştu. Bir müddet Bursa ipek mizanı nâibi ve
Mahkeme-i Suğrâ’da nâib olmuştu. Tekrar müderrisliğe sülûk etmiş, 1669’da ölmüş ve Menteşzâdeler yanına gömülmüştür. Karısı, Mahmud Efendi kızı Fatma Hatun’dur. İbrahim Paşa mahallesinde sakindi (BS. 296/81; G. 370). BK, II/292
İBRAHİM EFENDİ “Sirkezâde” demekle meşhurdur. Hüsam oğlu Ahmed’in oğlu Abdurrahman’ın oğludur. Evkaf kâtipliğinde, müderrisliklerde ve birçok kadılıklarda bulunmuş, 18.11.1681’de Pazartesi gecesi vefat etmiş ve Hisar’da Orhan Türbesi karşısındaki Manastır Mektebi’ne defnolunmuştur. Tarih söylemekte emsalsiz idi. İki telîfi vardır. Alim ve şairdi. Evi de Manastır mahallesinde idi. Orada vefat eylemiştir. Karısı Rukiye Hatun’dur. Kardeşi Mehmed Çelebi kızı Ümmühânî mirasçısıdır. Gayet kıymetli kitapları vardır. 16.028 kuruş muhallefatı vardı (BS. 357/27). Hisar’daki mektebi de kendisi yaptırmıştır (G. 384; SO. I/108; OM. I/324). BK, II/293
İBRAHİM EFENDİ Esirî Mehmed Efen-di’nin etbaındandır. Müderris iken, 11.6.1684, Cumartesi gecesi ölmüş ve Umur Bey Camii haziresine gömülmüştür (G. 398). BK, II/293
İBRAHİM EFENDİ Şerbetîzâde Hacı Ali Efendi’nin oğludur. Tahsil-i ilim eylemiş, Farisî diline vakıf, müdekkik bir zat idi. 13.12.1686’da ölmüş ve Pınar-başı’na defnedilmiştir (G. 444). BK, II/293
İBRAHİM EFENDİ Bursa’da doğmuştur. Sarıcazâde’dir. Tahsilden sonra Ulu-cami’ye hatib vekili olmuş ve sesi gayet güzel ve mûsıkî usüllerine de vâkıf olduğundan Bursa’da çok rağbet görmüştür. Her toplantıda davudî ve gür sesiyle mevlid ve Muhammediye okurdu. 1709’da vefat etmiş ve Deveciler mezarlığına gömülmüştür. İsmail Hakkı Hazretleri vefatına şu tarihi söyle-
miştir: “Sarıcazâde Efendi sararıp soldu vah.” BK, II/294
İBRAHİM EFENDİ Ulemadan Şeyhulislâm Feyzullah Efendi’nin dördüncü oğludur. Birinci Sultan Mahmud’un şehzâ-deliğinde Hoca Seydî (Şehzâde Hocası) diye şöhret aldı. Müderris ve kazasker olduktan sonra 13 Rebiulevvel 1114 hicrî ve 8.8.1702 milâdî tarihine tesadüf eden Cuma gecesi çıkan Edirne vakası üzerine İstanbul’da, Yedikule’de hapis ve sonra da Narlıkapı’dan gemiye kardeşiyle bindirilerek Kıbrıs’a nefy olundu. Sadrazam Amcazâde Hüseyin Paşa’nın damadı idi. Menfâsı Bursa’ya çevrildi. 1709 senesi Birinciteşrin sonlarında Çekirge’de vefat etmiş ve Yoğurtlu Baba Zaviyesi önündeki Mevlûdî Süleyman Çelebi kabrine yakın bir yere gömülmüştür. Vakarlı ve alim bir zat idi (G. 418). BK, II/294
İBRAHİM EFENDİ Alimlerden Seyfullah Efendi’nin oğludur. “Seyfizâde” diye şöhret aldı. Müderrislik, Selanik ve Şam’da kadılık yaptı. 1704 vakasında Bursa’ya sürüldü. 30.1.1711 gecesi ansızın Şeker Hoca mahallesinde öldü. Pınarbaşı’nda, Hocazâde Mesud Efen-di’ye yakın bir yere gömüldü. Hâlden anlar, gönlü saf, itikadı temiz ve iyi ahlâklı idi (G. 420; SO. I/117). Babasına “Seyfullah et-Tennûrî Efendi” derlerdi. İbrahim Efendi 1703’te İstanbul’da nakibü’l-eşraf olmuştu. Tarih ve edebiyata çok meraklı idi. Birçok kitapları kalmıştır. Abdurrahman, Ahmed, Mehmed Çelebi adında üç oğlu vardı (BS. 371/91). BK, II/294
İBRAHİM EFENDİ Fenarîzâdelerdendir. Bursalıdır. Müderris ve sâdâta nakib kaymakamı iken 1719 Temmuzunda vefat eylemiş ve Molla Fenarî yakınına gömülmüştür. Ahlâkı güzel, iyi yaratılmış ve temiz tavrıyla akranlarından mümtaz bir zat idi (G. 434). BK, II/294
İBRAHİM EFENDİ Bursalıdır. Karababa-zâde’dir. Nakşibendî ulemasındandır. Akaidden iki risalesi ve Nakşibendîliğe Sülûk adında bir eseri ve usül ve fezâil-i zikre ait de bir telîfi vardır. Şeyh Murad Efendi Bursa’da iken icazet almıştı. 1722’de vefat eylemiş, Zeynî-ler’e defnolunmuştur. Kâmil ve mükemmel bir zat idi (OM. I/149). BK, II/295
İBRAHİM EFENDİ
İBRAHİM EFENDİ Bursalıdır. Kürdzâde Mehmed oğlu Mustafa oğludur. Hattat Hafız Osman’dan icazetlidir. Sülüs ve nesih yazanlardan, celî ve hafîde yed-i tûlâ sahibi idi. Orhan Camii’nin hatibi ve Ulucami’nin imamı idi. 9.6.1733’te Şeker Hoca mahallesinde vefat etmiş ve Deveciler mezarlığında Sarban Şeyh Mahmud dairesinde defnolunmuştur. Mevâlîden Talib Efendi’nin kardeşidir. Hezarfen Mehmed Efendi’nin üstadıdır (HH. 143,89; TH. 42). Vefatında karısı Ömer kızı Hatice ile Kumru ve Emine adında iki kızı kalmıştır. Muhallefatı arasında birçok kıymetli kitaplar arasında dört tane tıbba ait Türkçe kitap çıkmıştır. 122.418 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 375/24). BK, II/295
İBRAHİM EFENDİ Cafer Paşa’nın oğlu Ebu Mealî Efendi’nin oğludur. Anası, Abdullah kızı Şah Hatun’dur. Karısı, Çalık Mustafa Ağa’nın kızı Elmas Ha-tun’dur. 1686’da Şeyhulislâm Ali Efendi, Üftade Camii’ne 800 şerifî altın vakfeylemiş ve bunu mütevelli tayin eylemişti (BS. 363/8). 1735’te ölen Müderris Mehmed Efendi, oğlu idi. Mehmed Çelebi, Mustafa, Ahmed, Paşa, Cafer Çelebi adlarında kardeşleri vardı (BS. 379/8, 323/20). BK, II/296
İBRAHİM EFENDİ Şeyhzâde damadıdır. Müderris ve Bursa kadısı oldu. 1752’de Medine mollası olup orada ölmüştür (SO. I/129). BK, II/297
İBRAHİM EFENDİ Vânîzâde Seyyid
Hüseyin Efendi oğlu Mehmed Reşid
Efendi’nin oğludur. 27.5.1753’te Veli Şemseddin mahallesinde ölmüştür. Karısı Seyyid Mehmed Emin Efendi kızı Şerife Naile Molla Hanım ve anası Ömer Efendi kızı Hatice Hatun’du. Mehmed Reşid Molla adında bir oğlu vardı. Ölümünde 342.240 akçe muhal-lefatı kaldı (BS. 389/14). BK, II/297
İBRAHİM EFENDİ Üçkozlar şeyhi Abdi Efendi’nin küçük oğludur. Babasının yerine, 1761’de ölen büyük biraderi Abdurrahman Efendi ile müştereken şeyh olmuştur. 1799’da ölmüştür. İnzivayı sever ve yiğitbaşı ayinini icra ederdi. Kısa boylu, uzun sakallı, yuvarlak çehreli nuranî bir şeyhti. İbadeti severdi. Terbiyeli idi ve dünya heveslerinden ictinab ederdi. Narlı şeyhi Sadreddin şeyhlik vermiş ve aynı zamanda kendisine damat edinmişti. Ölümünden birkaç gün sonra da karısı ölmüştür. BK, II/299
İBRAHİM EFENDİ Açıkgöz Bektaşî babalarından birisi, padişaha bir arz gönderip; Memalik-i Osmaniye’de isimlerine baba, dede, sultan, abdal, derviş kelimeleri izafe edilenlerin cümlesi Bektaşî tarikatına mensup olduklarından Kırşehir’deki Hacı Bektaş Veli Âsitâ-nesi şeyhinin arzı olmaksızın bu sıfatları taşıyan vakıflardan hiçbir cihetin tevcih edilmemesi hakkında bir emir istihsan eylemiş ve bu emre istinaden ne kadar böyle adları taşıyan yerler varsa da cümlesini zapt eylemiştir. Bursa’da Abdal Murad, Abdal Musa ve Abdal Mehmed zaviyeleriyle Muradiye’deki Bahri Baba Zaviyesi’ni de zapt eylemişlerdir. Bursalı Şeyh İbrahim Efendi, Bahri Baba Zaviyesi’nin, Bektaşî tekkesi olmayıp Halvetî tekkesi olduğunu uğraşarak anlatmaya ve ispat eylemeye muvaffak olmuş ve tekkeyi Bektaşîlerden temizleyerek kendisi şeyh olmuştur. 1814’te evlâdsız öldüğünden türbeye gömülmüştür. BK, II/ 301
İBRAHİM EFENDİ Uşaklıdır. Bursa müfettişi iken 1892’de Bursa’da ölmüştür. BK, II/304
İBRAHİM EFENDİ Değirmencizâde’dir. Tâlik yazısında çok mahirdi. Meşhur Zeki Dede’nin şakirdidir. 26 İkinci-kânun 1891 tarihli ve 52 numaralı Nilüfer gazetesine göre; Ertuğrul sancağında, hükûmet civarında yeniden inşa edilen Hamidiye Camii’nin kitabesini yazmıştır. 1901’de İstanbul’da ölmüştür. Hattatlardandır. BK, II/304
İBRAHİM EFENDİ (Hacı) Külahçızâde’dir. Alim müderrislerden olup aynı zamanda kurrâ hafızlardan ve sulehâdan idi. 1889 Martında, altı zata, Fincancızâde Salih Efendi dâhil, icazetnameleri Ulucami’de merasimle verildi. Fazıllardan Hoca Tahir Efendizâde Saîd Efendi tarafından icazetnameler okundu. BK, II/304
İBRAHİM EFENDİ (Kavanos) Müderris olup 1680’de vefat eylemiş ve Pınarba-şı’nda Kalenderhane’nin üst tarafına gömülmüştür. Fenn-i sakk, mahkemeden verilen îlâm ve hüsn-i hatta ve yazı yazmak ilminde, yani kitabette emsalsizdir. Bab mahkemesinde istihdam edilmiştir (G. 380). BK, II/293
İBRAHİM EFENDİ (Kutub) Üftade Hazretlerinin oğlu Mustafa Efendi’nin oğludur. Babasının 1608 senesinde vefatı üzerine Üftade Tekkesi’ne şeyh olmuş ve 1678’de vefat eylemiştir. Vasiyeti üzerine türbenin dışarısına gömülmüştür. Alim, fazıl, eli açık, gelip geçenlere kapısı ve sofrası açık, fukara ve seyyahlara nimeti mebzûl idi. Birçok ulemadan ve Üsküdar’daki Aziz Mahmud Hüdâî’den ders aldıktan sonra Bur-sa’ya gelmiştir. Kendisi şairdi. Ölmeden evvel yaptığı bir vasiyette, Hacı Ruşen Halife oğlu Mehmed Efendi’nin vefatından sonra şeyh olmasını, 440 kitabının satılmasını ve hasılını ceddinin bina eylediği cami-i şerifin imam,
hatib ve müezzin ve kayyumlarına vakıf akçe olmak üzere bıraktığını bildirmiştir. Nazenin ve Küşade adındaki iki cariyesini de âzad eylemiştir. (BS. 32/3; G. 112). Kız kardeşi Ayşe Hatun 1631’de berhayat idi. BK, II/292
İBRAHİM EFENDİ (Mevlânâ) Veli Şem-seddin mahallesinde hatiblerdendir. Avnullah’ın oğludur. Ali Paşa vakıflarının meşrutiyet üzere mütevellisi ve nazırı ve Bursa hakimi Azmizâde Mustafa Efendi marifeti ve ehl-i vukufları ittifakı ile harap ve yıkılmaya mail olan Ali Paşa Hamam binası ve arsası senede 28 akçe takdir olunup hakimin izniyle İbrahim Efendi’ye satılmıştır. Dört kubbeli ve keçehane tabir olunan elli zira’ miktarı kemeri müştemil olan bu yeri tamir ve zaviye hâline koyarak içerisine mihrap yaptırmış olduğu bu hamamın binasını cümle hududu ve her bir hukukuyla vakıf ve hapis eyletip; Bağdad’da âsude Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin tarikatına intisab eden fukara için Tosya’daki zaviyenin şeyhi İsmail Efendi ile hulefasından Bursa’ya gönderdiği Ramazanoğlu Şeyh Ahmed Efendi’ye meşrut olup Şeyh Ahmed Efendi istediği gibi tasarruf edip tarikat usüllerini icra ve İsmail Efendi hulefası ve kendi tarikatı munkarız olursa Kadirî tarikatından beş vakit namaza devam ve cemaate evrad ve zikir üzere olan ahâli-i sülû-kun müstehakkına ve eğer bu tarikat erbabından bir fert bulunmazsa Halve-tî tarikatından hakimin marifetiyle münasib görülen ve şeyhliğe münasib olan şeyhlere verilmesini şart eylediği ve Atıcılar’da dut bahçesini dahi bu tekkeye vakfeylediği, 1629’da sicile kaydolunmuştur (BS. 244/1). BK, II/ 289
İBRAHİM EFENDİ (Seyyid) Zübab (Sinek) Ahmed Efendi’nin oğludur. “Sinekzâde” demekle meşhurdur. Bursa mahkemesine kâtip ve nâib olduktan sonra Artukabad, Lefke ve Sapanca
kadılıklarında bulunmuş, 1701’de ölmüştür. Deveciler mezarlığına defne-dilmiştir. “Fakrî” mahlasıyla bazı şiirleri vardır. İyi bir kâtipti (G. 444). BK, II/294
İBRAHİM EFENDİ (Seyyid) Kadılardandır. Bursalıdır. Hamza Paşa’nın divan kâtibi iken vefat eden birisinin karısı olan Ayşe’yi nikâh edip almış ise de bir müddet sonra kadının 2.500 kuruşluk malını alarak Bursa’ya firar eylediğinden tutularak İstanbul’a gönderilmesi, 1773 senesi Nisanında emredilmiştir (BS. 1186/16). BK, II/298
İBRAHİM EFENDİ (Şeyh)
İBRAHİM EFENDİ (Şeyh) Şeyh Abdurrahman Efendi’nin oğludur. Kardeşi Ahmed Efendi’nin vefatında, 1528’de Emir Sultan’a şeyh olmuştur. Hazret-i Emir’in 7. halifesidir. Orta boylu, bölme sakallı, cezbe sahibi idi. Ekseriya yanına gelenlere çok yemek yemekten ve herkesle ihtilat etmekten men’ için nasihatlerde ve tehdidlerde bulunurdu. Sohbeti tatlı, ahlâkı güzel, fukara ve sulehâya yardımı sever ve eli açık bir zat idi. Hicaz’a gidip gelmiş ve 1537’de ölmüştür. Emir Sultan Camii’nin batı tarafına defnedilmiştir. Edîb, lebîb, necîb ve gönlü şen bir zat idi. Halkı daima ibadete teşvik ederdi (G. 87). BK, II/285
İBRAHİM EFENDİ (Şeyh) Kastamonuludur. “Yahni Kapan” adıyla meşhurdur. Bu sülâlenin ceddidir. Bursa’ya gelerek Veli Şemseddin mahallesinde imam ve bazı camilerde vaiz ve Hudâvendigâr Camii’nde hatib iken 1632’de ölmüş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. Alim ve herkes tarafından sevilen bir zat idi (G. 201). BK, II/290
İBRAHİM EFENDİ (Şeyh) Nakşibendî tarikatından Urmiye şeyhi Mahmud Efendi hulefasındandır. Dördüncü Murad, Diyarbakır’da birkaç gün kaldığında, şeyhin ahbab ve dervişlerinin çokluğundan kuşkulanarak şeyhi idam
ettirmiş ve bu sırada halifelerinden olan İbrahim Efendi de Bursa’ya hicret eylemiştir. Bir müddet dua, ibadet ve zikirle meşgul olmuş, 1650’de vefat etmiş ve Pınarbaşı’na defnedilmiştir. Mücahit, riyazat ile vakit geçirir, ahlâklı bir zat idi (G. 169). BK, II/291
İBRAHİM EFENDİ (Şeyh) Emir Sultan şeyhi Mustafa Efendi’nin oğludur. Babasının vefatı üzerine 13. olarak Emir Sultan’a şeyh olmuştur. 1667’de İstanbul’dan Bursa’ya gelen mûsıkîşi-naslardan Hafız Çelebi, Bursa kadısı Çeşmîzâde Mehmed Salih Efendi’ye, misafir olup Çamlıca’da yapılan bir ziyafete Bursa âyân ve eşrafıyla birlikte gitmiş ise de sohbet ve nefhaları dinlerken İbrahim Efendi’nin hayvanı ürkerek etrafına zarar vermeye başlamıştır. İbrahim Efendi fırlayarak hemen ata binmiş ise de zabta muvaffak olamayarak bir ağaca çarpmış ve şeyhin vücudu ezilerek vefat eylemiştir. Pek genç olmakla beraber gayetle vakur ve pîrâne tavırlı olup talebelerini talime ve müracaat eden dervişleri irşada kudretli bir zat idi. Epey müddet yatakta yatmış idi. Yerine küçük yaşta bulunan oğlu Mehmed Salih Efendi cülûs etmiştir. Selâmî şeyhi Ali Efendi kâimmakam nasb olunmuştur (G. 93). BK, II/291
İBRAHİM EFENDİ (Şeyh) Hüsameddin Tekkesi şeyhi Aziz Efendi’nin büyük oğludur. 1764’te babasının ölümü üzerine küçük kardeşi Mustafa Efendi ile birlikte tekkeye şeyh olmuştur. Kardeşinin 1806’da vefatı üzerine müsta-kilen şeyh olmuş, 1817’de kendisi de ölmüştür. BK, II/302
İBRAHİM EFENDİ (Şeyh Hacı) 1844’te Seyyid Usûl şeyhi Emin Efendi evlâdsız öldüğünden bu zat da otuz kırk sene kadar Kadirî tarikatına hizmet eylediğinden şeyhliğe tayin edilmiştir. Çok ihtiyar olduğundan “Dede” denmeye başlanmış, 1849’da vefat etmiş ve
Seyyid Usûl Türbesi’ne defnedilmiştir. BK, II/303
İBRAHİM EFENDİ (Topal) Bursalıdır. Anadan doğma topaldır. İshak Hocası Ahmed Efendi’den ders görmüştür. Fıkıhda emsaline faikti. Ulucami’de talebesine ders verirdi. Kanaatkâr bir ömür geçirmiş, 1688’de ölmüş, Pınar-başı’na gömülmüştür (G. 442). BK, II/293
İBRAHİM HAYDAR DEDE Yunus Efendi halifesi Karakâdî Tekkesi’ndeki Muharrem Dede’ye intisab ve bunun vefatıyla Yunus Efendi’nin diğer halifesi Raşid Efendi’den tarikatı tekmil eylemiş ve Şible’de açtığı tekkede Cuma ve Pazarları ibadet ve ayine başlamıştır. 8 Birinciteşrin 1911 Pazar günü vefat etmiş ve zaviyesine gömülmüştür. Okuyup yazması yok ise de tarikat usüllerine vâkıf mütevazi ve halim bir adamdı. BK, II/304
İBRAHİM HAYDAR DEDE ZAVİYESİ Şeyh Şible mahallesindeki evini 20 Mayıs 1891’de vakfederek Kadirî ve Sa’dî Tekkesi ittihaz eylemiş ve bunların ayinlerinin icrasına başlamıştır. BK, II/304
İBRAHİM İSMET EFENDİ Raif İsmail Paşazâde’dir. İstanbul kadısı iken Şeyhulislâm Dürrîzâde Mehmed Arif Efendi’nin işaret-i aliyyesiyle 1793 senesi Eylülünde Bursa’ya nefy edilmiş ve Çavuş mübaşeretiyle Bursa’ya vasıl olmuştur (BS. 286/81). Bu zat Kesri-yeli Ahmed Paşa’nın hafididir. 28.3. 1807’de İstanbul’da ölmüş ve Nuh kuyusundaki kabristana gömülmüştür. Alim, fazıl, fasih, şair ve üç lisanda şiir inşasına muktedir kıymetli bir zat idi (SO. III/472). Bursa’daki menfâ hayatı az sürmüştür. BK, II/299
İBRAHİM PAŞA Çandarlı Hayreddin Paşa’nın oğludur. Müderris iken Yıldı-rım’la birlikte harbe gitmiştir. Timur
vakasından sonra 1411’de, Musa Çelebi, biraderi Emir Süleyman’a galip gelerek padişah olmakla Bizans imparatorundan mal tahsiline memur olmuş ve bu vazifeyi yapmıştır. Bursa’ya gelerek Çelebi Sultan Mehmed’e tâbî olunca sadaret verilmiş ve ölünceye kadar bu makamda kalmıştır. On beş sene sadarette kaldıktan sonra Edirne’de vefat eylemiş ve cenazesi İznik’e getirilerek oradaki türbesine defnedilmiştir. Akıllı, iradeli ve adil bir vezir idi. Ecdadının elindeki şecerede Şeyh Ede-bali’nin kızı İsfahanşah Hatun, nam-ı diğer Hanım Hatun’la evlendiğini yazıyorsa da Bursa Sicilleri bunun Orhan Gazi’nin oğlu İbrahim Bey’in oğlu Sultan Mahmud’un kızı Hanım Hatun ile müteehhil olduğunu yazmaktadır ki en doğrusu da budur (BS. 3/245). İbrahim Paşa’nın Ayşe Hatun, Fatma Hatun adında iki kızı ile Mehmed Çelebi, Mahmud Çelebi, Halil Paşa adında üç oğlu vardır (Fatih’in İstanbul’da idam ettirdiği Sadrazam Halil Paşa’dır). H.832 tarihine tesadüf eden 1428’de büyük bir taun hastalığı olmuş ve Osmanlı hükûmetinin birçok büyük adamlarını alıp götürmüştü. Bursa’da adıyla anılan Çifte Hamamı, camisi ve mektebi vardır. Bursa kadılarının icrayı hüküm ve adalet dağıttıkları Büyük Mahkeme bu mahalde idi. BK, II/280
İBRAHİM PAŞA Çandarlı sülâlesinden Halil Paşa’nın oğludur. Babası’nın, İstanbul’un fethinden sonra Fatih tarafından idam edilmesi üzerine bunun yüzünden oğlu da menkub olmuştur. Tahsil-i ilim etmişken bir medreseye müderris olamamış ve Yıldırım evkafına bin müşkilât ile mütevelli olabilmiş ise de Bursa kadısı istihkakı olmadığından bahsederek azletmiştir. En ufak bir ihtisab işine tenezzül ettiği hâlde düşmanları deli olduğundan bahsederek Bursa timarhanesine attırmışlar-dır. Bu belalardan kurtulup Zeynî şeyhlerinden Hacı Halife’nin işaret ve irşadıyla padişaha arzıhâl verip Amasya
kadılığına tayin olunmuş ve orada, o vakit vali bulunan Şeyhzâde Bayezid’in teveccühünü ve iltifatını kazanmıştı. Bayezid, padişah olunca İstanbul’a getirmiş, Rumeli kazaskeri yapmış ve 1497’de Hersekzâde Ahmed Paşa yerine sadrazam olmuştur. İki sene sonra İnebahtı seferine giderken 1499’da vefat eylemiştir. Alim ve fazıl, fukarayı sever ve besler, her gün konağında 600 fakire yemek verilirdi. Vefatında 8.000 akçeden başka bir şey çıkmamıştır. Kin ve garazdan tamamıyla ârî idi. Kendisini birçok felâketlere uğratmış olan Bursa kadısı Mevlânâ Kirmastî tebrik için konağına gittiği zaman fevkalâde ikram ve iltifat eylemiştir. İstanbul’da Uzunçarşı’nın altbaşındaki İbrahim Paşa Camii’ni ve mektebini ve çeşmeyi 1478’de bina eylemiş ve Saraçhane başındaki bu gün bile mamur olan İbrahim Paşa Hamamı’nı buraya vakfeylemiştir (KA. 554). Meşhur Karaca Bey’in kızı Hundî Hatun’un kocasıdır. İnebahtı’ya defnolunmuştur. Bir müddet Sultan Ahmed’in lalalığında bulunmuştur (SO. I/92). BK, II/284
İBRAHİM PAŞA
İBRAHİM PAŞA Anadolu beylerbeyi ve arpalık suretiyle Bursa Hudâvendigâr sancağı mutasarrıfıdır. 1650’de Abaza Hasan’ın üzerine memur edilmiş ve sancağın zuamâ ve erbâb-ı timarının ilhakı emredilmiştir. Verilen emirde; “Cümle zuâma ve timar sahipleri ve çeribaşı ve çeri sürücüleri ve mîr-i mîrân çavuşu ve kâtiplerini evlerinden çıkarıp alaybeyleri ile İbrahim Paşa’nın yanına varıp hizmetinde bulunmaları ve alaybeyi dahi bir an tevakkuf etmeyip cümlesini müretteb ve mükemmel silahlarıyla kaldırıp İbrahim Paşa’dan gelen mektupta nerede mülâki olması işaret edilmişse iki konağı bir etmek üzere varıp ve mülaki olup hizmetinde bulunması ve ‘timar sahiplerini devşirmedim, kalkamadılar’ diye taallül ederek geç varılırsa alaybeyine eman verilmeyip hakkından gelinmesi ve liva dâhilindeki kadıların dahi her birisinin hükû-
meti dâhilinde bir fert bulunursa azl ve hakaret olunmaları mukarrerdir” denilmektedir (BS. 329/77). BK, II/290
İBRAHİM PAŞA Niğde’de birkaç sene oturduktan sonra İstanbul’a gelirken Bursa’da ikameti emredilmiş ve müteakiben de vezirliği ihsan olunarak orduya memuriyeti 1789’da emredilmiş ve kendisi de Bursa’dan memnunen orduya gitmiştir. BK, II/299
İBRAHİM PAŞA (Pehlivan, Baba Paşa) Zamanının en cesurlarından olup muharebelerde kahramanlıkları görüldüğünden kapıcıbaşı ve sonra da mîr-i mîrân olmuştur. 1809’da vezirlik verilerek Rakka valisi oldu. 19.6.1810’da Hacıoğlu muharebesinde Rusya’ya esir oldu. 1813 Kânunisânîde esaretten kurtularak Sivas ve sonra Erzurum valisi, 1815’te Rakka ve sonra Diyarbakır valisi oldu. 1816 senesi İkinci-teşrin nihayetlerinde azledildi. Vezirliği alındı ve Bursa’da ikamete memur edildi. Bir mübaşirle nezaret altında Bursa’ya getirildi ve oturup padişaha dua etmesi tenbih edildi (BS. 1272/32).
28.12.1816’da, kendisine ve Bursa kadısına hitaben yazılan bir fermanda; “Erzurum valisi iken kâhyası olup katl olunan kapıcıbaşı Eyüb Bey’in Erzurum’dan zuhur eden terekesi 23.864 kuruş müteferrik borcu 28.028 kuruşa baliğ olup terekesi ashab-ı düyununu irza ve iskat şartıyla veresesine terk olunmuş ise de Eyüb Bey de, külliyetli alacağım vardı, o külliyetli malını asıl vatanı olan Eğil kasabasına ve İstanbul’a gönderdiğini tahkik eyledim diye tekmil terekesini bi-gayri hakkın ahz ve yedine huccet alıp hak sahiplerine bir şey vermemiş olduğunu Erzurum kadısı bildirmekle gerek senin ve gerek alacak iddia edenlerin hakiki borçlarının ne miktar olduğunu ve şer’ ile alâ vechi’l-ferman tevzî ve taksim için senden istirdad olunmuş ahkam-ı şer’iyyeden olmakla bunların iadesi” emr olunmuştur (BS. 1272/34). Dört sene Bursa’da
kendine 2.500 kuruş maaş verilerek menfâ hayatı geçirmiş ve 22.4.1820’de affedilerek rütbesi iade ve İnebahtı ve Karlıeli sancakları tevcih olunmuş ve darphaneden verilen 2.500 akçe maaş hazine-mande edilmiştir. Tepedelenli Ali Paşa’nın üzerine memur olmuş, 1820’de orada ölmüştür. İdareli, cesur, sadık ve hamiyetli bir zat idi. BK, II/302
İBRAHİM PAŞA (Şeyhâ, Kör) Mîr-i mî-rândan iken Kuşadası’na sürülmüş ve fakat 1825’te orada ikametini mucib bir hâl kalmamış olduğundan kendisine münasib bir mansıb verilinceye kadar ayda bin kuruş tahsis olunarak Bursa’da ikamete memur edilmiştir (BADD. 13017). Bursa’da senelerce, 1843’e kadar oturmuş ve Bursa’da ölmüştür (SO. I/156). Kapı kethüdası Mehmed Ata Efendi ve kardeşi Ebubekir Bey idi. Kardeşiyle beraber men-kub oldu. Mezarı Emir Sultan’dadır. Karısı Nefise Hanım ve İsmail Aziz Bey ve kızı Nafia Hanımlara altı yüz akçe maaş tahsis edilmiş ise de kâfi gelmediğinden 13.8.1849’da istidâ eylemişlerdir (BADD. 12444). BK, II/ 303
İBRAHİM PAŞA CAMİİ Adı ile anılan mahallededir. Irgandî oğlu Hoca Musli-huddin, 13.9.1493’te bu camiye bazı vakıflar yapmış olduğundan bilâhare camisi “Hoca Muslihuddin Camii” diye anılmaya başlanmıştır. Kubbesi kâr-girdir ve minaresi vardır. Medar-ı Şems adındaki eserde bu mescid hakkında tafsilat vardır. İbrahim Paşa bu cami için Erenler Dağı civarında üç kıt’a mezraa, bu mahallede iki ev, Kazancılar Çarşısı’nda bir dükkân ve İsa Hoca adında birisi de her gün imam ve müezzin olanların birer cüz okumaları için beş bin akçe vakfeylemiştir (KA. 553; G. 64; SO. 91). Burası mescid iken 1615’te cami olmuştur (BS. 228/33). BK, II/281
İBRAHİM RAKIM EFENDİ Bk. Rakım İbrahim Efendi.
İBRAHİM RIFKI EFENDİ Cizyedarzâde şeyhidir. Bk. Rıfkı İbrahim Efendi. BK, II/304
İBRAHİM TACEDDİN Mustafa Bey’in oğludur. 1598’de güzel yazı yazmakla yani kâtiplikle şöhret bulmuştu (BS. 16/307). BK, II/286
İBRAHİM TEVFİK EFENDİ Bursa kadılarından Mehmed Arif Efendi’nin oğludur. 1854’te ölmüş ve Küçük Temennâ mahallesindeki karakolun güney tarafındaki kabristana defnedilmiştir (MİB. 39). BK, II/304
İBRET MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Şairdir. Bir müddet mahkemede kâtiplik yaptı ve müderrisliğe başladı. Bağdad ve Hicaz’a gidip Bağdadlı Halid’e intisab eyledi. 1895’te Bursa’da öldü. Zindankapı mezarlığına gömüldü. Divanı vardı (OM. III/323; SO. III/414; KA. 3118). BK, II/306
İBRİŞİM
İBRİŞİM Bursa’da ibrişim futa işleyen ustalar İstanbul’a divan-ı hümayuna adam gönderip; “Bu sanatta mahir olmayan ve ehliyeti olmayanlar usta yerine geçip bu sanatı işledikleri ve üstada hizmet edip bu sanatı öğrenmemiş olanların ibrişim futacıların şeyhleri, yiğitbaşıları ve ehl-i hibresi tarafından men’ olunmaları ve eğer memnû olmazlarsa te’dîb edilmeleri” için emr-i şerif rica eylediklerinde; “bu sanatta mahareti olmayanların men’ ve def’ edilmesi”, 1577 senesi Haziranında emredilmiştir (BS. 152/209).
23.3.1614 tarihli bir fermanda dahi; “Bursa’da kazzazlarbaşısı Yusuf, padişaha arzıhâl sunup, Bursa’da ibrişim büken esnaf, büktükleri ibrişim ve çehre ile işlenen ibrişim eskiden dört, altı, sekiz kat olurken sonraları yalın kat bükülmekle Müslümanlara çok zarar verdiklerinden bundan evvel niza’ olun-
muştu. Bundan sonra yalın kat, tozlu ve kem ibrişimi işlemeyip bunları işleyenlerden çok cereme alınsın diye evvelce İstanbul’dan huccet olunup mucibince hükm-i hümayun verilmişken yine mem-nû olmayıp çatal kaytan işleyip ve ipekten ve ibrişimden olan kaytanlar eskiden on beş endaze olup ibrişim boyası muhkem tabh olunup boyası yağlı ve toprakla olmayıp rengi şeffafî âlâ olur iken hile yaparak boyunu kısa yaptıkları ve kurutmadan yaş iken büktükleri görülmektedir. Bükülmüş deste 1.050 dirhem olmak eski kanun iken 1.070 dirhem ipek ve yaş deste alınıp satılmaktadır, diye şikâyet edildiğinde, evvelce verilen huccet ve hükm-i hümayun mucibince hareket edilip ibrişim dört, altı, sekiz kat işlenip yalın kat, kem ve tozlu işlenmemesi”;
“Boyacılar ve işçiler dahi ibrişim boyasını muhkem tabh edip yağlı ve topraklı olmayıp, altı urub(?) ve ipek ve ibrişimden olan donluk kaytanı dahi on beş endaze edilmesi ve olagelene aykırı işleyip ve biz işlemedik âhardan satın aldık derler ise amel eylemeyip men’le memnû olmayanların muhkem tenbih ve te’dîb edilmesi ve ziyade inad edenlerin habsedilip arz edilmesi” emredilmiştir.
16.6.1764’te III. Ahmed vakıflarından Fazlı Paşa Sarayı’na iskân olunan ibrişim bükümü esnafının kâhyası Ahmed Ağa ve yiğitbaşısı Süleyman vesairleri mahkemede Bursalı Mustafa oğlu Ahmed’in müvâcehesinde; “İbrişim bükücülük sanatı fermanla bize mahsus olup eskiden beri cari olan nizam mucibince İstanbul’da bükülüp Bursa, Edirne, Tokat taraflarından İstanbul’a bükülmüş ibrişim gelmesi memnû iken Ahmed’in kardeşi Mehmed, İstanbul’a gizlice bükülmüş ipek getirip gizlice alıp ve satarken birbuçuk ay evvel tutulup ferman ile Bursa kalesinde kalebend olunmuştu. Ahmed kardeşine kefil olduğundan affı ve ıtlakı” rica edilmiştir. BK, II/306
64 Çekirge İbtidaiye İBTİDAİYE MEKTEBİ 1881’de sıbyan Mektebi mektebi peyderpey ibtidaiye mektebine çevrilmiş ve tedris usüllerinin ıslahına çalışılmıştır. İbtidaiye teşkilâtı eski sıbyan mekteplerinin ıslahı ve imla usüllerinin tensiki ve ilk din derslerini sınıflara taksim etmiş, ileride teşkil olunacak Rüşdiye mekteplerine talebe yetiştirmek gayesiyle açılmıştır (MUN. 210,228). BK, II/305
65 Mektebe . , . ,
giden çocuklar İBTİDAİYE MEKTEBİ
İÇKİ Bursa’da bazı düğünlerde birtakım hevâsına uyan fesad sahipleri toplanıp cemiyetlerine çengi kadınlar götürüp oynatmakta ve fahişe kadınlarla sokaklarda âşikâre gezmekte olduklarını padişah işitmekle; “benim adaletli günlerimde bu gibi fena hâllerin vuku bulmasına kat’iyyen rızam yoktur. Bu emrim eline geçer geçmez halka tebliğ ve îlâm edip bundan sonra büyük ve küçük herkes düğün yaptıkta bunun gibi yolsuz ahvale meydan vermemesini ve bu tenbihten sonra bir kimse buna muhalif hareket ederse hakkından gelinmesi ve bu emrin bir sureti sicillere kayd olunduktan sonra aynını sulehâdan bir mutemedün-aleyh kimse yanında koyup bundan sonra gelecek kadılara dahi gösterip mucibince amel etmeleri” 1544 senesi Haziranında emredilmiştir (BS. 73/408).
25.4.1548’de içki içilmesi ve cemiyetlerde çalgı çalınması yasaklanmış ve kadınların pazara çıkıp şeriata uymayan işler yapmaması emrolunmuş-tur. Bunların yapıldığını ve genç kadınların pazara ve şehirden dışarıya çıkıp meşru olmayan iş yapmakta olduklarını padişah haber almıştır. Bu emrin vurûdunda Bursa kadısı bizzat meyhanelere varıp her kimin meyhanesinde içki var ise, kadınlar şehirde ve şehrin dışarısına çıkıp yolsuz işler edip ve pazara varıp fiil-i şenî ettikleri muhakkak ise bu emrin mucibince muhkem haklarından gelinmesi ve bu emre muhalif iş yaptırılmaması te’kîden emredilmiştir (BS. 73/408).
1560 senesinde Bursa kadısına gelen bir fermanda şu hususlara dikkat çekilmiştir:
Osmanlı memleketinde şeriata muhalif bir iş yapılmasına padişahın kat’iyyen rızası olmayıp bilakis İslâ-miyetin icapları tamamıyla yerine getirilmesi padişahın en birinci arzusu olup şeriata muhalif meyhaneler, bo-zahaneler, fâsit adamların toplandığı kahvehanelerde şeriata muhalif işlerin ref’ olunmasına ferman olunup dergâh-
ı âlî çavuşlarından Mustafa Çavuş Bur-sa’ya gönderilmiştir. Bursa kadısı dahi bizzat mukayyed olup Bursa’da ve köylerinde meyhaneler ve bozahaneler yoklanıp meyhanelerde ne kadar içki bulunursa küp ve fıçıda olsun içerisine sirke koyup tekrar mühürleyip ba’de-hu bizzat kadı tarafından yoklanıp sirke oldukta mührünü kaldırıp sahiplerine sirke satmaya icazet verilsin.
Bozahanelerde tatar bozası işlenme-yip tatlı boza yapıp yayılacak ve pişkinleri bozulacaktır. Tatlı bozahanede dahi kimse oturup boza içmeyip lâzım olan alıp götürsün.
Kefere evlerinde hamrı kendi maişetleri miktarı alıkoyup bâkîsini sirke edesin, maişetleri için alıkonulan hamrdan İslâmlara gizli olarak satmalarını da men’ edesin. Kendileri içtikleri zaman toplanıp içmesinler.
Mahalle imamları, âyânları dahi mahallelerindeki namazı terk edenlerle fahişe kadınları ele verip şeriatın iktizası ne ise yerine konulsun. İmamlar ele vermezlerse vazifeleri başkalarına arz edip kendilerinden gereği gibi hakkından gelinsin.
Bî-namazlarla fahişe kadınların gereği gibi haklarından gelip habs-i medîd olunsun. İnad edenler kapıkulları ve gayrıları her kim ise asla mecal vermeyip isimleri, resimleri ile acele arz eyleyesin ki bir vecihle siyaset ve hakaret olunup hakkından geline ki başkalarına mucib-i ibret ve nasihat ola.
Bursa kazası dâhilinde bu emre muhalif bir iş olup da men’ edilmez ve memnû olmayanlar arz edilmezse netice kadıya aittir. Bu sulhun ne gün varıp ve ne vechile tedarik edildiği yazılıp bildirilsin ve halka Cuma namazında iken adamlar koyup namazı terk edenleri toplayıp şeriatla lâzım gelen te’dîbi edip mübaşir olanlar dahi himaye etmekten ve akçelerini alıp salıvermekten ziyade kaçınsınlar (BS. 81/193).
1575’te Peygamberimizin sülalesinden olanlarla dânişmendlerin içki içip
fesad ve şenaât etmemeleri emredilmiştir (BS. 126/210). BK, II/307
İÇKİ YASAĞI
İÇKİ YASAĞI 15.5.1575’te gelen bir emirde; “Kanunî Süleyman ve oğlu Selim taraflarından verilen memnûiyet emri üzerine İslâmlar içki içmedikleri gibi zimmiler dahi kendi aralarında birbirlerine sattıkları hamrı Müslüman-lara satmayıp ve kendileri dahi âşikâre ve cemiyetle şürb-i hamr etmeyip küfr alâmeti ızhar etmeleri men’ edilmişti. Bu kere tahta çıkan III. Murad dahi Bursa kadısına gönderdiği bir fermanda kapıkulların âlâ ve ednâsı ve Bursa’da sakin ehl-i İslâm hamr içmemeleri ve zimmilerin İslâmlara satmamaları ve kendileri âşikâre fısk u fücur etmemeleri ve ettikleri zamanda âyin-i batılaları üzere gizlice yapmaları emredilmiştir. Bursa’daki meyhaneler yoklanıp zimmi-lerin kendi nefislerine kadar hamr alıkoyup ziyadesinin sirke ettirilmesi ve bu memnûiyetin çarşı ve pazarlarda tenbih ve nida ettirilerek ilânı ve bu emre mugayir ve muhalif Müslümanlara şarap satarlarsa ve kapıkulları sipahi ve yeniçeri ve başkalarından kim ki fısk ve fücur ile tutulup emre mugayir şarap satan zimmileri ve kapım kullarından maadasını kayd ve bend ile İstanbul’a gönderip salıverilmemek üzere küreğe konulacağı ve kapıkullarından yeniçeri ve sipahi ve timar erbabından bulunup da sarhoş bulunanların ulûfesi ve timarları ne olduğunun isim, resim ve bölüğüyle yazılıp arz eyleyesin ki dirliği kat’ olunup kendinin dahi hakkından geline” denilmiştir (BS. 126/213).
1601’de Kiremitçioğlu mahallesindeki Mustafa oğlu Mehmed şarap içip sarhoş olduğu hâlde kadınlar hamamına girip kılıcını çekerek birkaç kadının yaralanmasına sebep olduğundan tutulup mahkemeye getirilmiştir (BS. 197/6). Aynı senede şarap içmek büyük yasak olup, “içene ve alana ve satana her kim olursa olsun siyaset olunsun” diye hatt-ı hümâyun tebliğ olunmuştur (BS. 197/6).
1670’te verilen bir emirde; “Umumen memâlik-i Osmaniye’deki meyhaneler yıkılarak camiler ve Müslümanların bulundukları şehir ve kasabalarda şarabın alınıp satılması ve içilmesi men’ ve İstanbul, Bursa ve Edirne’deki (hamr emanetleri) ilga ve ref’ olunmasına” irade çıktığı bildirilmiş ve “Bursa şehrinde ve dışındaki meyhaneler yıkılıp bundan sonra şehirde ve etrafında olan yerlerde bir katre şarap gelmesi ve İs-lâmlar arasında âşikâr ve gizli içilmesi men’ ve def’ edilip bu babda sadır olan fermanı tagyîr için her kim sâ’î bi’l-fesad olurlarsa Rabbü’l-Âlemîn’in lanetine mazhar ve karîn olsun”, diye IV. Sultan Mehmed’in el yazısıyla ferman çıkmıştır. Bursa ve civarında bu gibi meyhaneler yıkılıp, mülk ise sahiplerine ve vakıf ise mütevellilerine tenbih olunup bunların yerlerine yapılacak binaların tagyîr edilip başka şekilde bina yapılmaları ayrıca ilâve olunmuştur. Bu emir Edirne’den verilmiştir (BS.301/93). BK, II/309
İÇKİ YASAĞI
İDÂDÎ-İ ASKERÎ Bk. Askerî İdâdîsi.
İDÂDÎ MEKTEBİ Bk. Lise.
İDAM (Formülü)
İDAM (Formülü) Vaktiyle, yani 15, 16 ve 17. asırlarda bir adamın ölüm cezasına çarptırılması için şu muamelenin yapılması lâzımdı. Evvelâ katili veyahut suçluyu tutmak için mahkemeye gelerek kadıya haber verilecek ve kadının vereceği nâib ile birlikte gidilerek suçlu evinden çıkarılacak ve mahkemeye getirilecektir. Mahkemede bu suçlu suçunu ikrar ve itiraf ettikten sonra şahidler de, “Sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz olup vech-i arzdan izâlesi lâzım ve vâcib bir katildir. Bunun daima kâr u kesbi gece gündüz etraf-ı şehirde yol keserek bu makule katl-i nufûsu ve fitne ve fesadı muhakkak ve mukarrerdir. Biz bu hususa bu vecih üzere hasbeten-lillahi Teala şahidleriz, şehadet dahi ederiz” deyu her biri suçlunun müvâcehesinde eda-yı şehadet-i şer’iyye eylediklerinden, bade
riayet-i şeraiti’l-kabul şehadetleri hayyiz-i kabulde vaki olmağın mucibiyle şakî-i mezbur (...)nın haakkından gelinmek için (...) teslim birle mâ-vakaa bi’t-taleb ketb olundu” denildi mi, bu suçlunun işi bitirilir. Bursa’da idam mahalli, şimdi Fidan Hanı denilen Mahmud Paşa Hanı’nın önü idi. Adam öldürenlerin cezaları da ağır kabahatin işlendiği yerde ve askerden kaçanların cezaları kapılarının önünde yapılırdı. Bu mahkemeler esnasında ekseriya şehrin âyânı ve ileri gelenleri de bulunurdu.
Hudâvendigâr mutasarrıfları idam salâhiyetini haiz iseler de suçluyu evvelâ mahkemeye gönderip bir huccet alması meşrut idi. İstediği adamı istediği zaman yok edemezdi. Kadılar da idam hükmü verdikleri hâlde suçluyu kendileri öldüremezler mutlak san-cakbeyine, subaşısına bu hükmü infaz ettirirlerdi. “Hakkından gelinmesine” karar verildi demek, idam edilmesi demekti. Birkaç misal göstereyim:
15.10.1658’de; Bursa çorbacısı Derviş Ağa, ekmekçi bekârlarından Benli Derviş Ali adındaki şakiyi mahkemeye getirerek; “Bu gece kol gezerken üm-met-i Muhammed üzerine sarhoş olduğu hâlde kılıç çekerek tutmak murad eylediğimde Ulucami yakınında yoldaşlarımdan iki kişiyi ellerinden paraladı” dedi. Derviş Ali inkâr etmiş ise de şahidler ispat ederek “sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz vâcibü’l-izâle” olduğunu cemm-i gafîr haber verdiler. Hakkından gelinmek şer’an lâzım olduğundan “hakkından gelinmek” üzere zâbıtı Derviş Ağa’ya teslim edildi (BS. 347/20).
16.5.1661’de Alacahırka mahallesinde Mustafa oğlu İbrahim, Yeşil mahallesinde gece yarısı İmam Abdurrez-zak’ın oğlu İbrahim’in evine girmiş ve bazı mücevheratı çalıp kaçarken imam uyanıp arkasından yetişip yakasına yapışdıkta kılıcını çekip imamın dört parmağı kesildiği iddia ve İbrahim de itiraf etmekle birçok kimseler ve Müderris Sirkezâde İbrahim Ağa gelerek,
İbrahim sâ’î bi’l-fesad... diye müvâce-hede şehadet ettiklerinden hakkından gelinmek üzere Subaşı Ömer Bey’e teslim edilmiştir (BS. 301/26).
30.11.1680’de Bursa subaşısı Mehmed oğlu Ali Beşe mahkemeye, Tepecik köylü Mihaloğlu Dimitri, Abdullah oğlu Dilâver’i getirip bunlar on sekiz yirmi nefer yol kesen eşkıyalardan Katı Çoban’ın arkadaşlarından olup bu havalide yol kesen, adam öldüren, mal ve yiyeceklerini nehb ve gâret eden kimseler olup Isparta’dan Bursa’ya gelip Rumeli’nde Tolyan panayırına giden kervanı Kite kazasının Sülüklü Çeşme kurbünde sabah vakti basıp yağma ettiklerini iddia ve suçlular da ikrar ve itiraf eylediklerinden ve şahidler de sâ’î bi’l-fesad... olduklarını bildirdiklerinden haklarından gelinmek üzere Ali Beşe’ye teslim edildiler (BS. 317/65).
1678’de Bursa avcılarından Mehmed oğlu Yusuf mahkemede, yol kesen eşkıyadan olup Küçük Bölükbaşı demekle maruf Tokatlı Bâkî oğlu Hüseyin ve Bilecikli Hasan oğlu Mehmed müvâ-cehesinde, “bir gün evvel Gemlik kazasının Katırlı köyüne giderken değirmen kurbünde yol üzerinde bu eşkıyalarla adlarını bilmediğim dört arkadaşı önüme inip beni öldürmek kastıyla Tokatlı Hüseyin tarafından büyük çakmaklı tüfek ile yaralandım” demiş; şakiler de itiraf eylemişlerdir. Ayrıca Katırlı civarında Kaldırım nam mahalde tüccardan yedi kişiyi ve eşkıya yatağı olan Ulucak boğazında iki kişiyi katley-lediklerini ikrar eylemişlerdir. Şahidler de, “Müslüman yolculardan gelip geçenlerin önlerine çıkıp kendilerini katl ve emval ve erzaklarını nehb ve gâret eylemek mutadlarıdır. Sâ’î bi’l-fesad vech-i arzdan izâlesi vâcib katilleri inda’llâh musâb ve me’cûrdur. Bu hususta bu vecih üzere hasbeten-lillah şahidleriz” demişledir. Ba’de riayet-i şeraiti’l-kabul şehadetleri makbul olmakla katilleri için Bursa subaşısı Mustafa oğlu Osman Bey’e teslim olunmuştur (BS. 355/117).
1678’de Subaşı İbrahim oğlu Mehmed Bey Hoca Yunus mahallesinden eşkıya bölükbaşısı olup salb olunan Ases Murad’ın kardeşi Kasım oğlu Ali’yi mahkemeye getirerek müvâcehe-sinde; “Ases Murad’ın arkadaşlarından olup nice yolcuların yoluna inip kendilerini katl ve emvalini almakta ve daima dünya yüzünde fesada sa’y üzere bulunduğu meşhur ve müteâref olmakla iki aydan beri Sultan zindanında habsolun-muştu. Hal ve ahvali vukuf ve şuuru olan bî-garaz Müslümanlardan sual olunup takrirleri tahrir ve sureti yedime verilmesi matlubumdur” dedikte şahid-ler; “Ases Murad’ın kardeşi ve rufekasın-dan olup yol kesmek, adam öldürmek, emvalini yağma etmek âdetleridir. Sâ’î bi’l-fesad vech-i arzdan izâlesi lâzım ve katli vâcibdir, deyu her biri şakî Ali müvâcehesinde edâ-i şehadet-i şer’iyye eylediklerinden şehadetleri makbul olmakla” mezbur Ali’nin vücûd-ı habâ-set-âlûdunun vech-i arzdan izâlesi Subaşı Mehmed Bey’e tenbih edildi (BS. 355/143).
Bunun kardeşi Murad da şu surette muhakeme edilmişti: Bursa subaşısı Mustafa oğlu Osman Bey mahkemede Hoca Yunus mahallesinden Kasım oğlu Ases Murad’ın müvâcehesinde takrir-i dava edip; bu adamın yol kesen eşkıyanın bölükbaşısı olup gece yollardan geçen ve isimleri malum olmayan Pazarköylü iki nefer kasabı ve bir defa dahi Arnavut bir kasabı ve Yalova kasabasından bir Hıristiyanı katleyle-diğini ve köprü başından geçen üzüm mekkârîlerinden beşini aldığını ve Yalova’nın Kilise köyünden dahi bir ev basıp emval ve erzakını gaspeylediği ve kendi cümle eşkıyaları barındırdığını iddia eylemiş ve Murad da bu cinayetleri işlediğini ikrar ve itiraf eylediğinden Ases Murad’ın katline karar verilerek subaşına tenbih edildi (BS. 355/119).
2.12.1687’de Bursa Serme köyünden Hacı Mehmed oğlu Ahmed mahkemede eşkıya reislerinden Tığlı demekle ma-
ruf Satılmış oğlu Mustafa müvâce-hesinde; “üç ay evvel benim evimden bazı eşya çalmıştır” diye iddia eylemiş ve Mustafa da itiraf ederek eşyaları mahkemede sahibine teslim eylemiştir. Mustafa’nın ahvaline vukuf ve ıttıla-ı tam olan köy halkından bazıları; “reis-i eşkıya olup gelip geçen yolcuları katl, emval ve erzakını nehb edip sâ’î bi’l-fesad olup vech-i arzdan izâlesi vâcib ve katli inda’llâh musâb ve me’cûr olur, vâcibü’l-katldir” diye her biri müvâce-hesinde eda-yı şehadet-i şer’iyye eylediklerinden şehadetleri makbul olduktan sonra Tığlı Mustafa siyaseten katl için Subaşı Mehmed Bey’e teslim edilmiştir (BS. 355/119).
1742’de Bursa havalisinden Mudanya, Kite, Kepsut kazalarından Sarı Zaim oğlu Mustafa ve kardeşi Ahmed Topal-oğlu, Mudanyalı Zeynel, Uzun İbrahim, Kite Karaağaç köyünden Çiloğlan, Peş-temalcı Uzun İbrahim ve arkadaşlarıyla Mudanya, Bursa ve Mihaliç etrafında beş seneden beri yol kesmek, adam öldürmek, Müslümanların mallarını yağma eylemek âdetleri olduğunu birçok Müslümanların mahkemeye müracaatla sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz olup izâleleri vâcib olduğunu ihbar etmeleriyle mütesellim tarafından bunlar bulundukları mahalde tutularak şer’an haklarında lâzım gelenin icrası için ferman gelmiştir (BS. 334/5).
20.4.1765’te kısas için zindana götürülen Çaparoğlu, Zindankapı mahallesinden Ahmed kızı Rukiye sara illetine mübtela olduğundan, gördükte düşüp vefat eylemiştir (BS. 400/7).
1780’de padişahtan adaletname gelerek itaat etmeyen delil zümresinden Vezir Abdi Paşa’nın buyrultularıyla demleri heder olması hakkında verilen mürasele-i şer’iyye üzerine itaat etmeyerek karşı geldiklerinden Seyyid Halil, Ahmed, Mehmed, Soytarı Halil, Selim katledilmişler ve eşyaları sadrazam çuhadarlarından Hacı Hasan Ağa mübaşeretiyle İstanbul’a gönderilmiştir.
1860’ta Bursa’da, Tahtakale hanında dikici Kütahyalı Ömer oğlu Hüseyin’i katleden İzmirli Mustafa ile Kalınbıçak Mehmed ve Kütahyalı Şaban’ın muhakemesinde Hüseyin ve Şaban ile ikindiden sonra İzmirli Mustafa ile Meh-med’in odasına gidip işret etmekte iken evvelce vuku bulan tasavvur ve tasmim vecihle Şaban, Hüseyin’i tutup oturdukları odanın mağazasına götürüp Mehmed, perdal tabir olunur kayışı Hüseyin’in boğazına takarak sıkıp ve demir muşta ile başına vurarak cerh ve Mustafa dahi hayalarını sıkarak öldürdükleri ve öldükten sonra Mustafa ile Şaban müteveffaya fiil-i şenî icrasına cüret eylediklerinden İzmirli Mustafa ile Mehmed idam edilmiş ve Şaban dahi tersanede küreğe gönderilmiştir (BS. 1276/18). BK, II/310
İDDET Kocası ölen veyahut kocasından ayrıldıktan sonra ikinci bir kocaya varabilmesi için geçmesi lâzım gelen zamana derler ki dört ay ve on günden ibarettir. Bu da, kadın gebe kalırsa çocuğun babası belli olması içindir.
1677 senesine tesadüf eden 8.1.1088 hicrî tarihinde Bursa’nın Karakâdî mahallesinde Hüseyin kızı İsmihan’ın kocası ölmüş ve gebe olduğu hâlde altı gün sonra çocuk düşürmüş olduğunu ispat eylediğinden haberleri kabul olunarak kadının evlenmesine izin verilmiştir (BS. 328/42). Yine aynı sene, Namazgâh mahallesinden Mehmed Kızı Ayşe, kocasından 65 gün evvel boşandığını ve bu müddet zarfında üç defa hayız gördüğüne yemin eylediğinden küfüvünden murad eylediği kimseye nefsini tezvice izin verilmiştir (BS. 328/63). BK, II/314
İFFET MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Nakşibendî şeyhlerinden Ali Behçet Efen-di’den feyz almıştır. Kasidelerinde Nef’î’yi taklit etmeye çalıştığı görülüyor. Şiirlerinden naatları ve kasideleri lâtiftir. Divan sahibi hoş bir şairdir. 1842’de ölmüş ve Pınarbaşı’nda Mev-
levîhane ile Hindîler Tekkesi arasına defnedilmiştir (OM. III/322; SO. III/ 484). BK, II/314
İHTİDA Bir kimsenin mahkeme huzuruna gidip Müslüman olmasına tabir olunur. Vaktiyle harpler dolayısıyla birçok tutsaklar getirilir ve bunlar Müslümanları yakından görerek kendi vicdan arzularıyla Müslüman olurlardı.
967/1559 senesinde, Alasonya’dan Bursa’ya gelen Kosta oğlu Aleksi’nin şakirdi Alasonya’nın Derbend köyünden Yani oğlu Todor adındaki çocuk, Bursa’da küfür ve dalaletten çıkıp Müslüman oldukta Aleksi’nin yanından alınarak Bursa’da yasakçıbaşı olan Bâlî Subaşı’nın hizmetine verilmiştir (BS. 81/69).
22.12.1572’de Bursa’da Yasef oğlu İsmail adındaki bir Yahudi mahkemeye müracaat ederek; “Mehmed bin Abdullah, Yahudiden Müslüman oldu; hâlâ Yahudiler içinde olur” diye şikâyet etmiş ve buna Yahudiler içinden çıkması emredilmiştir. “Bir Rus cariyem vardır. Adı Kamer’dir. Onu âzad eyledim. Lakin marizedir. Anam Abraham kızı Palme ilaç ediyor. Cariyem anamın yanında dursun, marazına ilaç eylesin” dedikte izin verilmiştir (BS. 115/65).
1.10.1573’te Koca Nâib mahallesinde birçok Müslümanlar mahkemeye gelerek bu mahalleden Emleyen kızı Sofiya adındaki zimmi kadın müvâcehesinde dava-yı hak edip, bu kadın yola karşı penceresinin içerisine gidip, “bre Müs-lümanlar, ben kâfir dininden çıktım, İslâm dinine girdim, Eşhedü en lâ ilâhe illa’llâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu, dedikten sonra kâfir dininden çıktım, İslâm dinine girdim” deyince ardından bir kâfir hatun gelip ağzını tutup muhkem döğüp alıp gittikten sonra tekrar elinden kurtulup evin kapısına gelip, “behey Müslüman-lar, beni kâfirlerin elinden alıp kurtarın, ben kâfir değilim, niçin beni halas etmiyorsunuz” dediğini söylemişler ve Sofiya kat’an cevap vermeyip kâfirler-
den havf etmek ihtimalini verip bir mütedeyyin Müslüman evinde emanet konup sonra Müslüman oldukta vücudundaki yaraları görülmüş, tekrar şehadetleri dinlenmiş ve Sofiya ile iki çocuğun İslâmına hüküm olunup kadına Hatice ve oğlancığa Ahmed ve küçük kızına Fatma tesmiye olunmuştur (BS. 119/40).
2.6.1581’de karagözlü, açık kaşlı ve çenesinin sonunda beni olan İsmail adındaki Yahudi oğlancığı meclise gelip: “Bundan evvel Yahudi idim. Batıl dininden huruc edip hak dinine girdim” diye kelime-i şehadet getirmiş ve Hacı Sultan adında birisine nefsini günde iki akçeye icareye verdiğini söyleyip Hacı Sultan dahi kabul etmiştir (BS. 132/ 40). BK, II/315
İHTİSAB AĞASI Vaktiyle belediye zâbıta amiri idi. Belediyeye ait nizamat ahkamının muhafazası ve aykırı hareket edenlerin cezalandırılması işi ihtisab ağalarına aittir. 1854’te ihtisab ağaları lağvedilerek şehremaneti bunun yerine geçmiştir. Bunlara muhtesib dahi denilirdi. Bunlara ihtisab emini, ihtisab nazırı dahi derlerdi. BK, II/316
İHTİSAB RESMİ
İHTİSAB RESMİ İhtisab idarelerinin dükkânlardan pazar ve panayırlardan ve ölçülerden aldıkları resimdir. Şimdi belediyeler hesabına ait olan bu resim evvelleri hükûmete aitti. Evvelâ kırkta bir iken gitgide değişmiştir. Damga resmi mamulat ve mensucat-ı dâhiliyenin tezgâhlarından çıktığı zaman topları ve parçaları üzerine damga vurulur ve buna mukabil bir resim alınırdı. Altın, gümüş ve bakır gibi madenlerin ayarları, hatta at nalları bile muayene ve damgalanırdı. İlk ihtisab teşkilâtı 1826’da başlamıştır. Buna ait olan uzun emir (Türk Tarihi Encümeni Mecmuası sene 2, sayfa: 569-640’ta) vardır ki, ihtisab emri bununla intizam altına alınmıştır. Daha eski devirlerde de vardır.
9.5.1596’da Ulucami etrafında çıkan yangında ihtisab emininin oturduğu çardak yanarak arsası padişahın emriyle cami avlusuna katılmış olduğundan, eminlerin muayyen yeri kalmayıp muhtelif mevzilerde oturmağa başlamışlardır. Bursa ihtisab emini olan Ömer Çavuş, Ulucami’nin batı tarafındaki Vaiziye Medresesi’nin kapısı önünde olan boş yerde ihtisab emini için bir çardak bina ettirmişti ve burası muhtesib olanların oturacakları bir yer olmuştu. Ömer Çavuş, ayrıca matbah ve mahpus bulunması sebebiyle günde yedi akçe verilmesini bunun üç akçesinin mirîden ve dört akçesinin de terazi başlarından alınmasını teklif eylemiş ve Ulucami mütevellisi Mustafa oğlu Ahmed Çelebi de bu şartı kabul etmiştir.
1743’te Ulucami akaratından Bursa ihtisab mahkemesi yanmış ise de yeniden yapılmıştır (BS. 338/71). BK, II/ 316
İHZARİYE Mahkemelere getirilen kimselerden alınan akçeye denilir. 1640’ta Bursa mahkemesinde vaki olacak davalarda borçludan alınan ihzâriye resminin yarısı muhzırbaşıya ve diğer yarısının da muhzırlara taksimi fer-
66 İklime
Hatun’un kabri
manla emredilmişken Bursa muhzır-başısı hepsini kendi almak suretiyle muhzırlara teaddî eylediğinden eskisi gibi yarı yarıya taksimi emrolunmuş-tur (BS. 361/203). BK, II/317
İKLİME HATUN Demirtaş oğlu Oruç Bey’in kızıdır. Demirtaş Camii’nde medfundur. BK, I/111
İLÂHÎ AHMED EFENDİ Bk. Ahmed İlâhî (Şeyh).
İLÂHÎ ZAVİYESİ (Şeyh) Bk. Ahmed İlâhî Zaviyesi.
İL ERİ “Vech-i şer’î üzere kâr u kesbe meşgul olup harb ü darbe kâdir olan her kim olursa olsun, yani yerliden yabancıdan çıkarılan askerlere ‘il eri’ derler”. Bursa’ya gelen bir fermanla il eri istenmiş; Bursa kadısı, “il eri ne makûle tâifedir? Reayadan mıdır?” diye İstanbul’a sormuş, İstanbul da 30.1.1647 tarihli fermanla yukarıki cevabı vermiştir (BS. 268/53).
16.2.1647 tarihli bir fermanda Hudâ-vendigâr sancağının cümle avârızhane-lerinin her yirmi hanesinden bir il eri ihrac ve Bozcaada’ya gönderilmesi ferman olunmuş ise de nefs-i Bursa şehri padişahın ecdadının pay-ı tahtı olmakla Bursa’nın mevkufat defterinde kayıtlı olan 2.379 hanesi affolunup Bursa’dan il eri taleb olunmasına ferman buyurulmuştur (BS. 268/5). BK, II/318
İLYAS Bursa’nın en sanatkâr boyacılarından idi. Beylik için otak yakaları işlemiştir (BS. 5/128). BK, II/321
İLYAS Osman’ın oğludur. Zenberekçidir. 1486’da kapandan 7 akçe yevmiye bağlandı (BS. 5/205). BK, II/321
İLYAS 1559’da Yıldırım mütevellisi olan Mustafa Çelebi’nin babasıdır (BS. 80/ 56). BK, II/321
İLYAS 1577’de ölen Hacı Sinan’ın babasıydı. BK, II/323
İLYAS Rum Paşa’nın oğludur (1500). (BS. 17/304). BK, II/321
İLYAS (Hoca) Bursa’nın zenginlerindendir. Adıyla anılan mektebe gömülmüştür. BK, II/321
İLYAS (Kapıcı) Kirmastı’nın Kavaklı köyüne bir mescid bina edip bunun mesalihi için kırk bin akçe vakfeyle-miştir. Karısı Bâlî Hatun dahi on beş bin akçe vakfeylemiştir. İlyas Ağa bu köyün sipahisi idi. 1459’da Bâlî oğlu Ali Han, Dikencik’te olan “Göynüklü Bağı” demekle maruf bağı, 1490’da Kapıcı İlyas’a vermiştir (BS. 8/26). BK, II/320
İLYAS (Mevlânâ) Mehmed’in oğludur. 1460’ta yazılan Molla Yegân vakfiyesinde şahit idi. BK, II/320
İLYAS BEY Çelebi Sultan Mehmed’in babası Yıldırım Bayezid’in bendelerinden iken evvelâ Çelebi tarafına ve sonra bunu terkle Süleyman Çelebi tarafına geçmiştir. Sonra affedilerek Şehzâde Mustafa’ya lala tayin edildi. II. Murad zamanında Şehzâde Mustafa’yı iltizam eylemiş ve Anadolu’da isyan ederek İznik’i zapt eylemiştir. Bu sırada İstanbul’u muhasara eden II. Murad, bu isyanın önünü almak için İstanbul’un muhasarasını kaldırmaya mecbur kalmıştı. Müteakiben Şehzâde Mustafa’yı da terk ve bunu tutarak Sultan Murad’a teslim eylemişti. Bir aralık Karaman beyi Ali Bey’e esir düştü, kurtuldu. 1429’da Hamid Sancağı mutasarrıfı iken Isparta’da vefat eyledi. “Şarapdar İlyas” diye meşhurdur. Allak ve hain bir adamdı (KA. 1027; SO. I/396). BK, II/319
İLYAS BEY Bursalı Hızır Ağa’nın oğludur. 1479’da oğlu Budak Çelebi ve kızı Zahide vardı (BS. 3/207, 12/185). Kardeşi Hasan Bey’dir. BK, II/320
İLYAS BEY Abdullah’ın oğludur. 1517’de oğlu Mustafa Çelebi ile beraber Bursa ve Kite kadılıklarında yuva, kaçgun, mal-ı gaib, mal-ı mefkûdu timar vechile mutasarrıftılar (BS. 27/32). BK, II/321
İLYAS BEY (Hacı) Has Bey’in oğludur. Oğlu Savcı Bey vardı (1486) (BS. 5/ 67). BK, II/320
İLYAS CAMİİ (Hoca) Deveciler mezarlığı kurbünde, Demirtaş mahallesinde idi. Hoca İlyas Mektebi bunun oğlu Mehmed Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Cami 12x8 metre olup birçok defalar harap olmuş ve tekrar tekrar tamir edilmiştir. Bu mescid kabristanında Ahmed Çelebi oğlu Hoca Mehmed’in Seydî Ali oğlu Hacı Ahmed’in kabirleri vardı. Evlâdından Hoca Mehmed’in ve Mevlânâ Hızır Bâlî’nin ve Muslihuddin Mustafa Çelebi’nin vakıfları vardı. Pı-narbaşı’ndan bu mescid ve Hacı İlyas mahallesine akan su da Hacı İlyas Suyu adını almıştı. Mescid önüne de bir çeşme yapmıştır. BK, II/321
İLYAS ÇELEBİ Hacı İlyas’ın oğludur. 1520’de Bursa mukâtaat nazırı idi (BS. 29/158). BK, II/321
İLYAS ÇELEBİ (Mevlânâ)
İLYAS ÇELEBİ (Mevlânâ) Kelek’in oğludur. Kardeşi Mevlânâ Vildan, Mevlânâ Şücâ vardır. Oğlu Mehmed Çelebi ve torunu Emetullah Hatun vardı. 1489’-da Bursa’da alimlerdendi.
Şeceresi şöyledir:
Kelek
I --- I —--- I
Mevlânâ
Şücâ Efendi
Mevlânâ
Vildan Efendi
Mevlânâ İlyas Çelebi
Mevlânâ
Mehmed Çelebi
Emetullah Hatun
BK, II/322
İLYAS EFENDİ Sinoplu İbrahim’in oğludur. Bursa medreselerinde müderris olmuştu. Hüsn-i hatta eli çabuk, kalemi süratli bir hattattı. Bir günde bir Muh-tasar-ı Kudurî ve bir gecede Şemsiye Haşiyesi’ni yazmıştır. Bursa Sultani-yesi’nde müderris iken 1486’da ölmüş ve Zeynîler’e defnolunmuştur. Alim, fazıl, asabi, gayet zeki bir zat idi. Birkaç telîfi vardır. Sülüs, nesih ve hassaten hüsn-i hat ile tâlik yazmakta kalemi süratlidir. Yüksek bir müfessir idi. Fıkh-ı Ekber şerhi yazmış ve bazı Kur’ân ayetlerini tefsir etmiştir (SO. I/396; TH. 132; G. 303; ŞN.122; OM. I/222). BK, II/320
Hoca Hacı İlyas
Ömer Çelebi
Mevlânâ
Hızır Bâlî
Hoca Mehmed Muhyiddin Çelebi
Hoca Hacı İlyas’ın
Şeceresi
İLYAS EFENDİ (Şeyh) Mustafa oğlu Yay-la’nın oğludur. 1587’de Bursa’da sağdı (BS. 173/61). BK, II/322
İLYAS MATBAHÎ Musa Çelebi, İsa Paşa ve Cebe Ali Bey’in babalarıdır (1443). BK, II/320
İLYAS MEKTEBİ (Hacı) Hacı İlyas’ın oğlu Hoca Muhyiddin Mehmed Efendi bina etmiştir. Ve bu mektep için birçok vakıflar bırakmıştır (Bk. Hoca Mehmed Muhyiddin). Mektep Kazzazoğlu ma-hallesindedir (BS. 95/227, 26/480, 35/324, 226/61, 355/26). BK, II/321
İLYAS PAŞA Çandarlı Kara Hayreddin Paşa’nın küçük oğludur. On beşinci asırda yaşamıştır. II. Murad zamanında Rumeli, Bolu, Balıkesir beylerbeyliğinde ve sonra da Anadolu beylerbeyliğinde bulundu. II. Bayezid asrında Si-roz’da vefat eyledi. Oraya defnolundu. Orada birçok vakıfları vardır. İlyas Bey’in ailesi daha ziyade Siroz taraflarına yerleşmişlerdir. BK, II/318
İLYAS PAŞA ZAVİYESİ İznik’te bir zaviye yapmış ve bu zaviyenin musakkafatı olarak bir de hamam yaptırmıştır. İznik’te Yarımca kapısı kurbünde “Kemal Bahçesi” denilen bahçe ile bin akçe nakit vakfı vardı. Karasu kenarında Sinan Paşa mezraası da bu zaviyeye vakıftır. BK, II/318
İLYAS PAŞA (Hacı) Ümeradan olup 1620’de İbrahim Paşa mahallesinde bir evde kira ile oturuyordu (Balıkesirli Solakoğlu olup Rumeli valisi ve Şam valisi olmuş ve eşkıya takibi için Anadolu’ya gönderilip hükûmete isyan bayrağını kaldırmakla arkasından asker saldırılıp tutularak öldürülen İlyas Paşa olması pek muhtemeldir). BK, II/323
İMAD BEY TİMARI Yenişehir’de bir köydür. Sultan Murad, Akbıyık’a temlik etmiştir. Şeyh dahi kullarıyla beraber
İlyas Paşa’nın
Şeceresi
zaviyesine vakfeylemiştir. 4.835 akçe Kanunî zamanı hasılatı vardı. BK, I/168
İMADZÂDE AHMED
İMADZÂDE AHMED Mehmedî’nin oğludur. Yiğitoğlu mahallesinde, 1467’de ölmüştür. Karısı Mehmed kızı Fatma’dır. Kızı Zübeyde ve 301.047 akçe
muhallefatı kalmıştır (BS. 2/1). BK, II/323
İMAM Araplar mahallesi Mescidi imamı Şükrullah, ahlâksız ve şenî bir adam olduğunda, bütün cemaat mahkemeye gelip; “Biz bunu imam edinip iktida
67 İncirlice etmeyiz” dediklerinden 1513’te değiş-Eşrefî Tekkesi tirilmiştir (BS. 25/171). BK, II/323
İMAMZÂDE Bk. İmadzâde Ahmed.
İMDÂD-I HAZARİYYE Bursa’ya sancak-beyleri tayin olundukları zaman onların muayyen zeametleri ve hasları olduğundan Bursa’dan hiçbir akçe almazlardı. Onların iradları kendi hasları veya zeametlerinden idi. Yalnız bazı defa cereme almak için bir izin verilebilirdi. Sancağın idaresine yardım olmak hassalarından başka ilâveten 7.500 kuruş, Mart’tan başlamak senede üç taksit olmak üzere vakti ve zamanıyla yerli yerlerinde her taksit 2.500 kuruş olarak tahsil edilirdi. 1840 senesine kadar Arabî tarihi kullanıldığı hâlde Osmanlı maliyesinde tahsilât Rumî sene aylarına göre yapılırdı. Sefere gitmeyen her mutassarrıf bu 7.500 akçeyi her sene alırdı (BS. 280/145, 1206/12, 1196/65). BK, II/323
İMDÂD-I SEFERİYE Sefer vukuunda Hu-dâvendigâr mutasarrıflarının masraflarına yardım olmak üzere toplanıp defaten tahsil edilir ve mutasarrıfa verilirdi. Bu para 49,5 kese akçe idi (BS. 334/10,81, 380/73, 384/64, 1186/10, 1206/43). BK, II/323
İMECE (Emeci) Köy veya mahalle halkının toplanıp birisinin işine yardım etmelerine denir. 1501. BK, II/15
İNCE BALABAN I. Murad’ın komutan-larındandır. Balabancık Bey’in oğludur. 1382’de Sofya’yı fetheden askerin kumandanı idi. Buna “Torça”, “Deli Balaban” da derler (KA. 1166). Kosova muharebesinde bulunmuş ve iki sene sonra, 1390’da ölmüştür. BK, I/227
İNCECİLER VE DESTECİLER ESNAFI 1757 tarihli bir kayıtta, Bursa’da üç sınıfa ayrılan bu esnafın âlâsından 31 ve ortasından 58 ve ednâsından 20 ki cem’an 115 esnaf olduğu anlaşılmaktadır. İnceci esnafının ne olduğunu bulamadım. Desteci, sap ve kabzacı demektir ki herhalde kılıç ve bıçak sapları olsa gerek (BS. 391/125). BK, II/324
İNCİRLİCE EŞREFÎ TEKKESİ Bu tekkeyi Eşrefoğlu Abdullah Rumî Hazretleri Bursa’da bulundukları sırada kendileri yaptırmışlardır. 1715’te Tedbirsizzâde adındaki bir hayır sahibi tamir ve tevsî eylemiştir. [Bursa’da Tedbirsiz adıyla anılan iki aile vardı. Biri Sağrıcı Sungur mahallesinde Seyyid Ahmed oğlu Hacı Ahmed Beşe’dir ki bunun evlâdlarına Tedbirsizzâde derlerdi (BS. 372/93). Diğer Tedbirsizzâdeler de Veli Şemsed-din mahallesinde oturmakta idiler. Bunlardan Bender Sancağı mutasarrıfı Tedbirsizzâde Mehmed Paşa vardı (BS. 397/8).] 1835 senesinde Bursa mütesellimi Hacı Ahmed Ağa nezaretiyle tevhidhane yeniden inşa ve diğer mahalleri de tamir edildiği gibi 1844’te evkaf nazırı Kâni Bey himmetiyle de harem ve selamlık kısımları tamir ve tecdid edilmiştir. 29.8.1849’da, kütüphanesi harap olup içerisindeki kitaplar hıfz olunamayacak hâle geldiğinden 4.151 kuruş sarfıyla tamir edilmiştir (BS.304/14). BK, II/324
İNEBEY Bostancılardandır. 1507’de oğlu Hasan Bey’in evlâdları Ramazan, Hüseyin ve Selim Şah berhayat idiler (BS. 21/53). BK, II/326
İNEBEY (SUBAŞI) Feleküddin’in oğludur. I. Murad zamanında Karesi sancakbeyi idi. Karamanoğlu ile yapılan muharebede I. Murad’ın oğlu ile sağ kola memur edilerek çok muvaffakiyetli işler yaptı (B. 52,53). Sırbistan muharebelerinde Saruca Paşa ile beraber on bin erle gitti ve Şehirköy’ün etrafını yakıp yıktı (B. 58). Kosova meydan muharebesinde Gazi Evranos sağ cenaha ve İnebey sol cenaha memur oldu ve kahramanca harbeyledi (B. 62,63). Yıldırım - Timurlenk harbinde ordu mağlup olunca Sadrazam Ali Paşa ve yeniçeri ağası Hasan Ağa birlikte Şehzâde Süleyman Çelebi’yi alıp Rumeli’ne geçtiler (A. 81; B. 72). Şehzâdeler harbinde Sultan Mehmed’in Bursa’ya geldiğini işitince istikbal eyledi. Atının ayakları altına ipekler döşeyip birkaç gün Bur-sa’da durduktan sonra Uluabad’a kondular. İsa Bey, Sultan Mehmed’in geldiğini işitince Uluabad’ın Bursa’dan tarafını tuttu. İnebey iki kardeş arasında harbedilmesine mâni’ olmaya çok çalıştı. Bursa ile yukarısı Sultan Meh-med’in ve aşağısı ki Aydın, Saruhan, Germiyan, Karesi ve Karaman’ın İsa Bey’in olmasını Çelebi’ye kabul ettirdi. İsa Çelebi kabul etmedi. Mehmed Çelebi de: “Suç bizden gitti” diye mukabele eyledi. Harbde İsa Çelebi tarafı mağlup oldu. Kaçarlarken İnebey, İsa Bey’e yetişti. “Tos” olup İsa Bey kılıçla çalıp İnebey’i 1402’de şehid eyledi. İnebey meşhur kumandanlardan Yakub Bey’in dayısıdır. Meşhur Firuz Bey de yeğenidir. İnebey’in 1401 tarihli vakfiyesi Vakıflar Umum Müdürlüğü’nde mevcuttur (SO. I/448; B. 79).
İnebey, Balıkesir’de bir mescid, bir zaviye, bir imaret bina eylemiştir. Bunların idaresi için de Balıkesir’de Taş-pazarı hamamı, Kapan hamamı (Sayın Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Ka-
68 İnebey Medresesi’nin planı (Gabriel’den)
resi Vilâyeti Tarihçesi’nin 137. sayfasında Şeyh Lutfullah mahallesinde Kanar Hamamı diye yazmaktadır. Ve İnebey mezarının da Kepsut yakınında Tekye köyünde türbede yatmakta olduğunu bildirmektedirler), Bergama’da Saray Hamamı, yine Bergama’da İnebey Camii Hamamı, Ankara’da İnebey Hamamı adlarını taşıyan beş hamam ile Balıkesir’de Kilisecik köyünü, Çakır Çiftliği mezraasını, Kaza-lan’da bir parça yer ve Kozluca köyünü vakfeylemiştir (Başvekâlet Arşivi Anadolu Vilâyeti, ikinci cilt tapu defteri, numara 285). Bursa’da bir medrese ve bir de hamam inşa eylemiştir. Tophisar nahiyesinde Karasu üzerinde Muhak değirmenini, Uluabad kenarında bina eylediği kervansaraya vakfeylemiştir. BK, II/325
İNEBEY HAMAMI Bunun İnebey Subaşı ile bir münasebeti yoktur. Civarında Kara İnebey Medresesi’nin bulunması bu adı almasına sebep olmuştur. Bu hamamı Ahmed Çavuş yaptırmıştır. BK, II/326
İNEBEY MEDRESESİ İnebey Hamamı civarındadır. “Merdivenli Medrese” diye meşhurdur. Yıldırım civarında bir medrese vardır. Bunların idareleri için Bursa’da iki hamam ve dükkânlar ile Çağrışan köyünü vakfetmiştir. Bu medreseye Celâleddin oğlu Molla Yegân
69 İnegöl
demekle maruf Yusuf Bâlî Efendi bir mescid bina etmiş ve mescidin idaresi için de Karaman köyü civarında üç çift döner taşları hâvî değirmeni vakfetmiştir. Bu medreseyi Amcazâde Hüseyin Çelebi yaptırmıştır. (BS. 236/152, 8/24, 331/38). BK, II/326
İNEBEY MEDRESESİ (Kara) Diğer ismi de “Müftü Ahmed Paşa Medresesi”dir. “Aşağı İnebey Medresesi” de derler. İstanbul kadısı Hızır Bey’in büyük oğlu Müftü Ahmed Paşa yaptırmıştır. Yıldırım taraflarında bu zatın ikinci bir medresesi daha vardır. Buna “Küçük İnebey Medresesi” dahi derlerdi. Ayrıca suyu vardır (BS. 234/114). BK, II/ 326
İNEBEYİ Bayezid’in oğludur. 1466’da Araplar mahallesinde ölmüştür. Ve karısı Ali kızı Saliha ile 8.222 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 2/77). BK, II/ 326
İNEBEY MESCİDİ (Hacı) İznik’te Şeyh Kutbeddin civarındadır. Yedi dükkân arsası vakfıdır. Ayrıca bir tarlası dahi vardır. BK, II/326
İNEGÖL Aydın ve Manisa taraflarında da başka İnegöl bulunduğundan diğerlerinden ayırt etmek için burasına Bursa İnegölü derlerdi. İnegöl Hisarı, Osmanlı hükûmetini kuran Osman Bey’in ümerasından Turgut Alp tarafından 1299 milâdî senesinde zapt edilmiştir (SOT. 10). Kuzeyinde Yenişehir, doğusunda Bilecik, güneyinde Kütahya ve batısında Bursa kazalarıyla çevrilmiştir. Uzunluğu yetmiş beş ve genişliği yirmi beş kilometre imtidadındaki İnegöl ovası bu kazanın zirâî ehemmiyetini yükseltir. Diğer arazisi dağlık ve ormanlık olmakla beraber Ahu dağı, Domaniç ve Uludağları da bu kaza çevre-sindedir. Bu dağlarda zengin madenler mevcuttur. Vaktiyle pek istifade edilmişse de son asır zarfında kıymetini kaybetmiştir. Çitli köyü yakınındaki maden suyu şöhret bulmuştur. Çayır, Akça, Bedre Suyu ve Hocaköy Suyu vesair sular Deliklikaya mevkiinde birleşerek Yenişehir ovasından Göksu adıyla Sakarya’ya varır. Bu sular üzerinde birçok değirmenler ve hızarlar vardır. Bursa’nın kullandığı kerestelerin büyük bir kısmı İnegöl’den gelir. İnegöl’ün havası güzel ve lâtiftir.
Ahâlisi çalışkandır. Umumiyetle ticaret, ziraat ve ormancılıkla meşguldür.
Fatih Sultan Mehmed’in vezirlerinden İshak Paşa, Cumhuriyet devrinde Ziraat Vekâleti Orman Umum Müdürü Bay Fahrî, İnegöllüdür.
Kasabanın ortasında Yıldırım Ba-yezid’in Cuma Camii, İshak Paşa’nın adıyla anılan camileri ve Yenice mahallesinde Kasım Efendi camileri vardır. İshak Paşa’nın ayrıca bir de 15 odalı medresesi vardır.
1510 tarihinde yapılan bir emlâk tahririnde İnegöl kazasına dört mahalle, 55 köy, 17 çiftlik, 14 mezraa, 8 yaylak, 5 nehir, 4 değirmen, 17 dükkân, 230 tohm-ı çeltik ile 667 avârızhanesi, 223 mücerredhanesi ile avârızhanesi olmayan 129 hane ve 106 mücerred-hanesi 5 imam evi, 77 çeltikçi, 10 kesimci, 15 muaf hane ki cem’an 1.266 hanesi mevcuttu. Ve 327.995 akçe varidatı vardı. Bu kaza dâhilinde İshak Paşa’nın, Hamza Bey’in, Mustafa Paşa oğlu Mehmed Bey’in, İshak Paşa kethüdası Sûfî Hacı Sinan’ın mektepleri ve zaviyeleri vardır. Yıldırım Bayezid’in bir de hamamı vardır.
Tanzimat’tan sonra İnegöl’e bir müdür gönderilmiş ve bir müdür konağı inşa edilmiştir. Bu konak, 1848’de harap olduğundan ahır ve samanlık gibi lüzumsuz kısımları beş bin kuruşa satılarak konak tamir edilmiştir (BAAD. 12445).
1572’de İnegöl’de gümüş madeni çıkmış ve senelerce Bursa darphanesini idare etmiştir. Bu maden için Bursa zenginlerinden üç yüz bin akçelik yazılması emrolunmuş ve Bursa Yahudi-leri yüz bin akçelik yazılmışlardır. İslâm ve Hıristiyanlar daima tekâlife iştirak eylediklerinden aflarını rica etmişler ise de ancak ellişer bin akçesi affolunarak İslâm ve Hıristiyanlar da yüz bin akçelik yazılması ve derhal iki yüz bin akçenin tahsil edilerek defteriyle birlikte İstanbul’a gönderilmesi emredilmiştir (BS. 116/45).
1597’de İnegöl maden emini Hüseyin Bey tarafından Bursa’ya gönderilen bir külçe ümeradan Hançerlizâde Mahmud Bey, İvaz oğlu Osman Çavuş, Oruç Bey oğlu Mustafa Çavuş, Kubat Çavuş oğlu Mehmed Çavuş ve Mustafa oğlu Mehmed Çavuş tarafından yakılıp tecrübe olundukta has ve halis gümüş çıktığı tesbit edilmiştir (BS. 194/1). BK, II/ 327
İNEKULLAR Orhaneli’nin Gökçedağ nahiyesinin merkezidir. Havası güzel, akarsuları bol ve tatlı, mera ve ormanları çoktur. Mahsulatı mütenevvi zahirelerden ibarettir. Meyve ve sebzesi yoktur. Birkaç yerinde maden suyu ve ılıcaları vardır. 1927 senesinde 510 nüfusu vardı (KA. 3923). BK, II/326.
İNSAN HOCA Bursalıdır. Ali Can’ın oğludur. 1486’da ölmüş ve Hafsa, Hatice, Ümmühânî adında üç kızı kalmıştı (BS. 5/14). BK, II/324
İNTİHAR Eski devirlerde, Bursa’da pek çok intihar vakalarına tesadüf edilmiş, kendisini asanlar pek çok olmuştur. En garibi, 1619’da Bıçakçılar hamamına yıkanmak için girenlerden Belviran kazasının Diklik köyünden Mehmed oğlu Ahmed, sevda hareketi ile gözüne bazı hayaller görünüp efkâr-ı fâside istilâsı cihetiyle mevtini hayatı üzerine tercih eylemekle bıçak ile boğazını keserek intihara teşebbüs eylediği sicile kayıt olunmuştur (BS. 233/37). Türklerce en nefret edilen bir hareket varsa bu da intihardır. Hatta bu gibi kimseler, kendi nefsinin katili olduğundan bazı alimler bunların cenaze namazını bile kıldırmazlardı. BK, II/ 328
İPEK
İPEK Bursa’nın başlıca servetidir. Milâttan 2600 sene evvel Çin’de İpek kozası beslendiğini tarihler tesbit eylemektedir. Milâttan 165 sene sonra da Roma İmparatoru Mark Orel ipekçilik sanatını tedkik ettirmek üzere bir heyet gön-
70 Nişan Taktakyan dermiş ise de muvaffak olamamıştır. böcekhanesi Çinliler ipek yetiştirmek sanatının harice çıkarılmaması için çok hâsid-diler. Çıkarmak teşebbüsünde bulunan derhal idam ediliyordu. 1896 senesinde Bursa’da Harir Dârüttalimi müdürü K.Torkumyan’ın neşreylediği ipek böceği besleme kitabında ipek tarihine ait çok tafsilat mevcuttur.
Bursa Sicilleri’nden Bursa’ya ipeğin en evvel İran’dan gelmeye başladığı anlaşılmaktadır. 1519’da ipek satmak yasak edilmiş, alıp satanların şiddetle cezalanması ve satan esnafın mizan defterlerinden malum edinilip akçesi kusursuz tahsil edilerek hazine-i âmireye gönderilmesi bir fermanla emredilmiştir (BS. 28/15).
1561’de kumaş ipeklerinin yüz arşından ziyade olmaması emredilmiştir (BS. 92/154).
1583 senesi Haziranının otuzuncu günü verilen bir emirde, İstanbul’da işlenen kumaş için ipek teli lâzım olduğundan kemhacılar kethüdası Hasan ile iki bin kuruş gönderilerek tedarik edilmesi ve kethüdaya koşulacak yarar adamlar ile miktar ve bahasını da müfredatıyla defter edip imza ve mühürleyip İstanbul’a gönderilmesi bildirilmiştir (BS. 129/169).
1591 senesi Temmuzunun birinci günü yazılan bir fermanda dahi Bur-sa’ya ipek getiren tüccarlar, Bursa’da ipek mizanı eminlerinin “yasakıyye
resmi” diye ibrişimin her yükünden altışar kuruş aldıklarını şikâyet eylediklerinden bunların men’ edilmesi emredilmiştir (BS. 78/126).
1593’te gelen bir fermanda, Gen-ce’den Bursa’ya gelen on beş yük ipeğin, dergâh-ı âlî çavuşlarından Veli Çavuş’la İstanbul’a gönderilip hazineye teslim ettirilmesi emredilmiştir (BS. 189/86).
1599 senesinde İstanbul’daki hassa kumaş kârhanesi için iki bin dirhem mutallâ ve üç bin dirhem güvezi ve üç bin dirhem mâî ve iki bin dirhem beyaz ve iki bin dirhem limonî ve cem’an 12 bin dirhem olur, bundan maada kadife havı için 6 bin dirhem dahi lâzım olmakla iki bin güvezi ve iki bin dirhem beyaz ve iki bin dirhem limonî ipek tedarik ve irsal edilmesi emredilmiştir (BS. 351/121).
1669’da elvan ipek ve turalı ibrişim ipekçi taifesinin kendilerine mahsus meta idi. Bursa’ya gelen tüccarlara üç yüz dört yüz kağıt elvan ipeği ve tura ibrişim satmaları ve kazzazların dahi turasız ibrişim ve kaytan düğme ve yirmi dirhemden yüz dirheme kadar elvan ipek satmaları Bursa’nın eski kanunları iktizasından olduğu bildirilmiştir (BS. 301/71).
1671’de ipek ağartıcılarından Halil oğlu Ali ve arkadaşları şimdiye kadar destesini ellişer akçeye ağarta gelmek-teler iken ipek destesine seksen akçe istedikleri şikâyet edildiğinden mahkemeye çağırılarak eskisi gibi ellişer akçeye ağartmaları emredilmiştir (BS. 295/93).
1671’de kazzazhanede yedi renk ipek satılırdı. Ve bunların dellâlları ayrı idi (BS. 295/123).
1746’da Bursa’dan İstanbul’a ipek götüren tüccarlar hükûmete arzıhâl edip Bursa’dan satın aldıkları ipek bahasına verdikleri Macar ve İngiliz altınının üçü onar kuruşa olmak üzere İstanbul’da cari iken Bursalılar beherini üç kuruştan ziyade almadıklarından bahisle şikâyet eylediklerinden bu
altının İstanbul’daki gibi tedavülü emredilmiştir (BS. 384/76).
1757 senesinde, Bursa Bedesteni’nde ipek satan Hıristiyan bazirgânları 17 kişi idi (BS. 391/125).
1809’da beş yüz dirhem ipeğe “deste” tabir olunurdu (BS. 282/87).
1814 senesinde verilen bir emirde, “Bursa, Mihaliç, Bilecik, Lefke, İznik, Bandırma, Pazarköy ve bu havalide hasıl olan ipek harice gitmeyip cümlesi İstanbul esnafına maktu fiyatla satılıp tevzî edilmiş ve fazlası kalırsa Haleb, Şam, Diyarbakır, Tokat ve müste’men tüccarına satılması eski şartları iktizasındandır. Bu tüccara Bursa’dan fazla kalacak ipek satılması ve bu bahane ile müste’men tüccarına Bursa mizanından ipek verilmemesi şartıyla ruhsat verilmiştir” denilmektedir (BS. 307).
1816’da gelen bir fermanda da, İstanbul ahâlisinin zaruri ihtiyaçları olan İstanbul şalısı, gizi, dimi, sandal ve kuşak, pûşî vesair emtia yapılması için iktiza eden meşdud denilen ince ipek ile kazzaz taifesine mahsus olan ipeğin bir dirhemi ile Haleb-Şam tüccarlarına ve müste’men taifesine veyahut adamlarına sattırılmayıp eski karar ve nizam mucibince ipek çıkan Kirmastı, İnegöl ve Yenişehir, Bilecik, Söğüt, Pazarköy, Gemlik, Lefke, İznik, Bandırma kazalarından Bursa’ya nakledilerek tahsis edilen İpek Hanı’nda sattırılıp İstanbul’a kifayet edecek miktarı evvelâ gönderilip sonra âhar yere verilmesi ve çuhacılar da murabahacıların taşradan topladıkları ipekler ile kazzazlara mahsus ipeğin cümlesi İstanbul’a nakl olup muhtekir madrabaz vesaireye sattırılmaması emredilmiştir (BS. 1272/6). BK, II/329
İPEK FABRİKASI Bursa’da 1837 ve 1845’te birkaç tane ipek fabrikası inşa edildiği gibi 1854’te Bursa’da ve Mudanya’da Cezayirlioğlu Mıgırdıç tarafından üç fabrika inşa edilmiştir. BK, II/331
İPEK HANI Ulucami ile Pirinç Hanı ara- 71 İpekçilik Mektebi sındadır. Çelebi Sultan Mehmed vak-fındandır. Yetmiş sekiz odası vardır.
Mescidi haraptır. BK, II/331
İPEKÇİLİK MEKTEBİ 8 Ağustos 1893’te
Eşrefîler mahallesinde vaz’-ı esas icra kılınan “Amelî ve Nazarî Harir Dârüt-talimi”nin mesarif-i inşaiyesi 1.400 lira keşfedilmiştir. Bu tarihte inşaata devam edilmekte idi. BK, II/331
İRTİKAB “İstanbul’daki menzil halifesi olan şahısın, kendisinden evvel geçen halifeler ve babası gibi kendi hâlinde ırzıyla mukayyed olmayıp fesad ve ahlâksızlığa ve haddinden ziyade gösterişe mail ve her türlü fenalığı irtikâb eylediği zahirdir. Bu hâli halifelerin aldıkları
irad ile idare olunmayacağı ve herhalde ya beylikten veyahut menzilcilerden irtikâb suretiyle tedarik eylediği akçe ile bu gösterişleri ve masrafları yaptığından” azledilerek cezalanması ve uslanması için 1786’da Bursa’ya nefy edilmiştir. BK, II/333
İSA İlyas’ın oğludur. Suhtelerdendir. Eski Tahtakale Çarşısı’nda silahla gezip bazı Müslümanları bıçakla vurup yaralamıştır. Abdurrahman oğlu Abdi’yi Tahtakale Hamamı önünde öldürtüp kaçmış ise de bekçiler zâbıtı Abdi Subaşı ve Hudâvendigâr sancakbeyinin mütesellimi Mahmud Ağa mezkur çarşıya varıp katili yakalamışlardır. Birçok şahitler vakayı aynen anlattıkları ve bizzat karısı dahi dava eylediğinden, 1613’te idam edilmiştir (BS. 223/16). BK, II/337
İSA (Hacı) Musa’nın oğludur. 1559’da kemha işleyen esnafa kendi iktidar ve ehliyetinden dolayı şeyh olmuştur (BS. 81/2). BK, II/337
İSA BÂLÎ Orhan Bey’in ümerasından Kayağlu Bey’in torunudur. Atranos’ta, Elisiye köyünü Sultan Orhan Kayağlu Bey’e mülk olarak vermiş, ondan da, evlâdlarına intikal ederken Fatih Sultan Mehmed mülkiyetini bozup timara emretmişti. II. Bayezid mülkiyetini mukarrer tutmuştur. İsa Bâlî’nin İlyas, Hamza, Halil, Hasan, Hüseyin, İbrahim adında evlâdları vardır. Bu köy daha başkalarının olup 64 hissede onda bir hissesi Bâlî’nin idi (BA. Vilayet-i Anadolu Defteri, cild 2, muvakkat numarası: 285). BK, II/338
İSA BÂLÎ Çavuş Süle’nin oğludur. (1512) (BS. 23/131). BK, II/333
İSA BEY Uzguroğlu’dur. Ümeradan olup II. Murad zamanında Anadolu beylerbeyi ve sonra da vezir olmuştur. Engürüs cenginde, 884/1479’da şehit olmuştur. Şecî ve bahadır olup birçok
fütuhata muvaffak olmuştur (SO. III/610; MT. III/401; SOT. 190-191). İsa Bey Anadolu valisi iken vilâyet merkezi Ankara idi. Bundan sonra Fatih’in vezirlerinden İshak Paşa Anadolu valisi olmuş ve merkezi Kütahya’ya nakletmiştir. Valilerin Kütahya’da oturmaları bundan sonra kanun hükmüne girmiştir. Mehmed ve Mustafa Bey adında iki oğlu vardır. Mihaliç’te zaviyesi ve mescidi, Sevindikli, Demi-reli, Kumru, Çördük köylerinde birer mescidi vardır. Çiftlikleri, köprüleri ve kervansarayı da vardır. Siroz’daki Melik köyüne mukabil II. Murad Demireli köyünü İsa Bey’e bağışlamış ve diğer padişahlar da mukarrer tutmuştur (BS. 28/39, 23/329, 49/35, 90/104). BK, II/333
İSA BEY Musa’nın oğludur. Kapıcıbaşıla-rındandır. 12.1.1615’te Mudanya yolundan İstanbul’a gitmekte olan Bursa Yahudilerinden Salamon oğlu Musa’yı Bademli köyü yakınında Büyüksu kenarında katleylemiş ve konduğu handa Yahudinin bazı eşyaları bulunduğu iddia edilmiştir. Mahkemeye ihzâr olunan İsa Bey; “Ben Mudanya’dan Bursa’ya gelirken, Yahudi mahallesine geldiğimde Yahudiler bana kâtil zannıy-la yapışıp bağırıp çağırmağa başladılar ve içlerinden ‘Sakalı Benli’ denilen Yahudi bir çanta ile bazı eşyayı bana töhmet olmak için benim esbabım içine bırakıp gitmekle beni tuttular, halbuki bu adamın bu esbabı koyduğunu görenler vardır” diye şahit getirmiş ve şahitler de; “Yahudiler mezkuru ortalarına alıp içlerinden ‘Sakalı Benli’ denilen Yahudi elinde bir çanta ve koltuğunda bir lacivert çuha feraceyi, kapıcının kırmızı kilimi içinde olan esbabının içine bizim huzurumuzda soktu, geldikleri zaman da biz Yeni Han’ın kapısı önünde oturuyorduk, gördük” diye şehadet eylediler (BS. 227/94). Mak-tûlün karısı Kemer derhal İstanbul’a arzıhâl gönderip Kapıcı İsa’nın, kocasını tarlalar içerisinde katleylediğini ve
esbabı arasında kocasının eşyası bulunduğunu ve hâlen İsa Bey’in Bur-sa’da mahpus olduğunu bildirdi. Ayrıca İsa Bey’in kulları ve oğlu ile İstanbul’a gönderilmesini divan-ı hümayunda şer’ ile görülmesini rica eylediğinden İstanbul’a ihzârı hakkında yine bu ay içinde ferman geldi (BS. 227/122). BK, II/337
İSA BEY Bayezid Paşa’nın oğludur. Bur-sa’da şimdiki Ahmed Vefik Paşa Hastahanesi’nin olduğu yerde bir medrese ve şimdi hastahanenin karşısında bulunan bir mescid ve imaret bina eylemiştir. Babasının Şible mahallesinin kuzeyindeki türbesi civarına gömülmüştür (SO. III/131, 610). H. 839 Ramazanında, yani 1437 senesi Martında yaptırdığı ve bugün aslı Topkapı Sarayı müzesinde bulunan vakfiyesine nazaran kendisi ümeradandır. Vakfiyesinin hülasası şöyledir:
Bursa kalesi ile ihata olunan emlâkinin güneyi yol, kuzeyi kale duvarı, doğusu Hamza Bey mülkü ve batısı Musa Bey mülküdür. Vakıfları geçmiş alimlerin cümlesinin ictihadlarına muvafıktır. Kendisi isterse vakfeylediği yerde oturur ve isterse kiraya verip hâsılatını hayatta bulundukça tamir ve merem-matına sarf eder. Kale içindeki vakfeylediği emlâkin birisini imaret yapıp “kıyamete kadar oraya giden ehl-i din istifade ederler” demişti. İmaretin bir kış odası ve yüksek üç sofası ve kileri ve fırını vardır.
Kale içindeki emlâkinden birisine de medrese yaptırmıştır. Burada bir kış evi ve Kemeraltı’nda diğer bir evi vardı. Küçük bir de hamamı vardır. Bunların idaresi için Bursa kazasındaki Sobi köyünü oradaki hamamıyla beraber, meraları, koruları, suları, pınarları ve meyveli ve meyvesiz ağaçları ve içinde bulunan köle ve cariyeleri ve hayvanatını vakfetmiştir. Bu köyde meşhur olan iki evini evlâdına ve evlâdının evlâdlarına ve âzadlılarına ve onların
evlâdlarının büyüklerine ve sonra da fakirlere vakfeylemiştir.
Bursa nahiyesinde Ahisedir köyünü ve buradaki buğday, pirinç, darı tarlalarını ve her türlü ağaçlarını, köle, cariye ve hayvanlarını vakfeylemiştir.
İnegöl nahiyesindeki Uluç Bey ve Adaköyü’ndeki arazisinin yarısını ve Filadar kalesi civarındaki Çavuş köyündeki değirmenlerini ve buradaki köle ve cariyelerini ve Bursa içerisinde Tuzpazarı’ndaki bütün dükkânları ve Ankara’da bezzazistan, haffafhane ve kazzazhaneyi ve Ankara’daki [Ankara Meyve Kapanı Hanı ve Eski Bedesten denilen 92 dükkânı hâvî bedesteni vardır (BABD. 4325)] Bakır Çarşısı’nı ve Mürted ovasında ve daha birçok yerlerdeki köylerini vakfeylemiştir. Ve vakıfların idaresi için bir de kadro yapmıştır. Bu vakfiyede İlyas oğlu Nakkaş Ali Paşa dahi şahittir. Ahmed Vefik Paşa Hastahanesi tevsî edilmekle, 1904’te Vali Reşid Paşa, medresenin olduğu yerde hastahaneyi tevsî ettirmiş ve cami civarında bir medrese yaptırmıştır. 10 Mart 1861’de cami ve medrese harap olduğundan tamirine irade çıkmış ve esaslı bir surette tamir edilmiştir. Buna “Eski Saray Medresesi” de derlerdi (G. 433). BK, II/334
İSA BEY CAMİİ Civarındaki imarete nisbetle “İmaret-i İsa Bey Camii” derler. Küçük ve şirin bir camidir. Ahmed Vefik Paşa Hastahanesi’nin karşısında-dır. Bu yolun tevsîi dolayısıyla kabristanı ufalmıştır. Burada “Kasab Baba” diye anılan ve bazı yazıları kaybolan gayet sanatlı bir mezar vardır ki meşhur Kasaboğulları ailesinden birisine ait olması pek mümkündür. Ahmed Vefik Paşa, 1878’de bu camiyi mükemmelen tamir ettirmiştir (G.433). BK, II/335
İSA BEY FENARÎ
İSA BEY FENARÎ Molla Fenarî demekle şöhret bulan Mevlânâ Şemseddin Mehmed Efendi’nin ahfadındandır (BS. 3/213). Bursa’da adıyla anılan mahal-
73 İsa Bey Fenarî Camii ve XIX. yüzyıl sonunda yeniden inşa olunmuş haliyle medresesi
de, bir cami ve bir de medrese yaptırmıştır. Hüviyetine ait esaslı bir malûmat elde edilememiştir. BK, II/336
İSA BEY FENARÎ MEDRESESİ Kalede, cami önünde altı ahşap ve iki kârgir oda ve bir dershaneden ibarettir. 1844’te cami ile beraber 6.979 kuruşla tamir edilmiştir (BS. 310; BS. 220/60). BK, II/336
İSA BEY FENARÎ MESCİDİ Hisar’da adıyla anılan mahallesindedir. Kârgir ve metin kubbeli ve minareli küçük bir camidir. Bu caminin iradı olmak üzere adına da İsa Bey Hanı ile etrafındaki dükkânlarını yaptırmış ise de 1669’da buraları kâmilen yanmıştır. İnegöl’de Kozluca ve Yenişehir’de Ak köyleri vakfeylemiştir (BS. 1162/16, 1198/ 17). 1844’te tamir edilmiştir. BK, II/ 336
İSA BEY HANI Bursa’da Basmacılar Çarşısı’ndadır. 21.6.1675’te vaki yangında hanın fevkânî 26 kârgir odaları ve altındaki mahzenleri ve ahırı yanmış ve sekiz odası yıkılmış, ancak 18 odanın kârgir duvarları ve kemerleri kalmıştır. 220.000 akçe tahmin edilen tamiri 184.826 akçe ile tamamlanmış ve ayrıca bir de mahzen bina ve ihdas edilmiştir (BS. 301/37). BK, II/336
İSA BEY KÖYÜ Bursa kazasına bağlıdır. 1927’de köyün 112 evi ve 508 nüfusu vardı. 1645’te bu köyün imamı Mehmed Halife, müfsid bir adam olup daima fahişelerle ittihad edip ahâliyi rencide eylediğinden köyden çıkarılmıştır (BS. 265/94). 1672’de Dördüncü Sultan Mehmed’in dördüncü haseki sultanının teberdarları kethüdasının bu köydeki çiftlik korularını Nuh Bâlî oğlunun oğlu ve Süleyman oğlunun oğlu ve hizmetkârları Uzun Mustafaoğlu ve Sefertumaçoğlu yakarak yok ettikleri ve ziyade zulüm ve teaddî ve fesadda bulundukları cihetle tutularak sabit olan fesad ve şekavetleri sicil edilip suret-i sicilleriyle ve huccetleriyle beraber İstanbul’a ihzârlarına ferman gelmiştir (BS. 330/73). BK, II/336
İSA ÇELEBİ Yıldırım Bayezid’in oğludur. Babasının vefatında biraderi Mehmed Çelebi ile üç defa harp etmiş ve mağlup olarak İstanbul tekfuruna iltica etmiş ve bir müddet İstanbul’da istirahattan sonra büyük biraderi Süleyman Çele-bi’nin arzusu ile tekrar gelmiş ve Bur-sa’ya Süleyman Çelebi tarafından vali tayin edilmiştir. Bursalılar kabul etmediklerinden Bursa’yı muhasara etmiş ve fakat Çelebi Sultan Mehmed gelerek yaptığı bir muharebede mağlup edilmiş ve Eskişehir’e kadar kaçmıştı. Eskişehir’de bir hamamda katledilmiş ve cenazesi Bursa’ya getirilerek babası yanına defnedilmiştir. Vefatı 811/ 1408’de vuku bulmuştur (KA. 3231, 1290; Hudâvendigâr Vilâyeti Salnâ-mesi; G. 43; SO. I/59; BS. 256/143). BK, II/333
İSA DEDE Hazret-i Emir’in takdirini kazanmıştır. Vefatında şark tarafındaki kapının karşısına gömülmüş ise de oradaki mekteple beraber kabri de kaldırılmıştır. BK, II/338
İSA DEDE Karadeniz sahili ahâlisinden olup seyahate çıkarak Bursa’ya gelmiş ve sûfiye tarikına girerek emsalleri
arasında temiz hâli ve güzel ahlâkıyla temayüz eylemiştir. Ulucami’de namazda iken 1644’te ölmüş ve Pınarba-şı’nda Kalenderhane yakınına gömülmüştür. Kendisi bekârdı. Ömrünü ibadet ve taatla geçirmiştir (G. 237). BK, II/338
İSA EFENDİ Şeyh Hüsam’ın oğludur. İmamdır. 5.3.1638’de Emir Sultan mahallesinde ölmüştür. Âbide, Zahide adında iki karısı vardı. Birçok kitapları arasında kıymetli tarih kitapları vardır. 104.417 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 250/120). BK, II/338
İSA EFENDİ Emir Sultan Camii imamı idi.
60 sene imamlık etmiştir. Yüz sene yaşamıştır. Son zamanlarda yürüye-meyecek bir hâle gelmiştir. Ezan sesini işitince hemen kalkar, abdest alıp camiye giderdi. Namazdan sonra hademeleri koluna girerek aheste aheste evine götürüp yatağına yatırırlardı. Namaz vakitlerine kadar baygın bir hâlde kalırdı. Emir Sultan’a gömülmüştür (G. 441). BK, II/338
İSA EFENDİ (Şeyh) Bosnalıdır. Nemçe’nin Bosna’yı istilâsı sırasında Bur-sa’ya gelmiş ve Halvetî tarikatında iken nefret ederek camilerde vaaz ve nasihatle ömrünü geçirmiş, 1712’de vefat etmiş ve Üftade Camii yolundaki kabristana gömülmüştür (G. 211). BK, II/338
İSA PAŞA Çandarlı Halil Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın oğludur. Kendisi ulemadan idi. Tahsilden sonra İstanbul ve Edirne’de bazı medreselerde müderrislik yapmış ve sonra divan-ı hümayunda tevkiî (nişancı) olmuştur. Şam beylerbeyi iken 1543’te vefat eylemiştir. Alim, fazıl, asîl, necib ve adâb-ı muaşerete hakkıyla vâkıf ve tatlı dilli, çok akıllı ve hiçbir kimsenin kendisine hile ve oyun yapmak imkânı olmayan, uyanık ve uzakları görür ve düşünür bir zat idi. Şam’da Muhyiddin Arabî
türbesi civarına defnedilmiştir (Eski muharrerat vakfiye başkâtibi Hüseyin Fevzi Efendi ifadesine nazaran). Cezayir defterdarı Mehmed Bey, Halil Bey, Ahmed Bey, Bursa sancakbeyi İbrahim Beyler oğullarıdır (KA. 3231; ŞN. 411; SO. III/610; BS. 31/107). BK, II/334
İSAMÜDDİN EBULHAYR (Ahmed) Taş-köprîzâde’dir. 1495’te Bursa’da doğmuştur. Babası Haleb kadısı Mustafa Efendidir. Çocukken babasıyla Ankara’ya gitmiş ve tekrar Bursa’ya gelmiş ve sonra İstanbul’a gitmiştir. Babasından, Seydî Mehmed Koçovî’den, Mirim Çelebi’den, Şeyh Mehmed Tunusî’den tahsil-i ilim etmiş, edebî ve şer’î ilimleri öğrenmiş, matematik, kozmoğrafya, tefsir ve hadis ilimlerinde mütehassıs olmuştu. Birçok müderrisliklerde, Bursa ve İstanbul kadılıklarında bulunmuş ve gözleri kör olduğundan ömrünün bakıyyesini telîf eylediği kitapları tebyiz ettirmekle ve yeniden bazı muteber kitaplar telîfiyle geçirmiştir. 1560’ta vefat etmiş ve İstanbul’da, Aşık Paşa mahallesinde Seyyid Velayet Türbesi civarına gömülmüştür. Ahlâk-ı hamîde sahibi, mütevazi, kanaatkâr bir zat olup eserlerinin en meşhuru “Şakayık-ı Nu’maniye”dir. Kanunî devrine kadar geçmiş alimler ve şeyhlerin hâl tercümelerinden bahseder. Daha birçok faydalı eserleri telîf etmekle imtiyaz kazanmıştır. Arapça ve Türkçe nazım ve nesre muktedirdi (KA. IV/2985). BK, IV/294
İSHAK Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Selçuk Hatun’un oğlu olduğu, Selçuk Hatun’un l483 tarihli vakfiyesinde yazılıdır. Babası tesbit edilemedi. BK; II/339
İSHAK
İSHAK Abdullah’ın oğludur. Bursalıdır. Hacı Hasanzâde Mustafa’nın oğlu Mevlânâ Muhyiddin Mehmed Efen-di’nin Bursa’daki Kadı Hamamı’nı 1486’da inşa eylemiştir (BS.5/86). BK, II/339
İSHAK Abdullah’ın oğludur. Tüfenkçiler zümresinden olup sefer ilân edilmiş ise de bunun marazlı ve yatalak olduğu, sefere gitmeye kudreti olmadığına iki kişi, 1518’de mahkemeye gelerek şehadet eylediklerinden İstanbul’a yazılmıştır (BS. 28/110). BK, II/339
İSHAK
İSHAK BEY Kara Demirtaş oğlu Yahşi Bey’in oğludur. II. Murad devri ümera-sındandır. XV. asırda yaşamıştır. Uzun müddet Rumeli’nde harp ve cihada memur edilerek ekser mahalleri zapt eylemiş ve harplerde Samandıra’yı zapt ederek Sırp Kralı Gargoris’i esir etmiştir. II. Murad’ın Ergene üzerindeki dünyanın en büyük ve en güzel köprülerinden birisi olan Ergene köprüsünün inşasına İshak Bey nezaret eylemiştir (KA. 900). BK, II/339
İSHAK ÇELEBİ 1744’te İstanbul, Mihaliç ve Kirmastı’da vakıfları vardı (BAVD. 14393). BK, II/340
İSHAK EFENDİ Abdullah’ın oğludur. 1488’de Bursa’da yaşamış bir şairdir (BS. 7/168). BK, II/339
İSHAK EFENDİ Hudâvendigâr müderrisi Şemsi Efendi’nin oğludur. Kendisi de müderristir. 1617’de Bursa’da ilim neşretmekte iken Derviş Efendi adında bir medrese talebesi tarafından yaralanmıştır (BS. 231/20). BK, II/340
İSHAK EFENDİ Şeyh İsmail Hakkı Hazretlerinin oğludur. 1682’de Usturumca’da doğmuştur. Genç iken ölmüştür. Alim bir zat idi. BK, II/340
İSHAK EFENDİ Enbiyaoğlu mahallesinden İmam Abdülaziz Efendi’nin oğludur. Tahsil-i ilm ü kemâlden sonra fenn-i kitabete vukuf peyda eylediğinden Emir Sultan vakıflarına kâtip olmuş ve meşhur alimlerden İshak Hocası Ahmed Efendi’den ve Hazret-i Mısrî’-nin halifelerinden Kocagöz Ahmed Efendi’den tahsil eylemiş ve İsmail
Hakkı Hazretleri’nden birçok şeyler tahsil etmiş ve teveccühüne mazhar olmuştur. Hacca gitmişti. Emir Sultan şeyhi Mehmed Salih Efendi’nin aklını oynatarak şeyhlikten çekilmesi üzerine Emir Sultan’ın seccadesinde müstakil şeyh olmuştu. Hazret-i Emir’in usülü de burada nihayet bulmuştur. Salih Efendi’nin ana cihetinden akrabası idi. Emir Sultan’daki şeyhlere mahsus kabirler bu İshak Efendi’den başlar. 1737’de ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Emsali bulunmaz değerli bir şeyhti (G. 95; YŞ. 18). BK, II/340
İSHAK EFENDİ (Şeyh) Tekelidir. Tahsilinden sonra Bursa’ya gelmiş, Başçı İbrahim Efendi Tekkesi şeyhi Alâeddin Efendi’ye intisab eylemiştir. Vefatında yerine şeyh olmuştur. 1590’da vefat etmiş ve tekkeye defnedilmiştir. Selçuk Hatun ve Mahkeme kurbündeki İbrahim Paşa camilerinde imamlık dahi etmiştir. Alim, fazıl, ahlâklı bir zat idi. Bursa’nın ulema ve sulehâsına hadis-i şerif nakliyle meşgul olmuş, içi ve dışı mamur bir zat idi (G. 141,324). BK, II/339
İSHAK PAŞA
İSHAK PAŞA İnegöllü İbrahim Ağa’nın oğludur. II. Murad ümerasından olup istidat ve iktidarı takdir olunarak kendisine o zamanın en büyük rütbesi olan vezirlik verilmiş ve II. Murad padişahlığı oğlu Fatih’e terk edip Manisa’ya gittiği zaman kendisine nedim ve müşavir edinerek yanından ayırmamıştır. Fatih padişah olunca bunu vezirlikte ibka eylemiştir. II. Murad’la beraber Varna ve II. Kosova muharebelerinde ve Fatih Sultan Mehmed’le de İstanbul savaşında beraber bulunmuştur. Birçok eyalet valiliklerinde ve Anadolu valiliklerinde ve bilhassa Bosna valiliğinde temayüz eylemiştir. Kudret ve iktidarını dostuna ve düşmanına tasdik ettiren İshak Paşa, 1470 tarihinde sadrazam (başvekil) olmuş ve tam iki sene bu vazifeyi yapmıştır. Daima hükû-metinin emirlerini dinlemeyen ve baş-
kaldıran Anadolu’daki Karamanoğlu üzerine hareket ederek Karamanlıları mağlup ve Konya şehrini zapt ve Osmanlı ülkesine ilâve eylemiştir. Konya civarındaki Aksaray kasabasından birçok sanat erbabını aileleriyle birlikte İstanbul’a naklederek o vakit İstanbul’da boş ve ıssız bulunan, şimdiki Aksaray semtine yerleştirerek bu mahalli Aksaray adıyla şöhretlendirmiştir. İshak Paşa, Fatih’in vefatında büyük rol oynamıştır. 1479’da, “Arabistan’a sefer yapıyorum” diye İstanbul’dan ordusuyla hareket eden Fatih II. Sultan Mehmed, Gebze ile Kartal arasında, Tekfur Çayırı veyahut Sultan Çayırı mevkiinde nikris illetinden vefatı üzerine padişahla beraber bulunan Sadrazam Karamanlı Rum Mehmed Paşa padişahın ölümünü saklayarak o vakit Karaman valisi olan Sultan Cem’e haber yollayarak gelip tahta çıkmasını bildirmiştir. İstanbul’da kaymakam kalan İshak Paşa da sadrazamın, Sultan Cem’i padişah yapmak suretiyle minneti altına almak ve bu sayede Karaman ülkesinin eski imtiyazlarını almak emelinde olduğunu hissetmiş ve bu tertibata yanaşmayarak Amasya valisi olan II. Bayezid’i tahta çıkarmaya lüzum ve muvafık görmüştür. Kendi fikrinde olan diğer vezirlerle ittifak ederek bir taraftan Mehmed Paşa’yı oyalamaya çalışmış ve diğer taraftan bu kararını gizli olarak yeniçeri bölüklerine bildirmiştir. Şehzâde Bayezid’in ihsan ve inayetten çekinmez olduğunu yeniçeriler bildiğinden çoğu bu tarafı iltizam ediyorlardı. Keklik Mustafa Ağa’yı Sultan Bayezid’i çağırmak üzere Amasya’ya gönderdi. Karamanlı Mehmed Paşa’nın fikri bu idi. Şehzâde Bayezid, Fatih Sultan Mehmed henüz padişah olmadan dünyaya gelmiş en büyük oğludur. Keten yaprağından yapılan “berş” denilen afyonlu bir şurubu içmeye ve kendir yaprağından yapılan esrarı da kullanmaya alışmış, zevk ve safayı çok sever ve gayet mütereddit tabiatlı bir adamdı. Sultan
Cem ise Fatih’in padişah olduktan sonra dünyaya gelmiş oğludur. O vaktin âdetlerine ve kaidelerine göre bunun padişah olması daha münasib ve fazla olarak Sultan Cem, Türk, Arap, Acem edebiyatına vâkıf ve latin lisanını da bilen alim ve fazıl bir zat idi. Bunları tahta davet için ulaklar gitmekte iken bir taraftan yeniçeriler orduda isyan ederek Sadrazam Mehmed Paşa’yı katledip emval ve eşyasını yağma etmişler ve kayıklarla İstanbul’a geçerek hükûmet erkânının evlerini yağmaya başlamışlardı.
İstanbul muhafızı ve sadrazamın kaymakamı olan İshak Paşa, Yeniçerilerin bu edepsizce hareketlerini ve kendilerine verilen talimattan hariç işlere cesaretlerini görünce uyandırdığı fitneye ziyadesiyle pişman olarak İstanbul’da inzibatı ve asayişi temin için Sultan Bayezid’in İstanbul’a vüru-duna kadar Sultan Korkut’u padişah kaymakamı ilân ederek asayişi iadeye ve Cem taraftarlarını sindirmeye muvaffak oldu. Bayezid İstanbul’a geldi. Tahta çıktı. İshak Paşa’yı sadrazam yaptı. Bir tesadüf eseri olarak ikişer sene sadarette bulundu. Her iki sadareti de tam ikişer sene devam etti.
1482 senesi İkinciteşrin ayının on dokuzuncu günü Edirne sarayındaki Bayezid Veli’nin ve devlet erkânının kurdukları büyük bir işret meclisinde kafaları dumanlandıktan sonra bazı kimselerin terfilerine, Sadrazam İshak Paşa azledilerek Selanik’e i’zamına ve İshak Paşa’nın damadı Gedik Ahmed Paşa’nın idamına karar verildi. İshak Paşa Selanik’e gitti. Birkaç hafta sonra eceliyle vefat eyledi. Tahnit edilen cenazesi, vasiyeti mucibince doğduğu İnegöl’e nakledildi ve caminin kıble tarafına gömüldü.
İshak Paşa, İsfendiyar hükûmeti emiri İsfendiyar Bey’in kızı Tacünnisa Hatun’la evlenmiştir. II. Murad’ın karılarından Saîd-baht Hatun da İsfendiyar Beyi’nin kızı olmasına nazaran İshak Paşa ve II. Murad bacanaktırlar. İshak
Paşa’nın Halil, Şadi Beylerle Mustafa Çelebi ve Pîrî Çelebi ve İbrahim Bey adında beş oğlu ve Hafsa ve Fahrunnisa adında iki kızı olmuştur.
Şeceresi yukarıdadır.
(BS. 25/29,5, 5/378,274, 7/358, 3/379, 45/31, 9/148, 12/82, 17/232, 25/156,339, 28/222,454,36, 34/415, 95/148, 338/22; 4/179, 182, 457; BAVD. 770,26263,24474; BAVD. 4682; HET. IX/63; TT. II/21).
İshak Paşa, İnegöl’e su getirmiş ve kârgir bir medrese ile bir de cami yaptırmıştır. Bunların iradı olmak üzere Bursa’da “Şadırvanlı Çarşı” demekle maruf yerde 29 dükkânı hâvî bir çarşı, bir boyahane ve su getirmiş, Kızıklar, Güzelağaç köylerinde birçok değirmenler, İnegöl’de kervansaray ve dükkânlar, Edirne’de, Selanik’te bazı vakıflar, İstanbul’da Ahırkapı civarında hamam, Ankara’da hamam yaptırmış ve cümlesini İnegöl’deki hayır işlerine vak-feylemiştir. İstanbul’da Tophane, Fındıklı, Galata, Kasımpaşa’ya sular getirmiş ve mektep vesair birçok hayrat bırakmıştır. Anadolu ve Rumeli’ndeki birçok gelirlerini de İnegöl’de türbesi için vakfeylemiştir. İstanbul muhasarasındaki kahramanlığı dillere destandır. BK, II/341
İSHAK PAŞA (Hacı) Safed, Sayda ve Beyrut beylerbeyisi iken beyliğe çok borcu çıkmış olduğundan hapsedilmiş
ve Gemlik kazasının Engürücük köyündeki çiftliği ve içindeki eşya, aletler, at, katır vesaire hayvanatı borçlarına karşılık olmak üzere, 1674’te beyliğe zapt olunmuştur (BS. 284/67). Kendisi de rikâb-ı hümayunda hapsedilmiştir. BK, II/340
İSHAK ŞAH İvaz Şah’ın oğludur. Setba-şı’nda, Işıklar’a giden yolun güneyinde bir cami vardır. Caminin kapısı üzerinde H. 844 tarihli bir kitabe konmuştur. Çok yanlıştır. Ancak bir çeşme kitabesidir. Bu kitabede, “Bu çeşmeyi İvaz Şah oğlu Boy Sultanı İshak Şah yaptırmıştır, 844” tarihi yazılıdır. İshak Şah’ın kim olduğu tesbit edilememiştir. 1570’te caminin 10.928 vakıf akçesi, bekâr hanesi ve üç evi ile bir dükkânı vardı (BS. 263/36). BK, II/339
İSKELE Bursa’nın iskelesi Mudanya’dır. Bursa vilâyeti dâhilinde Bozburun’dan Mihaliç’e kadar Mudanya körfezindeki iskeleler şunlardır: Armutlu, Fıstıklı, Kapaklı, Kırcaali, Büyük ve Küçük Kumlalar, Gemlik, Mudanya, Altıntaş, Kurşunlu, Tirilye ve Mihaliç (1729). BK, II/344
İSKENDER Bursa cerrahlarındandır. 1484’te ayak kesmek ameliyatlarını da yaptığı sicillerde kayıtlıdır (BS. 4/46). BK, II/344
İSKENDER Abdullah’ın oğludur. 1486’da Bursa’da en usta boyacılardan idi. Padişahın Bursa’ya gönderilen otağ keçelerini bu zat boyamış ve bedeli olan on bin akçeyi hassa harc emini Taced-din’den almıştır (BS. 5/169). Kazzaz-oğlu mahallesindendir. 1515’te kısasen katledilmiştir (BS. 24/133). BK, II/344
İSKENDER Hacı İskender Mescidi’nin banisidir. Abdullah’ın oğludur. 1844’te mescid ahşap ve üzeri kurşun pûşîdeli olup 4.314 kuruş ve otuz iki para ile tamir ettirilmiştir. Kendisi 19 Şaban 940/ 1534 senesinde ölmüştür. Vakfiyesi, 924/1518 tarihlidir. Mescidinin haricine gömülmüştür. BK, II/345
İSKENDER (Hacı) Darağlıca Hoca’nın oğludur. 28.2.1427’de tanzim olunan Hacı İvaz Paşa vakfiyesinde bu zatın vakıflarından da bahsedilmektedir. Hacı İskender’in Ali Bâlî ve Cafer adında iki oğlu vardır. Ali Bâlî 1484’te ölmüştür (BS. 4/67). BK, II/344
İSKENDER BEY Bursalıdır. 1507’de ölmüş Ahmed, Habibe ve Zahide adında üç evlâdı kalmıştır (BS. 21/101). BK, II/344
İSKENDER BEY Karaca Ahmed Paşa’nın oğludur. Muharebelerde bulunmuş ve bir aralık harpteki hatasından dolayı hapsedilmiş ise de sonraları yine istihdam olunarak Çaldıran muharebesinde, 1523’te şehit düşmüştür (SO. I/ 193). BK, II/344
İSKENDER BEY Hurrem Paşa’nın oğludur. Bursalıdır. 1568’de ümeradandı (BS. 343/78). BK, II/344
İSLAM BEY
İSKENDER HALİFE Emir Sultan mahallesinden Mahmud’un oğludur. Ticaretle iştigal etmekte iken 1558’de ölmüştür. Seydî kızı Sittî Hatun, karısı idi. Abdurrahman, Abdurrahim, Şahnisa, Hayrunnisa adlarında dört evlâdı ile
304.784 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 80/1). BK, II/344
İSLAM BEY Bursalı Osman Bey’in oğludur. Karısı Abdullah kızı Fahrî’dir. Hi-sar’da, Tefsirhan mahallesinde sakin iken 1615 senesi Haziran’ında hanesinde katledilmiştir. Mahkeme, İslâm Bey’in cariyesi Şûh Cihan’ı, Bursa sancakbeyi Mehmed Bey’in cariyesi Menekşe elde ederek, bir gece yarısından sonra evinin kapısı Şûh Cihan tarafından açılmış ve Bursa sancakbeyi Mehmed Bey’in oğlu Pîrî ve Şeyhî oğlu Mehmed ve Şişik bölükbaşı Mehmed Bey’in hazinedarı İsmail tarafından katledildiği iddia edilmiştir. Sancakbeyi Mehmed Bey mahkemeye celbedi-lerek sorulmuş ve “Ben katlettirmedim. Lâkin katli vâcibdi. Düşmanları katletmiştir” dedi. Menekşe de, “Mehmed Bey bana tenbih eyledi, ben Şûh Cihan’a gidip bu gece kapıyı aç, gelip İslâm Bey’i öldürecekler” diye itiraf, Şûh Cihan da; “Menekşe bana haber gönderdi, ben kapıyı gece yarısı açtım. Pîrî Şeyh oğlu Mehmed, Mukbil ve bazı eşkıyalar içeri girip katlettiler” dedi. Şeyhî oğlu Mehmed ve Mukbil de; “Yalnız biz katletmedik. Mecliste hazır bulunmayan Şişik Bölükbaşı ve Mehmed Bey’le hazinedarı İsmail dahi bizimle bile idi” diye ikrar eylemişlerdi (BS. 228/55). İsmail arandıkta Mehmed Bey’in evinin altında arpa ambarında saklandığı haber alınarak Mehmed Bey’den taleb edilmiş ve Mehmed Bey de külliyen inkâr ederek “benim hazinedarım iki eğer bir gümüş at takımı çalarak kaçmıştır. Benim ondan haberim yoktur” diye cevap vermiştir. Şeriat tarafından gönderilen Mevlânâ Halil, Mehmed Bey’in evinde araştırma yapmış ve Mehmed Bey’in hareminin oturduğu evin arpa ambarı içinde İsmail yakalanıp mahkemeye getirilmiş, ifadesinde; “İslâm Bey’i katl için Çalık Bekir ve Mukbil ile beraber gittik, ilkin ben vurmadım, Mukbil tüfenk ile vurdu. Bekir kılınç ile vurup katlettiler. Ben yalnız katl esna-
sında hazır idim” demiştir (BS. 228/ 57). BK, II/345
İSMAİL Arslan Bey oğlu Evruz Bey’in oğludur. İnegöl’ün Ali Bey köyünde 1509’da ölmüştür. Karısı Hamza kızı Kutlu’dur (BS. 19/148).
Arslan Bey
İSMAİL 1537’de ölen Hoca Bedreddin’in babasıdır. Hasan Çelebi, Mehmed Çelebi torunlarıdır. BK, II/347
İSMAİL Nur’un oğludur. Molla Mehmed oğlu Hüseyin Çelebi’den 79 altın borç almış ve rehine olarak Fatma ve Ser-vinaz adında iki cariyesini Hacı Sefer’e emanet bırakmış ve parayı vaktinde veremezse cariyeleri satıp parasını Hüseyin Çelebi’ye vermek üzere 1558’-de onu vekil tayin eylemiştir (BS. 84/ 95). BK, II/347
İSMAİL Bursalıdır. Bursalılar, İstanbul’da padişaha arzıhâl ve adam gönderip, İsmail ile Hacı Abdi adındaki iki kişinin, şerir ve gammaz olduklarını, kadı, nâib, voyvoda, subaşı vesair ehl-i örf taifesi yanlarına varıp bunların tekâlif işlerine karışarak ahâliye zulüm ve teaddî ettirdiklerini ve ahâliden fazla akçe almalarına sebep olduklarını bildirilmişlerdir. Bunun üzerine, tamam hak ve adl üzere işin tahkikiyle bu adamların mühim bir işleri olmaksızın kadı, nâib, voyvoda vesairlerin yanlarına gitmemeleri tekâlif işlerine karışmayıp ve fukaraları gamz etmeyip ve kendi hâlinde bulunmaları 20.6.
1675 tarihli fermanda emrolunmuştur (BS. 316/118). BK, II/347
İSMAİL Kite kazasının Balıklı köyünden Hasırcıoğlu’dur. Eşkıyadan olduğundan tutularak Bursa zindanına gönderilmesi, 1733 senesi Şubatında, Kütahya kadısına ve mütesellimine fermanla emredilmiştir (BAZD. 3647). BK, II/ 352
İSMAİL Derviş Mehmed’in oğludur. Cebel-i Rahib (Uludağ) denilen maruf dağdan padişahın nefs-i nefisi için İstanbul’a nakl olunan buz için buzcu-başılığına ebâ-an-ceddin mutasarrıf olan babası öldüğünden kardeşi Halil ile beraber iştirak suretiyle 1759’da tayin edilmiştir (BS. 1172/57). BK, II/352
İSMAİL Mehmed’in oğludur. Bursa’da Yahnikapan Camii imamı olmakla kendisine dahi “Yahni Kapanzâde” denmeye başlanmış ve bu suretle şöhret bulmuştur. Hüsn-i hat ve tâliki, 1760 senesinde vefat eden Tayyib Mustafa Efendi’den öğrenmiş çok güzel bir hattattı (TH. 651). BK, II/352
İSMAİL Ali Paşazâde İsmail Bey’in hazinedarı iken, “kendi hâlinde durmayıp fahişe kadınlarla ihtilatı vardır” diye yanlış inha ile Bursa’ya sürülmüş ise de Yakub adındaki sabi oğlu divan-ı hümayuna arzıhâl edip perişan olduklarından bahisle babasının affını rica eylediğinden affolunmuş ve İstanbul’a gönderilmesine 1760’ta ferman gönderilmiştir (BS. 1172/64). Bu adam iki ay evvel Şeyhulislâm Halil Efendizâde’nin kızı ve Ali Paşazâde İsmail Bey’in karısı tarafından müfsid ve hilâf-ı şer’-i şerif vaz’ ve harekete binaen tutularak hapsedilmiş ve te’dîb için Bursa’ya gönderilmişken bu surette affedilmiştir (BS. 1172/68). BK, II/352
İSMAİL Yenişehir eşrafından Şanlı’nın oğludur. Memleketin intizamını ve hükûmetin isteklerini iptal eylediğin-
den 1838’de Ankara’ya nefy edilmiştir. BK, II/356
İSMAİL Şeyhulislâmın huzurunda yalan yere şehadet eylediği sabit olduğundan, 1839’da Bursa’ya nefy edildi. BK, II/356
İSMAİL İstanbul’da Ağaç Çeşmesi mahallesinde sakin iken sahte müderrislik beratı yaptığından sekiz ay müddetle 1857’de Bursa’ya nefy edilmiştir (BAZD. 3643). BK, II/357
İSMAİL (Hacı) Tekecik’in oğludur. 1427’-de yazılan Hacı İvaz Paşa vakfiyesinde şahitti. Kendisinin Tekecioğlu mahallesinde bir mescidi vardı. BK, II/346
İSMAİL (Hacı) 1671 senesinde ref’ edilen Ömer Çelebi’nin yerine Bursa şehir kethüdası tayin edilmiştir. BK, II/347
İSMAİL (Hacı) Ahmed’in oğludur. 1803’-te Bursa’da birçok vakıfları vardı. BK, II/356
İSMAİL (Hacı) Bedesten kethüdası Abdi Hoca’nın oğludur. Baccıoğlu Deli Hüseyin ile birlikte kendi hallerinde olmayıp fitne ve fesad uyandırdıkları gibi birtakım rezil kimseleri başına toplayarak birtakım yalan havadisi yaymakta oldukları ve hükûmetin tahsilâtına ve sefer mürettebatının tehirine sebep olduklarından 1811’de Limni adasına sürülmüştür. Kendisi imamdı. BK, II/ 356
İSMAİL (Hacı Hafız)
İSMAİL (Hacı Hafız) Senelerce Bursa’da mütesellimlik etmiş ve Bursa tarihinin birçok safahatıyla alâkadar olmuş bir zattır. 1759’da Hudâvendigâr sancağı ber-vech-i maişet Şerif Nahhas oğlu Mehmed’e verilmiş ve bunun tarafından memleketin zabt ve rabtına ahâlinin himaye ve sıyanetine kadir bir kimsenin mütesellim nasb ve tayini iktiza etmekle perhizkâr ve adil, eşkıya ve erbâb-ı fesaddan halkı sıyanete
kadir olduğundan mütesellim nasb edilmiştir (BS. 1172/81).
1782 Kânunisânî’de gelen bir emirde; Hudâvendigâr Sancağı mutasarrıfı Vezir Mehmed Paşa, Hotin kalesi muhafazasına memur edildiğinden Bur-sa’ya mütesellim gönderdiği Seyyid Abdülkadir ise esafil-i nasdan olup genç ve idare ve kudreti olmadığından azli ile yerine eski mütesellim Hafız Seyyid İsmail’in tayini arz ve mahzarla istidâ edilmesi üzerine mütesellim tayin edilmişti.
Bursa nakib-i eşrafı ve turnacıbaşı tarafından gönderilen istidâda Seyyid İsmail’in askerleri ve sâdâtı tutup habseylemekte olduğundan tekrar Seyyid Abdülkadir’in tayini rica edilmiştir.
İki dilek arasında ihtilâf bulunduğundan hakikat-ı hâlin bildirilmesi ve bunlardan hangisinin mütesellimliğe ve idare ve asayişi temine muktedir olduğunun bildirilmesi bir fermanla emredilmiştir. Bursa kadısı ve Haremeyn müfettişi vekili tarafından iki kıt’a îlâm ve âyândan Eşrefzâde Abdülkadir ve Cizyedarzâde Hüseyin vesair Bursa ulemasının imzalarını taşıyan bir mahzarda dahi; İsmail senelerden beri mütesellimlik ile cümlenin muhabbetini kazanmış ahlâk ve etvarı tecrübe edilmiş ve eşkıyanın def’inde iktidarı ziyade olduğundan diğerlerinden daha ziyade layık olduğundan ibkası rica edilmesi üzerine ibka edilmiştir (BS. 1196/84).
1782 senesi Martında Hudâvendigâr Sancağı ve Köstendil Sancağına tayin olunan Vezir Süleyman Paşa, Silistre muhafazasında kaldığından Hafız İsmail mütesellim tayin edilmiştir (BS. 1196/81). Eylülde yine ibka edilmiştir (BS. 1196/69).
1785’te Bursa sancağına berâ-yı maişet tayin olunan Tahir Ömerzâde Şeyh Osman, evlâd ve ıyâliyle Bursa’da oturarak ahâlinin intihab edeceği bir kimseyi mütesellim nasb ederek sancağı idare etmesi ve kim layık ise intihab ve
İstanbul’a bildirilmesi emrinde mün-derictir. Hafız İsmail inha eylediğinden mütesellim tayin edilmişti. Bir müddet sonra padişahın rızası hilâfına hareket edilerek zulüm edildiği bildirildiğinden azl ve yerine Cizyedarzâde damadı Mehmed Esad Bey mütesellim nasb edilmiştir.
Sonra da Mehmed Esad Bey’in idareye iktidarı olmadığından bahisle tekrar Hafız İsmail’in tayini îlâm edilmiştir. Ahâli mahzarları olmadıkça azl olunmamak üzere Hafız İsmail mütesellim tayin edildi. Halbuki Hafız İsmail’in fukaraya zulüm ve teaddî eylediği ve valiye de aidatını vermediğinden Vali Şeyh Osman borçlara girmiş ve kendisi ıstıraplar içerisinde vakit geçirmekte ve âyânı kandırarak hakkında hüsn-i şehadet ettiklerinden bundan başkasının mütesellim olmasına razı olmayacaklarını bildirdiklerini iki mektupla mutasarrıf İstanbul’a bildirmiştir. Bunun fukaraya zulüm eylediği defaatle ihbar edildiğinden azledilmiş ve bundan sonra mütesellim olmak için tahrikâta başlar ve evvelce yaptığı gibi akçe ile adam tedarik ederek İstanbul’a göndermiş ve bazı kimseleri de şefaate tavassut ve ibram ile taciz fikrinde olursa nefy ve te’dîb ve kalebend ile iktifa olunmayıp hakkında başka muamele yapılacağının kendisine tefhimi ve Bursa hanedanından Esad Bey’in mütesellim tayin edildiği bildirilmiştir (BS. 314/20, 1200/97).
26.10.1787’de kendisine hitaben yazılan bir fermanda Adakebir mahallesinde muhafazasına bedeninden yazacağı yüz elli nefer piyade askeriyle Bursa’dan hareket ve münasib mahalden Rumeli’ne geçip Adakebir muhafazasına kıyam etmesi emredilmiş ve Hafız İsmail 26.10.1787 tarihli isti-dâsında borç harç tedarik eylediği yüz elli neferle Adakebir’e giderek muhafız İlyas Paşa maiyyetinde çalışmakta ise de hastalanarak çok hafif düştüğünü ve Bursa’daki evlâd ve ıyâlinin perişan olduğundan affını ve Bursa’ya avdetine
müsaade edilmesini rica eylemiştir (BAAD. 42017).
1789’da Hudâvendigâr sancağı mütesellimi Abdülkadir’in yolsuz ve idaresiz hareketlerinden dolayı azledilerek yerine Hafız İsmail mütesellim tayin edilmiştir. Yazılan inhada zabt u rabt ve memleket ve reayanın himayet ve sıyaneti işlerinde çok iktidarı olmasından ve evvelce de mütesellimlik işlerini idare eylediği gibi fukarayı da eşkıya şerrinden muhafazaya dikkatli olduğu bildirilmiş ve bunun üzerine tayin edilmiştir (BS. 308/27).
1790’da fezahat ve şanaetine binaen idam olunabilecek Hacı Himmet, vakitsiz sefere giderken Hacı İsmail’e külliyetli mal emanet eylediği haber verilmiş olduğundan ne kadar eşyası varsa mirî için zabtına ve bir halâlinin gizli kalmamasına ferman gelmiştir (BS. 1205/124).
1791 senesi Birinciteşrin ayında gelen bir fermanda; Bursa’dan İstanbul’a gönderilen tahrirat ve mahzarlarında Hafız İsmail’in mütesellim nasb olunmaması için birkaç defa ferman gelmiş ise de yine bir kolayını bulup müte-sellimliği alarak fukarayı cezalandırmaya başladıktan başka Bursa’dan istenilen 500 nefer asker için ahâliden yüz keseden fazla mebaliğ alarak orduya azimet ve tekrar avdetle Bursa’ya gelmiş ve tekrar mütesellim olacağım diye ahâliyi korkutmaya başlamıştır. Kış için Bursa’dan müretteb askerle tanzimine muhalefet ve bu neferlerin tehirine sebep ve illet olduğu ve başına otuz neferden ziyade eşkıya toplayarak şehirde dolaşmakta olduğu bildirilmiştir. Divan-ı hümayunda mahfuz ahkam kuyudatı tetebbu olundukta maişet suretiyle Hudâvendigâr sancağına mutasarrıf tayin olunan Şeyh Osman tarafından ahâlinin intihab edeceği bir kimsenin mütesellim nasb edilmesi emredilmiş ve aralık aralık hüsn-i hâli inha olunarak birkaç defa mütesellim nasb olunmuştur. Bir taraftan su-i hâl ve fena işleri evvel-ahir gelen mektup-
lardan anlaşılmış ve bundan sonra İsmail’in mütesellimliği istihsali için taraftarlarına hüsn-i hâlini inha ettirerek bir gûnâ tahrik vadisine sûlûk eder ve başka türlü hareket ederse nefyi ve kalebend ile iktifa olunmayacağı ve kendi hâlinde hanesinde oturarak ahâli ile ihtilat etmeyip halktan uzaklaşması emrolunduğu ve 1789’da da bunun ve müteallıkatının bundan sonra mütesellim olmamasına emr-i âlî sadır olduğundan memleket işlerine karışmaması ve bu gibi hareketlerden men’ olunması emrolunmuştur (BS. 1206/69).
1791 senesinde gelen bir fermanda da; Bursa beytülmal emini Ahmed ve kardeşi Salih bedenlerinden seksen, Acem tüccarından Hacı Ali Ağazâde Hacı Ali yüz elli ve Hacı Süleyman gulamları Hacı Ali elli ve Hasan yüz, Kasabbaşı Hacı Mehmed ve ikinci Hacı Hüseyin ve Kalaycıoğlu Hacı Salih oğlu Mustafa, Kaşıkçıoğlu Hacı Ahmed, Çuhacı Hacı Abdullah, tüccardan İşkaldı-zâde Hacı Ali yirmi beşer nefer piyade tahrir ve techiz ve Bursa kazası ve kurasından beş yüz nefere bir miktar dahi ilâve ederek Hacı İsmail bunları maiyyetine alarak ve kendi kapısı halkını dahi mükemmelen tanzim ve vakit ve zamanıyla Hızır gününde orduda mevcut bulundurması emredilmiştir (BS. 1206/88). BK, II/353
İSMAİL (Seyyid Hacı) Bursalıdır. Çuhacıdır. Çok zengindir. Hükûmetin Rusya ve Nemçe ile iki tarafa sefer-i hümayun yapması münasebetiyle Bursa’nın zenginlerinden olan Bozatlı diğer sekiz arkadaşından seferin hitamında cizye malından tedricî surette havale verilerek ödenmek üzere dokuz yüz kese istikraz edilmesi tasavvur edilerek rikâb-ı hümayun kapıcıbaşlarından İznikli Ali Bey tahsilâta mübaşir tayin edilerek Bursa’ya gelmiş ve tahsilâta 1789’da başlamıştır. Bu esnada Hacı İsmail vefat eylemiştir. Birinci taksit olarak vereceği akçeden otuz kese bâkî kalmış ve hükûmete temessük vermiş
olmakla bu meblağ Beylik’e borç gibi olduğundan oğlu Mehmed Saîd’den alınarak hazineye teslim edilmiştir (BS. 308/18). Kendisinden hükûmet yetmiş beş bin kuruş istikraz eylemiştir (BS. 308/1). BK, II/352
İSMAİL (Tabak Hacı) 1804’te evlâdsız olarak Bursa’da vefat eylediğinden muhallefatı beylik için zapt edilmiştir. BK, II/356
İSMAİL AĞA Bursa hassa mimar kâim-makamıdır. 1763’te Hicaz’a gitmiş ve hacı olmuştur. BK, II/352
İSMAİL AĞA İnegöl-i Bursa âyânından “Çuhadarzâde” demekle maruftur. 1790’da gelen bir fermanda kendi bedeninden 250 pare askeri yazarak Edirne’deki ordu-yı hümayuna göndermesi emredilmiştir. BK, II/353
İSMAİL BEY Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa’nın oğludur. XIV. asırda yaşamıştır. Akıncıların başı idi (DE. 83, 101). BK, II/346
İSMAİL BEY Bursa valisi Abdurrahman Paşa’nın hizmetlerinde iken maktulen 1701’de vefat eylemiştir (BS. 217/ 133). BK, II/348
İSMAİL ÇELEBİ Dede Efendi’nin oğludur. 1574’te kardeşi Abdurrahman Çelebi ile hemşiresi Sittîşah ve Müslime Hatun vardı (BS. 127/181, 189). BK, II/347
İSMAİL ÇELEBİ “Yelkencizâde” demekle maruftur. İpek tüccarıdır. 1680 senesi İkincikânununda İran’dan ipek alarak gelirken, Tokat civarında eşkıyalar tarafından katledilmiştir. Kızları Pınar, Güllü ve karısı Ayşe vardı (BS. 276/51). BK, II/348
İSMAİL ÇELEBİ (Mevlânâ)
İSMAİL ÇELEBİ (Mevlânâ) İshak Fakih oğlu Mehmed Çelebi’nin oğludur.
1492’de kardeşi Hayâüddin Efendi ölmüştür (BS. 10/48).
Şeceresi şöyledir:
BK, II/346
İSMAİL ÇELEBİ EFENDİ 1577’de ölen kadı Müberrek’in oğlu Abdülgafur Bey’in oğludur. Abdülgafur Bey, senelerce Bursa valiliğinde bulunmuştur. İsmail Çelebi alimlerdendi (BS. 130/43). BK, II/349
İSMAİL EFENDİ Bursalıdır. “Cizyecizâde” demekle maruftur. İshak Dede’nin oğludur. 5.3.1672 Salı gecesi vefat etmiş ve Umur Bey Camii’ne defnedil-miştir. Kendisi hattattır. Tâlik hattında daha mahirdir. Sakk ve inşada yed-i tûla sahibi idi (G. 372). BK, II/347
İSMAİL EFENDİ Ricalden olup yeniçeri kâtibi olmuştur. Azledilip 1689’da Bursa’ya gönderilmiş ve Bursa’da katledilmiştir (SO. I/355). BK, II/348
İSMAİL EFENDİ İzmirlizâde Hacı Ahmed Ağa’nın oğlu, Salih ve Nuh Çelebilerin kardeşleri idi. 1707’de Kale-i Umur Bey mahallesinde vefat eylemiştir. Hacı Şeyhî Ağa kızı Kerimşah Hatun’un kocasıdır. 5.948 akçelik tarih ve edebiyata ait birçok kitapları kalmıştır (BS. 1116/88). BK, II/349
İSMAİL EFENDİ Bigadiçlidir. Bursa’da, Ulucami’de vâiz olup bazı medreselerde de müderrislik yapmakta iken 1710’da ölmüş ve Zindankapısı’nda
defnedilmiştir (SO. I/359; G. 211). BK, II/349
İSMAİL EFENDİ İsmail Hakkı Âsitânesi şeyhi İsmail Efendi’nin oğlu Mehmed Salih Efendi’nin oğludur. 1844’te doğmuştur. BK, II/357
İSMAİL EFENDİ (Çömezzâde) Sultaniye müderrisi Çömez Ahmed Efendi’nin oğludur. Hayatı müderrislikle geçmiş, 1705’te ölmüştür. Alim bir zat idi. Birçok talebe yetiştirmiştir (G. 411). BK, II/348
İSMAİL EFENDİ (Hacı) Müderris idi. Dülgerler Hamamı’nı mütevelli izniyle, 1766’da tamir ettirerek hamamcılığa başlamıştır (BS. 1179/67). BK, II/352
İSMAİL EFENDİ (Kuyumcuzâde Seyyid) Bursalıdır. Uşaklı Seyyid Murad’ın oğludur. İstanbul ve Bursa’da müderris; Kütahya, Bosna ve Ordu’da kadılık etmiştir. 21.2.1698’de İstanbul’da ölmüş ve Üsküdar’da Miskinler Tekkesi kurbündeki kabristana defnedilmiştir (G. 404). BK, II/348
İSMAİL EFENDİ (Mevlânâ) Pîrî Efen-di’nin oğludur. 1614’te ulemadandı (BS. 227/44). BK, II/347
İSMAİL EFENDİ (Sarı) Aslı Karamanlı olup İstanbul’a gelerek Şeyhulislâm Esad Efendi’ye intisab eylemiştir. Nüzül illetine tutularak Bursa’ya gelmiş, 1635’te vefat etmiş ve Pınarba-şı’na gömülmüştür (G. 442). BK, II/347
İSMAİL HAKKI (Hazretleri) Bk. İsmail Hakkı Bursevî
İSMAİL HAKKI BURSEVÎ İstanbul’da Aksaray’da oturmakta iken yangında evi yanan Hüdâbende oğlu Bayram’ın oğlu Mustafa, Aydos’a hicret eylemiş ve orada evail-i Zilkade 1063 hicrî tarihine tesadüf eden 6.11.1653 Pazar günü, oğlu İsmail Hakkı dünyaya gelmiştir. Daha pek küçük iken Celvetiye şeyhle-
rinden, Aydos’ta bulunan, Atpazarî diye anılan Osman Fazlı Efendi’ye intisab etmiş ve halifelerinden Abdül-bâkî Efendi tarafından dersi gösterilerek tahsili ilerletilmiştir. Şeyhinin İstanbul’a gitmesi üzerine bu da İstanbul’a gitmiş ve biraz sonra da Rumeli’nde Köprülü, Usturumca, Üsküp’e gitmiştir. 1684’te Bursa’ya gelmiştir. Şeyhin Kıbrıs’taki Magosa kalesine nefyi üzerine ziyaretine gitmiş ve avdetinde bir müddet Bursa’da oturup va’z u nasihat ve tarikatını neşreyle-miştir. 1717’de Şam’a ve daha sonra Üsküdar’a nakl-i hane eylemiştir. 1722’de Bursa’ya tekrar geldikleri zaman zaviyesini ve bilâhare camisini inşa eylemiştir. 115 adet eser telîf eylemiştir. Yazısı güzel, seri ve kendisi de alim ve şairdi. Kitaplarının ekserisi kütüphanesinde olup kendi el yazısıyla yazılmış asılları mevcuttur. 26.7.1725 milâdî tarihine tesadüf eden 14 Zilkade 1137 Perşembe günü vefat etmiş ve tekkesine mihrabı önüne defnedilmiş-tir. 1682’de İshak, Abdülahad, Mehmed Şah, Tahir Mehmed, Mehmed Baha-eddin adında dört oğlu ve Hanife adında bir kızı olmuşsa da cümlesi evlâdsız vefat etmiştir. Eserlerinin her biri ilmî kemâline birer delildir. (KA. 950; SO. I/361; OM. I/28; LTC. I/172).
Bursa’da vahdet-i vücut meselesinden bahseylediği için Bursa ulemasının şikâyetiyle Tekfurdağı’na nefy edilmişse de bir müddet sonra ıtlak edilmiştir. Sülüs ve nesih yazılarını Hafız Osman Efendi’den öğrenmiştir. Tâlik hattında dahi çok mahirdi.
Şu beyit onundur:
Hamîde kadle baksan ne hâle döndüm ben
Ya nûn şekline girdim ya dâle döndüm ben
Bursa hakkındaki şu kıtası da dikkate değer:
Aceb midir hayat-ı nev bulursa mürde diller anda
Hakikat mazhar-ı enfas-ı rûh-ı kudsdurur Bursa
74 İsmail Hakkı Bursevî’nin kabir taşı
Nice gencîneler pinhân eylemişdür kudsiyânında
Der-âgûş eyleyüb anlarla daim ünsdürür Bursa
BK, II/350
İSMAİL HAKKI BURSEVÎ ÂSİTÂNESİ 1722’de Bursa’ya geldiği zaman on kese akçe sarfıyla Hikmetîzâde, “Sırrî Zaviyesi” denilen tekkeyi inşa ve bilâhare de “Cami-i Muhammedî” tesmiye eylemişlerdir. Bulunduğu mahalleye de “Tekke Mescid” mahallesi denilmiştir. Cami ile tekkenin tevhidhanesi birdir. Oldukça büyükçedir.
1740’ta Cami-i Muhammedî ile etrafındaki dokuz odasındaki fukaranın ve tekke dervişlerinin iaşeleri için vazife tayin edilmiş ise de Şeyh Hikmet Mehmed Efendi taâmiyenin kâfi gelmediğini ve caminin vakfı olmadığın-
75 Bursevî’nin kabrinin iki yanında bulunan Hacı Ali Bey ismini taşıyan tamir kitabesi
76 İsmail Hakkı Tekke Camii son tamirden önceki orijinal haliyle
77 İsmail Hakkı Tekkesi’nin planı ve ön cephesi (Gabriel’den)
dan camide ve minaresinde yakmak için Gazi Hudâvendigâr vakfı ziyadesinden yevmiye yirmi akçe şem’ bahası olmak üzere yevmî altmış akçe tevcih edilmiştir (BS. 1184/45). 1843’te diğer tekkelerin tamiri esnasında bu tekke de tamir edilmişse de bakımsızlık yüzünden tekrar harap olmuş ve 1900 senesinde baş karîn-i şehriyarî Hacı Ali Paşa’nın himmetiyle Bursa İdare-i Vilayet Meclisi azasından Hacı Ali Paşa riyasetinde teşekkül eden komisyon marifetiyle Halil Paşa’nın valiliği zamanında mükemmelen tamir edilmiş ve tekkelerin ilgasından sonra da cami olarak bırakılmıştır. İsmail Hakkı Hazretlerinin kabir taşını dahi Hacı Ali Paşa tamir ve tecdid eylemiştir. Mezar kitabesindeki tarihi, mevâlîden Bâkî-zâde Abdülhâdi Efendi söylemiştir (BAVD. 25851,30466). BK, II/351
(Âsitâne, bir tarikatı vücuda getiren zatın gömülü bulunduğu tekkeye derler. Bursa’da İsmail Hakkı, Konya’da Hazret-i Mevlânâ âsitâneleri gibi. Diğerlerine tekke, hangâh derler).
İSMAİL HAKKI EFENDİ İsmail Hakkı Âsitânesi şeyhi Mehmed Emin Efen-di’nin oğludur. Babasının 1816’da vefatı üzerine diğer kardeşi Bahaeddin Efendi ile birlikte şeyh olmuştur. Kemalât sahibi bir zat olup umumun hürmetini kazanmış ve duasının kabul
olmasıyla şöhret bulmuştur. 1844’te vefat eylemiştir. Zengin, gani ve hanedanlıkla mevsuftu. Orta boylu ve ak sakallı bir zat idi. BK, II/357
İSMAİL HAKKI EFENDİ İsmail Hakkı Âsitânesi şeyhi Hikmet Efendi’nin oğludur. 21 Eylül 1840’ta doğmuştur. Dört yaşında iken babasının feci bir surette katli üzerine şeyhliğin dörtte birisi tevcih olunmuş ve amcası Faik Efendi nâib tayin kılınmıştır. 1868’de vefat eylemiştir. BK, II/357
İSMAİL HAKKI HAZRETLERİ Bk. Afîfe Hatun.
İSMAİL HOCA Mahmud’un oğludur. Kademeri Mescidi’nin bulunduğu cadde üzerinde gömülmüştür. Yanında Hüseyin Çelebi oğlu Ali Çelebi’nin, 1485 tarihli kabri de vardır. BK, II/346
İSMAİL MÜKEHHAL EFENDİ Kendisi şeyhtir. Gözlerine sürme sürdüğünden “Sürmeli” (mükehhal) diye şöhret bulmuştur. Aslen Revanlıdır. Orada Vadi köyünde doğmuş ve Kızılbaş istilâsında akrabalarıyla beraber Bursa’ya gelerek yerleşmiş ve geçinmek için bir küçük dükkân açarak takke dikip satmakla hayatını kazanmaya başlamıştır. Allah’ın cazibesine tutularak Şeyh Süleyman Efendi’ye intisab eylemiştir. Kırk elli sene kadar yaz ve kış namazlarını Ulucami’de kılardı. Minber yanında murakabeye otururdu. Konyalı Şeyh Mehmed Emir Efendi, Enarlı mahallesinde bir tekke yapmış ve kendisi oraya geçince Fenarî Ahmed Paşa Za-viyesi’ne bu zatı yerine tayin eylemiştir. 1706’da vefat etmiş ve Deveciler kabristanında Debbağzâde Mustafa Efendi’nin yanına gömülmüştür. Öldüğü zaman doksan yaşında idi. Derviş tabiatlı, güler yüzlü, tatlı sözlü, güzellere ve tazelere mâil ve gönül verici idi. Bir hasırdan başka hiçbir malı kalmamıştır (G. 126). Sicill-i Osmânî’deki (I/350) izahatta yanlışlık vardır. İba-
det ve taata o kadar düşkündü ki, yüz gün mütemadiyen yatak yüzü görmeden diz üstü oturmak ve herkesten evvel Ulucami’ye gelerek birinci safta namaz vaktini beklemek âdeti idi. Yaş doksan olduğu hâlde ihtiyarlık alâmeti göstermez, boyu dimdik ve yürüyüşü süratli idi. Allah’tan başka kimseye iltica eylemez ve kimseye yüz suyu dökmez, sabırlı ve mütevekkil bir zat idi. Güler yüzlü ve tatlı dilli idi. BK, II/348
İSMAİL NAZİF EFENDİ 1888’de ölmüştür. Mısrî Tekkesi’ne defnedilmiştir. Hattat idi. BK, II/357
İSMAİL PAŞA Hudâvendigâr sancağı mutassarrıfı idi. Arap Mehmed mahallesinde evi vardı. Bursalıdır. Göynük ahâlisinden, 1681 senesinde 2.432,5 kuruş devir akçesi diye para tahsil eylemiş ve divan-ı hümayuna şikâyet edilmekle veziriazamın alay çavuşlarından İbrahim Çavuş Bursa’ya gelerek aldığı meblağı istemiş ise de inkâr ile yeniden 400 kuruşa sulh olmuşlardır (BS. 321/11). BK, II/348
İSMAİL PAŞA Bursalıdır. Feriktir. Bahri Dede Tekkesi şeyhi Arif Efendi’nin oğludur. 1897’de evvelce muhterik olan Bahri Dede Türbesi’ni yarı kârgir olarak inşa ettirmiştir. BK, II/357
İSMAİL VEHBİ EFENDİ Bursalıdır. Nakşi-bendîdir. 1875’te vefat eyledi. Zeynîler Camii önüne gömüldü. Dört eseri vardır. Şair ve alimdir. Sûfî Sinan sülâle-sindendir. Rûznâme’si meşhurdur (OM. I/38). BK, II/357
İSMET EFENDİ Kadılardan Hüseyin Fehmi Efendi’nin oğludur. 1832’de ölmüş ve Şerefüddin Paşa (Okçular) Camii’nin güneyine gömülmüştür. BK, II/358
İSMET PAŞA Ramazanoğullarından Ne-cib Bey’in oğludur. Enderun-ı hümayundan çıkarak binbaşı rütbesi ile or-
duya girmiş ve tedricen ferikliğe terfi eylemiştir. 1837’de Bursa sancağının zâbıta vazifesine tayin edilmiş ve eyaletin inzibat ve âsayişini temin eylemiştir. 22.7.1838’de Niş eyaletinin umur-ı zabtiye ve hıfzıyesine verilmiş ve Bursa’dan ayrılmıştır. 1854’te Hu-dâvendigâr eyaleti valiliğine tayin edilmiş ise de gelmemiştir. 5 İkincikâ-nun 1867’de ölmüştür. Doğru, sadık ve temiz bir zat idi. Meşhur Hüseyin Rıza Paşa’nın babasıdır. BK, II/358
İSMİHAN HATUN Bursalı Mehmed Efendi’nin kızı ve Zeynelâbidîn Pa-şa’nın karısıdır. Oğlu Mehmed Bey’dir (1619) (BS. 227/60). BK, II/358
İSMİHAN HATUN Hamza Bey mahallesinde, 1612’de vefat eden “Emreoğlu” demekle şöhret alan Hüseyin Bâlî Bey’in kızıdır (BS. 235/45). BK, II/358
İSRAFİL EFENDİ (Mevlânâ) Bursalıdır. Ulemadandır. Oğlu ulemadan Mevlânâ Fahreddin Çelebi vardır. XVI. asırda yaşamıştır. BK, II/358
İSRAİL Bursa Yahudilerinden Yasef’in oğludur. Kendisine Frenk İstakoz tarafından yakut taşlı bir altın yüzük emanet bırakılmış ise de iade etmediğinden dava edilmiş ve mahkemede zayi olduğundan bahsetmiş ise de yüzük kendisine tazmin ettirilmiştir (1561) (BS. 93/34). BK, II/358
İSTEPAN HİLMİ
İSTEPAN HİLMİ 1865’te Bursa’da doğmuştur. Ermeni mektebinde rüşdiye ve idâdî tahsilini bitirdikten sonra hususi olarak Arap ve İran dilini okumuştur. 1883’te Bursa Ermeni mektebine muallim ve daha sonra da müdür oldu. Bursa’nın Hisar mahallesindeki kütüphanesinde bulunan bazı divanlarla meşgul olmuş ve ulemadan Mustafa ve Ulucami müderrislerinden Hafız Mehmed Sabit Efendi’den ders almıştır. Şairdir. Türk ve Farisî lisanlarında şiir yazar (SATŞ. 655). BK, II/358
İSTİKRAZ 1788’de gelen bir fermanda; “bir seneden beri Moskof ve Nemçe kefereleri gibi iki kavî düşman üzerine olan seferlerde zaten güç idare olunan hükûmetin masraflarının iki misli ziyadeleşmiş ve her iki tarafta vuku bulan seferler çok olan masrafları hazinede mevcut paraların iki katının hariçten tedarikine ihtiyaç hasıl olmuştur” denilmektedir. Ayrıca, Bursa ahâlisi öteden beri bazirgânlık ve alışverişle şöhret almış ve ekserisi zengin ve servet sahibi oldukları ve bunları padişahın sayesinde kazandıklarını bildiklerinden padişahın arzusunun dışarısına çıkmayacakları ve padişah için hiçbir şey esirgemeyeceklerini padişah bildiğinden seferden sonra Bursa ve tevabii ceziresi malından seneden seneye kendilerine havale suretiyle kısım kısım ödenerek borç tedricî surette ödenmek üzere Bursa ahâlisinin zenginlerinden Çuhacı Seyyid Hacı İsmail’den yetmiş beş bin, Kaşıkçazâde Çuhacı Hacı Mustafa ve Kurşunluzâde Hacı İbrahim, İncirlizâde Hacı Abdi’den altmışar bin ve Çuhacı Hacı Molla ve Halebli Seyyid Hacı Ali ve Kutnici Hacı Şerif’ten kırkar bin ve Kesecizâde Hafız, Feyzîzâde Seyyid Mustafa’dan yirmi beşer bin kuruş ki cem’an dokuz yüz kese akçe istikrazına kat’î olarak irade çıktığı ve derhal tahsil ve irsali bildirilmiştir (BS. 301/1). BK, II/359
İSTİKRAZ
İSYAN 28 Ramazan 1208 hicrî tarihine tesadüf eden 30 Nisan 1794 Pazartesi günü saat beşte, Bursa kadınlarından binden fazlası toplanarak tamir bahanesiyle yeniden inşa edilmekte olan Ermeni kilisesine hücum etmişler ve kiliseyi yakarak mâni’ olmak isteyenleri de yaralamışlardır. Bursa kadısının yazdığı bir îlâm vakayı şöyle anlatıyor: Bursa’daki Ermeni kilisesi harap olup tamir ve termime muhtaç olduğu bildirilmiş ve gelen emirde yükseltmemek ve genişletmemek üzere eski hâlinde tamirine izin verilmiş ve inşası tamam olunca Ramazanın yirmi sekizinci günü
bini mütecaviz kadın ve kırk elli kadar eşkıya zümresinden kimseler kiliseye hücum ve mahalleyi dağıtıp yıkmaya başlamışlar ve buna da kanaat edilmeyerek yakılmış ve kiliseye bitişik altı Ermeni evi dahi yanmış ve eşyaları yağma ve birkaç kişi de reayadan yaralandığını Ermenilerin kocabaşıları ve karabaşları mahkemeye gelerek eşraf-ı memleket müvâcehesinde bu hususun müderrislerden Nizamzâde Seyyid Nizamedin Efendi ve imamlardan Cabi oğlu Mustafa Efendi vesair avane-lerinin teşvikiyle yaptıklarını, kadınlardan bazılarından duyduklarını söylemişler ve eşrafın cümlesi ve zâbı-tânın bu hâle mütemeyyiz olduklarını bildirmişlerdir.
Ulema ve meşâyihten Abdullah Efendi dahi divan-ı hümayuna gönderdiği mektupta; Bursa Ermenileri kiliselerini yeniden tevsî ve yükseltmek suretiyle binaya başlayıp cami şeklinde altı kubbe üzerine palanga gibi metin ve ihtimamla yapmışlar, erkek ve kadınların bunu görmeleri ve Nisan ayında yağmur yağmaması cümleyi meyus eyledikte ve mahzâ kilisenin yenilenmesi yağmurun yağmamasına başlıca sebep olduğunu ve “yapılan duaların da kabul olmamasına delildir” diye ahâli ağzında tevatür başlamış ve kadınlar da “padişahın ve şeyhulislâmın fetvasına muhalif olarak böyle büyük kilise inşa edilmesi padişahın emirlerine karşı kadı’nın ve âyân-ı beldenin aldıkları rüşvetten ileri geldiği ve bunların irtişaları kaht-ı galâya sebep oldu, erkeklerimizde gayret kalmadı. Bâri biz bu işi yapalım” diye meşveret üzere iken içlerinde hocalarından biri “bu husus için Abdullah Efendi’den bana haber geldi” diye tergîb ve yalan söylemek suretiyle kandırdığından ansızın kadınlar toplanarak kiliseyi yakmaya teşebbüs etmiş ve yanması imkân haricinde iken Allah’ın gayreti zuhuruyla yanmıştır. Bursa’nın hakimi ve ahâlinin ileri gelenleri kendi hâllerini örtmek ve gizlemek için, sebep oldu diye müderris-
lerden Nizameddinzâde gibi mütedeyyin bir zata -Ermenilerin arzettiklerini kabul etmemiş iken evinin kiliseye yakın olması sebebiyle- su-i zan ve itiraf eylemişlerdi. Çelebi Efendi adındaki misafir kalabalıkta bu kelamı kâle getirip toplanmaya sebep olduğu bildirilmiştir (BAAD. 5978).
1795 senesinde kadınlar toplanarak her tarafa hücum ederek Cumartesi pazarına varıp reayanın satmak için pazara getirdikleri soğan ve sarımsak gibi birkaç yüz kuruşluk eşyaları talan ve yağma ve sonra “Mahkeme-i Suğrâ”-ya gidip şeriata mugayir işler işledikten başka, buna da kanaat etmeyerek asıl hâkimin oturduğu büyük mahkemeye varıp hâkim ve maiyyeti hazır oldukları hâlde cümlesine sövüp saydıkları ve tahkir eyledikleri görülmüştür (BS. 1210/1). BK, II/359
İŞ BÜROSU Bursa’daki kadifecilerin ehli hibresi olan Süleyman Bey ve yiğitba-şısı Bahşâyiş oğlu Süleyman, işçibaşısı Safer oğlu Osman ve bu taifeden birçok kimseler mahkemeye gelerek; “Öteden beri bu taifenin Setbaşı mevkiinde bir muayyen mekânı olup her Cumartesi günü işçi taifesi ve destgâh sahipleri burada toplanıp içlerinden birisine işçi lâzım oldukta ehl-i hibresi marifetiyle tayin olunup hâmdest, eli işe yakışmaz olup san’at ahvalinden haberi olmayanlara işçi vazifesi verilmeyip ve işçilerin kanun ve aralarındaki ahidlere aykırı bir hâlleri görüldükte ehl-i hibre tarafından cezalandırılmaktadır. Bu vecihle kadifecilerin ahvali, intizam üzere görülmekte iken bazı kimseler ehl-i hib-reye serfürû etmemeye başlamışlar ve peşin aldıkları ücretin kumaşını tamam etmeden bırakıp başka destgâha geçtikleri ve elleri işe yakışmayanlarla ve nâehil olanlarla destgâhlarına geçip kalp kumaş işlediklerinden san’atlarının ahvali bozulmuş ve karışmıştır. ‘Bunun için evvelce tuğralı bir fermanda istihsal etmiştik’, diye fermanı göstermekle ni-zâm-ı umûr-ı cumhur için bundan sonra
acemi ve ehliyetsiz kimselere işçi vazifesi verilmemesi bütün kadifeci esnafa tebliğ olundu” (BS. 236/26). 1622 senesi İkinciteşrin sonundaki bu karar sicile kaydolundu. BK, II/361
İTEŞEN ÇİFTLİĞİ Ahi köyü civarındadır. 1518’de mamur idi (BS. 28/149). BK, II/362
İVAZ (Hacı) Hacı Baldan(?)’ın oğludur. Arakiyecidir. 1665’te Hoca Tayyib mahallesinde ölmüştür. Karısı Hacı Hüseyin kızı Rukıye ile çocukları Ahmed ve Emine kalmıştır. Muhallefâtı 1.024.660 akçe yani 7.319 esedî kuruş ve 75.000 esedî kuruşluk evi ve Hamamlıkızık’ta 300 kuruşluk iki ve Cumalıkızık’ta 795 kuruşluk sekiz bahçeleri kalmıştır (BS. 349/2). BK, II/365
İVAZ EFENDİ (Mevlânâ) Çırağ Bey mahallesinde Hüseyin’in oğludur. 1638’de köprü başından geçerken Abdullah oğlu Himmet ve Rıdvan oğlu Hüseyin’in, yoluna geçerek eşyaları aldıkları ve katl için kılınç çektikleri ve Hüseyin tüfenk atıp hayvanına rast gelmekle hayvanının telef olduğunu mahkemede söylemiş ve şahitler de bu iki adamın ehl-i fesad ve yol kesen eşkıyadan olup nice Müslümanların yollarını kestikleri ve eşyaları gâret ettikleri ve daima bu gibi kabahatten hâli olmadıklarını yüzlerine karşı söylemişler ve “haklarından gelinmek sevab-ı azîmdir” diye şehadet edip haber verdiklerinden keyfiyet sicile kaydolunmuştur (BS. 361/32). Bu kayıt üzerine idam edildiğinde şüphe yoktur. BK, II/365
İVAZ EFENDİ (Şeyh) Musa’nın oğludur. 1602’de bazı vakıflar yapmıştır (BS. 207/57). BK, II/365
İVAZ PAŞA (Hacı) Bk. Hacı İvaz Paşa.
İZİNNAME
İZİNNAME Türkiye Cumhuriyeti’nin teşekkülünden ve medeni kanunun kabulünden evvel, evlenmek için kadı-
resesi, Nilüfer Hatun İmareti, Yakub Çelebi İmareti, Hacı Hamza Hamamı ve diğer büyük hamam görülmeye lâyıktır. Hacı Hamza Mescidi yıkılmıştır. Kasaba derununda Eşrefzâde Abdullah Rûmî, Hoca Kutbeddin, Alâeddin, Mısrî gibi azizlerle Hacı Hamza Bey, Hayreddin Paşa, Yakub Paşa gibi gazilerin türbeleri vardır. İznik hakkında birçok eserler neşredilmiş olduğundan icap eden tafsilat bu eserlerden alınabilir. 1330 senesinde Şehzâde Süleyman Paşa tarafından zabt ve Osmanlı ülkesine rabt edilmiştir. BK, II/366
78 İznik’i gösteren bir lardan alınan müsaadeye “izinname” gravür denirdi. Bursa’da ilk tesadüf eylediğim izinname 1555 tarihlidir. Aynen şöyle-dir: “Sultan mahallesi imamına! Ayşe binti Ahmed, Nebi’ye şer’an mâni’ yok ise nikâh edesin deyu izin verildi.” (11.1.963) (BS. 1/71). Son günlere kadar izinname bu şeklini muhafaza eylemiştir. Hiçbir tekamül göstermemiştir. BK, II/366
İZNİK Adıyla anılan gölün kenarında Bursa’nın 55 kilometre kuzey doğusunda, şimdiki hâlde küçük ve harap bir kasabadır. Vaktiyle Nikya (Nicee) adında büyük ve meşhur bir şehir idi. Etrafı surla ihata olunmuştur. Surun gerek kendisi ve gerek kaleleri ve kapıları olan eski hallerini muhafaza etmektedir. Dört büyük kapısı vardır; doğu tarafında Lefke kapısı, güney tarafında İstanbul kapısı, kuzey doğusunda Yenişehir kapısı ve bir de göl tarafındaki kapı.
Camilerin en büyük ve en güzeli Hayreddin Paşa’nın bina eylediği “Yeşil Camii”dir ki çinilerle müzeyyen ve gayet sanatlıdır. Çinilerle müzeyyen minaresinin dünyada emsali yoktur. Bu camiyi Hacı Musa adında bir mimar yapmıştır. Ayasofya Camii, Çarşı Mescidi, Hacı Hamza Mescidi, Şeyh Kut-beddin Camii ve Mahmud Çelebi Camii ve Eşref Rûmî Türbesi, Çandarlı Halil Paşa’nın Türbesi, Süleyman Paşa Med-
İZZEDDİN AHMED EFENDİ Eşrefzâde’dir. Eşref-i Sânî’nin oğludur. Fuzaladandır. Kadirî şeyhlerinden olup babasının yerine İncirli Tekkesi’ne şeyh oldu. 1739’a müsafereten İstanbul’a gitmiş ve orada vefat etmiş ve Tophane’de Kadiriye Tekkesi’ne gömülmüştür. Birçok eserleri vardır. Şairdir (OM. I/ 126). BK, I/85
İZZEDDİN BEY Meşhur Niğbolu kahramanı Doğan Bey’in kardeşidir. I. Murad’ın kızı Nilüfer Hatun’un (I. Murad’ın anasının adı Nilüfer olduğu gibi kızının adı da Nilüfer’dir) Pınarba-şı’ndaki vakıf arazisine bir cami yapmış ve icare-i zemin denilen yer kirası için Hıdırlık mevkiindeki Nilüfer Ha-tun’un mescidi imamının ve müezzininin yevmiyelerini vermeyi tekeffül eylemiştir. Bu camiye muttasıl müezzin evi, 1503’te ziyade yağan kardan çökmüştür (BS. 7/17; 19/78). Badırga köyünün nısfı bu mescidin vakfıdır (BA. Vilayet-i Anadolu Defteri, cild: 2, numara: 285; BS. 45/378). Hacı İzzet Bey bu mescid civarına bir de zaviye yapmıştır. BK, II/367
İZZEDDİN EFENDİ İzinik’teki Eşrefzâde Eşref Efendi’nin büyük oğludur. Babası hayatta iken Bursa’daki İncirlice Tek-kesi’ne şeyh tayin eylemiştir. 1672’de Bursa’nın Barakfakih köyünde babasının dervişlerinden Hacı Bey’in evinde
dünyaya gelmiş ve tahsil-i ilimden sonra şeyh olmuştur. Vaaz ve nasihatlerinin gayet müessir olduğunu III. Ahmed ile I. Sultan Mahmud işitmekle kendisini davet eylemişler ve haklarında pek çok iltifatlarda bulunmuşlardır. Bu husus için İstanbul’a gidip Pîrî Paşazâde’nin evinde misafir iken 1740’ta vefat eylemiş, ölüm haberi Sultan Mahmud’a arzolundukta Fatih Camii’nde salâ okunarak kırk bin kişilik bir cenaze merasimi yapılmış ve Doğaniye’de Kadirîhane demekle maruf İsmail Rumî Tekkesi’ne defnedil-miştir. On cilt üzerine telîf eylediği arapça Enisü’l-Cinân adında bir eseri vardır. Kendisi alim ve müfessir idi. Kendisine sülûk edenleri irşad eder ve onlara rehber olurdu. Şairdir. Mahlası “İzzî” dir (KA. 3145). BK, 367
İZZEDDİN EFENDİ Temenye’deki Hüsa-meddin Zaviyesi şeyhi İzzeddin Efen-di’nin oğludur. 1841’de babasının vefatı üzerine biraderi Ahmed Efendi ile birlikte şeyh olmuş ve 1904’te vefat etmiş ve tekkeye gömülmüştür. Tahsili ilm ü kemâl ile beyne’l-akran mümtaz ve Cami-i Kebir’de tedris ile ömrünü geçirmiş halim bir zat idi. BK, II/367
İZZEDDİN EFENDİ (Şeyh) Başçı Tekkesi şeyhi “Paşa Baba” denilen Salih Efen-di’nin oğludur. Babasının vefatı üzerine kardeşi Rif’at Efendi ile birlikte şeyh olmuş ve 1866’da vefat etmiş ve bu tekkeye defnedilmiştir. BK, II/368
79 Bir gravürde İznik Lefke Kapı.
İZZET MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Ba-haeddin Cizyedârzâdelerdendir. Müderris ve Eyüb mollası olup 1844 senesi Teşrinievvelinde İstanbul’da ölmüş ve Murad Molla Tekkesi’ne defnolun-muştur (SO. II/115). BK, II/368
İZZET OSMAN EFENDİ
İZZET OSMAN EFENDİ Bursalı Raşid Mehmed Efendi’nin oğludur. Hakkâk esnafından olup hoş söyleyen şairleri-mizdendir. Divançesi vardır. 1864 tarihinde İstanbul’da ölmüş ve Topkapı haricine defnedilmiştir. 1270’ten 1400 hicrîye, yani 1853’ten 1979’a kadar doğacak çocuklara isim ve mahlası ile adlanacak çocukların viladet tarihlerini gösterir mükemmel cetvelli bir mecmua tertib eylemiştir (OM. II/196; SO. III/461). BK, II/368
İZZEDDİN MEHMED EFENDİ Temen-ye’deki Hüsameddin Tekkesi şeyhi İbrahim Efendi’nin oğludur. 1817’de babasının ölümü üzerine şeyh olmuş ve 1841’de ölmüş ve tekkeye gömülmüştür. BK, II/367
İZZET MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Şeyh Mehmed Saîd Efendi’nin oğludur. 1826’da İstanbul’da evlâdsız olarak ölmüştür. Ahmed oğlu Seyyid Musa’nın yerine şeyh olmuştur. BK, II/368
K
KABASAKALÎ 1486’da yaşayan Hacı Paşa’nın şöhretidir (BS. 5/43). BK, III/ 1
KABİL Bursalıdır. Oğlu Mevlânâ Alâed-din Efendi, 1598’de Bursa’da ulemadan idi (BS. 201/13). BK, III/1
KABİL Bursalıdır. Oğlu Sevindik 1597’de ölmüştür (BS. 176/187). BK, III/1
KÂBİL-İ VÜCÛD Bk. Ali Efendi (Kâbil-i Vücûd).
KABİR Bursa’da en büyük kabristan Pınarbaşı, ikinci derecede Emir Sul-tan’dı. Zeynîler Camii etrafındaki kabristan ise birçok ulema, şeyhler, şairler ve meşhur adamların kabirlerini ihtiva ediyordu. Boyacı köprüsünün şark tarafındaki arazide (BS. 253/43), Kurdoğlu’nda ve her caminin civarında ve mekteplerin içerilerinde de kabirler vardı. BK, III/1
KABÛLÎ (Hoca) Buna “Kabûnî” de derler. Kabri, Ulucami’nin güneyinde, şimdiki kahvenin ve otelin olduğu yerde idi. Bu zatın aynı zamanda şeyhliği vardı. Hoca Enbiya oğlu Mevlânâ Mehmed’in oğludur (Mehmed Çelebi’ye Muhyiddin Çelebi, Şemseddin Çelebi de derlerdi). 1489’da, oğlu Hoca Mehmed Çelebi de hayatta idi. Birçok vakıfları vardır (BS. 3/23, 5/8, 7/131, 30/28). Gökdere kenarında, “Kabûnîoğlu Köprüsü” ile Kükürtlü Hamamı ittisalinde dört dükkân vakfı vardı (BS. 10/239, 17/101). BK, III/1
KADEM ERİ Ömer’in oğludur. “Hacı Derviş” diye maruftur. 1479’da karısı İshak kızı Zeynî’yi boşamıştır (BS. 3/ 110). BK, III/78
KADI Bursa’ya büyük âlimlerden kadılar tayin edilmesi mutaddı. Bunlar, her nevi davaların faslı, şehrin ve esnafın inzibatını temin ve şimdiki belediyeye ait vazifelerle mükelleftiler. Bursa’ya kadı geldiği zaman top atmak suretiyle karşılama töreni yapılıyordu. Eşraf ve muteberan uzak mesafeden kadıyı karşılardı. Gelince doğru mahkemeye gelerek fermanı okunur ve kendisine bab nâibi, toprak nâibi vs. nâibler tayin
80 Subhi Bey’in haritasında Pnarbaşı mezarlığı ve çevresindeki mezarlıklar
ederdi. Arpalık suretiyle Bura kadılığı birisine tevcih olunmuşsa kadı gelmez, yerine “nâib” namıyla bir vekil gönderirdi. Bu da tıpkı kadı salâhiyeti ile iş görür ve aldığı paradan asıl kadının hissesini gönderirdi. Bursa’ya gelen kadıların listesi:
1332- İlyas Sarayî oğlu Hıdır
1359- Çandarlı Kara Halil Efendi
1360- Burhaneddin İbrahim b. Ali b.
Yusuf Hemedanî
1368- Koca Mahmud Efendi
1369- Mevlânâ Şemseddin Fenarî
1419- Molla Fenarî Mehmed
1419- Molla Yegân (Mehmed b. Armağan)
1424- Mehmed b. Hamza b. Mehmed
1435- Molla Yegân (Mehmed b. Armağan b. Halil) (ikinci defa)
1438- Yusuf Bâlî b. Mehmed Fenarî
1443- Şah Mehmed b. Molla Yegân
1443- Mehmed b. İzzeddin
1457- İsa oğlu Hüsameddin Efendi
1458- Şiblî oğlu Bayezid Efendi
1458- Hıdır oğlu İbadullah Ali
1467- Ahmed oğlu Şeyh Mehmed
1479- Mevlânâ Muhammed eş-şehîr Mevlânâ Vildan
1479- Abdülkerim
1484- Eflatun oğlu Derviş Mehmed Efendi
1484- Mevlânâ Muhyiddin Mehmed b. Mustafa b. Hacı Hasan
1484- Mevlânâ Vildan (ikinci defa)
1484- Mevlânâ Hibetullah b. İshak b.
Ekmel
1486- Mevlânâ Ömer b. Mehmed (Şafiî kadısı)
1486- Ali Fenarî
1486- Hıdır Çelebi oğlu Yakub Paşa
1487- Mevlânâ Kıvamüddin Kasım b.
Mevlânâ Ömer
1487- Derviş Mehmed b. Eflatun b. Ekmel (ikinci defa)
1488- Kadızâde Kasım Efendi
1492- Mevlânâ Kıvamüddin b. Ömer (ikinci defa)
1494- Hüsamzâde
1494- Alâeddin Ali b. Molla Yegân (otuz akçe yevmiye ile)
1497- Mimarzâde Mustafa Efendi
1502- Mevlânâ Muhyiddin b. İbrahim
1503- Pîrî Çelebi b. Mevlânâ Bed-reddin Efendi
1503- Mehmed Çelebi b. Mevlânâ Nureddin Efendi
1507- Mevlânâ Mustafa b. Hasan
1507- Şemseddin Efendi b. Mevlânâ
Yusuf Yegânî
1512- Seyyid Mehmed b. Seyyid Alâ-eddin (Şafiî kadısı)
1513- Mehmed Şah Efendi b. merhum Mevlânâ Ali Çelebi
1516- Muhyiddin Mehmed b. Yakub
1519- Ecezâde Muhyiddin
1519- Mevlânâ Bâlî Efendi
1520- Mevlânâ Abdülvasi Efendi b. Hayreddin
1520- Ispartalı Abdülkadir Efendi
1522- Ebussuud Efendi b. Mevlânâ Şeyh Mehmed Efendi
1523- Davud Efendi b. Mevlânâ Kemal
1524- Bâlî Efendi b. Mevlânâ Ahi Çelebi
1525- Davud Efendi b. Mevlânâ Kemal (ikinci defa)
1525- Pîr Mehmed Efendi
1526- Muhyiddin Efendi b. Ali Fenarî
1532- Davud Efendi b. Mevlânâ Kemal (üçüncü defa)
1534- Hüsam oğlu Yusuf
1536- Mevlânâ Mehmed oğlu Şem-seddin Çelebi
1537- Hüsam oğlu Mehmed Çelebi (ikinci defa)
1538- Mevlânâ Muhyiddin oğlu Abdülkadir Efendi
1538- Mahmud oğlu Mevlânâ Muh-yiddin Halife (nâib)
1540- Pîr Mehmed oğlu Mehmed
1543- Salih oğlu Alâeddin (Bursa’da öldü)
1543- Abdüssamed b. Mustafa b. Mehmed
1543- Mehmed oğlu Muslihuddin
1545- Hüseyin Hüsameddin oğlu Yusuf
1545- Cafer Efendi b. Şeyh İbrahim Efendi (Bursa’da öldü)
1545- Taşköprîzâde İsamüddin Ebulhayr Efendi b. Mustafa
1546- Ahmed b. Mustafa
1548- Mustafa b. Pîr Ali (Niksarlı)
1548- Mevlânâ Kara Çelebi (nâibi Mehmed b. İlyas)
1549- Kemter Mehmed Çelebi b. Hü-sam (üçüncü defa) (nâibi Pîr Halife b. Hasan)
1550- Abdülbâkî b. Ali el-Garibî
1551- Hacı İlyas b. Hamza (nâib)
1552- Yümnî Efendi
1553- Hüsam oğlu Kemter Mehmed Çelebi (dördüncü defa)
1553- Hamid Çelebi b. Mehmed b. Şeyh Davud (İstanbul kadılığına nakil)
1553- Nurullah Çelebi b. Ali
1553- Mustafa Çelebi b. Hıdır
1556- Mimarzâde Muslihuddin Efendi
1556- Mustafa b. Mehmed
1556- Mehmed b. Abdülvehhab b. Abdülkerim (Anadolu kazaskerliğine)
-
1557- Emir Hasan Çelebi b. Sinan (Edirne kadılığına)
-
1558- Beyzâde Mevlânâ Mehmed Çelebi
-
1559- Emir Hasan Çelebi b. Sinan (ikinci defa)
1560- Muslihuddin Efendi
-
1560- Mevlânâ Tayyib Efendi
1560- Mevlânâ Ahmed Çelebi b. Şeyh Mustafa Muallimzâde (Anadolu kazaskerliğine)
1563- Abdülkadir Efendi
1564- Mustafa oğlu Ahmed
1565- Molla Çelebi (Hubbâ Mollası) Mehmed Efendi b. Abdullah (İstanbul kadılığına)
1565- Kınalızâde (Edirne kadılığına)
-
1567- Mevlânâ Ali Çelebi Efendi b. Emrullah Efendi
-
1568- Abdülkadir Şeyhî Efendi
1568- Mustafa Efendi b. Murteza el-Hüseynî
1569- Davud Efendi
-
1569- Ahizâde Mehmed Çelebi b. Nurullah
1569- Abdülhakim Efendi b. Mehmed
1570- Mevlânâ Muhyiddin (gelinceye kadar Alaşehir kadısı Mevlânâ Mustafa b. Hasan nâib)
1570- Mevlânâ Mehmed Efendi b. Emir Efendi
-
1570- Mevlânâ Mehmed Çelebi b. Mehmed Çelebi
-
1573- Ayaşlı Mustafa Efendi b. Hacı Ali (nâibi emr-i sultanî ile Mahmud Çelebi)
-
1574- Muallimzâde Ahmed Çelebi b. Mustafa (nâibleri Mevlânâ Mehmed Efendi, Kınalızâde Ali Çelebi)
1574- Natırzâde Ramazan Efendi b. Mehmed
1574- Çivizâde Mahmud Efendi b. Şeyh Mehmed
1575- İvaz Efendi
1575- Abdüllâtif Efendi b. Ahmed
1575- Ramazan Efendi b. Mehmed
1576- Abdülkerim Efendi b. Mehmed (nâibleri Kemaleddin Efendi, Mevlânâ Kerim Çelebi, Abdurrahim b. İskender, Ali b. Osman)
1577- Zekeriya Efendi (Bab nâibi Mehmed Çelebi b. Abdülcebbar)
1580- Abdullah Efendi b. Lutfullah (Bahaeddinoğlu)
1580- Sunullah Çelebi b. Cafer
1582- Muslihuddin Mustafa Efendi b. Lutfullah (Lutfî Beyzâde)
1583- Mevlânâ Şemseddin b. Ataul-lah Efendi
-
1583- Zekeriya Efendi b. Bayram Efendi
-
1584- Alâeddin Ali Çelebi b. Sinan Yusuf Çelebi (nâibi, Şah Mehmed Efendi)
1585- Râ’î Hasan Efendi
-
1585- Kara Çelebizâde Hüsameddin Hüseyin Efendi
-
1586- Zekeriya Efendi b. Bayram Efendi (ikinci defa)
1586- Ali Çelebi b. Abdullah
-
1587- Şemseddin Efendi b. Ataullah Efendi (ikinci defa)
1587- Mevlânâ Pîr Mehmed Efendi (Yavuz Pîrî Efendi) (Mehmed oğlu)
-
1588- İbrahim Efendi b. Ali
1589- Muslihuddin Efendi
1590- Sunullah Mustafa Efendi b. Ebussuud Efendi (İstanbul kadılığına)
1591- Mehmed Efendi b. Mehmed (Remzizâde)
1592- Ahizâde Abdülhakim Efendi b. Mehmed Nurullah (Edirne kadılığına)
1592- Remzizâde Mehmed Efendi
1593- Şeyh Ahmed oğlu Mehmed Efendi (“Damad Efendi” diye meşhurdur)
1594- Mevlânâ Muhyiddin
1595- İbrahim Efendi b. Şeyh Mus-lihuddin Mustafa (Bergamalı)
1595- Abdurrauf Efendi b. Şeyh Mehmed (Arabzâde)
1595- Natırzâde Mehmed Efendi
1596- Rıdvan Efendi b. Abdüllâtif
1596- Muslihuddin Efendi
1598- Kemaleddin Mehmed Efendi b. Ahmed Efendi
-
1598- Köylüzâde İbrahim Efendi b. Ali
1598- Mehmed Efendi b. Hasan
1598- Kınalızâde Hasan Efendi
-
1599- Şeyh Mehmed Efendi
1600- Bostanzâde Mehmed Efendi b. Muharrem Efendi (nâibleri Mehmed b. Muharrem, Yakub b. Mehmed )
-
1602- Haydar Efendi b. İbrahim
-
1603- Abdurrahim Efendi (Koca Kadı)
-
1604- Mevlânâ Mehmed (Mısır kadılığından gelmiştir)
1604- Mevlânâ Muzaffer
1605- Dursunzâde Abdülbâkî Efendi
1605- Muzaffer Efendi b. Ali
1605- Hasan b. Musa
-
1605- Ahizâde Hüseyin Efendi
1605- Haydar Efendi
1606- Abdurrahman Efendi
-
1607- Mevlânâ Ahmed Efendi (Sey-fîzâde)
1607- Mustafa Efendi (Azmizâde)
1608- Zeynelâbidin Efendi
-
1608- Yahya Efendi b. Mehmed (Bostanzâde)
1609- Mehmed Efendi b. Bostan
-
1609- Şeyhî Efendi b. İbrahim
1610- Mehmed Efendi b. Ferruh (Hâcegîzâde)
1611- Abdullah Efendi b. Ali
1613- Hasan Efendi b. Sinan
1613- Râzî Efendi (Cami-i Kebir nâibi Eyüb Efendi, Bab mahkemesi nâibi Baldırzâde Şeyh Mehmed Efendi)
1613- İsmail Efendi (nâibi Mahmud Efendi)
1615- Mevlânâ Râzî Yusuf Efendi
1618- Şeyhzâde Ahmed Efendi b. Mehmed
1618- Ramazanzâde Kudüslü Mehmed Efendi (“Kudsî Efendi” diye meşhurdur)
1619- Ramazan Mustafa Efendi
1620- Uşşakîzâde
1620- Rıdvan Efendi
-
1620- Mevlânâ Ali Efendi (nâibi İbrahim Efendi b. Hüsam)
-
1621- Abdülgaffar Efendi b. Ab-dülmennan
1621- Kethüdazâde Mehmed Efendi b. Hasan
1621- Nemîkacızâde Yusuf b. Pîr Mehmed
1622- Ahizâde Mahmud Efendi b. Abdülhalim
1624- Numan Efendi b. Şeyh Abdurrahman
1624- Receb Efendi b. Mahmud Efendi (Bab nâibi Hacı Mehmed b. Durmuş)
1625- Ali b. Emrullah
1626- Sadeddin Efendi (Nevalîzâde)
1627- Mevlânâ Abdullah Efendi (Şam kadılığından)
-
1627- Yahya Efendi b. Mevlânâ Mehmed Efendi el-Müeyyedî (“Hasım Yahya Efendi” diye meşhurdur)
-
1628- Şeyh Mehmed Hasibî Efendi b. Hüseyin (Ahizâde)
-
1629- Mevlânâ Benli Abdülgani Efendi b. İbrahim (nâibi Zeyrekzâde Abdurrrahman Efendi b. Hasan)
-
1630- Mustafa Efendi b. Şeyh Mehmed Efendi (Edhemzâde) (Bab nâibi Mehmed b. Hacı Durmuş)
1631- Bostan Efendi
1631- Mehmed Efendi b. Ali Efendi (nâibi Mehmed Efendi b. Osman Efendi)
-
1631- Mustafa Efendi b. Şeyh Murad Efendi
-
1632- İbrahim Efendi b. Mehmed (nâibi Ali b. Mustafa)
1632- Mevlânâ Mehmed Efendi b. Ali Efendi (Kabakulakzâde) (nâibi İbrahim Efendi Çavuşzâde)
-
1634- Mahmud Efendi b. Mehmed (Kara Çelebizâde) (nâibi Abdurrahman Efendi “Şinasî” namıyla maruftur).
-
1635- İsa Efendi b. Mahmud (nâibi Bolvadinli Mehmed b. Hacı Nuh, Mevlânâ Mehmed b. Hacı Durmuş Hacı Ali Efendi)
1637- Mevlânâ Abdurrahman Efendi b. Veli Efendi (Bolevîzâde) (nâibi Mehmed b. Ramazan)
-
1638- Mevlânâ Şah Mehmed Efendi b. Mahmud Efendi Fenarî
-
1639- Mustafa Efendi b. Hızır (Ava-rezâde) (Cami-i Kebir nâibi Mehmed Efendi b. Mahmud Acemzâde)
1641- Yavuzzâde Mustafa Efendi b. Seyyid Mehmed (Küçük Mahkeme nâibi Mevlânâ Hüseyin Efendi, nâibi Müderris Kadızâde Abdülhâdî Efendi)
1642- Hocazâde Mesud Efendi b. Mustafa Efendi (Haleb kadılığından)
1642- Bostanzâde Mevlânâ Mehmed Efendi b. Mehmed Efendi
1644- Şeyh Mehmed Efendi el-Hüseynî b. Kudsî Efendi
-
1644- Mehmed İsmetî Efendi (nâibi Müderris Derviş Mehmed Efendi b. Şeyh Mehmed Baldırzâde)
-
1645- Mustafa Efendi b. Hacı Ahmed (nâibi Mevlânâ Hüseyin Şeyh Mehmed Şinasî, Müderris Abdülhâdî Efendi)
-
1646- İdris Efendi (nâibi Abdülveh-hab b. Abdüllâtif Efendi)
1646- Yasincizâde Abdülbâkî Efendi b. Abdurrahman Efendi (nâibi Ahmed Efendi b. Mehmed)
-
1647- Mevlânâ Ebulleys Mustafa Efendi b. Hasan (nâibi Daniş Şaban Efendi Aksaraylı)
-
1647- Mevlânâ Musa Efendi b. Şeyh Mahmud (nâibi Bursalı Murad Efendi)
1647- Sarı Alizâde Mevlânâ Mehmed Efendi
-
1648- Mevlânâ Hasan Efendi b. Şeyh Yusuf Efendi (Beyazî Efendi) (Mekke kadılığından)
-
1649- Mevlânâ Ahmed Efendi b. Abdurrahman Efendi (Beyanîzâde)
-
1650- Mevlânâ Seyyid Mehmed Efendi b. Zeynelâbidin (Kadri Efendi-zâde)
-
1651- Yahya Efendi b. Ali Efendi
1652- Mehmed Ebussuud Efendi b. Abdurrahim el-Alevî eş-Şârânî
-
1652- Mevlânâ Abdullah Efendi (Üsküdar kadılığından)
1652- Mevlânâ Abdülfettah Efendi (Selanik kadılığından)
1653- Abdülkadir Efendi
-
1655- İsa Efendi b. Mustafa
1655- Mehmed Efendi
1656- Ruhullah Efendi (Sadreddin-zâde) (Mısır kadılığından)
-
1656- Yakub Efendi (Yenişehir kadılığından)
1657- Kadızâde Mehmed Efendi (Medine kadılığından) (nâibi, biraderi Abdurrahim Efendi)
-
1658- Haşimîzâde Seyyid Mehmed Efendi
-
1659- Şamî Numan Ensarî Efendi (katledildi)
-
1662- Hüsamzâde Şeyh Mehmed Efendi
-
1663- İshak Efendi (Selanik kadılığından)
1665- Mustafa Efendi
-
1666- Mehmed Efendi b. Bedîullah(?) Efendi
-
1667- Osman Efendi b. Mehmed (Çavuşzâde)
1667- Mehmed Salih Efendi b. Mehmed (Kabakulakzâde)
1668- Mehmed Efendi b. Nurullah
-
1668- Hamid Efendi (Selanik kadılığından)
-
1669- İshakzâde Salih Mehmed Efendi
-
1670- İbrahim Efendi (Şam kadılığından) (nâibi Mahmud Efendi)
-
1671- Hacı İbrahim Efendi b. Hacı Hurrem
1671- Beyazîzâde Ahmed Efendi
1673- Abdullah Efendi b. Ahmed Efendi (Muharremzâde)
1673- Mehmed Saîd Efendi b. Esad
1674- Minkârîzâde Abdullah Efendi b. Yahya Efendi (nâibi Müderris Kahvecizâde Mehmed Efendi b. İbrahim)
1674- Kevâkibîzâde Şeyh Mehmed Efendi
1675- Memikzâde Mehmed Efendi b. Hüseyin
1676- Ak Mahmud Efendi
1677- Uzun Ali Efendi
1677- Uzun Nuh Efendi
1678- Mehmed Efendi b. Hurrem Ağa (Şabanzâde)
1679- Ebussuud Efendi (Haleb kadılığından)
1680- Abdülgani Efendi
1680- Hekim Paşazâde Mevlânâ Yahya Efendi (Edirne payesiyle)
1681- Hocazâde Osman Efendi (nâi-bi, oğlu Abdülbâkî Efendi)
1681- Ali Efendi
1681- Birader Ali Efendi oğlu Bolulu Mustafa Efendi
1683- Abdullah Efendi
1684- Abdi Efendi (İzmir kadılığından, Edirne payesiyle)
1686- Abdullah Efendi
1686- Rıfkı Mehmed Efendi
1687- Abdülbâkî Arif Efendi
1688- Abdurrahimzâde Yahya Efendi (Selanik kadılığından, nâibi Abdullah Meydanî)
1689- Abdüllâtif Efendi b. Mehmed Efendi (Haleb kadılığından)
1689- Fenarî Ahmed Efendi
1692- Muharremzâde Muharrem Efendi
1692- Ahmed Efendi (Atpazarlı)
1692- Mehmed Ramazan Efendi eş-Şârânî
1693- Ebubekir Efendi
1693- Ahmed Efendi b. Lutfullah b. Nasrullah (Lutfîzâde)
1694- Sadreddinzâde Sadık Mehmed Efendi
1694- Hocazâde Lutfullah Efendi
1696- Kara Halil Efendi
1696- Güzelhisarlı Ahmed Efendi
1697- Bostanzâde Mevlânâ Mehmed
Efendi
1697- Ahmed es-Sıddıkî Efendi
1699- Mustafa Efendi (Malatyalı)
1700- Ebulhayr Ahmed Efendi (Da-madzâde Ahmed Efendi)
1701- Salih Efendi
1701- Ahmed Efendi Feyzullah oğlu
1701- Kadrizâde Abdullah Efendi
1702- Mehmed el-Ensarî Efendi
1703- Esad Efendi
1704- Mahmud Efendi
1707- Süleyman Efendi
1708- Şerif Efendi
1709- Mehmed Efendi
1712- Kevâkibîzâde Mustafa Efendi
1715- Murad Efendi
1715- Osman Efendi
1722- Mustafa Efendi
1724- Konyalı Ahmed Efendi
1724- Mehmed Efendi
1725- Hacı Mehmed Efendi
1726- Abdullah Efendi
1727- Mehmed Efendi (Ağazâde)
1727- Mescidzâde Abdullah Efendi
1728- Mehmed Saîd Efendi b. Halil
Efendi
1730- Mehmed Reşid Efendi (Sam-tîzâde)
1731- Feyzullah Efendi
1733- Mehmed Emin Efendi
1735- Recebzâde Ahmed Efendi (İzmir kadılığından)
1737- Mevlânâ İsmail Efendi (Yenişehir kadılığından)
1739- Çelebizâde İsmail Asım Efendi
1740- Mustafa Efendi
1741- Mehmed Efendi
1741- Mustafa Efendi
-
1741- Çeşmîzâde Mehmed Saîd Efendi (Haleb kadılığından)
-
1742- Seyyid Ömer Efendi
-
1743- Mirzazâde Şeyh Mehmed Efendi oğlu Mehmed Saîd Efendi (İzmir kadılığından)
1745- Müneccimzâde Mevlânâ Ahmed Efendi (İzmir kadılığından, nâibi Müderris Mustafa Efendi)
1746- İvaz Paşazâde İbrahim Bey
1747- Kâtibzâde Refi Mehmed Efendi
1747- İbrahim Efendi (Selanik kadılığından)
1747- Mekkîzâde Sadık Mehmed Efendi
1748- Mevlânâ Emin Efendi (fetva emini) (nâibi Osman Efendi)
-
1750- Ali Paşazâde Mevlânâ İsmail Ziyai Efendi (İzmir kadılığından)
1751- Kâtibzâde Mehmed Refî’ Efendi (ikinci defa)
-
1751- Saatçızâde Mustafa Efendi (Amid kadılığından)
-
1752- Şerifzâde Mehmed Efendi
-
1753- Seyyid Rıza Mehmed Efendi
1755- İshakzâde Yahya Efendi
1755- Mekkîzâde Mehmed Sabri Efendi
1756- Mekkîzâde Mehmed Sadık Efendi
1757- Abdullah Efendi (Yenişehir Fenar kadılığından)
1757- Muradzâde Osman Efendi (Kudüs kadılığından)
1757- Ahmed Efendi (Cerrahların reisi)
1757- Süleyman Efendi
1758- Osman b. Salih
1759- Yusuf Efendizâde Yusuf Efendi (İzmir kadılığından)
1760- Ebu İshakzâde Şerif Mehmed Efendi
1760- Kara Çelebizâde Derviş Mustafa Efendi (Haleb Kadılığından)
1762- Konyalı Mustafa Efendi (Kudüs kadılığından)
1763- Kethüdazâde Mehmed Saîd Efendi (Yenişehir kadılığından)
1764- Hayatîzâde Saîd Mehmed Efendi
1765- Ali Paşa imamı Seyyid Ahmed Efendi Üsküdar kadısı (nâibi Şerif Mehmed Efendi)
1766- Bâbîzâde Abdullah Efendi (fetva emini, İzmir kadısı)
1768- Muradzâde Ahmed Efendi
1770- Ahmed Paşazâde Mevlânâ Veliyyüddin Efendi
1772- Hacı İbrahim Hanif Efendi
1773/4- Tokatlı Mustafa Efendi
1774- Dürrîzâde Mehmed Arif Efendi
1775- Mesudzâde Mehmed Sadeddin
Efendi (Yenişehir Fenar’dan, nâibi İsazâde Mehmed Arif Efendi)
1777- Reiszâde Mustafa Âşir Efendi (Yenişehir Fenar’dan)
1777- Fevzizâde Seyyid Mehmed Şerif Efendi
1777- Mehmed Salihzâde Mehmed Esad Efendi (İzmir kadılığından)
1778- Mollazâde Mehmed Saîd Efendi (Amid Kadılığından)
1779- Sunullah Efendi
1781- Zeyrek İmamızâde Feyzullah Efendi
1782- Mollazâde Ahmed Ataullah Efendi (Yenişehir kadılığından)
1783- Ebubekir Paşazâde Mevlânâ Ömer İzzet Efendi
1784- Müftüzâde Abdullah Efendi
1785- Mevlânâ Ahmed Hasan Efendi
(Havass-ı refîa kadılığından)
1786- Konyalı Hamza Efendi (İzmir kadılığından)
1786- Feyzullahzâde Halis Mehmed Efendi
1787- Muradzâde Mehmed Murad Efendi
1788- Esedî Ömer Efendi (Üsküdar kadılığından)
1788- Halis Mehmed Efendi
1788- Derviş Mustafa Efendi
1789- Sadrazam Kara Hamid Paşa-zâde Mehmed Şerif Efendi (Kudüs kadılığından)
1790- Kastamonulu Hacı Hafız Halil Efendi (Üsküdar kadılığından)
1792- Hazine kâtib-i evveli Mevlânâ Mehmed Efendi (Bab nâibi, Mehmed Emin Efendi)
1793- Feyzullahzâde Osman Efendi
1793- Yahya Mollazâde İbrahim
Efendi (nâibi Şeyh Mehmed Efendi)
1793- Mustafa Efendi (Kevâkibîzâde)
1794- Kebirîzâde Şerif İsmail Efendi (Üsküdar kadılığından)
1795- Abdurrahman Efendi
1796- Eşrefzâde Fahreddin Efendi
1796- Yalvaçlı Mahmud Efendi
1797- Mustafa Âşir Efendi oğlu Hafidî Mehmed Efendi
1798- Derviş Mustafa Efendi
1799- Uryanîzâde Abdullah Efendi
1799- Kevâkibîzâde Mustafa Efendi (ikinci defa)
1800- Feyzullah Afif Efendi
1802- Hamdullah Efendi
1802- Kütahyalı Ömer Efendi (Üsküdar kadılığından)
1803- Mustafa Edîb Efendi
1804- Uşşakîzâde hafidi Abdülhalık Efendi (nâibi Hacı Mehmed Salih Efendi)
1805- Seyyid Mehmed Emin Efendi
1805- Memi Efendizâde Mehmed Esad Efendi (Yenişehir Fenar’dan)
1806- Raşid Mehmed Efendi (Kevâ-kibîzâde)
1807- Şaban Efendi
1807- Rahmi Efendi (Çerkez Bey-zâde)
1809- Murad Efendizâde Mehmed Arif Efendi
1810- Seyyid Yusuf Efendi
1810- Şeyhzâde Yusuf Efendi
1812- Hacı İsmail Efendi
1812- Aşcızâde Seyyid Mehmed Emin Efendi
1813- Seyyid Yusuf Efendi
1815- İmamzâde Abdülhamid Efendi
1816- Yusuf Paşazâde Mehmed Efendi (nâibi Mevlânâ Mehmed Hilmi Efendi’ye ihale eyledi)
1818- İmamzâde Abdülhamid Efendi (ikinci defa)
1820- Yalvaçlı Mehmed Efendi
1821- Ahmed Nazif Efendi
1821- Çerkez Beyzâde Mir Mehmed Rahmi Efendi (dilini tutamadığından Mihaliç’e nefy edildi)
1822- Nimetullah Efendi (Lutfullah hafidi)
1824- Dürrîzâde Şerif Mehmed Efendi
1824- Konyalı Hamza Efendi
1825- Şeyhzâde Ahmed Reşid Efendi
1826- Hafız Mehmed Emin Efendi
1826- Mehmed Hilmi Efendi
1827- Abdullah Beyzâde Ahmed Necib Efendi
1829- Ahmed Nazif Efendi
1829- Ömer Saîd Efendizâde Süleyman Feridüddin Efendi (Üsküdar kadılığından)
1830/1- Memi Efendizâde hafidi Ali Eşref Efendi
1833- Feyzîzâde Süleyman Raşid Efendi
1834- Lebib Efendi b. Reisü’l-küttab
Vasıf Efendi
1836- Feyzîzâde Süleyman Raşid Efendi (ikinci defa)
1838- Feyzîzâde Şerif Ahmed Efendi
1839- Uncuzâde Hafız Mustafa Efendi
1840- Mehmed Salihzâde Mehmed Rüşdi Efendi
1841- Kâmilî Efendizâde Mehmed Salih Efendi
1844- İmam-ı evvel-i Şehriyârî Mehmed İzzet Efendi (Mekke payesiyle)
1846- Salih Mehmed Efendi
1846- Mehmed Cemaleddin Efendi (Mekke Payeli)
1847- Mehmed Arif Hilmi Efendi Mekke payeli (vekili Hacı Hüseyin Hulusi Efendi)
1848- Hatibzâde Mehmed Hayrullah Efendi (bazı kayıtlarda Hamdullah Efendi)
1850- İbrahim oğlu Hasan Refet Efendi
1850- Manyasîzâde Lutfullah Efendi
1852- Hasan Refet Efendi (ikinci defa)
1853- Mehmed Sadeddin Efendi (nâibi Müderris Hacı Hasan Efendi)
1855- Suadâ Mehmed Bey (Sultan Ahmed İmamızâde)
1855- Hacı Hasan Zühdü Efendi
1855- Hüsamzâde Mehmed Hüsa-meddin Efendi
1856- Hüsam Efendizâde Hüseyin Agâh Efendi
1856- Âşir Efendizâde Mehmed Necmeddin Efendi
1857- Dürrîzâde Mehmed Dürrî Efendi
1858- Hüsam Efendizâde Hüseyin Agâh Efendi (ikinci defa)
1859- İbrahim Sadeddin Efendi
1860- Ahmed Tevfik Efendi
1861- Mehmed Arif Efendi
1862- Şeker Efendizâde Mehmed Efendi
1863- Hafız Mehmed Ali Nuri Efendi (Girit kadılığından)
1863- Mehmed Efendi (Karahisar-ı Nallı)
1863- Abdülkerim Efendi b. Ali Ratib (Mevla)
1865- Seyyid Ahmed Hıfzî Efendi
1866- Ahmed b. Mustafa Efendi (Mevla)
1866- Mehmed Kâmil Efendi b. Mehmed Bahaeddin b. Ahmed Reşid (Tatarcıkzâde)
1867- Hüsam Efendizâde Hüseyin Agâh Efendi (Mevlânâ)
1867- Münib Efendizâde Saîd Mehmed Efendi
1868- Mehmed Kâmil Efendi
1868- Kâmil ve Ahmed Esad Efendi
1869- Ali Sururî Efendi
1870- Abdurrahman Nafiz Efendi
1872- Asım Efendi
1872- Mehmed Kâmil Efendi
1873- Osman Kâmil Efendi
1875- Tahir Efendi
1875- Mehmed Kâmil Efendi
1876- Hasan Sadreddin Efendi
1876- Âşir Efendi
1878- İbrahim Edhem ve Hacı Mehmed Efendi
1879- Mehmed Muhyiddin Efendi
1881- Mustafa Faik Efendi
1885- Mustafa Rüşdü Efendi
1885- Ahmed Muhtar Efendi
1886- Hasan Sadreddin Efendi (ikinci defa)
1886- İbrahim Edhem Efendi
1889- Ömer Hulusi Efendi
1890- Kâmil Efendi
1892- Salim Efendi
1894- Kâmil Efendi
1895- Hayreddin Efendi
1898- Zühdü Efendi
1898- Mehmed Reşid Efendi
1900- Mehmed Mekkî Bey
1902- Ahmed Asım Bey
1902- Mehmed Reşid Efendi (ikinci defa)
1906- Mehmed Salim Efendi
1907- Ali Ataullah Efendi
Bu listenin tedkikinden anlaşılacağı üzere kadılar tayinleri esnasında kazaskerler ve son asırlarda da şeyhul-islâmlara birtakım peşkeş ve hediyeler verdikleri berat harcı, ferman harcı gibi birçok masraflara girdiklerinden bunlar sık sık değiştirilmiş ve son günlerde de azamî iki sene olmak üzere bir had tayin edilmişti. Yıldırım zamanında bunlar ahâliye fazla zulüm yaptıklarından kırk kadarı bir eve doldurulup yakılmaları için emir verilmişken Yıldı-rım’ın veziri Çandarlı Ali Paşa, Maskara Hasan (Maskara Hasan, Ali Paşa’dan aldığı paralarla Maskara köyünü satın almış, hayır işlerine vakfeylemiştir. Köyün adı son günlerde Çağlayan olmuştur) adındaki Yıldırım’ın bir arabi kölesi vasıtasıyla bunları kurtarmıştır.
1615’te Bursa’da kadılar, müderrisler ve saray mensubu bazı kimseler pazarcılık ve kasaplık edip narhtan noksan fahiş üzere bey’ etmekle sair esnaf da noksan sattıkları haber alınınca bunların men’ ve def’ edilmeleri ve memnu olmayanları isim ve sicilleriyle arzedilmesi ve haklarında ne vechile emir sadır olursa ona göre amel edilmesi emredilmiştir (BS. 228/80).
1667’de nakil vasıtaları olmadığından Mekke ve Medine’ye müşkilâtla gidilmekte ve buraların kadılığına kimse rağbet etmemekte idi. Bu sebeple Edirne, Bursa, Şam ve Mısır’dan sonra Mekke kadısı olmayınca kimsenin İstanbul kadısı olmaması usül ittihaz edildi (SO. III/68).
1675’te kadılar, mahkemede aldıkları harc ve kısmet resminden vs. den başka Bursa’daki vakıflardan ayda 1.200 akçe ve senede dokuz müd buğ-
day ve arpayı nezaret hakkı olarak almakta idiler. Kadıların kâhyalarına da Gazi Demirtaş, Karıştıran Süleyman ve Ali Paşa vakıflarından ayda 240 akçe verilmekteydi (BS. 316/2, 326/ 60). BK, III/1
KADI ALÂEDDİN MEKTEBİ “Gökyaka” demekle meşhurdu. Kalede yaptırdığı mektep 1554’te tamir edilmiştir. BK, I/120
KADIKÖY Atranos kazasındadır. 1927’de 124 nüfusu vardı. BK, III/22
KADIKÖY Evvelce Bursa’ya tâbî olan Yalova kazasındadır. 1513’te Yavuz’un kardeşi Sultan Abdullah’ın türbesinin vakfıydı (BS. 26/306). BK, III/22
KADILARIN BELEDİYE İŞLERİ Belediye teşkilâtından evvel kadılar bu vazifeyi görmekte ve yapacakları işler, verecekleri hükümler için beyyine taleb etmekteydiler. Muhtesiblerin teşkilinden sonra, bunlar da, bu vazife ile tavzif edilmişlerdir. Ancak hükümleri beyi-nesiz ve cezaları ani idi. BK, III/22
KADILARIN FAZLA PARA ALMALARI 1783’te gelen bir emirde: “Ahalinin refahı, zulümden emin olması ve fukara ve zuafanın himayesine dikkat olunması her vakit tenbih edilmekte ve Rumeli ve Anadolu’da vaki şehirlerde, kasabalarda, köylerde ahâli birbirine garaz icrası veyahut haksız mal celbi davasıyla yalan yere şikâyet ve hasım ittihaz eyledikleri kimselerle muhakeme esnasında şirretleri şer’an sabit ve zahir olurken şer’an men’ olunan davalardan kadılar ve nâiblerden bazıları ‘def’ mahsulü’ adıyla akçe taleb ederek mazlum olan müddeâ-aleyhe teaddî ve gadra tesaddî olunduğu tahkikatla anlaşılmıştır”. Def’ mahsulünün alınmaması için canib-i şer’den verilen fetvalar mucibince birçok fermanlar ve emir gönderilmiş ve bu hâlin önü alınamamıştır.
“Zamanın icabatı olarak askerler ve zahireler tertib olunan kazaların kadı ve nâibleri çalışmaları vazifeleri iktizasından iken memleket âyânı ve başkalarının sevk ve doyurmalarıyla mühim olan işleri geri bırakmakta, asker ve zahirenin affını ve tenzilini rica için îlâmlar verip devletin mühim olan işleri için arz ve îlâm iktiza eyledikte akçe, îlâm harcı istemekte ve böylece mülayim ve nâ-reva hareket etmektedirler. Bundan sonra harç istenilmeyecek ve istenilen asker veya zahirenin affı için îlâm verilmeyecek” denilmiş, bu hususta kat’î irade sadır olmuştur (BS. 1198/45). BK, III/21
KADILARIN SALÂHİYETLERİ 1680’de gelen bir fermanda, “Hudâvendigâr mütesellimi Hasan, padişaha gönderdiği bir arzıhâlde salb ü siyaset ve ahz ve zindana habs, izn-i şer ile ehl-i örfe verilmişken, Bursa kadısı zindanı zapt edip mirliva marifeti olmadan müstakil icra eylediğini bildirmiş ve kanun üzere hükm-i hümayun rica eylemiştir. Zindana kadının dahl eylemeyip mütesellime teslim eylemesi emrim olmuştur. Bur-sa’da borçludan maada reaya taifesini her birinden cürm-i galiz sadır olup hasbe’ş-şer’ tutulması ve habs, salb ü siyaset veyahut kat’-ı uzva müstahak ola. Evvelâ hükm-i şer’î lâhık olup huccet-i şer’iyye verildikten sonra suçlu kabahat yaptığı yerde siyasete memur olan mirliva veyahut mütesellimi marifetiyle şer’le hakkında lâzım geleni icra ettirip ehl-i örfün marifeti olmadan kadı tarafından müstakillen icra edilmemesi lâzımdır. Fakat mukayyed olmalıdır ki huccet-i şer’iyye verilmeden kimse ahz ve zindana habs ve siyaset olunmayıp şeriata muhalif kimseye zulm ve tecavüzden ihraz edilmesi” diye emredilmiştir (BS. 317/123). BK, III/21
KADILLI KÖYÜ 1708’de Karacabey’de bir köydü. Musa Bey oğlu Hacı Yahya’nın vakıfları vardı (BAVD. 22852). Bugün, bu köy yoktur. BK, III/26
KADIN Kadın veyahut kadun Türkistan’da muteber hatunlara verilir bir unvandır. Sahihi, “Ketbanu”dur (LTC. 239). BK, III/26
KADIN CİNAYETİ Bk. Ömer Efendi.
KADIN DELLAL 1639’da kadınlardan dellal vardı. Kuyumcu Çarşısı’nda kırk miskal altın bileziği satmak üzere Süleyman kızı Ayşe adındaki dellala teslim edilmişti (BS. 361/114). BK, III/26
KADIN İSYANI Bk. İsyan.
KADINLAR HAPİSHANESİ Yerkapı kurbünde kadınlara mahsus hapishanede mahbus bulunan “İpek” adındaki fahişe ile 18.6.1867’de Dürdane köyünden Abdurrahman oğullarından Süleyman oğlu ve Tahtakülâh adıyla anılan Mehmed Ali, hapishanenin yola nazır penceresinde musahabet ederlerken Çelebi Sultan Mehmed mahallesinden Koca Ahmedoğlu Şerif Mehmed, kurşun dolu tabancası ile katl kasdıyla amden Mehmed Çelebi’ye ateş etmiş ve müteakiben büyük yatağan bıçağıyla da sol böğründen yaraladığından ve Mehmed Çelebi yarım (saat) sonra vefat eylediğinden 23.8.1867’de kısa-sen idam edilmiştir (Not: 66 günde bu katl davasının neticelenmesi dikkate değer) (BS309). BK, III/26
KADIYA HAKARET Bk. Mustafa Efendi (Üryanîzâde).
KADIZÂDE-İ RUMÎ Bk. Musa (Sela-haddin); Kasım Efendi.
KADİFE
KADİFE Bursa kadifecilerinin şöhreti cihanı tutmuştu. Yunanistan’da, Atina’da Benati’nin müzesinde, Bursa kadifelerinden birçok parçalar vardır. Sayın Konya mebusu Osman Şevki Uludağ’ın (Belleten’in 3, 4. sayılarının 753. sayfasında) Bursa kadifeciliğine ait pek çok izahat ve resimler vardır. Kadifeciliğe ait sicillerdeki mühim kayıtlar şunlardır:
1577’de Bursa’daki “sade kadifeciler-den Şaban oğlu Hacı Mustafa ve Hamza oğlu Mehmed müvâcehesinde mahkemede, bu sanatın ehl-i hibresi olan Hacı İsa davasını takrir edip Göynük’ten Bursa’ya gelen sade kadifenin arzı dar ve işlemesi seyrek ve malının kalb olduğunu söyleyerek men’ olunmasını taleb eylemiş olduğundan kadife tacirlerine, kanuna muhalif işletmeyip ve Bursa’ya gelen bu gibi kadifenin hiçbir kimse tarafından satın alınmaması” emredilmiştir (BS. 130/15).
1594’te kadife işleten Müslümanların işçiye ihtiyaçları olduğu hâlde işçilerin, Nasara ve Yahudilerin yanlarına gidip çalıştıklarından men’ olunmaları için mahkemeye müracaat edilmiş ve “Zeyd-i Müslim işçi olup işçiliği Müslü-manlara geçerken, Müslümanlara işçilik etmeyip Yahudi ve Nasara taifesine işçilik edip mezburlara tazimen, gâh çelebi ve gâh üstad ve gâh efendi dese, şer’an, Müslümanlardan mezbure kefereye işçilik etmekten men’e kadir olur mu? diye istifta olundukta; taife-i merkuma alâ vechi’t-tazim hizmetten men’ olunur. Tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh da lâzım olur” diye Şeyh İlyas’tan fetva alındığından, cümlesi istiğfar edip bundan sonra yapmayacaklarını ve yapanları men’ edeceklerine müteah-hid oldular (BS. 189/30).
30.6.1622 tarihli bir fermanda: “Bur-sa’daki kadifecilerin beratla ehl-i hibresi olan Süleyman İstanbul’a gelip şöyle arzıhâl eyledi ki, ‘Bursa’da kadife işleyenler eskisi gibi işlemeyip eni ve boyundan noksan işleyip ve işledikleri kumaşın ibrişimi has boya ile boyama-yıp kalb boya ile boyattıkları ve tezgâh sahibi eskiden ustalardanken şimdi acemi (hamdest) kimseler tezgâh işletip ecnebi karışmakla kumaşlar adi işlendiği’ ve kendisinin sözlerine itaat eylemediklerini bildirmiştir. Bunların men’i ve eskiden nasıl işleniyorsa o veçhile işlenmesi ve bunların usta ve kalfaları bilâ-özür işlerini tamamlamadan hafta ortasında bırakıp gitmekle işleri harab
81 Bursa kadifeci esnafına dair 1622 yılına ait bir sicil kaydı
olurmuş. İşlerini tamam etmeden hafta ortasında bırakırlarsa ehl-i hibre marifetiyle hakkından geleni icra eyleyesin” diye emrolunmuştur (BS. 236/188).
1622 senesinin Birincikânun ayında, Bursa’daki kadifeci taifesinin ehl-i hibresi olan Abdülcelal oğlu Süleyman Bey ve Yiğitbaşı Bahşayiş oğlu Süleyman ve İşçibaşı Sefer oğlu Osman ve bu esnaflardan birçok kimseler mahkemeye gelerek, bu taifenin Setbaşı’nda muayyen bir yerleri olup her Cumartesi günü işçi taifesi ve destgâh sahipleri orada cem’ olup içlerinden birine işçi lâzım oldukta ehl-i hibre marifetiyle tayin olunup ve hamdest olup sanat ahvalinden haberi olmayanlara işçi vazifesi verilmeyip ve işçi taifesinin bir kusuru görüldükte eh-i hibre te’dîb ederek bu esnafın ahvali intizam üzereyken hâlâ işçi taifesi ehl-i hibreye ser-furû etmeyip peşin aldıkları ücrete rağmen kumaş tamam olmadan bırakıp başka destgâha ve bilhassa ham-dest ve nâehil olanların destgâhlarına geçip kalb kumaş işlemeleriyle bunların sanatlarının usül ve kaidesi bozulduğundan nizam altına konulması için tuğralı emir istihsali huccet verilmesini rica eylemişlerdir (BS. 236/26).
15.3.1631 tarihinde Bursa’daki kadi-feci taifesinin eh-i hibresi olan Süley-
man mahkemeye gelip takrir-i kelamla; “Bursa’da ve Bilecik kasabasında eskiden işlenen büyük çatma kumaşının tûlu on dört zira’ ve arzı bir endaze bir rubu’ olup ve boyası dahi lök veya göğez ile boyanıp bakam ile boyanmazken hâlâ zikrolunan kumaşların eni ve boyları noksan olduğundan maada boyası dahi bakam olup kalb ve celb işletilmekle tüccarlar vesair kumaş alanlara ziyade gadr ve zararı olmakla, Bursa’da vaki ehl-i kumaşın işlettikleri kumaşlar görülüp eskiden olduğu gibi yapılması için emir verilmesini rica” eylemiş ve Bur-sa’daki ehl-i kumaş kethüdaları ve yiğitbaşılarıyla getirtildiğinde, işlettikleri büyük çatma kumaş ve yastıkların cümlesinin tûl ve arzı noksan, boyaları kalb ve kumaşları celb olduğu görüldüğünden bundan sonra eskisi gibi yapılması için taahhüd ve ittifak eyledikleri sicile kaydolundu (BS. 249/ 122).
1631 senesinin aynı ayında, yine Süleyman Çelebi ve kadifecilerden Eyüb Çelebi oğlu Receb ve daha birçok kimseler, mahkemeye, bezzazistan dâhilindeki hamcer(?) esnafından Celâled-din oğlu Şaban ve Hacı Ali ve Hacı Mustafa ve daha birçoklarını ihzâr ettirip, müvâcehelerinde davalarını takrir edip, “Bursa’da hamcer hirfeti kadimden işledikleri kadife ve meşdudunun vesair meşdudun haririni kurutup yaş ve nemli işlemeyip ve şehri ve harir Şam ve Alâiye harirlerinden olan meşdudu yüzer dirhemden edegelip ve meşdud ve hav makulesi kendilerinin bezzazistan-da vaki olan dükkânlarında bey’ olun-mayıp taşrada dellallarıyla gelmişken, hâlen işlettikleri meşdudu yaş iplikten işletip ve kurutmadan sattıklarından gayrı kuru olduğu takdirde tayin olunan vezni salifü’z-zikirden noksan üzere edip ve sattıkları havları bezzazistan içinde kendi dükkânlarında bey’ edip dellala vermemeleriyle zikrolunan kusurlarına ittıla müyesser olmamakla işlettiğimiz kadifenin kumaşı celb ve kalb olup ve işleyen üstadlar da işledik-
leri kumaşın tûl ve arzını eski âdetten noksan üzere işlediklerinden sanatları geçmez olmuştur.” Bu husus ehl-i vukuftan sorulmuş ve bu kumaşların görülmesini taleb eylemişlerdir. Bu adamların cümlesi mahkemeye celb edilerek iddiaları doğru olduğundan icabı vechile şeriat tarafından tenbih edilmiş ve tenbih ile amil olamayanların haklarından gelmek üzere sicile kaydolunmuştur (BS. 246/9).
1635’te Bursa kadifecileri kethüdaları Mehmed oğlu Mustafa ve bu taifeden Ali oğlu Mustafa, Ali oğlu İbrahim, Ahmed oğlu İbrahim ve Ali oğlu Hacı Ali ve Kasım oğlu Ali ve gayrıları, cümlesi mahkemeye gelip davalarını takrir edip: “Eskiden işlediğimiz kadifenin meşdudu âlâ ve bî-nazir harirden olmakla kumaş ziyade lâtif ve müstahkem ve bu ana değin kalb ve celb işlene gelmeyip her vechile kalb işlemek beynimizde memnu iken bazı kimseler hâla eski âdete muhalif kalb ve celb kadife işlemekle aramızda çok ihtilale bais olmuştur. Bundan sonra cümlemiz, me-taımız olan kadifeyi eskisi gibi âlâ ve emsalsiz sağlam etmeğe taahhüd ve ittifak ve ahd ve misak eyledik” demişler ve bu menfaati ve işlerin nizamı için işlediklerine müsaade olunarak taah-hüd ve ittifakları sicile kaydolunmuş-tur (BS. 253/88).
1683’te bazı Firengî kadifeciler yedi-sekiz ayda şakirdleri sanatın kemâliyle öğretmeden başka çıkarmalarıyla kumaşı alçak ve celb işlediklerinden dört-beş sene çalıştıktan sonra üstadları izniyle başka çıkarmaları usül ittihaz kılınmıştır (BS. 256/171).
1639’da Bursa kadifecilerinin şeyhleri Mehmed oğlu İbrahim Çelebi ve kâhyaları Mehmed oğlu Mustafa Dede ve yiğitbaşıları Ali oğlu Ahmed ve esnaftan Yusuf oğlu Ahmed, Mehmed oğlu Ali Çelebi, Ahmed oğlu Hacı Yusuf, Kasım oğlu Vahid Çelebi, Ali oğu İbrahim Çelebi, Abdullah oğlu Ali ve daha birçok kimseler şeriat meclisine gelip: “Her birimiz üstada dörder beşer sene
hizmet edip bu sanatı tamamıyla tahsil etmeyince başka çıkmayıp ve işlediğimiz kadife dahi kalb ve celb olmamak için cümlemiz marifetiyle dikkatle çalışırken hariçten hamdest kimseler üstada hizmet etmeden bir yolunu bulup destgâh çıkıp kumaşı ziyade kalb ve celb işlediklerinden bundan sonra pak ve lâtif işlemeye karar verdik” demişler ve taah-hüd ve ittifakları sicile kaydolunmuş-tur (BS. 361/57).
1644’te Bursa’da kadifecilerin şeyhleri Mehmed oğlu İbrahim ve kethüdaları Mehmed oğlu Mustafa Dede ve yiğitbaşıları Abdullah oğlu Hasan ve bu esnaftan Bayram oğlu Osman, Mehmed oğlu Ali Dede, Ali oğlu Ali Beşe ve daha başkaları şeriat meclisine gelip takrir-i meram edip: “Eskiden işlediğimiz kadifenin meşdudu 2.400 tel olup bî-nazir (emsalsiz) ipekten olmakla kumaş ziyade lâtif ve müstahkem olup bu ana gelince celb işlenegelmeyip ve her vechile beynimizde dahi kalb işlenmek memnu iken bazı hamdest kimseler eskisine muhalif dörder beşer sene üstada hizmet edip bu sanatı tamamıyla tahsil ettiklerinden başka bir tarikle destgâh çekip kumaşı ziyade kalb ve celb işledikleri ecilden aramızda çok ihtilale sebep oldular. Evvelce bu husus padişahın kapısına arzolundukta; ‘Bundan sonra bu esnaf kendi aralarında bu âdet-i me’lûfelerine muhalif hareket etmeye-ler’ diye elimizde üç kıt’a emr-i şerif verilmişti. Ve bu emirler mucibince de huccet-i şer’iyye edilmişti. Bu minval üzere cümlemiz marifeti ile ve hamdest olanların destgâhlarına ansızın yoklanıp şeyhlerimiz ve kethüdalarımız ve yiğitbaşılarımızın marifeti olmayınca dörder beşer sene üstada hizmet etmeyince destgâh çekip işlememek üzere cümlemiz taahhüd ve ittifak eyledik” demiş ve taahhüdlerinin huccet olunmasını taleb eylemişlerdir. Kendilerine müsaade olunup taahhüd ve ittifakları sicile kaydolunmuştur (BS. 265/16). BK, III/22
KADRİ Bursalı Çavuş’un oğludur. İstanbul’da otururken karısı Şerife Saîde’nin sandığını gizlice açıp 2.500 kuruş kıymetindeki eşyasını alarak Bursa’ya kaçtığı ve on beş ay kadar İstanbul’a dönmediğinden karısı, sefil ve zelil ve perişan kaldığını divan-ı hümayuna arzıhâl ile bildirmiş ve Kadri’nin Çavuş mübaşeretiyle İstanbul’a ihzâr edilerek ihkak-ı hak olunması, 1774 senesinde fermanla emredilmiştir (BS. 1186/38). BK, III/27
KADRİ
KADRİ (Hacı) Bursalıdır. Mütesellimdir. Kendi hâline olmayıp İstanbul’dan gönderilen emirlerin tatbikine engel olduğu gibi, memleketin nizam ve intizamını bozacak hareketlere de cesaret eylediğinden, Rodos’a 1802’de nefy edilmiştir (BS. 281/109). BK, III/27
KADRİ PAŞA Askerlikte sivrilerek mirliva (tuğgeneral) olmuş ve Faik Paşa’ya da damat olmuştur. Bursa redif mirli-vasıyken 1886’da vefat eylemiştir. Kendisi şairdi. BK, III/27
KÂĞIT, EBRULU bk. Ebrulu Kâğıt
KAĞITHANE Alacahırkalı civarında Ci-limboz deresindeki değirmenin yanında bir kağıthane olduğu, 1487 tarihli bir sicilden anlaşılıyor (BS. 5/326). Bu civara da Kağıthane mevkii deniliyordu (1521). 4.4.1519’da Şehzâde Korkut’un ağalarından Piyale Bey, Bursa’da, Kağıthane demekle maruf evin içinde kağıt işlenmez olduktan sonra hum-hane (Farisî bir kelimedir. Şarap küplerinin ve fıçılarının konduğu kiler, meyhane) olup mukâtaaya verildiğini ve satın aldıkta tekrar kiraya verilmek istenilmiş ise de ahâli mâni’ olmak istediklerinden tekrar humhane olmasına ve kimsenin mâni’ olmamasına II. Bayezid tarafından emredilmiştir (BS. 28/333). Bu hesaba göre Bursa kağıthanesi 1519 senesinden birkaç sene evvel kapanmıştır. Türkiye’deki kağıt imâlâthaneleri şunlardı: Bursa
kağıthanesi, İstanbul kağıthanesi, Yalova kağıthanesi, Beykoz kağıthanesi ve İzmir kağıthanesi. Bunlar kapandıktan ve senelerce Türkiye’ye kağıtlar Avrupa’dan getirildikten sonra nihayet Cumhuriyet devrinde, İzmit’te bir kağıt fabrikası yapılmıştır. BK, III/103
KAHPE Yeni Pazar mahallesi ahâlisi, mahallelerinden Kepenkçi Haydar’ı mahkemeye ihzâr edip yüzüne karşı: “Haydar’ın Mısırlı kızı demekle maruf bir üvey kızı vardır. Kahpelik eder. Gece ve gündüz acemi oğlanlar ve yeniçeriler ve levendler evine girme ve çıkma eksik değildir. Avradının ve kendinin haberleri vardır. Bu gece bazı yeniçeriler evinden gelip herkesin gözü önünde kızı çıkarıp alıp gittiler. Cümlemiz gördük” diye şehadet ettiklerinden Haydar tâzir olundu ve 1545’te sicile kaydolundu (BS. 50/60). BK, III/27
KAHT 1740’ta Bursa’da kaht olmuştur. Temmuz ayında kaht u galâ hasebiyle fukaranın hâlinin mükedder olduğu İstanbul’a arzolunduğundan, yeni mahsulün çıkmasına kadar Kocaeli (İzmit) sancağı havalisinden akçeleriyle şer’î rayici üzere on beş bin İstanbul kilesi buğday satın alınarak denizden Mudanya iskelesine nakl olunması ferman olunmuş ve Bursa ahâlisi tarafından bir mutemed kimse vekil nasb olunup huccet-i şer’iyye ile İzmit’e varıp satanlardan akçeleriyle rayic üzere buğday satın almaya başlaması emredilmiştir (BS. 384/51,61). 16.9. 1771’deki kahta karşı da; “Cümle ittifakıyla sıkıntı günlerinde ahâlinin genişlemesi için Adapa-zarı’nda Alizâde İbrahim Ağa marifetiyle satın alınarak toplanacak buğdayları, pazar ve kilelemek ve mahzenlere koymak ve defter tutmak ve hacet vaktinde çıkararak ekmekçilere dağıtmak ve bahalarını toplayarak alacaklara vermek velhasıl ibtidasından nihayetine kadar doğrulukça bu işi görmeği,” ekmekçiler tarafından kethüda Hacı Abdülkadir, Hacı Mehmed, Hoca Fırın,
82 Kahvehane
Kasap Pîrî, Osman Beşe, Minaredibi, Seyyid Mehmed mahkemede taahhüd eylemişler ve takrirleri sicile kaydedilmiştir. BK, III/27
KAHVE
KAHVE Evvelce Yemen ve bazı şark memleketlerinde malum ise de 1517’-de, yani Yavuz Selim zamanında Ye-men’den İstanbul’a gelmiş ve buradan da İtalya, Fransa ve sair memleketlere yayılmıştır (LTC. IV/53).
Evliya Çelebi, Bursa kahvehaneleri için 1640 senesinde: “Yetmiş beş kadar kahvehanesi vardır. Çalgılcıları günde üç defa fasıllar yaparlar. Her kahvede gazel okuyanlar var ki insanı meste-derler. Meddahların başı Kurban Alisi Hamza ve meddahı da Şerif Çelebi’dir. Firdevsî’nin Şehnamesi’ni okuyunca cennet meleklerini hayran ederdi. Kıssa-han (Harşene) Mahmud, Kara Firuz, Tireli Ali Bey, Eba Müslim Teberdarî okumada ‘Siyer-i Veys’ eserinin sahibi gibiydiler. Kahvelerin en büyüğü Ulu-cami dibindeki ‘Emir Kahvesi’dir. Süslü ve nakışlı bir kahve olup cihanın mah-bubu ‘köçekleri’ vardır. Kahve cami dibinde olduğundan ezan okununca kahvede kimse kalmaz, hepsi camiye gider. Bursa ahâlisi gayet musallidir. Kahveleri birer mekteb-i irfandır. ‘Şeref-yar Kahvesi’, ‘Serdar Kahvesi’, ‘Cin Mü-
ezzin Kahvesi’ meşhurlarıdır. Doksan yerde meşhur bozahaneleri vardır. Bursa âyânınca bozahaneye girmek ayıp değildir. Çünkü kahvehaneler gibi bunlarda da hanende ve sazende vardır” (EÇS. II/26) demektedir.
1616 senesinde, Râzî Efendi Bursa kadısıyken, kahvehanelerde meddahlar çoğalmış. Bir gün Bursalı şair Hayalî Ahmed Çelebi, kahvehanede otururken bir meddah “Bedi ve Kasım” hikâyesini anlatıyormuş. Kahve halkı hikâyeyi öyle samimi bir alâka ile dinliyor-larmış ki bir kısım halk “Bedi”i, diğer bir kısmı da “Kasım”ı tercih edip kendi kahramanlarının adı anıldıkça nara atmaya başlamışlar. Hayalî Çelebi de Kasım’ın taraftarları arasında olup kendisinden geçmiş. Muhalif taraftan “Saçaklızâde” adlı geveze bir hikâyeci gözünde maluliyet bulunan şairle eğlenmek için “hangi gözünüzle gördünüz?” diye târiz edince, şair kendisinden geçmiş olduğundan ihtiyarı büsbütün elden giderek iki hançer darbesiyle herifi öldürmüş. Muahharan Ahmed Paşa’nın meşhur “Tutalım iki eli kandaymış kân-ı kerem” mısraını tazmin ve tahmis ederek Râzî Efendi’ye vermekle cezadan kurtulmuştur (TM. I/20).
1.2.1572’de Ulucami yakınında Çörekçi Mehmed oğlu Mustafa meclis-i şer’e gelip: “Ulucami orta kapısı karşısında bina eylediğim “tırabzon”un fazla zararı vardır. Gıybet ve mesâvîye sebep oluyor. Kaldırılması lâzımdır. Burasını yapmağa ben sebep oldum. Ben koydum. Fakat şimdi pişman oldum. Çünkü gıybe (zemmetmek) ehlinin toplandığı yer oldu” demiştir. Yoklanmış, hakikaten müfsid ve münafık adamların toplanıp ötekinin berikinin aleyhinde konuştukları anlaşıldığından kaldırılmasına ve kimsenin buna mümanaat etmemesine emir verilmiştir (BS. 113/ 65).
1585’te Haleb’de zuamâdan Abdi, Maraş’da Şah Hüseyin ve Zeynelâbidin ve diğer Abdi, “İstanbul’da ve etrafında, nefsi Edirne’de ve Bursa’da ve Vilayet-i Rumeli ve Anadolu ve kuyudat kalemi Haleb, Şam, Trablusşam, Zülkadriye, Diyarbakır, Bağdad, Erzurum, Van, Sivas beylerbeyliklerinde vaki şehirlerde ve kasabalarda istimal olunan kahvehanelerde kahvecileri külli faydalar edip beytülmale bir akçe olmayıp nihayet beylerbeyi ve sancakbeyleri ve voyvodaları ve ases oğlanlarına kahvehanelerin basup fincanların kırmamak için külli hizmetler ve altın ve akçe verirlerken Miri’ye bir akçe ve bir habbe vermezler ve kahvehaneler beylerbeylerine ve sancakbeylerine mahsus kaydolunmamış iken onlar çok faydalanıp şöyle ki, bu sayılan eyaletlerdeki kahvehaneler bizim marifetimizle işletip Yemen diyarından ve başka yerlerden gelen bön (Yemen ahâlisi kahve ağacına bön ve kiraza müşabih olan meyvesine kahve derler. Ve meyvesini kışr namıyla çay gibi kaynatıp içerler. İçini yani çekirdeğini sevmezler) kışrı kahveciler başka almayıp müstakil bir kapan tayin olunup etraftan gelen bönü ve kışrı tüccarlardan kahveciler günün narhı üzere okkasını her kaç akçeye alınırsa bizim marifetimizle alıp badehu dellaliye, simsariye mukabelesinde kahvecilerin kendi rızalarıyla her vukiyyeden ikişer
veya üçer akçe resm alınıp tabh etmek için icazet verile ve icazet verdiğimiz kahvehanelerde tabh olunup Müslü-manlara bey oluna ve tayin olunan yerden gayrı bunların satılması men’ oluna. Her kim bey’ ederse sattıkları bönün nısfı mirî için zapt olunup iltizamımıza mahsub ola ve bu kahvehanelerde cinayet ve salb ve siyaset icab eder bir husus olmadan mücerred para almak için beylerbeyleri, sancakbeyleri ve yöreleri ve asesler ve nâibler de karışmamak şartıyla tahvilini seksen yük akçeye iltizam ve kabul ederiz” demeleriyle o veçhile üç seneliği onlara verilmiştir (BS. 172/264). Bu emirle kahve inhisar altına girmiştir.
1586’da Bursa kadısına gönderilen bir fermanda; “İstanbul ve tevabiindeki kahvehaneler mukâtaası mültezimi Abdi Çavuş, Anadolu vilâyetinde ve Bur-sa’da ikişer akçelik resimlerinin tahsiline timar sahiplerinden Hüseyin, üç yılını yedi yük akçeye iltizam eylemiş ve İstanbul’da sicil olunup müfettiş Kara-caşehir kadısı Mevlânâ Alâeddin huzurunda lüzumu kadar kefilleri alınmıştır. Şart şudur: Her altı ayda bir taksit verecek, tahsil olunan akçeler irsaliye zamanı gelinceye kadar kalede emanet konulacaktır. Cürm-i galiz, salb, siyaset icab eden husus olmadan mücerred celb ve ahz için beylerbeyleri, sancakbeyleri ve voyvodalar ve nâibler dâhil etmeyeceklerdir. Emanet vazifeleri istikamet ve kifayet derecede sa’y edip ve mukâtaa ahâlisinin, yani Bursalıların büyük ve küçükleri timar erbabından olan Hüseyin’i ‘emin ve mültezim’ bilip kahvehanelere müteallık olan hususlarda müracaatı ona edip sözünden tecavüz etme-yeler. Ve hiçbir kimse mâni’ ve dâfi’ olmaya” denilmiştir (BS. 170/237).
1606’da Bursa subaşısı Mehmed oğlu Receb Bey, mahkemeye Emir Fatması demekle meşhure ve Küçük Kerime demekle marufe hatunları ihzâr edip müvâcehelerinde: “Ramazanın on biri Cuma gecesi bu Fatma ve Kerime’yi dülbent ve yağmurluk ile Ulucami yakı-
nındaki Hasediyye kahvehanesinde nâmahrem saray oğlanlarıyla oturup kahve içerlerken yakaladım. Sorulup takrirleri yazılsın” dedi. Onlar da cevaplarında: “Setbaşı’nda, Kilise mahallesinden Uzun Aynî demekle maruf fahişe gelip ikimizi ıdlal edip bu kahvehaneye saray oğlanlarıyla getirip, bizi kahvehaneye koyup kendisi kaçmıştır” demişlerdir (BS. 209/137).
1608’de Ulucami civarında bir kahveye hırsız girerek 44 adet fağfuri fincanı ve buçuk vukiyye afyonu ve bir tanesi on dirhem gümüş fincanları çalmıştır (BS. 217/78).
1610’da Bursa kahvehaneleri rüsumu, hassa emini tarafından “ber-vech-i maktu” sekiz yüz akçeye birisine ihale edilmiş ve eline de temessük için imzalı kağıt verilmiştir (BS. 219/97).
1611’de suhteler kahvede oturmakta olan bir oğlanı çekmek istemişlerse de yetişen yasakçılar ile sarhoş suhteler kavga etmiş ve suhtelerden birisini yasakçılar öldürüp katleylemişlerdir (BS. 245/247).
1633’te gelen bir fermanda: “Osmanlı memleketlerinde kahve çıktıktan sonra sanat ehli dükkânı kalmayıp hepsi kahvehane olmuş ve kahvehane namıyla bina olunan dükkânlar fesad yerleri olduktan başka Müslüman şeyhlerinin haram ve kerahatine fetva verdikleri tütün de içilmekle defaatle men’ olunmuşken emri dinleyen olmamış ve İstanbul’daki bütün kahvehaneler yıkılıp yerlerine sanat ehli dükkânlar yapıp fakat mahallelerde gizlice kahvehaneler peyda edilmiş ve bunları yapanlar ve tütün içenler en şiddetli cezalarla haklarından gelinip etrafa emirler gönderilmişti. Halbuki Bursa’da hâlâ kahvehaneler bulunup tütün içildiğini padişah duymakla her biriniz padişahın rızasına muhalif hareket eylediğinizden mesul ve muâteb olmuşsunuz. Bunun için bu emrin vürudunda Bursa’daki bütün kahvehaneler yıkılıp ve gizli kahvehaneler açanlar ve tütün içenlerin şiddetli siyasetle haklarından gelinmesi ferman
olunmuştur. Kahvehaneler yıkılıp yerlerine sanat sahipleri için dükkânlar bina edilmesi ve bundan sonra da çarşılarda ve mahallelerde gizlice kahvehane ihdas edilmemesi ve tütün içenler her kim olursa olsun dükkânları ve evleri önünde asılması ve bu işi takib için gönderilen Kapıcıbaşı Mustafa Ağa da bu işi ehemmiyetle takip eylemiş ve tahkikat için gizlice adamlar tayin olduğundan böyle bir hâl vukuunda Mustafa Ağa’nın da aman ve zaman verilmeyerek hakkından gelineceği” emredilmiştir (BS. 251/117).
1639’da Bursa kadısına ve yeniçeri zâbıtına gelen bir fermanda: “Osmanlı ülkesinin cümlesinde tütün içilmesi ve alınıp satılması külliyen kaldırılmış ve birkaç defa fermanlar gönderilmişken yine gizlice tütün içildiği ve alınıp satıldığı ve âşikâre kahveler işletilip çarşı ve pazarlarda satılmak da memnu iken şerbet tarzında bazı mahallelerde ibrik ile kahve pişirilip âşikâr satıldığı haber alındığından bundan men’ edilip ve gizlice tütün içenleri ve alıp-satanları ve âşikâre kahve pişirip satanları her kim tutturursa müjde verilip ve o maku-lelere ferman-ı hümayuna itaat eylemedikleri için haklarından gelinip cezaları verilmiş ve tutulmak ve asılmak gibi işlerde ihmal ve müsahele eden kimselerin hiçbir veçhile özür ve bahaneleri dinlenmeyip en şiddetli cezalara çarptırılacağı” bildirilmiştir (BS. 361/204).
15.1.1649’da verilen bir emirde: “Evvelce Bursa’daki kahvehanelerin men’i için emir gönderilmişti. Lakin kahve işleyenlerin fakir halli ve başında ailesi çok olan kimseler olduklarından evvelki minval üzere yine kâr u kesblerinde olup kadı tarafından veya âhar tarafından müdahale edilmemesi ve herkes işleriyle meşgul olup padişahın ömrünün ve devletinin devamına dua etmeleri” bildirilmiştir (BS. 272/127). Malumdur ki bu emir verildiği zaman padişah, henüz sekiz yaşındaki Dördüncü Sultan Mehmed ve Sadrazam Sofu Mehmed Paşa ve şeyhulislâm da
Belgrad’da şehid olan Abdurrahim Efendi idi.
1663’te gelen bir emirde: “Nefs-i Bur-sa’da kahvehane ve tütün son derece şöhret bulup kahvelerde ve sair yerlerde mebzul cemiyet olmaya sebep olup bu gibi kahveleri ve tütünü ve sair mekruh olan şeylerin men’ ve def’ olunmasını, Bursa ahâlisi İstanbul’a adam gönderip rica eylediklerinden, ricaları kabul olunarak bunların men’ ve def’ olunması ve muhkem tenbih ve te’kîd edip müteneb-bih olmayıp teaddî ederlerse vukuu üzere îlâm edilmesi ve haklarında emre itaat eylemedikleri için ne vechile emr-i şerif veriliyorsa mucibince amel olunması” bildirilmiştir (BS. 1073/125).
1771’de Antalya iskelesine çıkarılan, Bursalı Karakarpusî oğlu Hacı Mustafa Bey 120 ve Hancı oğlu Hacı Mustafa ve Hacı İbrahim’in 18 ve yine Hacı İbrahim’in 63 ve Hacı Ahmed’in 45 ve Is-partalı Hacı Mehmed’in 19, cem’an 265 torba kahvenin, İstanbul’da ahâlinin ihtiyaçları varken başka tarafa sevk edildiği haber alındığından bir kıyyesi alıkonulmayıp cümlesinin İstanbul gümrüğüne sevk edilmesi ve bundan sonra gelenlerin de Bursa’dan İstanbul’a gönderilmesi ve başka mahalle nakl olunursa, Bursa kadısı ve mütesellimi ve âyândan Hazinedarzâde Hüseyin Ağaların cevapları mesmu olmayıp te’dîbleri icra kılınacağı bildirildi (BS. 1185/1).
Birkaç gün sonra da: “Bursa tüccarlarından Karakarpusî oğlu Hacı Mustafa ve Hacı oğlu Hacı Mustafa ve arkadaşlarının Antalya iskelesinden iki yüz deve yükü kahve ve külliyetli pirinçlerinin Bursa’ya geldiği samimen ve yakinen haber alınıp kahve ve pirincin o tarafta zinhar ve zinhar alıkonmayıp, kemiyet ve miktarlarını mübeyyin Şeriat tarafından mühürlü ilmuhaber kaimesi îtâ ve heyet-i mecmuasıyla doğru İstanbul’a sevk edilmesi” emredildi (BS. 1185/ 3).
1795’te İnebey Çarşısı’nda 175 kuruş kıymetindeki kahveci dükkânı içeri-
sinde mevcut dört aded tütün çubuğu ve dört nargile ve dokuz Kütahya fincanı, dokuz tonbak zarf ve dört gümüş zarf, büyük ve küçük sekiz kahve ibriği ile bir piştahta, gedik olmak üzere kiraya verildiği anlaşılmaktadır (BS. 312/30).
3.10.1795’te Bursa eşraf, âyân ve ulema ve meşâyihinin padişaha gönderdikleri bir mahzarda: “Allah’ın hikmeti birkaç aydan beri Bursa’ya denizden kahve gelmediği cihetle Bursa’daki attar ve kahveciler, Bursa’da oturan ve Haleb’le münasebeti olan tüccarlara iltica ederek Haleb’den kahve getirilmesini istid’â eylemişler ve Ahmed Ağa ve Abdullah tarafından Bursa’ya kahve getiriliyorken bazı müzevvir kimseler İstanbul’da güya Yemen’den kahve geti-riliyorken muhtekirler Geyve köprüsünden yolunu çevirip Bursa’ya götürüldüğü ihbar edilmiş ve derhal meydana çıkarılarak İstanbul’a sevki ferman buyurulmuş ve Çuhadar Osman Ağa mübaşir gönderilmiştir. Bulunan 22 yük kahve kadı tarafından mühürlenmiştir. Halbuki, bu kahve İstanbul’a müretteb kahve olmayıp, Bursalıların ricasıyla esnafımız tarafından mektupla Haleb’-den getirilmiş olmakla büyüklerimizin başlarının sadakası olmak ve etrafı birçok şehitlerin cesetleri ve padişahın ecdadını kucaklamış olan Bursa ahâlisine bu kahve ihsan buyurulursa, gerek şehitlerin ve gerekse hanedan saltanatının ruhları ve gerek bilcümle Bursa ahâlisi genişleyecekleri” bildirilmiş ve hakim tarafından da îlâm edilmekle bunların hulâsası, evvelce verilen emrin kayıtları balasına şerh verilmiştir (Başvekâlet arşivindeki kayıtlardan). BK, III/28
KÂHYA (Kethüda) Bir kişinin işlerine bakan kimselere verilen isimdir. Eskiden her vezirin, beylerbeyinin, mîr-i mîrânın, kadıların ve büyük adamların her birisinin bir kâhyaları vardı. Bu kâhyalar, bunların işlerini vekili gibi görürlerdi. Veziriazamın kâhyası şim-
diki dâhiliye vekilleri gibi idi. BK, III/ 103
KALDIRIM Osmanlı devirlerinde şehirlerde ve şehir dışarılarında yollar ve bilhassa bataklık ve çamurlu yerler kaldırımla döşenirdi. 1500’de Dimboz kurbündeki kaldırım, padişahın emriyle Muradiye imareti fazla akçesinden yetmiş bin akçe sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 17/13). 13.7.1603’te Bursa âyânlarından Abdurrahim ismindeki bir zatın sadrazama yazdığı bir mektupta Bursa’nın mahallelerinde ve çarşılarındaki yolların kaldırımları harap olduğundan, tamiri hakkında emir verilmesi rica edilmiş ve bunun üzerine Bursa’ya tamirleri için şiddetli bir ferman gönderilmiştir. BK, III/38
KALE
KALE Şimdiki Bursa vilâyeti hududu içerisinde birçok kaleler varsa da biz, yalnız Bursa kalesinden bahsedeceğiz. Bursa kalesi, milâttan iki yüz sene evvel Prusyas tarafından inşa ettirilmiştir. Kartaca’nın en meşhur serdarlarından ve Romalıların en birinci düşmanı olan Anibal, bu inşaata yardım ve nezaret eylemiştir. (Anibal, Afrika’daki
Tunus şehrinin on altı kilometre kuzeybatısındaki ve şimdi harabeleri bulunan Kartaca şehrinde doğmuş ve çocukluğundan beri İtalya’ya düşman olmuştur. Büyüdükten sonra topladığı bir orduyla İspanya’ya ve oradan Fransa yoluyla İtalya’ya geçmiş ve yalnız Kana muharebesinde 50.000 Roma askerini katleylemiştir. Tekrar Afrika’ya avdetinde mağlub olarak evvelâ Suriye’ye ve sonra da Bursa’daki “Prusyas”a iltica etmiştir. Prusyas, bunu Romalılara teslim etmek üzere sevk ederken Gebze civarında intihar eylemiştir. Mezarı, Haydar Paşa hattı üzerinde Gebze köprüsünden kuzey cihetine bakılırsa birbuçuk kilometre kadar uzakta bir tepededir ki şimdi ancak iki selvi görülen mahalde medfundur.)
Bursa Kalesi, uzun kenarları doğudan batıya olmak üzere bir mustatil şeklindedir. Üç tarafı dik yarlara ve bir tarafı da Uludağ’ın eteklerine tesadüf ettirilmiş ve Uludağ cihetindeki kısmı çift beden yani duvar olmak üzere inşa edilmiştir. O devrin en müstahkem şehirlerinden birisi idi.
83 Kale içi, ileride eski haliyle Şehadet Camii ve Tophane türbeleri görülüyor.
84 Hisar (Saltanat) Kapı
Osmanlı Türkleri, Bursa’yı hücum ile zapt etmek çok zayiata muhtaç olduğunu gördüklerinden burasını on sene kadar muhasara etmek suretiyle teslime mecbur eylemişlerdi. Osman Ga-zi’nin, Bursa hisarını almak için yaptığı tertibat, bugünkü harp usüllerine de tamamıyla muvafıktır. Birisini şimdiki Molla Arab Mektebi’nin yerinde ve diğerini de Hamza Bey Camii civarında yaptıkları iki küçük hisarla şehri muhasara etmişler ve iki hisar arasında da Abdal Murad mevkiinde de bir gözleme ve irtibat mevkii tesisi ve her ikisine de icabında yardım etmek üzere daha gerilerdeki Gaziler Yaylası’nda asıl kuvvetlerini bulundurmuşlardı. Hicretin 727 ve milâdın 1326 senesinde Türklerin eline geçmiş ve Orhan Gazi tarafından derhal kale tamir edilerek Osmanlı harp usüllerine uydurulmuş ve şimdiki Askerlik Dairesi’nin olduğu yerde bir iç kale bina eylemişlerdir.
1640’ta Bursa’ya gelen Evliya Çelebi, yalan yanlış Bursa kalesi hakkında şu malûmatı veriyor:
İç kalesi iki bin hane, kat kat büyük saraylardır. Amma bağ ve bahçeleri yoktur. Dar evlerdir. Yedi mahalle, yedi mihrap, bir hamamı ve bir çarşısı ve
yirmi dükkânı vardır. Bu iç kalenin şah-rahları büyük taşlar ile kaldırım döşelidir. Hanları tarz-ı kadimdir. Bazılarının esası kâfirden kalmıştır. Taş ve tuğla duvarlarında tarihler yazılıdır ki bu hanların ne zaman bina olunduklarını gösterir. Haneleri kârgir bina-yı zîbâ ve serâpa kiremit ile mestûrdur. Her hanenin bir gûnâ serv-misâl ocakları, birbirinden mevzûn şeşhane, yuvarlak böcek çekecekleri(?) ve kale içinde bir bir dağınık ceviz ve servi ağaçları ve üzüm asmaları vardır. Âb u hevâsı latîf ve yeri yüksek olduğundan kale halkı sağlam bedenlidir.
Bu kale hakkında Evliya Çelebi’nin verdiği izahat biraz yanlıştır. Çünkü o devirde hisarda Orhan, Alâeddin Paşa, Oruç Bey, İbrahim Paşa gibi dört büyük hamam vardı. Evliya Çelebi, bir hamam var diyor. Evler kârgir diyor. Halbuki bugün bir tek kârgir ev bulmak kabil değildir. Sakız, Rodos hatta İstanbul’da bile fetihden evvel yapılmış birçok kârgir evler yapıldıkları gibi durmaktadır. Bu kalenin Uludağ cihetinde Zindan ve Yer kapıları ve doğu tarafında Balıkpazarı ve batı tarafında Kaplıca kapıları vardı. Bu kapıların dördü de yıkılmış ve yalnız Balıkpazarı kapısının elde bir fotoğrafı kalmıştır (Zindanka-pısı demirdendi. Balıkpazarı kapısı çiftti. Dış taraftaki demir, bunun biraz gerisindeki kapı da ağaçtandı). Evliya Çelebi bu kalede (cild 2, sayfa 9) 20 dükkân olduğunu yazdığı hâlde, 11. sayfada, yukarı iç kalede altı yüz dükkânın olduğunu yazmaktadır ki iki rakam arsında büyük fark vardır. BK, III/34
Aşağı Kale: Orhan Gazi, şimdiki Be-lediye’nin olduğu yerden Ulucami’ye kadar olan sahada yaptırdığı cami, imaret, hamam ve hanı ihata etmek üzere ikinci bir kale inşa eylemişti. Şehir günden güne genişlemeye başladığından bu kalenin taşları Ulucami inşaatında kullanılmıştır. Eser olarak yalnız “Demirkapı”, “Taşkapı” diye iki
85 Kale içi planı
eserden başka hiçbir eseri kalmamıştır.
Diğer Aşağı Kale: 1607’de birçok eşkıyalardan Karayazıcı, Kalenderoğlu, Deli Hasan, Cennetoğlu gibi haydutların Bursa’ya taarruzları tevali ederek birçok fenalıklara sebep olduklarından Tatarlar köprüsünden Şehreküstü ve oradan Yeşil’e ve Setbaşı ve diğer mahalleleri ve çarşıları ihtiva eylemek üzere şehrin üç tarafına büyük duvar çevrilmiştir. En meşhur kapıları “Tatarlar, Hasan Paşa, Filadar” kapılarıdır. O vakit Irgandı köprüsü üzerinde bir kapı olduğu gibi, her mahalleyi birbirinden ayıran birçok mahalle kapıları da vardı. Bunlara dair sicillâtta şu kayıtlara tesadüf ediliyor:
21.12.1587’de: “Şeyh Üftade Efendi cami ve türbesine muttasıl kale duvarı yıkılmakla cami ve türbe duvarı da yıkılmalı olduğundan aslı ile görülüp arzolunması padişah tarafından emre-dilmekle âyân-ı vilâyet ve ehl-i vukuf ve üstadlarla üzerine varılıp görüldükte benna zira’ı ile kırk zira’ uzunluğunda ve üç zira’ genişliğinde ve on üç zira’ derinliğindeki yeri yıkılıp cami ve türbe
duvarına zararı mukarrer olmakla tamiri için altmış bin akçe tahmin edilmiştir. Bunun tamirine ve akçesinin mukâ-taat mahsulünden verilmesine ferman buyurulmuş ve tamiratın hitamında yerli yerinde ve müfredat defterlerinde muhasebesi görülüp imza ve mühürlenip İstanbul’da Hazine’ye gönderilmesi, ayrıca itlaf, israf ve fazla harçtan gayet ihtiraz edilmesi de” emre ilâve edilmiştir (BS. 172/268).
Kapıcılar, 1603’te Bursa’daki şehir ve hisar kapılarını gece kapamıyorlardı. Gelen bir fermanda, kapıcıların ihmal ve müsahele etmeden kapıları behemehal zamanında kapamaları ve şehrin muhafazasına itina edilmesi emredilmiştir (BS. 207/197).
1646’da Bursa kalesi, Mihaliç kazasındaki İkizceler ağnamından verilen elli bin akçe ile tamir edilmiştir (BS. 264/137).
1650’de Bursa kalesinin darphanesi kurbünde olup içerisinde olan ağaç kapı yıkılmış ve dışarısındaki demir kapı da tamire muhtaç olduğundan tamiri ve üzerlerinde olan sakfı tecdide muhtaç olduğu gibi, kalenin zindanı
86 Zindan Kapı
kurbündeki demir kapı da tamire muhtaç olduğundan hassa mimarı Ali Beşe ve öbür mimar İbrahim Bey taraflarından keşfedilerek ağaç kapının tecdidi ve demir kapının tamiri ve yeniden sakıf bina olunması ve zindan yakınındaki demir kapının da tamiri için muhassıl-ı emval olan Hüseyin Çavuş oğlu Mustafa Ağa’ya kadı tarafından izin verilmiştir (BS. 329/20).
1681’de gelen bir emirde: “Bursa kalesinin dört kapısı harap olup geceleri kapanmadığından hırsız ve haramzâ-deler, kale ahâlisinden birçok Müslümanların dükkân ve evlerini açıp eşyalarını çaldıkları cihetle duvarların ve kapının üstündeki gölgeliğin ve kadınların habsedildikleri yerin 16.900 akçe ile tamiri” bildirilmiştir (BS. 317/74).
1742’de Hisar’da sakin Zamanzâde utekasından Hacı Mustafa’nın evi ile kale burcu arasında on beş zira’dan fazla bir yol mevcuttu. Evinin hizasındaki kale burcu üzerine bir kasr bina ve ihdas edip sükût olunduğu surette, eyyam ile köprüyle menziline ittisal vermek iradesiyle memnûattan olan kale burcu üzerine bina edilen kasrın, iki yüzü mütecaviz Müslüman evlerinin makarr-ı nisvan olan mahallerine nezareti olduğu ve bu kasrın, eşkıya ve fasık kimselerin toplanacakları mahal olacağı bedihiyattan olup mezbur Hacı Mustafa men’ edildikte temerrüd ve
taannüd edip itaat eylemediği, Bursa kadısı tarafından divan-ı hümayuna arzedilmekle gönderilen çavuş, mübaşir ve marifet-i şerle hedm ettirilmesi emredilmiştir (BS. 382/16).
1844’te kalenin esaslı tamiri ve tamiratın hitamında müfredatlı defterinin gönderilmesi emredildi.
28.3.1856’da verilen bir emirde (büyük zelzelede harab olan hisarın bazı yerleri yıkılmış ve birazı da yıkılmaya mail bir hâle gelmiş olduğundan, altında bulunan seksen bir Hıristiyan ve beş Yahudi haneleri tehlikeli bir vaziyet almıştır. Rum kilisesi ile despot-hanesi ve mektep ve civarında olan beş evin arka tarafına tesadüf eden hisarın biraz fazlası olarak, üzerinde olan üç İslâm evinin ve bahçelerinin kenarları da yıkılmaya meyletmiştir. Bu bahçelerin arsasından altı yüz elli zira’ bir sed inşası, def’-i mazarratı mucip olacağı ve bunu 151.000 kuruş masrafla vücuda geleceği anlaşılmış ve bu akçeyi vermeye İslâm evlerinin sahipleri be-yan-ı acz eylemiş ve fakat altı yüz elli zira’ yeri meccanen terk etmeye muvafakat ve Hıristiyanlar da inşasına razı olduklarından, yapılacak duvarın da hiç kimsenin malı olmamasına karar verilmiştir.
Yetmiş beş Hıristiyan evleriyle Yahudi hanelerinin vaziyetleri tehlikeli olup, tehlike hiçbir suretle önlenemeyeceğinden, bunların da Çatalfırın mahallesi civarındaki bazı Müslüman ev, dut bahçesi ve boş arsalar ve yıkılmış hamam arsası, sahiplerinin rızasıyla satın alınarak buraya nakilleri kararlaştırılmıştır (BS. 311/90).
Kalenin Balıkpazarı kapısı muhataralı olduğu ve harap bulunduğu görülerek, Vilayet İdare Meclisi’nce verilen bir kararla 27 İkinciteşrin 1904’te yıktırılmış ve kitabesi de beş gün sonra Bursa Müzesi’ne nakl olunarak 23 numaraya kaydolunmuştur. Taş, 0,93 x 0,30 m. ebadındadır. Üzerindeki yazı şöyledir: “Emera bi-tecdîdi haze’l-bâb li-dâri’s-Sultân es-Sultân bin Sultân
Mehmed bin Bâyezîd Hân -hullide sulta-nühü- fî evâili Cemâziyi’s-sânî sene ehade ve ışrîne ve semâne mie” 821/ 1418 . BK, III/36
KALENDER “Köpekoğlu” demekle maruftur. Arkadaşı Deli Memi ile beraber Bursa zaîmi ve subaşısı Ömer Ağa tarafından yakalanarak mahkemeye götürülmüş, bunların kervan ve evler basıp insan öldürdüklerini ve birçok kimselerin mallarını çaldıklarını ikrar ve itiraf ve âyân-ı vilâyetten birçok kimseler de; “Kalender ve Deli Memi enva-ı şekavetle meşhur ehl-i fesaddandır. Haramzâdelerdir. Haklarından gelinmesi lâzım ve mühimdir” demeleriyle siyasete müstehak olduklarına şüphe kalmadığından, huccet edilip Bursa zaîmi Ömer Ağa’ya teslim edilmişler ve 1586 senesinde her ikisi de idam edilmişlerdir (BS. 170/243). BK, III/38
KALENDERHANE TEKKESİ Pınarbaşı’nda, kabirler içinde Pîr Gayb oğlu Baba Şemseddin bir Kalenderhane bina eylemiş ve şeyh olanlara Muradiye İmareti evkafı fazlasından dört akçe yevmiye tayin edilmiştir. Baba Şemseddin, Kalenderhane’ye bazı eşya ve kitaplar vakfetmiş ve oğlu Mehmed’i hasbî nazır tayin eylemiştir. Baba Şemseddin vefat etmiş ve oraya gömülmüş ve öteden beri Hintliler, buraya hürmet eylemişlerdir. 1651’de gelen inha ile şeyh olan Şaban ref’ edilerek yerine Hacı İshak Hindî şeyh tayin edilmiştir (BS. 329/73). 1905’te tekkenin şeyhi İstanbul’da bulunduğundan, Hacı Mehmed vekâleten şeyhlik yapmıştır. Mehmed Bey oğlu Davud Bey eş-Şemsî -ki ikinci banidir- buraya gömülmüştür. Kalender Baba Hacı Mehmed ve Baba Şeyh Hacı Ahmed’in ve daha bazı Hintlilerin mezarları da buradadır. BK, III/39
KALİBÎ Bk. Ahmed Efendi (Şeyh).
İlyas adında birisi tutulup terekesi beylik olup kendisi padişahın emriyle asılmıştır (BS. 5/218). 1487’de Bur-sa’da kalb beşlik yapmaya cesaret eden İran devleti tebaasından Tenbâgûcî (Tönbekici) Ali Beşe ile Şirvanlı Meh-med’in üzerlerinde 24 adet kalb beşlik ile bir adet altın ve iki adet demir âlât derdest olunmuşlardır. BK, III/39
87 Şimdi çocuk kütüphanesi olarak kullanılan Kalenderhane
KALLÂB (Kalpazan) Öteden beri Bur-sa’da birçok akçe ve paraları taklid eden kimseler tutulmuştur. 1486’da
Görsel Malzeme İçin Kaynakça ve Teşekkür
Bursa Kütüğü’nün orijinalinde hiçbir resim yer almamaktadır. Bu neşrinde, metni görsel malzeme ile zenginleştirirken mümkün olduğunca eski resimler kullanmaya gayret ettik, bulamadıklarımızın yerine yenilerini koyduk. Kullandığımız malzemeler ve aldığımız kaynaklar aşağıda belirtilmiştir. Bize malzeme sağlayan bu kaynaklara teşekkürü borç biliriz.
Kaynaklar ve Resim Numaraları
AKMED (Suna & İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü); 65,83
Amerikan Kongre Kütüphanesi Sultan Abdulhamid Fotoğraf Koleksiyonu; 54,55
Ayverdi, Ekrem Hakkı, Osmanlı Mîmârîsinde Çelebi ve II. Sultan Murat Devri II, (İstanbul 1972);
30,31,53
Bursa Büyükşehir Belediyesi Arşivi; 6,49
Bursa Büyükşehir Belediyesi Setbaşı Kütüphanesi Bursa Belgeliği;
8,10,12,15,16,25,27,57,64,70,71,73,80,84
Bursa Çimento Arşivi; 18,28,62,82,86
Bursa: Yapı ve Kredi Bankası Bursa Şubesi'nin Açılış Hatırası, (İstanbul 1948); 32,70
Çetin, Atilla; 20
Çetin, Osman; 26,32,52
Ercan, Fatih; 24,41
Erhan, Safiyyüddin; 14,67,76
Gabriel, Albert, Bir Türk Başkenti Bursa, Osmangazi Belediyesi Yayınları, (Bursa 2008);
2,9,11,17,22,44,46,50,68,72,77,85
Haksal, Ali Haydar; 69
Kandes, Vasileios I., Kuruluşundan XIX. Yüzyıl Sonlarına Kadar Bursa, (Bursa 2009); 37
Kara, Mustafa; 2,5,21,40,59,60
Karakoç, Fulya D.; Tunçdöken, Funda D., Mudanya’nın Akdenizli Konukları: Giritliler, (Mudanya Belediyesi, 2008), 33
Osmangazi Belediyesi Arşivi; 48
Tanrıkorur, Barihuda, Türkiye Mevlevihanelerinin Mimari Özellikleri, Basılmamış Doktora Tezi, (Selçuk Üniversitesi, 2000); 10,13
Tek, Abdürrezzak; 4
Temelli, Mehmed; 7,13,34,35,36,37,38,42,43,45,51,58,61,67,87
Turyan, Hasan; 56,74,75
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder