📗 Bursa Kütüğü - Cilt 4
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum has been the industry's standard dummy text ever since the 1500s, when an unknown printer took a galley of type and scrambled it to make a type specimen book. It has survived not only five centuries, but also the leap into electronic typesetting, remaining essentially unchanged. It was popularised in the 1960s with the release of Letraset sheets containing Lorem Ipsum passages, and more recently with desktop publishing software like Aldus PageMaker including versions of Lorem Ipsum.
KÂMİL KEPECİOĞLU
BURSA KÜTÜĞÜ
CİLT 4
BURSA
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
Bursa Kitaplığı: 1
Bursa Kütüğü
KÂMİL KEPECİOĞLU
ISBN 978-975-01932-7-9
-
2. Basım Haziran 2010
Hazırlayanlar:
Prof.Dr. Hüseyin ALGÜL
Prof.Dr. Osman ÇETİN
Prof.Dr. Mefail HIZLI
Prof.Dr. Mustafa KARA
Doç.Dr. M. Asım YEDİYILDIZ
Yayın Koordinatörü: Enes B. KESKİN
© 2009 Bursa Büyükşehir Belediyesi
Bu eserin tüm yayın hakları Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne aittir, kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Yapım & Dağıtım:
BURSA
KÜLTÜR A.Ş.
Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi
Batı Girişi Kapısı Osmangazi / Bursa
Tel: 224 253 26 46 Faks: 224 253 14 85
Kapak Resmi: Yıldırım Camii’nin içi, XIX. yüzyıl sonu
Bursa Büyükşehir Belediyesi Setbaşı Kütüphanesi Bursa Belgeliği
Yayın Hazırlık: Uludağ Yayınları
Tashih: Uygar UMUT
Baskı: Ebru Matbaacılık
Organize Sanayi Bölgesi Atatürk Cad. No: 135 İkitelli/İstanbul
KÂMİL KEPECİOĞLU
B U
CİLT
4
ODALAR-ZÜLEYHA HANIM
Bursa Kitaplığı
2010
O
ODALAR Vaktiyle Bursa’da evlilere mahsus ayrı ve bekârlara mahsus ayrı odalar vardı. 1676’da başlıca odalar şunlardı: Yeni Tahtakale, Hacı İvaz Paşa, Hoca, Çember, Kazasker, Hevâyî-zâde, Hacı Ebubekir ve Kemer odaları (BS. 316/95).
1675’te Mücellidî mahallesinde öteden beri evlilere mahsus olan odaların sahibi, bunları belediyeci kârhanesi yapıp, ehl-i sünnet ve cemaatten olmayan fâsık u fecereden işçiler koyup birçok şeriata aykırı işler olduğunu itiraf eylediğinden, bunların çıkarılarak evli kimselerin iskân ettirilmesi emredilmiştir (BS. 316/64). BK, IV/1
ODUN 1671’de padişah Bursa’ya seyahat edeceğinden saray mutfağı için her bir arabası birbuçuk çeki olmak üzere sekiz bin araba nilüfer ve on beş bin araba meşe odununa hesaben 33.000 araba odunun 16.500’ünü nefs-i Bursa ahâlisi ve on beş bin araba meşe, bin beş yüz araba nilüfer odununu dahi köylüler vermeyi taahhüd eylemişlerdi (BS. 330/9). BK, IV/I
ODUN KORUSU 1505’te İsa Bey evkafında Bursa nahiyesinde olan Odun Korusu’nda günde bir akçe cihet ile gözcü olan Ahmed hizmetinde ihmali görüldüğünden, azlolunarak yeri başkasına verildi (BS. 19/376). BK, IV/1
OĞUL BEY Bursalıdır. 1500 senesinde Mehmed, Aişe, İsmail adında üç evlâdı vardı (BS. 17/81). BK, IV/1
OĞUL PAŞA Demirtaş oğlu Umur Bey’in oğlu olup 1417’de ölmüştür. Demirtaş
Camii haziresinde gömülmüştür. BK, IV/1
OĞUL PAŞA Karesioğlu’dur. Bigadiç’in Eskere köyünü evlâdlarına vakfetmiştir. Kendi neslinden 1530’da o köyde sekiz hane kalmıştı (BA. Anadolu Vilâyeti, II, 285 defteri). BK, IV/1
OĞUL PAŞA KÖYÜ İznik’tedir. 1845’te mamurdu (BAVD. 12780). BK, IV/1
OK Bursa Okçular kâhyası Azeb oğlu Yusuf, 1486 senesinde Atranos kadılığından Alduk tarafından 4.000 ve Beyce köyünden Koyuneri tarafından 6.250, Kozağacı köyünden Süleyman oğlu Ali tarafından 11.500 okluk ağacın getirilip teslim edildiğini mahkemede itiraf eyledi (BS.5/126). IV/2
OK 1516’da cebehane için 250.000 ok Bursa sancağından istenilmiş olduğundan Bursa’ya yakın yerlerin okçularından istenilen okların tedariki emredilmiştir (BS. 27/255). BK, IV/2
OK MEYDANI Bk. Atıcılar.
OKÇU BABA Bk. Nusret Paşa.
OKÇULARBAŞI MEKTEBİ Şerefüddin Paşa vakfındandır. 1845’te döşemesi ve tavan sıvaları ve kiremitleri aktarma edilmiştir. 450 kuruş sarf olunmuştur. BK, IV/2
OLADI ÇELEBİ
OLADI ÇELEBİ Seyyid Ali’nin oğludur. Darüşşifa’da 1570’ten 1574’e kadar
başhekim idi (BS. 109/11, 118/53). BK, II/95, IV/2
ORDUCU
ORDUCU İstanbul, Bursa ve Edirne esnaflarından ordunun ihtiyacatını görmek için muhtelif esnaf tarafından icab eden malzeme ile gönderilen ekiplere “orducu” derler. Bunlar çadırlarıyla beraber orduya iltihak ederler ve herkes kendi ihtiyacı dâhilindeki işlere bakarlar. Bazan bir sanat erbabı kendi ihtiyaçlarını temin edemezlerse, diğer esnaf bunlara yardım eder ki yardım edenlere “yamak” derler. 1777 senesine ait orducular esnafının teşrifat-ı hümayun defterlerini gözden geçirelim:
Ekmekçiler esnafı: Sermayesi 72.000 akçe. Yamakları; uncular, değirmenciler, çörekçiler, simitçiler, koltuk fırınları (Çadır:2).
Kasaplar esnafı: Sermayesi 60.000 akçe. Yamakları; kirişçiler, boyacılar.
Bakkal esnafı: Sermayesi 96.000 akçe. Yamakları; helvacılar, şerbetçiler, leblebiciler, bahçıvanlar, sabuncular, pirinççiler, balıkçılar (Çadır:2).
Mumcular esnafı: Sermayesi 21.000 akçe. Yamakları; çubukçular, tütüncüler, keseciler, lüleciler (Çadır:1).
Saraçlar esnafı: Sermayesi 15.600 akçe. Yamakları; vezneciler, fıçıcılar, sandıkçılar, kabaracılar, küfeciler (Ça-dır:2).
Haffaf (Kavaflar) esnafı: Sermayesi 36.000 akçe. Yamakları; dikiciler, ök-çeciler, çarıkçılar, postalcılar, tacirlerin yarısı, debbağlar (Çadır:2).
Paçacılar esnafı: Başçılardır. Sermayesi 36.000 akçe. Yamakları; sandalcılar, bezzazistanın yarısı (ki hatâyî ve kumaş satanlar), işkembeciler (Ça-dır:1).
Çuhacı esnafı: Sermayesi 60.000 akçe. Yamakları; kellepuşçular, şalcı dikiciler, bit pazarı ve sipah pazarı oturak-çıları (ikişer hisse), kalpakçılar (Ça-dır:2).
Hallaçlar esnafı: Sermayesi 14.400 akçe. Yamakları; kavukçular, yorgancı-
lar, esirciler ve takyecilerin yarısı (Ça-dır:1).
Bezzazlar ve kumaşçılar esnafı: Sermayesi 51.600 akçe. Yamakları; yağlıkçılar, belediciler, bürümcükçüler, futa-cılar, dülbentçilerin yarısı (Çadır:2).
Eskiciler esnafı: Sermayesi 14.400 akçe. Yamakları; körükçüler (Çadır:1).
Nalçacılar esnafı: Sermayesi 21.600 akçe. Yamakları; nalburların yarısı (Çadır:2).
Çilingir ve demirciler esnafı: Bu iki esnafa hayme ihracı ferman olmamış ise sefere gitmezler. Yamakları; sakacı-ların yarısı, hurdacılar, kömürcüler (Çadır:1).
Tüfenkçiler esnafı: Bu dahi hayme ihrac olunmasına ferman çıkmamış ise gitmezler. Yamakları; kuyucular, tak-yecilerin ve kerestecilerin yarısı (Ça-dır:1).
Tabancacılar, kundakçılar esnafları: Bunlar dahi hayme ihracı ferman olunmamış ise sefere gitmezler. Yamakları; saatçiler, dülgerler, taşçılar, basmacılar, bakırcılar, dökmeciler (Ça-dır:1).
Aşçılar esnafı: Sermayesi 20.400 akçe. Yamakları; at arabacılar, yoğurtçular, turşucular, kebapçılar, dülbentçi-lerin yarısı, bezzazların yarısı, ipek mancınıkçıları (Çadır:1).
Berberler esnafı: Sermayesi 21.600 akçe. Yamakları; peştemalcılar, hamamcılar dellaklarıyla beraber, ustu-racılar (Çadır:2).
Terziler esnafı: Sermayesi 36.000 akçe. Yamakları; kaftancılar, kapakçılar (Çadır:2).
Kazzazlar esnafı: Sermayesi 34.000 akçe. Yamakları; ipek kurtçuları.
Attarlar esnafı: Sermayesi 27.000 akçe. Yamakları; şekerciler, ketenciler, balmumcular, kahveciler, kağıtçılar, miskçiler, nakkaşlar (Çadır:2).
Kılınççılar esnafı: Sermayesi 24.000 akçe. Yamakları; Sipah Çarşısı, bıçakçılar, bezzazistanda kumaş satanlardan maada esnafın nısfı, makasçıların, demircilerin yarısı (Çadır:1).
Okçular ve yaycılar esnafı: Sermayesi 13.200 akçe. Yamakları; okçular, çömlekçiler, veznecilerin yarısı, çıkrıkçılar (Çadır:1).
Nalbantlar esnafı: Sermayesi 20.400 akçe. Yamakları; sırmakeşler, nalıncılar, cambazlar, Nilüfer nehri oduncuları, nalburların iki hissesi (Çadır:2).
Muytablar (mutaf) esnafı: Sermayesi 30.000 akçe. Yamakları; kârhane işçileri, urgancılar, keçeciler, külâhçılar, ketencilerin yarısı (Çadır:2).
Kazancılar esnafı: Sefere tayin olunmamış ise gitmezler. Yamakları; el kürekçileri (Çadır:1).
Arpacılar esnafı: Sermayesi 16.800 akçe. Yamakları; tavukçular, hancılar, kireççilerin yarısı, bozacılar, harmancıların yarısı (Çadır:2).
Çadırcılar esnafı: Bunlar seferden muaftırlar. Yamakları yoktur. Evvelce çadır kolancıları bunlara yamak idi (Çadır:1).
Çizmeciler esnafı: Sermayesi 6.720 akçe. Yamakları; dikicilerin nısfı, tacirlerin nısfı (Çadır:2).
Seferde gidecek esnafa lüzumlu olan akçeyi kendi esnafı verir, kâfi gelmezse yamak olan esnaf bu sermayeyi tamamlarlar. Bursa Sicillleri’ndeki “orducu” hakkında şu kayıtlar vardır:
1518’deki Rumeli beylerbeyi ile giden asker-i hümayun için orducu hacet olduğundan bir kasap, bir ekmekçi, bir bakkal, bir aşçı, bir bozacı, bir nalband tayin edilip gönderilmesi (BS. 28/123).
1583’te şark seferine memur Ferhad Paşa, ordusuna Bursa’dan dört kasap, sekiz ekmekçi, dört başçı, altı aşçı, altı bakkal, iki çuhacı, dört attar, dört saraç, dört pabuççu, dört çizmeci, altı terzi, dört bezzaz, dört berber, iki hallaç, iki nalçacı, dört mutaf, dört semerci, dört eskici, iki yaycı, iki kılıççı, iki teğeltici, iki kazzaz ki cümlesi yüz sekiz nefer olur. Hemen ihracı ve her birinin sınıflarına müteallık ve lâzım olan havâiclerinin serîan ihzâr edilmesi ve orducuların isimlerinin bir deftere
yazılıp bir suretinin orducubaşıya verilmesi emredilmişti (BS. 129/174).
1583’te şark seferine gönderilecek üç nefer kılıççı arzıhâl edip, fakir olduklarından ihraç edilmemelerini rica eylemişlerse de orduya kılıççı çok lâzım olduğundan, başka esnaftan bunlara yamak verilip ve harçları tamamlanıp behemehal bunların ihraçları emrolunmuştu (BS. 129/169).
1584’te şark seferi için Bursa’dan dört attar, sekiz arpacı, dört başçı, altı bakkal, iki bezzaz, dört berber, dört bozacı, iki çuhacı, dört çakşırcı, dört çizmeci, sekiz ekmekçi, dört eskici, iki hallaç, dört kasap, iki kılıççı, dört kazzaz, dört mutaf, iki mumcu, iki nalçacı, altı nalband, dört pabuççu, dört saraç, dört semerci, iki teğeltici, altı terzi, iki yaycı ki cem’an yüz sekiz. Şimdiden tedarikleri görülüp her birinin sanatlarına müteallık mühim ve lâzım olan ihtiyaçlarını tamamlayıp sefer-i hümayuna gönderilmesi bildirilmişti (BS. 149/1).
1587’de yine şark seferinde Vezir Ferhad Paşa için Bursa’dan iki attar, dört arpacı, üç aşçı, iki başçı, üç bakkal, iki bezzaz, iki berber, iki bozacı, bir çuhacı, iki çakşırcı, iki çizmeci, dört ekmekçi, iki eskici, bir hallaç, iki kasap, bir kılıççı, bir kazzaz, iki mutaf, bir mumcu, bir nalçacı, üç nalband, iki pabuççu, iki saraç, iki semerci, bir te-ğeltici, üç terzi, bir yaycı ki cem’an altmış bir kişinin her sınıfın ustalarından bol malzeme ile müretteb ve mükemmel yazıp gönderilmesi emredilmişti (BS. 176/230).
1593’te Veziriâzam Sinan Paşa ordusu için ordu-yı hümayuna ihraç olunmak lâzım gelmekle geçen sene ihraç olunan ordu hususunda dikkat olun-mayıp, yarar ve müstahak ve sefere yarar kimseler orducu yazılmayıp asker salınmasına ve kapıkullarından sefere yaramaz bazı kimseler orducu yazılmakla orduda askere lâzım mühimmat tedarik olunmayıp muzayaka çekildiğinden bu sene yarar orducular
ihraç olunmasına ferman olunmuştur. Eski senelerde tayin olunan miktar orducuları bütün sanat sahiplerini yarar ve muallem ve maldar ve sefere gitmeye kadir şehirliden orducubaşı ve pazarbaşının marifetleriyle her cinsinden orducu yazılması, bölük halkından ve yeniçeriler ve cebeciler ve topçulardan ve sair asker halkından bir ferdi orducu yazmayıp ve şehirliden yazılan orducuların yarar kefillerinin alınması ve levazımının ve mühimmatlarının tekmil edilmesi emredilmiştir (BS. 189/69).
1598’de Bursa’dan iki attar, on arpacı, beş aşçı, üç başçı, altı bakkal, üç berber, iki çuhacı, iki çakşırcı, dört çizmeci, on ekmekçi, üç eskici, iki hallaç, beş kasap, bir kılıççı, iki kazzaz, üç mutaf, bir mumcu, üç nalçacı, beş nalband, dört pabuççu, ikişer peynirci, saraç, semerci, teğeltici, dört terzi, bir yaycı ihracı emredilmişti (BS. 201/ 131).
1603’te Bursa’dan orducu ihraç edip nısfı, evvel-baharda vaki şark seferine ve nısf-ı diğeri, Engürüs seferine memur serdarlara irsali istenmişti (BS. 207/157).
1615’te Veziriâzam Mehmed Paşa şark seferine gideceğinden, Bursa’dan yirmi dört esnaftan orducu ihracı emredildi (BS. 228/84).
1651’de esnaftan orducu ihracı eski âdet olmakla dükkân sahibi olan çarşı esnafından nısf ordu bedeli 240.000 akçe cem’ ve tahsil ve hazineye konulması emredilmiştir (BS. 329/90).
1651’de çarşı esnafından orducu ihracı eski âdet olduğundan dükkân sahibi olan çarşı esnafından ordu akçesi olarak on beş yük akçe istenilmiş ise de beş yükü merhameten affolunarak, on yük akçenin tahsili için mevkufat tarafından mühürlü tezkire gönderilmiştir (BS. 329/74) (Yük, yüz bin demektir. Daha ziyade para işlerinde kullanılıyor. 1.000 akçeye bir kese akçe ve 100.000 akçeye bir yük akçe deniliyor. On binler, binler ve diğer haneler ay-
nen söyleniyor. Meselâ: 265.600 akçe olsa, altı yük altmış beş bin altı yüz akçe tarzında söyleniyor, yazılıyor).
1653’te orducu ihracında eskiden beri cerrahların berber esnafına yamak oldukları bildirildi (BS. 395/112).
1670’te padişahın Rumeli tarafına hareketleri mukarrer olduğundan İstanbul, Edirne ve Bursa’dan aynı ordu gelmesi mümkün olmadığından, nısf ordu bedeli tahsili lâzım gelmekle sanat sahibi esnaftan iki yük kırk bin akçenin tahsil ve irsali emredilmişti (BS. 295/129).
1672’de Bursa’dan mükemmel orducu ihracı emredildi (BS. 330/85).
1673’te Bursa’dan orducu bedeli olarak 480.000 akçenin tahsil ve irsali emredilmişti (BS. 284).
1674’te nefs-i Bursa’dan mükemmel ve müretteb orduları ihraç ve askerlerin Tuna köprüsünü geçmeden evvel eriştirilmesi ferman olunduğundan gayet acele olarak Edirne’ye yetiştirilmesi istendi (BS. 316/126).
1675’te aynı ordu ihracı emredilmiştir (BS. 316/122).
1680’de öteden beri tersane ocaklıklarından olarak nefs-i Bursa esnaflarından her sene tahsil olunagelen 480.000 akçenin ordu bedeli olarak tahsil ve irsali istendi (BS. 317/112).
1.4.1688’de gelen bir fermanda: “Nefs-i Bursa esnafının mevkufat defterinde dört yük kırk dört bin akçe ve bi-hesab-ı esedî dört bin otuz altı esedî tamam kuruş ordu bedelleri olup 1688 senesine mahsuben tersane mühimmatı için tahsili elzem ve mühim olmakla, deruhte olunup alına, mühürlü ve nişanlı mevkufat defteri sureti verilmekle mucibince cem’ ve tahsil edilerek mübaşire teslim ve tersane emini Ali Efendi’ye teslim ettirilmesi” emr buyurulmuştur. “Yüz on akçeden bir ayni esedî kuruş aldırıp, ziyade ve noksan aldırılmaması” ilâve edilmiştir.
Hazine-i âmire defteri mucibince Bursa kazasının orducu bedeli tabloda gösterilmiştir.
|
Bedel-i Akçe |
Çadır |
Esnaf |
Bedel-i Akçe |
Çadır |
Esnaf |
|
170.000 |
2 |
Attar esnafı |
14.000 |
1 |
Keman-gîr |
|
24.000 |
2 |
Bezzaz |
10.000 |
1 |
Saraç |
|
40.000 |
2 |
Ekmekçi |
10.000 |
2 |
Nalband |
|
14.000 |
2 |
Nalçacı |
57.000 |
2 |
Bakkal |
|
14.000 |
2 |
Çizmeci |
16.000 |
2 |
Arpacı |
|
14.000 |
2 |
Haffaf |
20.000 |
1 |
Aşçı |
|
12.000 |
1 |
Hallaç |
18.000 |
2 |
Mutyab |
|
14.000 |
2 |
Kazzaz |
11.000 |
2 |
Berber |
|
12.000 |
1 |
Mumcu |
45.000 |
1 |
Kasap |
|
16.000 |
1 |
Semerci |
16.000 |
1 |
Şemşir-gîr |
|
10.000 |
2 |
Eskici |
20.000 |
1 |
Başçı |
|
20.000 |
2 |
Çuhacı |
|||
|
Toplam 444.000 akçe, 37 çadır |
|||||
Esedî kuruş hesabıyla 4.036 kuruş (BS. 363/20).
1720’de Moskov üzerine sefer tahakkuk eylediğinden askerlerin iktiza eden malzemelerini tedarik edip muza-yaka çekmemeleri için ordu-yı hümayunda bulunmak üzere gönderilen defter-i hâkânî sureti mucibince Bur-sa’dan yirmi dört esnaftan otuz dokuz adedi aynı ordu esnafı (haymeleri çadırları) ihracı ve kefalete rabtı emredilmiştir. Hallaç, keman-giran, şemşir-giran, mumcu, semerci, saraç, aşçı, kasap, başçı, esnafından birer ve attar, ekmekçi, çizmeci, kazzaz, eskici, nalband, arpacı, muytab, berber, bezzaz, nalçacı, haffaf, çuhacı, bakkal, terzi esnafından ikişer hayme ihracı ayrıca bildirilmiştir.
1738’de yine bir miktar orducu istenilmiştir (BS. 377/81,84).
1738’de Bursa’da yirmi dört esnaftan otuz dokuz çadır orducu ihracı ve Mart içinde Davud Paşa sahrasında bulundurulması emredilmiştir (BS. 380/86).
1773’te Bursa’dan Moskov seferi için eskisi gibi orducu ihracı emredilmiştir (BS. 1180/3).
1787’de Bursa’dan eskisi gibi orducu çıkarılması istenmiş (BS. 1205/140).
Ve bunların ordunun hareketinden evvel Davud Paşa sahrasında hazır bulundurulmaları emredilmiştir (BS. 1202/83).
1789’da ilkbaharda yapılacak sefer için orducu tertip ve ihracı istenmiştir (BS. 1206/142).
1790’da ilkbaharda yapılacak sefer için orducu tertip ve ihracı istenmiştir (BS. 1205/94).
1792’de ilkbaharda yirmi dört esnaftan otuz dokuz çadır orducu ihracı emredilmiştir (BS. 1206/6). BK, IV/ 20,26.
ORHAN Bursalıdır. Oğlu Hamza’nın oğlu Hacı’nın oğlu Musa vardır. 1496’da büyük amcasının oğlu Ali ölmüştür (BS.12/231). BK, IV/33
ORHAN BEY Yıldırım’ın oğlu Emir Süleyman’ın torunudur. Her nasılsa Rum İmparatorunun yanına iltica eylemiş ve Fatih Sultan Mehmed buna harçlık olmak üzere bazı yerlerin varidatını terk eylemiş ise de bir müddet sonra bunu kesmiştir. Orhan Bey, İstanbul’un fethinde kendisini yüksek bir duvardan atarak ölmüştür (KA. 1072). BK, IV/32
ORHAN BEY
ORHAN BEY II. Bayezid’in oğlu Sultan Mahmud’un oğludur. Sancakbeylikle-rinde bulunmuştur. 918/1512’de Yavuz Selim tarafından öldürtülmüş ve kardeşleri Emir ve Musa ile birlikte Muradiye’deki babalarının türbesine defnedilmiştir. BK, IV/33
1 Orhan Camii
ORHAN CAMİİ Ulucami’nin doğu tarafında ve Belediye dairesinin karşısın-dadır. 740/1339’da Orhan Gazi tarafından inşa ettirilmiştir. Birbiri arkasına iki kubbeden ibaret olup, arkadaki kubbenin sağ ve solunda o vakitler zaviye olarak ve şimdi kütüphane olarak kullanılan diğer iki kubbesi daha vardır ki cem’an dört büyük kubbe ile örtülmüştür. Tek minarelidir. Kara-manoğlu tarafından Bursa muhasara edildiği zaman bu cami yakılmış ve Çelebi Sultan Mehmed’in emriyle Ba-yezid Paşa tarafından 820/1417’de yeniden yaptırılmıştır. 1628’de cami şu vaziyette idi: Caminin doğu tarafına bitişik bir mektep vardı. Caminin so-
2 Orhan Camii planı (Gabriel’den)
lunda da bir muallimhane vardı. Bunlar ve cami 15.000 akçeye Mimar Ab-dülgani oğlu İbrahim tarafından tamir edilmiştir (BS. 243/24).
1519 senesi İkinciteşrin ayında İstanbul’dan ulûfecilerden Kasım Bey ve Kâtib Mustafa Çelebi gelerek, getirdikleri 43.586 akçe ile cami ve imareti tamir etmişlerdir (BS. 28/31). Bu cami birçok defalar tamir edilmiştir. BK, IV/31
ORHAN GAZİ
ORHAN GAZİ Osmanlı hükûmetini kuran Osman Bey’in oğludur. 678/ 1279 senesinde doğmuştur. Babası zamanında birçok kaleleri ve yerleri zapt eylemiş ve Bursa’yı fetheylediği sırada babası vefat etmekle (17 Ramazan 726/18 Ağustos 1326) günü tahta çıkarak müstakillen padişah olmuştur. 46 yaşında idi. 35 sene padişahlık yapmış ve 761/1359 senesinde Bur-sa’da ölmüştür. Kardeşi Alâeddin Paşa hükûmete iştirake ve babasının mirasını almaya razı olmadığından, onun fikrinden istifade etmek üzere vezir edinerek kendisi idareyi eline almıştır. Umumun hukukunu müdafaa için beylerin elinden hukuk işlerini almış ve her tarafa kadılar göndererek ilk adli-yenin temelini atmıştır. Hükûmet merkezini Bursa’ya nakletmiştir.
1327’de Akça Koca tarafından İzmit, Konur Alp ve Gazi Abdurrahman tarafından Kandıra hisarı, Üsküdar kur-bündeki Aydos kalesi alındı. 1328’de Hereke ve Karamürsel alındı. 1329’da Alâeddin Paşa’nın yardımıyla örfî kanunlar ve sikke ve kıyafet nizamları ihdas ve yaya ve sipahi askerini ihdas eylediler. 1330’da Maltepe ve Tavşanlı önünde kayserin ordusunu kırıp, İz-nik’i muhasara ve zapt eyledi. İznik, büyüklüğü ve şöhreti cihetiyle İstanbul imparatorlarının İstanbul’dan sonra ikinci payitahtı mesabesinde idi. İz-nik’in zaptıyla Asya’dan İstanbul imparatorlarına bir hayır kalmadı. Göynük civarında kalan bazı Rum memleketleri, Osmanlı adaletini duyduklarından
kendiliklerinden Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa’ya teslim oldular. 1331’de Alâeddin Paşa’nın ölmesiyle yerine Süleyman Paşa geçirildi ve hemen Mudurnu ve Gemlik kazalarını zapt eyledi. Rum kayseri sulha ziyade rağbet gösterip, birçok hediyeler gönderdiğinden barış yapıldı. 1332’ye kadar Osmanlılar Anadolu’daki Türk beylerinin emlâk ve yerlerine dokun-mamışlardı. Karesi Bey’in oğlu Aslan Bey’in ölmesiyle oğulları arasında miras kavgası olmuş ve idaresizlikleri sebebiyle halkta rahat ve emniyet kalmamış ve Osmanlı adaleti her tarafa şayi olduğundan herkes Osmanlıların o taraflara gelmesi arzu ve dileklerini Orhan Bey’e bildirdiler. O da, 1333’te Rumlar ile barış olmasını fırsat sayıp ibtida Manyas, Edincik ve Balıkesir’i ve sonra Bergama ve bütün Karesi ili ve Mihaliç ve Kirmastı ovalarını iki sene içinde zapt ve ilhak eyledi. 1335’ten sonra bir müddet sulh ve rahat üzere olup Bursa’da, İznik’te cami, medreseler, imaret, çeşmeler yapıldı. Bu tarafın kasabaları ve Balıkesir harap iken, Bursa’da yüz bini mütecaviz nüfus birikti. Her yandan şehirler büyüdü. Köyler imar oldu. Orhanlar, Yenice, Yeniköy, Yenihisar köyleri yeniden yapıldı. Bunların yakınlarında Hisar-alanı, Virancık/ Örencik adıyla eski mamur yerlerden kalan izler görülmektedir. Her şehirde cami ve medrese ve her köyde mescid ve mektep ve çeşmeler ve yollarda köprüler yapılıp on sene içinde dört bin bina kurulduğu söylenmektedir. Çoğu el-an mevcuttur. Devlete güzel hizmet eden erlere emlâk ve arazi verilmiş ve bütün Osmanlı ülkesi imar olunmuş ve Bursa günden güne büyümüş, güzelleşmiş ve hükû-metin başşehri olmaya layık bir hâle konmuştur.
1345 senesinde Rum kayseri ile ahidname yenilenmiş ve İmparator Kantakuzenos’un kızı Teodora’yı Orhan Gazi tezvic etmiştir. Ertesi sene bütün hanedanıyla beraber Üsküdar’a
3 Orhan Gazi’yi temsilen gösteren Osmanlı dönemine ait bir kartpostal
gelerek kayser ile görüşüp üç gün ziyafette geçirdiler. Karesi, Saruhan, Aydın Beyleri gemiler peyda edip her sene Rumeli yalılarına inerek Rum memleketlerini vuragelmişlerse de, Osmanlıların o tarihe kadar gemileri olduğuna dair esaslı bir malûmat bulunmamıştır. Galata’yı zapt eden Cenevizlere mukabele eden Osmanlılara karşı kayser, Cenevizlerle ittihad ve ittifak eylediğinden Orhan Gazi, kaysere husumet ederek Süleyman Paşa, Karesi valisi Hacı İlbey ve Bursa muhafızı Evranos Bey ve sergerdelerden Ece Bey ile Güğercinlik mevkiinde yaptıkları bir tertip ile denizi aşmak için sallar yaptılar ve canlarını tehlikeye koyarak Rumeli’ye geçtiler ve şan aldılar. 1357’de karşı yakadaki Gelibolu ve havalisini vurdular. Hâlâ oralara “Eceovası” derler. Bu sıralarda İstanbul imparatorları ailesi erkânı arasında birçok münakaşa ve münazaalar çıkmasıyla, imparatorun iltiması üzerine Süleyman Paşa adamlarını İstanbul’a götürüp Balkan dağlarından inen düşmana galebe ve Bulgaristan’ı tekmil dolaşıp birçok mal ve ganaim alarak fenalığı yatıştırdı.
Bu sıralarda büyük zelzeleler olmuş, bütün şehirler, hisarlar yıkılmış ve talihin açtığı bu yola yeniden asker
sürüp 1358’de Gelibolu, Bolayır, Hayrabolu, Tekirdağ’ı fetheyledi. Ve her tarafa nusretnameler gönderildi. Rum-lar bu yerlerin akçe mukabilinde geri verilmesini iddia etmekte iken Hacı İlbey’i de askeriyle İpsala ve Malkara’yı aldı. Düşmanın meşgalesinden istifade olunarak ol diyarlar büsbütün Osmanlıların eline girmekte idi. Ne çare ki, feleğin yar olmamasından Süleyman Paşa av esnasında bindiği atın bir ağaca çarpmasıyla ölmüş ve Bolayır’da yaptırdığı camisine gömülmüştür. Bu elem ve matem ile Orhan Gazi de az vakit sonra vefat eyledi. Gayret ve ha-
4 Orhan Gazi Türbesi’nin içi
miyeti, ilimlere ve fenlere rağbeti çalışmalarından ve tedbirlerinden bellidir. Anası şeyh Edebali kızı Mal Ha-tun’dur (SOT. 81’de anasının adının Edebali kızı Rabia Hatun olduğu ve 19 numaralı Belleten’de 281. sahifesinde neşredilen Orhan Gazi’nin vakfiyesinde de Mal Hatun’un Ömer Bey kızı olduğu yazılıdır).
Orhan Gazi’nin Murad, Süleyman, Halil İbrahim, Kasım adında dört oğlu dünyaya gelmiştir. Nilüfer, Asporça, Teodora, Eftendize adında dört karısı vardı.
Orhan Gazi bir taraftan memleketi genişletmiş, diğer taraftan imar işlerine çalışarak memleketini süslemiş ve bir taraftan da ahâlinin sükun ve saadetini temine gayret ederek birçok nizamlar koymuştur. Her fetheylediği şehir ve kasabada camiler, medreseler, mektepler yaptırmış, yolları tanzim ederek nehirler üzerine köprüler inşa ettirmiştir.
Zamanımıza kadar kalan bazı eserlerinin listesi şudur: Bursa’da: Orhan Camii, Manastır Medresesi ve Orhan İmaret ve Zaviyesi. Gürle’de, camisi. Karasu’yun Görüncüler ve Kuyumcular köylerinde birer camisi (BAVD. 23757, 27267).
Karadeniz Ereğlisi’nde cami (BA. 25166, 2387, 24070, 4070). Üsküdar’ın Kaymas nahiyesinde cami. Üsküdar’ın Kaymas nahiyesinin Eraman köyünde cami (BAVD. 7280). Bilecik’de cami (BAVD. 27143). Yarhisar nahiyesinde cami (BAVD. 23040). Akçaşehir Bolu kazasının Aftonderesi köyünde cami. Gebze’de cami. Adapazarı’nda cami. Kandıra’nın Tepecik köyünde cami. İznik’te cami, imaret, medrese ve su yolları (BAND. 1615).
Orhangazi’de cami. Bolu’nun Bel-viran köyünde zaviye. Baba Sultan köyü Geyikli Baba’da cami ve zaviye. Bolayır’da cami ve imaret. Bursa’da Bezzaziye Hanı, Hisar’da Eski Yeni, Uzuncarşı’da Hallaçlar, Manastır mahallesinde Manastır hamamları, Pınar-başı’nda iki değirmen, Balıkpazarı’nda bir değirmen.
Sakarya nehri üzerinde büyük köprü (BAVD. 2235). Sakarya nehri ile Hendek arasında Çarha köprüsü (BAVD. 1631). Sapanca gölü kenarında Kubur-lu deresi köprüsü (BAVD. 1948). Sa-panca’da Büyük köprü (BAVD. 1948). Mudurnu nehri üzerinde Çatal köprü (BAVD. 1631). Dilsiz nehri üzerinde Maksud köprüsü (BAVD. 1631). Bey yolu üzerindeki köprüler (BAVD. 1631). Yarhisar’da Karadere köprüsü. Yarhisar’da Akdere köprüsü.
Daha birçok hayır işleri yapmış ve İzmit vilâyeti havalisinde de oğlu Süleyman Paşa hayır işleri yapmıştır. BK, IV/27
ORHAN GAZİ TÜRBESİ Hisar’dadır. Sultan Osman Türbesi’nin doğusundadır. Her iki türbe de bir bina dâhilinde iken mürûr-i zamanla Gümüşlü Künbed denilen bu kilise yıkılmış ve sonradan ayrı ayrı iki türbe yapılmıştır. Bu türbede; Sultan Osman’ın oğlu Orhan Gazi, karısı Nilüfer Hatun, oğlu Kasım Çelebi, Yıldırım Bayezid’in oğlu Musa Çelebi, Yıldırım Bayezid’in Musa adında iki oğlu vardır. Bu, Yıldırım’ın sağlığında ölmüş ve babası Mudanya’nın Seki köyünü bu kabirde Kur’ân okumak
üzere vakfeylemiştir (BS. 239/ 190). 5 Osman Gazi ve Orhan
Yıldırım Bayezid’in kızı Fatma, Sultan Gazi’nin türbeleri Cem’in oğlu Abdullah, İkinci Bayezid’in oğlu Sultan Korkud, Muharrem 919/ 1513 Çarşamba günü cenazesi Bur-sa’ya getirilerek defnedilmiştir (BS.
25/12). Bu türbe birçok defalar yanmış, yıkılmış, harap olmuş ve her defasında tamir edilmiştir. Türbenin zemininde kilise bulunduğu zamana ait zemin mozaikleri vardır (BS. 225/62).
BK, IV/31
ORHAN HAMAMI Bk. Eski Yeni Hamam.
ORHAN MEDRESESİ İznik’tedir. İlk müderrisi Kayserili Davud Efendi’dir. İnşası 736/1333’tedir. BK; IV/32
ORHAN MEDRESESİ Bk. Manastır Medresesi.
ORHANELİ Atranos kazasının yeni adıdır. BK, IV/32
ORHANGAZİ KAZASI
ORHANGAZİ KAZASI Asıl adı Pazarköy’-dür, 1893 senesi İkincikânun ayında Gemlik kazasına bağlı bir nahiye merkezi iken, Yenişehir kazasından Sölöz, Dutluca, Akmeryem, Heceler, Nazlıca köyleri de ilhak olunarak o vakit üçüncü sınıftan adliye teşkilâtını hâvî bir kaymakamlık teşkiline irade-i seniyye çıkarıldığından, o vakitten beri kaza hâlinde idare olunmaktadır. Merkezi, aynı isimle anılır bir küçük kasabadır.
6 Orhangazi’ye bağlı Yukarı Sölöz Köyü.
Gemlik-Yalova şosesi üzerindedir. İstiklal Harbi esnasında yanmış ise de ahâlisinin çalışkanlığı sayesinde yeniden imar olunmuştur. BK, IV/32
ORTA MEKTEP 1323/1908 senesinde Hamidiye Medrese-i Muallimîni adıyla ahşap olarak yaptırılmıştır. Daha sonra Dârülmuallimîn namını alan ve bir sene kadar tatbikat mektebi olan bu bina 1923’te Orta Mektep olmuştur. BK; IV/35
ORUÇ BEY Kara Demirtaş Paşa’nın oğludur. Timurlenk vakasından sonra Süleyman Paşa’nın yanında bulundu. Sonra Çelebi Sultan Mehmed’e iltihak eyledi. İkinci Murad zamanında vezir oldu. Fakat Bursa’da kendisine Oruç
7 Bursa Hamidiye Medrese-i Muallimîni ve Mekteb-i İbtidaisi
Paşa denilmeyip Oruç Bey denilmektedir. Hisar’da Oruç Bey Mescidi varsa da bugün harap olmuştur. Hisar’daki Kapamalı Mekteb’de medfun olduğu söylenmektedir. Orada bir somaki sanduka varsa da kitabesi yoktur. 1424’te öldüğü mervîdir. Şecî ve sahî idi (SO. I/442).
Oruç Bey’in Dimetoka’da medresesi, camisi, Bursa, Geyve, Kütahya’da vakıfları vardır. Bursa’daki Dermirtaş Ha-mamı’nı ve Hisar’da yine adıyla anılan hamamı bu zat yaptırmıştır. Balıkesir’de medresesi ve hamamı ve Hacı köyünde çiftliği vardır (BA.Vilayet-i Anadolu Defteri, muvakkat numara, 285). Balıkesir’in Kaya Bey mahallesinde mescidi ve Kepsud nahiyesinde camisi vardır. BK, IV/33
ORUÇ BEY Hamza’nın oğludur. 1428’de yapılan Hacı İvaz Paşa vakfiyesinde adının geçmesine bakılırsa Bursa âyânından olduğu anlaşılıyor. BK, IV/ 34
ORUÇ BEY Bursalı Şücâeddin Bey’in oğludur. Timur Bey kızı Şahhûban’ın kocasıdır. 1574’te ölmüştür. Kızı Fatıma vardı (BS. 126/90). BK, IV/34
ORUÇ ÇELEBİ Mehmed Çelebi’nin oğludur. 1486’da Balaban Paşa vakıfları mütevellisi idi (BS. 5/89). BK, IV/34
Oruç Bey’in Şeceresi
Kara Demirtaş Paşa
ORUÇ FAKİH Şeyh Mirza’nın oğludur. İnönü kazasının Gökburun yaylasında Akçakoyunlu taifesindendir (1486). BK, IV/34
ORUÇ GAZİ Fatih’in gazilerindendir. Bursa’da ölmüştür. İstanbul’da Yeşil Tulumba civarında Oruç Gazi Camii ve mahallesi vardır (SO. I/443, HC. I/39, BAVD. 21362, 1262). Şaban Çelebi, Üveys Çelebi, Hacı Mustafa Muslihud-din ve Kasap Muhyiddin Mehmed adında dört oğlu vardı (BAVD. 14480, 24309, 25493; BS. 31/422, 7/9, 8/135, 9/45, 338/23). BK, IV/34
ORUÇ HATUN Ali’nin kızıdır (BS. 8/9). BK, IV/34
ORUNKUŞ Hayreddin’in şöhretidir. Bursa’nın Balıklı köyündendir. Oğlu Hızır’ın 1479’da birçok vakıfları vardı. İnebolu’da Orunkuş vakıfları da vardı. Kızı Emine Hatun vardır (BS. 3/207, 238/161, 284/63). BK, IV/34
ORUZ BEY Aslan Bey’in oğludur. 1503’te İsmail ve Süli Bey adında iki oğlu vardı. Süli Bey İnegöl’ün Alibey köyünde vefat etmekle, karısı Hamza kızı Kutlu ve oğulları Dursun, Resul ve Yakub kalmıştı. Esasen Mekrî’den gelmişlerdi (BS. 19/148). BK, IV/35
OSMAN
OSMAN Resul’un oğludur. 1559 senesinde Bursa’daki sandıkçılar esnafına şeyh olmuştur (BS. 81/15). BK, IV/39
OSMAN Kazıklı Ömer’in oğludur. Sipahilerdendir. İznik kazasındaki Söğüt perakende mukâtaası reayasının eskiden Birinci Murad Hudâvendigâr vakfına verdikleri hukuk ve rüsumu vakfın mütevellisinden alıp kırk elli nefer atlı ve yirmiden ziyade sekban ile dolaşmaya başlamış, reayanın yem ve yiyeceklerini yedirip rüsumu kat kat fazlasıyla tahsil ve bazısının koyunlarını sürüp ve bazılarının saman damlarını ve kilerlerini mühürleyip cebren ve zulmen evine getirtip fukaraya eylediği zulme ve gadre nihayet olmadığından cümle reaya mahkemeye gelerek tazal-lum ve şikâyet eylemişler ve müdafaa-i şer için kethüdayeri tarafından adam gönderilmiş ise de, şeriata itaat etme-
8 Oruç Bey Türbesi
yip gelmediği ve bundan evvel de Ekmekçi Mustafa’yı hançerle vurup katl-eylediği Sefer, Ali, Hüseyin adındaki kişileri bozahanede ve çarşıda katley-lediği ve bazı kimselerin tüysüz oğlancıklarını çekip cebren yanına aldığı ve Bursa eşrafından Müderris Seyyid Mehmed Efendi’yi hiçbir sebep yokken dövdüğü ve sövdüğü ve kethüdaye-rinin gönderdiği adama da itaat eylemediği, Bursa’daki sipahilerin ihtiyarları bî-ihtiyar varıp şeriata davet murad eylediklerinde sekiz dokuz nefer sekban ile oturtup, üzerime geleni öldürürüm dediği ve bundan başka yol kesen, mal yağma eden eşkıyadan olup “sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz” olmakla izâlesi vâcib olduğu ve şehir âyânından birçok kimseler de şakî, zalim, katil olduğunu haber verdikleri için hakkından gelinmesine karar verildi. 1630 senesi Birinciteşrin ayında idam edilmiştir. 34.755 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 249/69,155).
Osman’ın karısı, Kazıklı köyünden Mehmed kızı İsmihan mahkemeye gelerek; Bursa’daki Ebu İshak mahallesi imamı Ahmed Halife’nin Osman’ın yatağı olduğunu, her işi bunun teşvikiyle yaptığını, yine bunun teşvikiyle kendisini de dövdüğünü, elbise, ev eşyası ve bakır takımlarını alıp kumaş ve süslü elbiselerini soyup Ahmed Halife’nin evine koyduğunu söylemiştir. Ahmed Halife bunları inkâr etmiş ise de yapılan araştırmalarda bu eşyalar ile Osman’ın başkalarından çaldığı eşyalardan bazıları da orada bulunmuştur.
Bursa alimleri ve müderrisleri ve daha birçok zevat mahkemeye gelerek: “Osman’ın fitne ve fesadı Ahmed Hali-fe’nin tahriki ve teşviki iledir. Haramdan ictinabı yoktur. Karısının da nâmahremden ictinab ve ihtirazı yoktur. Sâ’î bi’l-fesad fi’l-arzdır” diye padişaha bir de arz-ı mahzar yapmışlardır (BS. 249/78).
Aynı sene padişahtan gelen bir emirde; “Kazıklıoğlu’nun zimmetinde çok
alacağım vardır. Bu paradan 250 adet filori altını, sekiz adet kuruş bez-zazistanda İmam Ahmed nam kimesne-de olduğu” îlâm edildiğinden kendisinden kusursuz istenilmesi ve tahsil ve mirî için ahz ü kabz ettirilmesi ve teallül ve inad ve muhalefet ederse İstanbul’a gönderilmesi bildirilmiştir (BS. 249/70). BK, IV/41
OSMAN İnegöllü İlyas Çelebi’nin oğludur. Eşkıyadan olup fesad ve şenaati tevatüre erişip İstanbul’da işitilmiş ve mahbusen geldikte başı kesilmiştir. Bunun İnegöl’deki ne kadar malı ve hayvanatı varsa mal denecek eşyasını en ufağı bile bırakılmayarak cümlesi alınarak nakli kolay ve makbul olacaklar başka bir defter yapılarak ve eşyası mahfuz bir yerde emanet edilerek zayi ve telef olmasına meydan verilmemesi ve şeriat marifetiyle yapılacak muhal-lefat defteri, mübaşir tayin olunan İsmail’e teslimen gönderilmesi 9.10. 1641’de emredilmiştir (BS. 266/97). Maktulün varisleri varsa onların dahi İstanbul’a gönderilmesi de bildirilmiştir. BK, IV/42
OSMAN Bursa’nın okçularındandır. Hacıdır. Bursa’daki Ok Meydanı’nda bir musalla yapmış ve Cuma günleri namaz kıldırmak ve hatiblik için yanındaki kemankeşlerin şeyhlerine şart eylemiştir. 1749’da Hatib Derviş Ahmed Eşrefî ve sonra Hacı Mehmed Eşrefî ve bunun vefatı üzerine de 15.9.1790’da Mehmed oğlu Hafız Fey-zullah bu vazifeye tayin edilmişlerdi. BK, IV/45
OSMAN Bursa’nın Ağlaşan köyünden-dir. 21.5.1795’te köylerinden Hüseyin ve Şeyh köyünden Yılancıoğlu Osman ve Dışkaya’dan Kel Veli oğlu Mustafa ve Manyaslıoğlu Mehmed beş senedir eşkıyalık yapmakta ve Bursa ve Dış-kaya civarında dolaşarak halka zarar vermekte idiler. Dışkaya’daki Yörük-lerin hayvanlarını çaldıkları gibi Şeyh
köyünden Molla Ahmed’i, Dışkaya’dan Yörük İbrahim’i haksız yere katley-leyerek Bursa ve Gemlik kazalarında saklanmaktalar iken, tekrar başlarına biraz eşkıya toplayarak Dışkaya köyüne hücum ve buradaki yörüklerin her birinden cebren birçok para aldıkları ve, “eğer vermezseniz köyünüzü yakarız” diye korkuttuklarından Bursa mütesellimi ve Gemlik’de kereste kat’ına memur Kapıcıbaşı Numan Bey’e ve Ahmed Ağa’ya kat’î emirler verilerek, bunların tutularak İstanbul’a gönderilmeleri emredilmişti (BAZD. 3654, 3789). BK, IV/46
OSMAN Şeyh köyünden Yılancıoğlu’dur. Eşkıyadır. BK, IV/46
OSMAN Ünyelidir. Süleymaniye’de dördüncü medresede talebe iken medresenin nizam ve intizamını bozmuş ve 1829’da Şeyhulislâm Abdülvehhab Efendi işaretiyle Bursa’ya sürülmüştür. BK, IV/47
OSMAN (Derviş) Ali’nin oğludur. İstanbul’da Eyüb civarında İdris Köşkü mevkiindeki Şeyh Çolak Hasan Efendi Tekkesi’nde hücre-nişin dervişti. Şeyh ölünce karısı Fatma Hatun’u nikâhla almaya talib çıkmış ve kadın varmamıştır. Başka birisine nikâh olmuştur. Zifaf gecesi tekke yanmaya başlamış, ahâli tekkenin kapısına varıp tekrar tekrar kapıyı çalmışlar ise de açan olmamış, nihayet yangını söndürmek için kapıyı kırıp içeri girdiklerinde Derviş Osman’ın binek taşı üzerinde ayakta durduğunu görmüşlerdir. Tekkenin bunun tarafından kasden yakıldığı anlaşıldığından te’dîb için 1733’te Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 1186/4). BK, IV/44
OSMAN (Hacı) Hacı Ali’nin oğludur. Bursalıdır. İstanbul’da iken İstanbul hakimi Perviz Efendi imzasıyla 28.3. 1568’de tescil ettirdiği bir vakfiye ile Bursa’da Kara Şeyh mahallesindeki
evini, Gökdere’deki değirmeni, değirmencinin oturduğu evi ve altmış bin akçe nakdini, Abdal Mehmed Zaviye-si’ndeki fukaranın yedirilmesi için vakfeylemiştir (BS. 95/115). BK, IV/39
OSMAN (Serikli) Eşkıyadır. 1797 senesi Ağustosunda verilen bir emirde Serikli Osman ile arkadaşlarının idam ve izâleleri Bursa kazasında Demirtaş, Dimboz ve Aksu derbentçi köyleri ahâlisinden istenilmiş ve tekasülleri görülürse derbentlikleri ref’ ve bölük-başılarının azilleri tertip olunacağı hakkındaki emir Gemlik tersanesinde bulunan Kaptan-ı Derya Hüseyin Paşa maiyyetine giren Bursa mütesellimine vasıl olmakla takibata başlanmıştır. BK, IV/46
OSMAN (Seyyid) Hasankalelidir. Divan-ı hümayuna arzıhâl vererek, mirasçısı olduğu amcası oğlu Ömer’in muhalle-fatını almak üzere Bursa’ya gittiğini, Ömer’in, Kaşıkçıoğlu Mustafa’ya; “Varisim zuhurunda verin” diye emanet eylediği yedibuçuk kese akçe ile bir gümüşlü eğer takımı ve bir kılıcı, Bursa tahıl ağası Ahmed’e bıraktığını, beş-buçuk kese akçeyi istemiş ise de kendisine vermediklerini, hakkının iptaline çalıştıklarını ve hakimlere ve zâbıtlara sarf edip “sana bir habbe” vermeyiz diye inad eylediklerini ve Bursa’da bunların birçok manileri olup mukavemetin mümkün olmadığını bildirdiğinden adı geçen şahısların divan-ı hümayuna celbleri 1783 senesi Şubatında emredilmiştir (BS. 1198). BK, IV/44
OSMAN (Sultan) II. Bayezid’in oğlu Sultan Ahmed’in oğludur. Anası Sit-tîşah Hatun’dur. 1514’te ölmüş ve Amasya’ya gömülmüştür (BS. 26/31, 470). BK, IV/48
OSMAN (Şeyh)
OSMAN (Şeyh) Menteşe/Muğla’da doğmuştur. Kastamonulu Şeyh Şaban-ı Veli hulefasından İbrahim Efendi’den
icazet almıştır. Şirvan’a seyahat edip Bursa’ya gelmiş ve Pars Bey Camii solundaki zaviyeye şeyh olmuştur. Cuma ve Pazartesi günleri Halvetî ayini yaparlardı. 1720 senesi Birincikânun ayında ölmüş ve Şehreküstü mezarlığına gömülmüştür. Dünya malına katiyen meyletmemiştir. Kendisi mazanna-i kiramdandır (G. 186; SO. III/148). BK, IV/42
OSMAN (Tülek Seyyid) İnegöllüdür. Başına topladığı haşerat ve eşkıya ile İnegöl nâibi efendiye musallat olmuş ve korkutarak yerinden kaçırmıştır. İnegöl’de yapılan tahsilata mâni’ olmuş ve Bursa mahkemesine celb edilenleri dahi gitmekten men’ eylemiştir. “Biz İnegöl’den başka bir yerde mahkeme olmayız” diye cevap verdirmiştir. Arkadaşlarından Osman, Mehmed, Mür-sel, Çuhadar oğlu Mehmed, Hacı Ali, Ahmed’le beraber halktan nefisleri için cebren kırkar otuzar akçe tahsil eyledikleri ve ahâliye zulmettikleri divan-ı hümayuna şikâyet edilmekle, bunların muhakeme edilmek üzere tekrar celblerine 1755 senesi Martında emir verildi (BS. 280/107). BK, IV/43
OSMAN AĞA Göğüşzâde Hacı İbrahim Ağa’nın oğludur. 1810’da ölmüş ve Şehreküstü kabristanına gömülmüştür. BK, IV/47
OSMAN AĞA İstanbul’da Çivizâde mev-kiindeki ocakta “mir piyade” zeametine mutasarrıf sekbanbaşı iken 22.6. 1812’de bazı eracif tefevvühüne başladığından Bursa’ya sürüldü. BK, IV/47
OSMAN AĞA Yenişehirlidir. “Sarıca-oğlu” diye meşhurdur. Zengin olduğundan beş yüz askerle orduya iltihak etmesi emredilmiştir. Ahâlinin eşyasını yağma eylediğinden idamı emredilmiş ise de Bilecik voyvodası Ali Bey’in iltiması üzerine, aldığını sahiplerine iade etmek şartıyla 1814 Haziranında affe-dilmiştir (BS. 277/5). BK, IV/47
OSMAN AĞA İnegöl’ün Yenice köyünden Ali Çelebi’nin oğludur. Sipahi oğlanları zümresinden iken divan-ı hümayunda katledilmiştir. Oğulları Mustafa ve Mehmed ve ninesi Mustafa kızı Sittî Hatun kalmıştır (BS. 259/10). BK, IV/48
OSMAN AĞA (Çubukçu) Bursalıdır. Gayet hamiyetli ve hayırsever bir zattır. Yeşil’deki çeşmeye akan Müftü-suyu’nun yolları harap ve çeşme kurumuş olduğundan, bir bahçesini satmak suretiyle tedarik eylediği elli altmış lira ile bu çeşmeyi ve yollarını 16 Ağustos 1893’te yeniden inşa ve tamir ettirerek suyunu akıtmıştır. BK, IV/48
OSMAN AĞA (Genç) Bursalıdır. Sarayda çuhadardı. Kapıcıbaşılıkla affolundu. Başkapıkulu, topçubaşı, çavuşbaşı, sipahiler ağası oldu. 1803’te azl olundu ve biraz sonra da öldü (BS. 3/437). BK, IV/46
OSMAN AĞA (Seyyid Hacı) Ali oğlu Seyyid Mehmed Ağa’nın oğludur. 20.10.1739’da Nalbandoğlu mahallesindeki ailesi, serdengeçti ağası olarak sefere gitmiş iken ölümünü haber aldılar. Mustafa kızı Hatice Hatun, anasıdır. Ali kızı Hatice Hatun da karısıdır. Mehmed Emin ve Ömer adında iki oğlu, 188.431 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 1152/81). BK, IV/43
OSMAN BEY Hamza Bey’in oğlu Bâlî Bey’in oğludur. 1552’de babasının vakıflarına mütevelli idi. Şahzâde Mevzune Hatun’un kardeşidir. Uşak’da da Bâlî Bey’in vakıf hamamı vardır (BS. 34/104). Ümeradandır. BK, IV/39
OSMAN BEY Lâmiîzâde Ahmed Bey’in oğlu Mahmud Çavuş’un oğludur. Kendisi de cündîdir. Kale-i Umur Bey mahallesinde 1629’da ölmüş ve babasının yanına Nakkaş Ali Camii mezarlığına gömülmüştür. Anası İsmihan ve karısı Rabia Hatın’dur. Mirasında birçok bi-
nek atlarıyla beş katırı kalmıştı. 208.961 akçe muhallefat bıraktı. Mahmud ve Mustafa adında iki oğlu kalmıştı (BS. 240/75). BK, IV/40
OSMAN BEY Hamza Bey evlâdından Bekir Bey’in oğlu ve Hamza Paşa’nın baba bir kardeşidir. 1630’da sağdı. Mahmud Bey, Ali Çavuş, Abdülbâkî, Halil Bey adında diğer kardeşleri vardı. Hudâvendigâr sancakbeyi olmuş ve mîr-i mîrân rütbesi alarak paşa olmuştur. Ahmed Bey ve Ebubekir adında iki oğlu vardır. BK, IV/40
OSMAN BEY Hançerlizâde Abdurrahman Bey’in oğludur. 1693’te Sarı Abdullah mahallesinde ölmüştür. Karısı Hacı Veli kızı Rahime Hatun’dur. Abdurrahman, Arif Mehmed, Ahmed ve Asaf Bey adında oğulları ve Rabia Hatun adında bir kızı kalmıştır (BS. 368/1). BK, IV/42
OSMAN BEY İzniklidir. Hayreddin Paşa sülâlesinden ve İbrahim Paşa oğulla-rındandır. Mustafa Bey’in oğlu ve Hacı Ali Paşa’nın kardeşidir. Hicaz’a da gitmiştir. Oğulları Mehmed Ferhad Bey, Mustafa Bey, Eyüb Bey, Nuh Bey ve Hasan Bey’dir.
26.9.1789’da İznik ahâlisi arz-ı mahzar yaparak; kendi intihablarıyla İznik beldesini idare eden Osman Bey’den herkes memnun iken müzevvir ve eşirradan Kalleşoğlu Mustafa ve Çele-bioğlu İbrahim ve Oruçoğlu Abdullah ve Haracçıoğlu Ahmed ve Kapıcıoğlu Mehmed ellerinde kadı’nın arzı ve ahâlinin mahzarı yok iken İstanbul’a gidip mahzâ fesad ve melânet icadıyla Osman Bey aleyhine arzıhâl vermeye cesaret eylediklerinden bunların te’dîbi vesair müzevvirlerin terhibi için hapsedilmiş olmakla çavuş mübaşeretiyle sürüldükleri ve tekrar ederlerse başka türlü ceza verileceği emredildi (BADD. 4071).
13.1.1791’de kapıcıbaşılık rütbesi verilmiş ve süvari askeriyle Şumnu’ya muvasalat eylemiştir. İznik’ten çıkar-
dığı yüz süvari askerine ordudan ekmek ve arpa verilmeye başlanmıştır.
1791 senesi Ağustosunda Karamürsel’de âyânlık iddiasıyla tuğyan eden Hamid Bey, Koca Mehmed ve Tom-bazoğlu adındaki eşkıyaların tenkili için hareket eden Hudâvendigâr sancağı müteselliminin askeri içerisine “Yetmiş Beşli” diye yeniçerilik iddiasında olan bazı haşerat karışarak beraberce Karamürsel’e azimet ve sergerdeleri olan Devrekli Mustafa Bayraktar ve arkadaşı Ahmed Bayraktar ile ittifak ve Karamürsel’in Yeniköy ve Murdehor köylerini yağma ve eşyaları gasp ve Gebze kazasına bağlı Tavşancıl ve Hereke ve sair köylere getirip sakladıkları ve bazıları dahi İznik’in Üreğli, Keramet, İnebeyli, Kara Ahmed köylerine, Genceli taraflarına nakl eyledikleri haber alındıktan bu eşyanın istirdadıyla sahiplerine iadesine ve bu eşkıyanın haklarından gelinmesine Osman Bey memur edilmiştir (BAZD. 3452).
26.9.1794’te has silahşörler arasına alınmış ve Çanakkale’de 56 zira’ bir kalyon inşasına memur edilmiştir. Bu kalyonun mimarı Venedikli Yozeb ve burgucusu Yorgaki ve tercümanlık ve kalfalığı dahi kardeşi Ecvan yapmakta idi. 1810’da sağdı. Orduya beş yüz asker gönderdi. BK, IV/45
OSMAN ÇAVUŞ Dergâh-ı âlî çavuşların-dandır. Bursa’da subaşı idi. İstanbul’a arza gönderip, “Bursa asesler kethüdası Mehmed ihmalci ve keyf ve hevâsında-dır. İstediğim kimsenin asesler kethüdası olması iltizamımda dâhil olduğundan bunun ref’ edilip yerine, asesler kethüdası olmaya layık, bu işin uhdesinden gelir kimse olan diğer Mehmed’e berat verilmesini” diye rica etmiş ve 1588 senesinde Mehmed, asesler kethüdası tayin edilmiş ve beratı verilmiştir (BS. 172/261). BK, IV/40
OSMAN ÇELEBİ
OSMAN ÇELEBİ Demirtaş oğlu Umur Bey’in oğludur. 1428’de Varna muha-
9 Nakkaş Ali’nin oğlu Osman Çelebi’nin kabir taşı
rebesine Germiyan beyi olduğundan sancağı askeriyle gitmiş ve orada şehit olmuştur (SO. I/401, III/415). Ger-miyan sancağına Germiyanoğlu Yakub Bey’in vasiyeti üzerine tayin edilmişti (SOT. 162). Kahraman bir zat idi. BK, IV/38
OSMAN ÇELEBİ Koca Mehmed Ağa’nın oğlu Sadrazam Mahmud Paşa’nın oğlu Süleyman Çelebi’nin oğludur. İsfendi-yar oğlu Hatice Sultan büyük anasıdır. 1488’de hassa harcdan 7 akçe yevmiye almakta idi (BS. 7/418). BK, IV/38
OSMAN ÇELEBİ Yeşil Camii nakışlarını yapan Nakkaş Ali’nin oğludur. Bursalıdır. Meşhur şair Lâmiî Çelebi’nin babasıdır. İkinci Sultan Mehmed’in defterdarı idi. Ümeradandı. Defterdar iken vefat eyledi. Karısı Dilşad Hatun’dur. Bursa’da vakıfları vardır. Mahmud
Çelebi (Lâmiî), Mustafa Çelebi adlarında iki oğluyla; Nefise, Aişe, Habibe, Hafsa adlarında da dört kızı vardı. 1512’den evvel ölmüştür. Mezarı Bur-sa’da Nakkaş Ali Camii haziresindedir (BS. 23/31, 5/450, 11/22, 23/312; SO. III/415). Kaplıca’da (Çekirge) bir hanı vardı. 1518’de Birinci Murad vakfının beş yüz müd arpası bu hana konulmuş, o sene şiddetli yağmurlar yağıp kervansarayı sel suyu basınca arpa ıslanmış bahasına kesr gelmiştir (BS. 28/ 54). BK, IV/39
OSMAN ÇELEBİ İvaz’ın oğludur. Dergâhı âlî çavuşlarındandır. 8.12.1587’de Bursa’dan hassa harc eminliğine tekrar tayin edilmiştir. Her sene Muharremde yeniden tayin edilmesi âdetti (BS. 170/139, 173/278). 1583’te Bursa zâbıtı ve subaşısı Süleyman oğlu Cafer Kethüda, mahkemeye İvaz oğlu Osman Çelebi’yi getirip yüzüne karşı; “Eskiden beri kanun olduğu üzere şehri muhafaza için yoldaşlarım ile kol gezerken Şehreküstü mahallesinde Osman Çavuş dört hizmetkârı ve on, on beş kadar sarhoş kimseler ile yolumu basıp beni
döğdüler. Yoldaşlarım amcam oğlu olup varisi olduğum Kanber oğlu İbrahim’i de fena hâlde döğdüler ve yaraladılar ve altı gün sonra aldığı yaradan öldü. Bunun dem ve diyetini Osman ile hizmetkârlarından dava ederim” demiş ve onlar da inkâr eylemişlerdi. Bunun üzerine Cafer Kethüda; “Gece içinde vakitsiz bir zamanda vaki olduğundan isbata kadir değilim. Buna ait davadan ibra ü âm ile ibrâ ve iskât eyledim” demiştir. İvaz oğlu Osman Çelebi de o gece Cafer Kethüda’ya rast gelmediğini, parasını ve eşyasını almadığını söylemiştir (BS. 150/66). BK, IV/39
OSMAN DEDE Bursa Mevlevîhanesi aşçıbaşısı iken 1895’te ölmüş ve Pı-narbaşı’na gömülmüştür. Zarif ve kibar bir zat idi. BK, IV/48
OSMAN EFENDİ Ayvansaray imamıdır. Hükûmete verdiği arzıhâlde Fener ile Galata arasında Eflak voyvodası Stefan’ın hanesinin birkaç defa taarruza uğradığını ve kolluk üzerlerine vardıkta kaçtıklarını bildirmiş ve kolluk zâbıt ve neferlerinden soruldukta böyle bir mesele olmadığını bildirdiklerinden yeniçeri ağası Yusuf Ağa’nın takriri üzerine 1786 senesi Eylülünde Bur-sa’ya sürülmüştür (BS. 1200/90). BK, IV/44
OSMAN EFENDİ Bursalıdır. İstanbul’da Çarşamba Pazarı’nda İsmail Medrese-si’nde sakin iken yolsuz işlerinden dolayı 1788 senesi İkincikânununda iki pençeli ve iki mumlu ferman sadır olmadıkça salıverilmemek üzere Lim-ni’ye sürülmüştür (BEZD. 3633). BK, IV/44
OSMAN EFENDİ (Mevlûdî) Tuzpazarı mahallesinden Osman Efendi’nin oğludur. Birçok bestekâr yetiştiren ve mûsıkîyi seven suyu havası güzel olan Bursa’da doğmuştur. Süleyman Çele-bi’nin manzum Mevlid’ini besteleyen sekbanın şakirdi Ubeyd Efendi’den
kıraate mezun olmuştur. Mûsıkî fenninde mahareti vardı. Güzel sesi ile Kur’ân-ı Kerim okumakta idi. Orhan Camii’nde devir-han ve Mevlevîha-ne’de naathan iken 1597’de ölmüş ve Pınarbaşı’nda, Mevlevîhane karşısına gömülmüştür (G. 526). Birçok beste ve nameleri vardı. Karısı, Abdullah kızı Zahide, büyük kardeşi de Derviş Mehmed Efendi idi. 71.936 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 368/23). BK, IV/40
OSMAN EFENDİ (Şeyh) Hacı Şevki Efendi Zaviyesi şeyhi Hacı İbrahim Efen-di’nin küçük oğludur. 1904’te Hamam Tekkesi’ne şeyh olmuş ve hamam harap olduğundan selamlık dairesindeki odalarda Kadirî ayini icra eylemekte iken 19 İkincikânun 1918 Cuma günü vefat eylemiştir. Emir Sultan yolundaki sancaktar Nimetullah Efendi Türbesi karşısındaki kabristanda babasının yanına gömülmüştür. BK, IV/48
OSMAN EFENDİ (Şeyh, Hafız) Şeyh Hâmi Efendi’nin oğludur. 1905’te Hamam Tekke şeyhi idi. BK, IV/48
OSMAN FAİZ EFENDİ Dava vekili Fera-izîzâde Salih Efendi’nin oğludur. 1873’te doğmuştur. 1889’da Mekteb-i Harbiye’den zâbıt çıkmıştır. Şairdir ve Bursalıdır. Bursa gazetelerinde ve İstanbul’da çıkan Malumat gazetelerinde şiirleri vardı. BK, IV/48
OSMAN GAZİ
OSMAN GAZİ (Osmancık) 1258’de doğmuştur. Ertuğrul Gazi’nin oğludur. 1298’de Çakırpınar mevkiindeki düğüne gidip Bilecik’i ve Yarhisar’ı zapt eyledi. 1299’da İnegöl’ü zapt eyledi. 1300’de istiklalini ilân etti ve Karaca Hisar’da kendi adına hutbe okutup, halkın işlerini görmek üzere kadı nasb eyledi. Yeniden imar eylediği Yenişehir’e payitahtını nakl eyledi. Kendisine tâbî olanlara “Osmanlı” denildi. Kurduğu bu hükûmet 29 Haziran Birinci-teşrin 1923 senesine kadar (623 yıl)
10 Eski bir kartpostalda Osman Gazi’nin temsili resmi
devam etmiştir. 1301’de Taraklı ve Göynük semtini vurup Koyun Hisarı kalelerini Rumlardan aldı ve Koyun Hisarı önünde İstanbul imparatorunun ordusunu perişan eyledi. 1302’de bir müddet etraf hükümdarlarıyla hoş geçinerek memleketin ıslahına ve halkın rahatına bakarak geçirmiş, adaletli gölgesine sığınan halk çoğalmakla gücü artarak altı sene komşularıyla barışıklıktan sonra Atranos, Kite ve Kestel muhafızları Bursa hükümdarının teşvikiyle Osmanlıların üzerine hücum etmeleriyle Osman Gazi bunları bütün bütün dağıtıp, arkalardan Kara Ali Alp’i takibe göndermekle birçok kaleleri daha almış ve Marmara kıyılarına inerek Mudanya önündeki Kalolimni adasını fethetti. 1307’de zapt olunan bu adaya “Emir Ali/İmralı Adası” denmiştir.
1308’de İstanbul kayserini Moğol hanlarıyla ittifak Rum memleketlerine kimse el uzatmasın diye Gazan Han tarafına emirler gönderilmeye kalkı-şılmakla, Osman Gazi bunlara kulak asmadı. İznik’e ve İstanbul boğazındaki İstavroz köyüne kadar bütün memleketi çiğneyip Koca Hisar’ı ve Lefke’yi zapt eyledi. Bu civarlardaki hisarların
sahiplerine pek sıkı zarar eriştirmesiyle, bundan cümlesine korku gelerek Harmancık muhafızı Köse Mihal’e iltica ve Akhisar ve Geyve muhafızları dahi Osmanlılara tâbî oldular. Bu aralık Germiyan hududunda birçok Moğol leşkeri görünüp Karaca Hisar’ı yağma ve harap eylemesiyle Osman Gazi oğlu Orhan’la Köse Mihal’i göndererek 1312’de Moğolları kırıp işlerini bitirdikten sonra Gazi Abdurrahman ve Akça Koca’yı hemen kuzey tarafına gönderip Âbısâfî ve Akçaova nahiyeleriyle daha nice kazaları feth ve İznik’i dahi kâmilen kuşattılar. Hasılı memleket büyüdükçe bu havalinin merkezinde bulunan Bursa şehrinin fethi işi Osmanlı ümerası ve beyleri arasında müzakere olunup, 1317’de Bursa’nın etrafına hisarlar yaptırıldı. Birisi Hamza Bey Camii’nin kuzeyindeki seddin üstünde yapıldı ve adına Ak Demir Hisarı denildi. Diğeri de Bursa’nın doğusunda Mollaarab İlkmektebi’nin olduğu mahalde, el-an eserleri belli olan hisar yapıldı ve adına muhafızının namıyla Balabancık Hisarı denildi. Bursa böyle sıkıştırılmakta iken öbür taraftan da Karadeniz’e doğru Akyazı, Konrapa havalisi ve Sakarya çayının iki tarafları tamamen temizlendi.
726/1326 senesinde Osmanlı gazileri Pınarbaşı tarafına yürüyüp kalenin bir kısmına girdikte çaresiz kalan kale muhafızları Köse Mihal’in araya girmesiyle şehrin anahtarlarını Osmanlılara
teslim eylediler ve otuz bin altın fidye ile şehir halkına aman verildi. Bu defa esasında Söğüt şehrinde hasta olan ve yetmiş yaşını dolduran Osman Gazi vefat eylemekle, cenazesi Bursa’ya getirilip gömüldü. Adaleti çok severdi. Cesur ve kahramandı ve eli gayet açıktı. Mal depo etmeye, para istifi yapmaya asla rağbet etmedi. Öldüğü zaman bir iki takım elbise ve silah ile birkaç beygiri ve bir sürü koyunu kalmıştı. O vakitte İslâm memleketlerinde ahâli arasındaki nizalar ve hak davaları komutanların elinde iken Osman Gazi kadılar tayin eylemiş ve komutan ve valilerin muhakemelere müdahale etmelerini men’ eyledi. Bu cihetle hü-kûmet, aşiret/beyliğinden çıkıp keyfi işlere nihayet verildi. Adalete ve kanunlara dayanan bir hükûmet kurdu (SO. I/55).
Osman Gazi, Bursa’nın alındığını duyduktan sonra 21 Haziran 726/22 Ağustos 1326’da ölmüştür. Oğlu Orhan Gazi’ye hükûmet idaresine, takva ve diyanete müteallık hakîmâne nasihatler yapmıştır (Fakat zamanımıza kadar intikal eden manzum vasiyetname başkasının eseridir). “Kâmûsu’l-A’lâm”-da fevkalâde cesur, harb hilelerinde mahir, azmi kavî, dindar, kanaatkâr, dünyanın alayişlerine kapılmaz na-dirü’l-vücud bir zat idi. Vefatında fukaradan bir adamın muhallefatı kadar terekesi çıkmıştır” denilmektedir (KA. IV/3127). BK, IV/35
OSMAN GAZİ TÜRBESİ Bursa’nın muhasarası esnasında Osman Gazi, Balabancık Hisarı’nın olduğu yere gelerek muhasara tertibatını yaparken, şimdiki türbesinin olduğu yerdeki manastırı göstererek güneşin ziyasından kubbesinin kurşunları parladığı için “Beni şu gümüşlü kubbenin altına gömünüz” diye vasiyet eylemiş ve oraya gömülmüştür. Türbede yatanları:
Ertuğrul oğlu Osman Gazi, ölümü 22 Ağustos 1326.
Osman’ın oğlu Alâeddin Paşa, ölümü 1331.
Orhan’ın oğlu İbrahim (Asporça Ha-tun’un oğlu).
Asporça Hatun (Orhan Gazi’nin karısı).
I. Murad’ın oğlu Savcı Bey.
1485’te bu türbe tamamıyla harap olduğundan Mimar Üstad İshak ile mahkemeden gönderilen mutemed ve ehl-i vukuf tarafından 10.000’den ziyade akçe ile tamir edilebileceği keşfedilmiş ve padişaha arz edilmiştir (BS. 4/16).
1581 senesi Nisanında hassa harc emini Ahmed Çavuş mahkemeye getirilerek; “Türbenin karşısında feth-i hâkâ-nîden beri Osman Gazi’nin huddamının gömülü bulunduğu kârgir bina (türbe) harap olup süprüntülük hâline gelmesi ve boş durması zarardır. Satılması beyliğe faidelidir. Boş kalırsa mahalleye de zararı vardır, diyerek Hızır oğlu Mehmed’e sattı. Bu da yıkıp arsasına bina yapmak ister” diye türbenin mütevellisi Abdüsselâm oğlu Alemşah Çelebi, Ahmed Çavuş müvâcehesinde iddia etti. Bu mahalleye gidildiğinde türbe ve mezar olduğu sabit olduğundan Mehmed’in yıktığı duvarın tekrar yaptırılması ve türbenin hâli üzere kalması emredildi (BS. 132/102).
1281/1869 senesinde Orhan Türbe-si’yle Sultan Osman türbeleri arasındaki evler ve Orhan Türbesi’nin doğu tarafında Manastır Medresesi vardı. Hudâvendigâr eyaleti mütevellisi Ahmed Vefik Paşa da meydanı tanzim
11 Osman Gazi Türbesi
ettirmiştir. Bursa hisarındaki Gümüşlü Kümbed denilen bu türbeye Bursalı-larca “Osmancık Türbesi” ve “Manastır” adları verilmişti. Şimdiki hâlini 1868’de Sultan Abdülaziz tarafından yapılan inşaatta almıştır. Türbe, Osman Gazi’nin kahramanlığı, hizmet ve asaletiyle kıyas kabul edilmeyecek bir şekl-i inhitat arz ederler. İçinde daha birçok kimseler varsa da şahsiyetleri meçhuldür. BK, IV/37
OSMAN NURİ EFENDİ (Fabrikatör) Bursa eşrafındandır. “Buldurîzâde” demekle maruftur. Haremeyn rütbesini haizdir. Molla Arab Camii’ni tamir ettirdiği gibi, caminin doğu tarafındaki Molla Arab Mektebi’ni yeniden tesis ve karşılık olmak üzere bir fırın, bir kahve ve iki dükkânı 1905’te vakfeylemiştir. Bursa’da birçok hayırları vardır. Kükürtlü kaplıcalarının sahibi idi. BK, IV/48
OSMAN PAŞA Arnavut’tur. Yeniçerilikten yetişmiş, zağarcıbaşı, kul kethüdası, yeniçeri ağası ve vezir olmuş, Şam valisi iken azledilerek Trabluşşam’da oturması emredilmişti. 1704 senesi İkinciteşrin ayında Anadolu valisi oldu. Bir müddet sonra azl ile İstanköy’e nefyi emredildi. Müteakiben affedilerek tekaüden 1706 senesi Nisanında Bursa’ya gelmiş ve az sonra ölmüştür. İşgüzâr idi (SO. III/423). BK, IV/42
OSMAN PAŞA Beyrut civarında isyan eden Tahir Ömer’in büyük oğludur. Babası Mekke’de öldürüldükten sonra ailesiyle beraber İstanbul’a getirilmiş, yedi sene sonra da 13.10.1782’de Hudâvendigâr sancağının ber-vech-i maişet kendisine verilmesini istidâ eylediğinden mîr-i mîrânlık rütbesi verilerek evlâd ve ıyâliyle Bursa’ya gönderildi. Valilik emrinde âyân ve eşrafın marifetiyle muhtarı olan kimseyi mütesellim nasb eylemesi ve hasıl olan nemasından üç bin kuruşunu kardeşi Şeyh Ahmed’e vermesi ve hükû-metin iradesine katiyen karışmaması şartıyla Bursa mutasarrıfı olmuş ve senelerce Bursa’nın başına büyük bir gaile olmuştur. 1811’de ölmüş, Gökçe-dere kurbünde Eski Paşa kapısı yakınındaki mescid civarına gömülmüştür. Kitap okumasını severdi. Kendisine de evvelce Şeyh Osman derlerdi (SO. III/439). BK, IV/47
OSMAN PAŞA Yeniçeri ağası Vezir Ağa Mahmud Paşa’nın oğludur. “Cebeci Osman Paşa” namı ile meşhurdur. Vezirlik verilerek Rumeli’nde ve Anadolu’da birçok valiliklerde bulunmuş, Rumeli seraskeri ve rikâb-ı hümayun komutanı da olmuştur. 1810 senesi Nisanında Limni’ye gönderilmiş ve sonra aklını oynatarak Gelibolu’ya gönderilmiş, 1810 senesi Mayısında orada ölmüştür. Oğlu Müderris Halil Efendi vardı. Osman Paşa’nın karısı 1810 senesinde afife olmadığından Bursa’ya sürülmüş ve bu hâl zavallı Osman Paşa’nın aklını oynatmasına sebep olmuştur (BAZD. 1803, SO. III/439). BK, IV/46
OSMAN PAŞA Meclis-i Vâlâ-yı Ahkam-ı Adliye azasından olup 1860 senesi Haziranında meclisten çıkarılarak rütbesi kaldırılmış ve kendisi Bursa’ya sürülmüştür (BS. 1276/22). BK, IV/48
OSMAN PAŞA (Türk) Yusuf Ziya Pa-şa’nın kâhyası olmakla kapıcıbaşı ol-
muştu. 1802’de vezaretle Erzurum valisi ve sonra da şark seraskeri olmuştu. Diyarbakır ve sonra da tekrar Erzurum valisi oldu. Avdetinde teka-üden Bursa’ya gönderildi. Paşa Kapısı civarında Seyyid Ömerzâde konağına misafir edildi. O günün akşamı katline emir geldi ve Bursa valisi Derviş Pa-şa’nın kethüdası Müezzin Paşa bu işe tayin olunduğundan şehit edildi. 1816’da Emir Sultan’a gömüldü (SO. III/440). BK, IV/47
OSMAN PAŞA (Vekil) Mısır ümerasından iken ailesiyle birlikte Sinop’ta ikamete memur edilmişti. 1765 Haziranında Sinop’un suyu ve havasıyla imtizac edemediği ve kışın soğuğuna takat getiremediğinden münasib bir mahalle nakledilmek ricasında bulunmak üzere ehl ü ıyâl ve etbaıyla Sinop’dan bir gemiye binerek Karadeniz Kavağı’na geldiğini bildirmiştir. Fer-mansız kalkıp gelmek büyük bir kabahat iken bunun illet ve mizacı hükû-metçe malum olduğundan, bundan sonra fermansız bir tarafa ayrılmamak şartıyla yaptığı kabahate göz yumularak âb ü hevâsı lâtif olan Bursa’da ikameti ferman olunmakla ıyâl ve etbaıyla kayığa binip Mudanya’ya çıkıp Bur-sa’ya gitmesi ve Bursa kadısının dahi kendisine ikram ve hürmet eylemesi ve padişahın devletinin devamı duasına başlaması ve fermansız bir adım bile başka tarafa ayrılmaması kedisine de ayrıca fermanla bildirilmiştir (BS. 286/100). Mısır’da emir-i haslık dahi yapmıştı. 1766’da kendisine günde 908 akçe tayinat bahası verilmesi ve İzmir gümrüğünden dahi şehrî 1650 akçe aylık verilmesi emredildi. Kendisi hacıdır. 22.2.1769’da kendisine maişet olmak üzere tekrar Dukakin sancağı verilmiş ve buna senede üç taksit ile 7.500 kuruş vermek şartıyla mîr-i mîrândan Kahraman Paşa, fermanla mütesellim nasb olunmuştur. 1722’de Mısır valiliğine vezaretle tayin edilmiş ve az müddet sonra Mısır’da ölmüştür
(SO. III/432). Kibar ve nazik bir zat olduğundan Bursa’da bulunduğu on yedi sene zarfında birçok kimselerin muhabbetlerini ve saygılarını kazanmıştı. BK, IV/43
OSMAN ŞAH
OSMAN ŞAH II. Bayezid’in oğlu Şehzâde Alemşah Sultan’ın oğludur. 1512’de Yavuz tarafından şehit ettirilmiş ve Muradiye’deki türbelere gömülmüştür. Anası Abdullah kızı Hurşid Hatun’dur. Bahadır Ağa mahallesinde bir küçük bahçe satın almıştı (BS. 25/273). Sağlığında Çankırı livası mutasarrıfı idi (G. 58). Kız kardeşi Fatma Hatun vardı. BK, IV/38
OTAĞ Karaman beylerbeyi Ömer Pa-şa’nın Bursa’da Hacı Ali Çavuş’a emanet bıraktığı on sekiz hazneli bir otağı ve sokağı olup, sair levazım-ı mühimmatı ile acele eşkıya def’ine memur Serdar-ı Ekrem Nasuh Paşa’ya irsali 1605’te emredilmiştir (BS. 209/161). BK, IV/49
OTAK YAKALARI 1486’da Bursa’da işlenen otak yakaları tezgâhlarının satılmasına emir geldiğinden, iki ay müzayededen sonra beş bin akçeye satılmıştır (BS. 5/180).
1595 otağ-ı hümayun mühimmatı için yüz on kıt’a Vardar keçeleri kırmızıya boyanıp vakit ve zamanıyla otağ-ı hümayun ambarına teslimi ve bedelinin hassa harcdan alınıp hak sahiplerine verilmesi emredildi (BS. 189/90). İstanbul’da otağ-ı hümayun nazırı ve emini diye birer teşkilât vardı. BK, IV/49
OTOPSİ Bursalı Ramazan kızı Şahhûbân Hatun’un oğlu Ali’yi, ustası Satılmış oğlu Celal’ın döverek ölümüne sebep olduğu iddia edilmiş ise de mahkemece Mevlânâ Ali Halife, Ramazan oğlu Ali, Tabib Ahmed oğlu Mustafa ve Cerrah Hayreddin oğlu Pîr Ahmed Çelebi gönderilip muayene ettirilmiş, müteveffanın üzerinde darp eseri olmadığı 1552
senesi Şubatında mahkemeye haber verilmiştir (BS. 52/211).
10.1.1555’te Tahtakale’de vefat eden Abdullah oğlu Cafer’in Karamanlı Abdurrahman tarafından vurularak öldüğü şikâyet edilmesi üzerine, hakim tarafından Tabib Hasan Halife ve Cerrah Hacı Hasan gönderilip muayene edilmiş ve sol tarafından taun çıkardığı anlaşıldığından; “ol yaradan adam ölmez, taundan ölmüştür” diye haber verilmiştir (BS. 54/80).
1561’de Bursa zindancısı Hemdem mahkemeye gelerek, Bursa sancakbeyi Bayezid Bey’in hapseylediği Yarhisarlı Ramazan oğlu Hatib Ahmed’in öldüğünü haber vermiş ve mahkemeden Mevlânâ Şemseddin Halife üzerine gönderilip görüldükte, ölünün açık kaşlı, uzun boylu, kara yağız bir kimse olduğu anlaşılmış ve oradaki Müslü-manlar da “Yarhisarlı Hatib Ahmed’dir” diye haber vermişlerdi (BS. 92/97). BK, IV/49
OYUN DEDE
OYUN DEDE Hikmetîzâde bendelerinden olup Vefeyat-ı Latifî’de tercüme-i hâli ve bazı harikaları yazılıdır. 1794’te ölmüş ve İsmail Hakkı Tekkesi civarındaki Akçeli Ebubekir Mektebi kabristanına gömülmüştür (DŞ.). BK, IV/49
ÖMER Yenişehir’in Büyük Ayas köyün-dendir. Yenişehir civarında akan nehir üzerindeki Sultan Bayezid’in bina eylediği köprü ekseri vakitlerde harap, Ömer de bu diyarın en mahir duvarcısı olduğundan 1530’da avârız-ı divaniy-yeden muaf olmak şartıyla köprücü tayin edilmiştir. BK, IV/3
ÖMER Sultan Mehmed vakıflarının 1603’te mütevellisi idi. Evvelki mütevelliler vakfın parasını yediklerinden vakıf zayıflamış, imaret kapanmış ve diğer işler de parasızlıktan sıkıntı ve müşkilâtla görülür olmuştu. Bu zat vakfı ıslah eylemiştir (BS. 207/186). BK, IV/3
ÖMER Atranoslu Akdereli oğlu Meh-med’in oğludur. Sincanlı oğlu Süleyman’la askerlik yaptığından yapılan müsademede ölü olarak bulunmuş ve 1775’te başı kesilerek Anadolu eyaleti divanına gönderilmiştir. BK, IV/6
ÖMER Bursalı Keçelizâde’dir. Zenginlerdendir. Oğlu Osman ile yazacağı 400 askerle sefere iştiraki 1783 senesi Martında emredilmiş ise de oğlu Şubat ayında öldüğünden seferden affedil-miştir (BS. 1186/19,24). BK, IV/7
ÖMER “Suhte Ömer” diye meşhurdur. İstanbul’da sipahi çavuşlarından Meh-med’in Osman adında şâb emred (yüzü kıllanmamış) hizmetkârına tasallut eylediğinden 30.5.1784’te Bursa’ya sürülmüştür. BK, IV/7
ÖMER İstanbulludur. Müzevir ve müfsid bir adamdı. “Seyyid Ömer” diye meş-
hurdur. Kendi hâlinde olmayıp türlü türlü hileler icad ederdi. Bâb-ı âlîde arzıhâller buyurtturmuş ve tezviratına revaç vererek halkın zararına çalışmış ve aslı ve esası olmayan maddeler için arzıhâl takdimine cesaret eylemiş ve bunun tezvirleri arz odasında toplanan meclis-i şeriatde meydana çıkmış olduğundan, te’dîb için çavuş mübaşeretiyle 1822 senesi Temmuzunda Miha-liç’e sürülmüştür. BK, IV/9
ÖMER Bozokludur. Süleymaniye medreselerinden dördüncü medresede sakin iken medresenin nizamını bozduğundan, arkadaşı Ünyeli Osman ile beraber Şeyhulislâm Abdülvehhab Efendi’nin 12.12.1829 tarihindeki işaret-i aliyyesi mucibince Bursa’ya nefy edilmiştir. BK, IV/9
ÖMER Kasaptır. Kartallıdır. Bk. Nefy. BK, IV/5
ÖMER (Bitli) İstanbul’da Esir Hanı’nda esirci idi. Yanındaki cariyeleri gündüzleri bazı evlere, hamamlara yollayarak eşya çaldırdığından dolayı Bursa’ya sürülmüştür. Ancak gizlice İstanbul’a giderek eskisi gibi hırsızlık yapmaya ve yaptırmaya başladığından Ayşe adındaki Arap cariyesiyle beraber 1732’de Limni’ye sürülmüştür. BK, IV/5
ÖMER (Hacı)
ÖMER (Hacı) İstanbul’da kapan tüccar-larındandı. Tophanelidir. Tüccarları, gemi reislerini aldattığı ve zahire işlerini karıştırmakta olduğundan 1790 senesi Temmuzunda Bursa’ya nefy edilmiştir. BK, IV/7
ÖMER (Küçük) Zilelidir. Gemlik’e yerleşmiştir. Müste’men gemilerine zahire sattığından Limni kalesine kalebend edilmiş, 15.7.1779’da affedilmiştir. Gemlik’de ölmüştür (BAZD. 3673). BK, IV/7
ÖMER (Küçük)
ÖMER AĞA Hacı Mehmed’in oğludur. “Karakaşzâde” diye 1620’de şöhret olmuştu (BS. 234/9). Bursalıdır. Celvetiye şeyhlerinin edip ve âlimle-rindendir. 1637’de Edirne’de ölmüştür. Tasavvuf ve ahlâktan bahseden iki kitapla bir divanı vardır (OM. I/147). BK, IV/4
ÖMER AĞA Bursalıdır. 30.6.1784’te Hacı Yakub’un büyük kızıyla evlenmiş ve ertesi günü sabah vaktinde dükkânına giderken Sipahi Pazarı yakınında Panayır köyünden Esad Bey tarafından piştov kurşunuyla öldürülmüştür. Esad Bey bu kızı başkasına almak istiyordu. Kızdığından Ömer Ağa’yı öldürmüştür (BS. 1198/37). BK, IV/7
ÖMER AĞA Turnacıbaşılardandır. 1793’te Şubat ayında Bursa ağalığına ve zâbıtlığına tayin edilmiştir. BK, IV/7
ÖMER AĞA (Hacı) Bursa mütesellimi ve kapıcıbaşılarındandır (SO. IV/600). BK, IV/9
ÖMER BEY Mustafa’nın oğludur. Zua-mâdandır. Bursa zeametinin üç yılını 139.819 akçeye iltizam eylemiştir. Yarar ve maslahat-güzâr olup Bursa şehrinin subaşılığını büyük bir başarı ile yapmıştır. En meşhur eşkıya ve haramzadelerden ev ve kervan basan Köpek oğlu Kalender ile Deli Memo’yu tutmaya muvaffak olmuş ve bunları mahkemeden aldığı îlâmla idam ederek asayiş ve emniyeti temin eylemiştir. Hudâvendigâr sancakbeyi Mustafa Bey tarafından Serdar-ı Ekrem Ferhad Paşa’ya yanlış ve hakikate aykırı yazılan bir arzla azledilmiş ise de İstanbul’a gidip mahkemeden aldığı elindeki
huccetleri göstermiş, 5.6.1586’da tekrar zeameti kendisine tevcih edilmiş ve Bursa’ya tekrar subaşı olmuştur (BS. 170/185,243,84). BK, IV/3
ÖMER BEY Yanyalı Ali Beyzâde’dir. Timar sahiplerindendir. Kendi hâlinde oturmayıp, Arnavut eşkıyasını ve nice ehl-i garazı başına toplayıp ve gece ve gündüz silahla gezip cizyenin vesair vergilerin tahsiline mâni’ olduğu, mutasarrıfı tarafından şikâyet edilmekle İstanbul’da bulunan Ömer Bey’in beylik paralar tahsil olununcaya kadar Bursa’ya nefy olunması ve padişahın emri olmaksızın bir adım hariç mahalle salıverilmemesi 27.11.1734’te emredilmişti. Ömer Bey, Bursa’dan gönderdiği bir istidâ ile; “Yanya mutasarrıfı Mustafa Paşa’nın kendisine garazı olduğundan ve türlü türlü iftiralar eylediğinden” bahseylemiş ve affını rica etmiş ve bir ay sonra Yanya’da ikamet şartıyla affedilmiştir (BS. 280/116, 118). BK, IV/6
ÖMER BEY 1760’ta Mudanya’da bir cami bina eylemiştir. BK, IV/6
ÖMER BEY İnegöl âyânı Numan Bey’in oğludur. Birkaç süvari ve piyade askeriyle Davud Paşa Sahrası’ndaki orduya gelmiştir. Kendisine ve orduya icab eden çadırlar verilmediğinden kendisi ve askeri günlerce açıkta kalmış ve nihayet 10.8.1809’da on kıt’a sekban çergesiyle bir kıt’a kubbe çadır verilmesi defterdarlığa emredilmiştir. BK, IV/7
ÖMER BEY Âyândan Bursalı Rıza Bey’in oğludur. İstanbul’da ölmüş ve Üsküdar’da Selimiye Tekkesi’ndeki akrabaları yanına gömülmüştür. BK, IV/9
ÖMER BEY (Hoca) Hoca Ali’nin oğludur. Hoca Alizâde Camii ve Mektebi’ni bu zat yaptırmıştır. Fakat asıl camiyi 1439’da Hacı Ali yaptırmış ise de, bu zat harap olan camiyi yeniden inşa
ettirmiştir. 1508’de ölmüştür. Bu ailenin Emir Sultan’a münasebeti vardır. Hoca Ömer Çelebi’nin La’lî Çelebi, Ahmed Çelebi, Hoca Ali Çelebi adında üç oğlu vardır (BS. 25/68, 3/312, 119/7, 1260/100). Camisi civarında medfundur. BK, IV/2
ÖMER ÇAVUŞ Kara Mustafa’nın oğludur.
Dergâh-ı âlî çavuşlarındandır. BK, IV/3
ÖMER ÇELEBİ Molla Yegânzâde Hüseyin Paşa’nın oğlu, vakıflarının mütevellisidir. Müderrislerdendir. 1513’te müte-vellilikten çekilmiş ve yerine kardeşi Şemseddin Çelebi mütevelli nasb edilmiştir (BS. 25/335, 28/524). BK, IV/2
ÖMER ÇELEBİ (Seyyid) Seyyid Ataullah Çelebi’nin oğludur. 1694’te Hoca Alizâde mahallesinde ölmüştür. Karıları Abdullah kızı Saliha ve Abdullah kızı Hanım’dır. Seyyid Ahmed, Hasan, Mehmed adında üç oğlu, Cemile, Rabia, Zeyneb, Şerefhan, Ayşe isminde beş kızı vardı (BS. 368/19). BK, IV/5
ÖMER DEDE Bursalıdır. Sûfiye tarikin-dendir. Hacı Bayram’dan irşada icazet almıştır. Evvelâ Kayserili Şeyh Hamid Somuncu Baba ve sonra Hacı Bayram Velî Hazretlerinin yanında tarikini ikmal etti (ŞN. 95). Ömer Sikkinî dahi derler. Tarikat-i Melâmiye-i Bayramiye bu zattan başlar. Hacı Bayram’ın ölümünden sonra Akşemseddin tekkeye şeyh olmuşsa da, bu zatın Hacı Bay-ram’ın hayatında kutub olduğu işaret edildiğinden şeyhlik buna intikal eylemiştir. 1519’da ölmüştür. Mezarı Göynük/Torbalı kasabasındadır. BK, IV/2
ÖMER EFENDİ Anadolu kazalarında kadılık yapmıştır. Karısı Mahmud kızı Ümmügülsüm ile cariyesi Mülayim, Enarlı mahallesindeki evlerinde bir gece boğulmuşlardır. Yapılan tahkikatta Ümmügülsüm’ün, yaramazlık ile şöhret aldığı anlaşılmıştır. Divane Kâ-
mile’nin kızı Hanım Bacı ve Kürkkapıcı karısı Hatice adındaki kadınla muaşakada bulunduğunu ve içli dışlı iken son zamanlarda aralarında soğukluk hasıl olduğunu mahalleli haber vermişlerdir. Divane Kâmile, o gece kızının evde yatmadığını ve Tuğcu Rıdvan’ın cariye-si Canfeda’nın alıp gittiğini ve Tuğcu Rıdvan’ın evinde yattığını söylemiştir. Oradan aranıldığında, “Burada idi, biraz evvel gitti” denilmiş ve Hanım Bacı gizlenmişti. Asıl haberin Tuğcu Rıdvan Bey’in karısı diğer Hatice Hanım’da olduğunu ve onun hamamlarda del-lâklık yapan bir cariyesi olup, bazı geceler erkek şekline girip gece külâ-hıyla Ömer Efendi’nin evine gidip geldiği de anlaşılmıştır. Yabanda olan Kadı Ömer Efendi, bu müthiş felâketi işitince hemen Bursa’ya gelerek katillerin aranmasına çok ehemmiyet vermiş ve bunun mesaisiyle yakalanan kadınlar hapse atılmıştır. Bu vaka 1617’de cereyan etmiştir (BS. 231/36). BK, IV/4
ÖMER EFENDİ Habil oğlu Mehmed Efendi’nin oğludur. Uzun Ali Efen-di’den ders görmüştür. Müderrislik ve kadılıklarda bulunmuş ve Medine mollası olmuş ise de Medine’ye gitmeden 1678 Şubatında ölmüştür. Zamanının birinci sınıf âlim ve fazıllarından idi. Akranlarına her cihetten faik idi. Şairdir. Mahlası “Avnî”dir (G. 361). BK, IV/4
ÖMER EFENDİ Hüsameddin Efendi Tekkesi şeyhi Mehmed Efendi’nin oğludur. 17. asırda yaşamıştır. BK, IV/5
ÖMER EFENDİ Sinan’ın oğludur. İznikli-dir. Âlim hekimlerdendi. Ömer Senâî’-nin arkadaşıdır. 1704’te tıbba ait iki eseri vardı. Ecnebi dillerine de vâkıftı (OM. III/296). BK, IV/5
ÖMER EFENDİ
ÖMER EFENDİ Bursa’da başhekimdi.
Padişah tarafından mahkeme-i suğra
nâibliği verildi. 1716’da nâib oldu (BS. 301/54). BK, IV/5
ÖMER EFENDİ Hacı Abdurrahman Efen-di’nin oğludur. Bursalıdır. Müderris iken 1717 senesi Nisanında ölmüş ve Deveciler mezarlığında İshak hocası Ahmed Efendi yanına gömülmüştür (G. 433; SO. III/389). BK, IV/5
ÖMER EFENDİ Müderrislerden Abbas Efendi’nin oğludur. Bursa’da tababetle meşhurdu. 1746’da öldü. Eli kalem tutan ve şiir yazan bir şairdi. Güzel bir hekimdi (SO. III/151). BK, IV/6
ÖMER EFENDİ Kumlalıdır. Eşrefzâde Fahreddin Efendi’den inabet aldı. Bur-sa’da Eşrefiye şeyhi iken 1769’da ani olarak öldü (SO. IV/592). BK, IV/6
ÖMER EFENDİ Bursalı Halil Efendi’nin oğludur. 1840’ta doğmuştur. Ulu-cami’de dersiâm iken Çarşamba Tekkesi şeyhi Edhem Efendi’ye damat olmuş ve kayınpederi, ölümünden bir sene evvel, şeyhliği damadına terk eylemiştir. 1889’da Hicaz’a gitmiş ve Mekke’de ölmüştür. Âbid, zahid, hoşsohbet ve âlim bir zat idi. BK, IV/9
ÖMER EFENDİ (Fazıl) Beypazarlı olduğu hâlde “Kayserili” diye şöhret bulmuştu. Nakşibendî şeyhlerindendir. 1857’de ölmüş ve Hindîler Tekkesi’nin karşısına Pınarbaşı Tekkesi’ne gömülmüştür. Bursa’daki meşhur hareket-i arzı, vukuundan evvel haber vermiştir (KŞ). BK, IV/9
ÖMER EFENDİ (Hacı) Seyyid Ömerzâ-de’dir. 1764’te müderris idi (BS. 398/33). BK, IV/5
ÖMER EFENDİ (Hafız) Eğinli Mustafa Paşa’nın kardeşidir. 1813’te ölmüş, Bursa’da Emir Sultan’daki duvar dibinde Mustafa Paşa’nın yanına gömülmüştür (SO. IV/468). BK, IV/7
ÖMER EFENDİ (Şeyh) Vaizdir. Kavaklı Mescidi’nde oturup ömrünü tahsil-i ilm ü kemâle sarf eylemiş ve hayatını va’z u nasihat ile geçirmiştir. 1592’de ölmüştür. Temenna’da Eşrefîler kabristanına gömülmüştür (G. 199). BK, IV/3
ÖMER HULUSİ EFENDİ (Hacı Hafız) Şeyhtir. “Yılancı Efendi” demekle meşhurdur. Esasen Konyalıdır. 1876’da ölmüş ve Nalbandoğlu Camii karşısındaki mektebe gömülmüştür. Saîd Efen-di’nin kızı Rukiye ile evlenmiştir. Ruki-ye Hanım da 1883’te ölmüş ve kocasının yanına gömülmüştür (MİB. 30). BK, IV/9
ÖMER KAPTAN Bursalıdır. Mora vakasında İzdin sevahilinin muhafazasına memur edilmiştir. 1838 senesi Mayısında korsan gemileriyle harbe tutuşmuştur. BK, IV/9
ÖMER KÖYÜ İznik’e tâbîdir. Yıldırım Bayezid’in oğlu Çelebi Sultan Meh-med’in kızı Hafsa Hatun’un Bursa’daki camisine vakfıdır. Bu kadının kocası İbrahim Paşa’nın oğlu Mahmud Çelebi, bu köyü hibe-i şer’î ile temlik ve satmış ve kadın da Bursa’daki camisine vakfeylemiştir (1530 Tarihli İznik Tapu Defteri, s.297). BK, IV/3
ÖMER MESCİDİ (Hacı) İznik’tedir. Küçük Ömer köyü civarında bir yeri ve İznik şehrinde Kapan Çarşısı’nda iki dükkân ve şehirde bir miktar ev yerleri vakfıdır. 1530 senesinde dükkânlar ve mescid mamurdu. BK, IV/3
ÖMER PAŞA 1730’da Bursa’da Hudâ-vendigâr livası beyi idi. Sefere memur olduğu hâlde gitmemiştir. 49,5 kese imdad-ı seferiyye verilerek Bağdad valisi maiyyetine memur edilmiştir. BK, IV/5
ÖMER PAŞA Divriğilidir. Hudâvendigâr sancağı mutasarrıfı iken 1748’de eceliyle ölmüştür. 1733’te Musul ve
1734’te şark seraskeri maiyyetlerinde orduda iken ordu hazinesinden beş yüz ve bin kuruş almakla bin beş yüz arz makbuzu olduğuna dair iki kıt’a senetleri başmuhasebeye kayd ve hıfz olunmuştu. Beyliğe olan bu borcunu ödemeden vefat eylediğinden Bursa’da şeriat marifetiyle yazılan ve defteri yapılan eşyasından tahsil ve hazineye gönderilmesi emredildi (BS. 384/23). BK, IV/6
ÖMER SEKBAN Kandiye kalesi muhasarasında din-i İslâm uğrunda sol ayağı kurşunla parçalanarak amel-mânde olmuş ve 1669’da bu muharebede gösterdiği hizmeti mukabelesinde Bursa mizan-ı harir mukâtaasından almak üzere yevmî on akçe vazife tevcih olunmuştur (BS. 301/104). BK, IV/4
ÖMER ŞİFÂÎ Şeyh Hasan Efendi’nin oğludur. Fazıl bir hekimdir. Hâzıktır. Sinoplu ise de Bursa’yı ikinci vatan ittihaz eylemiştir. Tıbba ait on eseri vardır. 1742’de ölmüş. Bursa Mevle-vîhanesi karşısına defnedilmiştir. Ye-nikapı Mevlevîhanesi’nde çilesini doldurduktan sonra hekimliğe başlamıştır. Telîfatından başka tercüme eylediği tıp kitapları da vardır (OM. III/297). BK, IV/5
ÖMER USTA Yeniçerilerdendir. 1823’te Bursa’ya sürülmüş, 1825 senesinde Bursa’da ölmüştür. Pınarbaşı kabristanına gömülmüştür. Dikilen mezar taşı, bu adamın hayatını anlatması itibarıyla dikkate değer. (Fazıl İsmail Ayan-oğlu’nun henüz tab’ ve neşredilmeyen Bursa Mezar Kitabeleri adlı eserinden alınmıştır.) Mezar taşı aynen şöyledir:
“Gençliğine doyamayan, muradına eremeyen, otuz sene kışlada hizmet edip çapraz çeken, bir vefasın görmeyip sonu Bursa’ya sürgün gelen, üç sene Bursa’da sürgün durup, üç gün olsun gideyim diye İstanbul’a hasret çeken; ona edenler de öyle olsun, âhı kalmasın, merhum
12 Hekim Ömer Şifâî’nin kabir taşı
seksen sekizin Ömer Usta ruhuna fatiha. Sene 1241”. BK, IV/8
ÖMEROĞLU (Molla) Hasanağa köyün-dendir. Bölükbaşıdır. Zengin olduğundan 1733 Temmuz ayında yazacağı askerle sefere memur edilmiştir (BS. 1186/2). BK, IV/6
ÖMEROĞLU KÖYÜ Çandarlı İbrahim Paşa’nın oğlu Mahmud Çelebi’nin mülkü iken, karısı Çelebi Sultan Meh-med’in kızı Hafsa Hatun’a hibe eylemiş ve o da Bursa’daki Bedreddinoğlu mahallesindeki camisine vakfeylemiştir (BATD. 7348). BK, IV/9
P
PAMUK Bursa’da pamuk alıp satmak hallaçlara münhasır iken bakkallar dahi sattıklarından 1606’da men’ edilmişlerdir (BS. 213/87). BK, IV/50
PAMUK EMİR KAHVESİ 1681’de Kayhan’da idi (BS. 357/18). BK, IV/50
PANBUÇUK KÖYÜ 1530 tarihli hazine kayıtlarına göre Orhan Gazi bu köyü Ferzend adında birisine temlik eylemiş ve sonra kardeşi Hacı Murad oğlu İsa’ya kalmış ve bundan Yörgüç Paşa satın almıştı. Miras suretiyle Yörgüç Paşa’nın oğlu Yunus Bey’e kalmış ve bunun da vefatıyla kızı Hatice Hatun’a kalmıştır. Kapı ağalığından Turhal’a sancakbeyliğine tayin olunan Hüseyin Ağa, Hatice Hatun’dan satın alarak İstanbul’daki Küçük Ayasofya Camii’ne vakfeylemiştir (Şimdi bu isme tesadüf edemedim). BK, IV/50
PANKDÛZOĞLU Mihaliçli eski bir ailenin soy adıdır. Bu aileden Lutfullah Ağa ve oğlu Mehmed Haşim Ağalar meşhurdur (1810). BK, IV/50
PAPATYA KÖYÜ Yenişehir kazasındadır. İznik’teki Gazi Süleyman Paşa Medre-sesi’nin vakfıydı. 1927’de bu köyün 42 evi ve 174 nüfusu vardı. 1943’te bu köyün 586 seneden beri mevcut olduğu görülmüştür. BK, IV/50
PAPAZ AHMED EFENDİ Bursalıdır. Uzun sakallı olması kendisine bu ismin verilmesine sebep olmuştur. “Kavsîzâde” derlerdi. Tahsil ettikten sonda müderris olmuş, 1027/1617’de vefat eyle-
miştir. Temiz ahlâklı, âlim bir zat idi (ŞN. II/448; G. 329). BK, I/72
PARÇA EMİNİ İstanbul gümrüğü mülhakatından Bursa şehrinin gümrükçüsüne fi’l-asıl “parça emini” tesmiye olunurdu. Gümrük eminlerinin sakin olacakları mahallin ebniyesi vakf-ı hümayundan inşa olunup bu evlerin kirası senede yirmi beş kese akçe tutmakla, bu meblağ vakfa İstanbul gümrükleri eminleri tarafından îtâ olunmuş ve yeniden 17.6.1802’de ihdas olunan esham faizleri dahi sahiplerine İstanbul gümrüğünden verilmesi emredilmiştir (BS. 281/106). BK, IV/50
PARMAKSIZ EMİR Bursa’da vakıfları olan Seyyid Hüseyin’in ve oğlu Seyyid İbrahim’in Bursa’daki şöhretidir (1871) (BS. 112/243, 221/32). BK, IV/ 50
PARMAKSIZ MUSTAFA BEY
PARMAKSIZ MUSTAFA BEY İsmail’in oğludur. Anası Abdullah’ın kızı Emine Hatun’dur. 1608 senesinde Hudâven-digâr sancakbeyi iken, 1609 senesi Birinciteşrin ayında padişahın emriyle idam edilmiş ve Pınarbaşı’ndaki kahvelerin hizasına gömülmüştür. Mezar taşı duvar inşaatında kullanılmıştır. Karısı Abdullah kızı Rahime Hatun’dur. 1608 senesinde ölmüştür (BS. 217/81, 218/ 13).
1609 senesi Birinciteşrin ayında Anadolu beylerbeyi Mehmed Paşa tarafından Bursa mahkemesine gönderilen Kurt Çavuş, Mustafa Bey’in Bursa Yahudilerinden Yakob oğlu Aslan oğlu Yasef’le bazı esbab alıvermesi için elli bin akçe verdiğini ve Mustafa Bey’in
katli üzerine bu meblağın beyliğe ait olduğunu ve Mehmed Paşa tarafından Mustafa Bey’in muhallefatına el konduğunu söylemiş, Yahudiler de inkâr etmiş ve birçok Müslümanlar da bunlarla Mustafa Bey’in hiçbir muamelesi olmadığını ve bunun bir iftira olduğunu söylediklerinden Kurt Çavuş bu işten kendi vazgeçmiş ve Yahudilerin incinmemeleri için şeriat tarafından ellerine temessük verilmiştir (BS. 220/ 61). BK, IV/50
PARMAKSIZ MUSTAFA BEY
PARMAKSIZZÂDE Mudanya zenginlerindendir. Eceliyle, evlâdsız olarak 17.9.1776’da Mudanya’da ölmüştür. Seksen kese akçesi ve yirmi beş adet Mudanya gemisi, bir çiftliği ve bir yalısı ve birçok mal ve eşyası kaldığından bunların beyliğe zaptı için sadrazam çuhadarlarından Mahmud Ağa on gün sonra elinde bir fermanla Mudanya’ya gelmiş ve nesi varsa cümlesini beylik namına zapt eylemiştir. BK, IV/51
PARS Meşhur bir hayvanın adı olduğu gibi, Osmanlı hükûmeti saraylarında yapılan temizlik işlerine de “pars” derlerdi. “Sarayda bu gün pars var” demek, “sarayda temizlik var” demekti. Hırka-i Saadet denilen Topkapı Sarayı’ndaki Peygamberimizin emanetlerinin olduğu daireye vaktiyle kırk kişi memur edilir, bunlardan iki kişi gündüz ve iki kişi gece nöbet beklerlerdi. Akşamcılar Hırka-i Saadet’in bulunduğu odanın tozlarını süpürge ile alırlardı ki buna “süpürge parsı” derlerdi. Sabah nöbetçileri dahi çinileri ve pencereleri yaş süngerle silerlerdi, buna da “pars" derlerdi. Buradan çıkan tozlar bir bakracın içine konur ve temizlik için kullanılan sular da, kapının yanındaki kuyuya dökülürdü.
1762 tarihinde Galata Sarayı’nda Pars kethüdaları vardı (Ata Tarihi, I/81). BK, IV/51
PARS BEY
PARS BEY Abdullah oğlu Bedreddin Mahmud Bey’in şöhretidir. Bu zat ikin-
ci Murad zamanında yaşamıştır. Vakfiyesinde bu zat hakkında, “Emiru’l-a’zam ve kadru’l-muazzam” tabirinin kullanılmasından kendisinin büyük bir âmir ve kıymeti yüksek bir şahsiyet olduğu anlaşılıyor. Çok şâyân-ı hayrettir ki bu zatın şöhreti “Bey Pars”dır. “Bey” sıfatı başta geliyor. Bunun tedkikini dilcilere bırakıyorum. Yalnız buna “Pars Beyi” denilmesi, yukarıda izah eylediğim veçhile “sarayın temizlik işleri beyi” manası da verilebiliyor. Ahmed Vefik Paşa’nın Lehçe-i Os-mânî’sinde; “beg”, Türkçede büyük, zengin ve kibar manasına ve “big”, amir, emir ve tacdar manasına kullanıldığını yazıyor ki, Pars Bey vakfiyelerinde de “big” suretinde yazılmasına göre “temizlik amiri” manası çıkarılabiliyor. Bedreddin Bey’in vakfiyesi 14.9.1445 tarihlidir. Ve aslı Topkapı Sarayı’ndaki müze arşivindedir. Bu vakfiyenin münderecatına göre, bu da sonradan yazılmıştır. Asıl vakıfname yanmıştır. Bu vakfiyesinde Abdullah oğlu Şerefüddin Yakub Bey’i mütevelli ve nazır tayin eylemiştir. Bundan sonra aslah evlâda neslen ba’de neslin geçmesini ve bu nesil münkariz olursa Bursa hakimine şart eylemiştir. Sonradan Umur Bey köyü adını alan Kozca ve Mazder köylerini hayır işlerine ve Şehreküstü’deki zaviyesine vakfeyle-miştir. Bu son vakıf yapıldığı zaman mütevellisi Hacı Lala İsmail oğlu Musa Bey oğlu Umur Bey mütevelli idi. Bunun ifadesiyle asıl vakfiyeye lafz ve mana cihetiyle mutabık olduğu vakfiyede tasrih edildi. Bursa Sicilleri’nde de 22.5.1555 tarihli bir vakfiyesi kayıtlıdır (BS. 53/7).
Başvekâlet Arşivi’nde bulunan Hu-dâvendigâr sancağı vakıflarına ait defterin bu hususa ait kayıtları bu aile hakkında biraz malûmat vermektedir. Bedreddin Bey, Şehreküstü mahallesinde bir zaviye yapmıştır ki bu zaviye “Yakub Bey Zaviyesi” diye şöhret bulmuştur. Yakub Bey, Bedreddin Bey’in oğludur. 1530’dan evvel Yakub Bey
evlâdından Umur Bey’in kızı Döndü Hundî Hatun mütevellidir. Bu kadının yerine eri Hacı Lala oğlu Musa Bey’in oğlu Umur Bey tasarruf ederdi (Kir-mastı Defterindeki kayıt). 1530’da bunların evlâdı Mehmed, Hasan, Yakub mütevellidirler. Kanunî Sultan Süleyman’dan beratları vardır. Tevliyeti evlâda meşrut imiş. Bunların bir de kız kardeşleri vardır. Bu zaviyenin vakfından Kozca köyü, Bedreddin Bey oğlu Yakub Bey’in bu köydeki zaviyesine vakfıdır. O tarihte köyün 31 evi vardı.
Mazder köyü, Yakub Zaviyesi’nin vakfıdır (Kirmastı defterinde). Kanu-nî’den beratları var. Bursa’daki vakıfları: Şehreküstü mahallesindeki bütün evlerin yerleri mukâtaası, Yenice değirmen, Kazzazoğlu Bileciği mahallelerindeki evlerin yerleri mukâtaaları, kervansaray yeri, dükkânlar yeri, Doğangözü Kervansarayı yeri mukâ-taası, yarım bahçe, değirmenler, odalardan senede 18,215 akçe hasılatı vardı.
Kanunî Süleyman’ın tasdikine iktiran eden vakfın kadrosu da şöyleydi:
Mütevelli hasılatı onda biri, diğerlerinin gündelikleri de şöyle idi. 10 nefer cüz okuyana 10 akçe, imama 3, müezzine 1, nakib, türbedar ve çerağcıya
yarım, Kozca köyü imamına 1, köy camisine 1 akçe ki cem’an 19 memur vardı. Diğer günlük masraflar da şöyle idi: Et 5, ekmek 5, odun 2, muhtelif masraf yarım, çorba odunu 2, yemek 1,5, yağ ve hasırına yarım, misafirhane 1, Kozca köyünün hasır ve beziri yarım akçe olmak üzere kabul ve tevzî edilmiştir.
Kozca/Umur Bey, Mazder köylerini Murad Hudâvendigâr, kızı Erhundî Hatun’a mülk verdi. Erhundî Hatun vefat edince kocası Bedreddin Bey oğlu Yakub Bey’e miras olarak intikal eyledi. Yakub Bey de vakfeyledi. “Padişahın ve kadıların mektubları varsa da yanmıştır dediler” diye köhne deftere kay-dolunmuştur.
Yakub Bey de Çukurmescid mahallesi yerleri mukâtaalarını ve şehir altında Çatal köyüne bitişik iki çiftlik yerini ve bahçe nısf mukâtaası ki cem’an 19.200 akçe eder, bunları vakf-ı evlâd etmiştir. Bunlardan başka üç dükkân, bir bozahane ve bir değirmen, Balık-pazarı kilise ve mezarının yeri ve Şehreküstü mahallesinde sekiz mum-hane vakıflarıdır.
Bu aileden bazılarının vakıfları da şunlardır:
13 Pars Bey Camii’nin yıkılmadan önceki hali, şimdi yerinde Şehreküstü Camii vardır.
Musa Bey oğlu Umur Bey’in, 19.6. 1453 tarihli vakfiyesi (BS. 194/8).
Musa Bey oğlu Koca Mehmed Çele-bi’nin, 31.3.1501 tarihli vakfiyesi.
Musa Bey oğlu Koca Mehmed Çele-bi’nin, Eylül 1504 tarihli vakfiyesi.
Musa Bey oğlu Koca Mehmed Çele-bi’nin, 1534 tarihli vakfiyesi (BS. 40/ 77).
Bedreddin Bey oğlu Yakub Bey’in, 1500 tarihli vakfiyesi.
Bedreddin Bey oğlu Yakub Bey’in, Haziran ortaları 1533 tarihli vakfiyesi. BK, IV/51
PARS BEY CAMİİ VE ZAVİYESİ Şehre-küstü mahallesinde olduğundan bu ismi almıştır. Evvelâ bunu Bedreddin Pars Bey yaptırmıştır. Oğlu Yakub Bey de birçok vakıflar bıraktığından “Yakub Bey Zaviyesi” adını almıştır. Vaktiyle burası cami ve zaviye olmak üzere yapılmış ve sonraları da zaviye tekkeye tahvil edlmiştir. Zaviyede gelip geçen misafirler yemek yer ve üç günden fazla kimse kalamaz iken dervişler istilâ ve yerleşmekle tekkeye çevrilmiştir. Hicrî 1216/1801 yangınında cami ve tekke yanmış, vâkıfın evlâdından Ahmed Baba Efendi tekkeyi şimdiki postahane ve İş Bankası karşısında inşa eylemiş ve cami yerinde ibka edilmiştir. Cami yanında Şehreküstü kabristanı vardır ki, birçok âlim, tarihçi ve şairler gömülmüştür. Burada Bed-reddin Pars Bey’in ve oğlu Yakub
Bey’in medfun bulundukları türbe vardır. Caminin minaresi vardır. 1904’-te yolun açılması münasebetiyle kabristanın bir kısmı yola gitmiştir.
Eski devirlerde kadınlar her Cumartesi günü gün doğarken bu türbeye giderler, mevlidler okurlar, kabrin sandukasına don, gömlek, yemeni vesaire örterler, bir hafta sonra gidip alırlar ve muradlarına da ereceklerini zannederlerdi. Tabii şimdi kapanmıştır. Türbe de kârgirdir. 1894’te Bursa valisi Münir Paşa zamanında mütevellisi Hacı Bahaeddin Efendi tarafından cami ve türbe mükemmel bir surette tamir edilmiş ve ikisine de birer avize asılmıştı (MİB. 26). BK, IV/54
PAŞA Bu isim en evvel Osman Gazi’nin büyük oğlu Alâeddin Paşa’ya verilmiştir. O vakit Türk kabilelerinde büyük kardeşe “ağabey” manasına “baş ağa” namı verildiğinden bu münasebetle bu ünvan verilmiş ve giderek “paşa” suretine tahvil olunmuştur (KA. IV/3169). Bazıları da “paşa” lafzının “pay” ile “şah”dan mürekkep olduğunu yani “pay-i şah”dan sıygalandığını söylerler (LTC. II/32). BK, IV/55
PAŞA BABA Bk. Salih Efendi (Şeyh).
PAŞA BEY 1743’te İznik âyânı idi. İran seferi için Dikilitaş menziline erzak temin eylemiştir. BK, IV/55
PAŞA ÇELEBİ Mustafa oğlu Hoca İbrahim’in şöhretidir (1503) (BS. 19/2). BK, IV/55
PAŞA ÇELEBİ Hoca Emir’in oğludur. Biçer oğlu Mustafa Çelebi’nin akraba-sındandır (1505) (BS. 19/400). BK, IV/55
PAŞA ÇELEBİ (Mevlânâ) Mevlânâ Ali’nin oğludur. Kendisi de alimlerdendir. 1511’de Sultaniye Medresesi müderrisi idi (BS. 23/100). BK, IV/55
PAŞA ÇELEBİ MEDRESESİ Bu da Kayan civarındadır. “Gökdere Medresesi” dahi derler. On iki hücresi ve bir büyük dershanesi vardır. Üzeri kurşun kaplı iken 1629’da yalnız dershanenin kurşunları kalmış, diğerleri satılarak kiremit örtülmüştür. 1906’dan sonda bir müddet kadınlar hapishanesi olmuştur. Şimdi de budur. Bu medrese ve caminin idaresi için Paşa Çelebi nakit akçe ile birçok dükkânlar ve bir debbağhane, Kaygan’da 12 dükkân, bir ahır ve azeb odaları, Tatarlar Çarşı-sı’nda dükkânlar, bir tabdihhane, bir kârhane, Yoğurt Hanı civarında oda denilen yedi dükkân, Kaygan Çarşı-sı’nda bir at değirmeni ve Gökdere’de üç değirmen vakfeylemiştir.
Paşa Çelebi, vakfının mütevelliliğini okumuş evlâdlarına şart eylediğinden evlâd ve ahfadı kâmilen âlim ve müderris olmuşlardır.
Paşa Çelebi Medresesi ve vakıf binalar zaman geçmesiyle ve Celâlî eşkıyası istilâsında yanıp harap olduğundan Tatarlar Çarşısı’ndaki kârhane ve on iki dükkân ve Yoğurt Hanı civarındaki yedi dükkân ve Bedreddinoğlu mahallesindeki dükkân, Mimar Hacı İbrahim tarafından 60.000 akçe ile tamir edilmiştir (1608 senesi Ağustosunda) (BS. 217/35). Vakıflarına “Ak Su” getirmiştir (BS. 114/109).
Bu aileye ait sicil kayıtları şunlardır: BS. 60/13, 178/313, 23/350, 35/287, 152/175, 63/20, 332/52, 144/179, 343/244, 69/22, 283/83).
Şeceresi yandadır. BK, IV/55
PAŞA ÇELEBİ MESCİDİ İbrahim Paşa Hamamı’yla Kız Muallim Mektebi civarındadır. Mahallenin adına nisbetle Nalbandoğlu Mescidi dahi derler. Bu mescid camiye çevrilmiş ve muhtelif adlar almıştır. Bir vakit, Irgandîoğlu Muslihuddin yaptırdığı için “Hoca Muslihuddin Mescidi” dahi denilmiştir. BK, IV/55
PAŞA HATUN Server Ağa’nın oğlu Ah-
Paşa Çelebi’nin Şeceresi
Paşa Çelebi
Mevlânâ Şemseddin Ahmed Çelebi
Mevlânâ Muslihuddin
Mustafa
Mevlânâ Abdülkerim
Mevlânâ Ahmed Müderris Ahmed
Çelebi Efendi
med Bey’in kızıdır (1480) (BS. 3/ 295).
BK, IV/56
PAŞA KONAĞI Bursa’dan gelip geçen vezirler, beylerbeyiler, mîr-i mîrânın konması için ayrılmıştır. Çekirge’de idi (BS. 380/130). BK, IV/56
PAŞA YİĞİT Bursalıdır. 1479’da Yusuf ve Hacı Kasım adında iki oğlu vardı (BS. 3/109,166). BK, IV/56
PAŞA YİĞİT Bursalıdır. Meşhur Paşa Yiğit Bey değildir. 1484’te oğlu İbrahim, Ali Paşa, Mustafa ve kızı Hatice Hatun vardı (BS. 4/126,180). BK, IV/56
PAŞA YİĞİT Bursalıdır. 1508’de Emir mahallesindeki Kozpınar Çeşmesi su-
14 Paşa Çelebi (Gökdere) Medresesi’nin restore edildikten sonraki hali
yunun ayağını Hacı Seyfeddin Mescidi önüne iletip bir şadırvan bina eylemiştir (BS. 200/33). BK, IV/56
PAŞA YİĞİT Bursalıdır. 1526 senesinde oğlu Hacı Yahşi’nin oğlu Pîr Ahmed Çelebi vardı (BS. 35/147). BK, IV/57
PAŞABULA HATUN Çoban Bey evlâdından Paşalı Çavuş’un kızıdır (1513) (BS. 23/308). BK, IV/55
PAŞACIK AĞA Yıldırım Bayezid’in üme-rasındandır. Timur harbinde şehit olmuştur. Ankara’nın Yabanabad kazasının Akçakilise köyünde medfundur (SO. II/37; BAVD. 24813). 1768’e kadar bu köyde vakıfları vardı. Germiyan oğlunun çaşnigirbaşısı iken Yıldırım Bayezid’e verdiği kızı Devlet Hatun’u bununla Bursa’dan gelen heyete teslim eylemiştir. Paşacık Ağa Yıldırım’ın yanında kalmıştır. Oğlu Elvan Bey de çaşnigirbaşı olmuştur (A. 59). BK, IV/ 56
PAŞAMELEK HATUN Kızıl Murad’ın kızıdır. Birinci Murad’ın karısıdır. BK, IV/56
PAŞAMELEK HATUN Yıldırım’ın oğlu Emir Süleyman’ın kızıdır. İkinci Murad, Uluabad’ın Aklıkçı köyünü buna temlik eylemiş ve bu kadın da Mehmed Pa-şa’nın kölelerinden Hacı Hamza’ya satmıştı. BK, IV/56
PAŞMAKÇIZÂDE Bk. Mehmed Efendi.
PAYGÂH Hacı İvaz Paşa vakfından maruf bir ahır ki, Çelebi Sultan Mehmed’in vakfı olan “Hacı İvaz Hanı” demekle maruf hana bitişiktir. Bu paygâhın dört yanı eskiden kubbeler olup orta yeri açıktı. Yer yer tahta ile örtülmüştü. Şehirde yangın oldukça bu tahtalar yanarak çevre yanındaki kubbelere fahiş zararı oluyordu. Kiremit ile dahi örtülmeye kabiliyeti olmadığından 1519 senesi Eylülünde kaldırılması
için mütevelliye izin verildi (BS. 28/ 409). BK, IV/59
PAZAR Bursa’da haftada iki defa Perşembe ve Pazartesi günleri, Atranos ve Keles kazalarında Cuma günü, Tavşan-lı’da Cumartesi günü ve Harmancık kazasında da Çarşamba günü pazar kurulurdu. Bir asırdan beri böyle devam etmektedir. Ayrıca 1617’de Cumartesi günleri Ulucami civarında pazar kurulduğu bilinmektedir. BK, IV/59
PAZAR KÖYÜ Orhan Gazi’nin İznik’te olan medresesinin ve imaretinin vakfıdır. Vaktiyle Gürle kaza merkezi idi. Günümüzde bu köy Orhangazi kazasının merkezi olmuştur (Bk. Orhangazi). Bu kasabada 1827’de Muradiye, Tekye, Orhan ve Şeyh camileriyle Arabzâde ve Rüstem mescidleri vardı. BK, IV/59
PAZARBAŞI MEDRESESİ Bursa’da idi (1617) (BS. 332/139). BK, IV/59
PAZARLI Osman Gazi’nin oğludur. Oğlu Murad Bey idi. Murad Bey’in de Bâlî ve Hamza Beyler adında iki oğlu vardı. Ateri köyünde bir zaviye, mutfak ve kervansaray yaptırmıştı. Kendi nefsi için zaviyenin kıble tarafında bir de türbe inşa ettirmiş olup evlâd ve ahfadı bu türbede medfundur. Gitgide zaviye “Hamza Bey Zaviyesi” adını almıştır. BK, IV/59
PEK KÖYÜ İznik’tedir. Sultan Bayezid, oğlu Mehmed Çelebi’nin ruhuna vakfeylemiştir. BK, IV/57
PEKSİMET Vaktiyle ordunun ve donanmanın peksimetleri Bursa’da pişirili-yordu. 30.10.1660’ta asker için peksimet tabh eden ekmekçi fırınlarının ekserisi bu seneki yangında yandığından ikibuçuk İstanbul kilesi buğdaydan bir kantar peksimet tabh ve her bir kantariye pişirme ücreti yirmişer akçe verildiğinden miktar azaltılmış ve an-
cak iki bin kantar peksimetin tabh ettirilerek İstanbul’a sevki emredilmiştir (BS. 317/1).
1769-1770 senelerinde Bursa ve havalisindeki on dokuz kazadan müteveffa Cizyedarzâde Hüseyin Ağa marifetiyle yirmi beş bin kile un mübayaa edilerek on bir bin kantar peksimet tabh ve Mudanya yoluyla sefaine yüklenerek İstanbul’a gönderilmiştir (BS. 1203/141).
1771’de asker ve donanma ve kaleler için on beş bin kantar peksimet tabh ve hazırlayarak ve âdeti vechile beher ikibuçuk kile undan bir kantar peksimet tabh ve her kantariyeye otuz akçe pişirme ücreti nakden verilmesi (BS. 1185/1).
1777 senesi Birinciteşrin ayının dokuzuncu günü gelen bir emirde, Bur-sa’dan acele üç bin kantar peksimet tabh için iktiza eden yedi bin beş yüz kile unun eskiden olduğu gibi Bursa ve havalisindeki kazalardan rayici üzere satın alınarak Bursa’ya nakl olundukça fırınlara taksim ve âdeti vechile otuz akçe pişirme ücreti verilerek Mudanya iskelesine nakil işlerine sarf edilmek üzere avans olarak on bin kuruş Bursa kadısına ve Cizyedarzâde Hacı Hüseyin Ağa’ya gönderildiği bildirilmiştir (BS. 337/46).
1790’da Bursa ve havalisi kazalarından beher kilesi 200 akçeden bahaları nakden verilerek 2.500 kile dakik/un mübayaa ve her bir kantarına otuz akçeden ücreti tabhiye îtâ olunarak âdeti vechile fırınlarda beher ikibuçuk kileden bir kantar olarak beş bin kile peksimet imâl ve konması için iktiza eden çuval dahi on beş akçeye müba-yaa ve tedarik ve bir taraftan da Mudanya’ya nakil ve oradan İstanbul’a gönderilmesi ve ilkbahara kadar tekmil edilmesi ve 22.708 kuruş kırk akçe bedeline mahsuben 7.500 kuruş rikab-ı hümayun hazinesinden çıkarılarak mübaşirle Bursa’ya gönderilmesi bildirilmiştir (BS. 1205/134,141). BK, IV/ 57
PERTEVÎ AHMED EFENDİ 1751 senesinde Hikmetî Mehmed Efendi’nin ölümü üzerine, İsmail Hakkı hulefasının asli varisleri olduğundan 10.9.1752’de şeyhliğe geçirilmiştir. Bir ay sonra kendi rızasıyla şeyhliği Hikmetî Efen-di’nin oğlu Mehmed Efendi’ye terk eylediğinden Mehmed Emin Efendi’ye meşrut hane sükna bedeli mahlulden ve Bursa ipek mizanı mukâtaasından verilen yirmi akçe yevmiye Pertevî Ahmed Efendi’ye verilmiştir (BAYD. 30466). BK, IV/58
PERVİZ Abdullah’ın oğludur. 21.3. 1616’da Alacahırka mahallesinde oturduğu evin çardağında döşek içinde, kendisi, zevceleri Abdullah kızı Melek-naz ve Mehmed kızı Kerime, teber ve kılıç ile öldürülmüş olarak bulunmuşlardır (BS. 229/4). BK, IV/58
PERVİZ BEY 1606’da Bursa’da sancakbeyi idi. BK, IV/58
PERVİZ EFENDİ Nişancı Abdi Bey’e ve sonra da Frenk İbrahim Paşa’ya köle oldu. İbn Kemal’in oğlundan okuyup müderris oldu. Bağdad, Haleb, Şam, Mısır, Edirne kadılıklarında bulundu. İstanbul kadısı ve kazasker oldu. İstanbul’da Otlukçu Yokuşu’nda bir medrese bina eyledi ve bu medrese mühimmatı için Bursa’da Sarı Abdullah mahallesinde 30 oda ve Çelebi Sultan mahallesinde bir ev ve bir han vak-feylemiştir (BS. 382/76, 338/82). Mekke kadısı oldu ve muahharan ayrıldı. 1579 senesi Şubatında Mekke’de ölmüş ve Hazret-i Hatice yanına gömülmüştür. Bursa’da kürsî-i va’ziye vakfeylemiştir (SO. II/40). Birçok telîfatı vardır. BK, IV/58
PEZEVENK
PEZEVENK Zina işlerini kolaylaştıran ve araya giren kimseye, yol gösterenlere deniliyor. “Gidi” tabiri de aynı manayı ifade eder. Eski devirlerde birisine “gidi” dendiği zaman aleyhinde hakaret davası açılırdı. Yavuz Selim’in oğlu
15 Eski bir fotoğrafta Pınarbaşı
Kanunî Süleyman, Manisa valisi iken gönderdiği siyasetnamede zina üzerine şu hükümler vardı: “Kız ve oğlan kaçırmak, bir eve zorla girmek, bir kadın yahut kızı kaçırmaya teşebbüs etmek suçlarını yapanın cezası inciğinin (dizinin altındaki incik kemiği) kesilmesidir. Kız veya kadın kaçırarak zorla nikâh ettiren, zorla boşatılacak ve sakalı kesilerek dövülecektir. Pezevenklik edenin ise alnı dağlanacaktır.” (Manisa sicillerinden alınmış, Belleten, sy.21-22, s.41).
22.7.1603 tarihinde Bursa yeniçeri zâbıtı Mehmed Subaşı, Kızıl Yakub mahallesinden Mahmud kızı Senem’i ihzâr edip, mahkemede yüzüne karşı, “daima pezevenklik edip evine fahişeler, levendler toplayıp gece ve gündüz şarap içerek fısk u fücurdan hâlî değildir” diye şikâyet etmiş ve şahitler de: “Senem evinde daima nâmahrem ile şarap içip müslümanların karılarını kandırıp pezevenklik edip ve birçok cariyeleri dahi bazı haramzâdelere çıkarıverip âhar diyara gönderip satarlar ve her zaman evinde fesad ve şenaatten hâlî değildir.
Mezburenin evine gelen eşkıyanın şerrinden iki aydan beri mescidimizde yatsı namazı kılınmaz oldu ve müezzin ezana çıktıkta taş atıp sitem ederler, korkularından kimse dışarı çıkmağa kadir değildir. Ve Ramazan-ı şerifte de gece ve gündüz içerler. Mahallemiz emin değildir. Eğer bu defa hakkından gelinmezse, bizim mahallede karara mecalimiz yoktur. Her vechile izâlesi lâzımdır” demişlerdi. Âyân-ı şehirden ve ümeradan Hançerli Sultanzâde Kasım oğlu Mahmud Bey ve daha birçok kimseler de; “Bunun fesad ve şenaati güneş gibi meydandadır. İzâlesi lâzım ve mühimdir. Mahallelisi şerrinden aciz kalmışlardır, müslümanları mezburenin şerrinden kurtarmak büyük sevabdır” dediklerinden şehadetleri sicile kaydo-lunmuştu (BS. 204/130). Tabii, bu karar üzerine derhal idam edilmiştir. BK, IV/59
PINARBAŞI Bursa hisarının güneyinde ve Uludağ’ın eteklerinde bulunan bir sahaya oradan bir suyun çıkması münasebetiyle verilmiş bir isimdir. Vaktiyle Arapça ve Farsçaya meraklı kadılar “Serpınar, Re’sü’l-ayn, Serçeşme” gibi gülünç isimler vermişlerse de halk dilinde adını kaybetmemiştir. Hisar’ın dışarısında Zindankapısı seddinden Yerkapı’sına kadar olan arazinin Birinci Murad’ın kızı Nilüfer Hatun’un vakfı olduğu 1538 tarihli bir kayıttan anlaşılıyor (BS. 45/387) .
1552 tarihli bir kayıtta; “Kale duvarı, su seddi, Düsturhan vakfı ve kabirler arasındaki Pınarbaşı sahrası Nilüfer Hatun’un Hıdırlık mahallesi mescidinin vakfıdır” denilmektedir (BS. 52/341).
1571’de Pınarbaşı’ndan şehre giden suyun ziyadesi Orhan vakfından iki değirmene verilir ve değirmenler yaz kış işlerdi. Bu su çok olduğu zaman “Tarhunoğlu” demekle maruf Bâlî oğlu Hacı Mahmud’un o civardaki taş değirmenine verilirdi (BS. 114/87).
1575’te Nilüfer vakfından kale duvarı, su seddi, vakıf evler ve “Adacık”
demekle maruf mevziye muttasıl beş arazinin vakfa asla ve kat’â faydası olmadığı düşünülmüş ve Ahmed oğlu Mustafa Çelebi’ye yılda 100 akçe ile mukâtaaya verilmiştir (BS. 126/200).
Aynı sene, Bursa ahâlisinden birçok kimseler mahkemeye giderek burasının kiraya verilmesine itiraz etmişler; vakfiyesi görülmüş, sarahat olmadığı hâlde şahitler ve davacılar: “Burada bayram günlerinde şehir halkı cem’ olup nice fukara taam pişirip ve bazı kimseler meyve getirip Müslümanlara satarak geçinmektedirler. Başka günlerde de erkek ve kadınlar esbablarını ve bezlerini getirip akarsuda yıkar ve bu sahraya serip kuruturlar. Bursa’nın fethinden beri burası böylece tasarruf edilir. Bayram günlerinde ve sair zamanlarda burası Müslümanların ve çocuklarının mesiresidir” demeleri üzerine duruşma sonunda burasının icara verilmemesi vakfın mütevellisine tebliğ edilmiştir (BS. 127/90). BK, I/267
PINARBAŞI KERVANSARAYI Vaktiyle burada bir han vardı. Harap olmuş ve kalan arsası ve müştemilâtından olan meydan ile sonradan ihdas olunan kahvehane ile bahçelerin Nilüfer Hatun vakfına ait icaratına, bir zamanlar Hıdırlık Mescidi imamları müdahale eylediklerinden 1768’de men’ edilmişlerdir (BS. 331/90). BK, IV/208
PINARBAŞI SUYU Bk. Su.
PİNTİ HAMİD (Hoca) 1480’de yaşamış tüccardan bir zattır. Oğlu Mustafa Çelebi vardı (BS. 3/289). Tamahkar, cimri ve pintilik ile şöhret bulmuştur. Nasreddin Hoca gibi, Bursa’da birçok hikâyeleri vardı. Hatta bir gün hastalanmış, evvelâ bir hekim çağırıp; “Kaça tedavi edeceksin?” diye pazarlığa girişmiş. Meselâ, “yüz kuruş” demiş. Hekimi savıp cenaze yıkayan adamı, yani imamı çağırıp; “Ben ölürsem kaça kaldırırsın ve ne masraf gider?” demiş. İmam da bu işin yetmiş kuruşa olacağını söy-
leyince, “Otuz kuruş ticaretim olacak, ölmek daha ehvendir” demiştir. Daha bunun gibi birçok hikâyeleri vardır. BK, IV/66
PÎR AHMED Bursalıdır. Kasaptır. 1523’-te ölmüştür. Kabri çok müzeyyendir. Seydî’nin oğludur. BK, IV/61
PÎR AHMED ÇELEBİ Hamza Bâlî’nin oğludur. 2.5.1492’de Kavaklı mahallesinde ölmüştür. Alacaklılarıyla beraber terekesi 276.422 akçedir. Bir cariyesi ve üç kölesi kalmıştır (BS. 9/45). BK, IV/61
PÎR AHMED ÇELEBİ (Mevlânâ) Pîr Ahmed Çelebi’nin oğludur. Ulemadandır. 1558’den evvel ölmüştür. Oğlu Pîr Mehmed Çelebi vardı (BS. 84/33). BK, IV/61
PÎR AHMED ÇELEBİ MEKTEBİ Abdal Mehmed mahallesiyle Dâye Hatun mahallesi arasındadır. 971/1563’te mektebin ayrıca suyu ve çocuklara mektepten verilen elbise için vakıfları vardı (BS. 158/54). BK, I/68
PÎR ALİ Doğan Bey mahallesinden Sa’dülmelik’in oğludur. 1499’da ölmüştür (BS. 1/21). Karısı Bülbül Hatun, oğlunun adı Ahmed ve kızlarının ise Sittî ve Şahnisa’dır (BS. 14/21). 21.930 akçe muhallefatı kalmıştı. BK, IV/61
PÎR ALİ Yel Umur Bey’in oğlu Osman Askerî’nin oğludur. 1512’de Seydî, Receb, Haydar, Kaya adında dört oğlu vardı. BK, IV/61
PÎR EMİR
PÎR EMİR Asıl adı Şeyh Seyyid Meh-med’dir. Babasının adı Seyyid Ali’dir. Esasen Mekkelidir. Karısının adı Abdullah Kızı Fatıma’dır (BS. 19/291).
1507’de Şirin adında bir cariyesini âzad etmişti (BS. 21/86). Bu zat hak-kındaki malûmat şudur: 1494 senesinde Emir Sultan Camii’nde Abdurrahman Efendi şeyh iken, Buhara’dan bir
16 Pîr Emir Türbesi
ihtiyar, sırtında yeşil bir cübbe giydiği hâlde Bursa’ya gelerek: “Emir Sultan’ın kız kardeşinin oğluyum, şeyhliğe ben varisim” diye iddia eylemiş ve Bursa ahâlisi arasında kavga çıkmasına ve ahâlinin iki taraf olmasına sebep olmuştur. Kürsüde vaaz verirken iyi Türkçe söylemediğinden Fars diliyle bir şeyler söylemiş ve ahâli anlayamamış, nihayet bir tercüman bulmuşlar ve iki taraf olan ahâliyi teskin için hükûmet, Cezerî Kasım Paşa Medrese-si’nde murafaa için bir meclis kurmuştur (G. 86). Bu mecliste yine mesele halledilememiş ve hatta her iki taraf, camide, aynı zamanda usüllerinin icrasına kalktıklarından birçok kavgalar ve döğüşmeler de olmuştur. Rumeli Yeni-şehiri’nde irşada meşgul Emir Sultan halifesinden Şeyh Hacı Halife o sırada Bursa’ya gelerek halka nasihatle Abdurrahman Efendi’ye tâbî olmaya teşvik eylemiş ve ahâlinin çoğu Abdurrahman Efendi tarafına geçmiştir. Pîr Emir’in ahbablarından ve Bursa’nın sayılı zenginlerinden Hoca Alizâde, Musa Baba semtinde bunun adına bir mescid ve bir de zaviye yaparak aradaki bu anlaşmazlığı gidermiştir. Burada ibadetle ve halkı ibadete teşvik ve irşad ile vakit geçirmekte iken ölmüştür. İlim ve kemâl sahibi imiş. Molla Yegânzâde Yusuf Bâlî’nin oğlu İbrahim Ahmed Efendi bu mescidi camiye tah-
vil eylemiş ve Pîr Emir’in kabri üzerine bir de büyük kubbe bina eylemiştir. O zamanki inanışa göre bunun türbesini ziyaret edenler emellerine nail olurlar ve bahtı kapalı, kısmeti çıkmayan kızlar ve dul kadınlar Cuma günü ziyarete gelirler, bazı eşyalarını ve daha ziyade donlarını müezzine verirler, müezzin salâ verirken minareden atar, aşağıda Türbedar Efendi alır, mezada çıkarır ve sonra da sahibine iade ederdi. Ekseriyetle de tesadüfî olarak kısmetleri çıkarmış. Türbede yalnız yatmaktadır. Türbenin dışarısında Şeyh Ali ve Şeyh Sabit Efendiler medfundur (DŞ). Ve Musa Baba mahallesinin üst tarafında-dır. Burasının evvelce adı Hatun köyü iken “Pîr Emir” olmuştur.
11.7.1513’te Pîr Emir Mescidi’nin Emir Sultan’a uzak mesafede bulunduğu ve bu mescide yakın bir yerde cami olmadığı belirtilerek Cuma namazı kılınmasına izin verilmesi İstanbul’a yazılmıştı (BS. 25/138).
Hoca Ali oğlu Hoca Mahmud’un oğlu Hoca Mehmed, bu mescide on bin akçe, bir değirmen ve Hacı Ali mahallesindeki dört evi 1576’dan evvel vakfeyle-mişti (BS. 263/25).
1634’te mescid kubbesi ve eteklerindeki kurşunlar ve türbe kapısının tarafındaki sofaların tuğla döşemeleri, tırabzanları ve türbe kapısı karşısında biribirine bitişik beş hücre ve hücrelerin karşısında altlı üstlü iki hücre 5.575 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 252/21). BK, IV/61
PÎR KALEM HOCASI MEHMED EFENDİ Pîr Kalem adında bir şahsa muallim olduğundan bu şöhreti almıştır. Müderrisliklerde bulunmuş ve 1711’de ölmüştür (G. 422). BK, IV/65
PÎR MECİD “Hemşinzâde” demekle maruftur. Oğullarının adı Aziz ve Mevlânâ Pîr Mehmed Efendi idi. Aziz’in oğlu Mehmed Çelebi’nin vakıfları vardı (BS. 170/24). BK, IV/65
PÎR MEHMED Ahi Aydın oğlu Hacı Mehmed’in oğludur. 1511’de “Yatçı Mehmed” diye meşhurdu (BS. 27/103). BK, IV/65
PÎR MEHMED ÇELEBİ Kadifeci Timur-taş’ın oğludur. Anası Kumru Hatun’dur. 15.10.1513’te Hacı İlyas mahallesinde ölmüştür. Abdürrezzak ve Mevzune Hatun kardeşleridir. Abdülkerim, Aişe, Şahnisa, Aynîşah, Hanımşah, Hûbân Hatunlarla da baba bir kardeştirler. Vefatında 158.105 akçe muhallefat bırakmıştır (BS. 24/84). BK, IV/65
PÎR MEHMED ÇELEBİ Mevlânâ Bedred-din’in oğludur. 1521’de vakıfları vardı. BK, IV/65
PÎR MEHMED ÇELEBİ Hemşinzâde Pîr Mecid’in oğludur. 1587’de ulemadandı (BS. 170/240). BK, IV/65
PÎR MEHMED ÇELEBİ Amasyalıdır. Müderris olup 1596 senesi Birinciteşrin ayında ölmüş ve İznik’e gömülmüştür (BS. 2/242). BK, IV/65
PÎR MEHMED ÇELEBİ Seyyid Nattâ’ Hazretlerinin oğlu ve Vezir İshak Pa-şa’nın damadıdır. “Aşık Çelebi” diye meşhurdu. BK, IV/65
PÎR MEHMED ÇELEBİ Bk. Rahmi.
PÎR MEHMED EFENDİ Hacı Mehmed’in oğludur. Çelebi Sultan Mehmed’in İpek Hanı’ndaki odasında mukim iken 27.11.1590’da ölmüştür. Eşya olarak yirmi beş kitabı kalmıştı (BS. 174/77). BK, IV/65
PÎRÎ Azeb Bey mahallesinden İlyas’ın oğludur. 1519’da padişah tarafından gelen bir emirde Edirne’ye yarar, kâmil boyacı gönderilmesi emredildiğinden Alaca Mescid mahallesinden Ahmed oğlu Mahmud ile beraber Edirne’ye sevk edilmiştir (BS. 28/5). BK, IV/63
PÎRÎ (Silk Pîrî) Bursalıdır. Evlâd ve ahfadının adları tuhaf olduğundan şeceresini yazıyorum. 1479’da hayatta idi (BS. 3/141).
Şeceresi şöyledir:
Züleyha
BK, IV/62
PÎRÎ (Şeyh) Mevlevî şeyhidir. İkizceler ağnamı mukâtaasından verilen 15 akçeyi almakta sıkıntı çektiğinden bey-tülmal mukâtaasından verilmesi 1633’te emredilmiştir (BS. 251/103). BK, IV/64
PÎRÎ BEŞE Mustafa’nın oğludur. Bursalıdır. 1658 senesi İkinciteşrin ayında Ada köyünde düşmanları tarafından katledilmiştir. Mehmed, Ali, Fatma adında üç evlâdı ve Abdünnebi kızı Amine Hatun adında bir karısı vardı (BS. 333/107). BK, IV/64
PÎRÎ ÇAVUŞ Hacı Mehmed’in oğludur. Bursalıdır. İnegöl madeni emini iken katledilmiştir. Hanife ve Raziye adındaki kızlarına 1587’de Mahmud Ömer Çelebi vasi tayin edilmiştir (BS. 173/ 31). BK, IV/64
PÎRÎ ÇAVUŞ Mehmed’in oğludur. 1593’-ten 1612’ye kadar Bursa hassa harc emini idi (BS. 189/75, 214/37). BK, IV/64
PÎRÎ ÇELEBİ Mevlânâ Mehmed Şah oğlu Muhyiddin Çelebi’nin oğludur (1486) (BS. 3/171). BK, IV/63
PÎRÎ ÇELEBİ
PÎRÎ ÇELEBİ İnebey’in oğlu merhum Hızır’ın oğludur. Fatma ve Hatice adın-
da iki hemşiresi vardı. 1490’da Mekke yolunda ölmüştür (BS. 8/31). BK, IV/ 63
PÎRÎ ÇELEBİ Hoca Kâbûnî oğlu Hoca Mehmed Çelebi’nin oğludur. 1491’de ölmüştür. Karısının adı Melek’dir (BS. 8/404). BK, IV/63
PÎRÎ ÇELEBİ Bursalı İshak Çavuş’un oğludur (1498) (BS. 5/319, 16/214). Kendisi ulemadandır. Mevlânâ Hasan Çelebi ve Münevver adında iki kardeşi vardı (BS. 17/265). Anaları Murad Çavuş’un kızı Hundî Hatun’dur (BS. 19/17,425). BK, IV/63
PÎRÎ ÇELEBİ Hacı Hızır’ın oğludur. 1519’da oğlu Hızır Şah hayatta idi. BK, IV/63
PÎRÎ ÇELEBİ Veli Şemseddin mahallesinden Yakub’un oğludur. 11.8.1550’de ölmüştür. Dört oğlu, üç kızı ve karısı Mehmed kızı Belkıs kalmışlardır. Muhallefat olarak 628.531 akçe bırakmıştır. Ölümünden evvel yaptığı vasiyette 3.000 altın kervansaray inşasına, 6.000 akçe vakfeylediği mescide, 6.000 akçe Setbaşı köprüsüne, 2.000 akçe Setbaşı köprüsünün tamirine bırakmıştır (BS. 61/53). 1537’ye kadar Yıldırım vakıflarının mütevellisi idi (BS. 45/113). Çocuklarının adları şunlardı: Mehmed Çelebi, Mustafa Çelebi, Ahmed Çelebi, Mahmud Çelebi, Hânî, Aişe, Fatıma ve Rabia. BK, IV/63
PÎRÎ ÇELEBİ Bursalıdır. Ali Çelebi’nin oğludur. Ebulkasım Efendi’nin kardeşidir. Oğulları Mevlânâ Mahmud Çelebi ve İbrahim Çelebi’dir. 1586’da Medine’de ölmüştür (BS. 173/61). BK, IV/ 64
PÎRÎ KADI Yavuz Pîrî Efendi’nin şöhretidir. Babasının adı Mehmed’dir. İkinci Bayezid zamanında Kadı Mahmud Efendi’nin hafidi ve babası Hasan Can Efendi’nin hemşirezâdesi ve damadı
olmakla Hoca Efendi tarafından terbiye edilmiştir. Müderris ve 1584’de Eyüb kadısı iken bir dava için padişahı kızdırdığından azledilip Yedikule’ye hapsedilmiş ise de padişahın muallimi şefaat ederek affettirmiştir. Galata kadılığına tayin edildi. 1587 senesi Haziranında Bursa kadılığına tayin olunmuş ve 1588’de vefat etmiş ve Emir Sultan’ın batı tarafına gömülmüştür. Zalimleri tutmakta ve siyaset etmede kılıç gibi olduğundan Yavuz Pîrî Efendi demekle şöhret almıştı. Şairlerden birisi: “Havf etmesin mi kimse, Yavuz’dur efendimiz” demiştir (G.302). BK, IV/64
PÎRÎ KADIZÂDE MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Müderris ve Ulucami’de dersiâm iken, 30.12.1710 Çarşamba gecesi ölmüş ve Emir Sultan yolunda Nime-tullah Veli meşhedi mukabelesinde gömülmüştür. Şeyh Mehmed Mısrî’den inabet almıştı. Âlim, fazıl sûfîlerden idi (G. 42). BK, IV/65
PÎRÎ MEHMED ÇELEBİ “Pîrî Mehmed Efendi”, “Pîrî Çelebi” dahi derler. Bursalıdır. Hünkâr imamı Abdülkerim Efendi’den ve padişah muallimi Sa-deddin Efendi’den ders görmüştür. Müderrislik yaptı, Diyarbakır, Manisa ve Sakız mollası oldu. 1620 senesi Temmuzunda ölmüştür. Temiz ahlâklı, âlim, edîb ve hayırlı bir zat idi (SO. II/45; ŞNZ. 362). BK, IV/64
PÎRÎ MEHMED PAŞA Amasya’da doğmuştur. Mevlânâ Muhyiddin Cemal’in oğludur. Yavuz zamanında 1517’de sadrazam olmuştur. 12.9.1519’da Bur-sa’ya İbrahim oğlu Hacı Mustafa’yı vekil göndererek Hacı Habil oğlu Bâlî Çelebi’den elli bin akçeye Akbıyık Çayırı denilen mahalde bir bahçeyi satın almış ve Pınarbaşı’nda bazı dükkânlar yaptırmıştır (BS. 28/423). İstanbul’da camisi, medrese, imaret ve tabhanesi ve Silivri’de camisi vardır. Silivri’de medfundur (SO. II/43). BK, IV/63
PİYALE BEY Sultan Korkud’un ağaların-dandır. 4.4.1519’da Bursa’da Zindan-kapısı civarındaki kağıthane binasını satın alıp şarap deposu yapmıştır (BS. 28/333). BK, IV/66
PLÂN Bursa’nın ilk planı 1861 senesinde yapılmış ve Mühendis Mektebi matbaasında basılmıştır. BK, IV/65
POĞAÇA Bir nevi hamur işidir. 1614’te: “Öteden beri Bursa’da işlenen poğaçanın ikisi bir akçeye kat’ olunup yağlı olagelmiş iken her biri bir akçeye olmak üzere kat’ edip ve yağsız ekmekle buğday ziyade baha ile alıp buğdayın bahaya çıkmasına sebep olmuşlardır. İstanbul kilesi ile iki kile una bir kıyye sade yağ katılıp şîrugan katmak memnû olduğundan eskisi gibi yapılmasına ve ikisinin bir akçeye satılmasına” emir verilmiştir (BS. 226/15). BK, IV/272
POLAD Bursalıdır. 1510’da sağdı. Oruz-ların oğludur (BS. 22/69). BK, IV/69
POSTALCI CAFER Geyve tüccarlarını soyup katleden eşkıyalarla birlik olduğundan 2.11.1672’de asılmıştır. BK, IV/67
POSTALCILAR Bir nevi ayakkabıdır. En-vaı 1695’te şunlardı: Rüzgâr ulusu, ulu ayak, kıç ayak, ulu orta, orta kütahne, kaba kütahne, Receboğlu, kurt ağzı, rüzgâr postallarıdır. Bir postalcı dükkânında bunlardan başka bunların kalıpları, rüzgâr ulusu gönü, tahtası bulunurdu (BS. 278/4). 1717’de beyaz su samuru derisi ile çizme dikip Haf-faflar Çarşısı’nda satarlardı (BS. 301/ 84). BK, IV/67
POSTİNPUŞ BABA
POSTİNPUŞ BABA Orhan Gazi zamanında Buhara’dan gelmiştir. Bunun kıymet ve faziletini gören Orhan Gazi, Yenişehir’in batı tarafında kendisine bir zaviye bina eylemiştir. Birinci Murad zamanında oraya defnedilmiştir. Asıl adı Seyyid Mehmed Buhârî’dir. Orhan Bey bu zaviyenin idaresi için Vukuf köyü-
nün hasılatını, köprü başında iki çiftliği, 8,5 çiftlik yerini ve nefs-i Yenişehir’de Baba Hamamı denilen bir hamamı vakfetmiştir. Ayrıca her sene Yenişehir’de padişah ambarından senede 95 müd buğday ve pirinç de veriliyordu.
1701 senesinde Bektaşîler, isimlerinde “baba, derviş, dede, sultan” gibi kelimeler bulunan bütün zaviye ve türbelerin Bektaşî olduğunu iddia ederek zapt eylemişlerdi. Burası da altmış seneden beri harap ve boş ve evli-yaullah ayini icra edilemediğinden Bektaşîlerden Elbistanlı Derviş Hacı Ahmed, zaviyeyi tamir edip gelip geçenleri doyurmuş ve türbenin kandilini yakarak zaviyedarlığını almış ve burasını Bektaşî tekkesi haline koymuştur.
1804 tarih numaralı bir kayıt dahi “Yenişehir’de Postinpuş Baba demekle maruf Seyyid Mehmed Buhârî’nin Bektaşî zaviyesi” denilmesinin sebebi işte bu değişikliktir (BAVD. 3240).
1815’te zaviyedarı olan Osman oğlu Mehmed Baba, vakfın toplanıp ambara depo edilen zahiresini zapt ederek kimseye bir şey vermediği gibi, vakıftan vuku bulan mahlûlât yine vakfa ait iken, bunu dışarıdan bazılarına sattığı için şikâyet edilmiş ve Bursa’da mahkeme olunması emredilmişti (BAVD. 11951, 18786).
Postinpuş Baba’nın adı da Mehmed Kumarî oldu.
1840’ta zaviyedar Elbistanlı Ahmed arzıhâl ederek padişah ambarından tayin olunan kırk beş müd buğday ile altı müd pirincin uzun zamandan beri verilmediğini inha ve verilmesini rica
17 Yenişehir’deki Postinpuş Baba Zaviyesi’nin planı (Ayverdi’den)
eylemiş ve defterdarlık bu muamelenin yüz seneden beri meskut kaldığını iddia etmiş, Sultan Abdülmecid de bu takririn bâlâsını kırmızı mürekkeple ve kendi el yazısıyla “müddet-i malum olmak iktiza etmez mi” diye yazmıştır.
7.10.1850’de Postinpuş Baba Dergâhı mükemmelen tamir olunmuş ise de vakfiyesindeki iradı şunun bunun elinde kalıp, taamiyesi için bir habbe bile kalmadığı Kadirî şeyhlerinden zavi-yedarı İsyanî Baba Efendi’nin istidâ eylemesi üzerine vakıf kayıtlarına bakılarak evvelce taamiyeleri aynen verilip vakfiye mucibince senelik, gündelik, bayramlık ve Receb ve Şaban ve Ramazan aylarında buğday, pirinç, sade yağ ve balmumu ve zağferan ve saire bedeli olarak senede 18.496 kuruşa baliğ olup şart-ı vâkıf üzere zaviyedar ve hademelerine ve saireye verilmesi lâzım gelmiş ise de, Vukuf köyünün hasılatı 1.550 ve hamamın senelik icarı
18 I. Prusyas’a ait sikke
40 kuruş olup cem’an 1.590 kuruş varidatı olduğu bin yüz doksan dönümden ziyade tarla, bahçe ve sairesi varsa da, şunun bunun tasarrufuna geçerek maliyeden tahsil edilmekte bulunduğu ve zaviyede Mehmed Buhâ-rî ile sair zevat medfun olduğundan 1850 senesi Eylülün on altıncı gününden itibaren Yenişehir kazası emvalinden şehriye beş yüz kuruş tahsisi, Vukuf köyünün hazineden idare edilmesi ve hasılatına mukabil dervişlerin taamiyesi olmak üzere tahsil edilen ve yukarıda zikrolunan beş yüz kuruşun zaviyedara verilmesi emredilmiştir (BAVD. 15417). BK, IV/67
PRUSYAS Bu isimde Bitinya kıtasında iki hükümdar gelmiştir:
-
1- Topal Prusyas: Milâttan önce 237 tarihinden 192 tarihine kadar 45 sene hüküm sürmüş ve Bergama hükümdarı Atala ve Bizans Cumhuriyeti ile harb edip memleketini istilâ etmiş olan Gulvaları, yani eski Fransız ahâlisinden bir kısmını ihrac eylemiştir.
-
2- Birincinin oğlu ve varisi olup Avcı lakabıyla milâttan önce 192’den 148 tarihe kadar 44 sene hüküm sürmüş, meşhur Anibal’ı sarayına kabul etmiş ve bunun yardımıyla Bergama hükümdarı Ömen/Eumenes’e galebe çalmış ve Bursa’yı tahkim ettirmiş iken, kendisi düşmanları olan Romalılara teslim etmeye razı olarak Anibal’ı yola çıkarmış ve Anibal da Gebze civarında kendisini zehirleyerek öldürmüştür. 167’-de ittifak talebiyle Roma’ya gidip alçakça harekette bulunmakla kadrini tenzil etmiş ve avdetinde bazı memleketler zapt eylemiş ise de Romalılar tarafından uyandırılan bir isyanda yaralanarak ölmüştür. Bursa şehrinin banisi bunlardan birisidir (KA. 1509). Bk. Bursa. BK, IV/69
PUL Vaktiyle geçen bir nevi nakiddi. 1581 senesi Şubatında Bursa’ya İstanbul’dan gönderilen yeni puldan bezzazlara beş bin altmış akçe pul verilip nısfı Yahudilere ve nısfı Müslümanlara verilmiş ve tamamen tahsil olunarak pul emini İsmail Bey’e teslim olunmuştur (BS. 132/145).
1583 senesinde İstanbul darphanesinde kesilen puldan sol ulûfecilerden İsmail “havale” tayin olunup “füls” ile gönderildi. “Elindeki deftere bakıp, Bursa’ya ne miktar pul tevzî ve tayin olunmuş ise olageldiği üzere çarşı halkına âdet ve kanun üzere biri bir pul ve sekizi bir akçe hesabınca dağıtıp akçesini bî-kusur tahsil eyleyip hazine-i âmireye gönderilmesi ve Bursa’daki yeni pul tevziinden sonra eski pul ile satu-pazar edilmeyip yeni pul ile satu-pazar eylemeleri tenbih” edilmelidir (BS. 152/218). BK, IV/69
PULLU ÇELEBİ (Şeyh) Hacı Halife’nin yerine gelmiştir. 1493 Eylülünde İkiz-celer ağnamından günde yetmiş akçe almakta idi (BS. 10/154). BK, IV/69
R
RABİA HANIM Hamza Bey sülâlesinden Derviş Paşa’nın kızıdır. İnegöl’ün Hamza Bey köyünde sakin idi. Bursa’ya gelmiş ve Hoca Alizâde mahallesinde misafir iken 1760 senesinde vefat eylemiş, 282.905 akçe muhallefat bırakmıştır. Mirasına Âbidin Paşa oğlu Abdülkerim, Osman ve Ömer Beyler konmuşlardır (BS. 394/4). BK, IV/70
RABİA HATUN İskender’in kızıdır. Mecnun Dede mahallesindendir. 1574 senesi Temmuzunda Ahmed oğlu Budak’ı İstanbul’a gönderip kendisine bir cariye alıp getirmek üzere bir miktar para vermişti. Budak, İstanbul’da bunun verdiği para ile bir cariye alıp getirirken kendisine nikâh etmiştir. Rabia Hatun mahkemeye müracaatla kendisinin rızası olmadığını söyleyerek nikâhın feshine ve ayrılmalarına hüküm almıştır (BS. 118/136). BK, IV/70
RAD AKÇESİ Yahudilerden âdet-i kadime ve kanun üzere her sene beylik için 4.800 rad akçesi almak âdet olduğundan 1587 senesine ait rad akçesi tamamen hassa emini Osman Çavuş’a teslim edilmiştir (BS. 170/145). BK, IV/77
RAGIB AHMED EFENDİ Şairdir. Bursalıdır. 1801’de ölen Enarlı şeyhi Bed-reddin Efendi için tarih söylemiştir. BK, IV/71
RAGIB AHMED EFENDİ Bursalıdır. Kadılardandır. 1792’de doğmuş, tahsilden sonra Maraş, Erzurum, Şam mollası olup 1855’te ölmüştür. Mahir bir şairdir (SO. II/202). Şu beyit onundur:
Vuslat-ı yâr için ağyâre müdâra eyler Zehr içer âşık-ı dil-haste şifa niyetine
(OM. II/202). BK, IV/71
RAGIB ALİ EFENDİ Bursalıdır. Tahsilden sonra müderris ve 1720’de Gelibolu müftüsü ve Sarı Yahya Paşa Medrese-si’ne müderris olmuştur. Vezir İbrahim Paşa ile Nemçe seferine ve Bec muharebesine iştirak eylemiştir. Ahbabla-rına seyahati hakkında şu nazmı hediye etmiştir:
Cûybâr-ı Tuna bir Nemçe görünmez baksan
Nemçe hûbânı hevâsıyla akan göz yaşına O kadar kesreti var Bec’de civânânın kim Bin peri düştü desem var yeri âdem başına
(SAT. 268).
Kendisi edîb ve şairdir. Müretteb divanı vardır. Ölümü Sicill-i Osmânî’de (II/358) 1724 ve Osmanlı Müellifle-ri’nde (II/186) 1779 olarak gösterilmektedir.
Şu şiiri ne kadar manalıdır:
Erbâb-ı bezm eyledi şem’in safâsını Amma cefa vü cevrini pervane çekti hep.
BK, IV/70
RAGIB EFENDİ Şairdir. Üçkozlar Tekke-si’nin Mustafa Paşa tarafından 1819’da tamirine dair bir tarih söylemiş ve bu sanatlı tarih, tevhidhanede levha hâlinde asılmıştır. BK, IV/71
İM mi id immi|i
RAGIB MEHMED EFENDİ (Şeyh) Halil Efendi’nin oğludur. 1861’de doğmuştur. 1910’da Emir Sultan’a dayısı Saîd
Efendi yerine şeyh olmuş ise de birçok talib çıkarak iddia-yı hak etmişlerdi. Meşihatın evlâda meşrut olduğu tahakkuk etmekle birçok zahmetlerden sonra 1912’de meşihat beratını almaya muvaffak olabilmiştir. BK, IV/71
RAGIB PAŞA Akdeniz boğazı muhafızı iken Bursa’ya ikamete memur edilmiş ve 1809’da hizmetine mebni 750 kuruş maaşının İzmir gümrüğünden bin kuruşa iblağına emir verilmiştir. BK, IV/71
RAHMİ Bk. Abdurrahim Rahimî Çelebi.
RAHMİ Asıl adı Pîr Mehmed Çelebi’dir. Bursalı Nakkaş Bâlî’nin oğludur. Bur-sa’da doğmuştur. Geçliğinde hüsn ü cemaliyle meşhur olup şiir söylemeye başlamış ve İstanbul’da Sadrazam İbrahim Paşa’ya intisab eylemiş ve Şeh-zâde Mustafa’nın sünnet düğününde kaside söyleyip Kanunî Sultan Süleyman’ın huzurunda okumuş, ihsanlara nail olmuştur. Zahirî ilimlerle meşgul olmuş, tabiatı temiz ve zihni doğrudur. Şiire mail ve gazelde bedelsizdir. Bir müddet büyüklerin iltifatlarından mahrum kalmış ve 1567’de Yenişehir’de müderris iken vefat eylemiştir. Yahya Bey’e nazire olarak yazdığı “Şah u Geda” ismiyle bir manzumesi, pek çok eş’ârı vardır. Molla Câmî’nin Tuh-fe’sini Türkçe’ye çevirmiştir. Daha birkaç eseri vardır. Güzel yiğittir (Sehî Tezkiresi, 129; G. 468, SO. II/375; OM. II/180; KA. 2270). BK, IV/72
RAİF EFENDİ Tüccardan Fesçi Ata Bey’in oğludur. İstasyon caddesindeki Hasan Paşa Camii harap olup birçok zaman kapalı kaldığından yeniden tamir ve inşa ettirmiştir. 1897’de bu camiyi umuma açmıştır. BK, IV/72
RAİF MEHMED EFENDİ İsmail Hakkı Âsitânesi şeyhi Mehmed Rıfat Efen-di’nin oğludur. Bursalıdır. 1830’da doğmuş, babasının sağlığında 1850’de yirmi yaşında iken ölmüştür. BK, IV/72
RAKABE Bir vakfın tamirine iradı kâfi gelmezse, vakfın mahsulünü tamire sarf eylemek üzere rakabe tutup tamir edilinceye kadar vakfın mürtezikala-rına bir şey verilmez. Tamiri bitip rakabe tamam olunca tekrar emir alınarak mürtezikaya verilir. Rakabe muvakkat mahiyette olur. BK, IV/73
RAKIM Bursalı şairdir. İsmail Hakkı Hazretlerinin oğlu Mehmed Şah Hak-kı’ya 1726’da tarih söylemiştir. BK, IV/72
RAKIM İBRAHİM EFENDİ Bursalıdır. Şair ve malûmatlı bir âlim zattır. Ali Paşa Camii’nin imamı ve şer’iye mahkemesinin ikinci kâtibi idi. 1749’da ölmüş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. Gayr-i matbu divançesi ve Fatih’den zamanına gelinceye kadar Bursa kadılarının hâl tercümelerini gösterir eseriyle “Vâkıât-ı Mısrî”, “Menakıbname-i Niyazî-i Mısrî” adında iki eseri ve “Lügat-i Hayatü’l-Hayvan” adlı eserleri vardır (OM. II/ 189; SO. II/365; KA. 2251). BK, IV/72
RAMAZAN Arabî aylarından bir ayın adıdır. Türkler yalnız Muharrem, Safer, Receb, Şaban, Ramazan, Bayram adlarını erkekler için kullanır. Daha doğrusu çocuk bu aylardan hangisinde doğarsa o ayın adı çocuğa takılır. BK, IV/73
RAMAZAN 1559’da pabuççular ve kavaflara, bu işlerde çok bilgili ve mütehassıs olduğundan, şeyh tayin edilmiştir. BK, IV/73
RAMAZAN Cansızoğlu (1615). BK. Külâbî.
RAMAZAN Hassa mimarbaşısı Hüseyin Ağa’nın mektubuyla 21.6.1688’de Bursa ve havalisi mimarbaşılığına tayin edilmiştir (BS. 363/39). BK, IV/74
RAMAZAN (Den Den) Kocaeli’ndendir. Müderrislik yapmış, Kütahya, Konya ve
Kite kadısı olmuş ve Bursa’da Vaiziye Medresesi’nde müderris iken 1629’da vefat eylemiştir. Ahlâkı temiz ve âlim bir zat idi (ŞNZ. II/500). BK, IV/74
RAMAZAN (Hacı) Umur Bey köyündedir. Evlâdına bir tuzla vakfeylemiştir (BAVD. 25401). BK, IV/73
RAMAZAN (Hacı) Ali’nin oğludur. Mimardır. 1551’de İbrahim Paşa Hama-mı’nın külhanını 2.210 akçeye tamir etmiştir (BS. 68/48). BK, IV/73
RAMAZAN (Hacı) Bursalıdır. Oğlu Mehmed, Irgandı köprüsünü yaptıran Ali oğlu Hoca Muslihuddin’in kızı Müslime Hatun’un kocasıdır. Habiboğlu Mesci-di’nde sabah namazından sonra bir cüz okunması için 1551’de vakıflar tayin eyledi. BK, IV/73
RAMAZAN BABA Aydınlı ve bir kayda göre de Akkirmanlıdır. Seyahate çıkarak Bursa’ya gelmiş ve Sekeleme (Işıklar) mevkiinde yerleşmiştir. Zeyniye tarikatı şeyhine aşk u niyaz ederek tarikat usüllerini tekmil eylemiştir. Daima abdestli gezer ve ezanın okunmasını beklerdi. 1620’de ölmüş ve Ramazan Baba Tekkesi’ne gömülmüştür (G.230).
Tekkeye birçok vakıflar bırakmıştır. Allah’ı bilen bir zat idi. Ahşab bir türbesi varsa da o da yıkıldı. Ramazan Baba’nın buradaki zaviyesi daha evvel Simavna kadısı oğlu Bedreddin Efen-di’nin yaptırdığı bir cami idi. Bektaşîle-rin eline geçmekle camiyi meydan odasına çevirmişler ve mihrabı kaldırmışlardır. Yeniçerilerin kaldırılması ve Bektaşî tekkelerinin yıkılması esnasında bu tekke de yıkılmış ve enkazı satılmıştır. Bursa’nın âyân ve eşrafı hü-kûmete ve mahkemeye müracaat ederek burasının tekke olmayıp cami olduğunu ispat etmişler ve yeniden camiyi inşa etmişlerdir. Harap olan bu mescid de yıkılmış, Şeyh Sabit Efendi tekrar tekkeyi inşa ettirmiştir. Bu da
yıkılmış ve orada yerleştirilen muhacirler için ufak bir mescid yapılmıştı. Son zamanlarda bu da yıkıldı. Arsasını evkaf satmış, bu suretle ne tekke kalmış ve ne de türbe (DŞ; BAVD. 21529; VD. II/408).
1845’te Bursa valisi Mustafa Nuri Paşa, Ramazan Baba Zaviyesi deru-nunda Allah rızası için bir mescid yaptırmış ve mescidin cemaati çok olduğu gibi etrafında dahi cami bulunmadığından mescid 1273/1856’da camiye tahvil edilmiştir. BK, IV/73
RAMAZAN ÇAVUŞ Kite kazasındaki Has Boğa Çavuş’un mütevellisi Ali’nin dedesidir. Ali, 1746’da ölmüştür (BS. 384/81). Abdüsselam oğludur. Oğlu Hamza ve torunu Ali vardı. BK, IV/74
RAMAZAN EFENDİ Şam müftüsü Hintli Abdullah Efendi’nin oğludur. “Hin-dîzâde” diye meşhurdur. Bursa’da doğmuştur. Muîdzâdelerden ilim, tahsil edip müderris olmuş ve Trablus, Şam, Kütahya kadılıklarında bulunmuş, Bur-sa’ya gelmiş ve kırk gün sonra 1653 senesi Eylülünde Bursa’da ölmüştür. Pınarbaşı yakınındaki Vezirîoğlu Mescidi mihrabı yakınına babasının kabri yanına gömülmüştür. İlim deryası denecek derecede âlim idi (G. 354). BK, IV/74
RAMAZAN EFENDİ 1662’de Yıldırım Darüşşifası’nda başhekim idi (BS. 384/ 34). BK, IV/74
RAMAZAN EFENDİ (Mevlânâ)
RAMAZAN EFENDİ (Mevlânâ) Bursalıdır. Konya kadılığında bulunmuştur. Şark seferlerinde ordu-yı hümayunda bulunarak çok hizmeti görülmüş olmakla oğulları Mevlânâ Abdullah ve Şeyh Mehmed’e İkizceler ağnamı mahsulünden onar akçe yevmiye tahsis edilmiştir (BS. 187/209). BK, IV/73
RAMAZAN TOPU
RAMAZAN TOPU 7.2.1845’te Hudâven-digâr müşiriyetine gelen bir emirde: “Osmanlı memleketinde, sahilde ve kale
olmayan mahallerde, Ramazan ayında iftar ve imsak vakitlerinden maada bayramlarda ve bazı sevinçlerde ve müşirler ve mutasarrıfların tebeddülatında, eyalet merkezine duhullerinde vesair bahaneler ile atılan top masrafları mahalli emvalinden sarf ve îtâ olunmakta ve bu hâl beyhude yere hazi-neye zararı mucib görünmekte olduğundan, bundan sonra kale olmayan kazalarda Ramazanın iftar ve imsakini ilân için yüz dirhem barut doldurularak bir kıt’a top atılması ve masrafının mahallinden verilmesi ve sair günlerde top atmak suretiyle zaid masraflar vukuuna meydan verilmemesi ve her hâlde tasarrufa riayet olunması hakkındaki emir Bursa’ya gelmiş ise de Hisar’da her sene Ramazan’da iftar ve imsaki ilân için top atmak âdet olduğu ve Bursa büyük bir şehir olduğundan yüz dirhem barut ile atılan topun her mahalden işitilmeye-ceği âşikâr olduğundan bu topa en aşağı üç yüz dirhem barut doldurulması lâzım geleceği Hudâvendigâr meclisinden mazbata ile inha olunmuş ve iktizası tophane-i âmire müdürü beyden sorulduğunda, topun ziyade şemateti, barut ve palastoryası âdetten ziyade sıkıştırılmakla hasıl olmakla barutun ziyadeliği ile hasıl olmaz” dediği bildirilmiştir, denilmektedir (BAVD. 43917). BK, IV/75
RAMİ EFENDİ Bursa bedesten kâhyasının oğludur. Şeyhulislâm Veli Efendi dairesindendir. Tâlik yazısını 1768’de vefat eden Mustafa Tayyib Efendi’den öğrenmiştir. Hattat olmuştur. Keman-keşlikte ve sair maarif işlerinde dahi emsalsizdi (TH. 733). BK, IV/75
RAPOR Osmanlı hükûmetinde cinayetler hakkında rapor yazmak eskiden beri cari idi: 1572 senesi Ağustosunda Tomar oğlu İbrahim adında bir taşçı, Gökdere’de Soğuk Pınar mevziine taş çıkarmaya gitmiş ve orada ölüsü bulunmuştur. Mahkemeden ve mutasarrıf tarafından gönderilen kişiler keşifte
bulunmuş ve raporlarında; “Cesed görüldükte karnı yarılıp işkembesi ve cemi’ bağırsakları dışarı çıkıp beli ve oyluğu kırılmış bulunup ve yanındaki büyük bir taşta çokluk kan bulunup bunlardan başka kılıç, bıçak ve gayrı nesne yarasından yara bulunmamıştır” demişlerdir (BS. 116/51).
23.4.1615’te gelen bir emirde: “Hudâvendigâr sancakbeyi Mehmed Bey İstanbul’a adam gönderip, Bursa kazasında bazı eşkıya ve haramzâdeler kavga edip yollarda ve evlerde adam katl ve cerh edip, sulh ve siyasete memur olanların haberi yok iken Bursa kadısı ve diğer kadılar her biri birkaç bin akçe alarak ve buradan düştü ve gayrı bahane etmekle bildikleri gibi keşfedip, fesad sahiplerinin ellerine temessük vererek eşkıyanın fitne ve fesadı çoğaldığını bildirmiş olduğundan bundan sonra mirlivanın subaşıları hazır olmadan onun gibi yaralanarak ölen kimselerin cesedleri keşfolunmaya diye evvelce emir verilmiş iken dinlemeyip nâib-leriniz birkaç akçe almakla ehl-i fesada verdiklerinden bundan sonra subaşı olmadan keşif yapılmaya” diye emredilmiştir.
1649’da Bursa esircilerinden İsmail oğlu Mahmud Beşe, yine esircilerden Dede oğlu Ahmed’i dava edip yüz gün evvel Mariye adında bir cariyeyi ayıpların cümlesinden salim olmak üzere yüz yirmi riyalî kuruşa satın aldığını, halbuki cariyede “südde” tabir olunur eski bir maraz olduğunu iddia eylemiş ve Bursa’da başhekim olan Mehmed Efendi mahkemeye çağırılarak cariye muayene ettirilmiş, südde marazı bulunduğunu ve bu hastalığın eski olduğunu söylemiş ve yine etıbbadan diyaneti ile meşhur Abdurrahman oğlu Ali Çelebi ve Ali oğlu İbrahim dahi mahkemede; “Südde marazı kadim olup yüz günde hadis olur ayıp değildir, beş altı ayda ancak hasıl olur, eski ayıptır” demeleriyle cariye, satan adama iade edilmişti (BS. 272/104).
RAŞİD EFENDİ 1763’te ölen Çarşamba Tekkesi şeyhi Kasım Efendi’nin yerine şeyh tayin edilmiş, 1782’de vefat eylemiştir. Daima zikir ve tevhid ile meşgul olurdu. Kendi okuyup yazması yoksa da safdil, samimiyeti hoş, melek yaradılışlı bir zat idi. Üçkozlar şeyhlerine mensuptur ve o ailedendir. BK, IV/77
RAŞİD EFENDİ Hammamîzâde’dir. İstanbul kadısı iken padişahın rızasına aykırı hareket eylediğinden 1816 senesi Nisanında Bursa’ya sürülmüştür (BS. 1272/4). BK, IV/76
RAŞİD MEHMED EFENDİ Bursalıdır. “Bakırcızâde” diye meşhurdur. 1780 tarihinde doğmuştur. Nüzhet Osman Efendi’nin oğludur. 1816’da Bursa’da ölmüş ve Molla Fenarî Camii’nin batı tarafındaki babasının mezarı yanına gömülmüştür. Bakırcılık sanatıyla meşguldü. Kendisi şairdi. Müretteb divan-çesi ve “Zübdetü’l-Vekâyi’ der-Belde-i Celîle-i Bursa” adında Bursa’ya müte-allık mufassal bir vefeyatnamesi vardır. Kendi el yazısıyla yazılan bu kitabı, adliye emeklilerinden iken vefat eden Mecdi Efendi ailesinden merhum tarihçi Ahmed Tevhid Bey satın almış ve Ahmed Tevhid Bey de Türk Tarih Kü-tüphanesi’ne satmıştır. Bu kitabın bir kopyası Fatih’te Millet Kütüphanesi Ali Emirî Efendi kitapları arasındadır. Nakşibendî tarikinden idi. Şu beyit onundur:
Ehl-i Hak zerre-i havâdisle mükedder olmaz
Kîl ü kâli de cihanın kuru kavgadandır
(KA. 2245, OM. II/196). BK, IV/76
RAŞİD MEHMED EFENDİ (Seyyid) Bursalıdır. Müderrislik yaptı. Maraş kadısı oldu. 1857’de Beyrut mollası idi (SO. II/355). BK, IV/77
RAUF EMİN EFENDİ Bursalıdır. Sesi güzel hafızlardandır. Salihzâde Esad Efendi’ye imam olmuştur. 1813’te pa-
dişaha imam oldu. 1821 senesi Nisanında ölmüştür. Üsküdar’da duvar dibinde medfundur (SO. I/424). BK, IV/82
RECEB Bursalıdır. İvaz’ın oğludur. Heft renk boyacı taifesinin 1684’te kethüdaları idi. Boyanın has olmasına ve bakam ile ipek boyanmasına mâni’ olmaya çalışmış ve boyacıları mahkemeye getirerek, kalp boyayla boya yapmayacaklarına dair esnafı taahhüd altına almıştır (BS. 325/115). BK, IV/ 78
RECEB (Mevlânâ) Bursa Kaplıcası’ndaki Hudâvendigâr Camii’ne dört akçe yevmiye ile ve senede Bursa müdü ile altı müd hınta ve elli müd arpa ve dört müd kırmızı pirinç ceraye ile 1658 senesi İkinciteşrin ayında hatib tayin edilmiştir (BS. 140/83). BK, IV/77
RECEB BEY Mehmed Bey’in oğludur. Bursa subaşısı iken 25.1.1606’da vefatında karısı Abdullah kızı Saime hayatta idi (BS. 209/135). BK, IV/77
RECEB ÇELEBİ Bursa’daki on bir esirci taifesi üzerine 1558’de ilk defa mubassır tayin edilmiştir. BK, IV/77
RECEB EFENDİ Bursalıdır. Kasım Subaşı Halvetî Zaviyesi şeyhi iken, 1659’da vefat eylemiş ve o zaviyeye gömülmüştür (SO. II/371). BK, IV/77
RECEB EFENDİ İlâhîzâdelerdendir. Müderris iken 1717’de ölmüştür (G.433). BK, IV/78
RECEB KADRİ EFENDİ
RECEB KADRİ EFENDİ (Mevlânâ) Bursalıdır. Sarayoğlu mahallesinden zengin bir tacirin oğludur. Bursa’da doğmuştur. İlim tahsiline heves ederek, Şey-hulislâm Ebu Saîd Efendi’den ders almış ve müderris olmuştur. Tokat, Maraş, Bursa ve Ankara kadılıklarında bulunmuştur. 1683 senesi Birinciteşrin ayında Ankara’da ölmüş ve Hacı Bay-
ram Velî Camii’ne gömülmüştür. Eli açıktı. Herkese iyilik ve ihsan etmesini çok severdi. Âlim ve şairdir. Mahlası “Kadri” idi. “Abdülkadirzâde” diye şöhret almıştı. Karısı Seyyid İbrahim kızı Şerife Hatice Hatun’dur. 723.786 akçe muhallefatı arasında birçok tarih, edebiyat, tıp kitapları vardı (BS. 357/88, SO. II/371, G. 390). BK, IV/78
REDİF ASKERİ Bursa’da ilk redif teşkilâtı 1835 senesi Temmuzunda kurulmuştur. Hudâvendigâr sancağından bir redif alayı teşkil olunmuş ve her hafta Bursa’da mütesellim konağında talim ettirilmiştir. Mevcudu zâbıtânıyla beraber 230 kişi idi. Abdal Murad sahrasında bir ziyafet verilmiş ve bunlara tüfek atışları yaptırılmıştır.
1842’de Bursa’daki redif alayı üç tabur ihtiyar edilmişti (BAAD. 41179).
1885 senesinde Müşir Von der Goltz Paşa’nın yaptığı teşkilâtta Bursa’da hassa ordusuna mensup birinci redif fırkası (tümen) ve birinci redif livası (tugay) ve birinci redif alayı merkezi olmuştu. Çekirge’den ayrıca bir redif taburu çıkıyordu. O vakit askerlik 26 yaşına muvazzaf ve 3 sene ihtiyat, 14 sene rediflik ve 2 sene müstahfız diye kısımlara ayrılarak cem’an 25 sene askerlik vardı. Gençler muvazzaf müddetini silah altında geçirirlerdi. Diğer müddetlerini, icab eyledikçe silah altına alınarak ikmal ederlerdi. Müstahfız-lar dahi adından anlaşılacağı üzere, memleket ve sahil muhafazasında kullanılıyordu. BK, IV/78
REFET EFENDİ ÇEŞMESİ Bursa hakimi Refet Efendi, Kara Abdürrezzak mahallesinde yaptırmıştır. Tarihi “Çi âb güher oldu bu câhdan âsâr” dır. BK, IV/ 79
REFET MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Müderris olup İstanbul’a nakil ve hicret etmiştir. 1813’te ölmüştü. Öldüğü zaman 30 yaşında bir gençti. Hoş söyleyen, aşıkane şiir yazan bir şairdi:
Kûy-ı yârı andılar dildâr geldi hâtıra Cenneti vasf etdiler dîdâr geldi hâtıra
(SO. II/363; KA. 2249). BK, IV/79
REFİ’ MEHMED EFENDİ Üçkozlar Tekkesi şeyhi Mustafa Efendi’nin oğludur. Biraderi Mehmed Tahir Efendi ile birlikte Üçkozlar Tekkesi’ne şeyh olmuş ve 1870’te ölmüştür. Tekkenin geliri az olduğundan ecdadı gibi kimseye boyun eğmez ve kazandığı para ile fukarayı ve seyyahları doyururdu. Temiz ahlâklı bir zat idi. Tahsili orta derecede idi. BK, IV/82
REFİK MEHMED EFENDİ Bursalı Osman Efendi’nin oğludur. Kâmûsu’l-A’lâm’a göre Bergama’da 1786’da ve Sicill-i Osmânî’ye göre de Manisa’da doğmuştur. 1806’da Bursa’da askerî kassam idi. 1810 senesi Birincikânun ayı tarihli bir vesikada “Bursa kısmet-i müderris ve kısmet-i askeriye başkâtibi Mehmed Refik Efendi’nin Ankara’ya nakledilmesi emredilmiş ve Kütahya’ya gelmiş ise de ‘humma-yı muhrıka’ illetiyle hasta olduğundan menfâsının Kütahya’ya tebdilini Kütahya kadısı istirham eylemiştir” denilmektedir. Bursa’ya gelmiş ve 1810 tarihinde vefat eylemiştir. Şairdir (KA. 2293; SO. II/414). BK, IV/79
REFİK MUSTAFA EFENDİ Babası eşraftan Şerif Ağazâde Ahmed ve anası Eminiye Tekkesi banisi Emin Efendi kızı Şerife Necibe Hanım’dır. 1803’te doğmuştur. 1830’da ölmüş ve tekke civarındaki mektebe gömülmüştür. Hiç evlâdı olmamıştır. BK, IV/79
REFİUDDİN ÇELEBİ Bursalıdır. Hoca Mehmed’in oğludur. 1569’da Bursa beytülmal emini idi (BS. 95/122). BK, IV/79
REİS Bursa’daki sanat sahipleri 3.12. 1559’da divan-ı hümayuna müracaat ederek: “Sanatımızda gayet üstad bir kimse reis olup şakirdler tekmil-i sanat eyledikte îlâm için işledikleri işi evvelâ reise gösterip, kabul ederse ‘başka’ iş
işlemeğe icazet verilirdi. Şimdi ise muhtel olmuştur” diye şikâyet eylediklerinden her sanata birer şeyh nasb edilmesi emredilmiştir (BS. 73/281) (Buradaki “başka işten” maksat, ayrı dükkân açıp müstakillen çalışmak, daha doğrusu “usta” olmak demektir). BK, IV/80
REİS EFENDİ (Saatçi) Ulucami’nin Yürüyen Dede karşısındaki dükkânında en ince ve hassas saatleri tamir edecek iktidarda bir zat idi. Bursa’da ilk “maktu fiyat” usülünü müma-ileyh koymuştur. Yirminci asırda yaşamıştır. BK, IV/ 92
REMZİ ÇELEBİ (Mevlânâ) Bk. Mustafa Remzi Efendi
REMZİ MEHMED EFENDİ Karamanlıdır. Bursa’ya gelerek müderris oldu. 1730’-da ölmüştür. Şairdir (SO. II/417, KA. 2299). BK, IV/80
RESİM MUSTAFA Bursalıdır. Şehabed-din Paşa mahallesindendir. Babasının adı da Mustafa’dır. İlim ve irfan tahsil etmişti. Müderris olmuş ve 1130/ 1717’de ölmüştür. Kurdoğlu mezarlığına gömülmüştür. Farisî lisanına hakkıyla vâkıf olup Farisî darbımesellerini tamamıyla hıfz etmişti. Şairliği de vardır. Gayet sanatkârdı. Bursa’da kuyum-cubaşı idi. Bu sanatta ve oymacılıkta bir tane idi (G. 470; SO. II/381; ST. 291). BK, IV/81
RESMÎ ÇELEBİ Bursalıdır. Sanat sahibidir. Geçinmek için bezzaz olmuş ve zamanında şairlik ile imtiyaz bulmuştu. Veliyyüddinzâde Ahmed Paşa’nın birçok gazellerini tahmis eylemiş, gönlü hoş, şiirleri çok güzel, gazelleri pek rağbetliydi. On beşinci asırda yaşamıştır. Bursa’da ölmüştür (ST. 102; LT. 164; SO. II/380).
Nitekim sana âdetdür niyaz ehline
naz etmek
Bana hem hoddur bir naza bin dürlü niyaz etmek
Sücud etdikçe mihraba seni yad
etdiğim budur
Huzur-ı kalb olmasa dürüst olmaz
namaz etmek
BK, IV/81
RESMÎ EFENDİ Türkçe tecvid yazmıştır. Üç lisandan eserleri vardır. 1733’te ölmüştür. Bursalıdır. BK, IV/81
RESUL (Hacı) Süleyman’ın oğludur. Kardeşi Çoban Bey’le beraber Yenişehir’in Cebrail köyünde bir mescid yapmışlar ve bu mescide irad olmak üzere Yenişehir ve İnegöl’de birçok dükkân yaptırmışlar ve bazı dükkânlar da satın almışlardır. İznik’te bir bağ ve iki bahçesini dahi bu mescide vak-feylemiştir. 1530’dan çok evvel ölmüştü. BK, IV/81
RESUL (Hacı) 1687’de eşkıyadandı. Bk. Eşkıya. BK, IV/81
REŞAD EFENDİ 1876 Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Bursa mebusu olan Ahmed Bahaeddin Efendi’nin ikinci oğludur. Baba Efendi Tekkesi şeyhi Saîd Efen-di’nin oğlu Hasib Efendi’nin kızıyla evlenmiş ve Rauf Bey adında bir oğlu olmuştur. 1883’te ölmüştür. BK, IV/81
REŞİD MEHMED EFENDİ Vânîzâdeler-dendir. 1764’te vefat eden Hüseyin Efendi’nin babasıdır. Yaniçoğlu mahallesinde oturmakta idiler (BS. 397/93). Bk. Mehmed Reşid. BK, IV/81
REŞİD MEHMED EFENDİ Emir Sultan şeyhi Lutfullah Efendi’nin oğludur. 1747’de şeyh olmuştur. Her şeyde mahir ve serfiraz bir zat olup, kendi eliyle yaptığı saat tekkede mevcut idi. Çok güzel bir hattattı. 1809’da ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. BK, IV/82
REŞİD PAŞA
REŞİD PAŞA Bk. Mustafa Reşid Paşa.
REVANÎ ÇELEBİ (Mevlânâ) Musa Bey’in oğludur. 1523’te Hudâvendigâr İmareti mütevellisi idi. BK, IV/82
REVANÎ ÇELEBİ
REYHAN MAHALLESİ MEKTEBİ Kasap-zâde Mehmed Çelebi’nin binasıdır. BK, IV/82
REYHAN PAŞA İkinci Murad’ın tavâşîle-rindendir. Yenişehir’de ölmüştür. Türbesi vardır (SO. II/425). Reyhan Pa-şa’nın Bursa’da hanı, Pirinçpazarı’nda hamamı varsa da yerleri tesbit edilememiştir (BS. 4/345, 17/62). Bursa’da Reyhan Paşa mahallesi vardır. Bu mahallede Reyhan Paşa’nın camisi ve imareti vardır. Camii el-an mevcuttur. Ayrıca hamamına ve sonra da mescidine getirdiği suyu vardır (BS. 28/79).
Reyhan Paşa’nın Yenişehir’de de zaviyesi ve imareti vardır (BS. 26/350). Yalova’nın Subaşı/İskender köyü bu zaviyenin vakfıdır. Orada da mescidi vardır. Sultan Murad Yoğurdu Kara mezraasını Reyhan Paşa’ya mülklüğe vermiş ve bu da Yenişehir’deki zaviyesine vakfeylemiştir. Vakıfları kaydı şöyledir: Yoğurdu Kara köyünde 18 ev, beş köle, Yalova’da 4 köle, Matbah-ı İlyas ve Zağanos mezraaları, Avas köyüne muttasıl olan Zülkadiroğlu yeri ki mezraa diye kaydolunmuştur. Özbek Paşa âzadlısı Yusuf’dan ve Ahmed’den alınan ve Yenişehir sınırında iki çiftlik. Bursa’da kervansaray ve hamam, kervansaray civarında 7 dükkân (1530’da yanmış), Abacıyan Çarşısı’nda 12 dükkân, Çilingirler Çarşısı’nda 5 dükkân, birçok odalar (1530’da yanmış), mum-hane, boyahane ve 208 kıt’a evlerin yerlerinin mukâtaası, Timarhane kurbünde bir bağ, Yenişehir’de kapan (1530’da harap), Kütahya’da dört pare köy, Edirne’de dört dükkân ve daha birçok yerler.
Şile kazasında Reyhan Paşa mezrası ve Gühender köyünü İkinci Murad’dan satın alıp Yenişehir’deki zaviyesine ayrıca vakfeylemiştir. BK, IV/82
REYHAN TÜRBESİ İznik’tedir. 14. asra aittir. Yenişehir kapısı dışında şosenin sahil cihetinde surlardan 260 metre ileride tarlalar içerisindedir. Kubbeli kısmında beş büyük ve üç küçük mezar vardır. İlâve olunan giriş kısmında dahi üç mezar vardır (VD. I/61). BK, IV/83
RIDVAN Abdullah’ın oğludur. Bursa’da cerrahtı. 1561’de Hacı Mustafa oğlu Veli’nin boynundaki hanazir zahmetine ilaç ederken ölümüne sebep oldu, diye kardeşleri Alemşah, Ali ve Selim mahkemede dava etmişlerse de bilâhare davalarından vazgeçmişlerdir (BS. 93/ 99). BK, V/84
RIDVAN Abdullah’ın oğludur. 1573’te Bursa reisü’l-etıbbâsı idi (BS. 117/ 177). BK, IV/84
RIDVAN AĞA II. Mahmud’un haremağa-larındandır. Padişahın musahiblerin-den olan Alâeddin Ağa ile birlikte iskan için Bursa’ya gönderilmişler ve Bursa gümrüğünden ikisine beş yüz kuruş maaş verilmesi 1839’da emredilmiştir. BK, IV/84
RIDVAN AĞA Bursa hisarı mehterbaşısı Mustafa Ağa’nın 1551 senesinde vefat etmesi üzerine yerine tayin olunmuştur. BK, IV/84
RIFAT BEY 1896’dan evvel Bursa’da düyun-ı umumiye nazırı iken Emir Sultan Tekkesi’ni tamir ve termim ettirmiş ve boyatmıştır. Kendisinin ve kardeşinin kitaplarını vakfederek bir kütüphane vücuda getirmiştir. BK, IV/87
RIFAT EFENDİ Başçı Tekkesi şeyhi “Paşa Baba” denilen Salih Efendi’nin oğludur. Babasının ölümü üzerine kardeşi İzzet Efendi ile birlikte şeyh olmuş ve 45 sene şeyhlik yapmıştır. 1869’da ölmüş ve zaviyeye gömülmüştür. Edîb, nükte söylemesini sever, irfan sahibi idi. Büyükler bununla görüşmekten lezzet duyarlardı. Mısır Hidivi İsmail Paşa
Bursa’ya geldiğinde Bademli Bahçe’de köşkünde bu zatla uzun müddet görüşmüş ve fazl ve kemâlini takdir ederek çok hürmet göstermiştir (YŞ. 231). İsmail Paşa, Rıfat Efendi’yi birlikte Mısır’a götürmüş ve oradan Hicaz’a giderek Bursa’ya dönmüştür. BK, IV /87
RIFAT HÜSEYİN EFENDİ (Hacı) Bursalıdır. Şairdir. 1794’te doğmuştur. Mek-teb-i Sülüs muallimliği ile ömrünü geçirmiştir. Müretteb divanı vardır. Koz-moğrafyaya ait “Hulâsatü’l-İrtifa” adlı bir risalesi vardır.
Seherler daima vakt-i safâ-yı ehl-i irfandır Seherler vakt-i rahmetdir seherler vakt-i ihsandır.
Kendisi hattat idi (KA. 2290; OM. II/192; SO. II/405). BK, IV/87
RIFAT MEHMED BEY Bursalıdır. Üsküdarlı Seyyid Mehmed Tahir Paşa’nın büyük oğludur. Bursa’da kâtiblik yapmıştır. Kırk sekiz yaşında iken Bursa mustahfız taburuyla gönüllü zâbıt yazılarak Rus harbine iştirak eylemiş ve 1876’da Plevne civarında Teliç köyünde şehit düşmüştür. Bursa mebusu Tahir Bey’in babasıdır. Divançesi vardır. Şairdir (OM. II/204). BK, IV/87
RIFAT MEHMED EFENDİ İsmail Hakkı Tekkesi şeyhi Bahaeddin Mehmed Efendi’nin oğludur. 1812’de Bursa’da doğmuştur. Beş altı yaşında iken babasının yerine şeyh olmuştur. Kırk sene kadar şeyhlik yapmıştır. 1856’da ölmüştür. Fazıl bir zat idi. BK, IV/87
RIFKI AHMED EFENDİ Alimlerden Mekke payeli Musa Kazım Efendi’nin yeğenidir. Harbiye mektebinden çıkmış ve kurmay albay olmuştur. 1892 Birinci-teşrininde Bursa’da ölmüştür (SO. II/ 411). BK, IV/84
RIFKI İBRAHİM EFENDİ Cizyedarzâde Hacı Hüseyin Ağa Zaviyesi’nin Nakşibendî şeyhi Mehmed Murad Efendi’nin büyük oğludur. Babası ihtiyarlığına
mebni, 1849 senesi İkinciteşrin ayında, oğullarından en büyüğü olduğundan şeyhliği buna terk eylemiştir (BS. 304).
1852’de babasının ölümü üzerine şeyh olmuş ve zaviyesini medrese hâline koymuştur. Tekkede bir de mükemmel kütüphane vücuda getirmişti. Yazısı çok güzel idi. Yazdığı birçok nadide eserler, bilâhare ziyana uğramış ve tasavvufa ait kitaplar kasten mahvedilmiştir. 25 yaşında 1898’de ölmüş ve Üftade Camii haziresine def-nedilmiştir. Babasından sonra oğlu Murad Efendi şeyhliği kabul etmemiştir. Âlim, fazıl, uslu, temiz bir zattır. Zaviye, medrese olunca müderrislik dahi yapmıştır. BK, IV/84,85
RIFKI MEHMED ALİ EFENDİ İsmail Hakkı Tekkesi’nin şeyhi Mehmed Rıfat Efen-di’nin oğludur. 1836’da Bursa’da doğmuştur. 1856’da yirmi yaşında babasının yerine nasb-ı meşihate tayin edilmiştir (kardeşiyle müştereken). Yüzü gayet güzel, sesi de çok ahenkli olup, mûsıkî fennine de vâkıftı. Gayet temiz giyinirdi. Bursa şeyhlerinin başkanı Safiyyüddin Efendi’nin oğlu Necmed-din Efendi’ye damat olmuş ise de, karısını cebren boşattırmışlardı. Ancak birbirini çok sevdiklerinden karısı verem olmuş ve bu hadiseden çok müteessir olduğunda Rıfkı Efendi’nin de, zihnine fenalık gelmiş ve bundan sonra da ne yüzündeki güzellik, ne sesindeki o ahenk ve ne de o fevkalâde temizlik kalmıştı. Tekkenin kadınlara mahsus dairesinde, dışarı çıkmaz, kimse ile görüşmez, münzevî bir hayat sürmeye başlamıştı. Yalnız yaşar ve biraz da afyon yutardı. 8 Haziran 1897’de evinde yalnız olduğu hâlde ölmüş ve İsmail Hakkı Hazretleri civarına defnedilmiş-tir. BK, IV/84
RIZA ALİ EFENDİ
RIZA ALİ EFENDİ Bursalıdır. Mülkiye mutasarrıflarından Mehmed Şerif Efendi’nin oğludur. 1815’te doğmuştur. Mevlevî tarikatine intisab eylemiştir. “Sıdkızâdeler” ailesindendir. Yarım
asırdan ziyade memuriyetlerde bulunmuş ve defter-i hâkânî nazırlığı yapmıştır. 1876 Meclis-i Âyân’ına aza tayin edilmiştir. 1905’te Üsküdar’da vefat etmiş ve Selimiye Tekkesi’ne defnedilmiştir. Bulunduğu memuriyetlerde vâkıfane ve afîfane hüsn-i hizmete muvaffak olmuştur. Âyân azasından “Bursalı Rıza Efendi” diye şöhret almıştı. Hafıza kudreti şayan-ı hayret denecek derecede idi. Bâlâ rütbesini haiz olup, bâlâ ricalinin en kıdemlisi idi. “Mesleknâme-yi Hümâyun” adında tarihî ve siyasî bir eseriyle bir vakit Kartal’da oturduğundan “Kartalname” adında diğer bir eseri varsa da ikisi de basılmamıştır. Arif, âlim, fazıl bir zat idi (OM. II/214).
Meşhur Senih Bey’in ve Fatma Ha-nım’ın kardeşidir. Anası Bursa’nın en meşhur hattatlarından Tarhanazâde Seyyid Abdullah Efendi’nin hafidi Şerif Süleyman Çelebi’nin ve karısı Şerife Hanife Hanım’ın kızı Şerife Fatma Ha-nım’dır. Şükrü Bey, Rüşdü Paşa, Abdullah Bey, Ömer Bey, Ali Bey, Murtaza Bey, Salâhaddin Bey ve Rıdvan Bey adlarında oğulları vardır. BK, IV/85
RIZA EFENDİ (Şeyh) Hamam Tekke şeyhi Şeref Efendi’nin oğludur. 1875’te babasının ölümü üzerine yerine şeyh olmuştur. Bir müddet tarikat ayinini yaptırmış ise de tekkenin harap olması ve gelirinin bulunmaması yüzünden tekkeyi kapamış ve kendisi de Aydın cihetlerine seyahate çıkmıştır. Gayet şiddetli bir kış günü Menderes nehrini yüzerek geçerken soğuk almış ve Bursa dönüşünde iki ay hasta yatarak 1887’-de pek genç iken ölmüştür. Ali Paşa Camii mezarlığına gömülmüştür. Sesi çok güzel olduğundan tekkelerde ilahi ve naat okurdu. Kalender-meşreb bir zat idi. Fakirliğe, zarurete tahammül eder ve hâlini hiçbir kimseye söylemezdi. Bir müddet sahhaflık yapmış ise de ileri götürememiştir. BK, IV/85
RIZA EFENDİ (Şeyh) 1912’de ölen Enarlı şeyhi Bahaeddin Efendi’nin oğludur.
Bursa tarihçisi Şemseddin Ulusoy’un yazdığı kıymetli “Yadigâr-ı Şemsî” adındaki eserine göre 1892’de Bur-sa’da doğmuş ve biraz tahsil görerek ilk mektebe devam ederken ve malûmatını arttırmaya uğraşırken babasının ölümü üzerine 11 Şubat 1914’te şeyh tayin olunmuştur. Küçük kardeşi Abdülhâdî Efendi sinn-i rüşde varınca imamlık ve hatiblik ciheti de ona tevcih olunmuştur. BK, IV/86
RIZA MEHMED EFENDİ Levhîzâde’dir. Âlim hekimlerden bir zat olup, Bursalıdır. 1764’te Hicaz’da ölmüş ve “Mual-la”ya gömülmüştür. Tıbba ait iki eseri vardır. Bir aralık padişahın başhekimi olmuştu (OM. III/235). Ailesi erkânı Emir Sultan’da, Yedi Selviler civarında gömülüdür. BK, IV/85
RIZA MEHMED EFENDİ Abdülhâdî Efen-di’nin oğludur. Bursa’da müderris iken dayısı Enarlı şeyhi Mehmed Fahreddin Efendi’nin evlâdsız vefatı üzerine 1856 senesi Birinciteşrininde Enarlı Tekkesi şeyhliği ve imamlığı ve hatibliği ile Fenarî Ahmed Paşa zaviyedarlığına tayin edilmiştir. On beş sene kadar ibadetle meşgul olmuş, 1871 de ölmüş ve aynı tekkeye gömülmüştür. BK, IV/85
RIZA MUSTAFA EFENDİ Bk. Rıza Efendi.
RIZAÎ Şairdir. Bk. Abdülkerim Rızâî Efendi.
RIZAÎ MEHMED EFENDİ Vanlı Mehmed Efendi’nin oğludur. Müderris iken 1707’de ölmüştür (SO. II/397). BK, IV/86
RİYAZÎ (Mevlânâ) Bursalıdır. Babası Bursa kadısı idi ve “Eyyühüm Erik” demekle meşhurdu. Âlim, fazıl, kâmil bir zattır. Şairdi (ST. 89). Kendisi müderris idi ve müderris iken ölmüştü (LT. 175).
Görinür şükkerin lebinde nebat Hayf zulmetde kaldı âb-ı hayat.
BK, IV/82
RODOS BEYLERİ 30.2.1496’da Rodos beyleri elçisi, Rodos beyleri için satın aldığı kumaşların gümrüğünün affolunmasını rica eylemiş ve padişah da beş bin gümrük akçesini affeylemiştir. Verilen emirde her hangi geçilecek yerden geçerse alıp gittiği kumaşlardan hükûmete müteallık olan gümrükten beş bin akçe gümrüklerinin alınmamasını ve hangi iskeleden geçerse eline Bursa mahkemesinden verilen huccetini göstermesi lâzım geldiği bildirilmişti. Elçi Bursa’ya geldiğinde çuhadan ve aladan renkli ibrişim ve paybezen, destmaldan altmış bin dört yüz akçe tutar mal almış ve emri-i pa-dişahî mucibince bunun gümrüğü alınmayıp deftere kaydolunmuş ve hâmile huccet verilmiştir (BS. 11/180). BK, IV/70
RUKİYE İstanbul’da “Kolbaşı Rukiye” diye meşhur idi. Allah’ın rızasına aykırı hareket eylediğinden “Gümüşservi Fatma” ile birlikte 10.4.1800’de divan-ı hümayun çavuşlarından Osman Çavuş mübaşeretiyle Bursa’ya nefy edilmiş ve bir ay sonra da ıslah-ı nefs ederek fena işlerden fariğ olduğundan affedilmiştir (BAZD. 3504). BK, IV/88
RUKİYE Mustafa’nın kızıdır. Filboz mahallesinde 1682 senesi İkincikânun ayında ölmüştür. Kocası Halil oğlu Müderris İbrahim Efendi’dir. Anası Yusuf kızı Kerime’dir. Halil ve Abdurrahman adında iki oğluyla 49.980 akçelik mücevheratı kalmıştır (BS. 357/ 30). BK, IV/88
RUKİYE HATUN Şeyhulislâm Esad Efen-di’nin kızıdır. 1620’de Bursa’da idi (BS. 234/43). BK, IV/88
RUKİYE HATUN Bursa başmüderrisi Sa’dîzâde Abdullah Efendi’nin karısıdır. 1821’de ölmüş ve Şehreküstü mezarlığına gömülmüştür. BK, IV/88
RUKİYE MOLLA HANIM Seyyid İbrahim Efendi’nin kızıdır. Seyyid Ali Molla, Seyyid Abdullah, Erşed Molla Efendi, Şerife, Fatma, Molla Kadın adlarında kardeşleri vardı. 11.9.1753’ten birkaç gün evvel Enbiyaoğlu mahallesinde ölmüştür (BS. 389/19). 659.140 akçe muhallefatı kalmıştır. Evvelâ Osman Efendi’ye, sonra da Esir Ebubekir Pa-şa’ya varmıştır. BK, IV/88
RUNKUŞ PAŞA Karacabey kasabasında camisi ve mescidi vardır. 1451’den evvel ölmüştür. İkinci Murad zamanında yaşamıştır. Nur İbrahim köyüyle Mihaliç’te 48 dükkân ve bir bezirhane ve Kayaaltı’nda bir dolap değirmeni ve otuz baş susığırı ve daha birçok irad vakfeylemiştir (BA. Anadolu Vilâyeti Defteri, c.II, 285). BK, IV/88
RÜSTEM
RÜSTEM 1554 Mart ayında Bursa’da alimler, salihler şer’î meclise gelerek “Bursa sancakbeyi, zuamâ ve timar sahipleri sefere memur olarak gitmişler ve vilâyet boş kalmıştır. Şehri muhafaza için kalan sipahilere serdar olan kimse de timar sahiplerinden olup sefere memur olanları ve sairlerini zabt eylemeğe kadir değildir. Sipahi oğlanlarından birisinin serdar olması lüzumludur” diye kadıdan rica etmişlerdi. Kadı da İstanbul’a arz ederek Rüstem’in tayinini teklif eylemiş ve Rüstem, muhafazaya kalan sipahilere başbuğ tayin olunmuştu. Verilen emirde sipahileri kendi hevâlarında gezmeye koymayıp, cümlesini yanına toplayıp Bursa’nın etrafında muhafazası lâzım olan yerleri muhafaza etmesi istenmiş, ayrıca eşkıyaların hiçbir ferdin malına ve canına zarar eriştirmek ihtimali olmasın denilmiş ve aksi takdirde sipahilerin dirliklerinin alınmakla iktifa olunmayacağı, haklarından gelineceği ve bu bahane ile reayadan celb ü ahz olunmaktan sakınılması da bildirilmiştir (BS. 327/ 131). BK, IV/89
RÜSTEM (Hoca) Bursa tüccarlarından olup, Abdüllâtif Kudsî’nin ahbabı idi. Şeyh için Zeynîler Yaylağı’nda birçok odalar bina ederek Zeyniye Zaviyesi fukarasına vakfeyledi (ŞN. 131). 1536’-da Sekeleme mevzii kurbündeki Ayaz-ma’nın ayağını sahibinden satın alıp Gurbetli mahallesi mescidi önüne ve oradan Emir Sultan Camii’ne giden yolda bir çeşme ve bu çeşmenin ayağını Taşkın Hoca mahallesi mescidi önüne iletip orada bir çeşme ve bir şadırvan inşa ettirmiştir. Karamazak mahallesi mescidinin yukarısında dahi ahâliye bir çeşme ve Karamazak’dan yukarıda dahi ana sudan bir budak vermiştir (BS. 45/97). Hacı Baba mahallesinde dahi bir mescid bina etmiştir (BS. 330/64). BK, IV/89
RÜSTEM (Hoca)
RÜSTEM (Mevlânâ Kara) Karamanlıdır.
Birinci Murad zamanında Bursa’ya gelmiş ve kazasker bulunan Çandarlı Hayreddin Paşa’ya; “Gazilerin gazadan aldıkları esirlerin beşte birisi padişahındır” demiş ve iş Birinci Murad’a arz edilmiş. O da: “Allah’ın emri ise alınsın” diye emir vermişti. Esirlerin geçecekleri yerlere “akıncı kadıları” tayin edilmişti. Bu zat için Aşık Paşazâde ve İdris Bitlisî tarihleri, “Bursa’ya gelince halk buna izzet ve ikram etti. O vakit çok okumuş kimseler yoktu. Bu ve Çandarlı Kara Halil alemi hile ile doldurdular. Takva kayboldu (takva: günahtan sakınmak, kendini gözetmek, Allah’tan korkmak). Türlü türlü fetvaya başladılar (fetva: bir mesele, bir dava hakkında şer’an icab eden müftü tarafından isim zikr edilmeksizin yazılan fıkra, fıkıh ve şeriat sualine verilen resmî ve şer’î cevap). Yeniden akçe kestirdiler, hile ve bid’at ihdas ettiler, kadıların rüşvet almasına sebeb oldular. Vezirlerin işlerine de karışmağa başladı. Esirlerden geçitlik almasını, eski akçe ile alışverişin pazarlarda men’ini ve eski akçenin başka iklime götürülmemesini icad eyledi” diyor ve Osmanlı ülkesinde müzevir yok iken bunun icad eylediğini ve fesad
ve tezvir tohumunu bunun ektiğini yazıyorlar (A.188; B. 48,68).
Pınarbaşı’nda bir zaviye yaptırmış ve oradaki türbesine gömülmüştür. Bugün bunun ne türbesinden ve ne de zaviyesinden bir eser yoktur. Bu zat oğlunun yüz sene yaşamasını hesap ederek ve her gün yüz filori sarf edebilmesi için 3.600.000 filori bıraktı. O vakte göre yüz filori büyük bir meblağdı. Oğlu bunu birkaç senede israfla harcayarak Hisar’daki Orhan Hama-mı’nın külhanında sefil bir hâlde öldü. Ve gömüleceği zaman kefen parasını kölesi Firuz verdi ve gömdürdü. Âşık Paşa, bunun israflarından birisini şu hikâye ile anlatıyor: Yedi yıl içinde bozahanelerde kebap çeviricilik ile geçirdi. Parası bol olduğu zamanlarda birisi kendisine bir tazı getirmiş, buna yüz filori ile bin akçelik bir at ve bir kat da elbise vermiş. Bursa’da Yıldırım İmareti yöresinde “Elaslan Bağı” denilen bağında bir tavşan bulunduğunu buna haber vermişler. Bağa gitmiş, o tavşanı kim çıkarırsa yüz filori vereyim demiş. Tavşanı çıkarmışlar, tazı tavşana varamamış, mirasyedi kızmış, tazıyı kılıcıyla çalmış, iki pare eylemiş, ol kişiye yüz filori vermiş. İşte böyle sefahet âlemlerinde yüz sene hesabıyla babasının bıraktığı serveti az zamanda israf eylemiş ve en nihayet Bursa bo-zahanelerinde “kebap çevirici” olmuş ve hamam külhanlarında ölmüştür. Bu müsrif evlâdın adı öğrenilmemiştir (A. 189). Âşık Paşazâde, bu hikâyede, yeminle mübalağa etmediğini söylüyor. BK, IV/90
RÜSTEM EBUBEKİR PAŞA Yeniçeri ocağından yetişti. Nizamiye askerinin ihdasında süvari oldu. Kısa zamanda albay ve daha sonra süvari tuğgenerali olmuştur. Ferik ve sonra da vezir olarak Ankara, Trabzon, Selanik ve Edirne valiliklerinde bulundu. 1856’da azlolu-narak Bursa’ya sürüldü. Bursa’da menfâ olarak iki sene kadar oturdu, 30 Mart 1858’de affolunarak İstanbul’a
döndü ve orada öldü, Üsküdar’da Nasuhî Tekkesi’ne gömüldü. Az süren Bursa’daki ikametinde iyi bir hatıra bırakmıştı. BK, IV/89
RÜSTEM HALİFE Göynüklüdür. Bursa’ya hicretle alış verişe başlamış ve Zeyniye şeyhlerinden Hacı Halife’den icazet almıştır. Birçok kerametlerini Lâmiî Çelebi “Nefehat”ında yazmıştır. 1511’-de ölmüş ve Nakkaş Ali Camii hazire-sinde Lâmiî Çelebi yanına gömülmüştür. Halim, selim, sahî, kerim ve Allah’ın esrarına vâkıf gizli bir hazine idi. Mazannadır (G.227; SO.II/377).
“Şeytan kulu” demekle maruf Kalender eşkıyası Bursa’yı bastığı zaman ahâli fevkalâde bir halecana tutulmuştu. Va’z u nasihatleriyle cümlesini yatıştırmış ve manevî kuvvetlerini tezyid etmişti (ŞN.356). BK, IV/88
RÜŞDİYE MEKTEBİ Eski orta mekteplerinin adıdır. Karşılığı, mevkufat hazi-nesinden evvelce memurların maaşlarından kesilen yüzde iki tenzilatından mahsub olunmak üzere Bursa ile beraber yirmi beş vilâyet merkezlerinde yirmi beş rüşdiye mektebinin açılmasına Maarif Meclisi’nce karar verilerek 1 Temmuz 1853’te irade çıkmıştı. Bursa Rüşdiye Mektebi inşaatı bittikten sonra, iktiza eden hoca efendiler dahi tayin kılınmış, binanın döşenmesi dahi ikmal edilerek 17 Temmuz 1860 tarihinde lâzım gelen ulema, şeyhler, me-murîn, vilâyet meclisi azaları ve sıbyan mekteplerinden intihab olunan şakir-dan olduğu hâlde açılma töreni yapılmıştır. Bu mekteb şimdiki Kız Muallim Mektebi binasının olduğu yerde idi. 1875’te Hudâvendigâr vilâyetinde 25 rüşdiye mektebi ile 1.081 talebesi vardı (Maarif-i Umumiye Nezareti Tarih-çe-i Teşkilat ve İcraatı s. 59, 160). BK, IV/92
RÜŞDÜ ŞERİF EFENDİ Bursalıdır. Der-siâm ve devriye mollası idi. Ayıntab, Trablus, Bağdad ve Beyrut mollası oldu. 1880’de öldü. Âlim bir zat idi. Çok yaşamıştır (SO. II/384). BK, IV/92
RÜŞDÜ PAŞA Âyândan Bursalı Rıza Bey’in oğludur. Mudanya’da ölmüştür. BK, IV/92
S
SAAT KULESİ Anadolu ve Rumeli’nin pek çok şehrinde “çalar saat kuleleri” vardır. Müslümanların namaz vakitlerini bilmeleri için yüksek birer saat kulesi yapmak Türklerin âdetlerinden idi. Eski devirlerde güneş ile irtifa tahtalarıyla namaz vakitlerini tayin için âletler kullanarak saatleri ayar ederlerdi. Bursa’da Ulucami’de, Emir Sultan Ca-mii’nde “muvakkithane” denilen birer saat ayar merkezleri vardı. Hisar’daki saat kulesi 1890 tarihlerinde yapılmıştır. 13 İkincikânun 1893’te saat kulesinin yukarısından yarım metre mahalli şiddetli lodos rüzgârlarının tesiriyle yıkılmıştır. Küfeki taşından kârgir olarak yapıldığı hâlde, rüzgârın şiddetine tahammül edememişti. Tabii, derhal tamir edildi. Ayrıca birçok yerlerde ufkî ve şakûlî “basita” denilen güneş saatleri vardı. O vakit akşam ezanının okunduğu zaman tam on iki itibar edilip, saat birden başladığından alaturka denilen bu basitaların yapılması uzun hesaplara muhtaçtı. Fakat bu güçlüğü Türkler halletmişlerdi. Bursa Kütü-ğü’nde hâl tercümesi bulunan emekli Bursalı Yarbay Ali Hilmi Bey, bu hususta çok mütehassıs idi. Manastır’da Askerî İdadî’de, Selanik’deki Müşir Hayri Paşa’nın yaptırdığı Hamidiye Ca-mii’ndeki ufkî basitanın hesaplarını bu zat yapmıştır. BK, IV/93
SABİT MEHMED EFENDİ (Şeyh) Bursalıdır. Seyyid Baba sülâlesindendir. Mısrî şeyhlerindendir. Moralı Tekkesi şeyhi Mustafa Lutfullah Efendi’nin halifesidir. Şeyh Mehmed Şerif Efendi’nin oğludur. Eşrefîler mahallesinde sakin
olup, 15 İkincikânun 1902’de Ramazan Baba Tekkesi’ne şeyh olmuştur (BAVS. 5/133). Pîr Emir civarındaki arazi muhacirlere verilip ebniyeler inşa ve mahalle teşkil olunduğu vakitlerde, 27 Ağustos 1897’de Pîr Emir Camii’ne imam ve hatib olmuştu. Işıklar’daki Askerî Lise yapıldığı zaman bahçesine ağaçlar dikmeye teşebbüs etmiş ise de muvaffak olamamıştır. Oburluğu ile meşhurdu. Teferrüç mevkiinde bir eğlenti esnasında sekiz okka sığır etinden yapılmış köfte ve bir küfeye yakın üzüm yediğini birçok kimseler gözleriyle görmüşler ve o vakit Bursa’da çıkan “Bursa Gazetesi”ne yazmışlardır. BK, IV/93
19 Saat Kulesi’nin açılış merasimi
SABRİ DEDE Mevlevîhane aşçıbaşısı iken 1867’de ölmüş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. BK, IV/93
SABRİ DEDE
SABUN Bursa’da öteden beri sabunhaneler vardı ve sabun satılırdı. Sabuncular ayrı dükkânda yalnız sabun satarlardı. 1608’de sabuncular kâhyası, sabunculara tevzî eylediği sabundan bir bakkala dahi gönderdiğinden, bakkal, daha önce bakkal dükkânında sabun alınıp satılmadığını bildirerek mahkemeye müracaatla şikâyette bulunmuştur (BS. 217/85). 1537’de “Yeni Bina” denilen mahalde Sabuncu İbrahim’in (BS. 45/28) bir sabunhanesi, 1567’de de Kamberler mahallesinde başka bir sabunhane vardı (BS. 110/ 55). Bursa’da daha birçok sabunhaneler vardı. BK, IV/94
SAÇMA Sultan Mustafa Üsküdar’da Ayazma’da bir camiyi yaptırmış ve buna irad olmak üzere Tekfurdağı, Gelibolu, Bursa ve İzmit’teki saçma-haneleri kapattırıp, saçma imâlini Üsküdar’da inşa eylediği saçmahaneye hasr etmişti. Ve bundan başka fişenk, çubuk ve fındık kurşunu imâlini dahi bu kârhaneye tahsis etmişti. 27.11. 1760’ta Bursa saçmahanesinin men’i emredilmiştir (BS. 392/55). Bursa’da attarlar kâhyası Mehmed, İstanbul’a giderek bu saçmahanenin Bursa’daki acentalığını almış ve Bursa’da satmaya başlamış ise de bu işi başaramayıp birtakım Yahudilere bırakmış ve Yahu-diler de hilenin envaını yaparak kendileri Bursa’da yaptıkları saçma ve kurşunları “İstanbul saçması” diye satmaya başladıklarından Mehmed Ağa vekâletten azledilmiş ve Bursa’da kurşun saçma yapılması 16.3.1717 tarihli emirle kat’iyyen men’ edilmiştir (BS. 1179/1). BK, IV/94
SADAKA Yavuz Selim, padişah olduğu zaman birçok kimseleri katleylemiş ve babasını zehirlemiş ve öldürülen kimselerin birçoklarının cenazeleri Bur-
sa’ya gönderilmişti. Bursa’da bu hâl aksi tesir yaptığından, ahâlinin mırıltısını susturmak için Bursa’ya altmış bin akçe sadaka ile İstanbul haslar kadısı Mevlânâ Muslihuddin’i göndermiş ve bunun eline verdiği liste ile bu para Bursa’daki şeyhlere, tekkelere ve icab eden yerlere dağıtılmıştır. Ayrıca Bur-sa’da bin koyun kurban edilerek eti fakirlere dağıtılmıştı. 14.4.1513’te bu emir infaz edilmiştir (BS. 25/96).
1546’da Kanunî Sultan Süleyman, Emir Sultan mahallesindeki fukaraya dağıtılmak üzere 20.000 akçe sadaka göndermiştir (BS.49/36).
26.9.1571’de Kadı Efendi, Bursa zindanını dolaşırken Mustafa oğlu Meh-med’in hâlinden sormuş ve o da “Bekâr Ali” adında birisine beş yüz akçe borcu olduğunu ve bunun için hapsedildiğini söylemişti. Bunun üzerine kadı, kendi sadakalarından Bekâr Ali’ye üç yüz akçe verip sulh olmuş ve Mehmed’i tahliye ettirmiştir (BS. 114/ 126). BK, IV/94
SÂDÂT Seyyidin cem’idir. Peygamberin sülâlesinden olan kimselere denir. 1759 senesi Eylül nihayetlerinde gelen bir emirde; “Sâdâtın himaye ve sıyaneti ve bunların izaz ve ikramı ahâlinin boyunlarına borç iken bazı kazalarda kâimmakam olanlar şer’-i şerife aykırı olarak ‘harc-ı makul, devriye, sâdât akçesi, ve arûsiye (gelinlik) gibi’ sonradan ihdas edilen isimlerle akçe taleb edilip cezalandırılmakta ve tahkir edilmektedir. Seyyidlik iddia edenlerin yeşil sarık sarmağa talib olanları İstanbul’daki ‘nakibü’l-eşraf’a sevk edip Bur-sa’ca izin verilmemesi ve Bursa’daki sâdât-ı kiram dahi kâimmakamlarını kendi üzerlerine zâbıt bilip şeriata ve emirlere aykırı harekette bulunmaları ve üzerlerine şer’an bir şey sabit olursa nakibü’l-eşraf marifetiyle ve mübaşeretiyle tahsil olunup ve bilâ-mucib başkalarının müdahale ettirilmemesi ve hiçbir surette rencide olunmamaları” emredilmiştir (BS. 1172/73).
19.11.1659 tarihinde Bursa’da yerleşip ellerinde şer’î huccetleri olan eşrafı kiramın 48 kişi olduğu tesbit edilerek adları mahkeme siciline kaydedildi (BS.346/49). BK, IV/95
SADEDDİN Hekimbaşılık etmiştir. 10.2. 1635’te fakir ve salih olduğundan İkiz-celer ağnamından ve Mahpeyker Hatun mahlûlünden on akçe yevmiyenin verilmesine emir verildi (BS. 253/199). BK, IV/97
SADEDDİN Bursalıdır. Cerrahtır. İstanbul’da cerrahlık yaparken şikâyet edilmişti. Padişahın başhekimi, 7.7. 1845’te kendisini çağırdığında, tababet fenninde kat’iyyen behresi olmadığı tebeyyün eylediğinden bundan sonra tababete müdahale ve bazı malül kimselere tedaviye cüret etmemesi te’kî-den tenbih edilerek, memleketi olan Bursa’ya tard ve def’ edilmiştir (BS. 310). BK, IV/97
SADEDDİN (Hacı) Musa’nın oğludur. Hacı Tayyib mahallesinde sakindi. Eski kölesi Yusuf, anası Hacı Abdurrahman kızı Aişe’yi hırsızlık için eve girerek katleylemişti (1620’de). BK, IV/101
SADEDDİN EFENDİ Bursa’da Zeynîler Tekkesi şeyhi idi. 1744’te ölmüş ve oraya gömülmüştür (SO:III/19). BK, IV/97
SADEDDİN EFENDİ Rüşdiye Mektebi sülüs hocasıdır. Nalbandoğlu Mektebi avlusunda gömülmüştür. 1883’te ölmüştür. BK, IV/97
SADEDDİN EFENDİ (Mevlânâ) Bursalıdır. Ahmed’in oğludur. 1460 tarihli Molla Yegân vakfiyesinde adı şahitler arasında geçmektedir. BK, IV/95
SADEDDİN EFENDİ (Şeyh) Atina müftüsü Hamza Efendi’nin oğlu Muhyiddin Efendi’nin oğludur. 1886’da ölmüştür.
Moralı Tekkesi’ne gömülmüştür. BK, IV/97
SADEDDİN MEHMED EFENDİ
SADEDDİN MEHMED EFENDİ (Şeyhul-islâm, Hoca) Yeşil Türbe’nin kapısının önünde gömülen Hasan Can Efendi’nin oğludur. 1536’da İstanbul’da doğmuştur. Babası Yavuz Sultan Selim’in nedimi ve arkadaşı idi. İlim tahsil eylemiş, Ebussuud Efendi’den ders görmüş, müderrislikler yapmış ve 1564’te Manisa’da valilik yapan Sultan Mu-rad’ın (üçüncü) hocalığına tayin olunmuştu. 1574’te Sultan Murad padişah olunca bunu da ulemaya reis yapmıştır. Eli açık ve herkese iyilik etmekle şöhret bulmuştur. Eğri Seferi’nde bulunmuş ve harbin şanlı bir surette neticelenmesine çalışmıştır. 1598 senesi Nisanında şeyhulislâm olmuş, birbu-çuk sene bu vazifede kalmıştır. 3.10. 1599’da mevlid alayına Ayasofya’ya gideceği sırada abdest alırken birdenbire ölmüş ve namazını Sunullah Efendi kılıp, tabutunu dört oğlu götürmüştür. Eyüb’de darülkurrasında medfundur.
1587 senesi Şubatında Bursa’ya gelmiş ve Mekri kadısı Ahmed Çelebi oğlu Mevlânâ Mehmed Çelebi’den yüz seksen bin akçeye Hisar’da bir ev satın almıştır. Bu ev İmaret-i İsa Bey mahallesinde idi. Bu eve Bursalılar “Fiş Acem” evleri derlerdi. Alt katta iki ve üst katta üç odası ve bir mahzen, bir mutfak, bir hamam ve üç sofayı hâvî idi. Sofalardan birinin ortasında şadırvanı vardı. Ayrıca iki fevkânî odaları altında ahırı, evin içinde üç çeşmesi ve bir havuzu, bir fırını, sokak kapısının iki tarafında “gurfe/köşk, kameriye” aralarında bir sofa ve şehnişini meyveli ve meyvesiz ağaçları hâvî bahçeli, büyük bir evdi. Sadeddin Efendi, “Tacü’t-Tevarih” adlı iki cilt tarihini bu evde yazmıştı (Tacü’t-Tevarih: Banotti adında bir âlim tarafından İtalyancaya tercüme edilmiş ve birinci cildi 1646’-da Viyana’da, ikinci cildi 1652’de Madrit’te basılmıştır). Molla Musli-
huddin Lârî’nin “Mir’âtü’l-Edvar” adlı Farisî tarihini ve “Risale-i Kuşeyriye” adlı bir kitabı Türkçeye tercüme eylemiştir. “Selimname” adında bir eseri daha vardır. “Tacü’t-Tevarih”te Osmanlıların zuhurundan İkinci Selim nihayetine kadar gecen vakaları yazmış ve her padişah zamanındaki şeyhlerin, alimlerin hâl tercümelerini ilâve eylemiştir. Yazı sanatına dahi vâkıf olup sülüs, nesih ve tâlikde mahareti vardı (OM. III/66; KA. 2568; SO. III/18; BS. 170/188).
Evlâd ve ahfadından birçok şey-hulislâm ve kazasker gelmiştir (BS. 178/44; TH. 399; HH. 134). Kendisine “Sa’dî Çelebi” dahi derlerdi. 65 yaşında ölmüştür (DM. 36).
9.4.1568’de Bursa’da Yıldırım Med-resesi’nde müderris iken Kadızâde’nin oğululları Fethullah, Esedullah ve Nas-rullah’dan aldığı Şeyh Paşa mahallesindeki sekiz odalı ve büyük bahçeli, avlu duvarını hâvî büyük evini vakf-eylemiştir. Mevlid-i Nebevî günü bu evin icarından hasıl olan meblağ ile yemek pişirilip fukaraya verilmesi ve mevlid okunmasını şart eyledi (BS. 331/94). Seyyid Usûl mahallesinde “Demirkapı” demekle maruf bir evi vardı (BS. 170/227). BK, IV/96
SADEDDİN NÜZHET ERGUN (Hüseyin) Yemen’de vefat eden Kolağası Ali Efendi’nin oğludur. 1901’de Bursa’da doğmuştur. Anası Sadiye Hanım, Yenişehir Fenarî Sa’dî Tekkesi şeyhi Şair Mehmed Vehbi Efendi’nin kızıdır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakülte-
20 Sadeddin
Nüzhet Ergun
sinden mezundur. Çok kıymetli ve mü-dekkik ve âlim bir şairdir. Birçok muallimliklerde bulunmuştur. Üsküdar’daki Hallaç Baba Sa’dî Tekkesi’nin de şeyhidir. Edebiyata ve birçok ilimlere vâkıf ve otuzu mütecaviz eseri matbudur. Kendisi mûsıkîye vâkıftır. “Türk Şairleri”, ilimde iktidarına büyük delildir. Emsalsiz ve sebatlı bir ilim adamıdır (SATŞ. 1575). BK, IV/97
SADIK Mumcu’nun oğludur. Bursa mutasarrıfı Şeyh Osman’ı kandırarak kendisinin mütesellim olması için asıl mütesellimi azlettirdi. Halbuki kendisi Bursa’nın adi adamlarından idi ve öteden beri fesadçılığı ile meşhur olmuştu. Mütesellim olursa mühim işleri başaramayacağından mühim işlerin geri kalacağı hususunda Bursa kadısı ve Haremeyn müfettiş vekili ayrı ayrı îlâm yazmışlar ve ahâliye 1788 senesi Ağustosu ortalarında arz-ı mahsus yaptırıp İstanbul’a göndermişler ve işi bozmuşlardı (BS. 319/67). BK, IV/100
SADIK (Meddah) Hassa musahiblerin-den olup padişahın rızasına aykırı, beğenilmez hareketi zuhur eylediğine binaen musahiblikten ihraç olunarak te’dîb için Bursa’ya gönderilmiştir. 1784 senesi Birinciteşrin ayında Bur-sa’ya gelmişti (BS. 1198/36). BK, IV/ 100
SADIK EFENDİ Şairdir. Abdüssamed Efendi’nin oğludur. Bursalıdır. 1780’de ölen Üftade şeyhi Sırrî Ali Efendi ve Üçkozlar şeyhi Sadreddin Efendi için tarih söylemiştir. BTK, IV/99
SADIK EFENDİ (Mehmed) Çandarlı Hayreddin Paşazâdelerden Hacı Ali Pa-şa’nın oğludur. 1818’de Pazarköy/ Orhangazi voyvodası idi. Mehmed Nuri Bey’in kardeşi ve Ahmed Bey’in babasıdır. BK, 10/100
SADIK EFENDİ (Şeyh) Pınarbaşı’nda Şeyh Mehmed Aşık, Nakşibendî Tekke-
si şeyhi iken 1783’te şeyhliği Mustafa Sadık’a terk eylemiştir. BK, IV/100
SA’DÎ Bursalıdır. Mümin’in oğludur. Bursa’nın âyân ve eşrafındandır. 1511’de Orhan İmareti mütevellisi idi (BS. 23/5). BK, IV/98
SA’DÎ Nasuh’un oğludur. 29.8.1560’ta Simitçi Mustafa mahallesinde ölmüştür. Ahmed, Hasan, Selimşah adında üç evlâdı ve 36.223 akçe mirası kalmıştır. BK, IV/98
SA’DÎ (Mevlânâ) İmad Dede’nin oğludur. Alimlerdendir. Müderristir. 1524’-te Muğla’da Şeyh mahallesinde bina eylediği mektebe on bin akçe vakfey-lemiştir (BS. 31/92). BK, IV/98
SA’DÎ (Mevlânâ) Şeyh Kamercan Efen-di’nin oğludur. 1616’da Bursa’da idi (BS.225/3). BK, IV/98
SA’DÎ (Seydî) 26.7.1671’de hassa baş-mimarı Ahmed Ağa’nın mektubuyla Bursa mimarbaşılığına tayin olunmuştur (BS. 316/98). BK, IV/99
SA’DÎ BEY Ahmed Beyin oğludur. 1559’-da Kudüs’te ölmüştür. Anası Mevlânâ Muhyiddin kızı Aişe Hatun’dur. Karısı, İsa Paşa kızı Sakine Hatun’dur. BK, IV/98
SA’DÎ ÇELEBİ Bursalıdır. Bâlî Bey oğlu Tâcî Bey’in oğludur. Cafer Çelebi’nin kardeşidir. 1485’te Soğanlı köyünde mukimdi (BS. 4/190). BK, IV/98
SA’DÎ ÇELEBİ Akşehirli şeyh Tac Ah-med’in oğludur. Birçok alimlerden ders aldıktan sonra İstanbul ve Filibe’de müderris oldu. Kanunî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzâde Sultan Mehmed’e hoca oldu. Şehzâdenin ölümünden sonra Bursa’da Muradiye Medresesi’ne müderris olmuştu. 1550 senesinde ölmüştür. Âlim, fazıl, müdekkik ve dinine sadık ve iyi ahlâklı, temiz kalpli
bir zat idi (ŞN.503). Edebî ilimleri tahsil ve tekmil etmişti. 17 yaşında bir kızı kalmış ise de kendisinden biraz sonra o da vefat eylemiştir. BK, IV/98
SA’DÎ ÇELEBİ (Mevlânâ) 1518’de ölmüştür. Babası İsmail’dir. Ahmed Çelebi, Mahmud Çelebi, Abdullah, Ebubekir ve İbrahim adında oğulları vardı. Karısı Beyi kızı Selçuk Hatun’dur (BS. 28/ 159, 209). BK, IV/98
SA’DÎ EFENDİ 1580’de ölmüştür. Ahmed, Hüseyin, İbrahim, Celil, Mehmed, Mustafa adında altı oğlu ve Ümmühânî, Aişe, Muhsine adında üç kızı vardı (BS. 132/32). BK, IV/98
SA’DÎ EFENDİ Bursa’da 1640’ta başhekimdi. Sadullah Efendi dahi derlerdi. Sunullah Efendi’nin oğludur (BS. 243/ 120). BK, IV/98
SA’DÎ TEKKESİ Yerkapı mahallesindedir. Şeyh Haydar Efendi, ibadethanesinin altında, şeyhlerin haremlerinin oturduğu ve sıkıntı çektiklerinden ve tekkenin harap olduğu ve yıkılmaya başladığından bahisle Bursa’ya gelen padişaha arzıhâl vermiş ve tamirini istirham eylemişti. Bu zaviye şeyhlerinin haremlerine mahsus bir bâb dâhiliye menzili bina ve inşa ve zaviyenin tamirine irade çıkmakla, 7.500 kuruşa bir ev alınarak, 1.360 kuruşla tekke tamir olunarak cem’an 8.860 kuruş harcanmıştı (BS. 313/23). Bir sene sonra yapılan bir keşf-i evvel raporunda, semahanenin sakfı, tavan döşeme tahtaları ve altında şeyhlere mahsus oda ile dervişlere mahsus üç odanın 17.077 kuruş sarfıyla tamirine lüzum gösterilmiştir (BS. 313/80). BK, IV/99
SADREDDİN EFENDİ
SADREDDİN EFENDİ Enârî Tekkesi banisi Mehmed Emir Enârî’nin hafidi ve Konyalı Mustafa Efendi’nin küçük oğludur. Büyük kardeşi Bedreddin Efendi’nin yerine şeyh olmuş ise de yaşı pek küçük olduğundan babası
kendisine vekâlet eylemiştir. Babasının ölümünden sonra şeyhliği kendisi ifaya başlamış ve otuz sene inziva ve itikâfa devam etmiştir. Temiz ahlâkı ve herkesi irşad etmesi Birinci Sultan Abdül-hamid’in kulağına gitmekte İstanbul’a davet eylemiş ise de ihtiyar ve rukûb ve nüzûle iktidarı olmadığından bahisle mazeret bildirmiştir. 79 yaşında iken 1781 senesinde, Cuma günü ikindi namazında tekbir ve tevhid ile meşgul iken “hu hu” diyerek canını teslim eylemiş ve zaviyesine gömülmüştür. Allah’ını bilen ve herkesin kalbini anlayan bir zat idi. Hastalara nefesinin şifa, muskalarının marazlılara deva ve kerametlerinin zahir olduğunu söylerler. Kemal ve ilim sahibi idi. Şairdi. BK, IV/100
SADREDDİN EFENDİ (Şeyh) Üftadezâde Hayredddin Efendi’nin biraderi “Mecnun Refik” nam zatın üçüncü oğlu olup gençliğini seyahatle ve dolaşmakla geçirmiş ve bilâhare Bursa’ya gelerek Çarşamba Tekkesi şeyhi Abdülmümin Molla’nın terk etmesiyle Çarşamba Tekkesi’ne ve Abdülmümin Zaviyesi’ne şeyh olmuştur. Bilâhare Abdülmümin Zaviyesi’ni Rifâî şeyhlerinden Mahmud Efendi’ye devretmiştir. 1808’de ölmüştür. Ceddi Üftade Hazretlerinin türbesine gömülmüştür. Âlim bir zat olduğundan Hançeriye Medresesi’ne dahi müderris olmuştur. Evlâdsız ölmüştür. BK, IV/100
SADREDDİN HASAN EFENDİ Konya-lızâde’dir. Raşid Efendi’nin oğludur. Müderris, molla, meşihat mektupçusu ve sonra Bursa kadısı olmuş ve Bur-sa’da 1886’da ölmüştür. Âlim ve çalışkan bir zat idi (SO. III/224). BK, IV/101
SADRİ (Mevlânâ) Şeyh Kutbeddin’in kızının oğludur. İzniklidir. “Mollazâde” diye meşhurdur. Babası Sultan Kor-kud’un hocasıydı. “Mahbeklioğlu”(?) deniliyordu. Kadılıkta bulunmuştur. Şairlikte çok mahirdi. “Hüsrev ü Şirin”i
yazmıştır. Mesnevîleri gazellerinden daha güzeldir. İstanbul’da ölmüştür. Edirne Kapısı’nda Emir Buhârî Tekke-si’ne gömülmüştür (ST. 88). BK, IV/ 101
SADRİ EFENDİ Konyalı Emir’in hafididir. Enarlı şeyhi ve İzzî Ahmed Efendi’nin halifesidir. Münzevî bir zat idi. Sultan Mustafa ve biraderi Birinci Sultan Abdülhamid buna çok itikad ederlerdi. Kırk sene bir haneye kapanmış ve kimse ile görüşmemiştir. 1780’de Bursa’da ölmüş ve Enarlı Tekkesi’ne gömülmüştür. Keşf sahibi ve mazannadandı (SO. III/224). BK, IV/101
SA’DÜLMELİK (Hoca) Tüccardır. Müfes-sir mahallesinde 1462’de ölmüştür. Ali Çelebi, Hüseyin Çelebi adında iki oğlu, Selçuk, Beyi, Şahduz (Şehruz) adında üç kızı ve 286.600 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 1/6,19). Oğlu Hüseyin Çelebi de 1512’de Habiboğlu mahallesinde ölmüş ve Sa’dülmülûk ve Sittî adında iki kızı kalmıştır (BS. 23/212). BK, IV/95
SAFA DEDE Bahri Dede Tekkesi şeyhi Bostan Efendi’nin oğludur. Bir müddet şeyh olmuş ise de, Şeyhli nahiyesine gitmiş ve orada ölmüştür. 16. asırda yaşamıştır. BK, IV/102
SAFER ÇELEBİ Hızır Paşa’nın oğlu med Paşa’nın oğludur. Mehmed Paşa’nın Sivas’ta Sonusa’da Türabiye Medresesi ve Amasya’da camisi vardır. Safer Çelebi, 1513’te Bursa’da oturuyordu. Kardeşi Ali Çelebi de vardır (BS. 25/ 62). BK, IV/130
SAFER ŞAH TÜRBESİ Yerkapı mahalle-sindedir. 1573’ten evvel mevcut idi. Kime ait olduğu tesbit edilemedi (BS. 115/195). BK, IV/102
SAFFÎ Bursalıdır. Gayet mahir nakkaştır. Nakşeylediği eserleri İran ve Çin’in en meşhur ressamlarını hayran edecek
derecedeydi. Aynı zamanda güzel bir şairdi. Kasideleri dil okşayıcı ve gazelleri emsalsiz idi. Divanı meşhurdu. II. Murad kendisine nedim ittihaz eylemiş ve şiirlerinden çok memnun olduğunu belirtmiştir. Kendisini çekemeyen diğer şairler padişahtan uzaklaştırmak için “küfür söyledi” diye tezviratta bulundular. Hapsettirdiler. Kazasker Veliyyüddin Efendi’ye -ki Şair Ahmed Paşa’nın babasıdır- 1428’de yazdığı bir kaside ile hâlini arz edip, ahvalini anlattığından hapisten çıkarılmış ve zindanda fena hâlde ıstırap çeken şair, birkaç gün sonra da hastalanarak ölmüştür. Mezarı Edirne’dedir (ŞN. I/ 217; SO. III/231; ST. 60).
Sünbülünden her seher bâd-ı nişân
ısmarlarım
Bilirim âhir bu sevdada can ısmarlarım
(LT. 227)
Vadesine ol vefâkârın nice aldanayım Kim yeminiyle zemin ü âsmânı titredür Gönlünü cana cefadan ah kim döndüremedim
Yaşım anın gibi seyl oldı kim mermer depredür.
BK, IV/102
SÂFÎ (Şeyh Mehmed) Bursalıdır. 1538’-den biraz evvel ölmüştür. Müderrislerden Mevlânâ Abdüllâtif Çelebi’nin babasıdır. BK, IV/102
SAFİYE HATUN Çırak Bey’in kızıdır. İzniklidir. Eşrefzâde şeyhi Abdi Efendi Hazretlerine ve ondan sonra mescide her kim mezun olursa olsun, ona ait olmak üzere, İznik haricinde bir kıt’a yeri ve yine şeyhle müşterek olan diğer bir yerdeki hissesini şeyhine ve sonra da bu mescidin imamına vakfeyle-miştir. Tevliyetini şeyhin oğullarına şart eylemiştir. 15. asrın sonlarına doğru ölmüştür. BK, IV/102
SAFİYE HATUN Bursalıdır. Mevlânâ Şemseddin’in kızıdır. Tekkede eşkıyalar tarafından 1512 senelerinde katledilmiştir (BS. 23/58). BK, IV/103
SAFİYE HATUN Bursalıdır. Üveys’in kızıdır. Ulucami’nin doğu tarafında bugün bir mezardan başka izi kalmayan Arslanoğlu Hacı Bekir’in oğlu Hacı İvaz’ın yaptırdığı Arslaniye Medrese-si’ne, 1559 senesi Martında bazı emlâk vesaire vakfeylemiştir. Hayırsever bir kadındı. Vakfeylediği emlâk yanında, Atdeğirmeni civarında bulunan araziyi, bu medrese civarındaki Irgandî Muslih odalarının arsasını, Ulucami mahallesinde Kayan arkasındaki helvacı dükkânlarını ve bir fırını, Kayan’da Paşa Çelebi Medresesi civarında iki odayı ve Bedreddinoğlu mahallesinde nalband dükkânına bitişik üç odayı ve Ahmed Dâî mahallesindeki üç nalband dükkânını ve civarındaki araziyi bu medreseye vakfeylemiştir (BS. 72/118). BK, IV/103
SAFİYYÜDDİN EFENDİ Eşrefzâde şeyhi Abdülkadir Necib Efendi’nin oğludur. Babasının iki sene süren hastalığı sırasında vekil olmuş ve babasının yokluğunu belli etmemiştir. Camilerde, babasının yaptığı gibi va’z u nasihatlerde bulunmuştur. Babasının ölümü üzerine asil olarak şeyh olmuştur.
1790’da kardeşi Necmeddin Efendi ile birlikte Hicaz’a gitmiş ve dönüşte Mina’da ölmüştür. Âbid, zahid ve baliğ olduğu günden ölümüne kadar güneşi üzerine doğdurtmamış ve Ulucami’de kütüphane civarındaki “Eşrefzâde Kürsüsü” denilen mahalde va’z u nasihat ve halkı doğru yola sevk etmekle ömrünü geçirmiştir. Hattattı. Birçok levhalar yazmıştır. Kısa boylu, top sakallı, beyaz simalıdır. İncirlice mahallesindeki Hamza Bey Camii’nin fahri imamlığını yapıyordu (YŞ. 65). Kaygan Ca-mii’ndeki vakıf paraların faizinden senede 59 kuruş maaşı vardı. BK, IV/ 103
SAFİYYÜDDİN EFENDİ (Şeyh)
SAFİYYÜDDİN EFENDİ (Şeyh) Eşrefzâ-delerden Şeyh Ahmed İzzeddin Efen-di’nin oğlu Şeyh Abdülkadir’in oğludur. Bursa’da mutavattın idi. Babası tara-
fından terbiye edilmiş ve ilim tahsil ettirilmiştir. Tâlik yazısını 1760’ta vefat eden Bursalı hattat Mustafa Tay-yibî Efendi’den meşk etmiş, izn ü icazet almıştır. Gayet güzel yazan bir hattattı (TH. 667). BK, IV/103
SAFİYYÜDDİN HALİFE (Mevlânâ Şeyh) Âlim dervişlerdendir. 1512’de İkizceler ağnamı mahsulünden on akçe yevmiyesi vardı. BK, IV/103
SAFİYYÜDDİN MEHMED EFENDİ Üçkoz-lar şeyhi İbrahim Efendi’nin oğludur. 1813’te amcasının oğlu Mustafa Efendi yerine şeyh olmuştur. Tekkenin varidatı masraflarını korumadığından, kardeşi Şerefüddin Efendi ile haffafha-nede ticaret yapar ve hasılatıyla tekkenin ihtiyaçlarını giderirdi. Hâlini kimseye söylemez ve yüzsuyu dökmezdi. Sabırlı, kanaatkâr olup, ölümünden sekiz sene evvel her şeyden el çekerek ibadet ve taat ile meşgul olmuş, 1237/ 1822’de ölmüştür. Tekkeye gömülmüştür. BK, IV/104
SAĞRICI SUNGUR MAHALLESİ VE MESCİDİ Pirinç Hanı’nın batı tarafındadır. O vakit Bursa’da sağrıcı esnafı vardır ki, şehir haricinde ölen hayvanların derilerini yüzerler, sağrı kısmını sağrıcılar ve diğer kısımlarını da kalburcu esnafı aralarında taksim ederlerdi. Bu mescidi yaptıran adam bunlardan mıdır, tesbit edilmemiş ve hüviyeti meçhul kalmıştır. Buna “Sarı Sungur”, “Sağrı Sungur” da derlerdi. Şeyhulislâm Esirî Mehmed Efendi bu mahallede büyümüş ve bu mescidi imar eylemiş ve Bursa’da menfâ iken vefat etmiş ve akraba ve taallukatının bulunduğu bu mescid kabristanına gömülmüştür. Kendisi de bu mahallede büyümüştü. Kendi tabirince “neşv ü nemâ” bulmuştu. 1680 senesi İkincikânun ayında yaptığı bir vakfiyede ahâlinin avârız-ı divaniyye ve tekâlif-i örfiyyeleri için 500 esedî kuruş vakfeylemiş ve camiyi ve minaresini tamir ettirip kendisi için
de bir türbe yaptırmıştır. Annesi Fatma Hanım ile kardeşi Ali Efendi de burada medfundur. İmamın oturması için bir ev satın alarak vakfeylemiştir (BS. 276/ 41).
1478’de Hacı İbrahim oğlu Turhan, bu mescide yedi dükkân vakfeylemiş-tir. Vakfiyesinde “Sabuncu Sungur Mescidi” demektedir ki, en doğrusu bu olsa gerektir (BS.3/16).
Bursa tarihçisi merhum Şemseddin Ulusoy da, yazdığı camiler hakkındaki kıymetli bir eserinde bu mescidi “Hoca Sungur” adında birisinin yaptırdığını yazmaktadır. Ahâli de buna “Şangır Şangur Mahallesi” derlerdi. Bu mahallenin 50-60 sene evvel “Hacı Lungur” lakabında bir muhtarı vardı. Kura meclisinde asker yoklaması esnasında şube reisi: “Senin adın ne” deyince, “Langur Lungur” demiş ve hangi mahalleden olduğunu sorunca da “Şangır Şungur” deyince kendisiyle alay edildiğini sanan şube reisi tarafından meclisten kovulmuştur. BK, IV/104
SAHİB İSMAİL DEDE Bursalıdır. Muasırı Bursa Mevlevîhanesi şeyhi Mehmed Dede’nin müridiydi. Hacı Mehmed Ağa’nın oğludur. İlim tahsil eylemiş ve son zamanlarında dünya ile alâkasını keserek Mevlevî tarikatına girmiş ve sonra da Üsküdar’a yerleşmişti. Nazik tabiatlı, ince ruhlu, kibar bir şairdi. Büyük bir divanı vardır. Şiirlerinde Nedim’in tavrı görülmektedir (SO. III/187; KA. 2911; OM. II/283; SAT. 411). BK, IV/105
SAHİB SALİH DEDE Bursa Mevlevî Tekkesi şeyhi Mehmed Dede’nin oğludur. 1702 senesinde Mevlevîhane’ye şeyh olmuş, 1718’de ölmüştür. Şairdi. Kibar ve nazik bir zat idi (SO. III/202). BK, IV/104
SAHTEKÂR Bursa’da sahtekârlık en ziyade birtakım kimselerin yeniçeri kıyafetine girerek silahla gezmeleri, kendilerine yeniçeri süsü vermelerin-
den başka bir şekilde görülmemiştir. 24 Haziran 1861’de Sardunya hükû-meti (İtalya) tebasından birisi, Mektebi Tıbbiye’ye mahsus mührü taklit ederek, o vakit damgalı bir kağıt olan “va-raka-i sahiha” üzerine bir tarafı Osmanlıca diğer tarafı Fransızca diplomalar yazarak ve kendisini Mekteb-i Tıb-biye’nin memuru şekil ve heyetine koyarak Bursa’ya gelmiş ve Bursa mutasarrıfı paşayı dahi kandırarak, yollarda kendisine kolaylık gösterilmesi için buyrultular alarak kazaları dolaşmaya başlamış ve elinde diploması olmayıp hekimlik, cerrahlık ve eczacılık yapanlardan tutturabildiği kadar akçe alarak bu sahte diplomaları satmış ve kendisinin mekkârî ücretini bunlara verdirdiği gibi, kendisini de beslettirmekte olduğu İstanbul’ca haber alınarak derdesti için emir verilmiş ve bu vechile sahtekârlığı meydana çıkmıştır. BK, IV/105
SÂÎ Bir haber veya mektup getirmek için bir yere gönderilen piyade, ulak ve tatara verilen isimdir. Fakat, Türkiye’de sefere giden ordulardaki askerlere ve meselâ, Bursa’dan giden askerlere, Bursa’daki ana, baba, ailelerinden aldıkları mektupları ve emanetleri bir ücret mukabilinde askerlerin bulundukları mahalle kadar (Ordularda bir mahalden giden asker, oranın sancak-beyinin veyahut alaybeyinin veyahut Bursa Redif Taburu’nun bulunduğu bir mahalde toplu olarak bulunurdu. Diğer kıtaata dağıtılmazdı) götürüp tevzî eden ve askerlerden aldıkları mektupları da Bursa’daki ailelerine getiren adama “Bursa Sâîsi” derlerdi. Bunlar şehrin en emniyetli ve sözüne inanılır kimseleriydi.
1648’de sâîler şeyhi Ubeyd vefat edince yerine Hacı Nâsır tayin edilmişti. Bursa ahâlisi ve sâîler taifesi Hacı Nâsır’ın akval, evza, etvarından ve ef’âlinden memnun olduklarından, başkalarının bu işe müdahale edip, rencide ettirilmemesi fermanla emredilmiştir (BS. 271/65).
1758 senesi Eylülü nihayetlerinde Şam, Haleb, Ankara, Trablus, İzmir, Aydın ve İçel vesaire beldelerin sâî ve paspanbaşılıkları “hâme-tahte’r-revan-cıbaşı”lar tarafından nasb edilmesi âdet ve bunların imtiyazları dâhilinde olduğundan, Bursa Sâîbaşılığı’nı Hacı Saîd iki seneliğine iltizam eylemiştir (BS. 391/122). BK, IV/105
SAÎD AĞA Hasan Ağazâde’dir. Moskova ve Nemçe ile harp ve üzerlerine azimet mukarrer olduğundan, sergerde tayin edilmiştir. 200 nefer piyade ile Hudâ-vendigâr mütevellisi Keskin Hacı, İbrahim, toplayabildikleri kadar askerle Çuhacı Molla, Kurşunluzâde Hacı İbrahim, İncirlizâde Abdi, Kaşıkçızâde Hacı Mustafa, Kesecizâde Hacı Hafız, ipek mizanı emini Hafız Mehmed Emin’i maiyyetine alarak, kendi daire ve etbaıyla beraber Bursa’dan hareketle evvel-baharda Vidin seraskeri Vezir Hasan Paşa ordusuna iltihak etmesi ve geç kalınırsa veyahut noksan askerle gelirlerse haklarından gelinmekle iktifa olunmayıp Saîd Ağa’nın dahi eman vermeksizin cezası tertip olunacağını muhakkak bilmeleri, fermanla kendisine 1789 senesi Martı ibtidalarında bildirilmiştir (BS. 308/10). BK, IV/107
SAÎD AĞA Turnacıbaşılardandır. 1786’-da Bursa ağalığına tayin edildi. BK, IV/106
SAÎD BEY Bursa eşrafındandır. “Fesçi-zâde” diye meşhurdur. Fidan Hanı’nın doğu tarafındaki ahırlarıyla Tuzpazarı Camii arasındaki Demir Hanı, 1855 zelzelesinde yıkılmış olmakla bunun arsasındaki hissesini Ahmed Vefik Paşa Hastahanesi’ne hediye etmiştir. Hayırsever bir zat idi (G. 439). BK, IV/109
SAÎD CAN EFENDİ
SAÎD CAN EFENDİ Kırk sene kadar, Pınarbaşı’ndaki Âşur Efendi Tekke-si’nde irşad ile vakit geçirmiştir. 1873’te ölmüştür. İlim ve bilgisine ve
güzel huyuna herkes saygı göstermiş, bulunduğu yerlerde tatlı sözleriyle herkesi kendisine bağlamıştır. Büyüklerin meclislerinde bulunurdu. Tekkesine gömülmüştür. BK, IV/109
SAÎD CAN EFENDİ Âşur Efendi Tekkesi şeyhliği Buharalılara meşrut olduğundan, İstanbul’da Buhara Tekkesi’nde misafir bulunan Şeyh Saîd Can Efendi, 25.7.1879’da bu tekkeye şeyh olmuş ve Bursa’ya gelmiştir. Harzem ahâlisinden olup, ailesiyle beraber Mekke’ye gelmiş ve yedi sene kadar mücavir kalmıştı. Sultan Abdülmecid’in Harem-i Şerif’i tamir ve termimi esnasında nakkaşlık vazifesinde kullanılmak üzere Medine’ye gitmiş ve orada da 13 sene kadar kalmıştı. Bursa’da 20 sene şeyhlik yaparak fukara ve seyyahlara ikram etmiş ve 26.2.1899’da ölmüştür. Kendisinden evvel şeyh olan ve aynı ismi taşıyan Saîd Can Efendi’nin yanına gömülmüştür. Uslu, ibadeti sever ve doğru bir zat idi. BK, IV/109
SAÎD EFENDİ Abdi Efendizâde’dir. Bursa müderrislerindendir. Kızı Şerife Mol-la’nın kocası Celil Efendi 1762’de ölmüştür (BS. 397/4). BK, IV/106
SAÎD EFENDİ Bursalıdır. Üçkozlar şeyhi Abdurrahman Efendi’nin oğludur. Bir müddet bu tekkeye şeyh olmuş, 1831’-de ölmüştür. Ülfet ve sohbeti sever, gönlü sade, okuyup yazması yoksa da gayet kibar bir zat idi. Zayıf ve kuvvetsiz olup, ömründe evlenmemiş ve ömrünü bekâr olarak geçirmiştir. BK, IV/107
SAÎD EFENDİ Bursalıdır. Yılancı Hafız Ömer Efendi’nin kayınpederidir. 1863’te ölmüş ve Nalbandoğlu Camii karşısındaki mektebin avlusuna, damadının yanına gömülmüştür (MİB, 30). BK, IV/108
SAÎD EFENDİ (Değirmenci) Sa’dî şeyhi Haydar Efendi’ye intisab eylemiş ve sonra da asker olarak Mısır’a gitmiştir.
1882’de Bursa’ya gelerek Sa’dî şeyhi Cemil Efendi’den inabet almış ve Baba Zakir Mescid ve Zaviyesi’nde bir müddet şeyhlik yapmıştır. Tekke, varidatı olmadığından, mescide tahvil edilmiştir. 27 Birincikânun 1914’te vefat etmiş ve Sa’dî Tekkesi’ne gömülmüştür. Sesi güzel ve mûsıkî kaidelerine de vâkıf olduğundan, tekkelerde zakirlik ederdi. BK, IV/110
SAÎD EFENDİ (Şeyh) Hamam Tekke şeyhi Mustafa Efendi’nin oğludur. 1813’te babasının yerine şeyh olmuş ve 59 sene şeyhlik yapmıştır. Tekkenin geliri az olduğundan, Sahaflar Çarşı-sı’nda kitapçılık yapmış ve kazandığı parayla tekkeye gelip gidenleri doyurmuştur. O vakit Bursa’da şeyhlerin başkanı olan Safiyyüddin Efendi, tekkelere ait işlerde bu zatı kullandığından “Şeyhlerin Çavuşu” diye şöhret almıştı. 1870’te Hicaz’a gitmiş ve dönüşte vapurda ölmüş ve cenazesi denize atılmıştır. Doğruyu her nerede olsa söyler ve sözünü kimseden esirgemezdi. BK, IV/108
SAÎD EFENDİ (Şeyh) Emir Sultan şeyhi Tahir Efendi’nin oğludur. 1821’de dünyaya gelmiş, 1898’de Emir Sultan Tekkesi’ne şeyh olmuştur. 28 Nisan 1916 Perşembe günü vefat eylemiştir. Âlim ve fazıl bir zat olup, birçok hikâyeleri hatırında tutmuştu. Sohbet esnasında bu hikâyeleri misal olarak sırasını getirip nakletmek âdetiydi. BK, IV/110
SAÎD EFENDİ (Şeyh) Yerkapı’daki Sa’di-ye Tekkesi şeyhi Cemil Efendi’nin halifesi olup, Cemil Efendi’nin bulunmadığı zamanlarda vekâlet etmekteydi (1903) (MİB. 19). BK, IV/110
SAÎD MEHMED EFENDİ Sudûrdan Birgili Kara Halil Efendi’nin oğludur. Okuyarak müderris ve sonra da Yenişehir, Bursa, İstanbul kadısı ve Anadolu ve Rumeli kazaskeri ve daha sonra da
1748’de şeyhulislâm oldu. On ay sonra azledilerek Bursa’ya gönderildi. 13.3. 1755’te Bursa’da öldü. Üftade Türbe-si’ne gömüldü. Âlim, bilgili, fazıl, terbiyeli, emsalsiz bir zat idi. Yalnız atılgan ve haşindi. Ülfet ve muhabbeti çok severdi. Meşhur Aynî Tarihi’nin bir kısmını Türkçe’ye tercüme etti. Ahlâk ve tarih hikâyelerinden bâhis diğer bir eseri daha vardır. Bursa’da zamanını mütalaa ve telîfle geçirmiştir. Güzel bir kalemi vardı (KA. 2056; SO. III/28; DM. 97; OM, III/70). “İbn Zeydun Tarihi” tercümesi de bu zatındır. BK, IV/106
SAÎD MEHMED EFENDİ Tuzpazarlızâ-de’dir. Bursalıdır. 1784’te Belgrad mollası oldu. III. Selim zamanında ölmüştür (SO. III/34). BK, IV/106
SAÎD MEHMED EFENDİ Orhan Camii başimamı Mehmed Emin Efendi’nin oğludur. “Orhan İmamızâde” demekle meşhurdur. 1759’da Orhan mahallesinde doğmuştur. Arap, Fars dillerini ve Türkçeyi gayet güzel tahsil eylemişti. Tâlik hattını da çok güzel yazardı. Hattat idi. Babası onu büyük kardeşleriyle beraber Bursa’da “mahkeme-i suğrâ” denilen ufak mahkeme kâtipliğine koydu. Zamanını talim ile geçirirdi. Orhan Camii civarındaki köşklerinde, haftada iki gün yazı dersi verirdi. Müderris oldu. 1798’de vefat eyledi. Düsturhan Türbesi yakınına gömüldü. BK, IV/107
SAÎD MEHMED EFENDİ Feraizcizâde’dir. Alimlerden himmetli ve gayretli bir zattır. Bursalıdır. Zamanın tarihî malûmatına vâkıftı. Müderris, sonra da Emir Sultan Camii’ne hatib olmuştu. Kendisi bekârdı. “Gülşen-i Maarif” adında iki büyük ciltlik bir tarih kitabı yazmıştır ki, on senede ikmal eylemiştir. 1835 senesinde Bursa’da ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Dersiam, Feraizî Mehmed Efendi’nin oğludur. Kendisi şairdir. Manzum birkaç risalesi vardır (SO. III/42; KA. IV/2577; OM. III/117).
Çok şayan-ı hayrettir ki, bir vakitler Bursa mahkemesinde kâtip iken, iktidarsızlığından dolayı kadı tarafından azledilmiştir. Bu kaydı dikkatle okuyalım: “1827’de, Feraizcizâde Mevlânâ Seyyid Mehmed Saîd Efendi ‘sakk’ fennine ve kitabete, fıkh-ı şerife vukufu olmayıp, kitabet işlerini idare edemediğinden azledilerek, yerine evvelce bu işte bulunan ve geçinmesini, yani ekmek parasını buradan çıkaran ve ahâlinin istediği ve şeriat ilminde âlim ve mahir olan Sûfîzâde Saîd Efendi tayin edilmiştir” (BS. 288/75). BK, IV/107
SAÎD MEHMED EFENDİ Mazannadan bir zatın oğludur. Bursa’da doğmuştur. Paşakapısı civarında Nakşibendî şeyhi Ali Baba’nın kardeşidir. 1844’te babasının yerine şeyh olmuştur. Sonra idare meclisi azası oluş ve 1869’da ölmüştür. Güzel söz söyler, gayet açık şiir yazardı (SO. III/47). BK, IV/108
SAÎD MEHMED EFENDİ
SAÎD MEHMED EFENDİ Ahmed Baba
Tekkesi banisi Ahmed Baba’nın oğludur. 1845’te babasının yerine şeyh olmuştur. Asrının alimlerinden ders almış, ilim ve fenlerde parmakla gösterilecek derecede âlim ve fazıl olmuştur. Bursalıların saygı ve sevgisine mazhar olmuş, akranları ve emsalleri arasında mümtaz olmuştur. Farisî dilinin en ince noktalarına vâkıf olduğundan, Gülistan, Hafız-ı Şirazî Divanı, Mesnevî-i Şerif gibi nefis kitablardan tekkede ders verirdi. Tekkesi ilim ve irfan kaynağıydı. Kendisi dünyadan elini çekmişti. Dünya işlerine karışmaktan nefret duyardı. Bursa valisi Hüsnü Pa-şa’nın rica ve ısrarıyla, vilâyetin idare meclisi azalığına tayin edilmiş ve zorla bu vazifeyi kabul etmişti. Edebiyatta ve şiirde çok geniş bilgisi vardı. Türkçe ve Farsça divanları vardır. Sohbetinde bulunanlar yanından ayrılmak istemezlerdi. Nakşibendî tacı giyerdi. Gayet vakarlı ve halim bir zat olup kemâlât sahibi idi. 1870’te vefat eylemiş ve babasının yanına tekkeye gö-
mülmüştür. “Baba Efendizâde” demekle meşhurdu. Mekke’de medfun Hindli Mehmed Can Efendi’den inabet almıştır (OM. II/238). BK, IV/109
SAÎD MEHMED EFENDİ Üçkozlar Tekkesi şeyhi Mehmed Tahir Efendi’nin oğludur. Bursa müftüsü ve büyük alimlerden Uşaklı İbrahim Efendi’den âli ve ilâhî ilimler tahsil eylemiş, âlim ve fazıl bir zat idi. Tarikat usüllerini de babalarından ikmal eylemişti. Ulucami’de senelerce dersiâm ve Üçkozlar Tekke-si’nde de şeyh olmuştu. 11 Birinci-kânun 1914 Cuma günü vefat etmiş ve tekkeye defnedilmiştir. Halim, selim, abid, zahid, doğru ahlâklı, orta boylu, zayıf ve nahif bir zat idi. BK, IV/110
SAÎD MEHMED PAŞA Bursalıdır. II. Mahmud’un kızı Mihrimah Sultan’ın kocasıdır. Çavuşbaşı Alyanak Ali Efen-di’nin kız kardeşinin oğlu olup, 1819’-da Galata Sarayı’na sonra da Enderun-i Hümayun’a alınmıştır. Sarayda bazı vazifelerde bulunduktan sonra tümgeneral olmuş ve Boğazlar muhafazasına tayin edilmiş ve biraz sonra da mareşal olmuştur. 1835’te Mihrimah Sultan’la evlenerek padişahın damadı olmuştur. Ordu mareşalı, iki defa serasker, ticaret nazırı, kaptan-ı derya olduktan sonra, Aydın, Edirne, Ankara, Şam valiliklerinde bulunmuş, 1861’de başvekâlet teklif edilmiş ise de reddeylediğin-den 50.000 kuruş maaşla tekaüd edilmiştir. Bundan sonra derviş elbisesi giyerek dünyayı terk eylemiş ve maaşını ihtiyaç sahiplerine sarf eylemiştir. 20 sene kadar böyle bir hayat geçirdikten sonda ölmüş ve Üsküdar’da Nasuhî Tekkesi’ne gömülmüştür. İyi bir idareci, edîb ve salih bir kişiydi. İbadeti severdi (SO. III/47). Mihrimah Sultan 1837’de çocuk doğururken vefat eylemiştir. BK, IV/108
SAÎD MUSTAFA EFENDİ Baldırzâde Şeyhî Ömer Çelebi’nin oğludur. Şeyh
Murad Efendi hulefasından Ali Efen-di’nin mürididir. Bursa şeyhlerinden olup 1759’da ölmüştür. Daha evvel Kara Babazâde Şeyh İbrahim Efen-di’den tahsil eylemiştir. İncirlice mahallesindeki Şeyh Hasan Efendi Tekke-si’nde şeyhlik yapmıştır. 68 sene yaşamıştır. Emir Sultan’a gömülmüştür. Zamanını ibadetle ve halkı talim ve tahsil ile geçirirdi. BK, IV/106
SAKAL Eski devirlerde sakal bir kemâl işaretiydi. Çocukluğu bitirip de sakalı gelen herkes ve bilhassa 25 yaşına gelen ekser ahâli için sakal salıvermek mecburiyeti vardı. Bir kanun tayin edilmemişse de, çok riayet edilir bir âdetti. Sakal salıvermek isteyenler, bilhassa bayram namazlarında vaaz eden hocaya söylerler, o da sakal duası denilen bir duayı okurdu. Yavuz Se-lim’den başka bütün Osmanlı padişahları sakal salıvermişlerdi. Nizam-ı Cedid’in ihdasından sonra Osmanlı generalleri de sakal salıvermek mec-buriyetindeydiler.
1485 tarihli bir sicil kaydında: “Hamamcı Ahmed oğlu Hüseyin’in kölesi Abdullah oğlu İbrahim adında Bosnalı, sarışın tellak oğlanı sakallanıp sakalı geldiği ecilden destur verildikten sonra tezkire yazılıp eline verildi” (BS. 4/ 322) denilmektedir. BK, IV/111
SAKAL TIRAŞI Yavuz Selim, Manisa’da vali bulunan oğlu Kanunî Sultan Süleyman’a verdiği bir salâhiyet emrinde; “Kız veya kadın kaçırarak zorla nikâh ettiren, zorla boşatılacak ve sakalı kesilecek” denilmektedir (Belleten, 2122/38). BK, IV/111
SAKARYA KÖPRÜSÜ II. Bayezid tarafından Sakarya suyu üzerinde yaptırılmakta olan köprünün harcı için 1495 senesi Eylülünde Bursa mizanından 150.000 ve Bursa gümrüğünden 50.000 akçe Silahdâr İlyas ile gönderilmiştir (BS. 11/4). BK, IV/111
SAKAZÂDE Alacahırka mahallesinde bir zatın şöhretidir. Çoktan beri hayat ve mematı malum olmadığından, 1588 senesi İkinciteşrin ayında padişahtan gelen bir emr-i şerifle eşyası satılmış, 51.708 akçe tutmuş ve Can Feda adındaki bir cariyesi Bursa’da 60.000 akçeye satılmış ve teslim edilmişken, İstanbul’a gönderilmesi emredildiğinden İstanbul’a gönderilmiştir (BS. 174/7). BK, IV/111
SALÂHADDİN BEY Âyândan Bursalı Rıza Efendi’nin oğludur. Üç büyük mektepten diploma almış, zarif, kibar, nazik bir zattır. Senelerce devlet memuriyetlerinde bulunmuş ve Başvekâlet Arşivi müdür muavinliğini yüksek bir kudretle idare ederek, nezaket ve irfanı ile herkesi kendisine meclub etmiştir. BK, IV/112
SALÂHADDİN EFENDİ İznikli şeyhlerdendir. 1504’te ölmüştür (SO. III/232). BK, IV/112
SALÂHADDİN EFENDİ Tahsil-i ilimden sonra müderris olmuş ve ilim ve fazileti Fatih Sultan Mehmed’in nazar-ı dikkatini çekerek oğlu Bayezid’e muallim tayin eylemiştir. Dünya malına rağbet etmekten vazgeçerek Bursa’ya gelmiş ve Bursa’da ölmüştür. Âlim, abid ve her türlü iyi huyları nefsinde toplamış, faziletli ve iyi ahlâklı, eli açık bir zat idi (G. 304). BK, IV/112
SALÂHİYET 1758 senesi Birinciteşrin ayının nihayetlerinde gelen bir hükümde: “Eski zamandan beri Bursa ahâlisi dâhil-i şehirde olan erazil ve eşhas şerrinden hıfz u sıyanet için yeniçeri ocağı tarafından tayin olunan yeniçeri zâbıtları gece ve gündüz şeriat marifetiyle kol gezip, cürümle ahz ü habs olan eşkıyanın şer’an lâzım gelen cezaları mûmâ-ileyh marifeti ve mari-fet-i şer’le yapılmaktadır. Hudâvendigâr mutasarrıfları da şehrin hariciyle ve Hudâvendigâr livası hudud dâhilinde ve
Bursa şehrinin etrafında zuhur eden yol kesicilik vesair eşkıyanın şer ve mazarratlarını ibadullah üzerlerinden men’ ve def’ etmeye memurdurlar. Ancak Bur-sa’da şer’an salb ve sıyanet vaki oldukda zâbıtları marifetiyle Bursa beldesinin eski nizamı üzere icra ve infaz oluna-gelmektedir. Bir vakitler, gece nâibleri kol gezmekteyken, bu da men’ edilmiştir” denilmektedir (BS.1172/ 92).
Bu emre göre, şehrin inzibatı kadıya ve şehir dışının zabt u rabtı sancakbe-yine aittir. Şimdiki polis ve jandarma vazifeleri gibi. 1760 senesi Haziranında verilen diğer bir emirde de: “Vakıf arazide yazılı reayadan birinden ağır bir suç sadır olup, şer’an asılmak, siyaset olunmak veyahut bir azası kat’ edilmeye müstehak olsa, kadının hükmü lâhık olduktan sonra, huccet-i şer’iyye verilip, suçluya hakkında lâzım geleni siyasete memur olanlara yani bunların voyvodalarına cürüm sadır olan mahalde icra ettirip, başka yere alıp gitmeye koymayıp ve siyaset bedeli diye bir akçe ve bir habbe aldırmaması” bildirilmiştir (BS. 1172/67). BK, IV/112
SALGIN Herkes muayyen olan borcunu devlete verdiği hâlde, bazen fevkalâde bir hâl zuhurunda -meselâ Bursa’dan 50.000 - akçe taleb olunursa, buna “salgın” derler. Osmanlı hükûmetinin bu salgınları, Türk milletinin bir çok elem ve ıstırap çekmesine sebep olmuştur. Tanzimat’tan sonra bu usül kaldırılmıştır. BK, IV/113
SALI GÜNLERİ
SALI GÜNLERİ Çok mesud günlerimizi Salılar getirdiği hâlde, henüz uğursuzluğu hakkında kanaat ve akideyi taşıyanlar bulunmaktadır. Salı gününe bu saçma itikadlar, İstanbul’un Osmanlı-lar/Türkler eline geçmesiyle Bizans Rumları tarafından meş’um addedilerek Salı günlerinde bir uğursuzluk temennası örülmüştür. Bu kanaatin bilâhare Türklere de sirayet ettiği anlaşılıyor. Yavuz, Edirne’den Salı günü hareket eylemiştir. Çaldıran seferini
günü gününe zapt edenlerin kaydına göre, İranîler: “Salı bizimdir” demişler, Sultan Selim de: “Ben Salıyı bilhassa intihab ettim. Uğursuzluğu onlara, uğuru bize olsun” dediği meşhurdur. Çok şükür ki, bu batıl itikad Türk kalbinden silinmiştir. BK, IV/111
SALİH Sevindik’in oğludur. 1484’te Abdal Mehmed Zaviyesi’nin şeyhi idi. Buna koyun rüsumundan on akçe yevmiye verilmekteydi (BS. 4/182, 10/154). Sekiz on sene bu vazifede bulunmuştur. BK, IV/113
SALİH “Altıntaşlı” demekle maruf, 1753’-te ölen Hacı İbrahim Ağa’nın oğludur (BS. 389/23). Annesi Gülbeyaz’dır. Bursalıdır. BK, IV/115
SALİH Mehmed oğlu Şah Mehmed’in oğludur. Şakî, münafık ve müfsid olup, Hisar’da oturduğu eve bir Müslüman kadını ile iki Yahudi getirerek şarap içtikleri haber alınarak, 1.6.1608’de üzerlerine varıldıkta, okla, yerağla (silahla) gidenlere hücum ederek, Subaşı Yahya oğlu Mehmed Bey’in adamlarından birisini yaralamış ve zar zor tutularak mahkemeye getirilmiş ve babası da mahkemeye gelerek, oğlunun daima kendisine asi olup, “fesad ve şenaatten hâlî olmadığı ve hulâsa-i kelam vacibü’l-katl ve lâzımü’l-izâledir hakkından gelmek büyük sevaptır” demiş ve mahalleli de; “Hazfi lâzım, sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz” dedikleri yazılarak huccet olunmuştur (BS. 217/14). Bu huccet ile subaşıya teslim edilen Salih, derhal idam olunmuştur. BK, IV/113
SALİH Bursalıdır. “Altıparmak” diye meşhurdur. Kabahati cihetiyle tutularak hapsedilmiş ve sonra da İstanbul’a gelmemek üzere merhamet edilerek nefy olunmuşken, padişahın emri hilâfına olarak Sarayburnu’nda sefineden çıkarak İstanbul’a girmiş ve tezvirattan hâlî olmadığından tekrar tutularak hapsedilmiş ve emsaline ibret olmak ve bir defa daha avdet ederse muhkem
hakkından gelinmek üzere, tekrar merhameten Bursa’ya 1767 senesi Haziranında nefy edilmiştir (BS. 1179/ 6). BK, IV/115
SALİH (Şeyh) Mısırlıdır. Âmâdır. Kendisine, 1643’te Erzincanlı Seyyid Hüseyin vakıfları fazlasından, yevmî 15 akçe tahsis edilmiştir (BS. 261/184). BK, IV/113
SALİH AĞA 1764’te hac yolunda vefat eden Şekerzâde Hacı Mehmed Ağa’nın oğlu ve müderris Ahmed Efendi’nin kardeşidir. Annesi Hacı Mehmed Ağa kızı Hanife Hatun’dur. Bursalıdır. BK, IV/115
SALİH ÇELEBİ Bursa kadısı iken, 1659 senesinde idam edilen Şamlı Numan Efendi’nin oğludur (BS. 333/122). Bk. Numan Efendi. BK, IV/113
SALİH ÇELEBİ Muhzırzâde’dir. Tatarlar mahallesinde doğmuştur. Aklı başına gelince İstanbul’a gitmiş ve mûsıkî-şinaslardan Gülşenî Derviş Ali’den ders alarak güzel bir mûsıkîşinas olmuştur. Kendisi de birçok eserler bestelemiştir. Sanatlı bazı nağmeler icad etmiştir. 1666’da İstanbul’dan Bursa’ya gelirken gemi batmış ve Salih Çelebi de boğulmuştur (G. 525). BK, IV/114
SALİH ÇELEBİ Muharrem oğlu Mehmed Efendi’nin oğludur. Attardır. Annesi Mehmed kızı Emine Hatun’dur. Ya-niçoğlu mahallesinde, 1733 senesi ortalarında ölmüştür. Birçok kıymetli kitapları, rubu tahtası ve divanları çıktığına göre kozmoğrafya ve şiire meraklı olduğu anlaşılıyor (BS. 375/ 68). BK, IV/115
SALİH ÇELEBİ İzmirlizâde Hacı Ahmed Ağa’nın oğludur. Babası 1767’de Kala-i Umur Bey mahallesinde ölmüştür (BS. 1116/88). İsmail Efendi ve Nuh Çelebi adında iki oğlu vardı. Annesi Hacı Şeyhî Ağa kızı Kerimeşah Hatun’dur. BK, IV/114
SALİH DEDE 1818’de Bursa Mevlevî-hanesi şeyhi idi. BK, IV/115
SALİH DEHÎ EFENDİ Bursalıdır. Hafızdır. Müderris ve 1855’te Beyrut ve sonra Diyarbakır mollası oldu. Ve sonra da öldü (SO. III/216). BK, IV/115
SALİH EFENDİ Yıldırım Bayezid Darüşşi-fası’nda başhekim iken, vazifesine bakmadığından, mariz ve hastaların işlerinin yüzüstü kaldığını Bursa kadısı îlâm etmekle, İstanbul’da padişahın hekimbaşısı Mevlânâ Feyzî Mustafa Efendi’nin arzı üzerine, Tıbbiye Med-resesi’nde şakird olan Âlim Efendi, 24.5.1674’te yerine tayin edilmiştir (BS. 316/134). BK, IV/114
SALİH EFENDİ Tüccardan Çalık Acem damadı, hafız, müderris Mehmed Efen-di’nin oğludur. “Hafızzâde” diye meşhurdur. Müderris iken 1720 senesi Martında ölmüştür (G. 435). BK, IV/ 114
SALİH EFENDİ Eşrefzâde Tekkesi şeyhi Lutfullah Efendi’nin oğludur. Tekkenin şeyhi olan kardeşinin oğlu Abdullah Efendi ile aralarında muaraza vuku bulmuştur. Birbirlerine kırılmışlardır. Tekkenin zikir günlerinde mukabeleye gelirse de dışarıda sofada zikrin nihayetine kadar bulunurmuş. Her ne kadar Abdullah Efendi amcasının elini ve ayağını öper, ayağına yüz sürer, rica ederse de mûmâ-ileyh içeriye girmezmiş. Bu hâl ile vakit geçirmekte iken hastalanır ve biraz yatakta yatar. Bir gün ihvanlarıyla birlikte 70.000 tev-hid-i şerif okunmasını Abdullah Efen-di’den iltimas eder. Arzusu reddedil-meyerek dervişleriyle birlikte Salih Efendi’nin evine gidilir. Zikr-i şerife başlanır. Tevhidin hitamında bu da cânını cânânına teslim eder. Büyük babasının yanına gömülür. 1734’ten evvel ölmüştür (YŞ. 56). BK, IV/116
SALİH EFENDİ Kavaklı mahallesi imamı olup Abdal Murad’ın makamını ihya
etmiştir. Fotra köyünde emlâki olup, orada da bir zaviye bina edip, gelip geçeni doyurmaya başlamıştır. Ahmed Gazzî Efendi’den inabet ve hilâfet almıştır. 1740’ta ölmüş ve bu köyde yüksek bir yere gömülmüştür. Misafirlere çok ikram ederdi. BK, IV/115
SALİH EFENDİ (Faiz) Feraizcizâde’dir. 1895’te Bursa’da basılan Fevaid mecmuasında şiirleri vardır. Kendisi şairdir. Kütahya ve Rodos’dan Bursa mecmualarına şiirler göndermiştir. Kendisi Bursalıdır. BK, IV/116
SALİH EFENDİ (Hoca) İdadî Mektebi muallimi ve müderrisi ve Nakşibendî halifelerindendir. 1884’te ölmüş ve Şehreküstü mezarlığına gömülmüştür. BK, IV/116
SALİH EFENDİ (Şeyh) Bursalı Hacı Yusuf Ağa’nın oğludur. “Paşa Baba” namıyla maruftur. Biraz tahsil etmiş ve babasının ölümünden sonra kendi hevâsında dolaşmış ve en nihayet sûfiyye tarikına girerek Başçı Tekkesi şeyhi Mehmed Efendi’ye damat olmuştur. 1814’te şeyh olmuş ve 1825 senesi Ağustosunda vefat etmiş ve zaviyesine gömülmüştür. Salih, dindar ve fennî mûsıkîye âşinâ olmakla bazı tekkelerde ve bir çok sohbetlerde de mevlid-i şerif okurdu. BK, IV/115
SALİH EFENDİ (Şeyh) Başçı Zaviyesi şeyhi Rıfat Efendi’nin oğludur. 1869’da babasının vefatında küçük olduğundan, zaviyede bir müddet tarikat usülleri icra olunamamış, imamlık ve hatiblik başkalarına geçmiş ve zaviye de medreseye çevrilmiştir. Salih Efendi, büyüyünce bizzat tarikat usüllerini icraya başlamıştır. BK, IV/116
SALİH MEHMED EFENDİ
SALİH MEHMED EFENDİ Emir Sultan şeyhi İbrahim Efendi’nin oğludur. 1667’de ölen babasının yerine şeyh olması lâzım gelirken çok ufak olduğundan yerine Selâmî Ali Efendi tayin
olunmuştur. 1692’de Selâmî Ali Efendi vefat etmekle şeyhlik, Mısrîzâde Ali Efendi’ye tevcih edilmişse de, Salih Efendi’ye bu vazifeyi terk eylemiştir. Salih Efendi şeyh olmuşsa da, he-vâsında yaşamaya alışmış, lâubâlî-meşreb olmakla, anası tarafından akrabasından İshak Efendi’ye devretmiştir. 1692’de ölmüştür. Hazret-i Emir’in halifelerinin hiçbirisinin makamı ve eserleri kalmamış olduğundan oradaki kabirler bu İshak Efendi’den başlar ve Emir Hazretlerinin usülü de burada nihayet bulur. BK, IV/114
SALİH OSMAN DEDE İbrahim’in oğludur. Bursa Mevlevîhanesi şeyhi ve vakıflarının da mütevellisi idi. 1630’da şeyh olmuştur (BS. 245/87). Zarif bir zat idi. 1641’de salih ve mütedeyyin olduğundan, İkizceler ağnamından günde on akçe ve senede Bursa müdü ile bir müd buğday cerre tayin edilmiştir (BS. 226/103). 1659’da ölmüş ve
Mevlevîhane’ye gömülmüştür. Güldeste de bu zatın 23.5.1663’te Perşembe günü öldüğünü yazıyor ki, en doğrusu da budur. Cünunî Dede yanına gömülmüştür. Ahlâk sahibi, iyi huylu, arif ve zeki bir zat idi. Tekkeye birçok icad temin eylemiştir. BK, IV/113
SALİH RECEB DEDE Bursalıdır. Salih Zihni Dede’nin hafidi olup Bursa Mev-levîhanesi’ne şeyh olmuştur. 1717’de ölmüştür. Şairdir (SO.II/372). Babası Mehmed Dede’dir. Mevlevîhane türbesine, dedesi Salih Dede yanına gömülmüştür. BK, IV/114
SALİHA HATUN Osman’ın kızıdır. Havva adında bir kızı daha vardır. Abdal Mehmed mahallesinden Ali oğlu Mustafa’ya 1587’de Uzuncarşı’da tesadüf ederek darp eyledikleri ve bunların fahişelerden olup nâmahremden perhizleri olmadığı ve çarşıda yaramaz adamlar ile konuştukları sabit oldu-
ğundan Bursa’dan sürülmüşlerdir (BS. 362/46). BK, IV/116
SALİHA HATUN Mecnun Dede mahallesinden Hacı Receb’in kızıdır. 28.7. 1694’te kızı Fatma ile evlerinde katledilmişlerdir (BS. 369/4). BK, IV/116
SALİHA HATUN Hızır oğlu Hacı Ah-med’in kızıdır. Hacı Ahmed oğlu Şeyh Hikmetî Mehmed Efendi’nin karısıdır. 1743 senesi Birincikânun ayının ibti-dalarında Tekke Mescid mahallesinde ölmüştür. 387.961 akçe muhallefatı kalmıştır. Kardeşi Mustafa Ağa vardı (BS. 383/77). BK, IV/116
SALİM MEHMED EFENDİ Çorumludur. Hakiki Bektaşî şeyhlerindendir. 1801’-de Bursa’da ölmüştür. Mazannadandır (SO. III/4). BK, IV/117
SALİM MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Müderris ve Haleb mollası olup 1817’-de ölmüştür. Oğlu Mustafa Efendi Bosna’da kadılık etmiş ve 1841’de İstanbul’da ölmüştür. Davudpaşa’ya gömülmüştür (SO. III/4). BK, IV/117
SAMİ BEY 1896 senesinde, Bursa idare meclisi kalemi müsevvidi idi. Kendisi Bursalıdır. Şairdi. Şu beyit şiirlerin-dendir:
Yokmuş meğer fazilete dünyada itibar Herkes harîs imiş kuru unvana hayf hayf.
BK, IV/117
SAMİT DEDE 1499’dan çok evvel Aksu mevkiini en evvel o şenlendirdi. Bu köyün temelini attı (BS. 16/157). BK, IV/117
SAMSA ÇAVUŞ Osman Gazi’nin arkadaş-larındandır. 1305’te Yenişehir kalesinin muhafızı idi. Osmanlı hükûmetinin kuruluşunda büyük hizmetleri dokunmuştur (SO. III/233). O zamandaki ümera içerisinde kıdemli idi. Kardeşi Sülemiş Çavuş vardı. BK, IV/117
SAMSUNÎ Abdüssamed oğlu Mevlânâ Hüsameddin’in şöhretidir. Bk. Hüsa-meddin. BK, IV/117
SAMTÎ MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Hacı Yusuf’un oğludur. Müderris ve Selanik mollası olup, 1669 senesi Birinciteşrin ayında ölmüştür. Şairdir (SO. IV/178). BK, IV/117
SANAT MEKTEBİ Bursa’da 1869 senesinde, Bursa valisi Hacı İzzet Paşa’nın çalışmasıyla, Hisar’da Filboz mahallesinde “Islâhhane” adıyla “Türkmenoğlu Konağı” denilen evde açılmış ve 1880’-de eski Vilayet Matbaası’nın karşısında o vakit mevcut olan bir konağa, 1883 senesinde Kız Rüşdiyesi’nin alt katına, 1884’te o vakit postahane binası olan ve şimdiki Atatürk Heykeli’nin karşısındaki ve Kitapçı Ali Haydar’ın dükkânıyla Ziraat Bankası’nın bulunduğu yerdeki tiyatro binasına ve daha birçok yerlere taşındıktan sonra, 1897’de şimdiki bulunduğu yere yerleşebilmiş-tir. 1907’de bina dört kısımdan ibaretti. Derslerden başka marangozluk, terzilik, kunduracılık, demircilik, mücel-lidlik sanatları gösterildiği gibi, son derece ilerlemiş bir de mızıka bandosu vardı. Mektebe kimsesiz çocuklar alınırdı. 1907’de 200 yatılı talebesi vardı. Mektep, valilerin başkanlığında bir komisyon tarafından idare edilirdi. Cumhuriyetten sonra bu mektep asrî-leşmiş, on yıl içinde 200.000 lira sarf edilerek, mektebin bütün noksanları ikmal edilmiştir. Mektepte birçok elektrik motorları işlemektedir. Mükemmel dökümhanesi de vardır. Mektepte marangozluk kısmı ilerlemiş ve en asrî mobilyalar yapılmaya başlamıştır. Hulâsa bu mektep, esasen bir sanat şehri olan Bursa’ya birçok sanat sahibi yetiştirmiş ve son asırlarda sönmeye başlayan Bursa sanatlarına yeni bir çığır açmıştır. 1923’te mektebin talebe mevcudu 78 iken 1931’de 179’a çıkmıştır. Mektebin idaresi Maârif Vekâleti’ne geçince daha ziyade inkişâf eylemiştir. BK, IV/119
21 Bursa Sanayi Mektebi
SANATLAR Bursa’da birçok sanat sahibi kimseler vardı ki, bunlara “esnaf” tabir olunurdu. Öteden beri Bursa bir sanatlar şehridir. 1557’de Bursa’da ne kadar sanat sahibi varsa bunlar sıra ile mahkemeye çağrılarak teşkilâtları yapılmış ve her birisine kâhya, yiğitbaşı, ehl-i vukuf tayin edilmiştir. Esnaflıklarına ait de bazı kararlar ittihaz edilmiştir. Hayrete değer bir şey varsa, bu kararlar verilirken, onların aralarında verdikleri kararları sicile kaydederek, bunu değişmez bir kanun hâline koymalarıdır.
-
1- Kâhya: Bunlara şeyh, reis adı da verilmiştir. Bunların vazifeleri esnaf arasındaki âhengi ve intizamı muhafaza ve aralarındaki hukuka riayet eylemek, sanatı tekmil eden çırakları imtihan ederek ve yaptıkları işleri görmek, kabul ederse başka iş işlemelerine icazet vermektir. (Sanatı tekmil eden çırakların usta olarak başka dükkân açıp idare etmeleri, usta olmaları ki bu da merasimle ve tekmil ustaların iştirakiyle olurdu) (BS. 73/381).
-
2- Yiğitbaşı: Bu da kâhyanın müşaviridir. Aynı zamanda yalnız o sanatın teknik cihetini takip ve idare eder. Kumandanları, kurmayları gibidir.
-
3- Ehl-i Vukuf: Bunlar da kendi sanatlarında en ileri gitmiş ve o işi en iyi yapanlardan seçilmiş üyelerdir ki bunların fikirlerine ve bildiklerine kimse
22 Bursa esnafı
itiraz edemezdi. Daha doğrusu, o sanatın en ileri gitmiş mütehassıslarıdır. En eski ve hürmete değer ihtiyarlardır. Her sanatta, bu teşkilâtın başına geçenler hiçbir vakit doğruyu söylemekten çekinmezler, hatır ve gönüle bakmazlardı. Bir işi noksan yapanı görünce derhal kendileri men’ ederler, güçleri yetmezse derhal hakime haber verip cezalandırırlardı ki ancak bu sıkı terbiye ve disiplin sayesinde Bursa’da sanat ileri gitmiş ve Bursa cihanın bir sanat şehri olmuştu.
İstanbul’daki padişahlar (BS. 25/64, 20/468, 20/218, 28/59, 29/192) ve saray halkının giydikleri kumaşlar, Bursa sanatkârları tarafından işlenir ve Leh kralı, Rodos ve Sakız beyleri ve hatta İran şahı, kendi ve saray için Bursa’dan kumaş mübayaa ederlerdi (BS. 110/186, 11/180 vs.).
İlk evvel şu sanat sahipleri teşkilât-landırılmıştır: Dolapçılar, tabdihler, altınlı kadifeciler, çifte taftacılar, bo-ğasi boyacıları, yiğit taftacılar, simkeş-ler, kemhacılar, gülistancılar.
Tahminen 1669 senelerinde ölen Bursa’daki umum sanat sahiplerinin şeyhi Şeyh Zıbak vefat etmekle, İncirli Tekkesi şeyhi Şerefüddin Mehmed Efendi zamanında tören, İncirli şeyhleri tarafından yapılıyordu. Şerefüddin Efendi zamanında, esnafın kanun ve nizamlarına aykırı bir işleri görülürse cezasını bu zat tayin ederdi. Sonraları yalnız ustalara karşı rehberlik vazifesini ifadan ibaret kalmıştır.
1816’da Bursa’daki muhtelif sanatkârın yekunu 96 birlikten ibaretti. Bunların isimleri Bursa Sicilleri 1272/ 34’te vardır.
Şu kayıt da tedkike değer: 19.7. 1742’de Bursa esnaflarından dikici taifesinden, pabuççu, çizmeci, yemeni tabir olunan filarcı, kütahneci taifesinden Müslüman ve Hıristiyan mahkemeye gelerek her biri takrir-i kelam edip: “Esnafımızdan bazıları hileye sülûk edip, ancak gûde ve sahtiyandan papuç ve çizme ve filadar ve kütahne dikip, gerek kereste gerekse dikişine dikkat etmeyerek az müddette paralanıp fena-pezîr olmakla halka zarar ve gadr, sanatımızın kıymetine halel verdiğinden diğer şehirlerde olduğu gibi, aramızda mütedeyyin ve müttakî bir kimseyi dikicibaşı tayin için toplanarak ittifak eyledik ve Hüseyin Ağa oğlu Seyyid Mustafa Ağa’yı dikicibaşı tayin eyledik” dediler ve sicile kaydettirdiler (BS. 334/126). BK, IV/118
SANATLAR
SANCAK Donanmamızın sancak bezleri Bursa’da dokunurdu. Her sene tersaneye 1.000 zira’ tafta göndermek, Fatih zamanından beri âdet olmuştu. Vakti gelince Bursa kadıları bunu iştira ederek tersaneye gönderirlerdi (BS.265/ 134). BK, IV/120
SANDAL İpekten yapılan bir kumaşın adıdır. BK, IV/120
SARAÇ ESNAFI Bursa’da saraçlık çok ilerlemişti. Çarşıda ayrıca bir saraçhane vardı. 1792’de bu esnafın taamiyesi için 1.000 kuruş vakfı vardı ki senelik faizi 125 kuruş yapardı (BS. 342/1). Bu para ile esnaf senede bir defa ziyafet yaparlar ve kıra çıkarlardı. BK, IV/120
SARAÇZÂDE MESCİDİ 1574’te bu isimde bir mescid vardı. BK, IV/120
SARAY
SARÂNİYE MEDRESESİ Akbıyık Türbesi civarında idi. BK, IV/126
SARAY Bursa’da ilk Osmanlı sarayı, Hisar’da Şehâdet Camii karşısında, şimdiki Askerlik Dairesi’nin ve Komutanlık binasının olduğu sahada idi. Burası, Sanatlar Mektebi’nden Tophane bahçesine kadar devam eden geniş bir saha idi. Etrafı ayrıca ikinci bir hisarla çevrilmişti. Orhan Gazi, I. Murad, Yıldırım bu sarayda otururlardı. İbn Batuta Seyahatnamesi’nde bu saraya ait ufak bir malûmat varsa da bu binalara ait hiçbir resim ve tafsilat elde edemedim. Sicillere bakınca:
1504 senesinde Bursa’da saraydar olan Hayreddin, sarayda hizmet eden yeniçerileri hizmete yaramadıklarından İstanbul’a Kapı’ya gönderip yerine üç nefer oğlan istediğini, Bursa kadısı arz eylemiştir (BS. 19/79).
1518’de sarayda hizmet eden dört oğlandan biri öldüğü, biri sakatlandığı ve biri de levend olup çıkıp gittiğinden, üç oğlana ihtiyaç olduğu arz edilmiştir (BS. 28/197).
1582’de İstanbul Sarayı’na düğün için 5.000 tavuk, 2.000 kaz, 1.000 ördek ve 5.000 güvercin sipariş edilmiş ve Bursa’dan gönderilmiştir (BS.143/ 3).
1624 senesi Birinciteşrin ayında, Muradiye Camii mahallesinde, Gülruh Hatun’un sarayının sakfı, pencereleri, avlu duvarları, avlu kapısı harap olup oturulmayacak bir hâle geldiğinden ve çoktan beri kimse kiralamaya talib olmadığından, hassa mimarlarından Süleyman oğlu Ebubekir tarafından keşfi yapılmış, 9.730 akçe sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 243/64). Muradiye Sarayı denilen bina bu binadır.
1636’da Emir Sultan Camii civarındaki saray, İstanbul’da Sultan Süleyman mahallesinde mukim, divan-ı sultanî rûznâmçecisi İbrahim Efendi’nin malı idi. Zamanın geçmesiyle harap olduğundan, kendi malıyla tamir ve tecdid ederek vakfeylemiştir. Burasını her sene Emir Sultan’ı ziyaret için gelen sûfîlerin ve şeyhlerin fukaralarına ve sair zamanlarda gelen misafirlerin
oturmasına şart eylemiştir. Emir Sultan müderrisi Hacı Durmuş oğlu Mehmed Efendi’yi de mütevelli nasb eylemiştir (BS.254/62).
1659 senesi Ağustosunda Bursa’da bulunan padişah kadıya bir hüküm gönderip; “Bursa’da yeniden bina olunan sarayın vüsati olmayıp sık ve dar olduğundan, saraya bitişik İmaret-i İsa Bey mahallesinden alınıp saraya zam ve ilhak olunan evler mukabelesinde, bu mahalledeki 30 avârızhanesinden 15 hanesi tenzil olunarak 15 avârızhanesi bırakıldığı” bildirilmiştir (BS. 346/67).
Aynı gün yazılan diğer bir hükümde; “Saray inşaatına nazır olan Dârüssaade Ağası Mehmed Ağa arz edip Bursa’da yeniden inşa olunan Saray-ı hümayun, Harem Kapısı kurbünde vaki Selçuk Hatun vakfından günde 15 akçe icâreli 13 bâb oda saraya lâzım olmakla, yıkılıp icab eden mahalle ilhak olunmuş olduğundan vakfa, Bursa mizan-ı harîr mukâtaasından günde 15 akçenin verilmesi” emredilmiştir (BS.346/66).
13.10.1671’de Avcı Sultan Mehmed Bursa’ya geldiği zaman oturması için İmaret-i İsa Bey mahallesindeki “Yeni Saray” karşısında Meâlîzâde Seyyid Mustafa Çelebi’nin evi tahsis edilmiştir. Burada bir has oda ve yeniden bir hamam, altı ahır, hassa saraçları için oda, Bursa şehremini Mehmed Derviş Efendi tarafından inşa ettirilmiştir. Yaptığı masrafların tesbiti için hassa mimarı Fazlı Çavuş ve İstanbul mimar kalfalarından Ahmed Usta ve Abdurrahim oğlu Hacı Mustafa ve hadîka-i hassa kalfası Yakub oğlu Hüseyin Ağa’dan mürekkeb bir heyet gidip yapılan inşaatı gözden geçirmişlerdir. Padişahın oturmasına mahsus olan oda 7,6 x 14,44 m. genişliğinde olup, tavanı yeniden tezyin ve inşa olunmuştur. Pencerelerine demir geçirilmiş ve ceviz kapaklar yapılmış ve renk veren camlar takılmıştır. Odanın önüne 3,8 x 6,8 m. bir şehnişîn yapılmıştır. Odaya ikişer kanatlı üç kapı ve önüne bir merdiven yapılmıştır.
Hamamı mermerden iki kurnalı yapılmıştır. Bu inşaat için 857.690 akçe sarf edilmiştir. Ahırlar ve saraç odaları için de 5.053.816 akçe sarf olunmuştur.
İbrahim Paşa mahallesinde de sadrazam için yeniden bir saray ve fevkânî bir de hamam yapılmıştır. 20,52 x 8,36 m. bir divanhane ve 9.12 x 4.56 m. iki oda ve 5,32 x 5,32 m. iki oda ve 12,16 x 6,08 m. bir arz odası ve 8,36 x 5,32 m. bir kış odası ve 11,30 x 5,32 m. sadrazam için diğer bir oda ve bir mükemmel hamam yapılmıştır. Her bir konforu haizdir. Bunun için de 1.565.570 akçe sarf edilmiştir. Bu paradan eski binanın enkazı bahası ve vilâyet âyânının yardımı olan 398.000 akçe çıkarılırsa, cem’an 1.167.700 akçe sarf edildiği tesbit edilir (BS. 330/5).
Aynı zamanda eski saraydaki simit-hanenin hassa ambarı ve buğday ambarının sakfı da 167.700 akçeye tamir edilmiştir (BS.330/8). Yine burada tarhana ve bulgur serecek yerin sakfı, Hassa Uncubaşı Ahmed oğlu Ali Bey tarafından 87.785 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 295/58).
Yine bu sene padişah, nefs-i nefi-seleri için şeker vesaire satın alınmak iktiza eylediğinden Emir Mustafası denilen Abdurrahman oğlu Hacı Mustafa adındaki Mısır tüccarından her kafeste 36 çift olmak üzere 112 kafeste 3.360 çift şeker satın alınarak Emir Hanı’nda hıfz olunmuştur (BS. 330/90).
Bursa Sarayı’na öteden beri Saray Suyu denilen Pınarbaşı suyundan 13 lüle su akmakta idi. 1799 senesi Birinciteşrin ayında Hassa Bostanba-şısı Hafız İsmail, “Emlâk-ı hümayundan Bursa’daki saraya akan suda kimsenin alâkası yok iken, eski yolundan bazı kimseler gizlice bir miktar su ayırarak evlerine akıtmaları yüzünden saray bahçesine su kâfi gelmediği cihetle bahçenin harab” olduğundan şikâyet eylemiştir.
1818’de Hudâvendigâr mütesellimi kapıcıbaşılardan Hasan Ağa tarafından valilere mahsus sarayın mobilyası tecdid edilmiş ve saray genişletilerek yeniden odalar bina ve ilâve olunmuştur. BK, IV/120
SARAYOĞLU MAHALLESİ Bursa’nın bir mahallesinin adıdır (BS. 114/9). Gitgide bu isim Arapçalaştırılmış “Veled-i Saray”, “İbn Sarayî” gibi gülünç isimler almıştır. BK, IV/123
SARBANBAŞI Ordulardaki deve kıtalarının başlarına, komutanına verilen isimdir. Bu develer, hükûmetçe tayin olunan ücretle hizmete girdiği günden itibaren çalıştırılır ve ordunun yüklerini, eşyasını taşırlardı. 1739 senesi Haziranının 28. günü Sofya sahrasından yazılan bir emirde: “Seferler vukuunda, ordunun ağırlığını nakl için kullanılmak üzere âdet olan ücretleri Beylik tarafından verilmek şartıyla çıkarılması ferman olunan mekkârî develerinin kazalar ahâlisi tarafından tedarik ve ihracında büyük zahmetler ve birçok masraflar ihtiyar edilmiş iken ‘sarban-başı’ namıyla tayin olunan adamlar müflis (kalleş, batakçı, edebsiz ve hile-kâr) ve desiseci, gevşek adamlar olduklarından bol bol vilâyet halkından aldıkları ücret akçelerine kanaat etmeyip kendilerine teslim olunan develerin ekserisini yollarda satmışlar veyahut değiştirerek orduya noksan ve işe yaramaz deve götürmüşlerdir. Bundan hizmette olduklarınca bir kat daha beylikten ücret alıp hem hükûmete ve hem de ahâliye gadr ü teaddî etmişlerdir. Diğerlerine ibret-i müessire olmak üzere bunların şiddetle cezalandırılacağı ve zimmetlerinde kalan akçeler ve develerin bahaları tazmin ettirileceği” bildirilmiştir (BS.1184/15).
20.2.1788’de Moskova seferi için Davud Paşa Sahrası’na çıkan Serdar-ı Ekrem’in maiyyetindeki askerlerin zahire ve mühimmatını nakl ve sair hizmetlerde kullanılmak üzere 172
mehâr mekkârî develerini cem’ ve tahsil ve mahalline irsaline Bursa eşrafından Hacı Mehmed oğlu Hacı Hasan “Sarbanbaşı” nasb ve tayin edilmiştir (BS. 319/1). BK, IV/123
SARI ABDULLAH EFENDİ Emir Sultan şeyhi Abdurrahman Efendi’nin oğludur. Müderris ve bir müddet de Bursa kadısı oldu. 1072/1661’de vefat eylemiştir. BK, I/25
SARI ABDULLAH MESCİDİ Tüccardan Hoca Abdullah bina eylemiş ve bu mescidin mesalihi için de 5.000 akçe vakfeylemiştir. 1565’ten evvel yaptırılmış (BS.110/57) ve 1938 senelerinde yıktırılmıştır. Alimlerden birkaç Sarı Abdullah Efendiler varsa da bu cami ile alâkaları yoktur. BK, IV/123
SARIBEYOĞLU Adı Mustafa’dır. 1736 senesinde kaçmış, “Gökçedağ” adındaki mahalle gelmek ihtimali olduğundan, etrafında olan valiler ve kadıların hazır durmaları ve herhangisinin hükûmeti dâhiline girerse tutulması 1736 senesi Şubatının nihayetlerinde cümlesine ve arpalık suretiyle Bursa sancağına mutasarrıf olan Mehmed Paşa’ya bildirilmişti. Aydın muhassılı Vezir Hüseyin Paşa tekrar bu eşkıyanın üzerine varıp bölükbaşı ve avanelerinden birçoğunu katl ve cemiyetlerini tefrik edip şakînin pek az kimse ile kaçarak Gökçedağ’a doğru gittiği Vezir Hüseyin Paşa tarafından İstanbul’a bildirilmiş ve nerede görülürse üzerine varıp katl ve idam edilmesi cümleye ferman olunmuş ve başları olan Sarıbeyoğlu’nun tutularak kesilmiş başının İstanbul’a gönderilmesi emrolunmuştur (BS.377/90).
1739 senesi Martında Rakka valisi Vezir Ahmed Paşa da takibine memur edilmiş idi. Ancak Sarıbeyoğlu, iskânları emrolunan birçok kabile ve aşiretlerden kendisine yardımcı bulmuş ve harpler dolayısıyla Anadolu’daki eyalet ve sancakbeylerinin harpte bulunmasından istifade ederek Maraş ve Antep
sancaklarında ve Kurtkulağı ve Antalya civarlarında vaki köylerde ve kasabalardaki ahâliye zulüm ve teaddî ve yollar keserek emval, eşya ve mevâ-şîlerini yağma eylemiş olduğundan behemehal gâilesinin bertaraf edilmesi de ayrıca Vezir Ahmed Paşa’ya bildirilmiştir. 1739 senesi Haziranında yakalanarak cezası tertip ve gâilesi bertaraf edilmiş, kesilmiş başı İstanbul’a gönderilmişti. Daha sonra ava-nesi de Gökçedağ etrafında gizlendiklerinden, o taraflarda takibata devam edilmişti. BK, IV/123
SARICA Fatih zamanında mühendisti. Büyük topların dökülmesinde fikrinden çok istifade edilmiştir (İstanbul’un Muhasarası ve Zaptı, 61). BK, IV/125
SARICA Sarıca ve sekban taifeleri vardı. 1688’de Çorum sancakbeyi Mustafa Bey, bunların serçeşmesi (subaşı) idi. 1688 senesi ibtidalarında divan-ı hümayuna yazdığı bir arzıhâlde; kendi hâlinde olup üzerlerine hilâf-ı şer’ cürmü sabit olmayan sekban ve sarıca taifesinden bazıları birer yol ile tutulup kalede hapsolunduklarını bildirmiş ve kabahatsiz olanların af ve ıtlakını rica eylemiştir. Padişahın verdiği bir emirde, Anadolu kalelerinde hapsolunan sarıca ve sekban taifesinin şer’le ahvallerinin görülüp cürümleri sabit olanların şer’le haklarında lâzım geleni icra ve kabahatsiz olanların ıtlakı emr-olunmuştur (BS.363/42). BK, IV/125
SARIKADI ZAVİYESİ
SARIKADI ZAVİYESİ Karacabey’dedir. Bir çiftliği, dükkânları, başhanesi ve bakkal dükkânı vakıflarıdır (BA. Anadolu Vilayet Defteri, cilt 2, Muvakkat numarası 285). Çiftlik, Mihaliç karşısındadır. Evvelce sekiz değirmeni vardı. 1530’da bazısı harap olmuştu. On parça bağı ve altı dükkânı varken, dördü harap olmuş, başhane ile bakkal dükkânı kalmıştı. 21 baş irili ufaklı su sığırları da vardı. BK, IV/126
SARNIÇ Eski Kaplıca civarında Murad Hudâvendigâr vakfından, değirmen taşı çıkarılan yerin adıdır. Burada Hamza Bey mahallesinden İsmail Efendi’nin mülk kestaneliğinden dört lüle su cereyan etmektedir (BS.301/ 87). BK, IV/126
SARNIÇ
SARUCA PAŞA I. Murad zamanında Rumeli’nin yayabaşısı idi. Karaman-oğlu muharebesinde Anadolu’da bulundu. İnebey Subaşı ile Saruca Paşa’ya 10.000 er koşulup, şehir, köy ve etrafını tahrib ve talana memur edildi. Kosova meydan muharebesinde sol cenahta bulundu. Çirmen’de medfundur. Çirmen’de cami, imaret ve zaviyesi vardır (B. 35,53,58,60; SO. III/199). Yıldırım’ın ilk saltanat yıllarında ölmüştür. Kendi adı Ulu Bey olup “Saruca Paşa” diye meşhurdu. BK, IV/124
SARUCA PAŞA Saray’dan çıkmış, 1435’-te vezir ve Varna muhafızı olmuştur. Mütekaid olup Gelibolu’da uzun müddet oturdu. 1442’de Derbend muhasarasında tedbirleri beğenildi ve tekrar vezirlik verildi. Fatih Sultan Mehmed padişahlıktan indirilip Manisa’ya gönderildiği zaman İbrahim Paşa ile Saruca Paşa’yı beraber götürdü. 1451 senesine kadar padişahın musahibi kalmıştır. Hatta 1451 Şubatında II. Murad ile Edirne’de Meriç nehri üzerindeki Kirişçi adasına gidip seyre dalmışlardı. Dönüp sarayına gelirken Arda köprüsü başında bir derviş oturuyordu. II. Murad yanına gelince bu derviş: “Hey Sultan Murad Padişah! Günahlarına tevbe et ki, vaden yakındır” dedi.
Sultan Murad bu sözü işitince Saruca Paşa’ya ve sonra biraz geriden gelen İshak Paşa’ya; “Tanık ol ki, bütün günahlarıma tevbe ettim” dedi ve üç gün sonra Edirne’de vefat eyledi. 858/ 1454’te Halil, Şehabeddin Paşalarla birlikte azlolundu ve biraz sonra da öldü (SO. III/199; B. 110,112; A. 139). Gelibolu’da cami ve imareti vardır.
Oraya gömülmüştür. Bunun Bursa’da vakıf dükkânları vardır. Vakfiyesi 858/1454 tarihlidir. Evlâdından Bur-sa’da Erhundî Hatun Zaviyesi vardır (BS. 324/65). Karısı Gülçiçek Hatun, Malkara’daki İz’âr(?) Halil, Canbazlar köylerini Medine’ye vakfeylemiştir (BS. 7/29). Oğlu Umur Bey vardır. Gelibolu’daki cami ve imaretinden başka, Çirmen’de camisi ve Şarköy’de Yalı mahallesinde vakıfları, Akçakızanlık’ta ve Uzuncaabad Hasköy’de camisi vardır (BAVD. 21382). Bursa Yenişehir’de Ayazlar, Çeltikçi mezraları vardır (BAVD. 1042). Uzuncaabad Hasköy’-deki zaviyesini Şeyh Timur’a temlik eylemiştir. Bütün bu kayıtlara göre, her iki Saruca Paşa’nın da aynı zat olması pek ihtimal dâhilindedir. Bu iki adam aynı kişi farz olunursa 120-130 sene yaşaması lâzım geliyor ki, o zamanlar hemen ömr-i tabiî de bu kadar ve belki biraz daha ziyade idi. Karısı Güneş Hatun’dur. Kızı Yakub Bey karısı Asıl Paşa Hatun’dur. 1467’de tekmil mal ve mülkünü kızına hibe etmiştir. BK, IV/ 124
SASA BEY Paşalı Bey’in oğludur. Padişahın emriyle 1511’de Bursa livası evkafını yazmıştır (BS. 23/7). Oğlu Çalap-verdi vardı (3/135). Çalapverdi Bey 1479’da Bursa’da oturuyordu. BK, IV/127
SATI ÇELEBİ Habib Çelebi oğlu Mehmed Çelebi’nin oğludur. Babası Mehmed Çelebi 17.1.1559’da evi içerisinde maktul bulunmuştur. Sa’dî Çelebi ve Mustafa adında iki kardeşi vardı. BK, IV/127
SATI ÇELEBİ “Mevlânâ Buhârî” denilen Abdülhak oğlu Mevlânâ İshak’ın oğludur (1508) (BS. 31/468). Satı Çele-bi’nin Umur Bey köyünde kızı Ayşe Hatun vardı ki, 1588’de hayır işlerine bazı vakıflar yapmıştır (BS. 84/118). BK, IV/127
SATI FAKİH Bayram Bey’in oğludur. 1426’da Hacı İvaz Paşa vakfiyesinde şahitti. Hisar’da adıyla anılan bir ma-
hallesi vardır. Orada bir mescid bina eylemiştir. Arapçaya meraklı olan Bursa kadılarından bazıları bu mahalleye “Sa’d Fakih”, “Sa’dî Fakih” adlarını vermişlerse de, bu mahallenin adı Bursa Sicilleri’nde “Satı Fakih”tir. Oğlu Hüsam ve Mevlânâ Murad Fakih vardı (BS. 22/169, 17/163). BK, IV/ 127
SAVAYICI ESNAFI Bursa savayıcıları padişaha arzıhâl sunup sanatlarında üstada hizmet ve tekmil-i sanat ederek kethüda, yiğitbaşı ve sair ustalar marifetleriyle “başka” çıkmadan ve “ham-dest (eli işe yakışmaz) olan yabancı kimselerin kendilerinin sanatlarına karışıp nizamlarını bozduklarını bildirmiş olmakla divan-ı hümayun kaleminden kanun sual olunmuş ve “Bir sanatta üstada varıp hizmet edip tek-mil-i sanat eyledikten sonra, kethüda, yiğitbaşı ve sair ustalar marifetiyle başka çıkmış olmayıp ham-dest olanlar sanat-ı mezburede başka iş işlemeyip” nizâm-ı kadimlerine ihtilâl vermemeleri için kanun üzere 1777 senesi Martında emir yazılmıştır (BS. 337/43).
1777 senesi Haziranında Bursa’da savâyıcı esnafının 30 tezgâhları olup sanatlarında alâkası olmayan ve elleri işe yaraşmayan kimseler yeniden dükkân açıp tezgâhlar peyda ve kalp işler işleyip sanatlarının ihtilâline ve kârlarının kesadına sebep olduğundan, bu gibilerin kethüda ve yiğitbaşıları tarafından men’ edilmeleri emredilmiştir (BS. 1191/4). BK, IV/128
SAVCI BEY (Şehzâde) I. Murad’ın oğludur. 1371’de doğmuştur. Bursa hisar muhafızı iken, harpte bulunan babasının yerine padişah olmak sevdasına kapılmış ve bazı fena adamlar da iğfal etmişler ve İstanbul imparatoru İan Paleolog’un oğlu Andronikos ile müştereken babalarına isyan etmişlerdi. Murad Hudâvendigâr bu haberi alınca bizzat üzerine asker sevk etmiş, Di-metoka’ya kaçan ve orada tahassun eden şehzâde, bir müddet muhasara-
dan sonra ele geçirilmiş ve gözlerine mil çekilmek suretiyle kör edilmişti. 787/1385’te ölmüştür. Bursa’da Sultan Osman Türbesi’ne gömülmüştür (G. 38; KA. 2524). BK, IV/127
SAVCI SUBAŞI İznik’te Suluca Mescid’i bina eylemiştir. Zaviyesi de vardı. Bunun malı olarak İznik’te üç ev, asma ve ceviz ağaçlarını hâvî bir bağ, evlerinin önünde üç bahçe, şehir içinde Kapan’a muttasıl bir parça yer ve şehir içinde olan yerlerin mukâtaasını bu mescide vakfeylemiştir. Ayrıca üç çayırı da vardı. Oğullarının adı Davud ve Hacı Yusuf. Bu mescidin kandili için, Emirze Dede 300 nakid akçe ile bir parça yer vakfeylemiştir. BK, IV/127
SEBZÎ MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Abdi Efendi’nin oğludur. Müderrisliklerde bulunmuş ve 1680 senesi Temmuzunda ölmüş ve Tuzpazarı Mektebi hazire-sine defnolunmuştur. Bir şeftali çekirdeği ölümüne sebep olmuştur. Müret-teb divanı vardır ve daha birkaç eser telîf eylemişti (SO. IV/184; G. 473; OM. II/229). Latife söylemesini çok severdi ve güzel bir şairdi. Mektep yanmış ve yeniden yapılmamıştır. Tuzpazarı Ca-mii’nin bânîsinin kabri de dükkân olmuştur. BK, IV/129
SEFER
SEFER Rusya ile 13.8.1791 tarihinden itibaren sekiz ay müddetle mütareke imzalanarak, sulh müzakerelerine başlanmıştır. Ancak müzakerenin neticesi meçhul olup, cenk ve sulhtan hangisinin zuhur edeceği bilinemediğine binaen ve belki de muharebe avdet edeceğinden, ilkbaharda orduda külliyetli seçme askerin bulunması farz-ı ayn mertebesinde olduğundan, Bursa kazasından yeniçerilerden başka 300 nefer piyade askeri “cenk ve harb erbâbı, tüvânâ ve tam silahlı olmak şartıyla” acele yazarak askerî idareye muktedir bir münasib sergerde maiy-yetiyle yola ihraç ve hitâm-ı mütareke olan Mart içinde sevk ve ihraca gayret
23 Hisar’da Satı Fakih Camii
edilmesi ve yoldan kaçanların derhal tutularak cezası tertib olunmak üzere kavî kefile bağlanması ve miktarıyla sergerdesinin ismini gösteren defterin İstanbul’a eriştirilmesi, 5.12. 1791’de Kaymakam Paşa tarafından bildirilmiştir (BS. 1206/4).
Bir iki asır zarfında Bursa’dan yapılan bu sevkiyattan kaç kişinin geri geldiği tabiatıyla meçhuldür. Bu listeler, Bursa’nın Türklüğü kurtarmak için ve yaşatmak için ne kadar kan döktüğünü gösterir. BK, IV/132
|
SEFER |
|||
|
Emrin Tarihi |
Sefer İstikameti |
Sefere Katılanlar |
Sicil Numarası |
|
1484 |
Sefere |
Umum askerî tâifesine |
4/87 |
|
1486 |
Şam taraflarına |
Subaşılar, Sipahiler, Cebeleri ve Cebelileri |
4/467 |
|
1486 |
Şam taraflarına |
Sipahi, Yayalar, Müsellemler |
5/19 |
|
1521 |
Mısır seferi |
Yoldaşlıktan safâlı olan kimseler |
|
|
1572 |
Vezir Hüseyin Paşa ordusuna |
Sol Gurebâ, Sol Ulufeciler bölükleri |
113/245 |
|
1578 |
Kızılbaş üzerine |
36 zaîm, 911 timar sahibi 78 kale eri |
|
|
1588 |
Şark taraflarına |
Zuamâ ve erbâb-ı timarıyla |
173/270 |
|
1598 |
Belgrad’a |
Müteferrikalar, çavuşlar |
189/85 |
|
1595 |
Sülüsan üzere zeamet ve timar sahipleri |
189/79 |
|
|
1596 |
Sancakbeyi ve yarar adamları müteferrikalar, çavuşlar, divan-ı hümayun, defterhane ve maliye kâtibleri, şakirdleri, ekâbir adamları, bölük halkı ve yeniçeriler, topçu, cebeci vesâirenin hareketleri |
190/111 |
|
|
1598 |
Edirne’deki orduya |
Sancakbeyleri, müteferrika, çavuş ve kâtib ve bölük halkı ve alaybeyi, zuamâ ve erbâb-ı timar, çeribaşı, çeri sürücüleri ve cebeci, topçu ve top arabacıları |
351/121 |
|
1599 |
Vidin taraflarına |
Sancakbeyleri, müteferrika, çavuş, kâtip ve bölük halkı, alaybeyi, zuamâ, erbâb-ı timar, çeribaşı, çeri sürücüleri, cebeci, topçu ve top arabacıları |
197/54 |
|
1600 |
Vidin taraflarına |
35 neccar, 8 demirci, 40 lağımcı, cem’an 82 kişi 332.000 akçe harcırahlarının Bursalılardan tahsili |
351/104 |
|
1602 |
Macar seferi |
Ümerâ, timar ve zeamet sahipleri, müteferrika, çavuşlar, kâtipler ve şakirdleri ve çavuşoğulları |
204/162 |
|
1604 |
Macar seferi |
Ümerâ, timar ve zeamet sahipleri, müteferrika, çavuşlar, kâtipler ve şakirdleri ve çavuşoğulları |
207/170 |
|
1604 |
Şark seferine |
Sancak ve alaybeyleriyle umum bölük halkı |
209/178 |
|
1607 |
Şark seferine |
Sancak ve alaybeyleriyle umum bölük halkı |
214/174 |
|
1611 |
Kızılbaş seferi |
Sancak ve alaybeyleriyle umum bölük halkı |
221/148 |
|
1614 |
Muînoğlu üzerine |
Sancak ve alaybeyleriyle umum bölük halkı |
226/67 |
|
1621 |
Leh |
Sancak ve alaybeyleriyle umum bölük halkı |
234/163 |
|
1623 |
Bağdad |
Sancak ve alaybeyleriyle umum bölük halkı |
236/144 |
|
1629 |
Bağdad |
Bekçiler, umum bölük halkı |
244/130 |
|
1635 |
Revân |
Bekçiler, umum bölük halkı |
253/176 |
|
1645 |
Girit adası |
Sancakbeyi, zuamâ ve timar sahipleri, umum bölük halkı |
265/121 |
|
1646 |
Şark seferi |
Sancakbeyi, zuamâ ve timar sahipleri, umum bölük halkı |
334/16 |
|
1647 |
Kuşadası muhafazasına |
Maluller, sipahi, yeniçeri, topçu, cebeci ve acemi oğlan ve bunların tekaüdleri, malul ve eli emirli ve eli beratlı iş erleri |
268/57 |
|
1649 |
Bozcaada muhafazasına |
Sancakbeyi ile zuamâ ve erbâb-ı timarı |
272/118 |
|
1656 |
Sakız muhafazasına |
Sancakbey ile zuamâ ve erbâb-ı timarı |
345/105 |
|
1659 |
Erdel Hakimi üzerine |
Zuamâ ve erbâb-ı timar ve asker taifeleriyle |
346/33 |
|
1660 |
Edirne’de içtima |
Anadolu beylerbeyi Mehmed Paşa kapısı halkı ve timar ve zeamet sahipleriyle |
346/42 |
|
1663 |
Belgrad |
Alaybeyi, zuamâ ve erbâb-ı timarıyla ve bölük halkıyla |
1073/112 |
|
1663 |
Midilli, Çeşme Muhafazasına |
Alçak hallilerden 500 nefer |
1073/140 |
|
1664 |
Belgrad |
Düşmandan intikam almak üzere sefer ehli yeniçeriler Belgrad’a korucu, oturak, acemi oğlanları ve kul oğulları İstanbul muhafazasına |
1073/108 |
|
1671 |
Leh seferine |
Sancak ve alaybeyleri, zuamâ ve timar sahipleri ve altıbölük halkı ve dirlik sahipleri umumiyetle |
330/58 |
|
1671 |
İstanbul muhafazasına |
Korucu ve oturaklar ve acemi oğlanları |
330/83 |
|
1680 |
Sefer |
Alaybeyi, zuamâ ve erbâb-ı timarıyla |
|
|
1688 |
Sefer, Rumeli’ye Engürüs seferine |
Sancak ve alaybeyleri, zuamâ ve erbâb-ı timar ve altı bölük halkı, topçu, cebeci ve top arabacı ve dirlik tasarruf edenler |
363/25 |
|
1698 |
Eflâk seferi |
Dergâh-ı âlî çavuşları, dirliği olan ve olmayan çavuşlar |
205/157 |
|
1737 |
Rusya ve Nemçe |
Serdengeçti ve yeniçeri ağaları, çalık yeniçeriler ve kul oğulları |
380/85 |
|
1746 |
İran |
Serdengeçti bayrağı |
384/82 |
|
1773 |
Sefer |
Zuamâ ve erbâb-ı timar, gerek mirîli ve gerek kudret sahiplerinin askerini ve yeniçerileri ve sipah ve silahdar ve harbe yarayanların sevkleri |
1186/38 |
|
1774 |
Boğazlara |
Hisarların muhafazası için 83 yaz askeri |
|
|
1774 |
Donanmaya |
200 nefer |
1186/40 |
|
1776 |
Şark seferi |
Alaybeyi, zuamâ, erbâb-ı timarı ve serdengeçtileri |
382/77 |
|
1777 |
Şark seferi |
100 nefer serdengeçti |
|
|
1778 |
Şark seferi |
Bir serdengeçti bayrağı küşâdı |
1191/3 |
|
1778 |
İsmail seraskeriyle Rusya’ya |
250 nefer asker (sulh olunduğundan tehir edildi.) |
1191/4 |
|
1786 |
Rusya’ya |
5 bayrak 250 nefer süvâri neferi |
1202/99 |
|
1786 |
Rusya’ya |
Adları çalınmış yeniçeri, kul oğulları, acemi oğlanları , cebeci ve topçular |
1202/84 |
|
1787 |
Rusya’ya |
Yeniçeriler, cebeci, topçu ve top arabası, acemi oğlanları, eli kılıca kâdir sefer erbabı, eski ağalar ve bayrak erleri, tevâbi’ ve levâhık-larıyla. |
|
|
1788 |
Rusya’ya |
Bursa’dan dört serdengeçti bayrağı gönderilmesi |
319/68 |
|
1789 |
Moskova ve Nemçe |
Asker olan ve olmayan, eli kılıç tutan piyade ve süvari yiğitler, sipah, silahdâr ve dört bölük halkı |
308/6 |
|
Yeniçeri ve cebeci, topçu ve top arabacı ve mehterân-ı hayme ve acemi oğlanları; Kul oğulları ve dirlikli ve dirliksiz yiğitler, erlik cevherini göstermek isteyenler, cebeciler ve zâbıtân ve alemdarları ve sair zâbıtân ve ocak ihtiyarları, eli ayağı tutanlardan gönüllü bayrak küşâdı. Serdar bayrakları açılarak haseki, çorbacı ve turnacı tekaüdleri ve yeniçeri ocağına mensup eli silah tutanlar. Bursa mütesellimi Hacı Hafız tarafından ayrıca 500 nefer yazıp kapısı halkıyla sefere iştirak. Bursa’dan gönüllü ihracı. |
308/6,7, 10; 11/31; 1205/142, 138; 1206/94, 95 |
SEFER Selçuk Gazi Sultan köyünden Kağnıcıoğlu Ali’nin oğludur. 1614 senesi Şubat nihayetlerinde köy halkından Karpuz oğlu Himmet, Hüseyin oğlu Mehmed ve Pervaneoğlu Osman Beşe bunu mahkemeye ihzâr ettirip “Sefer
hırsızdır, eşkıyadır, her birimiz evlerimizde bunun şerrinden ve fesadı korkusundan oturamıyoruz. Kendisi asla iş ve güçte değildir. Sâ’î bi’l-fesâd olmaktan başka kârı yoktur” demişlerdi. Eniştesi Ali oğlu Halil, “hırsız ve eşkıyadır”; köy
mütevellisi Murad oğlu Mevlânâ Ali ve vakıf kâtibi Hüseyin oğlu Abdülkerim de, “hırsızdır, nice defa tutulup habs olunmuş ise de bir yolunu bulup kurtulmuştur”; köy halkından diğer dört kişi de, “böyle fesad üzere işitiriz” diye haber verdiklerinden sicile kaydolundu (BS. 223/108). BK, IV/131
SEFER Hamza’nın oğludur. 1559’da Mücellidî mahallesinde ölmüştür. Oğlu Ahmed ve kızları Fatma, Emine ile 296.452 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 85/13). BK, IV/131
SEFER Boyacı ustasıdır. 1655’te Elmalık mahallesinde ölmüştür (BS. 344/44). Dükkânındaki boyacılığa ait âlât ve edevâtın listesi, numarası gösterilen sicilde kayıtlıdır. BK, IV/131
SEFER (Hacı) Nebî’nin oğludur. Aşçı esnafının pişirdikleri yemeklerin iyisini ve yaramazını tefrik ve aşçılık işlerinde vaki olan hususu teşhis ve temyiz için aşçılar esnafına 1587’de reis ve kethüda nasb ve tayin edilmiştir (BS. 173/65). BK, IV/131
SEFER ZAMANINDA İSTANBUL’UN MUHAFAZASI 1605’te Engürüs (Macar) ve şarka ve deryaya büyük sefer yapıldığından, Bursa, İzmir, Tire, Manisa ve sair yerlerdeki yeniçeri ve korucularının oturakları (emeklileri) cümlesinin İstanbul’a gelip odalarında mevcut bulunmak üzere, kasaba ve köylerde ve halkın toplantı yerlerinde muhkem nida ve tenbih ettirilmesi ve hemen cümlesinin ihraçları için Yeniçeri Ağası Hüseyin Ağa tarafından Bursa kadısına mektup gönderilmişti. BK, IV/134
SEFER SUBAŞI 1604’ten 1618 senesine kadar Bursa’nın subaşısı idi. Hayran’ın oğludur. Çok muktedir ve idareli bir zattır (BS. 332/29, 223/65). BK, IV/ 131
SEFERE GİTMEMEK 1606 senesi Haziranında verilen bir emirde: “Umum yeni-
çeri, şark seferi serdarı Vezir Ferhad Paşa ve yeniçeriler kâhyası ile sefere memur oldukları ve serdar, Üsküdar’dan kalkıp birkaç konak gittiği hâlde, sefere memur yeniçerilerin gelip mülâki olmadıklarının; Bursa kazasında sakin, sefere memur olanların yerlerinden kalkıp İznik’te yeniçeriler kâhyasına mülâki olmaları ve ‘hizmetimiz vardır, tarlalarımızı der-anbar edemedik’ gibi ihmal ve müsaheleden gayet çekinmeleri ve bu seneyi sair senelere kıyas etmemeleri defaatle te’kîd olunmuş ve Yeniçeri Ağası Hüseyin Ağa tarafından da mektublar gönderilmiş bulunduğu hâlde henüz orduya mülâki olmadıkları; bu gibilerin dirliklerinin kesileceği” bildirilmiştir (BS.214/140). BK, IV/134
SEHÂ ALİ EFENDİ 1774’te Defterdarlık dairesi mevkûfatçısı iken Bursa’ya sürülmüş ve emval ve eşyasının beylik için zaptı emredilmiştir (BS. 1186/33). BK, IV/191
SEHÂBÎ ÇELEBİ Bursalıdır. Emînlerden-dir. 1511’de ölmüştür. Şairdir;
Aynıma almam bütün dünyayı yârim olmasa
Şehri çoktan terk ederdim şehriyârım olmasa
(SO. III/9; KA. 2538).
Bu zatın adını Sicill-i Osmânî ve Kâmûsu’l-Â’lâm “Sehâbî” yazdıkları hâlde Latifî Tezkiresi “Sehâyî” yazıyor ve “ismi müsemmâsına muvâfık ve sehâîlik namı bezl ü atâsına mutâbık idi ve şiirlerinin ekserisi tercümedir” diyor. Şu murabba onundur:
Kanı şol dem kanı garrâsı geçerdin güzelin Yok sanırdık bu cihânda dahi misl ü bedelin
Cevr ederdin bize yanına düşüp her
keçelin
Geçti vaktin yürü var imdi tıraş et sakalın Lutf u tab’ ehline durdukça kesâfet verdin Bu sakal ile aceb meclise sıklet verdin
Ne mukassî hat olur bezme kasâvet verdin
Geçti vaktin yürü var imdi tıraş et sakalın
Şu da onundur:
Hattı geldiğini dildâra sakın yüzlemeniz Çünki yüz karasıdır yüzüne urman anı
(LT. 185). BK, IV/135
SEHMÎ MEHMED ÇELEBİ Bursalıdır. Resmi ilimlerini Çivizâde Efendi’den almıştır. Kadılıklarda bulunmuştur. 1645’te bir kaza neticesi ölmüş ve Temennâ kurbündeki mezarlığa gömülmüştür. Bursa’daki evliyanın me-nâkıblarını hâvî bir mecmua ve bir de divan yazmıştır. Âlim ve şair bir zattır (G. 476; OM. II/229). BK, IV/135
SEKELEME Işıkların eski adıdır. BK, IV/ 135
SEKELEME MESCİDİ Feyzullah Paşa mahallesinden Hamza oğlu Acem Ahmed, 1505’te bina etmiştir ve Karakedi Bağı içindeki kuyunun ayağını lağımla bu mescidin önüne akıtmıştır (BS. 19/313). BK, IV/135
SEL Bursa’nın Gökdere’si muhtelif zamanlarda yağmurdan taşmış ve birçok tahribat yapmıştır. XV. asırdan evvel ecdadımızın heyelâna mâni’ olmak üzere bu civarda açtıkları kanallar, lâğımlar, tüneller kapanmış olduğundan Küçük ve Büyük Temenye mahalleleri son asırda çok kaymış ve üzerindeki birçok binalar harap olmuştur.
30.1.1571’de Gökdere çayı Köşk mahallesinden beş evi alıp götürmüştür (BS. 112/6).
1573 senesi Martında Gökdere taşarak Eşrefîler mahallesinden üç evi harap etmiştir (BS. 116/95).
1574 senesi Ağustosunda Kasr-ı Ali Paşa mahallesinin ahâlisi mahkemeye müracaat ederek; “Bu mahalledeki yolun bir tarafı uçurum dere olmakla yıkılmakta ve sedler yapıla yapıla karar tutturmaya mecali olmamaktadır. Bu defa da öyle yıkılmıştır ki, yolunu başka
tarafa düşürmeyince gelip geçmeye imkân kalmamıştır”, diye şikâyet etmeleri üzerine gidilip görülmüş ve bu mahalledeki mescidin imamına meşrut evin avlusundan yola kifayet edecek miktarı alınarak yola verilmiş ve yer mukâtaası için hayır sahiplerinden birisi kendi malından yılda 1.000 altın vereceğini vaad ve temin eylemiştir (BS. 126/84).
1586 senesi Temmuzunda ziyade sel gelmekle Soğukpınar mevkiindeki vadi üzerindeki köprü bozulmuş ve hayır sahiplerinden Sinan oğlu Mehmed Çelebi tarafından tamir ettirilmiştir (BS. 170/86).
1622-1625’te Bursa’da ziyade seller akarak birçok tahribata sebep olmuştur (BS. 239/53). BK, IV/153
SELÂMEDDİN EFENDİ İsmail Hakkı Âsi-tânesi şeyhi Faik Efendi’nin damadıdır. Keles köyünde doğmuştur. Faik Efendi aleyhine yapılan şikâyet üzerine tekkenin idaresine nazır tayin edilmiştir. Faik Efendi’nin vefatında, yerine tayin kılınan Cemaleddin Efendi küçük olduğundan, Üftâde Tekkesi şeyhi Üftâde Efendi’den hilâfet alarak vekil tayin edilmiştir. Sabî Cemâleddin Efendi’nin annesi ve akrabalarıyla iâşe meselesinden dolayı aralarında münâferet hasıl olmuş ve İstanbul’dan azli için emir getirtmişlerdir. Selâmeddin Efendi hastalanarak köyüne gitmiş ve orada ölmüştür. XIV. asırda yaşamıştır. BK, IV/136
SELÂMÎ ALİ EFENDİ
SELÂMÎ ALİ EFENDİ İbtida tahsil ederek müderris olmuş ve sonra Celvetî tarikatına girmiştir. Bursa’da çok bulunmuş ve bir zaviye bina eylemiştir. 1679’da Üsküdar’daki Hüdâyî Mahmud Efendi Tekkesi’ne şeyh olmuştur. 1692’de ölmüş, Çamlıca civarında Kı-sıklı’daki zaviyesine gömülmüştür. Bağlarbaşı’nda bir tekke ve cami, Bül-büldere ile Acıbadem’de birer cami ve Bulgurlu ve Kısıklı’da birer zaviye yapmış ve Çamlıca’da yeni bir mahalle
24 Selâmi Ali Efendi Dergâhı
ihdas olunmuş ve bunun adıyla anılmıştır. Şiddetli ve mehabetli, akıllı bir zat idi (SO. III/53). Asıl adı “Selâmî Ali el-Fenâî Efendi” idi. Bursa’da Emir Sultan’a şeyh olmuş ve Namazgâh’ta bir zaviye bina eylemiş ve Eyüb Efendi Tekkesi’ne 1666’da şeyh olmuştu. 1667’de Emir Sultan şeyhi İbrahim Efendi feci bir surette ölmüş, yerine geçmesi lâzım gelen oğlu Mehmed Salih Efendi pek küçük olduğundan Selâmî Ali Efendi vekil olmuş ve sonra da asil olarak şeyh olmuştur. İstanbul’a gittiği zaman üç tekkeye birer vekil bırakmıştı. BK, IV/136
SELÂMÎ EFENDİ (Seyyid) Mısır taraflarından İstanbul’a gelmekte olan Seyyid Selâmî Efendi’nin, bulunduğu yerden çavuş mübaşeretiyle çevrilerek Bur-sa’ya götürülmesi ve Bursa’da oturtulması bir fermanla emredilmişti (BS. 391/136). BK, IV/136
SELÂMÎ MUSTAFA EFENDİ (Şeyh) İznik-lidir. Fatih alimlerinden Molla Izârî’nin oğlu ve Kirmastîzâde Hüsrev Çelebi’nin anne bir kardeşidir. Bayramiye tarikatından Bahaeddinzâde’ye hizmet ve Zeyniye’den Burhaneddin Efendi’den tarikatı tekmil eylemiştir. Fatih Ca-mii’nde vâiz ve nâsıh ve Süleymaniye Camii’nde müfessir ve muhaddis idi. Sultan Selim civarındaki Yavsî Tekke-si’ne de şeyh olmuştur. 1585 senesinde ölmüş ve Edirnekapı dışarısında Emir
Buhârî Tekkesi’ne gömülmüştür. Birkaç eseri ve Mevlid-i Şerîf manzumesi vardır. Nâtıkası ziyade, ifadesi şirin, sözleri müessir idi. Değerli bir şairdi (ŞN. II/527; OM. I/81). BK, IV/136
SELÂTİN VAKIFLARI Sultanlar tarafından yaptırılan camilerin vakıflarına denilir. Bursa’daki Orhan, Murad Hudâven-digâr, Yıldırım, Çelebi Sultan Mehmed, Muradiye, Emir Sultan camilerine “selâtin camileri” denilir. Bunların vakıf köyleri tamamıyla serbesttir. Mütevellilerinden başka hariçten hiçbir kimsenin dahl etmesi caiz değildir. Bu köylerin a’şarı, resm-i cürüm, cinayet, resm-i arûsâne, kul ve cariye metrukâtı ve sair bâd-ı hevâsına hariçten müdahale edilmemesi tekrar tekrar emredilmiş ve bu memnûiyette ısrarla devam edilmiştir (BS.1073/120). BK, IV/137
SELÇUK GAZİ KÖYÜ Bursa merkez kazasına bağlı bir köydür. 1927’de bu köyün 96 evi ve 693 nüfusu vardı. Evvelce bu köyün diğer bir adı da Yahşi Bey köyü idi. 1730’da bu köyde Selçuk Gazi Zaviyesi vardı. 1850 tarihlerinde de bu zaviyeye meşrut Gülçiçek Hatun’un vakıfları bulunuyordu (BAVD. 3170, 16237, 16931, 24226, 25527). BK, IV/ 140
SELÇUK HATUN Dede Bâlî’nin kızıdır. 30.12.1409’da İznik’te Pazar gecesi ölmüştür. Çandarlılarla bir münasebeti varsa da tesbit edilememiştir. Mezar taşında: “İrtehalet iftihâru’l-havâtîn / sâhibetü’l-izzi ve’t-temkîn / Selçuk Hatun binti Dede Bâlî” yazılmasına göre, büyüklerden birisinin de karısıdır. Hayreddin Paşa’nın veyahut oğlu İbrahim Paşalardan birisinin karısı olması pek muhtemeldir. BK, IV/137
SELÇUK HATUN 1462’de vefat eden Sa’dülmelik’in kızıdır (BS.I/19). BK, IV/137
SELÇUK HATUN Kasım Bey’in oğlu İlyas Bey’in kızıdır. 1480’de Bursa’daydı ve Bursalıdır (BS. 3/259). BK, I V/137
SELÇUK HATUN Bursalıdır. Balaban Paşa’nın kızıdır. Hamza oğlu Dursun Fakih’in karısıdır (1487). 1489’da kocası Dursun Bey hayatta idi (BS. 5/32, 340, 8/63). BK, IV/137,140
SELÇUK HATUN Azeb Bey’in kızıdır. 1507’de kardeşi Zübeyde vardı (BS. 20/13). BK, IV/140
SELÇUK HATUN Abdullah Çelebi’nin annesidir. Mihaliç nahiyesinde Yenice Müslümanlar, Linoros, Esemen, Akça-sığır ve daha birçok köyleri hayır işlerine vakfeylemiştir. 1521’de sağ idi (BA. Eski Anadolu Defteri 398). BK, IV/137
SELÇUK HATUN Bursalıdır. Fatih zamanında yaşamıştır. İstanbul’da Beşiktaş’ta bir mescid bina ettirmiştir. Daha sonra bu mescid yanarak harap olmuş ve 1667’de Dârüssaade Ağası olan Abbas Ağa tecdid eylemiş ve böylece Selçuk Hatun’un adı unutulmuştur (SO. III/54). BK, IV/137
SELÇUK HATUN
SELÇUK HATUN Çelebi Sultan Meh-med’in kızıdır. Annesi Abdullah kızı Kumru Hatun’dur. Amasya müverrihi Hüseyin Hüsameddin Bey’in zan ve tahminine göre, 1408’de Amasya’da veyahut Merzifon’da doğmuştur. 1424’te Anadolu beylerbeyi olan Karaca Paşa ile evlenmiş (TOEM Sene 3, sayfa 957) ve Karaca Paşa’nın 1444’te Varna’da şehid olması üzerine dul kalmıştır. Bu Karaca Paşa Ankara’da medfundur. Bununla Selçuk Hatun bir sene kadar geçinmiştir. 1425 senesinde Candaroğullarından İsfendiyar Bey’le yapılan muharebede İsfendiyar Bey mağlup olmakla kızlarından birisini II. Murad’a vermiş ve II. Murad da iki kız kardeşini İsfendiyar Bey’in oğullarına vermiştir ki, bu arada Selçuk Ha-
tun da İbrahim Bey’e verilmiştir. O vakte kadar Bursa’da emsali görülmemiş ve işitilmemiş büyük bir düğün yapılmış ve hatır ve hayale sığmayacak miktarda mücevher verilmiştir. Çaşni-girbaşı Elvan Bey, Hadım Şihâbüddin ve Reyhan Paşalar Kastamonu’dan gelini Bursa’ya getirdiler ve Selçuk Hatun’u da Kastamonu’ya götürdüler. Selçuk Hatun’un İbrahim Bey’den Hatice Sultan adında bir kızı olmuştur ki, Bursa’da “İsfendiyar oğlu İbrahim Bey’in kızı Hatice Sultan” diye maruftur. Atpazarı’nda da camisi vardır. Bu Hatice, Sultan Fatih’in idam ettirdiği Sadrazam Bursalı Mahmud Paşa’nın karısıdır. Selçuk Sultan’ın Yusuf Çelebi, İshak Bâlî, Hafsa Hatun adında üç evlâdı daha varsa da, bunlar, vakfiyesini tanzim ettirdiği 888/1483 tarihinden daha evvel ölmüşlerdi. Selçuk Hatun, Mehmed Bey adında diğer bir kocaya daha varmıştır ki, bundan da Sultan-zâde veyahut Hatice Hatun adında diğer bir kızı olmuştur. Bu Mehmed Bey’in Kul Hızır oğlu Mehmed Bey olması pek muhtemeldir. Hatice Hatun da Yahşî Beyzâde Hamza Bey’in oğu Mustafa Paşa ile evlenmiştir.
Selçuk Hatun uzun bir ömür sürmüş ve hükûmetin siyasî işlerine karışmış ve Bayezid ile Sultan Cem vakasında bile Anadolu’nun Sultan Cem’e ve Rumeli’nin II. Bayezid’e verilmesi suretinde hükûmeti ikiye taksim etmek cesaretinde bile bulunmuştur. 15 Şevval 890/ 26.10.1485 senesinde ölmüş ve babası Çelebi Sultan Mehmed’in yanına gömülmüştür. Hayatta bulundukça 150 akçe yevmiye almıştı. Bur-sa’da 870/1465’te Nilüfer nehri üzerine Mihraplı köprüyü inşa ettirmiş ve Bursa’da Hacı Seyfeddin köprüsü yanına bir mescid ve bir zaviye bina etmiş ve Meydancık’ta da bir çeşme yaptırarak Devlengeç suyundan akıtmıştır (BS. 31/459). Bursa mizanından aldığı 150 akçeden başka Manyas’ta Kayça(?) karyesi, Karacabey’de Çobanyeri mevkii ve Çimendere köyü, Kite civarında
Atlaslar köyü ve Bursa’da Kılıç ve Soğanlık köyleri bunun malı idi.
Selçuk Hatun’un 1482 senesinin Haziranının ortalarında yaptığı bir vakfiyede Manyas’ta Kayça(?), Mihaliç’te Çimendere ve Çobanyeri, Kite’de Atlaslar, Bursa’da Kılıç ve Soğanlık köylerini vakfediyor ve annesi Kumru Hatun ve oğlu Yusuf Çelebi ve İshak Bâlî ile Hafsa Hatun’un ruhlarına Kur’ân okunmasını ve İsfendiyar oğlu İbrahim Bey’den hasıl olan kızı Hatice Hatun’un mütevelli olması ve her gün 15 akçe tevliyet verilmesini ve vefatında Hatice Hatun’un Mahmud Çelebi’den hasıl olan kızı Hundî Hatun’a senede 1.500 dirhem verilmesini şart eyliyor (BAVS. 77,155; SO. I/38).
Başvekâlet Arşivindeki Tapu Defter-leri’ne nazaran da Uluabad nahiyesinde Sasa ve Kara Çiftlik denilen ve Çelebi Sultan Mehmed’in verdiği on çiftlik yeri ve bir has çiftliği ve II. Bayezid’in verdiği Hamitli köyünü, Selçuk Hatun, Bursa’da bina eylediği mescid ve zaviyesine ve köprülerine vakfeylemiştir. Uluabad’daki Çoban Bey de aynı suretle vakıftır. Mihaliç’te Kılıç köyü, Kastamonu’da olan mülklerine mukabil temlik edilmiş ve bunları da vakfetmiştir.
Kastamonu’da evlâdının türbesi varsa da ismi yazılmamıştır. Üç cüz okunmakta olmasına nazaran üç kişi olması zannedilmektedir (BS. 31/331). Her yıl Gelibolu iskelesinden geçen 10.000 kayığın resmi buna aitti (BS. 4/462). BK, IV/137
1616 tarihli bir sicilde, Celâlî istilâsında, vakfın Irgandı başındaki 23 odadan 15 odası ve Yeni Yiğit mahallesindeki 25 odadan beşi harap olmuş ise de, cami ile beraber 100.300 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 229/14). BK, IV/139
SELÇUK HATUN CAMİİ Üzerindeki tarih şöyledir: “Emerat bi-imâreti hâze’l-mescidi’ş-şerîf Selçuk Hatun binti’s-Sultân ibni’s-Sultân / es-Sultân Mehmed bin Bâyezîd Gâzî Hân –halleda’llâhu memleketehu ve eyyedehu devletehu ve şevketehu- fî âhiri şehri Ramazâni’l-muazzam min hicreti’n-Nebiyyi aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm min şühûri seneti erbaa ve hamsîne ve semane mie” (854/1450).
Selçuk Hatun Camii’nin 1450 senesinde yapıldığı anlaşılıyor. Bursa’nın uğradığı felâketlerden, yangınlardan bu cami de zarar görmüştür.
1616 Celâlî istilâsında cami ve minaresi ve birçok vakıfları yandığından
100.300 akçe ile vakıfla beraber tamir edilmiştir (BS.229/14).
1659’da Bursa’da yeniden yapılan Saray’ın kapısı yanına tesadüf eden on üç oda bu mescidin vakfı iken yıkılmış ve bunlara mukabil Bursa ipek mizanından 15 akçe yevmiye tahsis edilmiştir.
1760 senesi Temmuzunda, bu sene çokça vuku bulan lodos rüzgârının şiddetinden kubbesi üzerine döşenen kurşunları zayi ve minaresinin külâhı yıkılmış ve 17.853 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 336/112). BK, IV/139
SELÇUK PAŞA Çırak Bey’in kızıdır. 1484’te sağdı (BS. 10/225). BK, IV/140
SELÇUK SULTAN II. Bayezid’in kızıdır. Sicill-i Osmânî (I/38) babasından evvel öldüğünü yazıyorsa da çok yanlıştır. II. Bayezid malum olduğu üzere 27.5. 1512’de ölmüştür. Selçuk Hatun ise 1514’te Hisar’da Umur Bey mahallesinde bir ev satın alıyor (BS. 22/181). 1519 senesi Ağustosunda da Hisar’da Dârüssaade mahallesinde kale duvarına bitişik olup yanan evini 10.500 akçeye Mevlânâ Hüsameddin kızı Ayşe Hatun’a satıyor (BS. 28/379). Bu kayıtlarda Selçuk Sultan, Bursa’da ve hayatta bulunuyordu. İstanbul’da babasından sonra ölmüştür ve babasının türbesi ardında ve küçük bir türbede medfundur (HC. I/14; BS. 19/355). BK, IV/140
SELİM EFENDİ Tersane eminidir. Müf-sidliğinden dolayı bir defa cezalanmış-ken yine münasebetsiz ve akılsızca akvâl ve ahvâli görülmüş ve reisü’l-küttâb aleyhinde birtakım sözler söylemiş, kendisinden büyük olanlara hürmetsizlik etmiş ve edeb dairesinden dışarı çıkmış olduğundan, te’dîbi için, 1782 senesi Eylülünün sonlarında nefy edilmiş, Bursa’ya muvâsalat eylemiştir (BS. 1196/69; BABD. 7263). Bir ay sonra da İstanbul’a gelip evinde oturması ve tersane eminliği vazifesine
başlaması ve evvelki yolsuz hareketle- 25 Selçuk Hatun rinden sakınması kendisine hitaben Camii yazılan bir fermanda emredilmiştir
(BS. 1169/69). BK, IV/144
SELİM I (Yavuz Sultan) II. Bayezid’in oğludur. Annesi Dulkadiroğullarından Süleyman Bey’in oğlu Alâüddevle (Boz-kurt)’nin kızı Ayşe Hatun’dur. 1470’te doğmuştur. Şehzâdeliğinde Selim Şah denilirdi. Padişah olduktan sonra da Yavuz Selim denilmeye başlanmıştır. 26.4.1512’de Edirne’ye kuvvet sevk ederek babasının elinden zorla padişahlığı almış ve babasını zehirleyerek, Dimetoka’da oturmak üzere yola çıkarmış iken yolda vefatı üzerine cenazesini İstanbul’a getirip Bayezid Camii yakınına gömdürmüş ve üzerine bir de türbe yaptırmıştır. Sekiz sene ve sekiz ay süren saltanatı esnasında İran ve Mısır üzerine yürümüş ve ikisinde de galip gelmiştir. İç ve dış hazinelerini altınla doldurmuştur. Hazinenin kapısı kendi zat mührüyle mühürlenmek mutad idi. “Ben burasını altınla doldurdum. Benden sonra gelen ahfadım burasını bakırla doldurabilirlerse onların mührüyle mühürlensin” demiş ve Sultan II. Abdülhamid zamanına kadar “hazine-i hümâyun”, Yavuz Selim’in mührüyle mühürlenmesi usülüne riayet edilmişti. İstanbul’a yalnız tersaneyi inşa ettirmiştir. Osmanlı idaresinin
en parlak devri bunun zamanı idi. En meşhur komutanlar ve en meşhur amiraller ve en muktedir defterdarlar bu zatın himmetiyle ve terbiyesiyle yetişmiştir. Kanunî’nin idam ettirdiği meşhur defterdar İskender Çelebi, Mısır’dan getirdiği ve bilâhare defterdar olan ve Türk maliyesinde kullanılan siyâkat rakamları ve yazılarını tadil ve ıslâh eden Abdüsselam Efendi bunun zamanında yetişmiştir.
Daha şehzâde iken 1504’te altı aylık 31.667 şehriyesini Bursa ipek mizanından almaktaydı (BS. 19/256). Trabzon valisi iken bile salyânesini Bursa mizanından almaktaydı (BS. 10/246). 1507 senesi Haziranında bir mektupla müteferrikalarından Murad oğlu Mehmed ve sipahi oğlanları kâtibi Mehmed Çelebi’nin eline bir mektup vererek Bursa’da tüccar Hoca İlyas oğlu Hoca Mehmed Çelebi’den 40.000 akçe ödünç almış ve 20.000 akçesiyle kumaş aldırmıştır (BS. 21/64).
24.11.1512’de Ankara’dan Bursa’ya gelmiş ve “Karaman cânibine sefere gidiyorum” diye 6.4.1513’te Bursa’dan hareket eylemiştir. 16.4.1512 Perşembe günü Yenişehir ovasında Sultan Ahmed ile harbe tutuşmuş ve ertesi Cuma günü Sultan Ahmed’in cenazesi Bursa’ya getirilerek Muradiye’de Sultan Şehinşah’ın yanına gömülmüştür (BS.25/39, 48).
22.7.1518’de yazılan fermanların Bursa’dan yazılmasına bakılırsa o tarihlerde Bursa’da bulunduğu anlaşılıyor (BS. 28/197). Ulucami’nin doğu tarafındaki minare, Yıldırım’ın Timurlenk ile harbe gitmesi dolayısıyla diğeri kadar yükselmemiş ve kısa yapılmış olduğundan “güdük minare” denilmekteyken, bunu tekrar diğer minare gibi yaptırmıştır. İstanbul’da hiçbir eseri yoktur. Şam’da ve Konya’da birer cami yaptırmıştır. İstanbul’daki Sultan Selim Camii’ni oğlu Kanunî Sultan Süleyman yaptırmıştır. Kanunî Sultan Süleyman çok süslü ve ipekli elbiseler giymesini severmiş. Bir gün Yavuz Selim oğlunu
çağırarak; “Bunları sen giyersen annen ne giysin?” diye muaheze ve daha sade giyinmesini ima eylemiştir. Bir gün, yine Sinan Paşa, Yavuz’un bir keyifli zamanında: “Padişahım! Bilirim bir gün beni de idam edeceksin. Yalnız, sana çok rica ederim, yarım saat evvel bana haber ve mühlet ver de abdest alıp tevbe ve istiğfar edeyim” demiş, Yavuz da cevaben: “Bu benim aklımdan geçmiyor değil, fakat yerine koyacak başkasını bulamadığım için yapmıyorum” diye mukabele etmiştir. 7 Eylül 1520 Cumartesi gecesi ölmüştür. BK, IV/142
SELİM II (Sultan) Edirne’de Sultan Selim Camii adıyla anılan ve Mimar Sinan’ın en nefis eseri olan bir cami yaptırmıştır. 12.4.1569 senesinde bu camide çalışmak üzere Bursa’dan bennâ taifesiyle, Minareci Ali Usta gitmiş ve bunların harçlıkları için 24 sikke altını Ali Usta’ya verilmiştir. Yine bu camide çalışmak üzere taşçı ustaları da gitmiş ve bunların reisleri olan Üstad Rıdvan’a da 16 sikke altın verilmiştir (BS. 343/59).
Not: Sultan Selim Camii’nin iki minaresinin emsali dünyanın hiçbir tarafında yoktur. Bu minareler üçer şerefeli-dir. Minarenin kalınlığı İstanbul’daki Yeni Cami minareleri gibidir. Her üç şerefeye ayrı ayrı yoldan çıkılır ve ikinci şerefeden üçüncü şerefeye gitmek veyahut üçüncüden birinciye inmek için mutlaka en aşağıya kadar inip o şerefenin kapısından girip çıkmak lâzımdır. Bu minarenin inşaatında Bursalı Minareci Ali Usta ile arkadaşlarının hizmet eyledikleri anlaşılmaktadır. Bu usül, Bursalı Minareci Ali Us-ta’nın bir buluşu da olabilir. BK, IV/143
SELİM MEHMED EFENDİ Hüseyin’in oğludur. Bursa kurbünde Gölpazarı köyündendir. Âlim ve fazıl bir zattır. Yıldırım Medresesi’nde müderrislik yapmıştır. Sülüs ve nesih yazılarını Nefsîzâde İsmail Efendi’den ve tâlik
yazısını Siyâhî Ahmed Efendi’den öğrenmiş ve mükemmel bir hattat olmuştur. Her fende eserleri ve münşeâtı ve üç lisanda şiirleri ardır. Kendisi hem şair ve hem de muhaddistir. Galata kadılığında ve fetvâ eminliğinde bulunmuş, 1725’te hastalanarak tebdil-i hava için Boğaziçi’nde Kanlıca’ya gitmiş, orada vefat eylemiştir. Zeki, fazıl ve temiz tabiatlı bir zat idi (TH. 404; HH. 135). Divanı vardır (SO. III/55). BK, IV/144
SELİM MEHMED PAŞA Sadrazamlık yapmış ve Şam valisi ve mîr-i hac iken azl ve vezirliği kaldırılarak 1831 senesi İkinciteşrin ayında Bursa’da ikamete memur edilmiştir. Tekrar Şam valisi olmuş, bir ay sonra Şam’da oturduğu konak yanmış, kendisi de kurtulamayarak ölmüştür. BK, IV/144
SELİM PAŞA Sabık Maraş valisi ve vezir iken, yol masrafını kendisi vererek, gelip Bursa’da oturması 16.2.1843’te emredilmiştir. Bursa’ya 1844 senesi Şubatı nihayetlerinde gelmiş ve affıyla İstanbul’daki evinde oturmasına müsaade edilmesini rica eylemiş ise de, Maraş’ta birtakım reayayı çengele vurmuş olduğundan ve bu mesele ah-kâm-ı adliye meclisine havale edildiğinden müracaatının cevapsız bırakılmasına lüzum görülmüştür (BAAD. 4969; BADD. 13316). BK, IV/144
SELİM ŞAH Bk. Selim I (Yavuz Sultan)
SELÎME Lala Paşa’nın kızıdır. 1490’da Bursa’da sağdı. BK, IV/144
SELÎME HATUN Hoca Kâbûnîoğlu Mehmed Çelebi’nin kızı ve Mahmud Çelebi oğlu Bâlî Çelebi’nin karısıdır. Kükürtlü Hamamı avlusundaki dört dükkân ve üç evi ve bir ahırı hayır işlerine 1516’-da vakfeylemiştir (BS.10/154). BK, IV/144
SELÎME HATUN Karaca Ahmed evlâdın-dandır. “Erzâde” demekle maruf Meh-
med Çelebi’nin kızıdır. Ali Bey oğlu Mevlânâ Nizamî Mehmed Efendi’nin karısıdır. 1624’te kızı Hatice Hatun, Abdi oğlu İvaz Çelebi ile evlenmiştir. BK, IV/145
SELÎSÎ ŞEYH MEHMED EFENDİ Bk. Bal-dırzâde Şeyh Mehmed Efendi
SELMAN EFENDİ Bursalıdır. Hüsn-i hatta malik ve hayli ilimlere vâkıf olduğu hâlde güç hâl ile Rumeli’nde bir kadılığa tayin edilmiş ise de orada katl edilmiştir (KA. IV/2605). BK, IV/145
SELMAN EFENDİ Vânî Efendi’nin üçüncü oğludur. Eniştesi Şeyhulislâm Feyzul-lah Efendi’den ders görmüş ve bazı medreselerde müderrislik yapmıştır. 19.8.1703 tarihine tesadüf eden 5 Rebiulâhir 1115 Cumartesi günü mak-tûl düşmüştür (G. 410). BK, IV/141
SELVER AĞA 1487’de Has Boğa’nın Balıklı köyünde vakıflarının mütevellisi Bâlî Çavuş’un babasıdır (BS. 7/23). BK, IV/145
SEMERCİ ESNAFI 1757 senesinde Bur-sa’da birinci sınıf 3 ve ikinci sınıf 13 ve üçüncü sınıf 19 ki, cem’an 35 semerci esnafı vardı (BS. 391/125). BK, IV/145
SERÂSER Vaktiyle Bursa’da işlenen boyuna telli bir nevi ipek kumaşın adıdır. BK, IV/146
SERÇE MÜEZZİNOĞLU 1614’te Bursalı Mehmed Çelebi’nin şöhretidir (BS. 226/ 46). BK, IV/146
SERÇEOĞLU
SERÇEOĞLU 1568’de Bursa’da yaşayan Mustafa oğlu Mehmed Çelebi’nin soya-dıdır (BS. 343/43). BK, IV/146
SERGİ
SERGİ Bursa’da ilk sergi, şimdiki Erkek Lisesi binasında, Sultan II. Abdül-hamid’in cülûsunun sene-i devriyesi olan 1 Eylül 1906 senesinde açılmıştır. O vakit Bursa valisi Tevfik Bey, bu ser-
26 Bursa sergisinin resmî açılışı
ginin tanzimi için bir komisyon kurmuş ve kendisi başta olmak üzere, büyük gayretler sarf eylemişlerdir. Sergide başlıca şu kısımlar vardı:
-
1. Kız Mektebleri el işleri
-
2. Halıcılık
-
3. Antika ve el işleri
-
4. İpek kumaşlar
-
5. Havluculuk
-
6. İpekçilik
-
7. Singer dikiş makinası mamulâtı
-
8. Reji (Tütün inhisarı)
-
9. Mücevherât ve gümüş kaplar
-
10. Bursa Sanatlar Mektebi’nin yaptığı işler
-
11. Muhtelif işler ve İstanbul Sanayi Mektebi işleri
-
12. Orman ve meâdin işleri
-
13. Saraçlığa ve dericiliğe ait işler
-
14. Ziraat âletleri
-
15. Şekercilik ve pastacılık
-
16. Dokuma tezgâhları
-
17. Toprak mahsulleri
-
18. Yiyecek mahsulleri
-
19. Güzel sanatlar
20-21. Kütahya çinileri
Bunlardan başka da, mektebin bahçesine yedi pavyon inşa edilmiş ve bunlarda;
-
1. Çifteler çiftliğinde yetişen at ve kısraklar
-
2. Bursa’da yapılan kupa ve fayton arabaları
-
3. Çalgı, büfe, kahvehane, lokantaya ayrılmıştır.
Ayrıca yapılan büyük bir kümeste Bursa Ziraat Ameliyat Mektebi’nde yetiştirilmiş zarif ve nadide tuyûr-ı ehliye teşhir ve yine ayrıca bir yerde kuluçka makinesi konularak, burada da bununla piliç çıkarmak ve beslemek usülleri gösterilmiştir. Sergi bahçesinde ince sazdan başka bir de sinematograf bulundurularak halka gösterilmiş ve Bursa Sanayi Mektebi Mızıkası nöbetle çalmakta bulunmuştu. Bu sergi fevkalâde ilgi uyandırmıştır. Gündüzleri öğleden evvel dört ve sonra dört saat ki, cem’an sekiz saat ve geceleri de üçbuçuk saat açık bulundurulmuş ve
27 Setbaşı Köprüsü
haftanın bir günü de ayrıca kadınlara ayrılmıştır. Sergide ayrıca Hereke, Isparta halıları ve Manisa Mamûlat-ı Dâhiliye Ticarethanesi’nin Kastor Şo-pot gibi elbiselik kumaşları da teşhir edilmiştir. Sergi münasebetiyle Acem-ler’de at koşuları, velesbit yarışları, yaya ve çuval derununda koşular ve pehlivan güreş müsabakaları, at koşuları yapılmıştır (Hudâvendigâr Vilâyeti Sâlnâmesi, 1325/288).
1907’de ikinci bir sergi açılmış ve V. Sultan Mehmed bu serginin açılış törenini yapmıştır. Bundan sonra da muhtelif zamanlarda birçok sergiler daha açılmıştır. BK, IV/146
SERNEVBET Kaplıca Hamamı’nda (Eski Kaplıca) ve etrafında olan hudâî hamamlardaki tellâkların ahvalini görüp ve gözetip, hırsız ve fısk u fücûr üzere olanları te’dîb edip muhalefet ve inad edenleri mahkemeye getirip, muhkem haklarından gelmek üzere tayin edilen kimseye verilen sıfattır. 1560’tan çok evvel bu vazife vardı. Bunlara ait eski bir kanun da mevcuttu (BS. 81/175). BK, IV/147
SERVER Bursalı zengin bir tüccardır. 1517’den evvel ölmüş ve Hoca Nec-meddin, Hoca Salâhaddin, Hoca Hüsa-
meddin adında üç tüccar oğluyla bir de Mehmed Çelebi adında diğer bir oğlu kalmıştır (BS. 27/81). BK, IV/147
SERVİNÂZ Bursa tüccarlarından Musa oğlu Hoca Taceddin İbrahim (hazinedar, mahzenci)’in oğlu Mevlânâ Muh-yiddin Mehmed’in şöhretidir. Buna “Köse Türbedaroğlu” da derler. 1485’-te yaşamıştır. Bk. Muhyiddin (Mevlâ-nâ). BK, IV/147
SERVİNÂZ 1504’te Bursa’da yaşayan Hacı Hamza oğlu Mevlânâ Ali’nin şöhretidir (BS.19/412). BK, IV/147
SETBAŞI KÖPRÜSÜ
SETBAŞI KÖPRÜSÜ Bursa’nın ortasında-dır. Gökdere üstündedir. Kimin tarafından yaptırıldığı meçhuldür. Sicillâta göre:
1565’te tamir edilmiştir (BS.156/ 95).
1595’te Kekoğlu Mehmed Çelebi vakfı mütevellisi Hasan oğlu Murad tarafından 28.000 akçe sarfıyla, Mimar İskender oğlu Himmet’e tamir ve tec-did ettirilmiştir (BS. 195/35).
1680’de derenin üst tarafına beş bahçe ihdas edilmiş, giden heyet tedkik eyledikte, evvelce nehrin geçtiği yerde bu bahçeler ihdas edilmiş olduğunu, nehri eski mecrasından ayırıp başka
taraftan akıtmakla, nehrin köprünün altındaki seddi yıkarak köprüyü harap eylediği gibi, oradaki evlerin de yıkılmasına sebep olduğunu görmüşlerdir. Bahçelerin kal’i ve nehrin eski mecrasına akıtılması emredilmiştir (BS.276/ 70).
1681 senesi Temmuzunda köprünün üst tarafından hassa mimarı Ahmed Halife hazır olduğu hâlde, mahallinde akd-i meclis olunarak nehrin doğusunda köprüye muttasıl Kara Çelebizâde Mehmed Efendi vakfından dükkânlar ve nehrin batı tarafından üç kıt’a bahçe ihdas ve nehrin eski mecrası evveline haksız yere taş duvarlar bina ve arasını toprak ile doldurarak ve içine dut ağaçları dikerek bahçeler ihdas edildiği ve köprünün altındaki kârgîr seddin ve dükkânlar ile üç evin ekseri mahallerinin de yıkılıp bâkî kalanının da yıkılmak üzere olduğu gibi, bu bahçeler ihdas olunduğundan burada her çeşit edepsizlik ve fısk yapıldığı şikâyet edildiğinden zararların def’i ve dükkânlar ile evlerin önlerine kârgir sed bina olunması ve fakat nehrin mecrasının kapatılmaması emr ve tenbih edilmiştir (BS. 321/25).
1681’de Karaçelebi mütevellisi, hakimden aldığı izinle dokuz sed inşa eylemiştir. Tûlen ve arzan birinci sed 720, ikinci kademe 120, üçüncü kademe 130, dördüncü kademe 180, beşinci kademe 80, altıncı kademe 70, yedinci kademe 120, sekizinci kademe 130 ve dokuzuncu kademe 130 zira’ olup şehrin şark tarafına inşa eylediği kahvehane ve kasap dükkânının tamirine cem’an 182.000 akçe sarf eylemiştir (BS. 321/54).
27.10.1738’de mahkemeden Mev-lânâ Şiblîzâde Ali Efendi irsal olunup, ol dahi mimar kaymakamı Numan oğlu İbrahim ve hulefasından Mehmed ile Setbaşı köprüsü ittisalinde Sefer oğlu Arotin’in evine varıp Ömer Efendi oğlu müderris Mustafa Efendi ve Remzi Mehmed Efendi oğlu Müderris Saîd Efendi, Ali oğlu Hüseyin Efendi, İbra-
him oğlu Abdullah Efendi huzurlarında şeriat meclisi kurularak harap olan köprünün tamire ihtiyacı olduğu ve ashâb-ı hayrâttan Ahmed Ağa oğlu Hacı Eyyüb Ağa mecliste söze başlayarak, “Bu köprüyü ben kendi malımla tamir eylemiştim. Lakin baş tarafı dar olup, gelip geçen arabalar zahmet ve meşakkat çekip, genişletmeye muhtaç olmakla Arotin’in kapısı önünde on zira’ murabba boş arsa üzerine etraftan “zebîl” (süprüntü) getirip koyduklarından maada gece ve gündüz erazil-i eşkıya bu boş yerin Arotin’in evine ilâve edilmesi ve Arotin’in evinin avlusundan 15 zira’ arsası alınıp köprünün dar olan başına ilâve edilmesi faydalı olacağını” haber vermiş ve mevcut kimseler de bu iddianın hakikat olduğundan bu iki yerin mübadelesiyle köprünün baş tarafından genişletilmesi, gerek yük ile hayvan ve gerek arabaların gelip geçmelerinde halka her vechile kolaylık olduğu haber vermeleriyle, ol vecihle yapılması tenbih edildi (BS.380/55).
1847 senesi Birincikânun ayı nihayetlerinde, bu sene zarfında zuhur eden sel köprünün altını oymuş ve iki adet kârgir ayakları birer zira’ irtifada boşta kalmış ve hâliyle terk olunduğu hâlde mâzallâhü Teâlâ büsbütün yıkılacağı anlaşıldığından, iki ayağı kireç, harç ve kereste ile 2.460 kuruşla tamir edilmiştir (BS.304/3). BK, IV/129
SEVİNÇ BEY 1424’te oğlu Mevlânâ Mehmed ulemadandı. Ulucami civarında evleri ve mülkleri vardı. BK, IV/147
SEVİNÇ CAMİİ (Hacı) Tahtakale’den Pınarbaşı’na giden cadde üzerindedir. Mahalle de adıyla anılmaktadır. Baninin türbesi de camiye bitişiktir. 1900’-de harap olduğundan cami ve türbe tamir edilmiştir. Minaresi yoktur. Cami kârgir ve kubbelidir. Bir vakitler tekke de olmuştur. Eski devirlerde Bursalılar, muradlarının olması için bu türbeye helva nezr ederlerdi. Hacı Sevinç başçıdır. Bu camiden başka, Abdal Meh-
med Mescidi’ni, Şeyh Hamid mahallesi mescidini bu Hacı Sevinç inşa ettirmiştir. Bunların idareleri için de Debbağ-hane’de iki debbağ dükkânı ve beş oda ve Gazi Demirtaş’ın Balıkpazarı’ndaki tekkesi karşısında bir boyahane ve birçok evlerin arsalarında yer icarı vakfetmiştir. Bazı kimseler de bu camiye bazı evler, Kasım adında biri de 2.000 akçe vakfeylemiştir (Bursa tarihçileri, Abdal Mehmed Camii’nin Başçı Hacı İbrahim tarafından yapıldığını söylüyorlar. Bursa Sicilleri ise “Başçı Hacı Sevindik” tarafından yapıldığını yazıyor). BK, IV/148
SEVİNDİK (Hacı) Başçıdır. Camilerinden biri Şeyh Hamid mahallesinde, diğeri de kendi adıyla anılan ve Yeşil’in doğu tarafındaki yokuştan aşağı inilirken tesadüf edilen mahallededir. Caminin batı tarafında bahçe içinde bir kabir olup, banisi olduğu söylenmektedir (BS.45/374). 1539’dan evvel bina edilmiştir. BK, IV/148
SEYDÎ (Hacı) Hacı Mehmed’in oğludur. 1559’da Bursa’da Çifte taftacılar esnafının şeyhi idi (BS. 73/391). BK, IV/148
SEYDİ ALİ “Cinci Arap” demekle meşhurdur. Bk. Cinci Arap. BK, I/139
SEYDÎ BEY Musa’nın oğludur. 1512’de ölmüştür. Oğulları Şeyhî ve İbrahim Çelebilerle karısı Kasım kızı Hatice kalmıştır (BS.25/246). BK, IV/148
SEYDÎ BEY Kızıl Ahmed oğlu Mahmud Bey’in oğludur. 1523’te Bursa’da bulunuyordu (BS. 31/94). BK, IV/149
SEYDÎ ÇELEBİ Hoca Kasım oğlu Ahmed’in oğludur. 1485 senesinde Bursa’da hassa harc emini idi (BS. 4/328). BK, IV/148
SEYDÎ ÇELEBİ Bk. Taceddin (Seyyid).
SEYDÎ HAN Karamanlı Evren oğlu Asıl Beyi’nin oğludur. 1518’de Bursa’da şerbetçi idi (BS.28/241). BK, IV/148
SEYFEDDİN EFENDİ Moralı Tekkesi şeyhi Bedreddin Efendi’nin oğludur. 1885’te ölmüştür. BK, IV/149
SEYFEDDİN KÖPRÜSÜ (Hacı) Selçuk Hatun Mescidi civarındadır (BS. 152/ 205). 1843’ten evvel yaptırılmıştır. BK, IV/148
SEYFEDDİN MAHALLESİ MEKTEBİ (Hacı) Ahşap bir mekteptir. 1845’te tamir edilmiştir. BK, IV/148
SEYFEDDİN MESCİDİ (Hacı) Karaağaç mahallesindedir. 2.4.1487’de bu mes-cid çok harap olmuş, sahibinin evlâdı ve mahalle halkı tamire ve meremmete kudretleri olmadığından Mevlânâ Hayreddin adında bir zat, kârgir yaptırmasını iltizam eylemiş olduğundan, evlâdından Kasım Çelebi marifetiyle Mevlânâ Hayreddin’in bu mescidin kârgir olarak yeniden inşasına vaktin hakimi izin vermiştir (BS.5/303).
1570 senesinde vakfı olmayan bu camiye Kasap Mürsel 8.000 ve Muhlise Hatun 10.000 ve Hacı Yakub, Kumru, Fatma, Senem Hatunlar üçer bin ve “Ayvalı” adında birisi de 1.010 akçe vakfeylemişlerdir ki, cem’an 31.010 akçe vakf-ı nakdî olmuştu. Caminin minaresi muntazamdır.
1629 senesi Mayısı nihayetlerinde Celâlî istilâsı sırasında büsbütün yanan bu mescidin vakfı müsait olmadığından tamir olunamamış, mütevellisi Pîrî oğlu Mehmed Halife tarafından tamirine izin verilerek 6.630 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 235/94). BK, IV/148
SEYYAR SATICI
SEYFULLAH BEY Bostan’ın oğludur. 1622’de Bursa âyânındandı. BK, IV/ 149
SEYYAR SATICI
SEYYAR SATICI Çarşılarda ve mahalle aralarında ticaret için yürüyüp satış yapan seyyar satıcıların şeriata aykırı işleri görüldüğünden bu usül kaldırılmıştı. 1480 senesinde kefil gösterenlere izin verilmiştir (BS.3/363).
1496 senesinde Bursa’da çarşılarda ve mahallâtta gezip, bez, bürüncük satan Müslüman ve kâfir satıcıların nâmahrem ile ihtilâtı ve şenâati zahir olup İstanbul’a arz olunmuş ve gelen hükm-i şerifte, “şunlar ki pîr, dindar, mütedeyyin, salih kimseler ola, bez satmak vesilesiyle şenâate ve fesada mübâşeret etmez olalar, onların gibiye icâzet vereler, bâkîsini men’ edesin” diye buyurulduğu sebepten bunlar teftiş olunup sulehâsından ve mütedeyyinlerinden 13 kişi ayrılıp kefalete bağlanarak seyyar satıcılığa ruhsat verilmiş ve diğerleri men’ edilmişlerdir (BS. 11/103).
1573’te çarşılarda umuma mahsus dükkânları olmayıp, diğerlerinin dükkânları önünde oturup alış veriş eden kimselerin men’ olunmasına fetva verilmiş ve bu husus da defaatle seyyar satıcılara tenbih edilmişken, müteneb-bih olmadıklarından, bu kere tekrar tenbih olunmuştur (BS. 119/136). BK, IV/150
SEYYİD ALİ İstanbul’da Kitapçılarba-şı’nda Kazancılar içerisindeki dükkâ-28 Seyyid nında arzıhâlcilik ile meşgul ve erbâb-ı Usûl’ün kabri mesâlihin arzıhâllerini yazmakta iken
bununla kanaat etmeyip sahte îlâm yazarak ve mühürleyerek dolandırıcılık yapmaya cesaret eylediğinden 1792’de hapsedilerek te’dîb için Bur-sa’ya gönderilmiştir. Bir müddet sonra ihtiyar anası, karısı Havva ile evlâdları, İstanbul’da sefil ve merhamete layık olduklarını rikâb-ı hümayun kâim-makamı Mustafa Paşa’ya arzıhâl ile istidâ eylediklerinden cürmü affedil-miştir. BK, I/154
SEYYİD BEHLÜL ZAVİYESİ Davud Dede Türbesi civarında, kendisi inşa ettirmiştir. Vefatında oğlu Mehmed Efendi, zaviyedar olmuş ve bunun vefatından sonra da kızının oğlu Pîrzâde Efendi tarafından bir türbe inşa edilmiştir. 1554’te Çavuş köyü yakınında bulunan zaviye mahallesi halkı, bir hamam inşasına müsaade istemişler ve başkasına şer’î zararı yoksa yapılması emredilmiştir (BS.73/675). BK, I/253
SEYYİD ÇELEBİ Seyyid Taceddin’in oğludur. 1496’da İkizceler ağnamı mahsulünden 20 akçe yevmiye alıyordu. 1497’de ölmüştür. Oğlu Seyyid Cafer Çelebi kalmıştı (BS.12/30, 16/82). BK, IV/149
SEYYİD NÂSIR Bk. Nâsır.
SEYYİD USÛL Buharalıdır. Emir Sultan ve Seyyid Nasır ile beraber Bursa’ya gelmiştir. Şimdiki bulunduğu mahalde sakin olmuş ve 1488’de vefatında oraya gömülmüştür. Zaviyesini Perî Peyker Cafer Çelebi tamir ve tecdid etmiştir. Tekke Kâdirî sonra Sa’dî ve tekrar Kâdirî olmuştur. Yanında medresesi varsa da harap olmuş ve sonra Perî Peyker Çelebi onu da tamir ettirmiştir (G. 219). Eski Bursalılar evlerini satmak isterler ve müşteri bulamazlarsa buradan bir kiremit alıp evlerinin üstlerine korlar, tez vakitte evlerine müşteri çıkacağını umarlardı. 1844 senesinde tekkenin beş yüz kuruş
taamiyesi vardı. Kabristanında birçok zevat medfundur. BK, IV/295
SEYYİD VELÂYET Zeynî tarikatı ricalin-dendir. Birçok kerametler göstermiştir. Nesebi Hz. Ali’ye vasıl olur. Zeyniye hulefasından Âşık Paşa oğlu Şeyh Ah-med’den feyz almıştır. Kirmastı’da doğmuştur. 1522’de İstanbul’da ölmüş ve Aşık Paşa mahallesindeki türbesine gömülmüştür (LTC. IV/95). Bk. Velâyet (Seyyid). BK, IV/149
SEYYİDLER Temenna denilen mesirelerden Molla Arab’a giden yolun güneyinde bir zaviye olup, Peygamberimizin sülâlesinden birçok kimseler burada medfundu. Hatta caminin banisi “Seyyid Baba” da burada medfun iken Fabrikatör Osman Efendi burasını bahçesine ilhak eylemiştir. Duvar dibinde kabirler vardı. Seyyid Baba 1718’de ölmüştür. Şairdir. Divan sahibidir. Evvelce burası zaviye imiş, bu mahalleye de Seyyidler mahallesi derler (DŞ.). BK, IV/149
SIDDÎK ÇELEBİ (Mevlânâ) Ahmed Pa-şa’nın oğlu Mevlânâ Hızır Bey’in oğludur. 1534’te kardeşleri Mevlânâ Derviş Çelebi, Mevlânâ Celâl Çelebi ve kız kardeşleri Hatice ve Ayşe hayatta idiler (BS. 39/282). Kendisi alimlerimizden-dir. BK, IV/152
SIDDÎKA HANIM Baba Efendi Tekkesi şeyhi Saîd Efendi’nin kızıdır. Evkaf memurluklarında bulunan Salâhî Efendi ile evlenmiş ise de kocası ölmüş ve birçok seneler dul kaldıktan sonra Yenişehir müftüsü Mehmed Emin Efendi ile 1890’da evlenmiştir. 20 gün sonra Mehmed Emin Efendi de vefat etti. Sıddıka Hanım ömrünü evinde ibadet ve Allah’ına dua etmek, yoksullara yardım, fukarayı doyurmak ve giydirmek suretiyle geçirdi. Hayır işleriyle uğraşmakta iken 1905’te vefat etti ve tekkeye gömüldü. Hayırsever ve
29 Seyyid Usûl Dergâhı’nın tamirine ait belge
hayır için hiçbir fedakârlıktan çekinmez iyi ahlâklı bir kadındı. BK, IV/152
SIR ABDÜLKADİR EFENDİ İznik’te Eşref-zâde şeyhi Abdullah Efendi’nin oğludur. Babasının şehit olması üzerine şeyh olmuş, gayet de mücahit, riyazat ve ibadetlerle meşgul olup geceleri uyumaz, zikir ve tevhid ile uğraşırdı. Mahlası “Sırrî” idi. 1762’de ölmüştür. Türk ve Farisî edebiyatına vâkıf ve her iki lisanda nazma muktedirdi. Bir divanı ile “Devrannâme” adında Türkçe bir eseri vardır. BK, IV/168
SIR ALİ SULTAN (Şeyh)
SIR ALİ SULTAN (Şeyh) Eşrefzâde Pîr Ahmed Efendi’nin oğludur. Babalarından esmâyı tekmil ile inâbet ve hilâfet almış ve babasının vefatıyla şeyh olmuştur. Dervişlerini irşadla meşgul iken 1636’da ölmüş ve babasının türbesine gömülmüştür. IV. Murad İznik’e geldiği zaman kendileriyle görüşmüş ve sohbetinden memnun kaldığı için cami ve türbeyi mükemmel surette imar ve çinilerle süsletmiş ve kendisine bir kılıç hediye eylemiştir. Kendisi âlim, fazıl ve şairdir. “Tasdîku’l-Uşşâk” adında tasavvufa dair bir eseri ve bir de divanı vardır. BK, IV/168
SIRÇANİYE MEDRESESİ Lala Şahin Pa-şa’nın Hisar’daki medresesinin şöhretidir. BK, IV/123
SIRÇANİYE MEDRESESİ
SIRRÎ ALİ EFENDİ Üftâde şeyhi Hayreddin Çelebi Efendi’nin ortanca oğludur. Âlim ve fazıl bir zat idi. 1781’de ölmüştür. “Üftâdezâde” diye meşhurdu. BK, IV/168
SIYÂMÎ DEDE Bk. Aksu Köyü.
SIYÂMÎ EFENDİ Vildan Efendi’nin oğludur. 1610’dan evvel ölmüştü. Oğlu Abdülfettah ve kızları Seyyide ve Saliha vardı (BS.219/81). BK, IV/169
SİCİLLER Bursa mahkemesinde kadıların gördükleri davaların kaydına muhsus sicillerdir ki, 1462 senesinden beri Bursa’da vuku bulan davalar, alım ve satım işleri, belediye işleri, vakfiyeler, hükûmet ve vakfa ait binaların, köprülerin, camilerin, su yollarının inşaat ve tamiratı, vali ve kadıların azl ve nasbları; Bursa’nın mâlî, sanat bakımından hâli, hulâsa Bursa’ya ait her türlü olayların ve hatta ölüm, evlenme, boşanma hadiselerini günü gününe kaydeden çok kıymetli birer resmî ve tarihî kaynaklardır. İstanbul’da Başvekâlet Arşivi’ndeki en eski kayıtlar 1557’den başlamasına nazaran Bursa Sicilleri, Türkiye’nin en kıymetli arşiv vesikalarıdır. Bunlardan bazıları yangınlar ve hareket-i arzlar vesaireden dolayı aradan zayi olmuş ise de, elde kalanları çok mühim vesikalardır. Geçirdiği safahâta gelince:
1533 senesi Birinciteşrin ayında Bursa kadılığına tayin olunan Kemal oğlu Davud Efendi, sekiz sene Bursa’da kadılık yapmış, bu zat bu sicilleri tedkik eylemiş ve vakıflara esas olmak üzere bir ciltli deftere kaydeylemiştir. Bu defter Bursa Sicilleri’ndeki vakıfların fihristi mahiyetindeydi.
21.4.1543’te gelen bir emirde; “Nisâ taifesinden bâkir ve şebîb olanlar yakın velileri ve kadının haberi yokken kendi-
leri murad edindikleri kimselerle nikâh-landıklarından fitne ve fesad ve bazıları da veli ve kadıların marifetiyle evlendikleri hâlde nikâhın sicile kayd olunmamasından aralarında münazaa ve mu-hâsama vaki olduğu ve bazı vilâyetlerde de siciller olmayıp perişan evrak olmakla ihtilâf ve ihtilâle ve halkın haklarının zayi olmasına sebep olduğu anlaşıldığından; bu emrin vürûdunda her kaza, bilâd ve kasabâtta ve sair pazarlarda, toplantı yerlerinde nida ettirip vilâyet halkına bu emrin tenbih ve ilân edilmesi ve bundan sonra nisâdan bâkir ve şebîb olanlar, yakın akrabaları ve kadı marifeti ve velisi olmayanlarda kadı marifetiyle nikâhlanalar. Bu emir mûcibince nikâhlandıkları vakit askerî kassamlar ve nâiblerin tayin olunan mehri ve şahidlerinin isimlerini mücelled ve mahfuz sicile kaydettirip eskiden beri kanun olduğu üzere tayin olunan nikâh resminden başka sicil resmi diye tekrar akçe alınmaması ve aldırmamaları ve mahkemeden kalkmalı olduğu vakit sicili bir sandığa veya bir keseye koyup mühürleyip kalkmaları, şeriata ve kanuna muhalif şeyleri tescil etmemeleri” bildirilmiştir Ayrıca emrin devamında, “bu fermana muhalif hareket eden ka-dı’nın özrünün makbul olmadığı, bu emrin bir suretinin zikrolunan ciltli ve mahfuz sicile kaydedildikten sonra aslının bir mutemed kimseye emanet konulması ve bundan sonra gelecek valiler ve hakimlerin her birinin bu sicilleri görmeleri ve mucibince amel etmeleri” buyurulmuştur (BS.84/249).
1834 senesinde, Şeyh Süleyman Efendi Mektebi’nde mahfuz bulunan bu siciller yoklanmıştır (BS. 23/37).
1855’te Bursa’nın büyük zelzelesinde enkaz altında kalan bu siciller harap olmuş ve Bursa’da kadıların müfettişi ve vali kaymakamı olduğundan, Bursa idare meclisi başkâtibi olan ve Güldes-te’yi tab’ ettiren Bursalı Eşref Bey bunları ciltletmiş ve tamir ettirmiş, 1868’-de sadrazam tarafından bu siciller İstanbul’a istenilmiş olduğundan müte-
addid sandıklara konularak İstanbul’a gönderilmişti. Birkaç sene sonra da evkaf-ı hümayun hazinesi ile defter-i emânet memurlarından mürekkep bir komisyon tarafından birkaç sene uğraşılarak bu sicillere yeniden numara konmuş ve bunların envâını ve içerisinde ne gibi şeyler kaydolunduğunu gösterir bir de uzun izahatlı fihrist defteri tanzim edilmiş ve her biri muşambalarla sardırılarak Bursa’ya iade kılınmıştı. Bir müddet sonra evkaf dairesinin alt katındaki mahzende raflara konularak muhafaza edilmiş ve daha sonra yine Ulucami’deki pencerelerin içerisindeki dolaplara sandıklar içerisinde konulmuş ve en sonra Bursa Müzesi’ne nakledilmiştir.
Not: Bundan evvelki, yani 1462 tarihinden evvelki siciller Edirne’de, İstanbul’da Topkapı Sarayı Arşivi’nde ve Başvekâlet Arşivi’nde tarafımdan çok aranılmış ise de bulunamamıştır. BK, IV/151
SİLAH TAŞIMAK Askerden maada reayanın (hatta sekbân bile olsa) ellerindeki tüfeklerin toplanması 1606 senesinde kat’î ve şiddetli bir emirle tatbik edilmiştir (BS. 214/162). 1826’da yine silah toplanmış ve Bursa’dan 274 piştov, 20 pala ve kılıç ve 216 büyük bıçak ve 177 adet büyük tüfek İstanbul’a gönderilmiştir. Bu silahlar Bursa Rum-larından toplanmıştır ki, bu sıralarda da Mora ihtilâli olmuştu. BK, IV/153
SÎMÂ HATUN Bursalıdır. Mûsıkîşinaslar-dandır. “Saz çalar” diye töhmet olunarak hapsolunmuş ve zindanda hastalanarak ölme ihtimali olduğundan 24.3. 1571’de Taşkın Hoca mahallesinden Hasan kızı Mazlum ile Hamamcı Yakub oğlu Abdurrahman kefil olduklarından hapisten çıkarılmıştır (BS. 82/249). BK, IV/154
SİMAVNA
SİMAVNA Şemsi Beyoğlu mahallesi yakınında bir mesirenin adıdır. Hazret-i Emir’in ziyaretine senede bir defa
gelen sûfîlerin davarları 1595 senesinde burada otluyorlardı. Bunların kadî-mî davarlarının yürüyegeldiği meradır (BS. 195/126, 244/90). BK, IV/ 154
SİMKEŞ
SİMKEŞ Altın ve gümüşten sırma yapan esnaftır. Bu sanat Bursa’da çok ilerlemişti. 1513’te ölen sîmkeş İlyas oğlu Hasan’ın dükkânında, vefatında şunlar bulunmuştur:
11.803 halka gümüş : 2.146 dirhem
2.280 hurda gümüş : 570
3.225 tel gümüş
240 altın : 3,5 miskal
5.405 eşrefî altın : 115 adet
22.953 yekûn (BS. 24/10).
1670’te Bursa Simkeşhanesi Musahib Mustafa’nın havâssı bulunmuştur (BS. 295/146).
1680’de Vezir Mustafa Paşa’nın vezir havâssından olan Bursa Simkeşhanesi mukâtaasını bir seneliğine Haremeyn bezirganbaşısı Ahmed iltizam eylemiştir (BS. 317/127).
1688’de İstanbul ve Bursa simkeş-haneleri Valide Sultan’ın havâssından olup, öteden beri âdet olduğu üzere, mahsus ve muayyen olan kârhane-lerden başka bir yerde halka çıkarılmayıp ve tel çekilmeyip simkeşhane emini marifetiyle çıkarılan halkaların resminin alınması ve başka yerde halka çekilmemesi müteaddid emirle men’ edilmiştir. Bazı kimselerin resim vermemek üzere evlerinde kürek ihdas ederek halka çektikleri haber alındığından şiddetle men’i ve şer’le cezalarının tertip olunması ve çektikleri halkaların beylik için müsâdere edilmesi 29.5.1688’de emredilmiştir (BS.363 /36).
1693 senesi Birinciteşrin ayında verilen bir emirde; “Simkeş kârhaneleri öteden beri hassa harc eminleri zabt edegelmişken başkaları zabt etmekle gümüş zayi ve telef olmasına sebep olmuştur. Bundan sonra hassa harc eminleri zabt edip mirîye kifayet miktarından ziyade gümüş çıkmayıp hassa harc
mührüyle mühürleyip ve altın kaplandığı zamanda hassa harc emini malûmatı olmayınca kaplanmayıp ve kanun üzere eksik altın kaplayanlar ve bundan sonra zerbâb (zerbâf, sırma ile dokunmuş kumaş) işlenmeyip kanun adına altın kaplanması ve eski kanuna muhalif ve mugayir kimseye muhalefet ve nizâ ettirilmemesi ve aksi hareket edenleri şer’le te’dîb edip haklarından gelinmesi” emredildi (BS. 189/75). İstanbul’daki sırma kumaşhane ile Bursa ve Selanik kumaşhaneleri mukâtaaları haseki sultan hassı iken ref’ olunup birçok müddet muattal kalmıştı. Seneliğini 13.000 esedî kuruşa Hacı Ahmed talib olmakla 1688’de verilmiştir (BS. 363/ 16).
1764 senesi İkinciteşrin ayında simkeş esnafı divan-ı hümayuna arzı-hâl sunup; “İçlerinden bazıları sarı ve beyaz kılapdan imâl etdikde, kadime mugayir beyaz kılapdanı sarı ipek üzerine seyrek seyrek sarıp erbabı arasında ‘tîr kılapdan’ adı verilmiş ve bu suretle akl ve icâd ve imâl eyledikleri kılapdanı ucuz baha ile satmakta ve alanların ellerinde az zamanda kalp olduğu meydana çıkıp fena-pezîr olduğundan 1728 tarihinde bir nizama bağlanmış ve men’ edilmiş ve simkeşhane eminine yazılan ferman hazîne-i âmire kalemleri defterine kayıt olunmamakla sâdır olan emri âlînin başmuhasebeye kayd edilmesi ve mucibiyle yeniden emr-i şerif verilmesini istid’â etmişlerdi. Hazinede mahfuz olan başmuhasebe defterlerine nazar olundukta, simkeş esnafının imâl ettikleri eşyada bu makûle, bazılarının hile ve hud’alarına binâen hâric ez-nizam işledikleri kalp kılapdan vesairenin men’i ve nizama rabtı için simkeşhane mukâtaası eminlerinin îlâmı üzerine şurût ve kuyûdu hâvî emir-i şerifler verildiği ve Bursa simkeşhane mukâta-asından olmakla bunların da Bursa’da imâl eyledikleri eşya şurûtlarına dâhil olduğu derkenar edilmiştir. Mütalaaları sorulan simkeşhane eminleri de İstanbul simkeşhanesi mülhakâtından olan Bursa’da kadimden işlenegelen kılap-
danın sarınması ve ‘baş’ tabir olunan gökçebağı kendi cinsinden olmak üzere gayet sık ve beyaz kılapdan iken biraz vakitden beri sarı ipek üzerine seyrek seyrek sarıp ve erbabı beyninde tir kılapdanı adı verilen bu kılapdanın İstanbul’da işleneni sarı kılapdandan fark ve temyiz olunmayıp sanat erbabından başka gören kimseler halis sarı kılapdan zannıyla satın aldıklarına binâen bundan evvel fermanla men’ edilmiş ve fakat zamanlar geçmekle nizamları bozulup bu esnaftan bazıları eskisi gibi yaparak satmaya cesaret ve o vechile satılması İstanbul simkeşhanesi mülhakatından olan Bursa simkeş esnafının nizamlarını bozduğundan ve beylik irâdına noksan vereceğinden bu esnafın ‘simkeşbaşısı, kethüdâları, beylik ustaları, yiğitbaşıları, şeyhleri ve cümle ihtiyarları’ tîr kılapdanı ve iplik ve tîre üzerlerine işleyenleri men’ edilmesi için başmuhasebeye kayıt ve suret verilmekle men’ edilmeleri” emrolun-muştur (BS. 400/112).
1783’te İstanbul ve Bursa sim-keşhanelerinde 85 dükkân ve 85 çıkrık bulunması ve bunlardan başkasına izin verilmemesi emredilmiştir (1198/39).
1795 senesi Ağustos ortalarında verilen bir emirde; “İstanbul simkeşha-nesine bağlı Bursa’da kılapdancı kalfalarından Âzâriye’nin kendi hâlinde olmayıp zâbıtına ve ustabaşısına itaat etmediği ve esnaf nizamlarını bozmakta olduğu ve imâl olunan beylik halkalarının zarar ve tedennîsine sebeb olduğundan küreğe konulmak üzere İstanbul’a ihzârı” emrolunmuştur (BS. 312/10). BK, IV/154
SİMSAR 1507 senesinde Bursa simsarı vardı (BS. 21/133). BK, IV/156
SİNAN Abdullah’ın oğludur. 1551’de Bursa’da mevcut 17 taşçı esnafının şeyhleri idi. BK, IV/163
SİNAN (Adanalı Hoca) Yenişehir’in Büyükayas köyünde vakıf köprüsü vardır. Bu köprü 1563’te 68 sikkî altın
ile tamir edilmiştir (BS. 95/141). BK, IV/164
SİNAN (Bakkal) Bursa’da birisi Tekke Mescid ve diğeri Hacılar Mescidi olmak üzere iki mescid bina eylemiştir. Hacılar mahallesindeki mescid 1472’de yaptırılmıştır. Bundan evvel burada bir mescid varsa da, bânîsi meçhuldür. 1524’ten evvel ölmüştür. Bu camilerin imam ve müezzinine evler ve cüz için de ayrıca evler vakfeylemiştir (BS. 28/ 46,191,457, 35/385). BK, IV/161
SİNAN (Hacı) Abdullah’ın oğludur. Kadifecidir. 1510 senesi Martında Şeyh Paşa mahallesinde ölmüştür. Karısı Hafsa ve oğulları Mustafa, Mehmed, Mahmud ve kızı Sittî Hatun kalmıştır (BS. 22/5, 12). BK, IV/160
SİNAN (Hacı) Hacı Mehmed’in oğludur. 1510 senesi Nisanında Orhan mahallesinde ölmüştür. İsa ve Musa adında iki oğlu vardı (BS.22/7). BK, IV/160
SİNAN (Hacı) Abdullah’ın oğludur. Tuzpazarı mahallesinde 1560’ta ölmüştür. Karıları Osman kızı Ayşe, Abdullah kızı Tûtî ile oğulları Şaban, Receb, Hasan ve kızları Emine ve Seli-me’dir. 47.900 akçe mirası kalmıştır (BS.106/76). BK, IV/164
SİNAN (Hacı) Hacı Hüseyin’in oğludur. Kazzazoğlu mahallesine bir cami yaptırmış ve ayrıca 1563’te ecza vakfey-lemiştir. BK, IV/164
SİNAN (Hacı) Nusret Paşa’nın âzadlı-sıdır. 1563’te mescidi vardı (BS. 158/ 22). BK, IV/164
SİNAN (Hacı) Hacı Mehmed Karamanî’-nin oğludur. 1573’te “Sarıoğlu” diye meşhurdu (BS. 115/203). BK, IV/164
SİNAN (Hacı) İlyas’ın oğludur. 30.4. 1577’de İpekçioğlu mahallesinde ölmüştür. Karısı Hacı İsa kızı Halime ve
kızları İsmihân ve Şahnisa ile 173.075 akçe muhallefatı kalmıştır. BK, IV/164
SİNAN (Hacı) Bursa’da vakıfları, Manisa’da çeşmeleri vardı (1772). BK, IV/ 166
SİNAN (Hoca) Bk. Boyacıkulu.
SİNAN (Hoca) Simavlıdır. Bursa’da ticaretle meşgul iken 1462 senesinde Bursa’da ölmüştür. “Hoca Tarhan” diye meşhurdu. 855.595 akçe muhallefatı ve baba bir kardeşi Mehmed kalmıştı (BS. 1/44). BK, IV/157
SİNAN (Hoca) “Siyah Dede” diye meşhurdur. 1490’dan evvel ölmüştür. Oğlu Hoca Mehmed Çelebi Bursa âyânından idi (BS. 8/29). BK, IV/159
SİNAN (Hoca) Bursalıdır. Abdullah’ın oğludur. Attardır. 1518’de ölmüştür. Tüccardır. Belediyenin kuzeyinde bir evin avlusunda medfundur. Mükellef bir mezarı vardır. Oğlunun adı Yakub’-dur. Karısı Şemseddin kızı Bahtışâd Hatun’dur. Ölmeden evvel cariyelerini âzad eylemiştir (BS.23/ 156). Orhan mahallesinde oturmaktaydı. BK, IV/ 161
SİNAN (Hoca) Resul’un oğludur. Bur-sa’da bir değirmen ve değirmen suyunu geçiren bir köprü ve birbirine bitişik altı dükkân vakfeylemiştir. Bunlar 1584’te tamir edilmiştir (BS. 152/ 115). BK, IV/165
SİNAN (Mevlânâ) Sultan Bayezid’in hocasıdır. Balıkesir’deki iki adet yektâ hamamları ve Üçpınar ve Çayırhisar köyleri evlâdlarına vakfıdır. “Başvekâlet Arşivi’nde bulunan 1530 tarihli ve 285 muvakkat numaralı Anadolu Vilâyeti cilt 2”de vakıfları kayıtlıdır. BK, IV/162
SİNAN (Mimar)
SİNAN (Mimar) Osmanlı hükûmeti zamanında yetişmiş mimarların en
meşhur ve en mâhiri olup akıllara hayret veren Süleymaniye ve Edirne’deki Sultan Selim Camileri mimarîdeki kudretine birer delildir. Kanunî Sultan Süleyman zamanında “Başmimar” olduğundan, bunlardan başka 400 cami, su yolları, köprüler, hamamlar ve saraylar inşa eylemiştir. Süleymaniye Camii civarında Ağakapısı denilen mahalde kendi adına bir cami ve bir mektep ve sebil yaptırmıştır. Bu mahalle kendi adıyla anılmaktadır. Yüz yaşını geçtiği hâlde 1588’de ölmüş ve caminin hazîresine gömülmüştür (KA. IV/2634). “Tezkiretü’l-Ebniye” adında bir kitap telîf eylemiştir (SO.III/106). Her tarafta birer sanat eseri yarattığı hâlde Bursa’da bunun hiçbir eseri olduğuna dair bir kayda tesadüf edilememiştir. Gençliğinde Bursa’da Ulu-cami’nin çarşı tarafına iki ve Helvacı tarafına üçbuçuk pencerelik demirlerini 9.500 akçeye kavl edip ve 6.000 akçesini peşin alıp imâl eylemiştir. 1503 senesi Birincikânununun dokuzu tarihini taşıyan bu kayıt “BS. 19/ 15”tedir. Bir de Mehmed Ağa -ki, sonradan İstanbul’da Sultan Ahmed Ca-mii’ni yapmıştır- Mimar Sinan’ın kalfasıdır. Eski Bursalılar Ulucami’nin batı tarafı minaresinin dibindeki avluya bakan pencerenin parmaklıklarına fevkalâde bir kıymet verirlerdi. İhtimal ki, Mimar Sinan’ın taktığı parmaklık bu olsa gerektir. Bu zat Kayserilidir. Askerlik dolayısıyla her tarafı dolaşmış ve her taraftaki abideleri görmüş ve fakat hiç birisinden bir şey kopya etmeyerek kendi bulduğu mimarî tarzını kullanmıştır. Asıl adı Yusuf Ağa’dır. Büyükçekmece’deki köprünün kitabesinde “Yusuf bin Abdullah” yazılıdır. BK, IV/165
SİNAN (Simitçi) Kite’nin Altıntaş köyün-dendir. Bir gece köydeki evi basılıp kendisi, karısı Şehnüvâz ve cariyesi Selver katledilmişti. Kite kazasında vaki olan fesadın faillerini bulup siyasete memur olan Hacı Muslihuddin
Bey’in, köyden getirdiği ahâliden kadın ve erkek birkaç kişi, “Parmaksız Kasım” adındaki Hıristiyanın köye gelip gittiğini ve maznun olduğunu söylemişler ve tutulan Parmaksız Kasım da birkaç Hıristiyan arkadaşıyla gidip öldürdüğünü ve fakat kendisinin eve girmeyip dışarıda nöbet beklediğini ve katillerden birisinin Sinan’ın sığırtmacı Nikola olduğunu itiraf eylemişti. 1521’-de dava neticelendi, failler idam edildi (BS. 29/119,145). BK, IV/161
SİNAN BAHÇESİ (Acem) Bu bahçe Bursa civarındadır. Fatih zamanında mülk ve vakıf olan bu arazinin timara verilmesi emredildiğinden bu da timar olmuştur. Sonra yeni berat alındığı için mevkuf kalmıştır. Bey sancağı mevkûfatını tutan Hamza oğlu Mehmed, mukâtaa için Acem Sinan’ın kızı Ayşe ve hatunu Bülbül’den 400 akçe alıp mukâtaa davasından vazgeçti (BS. 5/439). Fakat Hamza oğlu Mehmed’in dört sene sonra bunu terk edeceğinden tekrar yeni mültezim ile de ayrıca uyuşmaları gerekti. BK, IV/158
SİNAN BEY Hamza Bey’in babası, meşhur Yahşi Bey’in kardeşidir. Ümeradan olup Aydın beyi oldu. 1425’te şehit oldu (SO. III/102). BK, IV/157
SİNAN BEY Meşhur Paşacık Ağa’nın oğlu Elvan Bey’in oğludur. Germiyanoğlu’-nun kızı Devlet Hatun’u Yıldırım Ba-yezid aldığı zaman; babası, kızı Paşacık Ağa’ya teslim eyledi ve gönderdi. I. Sultan Murad, Paşacık Ağa’yı alıkoydu ve saraya çaşnigirbaşı tayin eyledi. Bu ve bunun oğlu Elvan ve bunun oğlu Sinan Bey sırasıyla Osmanoğulları yanında çaşnigirbaşı oldular (A. 59).
1459’da Elvan Bey Mora sancakbeyi idi. II. Sultan Mehmed zamanında Mo-ra’nın ağzında Kerme hisarı vardı. Bunu, denizden gelen kâfir leşkeri zapt etti. II. Murad’ın yıktırdığı hisarı yeniden yaptılar. Fatih haber alır almaz Sadrazam Bursalı Mehmed Paşa’yı gönderdi. Kendisi de onu takiben yola
çıktı. Mahmud Paşa’nın yaklaştığını haber alan Elvan Bey, Hisar’dan çıkınca casuslarından haber alan kâfirler kaçtılar ve gemilerine bindiler. Fatih de yetişti, Mora’nın “Karlıeli” sancağının altı hisarını fethettiler ve Ağrıbozu da zapt ettiler (A.152). 1481 senesi Eylülü ibtidalarında Bursa’nın Küçükbalıklı köyünde vefat eylemiştir. Köylüler mezarına; “Paşa Sultan’ın kabridir” derler. Gayet sanatlı bir mezarı vardır. Sicill-i Osmânî, Aydın beyi olduğunu yazıyorsa da ölüm tarihini yanlış tesbit eylemiştir. En doğrusu mezar taşında-kidir (SO. II/104). Kaya Çelebi, İlyas Çelebi, Gazi Çelebi, Musa Çelebi ve Mustafa Bey adında beş oğlu vardır. Geyve’de yaptırdığı camiye “Ulucami” derler. Orada imareti ve mektebi de vardır. Muğla kasabasında da bir hamamı vardır. Babasının ve bunun vakıfları karışmıştır. Sinan Bey’in Bur-sa’da evleri ve kârhanesi ve çiftlikleri vardı. Yandıktan sonra yapılmamıştır. Milas ve Balat’ta dükkânları, Edirne’de evleri ve Ergene kasabası civarında çiftliği vardır. Yenice’de bir damda üç değirmeni, Göl kazasında mezraası, Geyve’nin Alpagut köyünde bahçesi, birçok vakıfları vardır. Bunların hasılatı Geyve’deki imaretine sarf olunur. Geyve’deki Akçakurak köyünü de imaretine vakfeylemiştir. Annesi Fîrûze Hatun’dur. Bunun da birçok vakıfları vardır (BS. 23/37, 3/288, 5/32, 1173/18; BAVD. 25795). BK, IV/157
SİNAN BEY Hacı Yusuf oğlu Pîrî Elvan Bey’in oğludur. 1479’dan evvel ölmüştür. Balıklı köyünde mülkleri vardı (BS. 3/135). BK, IV/158
SİNAN BEY “Defterdar Sinan Bey” adıyla meşhurdur. Hisar’da Zindankapısı civarında 1485’te bir mescid bina eylemiştir. Oğlu Kasım Çelebi ve kızı Hatice Hatun’dur. Sicill-i Osmânî’deki defterdarlar arasında bu zatın adına tesadüf edilmemiştir (BS. 4/459). BK, IV/158
SİNAN BEY Abdullah’ın oğludur. 1488’-de “Rakkas Sinan Bey” diye meşhurdu (BS. 7/80). Bursa’da vakıfları vardı (BS. 27/296). BK, IV/159
SİNAN BEY Bursalıdır. Bâlî’nin oğludur.
1521’de Bursa darphanesi emini idi (BS. 29/158). BK, IV/161
SİNAN BEY Ayas Bey’in oğludur. 1530’-dan evvel Uluabat’ın Ayas köyünde bir zaviye yapmış ve padişahın kendisine temlik eylediği Ayas köyünü bu zaviyesine vakfeylemiştir. BK, IV/166
SİNAN BEY Hoca Bâlî’nin oğludur. Mısır kullarındandır (1574) (BS. 119/10). BK, IV/164
SİNAN BEY (Kiremitçizâde)
SİNAN BEY (Kiremitçizâde) Pîr Mehmed
Çelebi’nin oğludur. 1536’da ümerâdandı. Daha evvel Bursa’da koyun subaşısı ve 1542’de de Pirinç Hanı’nın mütevellisi idi. 1552’den evvel ölmüştür.
Bursa’da Kiremitçi mahallesi denilen yerde bir mescid bina eylemiştir. Ölümünde oraya gömülmüştür. Vakfiyesi 3.6.1533 tarihlidir (BS. 39/8). O mahallede, yine bu mescidin idaresi için bir de hamam inşa eylemiş ve Anahor 30 Kiremitçizâde köyü civarında Nilüfer’le dönen üç Sinan Bey’in kabri
değirmeni de vakfeylemiştir. Arapçaya merak eden bazı kadılar “Kiremitçi-oğlu”nu Arapçaya çevirerek “İbn Âcur-rî mahallesi” demişlerse de kökleşti-rememişlerdir (BS. 41/253, 23/24, 48/74, 49/50, 81/95, 112/14, 54/82). Bunun mezarını halk eskiden “Kiremitçi Sultan” diye ziyaret ederdi. Babası da İstanbul’da Aksaray civarında Hor-hor’da “Kızılminâre” demekle maruf mescidi yaptırmıştır. Şeceresi şöyledir:
BK, IV/163
SİNAN BEY (Nakkâş) Fatih Sultan Meh-med’in sarayında yetişmiştir. Venedikli Mastori Pavli’nin şakirdidir. Ressam ve nakkâştır. Hemen ressam Pavli derecesindedir (Menâkıb-ı Hünerverân, 68). Mezar taşı Bursa Müzesi’ndedir. Babasının adı Saatî’dir. XV. asırda yaşamıştır. Şiblîzâde Ahmed Efendi bunun talebesidir (HH.267). BK, IV/159
SİNAN BEY (Sûfî, Hacı) İnegöllü Sadrazam İshak Paşa’nın kâhyasıdır. Bur-sa’daki Beşikçiler Camii’ni yaptırmıştır. Oraya bir de medrese yaptırmıştır. İnegöl’ün Köprühisar köyünde cami ve zaviye yapmış ve öldüğü zaman oraya defnedilmiştir. İnegöl’de de mektebi vardır (BS. 1217/24, 388/ 150, 19/ 371; BAMD. 536). İnegöl’ün İsavirân köyünü padişah buna temlik eylemiş ve bu da bu zaviyesine vakfeylemiştir. Balıklı ve Kanlıcı(?) köylerinde yerleri ve Ankara’da başhanesi ve İnegöl’de dokuz dükkânı ve İnegöl’de adıyla anılan mahallesi ve Duhterişeref mahallesinde evlâdlarının büyüklerine vakf eylediği evi vardı. Bir oğlu Bayezid Bey’dir. Diğer oğlu Yakub Bey’in ev-lâdları 1737’ye kadar devam etmiştir. Yakub Bey’in kızı Hatice, onun oğlu Osman Bey, onun kızı Ayşe Hatun, bunun oğlu Süleyman Bey, bunun oğlu Ali Bey, bunun kızı Fatma Hatun, bunun kızı Mihrican Hatun, onun oğlu Ali Bey, onun oğlu Ali Efendi’dir (BS. 300/153, 388/121, 219/62). Bir oğlu da Şeyh Mehmed Efendi’dir. BK, IV/ 159
SİNAN BEY MEKTEBİ Kiremitçi mahalle-sindedir. Kiremitçi Sinan Bey yaptırmıştır. Sene 1811’de Gemlik kazasının Gencali köyünde Çetikçioğlu Tuzlası denilen tuzla, Kazan Aşmaz gulamı Hacı Ali’ye satılmış ise de evlâdsız vefat eylediğinden tekrar vakfa iade kılınmıştır (BAVD. 10983). BK, IV/163
SİNAN ÇELEBİ Mevlânâ Süleyman’ın oğludur. 1503’te Ulucami mütevellisi olmuştur. BK, IV/160
SİNAN ÇELEBİ “Sarı Sinan” diye meşhurdur. Bursalıdır. Oğlu Mehmed Çelebi, Sultan Şehinşah’ın 1504’te hocası idi (BS. 19/151). BK, IV/160
SİNAN ÇELEBİ Bursalıdır. 1523’ten evvel ölmüştür.
Şeceresi şöyledir
Sinan Çelebi
Aslı Paşa Hatun
Mehmed
Şah Çelebi
I----------------------------- I ----------------- I
Münevvere Hatun
Mustafa Çelebi
Şehzâde Hatun
(BS. 31/7). BK, IV/162
SİNAN ÇELEBİ Muslihuddin’in oğludur. Yerkapı mahallesinde 25.10.1562’de ölmüştür. Öldüğü zaman İbrahim, Mülkî, Hânî adında üç evlâdı ve üç cariye ve üç kölesi kalmıştır. 173.346 akçe nakdi vardı. BK, IV/164
SİNAN ÇELEBİ MESCİDİ Medhî oğlu Sinan Çelebi bina eylemiştir. 1532’de camiye tahvil edilmiştir. BK, IV/162
SİNAN DEDE Bursa’da Karagüllü (İncirlice mahallesi civarında Selimzâde Camii yakınında) mevkiinde Ferhadiye Medresesi’nde dânişmend iken İznik’te Eşrefzâde halifesi ve damadı Abdur-rahim Efendi’nin hizmetine girmiş ve me’zunen Bursa’ya gelmişti. Mezarının olduğu yerde ibadet, dua ve zikir ile vaktini geçirmekteyken vefat etmiş ve oraya, Davudkadı mahallesine gömülmüştür (G.229). XVI. asrın ibtida-larında yaşamıştır. O vakit ki Bursalı-larca mezarı ziyaret edilir. Sıtma bağlayanlar olur ve çocuğu ağlayanlar da rûhaniyetinden istimdad ederlerdi. BK, IV/162
SİNAN EFENDİ 30.8.1602’de Ferhâdiye Medresesi müderrisiydi. Yolda giderken sipahiler serdarının kaymakamı Rıdvan Bey’in getirdiği İbrahim Bey oğlu Mahmud adındaki sipahi, sarhoş ve aklı başında olmadığı hâlde, kendi
hâlinde giden Ali adında genç ve güzel bir çocuğu cebren ve kahren çekmek istemiş ve çocuk inad ve serkeşlik etmekle üzerinde bulunan eşyasını gasp edip boğazlamak için hançerini boğazına dayamış ve çocuk da feryat ve istimdada başlamakla bu hâle tesadüf eden müderris yetişip çocuğu kurtarmış ve eşyasını da kolaylıkla elinden alıvermek murad edip şefaatle: “Ver, yazık şu oğlancığın esvabcığını” demişse de, sarhoş olan Mahmud, şütum-i galîza ve zina lafzı ile müderrise şetm etmiş ve bir taş alıp yüzünün sağ tarafını yaralamış ve etini koparıp avurdunu delip dört tane dişini de sakatladığından müşârun-ileyh çok hazer ve hayf eylemiş ve bu dava sicile kaydo-lunmuştur. BK, IV/166
SİNAN EFENDİ TÜRBESİ Bursa’da ise de yeri belli değildir (BAVD. 15650). 1770’e kadar varsa da sonra kaybolmuştur. BK, IV/166
SİNAN MEKTEBİ
SİNAN MEKTEBİ (Takkeci, Hoca) Hi-sar’da Manastır mahallesindedir. Üstü kurşun kaplı ve kârgir bir mekteptir. Mudanya Hanı ve yanındaki ev ve mektebe bitişik kârhane, bu mektebin vakfıdır. Üstüne sonradan kiremit konmuştur. 1845’te mektep tamir ve kiremitleri aktarılmışken, derzleri ve sıvaları da tamir edilmiştir. 1902’de ahşap ve bir katlı olan mektep, Vali Reşid Mümtaz Bey tarafından yıktırılıp yerine dört dershaneyi havî iki katlı ahşap olarak yaptırılmış ve “Hamidiye Mektebi” adı verilmiştir. 1920’de belediyece istimlâk ve Tophane Yiğitler Caddesi’ne ve yanındaki evlere katılmıştır. Otuz kadar da vakıf dükkânı vardı. Hoca Sinan ile karısı Hatice Hatun da bu mektepte medfundur. Bu mektepte muallime ücret ve talebeye de elbise veriliyordu. “Takyeci Hoca Sinan, Manastır, Orhan Gazi, Hamidiye Mektebi” diyorlardı (BS. 78/145, 110/ 174, 223/9, 302/25). BK, IV/164
SİNAN MUALLİMHANESİ (Hoca) Hacı Ali mahallesindedir. 40.000 nakit akçe ile Yenişehir’de hamamı ve Bursa’da dükkânları vardı. 1556’da mamurdu (BS. 75/9). BK, IV/163
SİNAN MUALLİMHANESİ
SİNAN PAŞA Mecdüddin İsa’nın oğlu Muslihuddin Musa’nın şöhretidir. Orhan Gazi Bursa’daki cami ve imareti yaptırdığı zaman, 29.4.1360 tarihli vakfiyesinde bu zatı vakıflarına mütevelli yapmıştır. BK, IV/157
SİNAN PAŞA Bursa’da doğmuştur. Hızır Bey’in oğludur. Fatih Sultan Mehmed’e muallim, nedim ve sonra da vezir olmuştur. Babasından tahsil eylemiş ve babasının ölümünden sonra Mevlânâ Ali Kuşçu’dan matematik tahsil eylemiştir. Vezir iken kürsüye çıkar vaaz ederdi. 1486’da ölmüş ve Eyüp’te, Hatibzâde yanına gömülmüştür. Aklî ve naklî ilimlere hakkıyla vâkıf, fazıl, edîb ve akıllı bir zat idi. Osmanlı edebiyatının müessisi addolunabilir. “Tazar-ruât-ı Sinan Paşa” hemen taklidi gayr-i kabil denecek derecededir (OM. II/ 223; SO. III/103; Ebu’z-Ziya Tevfik, Nümûne-i Edebiyat-ı Osmâniye, 7). Ebuzziya Bey bu zatın 841/1437’de Bursa’da doğduğunu yazıyor ve bunun hâl tercümesine ait eserin Ebuzziya Kütüphanesi’nde neşr olunduğunu bildiriyorsa da tesadüf edemedim. Buna “Hoca Sinan Paşa” da derler. Asıl adı Yusuf’tur. “Sinaneddin Yusuf” diye adını yazanlar olmuştur. “Hoca Paşa” da derlerdi (LTC. VI/246).
NOT: XIV. asırdan beri Türklerde bazı isimleri değiştirmek ve yeni birer mahlas konmak hemen âdet hükmüne girmişti. Ahmed’ler Şemseddin, Meh-med’ler Muhyiddin, Mustafa’lar Musli-huddin, Ali’ler Alâeddin, Mahmud’lar Bedreddin, Yusuf’lar Sinaneddin veyahut kısaca Sinan olmuştur. Mimar Sinan diye tanınan zatın asıl adı Yusuf’tur. Büyük Çekmece kitabesinde “Yusuf bin Abdullah” diye yazılıdır. Kütüğümüzde “Sinan” maddesinde
adını bulamadığımız kimse için “Yu-suf”a bakmak icap eder. BK, IV/158
SİNAN PAŞA Bursalıdır. Salih’in oğludur. “Yularkastı” diye meşhurdur. Saraydan yetişmiştir. Sultan Cem’in defterdarı olup Avrupa’da vefat eden Mehmed Bey’in kardeşidir. Şehzâde Cem’in kapıcıbaşısı ve sonra da veziri mesabe-sindeydi. 1512’de İran muharebesinde şehit olmuştur. Gayet adil ve insaflıydı. Oğlu Mustafa Bey, Sultan Cem’in kızını almıştır (SO. I/104; BS. 11/30, 23/ 306). BK, IV/160
SİNAN PAŞA (Koca) Arnavuttur. Saraydan yetişmiş, Mısır valisi ve sadrazam olmuştur. Bu esnada Yemen’i ikinci defa fetheylediğinden “Yemen Fatihi” unvanını almıştır. Yenişehir’de cami ve imaret bina eylemiş ve Mihaliç kazasından on bir kıt’a köyleri bu camiye vakfeylemiştir (SO. III/109; BAVD. 14228, 25809, 24619). BS. 1206/ 21’de, Bursa’da Beşikçiler yokuşundaki cami de bu zata isnad edilirse de, değildir; Sûfî Sinan Bey’indir. Yenişehir’de Kervansaray mevkiinde bir han inşa eylemiştir. 1737’de binanın ve mahzenlerin kurşunları zayi olduğundan, tekrar kurşunlanmıştır (BAVD. 645, 2741). BK, IV/165
SİNANEDDİN Abdullah’ın oğludur. Şair Veliyyüddinzâde Ahmed Paşa’nın kölelerinden iken tahsil ve terbiye görmüş ve iyi bir kâtip olmuştu. 1514’te Bur-sa’daydı (BS. 26/3). BK, IV/160
SİNANEDDİN ÇELEBİ Abdullah’ın oğludur. Ulucami mütevellisi iken 1503’te ölmüştür. Oğulları Fîrûz, Murad Çelebi ve Mahmud Subaşı’dır (BS. 19/23). BK, IV/160
SİNANEDDİN YUSUF Muhyiddin Efen-di’nin oğludur. II. Murad ve Fatih zamanı alimlerindendir. “Kara Sinan” diye şöhret bulmuştur. Arap edebiyatına hakkıyla vâkıftı, alimdi. Birkaç
eser telîf eylemişti. Matematik ilminde büyük dehası vardı (KA. IV/2634; HC. I/45; SO. III/104). 1517’de ölmüştür. İstanbul’da, Sirkeci civarındaki Demir-kapı’da Elvan ve ayrıca Azebler Ca-mii’ni bina eylemiştir (BS. 17/328; ŞN. 294). Karısı Mustafa kızı Fatma Ha-tun’dur. Kabri meçhuldür. BK, IV/160
SİNANEDDİN YUSUF Molla Yegân’ın oğlu Ali Yegân’ın oğludur. “Yegânî Sinan” diye şöhret bulmuştur. Babasından ve Ahmed Paşa’dan ders aldıktan sonra müderris ve sonra Amasya’ya kadı olmuştur. Yavuz Selim zamanında defterdar ve sonra da Şam kadısı olmuştur. Sahn müderrisi olarak tekaüd edildi. 1538’de Bursa’da ölmüş ve dedesinin gömüldüğü Yıldırım civarındaki medrese hazîresine gömülmüştür. Tasavvuf ehlindendir. Her Ramazan âhirinde itikâfa girerdi. Âlim, fazıl ve sahî bir zat idi. Birkaç eseri vardır (SO. III/105; G. 254). İnebey, Setbaşı vakıflarına da mütevellilik yapmıştır. BK, IV/163
SİNANEDDİN YUSUF (Ahi) Güzelhisar-lıdır. İran’da Celâleddin Devvânî’den ders almıştır. Orada müderris ve müteehhil iken Trabzon’a gönderildi. Azl olunduktan sonra Bursa’ya geldi ve yerleşti. 1529’da Bursa’da öldü. Kükürtlü yolundaki mezarlığa gömüldü. Vatan hasretine dayanamayarak Türkiye’ye geldiği zaman İstanbul, Üsküp ve Edirne’de müderrislikler, Trabzon’da da müderrislik ve müftülük yapmıştır. Miftâhu’l-Ulûm’a şerh yazdı. Lutuf ve mülâyemetle konuştuğundan, sohbetinin lezzetine doyulmazdı (SO. III/105; ŞN. I/465). BK, IV/162
SİNANEDDİN YUSUF (Mevlânâ) Meh-med’in oğludur. 1479’da “Hoşhunoğlu” diye meşhurdu (BS. 3/230). BK, IV/ 159
SİNANEDDİN YUSUF (Mevlânâ) Hoca Kerem’in oğludur. 1479’da Bursa’da müderristi (BS. 3/109). BK, IV/159
SİNANEDDİN YUSUF (Mevlânâ) Yahşî’-nin oğludur. 1484’te Bursa’da müderristi. Karısı Sûfîzâde Hacı Mehmed’in kızı Fatma Hatun’du (BS. 4/149). BK, IV/158
SİNANEDDİN YUSUF (Mevlânâ) Ahî İskender’in oğludur. 1507’de Ulucami civarındaki Yıldırım Medresesi’nin mütevellisi idi (BS. 21/47). BK, IV/160
SİNANEDDİN YUSUF KİRMASTÎ (Mev-lânâ) Kirmastılıdır. Hüseyin’in oğludur. Hocazâde’den ders görmüştür. Müderris ve Bursa, İstanbul kadısı oldu. 1494’te İstanbul’da ölmüştür. Fatih’te bir medrese ve mektep bina etmiştir. Oraya gömülmüştür. El-an adıyla anılan mahallesi vardır. Birkaç telîfi vardır. Hudâvendigâr sancağının, Çakır Ağa’dan sonra, emlâk ve nüfusunu yazmıştır. Bursa’da oğlu Mustafa Çelebi ve bunun oğulları Hüseyin ve Hızır Çelebiler vardı. Cümlesi alimlerdendir (SO. IV/654; OM. II/53). BK, IV/161
SİPAHİ
SİPAHİ Osmanlı hükûmetinin “kapıkulu” denilen muvazzaf askerleri, “kapıkulu piyadesi” ve “kapıkulu süvarisi” diye başlıca iki kısma ayrılır. Kapıkulu süvarisi de silahdâr, sipah, sağ ulûfeciler, sol ulûfeciler, sağ garipler, sol garipler olmak üzere altı bölüğe ayrılır. Sipahilere “kırmızı bayrak” veyahut “baş-bölük” tabir olunur. Bunlara yeniçeriler gibi ulûfe verilmez. İdarelerine kifayet edecek miktarda muhtelif arazi verilir ve memleket varidâtının mühim kısmını teşkil eden aşar ve sair arazi vergileri doğrudan doğruya hükûmet tarafından tahsil edilmez ve fakat hizmet ve menfaat mukabili istihkak sahiplerine tahsis edilirdi. Arazi varidâtı; has, zeamet, timar, vakıf, yurtluk, ocaklık vs. namlarıyla kısımlara ayrılır ve muhtelif eşhas ve cihetlere tahsis olunurdu.
Has, zeamet ve timar, vezirlere ve ümeraya;
Vakıf, maarif ve hayır işlerine;
Yurtluk ve ocaklık, hudut ve kale muhafızlarına tahsis edilmişti.
Hâs: 100.000 akçeden ziyade olan dirliğe denilirdi. Haslar, padişaha, sultanlara, vezirlere, beylerbeylere ve mirlivalara mahsus bulunur ve has sahibi olanlar sefer ve harp zamanında, her 5.000 akçesi mukabilinde bir cebeli, yani tam teçhizatlı bir süvari askeri getirmeye mecbur edilirdi.
Zeâmet: Hasılatı 20.000 akçeden 100.000 akçeye kadar (20.000 dâhil ve 100.000 hariç) olan dirliğe derler. Bunun da her 5.000 akçesi için bir cebeli getirmeye mecbur idiler. Zeametler eyâlet erkânına, kale muhafızlarına, kapıcıbaşılara, hâcegâna ve sair zua-mâya verilirdi.
Timar: Hasılatı 3.000 akçeden 20.000 akçeye kadar olan dirliktir. 3.000 akçeden 6.000 akçeye kadar “kılıç timar” denilirdi. Timar sahibi, 6.000 akçeden sonra her 3.000 akçesi için bir cebeli getirmek mecburiyetin-deydi.
Zeâmet ve Timar Kanunu:
-
1. Ocakzâde, yani asker oğlu asker olmayan ve serhat beklemeyen, yararlık göstermeyen sipahi olamaz.
-
2. Bir zeamet ve timar mahlûl olunca ölen kimsenin harb ü darbe kadir evlâdı varsa ona verilir. Çocuğu küçük ise tarafından cebeli göndermek şartıyla yine çocuğa tevcih olunur.
-
3. Evlâdsız vefat eden kimsenin dirliği cebelîden müstahık olanına verilir.
-
4. Kılıç hakkı terakkisiyle beraber 20.000 akçeyi geçemez.
-
5. Yalnız kılıç hakkı evlâda intikal edip, terakkisi intikal edemez.
Harp vukuunda bunların kâffesi memur oldukları zaman birlikte getirmeye mecbur oldukları cebelileri ve hizmetkârlarıyla beraber 100.000’i geçerdi.
Bursa’daki sipahilerin ağalarına “kethüdâyeri” derlerdi. BK, IV/167
SİPAHİ MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Müderris ve Bosna mollası oldu.
1730’da ölmüştür (SO. IV/224). BK, IV/168
SİPAHİZÂDE MEHMED EFENDİ Ali’nin oğludur. Bursalıdır. Bursa alimlerinden tahsilden sonra, müderrislik yapmış, Bağdad ve İzmir kadısı olmuştur. 1588’de İzmir’de ölmüştür. Âlim bir zat idi. Üç lisandan nesir ve şiir yazmaya muktedirdi. “Esâmî-i Büldân” adında muhtasar ve Türkçe Lugat-ı Tarihiyye ve Coğrafya tarzında bir eser ve ayrıca daha mufassal ve daha geniş mikyasta Arapça iki tarihi ve daha birçok eserleri vardır (OM. III/65). Matematik ilmine de vâkıftı (ŞN. II/451). BK, IV/168
SİRKE İstanbul’daki sarayların sirkeleri Bursa’dan gönderilirdi. 1623’te gelen bir emirde; “Helvahanede kurulan turşular için sarp sirke lâzım olduğundan Apolyont emini tarafından 5.000 vu-kiyye sarp sirke tedârik ve irsâli” bildirilmiştir (BS. 236/144).
1642’de nefs-i hümayun için en-vâından kurulan turşulara lâzım olan şaraptan dönme 4.000 vukıyye sarı sirke gönderilmesi (BS.259/144) emredilmiştir. Bu emirler son günlere kadar her sene gönderilmekteydi. BK, IV/168
SİRKEZÂDE Bursalı müderris Abdurrahman oğlu İbrahim Efendi’nin soyadıdır. BK, IV/169
SİTTÎ HATUN Demirtaş oğlu Oruç Bey’in kızı ve Fatih’in vezirlerinden Zağanos Mehmed Paşa’nın karısıdır. Bursa’da Kamberler mahallesinde bir cami, bir de mektep yaptırmış ve su da getirmiştir. Kamberler Camii kârgir ve kubbeli, küçük ve şirin bir camidir. 1459’da inşa edilmiştir. Kitabesi vardır. Mektebi kârgir ve kubbelidir. Haraptır. Bursa kapanından 1479’a kadar 30 akçe yevmiyesi vardı. BK, IV/169
SİTTÎ HATUN Mevlânâ Ehaveyn’in kızıdır. 1512’de Bursa’daydı (BS. 23/364). BK, IV/169
SİTTÎ HATUN Hoca Mehmed Çelebi’nin kızıdır. 1517’ye kadar uzun müddet Çırak Bey vakfının şart-ı vâkıf üzere mütevellisi idi. Veli Şemseddin Mescidi müezzinine bir ev vakfeylemiştir (BS. 23/107, 27/13, 110/36). BK, IV/169
SİTTÎ HATUN TÜRBESİ 1611 tarihlerine kadar Tayyib Hoca mahallesinde mevcuttu (BS.221/48). Şimdi hiçbir eser kalmamıştır. BK, IV/169
SİTTÎ ŞAH HATUN Abdüssamed’in kızıdır. Bayezid’in oğlu Sultan Ahmed’in karısıdır. Sultan Osman’ın annesidir. 23.6.1515 tarihinde oğlu Sultan Osman’ın ruhu için Amasya’daki mezarında her Kurban bayramında üç koyun kesilmek üzere 60.000 akçe vakfeylemiştir (BS. 26/470). BK IV/ 169
SİVASLI HANIM Kendi hâlinde olmayan şerîrlerdendir. Fatma adında bir kadının 200 kuruşluk para ve eşyasını çaldığı istidâ ile iddia edilmiş ve hapsolu-narak zindan hasekisi tarafından istintak olunmuş ise de haberi olmadığı anlaşıldığından Sivaslı Hanım, 15.9. 1769’da Bursa’ya nefy edilmiştir (BAZD. 3548). BK, IV/169
SİYASET 1586 senesi Haziranında gelen bir emirde; “Bursa’da şer’le cürmü sabit olup siyasete müstahak olanları, ka-dı’nın hükmü alınıp, şer’î huccet verildikten sonra Bursa subaşıları siyaset edegelmektedir. Sefer dolayısıyla Bursa zeameti bazı ümeraya ısmarlanmakla ‘siyaset dahi beylerindir’ diye serdar tarafından emr-i şerif verilerek subaşılar karıştırılmamakta ise de, bundan sonra eskisi gibi yapılıp olagelene muhalif iş ettirilmemesi” emrolunmuştur (BS. 170/243). BK, IV/149
SİYAVUŞ Kasap Külâbî’nin kölesidir. 21.9.1613’te Kasap Külâbî’nin evinde kavga ve hengâme olduğu haber alınarak gidilmiş ve avlu dışında bir odanın
içinde beledî bir döşek içine yün arasına sarılıp dikilmiş ve içerisinde Cinci Arap denilen Hacı Mehmed’in cesedi bulunmuştu. Bıçakla boğazlanmış ve kılıç ile başından ve birçok yerlerinden yaralanmış ve bir eli kesilmişti. Siya-vuş’a sorulduğunda, “İkindi vakti Cinci Arap, Külâbî’nin evine bir miktar şarap getirdi; ‘Gel, seninle içelim’ dedi ben de içtim. Bana fiil-i şenî etmek istedi, ben de bıçakla boğazladım, katlettim” diye itiraf eyledi. Şirret ve şekâvetle meşhur olduğundan “fiil-i şenî’ etmek istedi” sözüne itimat olunmayıp, şer’le hakkından gelindi (BS. 293/20). BK, IV/ 170
SİYAVUŞ AĞA İsa Bey Fenârî mahallesinden Abdullah’ın oğludur. 15.5. 1687’de ölmüş ve karısı Canfedâ ve kızları Hatice, Zeyneb ve Ayşe ile 191.970 akçe muhallefatı kalmıştır. Kitapları arasında kûfî bir Kelâm-ı Kadîm vardı (BS. 364/1). BK, IV/170
SOĞUCAK PINAR KÖPRÜSÜ
SOĞUCAK PINAR KÖPRÜSÜ Gökde-re’nin içerisinde Pınarbaşı suyunun çıktığı yer civarındadır. Buraya birçok defa köprü yapılmışsa da civarındaki arazide heyelân olduğundan hiçbirisi dayanamamış ve tamirat ise muvakkat mahiyetinde kalmıştır.
1793’te Gökdere’nin selleri büsbütün köprüyü yıkmış ve etrafındaki üç sedle beraber 8.991 kuruşa yapılmıştır (BS. 286/62).
1848’de tekrar yıkılmış ve 13.458 kuruş masrafla Bursa valisi Mustafa Nuri Paşa’nın himmetiyle ahşap olarak tekrar yapılmıştır.
1864’te yağan şiddetli yağmurlardan hasıl olan sellerden Irgandı, Boyacı Kulluğu köprüleri harap olduğu gibi buradaki bendler de harap olmuş ve köprü yıkılmıştır. Bunların cümlesi esaslı bir tamir görmüştür. BK, IV/171
SÖLÖZ KÖYÜ
SÖLÖZ KÖYÜ İznik’e bağlı idi. Bu köyde Hoca Mustafa’nın camisi vardır. İki Sölöz köyü vardı. Şimdi bunlar, Orhan-
gazi kazasına bağlanmıştır. 1927’de Sölöz-i Müslim köyünün 804, diğer Sölöz köyünün 1.219 nüfusu vardı (BAVD. 25547). BK, IV/207
SU
SU Bursa bir su şehridir. Bursa’nın içerisinde soğuk suların muhtelif nevileri ve kaplıca cihetinde muhtelif sıcak suları vardır. Bunun için, suları meşhur olan, cihanın hiçbir tarafında bu kadar bol suyu bulunmayan şehrin bu vasfını tebârüz ettirmek için bunun üzerinde fazla durmaya mecbur kaldım. Bursa suları için muhtelif şairler kasideler yazmış ve hatta kaplıca için II. Murad şiir söylemiş ve bazı alimler gerek eski devirde ve gerekse son asırda birçok kitaplar yazmışlardır. İnsanın yaşaması, temizliği için suya olan ihtiyacı malumdur. Bunu takdir eden dedelerimiz Bursa’yı bol bol suya kavuşturmuşlardır. Bir evde dört-beş türlü su aktığını Bursa Sicilleri bize gösteriyor. Evvelâ, Hâsib Şeyh Ahmed’in bir Miyâhiye’-siyle sulara ait kayıtları yazıyorum:
Miyâhiye
Bâreka’llâh zihî şehr-i güzîn vâlâ!
Habbezâ belde-i pâkîze-i cennet-âsâ!
Var mı bir şehir ki bu beldeye mânend ola Cümle büldâna n’olsa müreccah Bursa
Şehr-i Bursa’da olan suları ta’dâd ideyim Vâdi vü nehr ü havîzât u uyûn-i şettâ
Suların başı “Pınarbaşı” suyudur elhak Anı tercih ider cümle miyâha hukemâ
Mu’tedil pâk sudur hem dahi “Nâib Pınarı” Humsi zâyi’ olur ol âb-ı lezîzin hayfâ
Severim vakt-i sıbâdan beri âbî değilim Katı şîrin gelür “Südlice”nin âbı bana
Var mı “Sahrınç” suyunun dünyâda bir mânendi
İtdirir hazm-ı ta’âmı ne kadar olsa revâ
Bir kez içmekle doyulmazdı “Umur Bey” suyunı
Bu da bir emr-i acîbdir anı kıl istisnâ
“Müftî” suyun olur olmaz suya tercih itmem Hele şer’îce sudur iç ve aleyhi’l-fetvâ
Hoş gelür pirlere içmeğe bu âb-ı “Asâ”
Anı ızhâr-ı kerâmetle akıtmış Molla
Hâzım u mu’tedil ü müdrir olan “Yegni” sudur
Zevk-bahş olur ağız kahve yerine hakkâ
Kandırır âb-ı “Kızık Çeşmesi” atşânları hep Mütelezziz olur elbette ider kesb-i safâ
Teşnegâna hele “Kâtib” suyu rûh-efzâdır Hoşgüvâr olduğına safveti şâhiddir ana
Âb-ı “Devlengeç”i ısrar ile tercîh iderim
Seratân illetine olsa n’ola ayn-ı şifâ
Kadri âlî suların birisi âb-ı “Kadrî”
“Îd-geh”de anı sâhib-i eser itmiş icrâ
Ele girseydi “Gümüş Suyu” eğer bir kerre Anı isrâf yere harc mı ideridim aslâ
Âb-ı “Fındıklı” n’ola olsa gümüşten a’lâ
Fındık altunı kadar nef’ini görür fukarâ
“Yatağan” suyunı kalk iç de safâ kesb eyle
Eskiden böyledir âyîn-i gürûh-ı zurafâ
“Yaycılar” suyu katı saht ü girândır amma
Tîreden saf ü burûdetle hele pek ra’nâ
Âb-ı Nîl’e n’ola “Nilüfer” olursa mânend Eylemiş taht-ı Burûsa’da anı Hak icrâ
“Kaplıkaya” suyı hoş kaba kacağa sığmaz Sedd ü kebd ü tahâlı eridürmüş ol mâ
Ta’mı süd ta’mıdır “Ayrancı” suyının amma
Südde-i îrâs ider mi’deyi eyler irzâ
İçmeğe âb-ı “Çatalçeşme”yi âlem teşne
Yerekân zahmetine n’ola iderlerse devâ
Gerçi bir pâk sudur içmeğe âb-ı “Soğucak”
Nef’ini görmez anın kimse meğer ehl-i rızâ
“Kozpınar” suyu da sağ u mücerreb sudur
N’ola rüçhânını tecvîz ider isim câna
Tatlı tatlı içelim bir “Acıçeşme” suyını
Âteş-i aşkımızı idelim andan itfâ
Âb-ı “Laklak”dan eğer nûş ider ise lık lık Âfiyetler ola ey rûh–ı revânım hummâ
“Fazlı Paşa” suyunı cümleye tafdîl iderim Sû-yı Sultân Emîr oldı o âba mecrâ
Nemekîn suların a’lâsı “Kavaklı” suyıdır
Anı “Balıklı”ya takdîm ider ehl-i hevâ
“Zeyniler” suyun içüb kalbini tezyîn eyle
Atşâdan eyleme tekdîr-i derûnun kat’â
Menfaatli suların biri “Hekimşah” suyıdır N’ola şerbet yerine içseler anı merzâ
“Delice” suyın içüb cûş u hurûş eyleyelim Mey-i gülfâm kadar lutfunı görmüş ukalâ
Lezzet-i “Gökdere” yi görse eğer çerh-i kebûd Kesilürdi o da gömgöksu olurdı meselâ
Suların pâdişehi olsa n’ola “Akçağlan” Hükmi cârîdir anın her yerde zîr u bâlâ
Nûş iden âb-ı “Alişîr”i olur şîr gibi
Anı Kaplan Giray Han beğenmiş zîrâ
“Gülpınar” suyın içüb bülbüle nisbet
her dem
Ola gör nağme-serâ-yı çimenistan safâ
Çeşme-i “Âbıhayat” işte budur gel nûş it Zulmete itme sefer sen de Skender-âsâ
Foya virmez ne kadar itse harâret galeyân
Hoş virür “Âbıgüher” teşne-i iflâsa gınâ
“Altunoluk” suyı sîrâb-ı ğına itmezse
El-atş zemzemesiyle ide gör vâveylâ
“Kurdbasan” suyı koyun sürüsin irvâ itmez İder enbân-ı çoban gibi derûnî imlâ
Pek muvâfık hele “Kestâne” suyı mestâne Rûh-veş virmede âyine-i idrâke cilâ
Hâsib Şeyh Ahmed
Belli başlı Bursa suları şunlardır:
Abana Suyu: Namazgâh mahallesinde Kızılcıklı Kuyu mevkiindeki mescide ve o civardaki evlere akar (BS. 92/70).
Acı Çeşme: Yıldırım Darüşşifası civarından çıkar ve Uluyol’daki Lök-çüoğlu’nun 1520’den evvel inşa ettiği çeşmeye akar.
Ağız Suyu: Karakedi mahallesine akan bir suyun adıdır. 1582’den evvel yapılmıştır (BS. 143/3). Cafer Çelebi vakfındandır.
Ağaz Suyu: Uluyol’da değirmen kurbündeki bahçeye 1568’den evvel künkle akan bir sudur (BS.110/99).
Akpınar Suyu: Pınarbaşı’nın üst tarafındaki Seyyid Nâsır, Hıdırlık, Pınarbaşı mahallelerine 1568’den evvel akan bir sudur (BS. 110/148).
Akçağlan Suyu: Şeyh Murad Yayla-sı’nın batısında zuhur eden büyük bir pınardır. Gayet soğuk, saf ve sağ ve ekser illetlere faydalı, mübarek bir sudur. Yıldırım Bayezid bu suyu Yıldırım Camii’ne ve mahallesine, büyük su kemerleri yaparak -İstanbul’daki Boz-
doğan kemerleri gibi- ve bazı yerlerde köprüler yaparak cami, medrese, hamam ve imaretine getirmiştir. Geçtiği yoldaki mahallelere de verilmiştir (1785 tarihinde Bursa’ya istirahat ve tebdil-i hava için gelen Şeyhulislâm İbrahim Molla Bey’in hekimleri ve “Kızhekim” demekle maruf Mustafa Efendi Bursa sularını imtihan edip bu suyu cümlesine tercih eylemiş ve şeyhulislâma bu sudan içirmiştir.) Bu sudan Yıldırım, yedi büyük çeşmeye akıtmıştır (BS. 114/173). Hasib Şeyh Ahmed Efendi de buna “suların padişahı” demiştir. Emir Sultan mahallesine, Zincirliköy’e gelen bu sudan dört masura ayrılıp üçü camiye, bir masura da mahalleye verilmiştir (BS. 301/40). Ramazan Baba Tekkesi’ne yakın Işıklar tarlası denilen mahalden geçer. 1473’-te Fatih Sultan Mehmed bu sudan Zeynîler’de Abdüllâtif Kudsî Zaviye-si’ne bir parmak su verilmesini ferman etmiştir (BS. 284/5). Çaylıca sahrasından Namazgâh mahallesine ve Yeşil Hamamı ve Medresesi’ne gelen bu su 83 eve uğramaktadır (281/98).
Yıldırım civarındaki Kızıkçeşme’yi Yıldırım inşa etmiştir. Bunun arkasına bir mermer sandık koyup Akçağlan suyu akıtmış ve suyun yarısını Mücel-lidî mahallesinde bina eylediği “Akçeş-me”ye vermiştir (BS. 1073/14).
Aksu: Paşa Çelebi’nin vakıf evlerine akmaktadır. Kızıl Yakub Çeşmesi’nin suyu da bu sudandır (BS. 114/109).
Alacahırka Suyu: Alacahırka mahallesinde bir bahçeden çıkan ayazmadır. Mahalleye akar.
Alaca Soğucak Pınar Suyu: Gökdere içinde Soğucak Pınar Köprüsü altında, merdiven ile inilir bir masura kadar su vardır. Bundan alıp içerler. Gayet soğuk, bir mübarek lezzetli sudur.
Alişir Suyu: Molla Fenarî zamanında Üveysiye tarikatından Ali Şîr ismindeki bir zat Gökdere’nin arka tarafından bu suyu bulup, Ferhad gibi dağları yarıp ve bir köprü ile dereden geçirip Molla Fenârî mahallesine götürdü. Oradaki
maksemden üçte birisi Fenarî Camii’ne ve mahallesine, birisini Üçkozlar Tek-kesi’ne ve mahallesine, bir kısmını da Üftade Tekkesi’ne ve mahallesine akıttı. Gayet sağ, hâzım ve lâtif bir sudur. Kanı tasfiye eder, vücuda zindelik verir. Başında gayet âlâdır. Akçağlan’a muadil dense lâyıktır. Ama yollarda münâsip olmayan topraklara uğramakla, biraz değişir. Başı Abdülmümin Tekkesi üzerinde bir çayırlık mahalde-dir. Onda vasfa gelmez lezzetli bir sudur. Bir vakitler Bursa’da ikamete memur edilen Kaplan Giray Han bu suyu çok beğenmiştir.
Altınoluk Suyu: (Yerini bulamadım) Belki de başka ismi vardır.
Asâ Suyu: Emir Sultan mahallesinde Emir Sultan’ın asasını sokmasıyla çıkan bir sudur. Bu civarda akar. Bazı hastalara şifa niyetine içirirler.
Asâ Suyu: Bu da Hacı İlyas Suyu’dur ki, Pınarbaşı’nda iki kahve arasından çıkar, bir küp içine akar. Oradan bostan altından geçer ve ziyade derin giderek İsmail Hakkı Dergâhı’ndan akar. Oradan Hacı İlyas Camii’ne gider. Lezzeti Pınarbaşı gibidir (Belki de bu suyun sızıntısıdır).
Asâ Suyu: Şeyh Ahmed Gazzî’nin tekkeleri mihrabı arkasındadır. Bunun asasını vurmasıyla çıkmıştır. Azdır fakat gayet lâtif, saf ve lezzetlidir.
Asâ Suyu: Hüsâmeddin altında Seyyidler Türbesi civarında seyyidlerin kerâmetiyle çıkmış bir su olduğu zannedilmektedir. Azdır. İçenler suya kanarlar.
Ayazma Suyu: Bk. Kayabaşı Suyu.
Ayrancı Suyu: Muradiye semtinde Yenice mahallesinde Ayrancı Abdullah’ın bahçesinden çıktığı için bu adı almıştır. Çınarönü mevkiinde, köprüye yakın yol üzerinde çeşmesi vardır. Zatında saf ve soğuk bir sudur. Ama kabadır. Südde îrâs eder. Midede geç hazm olunur. Tok karnına içilirse taamı ifsad eder. Lezzeti süte yakındır.
Ayrancı Suyu: Karamazak mahallesine akan diğer bir suyun adıdır
-
(1598) (BS. 201/63).
Bahşayiş Suyu: Hacı İskender Mescidi ve mahallesine akan bir sudur (1596).
Balıklı Suyu: Izvat köyünde büyük ve fetihten evvelki devirlere ait bir pınardır. Gayet derindir. Suyu soğuk, lâtif ve saftır. İçi balıkla doludur. Eski devirlerde yaşayan insanlar bu balıkların tılsımlı olduğuna ve balıklardan alanların bir kazaya uğrayacaklarına inanarak hiçbir kimse balık tutmaya cesaret edemezdi. Yeri çok güzel ve etrafı çimenliktir.
Balıklı Pınar: Dikencik köyünde kârgir bir binadır. İçerisinde çok balık vardır. Suyu lezzetli, saf ve soğuktur. Susamışlara yeniden hayat verir.
Pınarbaşı Suyu: Bursa’nın bayram yeri olan mahallinden çıkar ve Bursa hisarıyla şehrin yarıdan ziyadesini sular. Asıl başı Gökdere içerisinde ve Temenye ile Başçı İbrahim mahalleleri arasındaki Soğucak Pınar mevkiindedir. Buradan, yer altından Pınarbaşı’na akar. Yaz günlerinde soğuk ve kış günlerinde ılık ve ziyade saf bir sudur. Biraz def’-i tab’a imdad eyler. İlel ve emrâza dokunmaz. Asıl başının Uludağ’daki Karagöl’den olduğunu söylerler. Kâbız olmadığından eski hekimler bunu diğer sulara tercih ederlerdi.
Pınarbaşı Suyu’ndan Bursa sarayına verilen on lüle suya “Saray Suyu” derler. Dâye Hatun, Karaca Bey, İshak Paşa, Ertuğrul, İvaz Paşa vakıflarına ve Kuşbazlar Hanı’nda bu su akardı (BS. 230/143, 210/58). Kamberler Çarşı-sı’nda mescidin önündeki çeşmeye (BS. 28/135), Kazzazoğlu’nun Meydancık mahallesinde “Çengelçeşme”ye (BS. 26/34, 301/80) ve Şüşterî (Alboya-cılar) Hamamı’na (BS. 225/79, 243/ 127), Bâlî Bey Hanı’na (BS. 39/225), Alâeddin Paşa mahallesindeki “Mehmed Bey Sarayı” denilen eve (BABD. 5495) Pınarbaşı Suyu akardı.
Hisar’da Çırak mahallesindeki mes-cid civarındaki saraya ve Sultan Meh-med’in Kavaklı Mescidi önünde bina
eylediği çeşmeye, Pınarbaşı Suyu verilmişti (BS. 25/4). Yıldırım Bayezid, Pınarbaşı Suyu’nun bir kısmını annesine vermiş ve annesi Gülçiçek Hatun da beş ana su yolu yapmıştır:
-
1. İsa Bey mahallesine,
-
2. Kaplıca kuyusu civarına,
-
3. Kaleden inen Yaycılar vadisine,
-
4. Kaplıca kuyusunun altına tesadüf eden Yahşi Bey mahallesindeki zaviyesine,
-
5. Zaviyenin alt tarafındaki mahallelere akıtmıştır ve bu suyu vakfey-lemiştir. Gülçiçek Hatun’un 1399 tarihli vakfiyesinde sarâhat vardır (BS. 29/239).
Çatalçeşme Suyu: Yeşil İmaret ambarları arkasında Ayas Paşa Türbesi semtinde bir mahalden Molla Fena-rî’nin kuvve-i kudsiyye ile çıkardığı iddia edilen bir sudur. Buradan İncirlice mahallesine iner ve İncirlice Hama-mı’na akar. Saf, lâtif bir sudur. Baş tarafında iken çok soğuktur. Hasib Ahmed Efendi bu su için:
“İçmeğe âb-ı Çatalçeşme’yi âlem teşne
Yerekân zahmetine n’ola iderlerse devâ” diyor (Yerekân, sarılık demektir.)
Delice Suyu: Uludağ’da Erikli Yayla, Âbıhayat ve sair pınarlardan cem’ olup Hacı İvaz semtlerine akar. Deli deli akıp yollardan gelip geçenlere zahmet verir. Sağ ve saf bir sudur. İçenler faydasını görürler.
Devlengeç Suyu: Uludağ eteğinde, “Suhte Sekisi” denilen mahallin üzerinde dağ arasından 15-20 yerden azar azar çıkar, bir yere toplanıp Suhte Se-kisi’ne iner. Oradan Namazgâh’a inip Yeşil Hamamı’na akar. İnsanın vücudunda olan ilel ve emrâzı, iç hastalıklarını ve süddeden neş’et eden evramı izâle eylemekte naziri yoktur. İdrar yollarını açar. Lâkin soğucak içilirse tesiri az olur, ama ısıcak içilirse ayn-ı seretândan ziyade müessirdir. İdrar yolunda tekevvün eden taşları dahi eritir. Bunun şahidi Yeşil Hamamı’dır
ki, kurnadan cereyan eden sular mermer kurnaları eritmiştir. Hamamın mermerlerini dilim dilim yapmıştır. Bu suyu içmesini âdet edenler asla südde (bedenin bazı âzâ ve mesâmâtına ârız olan tutkunluk. Kâmûs-ı Türkî, Şem-seddin Sâmî) olmazlar, gayet mübarektir. Bazı sicil kayıtlarından bu suyun Köse Türbedar isminde birisi tarafından Devlengeç deresinden getirilip Yeşil Medrese, Hamam ve mahallesine akıtıldığı anlaşılıyor.
Selçuk Hatun, Meydancık’ta yaptırdığı bir çeşmeye bu sudan akıtmıştır (31/459). Bu suyun yolundaki 120 eve küp konularak su geçirilmiştir. 1582’-de bu su 10.000 akçe sarfıyla tamir edilmiştir (118/14). Bu sudan şifa bulan kimseler ileride suyun bozulacak yollarının tamir için 6.776 akçeyi 1551 senesinde vakfeylemişlerdir (52/162).
Devlethan Suyu: Yeri bulunamadı.
Fazlı Paşa Suyu: Emir Sultan mahallesinin üst taraflarından çıkmaktadır. Fazlı Paşa tarafından Emir Sultan Ca-mii’ne ve mahallesine akıtılmıştır. Devlengeç ile Akçağlan arasında lâtif ve hafif bir sudur.
Gökdere Suyu: Uludağ’ın ortasından çay ve pınarlardan toplanıp Bursa’nın ortasından geçer. 20’den fazla değirmen döndürür. Üzerinde Maksem, Soğucak Pınar, Setbaşı, Irgandı, Boya-cıkulu, Meydancık, Atpazarı köprüleri vardır. Irgandı, seyredilmesi vacip bir köprüdür. Gayet geniş ve üzeri kârgir örtülüdür. İki tarafında odalar kâr-girdir. İçerisinde kutnucu tezgâhları işlenir, görülmeye lâyıktır (Bu yazılar eski devrin rivâyetleridir. Yunanlılar Bursa’yı tahliye etmek mecburiyetinde kaldıkları zaman bu mimarî kıymeti ziyade olan köprüyü yıkmışlardır. 23 sene geçtiği hâlde el-an tamir edilememiştir). Bursa’nın ekser mahalleleri Gökdere Suyu’ndan sulanırlar. Başı uzak ve taş döğen olduğundan ziyade sağ bir sudur. Yaz günleri ısıcak olur. Kış günleri soğucak olur. Balgam husule getirir. Öksürük ihdas eder. Balgamı
çok olanlara kış günleri muzırdır. Bir miktar kaynatılırsa veyahut çelik sön-dürülse mazarratı def’ olur.
Gökdere Suyu, “Manavzâde Oluğu” denilen mahalden Maksem denilen mahalle gelir. Burada, “Naldeliği, Uğur-luoğlu, Arab Hacı, Kız, Ayşe Bacı, Ebu İshak, Setbaşı, Demiroluk, Davud Paşa, Tatarlar, Pirinç Hanı, Künbet ve Ali Paşa” adlarıyla mecralara taksim olunur. Hayreddin Paşa’nın Gökdere Su-yu’nu Bursa’ya getirdiği 1553 tarihli bir sicilde kayıtlıdır (BS. 54/19). Gök-dere Suyu’nun Maksem’den sonra aktığı bazı yerler şunlardır: Alboyacılar Çarşısı’nda Karıştıran Süleyman Paşa Çeşmesi’ne (BS. 351/100), Muallim-zâde’nin Alboyacılar’daki boyacı dükkânlarına, Koca İbrahim’in Gallepa-zarı’ndaki çeşmesine, Kavaklı Mescid önündeki Sultan Mehmed’in çeşmesine (25/4, 31/114), Kale’de Helvâî mahallesinde Sultan Mehmed’in çeşmesine, Şeker Hoca mahallesindeki Çatalçeş-me’ye ve bu mahalledeki 36 eve, eski Tahtakale kurbündeki Kirişçikızı’nın çifte kârgir çeşmesine akmaktadır.
Arab Hacı kolu da Tahtakale civarındaki Paşa Çelebi Medresesi civarında ve yol üzerindeki çeşmeye ve Acem Reis mahallesindeki mescidin avlusundaki çeşmeye (BS. 10/93), De-miroluk’tan I. Murad’ın Tuzpazarı’n-daki Çifte Hamamı’na (BS. 1206/22);
“Naldeliği” denilen yerden akan su da Karaağaç, Hoca Mehmed Karamanî, Kurtoğlu, Eşrefîler, İshak Şah, Hacı Baba, Çıkrıkçıoğlu mahallelerine Gök-dere üzerine yapılan bir kârgir köprüden geçerek akmaktaydı. Yine Saray Suyu denilen bir kolu da vardı (BS. 253/3).
Bu suyu I. Murad vakfeylemiştir (BS. 39/189). Maksem’e gelen ve sonra “Manavzâde Oluğu” denilen oluğu daha evvel I. Murad inşa ettirmiştir (BS. 235/123).
Hamdizâde bu oluğun tamiri için nakit akçe vakfeylemiş ve bu akçenin faizinden senede 2.000 akçesinin bu
yolun tamirine sarf edilmesini şart eylemiştir (BS. 235/123).
Gümüş Suyu: Hüsâmeddin Tekkesi üzerinde Uludağ’daki pınarlardan çıkar. Gayet de lâtif, sağ, hazımlı ve lezzetli bir sudur. Hüsameddin’den Küçük Temenna’ya iner. Çınarlar altından akar.
Gül Baba Suyu: Mevkii bulunamadı.
Hacı Paşa Suyu: Mevkii bulunamadı.
Hayat Suyu: Mevkii bulunamadı.
Hekimşah Suyu: Mevkii bulunamadı.
İnci Suyu: Mevkii bulunamadı.
Kaplıkaya Suyu: Bursa’ya birbuçuk saatlik mesafede bir mesiredir. Asıl başı Uludağ’da Âbıhayat Sahrası Suyu ve Erikli Yaylası suyudur. Bir iki pınar daha zam olup derede toplanır ve akar. Gayet de sağ ve saf ve buz gibi soğuk bir sudur. Südde-i urûku ve ciğerde olan süddeleri eritir. Ve cümle havâs-sından biri dalak illetine müptela olanlar içse ve devam eylese dalağı eritir. İki değirmen döndürür. Saf bir sudur (Bu fikirler eski devirlerin tecrübesidir).
Kadri Suyu: Bayram yerine akan güzel bir sudur.
Karapınar Suyu: Beyce Mahmud oğlu Mustafa Çelebi, Molla Yegân Yayla-ğı’ndan getirip Gökdere civarında Sey-yidler mahallesine akıtmıştır (19/ 400).
Karapınar Suyu (Diğer): Kestel köyüne yakın dağ eteğinden çıkar ve asıl menbaı iki arktır. Büyük sudur. Pınarbaşı Suyu’na benzer. Soğuktur. Biraz kabacadır. Kestel köyüne akar. Deru-nunda münakkaş (nakışlı) alabalık bulunur. Seyre gidenler tutup yerler. Bu suyun başının Uludağ’da Karagöl’de olduğu söylenmektedir.
Kavaklı Suyu: Gökdere kenarından çıkmış âlâ bir sudur. Hususi arkla şehre getirilmiş ve Mahkeme mahallesinde Mahkeme’nin karşısına bir çeşme yapılmıştır. Hafif, lâtif ve hazmettirici ve lezzetli bir mübarek sudur.
Kayabaşı Suyu: “Ayazma” suyundan başka bir şey değildir. Demirkapı Kili-sesi’nin küçük kapısı çivarından çıkar. Kilisenin altında maksemi vardır. Sekiz koldan Koca Nâib, Hamza Bey, Çınar-önü ve bu semtlere akar. Pınarba-şı’ndan kabaca ve soğukçadır. Bazıları, “Hekimşah Suyu”nun bu olduğunu söylerler (BS. 95/196). Ayazma Suyu da derler.
Kısık Çeşmesi: Zeynîler semtinde Kısık Çeşmesi demekle meşhurdur. Lâtif bir sudur. Oldukça hafiftir.
Kozpınar Suyu: Yeri meçhuldür. Ben bulamadım.
Kurtbasan: Yeri meçhuldür. Tesadüf edemedim.
Kâtib Suyu: Abdal Murad yolunda Nâib Deresi kenarında bir güzel çeşmedir. Gayet de saf ve soğuk bir pınar suyudur. Oradan Hisar’da Zindankapısı mahallelerine akar. Kabaca bir sudur.
Kestane Suyu: Sarnıç Suyu’nun diğer adıdır. Bk. Sarnıç Suyu.
Leylek Pınarı: Birisi Ulûfeli Çınar gölgesinde, birisi Atıcılar’a yakın, biri de Athane Bahçeleri ve daha başka bahçeler arasında çıkan bir suya derler. Eski zamanlar leylek geldiği zaman akar ve yaz içinde leylek gittiği zaman kesilir bir su olduğundan bu ad verilmişti.
Mezid Bey Suyu: Hisar’da Filboz mahallesine akan bir suyun adıdır (BS. 116/221).
Müftü Suyu: Şeyhulislâm Kara Çelebizâde Abdülaziz Efendi, Uludağ’da Ayıalanı mevkiinden çıkan bu suyu Bursa’ya getirmiştir. İshak Şah mahallesindeki evinin önünden taksim olmaya başlar ve tuhaf bir tesadüf eseri olarak Deveciler mezarlığında kendi kabri önünden akardı. Bursa Sicille-ri’nde (302/22, 345/17 sahifelerinde), kayıtlı vakfiyesine göre Müftü Suyu denilen bu suyu şehre şu suretle dağıtmıştır:
Su evvelâ evine çıkıyor. Evinin bahçe kapısında bir küçük, yine orada bahçe sulamak için büyük, alt sofa karşısında
iki burmalı çeşmeler ve yine bu çeşmeden evin içine ve bağ içindeki havuza su veriyor. Evinin içinden kapının yanındaki üç burmalı çeşme ve ahır kapısı yanındaki çeşmede nihayet bulur.
Evdeki bahçe sulamak için büyük burmalı çeşmeden Toprakbaşı’ndaki “iki tarafından burmalı çeşme” olan makseme gelir. 1/4’ü Tatar koluna, 3/4’ü küpe ayrılır.
Tatar kolu; Çıkrıkçıoğlu mahallesinde Hacı Hasan’ın evi duvarındaki tamir olunan çeşmeye, ondan medresesi önündeki hazineli çeşmeye, ondan Yeşil Camii altındaki üç burmalı hazi-neli çeşmeye, ondan Meydancık’tan beri, yokuş dibinde Osman’ın kapısı altında hazineli çeşmeye, ondan Kaz-zazoğlu Mescidi kapısına bitişik mak-sem çeşmesine gelir. Burada ikiye ayrılır. 1/4’ü Hasan Efendi Camii yakınındaki çeşmeye, buradan Eşrefîler Tekkesi önündeki hazineli çeşmeye gelir ve burada nihayet bulur.
Kazzazoğlu Mescidi kapısına bitişik maksem çeşmesinden suyun 3/4’ü Tatarlar Çarşısı’ndaki çeşmeye, ondan Abdülaziz Efendi Tabhanesi’ne hisse, ondan Bekârhane önündeki hazineli çeşmeye, ondan Selimzâde Camii civarındaki iki burmalı çeşmeye gelir. Burada ikiye ayrılıyor. Birisi Çukur mahalledeki Hazineli çeşmeye, diğeri de çay kenarında caddedeki Hazineli çeşmeye gider. Her ikisi burada nihayet bulduğu gibi Tatar kolu denilen ana kol da burada sona erer.
Toprakbaşı’ndaki suyun 3/4’ü oraya konulan bir küpe gelir. Küpe gelen su iki müsavi kısma ayrılarak yarısı Setbaşı Camii duvarındaki çeşmeye, ondan köprü korkuluğu üstünden geçerek Selçuk Hatun mahallesinde bina olunan terazideki çeşmeye gelir. Buradan Tayyib Hoca mahallesinde bina olunan terazideki çeşmeye, Sarı Abdullah Mescidi duvarına muttasıl yapılan terazideki çeşmeye, Alboyacılar Çarşı-sı’ndaki çeşmeye uğrayarak Ulucami
avlusundaki dört burmalı ve çini hazi-neli çeşmeye gelir. Burada iki müsavi kısma ayrılarak, birisi 20 burmalı büyük şadırvana ve diğeri 18 burmalı küçük şadırvana akarlar. Büyük şadırvandan Şengül Hamamı’na bir miktar su verildikten sonra Pirinç Hanı karşısındaki üç burmalı çeşmeye gelir. Ve küçük şadırvandan gelen su ile bu çeşmede tekrar birleşir. Buradan Mudanya Hanı yolundaki çeşmeye ve buradan da Dinlendi Mescidi yakınındaki çeşmeye ve ondan da Çatalfırın civarında caddedeki iki burmalı ve hazineli çeşmeye gelir ve bu kısım burada nihayet bulur.
Toprakbaşı’ndaki maksemden küpe gelen suyun diğer nısfı Setbaşı Köprü-sü’nün ayağından ve Selçuk Hatun mahallesindeki terazi yanından geçip Kayan Camii duvarında ve Dülgerler Hamamı’na karşı iki burmalı çeşmeye gelir. Buraya gelen suyun 1/4’ü Bed-reddin Camii duvarındaki tamir olunan çeşmeye, oradan Atpazarı Hamamı yanında meydandaki iki burmalı ve hazineli çeşmeye buradan da Atpazarı Mescidi’ndeki üç burmalı çeşmeye ve oradan mescid haricindeki salma çeşmeye gelir ve bu kısım da burada sona erer.
Dülgerler Hamamı karşısındaki çeşmeden Kayân Camii’ndeki sekiz bur-malı şadırvana kifayet miktarı bir hisse verilir ve bu hisse de burada biter.
Dülger Hamamı karşısındaki çeşmeden bâkî kalan su Yoğurt Hanı önündeki hazineli çeşmeye ve oradan Ebu İshak Camii kürbünde caddede hazine-li çeşmeye ve oradan Deveciler kabristanı karşısında tamir olunan maksem çeşmesine gelir. Burada su ikiye ayrılır:
Suyun 1/4’ü Kız Yakub mahallesi sokak ağzındaki hazineli çeşmeye ve buradan da Demirtaş Camii avlusundaki hazineli çeşmeye gelir ve nihayet bulur.
Deveciler kabristanı karşısında tamir olunan maksem çeşmesinden ayrılan
bu suyun 3/4’ünü ihtiva eden su, Abdal Mehmed Türbesi karşısında Başçı İbrahim Camii’ndeki sekiz burmalı şadırvana ve oradan harem duvarındaki makseme gelir. Burada su üçe ayrılır. Bir kısmı Hızır Yusuf Dede mezarı karşısındaki salma çeşmeye gelir ve nihayet bulur. İkincisi, Eski Yeni Hamam’a gelir. Üçüncüsü de Hacı Yunus mahallesinde Bakkalzâde Fatma Hatun duvarına bitişik terazili çeşmeye ve buradan da Havuz mahallesindeki çeşmeye ve ondan da Kiremitçi Hanı evvelindeki hazineli çeşmeye gelir ve burada sona erer.
Muradiye Suyu: Müstakil bir su olup olmadığı tesbit edilemedi (BS. 346/ 67).
Müfettiş Suyu: Ahmed Vekif Pa-şa’nın, Abdal Murad Türbesi’nin üstündeki dağlardan Sultan Osman ve Orhan Türbelerine getirdiği suya bu ad verilmiştir. Vali Hacı İzzet Paşa bir şadırvan inşa ettirmiş ve bu suyu akıtmıştır (G. 248).
Nâib Deresi Suyu: Abdal Murad ile Seyyid Nâsır arasında bir deredir. Başı Uludağ’daki pınarlardan toplanır. Zindankapısı’ndan bir miktarı Hisar’a gider. Artanı Cilimboz deresindeki değirmenleri döndürür. Lâtif ve oldukça hafifdir.
Nilüfer Suyu: Bu su Orhaneli dağlarından gelir. Oradaki Nilüfer Pına-rı’ndan çıkar. Yollarda pınarlar karışıp büyük bir dere olup Misi köyü önünden akıp Mihraplı Köprü başına yakın Murdarca Suyu, Delice, Göl ayakları ve Karapınar karışıp ve bir büyük nehir olup Karacabey boğazından denize dökülür. Gayet tatlı ve lezzetli ve sağ bir sudur, mutedildir. Mihraplı Köp-rü’de cümlesinden âlâ olur. Geçtiği yerlerde topraklardan lezzeti değişir.
Umur Bey Suyu: Umur Bey bu suyu bulup camisine ve hamamına akıttı. Güzel ve hafif bir sudur (BS. 27/98).
Hoca Rüstem Suyu: Sekeleme mev-kiindeki ayazmanın ayağını satın alıp Karamazak mahallesine 1524’te getir-
|
BURSA ÇEŞMELERİ |
||
|
Çeşmenin Adı |
Bulunduğu Yer |
Sicil No |
|
Başçı Hacı Sevindik Çeşmesi |
Debbağlar civarında |
BS. 28/202 |
|
Hacı İlyas Çeşmesi |
Mescidi önünde |
|
|
Kara Şeyhî Çeşmesi |
Eski Gallepazarı’nda |
BS. 348/14 |
|
Kaygan Çeşmesi |
Kamberler Çarşısı’nda Sittî Hatun mahallesinde |
|
|
Kerim Çelebi Çeşmesi |
Yıldırım’da Behlül Dede Tekkesi civarında |
BS. 170/48 |
|
Kızıl Yakub Çeşmesi |
- |
BS. 114/114 |
|
Kirişçikızı Çeşmesi |
Eski Tahtakale’de çifte çeşme |
|
|
Laleli Çeşme |
Çatalfırın’da Şehabeddin Paşa’nın çeşmesi |
|
|
Mehmed Derviş Bey Çeşmesi |
Maksem Köprüsü’nün doğusunda, 1891’de alaybeyi iken yaptırmıştır. |
|
|
Münir Paşa Çeşmesi |
Akbıyık Zâviyesi’ne bitişik (1890) |
|
|
Münir Paşa Çeşmesi |
Ulucami’dedir. Kavak Suyu’dur, mermerdendir (1890). |
|
|
Nazenin Avı Çeşmesi |
- |
BS. 90/116 |
|
Nesibe Hatun Çeşmesi |
Kavaklı Camii ittisalindedir (1857). |
|
|
Öksüz Çeşme |
Selçuk Hatun mahallesindedir. |
BS. 4/74 |
|
Re’fet Efendi Çeşmesi |
Karamazak mahallesinde, hakim iken yaptırdı. |
|
|
Setbaşı Çeşmesi |
Başhane karşısında, Tatar Mehmed yaptırdı. |
|
|
Selçuk Hatun Çeşmesi |
Meydancık’tadır. |
|
|
Karıştıran Süleyman Paşa Çeşmesi |
Alboyacılar Çarşısı’ndadır. |
|
miştir. Oradan Gurbetlioğlu mahallesine ve Emir Sultan’a giden yol üzerine çeşmeler ve Taşkın Hoca mahallesi mescidi evveline şadırvana aktırdı (BS. 45/97).
Sarnıç Suyu: Sarnıç, Hamza Bey mahallesi üzerinde bir dağın adıdır. Gayet âlâ kestanesi olur. Meşhurdur. Sarnıç kestanesi Bursa havalisindeki kestanelerin cümlesinin iyisidir. Bu su buradan çıkar. Hazmettirici bir sudur. Hamza Bey mahallesine iner. Marazları eritir. Kestane bahçesinin içinden aktığı için Kestane Suyu da derler. Dört lüledir (BS. 301/87).
Soğuk Pınar: Soğucak Pınar da derler. Gökdere içerisinde bir kayadan çıkar. Aslında gayet az, gayet leziz bir sudur. Bir vakitler değirmenciler çoğaltma sevdasıyla önünü açtılar, sel de ziyade gelince önündeki taşları söktü, büyük bir su oldu. Pınarbaşı suyunun musluğu imiş. Ameleler eşip kapadılar. Bu vecihle kesilen Pınarbaşı tekrar akmaya başladı. Kış günleri sel ziyade geldikçe bozuluyordu. Her sene binlerce kuruş sarfıyla tamir edilmekteydi.
Sütlüce Suyu: Sarnıç bayırı altından çıkar. Yeni Kaplıca üzerinde Bademli Bahçe’de duvar üzerinde çeşmeleri vardır. Bu da bir mübarek sudur. Eski devirlerde sütü olmayan kadınlara içirirler, bol bol sütü geldiğine itikad ederlerdi. Başında gayet lâtiftir. Mecrasında lezzeti değişir.
Yaycılar Pınarı: Muradiye altında Kaplıcalar yolunda zuhur eyleyen bir büyük pınardır. Saf ve soğuk bir sudur. Bir değirmen çevirecek kudrettedir. Gayet kaba bir sudur. Bu suya yanlış olarak Yağcılar, Bağcılar Pınarı da denilmektedir. Bu suyun, kalenin üst taraflarında Deve Tarlası’ndan inip Bursa kalesinin birbuçuk iki metre yer altından geçip buradan çıktığını eskiden beri söylerler.
Yatağan Suyu: Pınarbaşı Suyu’nun üst tarafındaki Seyyid Nâsır, Hıdırlık Mahallelerinden akar. Yatağan Dede Suyu da derler. Suyun 1/3’ü Pınarba-şı’nın üst kısmındaki mahallelere aittir. 1508’den evvel de bu su vardı (BS. 45/177, 110/148).
Yeni Su: İbrahim Paşa, Hacılar, Sarı Abdullah, Kayganzâde Camii ve Davud
Paşa Hamamı önündeki çeşmelere akar (BS. 1188/104). Molla Yegân Yay-lağı’ndan çıkar. Kasım Subaşı ölmeden evvel para bırakmış ve bu suyun ayağının Bursa’ya getirilmesini vasiyet eylemiştir. Oğlu Mehmed Çelebi bu vasiyeti yerine getirmiştir. “Başküp” denilen yere kadar kârîz içinden ve ondan sonra da künkle 1524’ten evvel yaptırılmıştır (BS. 31/131). Hacı Şem-mâ’nın bu su için vakfı vardır.
Yeyni Suyu: Küçük Temennâ’da Seyyidler mahallesine akan bir mübarek sudur. Emraza dokunmaz. İdrarı ziyadeleştirir. Gayet de hafiftir. Suyun miktarı çok azdır. Çok hazmettirir. 1563’te ölen Cerrah Şücâ bu suyun şehre akıtılması için 30.000 akçe vasiyet eylemiştir (BS. 95/65).
Zeynîler Suyu: Bu suyu Abdüllâtif Kudsî bulmuştur. Zeyniye Zaviyesi havuzuna akar. Oradan da bazı evlere verilir. Asıl menbaı havuzun kıble tarafındaki sed kenarında bir taşın altından çıkar. Lâtif ve hafif bir sudur. Birçok hâsseleri vardır (Hatta, Kutb-i âlem Şeyh Ahmed Gazzî, Zeynîler Su-yu’nun ta’mında zemzem lezzeti vardır demiştir.)
Soğanlık köyünün üst yanında Akça Hamam kurbünde bir bahçenin birkaç yerinden su çıkmaktadır (BS. 11/175).
Bursa’da çok çeşmeler varsa da, şunları da söylemekten vazgeçemeyeceğim (bk. tablo).
Bunlardan başka Abdal Murad Zaviyesi önünde Güğüm Pınarı Suyu vardır.
Ayrıca bir de Çoban Bey Suyu vardır. Molla Arab cihetlerindedir. BK, IV/175
SUBALABANI Balaban Ağa’nın şöhretidir. Balaban Ağa 1365’ten evvel ölmüştür. Türbesi, kalede Saray mahallesin-dedir (BS. 21/9). Oğlu Muhyiddin’in kızı Nefise Hatun vardı (1485) (BS. 4/351). BK, IV/190
SUBAŞI 1501 senesine kadar Bursa subaşılığı müstakildi. Bunların vazifeleri, Bursa şehriyle şehirden hariç, Bursa kadısının hükmettiği yerleri
görüp gözetmek, adamları ve askerî vasıtasıyla fesad ve şenâat edenleri tutup getirmek ve hakkından gelmek idi. Sancakbeyleri yalnız sancağın âsâyişine memur idiler. Çakır Ağa, Çandarî İbrahim Paşa, Cebe Ali Bey, Karıştıran Süleyman Paşa Bursa’da müstakil subaşı idiler (BS. 17/298). Subaşılık varidatıyla bir zeamet addediliyordu. 1501’de Bursa zeameti san-cakbeyliğine ilhak edilmiştir. Sancak-beyleri de iltizama verip kendisine kim akçe verirse ona vermekteydi. Bu vechile şehrin ve civarının âsâyişi bozulmaya başlamıştır. 1612 Nisanında Bursa’nın eşraf ve muteberânı mahkemeye gelerek; “Mirliler tarafından subaşılığın maktuen iltizama verilmesiyle subaşı olanlar fazla akçe kazanmakla mukayyed olup şehrin âsâyişine tekayyüd etmediklerinden şehrin vaziyeti kötüleştiğini, eskisi gibi subaşılığın emanet suretiyle bir yarar ve hizmetkâr kimseye verilmesini rica eylediklerini” bildirmişler ve 57. ağa bölüğünden bir yeniçeri ağası ehl-i vukûf, yarar ve hizmet görür olmakla emanet tarikıyla Bursa subaşılığına tayin olunmuştur (BS. 221/80).
1621 Ağustosunda Bursa subaşılığı sancakbeyine hâs bağlanıp, sancakbey-leri bu işe mutasarrıf olup hariçten başkalarının müdahale etmemeleri emredildi (BS. 234/160). Bu vechile Bursa şehir subaşılığı Bursa beyinin veyahut kaymakamının eline verdiği bir temessük veyahut kadıya yazdığı bir mektupla bir ay veya üç ay veyahut gayr-i muayyen zaman için tayin ediliyordu.
1636’da yazılan bir tezkirede, “Hizmetinin uhdesinden gelir ve her vechile mahall ü müstahaktır” denilir ve bazılarında da “Her ay başı haklanmak-hesap görmek- şartıyla verildiği ve âhardan kimse mâni’ olmayıp ve zahmet vermeyip vakt-i hâcette ibraz ede” denilir ve sancakbeyinin imzasını taşırdı (BS. 253/173). BK, IV/190
SUBHİ Bursalıdır. İmam ve hatib olan babasının adı da Subhi’dir. Tahsilden sonra kadı olmuş ve sonra tasavvuf yolunu tutarak vahdaniyet esrarına vâkıf olmuştur. Arabî ve Farisî edebiyatına vâkıf ve tasavvuf ilminde emsalsiz idi (G 480; KA. 2935). BK, IV/208
SUBHÎ MEHMED ALİ ÇELEBİ Bursalıdır. XVI. asırda Bursa âlim ve şairlerindendir. Tahsil-i ilimden sonra kadı olmuş ve sonra da şair olmuştur. Memican Efendi’ye intisab ederek İstanbul’da oturmuş ve Fatih Camii’nde Mesnevî dersleri vermiştir. Türk ve Fars dillerine ve edebiyatına vâkıftır. Her iki dilde yazılmış güzel şiirleri ve iki eseri vardır (OM. II/284; SO. III/219). BK, I/132
SUFÎ AHMED DEDE Bursalıdır. Kasım Efendi’nin halifesidir. Muradiye’de sakin, temiz ahlâklı bir zat idi. 1040/ 1630’da vefat etmiş ve Hamza Bey kabristanına defnedilmiştir (SO. III/ 236). BK, I/74
SÛFÎ İNEBEYİ 1500 senesinde Yıldırım İmareti’nin mütevellisi idi (BS. 17/61). BK, IV/171
SÛFÎ SEYYİD ALİ 1485’ten evvel ölmüştür. Balıkpazarı’ndaki bir başhaneyi evlâdına ve evlâdı munkariz olunca Medine’ye vakfeylemiştir. Başhanenin içinde Demirtaş Zaviyesi suyundan 1465 senesinde bir küp konmuştur (BS. 4/299). BK, IV/171
SUHTE
SUHTE Medresede okuyan talebenin haylaz kısmına verilen isimdir. Bunlardan birçoğu terbiye ve edebiyle medresede okuyarak âlim ve fazıl insanlar olmuşlarsa da bir kısım haylaz ve yaramazlarıyla aralık aralık hükû-metin başına büyük gaileler açmışlar, inzibatı ve âsâyişi bozmuşlar ve her türlü fenalığı irtikâb eylemişlerdir. Sicillâta göre medreselerin aksi tarafları da şöyle görülüyor:
1568’de Nisan ayında Mudurnu nâhiyesinde levend suhtelerden otuzar ve kırkar kişilik iki bölük kimse, on beşeri tüfekli olup birbirimizle cengi-miz var diye fukaradan avârız akçesi teklif eylediklerini Sinop kadısı İstanbul’a bildirmekle bunları ele geçirmek için -mahallî kuvvetler kâfi gelmediğinden- Hudâvendigâr sancağı mutasarrıfı Abdurrahman Bey’e kifayet miktarı adam tedarik ederek gizli veya âşikâr her ne suretle olursa olsun bunları tecessüs edip ele geçirmeye çalışarak fesad ve şenaatleri sabit ve zahir olanların haklarından gelip arza muhtaç olanları yazıp bildirmesi ve ayrıca silahlı iki üç suhtenin bir arada bulunursa mecâl verilmeyip hemen tutulması ve suhte ve reayadan her kimde tüfek bulunup ellerinden alınıp ve kendileri tutulup hapsedilmesi ve toplu olarak bulundukları yerler haber alındıkça aman verilmeyip il eriyle üzerlerine varıp tutulmaları kat’î bir lisanla emredilmiştir (BS.110/186).
1578 senesi Eylülü nihayetlerinde Hudâvendigâr livası muhafızı Miralay Ömer Bey mahkemeye gelerek Osmanlı memleketlerinde fitne ve fesad yapan suhtelerden bazıları Bursa’ya gelip medreselere gizlendiklerini ve mahkemeden adam verilerek bunların tutulmalarını bildirmiş ve mahkemeden de Nâib Mevlânâ Mahmud Çelebi (Aziz Mahmud Hüdâyî) irsal olunup bazı medreselerde tutulan fesad sahibi suhtelerden Ali, Resul ve dört arkadaşları Kastamonu sancağında bazı fesad edip Bursa’ya geldiklerini ve Halil, Ebulleys, Receb ve Mehmed adındaki taze oğlanların dahi cebren getirildiklerini ve cümlesi de istintaklarında Kastamonu livasında birçok evler basıp her türlü fenalığı yaptıklarını itiraf eylemişler ve bunların Kâdirî Efendi Medresesi’nde ve Hacı oğlu İvaz adındaki dânişmendin hücresinde sekiz yay, yedi kubur ve bıçak ve bir kılıç bulunup mahkemeye götürülmüştür (BS. 131/173).
1582’de Bursa’da suhte taifesi ziyade olup fesad yaymakta ve birbirlerine muîn olduklarından etraftaki levend-lerden bazıları da suhte şekline girip büyük fesadlar yaptıklarından, bunlar gibi suhte şekline giren levendlerin teftişine izin verilmesi Bursa kadısı İstanbul’dan rica eylemekle, İstanbul’dan zuamâdan Mustafa, serdar olarak bir fermanla Bursa’ya gönderilmiştir. Bu geldiği zaman Hudâvendi-gâr sancağının her tarafında tellallar bağırıp suhte şeklinde levendlerin silahla yürütmeyip ve bellerinde “kürde” ve ellerinde ok ve yayları olanları kim olursa olsun tutulup ahvalleri dikkat ve ihtimam ile teftiş edilip fesad ve şenaatleri sabit olanlara mecal vermeyip muhkem haklarından gelmesi ve suhtelerden ikisi ve üçü bir yerde silahla bulunurlarsa “salâya gidiyoruz, salâdan geliyoruz” demelerine bakmayıp derhal katlettirilmesi emredilmiştir (BS. 152/214).
1584 senesi Haziran ayının ibtida-larında Musa Baba mevkiindeki Han-çerli Sultan Medresesi’nde Hasan oğlu Abdi bazı müfsidlere gece bu mahalleden Hüseyin oğlu Hasan adındaki genci cebren çekip iki fahişe kadın ile şarap içtiklerinden mahkemeden Mevlânâ Osman gönderilmiş ve mahalle halkından birçok kimse medreseye gidip nazar eylediklerinde Abdi’nin odasında Dolapçı Ali karısı ve Hasan’ın kızı Kerime, Ahmed kızı Fatma adındaki fahi-şelerle şarap içerken tutulup mahkemeye getirilmişler ve evvelâ Hasan adındaki genç “Abdi bu gece beni cebren çekip medreseye koyup bana şarap içmemi teklif edip bana zulmeylemiştir, hakkımı isterim” demiş ve Abdi ise kendi ihtiyarıyla geldiğini söylemiştir. Mahalleli ise “Abdi’nin medresede daima bu gibi fesad sahibi kimselerle fısk u fücur edip Müslümanların oğlancıklarını ve avratlarını cebren çekip ve ehl-i fesad suhteler yatağı olup Müslümanlar bunun elinden zâr u zebun olmuşlardır” diye şehadet eylediler (BS. 164/21).
1586 senesi Martı ibtidalarında gelen uzun bir emirde Hudâvendigâr, Ankara ve Bolu sancaklarında suhteler isyan ve tuğyan üzere olup Müslümanları katl ve birçoklarının genç oğullarını çekip ve birçoklarının esvab ve erzaklarını gasb eylemekte ve Müslü-manlardan zekat namına cebren akçe aldıkları ve reayaya zulmeyledikleri haber alınmıştır. Bu sancakların beyleri seferde ve bazıları da Tebriz’de olduklarından gönderilen mütesellimler de bu vazifeleri başaramadıklarından ve bazıları da akçe gördüğü yere meyl eylediklerinden fesad ve şenaatleri çoğalmıştır. Eski Silistre sancakbeyle-rinden Fazlı Bey, yarar ve bu civarın ahvâline vâkıf olduğundan, bu sancakların beyleri seferden gelinceye kadar buraların muhafazasına ve tutulmalarına çalışılması için memur edilmiştir. Bu gibi suhteler, her ne suretle olursa olsun, behemehal tutulup haklarından gelinmesi ve muharebeye tutuşanların demlerinin heder edilmesi ve takipte müsamahası görülenlerin şiddetle ceza görecekleri bildirilmiştir (BS.173/ 294).
1613’te etraf memâlikteki suhteleri teftişe memur sabık Anadolu beylerbeyi Tekeli Mehmed Paşa’nın Bur-sa’daki suhteleri teftiş için gönderdiği Mehmed Ağa, Çavuşbaşı Ali Ağa, Bur-sa’da buldukları 20 kadar suhteyi kefalete bağlamışlardır (BS.223/135).
Aynı sene suhtelerden birisi kahvehanelerden oğlan çekmek murad eylediklerinde yasakçılar ile sarhoş suhte-ler kavga etmişler ve suhtelerden birisi öldürülmüştür (BS. 245/247). Bunu fırsat ittihaz eden ehl-i örf taifesi “çarşıda kan oldu” diye dükkân sahiplerinden “cerîme” toplamak suretiyle dükkân sahiplerini rencide ettikleri haber alındığından, men’ edilmesi emredilmiştir (BS. 223/128).
18.5.1613 günü ikindi vakti Bursa’da eski Tahtakale Çarşısı ahâlisi mahkemeye gelip bu çarşıda suhtelerden İlyas oğlu Ali’nin, silahla gezip birçok
kimseleri yaraladığını ve bir kimseyi öldürdüğünü haber vermişler, derhal yeniçeri zâbıtı Abdi Subaşı, Hudâven-digâr sancakbeyinin mütesellimi Mahmud Ağa ve eşraf ve âyân bu çarşıya giderek katili tutturmuşlar ve mahkemeye getirilerek maktulü Abdurrahman oğlu Abdî’nin karısı dava etmiş ve çarşı halkı da şehadet eylediğinden sicile kaydolundu (BS. 223/16).
Bunlar numûne olarak konmuştur. Bunların yapmadıkları fenalık kalmamıştır. Osmanlı hükûmetinin en kuvvetli bulunduğu bir zamanda bunların bu gibi fenalıkları yapması hayrete değer. Faydalarından ziyade mazarratları dört asra yakın devam eylediğinden, medreselerin kapanması kararı bu gibi fâcirleri kökünden kaldırmış ve memleketi selâmete ulaştırmıştır. BK, IV/171
SUHUFÎ MEHMED EFENDİ Hazret-i Mısrî Niyazî halifelerinden aşık ve arif bir zattır. Bursalıdır. 1733’te ölmüştür. Mısrî Tekkesi’ne gömülmüştür. 76 sene yaşamıştır. Sahaf olduğundan bu ismi almıştır (OM. I/103). Türk, Arap dilleriyle yazılmış birkaç eseri vardır. BK, IV/191
SULH 1779 senesi Mart ortalarında Bursa’ya gelen bir emirde: “Rusya ile sulh akdolunup, senedât ve temessükât tarafeyn murahhasları arasında teati edilmekle Bursa’dan tertip olunan ser-dengeçti bayrağı küşâdından, deve ve beygir vesair mekkârî bedelleri tahsiline lüzum kalmadığından cümlesinin affolunduğu” bildirilmiştir (BS. 1191/13).
1792’de İkincikânun ibtidalarında gelen diğer bir emirde Ruslarla sulh imza ve senedler mübadele edildiğinden müretteb olan askerin çıkarılmasına lüzum kalmadığından, bu askerlerin tanzimi için fukaradan alınan akçelerin, bir akçesi geri kalmamak üzere tamamen ve kâmilen marifet-i şer’le ashabına red ve iadesi ve henüz alınmayanların tahsil edilmemesi emre-
dilmiştir (BS. 1206/6). BK, IV/192
SULTAN ABDULLAH (Şehzâde) II.Ba-yezid’in oğludur. Fatih zamanında Sa-ruhan sancakbeyi idi. Konya mirlivası Sultan Cem’le Sultan Bayezid arasındaki saltanat davasında Sultan Cem Konya’dan firar etmekle Sultan Abdullah, Konya livasına tayin edilmiş ve Konya’ya gitmek üzere iken Sultan Cem’in seraskeri Mahmud Bey’in Çu-kurçemen mevkiinde baskınına uğramış ve Konya’ya gidememiştir. Gedik Ahmed Paşa’nın tavsiyesiyle bir müddet Karahisar-ı Sahib’de kalmış ise de 888/1483’te hastalanarak vefat eylemiş ve cenazesi Bursa’ya getirilerek Muradiye’de defnedilmiştir. Kahraman bir şehzâde idi (G. 53). Aynîşah Sultan, kızıdır. BK, I/19
SULTAN AHMED (Şehzâde)
SULTAN AHMED (Şehzâde) II. Baye-zid’in Şehinşah’tan sonraki oğlu olup babası kendisini çok sevdiğinden veli-ahd etmiş ve hayatta iken saltanatı Ahmed’e terk etmek istemiş ise de Sultan Ahmed gevşek, zevk ve istirahata mâil ve gayet de halim ve sakin olduğundan bundan küçük olan Sultan Selim Şah’ın celâdet ve şecaati yeniçerilerin malumu olduğundan Ahmed’in cülusuna mâni’ olmuşlardır. Babasının zamanında 30 sene Amasya mutasarrıflığında bulunup 918/1512’de Yavuz Selim tahta çıkmakla Amasya valiliğine Davud Paşa’nın oğlu Mustafa Bey’i tayin eylemiş ve Sultan Ahmed’i azille iktifa eylemiştir. Selim’in cülusundan muğber olan Sultan Ahmed oğlu Sultan Alâeddin’i Bursa’nın zaptına memur eylemiş ve kendisi tekrar Amasya mutasarrıflığını zapt eylemiştir. Bununla harbetmek üzere Yavuz Selim Bursa’ya gelmiş 919/1513 Saferinin sekizinci Perşembe günü Yenişehir ovasında Sultan Ahmed topladığı askerle Yavuz Selim ile harp eylemiş ve attan düşerek tutulmuş ve Selim’in huzurunda Sinan Ağa tarafından katledilmiştir. İdamı sırasında parmağındaki yüksüğü çıka-
rıp “Bunu biraderim Selim Han’a ver, bizden yadigâr olsun, beni unutmasın” demiş, Sinan Ağa da yüksüğü teslim edince Yavuz Selim gayr-i ihtiyari ağlamıştır. 919/1513 Saferinin 9. Cuma günü, cenazesi Bursa’ya getirilerek Muradiye’de Sultan Şehinşah’ın yanına Sultan Selim’in emriyle defnedildi (G. 56; KA. 784).
Anası Abdullah kızı Bülbül Ha-tun’dur.
Ali (Alâeddin), Osman, Fatma Sultan isminde üç evlâdı vardır. Osman Amasya’da medfun olup (BS. 26/47) anası Abdullah kızı Sittîşah Hatun’dur (BS. 26/31). Fatma Sultan Davud Pa-şa’nın oğlu Mehmed Bey ile evlenmiştir (BS. 23/65). Sultan Ahmed’e Bursa mizan-ı haririnden senede 148.800 akçe salyâne tahsis edilmiş ise de son senelerde bunun iki mislini muhtelif yerlerden tahsil eylemiştir. Oğlu Sultan Alâeddin’in dahi 20.000 akçe salyânesi Bursa’dandı. Daha Amasya valisi iken teşkilâtı tıpkı saray teşkilâtı gibi idi.
Nişancısı: Şemseddin oğlu Mehmed Çelebi
Kapı ağası: Firuz Ağa
Sipahi oğlanları kethüdası: Bâlî Bey vs.
BS. nin 23/24,31,118,139,148,174’te pek çok izahat vardır.
919/1513’te Sultan Ahmed’in adamlarından Bursa’da ne kadar mahbus varsa İstanbul’a gönderilmesi emredil-diğinden gelen Mustafa Ağa’ya 18 kişi teslim edilmiş ve birisi pek hasta olup harekete iktidarı olmadığından şehir subaşısına teslim edilmiştir (BS. 25/ 55).
“Muradiye Türbeleri” kelimesinde gayet mufassal bildirileceği üzere Yavuz, Bursa’da daha birçok şehzâdeleri katletmek suretiyle Bursa’yı bir sâlha-neye çevirdiğinden Bursa ahâlisi çok müteessir olmuş ve derhal bu yeis ve elemi izâle etmek ümidiyle Uluca-mi’nin doğu cihetindeki güdük minareyi yıktırarak yeniden inşa ve Uluca-mi’ye akar olmak üzere Şengül Hama-
mı’nı inşa ve Bursa ulema ve fukarasına ve dervişlerine verilmek üzere pek çok akçe dağıtmış, ayrıca 1.000 koyun kurban etmiştir. BK, I/64
SULTAN AHMED (Şehzâde) II. Murad’ın oğludur. Amasya valisi iken vefat etmiş ve babasının türbesi ittisalinde ve kapısı türbe-i mezkureye açılan türbede medfundur. Vefatı 1428-1441 arasındadır. Yanında kardeşi Orhan’ın kabri de vardır. BK, I/56
SULTAN AHMED ÇELEBİ (Şehzâde) Çelebi Sultan Mehmed’in oğludur. 826/ 1422’de şehid olmuştur. Muradiye’de medfundur (SO. I/14; G. 45). BK, I/56
SULTAN AHMED TÜRBESİ Mehmed Çelebi isminde birisi emin ve Ali Çelebi de kâtip tayin edilerek Sultan Ah-med’in üzerine bir türbe inşası emredilmiştir. Bk. Türbeler. BK, I/65
SULTAN ALÂEDDİN (Şehzâde) II. Mu-rad’ın oğludur. Kardeşi Ahmed Çele-bi’nin vefatı üzerine Amasya’ya vali olmuş ise de 1442’de Amasya’da ölmüş ve Bursa’ya getirilerek babasının türbesine muttasıl türbeye gömülmüştür (BS. 338/71). BK, I/117
SULTAN ALÂEDDİN ALİ (Şehzâde) II. Bayezid’in oğlu Sultan Ahmed’in oğludur. 1512’de Yavuz Selim tarafından öldürülmüştür. Babasının Yavuz’la harp ettiği sırada Bursa’ya azeb için avârız salmış ve 10.6.1512 Cuma günü Bursa’da karışıklık çıkmakla adamlarının ellerinden paralar dökülmüştür. Muradiye’de babasının yanına gömülmüştür (BS. 23/175). BK, I/120
SULTAN OSMAN TÜRBESİ Bk. Osman Gazi Türbesi.
SULTANZÂDE HATUN II. Bayezid’in kızı ve Sultan Şehinşah’ın kız kardeşidir. Sultan Şehinşah kendi salyânesinden günde 100 akçe ulûfe eylemiştir (BS.
21/131). BK, IV/192
SUNGUR PAŞA 1530’dan evvel Yenişehir’de yaşamış bir zattır. Yenişehir’in Koçi köyünde bir mescid ve bir kervansaray, Yenişehir’de zaviye ve mescidi vardır. Mezarı Koçi köyündedir. Birçok köyleri vardı. Bunları bu hayır işlerine vakfeylemiştir (Bu zatın I. Murad ümerasından “Mîr-âlem Ak Sungur Ağa” olması pek muhtemeldir.) (BAVD. 27745). BK, IV/174
SUN’Î İsmi Hüsamzâde Sunullah’tır. Bursa’da doğmuştur. Gayet güzel ve yakışıklı idi. Biraz tahsil ettikten sonra henüz taze civan iken şair olmuştu. “Saçlı Emir”e dânişmend olup ilim ve kemâl tahsil etmiş ve tahsiline devam ederken de taundan vefat etmiş ve Zeynîler’e defnedilmiştir. Sultan Selim Edirne’deki Mihal köprüsünü tamir ettiği zaman;
Genc-i vâfir verüp yine üste
Cisr-i virânı eyledi mamur,
tarihini söylemiştir. BK, IV/207
SUN’Î İzniklidir. II. Bayezid asrı şairlerindendir (SO. III/235; KA. 2968; LT. 224). BK, IV/207
SUNULLAH ÇELEBİ Abdülkerim’in oğludur. 1591’de Yıldırım Darüşşifası başhekimi idi (BS. 178/73). BK, IV/207
SUNULLAH EFENDİ Bostan Efendi oğlu mevâlîden Mehmed Efendi’nin oğludur. Kendisi müderristir. Babası 1655’-te Reyhan mahallesinde ölmüştür (BS.333/45). BK, IV/207
SUNULLAH EFENDİ (Şeyh) Ali Paşa mahallesinden Şeyh Mehmed Efen-di’nin oğludur. Kendisi de şeyhtir. 1684 senesi Eylülünde ölmüştür. Karısı Mehmed Çelebi kızı Hatice Hatun’la oğlu Mehmed Çelebi ve kızı Fatma Hatun ve 19.970 akçe mirası kalmıştır. Birçok kıymetli kitapları arasında
“İlâhiyât-ı Yûnus” adında bir kitabı vardı (BS. 357/120). BK, IV/208
SUNULLAH SUN’Î EFENDİ Amasyalıdır. Gençliğinde Mısır valisi Ömer Paşa’nın imamı idi. Babası Hâbilzâde’dir. İstanbul’da Atpazarı şeyhi Osman Efen-di’den inabet almıştır. Bursa’ya gelip Nalbandoğlu Tekkesi’ne şeyh oldu. 1683’te vefat etmiş ve Pınarbaşı’ndaki Üftade fukarası arasına gömülmüştür. Âlim, arif ve tabir ilmine vakıf, Arabî makamı üzere okur ve güzel tâlik yazardı (G. 175). Halvetî tarikatındandır (SO. III/294). Gençliğinde Mevlevî tarikatından iken tâlik yazısını Derviş Abdi’den meşk etmiştir. Eserleri pek çoktur. (TH. 668). BK, IV/208
SÛR-İ HÜMÂYUN Padişahın, çocuklarını sünnet ettirmek veyahut da evlendirmek için yaptığı düğündür. 1582’de yapılan bir düğün için Bursa’dan beş bin tavuk, iki yüz kaz, bin ördek, bin güvercin alınması için tayin edilen ve kendisine akçe verilen Cebeci Mustafa Bursa’ya gelmiş ise de, bunlar vaktiyle tedarik edilemediğinden hassa tavukçulardan Muharrem irsal olunmuş ve Cebeci Mustafa’nın elinden akçeler alınarak Muharrem’e teslimi emredilmiştir. 1.323 şâhî alınıp teslim edilmiştir (BS 143/3). BK, IV/209
SUSIĞIRLIK KÖYÜ (Küçük) Kasım Bey bu köye 1756’dan evvel bir cami yaptırmıştı. Su sığırı eski devirlerde “Kara Sığır, Dombay, Camus” denilen hayvana derlerdi. BK, IV/212
SÜKÛNÎ MEHMED EFENDİ
SÜKÛNÎ MEHMED EFENDİ Mudurnulu Mehmed’in oğludur. Mudurnu’da doğmuş bir zattır. Âlim bir zat olup Bur-sa’da Mısrî Niyazî’ye inkıyâd eyledi. Halife yaparak Gelibolu’ya gönderdi. Şeyhini ziyaret için Bursa’ya gelmiş ve Ali Paşa Camii civarındaki Kasım Subaşı Zaviyesi’ne memur edilmiştir. 1691’-de ölmüş ve Deveciler mezarlığına gömülmüştü. İçi ve dışı mamur bir
fazilet ve irfan deniziydi. Asrının mümtaz ve fâzıl sîmâlarındandı. Türk ve Arap edebiyatına hakkıyla vâkıf ve şair olup birkaç eseri vardır (G. 395; SO. IV/192). BK, IV/191
SÜLE (Kasap Hacı) 1524 senesinde İmâ-ret-i İsa Bey mahallesinde ölmüştür. Hacı Tavşan’ın oğludur. Karısı Mevlânâ Mehmed’in kızı Zeyneb Hatun ve kızı Devran Hatun’dur (BS. 31/353). İma-ret-i İsa Bey Mahallesi’nde kârgîr bir mektep yaptırmıştır. Mektebin üzeri kurşun kaplıdır. 1614’te 6.940 akçeyle tamir edilmiştir (BS. 222/56). Bu mektep 1514’te yaptırılmıştır (BS. 26/46, 118/236). BK, IV/192
SÜLE ÇELEBİ Emir Yusuf’un oğludur. 1479’da Bursa’da bazı yerler satın almıştır. Bursalıdır (BS. 3/89). BK, IV/ 193
SÜLE MEHMED PAŞA “Kazzazoğlu” demekle maruftur. Bursa’da Meydan-cık’ta, Pabuççular Çarşısı’nda, Tom-rukönü’nde olmak üzere üç cami yaptırmış ve şimdiki İş Bankası’nın ve Vilayet Matbaası’nın olduğu yerde “Çendik Medresesi”ni de inşa ettirmiş ve Kayganoğlu Camii inşaatına yardım eylemiştir. Tarih-i vefatı ve hüviyeti meçhuldür. BK, IV/193
SÜLE PAŞA Mevlânâ Muhyiddin oğlu Koç Mehmed Efendi’nin oğlu Ali Pa-şa’nın oğludur. 1478’de sağdı.
Şeceresi şöyledir:
Mevlânâ Muhyiddin
Mehmed Efendi (Koca)
Mehmed
Musa Paşa
Bâlî
(BS. 3/13). BK, IV/192
SÜLEMİŞ ÇAVUŞ Orhan Gazi’nin ümera-sındandır. Samsa Çavuş’un kardeşidir. Osmanlı hükûmetinin kuruluşunda çok hizmetler etmiştir (BS. 3/114). BK, IV/ 207
SÜLEYMAN Bursalıdır. Kızı Fahrî Hatun 1543’te ölmüştür. Ahmed, Mehmed, Mahmud, Selime adında dört evlâdı vardı. 196.728 akçe miras bırakmıştır. BK, IV/201
SÜLEYMAN Veli’nin oğludur. Bursalıdır. Bursa’da 1584’te senelerce mimarbaşı-lık yapmıştır. BK, IV/201
SÜLEYMAN Bursalıdır. Yıldırım vakıflarının kâtibi olup hüsn-i hatta sülüs ve nesihi Hüseyin Hulûsî’den öğrenmiş ve eser bırakmaya son derece de gayret eylemiştir (TH. 221). BK, IV/200
SÜLEYMAN Celal oğludur. En usta kadi-fecilerdendir. 1620’de Bursa’daki kadi-feci esnafı üzerine ehl-i vukuf tayin edilmiştir (BS. 233/123). BK, IV/201
SÜLEYMAN Mudanyalıdır. “Kubûroğlu” denmekle maruf eşkıyadandır. Kendi hâlinde olmayıp halka zulüm ve teaddî ederek rahatsız etmekte, memleketin nizam ve intizamını bozmakta idi. Başka bir yere nefy edilerek âlem rahat bulmuşken, para kuvvetiyle yolunu bularak kendisini affettirmiş ve tekrar Mudanya’ya gelerek damadı Ahmed ile fesad ve ahlâksızlığa başlamıştır. Evi civarında bir “cemiyethane” ihdas ve etraf havalinin eşkıyasını başına toplayarak gece ve gündüz mahalle arasında silahla dolaşıp bazı sâliha hatunların evlerine girip ırzlarını ayaklar altına almakta ve damadı da insan öldürmek âdeti olduğundan zavallı fakir halka türlü türlü iftira ile hakimlere cezalan-dırtmakta olduklarından, bunların fesadlarından dağılmaya başlayacaklarını Mudanya ahâlisi arzıhâl ile rica
ettiklerinden Bursa kadısı ve müte-selliminden bunların ahvali sorulmuştur. 1758’de hakikat-i hâlin bildirilmesi emredilmiştir (BS. 391/140). BK, IV/ 203
SÜLEYMAN “Sincanlıoğlu” denmekle maruftur. Orhaneli’de âyânlık iddiasıyla taşkınlık yaparak âdet-i veçhile birçok kimseleri öldürmüş ve mallarını zapt etmiştir. Arkasından Akdereli oğullarından Mehmed oğlu Ömer ve Hacılar köyünden Rüstem oğlu Abdullah ve Döğenciler mahallesinden Koz-başı Deli Halil ile birçok fenalıklar yaptıklarından tutularak idam edilmeleri ve kesilmiş başlarının Anadolu divanına gönderilmesi emredilmiştir. Takibe gidenlere silah kullandıklarından cümlesi ölü olarak tutulmuş ve kesilmiş başları Kütahya’daki Anadolu eyaleti divanına gönderilmiştir. 6.4. 1775’te sicile kaydedilmiştir. BK, IV/ 204
SÜLEYMAN “Baklacıoğlu” denmekle maruftur. Maksem mahallesi ahâli-sindendir. Karısını boşamış ve biraz sonra da aklını oynatmıştır. O vakit Bursa Kadirî Tekkesi’nde bu gibi delilerin zincire bağlanarak üfürükle iyi edildiği işitilmiştir. 29 Eylül 1857 Pazartesi günü zincirden boşanarak tekkenin imamı Hacı Ali Efendi’nin üzerine hücum ederek boynunda kalan zincirin ucuyla Şeyh Ali Efendi’ye vurmuş ve kaçmıştır. Bahçeler arasından dolaşarak Molla Arab mahallesine çıkmış ve önüne gelene saldırarak yaralamış ve Setbaşı Köprüsü’nden geçerken yaralı olarak tutulmuştur. Bir İslâm ve Ermeni çocuğuyla üç kişiyi öldürmüş ve beş kişiyi yaralamıştır. BK, IV/206
SÜLEYMAN (Cerrah) Bursalıdır. Abdullah’ın oğludur. İkizceler ağnamından on akçe yevmiyesini uzun müddet almıştır. 1464’ten beri almaktaydı (BS. 10/153). BK, IV/198
SÜLEYMAN (Hacı) Hacı Hasan’ın oğludur. Bursalıdır. 1429’da ölmüş ve Pı-
narbaşı’nda Nişancı Paşa mezarı yanına gömülmüştür. BK, IV/197
SÜLEYMAN (Hacı) Hacı Tavşan’ın oğludur. Kasaptır. Yetmiş bin akçe vakfedip bunun otuz bin akçesiyle münasib bir mahalde bir mektep yapılmasını 1512’de vasiyet etmiştir (BS.25/59). Bu mektep İmaret-i İsa Bey mahallesine yaptırılmıştır (Bk. Kasap Hacı Süle Mektebi). Kendisi İmaret-i İsa Bey mahallesindendir (BS. 26/44). BK, IV/ 201
SÜLEYMAN (Hacı) Bursalıdır. “Duman-zâde” denmekle maruftur. Bursa’nın çok zenginlerindendir. 1773 senesi Şubatında sair Bursa eşrafı gibi bedeninden tam teçhiz ile 100 süvari yazarak orduya iltihakı kendisine bir fermanla bildirilmiştir (BS. 1186/ 9,14, 21). Bir ay sonra gelen ikinci bir emirde pîr u alîl olup bu hizmeti edaya bir türlü iktidarı olmadığı tahakkuk ettiğinden 3.000 kuruşu hazineye teslim etmek şartıyla seferden affedildiği bildirilmiştir (BS. 1186/14). 1790’da ölmüş, emvâl ve eşya, gulâm ve ceva-rîsinin mirî için zapt edilmesi emredilmiştir. BK, IV/204
SÜLEYMAN (Hacı) Bk. Emin (Piç).
SÜLEYMAN AĞA (Hacı)
SÜLEYMAN I (Kanûnî Sultan) 8.7.1513’-te Bursa’ya gelmiş, Mudanya’daki kendi zâtî eşyasını ve ağırlığını Bursa’ya getirmek için Bursa kadısından deve tutulup gönderilmesini emretmiştir. Daha evvel şehzâde idi (BS.25/175). BK, IV/201
SÜLEYMAN AĞA (Hacı) “Tedbirsizzâde” denmekle meşhurdu. Seydî Ahmed oğlu Tedbirsiz Mehmed Beşe’nin oğludur. Sağrıcı Sungur mahallesinde 10.5. 1716’da yaralanarak öldürülmüştür. Mehmed Çelebi adında bir oğlu, Fatma, Ayşe, Hatice, Ümmühan adında dört kızı, 140.474 akçe muhallefatı ve pek kıymetli tarih ve edebiyata ait kitapları vardı (BS. 372/93). Balıkpazarı mesci-
dine 600 akçe vakfetmiştir (BS. 386/
30). BK, IV/203
SÜLEYMAN AĞA (Hacı) Bursalıdır. Oğlu Seyyid Mehmed Paşa, Özi kalesi muhafızı iken Bursa’ya gelmiş ve Çekirge’de 1762’de ölmüştür (BS. 397/17). BK, IV/204
SÜLEYMAN AĞA (Hacı) Bursalıdır. Murad Ağa’nın oğludur. Tamburacıdır. Tuzpazarı Camii’nde mevlit okunması ve caminin tamiri için 500 kuruşu 1807’de vakfetmiştir (BS. 303/49). BK, IV/205
SÜLEYMAN BABA Mazannadan bir zattır. 1845’te ölmüştür. İsmail Hakkı Tekkesi civarında Akçeli Ebubekir Mektebi’nde medfundur. Türbesi demir parmaklıkla muhattır. BK, IV/205
SÜLEYMAN BABA (Alemdar) İzzeddin Efendi’nin müridlerindendir. Bursalıdır. Eşrefî dervişlerindendir. 1797’de ölmüş ve Deveciler mezarlığına gömülmüştür. Mazannadandır (SO. III/ 91). BK, IV/205
31 Süleyman Çelebi’nin 1952’de yaptırılan yeni türbesi (solda)
32 Türbenin eski hali (sağda)
SÜLEYMAN BEY Saruhanoğlu’dur. 1344’te Aydınoğlu’yla Kostantiniyye’ye gidip, dönüşünde Mudanya’da ölmüştür (Dİ. 278). BK, IV/196
SÜLEYMAN BEY Savcı Bey’in oğludur. Kılcı köyü bu zatın iken, Hacı İvaz Pa-şa’ya verilmiştir. Osmanlı hanedanın-dandır. 28.2.1427’de Hacı İvaz Paşa vakfiyesi yapıldığı zaman sağdı. BK, IV/196
SÜLEYMAN BEY Bursalı ve Hicr’in oğludur. 1548’de İstanbul’da ölmüştür. Karıları Şahhûbânâ ve Emine’dir. Evlâdları Pîr Mehmed, İzzeddin, Kumru ve Aynî’dir. 472.307 akçe muhal-lefatı kalmıştır. BK, IV/201
SÜLEYMAN BEY Çandarlılardan İbrahim Paşa’nın oğlu Mahmud Bey’in oğludur. Akşehir sancakbeyliğinde 1629’da bulunmuştur. Kocaeli sancakbeyi olmuştur. 1639 senesi Martında 64 yaşında iken ölmüştür. Ahmed, Mahmud, Ali, Derviş Mehmed, Halil, Mehmed adında altı oğlu kalmıştır (BS. 244/ 126). BK, IV/202
SÜLEYMAN BEY Kapıcıbaşılardan olup 1790’da Gemlik’te elli bir zira’ bir firkateyn sefinesi inşa etmiştir. Gemlik âyânıdır. 1820’de ölmüş ve muhallefatı mirîye zapt edilmiş iken yüz bin kuruş
mukabilinde veresesine terk edilmiştir (BAML. 24561). BK, IV/205
SÜLEYMAN BEY Bursalıdır. Bursa evkaf muhasebecisi iken 1891’de ûlâ rütbesi tevcih olunmuş ve Bursa evkafına çok hizmetler yapmıştır. Bursa eşrafından-dır. BK, IV/206
SÜLEYMAN ÇELEBİ Çandarlı Halil Pa-şa’nın oğlu olup, kazasker oldu. 1391’-de babasının sağlığında ölmüştür (SO. III/76). BK, IV/196
SÜLEYMAN ÇELEBİ
SÜLEYMAN ÇELEBİ Şeyh Mahmud’un torunudur. Yıldırım Bayezid’in imamı ve ölümünden sonra Emir Süleyman Çelebi’nin nedim ve musâhibi oldu. Ulucami’de imamlık yapmıştır. Meşhur Mevlid kitabını bu zat yazmıştır. Mevlid’i yazmasına sebebin de şu olduğunu iddia edenler vardır: Latîfî Tezkiresi’ne göre, Bursa’da bir vâiz vaaz ederken “Lâ nüferriku beyne ehadin min rusülih” âyetini tefsir ederken, “Ben Hz. Muhammed’i İsa Nebî’den tafdil etmem” demiş ve orada bulunan bir Arap âlim buna itiraz eylemiş, Bursalılar vâizden tarafa olmuşlar, Arab’a ehemmiyet vermemişler, Arap Mısır’a ve Haleb’e giderek Arap imamlarından kendi lehine fetvalar almış, bu sırada Süleyman Çelebi Mevlid’i yazmıştır. Şu beyitlerle Hz. Muhammed’in diğer enbiyadan efdal olduğunu göstermiştir:
Ölmeyüb Îsâ göğe bulduğu yol Ümmetinden olmağıçün idi ol Hem dahi Mûsâ elindeki asâ Oldı anın izzetine ejderhâ
Çok temennâ itdiler Hak’tan bular Kim Muhammed ümmetinden olalar Gerçi kim bunlar dahi mürseldürür Lîk “Ahmed” efdal ü ekmel dürür Zira ol efdalliğe elyakdürür
Anı öyle bilmeyen ahmakdürür.
Bir rivayete göre idam edilen bu vâizin göğsüne bu beyitleri hâvî bir levha asılmıştır. Türklerden yüzlerce şair “Mevlid” diye şiirler yazmışsa da, hiçbirisi Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i
33 Süleyman Çelebi’nin eski kabrindeki Mevlid’den beyitler yazılı yan taşları
yerini tutamamıştır. Latîfî, Süleyman Efendi’nin, Hacı İvaz Paşa’nın büyük oğlu ve şair Atâî’nin kardeşi olduğunu yazmaktaysa da, Güldeste bunu kabul etmemektedir. Kabri, Çekirge’ye giden yolun üstündedir. Sultan Hamid’in kurenâsından Hacı Ali Paşa, kabrini yeniden yaptırmıştır. Vefatı 1422’dir. Hürmetle okunan Mevlid-i Şerif’i ölmez bir millî eser ve dinî bir abidedir (LTC. IV/58; KA. IV/2620; G. 145; SO. III/76; LT. 55). Bursalı Mehmed Tahir Bey “OM. II/221”de Süleyman Çelebi’nin I. Murad ümerasından -Ahmed Paşa’nın büyük oğlu ve Şehzâde Süleyman Pa-şa’nın Rumeli fethine methiye yazan Şeyh Mahmud Efendi’nin hafîdi ve Emir Sultan’ın hâs müridi olduğunu yazıyor. Mevlid’ini meşhur şairlerimizden Ziya Paşa “sehlü’l-mümteni” diye medh ü senâ eylemiştir. Eskiden güzel bir türbesi vardı. 1620’de yıkılmıştır. BK, IV/196
SÜLEYMAN ÇELEBİ
SÜLEYMAN ÇELEBİ Bursalıdır. Annesi Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Selçuk Hatun’un kızı Hatice Sultan’dır. Hatice Sultan da İsfendiyar oğlu İbrahim Bey’in kızıdır. Babası, Fatih’in idam eylediği Sadrazam Mahmud Paşa’dır. Mahmud Paşa da Hızır Dânişmend’in oğludur. Bu hesaba göre Süleyman Çelebi anne cihetinden Osmanlı hanedanına ve İsfendiyaroğullarına ve baba cihetinden de Dânişmend hanedanına mensuptur. Hayatını Bursa’da geçirmiş ve babasının vakıflarının mütevelliliği-ni yapmıştır. Yahşi Bey’in oğlu ve İzmir fatihi Hamza Bey’in kızı Hatice Ha-tun’la teehhül eylemiş ve bundan da Osman Çelebi dünyaya gelmişse de geçinemediklerinden ayrılmışlardır.
34 Süleyman Çelebi’nin eski kabir taşı
Vefatında Yeşil’deki türbenin dışına ve kapının sol tarafına gömülmüştür. Sandukası ve mezar taşı mevcuttur. Mezar taşında “mahbûbu’l-kulûbi’l-ecmaîn” yazılmıştır ki, hakikaten hayatında nezaket ve irfanı, kibarlığı ve inceliği ile tekmil Bursalıların sevgi ve saygısını kazanmıştır. “Mahmud Paşa” kısmında söylediğimiz gibi Mahmud Paşa, Koca Mehmed Ağa’nın oğludur. Fakat Osmanlı tarihçileri bunu Hırvat yapmışlar, buna ait çok risalecikler yazmışlardır. Eldeki resmî kayıtları ortadan kaldırmak için Bursa kadısına gönderilen fermana istinaden yazılan şu kayıt tedkike değer: “Müteveffâ Süleyman Çelebi b. Mahmud Çelebi b. Mehmed Ağa’nın vakıfnamelerin ve mülknamelerin buldurup der-i devlete gönderesin diye Murad nâm hâdim-i saltanat-penâh yedinden hüküm vârid olup ber-mûcib-i emr-i şerif teftiş olundukta mezkûr mütûnun, oğlu Osman Çelebi yedinde iki vakıfname ve bir mülknamesi bulunup alındı, mühürlendi ve İstanbul’a gönderildi.” Bu kayıt 30.3.1515 tarihlidir (BS. 26/398). Süleyman Bey’in karısı Hüsnî Hatun da İstanbul’a gönderildi (BS. 26/400).
(BS. 246/21, 26/401). BK, IV/197
SÜLEYMAN ÇELEBİ Bursalıdır. Oğlu Şeyhî Çelebi 1559’da ölmüştür (BS. 80/43). BK, IV/201
SÜLEYMAN ÇELEBİ Mustafa Bey’in oğludur. Şairdir. Bk. Muhîtî (BS. 209/ 66). BK, IV/201
SÜLEYMAN ÇELEBİ (Emîr) Yıldırım’ın oğludur. Saruhan ve Karesi valisi iken Yıldırım ve Timurlenk’in Ankara muharebesinde bulundu. Yıldırım’ın aleyhine harbin döndüğü bir sırada Sadrazam Ali Paşa ile Evranos Bey ve Hasan Ağa gibi ümera ile Edirne’ye giderek padişahlığını ilân eyledi. 1411’de Musa Çelebi’nin üzerine yürüdüğünü haber alan vezirleri işlerin fenalaşacağını söylemişlerse de, hiçbirisinin sözüne kulak asmamış ve nihayet Hasan Ağa, hamamda işret etmekte olan Süleyman Çelebi’nin yanına giderek Musa’nın Edirne’ye girmek üzere olduğunu söylemişse de, Hasan Ağa’nın sakal ve bıyığını kestirmekle Hasan Ağa’yı gü-cendirmiştir. Musa Çelebi, Edirne’ye girerek tahta çıkmış ve Süleyman Şah da meyûsen Edirne’den çıkıp giderken, yolda Düğüncüler köyünde tutulup katledilmiş ve cenazesi Bursa’ya gönderilerek gömülmüştür. 7 sene 2 ay ve 16 gün padişahlık yapmıştır. İlk hükümdarlığı sırasında aralıkla iş görmüş, ulûm, maarif ve sanayii çok ileri götürmüşse de iyş ü işrete müptelâ olduğundan hiçbir işe bakmaz olmuş ve Yıldırım’ın büyük oğlu olması dolayısıyla yanında kalmış olan Mihal ve Evranosoğulları gibi büyük komutanların nasihatlerini dinlemediğinden başına bu felâket gelmiştir. Yıldırım’daki I. Yıldırım Bayezid’in türbesini bu zat yaptırmıştır. Edirne’de Eski Cami’yi yaptırmaya başlamışsa da tamamlayamamıştır. Kendisi âlim bir zat idi. Birçok alimler bunun adına birçok eserler yazmışlar ve bol bol ihsanlara nail olmuşlardır. Hudâvendigâr Türbe-
si’nde medfundur (G. 40; KA. 4207; BS. 214/170). Orhan adında bir oğlu ve bir de kızı kalmıştır. BK, IV/196
SÜLEYMAN ÇELEBİ EFENDİ Bursalı Hacı Hasan Ağa’nın oğludur. Zevcesi Emi-niye Tekkesi banisi Emin Efendi’nin büyük kızı Hanife Hanım’dır. 1815’te ölmüş ve Habiboğlu mahallesindeki mektebin avlusuna gömülmüştür. Hattat Tarhanzâde Abdullah Efendi’nin hafididir (MİB. 32). BK, IV/205
SÜLEYMAN EFENDİ Kara Davud Efen-di’nin oğludur. Babası okutmuştur. Âlim ve fazıl bir zattır. Zeynîler’de babasının yanına gömülmüştür (G.294). BK, IV/200
SÜLEYMAN EFENDİ Bursalıdır. Kadılardandır. 1543’te ölmüştür. Zahid, salih ve şairdi (SO. III/78). BK, IV/201
SÜLEYMAN EFENDİ Alâiyelidir. Müderris ve Kudüs mollası olup 1596’da İznik’te ölmüştür. Âlim ve itikadı sağlam bir zat idi (SO. III/65). BK, IV/202
SÜLEYMAN EFENDİ Alâiyelidir. Halvetî tarikatından olup Bursa’daki Hayreddin Efendi damadı Ali Efendi’nin halifesidir. İstanbul’da Kasımpaşa’ya gitmiş ve şeyhinin daveti üzerine Bur-sa’ya gelerek Fenarî Ahmed Paşa Zavi-yesi’ne şeyh olmuştur. 16.4.1654 Çarşamba günü vefat etmiş ve Ahmed Paşa Camii’ne gömülmüştür. Arif ve her şeyi bilen, zahid ve takva sahibi bir şeyh idi. Kendisi şairlerdendi. Fenarî Ahmed Paşa’nın şeyhlerinin de belli başlıları şunlardır: (G. 123; SO. III/67)
Şeyh Ali Efendi (Hayreddin Efendi damadı)
Alâiyeli Süleyman Efendi. 1654’te ölmüştür.
Oğlu Musli Efendi. 1657’de ölmüştür.
Sipahiden Ahmed Kâlibî Efendi. 1666’da ölmüştür.
Debbağ Yunus oğlu Mustafa Efendi. 1674’te ölmüştür. Debbağlığa ait bir
risale yazmıştır.
Rızaî Ali Aklî Efendi. 1706’da ölmüştür.
Konyalı Seyyid Ahmed. BK, IV/202
SÜLEYMAN EFENDİ Bursalıdır. “Kadı Süleyman Efendi” diye meşhurdur. Bursa’nın âlim müderrislerinden iken kendisine cezbe erişmiştir. Sultan Ahmed Medresesi’nin bir hücresinde oturmakta iken 3.6.1713’te seksen yaşında vefat etmiştir. Mazannadan bir zat idi. Büyük küçük herkes kendisine itikad ederdi. Sözleri rumuzlu idi. Padişahın bile kendisine itimadı ve teveccühü vardır. Nakit ve kumaş toplamak meraklısı idi (SO. III/72). BK, IV/203
SÜLEYMAN EFENDİ Receb oğlu Meh-med’in oğludur. Kendisi mevâlîdendir. 16.7.1743’te Habiboğlu mahallesinde ölmüştür. Karısı, Hacı İbrahim kızı Rabia Hatun’dur. 88.414 akçelik kitapları kalmıştır. Kitapları tarih, edebiyat ve daha çoğu da fetâvâya aittir. Tekmil muhallefatı 696.720 akçedir. BK, IV/ 203
SÜLEYMAN EFENDİ Hâcegân-ı divân-ı hümayun ve dârüssaade ağası kâtibi iken Bursa’ya sürülmüştür. 1774 senesi Mayısında Bursa’ya vasıl olmuştur (BS. 1186/48). BK, IV/204
SÜLEYMAN EFENDİ I. Abdülhamid’in oğludur. 28 Safer 1193 hicrî tarihine rastlayan 29.3.1779 Çarşamba gecesi saat üçe yakın dünyaya gelmiştir. Top şenlikleri yapılması için Bursa’ya müjdeciler gelmiş ve toplar atılarak ve geceleri şehirler donatılarak camilerde, tekkelerde vesair dua kabul edilen yerlerde ahâli toplanarak uzun ömürlü olması ve padişahın sıhhat ve afiyetinin ve devletinin uzaması için dualar yapılmıştır (BS. 1191/13). BK, IV/204
SÜLEYMAN EFENDİ (Muradiyeli)
SÜLEYMAN EFENDİ (Muradiyeli) Müderris iken 1691 senesi Nisanında ölmüştür (G. 399). BK, IV/202
SÜLEYMAN EFENDİ (Şeyh) Karahi-sarlıdır. Şeyh Kasım Enverî Efendi halifesi Muhyiddin Efendi’den inabet almıştır. Bursa’da Karamanlıoğlu mahallesindeki mescidin derununu arkadaşlarının yardımıyla tahta ile döşetmiş ve tekke hâline koyarak zikir ve ibadetle meşgul olmaya başlamıştır. 1609’da ölmüş ve bu mescid avlusuna gömülmüştür. Hû hû diye zikrederken ölmüştür. Zühd ve salâh ile meşhurdur. Hayatta iken dünyayı terk edenlerdendi. Çatal Fırın Tekkesi’ne de şeyh olmuştur (G. 172; SO. III/71). BK, IV/201
SÜLEYMAN EFENDİ (Şeyh)
SÜLEYMAN EFENDİ (Şeyh) Karamanlıdır. Bursa’ya gelerek Kadirî tarikatından birçok ihvan kazanmış ve Ulu-cami’de inzivaya çekilmiştir. 1634 senesi İkincikânun ayında ölmüş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. Salih, ahlâklı, âbid, zahid idi (G. 173; SO. III/66). BK, IV/202
SÜLEYMAN EFENDİ (Şeyh) Bursa’nın dağ köylerinin birisinden Hacı İbrahim’in oğludur. Bursa’ya gelerek ilim tahsil etmiş ve Nakşibendî şeyhi olmuştur. 1740’ta Başçı İbrahim Tekke-si’ne şeyh olmuş, 1769’da ölmüş ve zaviyeye gömülmüştür. Âlim, mücahit ve beden riyazatına devam ederdi. BK, IV/204
SÜLEYMAN EFENDİ (Şeyh) Bursa hanedanından ve mutasarrıf tekaüdlerin-den Mehmed Şerif Ağa’nın oğludur. 13 Ramazan 1238/ 25.5.1823’te Bursa’da Veli Şemseddin mahallesinde doğmuştur. 1837’de İstanbul’a geldi. Divan-ı hümayun kalemine ve Maarif-i Adliye Mektebi’ne girdi. Büyük kardeşi eski âyândan Bursalı Rıza Efendi’nin serasker mektupçuluğunda mektubî kalemine devam eyledi. 1843’te sadaret mektubî kaleminde ve âmedî odasında bulundu. 1853’te Anadolu Harp Ordusu Müsteşarlığı’na tayin edildi. Erzurum ve Kars havalisinde bulundu. Avdetinde yine eski kalemine devama
başladı.
1900 senesinde Göztepe’deki köşkünde ölmüş ve Selimiye Tekke-si’ndeki akrabaları yanına gömülmüştür. Mevlevî tarikatına mensup, uzun boylu, kısa beyaz sakallı, zarif bir zat idi. Temiz ahlâkı ve doğruluğu ile şöhret bulmuştur (SATŞ. 1690). Kendisi şairdir. Bursa’da “Sıdkîzâde” demekle maruftur (OM. II/248). BK, IV/145
SÜLEYMAN FEYZÎ PAŞA Rumeli valisi iken rütbesi ref’ olunarak ve eşyasının beylik için zabtı emredildiği hâlde on beş yük miktarı nefsî eşyasını birlikte getirdiği haber alındığından bir malı geride kalmamak şartıyla cümlesinin zabt ve defter edilmesi 1789 senesi Martı ibtidalarında Bursa kadısına emredilmiştir (BS. 308/5). Bu zat tekrar affolunarak Sivas, Haleb, Rumeli valiliğinde bulunmuş, 1793’te tekrar Haleb valisi olmuş ve orada vefat etmiştir. Gürcüdür. Üzeyir Ahmed Efen-di’nin kölesidir. Birçok eserleri vardır. Çorum’da bir kütüphane yapmıştır (SO. III/90). BK, IV/205
SÜLEYMAN HALİFE Başçı İbrahim Zavi-yesi’nin şeyhi Osman oğlu Abdülkadir vefat ettiğinde yerine Bursa mukâta-asından on iki akçe yevmiye ile 3.10. 1741’de şeyh tayin edilmiştir. Sahfî evlâdlarından Şeyh Hamil Efendi, bu zaviye şeyhliğinin Mısrî halifelerine mahsus olduğunu iddia etmiş ise de, yapılan duruşmada iddiasının esassız olduğu anlaşılmıştır (BS. 1184/69). BK, IV/203
SÜLEYMAN PAŞA
SÜLEYMAN PAŞA Orhan Gazi’nin oğludur. 1356 senesinde Rumeli’nin istilâsına memur olarak Hacı İlbeyi, Evranos Bey, Ece Bey’le bir gece sallarla Rumeli yakasına geçerek Çimni (Çimpe) kalesini feth ve Rum imparatorunun iltiması üzerine, askerini İstanbul’a getirerek, Rumlara imdat için Balkan’dan inen Bulgarları mağlup ve firara mecbur etmiş ve badehu Bolayır, Gelibolu,
Hayrabolu ve Tekfurdağı ile bütün o civarları fethederek Bolayır’ı merkez ittihaz eylemiş ve İlbeyi dahi İpsala ve Malkara’yı ele geçirmişti. 23 sene sadaret ve serdarlıktan sonra 1358’de avda iken atından düşüp vefat eylemiş ve Bolayır’da sarayı civarında kendisinin bina ettirmiş olduğu mescidi hazi-resine gömülmüştür (KA. 2618). Lugat-ı Tarihiyye ve Coğrafya (IV/58) biraz daha izahat vererek, sahilde sefine ve kayık bulamadıklarından, öküz derisinden iki sal bağlayıp 80 nefer dilâverle karşıya geçti ve kalenin süprüntü yığılmış mahallinden girerek kolaylıkla kaleyi aldıktan sonra orada bulduğu kayıklarla, tasavvuren üç dört binden ibaret askerini de Rumeli’ye geçirip, Gelibolu ve mülhakâtını feth-eyledi, diyor.
Süleyman Paşa’nın yaptırdığı hayrat ve hasenata gelince:
-
1. Bursa’da Helvacıoğlu mahallesinde bir mescid yaptırmıştır (G.19).
-
2. Yenişehir’de bir medrese ve kendisine bir de türbe yaptırmıştır. Buna irad olmak üzere Yenişehir’de bir kervansaray ve kapısı yanında iki dükkân yapıp vakfeylemiştir.
-
3. İznik’te bir cami ve bir medrese yaptırmıştır. Medreseye Mevlânâ Alâ-eddin ve Ali Kûşî Medresesi de derler. Bunun idaresi için de, Karamürsel ve Yalova kazalarında bazı köyler ve arazi ve Yenişehir’deki Papatya, Saruhanlar (Sadık) köyünü, İznik’te bostanlar ve kale içinde bir bahçe ve Mardiç Kapı-sı’nın dışında bir bostan ve İznik’teki Camiî mahallesinde bir ev ve Carlem Kapısı’nda bir yer vakfeylemiştir. Şile’de Erikli köyünü de bu cami ve medreseye vakfeylemiştir. Medresesi İznik’te Maltepe mahallesinde ‘U’ şeklindedir. Vakıflarına Karaoğlan evlâdları-nı mütevelli tayin eylemiştir (BAVD. 13842; BAMR. 7227).
-
4. Göynük’te bir cami yaptırmış ve buna irad olmak üzere bir hamam vakfeylemiştir. Hamam harap olmakla, mütevelliler tarafından çifte olmak
üzere 1530’dan evvel yaptırılmıştır. Ayrıca bir değirmen, bağ yeri, Eski-hisar, Kürnüç, Boyalıca köylerini de vakfeylemiştir (BAMR. 524).
-
5. Taraklıborlu’daki Çarşı Camii ve mektep ve bir de medrese ve ayrıca kale içinde diğer bir cami bina eylemiştir (BAVD. 22697, 26755, 18474).
-
6. Zağferanbolu (Safranbolu)’da Eski Mescid’i yaptırmıştır.
-
7. Akyazı’da bir cami yaptırmış ve bu cami 1719’da zelzeleden harap olmuştur. Kazgânî köyü vakfıdır (BAVD. 21602). Ayrıca Beklegör köyünde bir cami daha yaptırmıştır (BAVD. 20465).
-
8. Geyve’de bir cami bina ve ayrıca bir de köprü inşa etmiştir. Köprü harap olduğundan II. Bayezid buraya bir taş köprü yapmıştır. Büyükçöğde köyünü bu köprüye vakfetmişse de, Bayezid tarafından yaptırılınca bu köy de İznik’te medrese vakıflarına ilhak edildi (BAVD. 21651, 21814).
-
9. Bolayır’da, kendisi hayattayken bir cami ve bir imaret yapmış ve Taşağıl Kışlağı ile Lapseki’yi bunlara vakfey-lemiştir. Bolayır’ın aşarı ve Ahî mahallesi de buraya vakfedildi (BAVD. 24137).
-
10. Gelibolu’daki Eski Cami (BAMR. 7434).
-
11. Lapseki’de cami (BAVD. 24031).
-
12. Biga’da cami (BAVD. 24100).
-
13. Vize kalesi derununda Ulucami (BAVD. 3375).
Bunlardan başka Kavak kasabasında ve Malkara’da, İzmit’te birer cami yaptırmıştır.
Bunlardan başka Küre-i Nühâs’a tâbî Emirler (Emreli, Emirli) köyünde Şeyh Emre için bir zaviye yapmış ve bu zaviyenin idaresi için birçok vakıflar
bırakmıştır (BAVD. 3109, 3261, 21714, 25037, 25492, 26350). Bu köy de o zaviyenin vakfıdır.
Geyve Akhisar’ının Muğru köyünü Ahî Mustafa Zaviyesi’ne, Enil(?) köyünü Kara Ahmed Seyyidî Zaviyesi’ne, Kirasiye(?) köyünü, Ahî Çoban’a vakf-eylemiştir.
Akyazı’nın Bedel köyünü Süleyman Kadı Zaviyesi’ne; Sevaş, Toykıran köylerini Tatabey Olanı(?) köyündeki Güzel Ahmed Zaviyesi’ne vakfeylemiştir (BAVD. 26177, 25483). Biga’daki Ezine’deki Ezine Pazarı’nı Ahi Yunus Za-viyesi’ne vakfeylemiştir. Geyve’nin Ahır köyünü Ahi Hacı Zaviyesi’ne tahsis ve vakfeylemiştir.
Aile Vaziyeti: Seyyid Hüseyin Çelebi kızı Selçuk Hatun’la evlenmiş ve bundan Ömer Çelebi dünyaya gelmiştir (Bizans Karşısında Türkler, 156). İsmail Bey, İshak Bey, Melik Nasır Bey adında ayrıca üç oğlu daha vardır. Bunları Rumeli’ye geçerken beraber almış ve Melik Nâsır boğulmuştur. Süleyman Paşa bu oğlunun ölümünden çok müteessir oldu ve çok ağladı (Prof. Mük-rimin Halil, Düstürnâme-i Enverî, 1908 tab’ı, 83-84). Ayrıca İsfendiyar oğlu Kötürüm Bayezid’in kızını aldı. İsmail ve İshak Beyler de bu kadından doğdu (DE. 84).
Bir kızı Sultan Hatun, 797 Ramazan’a tesadüf eden 1395 senesi Haziranında Sinop’ta ölmüş ve hükûmet konağının arka tarafındaki, halk arasında “Aynalı Kadın” denilen türbeye gömülmüştür.
İkinci kızı Eftendize Hatun, 799 Zilkade ibtidasına tesadüf eden 27.7. 1397’de Akşehir’de ölmüş ve İmaret Camii haziresine defnedilmiş, mezarını Çomar oğlu Mustafa yapmıştır.
Osmanlı Türklerinde, evlâdlarına baba ve annelerinin adlarını koymak öteden beri âdettir. Süleyman Paşa’nın kızına Eftendize adını koyması, Orhan’ın bu isimde bir karısı olmasına bakılırsa, Süleyman Paşa’nın annesinin adı, Osmanlı tarihlerinin yazdıkları gibi Nilüfer olmayıp, Eftendize olması akla
geliyor. Fakat şimdilik ihtiyatla telakki edilmelidir. BK, IV/193
SÜLEYMAN PAŞA Sicill-i Osmânî, III/ 77’de, Fatih’in ümerasından bir Süleyman Paşa’dan bahsetmektedir ki, Karıştıran Süleyman Paşa olması pek muhtemeldir. Bu zat Rumeli ve sonra da Anadolu beylerbeyi olmuştur. Sonra Amasya valisi ve Semendire beylerbeyi de olmuştur. 1490’da vefat eylemiştir. BK, IV/200
SÜLEYMAN PAŞA İzniklidir. Oğlu Derviş 1671’de ölmüştür. Diğer oğlu Safer vardı (BS. 330/94). BK, IV/202
SÜLİ BEY Mekrili Arslan Bey’in oğlu Evruz Bey’in oğludur. İnegöl’ün Ali Bey köyünde 1503’te ölmüştür. Karısı Hamza kızı Kutlu ve oğulları Durmuş, Resul ve Yakub kalmıştır (BS. 19/148). BK, IV/207
SÜLÜK Eski Türkler sülüğe çok ehemmiyet verirlerdi. Mayıs’a girince pek çok kimseler -kiraz yemeden evvel-sülük tutunurlar ve kanlarını aldırır-lardı. Bu kan aldırmakla vücutlarındaki kanların temizlendiğine kani olurlardı. Tanzimat’tan sonra bir müddet sülük tababette de kullanılmaya başlanmış ve bu işi hükûmet imtiyaz şeklinde üzerine almıştı. 1260 senesi verilen bir emirde Hudâvendigâr eyaletinde vâki göl ve derelerden kimseye sülük tuttu-rulmaması ve sayd edenlerden beylik adına zapt edilmesi bir fermanla emredilmiştir (BASD. 1191). BK, IV/207
SÜPRÜNTÜ Bursa’da öteden beri süprüntü işleriyle meşgul olmak üzere bir çöplük subaşısı vardı. Bunlar süprüntüleri mahallenin muayyen bir yerine döktürürlerdi. 1697 tarihli bir vesika buna ait biraz izahat vermektedir. “Dâye Hatun mahallesinde Açıkbaş Şeyh’in türbesinden Enarlı nam mevzi ve ondan Hoca Menteş mahallesinden Uluyol’a varınca kadimden tarîk-i âm olup herkes gelir ve geçer ve mezbele
ilka olunur değilken civardaki bazı mahallât ahâlisi hilâf-ı şer’î şerif-i kadîme mugayir mezbelelerini haric-i şehre ihrac etmeyip bu yola attıklarından halk gelip ve geçemeyip kış günlerinde, sel ve yağmur vukuunda katiyen geçmek mümkün olmayıp ve yaz günlerinde de bazı küçük çocuklar ateş yakıp taaffünü havadan başka yangından da ahâlinin korkuları olmakla ve evvelce de buraları mezbelehane olmayıp yol olduğu şer’an sabit olduğundan bunların bu zebilleri ihraç ve o mahalleri tathir ve bundan sonra zebil ilka etmemek üzere tenbih” edilmelerine dair 1697 senesi İkincikânun ayında fermanla emir verilmiştir (BS.377/91). BK, IV/208
SÜRGÜN Fatih zamanında Bursa’dan İstanbul’a birçok kimseler sürgün (nakl-i hane) edilmiştir. Bunların Bur-sa’daki emvâl ve gayr-i menkulleri Bursa’da mahkeme marifetiyle satılmıştır (BS. 2/202).
1493’te Bursa’da bulunan iki kişi yirmi beş seneden beri Bursa’da oturduklarından sürgün olmadığına mahkemece hüküm verilmiştir (BS. 10/ 181). BK, IV/209
SÜRSAT
SÜRSAT Ordunun geçeceği yerlerde evvelce tayin olunan miktarda yiyecek maddeleri sevk edilip bunların sattı-rılmasına “sürsat” denilirdi. Bu mesele çok iyi düşünülmüş bir idarî işti. Meselâ Yenişehir menzilinden Martın birinci günü geçecek ordunun ihtiyacı için şu kadar arpa, şu kadar buğday unu, şu kadar yağ ve mevsime göre meyve bulundurulup bunlar ordu kadısının tayin ettiği fiyattan askerlere satılırdı. Hem askerler yiyeceklerini tedarik ederler ve hem de yiyecek malı olanlar bunları satmakla faydalanırlardı.
1615’te askerin zahiresi babında sıkıntı çekilmemek için sürsat ihracı hakkındaki fermanda, 50 bin kile arpa, 40 bin akçelik ekmek, 1.500 koyun ve 500 okka sade yağ sahipleri ile birlikte
Yenişehir sahrasında bulundurulması emredilmiştir (BS. 228/82,89).
1623’te Erzurum valisi Abaza Mehmed tuğyan ederek padişahın emrine itaat etmeyip fitne ve fesaddan hâlî olmadığından izâlesi için Vezir Mahmud Paşa serdar tayin edilmiştir. Der-gâh-ı âlîden tayin olunan kullarıyla dört bölük ağaları, bölüğü halkı ile vesair askerlerle Üsküdar’dan geçip sefere gideceklerdir. Bunlara ziyade sürsat zahiresi lâzım olduğundan Bur-sa’dan İstanbul’a kilesi ile 3 bin kile arpa, 20 bin akçelik ekmek, 300 koyun, 300 okka sade yağ ve 60 okka bal ve icabı kadar odun vilâyet halkına adalet üzere taksim edilerek herkesin tahammüllerine göre tahsil ve toplanıp asker varmazdan evvel Yenişehir menziline getirtilmesi ve sahipleriyle Bursa kadısının da Yenişehir’de bulunarak sattırılması emredilmiştir (BS. 236/ 148).
1657’de gelen bir emirde: “Evvel-baharda karadan ve deryadan Rumeli’ne sefer olduğundan sefere memur umum dergâh-ı âlî yeniçerileri ve altı bölük halkı vesair kapıkulları yol zahireleri için çok zahire tedarik ve ihzâr olunması iktiza ettiğinden menziller ve merhalelerde sürsat zahiresi eski kanun üzere, her İstanbul kilesi arpa on ikişer akçe ve yağın okkası 12’şer akçeye ve iki ekmek bir akçeye ve etin okkası üçer akçeye ve balın okkası sekiz akçeye olmak üzere Karıştıran menzile tayin edilenden maada Bursa kazasından İstanbul kilesi dört bin kile arpa, ikişer-lik olmak üzere yirmi bin akçelik ekmek, bıçağa yarar yedi yüz elli re’s koyun ve 250 okka sade yağ ve 100 okka bal ve saman ve odun Büyükçekmece menziline getirip ordu-yı hümayun nüzul eminine teslim edilmesi, kayıtsızlık sebebiyle zahire sevk edilmeyip sıkıntı çekilirse sebep ve bâdi olanlar azl olmakla halas olmayıp muhkem nefy-i beled ve azl-i ebed mukarrerdir” denilmektedir (BS. 345/103).
1659’da sefer-i hümayun için Manyas, Kite, Kızılca Tuzla, Günyüzü, Nallı Karahisar, Beypazarı, Kurupazarı, Gök-çedağ, Mihaliççık, Bergama (Tırhala, Soma), Lefke’den sürsat zahiresini acele kaldırıp Bursa sahrasında nüzül eminine teslim edilmesi; odun ve samanın nakli güç olduğundan odunun arabasına sekiz akçe, samanın kantarına 30 akçeye ordu-yı hümayuna karib mahallerden iştira edip teslim edilmesi emredildi (BS. 346/7).
1669 senesi Birinciteşrin ayında Bursa kazasından sürsat bedeli istenmiştir. Çok şâyân-ı dikkat olduğundan bunun taksimatını aynen yazıyorum:
İstenilen miktar : 532.000
%10 zam : 53.000
Yekun : 585.000
Bunun 381.000 akçesi sanat sahiplerine, 62.200 akçesi muaflara, 60.000 akçesi hanlara, 5.200 akçesi odalara, 76.500 akçesi köylülere taksim edilmek suretiyle tahsil edilmiştir (BS. 301/108). Bu sicil kaydında tafsilat ve müfredat vardır.
1671’de Çardak’tan Bursa menziline varınca vaki olan menziller için Bursa kazasından 60.000 kile arpa, 500 kile un, 750 re’s koyun, 200 okka sade yağ, 150 okka bal, 500 kantar saman ve 50 araba odun gönderilmesi ve bunların Tekirdağ iskelesine nakli için un ve arpanın beher kilesine beylik tarafından birerbuçuk sefine navlu verilmek üzere Tekirdağ iskelesine naklettirip kabza memur olanlara teslim edilmesi ve arpanın kilesi 40’ar akçe, unun 90 akçe, sade yağın okkasına 30 akçe, balın okkasına 20 şer akçe ve samanın kantarına 30 akçe ve odunun arabasına 70 akçe hesabı üzere bedelleri tahsil edip mal sahiplerine teslim ettirilmesi emr olunmuştur (BS. 330/81).
1678 Nisanında sürsat zahire bedeli tahsili emredilmiştir. Cumhurun ittifakıyla şu suretle hesap ve taksim edilmiştir:
|
Sürsat bedeli : |
309.334 |
|
Gelen mübaşire cihet-i maişet : |
51.000 |
|
İhzariye : |
4.530 |
|
Yekun : |
364.865 |
|
Esnaftan |
220.750 |
|
Odalardan |
3.255 |
|
Muaflardan |
40.000 |
|
Hanlardan |
31.000 |
|
Köylülerden |
69.250 |
|
Yekun |
364.865 |
(BS.316/95)
1679’da sürsat bedeli şöyle tahsil olunmuştur:
Sürsat bedeli : 309.334
Emri getiren mübaşire
cihet-i maişet : 44.000
İhzariye : 3.000
|
Yekun |
356.334 |
|
Esnaflardan |
210.900 |
|
Hanlardan |
33.400 |
|
Muaflardan |
40.000 |
|
Odalardan |
1.250 |
|
Köylülerden |
71.480 |
|
Yekun |
357.030 |
(BS. 326/95)
Muaflar şunlardır: Camcılar, İncici, dolapçı, desteciler, yastıkçılar, kadifeci-ler, kemhacılar ve dibacılar.
1681 senesi Ağustosunda üçte iki sürsat teklifi emrolunmuş ve bunu mevkufat defteri mucibince tahsilini Hacı Osman Ağa iltizam etmiştir (BS. 321/60).
1688’de sürsat bedeli olarak 537.000 akçe sanat sahipleri ve köylülerden tahsil edilmiştir (BS. 363/16,51,52). On bin akçe cumhurun ittifakıyla zammedilmiş ve rakam dâhil edilmiştir. BK, IV/209
SÜRÛRÎ En meşhur meddahlardandır. İshak Paşalıdır. 1933’te Bursa’da Setbaşı’ndaki Türk Ocağı kahvesinde meddahlık yapmak için ilân yazdırmak üzere giderken Kayan’dan Setbaşı’na gelen caddede düşerek ani surette ölmüştür. İstanbullu ise de, Bursa’yı
sevdiğinden bunu Bursalı zannederlerdi. BK, IV/212
SÜRÜCÜ Sefer ilânında cepheye hareket edenlerin arkasından sürücü tayin edilir ki, bu zat her tarafı yoklayarak sefere gitmeyenleri bulur ve sevk eder ve en nihayet kendisi de orduya iltihak ederdi. Bir iki nümune yazalım:
1664’te Vezir Yusuf Paşa, sarayda yetişmiş vezirlerden olup emektâr ve iş bilir ve hayatını devlet işlerinde geçirmiş olduğundan re’yinde isabet edeceğine padişahın itimadı olduğundan Anadolu, Sivas, Karaman, Maraş, Adana, Haleb eyaletlerinde vaki sancaklarda mütemekkin dergâh-ı âlî müteferrikaları, çavuşları, divân-ı hümayun ve defter-i hâkânî kâtipleri ve şakirdleri, zuamâ ve erbâb-ı timar, sipahiler ve yeniçerileri ve cebeci ve topçu ve top arabacı ve ale’l-umum sefere memur birden bine, binden yüz bine varıncaya kadar dirlik tasarruf eden asker taifesi nevruzdan evvel Serasker Ahmed Paşa yanına varıp dernek ve cemiyetle hazır ve mevcut olmak üzere yerli yerinden ihraç edip önüne gelen asker taifesini sürüp acele irsal ve îsal etmeye çalışması ve dakika fevt etmemesi emredilmiştir (BS. 1073/107).
1745 Şubatında Aydın muhassılı Vezir Hacı Mehmed Paşa, düşmandan intikam almak için yapılan muharebe sahasına Aydın’dan başlayarak Anadolu orta ve sol kollarından sefere memur tayin edilen vezirler, mir-i miray-lar, ümera, yeniçeriler, sipahiler ve silahdârlar ve serdengeçti terakkilileri, cebeci, topçu ve umumen kul oğulları vesair esnafı ve asker taifelerini sevk ve tesyire sürücü tayin olunmuştur (BS. 339/40). BK, IV/212
SÜTLÜ PİRİNÇ İstanbullu bir ahlâksız adamın şöhretidir. Kendi hâlinde olmayıp habaisle mevsuf ve gece ve gündüz kapıları, daireleri dolaşıp dedikodu yapacak hâllere cesaret eylediğinden evvelce adaların birisine sürül-
müşken bir kolayını bulup kendisini affettirmiş ve fakat yine ahlâksızlığına devam eylediğinden ehl ü ıyâliyle Bur-sa’ya sürülmüştür (BAZD. 1848). BK, IV/191
SÜVARİZÂDE MEHMED EFENDİ
SÜVARİZÂDE MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Müderristir. 1699 senesi İkinci-teşrin ayında ölmüştür (SO. IV/199). BK, IV/212
Ş
ŞABAN (Kara) Boluludur. Suhte eşkıya-sındandır. 1660 senesi Şubatında “Bur-sa’da olduğu haber alındığından elbette hüsn-i tedbir ve tedarik ile ele getirip hakkından gelip başını padişahın huzuruna götürülmesi” emredilmiştir. Verilen emirde, “Firar etti” veyahut “bulamadım” diye müsamaha ederse aman ve zaman verilmeyip onun yerine Bursa müteselliminin hakkından geleceği bildirilmiş ve “Ya Şâkî Şaban’ın başı veya senin başın” diye şiddetli bir tehdidde bulunulmuştur (BS. 346/31). BK, IV/213
ŞABAN BEY İstanbul’da mizan ustası Mustafa, 1756 senesinde Küşade, Mah-bube, Fatma adındaki üç Arap cariye-sini ve bir köçek oğlanını Şerbetçi Usta denilen bir kadına teslim etmiş ve Bur-sa’da Şaban Bey’in evine misafir olmuşlardır. Şaban Bey, Şerbetçi Usta denilen kadını haksız yere katlederek üç cariyeyi fuzulî olarak dava eylediğinden, Kapı kâhyası mübaşir tayin edilerek Bursa’ya gönderilmiştir. Mahallinde süratle bu davayı görüp, bu cariyelerin Mustafa’nın satın alınmış mülkü olduğu şer’an sabit olursa, cari-yeleri alarak İstanbul’a gönderilmesi ve sübut bulduktan sonra Şaban Bey muhalefet ederse, onun da cariyeler ile birlikte İstanbul’a ihzârı emredilmiştir (BS.1172/69). BK, IV/214
ŞABAN ÇELEBİ İsmail’in oğludur. Mizan-oğlu mahallesindendir. 1655’te “Ak-repzâde” demekle maruftu. BK, IV/213
ŞABAN EFENDİ Pîrî Efendi’nin oğludur. Eski Kaplıca garbındaki Şeyh İlâhî Za-
viyesi şeyhi ve mütevellisidir. Çok ihtiyar olduğundan 1621’de Ebubekir oğlu Mustafa’yı kâimmakam nasb eylemişti (BS. 235/86). BK, IV/213
ŞABANOĞLU TÜRBESİ 1523’te Bursa’da böyle bir mahalle ve böyle bir türbe varsa da, hüviyeti ve yeri tesbit edilemedi (BS. 31/16, 73/485). BK, IV/213
ŞADGELDİ BEY Bayezid Paşa’nın evlâdıdır. 1496’da kızı Şahhûbân Hatun, Bayezid Paşa vakıflarının mütevellisi idi (BS. 4/205). BK, IV/214
ŞADİ Bursalıdır. 1507’de oğlu Meh-med’in oğulları Ahmed, Hasan ve Mustafa vardı (BS. 21/51). BK, IV/214
ŞAH BEY Bursalıdır. Okçuzâde Mehmed Paşa’nın oğludur (1587) (BS. 170/ 225). BK, IV/219
ŞAH ÇAVUŞ Bursa’da 1583’te hassa harc emini idi. 1575’te Divân-ı hümayuna gidip Teslikara(?) adası mukâtaatı nazırlığı emanetini istemiş ve eski eminlerin muhasebesinden bin filo-riden ziyade hazineye vermeyi taah-hüd ettiği hâlde üç senede 157.507 akçe noksan verdiğinden kendisinden tahsili ve taallül ederse, emlâk ve eşyasından kat’an mecal vermeyip tahsil edilmesi ve hâsıl olan akçenin keseye konup mühürlenip hazine-i âmireye gönderilmesi emredilmiştir (BS. 127/ 182). BK, IV/214
ŞAH MEHMED
ŞAH MEHMED Hacı Halife zaviyesi şeyhi Mehmed’in oğludur. 25.12.1680’de bu
tekkeye zaviyedâr nasb edilmiştir (BS. 317/109). BK, IV/217
ŞAH MEHMED
ŞAH MEHMED BEY Sinan Paşa’nın oğludur. 1507’de Bursa’da idi (BS. 21/134). BK, IV/216
ŞAH MEHMED BEY Ümeradan Şemsi Bey’in oğludur. 1534’te sancakbeyi idi. Kardeşi Mehmed Bey de ümeradandı. BK, IV/216
ŞAH MEHMED ÇELEBİ İznikli Ali Bey’in oğludur. “Şah Çelebi” diye meşhurdur. Hoca Sadeddin Efendi’den ders almış ve müderris ve Kütahya’da kadı iken 1605’te ölmüştür. İyi ahlâkıyla şöhret bulmuş, dostlarına sadık ve hatır gözetir, iyi huylu bir zat idi (ŞN. 175). BK, IV/216
ŞAH MEHMED EFENDİ Molla Yegân’ın oğludur. Sultaniye Medresesi’nde müderris olduktan sonra Bursa kadısı olmuş ve 1453 senesinde vefat etmiş ve babasının yanına gömülmüştür. Âlim ve arif bir zat idi. Babasının Yıldırım civarında yaptırdığı medrese civarındaki muallimhanede medfun ise de, bugün ne muallimhane ve ne de kabirleri kalmıştır (G. 254; ŞN. 100). BK, IV/ 216
ŞAH MEHMED EFENDİ Kazasker Alâed-din Efendi’nin oğludur. Fenarîzâdeler-dendi. 1519’da Rumeli kazaskeri iken İstanbul’da ölmüş ve cenazesi Bursa’ya getirilerek dedesinin yanına gömülmüştür. Cenaze namazını Zenbilli Ali Efendi kıldırmıştır. Bk. Fenarî. BK, IV/216
ŞAH MEHMED EFENDİ (Mevlânâ) Mahmud Efendi’nin oğludur. Kahvehaneye tahvil edilen Orhan Gazi vakfından Bıçakçılar Hamamı’nın kadınlar kısmını icare-i müeccele ve ücret-i muaccele ile kiralamıştı. 1624’te vâzı’-ı yed idi (BS. 197/71). Ulemadandı. Yerkapı mahallesinde oturuyordu. Karısı, İbra-
him kızı Nefise Hatun’la Üftade’nin oğlu Şeyh Mustafa Efendi’nin kızıdır. Fenarîlerdendir. Bursa’da doğmuştur. Müderrisliklerde bulunmuş; Sofya, Medine ve Bursa’da kadılık yapmıştır. 1642 senesi Birincikânun ayında ölmüş ve babasının yanına gömülmüştür. Halim, selim, müşfik, kerim, nimeti herkese açık, lutfetmesini seven bir zat idi (G. 251; BS. 259/33). BK, IV/217
ŞAH SULTAN II. Bayezid’in kızıdır. 1554’ten evvel ölmüş ve Bursa’daki türbesine gömülmüştür (BS. 63/50). BK, IV/217
ŞAHHÛBÂN 1484’ten 1504’e kadar sicillerde ismine rastlanmaktadır. Hundî Hatun’un kızıdır. Bk. Hatice Hatun. BK, IV/215
ŞAHHÛBÂN HATUN Mevlânâ Bâlî’nin karısıdır. Pınarbaşı’ndaki değirmenin sahibidir. Ömrü bu değirmenin suyunu akıtmak davaları ile geçmiştir. Çünkü bu değirmene su ziyade geldiği zaman, senede altı yedi ay kadar işlerdi. BK, IV/215
ŞAHHÛBÂN HATUN Şemsi Bey’in kızıdır. Babasının vakıflarının 1570’te mütevellisi idi (BS. 112/2). 1580’de ölmüştür (BS. 135/140). Seyyid Nebi oğlu Seyyid Cafer’in karısıdır. BK, IV/215
ŞÂHÎ HATUN Hisar’da Ortapazar’da medresesi bulunan ve Leys Çelebi denilen Defterdar Mevlânâ Nureddin’in kızıdır. 1512’den evvel babası ölmüştür (BS. 23/159). BK, IV/215
ŞAHİN BABA I. Murad zamanında yaşamış bir zattır. I. Murad, kendisine Or-haneli’nin Şeyh köyünü vakfetmiştir. Şahin Baba da zaviyesine vakfetmiştir. BK, IV/216
ŞAHİN PAŞA (Lala)
ŞAHİN BEY I. Bayezid’in ümerasından-dır. Timur harbinde zayi olmuştur (SO. III/132). BK, IV/216
Tâcî Fatma Hatun
ŞAHİN PAŞA (Lala) Abdullah’ın oğludur. Orhan Gazi tarafından terbiye edilmiştir. I. Murad’a lala olduğundan bu adı almıştır. Efendisi tahta çıkıp padişah olunca, Rumeli beylerbeyi oldu. Orhan devrinde de pek büyük hizmetleri görülmüş ve Gazi Evranos Bey, Hacı İlbey, Demirtaş Paşa ile birçok şehirler fet-hetmiştir. Edirne ve Filibe şehirlerini fethedince vezirlik verilmiştir. Zağra, Samatu ve Lehistan vesair o cihetteki şehir ve kasabaları zapt etmiş ve Çamurluova’da Sırpları büyük bir inhizama uğratmıştır. Ferecek, Kavala, Dırama, Zihana vesair beldeleri ve kaleleri teshir etmiştir. Filibe kendisine mâlikâne olarak verilmiş ve Filibe’yi merkez ittihaz etmişti. Fırsat buldukça Balkanlardaki kaleleri ve geçitleri birer birer fethetmiştir. 1376’da Niş’in fethi esnasında vefat etmiş ve Kirmastı’ya
defnedilmiştir. Bursa’da bir mektep ve medrese, bir han ve bir mescid, Kirmastı’da bir cami, zaviye, bir köprü ve Rumeli’nde fethettiği şehirlerde cami ve medrese ve imaret gibi birçok hayratı ve Filibe önünde Meriç üzerine mükemmel bir kârgir köprü bina etmiştir. Osmanlı hanedanından olmayanlardan en evvel “Paşa” ünvanını bu zat almıştır. “Şehabeddin Lala Şahin Paşa” da derlerdi. Lala Şahin Paşa, 1348 senesi Haziranında yaptığı bir vakfiyede 28 dükkân ile Kirmastı kasabasının zeminin, Çardak, Oruç Bey, Behram, Çömlekçi, Geredeli, Ateri, Yenice, Üçerler köylerini ve Bolu’nun İnesi köyündeki değirmenini, Bur-sa’daki Vezir Hanı’nı vakfediyor. Vakfiyesi Bursa Vakıflar müdiriyetinde kayıtlıdır. Bolu’nun Alpagot köyündeki Şahin Bey Zaviyesi’ni de vakfetmiştir
35 Lala Şahin Paşa (BAVD. 23480, 25930, 26032; SO. Medresesi III/132; KA. 7871). BK, IV/215
iken Edirne’deki Tahtakale Mescidi’ne iki hissesini vakfetmiştir. Bir hissesi mülk olup Şahzâde Hatun’un kızı Hatice Hatun tasarruf ederdi. Garkın köyü de mülkü idi. BK, IV/217
ŞAHZÂDE HATUN Hamza Bey oğlu Bâlî Bey’in kızıdır. 1552 sonlarında Bur-sa’da kardeşleri Osman Bey ile Mev-zune Hatun vardı (BS. 34/104). BK, IV/218
ŞAHZÂDE HATUN Bursalı Abdullah oğlu Yusuf’un kızıdır. Sarı Abdullah mahal-lesindendir. 22.5.1575 tarihinde hayır işlerine birçok vakıflar bırakmıştır (BS. 126/175). BK, IV/218
ŞAHKULU Ali’nin oğludur. 1520’de Bursa’da çıraklık yapıyordu. BK, IV/ 216
ŞAHNİSA SULTAN Sultan Abdullah’ın kızıdır. 1540 senesi Eylülünde yazdırdığı bir vakfiyede Kuruçeşme’deki evini, yüz tam ve halisü’l-ayar filoriyi, 4.000 dirhem gümüşü hayır işlerine vakfetmiştir (BS. 144/185). Bunun kardeşi Aynîşah Sultan kendisinden evvel vefat eden kardeşi ruhuna cüz okutmasını şart etmiştir. 1540 senesi nihayetlerinde ölmüştür. BK, IV/217
ŞAHSUVAR HATUN Süleyman ve Mev-lânâ Hayreddin’in analarıdır. 1538’de Bursa’da sağdı. BK, IV/217
ŞAHZÂDE HATUN II. Murad’ın kızıdır. 22.10.1480’de Pazar günü Bursa’da vefat etmekle Sultan Alâeddin Türbe-si’ne gömülmüştür. O gün ve ertesi gün mahkeme tatil edilmiştir (BS. 3/368). Sinan Bey’in karısıdır. Sultan Murad, Yenişehir’in Barçınlı ve Elmas köylerini Şahzâde Hatun’a temlik etmiş ve bu da kocası Sinan Bey’e bağışlamış, Sinan Bey de Edirne’deki imarete vakfetmiştir. 1530’da yapılan tahrirde bu veçhile kaydedilmesine göre bundan çok evvel yaşamışlardır. Bursa’daki Kelesen köyü de evvelce Şahzâde Hatun’un mülkü
ŞAKİR ÇELEBİ Bursalıdır. Şatırzâde’dir. 1827’de Bursa ihtisab nazırı idi. Bur-sa’daki dükkân gedikleri öteden beri esnaf arasında alınıp satılmakta iken intizamı bozulduğundan tanzimi için İstanbul’a müracaat etmiş ve dükkân gediklerinin ihtisab defterlerine kayıt olunarak her bir gedikten -itibarına göre- kuruşta birer para mansûre ha-zinesi namına alınarak ellerine tezkere verilmesi emredilmiştir. BK, IV/219
ŞAKİR EFENDİ Bursalıdır. Feraizcizâ-de’dir. Kalem sahibi, çalışkan ve iyi düşünür bir zat idi. Bir vakitler memuriyete girerek mektubî kalemi mümeyyizi olmuş ve sonra Kırklareli tahrirat müdürlüğünde bulunmuştur. Kendi buluşu ve teşebbüsü ile Bursa’da Feraizcizâde matbaasını ihdas ve Nilüfer adında beş sene devam eden edebî bir gazete neşretmiştir. 1872’de “Hu-dâvendigâr”, 1894’te “Gündoğdu” haftalık mecmualarını çıkarmıştır. Dilimizin ve harflerimizin ıslahı için “Persenk” adlı büyük ve kıymetli bir eser telîf etmiştir. 1911’de vefat etmiş ve Demirtaş istasyon caddesindeki Faik Bey Medresesi karşısında Deveciler kabristanına gömülmüştür (OM. II/ 276). BK, IV/219
ŞAKİR PAŞA Bursa’da doğmuştur. Sadrazam Cevad Paşa’nın küçük kardeşidir. Mekteb-i Harbiye’den kurmay çıkmış ve korgeneralliğe terfi etmiştir. 1913’te Afyonkarahisar’da eceliyle ölmüş ve cenazesi Büyükada’ya getirilerek gömülmüştür. Tarihe hakkıyla vâkıftı. Beş cild “Yeni Osmanlı Tarihi”, iki cilt “Salâhaddin Eyyûbî”, “Mısır Tarihi” ile ömrünün sonlarında Galatasaray Lisesi programına uygun “İslâm ve Osmanlı Tarihi”ni yazmıştır. İnekçilik, arıcılık, sütçülüğe dair birkaç eseri ve Salâhaddin Eyyûbî adlı bir piyesi vardı (OM. III/79). BK, IV/219
ŞAP Boyacılıkta ve sair sanayide kullanılan şap Gördes’te çıkmakta idi. 1487’de Gördes’te bir şaphane vardı. Emanet suretiyle idare edilirdi (BS. 7/79).
1751’de Sadrazam Ali Paşa’nın İstanbul’da cami ve vakfı olmuş ve Gördes şaphanesinde hasıl olan beylik şap urusu (hinterlandı) olan İzmir, Gördes, tevabii kasaba ve köylerle Bursa ve Mudanya’ya nakl olunduğu zaman evvelâ bu şap ve sonra başkalarına ait olan şaplar satılacaktır (BS. 387/8). Bu emir üzerine mirî şap satılmadan başkasının şap satması men’ ediliyordu.
1795’te III. Sultan Mustafa’nın kızları Şah ve Mihrişah sultanların iştiraken malikâne suretiyle uhdelerinde bulunan Gördes’te şaphane mukâtaasında imâl olunan şapın Anadolu’daki urusu olan Bursa, Bilecik, Denizli, Aydın, Alaşehir, Eskişehir ve Tokat’tan, Anadolu beldelerindeki şap işleyicileri ve devecileri birer yolunu bularak çalınmış şapları getirip şap emininden aldık diyerek satmaya başladıkları anlaşıldığından ellerinde şap mukâtaası emininden mühürlü ve ma’mûlün-bih tezkeresi olmayanların şaplarının mirî için müsadere edilmesi ve Şarkî Kara-hisar şapının Tokat’tan beri tarafa geçirilmemesi ve Frenklere bir dirhem şap satılmaması emredilmiştir (BS. 400/ 111). BK, IV/213
ŞAŞI ALİ Zincirci. Bk. Burma Ahmed.
36 Şakir Efendi’nin çıkardığı Hudâvendigâr Gazetesi
ŞÂTIR ÇAVUŞ Güney köyünde zaviyesi ve Tobi köyünde kervansarayı, çeşme yolları olan Has Boğa Çavuş’un babasıdır. Bursalıdır (BS. 5/104). BK, IV/219
ŞEFİK BEY Bursalı değilse de, Bursa’nın iftihar edeceği büyük binalardan Ulucami’nin yazılarını yazdığından adını saygı ile anmayı bir borç bilirim. Reisü’l-ulema Mustafa İzzet Efendi’nin şakirdidir. Mahir bir hattattır. 1876’da ölmüştür. Ulucami’nin içerisindeki ve batı duvarındaki “tahassantü bi-zi’l-meleki ve’l-melekût” divanî levhasıyla doğu tarafındaki “Allahü veliyyü’t-Tevfîk” celî hattıyla yazılan levha bu zatın ölmez eserlerindendir (HH. 177; SO. III/153). BK, IV/220
ŞEHABEDDİN (Hacı) Buharalıdır. Bur-sa’ya gelmiş ve Seyyid Nasır’ın mezarının olduğu mahalde bir mescid bina ettirmiştir. 1451 tarihinde Şiilik isnad edilerek katledilmiş ve oraya gömülmüştür. Mezar taşına on iki imamın adlarıyla beraber Bursalılardan bazılarının aleyhinde olan şu beyti yazmıştır:
37 1855 depreminde yıkılan Şehadet Camii’nin yeniden yapılmadan önceki hali
Fevt-i Hâc Şehabeddîn-i Velî
Çü Hüseyin şod bedest-i kavm-i Yezîd Înçünîn cevr-i bî-günahi-i ân
Der cihân kes ne goft ü kes neşenîd Hücceteş ra be rûz-ı rüstâhîz
Hest târîh-i o “Katl-i şehîd”
Hassas bir Bursalı tarafından bu taş parçalanmıştır. Babasının adı Şeha-beddin oğlu Hoca Muzafferuddin’dir. Kardeşi Hoca Cemaleddin’in vakıfları vardı (G. 215; BS. 28/259, 23/150). BK, IV/220
ŞEHABEDDİN PAŞA (Hadım) II. Murad’ın hamam ağalarındandır. Saraydan yetişmiştir. 1439’da sevahil muhafızı ve sonra da Rumeli beylerbeyi ve sonra da vezir oldu. 1453’te infisal etmiş ve vefat etmiştir. Filibe’de medfundur. Bursa’da Çatalfırın mevkiinde Lâleli Çeşmesi ve Filibe’de cami ve imareti vardır (BS. 300/110; SO. III/176). BK, IV/220
ŞEHABEDDİN PAŞA CAMİİ Bu mahalleye Şehabeddin Paşa derlerse de, buna ait hiçbir kayda tesadüf edemedim. Camii belki Şehabeddin Paşa yaptırmış ise de, onun yaptırdığı camiden eser kalmamıştır. Mevcut olan camiyi 1497’de Karamanlı Mehmed Çelebi bina etmiş-
tir. Cami ahşaptır. Minarelidir. Orada bir de Şehabeddin Paşa Mektebi vardır ki bunu da Hacı Mustafa adında bir zat yaptırmıştır. Cami kapısında şu kitabe vardır.
Mehmed Çelebi bin Mehmed ol Karamanî Bu hûb mescide oldu safâ ile bânî
Dokuz yüz üç yıla vâsıl olmuşdu tarih Ki hurrem eyledi bu hazziyle dil-i cânı
Bu zatın, Setbaşı’ndaki Mehmed Karamanî ve Zeynîler kabristanında medfun olan “Mehmed Çelebi bin Mehmed Melek Karamanî” ile bir alâkası olup olmadığı tesbit edilememiştir. Evvelce cadde üzerindeki dükkânın arasında “Karaman Baba” adında bir kabir varsa da bu Karaman’dan galat mıdır, yoksa başka birisinin midir, malum değildir.
Bu camiye, Hacı Veli adında bir hayır sahibi 1561 senesinde nakit akçe vakfetmiştir (BS. 93/177, 20/25). BK, IV/ 220
ŞEHADET CAMİİ I. Murad zamanında 767/1365 senesinde dokuz kubbeli olmak üzere inşa edilmiştir. Kalede olduğu için Kale Cami de denilmekteydi. Bursa’nın meşhur zelzelesinde yıkılmış ve otuz yedi sene harabe hâlinde kalmıştır. 27 Nisan 1891 senesinde Cumartesi günü Hudâvendigâr valisi Mahmud Celâleddin Paşa, caminin tamiri emrini almış olduklarından, caminin tamirine başlanmıştır. Bu hafta Bursa’nın imarı bakımından en önemli bir hafta idi. Mihaliç yolu, şimendifer yolu, Mevlevîhane küşadı ve darülaceze adıyla bir yoksullar evi açılmıştı. Caminin inşaatına başlanma töreninde Bursa’nın hemen bütün halkı, ihtiyar, genç, kadın ve erkek görmeye gitmişlerdi. Kalabalığın tarifi kâbil değildi. Valinin kısa bir söylevi ve hocaların duaları ve sıbyan mektebi çocuklarının körpe ve ince âmin sesleriyle kurbanlar kesildi. Valinin bizzat enkazı nakletmeye başlaması memurları, ahâliyi gayrete getirerek herkes takım takım enkazı kaldırdılar (15
Ramazan 1308 tarih ve 5 numaralı Nilüfer dergisi). Bu inşaat valinin ve Bursa evkaf muhasebecisi Bursalı Süleyman Bey’in bu işi üzerlerine alarak kendilerine mal etmeleri, vazife yapmaları inşaatı süratlendirmiştir. İkinci-kânun 1893’te cami, enkaz yığını hâlinde iken yeniden inşa edilmiş ve dokuz kubbesinden esasen iki kubbesi sağlam kalmış olduğundan bu iki kubbenin tamiriyle cami ufaltılmıştır. Eski minaresi Ulucami minareleri gibi kalın iken inceltilmiştir. Caminin doğu tarafındaki küçük kapının üzerindeki kitabe bu camiye ait değildir. Orhan Gazi Camii’ne ait bir kitabedir. Hisar’daki Manastır Medresesi ittisalindeki Orhan Camii’nin kitabesi olması ihtimali vardır. Caminin inşasına ait rivayetlere göre, I. Murad, Bursa kadısına bir mesele için şahitlik etmek istemiş ve kadı da, “sen cemaatle namaz kılmıyorsun” diye şehadetini kabul etmemiş, bunun üzerine bu camiyi yaptırmış ve diğer bir rivayete göre de bu caminin inşasını müteakip Kosova muharebesine gidip ve orada şehit olduğundan son eseri olan bu camiye de bu isim verilmiştir, denilmektedir.
1844’te eski cami de esaslı bir tamir görmüş ve dokuz zira’ olan minaresi külâhı tamir edilmişti. BK, IV/221
ŞEHİNŞAH ÇELEBİ
ŞEHİNŞAH ÇELEBİ II. Bayezid’in oğludur. 1464’te doğmuştur. Konya valisi olmuş ve otuz sene kadar hükûmet ile 1511’de ölmüştür. Cesedi Bursa’ya getirilip Muradiye’ye gömülmüştür (SO. I/16). Sarı Sinan’ın oğlu Mevlânâ Mehmed Çelebi’den Konya’da ders almıştır (BS. 19/151). Sicillerdeki kayıtlara göre:
1485 senesi Ağustos ortalarında Bursa mizanından salyâne tayin edilmiş ve bir aylık salyânesinin berat resmi olan 8.333 akçenin salyâneden alıkonulup İstanbul’a mübaşir Hamza ile gönderilmesi (BS. 4/402).
Mizan emini Taceddin’den yirmi bin akçesi verilmiştir (BS. 5/112).
38 Şehadet Camii’nin yeniden yapılmış hali
1487’de Bursa mizanından takdir olunan salyânesi yüz bin akçe üzerine yüz bin akçe daha zam olunmuştur. Bu zammın berat resmi olan 8.333 akçenin kesilmesi emredilmiştir (BS.5/ 424).
1492 senesi Birincikânununda Bursalı müderris Mevlânâ Lutfullah Efen-di’ye, bir kitap hediyesi için in’am ola-
39 Şehadet Camii’nin yeni (A) ve eski (B) hallerinin planı (Ayverdi’den)
A
B
rak Bursa mizanındaki salyânesinden 5.000 akçe verilmesini bildirmiştir (BS. 10/32).
1500’de Defterdar İskender Bey oğlu Ahmed Çelebi’ye, filori alıvermek için, iki yüz bin akçe göndermiş elli üçer akçe hesabı üzere 3.803 efrenciye filori alınmıştır (BS. 17/40).
1503’te şehriyesi olan 62.500 akçeyi Hoca İlyas oğlu Hoca Mehmed Çelebi vekâleten almıştır (BS. 19/36).
1504 senesi Nisanında Şehinşah Çelebi, Bursa kadısına yazdığı bir hükümde: Bursa mizanından takdir olunan salyânesine emin nasb olunan Mustafa oğlu Cafer tarafından lalası Vezir Mustafa Paşa’nın oğluna bir iyi at bulup almasını ve salyâne akçesinden iki bin akçe verilmesi ve atın Hacı İskender ile gönderilmesi ve Bursa’da olan Tabib Yahya’nın da Konya’ya gitmesi için harçlık olarak bir miktar akçe verilmesi emredildiğinden iki bin akçe de tabibe verilmiştir (BS. 19/99).
1504’te kumaş alınmak için Hoca İlyas oğlu Muhyiddin Çelebi’den 34.069 akçe ödünç alınmıştır (BS.19/293).
1508’de gönderdiği bir hükm-i hümayunda eski defterdarı Abdullah oğlu Hamza Ağa’ya, karz-ı hasenden otuz bin akçe borcu olmakla, 1507 salyâ-nesinden kusursuz ve kesirsiz teslim edilmesi emredilmiş ve Emin Dursun oğlu Bâlî’den 13.250 akçesi verilmiştir (BS. 20/68).
1509 senesi Martında hademelerinden Sipahi oğlu Menemenli Sinan oğlu Hacı Mustafa Bursa’ya gelecek Şehin-şâh Çelebi için “iki donluk kırmızı, iki donluk mor uskorlat çuha, iki donluk sarı ve iki donluk âsumânî, iki donluk yeşil, iki donluk saçma gayet iyi, sekizer ağaç çuhalar ve on parça çatma ve dört paresi bin dörder yüzlük ve altı paresi bin akçelik ve on pare bin(?) ve on pare rîşe, on pare kemha, on pare gayet iyi bandik cem’an kumaş bahaları ve kirası olarak 35.316 akçe alıp akçeleri salyâne emini Sinan elinden alındı ve ayrıca getirdiği elli bin akçelik
de Bursa kadifesi alındı (BS. 20/218).
Şehinşâh Çelebi’nin defterdarı Abdullah oğlu Hamza ve daha evvelde İskender Bey oğlu Ahmed Çelebi idi. Nişancısı Rüstem Bey oğlu Hızır Bey, dârüssaade ağası Hamza Ağa vardı. Oğlu Mehmed Çelebi’dir (BS. 11/275, 10/172, 5/112). BK, IV/222
ŞEHİT Osmanlı hükûmetinin teşkilinden lağvına kadar bütün harplere Bursalılar iştirak etmişler ve her birisinde birçok fedakârlık ve kahramanlıklar göstermişlerdir. Bu hususta birçok kimseler de canlarını feda etmişlerdir. 1127/1715 tarihli ve 372 numaralı sicil defteri yalnız bir muharebede şehit düşen Bursalıların bazılarının adlarını yazmaktadır. Bursa’nın Yunanlılardan istirdadı sırasında şehit düşenlerin cenazeleri de Osman Gazi Türbesi yanına gömülmüş ve üzerlerine bir de âbide yapılmıştır. O vakit ki, Bursa gazeteleri de bu şehitlerin adlarını yazmaktaydılar. BK, IV/222
ŞEHREKÜSTÜ MAHALLESİ Bursa’da ilk teşkil olunan mahalledir. Kalenin dışarısında yapıldığı için bu isim verilmiştir. Esasen Osmanlı memleketinin birçok yerlerinde ve Malkara, Tırnova, Yanbolu, Antep, Tosya, Kütahya, Demirci ve Ladik kasabalarında bu isimde mahalleler vardır (BAVD. 18677; 872, 17072; BAMR. 4372). BK, IV/224
ŞEHREKÜSTÜ ZAVİYESİ Bk. Pars Bey.
ŞEHRİYAR ÇELEBİ Mehmed oğludur. Bursa’da subaşı idi. 1551’de ölmüştür. Mehmed, Aynîşah, Mihrî adında üç oğlu ve Üveys kızı Fahrî adında bir karısı kalmıştır. BK, IV/224
ŞEHZÂDE AHMED III. Sultan Ahmed namıyla padişah olmuştur. 1084/1673 Ramazanının 22. Pazar gecesi Bulgaristan’da Hacıoğlu Pazarı’nda Ramazan Efendi’nin evinde doğduğu Bursa kadısına fermanla bildirildiğinden Bursa’da
üç gün ve üç gece şenlik yapılmış ve camilerde padişaha dualar edilmiştir. Bu fermanı getiren adama da Bursa ahâlisinden cebren para toplanarak “müjde” adıyla verilmiştir. BK, I/78
ŞEHZÂDE KÜÇÜK AHMED II. Murad’ın oğlu olup henüz sabi iken 855/1451’de Fatih tarafından Edirne Sarayı’nda boğdurulmuş ve Bursa’ya getirilip babasının yanına gömülmüştür. Anası İsfendiyar oğlu Ahmed Bey’in kızı Fatma Hatun’dur (G. 47). BK, I/56
ŞEKER HOCA Bursa’da bir mahallenin adıdır. Bu mahallede kârgir bir türbe de vardır. Türbenin niyaz penceresinin üstünde bir taşta “Mehmed bin Seyyid Ali evâil-i Zilhicce 878” hicrî (1473) tarihli kitabe vardır. BK, IV/224
ŞEKERZÂDE Bk. Mehmed Ağa (Hacı).
ŞEMAKÎ ÇAVUŞ Daire-i hümayun çavuşlarından iken kendi hâlinde olmayıp muzır davalara karışıp herkesi ızrar ve tacizden geri kalmadığından te’dîbi için üzerinde tevliyeti de bulunan Bur-sa’ya gönderilmesi ve tevliyeti umurundan hariç bir hususa karışmaması 1736 senesi İkincikânun ayının sonlarında emredilmiştir (BS. 377/51). BK, IV/224
ŞEMSEDDİN İnegöllüdür. Bk. Numan Bey.
ŞEMSEDDİN Yunus Hoca mahallesi mescidinde imam ve mescid civarındaki Dâîoğlu’nun bina ettiği hücrelerde ayda kırk akçe cihetle müderris iken 1513’te ölmüştür (BS. 25/272). BK, IV/225
ŞEMSEDDİN Hüsam’ın oğludur. Hoca Yadigâr ölmüş ve kalan zengin karısı Dilârâm, bu zatla evlenmiştir. 1587’de bu da Bursa’nın zenginlerinden olmuştur (BS. 170/217). BK, IV/226
40 Şeker Hoca’nın türbesi
ŞEMSEDDİN (Ahi) Bursa’nın fethinde bulunanlardandır. Osman Gazi’nin kayınpederi Şeyh Edebâli’nin akrabasından imiş. Şehreküstü kabristanının doğu tarafındaki sokaktan Zağferanlık ve Narlı mahallesinden inen sokağın güney tarafında bir evin içerisindedir. Ziyaret penceresi kapatılmıştır (DŞ.). BK, IV/225
ŞEMSEDDİN (Mevlânâ) Sinan’ın oğludur. Mihaliç’te müderris iken kendi evinde katledilmiştir. 1527 senesi Eylülünde öldüğü zaman Bâlî ve Zahid adında iki evlâdı vardı. BK, IV/226
ŞEMSEDDİN (Şeyh) Ankarahisarlı Sûfî Çelebi’nin oğludur. İkizceler ağnamından on akçe yevmiyesi vardır (BS. 26/ 503). BK, IV/225
ŞEMSEDDİN (Veli) Hazret-i Emir hule-fasından Hüseyin Hoca’nın halifesidir. 1470’te ölmüş ve Okçular’daki Şere-füddin Paşa Camii’nin kıble tarafına gömülmüştür. BK, IV/225
ŞEMSEDDİN AHMED Mehmed Hoşhun’-un oğludur. 1485’te Murad Hudâven-digâr Türbesi’nde cüzhândı (BS. 58/ 88). Hoşhun’a “Dede Bâlî” de derlerdi (BS. 19/93). BK, IV/225
ŞEMSEDDİN AHMED ÇELEBİ (Mevlânâ) Müftü Ali Çelebi’den ders almıştır. Müderristir. Kanunî’nin ilk devirlerinde İstanbul’da ölmüştü. Âlim, fazıl ve her şeyi iyi araştıran bir zat idi. BK, I/96
ŞEMSEDDİN AHMED ÇELEBİ (Mevlânâ) ŞEMSEDDİN AHMED EFENDİ Esasen
Tekelidir. “Molla Dinkoz” namıyla maruftur. Fatih devri ulemasındandır. Yıldırım Medresesi’ne müderris olmuş, birçok kitaplara şerh yazmıştır. Birkaç eseri de vardır. 874/1469’da vefat etmiş ve Pınarbaşı’nda Mevlevîhane karşısına defnedilmiştir. Âlim, fazıl bir zattır. Mevlid okumanın aleyhinde bulunduğu rivayet edilmektedir (G. 284; SO. III/160; KA. 2871). Kükürtlü karşısında Hatice Sultan Türbesi hizasında, yolun güneyinde, köşebaşında yazısız bir taş varken bilâhare “Molla Dinkoz” diye yazılmış ve bir müddet evvel de kaldırılmıştır. BK, I/57
ŞEMSEDDİN AHMED EFENDİ “Malatyalı” namıyla meşhurdur. Kadı Musa Efen-di’nin oğludur. İznik’te doğmuştur. Ulemadan Celalzâde Hızır Bey’den ders görmüş, Hocazâde ile arkadaşlık yapmıştır. Hocazâde derecesinde bir mü-tebahhirdir. Vefatında Hocazâde, “rahat yatarım” demiştir ki, fazlı onun ilmine fâik olduğuna şahittir. Tasavvufta emsalsiz kâmil idi. İznik ve Filibe’de müderrislik yapmış ve İstanbul’a giderek Hicaz’a izin alıp gidip gelmiştir. 870/1470’te 33 yaşında vefat etmiş ve Zeynîler Camii’nin batı tarafına defne-dilmiştir. Kabrini Sultan Hamid’in kurenâsından Hacı Ali Bey, yeniden inşa eylemiştir. Birçok eserleri vardır. İnceden ince mütalaaya, nazik ve tatlı bir takrire malik olmakla “Hayalî” diye şöhret bulmuştur. İlk tahsili babasından görmüştü. Daima susar ve düşünürdü. Kadı Beyzavî’ye haşiyesi ve daha birçok risaleleri vardır. Türk, Arap, Fars dillerinde şiirler yazar ve üç lisanın edebiyatına hakkıyla vâkıftı. Hem âlim ve hem de şairdir. Genç yaşta
vefatı büyük bir zâyiattır (G. 272; SO. II/313; OM. I/291). BK, I/57
ŞEMSEDDİN AHMED EFENDİ Mahmud Çavuşzâde Müderris Feyzullah Efen-di’nin oğludur. Müderrislik yapmış, Mekke ve İstanbul’da kadı olmuş, Anadolu ve Rumeli kazaskeri olup 1808’de II. Mahmud’un cülusunda layık olmayan bazı sözler söylediğinden azledilerek Bursa’ya gönderilmiştir. 1809 Muharreminde vefat eylemiştir. Üftade Türbesi’nin karşısına defnedilmiştir. Vefatlarında tesadüfen Bursa’da menfâ bulunan Sadrazam Muhsin Paşa, derya kaptanı Seyyid Ali Paşa ve Şamlı Ragıb Paşalar cenazesinde bulunmuşlardır. Pek âlim değilse de gayet güzel söz söyler ve bulunduğu meclislere şevk ve neşe verirdi (SO. III/167). BK, I/92
ŞEMSEDDİN AHMED EFENDİ Mısrî Tekkesi şeyhi Mehmed Zeynelâbidin Efen-di’nin oğludur. 1817’de babasının ölümü üzerine kardeşi Mehmed Emin Zâik Efendi ile birlikte şeyh olmuştur. 1845’te tekkenin yüz kuruş maaşı vardı. Şemseddin Efendi sağdı. BS. IV/227
ŞEMSEDDİN AHMED EFENDİ (Mevlânâ) Mevlânâ Şükrullah’ın oğludur. Mevlânâ Alâeddin kızı İn’am Paşa Hatun karısıdır. 1488’de Hamza Çelebi, Selime Hatun ve Bâlî Çelebi adında üç evlâdı vardı (BS. 5/290,267). BK, IV/228
ŞEMSEDDİN AHMED EFENDİ (Mevlânâ) Müftü Hızır Bey Çelebi’nin oğludur. 1507’de kendisi de ulemadandı (BS. 21/46). BK, IV/225
ŞEMSEDDİN AHMED EFENDİ (Mevlânâ) “İshak Hocası” diye meşhurdur. Ay-dın’ın Sobice karyesinden, ulemadan Hayreddin Efendi’nin oğludur. Tahsil-i ilm ü kemâl ederek İstanbul ve Bur-sa’da bazı müderrisliklerde bulunmuş, 1708’de ölmüş ve Deveciler mezarlığında Şeyhulislâm Abdülaziz Efendi yanına gömülmüştür. Şair, âlim, fazıl ve her fende hoca denecek derecede idi.
Birçok telîfatı vardır. Kendisi güzel hattattır. Şiirlerde “Ahmedî” mahlasını kullanırdı. Mezar taşı Bursa Müze-si’ndedir (G. 411; SO. I/236). BK, I/83
ŞEMSEDDİN AHMED PAŞA “Hersek-zâde” demekle meşhurdur (LTC. I/ 103). Fatih, sözünde durmayan Bosna prensini te’dîb için mülkünü zapt ettiği sırada Hersek vilâyetini dahi işgal etti. Hersek prensi İstefan da mülküne bir daha malik olamayacağını anladığından oğlunu birçok hediyelerle Fatih’e gönderip mülkünün yarısını rica eylemiş, Fatih de ihtiyarlığa hürmet ederek oğlunu -bilâhare Ahmed Paşa olan-rehin gibi alıkoyup mülkünün yarısını verdi. Ahmed Paşa, Bayezid, Yavuz Selim zamanlarında dört defa sadrazam olmuştur. Yavuz’un Mısır’a azimetlerinde Ahmed Paşa’yı Bursa valiliğine tayin eylemiş ise de bir müddet sonra Bursa’da vefat eylemiş ve cenazesi Diliskelesi’nde Hersek köyündeki cami, imaret ve medresesi yanına def-nedilmiştir (KA.792).
“Hersekli” denilmesi Bosna’daki Her-sek’te doğmasından mı, yoksa bu köye Hersek denilmesinden mi kaynaklandığı tedkike değer. Bursa tarihleri Muradiye civarındaki Çınarönü’nde Ahmed Paşa’nın kabri olduğuna kani olmuşlarsa da Hersekli Ahmed Paşa’nın kabri Hersek köyündedir. 923/1517 Recebinde vefat eylemiştir. Mezar taşı şöyle yazılmıştır:
Lâ ilâhe illallah Muhammedün Ra-sûlullah / Vefâ(t-ı) Ahmed Paşa min şuhûri Receb fî senetin 923.
Bazı tarihçiler de Zülkadir vilâyetinin Kızıl Çölyaylağı’nda vefat eylediğini yazıyorlar. Bu zat hakkında en esaslı malûmat ve hâl tercümesini, Türk Tarih Encümeni Mecmuası’nın sene 5, s.200-272’deki Halil Edhem imzalı kıymetli tedkikte bulacaksınız. II. Bayezid’in damadı olan Ahmed Paşa, hayatta iken “Birader” namıyla maruftu (BS. 17/315). BK, I/63
ŞEMSEDDİN ÇELEBİ Hüseyin Paşa el-Yegânî’nin oğludur (1513) (BS. 25/ 335). BK, IV/225
ŞEMSEDDİN ÇELEBİ EFENDİ (Mevlânâ) Ataullah Efendi’nin oğludur. “Hoca-zâde” denmekle meşhurdur. 1585’te Cami-i Kebir mahallesine nâib olmuştur (BS. 155). BK, IV/226
ŞEMSEDDİN EFENDİ Eyüb Efendi Tekkesi şeyhi Eşrefzâde Ziyaeddin Efendi’nin oğludur. Babasının yerine yanan tekkeye şeyh olmuş ve yangından sonraki zamanlara ait biriken taamiyesinin verilerek yeniden inşasını istidâ etmiş ise de muvaffak olamamıştır. Bilâhare kendi tarafından iki hücre ve bir tevhidhane inşasına gayret etmiş ve Çarşamba geceleri Eşrefî ayini üzere zikir icrasına başlamışlardır. BK, IV/ 227
ŞEMSEDDİN EFENDİ Kütahyalıdır. Nakşibendî olup Seyyid Ahmed Buhârî’ye mürid oldu. Sonra Bursa’ya şeyh olmuştur. 1560 senesinde Kanunî Sultan Süleyman, nikris illetine tutulmuş ve Şemseddin Efendi tarafından nefes edilerek nefesi tesir etmiş ve pek çok in’ama muvaffak ve nâil olmuştur (SO. III/163). BK, IV/226
ŞEMSEDDİN EFENDİ
ŞEMSEDDİN EFENDİ “Mevlânâ Şemsî Efendi” de derlerdi. İstanbul’da tahsilden sonra İran’a ve Arabistan’a seyahat ederek mütenevvi ilimleri tahsil etmiş ve nağamat-ı mûsıkîde iktisab-ı maharet etmiştir. Bu mahareti sayesinde Fatih’e sokulmuş ve Fatih’in teveccühünü kazanarak kendisine refik edilmişti. Fatih’in gölgesi gibi hiç yanından ayrılmazdı. Bir gün kendisinden sadır olan bir hareketten dolayı Bursa’ya te’dîb olunarak meczubane bir ömür sürmüştür. Büyük bir yoksulluk ve sefalet içinde hayatı geçmiştir. Kendisi kızı “Yetîme”den başka hiçbir kimse ile ülfet ve musahabet etmezdi. Yiyeceğe dair gelen hediyeleri “zehirli-
41 Şemseddin Mehmed (Ulusoy) Efendi
dir” diye yemezdi. 1594’te ölmüş ve Bursa’da Dede Efendi Mescidi’ne gömülmüştür. Türkçe, Arapça ve Farsça nazm ve nesirde muktedirdi. Kasideler tanzim edip büyüklere gönderirdi. Bu kasideler suretâ medhi ve zımnen de zemmi tazammun ediyordu. İlm-i edvara müteallık meşhur bir dairesi vardır. Mahlası “Nahîfî”dir (G. 333; ŞN. 231; KA. 2871). Hanende Usta Şems diye anılırdı. Arabî, Farisî ve Hind diyarını ve dünyanın mamur yerlerini seyretmiştir. Hânendelikte çok ileride idi. Acem diyarından sâzende “Abdülkadir” geldiği zaman Fatih Sultan Mehmed adına bir eserin hem güftesi hem de bestesini yapıp ırlamıştır. Fasih ve beliğ bir kimsedir. Şu şiir onundur:
Eşk-i çeşmim dembedem gözümden akar mâ gibi
Ten habâb olsa ne var kanlu yaşım deryâ gibi
(ST. 71). BK, IV/226
ŞEMSEDDİN EFENDİ Eşrefzâde Cemaled-din Efendi’nin oğludur. 1809’da babasının ölümü üzerine zaviyesine şeyh olmuş ve mahkeme-i şer’iyyede kısmet kalemine de kâtip olmuştur. Kendisi şairdir. Mükemmel bir divanı vardır. Lâubâlî tabiatlı, hazır cevap, lâtifeci,
sohbeti hoş bir zat idi. 1845’te ölmüş ve Eyüb Efendi Tekkesi’ne gömülmüştür. BK, IV/227
ŞEMSEDDİN EFENDİ Moralı Tekkesi şeyhi Muhyiddin Efendi’nin oğlu Sadeddin Efendi’nin oğludur. 1872’de evlâdsız ölmüştür. BK, IV/227
ŞEMSEDDİN EFENDİ Şeyh Bahaeddin Efendi’nin kardeşidir. Yeni Kaplıca karşısındaki cami harap olduğundan Mevlevî şeyhi Mehmed Şemseddin Efendi’nin anasıyla birlikte kendi keselerinden sarf ettikleri para ile 9 Ağustos 1893’te mükemmel surette tamir ettirmişlerdir. BK, IV/227
ŞEMSEDDİN EFENDİ (Mevlânâ) İskender’in oğludur. Bursalıdır. 1606’da Bursa alimlerindendi (BS. 119/214). BK, IV/227
ŞEMSEDDİN MEHMED EFENDİ Niyazî Mısrî’nin halifesi Şeyh Sahfî’nin ahfadından Bursa Mısrî şeyhi Hafız İsmail Nazif Efendi’nin oğludur. 3 Kânunisânî 1867’de Bursa’da Mısrî Tekkesi’nde doğmuştur. Babasından ve Münzevî Tekkesi şeyhi Vahyî Efendi’den din ve tasavvuf dersleri almıştır. 1885’te Pı-narbaşı’ndaki İzzeddin Efendi Camii’ne hatib oldu. 27 İkincikânun 1893’te babasının vefatıyla yerine Mısrî Tekke-si’ne şeyh olmuştur. Düyûn-ı umû-miyede, nüfus, vergi dairelerinde muvakkat memuriyet ve kâtipliklerde bulundu. Birçok defalar Limni’ye gidip Niyazî-i Mısrî Hazretlerini ziyaret etti. 9 Teşrinievvel 1936 tarihinde İstanbul’da Gurabâ Hastahanesi civarındaki bir evde ameliyat olduktan sonra ölmüştür. Merkez Efendi kabristanında Niyazî-i Mısrî’nin kardeşi Şeyh Ahmed Efendi yanına gömülmüştür. Uzun boylu, seyrek sakallı, zeki, terbiyeli, çalışkan, intizamı sever ve temiz giyinmeye çok meraklı ve titiz bir zat idi. Bu himmetli şeyh ömrünü boş geçirmemiş ve memleketi olan Bursa’da
yetişmiş alimlere, şeyhlere, şairlere, Bursa kabirlerinde medfun meşâhire, Bursa camilerine, Bursa türbelerine dair büyük ve küçük birçok eserler yazmıştır. Ayrıca bir divanı da vardır. “Yâdigâr-ı Şemsî” adındaki tekkelerden bâhis eserinin yarısı basılmıştır. Diğerleri basılmamıştır. Yıldırım’ın türbesinin kitabesini okumak için dört beş defa oraya kadar gidip gelmiştir. Eseri sırf Türkçedir (SATŞ. 1808). Bursa Sicilleri’ni bir müddet tedkik etmiş ve Bursa’da kurulan Türk Tarih Encümeni Bursa şubesi reisliğinde bulunmuş ve Bursa tarihine çok büyük hizmetler yapmıştır. Mükemmel bir kütüphanesi ve nadide hattatların yazılarından mürekkep koleksiyonu vardır. Lutfî Paşa Tarihi’nin Türkiye’de yegâne yazma nüshası bu zatın kütüphanesinde vardır. Yegâne emeli bu kitaplarının bastırılması ise de, bunu tahakkuk ettire-meden ölmesi çok teessürü mucip olmuştur. Bu zatın karakteri hakkında yüzlerce sayfalık yazı yazılsa, yine faziletleri, iyi tabiatları anlatmak kabil olmaz. Muhterem üstadımın hatırasını burada hürmetle anmayı bir vazife ve bir vicdan borcu biliyorum. BK, IV/227
ŞEMSEDDİN VELİ Emir Sultan halifesi Hasan Hoca’nın mürididir. Kemale ermişlerden olup Bursa’da Yahnîkapan Mescidi’ni bina edip 16. asır ibtida-larında ölmüştür. Oraya gömülmüştür. Çok zengin idi. Evlâdları Bursa eşrafından oldular. Vâiz, müfessir ve muhad-distir (SO. III/161; ŞN. 132). BK, IV/ 226
ŞEMSEDDİN ZAVİYESİ (Ahî) Alacamescid mahallesindedir. BK, IV/225
ŞEMSİ BEY Şemseddin Fenarî oğlu Mehmed Şah Bey’in oğludur. Karısı Mehmed Bey kızı Ayşe Hatun ve anası da Ayşe Hatun’dur. Aksu köyünde bir mektep yaptırmıştır. Bu mektebin idaresi için Cilimboz ve Yaycılar suları ile dönen birer taşlı iki değirmeni, Ki-
te’nin Bolat köyü yakınında Delice suyu üzerinde Şükrullah Hoca Ocağı denmekle maruf değirmeni, Kite’de Aksungur oğlu Hüseyin Çelebi’den satın aldığı değirmeni, Kite suyu üzerinde iki göz mülk değirmeni, Kite suyu üzerinde Uzgur değirmeninin alt yanındaki Çuhacı değirmeni ve Bursa’da Ulucami mahallesinde Kazasker Mevlânâ Bedreddin oğlu Mevlânâ Pîr Mehmed Çelebi’den aldığı birbirine bitişik dört oda ve üç dükkânı 1517 senesi Birinciteşrin ayında vakfetmiştir (BAVS. 130).
Şemsi Bey’in Mâh-ı Devrân adında ikinci bir karısı daha vardır ki, Mâh-ı Devrân Yakub Çelebi oğlu Mehmed Çelebi’nin kızıdır. Anası Zeyneb Hatun da Ahmed Paşa’nın kızıdır (BS.19/ 310). BK, IV/224
ŞEMSİ ÇELEBİ Bursa’da doğmuştur. 1512’de Kefe’de kadı idi. Şairdir (G. 478). 1520’de ölmüştür (SO. III/163). BK, IV/224
ŞEMSİ EFENDİ (Kör Şeyh) Bursa’da doğmuştur. Sultan Murad’ın hocası Şeyhulislâm Sadeddin Efendi’den ders almıştır. Müderris olduktan sonra gözleri kör olmuş ve tekrar açılmıştır. 1620 senesi Ağustosunda ölmüş ve Umur Bey Camii’ne gömülmüştür (G. 332). BK, IV/225
ŞEMSİNUR HANIM Bahriyeli Abdülkadir Paşa’nın karısıdır. 1815’te Bursa’da ölmüş ve Şehreküstü kabristanına gömülmüştür. BK, IV/228
ŞEM’ULLAH ÇELEBİ Şücâ Bey’in oğludur. “Han Çelebi” diye meşhurdur. 1525’te Alâeddin Paşa vakıflarının mütevellisi idi (BS. 31/482). BK, IV/224
ŞENLİK
ŞENLİK Eskiden bir kale zapt olunur, padişahın bir evlâdı dünyaya gelir, birisi padişah olursa şenlik yapılırdı. Son asırlarda da padişahlık cülûsu ve doğum yıllarını devreden senelerinde
şenlik yapılırdı.
1663 senesi İkinciteşrin ayında Uyvar kalesi fethedildiğinden sevinilecek bir haber ilânı için Bursa’ya bir müjdeci gönderilmiştir. Allah’a şükürden sonra Bursa’nın âyânına haber verilmiş, kalelerde top ve tüfekler attırılıp eski âdet vechile Bursa üç gün ve üç gece tezyin, her türlü şâdmanlıklar yapıldıktan sonra şeyhler, ibadet edenler, zahidler, salihler ve cümle halk padişahın devam-ı devlet ve afiyeti için dualar yapmışlardır (BS. 1073/44).
23.10.1783 Çarşamba günü saat dokuzda I. Abdülhamid’in Sultan Murad adında bir oğlu olduğundan Bursa’da üç gün top şenliği yapılmıştır (BS. 1198/50). BK, IV/229
ŞEREF Hâcegândandı. Şam kapıket-hüdası iken padişahın arzusu hilâfına hareketlerde bulunduğundan 1833’te Bursa’ya sürülmüştür. BK, IV/230
ŞEREF MAHALLESİ (Duhter) Bu mahallede Hoca Kemal kızı Şâhî Hatun’un vakıfları vardı. Bunun şöhreti Bursa’da “Hoca Şeref kız kardeşi”dir. Git gide “Duhter-i Şeref” olmuş ve mahalleye bu ad verilmiştir. Fars dilince ‘duhter’ kız demektir. Duhter-i Şeref’in manası ‘Şeref’in kızı’ demektir. Halbuki “Şe-ref’in kız kardeşi” denmesi lâzımdı (BS. 19/296). Şâhî Hatun 1500’den evvel ölmüştür. BK, IV/229
ŞEREF MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Eşrefzâde İkinci Eşref Efendi’nin oğludur. 1669’da İncirlice mahallesindeki Eşrefzâde Tekkesi’nde dünyaya gelmiştir. Tahsilden sonra babasından inabet almış, 1697’de Eyüb Efendi Zaviyesi’ne şeyh olmuştur. Birkaç sene sonra Şeyh Zıbak (Zıbık) adında bir şeyhin mahlûlünden Bursa’da esnafa şeyh olmuştur. 1732’de ailesiyle beraber üç defa Hicaz’a gitmiş, dönüşte İstanbul’da Sultan Mahmud’un ve Mısır’da Fazıl Mehmed Paşaların ikramlarına nail olmuştur. Hicaz’dan avdetinin
15. günü taundan ölmüş ve Eyüb Efendi Türbesi’ne gömülmüştür. 66 sene yaşamıştır. Uzun boylu, âlim, fazıl bir zat idi. Salı günleri tekkede ve Perşembe günleri de Ulucami’de vaaz ve nasihat ederdi. Eli gayet açıktı. Fukaraya merhamet âdeti idi. Bunları doyurur ve kendisi de bu muvaffakiyetinden memnun olurdu. Bir gün Ulucami’ye giderken bir fakir yolunu keserek “Bu nasıl şeyhlik, nasıl dervişliktir? Ben de tarikatınız kardeşlerindenim. Siz süslü elbise giyiniz de ben çıplak gezeyim, insafınız yok mu?” diye söylenir. Şeyh de vaazdan dönüşte arkasında bulunan elbiseleri fakire vererek don ve gömlek ile evine kadar gider. Bu gibi acaip hâlleri de vardı. Yağmur dualarına çıktığı zaman yağmur yağarmış. Kendisi şairdir. Şiirde “Seyyid Şeref” mahlasını kullanırdı. Asıl adı Şerefüddin’dir (SO. III/138; YŞ. 85; KA. 2850). BK IV/229
ŞEREFÜDDİN Kırımlı Kemal’in oğludur. Kırım’da doğmuştur. Hafızüddin Mehmed Bezzaz’dan ders görmüş ve memleketinin yağma edilmesi üzerine Bur-sa’ya gelmiştir. II. Murad alimlere çok ikram ettiğinden buna vazife tayin etmiştir. Bu hâli üzere ömür sürmekte iken 1436’da ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Bazı eserleri vardır (SO. III/139; G.303). BK, IV/230
ŞEREFÜDDİN EFENDİ Bursalıdır. Enârî şeyhi Bedreddin Efendi’nin oğludur. 1768’de doğmuş ve alimlerden Bekir Efendi’den ders görmüştür. 1801’de tekke yandığından Hisar’da Nasuhî Tekkesi’ne geçmişler ve 1803’te tekke tekrar yapılmakla yerlerine gelmişlerdir. 1810 senesinde 50 kadar dervişiyle Rus muharebesine gönüllü olarak gitmiştir. 21.11.1812 Perşembe gecesi “humma-yı muhrika”dan ölmüş ve babasının yanına gömülmüştür. Temiz, kemâl sahibi bir zat idi. BK, IV/230
ŞEREFÜDDİN EFENDİ Üçkozlar şeyhi İbrahim Efendi’nin oğludur. 1769’da
Bursa’da doğmuş ve biraz tahsil etmiştir. Narlı şeyhi Bedreddin Efendi’ye intisab etmiş ve Üçkozlar Tekkesi’nde kardeşiyle beraber ibadet ve tarikat ayinini icra etmekte iken Çarşamba Tekkesi şeyhliği açılmış ve oraya tayin edilmiştir. 1824’te ölmüş ve Üçkozlar’a gömülmüştür. Ayrıca haffafhanede çalışarak maişetini temin ederdi. BK, IV/231
ŞEREFÜDDİN PAŞA II. Murad’ın hadım ağalarındandır. Sadık bir adamdı (SO. III/139). Akhisar’ın Gemiç köyünde bir mescid ve bir zaviye vakfetmiştir. Orhan Gazi, nefs-i Mekece ile Dere, Kâkî yaylağını, Emirler köyünü vermiş ve diğer padişahlar da mukarrer tutmuştur. Zaviyenin bir su arkı olup çeltik ekilirdi. 1530’da zaviyenin 26 su sığırı, 360 koyunu varmış, senede 174 okka yağ ve 100 okka peynir hasıl ve zaviyede sarf olunurmuş. Mekece Gölcük mezraası, Köprühisar mezraası ve bir ormanı ve Mekece’de bir de hamamı vardır. Senede 33.093 akçe umum hasılatı vardı. II. Murad’ın zamanında ölmüştür. BK, IV/230
ŞEREFÜDDİN PAŞA CAMİ Herkes bu camiyi hadım ağalarından Şerefüddin Paşa’nın zannederlerse de çok yanlıştır. Bu camiyi tüccardan Hoca Şere-füddin Paşa 1479’dan evvel yaptırmıştır (BS. 3/144). Cami kubbeli ve kârgirdir. Minaresi de vardır. Okçular Çarşısı’ndadır. 1500’de bu camiye Hoca Taceddin oğlu Ahmed Çelebi vakıflar yapmıştır.
1694’te caminin kurşunları 9.850 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 300/7). 1757’de minaresi 8.370 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 336/59). BK, IV/230
ŞERİF (Hacı) Bursalıdır. Kadifeci ve pek çok zengin olduğundan seferin hitamında cizyeden havale suretiyle tedricî surette ödemek üzere sekiz arkadaşıyla beraber 900 kese istikraz ve isti-dânesine kapıcıbaşılardan İznikli Ali
Bey mübaşir tayin edilmiş ve hükûmet kendisinden 1789 senesinde 40.000 kuruş istikraz etmişti (BS. 308/1). BK, IV/231
ŞERİF ABDÜLMUTTALİB 1246/1830 tarihinde Bursa’ya ailesi, erkânıyla beraber misafir olarak oturtulmuş ve her ay kendisine 10.000 kuruş maaş verilmiştir. BK, I/46
ŞERİF AĞA Bursa eşrafındandır. Kendisinin verdiği ve su sahiplerine delalet ederek topladığı para ile çoktan beri harap olan Gökdere suyundan “Oğuzlu su” yolunu tamir etmiştir. “Helvacı Hacı Şerif Ağa” diye meşhurdur. BK, IV/231
ŞERİF BEY (Şekerci) 1881’de ölmüş ve Şehreküstü’ye gömülmüştür. BK, IV/ 231
ŞERİF MEHMED EFENDİ Bursalıdır. Sıd-kızâde’dir. Mülkiye kaymakamlıklarında ve mutasarrıflıklarında bulunmuştur. Süleyman Çelebi Efendi’nin kızı Fatma Hanım’la teehhül etmiştir. 1871’de ölmüş ve Şeker Hoca Camii’ne gömülmüştür. Meşhur Bursalı Rıza Efendi’nin babasıdır. BK, IV/231
ŞERİF SAĞMÂLÎ Alimlerdendir. 1514’te II. Bayezid tarafından İkizceler ağnamından 10 akçe gündelik tayin edilmiştir (BS. 26/325). BK, IV/231
ŞERİFE AFİFE HATUN Ebulmeâlî Efendi oğlu Seyyid İbrahim Efendi’nin kızıdır. 1165/1751’de Kavaklı mahallesinde vefat eylemiştir. Kız kardeşi Kerime Hatun vardır. 654.000 akçe miras bırakmıştır ki ekserisi mücevherattır (BS. 388/68). BK, I/52
ŞEVKET EFENDİ
ŞEVKET EFENDİ Bursalıdır. Bursa askerî idâdîsinden yetişmiş zeki, çalışkan ve ecnebi dillerine vakıf, kalemi kuvvetli bir zâbıt idi. O vakit ilk zâbıt rütbesi olan “mülâzim-i sânî” rütbesinde bulunuyordu. Altı ay kadar çektiği mesane
hastalığından 23 yaşında olduğu hâlde 18 Eylül 1893 Perşembe günü ölmüştür. Bir sene evvel Harbiye mektebinden çıkmıştı. Ölümü Bursalıları çok müteessir etmiştir. BK, IV/232
ŞEVKİ (Molla) Şemseddin oğlu Mevlânâ Muhyiddin’in lakabıdır. 1546’da Nişancı Mehmed Paşa vakfiyesini yazmak için vekâlet eylemiştir. BK, IV/232
ŞEVKİ EFENDİ (Hacı) Meşhur Kuşadalı İbrahim Efendi’nin hulefasındandır. İshak Şah mahallesindeki evini tekkeye çevirmiş, 4.11.1851 tarihinde vakfiyesini yaptırmıştır. 18.8.1858’de ölmüştür. Emir Sultan yolundaki Sancaktar Baba Türbesi karşısındaki kabristana, yani Emirsultan yolu ile Topraklı Yokuşu arasındaki kabristana gömülmüştür. BK, IV/233
ŞEVKİ-İ KADÎM Bursalıdır. Yavuz Selim, Trabzon beyi iken Fenarîzâdelerden Şemsi Bey’e intisab etmiş ve Yavuz’un iltifatına mazhar olmuştu. Emir Sul-tan’ın menakıbını yazmıştır. 1543’te tamamlamıştır (G. 478). Bursa’da Osman Gazi ve Orhan Gazi türbelerine türbedar olmuştur. Kanunî Süleyman asrının tarihini “Süleymannâme” adıyla yazmışsa da tamamlayamamıştır. Kendisi şairdi (KA. IV/2880). Hâl tercümesi yazan alimlerdendi. Emir Sultan’ın mensup olduğu Nurbahşî tarikatın-dandır. 1554’te yazdığı “Menakıb-ı Emir Sultan” adındaki eserinin kendi el yazmasıyla olan bir nüshası Üsküdar’da Selimiye Kütüphanesi’ndedir. Keşfü’z-zünûn Zeyli ve daha birçok eserler yazmış; 61 fasıl üzerine müretteb Türkçe bir “Tabirnâme”si vardır. Asıl adı Mehmed Şevki ve babasının adı da Ahmed idi. Emir Sultan’a gömülmüştür (OM. III/72). BK, IV/232
ŞEVKİ MEHMED EFENDİ Çömezkadı Ahmed Efendi’nin oğludur. Bursa’da doğmuştur. 1688’de ölmüştür. Kaygan Camii mihrabı önüne gömülmüştür.
Tam 100 yaşında ölmüştür. Âlim, fazıl, edası şirin, meşrebi şuhtu. Beş altı telîfi vardır. Şairdir. Şiirlerinden:
Zerreler gibi yolunda gerçi olduk pâymâl Dökmedin ey mihr-i enver bûse-i dâmânına
Âşık-i üftâdene ey dilber-i âlî-cenâb Daima cevr eylemek düşmez uluvv-i şanına
(SAT. 187/206). BK, IV/232
ŞEYH ABDULLAH EFENDİ Bk. Hacı Halife.
ŞEYH ALİ PAŞA Hacı Paşa mahallesinde 1463’te ölmüş ve 12.350 akçe muhal-lefatı karısı Rukiye ve kızı Fatma’ya kalmıştır (BS. 1/83). BK, I/128
ŞEYH ÂŞUR ZAVİYESİ Pınarbaşı Camii’ne muttasıl Şeyh Ahmed oğlu Şeyh Himmet Efendi hanesine bitişik idi. 1777’de mamurdu (BS. 337/21). BK, I/192
ŞEYH BEDREDDİN SİMAVÎ MESCİDİ Bursa’da Sekeleme denilen Işıklar civarında Ramazan Baba Tekkesi’ndedir. Yeniçerilerin (BA. M. Cevdet Tasnifi, Vakıflar Serisi, 21510) ilgasında Bektaşîliğin de ortadan kaldırılması sırasında bu cami de Bektaşî Tekkesi diye yıktırılarak enkazının satıldığı ve bu binanın pek garip olaylar geçirdiği anlaşılmaktadır. Buna dair olan vesikanın özü şudur: Bursa’da sakin meşâ-yih, ulema, sulehâ şeriat meclisine gelerek Yıldırım Han’ın damadı Emir Sultan’ın halifelerinden ve büyük müellif ve Nakşibendî tarikatı şeyhlerinden Ramazan Efendi ve halifelerinden Şeyh Mehmed, Şeyh Ali Hazretlerinin Bursa’da medfun oldukları Işıklar mevkiindeki türbe nezdinde Nakşibendî şeyhlerinden Bedreddin Simavî’-nin bina eylediği cami-i şerifinde imam, hatib ve zaviyede şeyh ve vakıflarına mütevelli olan Derviş İbrahim, türbe, zaviye ve camiyi 1605 tarihinde yeniden tamir ve termim edip Bursa’da Kaplıca vakfından Taraklı köyündeki
çiftliği ve ittisalindeki bahçeyi ve Gönen kazasının Halife köyünde ve Edremit’teki bahçeler ve zeytin ağaçlarını vakıf ve vakfiyesini yapmış iken Allah’ın hikmeti doğru yoldan sapmış olan Bektaşîlerin ellerine düşmüş ve 1799 tarihinde Hamdi Baba adında Bektaşî şeyhi de camiden minberi, kürsüyü kaldırıp ve mihrabı bir arşın kadar örterek ve bir tarafında ocak ihdas ve ortasına “baba taşı” koyarak camiyi “meydan odası” hâline koymuş ve türbeyi de yıktırmıştır. 1823’te Abdülhalim Baba, şeyh olmakla türbeyi büsbütün ortadan kaldırmıştır. “Allah’ın inayetiyle bu gibi dinsiz ve yollarını sapıtmış Bektaşîlerin tekkeler ve zaviyelerden tard ve ihraçları ve tekkelerin yaktırılması hakkındaki padişahın iradesi” üzerine Bursa’ya gelen saray kapıcıbaşılarından eski cebecibaşı Ali Ağa, kızılbaş ve dinsiz olan Abdül-halim’i bu tekkeden tard ve eşyasını hükûmet hesabına zabt ve tahrir ve tekkeyi de yıktırarak enkazını satmıştır. Mahkemede toplanan ulema ve meşâyih, burasının Bektaşî Tekkesi olmayıp Bedreddin Simavî’nin camisi olduğunu ispat eylemiş olduklarından 3.11.1828’de Bursa kadısı Hafız Mehmed Emin Efendi, caminin tekrar inşasına müsaade edilmesini padişahtan rica eylemiş ve bir ay sonra da caminin inşasına müsaade edilmiştir. BK, I/247
ŞEYH PAŞA Salih’in oğludur. 1439 tarihli Koca Mehmed Ağa vakfiyesinde şahittir. BK, IV/236
ŞEYH PAŞA (Hoca) Mehmed’in oğludur. 1480’de Bursa tüccarlarındandı (BS. 3/305). BK, IV/236
ŞEYH İSHAK ZAVİYESİ Yarhisar’ın Gökçesu köyündedir. Sultan Osman bu köyü Şeyh İshak’a vakfeylemiş ve sırasıyla oğlu Hacı Mehmed ve onun oğlu İshak ve onun oğlu İshak ve onun oğlu Hacı İbrahim ve onun oğlu Ali şeyh olmuştur. Kanunî Sultan Süleyman devrinde
bu köyde 13 ev vardı. BK, II/340
ŞEYH İSLÂM Bursalıdır. Tanrıvermiş’in oğludur. 1488’de Hacı mahallesinde ölmüştür. 13.380 akçe muhallefatı ve Reyhan adında bir kölesi vardı (BS. 6/93). BK, IV/235
ŞEYH KONEVÎ Bk. Konevî Camii.
ŞEYH PAŞA Hacı Bolat’ın oğludur. 28.2.1427 tarihli Hacı İvaz Paşa vakfiyesinde bu zatın adı geçmektedir. Bursalıdır. BK, IV/236
ŞEYH PAŞA Bursalı Bayezid oğlu Şeha-beddin’in oğludur. Kendisi tüccarlardandı. “Hoca Şeyh Paşa” diye meşhurdur. Bursa’da Hisar’da bir cami yapmış, Mudurnu’da bir mescid ve zaviyesi, Bursa’da dükkânlar, evler, değirmen ve tuzla vakfetmiştir. Kudüs’e de para gönderilmesini şart etmiştir. Mudurnu’daki hayratına da Bursa’daki vakıflarından bakılırdı. Bursa’daki camiyi 1439 senesi Martında ikmal etmiştir. Karısı Seyyid Hasan kızı Sittî Ha-tun’dur.
1492’de Şeyh Paşa öldüğü zaman oğlu Mustafa Çelebi pek küçük kalmış ve Hacı Hasan kızı Gülçiçek Hatun vasi tayin edilmişti (BS. 10/73). Bu aileye
42 Şeyh Paşa Camii
ait sicil kayıtları şunlardır (BS. 10/32, 7/334, 2/60,185,236, 4/451, 12/169).
BK, IV/235
Şeceresi şöyledir:
Bayezid
Şehabeddin
Fatma Hatun
ŞEYH PAŞA CAMİİ Hisar’dadır. Mahalle de bu adı almıştır. Vakfından Genceli kurbündeki Şeyhî Paşa tuzlası, Darphane mahallesinde 7 dükkânı ki 1516’da yanmıştır. Gökdere üstünde bir değirmen (BS. 126/110) ki Orta Değirmen namıyla maruftur. Ulu-cami’nin kuzeyinde Şengül Hamamı’na muttasıl ekmekçi dükkânı da 1743’te Tabakhane yangınında yanmış ve yeniden yapılmıştır. Bunların cümlesi bu caminin iradıdır. Caminin minaresi vardır. Kârgirdir. İçerisinde güzel yazılmış levhalar ve kûfî yazılar vardır. Halk arasında bu cami “Dibekli Cami” diye şöhret almıştı. Caminin muntazam kitabesi vardır. 1504’te harap olan yedi oda, üç dükkân ve diğer sekiz dükkân ve mescid 11.200 akçeye tamir edildi.
15.4.1562’de caminin minaresinin korkuluğu 18 altına Yusuf Dede’ye tamir ettirilmiştir (BS. 92/164). 1679’-da kubbesinin kurşunları 40.800 akçeye tamir edildi (BS. 276/19).
1743’te Ulucami’de Şengül Hama-mı’na bitişik ekmekçi dükkânı Tabakhane büyük yangınında yandığından 129.540 akçeye yeniden inşa ettirildi (BS. 338/85).
Mudurnu kadılığındaki Uzunöz köyü de Şeyh Paşa’ya vakf-ı evlâddır (BS. 31/184). BK, IV/235
ŞEYH SUÂLÎ Kendi hâlinde bir zattır. Sultan Mehmed İmareti’nden fakirliğine mebni bir aş tayin olunmuş ise de 1577 senesi Nisanında ölmesiyle bu aş, oğlu Abdülkerim’e tevcih olundu (BS. 130/16). BK, IV/190
ŞEYHÎ (Mevlânâ) Anadan doğma topal olduğundan “A’rac Şeyhî” denmekle şöhret almıştı. Tosyalıdır. Müderris olmuş ve Bursa’da Molla Yegân Medresesi müderrisi iken 1563’te ölmüştür. Bir iki eseri vardır. Âlim ve zarif bir zat idi (ŞN. 57). BK, IV/234
ŞEYHÎ AĞA (Hacı) Bursalıdır. Mehmed’in oğludur. Yeşil mahallesindendir. 1861 senesi Nisan ibtidalarında 2.200 esedî kuruş vakfedip:
Ahmed Paşa Camii’nde yeniden inşa ettiği minare, Köse Medresesi kurbünde bina ettiği çeşme, Kaygan Ca-mii’ndeki musluklar ve mahallesinde bina ettiği çeşme, evvelce tamir ettiği “Boyacıkulu Köprüsü”, Akçalar köyünde bina ettiği çeşmenin tamirine sarf edilmiş ve senede üç kişiye 30’ar kuruş verilerek haftada beş gün Ulucami’de ders ve Kur’ân kıraatı talimini şart etmiştir. Oğullarından Hacı Ali’yi mütevelli ve Osman’ı nazır tayin etmiştir (BS. 321/108, 357/4, 336/ 93). BK, IV/234
ŞEYHÎ BEY (Hoca) 6.000 akçe timar ile Erzurum azebleri ağası iken Kızılbaş seferinde 1554’te şehit olmuştur. Oğulları Hüseyin ve Kılınç vardır. Bursalıdır (BS. 73/779). BK, IV/234
ŞEYHÎ ÇELEBİ Bursa esnaflarından olup Veliyyüddin oğlu Ahmed Paşa ile beraber aynı asırda yaşamış ve Fatih zamanında ölmüştür. “Çakşırcı Şeyhi” denmekle meşhurdur. Şiirleri hicvi andırır. Çok lâtif şiirleri vardır (SO. III/181; KA. IV/2894). O kadar âlim değilse de her zaman alimlerle düşüp kalktığından tabiat kuvvetiyle nazma kâdir olmuş ve geçinmek için çakşır (ince kumaşlı
uzun bir nevi şalvar) diker ve çakşırcı-lık ettiğinden “Çakşırcı Şeyhi” denmekle çok şöhret kazanmıştır. Müfred söylemekte çok mahirdi. Ansızın şiir söylemekte emsalsizdi. Söylediği şiirlerde fikirlerini tamamıyla izah ederdi. Her türlü lâtifelere, hünerlere ve hikâyeye isnad ederek şiir söylerdi. Ulemadan “Köre Kedi” denmekle meşhur bir kimse için lâtife olarak:
Köre kedinin kara bıyığı
Ağzından hemân sıçana benzer,
demiştir.
Bursa’nın zengin tüccarlarından Hammaloğlu adında birisi vardı. Sahibi kemâl idi. Topuklu denilen bir genç ve güzel kadına aşık olmuş ve onun yoluna pek çok nakit sarf ederek yanına almaya muvaffak olduğunu haber alan Şeyhî;
Topuklu’nun gümüşten kubbesini
Aceb urdu götürdü İbn Hammal, demiştir
(ST. 121). BK, IV/233
ŞEYHÎ ÇELEBİ Hocazâde’nin oğludur. 1491’de Muradiye zevâidinden günde 20 akçe vazifesi vardı (BS. 8/27). BK, IV/233
ŞEYHÎ EFENDİ (Seyyid) Bursa’da doğmuştur. Nakîbzâde’dir. Nimetî Çele-bi’nin kardeşidir. Bursa Bâb mahkemesinde kâtip idi. 1669 senesi Eylülünde ölmüş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. Alimdi, yazısı güzeldi. Nesir yazardı. Babasının adı Ahmed Efendi’dir. Emir Sultan mahallesinde oturmaktaydı. Karısı İbrahim kızı Alime ve kızı Rabia Hatunlardı (G. 477; BS. 296/26). BK, IV/234
ŞEYHÎ MEHMED Bursalıdır. Salih De-de’nin oğludur. Yeşil İmareti şeyhi idi. Şairdir. BK, IV/234
ŞEYHÎ MEHMED DEDE Bursa Mevlevîha-nesi şeyhi Mehmed Dede’nin oğludur. 1718’de kardeşi Salih Sahib Dede yeri-
43 Şible Camii
ne Mevlevîhane’ye şeyh olmuş, 1732’-de ölmüştür (SO. III/202). BK, IV/234
ŞEYHÎ MEHMED EFENDİ Bursa’da Yeşil İmareti şeyhi Mehmed Efendi’nin oğludur. 1718’de babasının yerine şeyh olmuş, 1738’de ölmüştür. Şairdir (SO. III/183; KA. 2894). BK, IV/234
ŞEYHÎ MEHMED EFENDİ Alâeddinzâ-de’dir. 1563 senesi Şubatında Temen-ye’deki zaviyeye bazı irad vakfetmiştir. 1569’da ölmüş ve bu zaviyeye gömülmüştür. BK, IV/234
ŞEYHZÂDE 1614’te müderris olan Mustafa Efendi oğlu Ahmed Efendi’nin soyadıdır (BS. 227/11). BK, IV/236
ŞİBLE MESCİDİ
ŞİBLE MESCİDİ Ahmed Çelebi tarafından inşa ettirilmiştir. Yeşil ile Emir Sultan arasındaki yolun tam ortasında ve kuzey tarafındadır.
1620 senesi İkinciteşrin ayında caminin sakfı harap ve duvarları yıkıldığından tamir edilmiştir (BS. 234/8). 1901 senesinde fevkalâde harap olduğundan ahâli tarafından yeniden inşa ettirilmiş ve açılma töreni yapılmıştır. Âyândan Sıdkızâde Ali Rıza Efendi bir sakal-ı şerif hediye etmiştir (MİB. 45).
Cami biraz yüksekçedir. Minaresi tahtadır. BK, IV/237
ŞİBLÎOĞLU Malumdur ki, Şeyh Şiblî denilen zat sûfiye şeyhlerinin meşhurlarından ve büyük evliyalardan olup 334/945 senesinde Bağdad’da ölmüştür. Bu zatın evlâd ve ahfadından Mahmud Çelebi oğlu Bayezid Çelebi 1458 senesinde Bursa kadısı olmuş ve sonra Galata kadısı iken İstanbul’da vefat etmiştir. Bayezid Çelebi’nin oğlu Ahmed Çelebi Bursa’ya yerleşmiş ve anası Bülbül Hatun ve kardeşi Mahmud Çelebi ile 1512’ye kadar hayatını Bur-sa’da geçirmiştir. En birinci hattattır (Bk. Ahmed Çelebi). Bursa’da Şible mahallesi denilen ve Yeşil’den Emir Sultan’a giden yolun tam ortasında bir mescid yapmış ve Bursa’nın kuzeyindeki Bayramyeri ile Atıcılar Meydanı arasında 20 müdlük bir yer alıp bu mescide vakfetmiştir. “Şiblîoğlu” diye Bursa’da nam bırakmışlardır. Daha sonraları 1742’de Ali Efendi adında bu aileden birisi Bursa mahkeme başkâtibi olmuş ve 1760’ta Bitpazarı’ndaki mescidi yeniden yaptırmış, minber koyarak cami yaptırmış ve Yeniyol’un baş tarafında yıkılan Sarı Abdullah
44 Şimşirli
Dede’nin kabri
Camii yanında da bir çeşme yaptırmıştır (Bk. Ali Efendi).
Bu aile hakkında sicillerde malûmat vardır (BS. 5/149,228, 4/170, 7/85, 374/97, 334/107, 17/120, 126/225, 97/84).
Şiblîzâde ailesinin şeceresi şöyledir:
BK, IV/237
ŞİMŞİRLİ DEDE Hisar’da Ortapazar’dan garba giderken bir evin duvarı içinde mükellef mermer bir kabirdir. Duvarlar arasında kalmıştır. Başında saray ağalarının giydikleri kavuk vardır. Mezarın ortasından bir Şimşir ağacı çıktığından Bursalılarca bu isim verilmiştir. Okunabilen yazısı şöyledir:
Birader-i ser-hâzin Anber Ağa
Salâh-ı hâl ile olmuş musaffa
Çünki erişdi bin elli birinde ana
Yirmi iki Muharremde kıldı azm-i beka Dua iden (.....………….)
Muharrem’in ola me’vâsı cennet-i a’lâ
Bu kitabeye nazaran bu kabirde yatan, saray hazinedârbaşı Anber Ağa’nın kardeşi Muharrem olup 1641’de ölmüştür ve kendisi temiz huylu imiş (Bu yazıyı Doktor Tevfik Edebey ile Şem-seddin Ulusoy okumuşlardır). BK, IV/ 238
ŞİNİK DEDE Mehmed oğlu Mustafa Dede’nin şöhretidir. Ulucami’de 1624’-
te bir akçe yevmiye ile akşamcı idi (BS. 238/140). BK, IV/238
ŞİR MAHMUD Abdullah’ın oğludur. 1509’da Umur Bey mahallesinde ölmüştür. Oğulları Bâlî, Sefer Şah ile 283.280 akçe miras bırakmıştır. BK, IV/238
ŞİRİN HATUN Abdullah’ın kızıdır. II. Bayezid’in karısıdır. Sultan Abdullah’ın anasıdır. II. Bayezid buna, Mihaliç Emakin köyünü vermiş ve;“Cümle şer’î hukukuyla ve rüsum u örfiyyesinin kâf-fesini ve harcını, ispençesini, koyun resmini, beytülmalini, kayıp malını, mefkud malını, voyvodaları ve kaçkunları ile bağcıları ve âzadluların harcları vesair hasılları ile kesimlilerin kesimleri ile ve ellicilerin yerleriyle mülkiyet vechi tahtı tasarrufunda ve havza-i hükûmetinde olup enva-ı hakk-ı mülkiyet üzere tasarruf edip her ne vechile isterse intifa’ edip dilerse sata, dilerse bağışlaya ve dilerse vakfede. Ve mülk-i mezbur serbest olup bâd-ı hevâsına hariçten kimse dahl ve taarruz eylemeye” diye emretmiştir. Şirin Hatun, Bursa ve Mihaliç’te birer mektep, Eyne(sil) ve Trabzon’da birer mescid bina etmiş ve bu hayırlarına bu köyü vakfetmiştir. Şile’de dört değirmen (Koca Deresi’nde) dahi vakfetmiştir. Sultan Abdullah’ın da Akşehir’de zaviyesi vardır. Bu masraftan artan para ile türbesinde cüz okunmasını, bayramlarda ve namazlarda helva verilmesini de şart etmiştir. BK, IV/ 238
ŞİRİN HATUN Timurtaş’ın karısıdır. 1464’te Umur Bey mahallesinde ölmüştür. Oğlu Mehmed ve kızı Zeyneb vardır (BS. 1/65). BK, IV/238
ŞİRMERD Abdullah’ın oğludur. Boyacıdır. 23.5.1521’de kendisini Setbaşı köprüsünden atarak ölmüştür (BS. 29/ 202). BK, IV/238
ŞİRUGAN YAĞI Vaktiyle Bursa’da çok sarf olunurdu. Farisî dilinde şir, süt;
45 Şirin Hatun
Türbesi
revgan, yağ manasınadır. İkisi bir arada gelirse susam yağına denirdi. “Şirlağan” da derlerdi. 1629’da bunu satan esnaf mahkemeye başvurarak; “Öteden beri Bursa’ya dışarıdan gelen metaımız doğru Kapan demekle meşhur hana inerek cümlesi bir yere toplanıp âdet üzere hükûmete râcî olan resmi verilip sonra şirugan esnafı arasında taksim edilirdi” diyerek eskisi gibi yapılmasını istemişlerdir (BS. 244/84). BK, IV/239
ŞİŞE
ŞİŞE İstanbul’da Tekfur Sarayı’nda Sultan Mustafa vakıfları varidatından şişeci esnafı için yeniden bina olunan fırın ve kârhanelerden maada İstanbul ve hariçteki Galata, Eyüb ve Üsküdar kazalarında ve diğer mahallerde şişeci kârhanesi ihdas olunmayıp her türlü şişe imâli ancak bu kârhaneye mahsus olmak üzere şart konmuştu. Şişeci kalfalarından olup usta ve ihtiyarlarına inkiyad etmeyen Mustafa ve Hasan Ustalar şişeci ensafına mahsus bin okka hırdavat ile Bursa’ya kaçarak ve mer’î olan şurûta mugayir olarak Bur-sa’da şişeci kârhanesi ihdası teşebbüsünde bulundukları haber alınarak gönderilen mübaşir Haremeyn kapıcısı marifetiyle tutularak İstanbul’a gönderilmeleri ve Bursa’da ihdas ettikleri
fırın ve kârhanesi şeriat marifetiyle kapatılarak bundan sonra Bursa ve Edirne’de şişe kârhanesi ihdas ettirilmemesi 18.2.1682’de emredilmiştir (BS. 1192/71).
Halbuki bundan evvelki tarihlerde ve hatta ilk devirlerde bile Bursa’da cam ve şişe imâl edilmekte idi. Az miktarda olduğundan ayrıca camcı esnafı teşkilâtı kurulmamıştı. BK, IV/239
ŞUAYİB ÇELEBİ 1574’te ölmüştür. Bursalıdır. Abdurrahim, Abdülalîm, Abdülkerim adında üç oğlu vardır. 208.869 akçe vakfetmiştir. BK, IV/240
ŞÛRÂ ÇELEBİ Yenişehirlidir. Mevlevî dervişlerinden rind-meşreb bir zattır. Yusuf Sîneçak Hazretlerinden Mesnevî esrarını aldıktan sonra bir müddet perişân hâlde seyahat etti. Bir zaman Şam Mevlevîhanesi’nde oturdu. Bu esnada Ruhî, Mezâkî, Samtî gibi aşık şairler kendisinden istifade ettiler. 1582’de vefat etmiştir. Meczub tabiatlı idi. BK, IV/241
ŞÜCÂ Karaca’nın oğludur. 1491’de II. Bayezid’in bina ettiği birinci Yeni Han ki, şimdi Koza Hanı adını almıştır, bunun bina emini idi. “Şücâeddin” de derlerdi. BK, IV/240
ŞÜCÂ (Hacı) Abdullah’ın oğludur. 1503’te Bursa’da mücellid idi (BS. 19/93). BK, IV/240
ŞÜCÂ / ŞÜCÂEDDİN (Hoca) Abdullah oğludur. 1583’te Habiboğlu mahallesinde ölmüştür. Üç oğlu ve bir kızı ve bir karısı kalmıştır. 631.849 akçe muhallefat bıraktı (BS. 159/61). BK, IV/ 240
ŞÜCÂ (Mevlânâ) Bursalıdır. Müderris iken 1492 senesi Eylülünde Umur Bey mahallesinde ölmüş ve Pîr Mehmed, Veli ve kızı Fatma kalmıştır (BS. 9/111). Muhallefatı arasında birçok kitaplardan başka bir katırı, bir atı ve iki ineği, Dilber, Şehdâne ve Kumru adında üç cariyesi ve iki kölesi kalmıştır. BK, IV/240
ŞÜCÂ (Mevlânâ) Fazıl Vildan Efendi’nin kardeşidir. 1494 senesinde Yıldırım vakfından iki akçeli bir cüz tevcih olunmuştu (BS. 10/217). Beytülmal-den 10 akçe yevmiye de almakta idi (BS. 4/183). BK, IV/240
ŞÜCÂ BEY İbrahim’in oğludur. Fazlullah adında kardeşi vardır. 1560 senesinde Sofya’da ölmüştür. Karısı Süleyman Bey kızı Fatma Hatun ve kızı Ayşe Hatun vardı (BS. 80/79). BK, IV/240
ŞÜCÂ ÇELEBİ Beylik’in oğludur. 1495’te İkizce ağnamından günde 10 akçe (BS. 11/10) verilmişti. 1507’de de sağdı (BS. 22/170). BK, IV/240
ŞÜCÂEDDİN (Hacı) Bk. Habiboğlu
ŞÜCÂ EFENDİ Ali’nin oğludur. 1637 senesi Mart ibtidalarında Orhan mahallesinde ölmüştür. Şemseddin ve İvaz adında iki küçük çocuğu, birçok kitapları ile 21.707 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 250/86). BK, IV/241
ŞÜCÂ EFENDİ (Mevlânâ) Hızır’ın oğludur. 1570’te Ahmed Paşa Medresesi müderrisi idi (BS. 112/23). BK, IV/240
ŞÜKRULLAH (Mevlânâ) Bursalıdır. Ulemadandır. Oğlu Şemseddin Ahmed Çelebi de ulemadandır.
Şükrullah 1488’den evvel ölmüştür. Bu aileye ait siciller şunlardır: (BS. 5/267,290, 25/81,179, 7/37). BK, IV/ 241
ŞÜKRULLAH (Mevlânâ) Lutfullah’ın oğludur. Ahi Ürgüplüoğlu vakıflarının 1503’te mütevellisi idi. Bu sene ölmüştür. Oğlu Mevlânâ Şemseddin Çele-bi’nin oğlu Mevlânâ Bâlî Çelebi vardı (BS. 19/6, 12). BK, IV/224
ŞÜKRÜ BEY Evkaf nazırı Bursalı âyândan Ali Rıza Efendi’nin büyük oğludur. Mutasarrıflıklarda bulunduktan sonra 1879’da ölmüş ve Beylerbe-yi’ne gömülmüştür (SO. III/157). BK, IV/241
ŞÜKRÜ EFENDİ Şible mahallesindeki İbrahim Haydar Dede Zaviyesi’nin banisidir. İbrahim Dede’nin vefatıyla 1911’de şeyh olmuştur. BK, IV/241
ŞÜKRÜ HALİFE (Ahmed)
ŞÜKRÜ HALİFE (Ahmed) Şeyh Mehmed Tahir’in oğludur. Mustafa oğlu Ali Efendi ile birlikte Zeynîler Zaviyesi’ne şeyh olmuş ise de hissesini 1842’de Ali Efendi’ye terk etmiştir. BK, IV/241
T
TABHANE Bursa’da Orhan, Hudâven-digâr, Yıldırım, Çelebi Sultan Mehmed, II. Murad, Ebu İshak, Ali Paşa, Rüstem Paşa, Molla Fenarî, İsa Bey, Demirtaş Bey, Hamza Bey, Umur Bey, Akbıyık, Veliyyüddinzâde Ahmed Paşa tabhane (hastahane yerine kış evleri) tesis etmişlerdir. Hasta ve hâlsiz olan kimseler buralarda istirahat ederlerdi. BK, IV/ 251
TACEDDİN “Seyyid Çelebi” diye meşhurdur. 1484’te oğlu Seyyid Hüseyin vardı (BS. 4/338). BK, IV/244
TACEDDİN Sinan’ın oğludur. 1485’te Bursa’da mizan emini idi (BS. 4/355). BK, IV/244
TACEDDİN (Hacı) İbrahim’in oğludur. Bursa’da mescidi yanındaki hamamını da vakfetmiş, 1568 senesi Birinci-kânun ayında vakfiyesini yaptırmıştır (BS. 111/22). BK, IV/245
TACEDDİN (Harbende) Tahsil-i ilim ederek alimler katarına girmiş, Bur-sa’da Molla Yegân Medresesi’nde müderris iken 1611’de ölmüştür. Derviş tabiatlı bir alimdi (ŞNZ. 339). BK, IV/245
TACEDDİN (Hoca) Musa’nın oğludur. “Kazancı” diye meşhurdur. Ali Paşa mahallesinde 30.1.1498’de ölmüştür. Vefatında karısıyla babası kalmıştır. Ölümünden evvel bir mescid inşası için yüz bin ve mektep inşası için 50 bin ve kervansaray için 50 bin akçe vakfetmiştir. Mirasından karısı 122.841 ve
babasına 840.038 akçe miras kalmıştır. Tekmil muhallefatı 1.225.299 akçedir. Bunların çoğu Efrenciye ve Eşrefiye altınları idi. Mescide binası için yer aranmış ve Çukur mahallesi halkı mescidleri çöküp ve harap olduğunu, vakıfları bulunmadığını söylemeleriyle bu akçe ile bu mescidin tecdidine izin verilmiştir (BS. 13/221, 16/294, 12/ 312). BK, IV/245
TACEDDİN (Mevlânâ) Yusuf’un oğludur. 1460’ta ulemadan Molla Yegân vakfiyesinde şahitti. BK, IV/244
TACEDDİN (Mevlânâ) Yahya’nın oğludur. 1467’de Yerkapı mahallesinde ölmüştür. Oğlu Abdurrahim ile 35.677 akçe muhallefatı kalmıştır. Kendisi tabibdir (BS. 2/41). BK, IV/244
TACEDDİN (Seyyid) İstanbul’daki reisü’l-etıbbâ iktidarını ve ehliyetini tasdik ettiğinden 8 akçe gündelik ile Yıldırım Timarhanesi hekimliğine tayin edilmiştir (1525). BK, IV/245
TACEDDİN HALİFE Nebi’nin oğludur. 1562’de Bursa’da alimlerdendi. Mâh-ı Devran Sultan davalarında şahitti. BK, IV/245
TACEDDİN İBRAHİM
TACEDDİN İBRAHİM (Karamanlı Şeyh) Karamanlı “Yahşi Fakîh” adında bir zatın oğludur. Seydişehir’de tahsil ederek Ispartalı Pîrî Efendi’den tahsil görmüş ve Abdüllâtif’in vefatıyla seccadelerinde 16 sene şeyhlik yapmış, bu tarikata sülûk edenleri terbiye ve irşad ederken 1467’de vefat etmiş ve Ab-
düllâtif Türbesi’ne defnedilmiştir. Âlim ve fazıl, keşf ve keramet sahibi idi. Manavgatlıdır deniyor (G. 97; SO. II/46; ŞN. 131; KA. 1607). BK, IV/244
TACEDDİN KÜRDÎ Urumiyeli Siraced-din’in şakirdi olup Davud Kayserî’nin yerine İznik müderrisi oldu. Ganimet malları için İznik’in fethinde Orhan Gazi kendisinden sorup fetva istemiş ve bu da “Eğer Lala Şahin köle değilse, aldığı mal ona helâldir; köle ise, bey-tülmalindir” dedi. Lala Şahin aldığı bu mallar ile hayratını yaptı. Çandarlı Halil Paşa bunun damadıdır (SO. II/45; ŞN. 27). BK, IV/245
TÂCÎ BEY Hamza’nın oğludur. 1484’te karısı Ahmed Çelebi kızı Rabia Hatun, Ahmed Çelebi kızı Hundî Hatun’dan İsa Bey mahallesindeki evini satın almıştır (BS. 4/127, 8/29). BK, IV/246
TÂCÎ BEY Bâlî Bey’in oğludur. Soğanlı köyünde oturmakta idi. Sa’dî Çelebi, Cafer Çelebi adında iki oğlu vardı. Cafer Çelebi’nin oğlu Bâlî Çelebi de müderris ve şairdi. Afyon ve berşe müb-tela olup 1534’te bu yüzden ölmüştür. Çünkü günde yedi dirhem afyon yemeye başlamıştı (BS. 4/190, 320, 127/ 39).
Şeceresi şöyledir:
Şahzaman Bâlî Çelebi
Hatun (Afyoncu)
BK, IV/246
TÂCÎ EFENDİ 1608’de ölmüştür. Karısı Ümmî Hatun’dur. Mehmed, Abdülkadir, Abdurrahim, Mustafa, Rahime
adında evlâdları vardır (BS. 216/1). Kendisi müderris ve kadılardandı. BK, IV/246
TÂCÎ HATUN Mevlânâ Muhyiddin Efen-di’nin kızıdır. 1514’te bir kölesini âzad etmiştir (BS. 26/175). BK, I V/246
TACİR KÖYÜ İznik’tedir. Orhan Bey vakfıdır. 1927’de bu köyün 704 nüfusu vardı. BK, IV/246
TACİZ Ahmed adındaki kişi, faslolunmuş davalara tesaddî ile daima divan-ı hümayunu ve ricalini tacizden hâlî kalmadığından te’dîb için 1739 senesi Ağustosunda Bursa’ya sürüldü (BS. 1184/26). BK, IV/247
TACÜ’N-NİSA HATUN İsfendiyar’ın kızıdır. İnegöl’de medfun İshak Paşa’nın karısıdır. Türbesi İshak Paşa Camii yanındadır. Manyas kazasının Kızılca Kilise, Samanlı (İlyas), Güney, Salur köylerini, Maskara Ömer çiftliğini, İnegöl’deki imarete vakfetmiştir (BA. Kâmil Kepecioğlu Tasnifi, Vilâyet-i Anadolu Defteri cilt II, muvakkat numarası 285). BK, IV/246
TACÜ’T-TEVARİH Hasan Can Efendi’nin oğlu Şeyhulislâm Sadeddin Efendi tarafından iki cilt üzerine yazılmıştır. Senyör Banati tarafından İtalyancaya tercüme olunarak birinci cildi 1646’da Viyana’da ve ikincisi 1652’de Madrit’te basılmıştır. Bu tarihi Bursa’da yazdığı rivayet edilmektedir (KA. 2568). BK, IV/246
TAFTA Canfes gibi bükülmüş ibrişimden, ipekten dokunmuş bir nevi zarif kumaştır. Bursa Sicilleri’ne göre her sene tersaneye Bursa’dan tafta gönderilmesi âdetmiş. Sicillere göre:
1604 senesi Şubatında “Derya yüzüne çıkacak donanma gemileri için 600 zira’ tafta ki 1.200 endaze olur, mutad-ı kadim üzere satın alınıp gönderilmesi” (BS.211/89);
1615 senesi Mayısında “Çifte tafta, sade tafta, valâ işleten Müslümanlardan Hacı Mehmed, Üstad Ahmed, Abdullah oğlu Maksud, Abdi oğlu Üstad Ali, Ahmed oğlu Üstad Mehmed, Veli oğlu Hüseyin, Abdullah oğlu Rıdvan, Halil oğlu Hayrullah, İpekçi Ahmed oğlu Hacı Mustafa, Abdullah oğlu Üstad Veli, Mustafa oğlu Hacı İbrahim, Abdünnebi oğlu Mustafa, Ahmed oğlu Hüseyin ve kefere Üstad Yorgi oğlu Şahin ile daha birçok ustalar meclise gelip aramızda sonradan peyda olmuş bazı ehliyetsiz ve hamdest, eli işe yaraşmayan kimselerin sanat ahvalinden haberleri olmayıp işledikleri kalb olmakta ve emtiayı değer bahasından ziyade satarak müşterilere ve bize gadr etmekte olduklarından ehliyetsiz kimseleri aramızdan çıkarıp bundan sonra kalp iş yapmayacaklarına ve muhalefet edenlere mahkeme vasıtasıyla te’dîb ettireceklerini” karar altına almışlardır (BS. 228/68).
1640 senesi İkincikânun ayında gelen bir emirde “Donanma gemileri için bin zira’ ‘Bursa taftası’ ki, 2.000 çöp eder. Olageldiği üzere eskiden satın alınan yerlerden gayet âlâ ve güzidesinden satın alıp işe yaramazının satın alınmaması” emredildi (BS. 361/208).
1645 senesi Girit meselesi için donanmaya mutad-ı kadim olan bin zira’ tafta satın alınarak gönderilmesi (BS. 264/128);
1651’de gemiler için bin zira’ Bursa taftası toplanması ve bahası için Galle Bacpazarı ve şarap öşrü ve Bursa keferesinin “arak rakısı” emini olanlardan alınarak hak sahiplerine tamamen verilmesi (BS. 329/95);
1672’de bin zira’ taftanın tersaneye gönderilmesi (BS. 330/88);
1674’te tersanenin ocaklığından olan bin zira’ tafta tahsil olunup tafta işe yaramayıp telef ve zayi olmakla taftanın bedeli için kırk bin akçe marifet-i şer’le cemi, tahsil ve tersaneye gönderilmesi (BS. 284/82) emredilmiştir. BK, IV/247
46 Mehmed Tahir Bey
TAHİR BEY Yıldırım ümerasından olup Timur harbinde şehit oldu (SO. III/ 248). BK, IV/248
TAHİR BEY (Mehmed) 14 İkinciteşrin 1861’de Bursa’da Yerkapı mahallesinde doğmuştur. Babası Dilsiz Paşa denilen Tahir Paşa’nın oğlu Rıfat Bey ve annesi mülkiye memurlarından Bursalı Necib Efendi kızı Rahime Hatun’dur. İlk tahsilini evlerinin karşısındaki kârgir Yerkapı Mektebi’nde görüyor. Askerî Rüşdiye ve İdâdî mekteplerini birincilikle bitirdikten sonra 1296 Rumî 1880 Eylülünde Harbiye Mekte-bi’ne geçiyor. Harbiye’den 1883’te zâbıt çıkıyor. Ve Manastır Rüşdiye-i Askeriyesine müdür olup 1903’te Selâ-nik Rüşdiye Müdürlüğüne naklediliyor. 1908 ibtidalarında İzmir Redif Fırka-sı’nın Alaşehir’deki İkinci Redif Taburu kumandanlığına tayin ve 25 Temmuz 1908’de Meşrutiyetin ilânı üzerine Bursa mebusluğuna tayin olunuyor. Askerî kaimmakamlığına terfi ve sonra da tekaüd edilerek Topkapı Sarayı Kütüphanesi müdürü oluyor ve biraz sonra da vefat ederek ve Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdâî Efendi Tekkesi’ne defnediliyor. Kabir taşı olmadığından vefat tarihi tesbit edilememiştir. Tahir Bey, uzun boylu ve yeşile yakın mavi gözlü, kibar nazik bir zat idi. Gayet mütevazi idi. Harbiye mektebinden sonra dervişlerle düşüp kalkmış ve en
sonunda Melâmî tarikatında şeyhlik derecesine kadar yükselmiştir. Türklerin Ulûm ve Fünuna Hizmetleri, Osmanlı Müellifleri ve daha birçok tarihle ilgili eserleri vardır. Ayrıca kıymetli bir kütüphanesi de vardır. BK, IV/249
TAHİR EFENDİ Bk. Esrar.
TAHİR EFENDİ (Hacı) Dağıstanlıdır. Âlim ve fazıldır. Vefat tarihi:
Hayali olduğundan ferah-bahş mihr-âsâ Vefatına “gurûb-ı şemsî” mücevherdir
(MİB. 19). BK, IV/248
TAHİR EFENDİ (Şeyh) Emir Sultan’a şeyh olmuştu. Şeyh Reşid Efendi’nin torunudur. Mesnevî okuyan Hoca Hüsam Efendi’den icazet almış ve Bursa şeyhler meclisine reis olmuştu. 1880 senesinde ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Âlim, fazıl bir kişi idi ve fıkıh ilminde bilgisi çoktu. BK, IV/249
TAHİR MEHMED EFENDİ Üçkozlar şeyhi Abdurrahman Efendi’nin oğludur. Kardeşiyle beraber Üçkozlar Tekkesi’ne şeyh olmuştur. 1876’da ölmüştür. BK, IV/248
47 Tahir Mehmed Şah’ın kabri
TAHİR MEHMED ŞAH EFENDİ İsmail Hakkı Hazretlerinin oğludur. 1725’te ölmüştür. Babasının yanında İsmail Hakkı Âsitânesi’ne gömülmüştür. BK, IV/248
TAHİR PAŞA Bursa hanedanındandır. 1861 senesi Birincikânun ayında Bursa mutasarrıfı olmuş ve Rumeli payesi verilmiş ise de, beş ay sonra ayrılmıştır. 1869’da ölmüştür. Herkese ikram ve iltifat eden yaşlı bir zat idi (SO. III/249). BK, IV/248
TAHİR PAŞA (Mehmed) Üsküdar’da Ayazma Camii hatibi Mehmed Emin Efendi’nin oğludur. 1825’te Nizam-ı Cedid askerinin ihdasında askere girmiş ve 20 senede livalığa (tuğgeneral-
liğe) terfi etmiş, Kudüs’ü kuşatmaya tayin edilmişti. Orada kendisine nüzül isabet ederek Bursa’ya gönderilmiş ve tam maaşla tekaüd edilmiştir. Bursa’da on sekiz yıl kadar yaşamıştır. Laf söyleyemediğinden “Dilsiz Paşa” denilmeye başlanmıştır. Tahir Paşa’nın konağı Hisar’daki Ahmed Vefik Paşa Hasta-hanesi’nin bulunduğu yerde idi. 1858’-de ölmüş ve Emir Sultan Camii’ne çıkacak yerde sol taraftaki çeşmenin arkasına gömülmüştür. Mehmed Rıfat, Abdülhalim, Mehmed Fahreddin adında üç oğlu vardı. Rıfat Bey meşhur Bursalı Tahir Bey’in babasıdır (Muallim Vehbi, Bursalı Tahir Bey, s. 8). Karısı Ali Efendi kızı Zeyneb Hanım ve anası Hüseyin Efendi kızı Havva Ha-nım’dır (OM. II/204). 1869 senesi Martında Bursa mahkemesinde mirasçılar arasında Mehmed Rıfat Bey’in 9.000 kuruş sakladığına dair bir dava açılmıştı (BS. 1278/2). BK, IV/248
TAHRİR Eski devirlerde emlâk ve arazi vakıflarının bir deftere yazılmasına “tahrir” derlerdi. Sarayda toplanan bu defterlere de “mevkufat defterleri” deniliyordu. Defterdarlığa bağlı ayrıca bir kalemdi. Bursa’nın emlâk ve arazisi XV. asır ibtidalarında, II. Sultan Murad zamanından beri yazılmaya başlanmıştır. Saklı ve silintisiz olan bu defterlerden Başvekâlet Arşivi’nde birçokları vardır.
Bursa’nın ilk emlâk arazi ve vakıf defterleri Halil Bey, Çakır Ağa, Mevlânâ Kirmastî, Şiblîzâde Ali Çelebi, 1512’de Karagözoğlu Hasan, 1572’de Hüseyin Çelebi, 1591’de Muallimzâde Mehmed Efendi, Bursa büyük yangınından sonra vakıfları Mevlânâ Davud Efendi ve bundan evvel de Kazasker Yusuf Efendi, 1776’da Vezir Osman Paşa, 1820’de ihtisab memuru Hafız Mehmed Ağa tarafından yazılmıştır. 1838’de Bur-sa’nın yalnız erkek nüfusu yazılmıştır. Bundan bir müddet sonra da, 1844’te kadın ve erkek cümlesinin nüfusları yazılmış ayrıca vilâyetlerde nüfus mü-
dürleri yerine ceride müdürlükleri ihdas edilmişti. BK, IV/249
TAHTABAŞI Vaktiyle mahkemelerde bir vazife idi. 1756 Temmuzu nihayetinde Bursa Kısmet-i Askeriye tah-tabaşısı İsmail, hırsız ve mürtekib olduğundan mahkemelerde kullanılmaması hakkında emir verilmiş iken yine bir kolayını bularak mahkemeye sokulmuş ve Hancı Damadı Halil’in terekesinden çaldığı on sekiz altını herkesin gözü önünde koynundan çıkardığı cihetle şeriata hizmet edenler arasında bunun gibi gaddar, hilekâr ve müfsidin mahkemeden def’inin büyük sevap olacağı gibi sairlerine de ibret olacağından tahtabaşılığından çıkarılarak yerine her vechile layık ve müstehak olduğunu âyân ve eşrafın haber verdikleri Dellal Molla Ömer, kadı tarafından tahtabaşı tayin edilmiştir (BS. 390/1). BK, IV/250
TAHTAKALE Sebze, soğan ve meyvenin satıldığı mahaldir. Şimdiki “hal” yerine vaktiyle Türkler tarafından kullanılan bir tabirdir. Her şehir ve kasabada birer “Tahtakale” vardır. Arapça meraklıları bunu “tahte’l-kal’a” şekline sokarak “kalenin altı” diye mana vermişlerse de doğru değildir. Bursa’da şimdi Tahtakale denilen yer biraz kaleye yakın ise de sonradan Bitpaza-rı’nda Davud Paşa Hanı ile ve Yoğurt Hanı’na ve 1555’te Pirinç Hanı’na Tah-takale denilmiştir. Sebze, soğan ve patates gibi toprak mahsullerinin satıldığı yer demektir. BK, IV/250
TAHTALI MESCİD Hisar’da Zindankapı tarafında bir mescidin adıdır. Her şehirde bu isimde bir mescid vardır. 1574’te Yıldırım civarında da böyle bir mescid vardı. BK, IV/250
doğmuştur. Müderris, Kütahya, Erzu- 48 Tahtakale rum kadılıklarında bulunduktan sonra
1706 senesi Birinciteşrin ayında Erzurum’da ölmüştür. Âlim, fazıl, mûsıkî ilmine hakkıyla vâkıf bestekârlardan idi. Şairdi. Müretteb bir divanı vardı (G.
482). Farisî gazellerinde “Azîm” mahlasını kullanıyordu. Kibar, insaniyetli, gayet temiz tabiatlı bir şairdi. Şu şiir onundu:
Çeşm-i insâf gibi kâmile mîzân olmaz Kişi noksanını bilmek gibi irfân olmaz Gönüldür sıdk-ı dâ’vâ-yı hulûsa
şâhid-i âdil
Meyân-ı rast-güyân-ı muhabbette
yemin olmaz
(OM. II/297; ST. 436). BK, IV/250
TARHAN BEY
TARHAN İngiltere’deki rütbe imtiyazları
gibi bizde de tarhan rütbesi vardı. Bu gibi adamların kendi eşyasından ve metaından gümrüklerde gümrük alınmaz; bac ve sair vergilerden de hiç birisi alınmazdı. Yavuz Selim birkaç kişiye bu payeyi vermiştir (BS. 26/ 384). Kanunî Sultan Süleyman da birkaç Yahudi tüccarlara bu payeyi vermiştir. BK, IV/254
TALİB ÇELEBİ Sinan Halife’nin oğludur. 1537’de babası ölmüştü. BK, IV/250
TALİB MEHMED EFENDİ İmam Kürd Mustafa Efendi’nin oğludur. Bursa’da
TARHAN BEY II. Murad’ın ümerasından Azeb Bey’in oğludur. 1456’da ölmüş ve Muradiye civarındaki Azeb Bey Türbe-si’ne gömülmüştür. Bursalıdır. BK, IV/269
TARHANA Un ve yoğurttan yapılan bir Türk yemeğidir. Kurutulur ve kışın çorbası yapılırdı. İstanbul saraylarının tarhanası Bursa’dan gönderiliyordu. Bk. Bulgur. BK, IV/254
TARHANA
TARHUN MUSTAFA 1523’ten evvel Bursa’da vakıflar bırakmış birinin adıdır (BS. 31/51). BK, IV/254
TARİH
TARİH Bursa tarihine ait şu eserler yazılmıştır:
-
1. “Ravza-i Evliya”: 1059 hicrî 1650 tarihinde vefat eden Baldırzâde Selisî Mehmed Efendi yazmıştır. Tab’ edilmemiştir. Haraççı Kütüphanesi’nde ve İstanbul’da Veli Efendi Kütüphane-si’nde birer nüsha vardır (Mezarı, Abdal Mehmed Camii haziresindedir.)
-
2. “Bursa’da Medfun Ricalullah’ın Terâcüm-i Ahvâli”: 1055 hicrî 1645’te vefat eden şuarâdan Sehî Mehmed Çelebi yazmıştır. Basılmamıştır. (Sehî Mehmed Efendi Temenye kabristanın-dadır.)
-
3. “Gülzâr-ı Sulehâ, Vefeyât-ı Urefâ”: Beliğ İsmail Efendi’nin Güldeste’sine zeyl olmak üzere Bursalı Eşrefzâde Şeyh Ahmed Ziyaeddin Efendi yazmıştır. Basılmamıştır. (Setbaşı’nda mektep karşısındaki Eyüb Efendi Tekkesi’ne gömülmüştür. 1809’da ölmüştür.)
-
4. “Gülzâr-ı İrfan”: Narlı şeyhi Fah-reddin Mehmed Efendi tarafından yazılmıştır. Bursa’nın fethinden 1263/ 1845 tarihine kadar meşahirin hâl tercümelerinden bahseder. Bir nüshası İstanbul’da Atıf Efendi, bir nüshası da Fatih’te Ali Emirî Efendi’nin Millet kütüphanelerinde vardır. Kendinden evvel gelenlerin tarihlerinden de topladığı için çok uzundur. 1855’te ölen bu zat Bursa’da Narlı Tekkesi’nde medfundur.
-
5. “Vefeyâtnâme”: Emir Sultan Müderrisi Sahaf Süleyman Halis Efendi yazmıştır ki, ekseriya parçaları Orhan Kütüphanesi’ndeki Baldırzâde Vefeyat-nâmesi’nin kenarlarında vardır.
-
6. “Ravzâtü’l-Müflihûn”: Gazzîzâde Abdüllâtif Efendi yazmıştır. Mufassal bir vefeyatnâmedir. Bir nüshası Orhan Kütüphanesi’ndedir. Bursa’nın vefe-yâtına, sularına, kaplıcalarına, mesirelerine dair de ayrıca muhtasar eserleri vardır. 1831’de ölmüş ve Gazzî Tekke-si’nde büyük babası yanına gömülmüştür.
-
7. “Zübdetü’l-Vekâyi’ der Belde-i Celî-le-i Bursa”: Bursa’ya ait bir mufassal vefeyâtnamedir. Bakırcızâde Mehmed Raşid Efendi tarafından yazılmıştır. Henüz basılmamıştır. Muharririn el yazısıyla yazılmış bir nüshasını adliye tekaüdlerinden Mecdî Efendi ailesinden Tarihçi Tevhid Efendi satın almış ve Türk Tarih Kurumu’na satmıştır. Bir kopyası da Fatih’te Millet Kütüphane-si’nde Ali Emîrî Efendi kitapları arasındadır. Raşid Efendi, 1239/1814’te ölmüş ve Molla Fenarî Camii batısındaki babasının yanına gömülmüştür.
-
8. “Güldeste-i Riyâz-ı İrfân ve Vefeyât-ı Dânişverân-ı Nâdiredân”: Bursa’da medfun sultanlar, şehzâdeler, vezirler, şeyhler, alimler ve sairelerinin hâl tercümelerinden bahseder. Bursalı Şair Eşref Bey tarafından 1884’te Hudâ-vendigâr matbaasında basılmıştır. 1142/1729’da ölmüş, Yeniyer mezarlığına gömülmüştür. (Bursa’da Yeniyer diye iki kabristan vardır. Birisi Namaz-gâhtan Işıklar’a giden şosenin sağ tarafında ve diğeri Çatal Fırın’ın aşağı tarafında Arabayatağı tesmiye olunan Hoca Hasan mezarlığının alt tarafında Mer’a mezarlığı denilen yerdir ki Beliğ Efendi burada yatmaktadır.)
-
9. “Kadılar”: Bursa’nın fethinden 1740 senesine kadar Bursa’ya gelen kadıların hâl tercümelerini hâvîdir. Bursalı Şair Râkım İbrahim Efendi yazmıştır.
-
10. “Bursa Rehberi”: 1917’de Ertuğrul mutasarrıflığında bulunan Rauf Bey tarafından haritalarla, resimlerle süslenmiş gayet kıymetli bir kitaptı. Çok teessüf edilir ki, bu kıymetli eser yanmış ve yok olmuştur. Bu zıya’ muharri-
rinden ziyade Bursa tarihi için çok eseflere değer (Bursa Mecmuası, Muh-yiddin Baha, 1917, s. 20).
-
11. “Bursa Tarihi Klavuzu”: Bursa Leylî Rüşdiye-i Askeriye muallimlerinden süvari mülâzımı Abdülkadir Efendi tarafından açık bir lisanla yazılmış ve 1327 Rumî/1911 tarihinde Bursa Vilâyet matbaasında basılmıştır (Abdülkadir Efendi yüzbaşılığa terfi ederek kıtasıyla Kafkas muharebelerine iştirak eylemiş ve orada şehit olmuştur.)
-
12. “Bursa Rehberi”: Abdülkadir Kadrî Efendi tarafından 1913’te Muin-i Hilâl Matbaasında basılmıştır.
-
13. “Hâtıra Yahud Mir’ât-ı Bursa”: Eski Şam kadılarından Bursa’da vefat eden Hasan Tâib Efendi tarafından yazılmış ve 1323 Rumî/1907’de Hu-dâvendigâr Vilâyeti matbaasında basılmıştır.
-
14. “Bursa ve Civarı”: Marie Delone ve Abdülhamid’in saray kimyageri Bonkofski Bey tarafından yazılmış ve Ahmed Ata Bey tarafından tercüme edilmiştir. 1298 Rumî/1880’de Osmanlı Gazetesiyle tefrika edildikten sonra Kırk Anbar matbaasında basılmıştır. (Kaplıcalara ve Bursa tarihine ait malûmat vardır.)
-
15. “Bursa Kaplıcaları ile Tedavi”: Doktor Nüzhet Şakir tarafından 1930’da İstanbul’da Amidî matbaasında basılmıştır.
-
16. “Bursa”: A. Cemal tarafından yazılmış, 1939’da İstanbul Kanaat Kütüphanesi tarafından basılmıştır.
-
17. “Bursa ve Uludağ Seyyahlara Rehber”: Konya mebusu Osman Şevki Uludağ tarafından yazılmış kıymetli bir eserdir. 1928’de basılmıştır.
-
18. “Yeşil Camii”: Konya mebusu Osman Şevki Uludağ tarafından 1933 senesinde Bursa’da Bizim Matbaa’da basılmıştır.
-
19. “Bursa ve Mülhakatı”: Bir seyahat hatırasıdır. Matbudur.
-
20. “Yâdigâr-ı Şemsî”: Bursa’da tekkelerle bunlardan geçen şeyhlerin hâl tercümelerinden bahseden kıymetli bir
eserdir. “H” harfine kadar olan birinci kısmı Bursa Vilâyeti matbaasında 1913’te basılmıştır. Müellifi Mısrî Tekkesi şeyhi Bursa tarihçisi Mehmed Şemseddin Ulusoy’dur. Bu zat, Bursa tarihiyle senelerce ömrünü israf etmeden büyük bir feragatle çalışması neticesi olarak birçok eserler telîf eylemiş ve her birisi Bursa’nın safhasına, meselâ tekkelerine, camilerine, mezarlarına, türbelerine vs. ait bulunmuştur. Çok kıymetli olan bu zatın, bir taraftan hayat mücadelesiyle uğraşması, bir taraftan da durmak ve yorulmak bilmeyen bir gayretle bu kıymetli eserleri meydana getirmesi düşünülürse ne kadar emek sarf eylediği meydana çıkar. İstanbul’da Merkez Efendi civarında gömülmüştür (Bk. Şemseddin Mehmed Efendi).
-
21. “Bursa Vilâyeti Tarihçesi”: Bursa Sesleri gazetesini çıkaran Sedat Ataman tarafından 1934’te Bursa’da Bizim Matbaa’da tab’ ettirilen küçük bir broşürüdür.
-
22. “Bursa Hanları ve Hamamları”: Kâmil Kepecioğlu tarafından yazılmış ve Bursa Halkevi tarafından 1935’te basılmış ve hanlara, hamamlara dair esaslı malumatı ihtiva etmekte olan iki broşürdür.
-
23. “Bursa ve İznik Tarihi”: Memduh Turgut Koyunluoğlu tarafından yazılmış ve Bursa Halkevi tarafından 1937’de Vilâyet matbaasında basılmıştır. Büyük bir kitaptır.
-
24. “On Altıncı Asırda Bursa”: Başvekâlet Arşivi’ndeki mühimme defterlerinden Antalya mebusu Hikmet Turhan Dağlıoğlu tarafından bin müşkilâtla toplanmış binlerce vesikanın tedki-kiyle seçilmiş fermanlardan mürekkeb kıymetli bir eserdir. Bursa Halkevi tarafından 1943 senesinde Bursa Vilâyeti matbaasında basılmıştır.
-
25. “Bursa Mezar Kitabeleri”: İsmail Fazıl Ayanoğlu tarafından yazılmış bir kitap olup henüz tab’ edilmemiştir. BK, IV/251
TASARRUF 1764 senesi Haziranında verilen bir emirde; “Halkın hâllerinin düzeltilmesi için israf ve telefata meydan verecek eşyanın yapılması ve alınıp satılması cümlenin mallarını zâyi etmeden ve beyhude ve lüzumsuz masraflardan korunmaları için bir müddetten beri men’ olunan bazı eşyanın men’ edilmesine dikkat ve ihtimam olunmadığından halkın lüzumsuz masraflara girdikleri ve gümüş telden kadınlar havlu ve peşkir ve nalin ve kese ve destar pûşîdesi vesair bu misillü eşya icad ve ihdas ve bunların icadından halkın çok mal telef ve ifna etmeleriyle ve ziyade gümüşün dahi sarfını mucib olduğu gibi madenden imâl edilen kalp tel ile işlemekle kalp ve halis gümüşün fark ve temyîzi mümkün olmayıp alış verişten birçok kimseler aldanmakta ve zarar görmektedirler. Kalp telin def’i ve halis gümüşten yapılmış tel ile bu gibi eşyanın işlenip İstanbul’da ve simkeşhane eminlerine ferman sadır olduğundan Bursa’da dahi beyaz ve sarı tel ve telin füruhtu, tel ile bu eşyanın işlenmesinin ve satılmasının külliyen men’i” fermanla emredilmiştir (BS. 398/7). BK, IV/254
TASARRUF
TASLAK KAHVESİ 1599’da Gelincik Çarşısı’nda Molla Efendi vakıflarından bir kahvenin adıdır (BS. 70/351). BK, IV/254
TAŞKIN HOCA (Mevlânâ) Âdil’in oğludur. Oğlu Muslihuddin Halife ile Mevlânâ Ali Çelebi ve kızı Ayşe Hatun 1507’de Bursa’da idiler (BS. 21/58, 45/127). Buna, “Taşkın Sûfî” de derlerdi. Sultanönü kazasındandır. Molla Hüsrev’in şakirdidir. Tasavvufa meyledip Bursa’da yerleşti. Taşkın Sûfî mahallesi buna mensuptur. Emir Sultan civarında kendisine mensup mahallede bir mescid bina etmiştir. 1487’de ölmüş ve mescide gömülmüştür. Kendi hâlinde bir zat idi (G. 193; SO. III/240). BK, IV/255
TAŞKIN HOCA MESCİDİ Bu mescidi Taşkın Sûfî bina etmiştir. 1486 Mayı-
sında Abdullah kızı Gülcihan, imam için bir ev, 1487’de Çelebi oğlu Hacı Bâlî, 1491 Martında Abdullah kızı Gül-şah, 1549’da Hacı Hasan imama bir ev ve 1551’de Nizamoğlu on bin akçe vakfetmişlerdir (BS. 51/68). Mescid birçok defalar tamir görmüşse de son şeklini 1904’teki tamirde almıştır. BK, IV/255
TAŞKÖPRÜLÜZÂDE Bk. İsamüddin Ebul-hayr (Ahmed)
TAŞOCAĞI KANUNU “Bir karye toprağında mermer, kaygan ve küfeki taşı çıkarıldıkta taş toprağa tâbî olmakla taş çıkarıp satanlardan taşın bahasından şer’ ile müteveccih olan öşürleri sahib-i arza alıverilmek kanun iktizasındandır” (BS. 336/128). En iyi taş, Derekızık köyü ile Kaplıca kurbünde Değirmen Taşocağı’ından ve Fenarî Ahmed Paşa’nın vakıfından Manastır Hamamı altındaki bahçe kurbündeki taş ocaklarında çıkan taşlardı (BS. 112/52, 11/100). BK, IV/255
TATAR “Kaht sebebiyle bazı Tatar taifesi gelip, Kite caniblerine dökülüp, bazı kimseler ehillerini ve ıyâllerini icare tarikıyla ve kimi beslemek üzere alıp götürüp İstanbul ve diğer vilâyetlerde satmak istedikleri ve bunların ehl-i İslâm oldukları haber alındığından ehl-i İslâmın şeriat hilâfına alınıp satılmasına padişahın rızası olmadığından her nerede bulunursa kurtarılması ve ellerindeki temessüklere bakmayıp alıp sattırılması külliyen men’i” 1560 senesi Ağustosunda emredilmiştir (BS. 81/ 195). BK, IV/256
TATARLAR KÖPRÜSÜ Gökdere üstündedir. 1533’te bu köprünün üzerinde bir macuncu dükkânı ve 1611’de civarında bir su kuyusu vardı (BS. 25/109, 334/25). Bu köprüyü Şeyhulislâm Bursalı Esîri Mehmed Efendi 1679 senesi Temmuzunda seksen bin akçe sarfıyla yenilemiştir. Yolun batı tarafındaki
49 Tatarlar Mahallesi
korkuluğu olan sed ile yolun ekser yerleri gasp olunarak üzerine yedi dükkân ve bir fevkânî kahve ve altında bir ahır ihdas edilmiş ve önlerine de ikişer zira’ yol üzerine direkler dikerek sofalar ve pîşgûnlar koyarak yol daraltılmıştır. Sokak başında köprünün karşısındaki bakkal dükkânının üzerinden yola dörtbuçuk zira’ tecavüz edilip bir fevkânî oda ihdas edilmiştir. Doğu tarafında da köprünün aşağı tarafı karşısında yola ağaç dikilerek ve duvar yapılarak yol daraltılmıştır. Yüklü ve uzun keresteler ile gelip geçen arabalar, hayvanlar ve karşılaşan araba ve hayvanlar izdiham ve sıkıntı husule getirmişlerdir. Araba, deve vesair hayvanlar ile Bursa’ya gelen her nevi zahire, emval, kereste, odun, kömür ve cümle levazım ve mühimmat, Arap, Acem ve cümle Anadolu vilâyetlerinden gelenler bu yoldan gelip geçtiklerinden yolun tevsîi için bu binaların cümlesinin yıkılması emredilmiş ve yıkılmıştır (BS. 276/16). BK, IV/256
TATİL Eskiden mahkemelerde bayram ve hafta tatili yoktu. 1525 senesi Ağustosunda Şevvalin birinden üçüne kadar üç gün, Kurban bayramında dört gün
tatil yapılması emredildi (BS. 31/323, 355).
Bir müddet sonra da hafta tatili olmak üzere Perşembe günü olarak tayin edilmişken 19.1.1842’de yazılan bir buyrultuda; “Bâb-ı âlî ve bâb-ı seraskerî ve beylik hazineler ve memurîn-i sâirenin tatilleri eğer ki Perşembe gününe mahsus ise de ertesi Cuma olmak münasebetiyle ekser memurîn ol gün dahi tatil etmekte bu cihetle eyyâm-ı sâire kadar Cuma günlerinde iş görülmemekte olduğundan tatil gününün Cuma gününe tahvili hem işlerin görülmesini kolaylaştıracağı ve hem de Cuma gününe bir hürmet icra olunmuş bulunacağına binaen zikrolunan Perşembe tatilinin Cuma gününe tahviline” irade-i seniyye çıkmıştır. Bu buyrultuda Sadrazam İzzet Mehmed Paşa’nın imzası vardı.
1 Haziran 1935’ten itibaren tatilin Pazar günü olması kanunu kabul edilmiş ve 27 Mayıs 1935 tarih ve 207 numaralı Resmî Gazete ile ilân edilmiştir. BK, IV/256
TAUN HASTALIĞI
TAUN HASTALIĞI Veba denilen bu hastalık bazı seneler sârî surette hükmünü Bursa’da icra etmiştir. 1429’da büyük
50 Armutlu Köyü’nde taun salgınına ait bir sicil kaydı
bir taun olmuş ve Emir Sultan ile daha birçok meşhur kimseler bu hastalıktan ölmüştür.
6.3.1492’de bu hastalık bir sene on bir ay sürmüş ve birçok kimseler ölmüştür (BS. 10/49,50).
1504 senesi Mayısında başlamış ve birçok kimseler ölmüştür. İki günde yirmi beş kişi öldüğü görülmüştür (BS. 19/123). 1505 senesi İkincikânun ayına kadar devam etmiştir.
1551’de yine bu hastalık hükmünü icra etmiştir. 1761’de pek çok telefata sebep olmuştur. BK, IV/257
TAVUK 1556’da verilen bir emirde; “Bursa’ya dışarıdan gelen tavuklar doğru Tavukpazarı’na gelip gayri yerde indirilmemesi, kethüdaları pazar edip diğerlerine hisse vermesi ve buna muhalefet edenlerin cerimeye müstehak olmaları ve şehirli bazı kimseler kendileri yemek için serbest tavuk alıp bunlara hiçbir kimsenin mâni’ olmaması” emredildi (BS. 72/2).
1595 senesi Mayısında gelen bir emirde: “İstanbul’da saray matbahları için Bursa’dan, Kite’den, Atranos ve Simav’dan altışar bin tavuk tedarik olunup hassa tavukçulardan Ali’nin nezaretiyle kavî kafeslere konup kira davarlarıyla münasib mahal ve iskelelere nakl ve oradan da navlun ile gemilere yüklenip gönderilmesi ve bedelinin hassa mukâtaat akçelerinden alınıp verilmesi, ne kadar tavuk alınmış ise adedi ve bahası ile yazılması” bildirilmiştir. “Bazı kimselerin ‘biz doğancı, köprücü, çeltikçi, muafız’ demelerine ehemmiyet verilmemesi ve bu işe bazı topçu, cebeci kapıkulları vesairenin mâni’ olmamala-
rı dahl ve taarruz etmemeleri” de ilâve edilmiştir (BS. 189/96). BK, IV/257
TAYYİB EFENDİ Emir Sultan şeyhi Tay-yib Efendi’nin oğludur. Babasının katlinden iki ay sonra dünyaya gelmiş ve şeyhlik kendisine verilmiş ise de 1810’da ölmüştür. BK, IV/259
TAYYİB EFENDİ (Şeyh) Emir Sultan şeyhi Mehmed Reşid Efendi’nin oğludur. Babasının ölümü üzerine 1802’de şeyh olmuştur. Güzel yazı yazar kitabet kaidelerine vâkıf olduğundan bir müddet vakfın kâtipliğini yapmıştır. Bazı işleri görmek için İstanbul’a giderek bazı ahbablarının kendisine verdikleri külliyetli bir meblağ ile gelirken yolda yörükler tarafından şehit edilmiştir. BK, IV/259
TAYYİBÎ Hattat ve Şairdir. Bk. Mustafa Tayyibî Efendi.
TÂZ ALİ Osman Gazi’nin arkadaşların-dandır. Kara Demirtaş Paşa’nın babasıdır. İznik muhasarasında bulunmuş ve Orhan Gazi zamanında ölmüştür (SO. III/240). BK, IV/259
TEDBİRSİZZÂDE Bk. Süleyman Ağa (Hacı).
TEDBİRSİZZÂDE Bk. Ayşe Molla.
TEFÂRÎK 1645’te Acem bezirganları Bursa’ya tefârîk götürmeyip götürenlere muhkem tenbih eyleyin ki, tefârîk yükü Bursa’da çözülmeyip ve tefârîk makûlesi sattırmayıp doğru İstanbul gümrüğüne gönderilmesi ve Bursa’ya
gelen tüccarın Bursa’da tefârîk yükü getirip satmalarına padişahın rızası olmadığına dair ferman Bursa kadılığına tebliğ edilmiştir (BS.265/134).
1649’da tüccar taifesinden bazı kimseler âhar diyardan bazı tefârîk ile gelip eskiden beri Yeni Han’da konup âhardan müdahale olunmak caiz değil iken ehl-i örf taifesi eskiden olagelene muhalif, “bize akçe verin” veyahut “kalkın gidin” diye rencide ettikleri şikâyet edildiğinden müdahalenin men’i emredilmiştir (BS. 272/117). BK, IV/260
TEFSİRHAN MESCİDİ Hisar’da Ortapa-zar’dadır. 1576’da sakfı ve turresi tamir edilmiştir (BS. 127/149). 1867’de
yeniden yapılmıştır. Tarihi şöyledir:
Yıkılmışken serâpâ kalb-i âşık gibi bu cami
Yine Osman Ağa yaptı anı tarz-ı bihîn üzre
Saîden billâh hem harf-i mu’cemle dedim tarih
Yapıldı Cami-i Tefsirhan resm-i nevîn üzre
BK, IV/260
TEKKE
TEKKE Bursa’da tekke ve zaviyelerin listesi şudur:
Tekkelerin lağvı emri geldiği zaman Bursa’da on bir Nakşibendî, bir Mevle-vî, altı Kâdirî, beş Celvetî, on üç Halvetî, iki Rufâi ve iki Sa’dî cem’an kırk tekke vardı. BK, IV/261
|
BURSA TEKKE VE ZAVİYELERİ |
||||
|
ADI |
-1 X > — d. |
MAHALLE VE KÖYÜ |
SİCİLLER |
|
|
Ahi Kirdeci |
1479 |
3/8 |
||
|
Ahi Mahmud |
1558 |
78/134 |
||
|
Ahi Hoca Beyi |
1486 |
5/24 |
||
|
Ahi Hasan |
1514 |
26/317 |
||
|
Ahi Ali Şerefüddin Oğlu |
1484 |
Tahtakale |
21/358 |
|
|
Abdal Mehmed Zaviyesi |
1598 |
Ahmed Dâî mahallesi |
||
|
Abdal Murad Zaviyesi |
178/6 |
|||
|
Abdülmümin Tekkesi |
R |
|||
|
Abdullah Münzevî (Mustafa oğlu) |
1804 |
N |
Sarı Abdullah mahallesi |
|
|
Abdurrahim Efendi |
1789 |
|||
|
Akbıyık Alâeddin Bey |
||||
|
Ali Mir Tekkesi |
1806 |
|||
|
Ali Rıza Efendi-Atinalı |
1838 |
H |
Veli Şemseddin mahallesi |
|
|
Âşur Efendi Zaviyesi |
1748 |
Pınarbaşı |
||
|
Ahmed Gazzî |
Fışkırık mahallesi |
|||
|
Asîl Paşa Hatun Zaviyesi |
1489 |
Tobihisar köyü |
3/166 |
|
|
Ahmed Baba |
N |
Kara Şeyh mahallesi |
||
|
Ahmed Paşa-yı Fenarî |
||||
|
Âşûr Efendi Zaviyesi |
1794 |
Setbaşı |
BAVD. 22655 |
|
|
Behlül Dede (Çıraklı Dede) |
1586 |
Yıldırım |
||
|
Baba Behlül |
1554 |
Çavuş köyü |
||
|
Budala Bey Zaviyesi |
1826 |
R |
Koca Nâib |
BAVD. 14300 |
|
Bayezid Baba Zaviyesi |
26/175 |
|||
|
Baba Zakir |
||||
|
Başçı İbrahim |
N |
|||
|
Bahrî Dede |
H |
Muradiye |
||
|
Çarşamba Tekkesi |
1750 |
H |
Ali Paşa mahallesi |
|
|
Çarşamba Yakub Efendi |
Setbaşı |
|||
|
Cizyedarzâde |
N |
Hisar’da Kavaklı mahallesi |
||
|
Demirtaş Gazi |
1619 |
Balıkpazarı |
||
|
Düsturhan |
1512 |
Pınarbaşı |
||
|
Davud Dede |
1662 |
Bursa haricinde |
||
|
Dâye Hatun |
1512 |
|||
|
Emir Sultan |
1740 |
N |
338/33 |
|
|
Ebû Şahme |
1523 |
|||
|
Ebû İshak |
1614 |
|||
|
Emîniye |
1851 |
N |
Veled-i Harirî mahallesi |
|
|
Eyüb Efendi |
1733 |
K |
Mehmed Kirmastı mahallesi |
|
|
Eşrefzâde |
1740 |
K |
İncirlice mahallesi |
|
|
Enârî |
H |
Narlı mahallesi |
||
|
Hamam Tekke (İsmail Rûmî) |
1785 |
|||
|
Hayreddin Efendi |
1674 |
Ahmed Paşa mahallesi |
||
|
Hatice Hatun Zaviyesi |
1500 |
Bademli Köyü |
||
|
Hüseyin Paşa (Kara) |
1573 |
Yıldırım civarı |
118/5, 264/120 |
|
|
Hüsameddin Efendi |
H |
Temenye |
||
|
İbrahim Efendi |
1832 |
Ulucami civarı |
||
|
Hasan Efendi |
N |
İncirlice mahallesi |
BAVD. 26810 |
|
|
İsmail Hakkı Âsitânesi |
1751 |
H |
Tekke Mescid mahallesi |
|
|
İlâhî Zaviyesi (Şeyh) |
Bk. Yoğurtlu Baba. |
|||
|
İsmail Rûmî |
K |
Ali Paşa |
||
|
Karakâdî (Kedi) |
1845 |
Tahıl civarında |
143/3 |
|
|
Karaca Ahmed |
1573 |
|||
|
Kasap Cömert |
1791 |
BAVD. 25047, 45/48 45/92 |
||
|
Kalenderhane |
1715 |
Pınarbaşı Kuzguncuk |
BAVD/21535 |
|
|
Kaygılı |
1865 |
C |
Hasan Paşa mahallesi |
BAVD/26482 |
|
Karabaş Tekkesi |
K |
Başçı İbrahim |
||
|
Kasım Subaşı Zaviyesi |
1671 |
Çoban Bey mahallesi |
295/86 |
|
|
Koca (Çelebi) Zaviyesi |
1495 |
Hasan Paşa mahallesi |
11/385 |
|
|
Mecnun Dede |
1632 |
Tahtakale civarı |
||
|
Şeyh Mehmed |
Enarlı mahallesi |
BAVD. 25216 |
||
|
Miskinler |
1633 |
Kayapaşa mahallesi |
251/29 |
|
|
Mevlevîhane |
Pınarbaşı |
|||
|
Mısrî |
H |
Şeker Hoca mahallesi |
||
|
Numan Efendi |
1844 |
K |
Veled-i Sarayî mahallesi |
|
|
Nakşibendî |
1813 |
|||
|
Nasuhî |
H |
Filboz mahallesi |
||
|
Nasır (Seyyid) |
1741 |
|||
|
Reyhan (Ahi) |
1492 |
Ali Paşa mahallesinde |
147/10 |
|
|
Ramazan Baba |
N |
Işıklar |
||
|
Selâmî Efendi |
1725 |
C |
Baba Zakir mahallesi |
BAVD. 25344 |
|
Selçuk Hatun |
1518 |
Hisar içerisinde |
28/233 |
|
|
Şehreküstü |
1551 |
63/1 |
||
|
Şemsi Bey |
1523 |
Molla Fenarî mahallesi |
92/69 |
|
|
Pîrî Bey |
1829 |
BAVD. 25027 |
||
|
Pîr Emir |
1494 |
Işıklar civarında |
||
|
Şeyh Taceddin Zaviyesi |
1500 |
17/205 |
||
|
Seyyid Usûl |
C |
Istabl-ı Bayezid Paşa |
||
|
Temenye Zaviyesi |
1643 |
261/85 |
||
|
Üçkozlar |
1813 |
H |
||
|
Veysel Karânî |
1485 |
BAVD. 21001 |
||
|
Yakub Efendi |
1712 |
Karaağaç mahallesi |
BAVD. 3392 |
|
|
Yoğurtlu Baba |
Çekirge yolunda |
|||
|
Yakub Bey Zaviyesi |
1731 |
Karaağaç yolunda |
BAVD. 25041 |
|
|
Zeynîler Zaviyesi |
K |
Zeynîler |
||
|
Şeyh Ahmedzâde |
H |
Duhter-i Şeref |
|
Açıkbaş Mahmud Efendi |
N |
Darphane mahallesi |
||
|
Baba Efendi |
N |
Hükûmet (Gazi) Caddesi |
||
|
Gül Baba |
H |
Ebî Şahme |
||
|
Kaygılızâde Hüseyin Efendi |
C |
Hasan Paşa/Ebu İshak mahallesi |
||
|
Özbek |
N |
Pınarbaşı |
||
|
Hacı Şevki Efendi |
H |
İshak Şah mahallesi |
||
|
Şerif Baba |
H |
Küçük Temenye |
||
|
Üftade |
C |
|||
|
Yunus Emre |
S |
Karamazak mahallesi |
||
|
Sa’dî |
S |
Yerkapı |
C: Celvetiye, H: Halvetiye, K: Kadiriye, N: Nakşibendiye, R: Rifaiye, S: Sa’diye
TEKKE MAHALLESİ Şehreküstü mahallesinin diğer adıdır (1558). BK, IV/260
TEKKE MESCİDİ Bakkal Sinan tarafından yaptırılmıştır. 1518’de esaslı bir tamir görmüştür (BS. 26/477, 28/46). BK, IV/260
TEKVARDIM SUFİ Bâlî’nin oğludur. Bursalıdır (1495) (BS. 10/236). BK, IV/260
TEKVARDIM SUFİ Bursalı Hızır Sûfî oğlu Mevlânâ Hayreddin Hızır’ın şöhretidir. 1502’de Hatuniye vakıflarının mütevellisi iken İstanbul’da vefat etmiştir. Hoca Hasan kızı Hatice’nin kocasıdır (BS. 2/190, 16/107,112, 17/38,
10/150, 19/95). BK, IV/260
TEMENNA/TEMENYE Cumhuriyet Köş-kü’nün civarına verilen isimdir. Manzarası çok güzeldir. Heyelan dolayısıyla yıkılan evlerin yerlerine yenileri yapılmadığından birkaç eve inhisar etmiştir. Büyük ve Küçük Temenye diye ikiye ayrılır. Manasının ne demek olduğunu bilmiyorum. Fakat Karamürsel’de ve Amasya’da Temenna mahalleleri vardır. BK, IV/265
TEŞHİR Bk. Yusuf.
TEVFİK EFENDİ Bahri Dede Tekkesi şeyhi Arif Efendi’nin oğludur. 1859’da doğmuştur. Babası ölümünden yedi ay evvel şeyhliği oğluna 25 Ağustos
1897’de terk eylemiştir. Tekkeyi tamir ettirmiştir. Kardeşi Ferik İsmail Paşa da türbeyi yadigârları olarak yaptırmıştır. Bir müddet asker olmuş ve sonra da çıkarak dairesinde kâtiplik yapmıştır. BK, IV/265
TEVFİK EFENDİ Moralı şeyhi Muhyiddin Efendi’nin oğlu 1893’te vefat eden Hasan Efendi’nin oğludur. BK, IV/265
TEVHİD EFENDİ Bk. Ahmed Tevhid Efendi (Seyyid).
TEZVEREN SULTAN
TEZVEREN SULTAN Şeyh Konevî mahallesinin doğusunda Haydarhane Ha-mamı’nın yakınında bir sokak içinde bir evin içerisinde ahşap bir türbedir. Eski devirlerde bunun sandukasının üstü bir “Hicaz odası” gibi idi. Yemeniler, örtüler, gömlekler ile dolmuş ziyaretçileri eksik değildi. Türbedarın ifadesine göre adı “Ataullah Efendi” imiş. Her türlü illete deva, maddî ve manevî hastalara şifa olduğuna eski devirlerdeki saf insanlar itikad ederlerdi. Kimin nesidir belli değildir. Bir kapısı da Kuzguncuk’tadır. Kurşuncu Ahmed Ağa’nın evindedir (DŞ.). BK, IV/265
TİMURTAŞ PAŞA (Gazi) Bk. Demirtaş Paşa (Gazi).
TİMURTAŞ PAŞA (Kara) Bk. Demirtaş Paşa (Kara).
TOHUM
TOHUM 3 Şubat 1841’de tohumluk tedarikinde müşkilâta tesadüf eden
İnegöl ahâlisine kavi kefil göstermek ve aynı sene tediye eylemek şartıyla istedikleri miktarda âşar zahiresi verilmesi hükûmetçe münasib görülmüş ve isteyenlere tohum dağıtılmıştır (BAİD. 1879). BK, IV/266
TOKMAK Bk. Eşkıya.
TOMRUK Tevkifhanelere verilen isimdir. 1617’de Bursa’daki mirliva tomruğu İbrahim Paşa mahallesinde idi (BS. 332/71). BK, IV/ 268
TOMRUK MÜDÜRÜ Eski devirlerin hapishanelerine deniliyordu. 1846’da Bursa’da bir tomruk müdürü vardı (BS. 313/2). BK, IV/266
TOP İlk Osmanlı hükûmetinin teşekkülünde top henüz icad edilmemişti. Fatih zamanında top icad edilmiş ve Türkiye’ye sokulmuştu. Ordu gittiği yerde kendi topunu dökerdi. Erzurum’da ve Larende’de ve daha birçok yerlerde top dökmek için tophaneler vardı. 1487’de İstanbul’dan Larende’ye top dökmek için gönderilen malzeme üzerine emin olan Sinan ve Kâtib Karagöz oğlu İnebey adında iki silahdârla bu malzemeleri Larende’ye iletmek üzere tutulan 78 kira devesinin deve başına 162 akçe kiraları cem’an 13.416 akçe olup bu akçeler Bursa hassa harc emini Seyyid Çelebi tarafından verilmiştir (BS. 5/39). BK, IV/268
TOP ATMAK Bursa’daki sarayda bayramlarda ve sair günlerde atılan topların 1658 senesindeki masrafı olarak üç bin akçe sarf olunmuştur. Bu toplar Ramazan ve Kurban bayramında ve Bursa’ya yeni kadı geldiğinde, Bursa’ya muhafız tayin olunan Kenan Paşa, Bur-sa’ya geldiği zamanda ve donanma ferman olunan günlerde beş defa atılmıştır (BS. 347/21).
1682 senesi Birincikânun ayı tarihli bir kayıtta Ramazan ayı görüldüğü vakit, Ramazan bayramının ilk günü
sabah ve akşamında Kurban bayramının ilk günü sabah ve akşamında ve Bursa’ya yeni hakim teşrif ettiği günde dörder top atılması ve bu top masrafının hassa mukâtaa malından verilmesi meşrut idi (BS.99/321). BK, IV/268
TOPAL BOSTAN Haydar’ın oğludur. 1598’de Bursa subaşısı Hayran oğlu Sefer, mahkemeye getirip “Eşkıyadır, haramzâdedir. Kadı Şeyhî Efendi huzurunda şirret, şekâvet ve yol kesiciliği sicile yazılmıştı” demiş, şahitler de “Yol kesici, kâtil ve hırsızdır. Şer’ ile hakkından gelinmesi sevaptır. Şirret ve şekâ-veti defalarla sabit olmuştur” dedikleri sicile kaydolunmuş ve subaşıya teslim edilmiştir (BS. 351/6). BK, I/274
TOPALOĞLU Bk. İdam.
TOPÇUZÂDE Şahinoğlu Bâlî’nin oğulları Ahmed ve Mehmed’in 1490’daki şöhretleridir (BS. 8/44). BK, IV/266
TOPRAK KADILARI Emlâk ve arazi davalarına bakan nâiblerdir. 1574’te Alâ-iye’den Kıbrıs’a sürülen birçok kimseler dağılıp bir kısmı da Bursa’ya gelmiş olduğundan bunların tutularak mal ve mülk almışlarsa “Toprak Kadıları” marifetiyle değer bahalarıyla satılarak akçeleri kadı huzurunda kendilerine teslim edilerek Kıbrıs’a sürülmeleri emredilmiştir (BS. 118/234). BK, IV/ 268
TOPUKLUZÂDE Hacı Mürüvvet oğlu İsmail’in oğlu Hacı Kemaleddin’in so-yadıdır. 1484’te vakıfnamesini yaptırmıştır (BS. 252/132). BK, IV/266
TULUMBA HORTUMU Bahası kapı çuhadarından alınmak üzere Bur-sa’daki yangın tulumbaları için serasker kapısı mevcudundan üç yangın tulumbası hortumunun Bursa’ya gönderilmesini Bursa mütesellimi Mehmed Efendi bildirmiş ve hortumlar alınmıştır. 1831 Temmuzunda Bur-
sa’ya gelmiştir (BABD. 5745). BK, IV/2 68
TUR ALİ BEY Bâlî Bey’in oğludur. Bursalıdır. “Malkoçoğlu” diye meşhurdur. 1507’de Bursa’da idi. BK, IV/269
TUR BÂLÎ Bursalıdır. Hamza’nın oğludur. Acıca mahallesinde 1574’ten evvel ölmüştür. Vakıfları vardır (BS. 24/ 118). BK, IV/266
TURBULA HATUN Hacılar mahallesinde 1574’te sakin bir ebenin ismidir. “Benli Ebe” diye maruftu (BS. 118/193). BK, IV/266
TURHAN BEY Paşa Yiğit’in oğludur. Bursalıdır. II. Murad ve Fatih’in ümera-sındandır. Oğulları Ahmed ve Hacı Ömer Beyler de ümeradandır. Oğlu Ömer Bey, Uzun Hasan muharebesinde esir olmuştu. Kurtulmuş ve 1489’da Mısır harbinde kaybolmuştu (SO. III/ 254). Turhan Bey, Mora’da beylerbeyliğinde bulunmuştur. İhtiyar olduğu hâlde İstanbul muhasarasına da iştirak etmiştir. BK, IV/269
TURŞUCU MEDRESESİ Bursa’dadır. Ka-rabıyık Mahmud tarafından bina edilmiştir. 1548’de medrese mevcut idi (BS. 49/10, 73/426). BK, IV/269
TURŞUCU MESCİDİ İznik’te bir mescidin adıdır. Mahalle de bu adı almıştır. 1530’dan evvel yapılmıştır. Bu mescid için hayır sahipleri İznik’te Erenler dağı altında bir yer ile bir kıt’a çayır, Ömerköy’ü altında beş kıt’a tarla, şehir içinde mahallesinde üç dükkân, şehir içinde Mahmud Çelebi’nin vakfeylediği sekiz dükkân, şehir içinde beş dükkân, şehir içinde beş dükkan arsası, mescidin harem ciheti, Deliklikaya altında bir pâre yer, Mermerada civarında iki tarla vakfedilmiştir. Bunların kiralar gelirleri imam, müezzin, mescidin çerağı ve hasırına sarf olunacak ve Mahmud Çelebi’nin ruhuna günde bir
cüz Kur’ân-ı Kerim okunacaktır. BK, IV/269
TUZ Mudanya ile Gemlik arasında tuzlalar vardı. “1620’de Bursa’da tuzun vukiyyesi ikişer akçeye furuht oluna-gelip lâkin 1620’de çok yağmur yağdığından memlahalar bozulmuş ve tuz az olmakla vukiyyesinin üç akçeye satılmasına müsaade” edilmişti (BS. 232/197). BK, IV/278
TUZCU BABA “Tomrukönü” denilen tuzcuların içerisinde küçük bir türbe idi. 1331’de vefat etmişti. 1891’de buraları yanmış ve Tuzcu Baba Türbesi de harap olmuştur. Taşı, Mecnun Dede Türbesi’ne nakledilmiştir. BK, IV/278
TUZPAZARI CAMİİ Muntazam ve kârgir bir camidir. Minaresi vardır. Ali Bey adında birisi yaptırmıştır. 1479’dan çok evvel yaptırılmıştır. Çarşı da kendi adıyla anılmaktadır. Orhan Camii’nin 150 metre kadar kuzeyindedir. BK, IV/278
TUZPAZARI MEKTEBİ Tuzpazarı mahal-lesindedir. 1845’te kârgir ve üzeri kurşun kaplı bir mektep idi.
TUZPAZARÎ Bk. Muhyiddin (Mevlânâ).
TÜFENK TAŞIMAK
TÜFENK TAŞIMAK Dergâh-ı âlî kullarıyla dirlik tasarruf eden timar ve zeamet sahiplerinden maada herkesin tüfenk taşıması 1528 senesi Birinciteşrin ayında men’ edildi.
1599’da hassa cebehanesi olan beylik tüfenklerden seferde zayi ve telef olan nice tüfenk reaya ellerine birer tarikle düşüp beylik tarafına toplanması faydalı olacağından köylerde ve kasabalarda kimin elinde bulunursa beylik için zapt edilip cebehaneye teslim ettirilmesi 1599’da emredilmiştir (BS. 351/117).
1643’te askerlerden gayrı avcıların ve reayanın ellerinde tüfenk bulunmakla nice fesad ve şekâvete bâis ol-
51 Tuzpazarı Camii kesiti ve planı (Gabriel’den)
duğundan Bursa kethüdayeri Seyyid Mustafa tarafından cem’ ve defter ettirilmesi fermanla emredildi (BS. 261/ 193).
1659’da Vezir İsmail Paşa’ya yazılan bir fermanda; “Malum ola ki bundan evvel Anadolu’ya bir defa bir vezir-i namdâr çıkarıp yaya kalemine tâbî dergâh-ı âlî yeniçerileri ve cebecilerinden maada saruca ve sekban elinde bulunan tüfenk teftiş olunup toplanması eski kanun iktizasından iken birkaç seneden beri bu kanun icra olunmayıp müsamaha olunmakla herkes tüfenk sahibi olup ve gittikçe ziyadeleşip ‘celâlî’ çıkmasına sebep olmakla o kanun-ı mukarrer üzere bu vazifeye sen tayin edildin. Allah’ın inayetiyle lâyık olduğu cezası verilen Abaza Hasan’ın yanında olan yardımcıları ve bunların adamları ile buna tâbî olmayıp fakat memleketi yıkmakta ve hükûmete karşı isyanı sırasında onun gibi şekavette bulunanları gerek vezir ve mîr-i mîrân, mirlivadır, gerek molla, kadı ve müderris ve yeniçeri ve sipahi ve müteferrika ve çavuş ve zaimdir asla tehir etmeyip durmadan her nerede bulursan ve her ne mahalde haber alırsan önüne gelene aman vermeyip ve uzak yerde haber aldığına bölük gönderip getirtip sipahi ve yeniçeri ocakları tarafından tayin olunan zâbıtları marifetiyle ve mukaddema haklarında mecmu büyük alimler imzalarıyla verilen fetva-yı şerife mucibince şer’ ile haklarından gelip bir vechile aman ve zaman vermeyesin. Akçe ve pulu ve himaye ve rica ve gayri tarik ile kurtarırsan Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın ruh-i şerifleri hakkı içün sana her bir vechile aman vermeyip ben senin hakkından gelirim. Ona göre, var kuvvetini himmetli kullarına verip memur olduğun Anadolu, Karaman, Adana, Maraş eyaletlerinde gezdiğin yerlerde vilâyet ahâlisinden ve bu memleketlerde oturanlardan ve bilcümle fukara ve reâyadan bir kimse sana gelip şikâyet ederse mübaşir gönderip beherhâl huzurunda murafaa-i
şer’ edip üzerine sabit olduktan sonra mazlumun hakkını zalimden kurtarıp kendiye teslim edip şer’ ile hakkında lâzım geleni icra eyleyesin. Her uğradığın kazanın kadısı ve nahiyelerde vaki olan şer’î davaları görmek için kaza dairesinin sınır ve hududuna kadar beraber götürüp şeriat ahkâmını icra ettirtesin. Her uğradığın kasaba, köy, şehir, pazar vesair halkın toplandığı yerlerde dört tarafını muhkem teftiş ve tahkik edip yukarıda söylenen iki taifeden maada saruca ve sekban ve atlı ve piyade ve reaya ve sairelerin ellerinde bulanan tüfenk cinsinden ne varsa ellerinden alıp vermekte taallül edenleri aman vermeksizin asıp, siyaset edip cümlesini topladıktan sonra bunları cebehaneye gönderip eline verilen hatt-ı hümayun ve ferman hükümlerini yerine getirtesin, eşkıyayı kurtarıp başını ve dinini zâyî eylemekten çekinesin” (BS. 346/52). Bu ferman Bursa’da bulunan padişah tarafından yazılmıştır.
Bu emirden bir iki ay sonra Anadolu eyaletinde tüfenk toplamaya memur Vezir İsmail Paşa’nın buyrultusu ile Derviş Ağa Bursa’ya gelerek Bursa’da ve köylerdeki büyük ve küçük tü-fenkler toplanmış ve asker tayfaların ellerindekilerin de defteri yapılmıştır (BS. 346/44). BK, IV/266
TÜFENK TAŞIMAK
TÜRÂBÎ (Seyyid) Seyyid Osman’ın oğludur. 1507’de karısı Hacı kızı Hatice’yi boşamıştır (BS. 21/215). BK, IV/269
TÜRBELER
TÜRBELER Bursa öteden beri Türkiye’nin bir kültür merkezidir. Bugün de İstanbul ve Ankara’dan sonra bu şerefi muhafaza etmektedir. Vaktiyle Bur-sa’da birçok ilim adamları, tasavvuf erbabı ve yüksek komutanlar, hükümdarlar, büyük sanatkârlar ve güzel sanat erbabı ressamlar, şairler ve hülâsa her nevi fazilet ve sanat sahibi zatlar yetişmiştir. Bunlardan ekserisinin üzerlerine türbeler yapılmıştır. Bursa türbelerini bugünkü vaziyetlerine göre kârgir ve ahşap olmak üzere iki kısma
ayırabiliriz.
Kârgir Türbeler:
Abdal Mehmed Türbesi: Camii civarında ve mahallesindedir. Türbeyi 1441’de II. Murad yaptırmıştır. Kitabesi vardır. Türbe bugün mamurdur.
Abdüllâtif Kudsî Türbesi: Zeynî-ler’dedir. Harap olmuş ise de kubbesi sağlamdır. Molla Hüsrev’in mezarının güney batısındadır.
Ahmed Paşa Türbesi: Veliyyüd-dinzâde Şair Ahmed Paşa’nındır. Muradiye’de Geyikli Medrese içerisindedir. Az harap olmuştur, muntazamdır.
Azeb Bey Türbesi: Mahallesindedir. Camii yanındadır. 1450’de yapılmıştır. Tamire muhtaçtır. II. Murad’ın komu-tanlarındandır.
Çelebi Sultan Mehmed Türbesi: “Yeşil Türbe” demekle maruftur. Kâr-girdir. İçi ve dışı çinilerle süslüdür. Türbenin altında bir mahzen vardır ki, ölüler oraya konmuş ve türbede birer mezar yapılmıştır. Çelebi’nin ve kızı Selçuk Sultan’ın mezarları kıymetli çinilerle süslenmiştir. Türbede daha birkaç kabir vardır.
Çoban Bey Türbesi: Mahallesinde-dir. Molla Arab civarındadır. Türbe kârgir ise de çok harap olmuştur. 1943’e kadar bu zatın hüviyeti meçhul kalmış ise de son günlerde Osman Ga-zi’nin oğlu olduğu anlaşılmıştır. Türbede daha birçok kabirler vardır.
Devlet Hatun Türbesi: Bursalıdır. Buna “Hundî Hatun Türbesi” derler. Beyaz mermerden yapıldığı için “Ak Türbe” adı da verilmiştir. İçerisinde Yıldırım’ın karısı ve Çelebi Sultan Meh-med’in anası Devlet Hatun medfundur. Mezarı mermerdir.
Emir Sultan Türbesi: Camii kuze-yindedir. Bursalıların çok saygı ve muhabbetini kazanmış bu pek muhterem zatın türbesi birçok defa yıkılmış ve tekrar yapılmıştır. İlk türbeyi Yıldı-rım’ın kızı Hundî Hatun yaptırmıştır. Türbede karısı Hundî Sultan ile Emir Efendi’nin bir oğlu ve iki kızı medfundur. Son türbe, 1868’de Sultan Ab-
dülaziz Bursa’ya geldiği zaman tamir ve tecdidini emretmekle tecdiden inşa edilmiştir. 1804 ve 1845’te dahi yeniden yapılmıştı. Emir Sultan’ın adı “Buharalı Ali Hüseyin oğlu Şemseddin Seyyid Muhammed”dir. Buhara’da doğmuştur. 833/1429’da vefat etmiştir.
Gülçiçek Hatun Türbesi: I. Murad’ın karısı ve Yıldırım Bayezid’in anasıdır. Bu kadının I. Murad’dan başka olan kocasından Yahşî Bey adında bir oğlu olmuştur. Muradiye ile Bursa kalesi arasında Yahşî Bey mahallesinde camisi ve türbesi vardır. O türbede birçok kimselerle beraber medfundur (BS. 7/21, 6/31, 132/154, 1/20, 37/182).
Hatice Sultan Türbesi: Çekirge’ye giden yolun kuzeyinde ve Kükürtlü Kaplıcası civarında mamur bir türbedir. II. Bayezid’in kızıdır. İçeride daha birçok mezarlar vardır (BS. 45/312).
Hamza Bey Türbeleri: İzmir Fatih’i kahraman Hamza Bey’in Muradiye’nin batı tarafındaki camisi civarındadır. Sultanlara mahsus türbeler gibi müzeyyen kârgir üç türbedir. Birisi Hamza Bey’in ve diğeri Kara Mustafa Paşa’nın ve üçüncüsü de bu aileye mensup bazı kadınların türbeleridir. Bu türbeler mamur ve kârgir ise de bakımsızlık yüzünden harap olmaya yüz tutmuştur. Türklerin göz bebeği olan güzel İzmir’i ülkemize ilhak eden bu kahraman zatın bu surette metruk ve unutulmuş bir vaziyette kalması hayretlere değer.
Hanım Kızlar Türbesi: Muradiye civarındaki Çınarönü mevkiinde kârgir bir türbedir. İçinde kimlerin yattığı meçhuldür. Ve bunun içerisinde hüviyetleri henüz tesbit edilemeyen kimlerdir, araştırmak lâzımdır.
Hatuniye Türbesi: Muradiye’de II. Murad Camii’nin doğusunda küçük ve muntazam bir türbedir. Fatih Sultan Mehmed’in anası bu türbede yatmaktadır. Fatih, padişah olmadan evvel yaptırmıştır (BS. 3/176, 9/179, 31/
52 Muradiye 35). Kitabesi varsa da kadının ismi türbeleri yoktur.
Koca Efendi Türbesi: Mevlevîhane karşısında Pınarbaşı’ndadır. Kârgir ve muhteşem bir kubbe iken 1940’ta yıktırılmıştır. Burasına “Yılanlı Türbe” de derlerdi (BS. 126/201). Koca Efendi, meşhur Bursa kadısı Mahmud Efen-di’dir.
Murad Hudâvendigâr Türbesi: Çe-kirge’de camisi karşısındadır. Türbeyi Sultan Bayezid yaptırmıştı. Harap olduğundan 1741’de tekrar yaptırılmıştı. Bahçe kapısındaki tarih şudur:
Hîdiv-i gazâ bîşe Sultan Murad
Şeh-i dâd-güster-i Hudâvendigâr
Şehid-i mübeşşer bilâ-irtiyab
Veliyy-i menkabet zıll-i Perverdigâr
Bu şah-ı melek-haslet ve âdilin
Olunca türbesi üstüvar
Dedim gördüğüm birle tarihini Zihî sakf-ı bâb-ı Hudâvendigâr
(1154/1741)
Türbenin ortası kubbeli olup sekiz sütuna istinad etmektedir. İçeride kitabesi yoktur. I. Murad’ın sandukası
etrafında tunçtan parmaklık vardır. Türbede:
-
1. Orhan oğlu Murad Hudâvendigâr; 1388’de Kosova sahrasında şehit oldu.
-
2. Murad oğlu Yakub Çelebi; 1367/ 1388 Yıldırım tarafından katlettirildi.
-
3. Yıldırım oğlu Süleyman Çelebi; 1380/1410 Musa Çelebi tarafından şehit edildi (BS. 26/293, 239/176, 21/58, 253/164).
-
4. Süleyman oğlu Orhan Çelebi; 1416-1428
-
5. Süleyman oğlu Musa Çelebi; Yıldırım sağ iken ölmüştür.
-
6. II. Bayezid’in oğlu Mehmed Çelebi; 24.3.1505’te Kite’de vefat eden Sultan Mehmed’in cenazesi Bursa’ya getirilmiştir. Buraya gömülmüştür. Müdebbir ve muktedir idi. (SO. I/68; BS. 23/269, 26/293, 73/137, 35/320, 34/59, 114/ 25,110/79,135/128,19/359, 84/ 104).
Daha üç mezar varsa da kimlere ait olduğu anlaşılamadı. Türbe 15,30 x 14,85 genişliğindedir.
Muradiye Türbeleri: Burada on bir türbe vardır. Sırasıyla şunlardır: Dış
kapıdan girince tam karşıya ve biraz sola gelen türbe Sultan Ahmed Türbe-si’dir. Buradan başlayalım:
1. Sultan Ahmed Türbesi: Bu türbenin son zamana kadar Fatih’in oğlu Sultan Mustafa’ya ait olduğu zannediliyordu. Halbuki tedkikat, bu türbenin Sultan Mustafa’ya ait olmadığı ve Yavuz Selim’in katlettirdikten sonra pişman olduğu biraderi Sultan Ahmed namına yaptırıldığını meydana çıkarmıştır. 19.5.1513 tarihinde Sultan Selim tarafından gönderilen bir fermanda Sultan Ahmed ve kardeşi Sultan Şehin-şah ve Şehinşah’ın oğlu Sultan Mehmed ve Korkut’un kabirleri üzerine türbe yapılması ve harc edilen akçenin darphane mahsulünden verilmesi emr-olunmuştur. Silahdârlardan Abdullah oğlu Bedreddin Mahmud Bey bina emini ve Mehmed ve Safer oğlu Ali Çelebiler de binanın masraf kâtibi tayin olunarak Bursa’ya gönderilmişlerdir (BS.25/90). Bu türbenin mimarı, Mimar Alâeddin’dir (BS. 25/186). Bu türbede şunlar medfundur:
-
a) Sultan Bayezid oğlu Sultan Ahmed; 1465/1513
-
b) Sultan Bayezid oğlu Şehinşah; 1460
-
c) Şehinşah oğlu Sultan Mehmed,
-
d) Sultan Ahmed’in anası ve Baye-zid’in karısı Bülbül Hatun,
-
e) Sultan Korkut; 1469/1513
-
f) II. Bayezid kızı Hatice Hatun
-
2. II. Murad Türbesi: Yolun tam karşısına gelir. Gayet muhteşem saçaklı bir kapıdan girildikten sonra direkler üzerine oturtulmuş açık bir kubbenin altında yalnız II. Murad’ın kabri vardır. Kendi vasiyeti üzerine türbesinin ortası açık bırakılmıştır. Kabrinin üzerinde bir kitabe vardır. Çok sade bir şekildedir. II. Murad, 3.2.1451 Çarşamba günü öğle vakti vefat etmiştir.
-
3. Alâeddin Türbesi: II. Murad Tür-besi’nin içerisinde ve doğu tarafındaki küçük bir kapıdan girilirse burada dört kabre tesadüf edilir. Küçük kubbeli bir türbedir. Harice kapısı yoktur.
53 Sultan
Ahmed Türbesi
-
a) II. Murad’ın oğlu Sultan Ahmed
-
b) II. Murad’ın oğlu Alâeddin
-
c) II. Murad’ın oğlu Küçük Ahmed
-
d) II. Murad’ın kızı Şâhzâde Hatun
-
4. Mustafa Sultan Türbesi: Kanunî Sultan Süleyman’ın oğludur. Anası Mah-ı Devran Sultan’dır. 1553’te babasının gözü önünde boğdurulmuştur. Bu türbede şu zevat vardır:
-
a) Kanunî Süleyman’ın oğlu Sultan Mustafa; 1515/1553
b)) Kanunî Süleyman’ın karısı Mâh-ı Devran Sultan; 1580
-
c) Kanunî Süleyman’ın oğlu Orhan; 1558/1562
-
d) II. Bayezid’in oğlu
54 Şehzade Mustafa Türbesi’nin kesiti ve planı (Gabriel’den)
55 Mükrime
Hatun Türbesi
-
5. Gülşah Hatun Türbesi: Bu türbe şimdiye kadar “Prenses Mara Türbesi” diye söylenmekte idiyse de hiçbir tarafta kaydına tesadüf edilememiştir. Esasen Fatih padişah olur olmaz üvey validesi olan bu prensesi memleketine iade etmiştir. Gülşah Hatun, Sultan Mustafa’nın anası ve Fatih Sultan Meh-
med’in karısıdır. Bu türbe kiremit kaplıdır. Gülşah Hatun Bursa’da Muradiye mahallesinde ölmüştür (BS. 23/ 225).
-
6. Mükrime Hatun Türbesi: Türbeleri sırasıyla takip ediyorum. Bu türbeyi Sultan Şehinşah yaptırmıştır. Mük-
56 Şehzade Mahmud Türbesi
rime Hatun, Sultan Şehinşah’ın karısıdır. Ve Şehinşah’ın oğlu Sultan Meh-med’in de anasıdır. 1517’de ölmüştür. Mükrime Hatun’un vefatından evvel yaptırılmıştır. Bu türbe için birçok çiniler alınmış ise de bugün mevcut değildir. Bundan başka Alemşah kızı Fatma Hatun da bu türbede medfundur.
-
7. Sultan Mahmud Türbesi: II. Bayezid’in oğludur. Türbeyi anası ve II. Bayezid’in karısı Bülbül Hatun yaptırmıştır. Mimar-ı sultanî Abdullah oğlu Ali ve Sultan Şahoğlu Üstad Yakub taraflarından inşa edilmiştir. Türbede şunlar vardır:
-
a) II. Bayezid’in oğlu Sultan Mahmud; 1475/1506
-
b) Mahmud’un oğlu Orhan; 1512
-
c) Mahmud’un oğlu Emir; 1512
-
d) Mahmud’un oğlu Musa; 1512
-
8. Gülruh Hatun Türbesi: Bu türbeyi II. Bayezid’in karısı Gülruh Hatun/ Gülendam Hatun 1526’da bina ettirmiştir. Sultan Alemşah’ın anasıdır.
-
a) Abdülhay kızı Gülruh Hatun
-
b) II. Bayezid kızı Kamer Hatun; 1520’den evvel
-
c) Alemşah Bey kızı Fatma Hatun
-
d) Alemşah Bey oğlu Sultan Osman; 1512
-
9. Şirin Hatun Türbesi: Kapısında Aynîşah yazılıdır. Bu türbede şunlar yatmaktadır:
-
a) Abdullah kızı Şirin Hatun; II. Bayezid’in karısı, Abdullah’ın anası.
-
b) Aynîşah Sultan; Şehzâde Abdullah’ın kızı ve II. Bayezid’in torunu.
-
c) Ferahşah; Şehzâde Abdullah’ın karısı ve Aynîşah’ın anası.
-
10. Sultan Mustafa Türbesi: Bu türbe Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Sultan Mustafa namına Fatih’in vefat ettiği 1479 senesinde inşa ettirilmiştir. Mimarı meçhuldür. İçerisinde fevkalâde süslü çiniler vardır. Lale şeklindeki çinilerin kırmızı boyaları fevkalâde güzeldir. Bugüne kadar bu kırmızı çini boyasını Avrupalılar taklide muvaffak olamadıklarından kıymetleri pek ziya-
dedir. 1498’de cenazesi Bursa’ya getirilen Sultan Cem, bu türbeye gömüldüğü için türbeye “Sultan Cem Türbesi” denilmekte ise de esasen türbe Sultan Mustafa adına yaptırılmıştır. Kanunî Sultan Süleyman’ın oğlu Mustafa Tür-besi’nden bunu ayırt etmek için “Mus-tafa-yı Atik Türbesi” de derlerdi. Kubbesindeki nakışlar arasında “Sultan Mustafa” “rahimehullâh” yazısı birkaç yerde vardır. Bu türbede şunlar vardır:
-
a) Fatih’in oğlu Sultan Mustafa; 1450/1474
-
b) Fatih’in oğlu Sultan Cem; 1459/ 1494
-
c) Fatih’in oğlu Sultan Korkut,
-
d) Bayezid’in oğlu Sultan Alemşah; 1502
Bu türbe 1795’te tamir edilmiştir. Önünde şadırvanlı havuz vardır.
Mehmed Efendi Türbesi: Sağrıcı Sungur Camii’ndedir. Şeyhulislâm Esîri Mehmed Efendi burada medfundur.
Osman Gazi Türbesi: Evvelce burada Hz. Davud Manastırı vardı. Sultan Osman Bursa muhasarası sırasında Balabancık kalesinin bulunduğu Molla Arab sırtlarına gelmiş ve karşıdan kurşunların parladığını gördüğü manastırı göstererek; “Beni şu gümüşlü kubbeye gömünüz” diye vasiyyet etmiştir. Birçok yangınlar ve zelzeleler dolayısıyla türbe şeklini kaybetmiş ve son şeklini Sultan Aziz tarafından 1868’de yaptırılan türbe ile almıştır. İçindekiler:
-
a) Ertuğrul oğlu Osman Gazi; 1326
-
b) Osman Gazi oğlu Alâeddin Ali Paşa,
-
c) Orhan oğlu İbrahim Bey,
-
d) I. Murad’ın oğlu Savcı Bey; 1385
-
e) Orhan’ın karısı Asporça Hatun.
Orhan Gazi Türbesi:
Okçu Baba Türbesi: Kârgir bir türbedir. Bk. Nusret Paşa.
Pîr Emir Türbesi: Işıklardaki Askeri Lise’nin doğu tarafında aynı isimdeki köyün kuzeyindedir. Bk. Pîr Emir.
Süleyman Paşa Türbesi (Karıştıran): Muradiye’deki türbelerle aralarında bir yol vardır. Bu yolun batı tara-
57 Gülruh
Hatun Türbesi
fındadır. Kârgir ve muntazam bir türbedir. Karıştıran Süleyman Paşa Bur-sa’da müstakil subaşılık ve İstanbul’da muhasarası esnasında Fatih Sultan Mehmed’e defterdarlık etmiş ve İstanbul’un zaptından sonra da İstanbul’a ilk vali tayin edilmiştir. Türbesi tamire muhtaçtır.
Selimzâde Türbesi: Camii civarındadır.
Umur Bey Türbesi: Camii’nin güney tarafındadır. Dört mermer direk üzerine tutturulmuş bir kubbeden ibarettir. Bk. Umur Bey.
Yıldırım Türbesi: Bu türbeyi Yıldı-rım’ın oğlu Süleyman Çelebi yaptırmıştır. Caminin batısında ve medresenin kuzeyindedir. Kârgir ve muntazam bir türbedir. Kitabesi vardır. İçindekiler şunlardır:
-
a) I. Murad’ın oğlu Yıldırım Bayezid,
-
b) Yıldırım’ın oğlu Musa Çelebi, c) Yıldırım’ın oğlu İsa Çelebi,
Bundan başka ayak ucunda iki mezar daha vardır.
Ahşap Türbeler:
Bunlardan başka Bursa’da birçok ahşap türbeler vardır ki şunlardır: Akbıyık, Ahmed Gazzî, Abdal Murad, Atinalı Ali Efendi, Zincirî Ali Efendi, Âşık Yunus, Abdurrahim Efendi, Arab
Mehmed, Ali Mest Edhemî, Baba Zakir, Bahrî Baba, Bekir Dede, Cünûnî, Eş-refzâde, Hızır Yusuf, Hüsameddin, Hacı Yakub, Hindî Dede, Gâr-ı Aşıkân, Karaca Ahmed, Kaygılı, Kasap Cömert, Küş-terî, Molla Gürânî (Hüseyin Erzincanî), Mehmed Karamanî, Nimetullah, Seyyid Nâsır, Seyyid Nattâ’, Sûfî Mehmed Efendi, Reyhan Paşa, Pars Bey, Tez-veren, Üçkozlar, Üftade, Tuzcu Baba, Yahşî Bey’dir. Bunların çoğu da yıkılmıştır. BK, IV/270
U
UBEYD BEY Sultan Bayezid’in oğlu Sultan Mahmud’un kızı Hançerli Sul-tanzâdelerden Kasım Bey’in oğludur. 8.2.1573’te Bursa’da ölmüş ve Abdal Musa’daki aile kabristanına gömülmüştür. BK, IV/279
UBEYD EFENDİ Nakşibendî şeyhi Hacı Ahmed Efendi’nin oğludur. Bursa’da yetişerek asrındaki alimlerden ders almış ve kendisinin şen yaratılışı ikti-zasınca mûsıkîye ve hattatlığa merak etmiş ve bu iki fenni de tahsil etmiştir. Sesi çok güzel olduğundan tekkelerde zakirlik ederdi. Tâlik yazı yazmakta çok kudret kazanarak güzel bir hattat olmuştu. Eli çok süratli idi. Hocazâde Abdülaziz Efendi’ye intisab ederek Anadolu’da ve Mısır’da kadılıklarda bulunmuştur. Şeyhulislâm Bahâyî Efendi Âsitânesi’nde ömrünün son günlerini geçirerek gümrük ve mizan-ı harir mukâtaalarından birkaç akçe yevmiye almakta idi. 31 Ağustos 1657 Çarşamba günü vefat etmiş ve Pınar-başı’nda babasının yanına gömülmüştür. Süleyman Çelebi mevlidini besteleyerek “Sekban”dan talim edip kıraate mezun olmuştu (G. 525). BK, IV/279
UBEYDULLAH (Mevlânâ) Abdullah’ın oğludur. Ulemadandır. 1587’de Görde-le(?) kadısı idi. “Lem’îzâde” diye meşhurdur (BS. 170/143). BK, IV/279
UBEYDULLAH BEY Bursa zeameti subaşısı iken 1596’da azledilmiştir. BK, IV/279
UBEYDULLAH EFENDİ Eminiye Tekkesi bânisi Emin Efendi’nin biricik oğludur.
Anası ricalden Abdülgani Ağa’nın kızı Ümmügülsüm’dür. Babasından sonra şeyh olmuş ise de beş ay sonra İstanbul’da 6.2.1813’te taundan vefat etmiştir. Oğlu Üftade Efendi de bir gün sonra ölmüştür. Galata Mevlevîhanesi civarında Abdülgani Ağa’nın yanına gömülmüştür. İstanbul gümrüğünden almakta olduğu 120 akçe taamiye oğluna tevcih olunmuştur. BK, IV/279
UBEYDULLAH EFENDİ Edirne’de kürsü vaizlerinden idi. Kendisi şeyhti. Vazifesinden hariç mucib-i fesad olur sözler söyleyerek hükûmetin rızası hilâfına hareket ettiğinden te’dîb için 15.8.-1826’da Edirne kadısının îlâmı üzerine Bursa’nın Mihaliç kazasına nefy edilmiştir. BK, IV/279
UĞURLU SUYU Gökdere suyundan ayrılmıştır. Çoktan beri harap kalmış ise de eşraftan Hacı Şerif Ağa’nın delâletiyle ve su sahiplerinin yardımıyla 1890’da tamir edilmiştir. BK, IV/282
ULU HOCA 1511’de yaşamış bir tüccardır. Şemseddin’in oğludur (BS. 23/9). Bursa kazasında bir de “Ulu Hoca Çiftliği” vardı (BS. 252/138). BK, IV/291
ULUBAT GÖLÜ Katırlı sahil silsilesi güneyindeki çöküntüden hasıl olmuştur. Buna Apolyont, Abolot, Abilyont, Uluabad da derler. Doğudan batıya 23,4 km. ve genişliği de 10,8 km.dir. Denizden 9 m. yüksektir. Hiç bir yerinde beş metreden fazla derinliği yoktur. Bu göl Atranos çayı ile beslenir. Bazı kıyıları kamışlı sazlarla örtülüdür. Göl-
58 Ulucami’nin avlusunu gösteren eski bir gravür
deki adalardan birçok eski eserler, bazı burçlar, sahilde rıhtım eserleri görülüyor. Muhiti üç mile yakın olan Kız Adası (Halil Bey Adası) bir köprü ile karaya bağlıdır. BK, IV/283
ULUBAT GÖLÜ
ULUBAT KÖPRÜSÜ Bu köprü tarihlerde çok meşhurdur. Burada birçok muharebeler olmuştur. Güya Osmanlı padişahları bu köprüden geçmezlermiş. Yıldırım’ın oğulları arasında bu köprü başında çetin savaşlar olmuştur.
1743’te Ulubat gölüne akan Kirmastı suyu üzerindeki mecralarda “Zaim-oğlu” denilen bend ve sedler vardı ki bunlar 840.000 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 338/69).
1845’te köy önünde Apolyont gölünün ayağından Mihaliç boğazına akan nehir üzerindeki ahşap köprü 60.750 kuruşla inşa edilmiştir.
21 Temmuz 1920 milâdî ve 8 Temmuz 1336 rumî tarihine tesadüf eden Perşembe günü Bursa’nın Yunanlılar tarafından işgalinden bir gün evvel bu köprü millî kuvvetler tarafından ber-hevâ edilmiştir. BK, IV/283
ULUCAMİ
ULUBAT KÖYÜ Apolyont köyü de derler. 1927’de 280 hanesi, 1.240 nüfusu vardı. Sahile bir köprü ile bağlı bir küçük adanın üzerindedir. Bu köyde pek çok eserler vardır. BK, IV/283
ULUCAMİ Yıldırım Bayezid tarafından 1394 senesinde başlattırılmış, 1399 senesinde inşası hitam bulmuştur. Yirmi kubbeli büyük bir camidir. Ortadaki kubbenin üzeri tel ile örtülmüş ve altına bir büyük şadırvan yapılmıştır. Cami gayet ferah ve gönül açacak bir şekildedir. Bugün eski Türk yazılarının bir müzesi gibidir. Caminin inşası hakkında birçok hikâyeler vardır.
Yıldırım, Engürüs seferine çıkmış ve “bu seferde zafer kazanırsam yirmi cami yaptıracağım” diye ahdetmiş. Avdetinde, “yirmi kubbeli bir cami yaparsanız bu ahdiniz yerine gelir” demişler. Bunun üzerine bu camiyi yaptırmıştır. Mimarı meçhuldür. Caminin inşaatında Orhan Gazi’nin camisi, han ve hamamı, etrafındaki yüksek kale duvarları taşlarından istifade edilmiştir. Cami kesme taştan muntazam bir bina iken her nedense üzeri kalın bir kireç tabakasıyla sıvanmıştır. Bunun eski hâline getirilmesi, yani sıvaların kazınması camiyi çok güzelleştirecektir. Caminin, ikisi yanda ve birisi de kuzey cihetinde olmak üzere üç kapısı vardır. Bir de doğu tarafına küçük bir kapı açılmıştır ki bu da cenaze namazını kıldırmak için imamın çıkmasına mahsustur. Bunların üzerleri sonradan birtakım tahta çıkmalarla örtülmüştür ki, caminin görünüşünü çok çirkinleş-tirmiştir.
Yıldırım’ın ölümünden sonra Bursa kadısı Mehmed oğlu Hamza oğlu Mehmed Efendi tarafından 826 Şevval evahirinde, yani 1422 senesi Birinci-teşrin ayında bir vakfiye tanzim ettirilmiş ve Ulubat hisarı ve köyünü ve bu caminin batısındaki medreseye bitişik dört tarafı yol olan dükkânların cümlesini ve caminin kuzeyindeki dükkânları ve evleri vakfetmiştir. Bursa Evkafı’nda bir tomar hâlinde uzun bir vakfiyesi vardır.
1494’te İstanbul’dan gönderilen akçe ile Sultan İmareti mütevellisi Bâlî Çelebi ve Kâtib Nazîrî Çelebi’ye ödünç verilen paralar da alınarak cami tamir
edilmiştir (BS. 10/258). Bu sene caminin kuzeyindeki hamam kapısı denilen mahaldeki dükkânlar kâmilen yanmış ve yeniden yaptırılmıştır (BS. 10/311).
1514’te daha o kadar şöhret kazanmamış olan Abdullah oğlu “Mimar Sinan”, mahkemede caminin mütevellisi Sinan ile pazarlık ederek çarşı tarafına iki ve helvacı tarafına üçbuçuk pencerenin demirlerini 9.500 akçeye tamirine mutabık kaldılar ve Mimar Sinan, altı bin akçesini peşin aldı (BS. 19/15).
1514 Haziranında Yavuz Selim tarafından verilen bir emirde, bu camiyle Emir Hazretleri Camii’nde En’am okuyacak 41 ilim sahibine yevmiye üçer akçe vazifelerini, kazançları helâl olan kimselerden istikraz edilip verilmesi bildirildi (BS. 26/139).
1551 senesi İkincikânun ibtidasında Ulucami vakfından yedi dükkân ile bir ekmekçi fırını yanmış ve dokuz bin akçeyle tamir edilmiştir.
1557’de caminin harap olan yerleri 25.000 akçe ile tamir edilmiştir.
1562’de cami 10.000 akçe ile tamir edilmiştir.
1567’de caminin kurşunları, camları, pencereleri ve vakfından olan hamam ve dükkânların su yolları 27.500 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 110/35).
1572’de Pınarbaşı’nda Nakkaş Mehmed, aldığı işi beş ay zarfında ikmal etmek ve her şey kendine ait olmak üzere üç bin akçeye talib olmuş ve bu parayı Hoca Şücâ oğlu Zeynî Çelebi kendi kesesinden vermiştir (BS. 113/ 86).
1572 senesi İkinciteşrin ayında caminin üç kubbesi akmaya başlamış, vakfın parası olmadığı iddia edildiğinden Sultan Mehmed vakfından bu paranın verilmesi muvafık görülmüş ve mütevelli ile kâtibin hesaplarına bakılmaya başlanmıştır (BS. 116/37).
1573 senesinde Sultan Mehmed vakfı fazlasından Ulucami’ye hasır, kandil,
59 Ulucami ve çevresi
60 Ulucami’nin batı tarafı ve çeşme
mihrap cihetine dört kâlîçe alınması için ferman gelmiştir (BS. 116/103).
1583’te vakıfları az olduğundan hasılatı masrafına kâfi gelmemeye başlamış, hasır kandiller ve yağ bazı hayır sahipleri tarafından verildiği hâlde vakfın yirmi beş bin akçeden fazla borcu olduğu görülmüş ve bu borcu kapamak için Kemal adındaki kadı, İkiz-celer ağnam resmini kendisi toplamak şartıyla her sene bunun mahsülünden
61 Ulucami’nin mihrabı
camiye yirmi bin akçe vermeye taah-hüd etmiş ise de başka bir hizmete gittiğinden işin hayli karışık ve bulaşık kaldığı İstanbul’da padişaha arzedil-mekle İkizceler ağnamından her sene yirmi bin akçenin Ulucami mütevellisine nakden verilmesi ve caminin başkalarına muhtaç bırakılmaması hakkında ferman gelmiştir (BS. 150/ 189).
1681’de Yeşil mahallesinden Mehmed oğlu Hacı Şeyhî, 2.200 esedî kuruş vakfedip haftada beş gün ilim sahibi birisi tarafından sabah namazından sonra ders verilmesini ve haftada beş gün tecvid kaideleri ve Kur’ân okutması için ilim sahibi birisi tarafından öğle namazından sonra isteyenlere ders verilmesini şart eylemiştir. Bunlara senede otuz kuruş verilecektir (BS. 357/ 4).
1717’de Selçuk Hatun mahallesinden ve bu vakıfların mütevellisi Şerife Ru-kiye Hatun, nesih hat ile bir büyük kelâmullahı, Ulucami’de “Yeşil Vav” kurbünde vaz’ olunup kıraat ve sevabını ceddi ve kendi akrabası ruhuna hibe olunması şartıyla vakfeylemiş ve caminin kayyumbaşısına teslim edilmiştir (BS. 300/161).
1741’de batı tarafındaki büyük kapı üzerine yeniden sakf ve tavan bina ve ihdas ve yine haremin doğu tarafında küçük kapısı tecdid edildi. Caminin büyük pencerelerinden birine yeniden cam ve tel konuldu (BS. 338/36).
1724’ten evvel kurşun tamiri için Abdülmu’ti Çelebi tarafından vakfedilen paranın asıl malı hesabı görülerek 1.500 kuruş ve murabaha 180 kuruş olduğu görülmüştür (BS. 300/168). (Abdülmu’ti Çelebi kurşunların tamiri için 5.610 kuruş terk ve vakfetmiş ve bunun murabahasıyla tamir edilmekte bulunmuştur. 1784’te 701 kuruş ve bir rub’ murabaha hasıl olmuştur).
1741 senesi Şubatında Ulucami müezzinleri, muvakkitleri, Ramazan-ı şerifte temcid ve salâtı müterakkib olanların oturmaları için hususi odaları olmadığından çok sıkıntı çekmekte
idiler. Hayır sahiplerinden Şeyhulislâm Abdülaziz’in, caminin kuzeyinde bina eylediği kârgir çeşmelerin üzerine iki oda bina olunması muvafık ve bunun 120 kuruşla vücuda geleceği anlaşıldığından Dârüssaade Ağası Beşir Ağa tarafından 120 kuruş teberru edilmiş ve ayrıca da bir tahtânî oda inşa edilmiştir (BS. 338/36).
1743’te caminin dışarısında ihdas olunan iki muvakkit ve müezzin odaları masrafları ve caminin maksurelerinin tamiri ve müezzin mahfilinin tamiri ve yeniden konulan dört adet demir fanus ve kandiller için üç adet demir çarh, şadırvan ve su yolları ve caminin şark tarafına açılan kapı üzerine sakf ve kapıları sakfları ve (Bu dünya-yı mâfihâ on iki burç üzerine olduğu gibi cami-i şerif de on iki sütun ve yirmi kubbe üzerine olup biri ortada havuz üzerinin kafesi ile örtüldüğünden) on dokuz kubbenin kurşunlarına cem’an 498.390 akçe sarf edilerek tamir edilmiştir (BS. 338/69).
Mihrap kubbesi ile sağ ve soldaki kubbelerin kurşunu ve batı tarafındaki minaresinin kurşunu 1744 senesi Martının ibtidalarında esen şiddetli lodos rüzgârından kalkmış olduğundan 18.100 akçe ile tamir olunmuştur (BS. 338/94).
1755’te mihrabının iki tarafında Hoca İlyaszâde Hacı Mehmed Çelebi’nin vaz’ ve yakılmasını şart eylediği iki büyük bal mumu vardı (BS. 336/35).
1757’de “bayram salâsı” vaktini ilân için atılan topun vaktini haber vermek için beşbuçuk kuruş verilmesi öteden beri âdet olduğu (BS. 391/127).
1808 Nisanında camideki fazla kilimlerin telef ve zayi olmaması için şehrin muhtarı (halkın seçtiği) Mehmed Bey Efendi ile Kürdzâde Hacı Mehmed Ağa, Hacı Mustafa marifetiyle ve marifet-i şer’ ile müzayede ile satılarak yerine Uşak’tan büyük kilimler mübayaası emredildiğinden 744 kuruş baha ile 93 kilim satılmıştır. Camide dokuz ve kütüphanede on dokuz kilim ve 36 secca-
62 Ulucami’nin içindeki şadırvan
de kalmış ve bunlar da kayyumlara teslim edilmiştir (BS. 277/1).
1732 senesi Birincikânununda minarenin külâhı, iki şadırvan ve su yolları ve yirmi kubbede 129 cam telleri ve 14 büyük alt kat pencerelerinin camları, caminin tabanına döşenen tuğlaların tamiri, direklerdeki kûfi, celi ve sair muteber yazılar ve nakışların tamiri, havlusunda iki büyük şadırvanın kub-
63 Ulucami’nin kesiti ve planı (Gabriel’den)
beleri ve cami ittisalinde iki büyük sofaların sakfı ve nakışlı tavanları ve camiye bitişik mektebin tamiri için 176.244 akçe sarf olunmuştur (BS. 300/94).
1801’de Müftü Abdülaziz Efendi, caminin son cemaat mahalli olmadığından iki sofa bina eylemiş ve oraya su da getirmişti. 1801’de bunlar yanmış ve ateş de camiye sirayet etmişti.
1814’te Nureddin Paşa zamanında cami tamir görmüş ve 1855 zelzelesinde büsbütün harap olmuş ve altı sene harap bir hâlde kalmıştır.
1860’ta tekrar inşa edilmiş ve 1889’-da garp tarafındaki dükkânlar yandığı sırada minarenin külâhlarındaki kurşunlar erimiş ve tahtaları tutuşturmuştur. Şark tarafındaki minare de bu sırada ateş almış ve söndürülmüştür (G. 321).
1893’te tekrar cami tamir ettirilmiştir. BK, IV/283
ULUCAMİ
ULUCAMİ MİNARELERİ Batı tarafındaki minareyi Yıldırım Bayezid yaptırmıştır. Kitabesi varsa da sıvanmış ve okunmak imkanı bulunamamıştır. (Şimdi bir kısmı okunmaktadır.)
Doğu tarafındaki minareyi de Yıldırım yaptırmış ise de tamam olmadan Timur harbi başladığından yarım kalmış ve buna “Güdük Minare” denmiştir. Yavuz Selim, bu minareyi diğeri gibi yaptırmıştır. Şengül Hamamı’nı da yaptırıp bu camiye vakfettiğini Lâmiî Çelebi Letâifnâme’sinde bildirmektedir.
1670 senesi İkinciteşrin ayında ahşap çardağı tarafındaki (batı) minarenin külâhına yıldırım düşmüş ve kurşunu, tahtaları ve bakır alemi yanmış ve yeniden yaptırılmıştır. Sandıkçılar-başı’na giden (yol üzerindeki) diğer minare (doğu) de termim olunmuş ve ikisine 31.960 akçe sarf olunmuştur (BS. 295/13).
Caminin minberi Abdülaziz oğlu Hacı Mehmed, abanozdan çivisiz ve geçme olarak 1399’da inşa eylemiştir. Duvar-
lardaki yazıları Sultan Mahmud, Mustafa Şefik, Hattat İzzet Yesârî ve daha birçok zevat yazmışlardır. Kütüphane sonradan yapılmıştır. 3.285 kitap vardı. Memalik-i İslâmiye’de bulunan mushafların en büyüğü burada bulunmaktadır ki, açıldığı zaman bir metreden fazla bir mahalli kaplamaktadır.
Müezzin mahfilini 1582’de Mütevelli Nev’î Mustafa yaptırmıştır. Bundan büyük birçok cami varsa da bunun kadar sade ve şirin bir cami yok gibidir. Bursa tarihiyle uğraşarak hayatını bu uğurda feragatle feda eden Şemsed-din Ulusoy, bu cami hakkında uzun yazılar yazmıştır. Ve tekmil Bursalılar da her nedense bu camiyi göz bebekleri gibi muhafaza etmekte müttefik idiler. BK, IV/287
ULUDAĞ
ULUDAĞ Anadolu’nun kuzey batısında Burşa şehrinin güney doğusunda yüksek ve tek bir dağ olup kuzeybatıdan güneydoğuya doğru 40 km. imtidadın-dadır. İrtifaı 2.530 m. kadardır. Eteklerinin aşağı kısımlarında meşe, kestane, ceviz, çınar vesair ağaçları ve güzel meralarla pek çok ve nefis suları hâvî-dir. Daha yukarıları çam ağaçlarının envaını hâvî olup dağın nihayet tepeleri ve üstündeki yaylalar karla mesturdur. Üstünün manzarasına doyum olmaz. İstanbul, Karadeniz, Marmara ve Çanakkale boğazı ve Sakarya vadisi buradan seyrolunabilir.
Atranos nehri güney batı eteklerini dolaşarak, o cihetten inen çayları aldığı gibi doğu eteklerinden inen sular da İnegöl ve Gölsu vasıtasıyla Sakarya ırmağına dökülüyor. Bursa şehri bu dağın kuzeybatı eteklerinde olup, şehrin üstünde derece derece akar soğuk suları, mesireleri vardır. Vaktiyle bu dağda birçok kilise ve manastırlar bulunduğundan buna “Cebel-i Ruhban”, “Keşiş Dağı”, “Olimpos” adları veriliyordu. Teselya’da ve Kıbrıs’ta da Olimpos dağı bulunduğundan ayırt etmek için buna “Bitinya Olimpos”u derlerdi (KA. 3866).
Bu dağın Osmanlı devrinden evvelki hâlini mütalaa edebilmek için sayın Konya mebusu ve Doktor Osman Şevki Uludağ’ın “Uludağ” adlı eserini okumak kâfidir.
Bursa’nın fethinden evvel buralarda birçok manastırlar mevcut iken fetihten sonra bunları şeyhler ve dervişler işgal ederek zaviye şekline koymuşlardır. Bursa’daki şeyhler ve alimler her sene yaz vaktinde Uludağ’daki sayfiye yerlerine göçerler ve orada aylarca otururlardı. Hatta bazı medresedeki talebeler bile bu yaylaya çekilirlerdi.
Vaktiyle Bizans İmparatorları dinlenmek, istirahat etmek üzere Uludağ’a gelirler ve bir iki ay sonra da sağlam ve dinç bir fikirle İstanbul’a dönerlerdi. Hammer’in izahına göre Bursa’daki alimlerin birçoğu, şairlerin ekserisi, o büyük lâyemut eserleri Uludağ’ın sakin ve serin yaylalarında yazmışlardır. Bursa tarihlerini ve Tacü’t-Tevârih’i, Kara Çelebizâde Tarihi’ni, Gülşen-i Ma-arif’i vs. yazanlar hep Uludağ’ın sakin yaylalarında selâmet-i fikirle yazmışlardır. Derecikler’in ahenkli akışları, sabahları bülbül ve kanaryaların sadaları zihinleri açardı. Burada çıkan meyveler, alabalıklar ve hayvanların lezzetleri hiçbir tarafta bulunmazdı. Lâmiî, Uludağ’a ait birçok şiirler yazmıştır.
Evliya Çelebi, Uludağ’ı methetmekle bitiremiyordu. 1893’te Uludağ’a çıkmak için en kolay yol Kızıklar üstünden çıkan yoldu. Teferrüç’ten çıkan yol ikinci ve Büyük Temenye ve Akçeşme civarından çıkan yol da üçüncü derecede idi.
Atranos şosesi üzerinden İnkaya ve Çongara’ya geçerek merkeple dört saatte Hüsniye köyüne muvasalat ve oradan Kirazlı Yayla ve Samuralan mevkiinden geçerek on üç saatte 2.500 m. irtifaı olan en yüksek zirveye gelinebiliyordu. Zirveden de on saatte Kadı Yaylası ve Teferrüç yoluyla şehre avdet edilebiliyordu. 10 Temmuz 1893’te Bursa’da çıkan Bursa Gazete-
64 Uludağ
si’nin 128 numaralı sayısında bu yolda meylin yüzde sıfır, bir, iki, üç olduğunu yazmaktadır.
Vaktiyle saraylara buz ve kar, Uludağ’dan naklettirildiği için saray erkânı da bu yola çok kıymet verirlerdi. 1572’de bu yolun gönderilen bir mimar vasıtasıyla tamir edildiği sicillerde görülmüştür (BS. 116/33). Buradaki bir buzluğa “Ulubuzluk” deniliyordu. 1740 tarihli BA. Saray Dosyalarındaki 6709 numaralı vesikada “Ulubuzluk” ismi vardır. Muahharan Büyük Kurmay Başkanlığında toplanan Coğrafya En-cümeni’nde Konya mebusu Osman Şevki Uludağ’ın teklifi üzerine bu dağın adı “Uludağ”a çevrilmiştir. Ve altı yüz seneden beri üzerinde bir papaz bulunmayan bu dağa Keşiş dağı demek kadar manası olmayan bir vaziyete nihayet verilmiştir. 1933’te Uludağ’a bir otel, bir de muntazam şose yapılmış, bu vechile Uludağ kış kayak sporları için bir merkez olmuştur. Muntazam otobüs seferleri başlamıştır. Uludağ’ın kıymetini takdir eden Bursalılar birçok müesseselerine Uludağ adını vermişlerdir. Uludağ’da birçok ormanlar varsa da bakımsızlık yüzünden yanıp kül olmuştur. 1 Birincikânun 1861 tarihli İstanbul’da çıkan 1068 numaralı Ceride-i Havadis’teki şu yazı ibretle okunmalıdır: “Mukaddema tutuşmuş olduğu beyan olunan Keşiş
dağı ormanı yirmi dört gündür sönme-yip ve el-hâletü hâzihi İnegöl dağı ve Ahu dağı tarafları yanmakta ve dumanı Bursa’dan görülmekte olduğu” yazılmıştır. Ahmed Vefik Paşa’nın Letâif adlı eserinde yazıldığı üzere eskiden Bur-sa’da şöyle bir tekerleme de vardı:
Keşiş dağı arpalık eğer saban yürürse Her köylüden bir tavuk eğer köylü verirse Bu gidiş iyi gidiş eğer sonu gelirse
Olmayacak bir işte Bursalılar bunu darb-ı mesel gibi kadın ve erkek söylerlerdi. BK, IV/258
ULÛFE Asker sınıfına verilen maaşlara deniliyordu. Ulufe yevmiye itibarıyla veriliyordu. Alış verişin esası akçe olduğundan ulûfeler de bu esasa riayetle tayin ediliyordu. Meselâ bir erin yedi akçe yevmî ulûfesi olsa ona “yedili” deniyordu, vs. Ulufeler Arabî aylarına göre senede dört defa veriliyordu.
Muharrem, Safer, Rebiulevvel aylarına, adlarının baş harfleriyle “Masar”,
Rebiulahir, Cemaziyelevvel, Cemazi-yelahir aylarına, adlarının baş harfleriyle “Recec”,
Receb, Şaban, Ramazan aylarına, adlarının baş harfleriyle “Reşen”,
Şevval, Zilkade, Zilhicce aylarına, adlarının baş harfleriyle “Lezez” deniliyordu. Her üç aylık ulûfe peşin veriliyordu (LTC. III/75). BK, IV/291
ULUVİRAN KÖYÜ İznik’tedir. Hayreddin Paşa vakfındandır. Şimdi bu köyün adı değişmiştir. BK, IV/291
ULVÎ Adı Şah Ali’dir. Bursalıdır. II. Murad ve Fatih devri alimlerindendir. Kendisi şairdir. Birkaç eseri varsa da tab’ edilmemiştir (OM. III/303).
II. Murad’ın mâdihlerindendir. “Heft Peyker” adlı Türkçe bir manzumesi vardır. Şiirleri İran şuarasının eserlerini taklit gibi görünüyor (KA. 3174). Fatih asrı ortaları şairlerindendir (SO. III/492).
Zahirî ilimleri tahsil edip âlim ve sahib-i kemâl olmuş ve şiirleri oldukça
rağbet bulmuştur. II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed’e birçok kasideler yazıp arzeylemiş, birçok in’am ve ihsanlara nail olmuştur. İhtiyarladığı zaman İstanbul’a gitmeye kudreti kalmadığından Bursa’dan kasideler yazıp göndermeye devam etmiştir. Şiirlerinde tasavvuf kokusu vardır:
Can ki gussan çekmedi âlemde dil-
şâd olmasın
Dil ki virâne değil aşkınla âbâd olmasın Şâd olup her kim ki ola âzâde servin
bendesi
Tâ ebed bend-i gamından hiç âzâd
olmasın
(ST. 66). BK, IV/291
ULVÎ (Hüseyin) Bursalıdır. Hacı Ah-med’in oğludur. Tarihçi ve şairdir. 1711’de Rusya seferinde bulunarak gözüyle gördüğü şeyleri “Mir’at-ı Zafer” adında güzel bir tarihçe yazmıştır. Bu tarihin önsözünde sipahiler zümresi zâbıtı olduğunu yazıyor (OM. III/105; KA. IV/3174; ST. 491).
Arz-ı i’lâma ne hacet sûziş-i derd-i gamı Sinede her mûy aşıka bir zebân-ı hâldir.
BK, IV/292
ULVÎ (Müderris) Bursalıdır. I. Selim’in şairlerinden ve Molla Yegân’ın evlâ-dındandır. Müderris iken 1519’da ölmüştür. Ömrünün sonlarında müderrisliği terk ederek Nakşibendî tarikatına sülûk edip bir köşeye çekildi. Divanı basılmamıştır. Şairdir (OM. III/304; KA. 3174). BK, IV/292
UMUR “Eymur” veyahut “Omur”, Üçok-lardan Dağhan boylarından bir zatın adıdır. Gerek Selçuk ve gerek Osmanlılardan birçok kimseler bu ismi almıştır. Bazıları bunu “Ömer”den alınmış zannetmişlerse de doğru olmasa gerektir. Evvelâ diğer Umur’lardan bahsedelim: BK, IV/10
UMUR Dâye Hatun mahallesinden Karagöz’ün oğlu Mehmed’in oğludur. (1512’de) (BS. 25/183). BK, IV/10
UMUR BEY Lala Şahin Paşa’nın oğlu Musa Bey’in oğludur. Ümeradan kibar bir zattır. 13.2.1470 tarihinde ölmüş ve Gemlik kazasının Umur Bey köyüne gömülmüştür. Köye bu zatın adı verilmiştir. Umur Bey köyünün eski adı Kozca köyü idi. Vakfiyesi (Evaili C.evvel 857 hicrî) tarihine tesadüf eden 1453 senesi Haziranının ortalarında tanzim edilmiştir. Bu vakfiyede “iftiharü’l-âyan ve’l-ekâbir, müstec-miu’l-meâlî ve’l-mefâhir, hâvi’l-fünûnü’l-menâkıb ve’l-menâsir” elkablarının kullanılmasına bakılırsa, birçok iyi huyları olduğu ve fazilet saçtığı anlaşılıyor (BS. 194/18). Koca Mehmed Çelebi, Hasan ve Yakub Çelebiler adlı üç oğlu ve Döndü Hatun isminde bir kızı vardır. Döndü Hatun meşhur Bed-reddin Pars Bey’in kardeşi Şerefüddin Yakub Bey’in oğlu Yel Umur Bey’le evlenmekle, Yel Umur Bey’in anası da Birinci Sultan Murad Hudâvendigâr’ın kızı Erhundî Hatun olmakla bu kadın dolayısıyla Pars Bey ailesi Osmanlı hanedanıyla karışmıştır. Ana şeceresi şöyle. BK, IV/18
UMUR BEY Bedreddin Pars Bey’in kardeşi Şerefüddin Yakub Bey’in oğludur. Anası, Sultan I. Murad’ın kızı Erhundî Hatun’dur. Osman Askerî adında bir oğlu olmuştur. Karısı, Umur Bey’in kızı Döndü Hatun’dur. Lala Şahin Paşa ve Osmanlı hanedanıyla karışmışlardır. Yakub Bey adında diğer bir oğlu Döndü Hatun’dandır. Diğer Umur Bey’den bunu ayırmak için buna “Yel / Yalî Umur Bey” dahi derlerdi. BK, IV/19
UMUR BEY Aydın oğlu Mehmed Bey’in oğlu İsa Bey’in oğlu Musa Bey’in oğludur. 1403’te Aydınoğulları hükûmetine “İkinci Umur Bey” diye hükümdar olmuştur (Dİ. 279,281). BK, IV/10
UMUR BEY Minnet’in oğludur. 1479’da Bursa’ya gelmiş ve gitmiştir (BS. 3/ 228). BK, IV/10
Döndü Hatun
Hasan Bey
Ahmed
Cafer
Abdullah
T
Lala Şahin Paşa
Musa Bey Mehmed Bey
T
Umur Bey
Murad
Danyal
Mehmed Çelebi
Mustafa
İbrahim
Mahmud
Sunullah
Şahin Paşa’nın oğlu Umur Bey’in Şeceresi
Davud
Pars Bey
Yakub Bey
Mustafa
Yakub
Mehmed Çelebi
Mustafa Çelebi
Koca Mehmed Çelebi
Taci Hatun
Mevlana Ahmed
Fatma
Mahmud Çelebi
Şahdevran
Mihman
Mustafa Çelebi
UMUR BEY Şeyh Paşa’nın oğludur. Karaviran köyünün 1486’da yayabaşısı idi (BS. 5/350). BK, IV/10
UMUR BEY Germiyanoğullarındandır (Dİ. 293,294). BK, IV/10
UMUR BEY Asıl adı “Ulu Bey” olup, “Sarıca Paşa” diye şöhret alan zatın oğludur. Çirmen kasabasında medfundur. Babası Sarıca Paşa da orada
gömülmüştür. Zaviyesi ve Hasköy’de hamamı, vakıf dükkânları ve Bursa’da da vakıfları vardır. 1504’te vakıfları mamurdu (BAVD. 16598; BS. 19/207). Oğlu Mustafa Bey, Mehmed Bey ve Yusuf Bey vardır (1504) (BS. 16/59). BK, IV/10
UMUR BEY Osman Gazi’nin arkadaşlarından Aygud Alp’in oğlu Kara Ali Bey’in oğlu, Kara Demirtaş Paşa’nın oğludur. Kara Demirtaş’ın Yahşi, Umur, Oruç, Ali, Mahmud Beyler adında beş oğlu vardı ki Umur Bey ikinci oğlu oluyor.
Umur Bey, Yıldırım Bayezid’in İstanbul muhasarasına iştirak etmiş (A. 66) ve Ankara muharebesinde babasıyla beraber yaralanmış ve Timurlenk’e esir düşmüş, Musa Çelebi’nin yanında bulunmuş ve Çelebi Sultan Mehmed’e pek büyük hizmetlerde bulunarak Anadolu beylerbeyi olmuştur. Düzme Mustafa muharebesinde büyük fedakârlıklar göstermiştir. II. Murad zamanında vezirlik rütbesini almıştı (SO. I/401; KA. II/1103). Siyasi hayatı Osmanlı tarihlerinde yazılı olduğundan yalnız hayırseverliği bakımından bazı malûmat vereceğiz:
-
1. Bursa’da Akçardak denilen mevki ki, sonraları “Umur Bey mahallesi” olmuştur. Burada bir cami ve bir de kütüphane inşa ettirmiştir. Bu tesisine yardım olmak üzere caminin doğu-güneyinde bir hamam ve Tuzpazarı’n-da bir kervansaray bina ve Ayaz-ma’daki evleri, bahçeleri, Aşağı Bursa altındaki bahçeler, değirmen ve mezra-alar ve kâfirleriyle beraber ve Bursa nahiyesindeki Kelesen ve Akköyleri, İnegöl nahiyesinin İsaviranı köyünde iki değirmen ve bahçesini ve kâfirlerini ve Ankara’da Destarlı adlı köyünü ve ne kadar mezraaları varsa cümlesini ve Tekfurpınarı köyünün dörtte üç hissesini, bağları ve bahçeleri ve ekin yerlerini ve kâfirlerini ve bunların cümlesini Bursa’daki bu cami ve kütüphanesine vakfeylemiştir.
-
2. Bergama’da bir medrese yaptırmıştır. Bunun için de yanında yaptırdığı hamamı, Bergama’da bağları, bahçeleri, dükkân yerlerini, Bekoşova’daki iki ve Giresun’da iki ki cem’an dört değirmeni vakfeyledi.
-
3. Afyonkarahisar’da bir cami, bir de medrese bina etmiştir. İrad olmak üzere yanında bir hamam ve bir kervansaray ve Sarıcabeyler köyünü ve çeltik değirmenini vakfetti (Atpazarı Camii derlerdi.)
-
4. Edirne’de Muradiye’de Küçükpa-zar’da bir cami yaptırdı ve oradaki yerlerini, bağlarını ve evlerini vakfey-ledi.
-
5. Biga’da bir cami yaptırıp yanında da bir hamam inşa ettirdi. Bunların cümlesini 1455 senesi İkincikânun ayında vakfeylemiştir. Vakfiyesini Molla Hüsrev demekle meşhur Feramuz oğlu Mehmed Efendi tanzim eylemiştir.
Umur Bey, o devirlerde çok mühim olan emlâk tahriri işinde de bulunmuş ve Amasya livasının emlâk ve arazi ve vakıflarını tahrir etmiştir. Yazdığı defter Başvekâlet Arşivinde mevcuttur. Ahmed Dâî ve daha buna benzer birçok kimselere avuç dolusu altınlar vererek tıbba vesair ilimlere ait birçok kitaplar tercüme ettirmiştir. Bursa ve Edirne’de adıyla anılan mahalleler, Yenişehir, Geyve ve Siroz köyleri bu zatın adıyla anılmaktadır. Mudanya’nın Mürsel köyünde (BAVD. 804/2), İnecik kasabasında (BAVD. 23811, 15603), Daday’ın Bunallar köyünde, Geyve’nin Umur Bey köyünde (BAVD. 25428), ayrıca birer cami ile Apolyont köyü civarındaki Ulya’da (BAVD. 25428) bir kervansaray vardır (Vakfiyesinde yazılıdır. Issız Han olması muhtemeldir.)
Vakfiyesinin özeti şöyledir: Bergama’daki hamamın tamamını, üzüm bağının tamamını, iki bahçeyle Bekoşo-va köyündeki iki değirmeni, Bergama’daki dükkânlarını, evlerini, yerlerini ve mezraalarının tamamını ve vakfiye sonunda yazılan kitapların tamamını Bergama’da bina olunan medreseye
vakfeyledi. Müderrislerin, bu medresede tefsirler, hadisler, usül ve furûdan şer’î ilimler ile iştigal edip felsefe ilimlerini okutmalarını şart kıldı.
Ankara nahiyesinde Destarlı köyünü ve Geyve nahiyesinde babasından irs-i şer’î ve anasından temlik-i şer’î ile kendisine intikal eden Tekfurpınarı köyünün sekiz sehmde üç sehmini, vâkıfın kendisinin sakin olduğu evlerden başka içinde üzüm bağı, bahçe, bostan ile beraber tamamını ve Akköy ve Kelesen köylerindeki mezraalar ve yerler ve üzüm bağlarındaki emlâkinin tamamını, Bursa’da, Kale içinde vâkıfın sakin olduğu ev müstesna olarak yer, bahçe, kürüm, mezraalar, han, dükkânlardan kendisine nisbet edilen emlâkin tamamını ve Destarlı köyünde (zahire çukurlarında) depo edilmiş bin müd buğdayın tamamını, Bursa’nın doğu tarafında Akçardak mevkiinde bina edilmiş olan caminin mesalihine vakf-eyledi. Ulya karyesi kurbünde maruf olan Karaağaç mevziinde bina edilen han ve hanın batısındaki duvarın raka-besinin imarı bu vakıftan yapılacaktır. Vakfiyenin arkasında adları yazılı bulunan kitaplardan Türkçeye tercüme edilmiş olanlardan mülâzemet edenlerin istifade etmeleri için camiye konulması, camiden dışarı çıkarılmaması ve mescid haricinde hiçbir kimseye verilmemesini şart eyledi. Biga’daki hamamını ve oradaki camiyi mesalihe vakfeyledi.
Karahisar-ı Devle nahiyesindeki Sarı-capınar köyünü Karahisar-ı Devle beldesinden ulemadan “Mevlânâ Hüsa-meddin Hasan Halife” adındaki tabib tarafından bina edilen mescid mesali-hine vakfeyledi. Aydıncık nahiyesinde Sokullu köyünü oğullarına ve oğulları oğullarına vakfeyledi. Evlâdından kimse kalmazsa Bursa’daki camisine şart eyledi. Mütevellilik oğullarına ve oğulları oğullarına ve nesli munkariz olursa utekası oğulları Ali Bey Çelebi ve Oruç Bey Çelebi merhumun oğulları aslahı-na şart eyledi. Ulema ve müctehidînin
tecviz edenlerinin kavline göre zükur ve inas memlüklerini camiye vakfeyle-di. İnegöl tevabiinden İsaviranı köyündeki değirmeni, üzüm bağını ve Bur-sa’daki Tuzpazarı Hanı, Akçardak’daki hamamı Bursa’daki camiye ve Karahi-sar-ı Devle’deki hamamın tamamını Karahisar’da bina eylediği camiye ve medrese mesalihine vakfeyledi ve Hızır oğlu Mevlânâ Alâü’l-mille ve’d-dîn Ali’yi nazır tayin eyledi. Bu vakfiye (24.4.1440) tarihlidir. Diğer bir vakfiyesi daha vardır (BSVD. 5/158). BK, IV/11
Umur Bey’e, vezir olduğu için Umur Paşa ve Hicaz’a gittiğinden Hacı Umur Bey ve senelerce cenklerde bulunduğundan Gazi Hacı Umur Paşa da derlerdi. BK, IV/18
Aygud Alp neslinden Umur Bey’in Şeceresi
Mahmud Çelebi
Ömer Bey
65 Umur Bey Camii’nin kesiti ve planı (Gabriel’den)
UMUR BEY CAMİİ Umur Bey tarafından 859/1455 yılından evvel yapılmıştır. Bu cami içerisine bir de kütüphane yapılmış ise de, hiçbir kitap kalmamıştır. Ceylan derisi üzerine Hazret-i Ali’nin el yazısıyla bir Kur’ân-ı Kerim vardı. 1860 senelerinde çalınmıştır. Caminin müstakil suyu da vardır.
1559’da cami 1.253 akçe ile tamir edildi.
1560’ta cami 1.513 akçe ile tamir edildi (BS. 81/45).
1590’da cami kubbeleri ve haremi ve dış tarafları 20.000 akçe ile tamir edildi (BS. 178/34).
1596’da cami ve su yolları 3.260 akçeye tamir edildi (BS. 190/39).
1599’da cami kubbesi yarılmış ve alt pencerelerin demirlerinin çerçeveleri ve camlarının telleri harap olduğundan 15.000 akçeye tamir edildi (BS. 351/ 75).
1627’de caminin kubbesinin kurşunları ve su yolları 6.042 akçeye tamir edildi (BS. 241/91).
1795’te caminin kubbesinin kurşunları, minaresi ve sakfının kiremitleri ve pencereleri tamir edilmiştir (BS. 1209/ 15).
1817 senesi Birinciteşrin ayında kurşunları, minaresinin külâhı tamir edilmiş, sofası sakfına kiremit konmuş ve minaresi badana edilmiştir.
Cami yan yana iki kubbelidir. Kapısının sağ ve sol tarafında iki taş levhaya,
vakfiyesinden bazı parçalar yazılmıştır. Bunu birçok muhterem zevat okumaya çalışmış ise de, birçok farklar görüldüğünden ben de okuyabildiğim şekilleri yazıyorum: Sağ taraftaki vakfiye 2,17x1,36 metredir.
“Bismillâhirrahmanirrahim. Hamd ü sena sabittir şol Allah’a ki, bizi kurtarır rahmetiyle oddan ve dahi salâtü’s-selâm ol Resül’ün üzerine olsun ki, bize Allah yardımını yetiştirip doğru yolu gösterdi.
Bundan sonra bu tarihe nazar edene şöyle malum olsun ki, ben ki Demirtaş oğlu Umur’um, bu yerde hasbeten-lillâh bir cami bina ettim. Bu cami mesalihi için yine yanında bir hamam yapıp bu camiye vakfettim. Ve Tuzpazarı’nda yaptırdığım kervansaray ve önünde dükkânlarıyla, Ayazma’daki evlerim ve bağlarım ve Aşağı Bursa altındaki bahçelerim ve değirmenim ve mezraalarım kâfirleriyle ve Bursa nahiyesindeki köylerim kâfirleriyle -ki Kelesen’dir ve Ak-köy’dür- ve Bursa’da Yukarı Hisar’daki evlerimden gayrı ne ki mülküm varsa cemi’in mezkûr camiye vakfettim ve İnegöl nahiyesindeki İsaviranı’ndaki değirmenim bahçesiyle ve kâfirleriyle ve Engürüye (Ankara) nahiyesinde Destur-lı adlı köyümü ve ol vilâyette ne kadar mezraalarım varsa Tekürpınarı’ndaki üç hissem ki benimdir ve bağlarım ve bahçelerim ve ekin yerlerim ve kâfirlerim ve bu mezkûrları bu camiye vakfettim ve kitablarım tafsille vakfettim amma camiden taşra çıkmaya ve Bergama’da hasbeten-lillâh bir medrese yaptım ve yanında bir hamam yaptım. Bergama’da ne kadar bağlarım ve bahçelerim ve iki değirmenim ki Bekoşo-va’dadır ve iki değirmenim ki Giresun’dadır ve Bergama’da ne kadar dükkânlarım ve dükkân yerlerim varsa ve bir çiftlik ki İbradoğlu’ndan aldım, âbâddır. Bu mezkûrları Bergama’daki medreseme vakfettim ve Biga’da hasbe-ten-lillâh bir cami yaptım, yanında bir hamam yapıp ol camiye vakfettim. Ve Karahisar’da bir cami ve bir medrese yaptım, yanında bir hamam ve bir ker-
vansaray yaptım ve Sarıcabeyler adlı köy ve Soma’da bir çeltük satın aldım ve bu mezkûrları Karahisar’daki camiye ve medreseye vakfettim ve cem’i vakıflarım müseccel ettim. Bu vakıfların gallâtın-dan Ulya’daki kervansaray”
Soldaki vakfiye kitabesi 1.22x1.38 metredir:
“Ve yolundaki köprücükler ve derzleri kervansaray muhtaç olduğunca merem-met edeler ve karşı Soğuklar adlı köyü vakf-ı ebna ettim ve Edirne’de hasbeten-lillâh bir mescid yaptım ve anda yıllar vardır mukâtaaya verilir. Ve bağım ve evlerim ki anda vardır, yine Edirne’de yaptırdığım mescide vakfettim, ve bunlar küllîsi lillâh ve billâh olsun ve Allah rahmet etsin ol kişiye ki bu tarihe nazar ede, okuya, vâkıf ruhuna dua kıla. Allah’ın lâneti ve melâikelerin lâneti ve peygamberlerin lâneti ol kişinin üzerine olsun kim, bu vakıfların tebdiline ve tağyirine kasd ede ve bunların fesadına mübaşir ola. Amin yâ Rabbe’l-Âlemin ve vakıf-namemdir.
Kullarım benim zamanımda her biri ne yiyegeldilerse, yine bundan sonra anı yiyeler ve Kuşaksız oğlu Alâeddin ve Oğuz oğlu Hacı Ali’yi nazır kıldım , her biri yevmî dörder akçe yiyeler ve bu tarih Muharrem ayının ahirinde yazıldı ki sekiz yüz elli dokuz yılıdır. Şükür Allah’a saye-i evkaf-ı mezkûra cibayet etmekçün memlûk Hoşkadem bin Abdullah ve dahi oğlanları bunlara sa’yleri ve vakfa hizmetleri (.... üç-dört kelime oku-namamıştır. K. Kepecioğlu) rızıklar vakıfdan yiyeler. Cerâ zâlike fî-âhiri Cemaziyelahir sene hamse ve sittin ve semânie mie”. BK, IV/13
UMUR BEY (Gazi) Aydın oğlu Mehmed Bey’in oğludur. 1348’de Aydın emiri idi (Dİ. 279,280). BK, IV/10
UMUR BEY HAMAMI 1430 senelerinden evvel Gazi Umur Bey tarafından yaptırılmıştı.
1554 senesinde 19.000 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 63/41).
1560’ta 18.250 akçe ile (BS. 81/45).
1571-1572’de iki defa tamir edilmiştir. 9.200 akçe sarf edilmiştir.
1585’te hamam çoktan beri harap bir hâlde kalmıştır.
1596’da hamam ve su yolları tamir edilmiştir (BS. 190).
Bu hamamı, son mütevellisi Maksem Tekkesi şeyhi Abdülgani ele geçirerek epey zaman mülk olarak tasarruf eyledikten sonra Ermenilere satılmış ve millî savaştan sonra sahipleri Bur-sa’dan kaçtıklarından bırakılmış mallar arasında eski defterdarlardan Bay Raif ailesine mübadele suretiyle verilmiştir. BK, IV/17
UMUR BEY HANI
UMUR BEY HANI Tuz Hanı da derler. 1455 senesinden evvel yaptırılmıştır. Bursa’daki Umur Bey Camii’nin vakfıdır.
1490 Tuzpazarı yangınında yanmakla 94.250 akçe ile üstü örtülmüş ve esaslı bir tamir görmüştür (BS. 8/19).
1560’ta han 1.355 akçe ve su yolu 2.500 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 81/45).
1571’de han yine tamir edilmiştir.
1599’da hanın şadırvanı, su yolları ve tavanının kiremitleri 30.000 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 351/75).
Hanın üst katta 18 odası ve alt katta 17 deposu vardır. Evvelce üstü kurşun kaplı ise de mütevellileri kurşunu sata-
66 Umur Bey Hamamı’nın kesiti ve planı (Gabriel’den)
rak daha ucuz olan kiremit ile örtmüşlerdir. Han bu gün mamur bir hâldedir. BK, IV/17
UMUR BEY KÖYÜ Gemlik kazasına tâbîdir. Evvelce Kite kazasına bağlı idi. Evvelce köyün adına Kozca köyü denilmekte iken, Lala Şahin Paşa’nın torunu Umur Bey’in köye gömülmesiyle Umur Bey köyü adını almıştır. İmam-zâde Muslihuddin oğlu Hacı Abdurrahman Çelebi, bu köydeki hamamı, Yeniyer mezarlığı yakınındaki Ulgarlar mahallesinde yaptığı camiye vakıf olmak üzere 1585’te yaptırmıştır. Köyde 1927’de 1.735 nüfus vardı. Bu köyden ulemadan ve ünlü şeyhlerden Mehmed Ağazâde Ahmed Bey oğlu Ahmed Baba Efendi ve Türkiye Cumhuriyeti başvekillerinden Celal Bayar, Doktor Osman Niyazi gibi daha birçok âlim, fen, idare adamları yetişmiştir. Köy civarında Yazır, Balabanlar mevkileri olmasına nazaran köyün Balaban Bey tarafından kurulduğu söylenmekte ve zannedilmektedir. Habib Ağa adında bir zatın konağı da vardır. Köyün camisini Pars Bey bina eylemiş ve kardeşi Yakub Bey’le evlâd ve ahfadı da birçok vakıflar bırakmıştır. Pars Bey bu köyü ve Gemlik perakendesini vakfetmiştir (BAVD. 12993, 24556). Köyün çeşmesi öteden beri vardı. 1572 senesi sonunda Umur Bey mütevellisi Ali tarafından esaslı bir tamir görmüştür (BS. 144/ 95). Bu köyde yetişen Celal Bayar, başvekil iken kendi kesesinden bu suyu demir borular içerisine almış ve sıhhî bir şekle koymuştur. BK, IV/19
UMUR BEY MUSALLASI “Namazgâh” denilen Işıklar yolundaki üstü açık mahalli Umur Bey vakfeylemiştir. Buraya mermer minber ve mihrap yaptırmış ve etrafını muntazam duvarla çevirmiştir. Eskiden bayram namazlarını şehir halkı büyük yerlerde ve hep beraber kıldıklarından, bahar ve yaz aylarına tesadüf eden bayram namazları burada kılınırdı. Ayrıca, yağmur
yağmadığı ve kuraklık olduğu zaman da halk buraya toplanarak bir arada dua ederlerdi. BK, IV/17
UMUR BEY TÜRBESİ Dört mermer direk üzerine kondurulmuş ve etrafı açık bir türbedir. Türbe, caminin güney tara-fındadır. Taşın dış kitabesi Arapça “el-Mü’minûne lâ-yemûtüne, bel yunkalûne min dâri’l-fenâi ilâ dâri’l-bekâ / ed-Dünya evvelühâ bükâün ve evsatuha anâün ve âhiruha fenâün / ed-Dünya mezraatü’l-âhire / Lev beka sakinühâ ma-harabet mesâkinuhâ. Fe in künte mâ tedrî mebne’/ l-mevtü fa’lem bi-enneke lâ tebkî ilâ âhiri’d-dehri. Ruviye enne Davud aleyhisselâm rae alâ re’si kabrin”
Tercümesi: Müminler ölmezler, belki dâr-ı fenadan dâr-ı bekaya nakledilirler. Dünyanın ibtidası ağlamak, ortası mihnet ve meşakkat, sonu yok olmaktır. Dünya ahiretin çiftliğidir. Eğer dünyanın halkı ölmeselerdi yerleri, yurtları harap olmazdı. Eğer ölümün ne zaman geleceğini bilmezsen, şunu bilmiş ol ki, sen dünyanın sonuna kadar kalamazsın. Rivayet edilmiştir ki, Davud Aleyhisse-lâm bir mezarın başında şunları gördü:
Baş taşının iç kitabesi; “Mektûbun fîhi melektü elfe senetin ve fetahtü elfe medînetin ve hezemtü elfe ceyşin ve iftezahtü elfe bikrin sümme sırtü ma rae”
Tercümesi: Şöyle yazıldığını: Bin sene saltanat sürdüm, bin memleket fethettim, bin orduyu hezimete uğrattım, bin bakire kızı bozdum, sonra gördüğün neticeye vardım.
“Raeytü’d-dehre muhtelifen yüdevviru la huznen yedûmü ve la sürûren”
Birinci beytin tercümesi: Gördüm ki, zaman karışık dönüyor; ne keder devam ediyor, ne sevinç.
Ayak taşının iç kitabesi:
“Şeyyedet bihe’l-mülûkü kusûran femâ bakıye’l-mülûku vele’l-kusur”
İkinci beytin tercümesi: Dünyada birtakım padişahlar saraylar yapmışlar.
Neticede ne padişahlar kalmış, ne de saraylar.
Ayak taşının dış kitabesi: “Eizzetü zü’l-ihsâni Umur Bey bin Timurtaş Bey saka’llâhu serahu bi’r-rahmeti ve’r-rıdvâni ve kesâhü hılele’l-magfireti ve’l-gufrani kad tüvüffiye hicrete’n-nebiyyi aleyhisselâm fî evâil-i şehri Zilkade senetü hamsin ve tis’ine ve semâni mie”.
Tercümesi: İhsan sahibi azizlerden Timurtaş Bey oğlu Umur Bey, -Cenab-ı Hak onun toprağını rahmet ve rızasıyla sulasın ve ona mağfiret ve gufran libaslarını giydirsin- Peygamberimizin hicretinden 865. yılında Zilkadenin ibtidala-rında vefat etmiştir (VD. Halim Baki Kunter, c. II, s.445). BK, IV/15
UMUR ÇELEBİ İzniklidir. İznik’in Ser-mahfel mahallesindeki “Kabak Çiçeği” denilen evini ve “Haznedar” denilen diğer menzili ve iki evin arasındaki bahçesini ve bir çini kârhanesini ve bir ekmekçi dükkânı ve on bin nakit akçesini hayır işlerine vakfeylediği 1530’da yazılan İznik vakıfları defterinde 317. sahifede yazılıdır. Bu defter Başvekâ-let’te Kâmil Kepecioğlu tasnifi arasındadır. BK, IV/10
UN İstanbul’daki sarayların unu Bur-sa’dan gönderiliyordu. 1587 senesi Birincikânun ayında gönderilen bir emirde İstanbul’a gönderilen un az geldiğinden simitçibaşı hassa harc emini ve kadırga reislerinden hangisinin ihmalinden ileri geldiğini Bursa kadısının bizzat un ambarına varıp un miktarını yoklama etmesi emredilmiştir (BS. 173/165).
1622’de nefs-i nefîs-i hümayun için irsali lâzım gelen hassa unun sevki emredilmiştir (BS. 236/172). BK, IV/294
URGAN BEY Bursalı Bolkoç Bey’in babasıdır. 1561’de Bursa’da idi (BS. 92/37). BK, IV/294
UZGUR Kirmastı’da bir köyün adıdır. Adı şimdi değişmiştir. Uzgur, İsa Bey’in babasıdır. İsa Bey’in Kirmastı’da 1572’-den evvel vakıfları vardı. Evlâda meşruttur. BK, IV/296
UZGUROĞLU Mihaliç’te mescidi ve zaviyesi vardır. Bk. İsa Bey. BK, IV/49
UZUN AYNÎ Bk. Emir Fatması.
UZUNÇARŞI
UZUNÇARŞI Orhan Camii kurbündedir. BK, IV/296
Ü
ÜÇ BIÇAKLI Ali oğlu Hüsam’ın şöhretidir. 1491’de Bursa’da bulunuyordu ve sağdı (BS. 5/385). BK, IV/280
ÜÇ GÖZLÜ 1507 senesinde vefat etmiştir. İskender Bey’in babasıdır (BS. 21/ 121). BK, IV/280
ÜÇ KOZLAR TÜRBESİ Ahşaptır. Muhyî Efendizâde Abdi, oğlu Mehmed Efendi ve bunun oğlu Abdurrahim Efendiler medfundur. BK, IV/280
ÜÇKOZLAR TEKKESİ Buna “Mehmed Safiyyüddin Zaviyesi” de derler. Üç-kozlar denilen mahaldeki Molla Fenarî cihetinde ve Kuzguncuk mahallesinin üstündedir. Zeynüddin Hafî hulefa-sından Abdullâtif Kudsî ile birlikte Safiyyüddin, Açıkbaş Mehmed, Ali Efendiler adında üç kardeş gelmişler ve Abdüllâtif, Zeynîler’de ve bu üç kardeş de Üçkozlar mevkiinde birer tekke yapmışlardır. Bu tekkeyi sonradan Muhyiddin Efendi büyütmüştür. 1819 senesinde Sadrazam Halil Hamid Pa-şa’nın oğlu Bursa valisi Nurullah Mehmed Paşa’nın hazinedarbaşısı Mustafa Paşa tarafından türbe ve tekke yeniden inşa edilmiştir. Buna “Abdurrahman Efendi Tekkesi” de denilmektedir. Güldeste, bâniyi Muhyiddin Efendi göstermektedir. Üçkozlar denilmesine sebep, üç ceviz ağacı bulunmasından-dır. Gitgide Üç Kuzular olmuştur. Muhyiddin Efendi, Safiyyüddin Efen-di’nin damadıdır. 1680’de ölmüştür. Eserleri basılmamıştır.
1849 senesi Eylülünün ibtidalarında tekke harap olduğundan tevhidhanesi
ittisalindeki kadınlar ibadethanesi ve dört odanın döşemeleri ve kiremitleri 4.416,5 kuruşla tamir edilmiştir (BS. 304/15). BK, IV/280
ÜFTADE (Mehmed Muhyiddin Efendi) Bursa’nın âb-ı rûy-ı irfânıdır. 1489’da Arablar mahallesinde doğmuştur. Babası Mehmed, Manyas’tan gelmiştir (BS. 150/11). Babasının icbarıyla ‘kazzaz’ olmuş, bir taraftan ilim ve kemâl tahsil etmiştir. Babasının ölümünden sonra ibadetle ve taatle bî-karar olmuş ve Selçuk Hatun mahallesinde mazannadan Muslihuddin adındaki bir ihtiyarın hayırlı dualarını almıştır. Muk’ad Hızır Dede’ye sekiz sene hizmet etmiş ve ölümünden sonra keşfe mazhar olmuştur. 1580 senesinde 91 yaşında vefat etmiştir. Ölümünde vasiyeti üzere küçük oğlu Mehmed Efendi şeyh olmuş ve büyük oğlu Mustafa Efendi küçük kardeşinden inabet almıştır.
67 Üçkozlar Türbesi
1550’de “Üftade” mahlasını almıştır. Ulucami ve Doğan Bey Mescidi’nde müezzin ve imam iken hizmetine mukabil bir iki akçe tayin edilmiş, vazifeyi aldığı gece rüyasında ‘mertebenden üftade oldun’ hitabına mazhar olması üzerine terk-i vazife etmiş ve bu mahlası almıştır.
Kendi kesesinden Üftade Camii ve Tekkesi’ni bina etmiştir. Bu tekkede gelenleri doğru yola sevk etmekle ömrünü geçirmiş ve Cuma günlerinde Emir Sultan’da hatiblik yapmıştır.
Halvetiye tarikatını inkişaf ettirmiştir. Bir hutbe mecmuasıyla divançesi vardır. Kendisi hem âlim ve hem de şairdir (OM. I/21).
Ehl-i irfân dediler sen çıkmayınca aradan
Bilemezsin kimdir kendüyi pinhan
eyleyen
Sen çıkınca aradan
Kalır seni Yaradan
BK, IV/281
ÜFTADE CAMİİ Yerkapı mahallesi civarındadır. Üftade Hazretleri tarafından
1572’de yaptırılmıştır. Kubbesi ahşap ve kurşun örtülüdür. Zarif bir minaresi vardır.
1687’de şeyhulislâmlardan Ali Efendi 800 şerifî altun vakfeylemiş ve Müderris Ebu Meâlîzâde İbrahim Efendi’yi mütevelli tayin etmiştir (BS. 363/8).
1770’te Kutub İbrahim Efendi, camiyi yeniden inşa ve türbeyi tamir ettirmiştir.
1841’de caminin harimindeki köşk tamir edilmiş, 1843’te vali olan Rıza Paşa da cami ve türbeyi mükemmelen tamir ettirmiştir.
1845’te Bursa’yı ziyaret eden Sultan Abdülmecid türbeye bir Kâbe örtüsü göndermiştir.
1859’da zelzeleden yıkılan cami ve türbe tekrar tamir edilmiştir.
1866’da cami ve türbe vezir Rıza Paşa tarafından yeniden tamir ve inşa edilmiştir. Bu Rıza Paşa, mecalis-i âliyeye memur eski seraskerlerden Hasan Rıza Paşa’dır. Bu cami ve türbe için pek çok para vakfetmiş ve senede 10.000 kuruş gönderilmesini şart eylemiştir (BAVD. 16401). BK, IV/281
ÜFTADE EFENDİ Eminiye Tekkesi bânisi Emin Efendi’nin oğlu Ubeydullah Efen-di’nin oğludur. Pek küçük iken babasıyla İstanbul’a gitmiş, 1813’te babası, ertesi gün de kendisi vefat etmiştir. Galata Mevlevîhanesi yakınındaki kabristana gömülmüştür. BK, IV/282
ÜMMÎ HATUN 1567’de Umur Bey Camii müezzinine bir ev vakfetmiştir (BS. 110/75). BK, IV/292
ÜMMÎ SİNAN Bursalıdır. Şairdir. 1551’-de ölmüştür. İstanbul’daki Ümmî Sinan ile karıştırılmamalıdır. BK, IV/293
ÜMMÜGÜLSÜM
ÜMMÜGÜLSÜM Mahmud’un kızıdır. Kadı Ömer Efendi’nin karısıdır. Tekke mahallesinde 1618 senesi Eylülünde evinde katledilmiştir. Oğlu, Mustafa oğlu Mehmed Çelebi’yi, Nalband oğlu Mehmed’i ihzâr ve her biri müvâcehe-
68, 69 Üftade Tekkesi’nin kuzeyden görünümü ve planı
sinde davasını takdir edip bir âhar diyarda iken Mehmed hevâsına tâbî birkaç eşkıya ile gece evi basıp Üm-mügülsüm’ü ve cariyesi Mülâyim’i katledip evde mevcut yirmi beş bin akçelik emval ve erzakı yağma ettiklerini söylemiş ve Mehmed de “fi’l-vaki’ bundan evvel Kasab Yusuf, Aynî oğlu Mustafa ve Kel Hüseyin, Acem Yusuf ve Tuğcu Yusuf ve isimleri malum olmayan iki Mihaliçli ile ittifak edip mezbur Yusuf, Ümmügülsüm ile evvelce muamelesi olup mersum Kel Hüseyin’e haber iletip götürmekle bir gece yarısında eve varıp beni sokak başında bekçi koyup mezbur içeri girip Ümmügülsüm ve Mülâyim’i katledip alınması mümkün emvali ve erzakı aldıktan sonra bana dört yüz akçe verdiler. Esbabları Mihaliçliler alıp
götürdüler” diye itiraf etmiştir (BS. 332/59). BK, IV/293
ÜMMÜGÜLSÜM Bursalıdır. İstanbul’da Ka’riye-i Ali Paşa-yı Atik mahallesinden Mustafa oğlu Ahmed’in evine gidip kendisine ecnebi olan ermeni Kevork ile beraber tutulduğundan Bursa’ya nefy edilmiş ve 1754’te Bursa’ya gelmiştir (BS. 280/132). BK, IV/293
ÜMMÜGÜLSÜM Abdullah oğlu İbrahim’in kızıdır. 1764 senesi Eylülünde Cami-i Kale mahallesinde katl olunmuştur. Kocası Ömer oğlu Süleyman Beşe’dir. Katlinde Bursa’da değildi. Anası İvaz kızı Kezban’dır. Seyyid Süleyman, Şerife Zeyneb, Şerife Afîfe adında üç evlâdı ve 44.054 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 397/97). BK, IV/293
ÜMMÜGÜLSÜM Eminiye Tekkesi şeyhi Mehmed Emin Efendi’nin kızıdır. Mev-levî şeyhi Nizameddin Efendi ile evlenmiş ve son Mevlevî şeyhi Şemsed-din Mehmed Efendi dünyaya gelmiştir. BK, IV/293
ÜMMÜGÜLSÜM HANIM Ricalden Ab-dülgani Ağa’nın kızıdır. Bursa Eminiye Tekkesi banisi Emin Efendi ile teehhül eylemiştir. Abdullah, Safiye, Necibe adında üç evlâdı olmuştur. 1818’de Hicaz dönüşünde Kurtkulağı menzilinde ölmüştür. BK, IV/293
ÜMMÜGÜLSÜM HATUN Mahmud’un kızıdır. Mustafa Bey oğlu Mehmed Ça-
vuş’un karısıdır. 1588’de Bursa’da oturmakta idi. Bursalıdır (BS. 172/23). BK, IV/293
ÜMMÜHANÎ HATUN Bursalı Ahmed Bey’in kızıdır. Tekke mahallesinden Kara Velizâde Mehmed Bey’in karısı iken kocası ölmüş ve Hamza Beyzâ-delerden Bekir Bey’in oğlu ümeradan Osman Bey’le 1622’de evlenmiştir (BS. 244/105). Mehmed Bey’den Veli Bey adında bir oğlu olmuştur. BK, IV/292
ÜRYÂNÎ FÂZIL ALİ EFENDİ İzmit’te Lok-manlar köyünden Abdurrahim Efen-di’nin oğludur. Bağdad’da tahsilini yapmış, Bursa’da Sultanî Medresesi’ne müderris olmuş, 1700’de vefat etmiş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. Âlim ve fazıl ve aklî fenlerde mahir bir pîr idi (SO. III/523). Bu aileye ait siciller; 290/86, 300/116’dir. Sülâlesinden pek çok alimler yetişmiştir. BK, IV/294
ÜRYÂNÎZÂDE MEHMED EFENDİ Bur-sa’da reisü’l-müderrisîn iken 1750’de ölmüş ve Pınarbaşı’nda babasının yanına gömülmüştür (SO. III/593). BK, IV/294
ÜSTAD AHMED Murad’ın oğludur. Bursalıdır. Senelerce mimarlık yapmıştır (1560). BK, I/68
ÜSTAD ALİ Bursa’daki selâtin camilerinin kurşuncubaşısı olan Mustafa nâehil olduğundan İstanbul’daki hassa mi-marbaşısı Kasım Ağa (“Koca Kasım
Ağa” namıyla maruftur. Köprülülerin sadarete geçmeleri bunun tavsiyesiyle olmuştur. İstanbul’da “Yeni Cami”yi yapan mimardır. 1659’da ölmüştür.) tarafından yerine tayin edilmiştir (BS. 268/54). Bursa mimarbaşısı Ahmed Dede de 1650’de ref’ edilerek vazifesi buna tevcih edilmiştir. Yani Bursa’da neccar (dülger, marangoz, doğramacı), taş tıraş eden, kereste satan ve sair binaya müteallık ustaların üzerine mimar tayin edilmiştir (BS. 329/96). BK, I/143
ÜVEYS (Hacı) Abdullah’ın oğludur. Kadifeci iken 1513’te Bursa’da Abdurrahman mahallesinde ölmüştür (BS. 25/154). BK, IV/295
ÜVEYS (Mevlânâ) Bahşayiş’in oğludur. 1479 senesi Ağustos ibtidasında Ulucami mütevellisi idi. Zamanında yapılan Fatih’in oğlu Mustafa’nın türbesi için Ulucami kurşunundan satmış ve bilâhare parasını tamamen geri almıştır (BS. 3/144). BK, IV/295
ÜVESY BEY Mahmud Bey’in oğludur. Zuamâdandır. Oğlu Cafer Çelebi vardır. Uzun müddet yaşamıştır. 22.4.1573 tarihinde “kıyamette sadakalarının gölgesi altında gölgelenen sadık ve dindar adamlar ve hayır sahibi olanların arasına dâhil olmak murad eylediğinden” Kirişçikızı mahallesindeki iki evini ve Bedreddinoğlu mahallesinde birbirine mülâsık dokuz hücreyi vakfedip hasılatını Manavgat kazasının Erme köyünde bina eylediği mektebin mühimmatına sarfını şart eylemiştir (BS. 26/80). BK, IV/296
ÜVEYS ÇELEBİ Bursalıdır. Mustafa’nın oğludur. Filboz mahallesinde 27.2. 1514’te ölmüştür. Kızları Zeyneb, Ayşe, Fatma ile 14.068 akçe muhallefatı kalmıştır. BK, IV/296
ÜVEYS ÇELEBİ (Mevlânâ) Mehmed’in oğludur. 1500’de ölmüştür. Oğlu Meh-
med ve kızları Sittîşah ve Hanımşah’tır. Karısı Mevlânâ Muslihuddin’in kızı Zâde’dir (BS. 17/218; 223). BK, IV/295
ÜZEYİR BEY Yenişehir’deki Kızılca köyünün başka bir adıdır. Şimdi köyün adı Kızıl olmuştur. 1927’de köyün 63 evi ve 270 nüfusu vardı. Vaktiyle bu köyü Hızır Bey satın alıp sonra oğulları ümeradan Vezir Mehmed Paşa’ya ve kardeşi ümeradan Kasım Bey’e intikal etmiş ve mülkiyet üzere mutasarrıf imişler. Sonra köyün iki tarafında Dinboz, Kazlıca derbentlerini muhafaza etmek şartıyla avârız-ı divaniyye ve tekâlif-i örfiyyeden muaf tutulmuşlardır. BK, IV/296
ÜZEYİR EFENDİ
ÜZEYİR EFENDİ Bursalı Şeyh Safiyyüd-din Efendi’nin oğludur. 1508’de doğmuş ve birçok alimlerden tahsilini ikmalden sonra Allah’ın aşkının cezbesine tutularak babasının tarikatı olan Zeyniye tarikatına girmiş ve kemâle ermiştir. Kardeşlerinden sonra zaviye-dar olmuş ve 1582’de ölmüştür. Âlim ve fazıl bir zat idi (ŞN. I/103). BK, IV/296
V
VÂDÎ EFENDİ Bursalıdır. Asıl adı Mehmed Çelebi’dir. Şeyhulislâm Esad Efendi’den tahsil görmüş ve terk-i tahsil ile Bursa’da kısmet mahkemesine kâtip olarak karnını doyurmaya başlamış iken 3.4.1649 Cuma gecesi ölerek Şerefüddin Paşa Camii’ne gömülmüştür. Su ve ateşi, marifet ve belâheti, nezaket ile hamakati bir yere toplamış ve Bursa’nın Hoca Nasreddin’i olmuştur. İşitilmemiş nâdirâtı vardır.
Zariflerden birisi kendisine; “Acem Şahı için bir kaside yazarsanız çok ihsan alırsınız” demiş, bu da kasideyi yazmış ve göndermiş ve “İran uzaktır” diye çok bekletmişlerdir. Sonra; “Şah sana bir büyük fil hediye etti, yolda, geliyor” demiş. Vâdî buna kanarak evinin kapısını ve ahırını fil alabilecek bir hâle koymak için çok masraf etmiştir. Nihayet; “Fil yolda öldü” diye birçok mersiyeler yazdırmışlardır. Şairdi (G. 515; SO. IV/609). Müretteb divanı vardır (OM. II/479). BK, IV/298
VAHÎD ÇELEBİ Sofyalıdır. İstanbul’da büyümüştür. Asıl adı Mehmed’dir. Çok güzel söz söylerdi. Maksem Camii’ne imam ve Selimzâde Camii’ne hatib ve Bab Mahkemesi’ne de kâtip olmuştur. Güzel yazısı ve düzgün ifadesi sebebiyle akranlarına fâik oldu. 1683’te ölmüş ve Pınarbaşı’nda Üftade yoluna gömülmüştür. Mahlası “Resmî” idi. Şâir ve hattattır. Şiirde şûh ve tatlı bir ifadesi vardır (G. 517; OM. II/480). BK, IV/297
VÂHİDÎ İsmi Abdülvâhid’dir. Kara Davud Efendi oğlu Süleyman Çelebi’nin oğlu-
dur. 1594’te Bursa kadısı Nazırzâde Mehmed Efendi’nin dânişmendi olmuştur. Zeyniye şeyhi Abdülaziz Efen-di’den inabet almıştır. Vefatında ceddi Davud Efendi Mescidi’ne gömülmüştür. Şairdir (G. 517). BK, IV/297
VAHYÎ İzniklidir. Kadılıklarda bulunmuştur. 1521’den biraz evvel ölmüştür. Güzel söz söyler, arif, fazilet sahibi bir şairdi:
Eksik olmaz gönlümün bahsi ten-i sad-çâk ile
Fi’l-mesel bir tıfla benzer dâim oynar hâk ile
Mihr-i âlem ruhlarından aldı çün bir zerre tâb
Haşre dek yanar çerağındır söyünmez âfitâb
(LT. 358). BK, IV/297
VAHYÎZÂDE ŞEYH EBU ABDULLAH MEHMED İzniklidir. Ahmed’in oğludur. Ârif ve fazıl bir zat idi. Tahsilini bitirdikten sonra İstanbul’a giderek tahsilini ikmal etmiş ve ömrünün son günlerinde Üsküdar’da Atik Valide Darülhadisi’nde muhaddis ve camisinde vaiz olmuştur. 1609’da vefat edip bu caminin mihrabı önüne defnolunmuştur. İznikli Ali Bey’in akrabasındandır. 78 sene yaşamıştır. Nureddinzâde’nin halifesidir. İlim ve irfan deniziydi. Birçok telîfatı vardır. Kendisi şairdir (ŞNZ. 410; OM. I/182). BK, IV/297
VAHYÜDDİN EFENDİ
VAHYÜDDİN EFENDİ Koca Mehmed
Paşa’nın oğlu Sadrazam Mahmud Pa-şa’nın oğlu Süleyman Çelebi’nin oğlu
|
VAKFIN |
||
|
ADI |
CİNSİ |
Mahallesi |
|
-A- |
||
|
Abayeci Mehmed Çelebi |
V |
|
|
Abdal Çelebi |
Su |
Demirtaş Mah. |
|
Abdal Mehmed |
M, A |
|
|
Abdi Çelebi |
V |
|
|
Abdurrahim Çelebi (Tarhanazâde) |
V |
|
|
Abdurrahim Efendi Zaviyesi |
V |
|
|
Abdülaziz Efendi |
Su, V |
|
|
Âbide Hatun |
V |
|
|
Acem Reis |
V |
|
|
Afife Hatun |
Mevlid |
|
|
Ahi Şemseddin |
V |
|
|
Ahmed Bey |
M, A |
|
|
Ahmed Bey Muallimhanesi |
V |
|
|
Ahmed Dâî |
M, A, Ş |
|
|
Akçeli Ebubekir Muallimhanesi |
V |
|
|
Akköprü |
V |
|
|
Alacacı ve Bürüncükçü Esnafı |
V |
|
|
Alacahırka |
M, A |
|
|
Alacamescid |
M, A |
|
|
Alâeddin Bey Mahallesi |
A |
|
|
Alboyacı Esnafı |
V |
|
|
Ali Hoca |
A |
|
|
Ali Paşa |
A, Ş |
|
|
Ali Şemseddin |
V |
|
|
Alişir |
Su |
|
|
Altıntaşlızâde Karısı Şerife |
V |
|
|
Altıparmak |
A, T |
|
|
Ambarcı Mehmed Çelebi |
||
|
Âmine Hatun |
V |
Kara Şeyh Mah. |
|
Arab Hacı |
Su |
|
|
Arab Mehmed |
A, V |
|
|
Arablar Mahallesi |
M, A |
|
|
Atpazarı |
M, A |
|
|
Ayşe Hatun |
V |
|
|
Azeb Bey Mahallesi |
A |
|
70 Vaiziye Medresesi’nin planı (Ayverdi’den)
Osman Çelebi’nin oğludur. Mahmud Paşa’nın karısı Çelebi Sultan Mehmed kızı Selçuk Hatun’un kızı Hatice İsfen-diyar Hatun olduğundan ana cihetinden Osmanlı hanedanına ve İsfendiyar ailesine mensuptur. 1630’da şeyh idi (BS. 246/21). BK, IV/297
VAHYÜDDİN EFENDİ
VAHYÜDDİN EFENDİ Moralı Tekkesi şeyhi Bedreddin Ahmed Efendi’nin oğludur. Babasının yerine şeyh olmuş ise de üç sene sonra 1871’de ölmüştür. BK, IV/297
VAİZ KAPÂYÎ Mehmed Efendi’nin şöhretidir. Celvetî tarikatından ve Bursa şeyhlerinden olup 1722’de 120 yaşında olduğu hâlde Bursa’da ölmüştür (BS. 4/219). BK, IV/299
VAİZİYE MEDRESESİ Şimdiki Müftülük dairesinin arka tarafındadır. Yani Ulucami’nin batı tarafındadır. Yıldırım Bayezid bina eylemiştir. Bu medreseye bitişik dükkânlar ile bu civardaki evleri ve Ulubat Hisarı’nı ve köyünü, Ağustos 1425 tarihli vakfiye suretine göre vakfeylemiştir (BS. 222/91). BK, IV/ 299
VAKIFLAR
VAKIFLAR Bursa’da pek çok hayır sahipleri yetişmiştir. Bunlar varlarını yoklarını hayır işlerine tahsis eylemişlerdir. A (Avârız), M (Cami imamına), T (Taamiye), Ş (Şem’, yani muma), V (Münasib hayrata) vakfeylemişlerdir ki, şu listede bu remizleri kullanacağız:
Bursa şehrinde bu vakıflar olduğu gibi Bursa köylerinin de birçok vakıfları vadır. Hulâsa Bursalılar hayırsever olduklarını her surette göstermişlerdir. Bu kayıtlar 1708 tarihini taşıyan Bursa Sicilleri’nden alınmıştır (BS. 1174/84). BK, IV/299
|
Azize Hatun |
V |
|
|
-B- |
||
|
Baba Zakir |
M, A, T |
|
|
Bahadır Ağa |
A, M |
|
|
Bakırcı Esnafı |
V |
|
|
Başçı |
A, T |
|
|
Bayezid Paşa |
M, A |
|
|
Beledici Esnafı |
V |
|
|
Beycek |
A, M |
|
|
Bezzazoğlu |
A |
|
|
Bînevâ Mehmed Çelebi |
V |
|
|
Bostanzâde |
V |
|
|
Büyük Demirtaş |
M, T, A |
|
|
Büyük Temenye |
M, A |
|
|
-C- |
||
|
Cafer Hoca Değirmen |
A |
|
|
Cami-i Kale |
M, A |
|
|
Cemaleddin Kabûnî |
V |
|
|
Cerrah Hayreddin |
V |
|
|
-Ç- |
||
|
Çakırzâde Hacı Mehmed |
V |
|
|
Çalabverdi (Muallimhane) |
V |
|
|
Çardak |
M, A |
|
|
Çatalçeşme |
V |
|
|
Çekirge |
Su, M |
|
|
Çıkrıkçıoğlu Mahallesi |
M, A |
|
|
Çırağ Bey |
M, A |
|
|
Çoban Bey |
M, A, V |
|
|
Çörekçi Hacı Mustafa |
V, Ş |
|
|
-D- |
||
|
Darphane |
A |
|
|
Davud Efendi |
V |
|
|
Davudkadı |
M |
|
|
Dâye Hatun |
Su, M, A, T |
|
|
Dâye Hatun Mahallesi |
V |
|
|
Debbağlar |
V |
|
|
Dede Efendi |
V |
|
|
Defterdar |
V |
|
|
Demirci Esnafı |
V |
|
|
Demirtaş Mahallesi |
Su, Ş |
|
|
Derviş Ahmed Değirmeni |
V |
|
|
Derviş Ali Çelebi |
V |
|
|
Devlengeç Suyu |
V |
|
|
Devlet Hatun Kirişçikızı Mahallesi |
V |
|
|
Dikici Esnafı |
V |
|
|
-E- |
||
|
Ebî Şahme Mustafa |
V |
|
|
Ebu İshak |
M |
|
|
Ebu Meâlî Efendi |
V |
|
|
Efdalzâde (Küçük) |
V |
|
|
Eflatunzâde |
V |
|
|
Elaldı Hatun |
V |
|
|
Elvan Bey |
M, A |
|
|
Emetullah Hatun (Alâeddin Bey Medresesi) |
V |
|
Emin Ağa |
V |
|
|
Enarlı |
M, A |
|
|
Enbiyaoğlu |
M, A |
|
|
Erhundî Hatun |
V |
|
|
Ertuğrulzâde |
Hatib |
|
|
Esediye Medresesi |
V |
|
|
Eski Yiğid |
M |
|
|
Eskici Esnafı |
T |
|
|
Eşrefîler |
M, A, T |
|
|
-F- |
||
|
Fatma (Kazzaz Camii, Kay-gan’da) |
V |
|
|
Fatma Hatun (Debbağlar Mahallesinde) |
V |
|
|
Fazlullah Paşa |
M, A |
|
|
Fındıklı Suyu |
V |
|
|
Filboz |
A |
|
|
Fincanlı Hacı Ömer |
V |
|
|
-G- |
||
|
Gülruh Sultan |
V |
|
|
-H- |
||
|
Habiboğlu |
M, A |
|
|
Hacı Abbas |
Su |
Süzenkefen Mah. |
|
Hacı Abbas Suyu |
||
|
Hacı Ağa |
V |
Manastır Mah. |
|
Hacı Behram Ağa |
V |
|
|
Hacı Halil |
V |
Mecnun Dede Mah. |
|
Hacı Halil Ağa |
V |
|
|
Hacı Hasan Ağa (Beycezâde) |
V |
|
|
Hacı Hasan ve Musaffa Hatun |
V |
|
|
Hacı Hazma |
V |
|
|
Hacı Hurrem |
V |
|
|
Hacı Hüsameddin Mektebi |
V |
|
|
Hacı Hüsrev |
V |
|
|
Hacı İvaz Paşa |
V |
|
|
Hacı Mehmed (Belgradlı) |
V |
|
|
Hacı Mehmed Ağa (Çavuş) |
Mevlid |
|
|
Hacı Ömer karısı İhsan |
V |
|
|
Hacı Piyale |
V |
|
|
Hacı Ramazan |
V |
|
|
Hacı Receb |
V |
|
|
Hacı Salih |
Mevlid |
Reyhan Paşa’dan |
|
Hacı Sefer Odaları |
V |
|
|
Hacı Sevinç |
M, A |
|
|
Hacı Sevindik |
M |
|
|
Hacı Seyfeddin |
M, A, T |
|
|
Hacı Süleyman |
V, Hatib |
Hoca Ali Mah. |
|
Hacı Süleyman Ağazâde |
V |
Dâye Hatun Mah. |
|
Hacı Şeyhî |
V |
|
|
Hacı Yakub |
V |
|
Hacı Yakub Mektebi |
V |
|
|
Hacı Yusuf Ağa |
V |
|
|
Hacılar Mahallesi (ve mühimmatı) |
M, A, T |
|
|
Hakkı Efendi Zaviyesi |
V |
|
|
Halil Çelebi bin Veli Hatib |
V |
Meydancık |
|
Hallac Ali |
V |
|
|
Hamam Tekke |
V |
|
|
Hanım Hatun |
V |
|
|
Hasan Ağa (Yeniçeri Ağası) |
Kamberler |
|
|
Hasan Çelebi |
V |
Ahmedbey Mah. |
|
Hasan Çelebi |
V |
Filboz Mah. |
|
Hasan Çelebi, Fazlullah Mahallesinde |
V |
|
|
Hasan Çelebi/ Kaftancı (Hacılar Mahallesinde) |
V |
|
|
Hasan Efendi Camii |
V |
|
|
Hasan Koca |
Su, V |
|
|
Hasan Paşa Medresesi |
M, A |
|
|
Hatice Hatun |
V |
|
|
Hatice Hatun |
V |
Sivasîler Mah. |
|
Hatice Hatun (Diğer) |
V |
|
|
Havuz mahallesi |
M, A |
|
|
Hayreddin (Boyacı) |
V |
|
|
Hayreddin Paşa |
Musluk, M, A |
|
|
Hekimşah |
Su |
|
|
Helvayîoğlu |
M, A |
|
|
Hoca Hasan Vidilli |
A, V |
|
|
Hoca Laçin |
V |
|
|
Hoca Mehmed Karamanî |
M, A |
|
|
Hoca Menteş Mahallesi |
M, A |
|
|
Hoca Saruhan |
V |
|
|
Hoca Sinan |
V |
|
|
Hoca Sinan (Muğlalı) |
V |
|
|
Hoca Yunus Mahallesi |
M, A |
|
|
Hoşkadem |
M, A, T |
|
|
Hudâvendigâr Gazi mahallesi |
A |
|
|
Hurdacılar |
V |
|
|
Hüseyin Erzincânî |
V |
|
|
-İ- |
||
|
İbrahim Çelebi |
V |
|
|
İbrahim Paşa |
A |
|
|
İhsan (Abdüşşekür karısı) |
V |
|
|
İhsan (Tataroğlu karısı) |
V |
|
|
İkikapılı |
V, M |
|
|
İklimşah |
V |
|
|
İlyas (Hacı) |
M, A |
|
|
İlyaszâde |
V |
|
|
İmamzâde Mahmud Çelebi |
V |
|
|
İmaret-i İsa Bey Medrese ve Camii |
V |
|
|
İnceğizler |
A |
|
|
İncirlice |
M, A |
|
İshak Şah |
M, A |
|
|
İskender (Hacı) |
V |
|
|
İsmail (Hacı) |
V |
|
|
İsmail (Hacı, Yeniceli) |
M, A |
|
|
İsmihan Hatun |
V |
|
|
İstabl-ı Bayezid Paşa |
Su, M, A |
|
|
-K- |
||
|
Kademeri |
M |
|
|
Kalaycılar |
V |
|
|
Kale-i Umur Bey Mahallesi |
A |
|
|
Kanber Müezzin |
M, A |
|
|
Kapıcıoğlu |
M, A |
|
|
Kaplıcalı Mustafa Çelebi |
V |
|
|
Kara Ali Paşa |
M, V |
|
|
Kara Ali Paşa |
V |
|
|
Kara İnebey (Küçük) |
V |
|
|
Kara Şeyh |
Çeşme, M, A |
|
|
Karaabalı |
V |
|
|
Karaağaç Mahallesi |
M, A |
|
|
Karakâdî |
M |
|
|
Karaköylü |
M, A |
|
|
Karamanîzâde Mehmed Çelebi |
V |
|
|
Karamazak |
A |
|
|
Karıştıran Süleyman Paşa |
V |
|
|
Kasap Hasan |
M, A |
|
|
Kasap Süle |
V |
|
|
Katır Mahmud |
V |
|
|
Kavaflar |
V |
Kaygan |
|
Kavaklı |
M, A |
|
|
Kavukçu Esnafı |
V |
|
|
Kayganoğlu, Mühimmat |
A |
|
|
Kazasker Efendi |
V |
|
|
Kazganîzâde |
V, Ş |
|
|
Kazzaz Esnafı |
V |
|
|
Kazzazoğlu |
M, A, T |
|
|
Keçeciler |
V |
|
|
Kemal Bey |
V |
|
|
Keresteci Esnafı |
V |
|
|
Kerime Hatun |
V |
|
|
Kiremitçi Mahallesi |
V |
|
|
Kirişçikızı |
M, A |
|
|
Kizler mahallesi |
M, A |
|
|
Koca Efendi ve Salih Efendi |
V |
|
|
Koca Nâib |
A |
|
|
Koçaş Hacı Mustafa |
V |
|
|
Koza Hanı |
V |
|
|
Kökçüler Esnafı |
V |
|
|
Kösec Hacı Mehmed |
V |
|
|
Kösec Hacı Mehmed |
V |
|
|
Köseler |
M, A |
|
|
Kulagî ve Kulak Mustafa |
V |
|
|
Kurtoğlu |
M, A |
|
|
Kuyumcular Esnafı |
V |
|
|
Küçük Demirtaş |
T |
|
|
Küçük Temenye |
M |
|
Kürekçi Mustafa Çelebi |
V |
|
|
-L- |
||
|
Lâmiî Çelebi |
V |
|
|
Lutfullah Efendi |
V |
|
|
-M- |
||
|
Mâh-ı Devran Hatun |
V |
|
|
Maksem Mahallesi, Müezzin |
M, A |
|
|
Malatyalı Mehmed Çelebi |
V |
|
|
Manastır Mahallesi |
A |
|
|
Mantıcı |
M, A |
|
|
Mecnun Dede Zaviyesi |
M, A |
|
|
Mehmed (Hacı Kefeli) |
V |
|
|
Mehmed (Hacı) |
V |
|
|
Mehmed Karamanî |
V |
Zeynîlerde |
|
Mehmed karısı |
Mevlid |
Yunus Hoca Mah. |
|
Menteşzâde Mehmed Efendi |
V |
|
|
Mesud Makramevî Mahallesi |
A |
|
|
Meydancık |
M, A |
|
|
Mizanî Ömer Ağa |
V |
|
|
Mizanoğlu Mahallesi |
M, A |
|
|
Molal Arab |
A, T |
|
|
Molla Gürânî Mahallesi |
A |
|
|
Molla İbrahim (Vaaz İçin) |
V |
|
|
Molla-yı Cedid |
V |
|
|
Muhyiddin (Gedizli) |
V |
|
|
Muhyiddin Bey |
V |
|
|
Muîdzâde Âbide Hatun |
V |
|
|
Murad-ı Sânî Mahallesi |
A |
|
|
Mutyab Hacı Mehmed |
V |
|
|
Mutyablar (Mutaflar) |
V |
|
|
Mücellidî Mahallesi |
M |
|
|
Mükrime Hatun |
V |
|
|
-N- |
||
|
Naime Hatun ve Hacı Mehmed |
V |
|
|
Nakkaş Ali Mahallesi ve tamir |
A |
|
|
Nalband Esnafı |
V |
|
|
Nalbandoğlu Mahallesi |
M, A |
|
|
Nalcı Esnafı |
V |
|
|
Namazgâh Mahallesi |
M, A |
|
|
Nasreddin Paşa |
V |
|
|
Nasuhzâde Zaviyesi |
V |
|
|
Nimetullah Efendi |
V |
|
|
-O- |
||
|
Oluksuyu |
V |
|
|
Orhan Mahallesi |
A |
|
|
Osman Efendi |
P |
|
|
-P- |
||
|
Pazarcı Hacı Pîrî |
V |
|
|
Pembe Emir |
V |
|
|
Peştemalcı Esnafı |
V |
|
|
Pınarbaşı |
M, A |
|
Pîr Ahmed Çelebi Mektebi |
V |
Dâye Hatun Mah. |
|
Pîr Ahmed Çelebi Mektebi |
V |
Abdal Mah. |
|
Pîr Ahmed Çelebi Mektebi |
V |
Dâye Hatun Mah. |
|
Postalcı Esnafı |
V |
|
|
-R- |
||
|
Rabia Hatun (Kalecamii’ne) |
Ş |
|
|
Raziye Hatun |
V |
|
|
Reyhan Paşa |
Su, M, A |
|
|
Ronkuş oğlu Hayreddin |
V |
|
|
Rukiye Hatun |
V |
Alişar Köyü |
|
Rukiye Hatun (dersiye) |
V |
|
|
Rum Ahmed Değirmeni |
V |
|
|
Rüstem Hoca |
V |
|
|
-S- |
||
|
Sağrıcı Sungur |
A |
|
|
Sakine Hatun |
V |
|
|
Saliha Hatun |
V |
|
|
Sarayoğlu |
A |
|
|
Sarayoğlu Camii mühimmatı |
V |
|
|
Sarı Abdullah |
M, A |
|
|
Satı Fakih |
M, A, T |
|
|
Selçuk Hatun |
M, A |
|
|
Semerci Esnafı |
V |
|
|
Seyyid Abdurrahman Efendi |
V |
|
|
Seyyid Ali |
V |
|
|
Seyyidler |
M, A, T |
|
|
Simitçi |
M, A |
|
|
Sincanlı Oğlu İbrahim |
V |
|
|
Sipahi Pazarı Esnafı |
V |
|
|
Sipahizâde |
V |
|
|
Sivasîler |
M, A |
|
|
Sûfî Hayreddin |
V |
|
|
Sûfîzâde |
V |
|
|
Sûfîzâde Mustafa Bey |
V |
|
|
Süzenkefen |
M, A |
|
|
Süzenkefen Mahallesi |
V |
|
|
-Ş- |
||
|
Şahhûbân ve Hacı Mustafa |
V |
|
|
Şehabeddin |
V |
|
|
Şehabeddin Paşa |
M, A, T |
|
|
Şehreküstü |
M, A |
|
|
Şeker Hoca |
M, A |
|
|
Şeref Kız Kardeşi |
M, A |
|
|
Şerefüddin Paşa |
A |
|
|
Şerife Ayşe Hatun |
V |
|
|
Şeşbeşzâde Hacı Mehmed Efendi |
V |
|
|
Şeyh Konevî |
Su, M, A |
|
|
Şeyh Şiblî |
M, A |
|
|
Şiblîzâde Ali Efendi |
Değirmen, V |
|
|
-T- |
||
|
Tablazâde |
V |
|
|
Takyeciler Esnafı |
V |
|
Tarhunzâde |
V |
|
|
Taşkın Mahallesi |
M, A |
|
|
Tatar Ayşesi |
V |
|
|
Tatarlar |
M, A |
|
|
Tefsirhan |
A |
|
|
Tekke Mescid |
M, A |
|
|
Topçuzâde |
V |
|
|
Turgut Hoca Mescidi |
Ş |
|
|
Turşucu Ali Çelebi |
V |
|
|
Tuzpazarı |
M, A, T |
|
|
-Ü- |
||
|
Üçkozlar |
M |
|
|
Ümmü Kızı |
M |
|
|
Üryanîzâde |
Mevlid |
|
|
-V- |
||
|
Veli Şemseddin |
M, A |
|
|
Veziroğlu Mahallesi |
A |
|
|
-Y- |
||
|
Yahşî Bey |
M, A, T |
|
|
Yaniçoğlu |
M, A |
|
|
Yeğni Suyu |
V |
|
|
Yeni Bezzaz |
M, A |
|
|
Yeni Su |
V |
|
|
Yeni Yiğid |
M, A, T |
|
|
Yenice |
Su, A |
|
|
Yıldırım Han Mahallesi |
A |
|
|
-Z- |
||
|
Zağferanlık |
Mevlid, M, A |
|
|
Zahide Hatun (Vaaz için) |
V |
|
|
Zeynîler |
Mevlid, M |
|
|
Zindankapı mahallesi |
A |
VÂKIF MAHMUD EFENDİ Bursalıdır. İshak Hocası Ahmed Efendi’nin oğludur. Şairlerdendir. Âlim ve müderris idi (SAT. 696)
Nigâh-ı şefkat eder mi aceb o meh-pâre Dil-i sitem-dîde-i bî-karar inledikçe Vücûdu âşık-ı sergeştenin gubâr-âsâ Reh-i nigâra düşer rüzgâr inledikçe
BK, IV/299
VÂKIF MAHMUD EFENDİ
VÂKIF MEHMED EFENDİ Bursalı şairlerdendir. Müderristir. 1724’te ölmüştür (KA. VI/4663). BK, IV/299
VÂLÂ Bk. Tafta.
VALİ
VALİ Bursa’ya ilk vali, Orhan Gazi’nin oğlu Murad Hudâvendigâr olduğundan bu sancağa ve vilâyete, “Bey Sancağı”,
“Hudâvendigâr Sancağı” ve “Hudâven-digâr Vilâyeti” denilirdi.
Eski devirlerde eyaletler sancaklara taksim edilirdi. Bundan küçük mülkî teşkilât yoktur. Eyalette ya vezir rütbesinde veyahut beylerbeyi rütbesinde bir zat ve sancaklarda da sancakbeyi olarak yine vezirlerden birisi veyahut da beylerbeyinin Arapçası olan mîr-i mîrândan birisi bulunurdu. Gerek eyaletteki kimseye ve gerekse sancaktaki beye “mutasarrıf” denilirdi. Meselâ, “Anadolu beylerbeyisi” denildiği gibi, “Anadolu eyaleti mutasarrıfı” da denilmeye başlanmıştı. Bir müddet sonra da “vali” ve “mutasarrıf” denilmiştir. Bunların arasındaki zamanda da “Anadolu eyaleti müşîri”, “Ankara sancağı ferîki” veyahut “Anadolu eyaleti mu-hassılı” ve “Ankara sancağı muhassılı” denilmiştir. Bunların suret-i tayinleri hakkında biraz malumat vermeyi faydalı bulurum: Sarayda hükümdarın bulunduğu yerde bir divan-ı hümayun kurulur ve bu divanda Anadolu ve Rumeli kazaskerleri ve kubbe vezirleri bulunarak, memleketteki büyük davaları görürlerdi. Bu divan haftada beş gün kurulurdu. Bu divan sabah namazından sonra kurulur, öğleye kadar devam eder ve öğle yemeğinden sonra herkes dağılırdı. Bu divana başkanlık eden sadrazam, divanın neticesini padişaha arz odasında “telhis” denilen maruzat kağıtlarını arzederler ve bunun baş tarafına padişah tarafından (ne yapılacaksa ve ne emir verilecekse) padişahın el yazısıyla yazılırdı. Padişahın bu yazısına “hatt-ı hümayun” denilirdi. Tevcihat, sadrazam tarafından, “ikindi divanı” denilen sadrazamın sarayındaki divanda yapılırdı. Meselâ, Bağdad’a vali yapılacak bir adam oraya getirilir, sırtına derecesine göre bir kürk, bir hil’at giydirilerek sadrazamın huzuruna sokulur ve yeni vazifesi kendisine tebliğ edilir. Rütbe tevcihi dahi böyle olurdu. Pek nadir olarak, “divan-ı hümayun”da dahi tevcihat yapılırdı.
|
BURSA VALİLERİ |
||
|
Görev Yılları |
Adı |
Açıklamalar |
|
1359 |
I. Murad |
Mutasarrıf. 1359’a kadar. |
|
1443 |
Cebe Ali Bey |
|
|
1479 |
Mustafa Bey |
|
|
1484 |
Ahmed Bey |
|
|
1484 |
İshak Bey |
|
|
1486-1487 |
Karagöz Paşa |
|
|
1499 |
Kasım Bey |
|
|
1501 |
Mustafa Paşa |
|
|
1503 |
Mehmed Bey |
Hamza Bey oğlu Mustafa Paşa’nın oğlu. 1507’de mîr-i mîrân oluyor. 1508’e kadar. |
|
1512-1513 |
Mahmud Bey |
Mehmed Bey’in oğlu. |
|
1522 |
Mustafa Bey |
|
|
1523 |
Mehmed Şah Bey |
Sinan Bey’in oğlu. |
|
1523 |
İskender Bey |
|
|
1524 |
Şah Veli Bey |
Üveys’in oğlu. |
|
1527 |
Mehmed Bey |
|
|
1537 |
Muhyiddin Bey |
Abdullah’ın oğlu. |
|
1538 |
Mehmed Bey (2. defa) |
|
|
1543 |
Ali Bey |
|
|
1546 |
Mesih Bey |
|
|
1550 |
Mehmed Bey |
Kefe sancağından mazûl iken Bursa’ya tayin olundu. “Yeşilce Mehmed Bey” derlerdi. |
|
1551 |
Bâlî Bey |
Malkoçoğlu. |
|
1551 |
Hasan Bey |
|
|
1552 |
Behram Bey |
|
|
1553 |
Ahmed Bey |
|
|
1553 |
Geyvan Bey |
Abdurrahman’ın oğlu. |
|
1554 |
İbrahim Bey |
Çandarlı İsa Paşa’nın oğlu. Nahçıvan seferinde kahramanlık gösterdiğinden, 25 bin akçe terakki ile tayin edilmiştir. |
|
1559 |
Hüseyin Bey |
|
|
1559 |
Bayezid Bey |
|
|
1561 |
Muhyiddin Bey |
Şemseddin Bey’in oğlu. |
|
1561 |
Mehmed Bey |
|
|
11.9.1561 |
Mehmed Bey |
Selanik mutasarrıfı iken hasları yoluyla. |
|
1562 |
Mahmud Bey |
Şemsi Bey’in oğlu. |
|
1564-1568 |
Abdurrahman Bey |
|
|
1568 |
Mustafa Bey |
Sinan Paşazâde. |
|
1571 |
Sûfî Mehmed Bey |
Abdullah’ın oğlu. 16.4.1573’te Bursa’da öldü. |
|
1573 |
Mehmed Bey |
Abdüsselâm’ın oğlu. |
|
20.5.1577 |
Halil Bey |
Ankara mutasarrıfı iken, 296.000 akçe haslarıyla. |
|
20.12.1577 |
Mustafa Bey |
|
|
23.1.1581 |
Vezir Ahmed Paşa |
Tiflis beylerbeyiliğinden. |
|
25.10.1582 |
Kara Mustafa Paşa |
Abdüsselâm’ın oğlu. |
|
11.2.1583 |
Hacı Bey oğlu Ahmed Bey |
|
|
24.4.1584 |
Çerkes Mustafa Bey |
Kayseri mutasarrıflığından. |
|
11.1.1587 |
Musa Bey |
Abdüsselâm’ın oğlu. “Musa Kâhya” namıyla meşhurdur. Tebriz muharebesindeki fedakârlığına tevcih edilmiş ve kendisi orduda kalarak, yerine müteferrikalardan Ahmed Bey’i mütesellim göndermiştir. |
|
1587 |
Fazlullah Bey |
Muhafız adıyla gönderilmiştir. |
|
1588 |
Mehmed Bey |
Simavna sancakbeyliğinden. |
|
1589 |
Mehmed Bey |
Ahmed Paşa’nın oğlu. Tiflis beylerbeyiliğinden (Kendisi orada kalmış ve Mehmed Subaşı’yı mütesellim göndermiştir. 1590’da paşa olmuştur). |
|
1589 |
Derviş Bey |
Muhyiddin Bey’in oğlu. |
|
1592 |
Ömer Bey |
|
|
1592 |
Ahmed Paşa |
|
|
1593 |
Mehmed Bey |
Muhyiddin Bey’in oğlu. |
|
8.5.1595 |
Mehmed Bey |
Siverek beyliğinden. |
|
28.7.1595 |
Mehmed Bey (2. defa) |
Muhyiddin Bey’in oğlu. Tameşvar muhafazasındaki hizmetine mükafâten, mütesellim ile zabteylemek üzere. |
|
1595 |
Mehmed Bey |
Kâhyası ve kaymakamı Mustafa Bey mütesellim. |
|
1598 |
Mustafa Bey |
|
|
1599 |
Hüseyin Bey |
Kendisi gelmemiş, mütesellimi Faik Bey idare etmiştir. |
|
1602 |
Mustafa Bey |
Abdülmennan’ın oğlu. |
|
1602 |
Behram Bey |
Abdüsselâm’ın oğlu. Kendisi cephede bulunduğundan, kaymakamı Ahmed Bey idare etmiştir. 1604 senesinde Bursa mutasarrıflığı çok garib bir hâl almıştır. |
|
9.8.1604 |
Hamza Bey |
Hamza Bey evlâdından Kastamonu beyi Bursa’ya tayin olunmuş ve mütesellimi Hasan Çavuş ve sonra da Mehmed Bey oğlu İbrahim Bey’i kaymakam nasb edip göndermiştir. |
|
21.8.1604 |
Rıdvan Bey |
Abdullah’ın oğlu. Semendire beyi. Serdar-ı Ekrem tarafından Bursa mutasarrıfı tayin edilmiştir. |
|
8.9.1604 |
Hamza Bey |
Tayini ısrarla bildirilmiştir. |
|
21.9.1604 |
Rıdvan Bey |
On seneden beri mazûl kalmıştır. İstanbul tarafından tayin edilmiştir. |
|
5.10.1604 |
Tahir Bey |
Şark seraskeri Sinan Paşa da Bursa’ya mutasarrıf tayin eylemiş ve Tahir Bey de Behzat Çavuş’u Bursa’ya mütesellim göndermiştir. |
|
23.11.1604 |
Behram Bey |
Tameşvar’da görülen kahramanlığı ve sadakatına mebni Bursa mutasarrıflığı tevcih edilmiştir. Ve buna verilen emirde İstanbul’dan Mustafa, Ahmed, Rıdvan ve Hamza Beyler Bursa mutasarrıflığına tayin edilmişler ise de, bunlara müdahale ettirmeyip kendisinin mutasarrıflığı zabteylemesi bildirilmiştir (BS. 210/146). |
|
27.1.1605 |
Rıdvan Bey |
Serdar tarafından Rıdvan Bey’in tayininde ısrar edilmiş ve Rıdvan Bey Behzat Çavuş’u mütesellim tayin eylemiş ve böylece bir sene süren bu mesele halledilmiştir. |
|
15.1.1607 |
Perviz Bey |
Serdar tarafından tayin olunmuş ve padişah da tasdik eylemiştir. |
|
1608 |
Damat Mustafa Paşa |
Bursa’ya muhafız tayin edilmiştir. |
|
1609 |
Mehmed Bey |
Abdüsselâm’ın oğlu. Kâhyası Sa’dî oğlu Fazlı Bey idare etmiştir. |
|
6.10.1611 |
İsmail Bey |
Birecik sancakbeyi. |
|
Ocak 1612 |
Mehmed Bey |
Boğdan beyzâdelerinden Radol. Müslüman olmuş, Mehmed Bey adını almıştır. |
|
7.4.1614 |
Ali Bey |
Silistre beylerbeyi. Ber-vech-i arpalık verilmiştir. |
|
Temmuz 1614 |
Memi Bey |
Macarzâde Ali Paşa’nın oğlu. |
|
1614 |
Cafer Bey |
|
|
1614 |
Mehmed Bey |
Abdünnebi’nin oğlu. |
|
9.8.1615 |
Nogay Bey |
Alâiye beyi. |
|
28.8.1616 |
Hasan Paşa |
Keyfa beyi. İlyas Çelebi oğlu Ali’yi kaymakam tayin etmiş ise de, fazla zulüm yaptığı şikâyet edilmiş ve eski mütesellim Mustafa Bey tayin edilmiştir. |
|
1617 |
Mehmed Bey (Bursa mirlivası) |
Kasım Bey mütesellimi idi. |
|
Ocak 1618 |
Hacı İlyas Bey |
Nisan ayında ibka edilmiş ve paşalık verilmiştir. Solak Mehmed Beyzâde’dir. 1619 mütesellimi Mehmed oğlu Mustafa Bey idi. |
|
1620 |
Osman Paşa |
Eğri beylerbeyi. Arpalık olarak verilmiştir. |
|
Temmuz 1622 |
Musa Paşa |
|
|
10.10.1622 |
Osman Paşa (2. defa) |
Arpalık suretiyle. |
|
1624 |
Ateş Mehmed Bey |
|
|
16.3.1626 |
Abdülgani Bey |
Sultanönü mutasarrıflığından. |
|
1627 |
Mustafa Bey |
Mütesellimi Sefer Ağa idi. |
|
1630 |
İlyas Paşa |
|
|
Ekim 1630 |
Merdan Ali Bey |
Bağdad muharebelerindeki kahramanlığına binaen tevcih olunmuştur. Anadolu beylerbeyisi Murteza Pa-şa’nın kardeşidir. Kethüdası Devlet Gazi’dir. |
|
3.4.1632 |
Emir Seyyid Rıza Paşa |
Eski Tameşvar beylerbeyisi. |
|
24.1.1634 |
İlhami Bey |
Karahisar-ı Şarkî beyi. |
|
16.1.1635 |
Mahmud Ağa |
Sipahilerden. Serdar tarafından tayin edilmiştir. |
|
1635 |
Solak Mehmed Paşa |
İki yüz neferle Bağdad seferine gitmiştir. |
|
3.5.1637 |
Hama beyi Ahmed Bey |
Mütesellimi Mehmed Çelebi idi. |
|
3.10.1637 |
Canik beyi Hasan Bey |
|
|
18.6.1638 |
Mühürdar Mustafa Bey |
Karesi beyliğinden. |
|
2.11.1638 |
Hasan Bey (2. defa) |
|
|
20.10.1639 |
Mustafa Paşa |
Gürcü Mehmed Paşa’nın oğlu. Arpalık suretiyle. Süleyman Ağa, Subaşı ve Muharrem oğlu Bayram Ağa mütesellim tayin eylemiştir. 1641’de arpalık suretiyle tekrar tevcih edilmiştir. |
|
7.1.1642 |
Hasan Bey (3. defa) |
8.5.1644 ibka edilmiştir |
|
4.11.1644 |
Derviş Mehmed Bey |
Muhyiddin Bey’in oğlu. Mütesellimi Hacı Ali oğlu Hacı Ali idi. |
|
15.10.1645 |
Ahmed Bey |
|
|
Haziran 1646 |
Mehmed Bey |
Hatvan beyi. |
|
11.4.1647 |
Şefî’ Paşa |
Kars beylerbeyi. Arpalık verilmiştir. |
|
1648 |
Ahmed Bey |
Midilli muhafazasında kaldığından, Reis Mehmed Bey’i mütesellim göndermiştir. |
|
1648 |
Mustafa Paşa |
Kaymakamı Ali Bey’dir. |
|
15.11.1649 |
Osman Paşa |
Yenişehir mutasarrıflığından, arpalık suretiyle. |
|
1650 |
İbrahim Paşa |
Anadolu beylerbeyiliğinden. |
|
5.9.1656 |
Yakalı Mustafa Paşa |
Pojaga sancağı beyi. Mütesellim ile zapt eylemek ve kendisi Sakız muhafazasında bulunmak şartıyla. |
|
1656 |
Kasım |
İbkaen tayin. |
|
1659 |
Kurt Ahmed Paşa |
Arpalık olarak. Kaymakamı Veli Ağa, sonra mütesellimi Yusuf Ağa idi. |
|
25.3.1659 |
Hüseyin Paşa |
Limni muhafazasında bulunmak ve mütesellim ile zabtetmek şartıyla. Mütesellimleri İbrahim Ağa, Solakzâde Mehmed Ağa ve Hüseyin Ağa’dır. |
|
Nisan 1669 |
İbrahim Paşa |
Eğri beylerbeyi. Arpalık olarak. |
|
13.5.1669 |
Seyyid Yusuf Paşa |
Arpalık suretiyle, Limni muhafazasında bulunmak şartıyla. Mütesellimi Ahmed Ağa, sonra Mustafa Bey olmuştur. |
|
16.4.1671 |
Mehmed Paşa |
Arpalık. |
|
Ocak 1674 |
Gazi Bey |
Karesi sancağı ilhakıyla. |
|
1.12.1674 |
Osman Paşa |
Maraş beylerbeyi. Arpalık suretiyle mütesellimi, oğlu Mustafa Bey ve sonra da Mehmed oğlu Hacı Ali Ağa. |
|
24.10.1679 |
Şeyhî Bey |
Keyfa beyi. Mütesellimi Receb Ağa’dır. |
|
19.6.1680 |
İsmail Paşa |
Adana beylerbeyi. Arpalık olarak. Karesi ile beraber mütesellimi Hasan Ağa’dır. |
|
15.2.1682 |
Ali Paşa |
Arpalık olarak. |
|
1684 |
Halil Paşa |
Eğriceoğlu. Arpalık olarak. Midilli muhafazasında bulunmak şartıyla. |
|
1687 |
Ebubekir Paşa |
|
|
1689 |
Harmuş Mehmed Paşa |
|
|
1689 |
Hacı Ali Paşa |
|
1693 |
Murad Paşa |
Yeniçeri ağalığına gitmiştir. |
|
1693 |
Gürcü Abdullah Paşa |
Yeniçeri ağalığından. |
|
1694 |
Muhafız Yusuf Paşa |
|
|
Mayıs 1695 |
Yusuf Paşa |
Diğer Yusuf Paşa. |
|
1697 |
Kürd Ahmed Paşa |
|
|
1699 |
Kasım Paşa |
|
|
1701 |
Abdurrahman Paşa |
|
|
1703 |
Hasan Paşa |
|
|
1705 |
Acem Mustafa Paşa |
|
|
1706 |
Acem Mustafa Paşa |
Arpalık olarak. |
|
1710 |
Hayre Ali Paşa |
Arpalık olarak. |
|
1711 |
Derviş Mehmed Paşa |
|
|
1715 |
Acem Mustafa Paşa (2. defa) |
|
|
8.9.1716 |
Mısrî Mehmed Bey |
Ayıntab mirlivalığından. Karesi ile beraber ve beylerbeyiliğe terfien. |
|
1716 |
Seyyid Osman Paşa |
Kuruçaylı Şehsuvarzâde. Karesi ile beraber. |
|
1718 |
Derviş Mehmed Paşa (2. defa) |
|
|
1724 |
Halil Paşa |
Kocaeli’nden gelmiştir. |
|
1726 |
Solak Mehmed Paşa |
|
|
Ekim 1730 |
Ömer Paşa |
Arpalık olarak. Revan seraskeri Rüstem Paşa maiyyetine mükemmel ve müretteb kapısı halkı ve ziyade silahlı adamları ile harbe gittiğinden. |
|
Şubat 1733 |
Solak Mehmed Paşa (2. defa) |
Arpalık olarak. |
|
1733 |
Yanyalı Mehmed Paşa |
Arpalık olarak. |
|
Aralık 1734 |
Genç Mehmed Paşa |
Damat Nevşehirli İbrahim Paşa’nın oğlu. |
|
1736 |
Zeynelâbidin Paşa |
Bursalı Derviş Mehmed Paşa’nın oğlu. 1738 senesi İkincikânun ayında Bursa’da ölmüştür. |
|
1737 |
İbrahim Paşa |
Mîr-i mîrânlık rütbesiyle. |
|
1738 |
Atmaca Hamza Paşa |
|
|
29.9.1739 |
Atmaca Hamza Paşa |
İbka. |
|
Mart 1740 |
Atmaca Hamza Paşa |
Mütesellimi eski kâhyası Mehmed Ağa. |
|
15.7.1740 |
Kölelizâde Mehmed Paşa |
Arpalık olarak. Mütesellimi İsmail Ağa. |
|
Mart 1741 |
Hatibzâde Vezir Yahya Paşa |
Arpalık olarak. Özi valisidir. |
|
Mayıs 1741 |
Seyyid Süleyman Paşa |
Sabık Hotin valisi. |
|
Temmuz 1741 |
Murtaza Paşa |
Van muhafazası şartıyla. Mütesellimi Cafer Ağa. |
|
Ocak 1742 |
Vezir Osman Paşa |
Bağdad muhafazası şartıyla, Arpalık olarak. Mütesellimi Bursalı Cafer Ağa’dır. Hacı Yusuf, Mehmed Ağa, Derviş Paşazâde Halil Bey, sırasıyla mütesellim olmuşlardır. |
|
13.11.1744 |
Kethüda Abdurrahman Paşa |
|
|
1745 |
Vali Bosnalı Receb Paşa |
|
|
1747 |
Ziverekli Ömer Paşa |
1.1.1748’de Bursa’da ölmüştür. |
|
1748 |
Esir Ebubekir Paşa |
|
|
11.1.1750 |
İbrahim Paşazâde Seyyid Mehmed Bey |
Karahisar-ı Sahip mutasarrıflığından. |
|
1750 |
Receb Paşa |
Bosnalıdır. |
|
30.4.1750 |
Seyyid Ebubekir Paşa |
Aksaray beyliğinden. |
|
22.2.1751 |
Seyyid Mehmed Paşa |
Arpalık olarak. Kocaeli mutasarrıflığından. |
|
30.8.1751 |
Esir Ebubekir Paşa (2. defa) |
Mütesellimi silahdâr çıraklarından Hacı Hasan idi. |
|
21.3.1754 |
Süsenzâde Abdullah Paşa |
Arpalık olarak. Bender kalesi muhafızı. |
|
31.10.1755 |
Ahmed Paşa |
Mütesellimi, âyândan Ali Ağa. |
|
29.2.1758 |
Hasan Bey |
Durmuş Paşazâde’dir. Vezir olmuştur. Mütesellimi Osman Bey’dir. |
|
25.11.1758 |
Vezir Silahdâr Mehmed Paşa |
Arpalık olarak. Özi valisidir. Mütesellimi Osman Bey’dir. |
|
3.6.1759 |
İsmail Paşa |
Vezir Numan Paşazâde. Vusulüne kadar mütesellim Derviş Paşazâde Osman Bey. |
|
10.7.1759 |
Mekke şeriflerinden Megamis oğlu Şerif Mehmed |
Maişet için. |
|
10.7.1759 |
Mısırlı Ahmed Paşa |
Kocaeli ile beraber. Daire etbaı çok olduğundan. |
|
16.5.1761 |
Vezir Mustafa Paşa |
Mora muhassılı ve Selanik mutasarrıfı. Mütesellimi Derviş Paşazâde Osman Bey idi. |
|
22.8.1762 |
Abdurrahim Paşa |
Arpalık suretiyle. 3.9.1763 mazûl. Mütesellimi Abdurrahman Bey’dir. |
|
17.5.1764 |
Abdi Paşa |
Arpalık. Hotin muhafazası şartıyla. Mütesellimi Osman Bey. |
|
25.6.1764 |
Hacı İbrahim Paşa |
19.3.1766 mazûl. Aksaray sancağı da beraberdi. |
|
19.3.1766 |
Cevher Paşa |
Timur Paşa’nın kardeşi. 1767. Ankara ber vech-i arpalık ilhak edildi. |
|
7.3.1767 |
Esir Ebubekir Paşa |
Arpalık. |
|
13.3.1769 |
Mehmed Paşa |
Muhtar Paşazâde. Mîr-i mîrândan. (Kocaeli’nden) |
|
1.4.1769 |
Mehmed Paşa |
Ohri mutasarrıfı Mustafa Paşa’nın oğlu. |
|
Mayıs 1769 |
Mehmed Paşa |
Fraşerlizâde. |
|
1771 |
Hasan Paşa |
İstanköylü. |
|
7.12.1773 |
Ali Paşa |
Şumnu muhafızı. Müteselimi İnegöllü Derviş Paşazâde Mehmed Bey. |
|
13.12.1773 |
Vezir Mehmed Paşa |
İbrahim Paşa’nın oğlu. Arpalık olarak. Özi’ye gönderilen donanma seraskeri olmuş ve mütesellim Cafer Ağa idare etmiştir. |
|
21.5.1774 |
Vezir Yusuf Paşa |
Mütesellimi Hacı Cafer Ağa. |
|
15.9.1774 |
Vezir Hacı Mustafa Paşa |
|
|
17.4.1775 |
Abdullah Paşa |
Mîr-i mîrândan. |
|
5.10.1775 |
Mustafa Paşa |
Bosnalı İbrahim Paşazâde. |
|
20.11.1776 |
Ahmed Paşa |
Hanya muhafızı. Germiyan Mehmed Naim Efendi mütesellim olmuştur. |
|
29.3.1777 |
Vezir Yeğen Hacı Mehmed Paşa |
Arpalık olarak. Mütesellimi Hafız Ali. |
|
2.7.1777 |
Mustafa Paşa |
Arpalık olarak tevcih ve Hanya muhafızı tayin olunmuşken, sefineye binerse illeti ziyadeleşeceğinden Bursa’ya tahvil ve İkinciteşrin ayında vezareti kaldırılarak, kethüdası Ali oğlu İsmail Ağa mütesellim olarak idaresi ve Bursa terâdî(?) olunmak üzere, maişet için tevcih olunduğu. 1778 Birincikânununda Bursa’da ölmüştür. “Mirâhûr”, “Ağa babası” da derlerdi. |
|
Aralık 1778 |
Vezir Yeğen Mehmed Paşa |
Bender kalesi muhafazası şartıyla, Bender ve Köstendil sancakları da ilhaken. Mütesellimi Derviş Paşazâde Abdülgaffar Bey. Mütesellimi Abdülkadir, esâfil-i nastan olduğundan azl, İsmail Ağa. |
|
Nisan ibtidası 1781 |
Çatalcalı Vezir Ali Paşa |
Özi muhafazası şartıyla ve Köstendil sancağı ilhakıyla. |
|
1782 |
Vezir Süleyman Paşa |
Tırhala mutasarrıfı iken, Silistre muhafazası şartıyla, arpalık suretiyle ve Köstendil sancağı ile beraber tayin olunmuş ve Bursa’ya, mütesellimi Hafız İsmail Bey’i tayin etmiştir. |
|
Eylül 1782 |
Vezir Süleyman Paşa |
Kavala ve Selanik sancakları da ilhakıyla Özi kalesi muhafazasına memur edilmiştir |
|
13.10.1782 |
Şeyh Osman |
Tahir Ömerzâde. Mirlivalık rütbesiyle, maişet için. |
|
Ve Şu Zatlar Mütesellim Tayin Edilmiştir |
||
|
1782 |
İsmail |
|
|
1784 |
Esad Bey |
Cizyedar damadı. |
|
1784 |
Hafız İsmail |
|
|
1785 |
Esad Bey |
|
|
1788 |
Hacı Abdülkadir |
|
|
1790 |
Mahmud Ağa |
Sonra mirlivalığa terfi etmiş ve paşa olmuştur. |
|
1790 |
İsmail Ağa |
|
|
1792 |
Mehmed Ağa |
Mustafa Ağa’nın oğludur. |
|
1793 |
Seyyid Mehmed Bey |
|
|
1793 |
Hacı Abdülkadir |
|
|
1799 |
Ömer Ağa |
|
|
1801 |
İsmail Ağa |
|
|
1802 |
Ömer Ağa |
|
|
1810 |
Vezir Ahmed Paşa |
Kocaeli ile beraber. |
|
1811 |
Derviş Hasan Paşa |
|
|
Ağustos 1812 |
Hacı Aziz Ahmed Paşa |
Kocaeli ile beraber. |
|
Kasım 1813 |
Vezir İbrahim Paşa |
|
|
12.1.1815 |
Vezir Hacı Mustafa Paşa |
Kocaeli ile beraber. Evvelce Aziz Ahmed Paşa’nın kethüdası idi. 1815 senesi Mayısında aidat ve (...) mutasarrıfı tarafına verilmek üzere, Eskişehir sancağının emir ve idaresi de kendisine verildi. 1815 Haziranında vezirliği kaldırılarak, Midilli’de ikamete memur edildi. |
|
1815 |
Vezir Nurullah (Nuri) Paşa |
Halil Hamit Paşazâde. Kocaeli ve Eskişehir ile beraber. |
|
8.4.1817 |
Vezir Derviş Mehmed Paşa |
Bursa’da oturmak ve Kocaeli ve Eskişehir’e mütesellim göndermek üzere. |
|
19.3.1818 |
Vezir Seyyid Hasan Paşa |
“Kasapbaşı” adıyla maruftur. Yeniçeriağası idi. Karesi, Kocaeli ile beraber tevcih ve biraz sonra da vezirlik ve Eskişehir mutasarrıflığı da beraber verilmiştir. |
|
1818 |
Vezir İçelli Ahmed Paşa |
Haleb valiliğinden gelmiştir. |
|
28.7.1819 |
Balıkesir, Eskişehir ve Kocaeli de beraber tevcih. |
|
|
Temmuz 1819 |
Süleyman Paşa |
|
|
1819 |
Vezir Derviş Mehmed Paşa |
|
|
1819 |
Darendeli Hasan Rıza Paşa |
Kocaeli ilhakıyla. |
|
1819 |
Ispartalı Seyyid Ali Câmî Paşa |
23.1.1820’de sadrazam olmuştur. |
|
1819 |
Vezir Nurullah Paşa(2. defa) |
Kocaeli ile beraber. |
|
14.8.1820 |
Darendeli Hasan Rıza Paşa |
Kocaeli ile beraber. |
|
1821 |
İzzet Mehmed Paşa |
|
|
1821 |
Vezir İbrahim Paşa |
Kocaeli ve Karesi beraber (Büyükdere’de Boğaz muhafazası şartıyla). |
|
Eylül nihayetleri 1823 |
Vezir Galib Mehmed Saîd Paşa |
Kocaeli ile beraber (Karadeniz boğazının Rumeli sahili muhafızı). |
|
1825 |
Vezir Hüseyin Paşa |
Yeniçeriağası. Kocaeli ile beraber. Karadeniz Boğazı’nın Rumeli sahili muhafazası şartıyla, Hudâvendigâr, Kocaeli, Menteşe sancaklarıyla beraber tevcih olunmuştur. Ve kendisi Büyükdere’de oturmuş ve Bursa’yı mütesellim ile idare etmiştir. Halil Bey, Mehmed Ali Ağa, Şehsuvar oğlu Hamdullah Paşazâde Derviş Bey, Musa Ağa ve ihtisab nazırlığıyla beraber Hafız Mehmed Ağa ve tekrar Derviş Bey, sırasıyla mütesellim olmuşlardır. |
|
1833 |
Hafız Mehmed Ağa |
Valilik iradı mukâtaat hazinesinden zabtolunmak üzere mütesellim olmuş. |
|
1834 |
Hafız Mehmed Ağa |
Mütesellim. |
|
1835 |
Hacı Ahmed Arif Ağa |
Mütesellim adıyla valilik yapmışlardır. |
|
1836 |
Ahmed Fevzi Paşa |
Hudâvendigâr eyaleti müşiri kaptan-ı deryâ. Mütesellim vekili mevâlîden Hasan Hüsnü Efendi. Mütesellim mirâhûr-ı şehriyârî yayalılarından Kâmil Ağa. |
|
Temmuz 1837 |
Vezir Dilâver Paşa |
Hudâvendigâr eyaleti feriki ve Kütahya muhassılı. |
|
Eylül 1837 |
Mazhar Paşa |
Hudâvendigâr eyaleti mirlivası. Bolu muhassılı. 1838’de mütesellimi hâcegândan Ahmed İzzet Efendi. |
|
30.3.1838 |
Vezir Dilâver Paşa |
Hudâvendigâr eyaleti feriki. Mütesellimi Hacı Mustafa Ağa idi. |
|
1839 |
Vezir Dilâver Paşa (2. defa) |
Eyaletin adı “Redife-i hassa eyalet-i Hudâvendigâr” olmuş ve Kütahya ve Karahisar mutasarrıflığı da beraber verilmiştir. |
|
1839 |
Tayyar Paşa |
Hudâvendigâr eyaleti ferikliğine Kütahya ve Karahisar muhassılı. |
|
Ocak 1840 |
Vezir Hacı Mehmed Akif Paşa |
Kocaeli mutasarrıfı olup Hudâvendigâr, Bolu, Viranşehir ve Karesi sancakları ilhakıyla eyalet müşiri olmuştur. |
|
1840 |
Kânî Bey |
Bursa muhassılı. |
|
Temmuz 1840 |
Ferik İsmet Paşa |
Hudâvendigâr umûr-ı zabtiye memuru. |
|
1841 |
Ahmed Fevzi Paşa |
Bursa eyaleti müşiri. Eyaleti kaymakamı Mustafa Paşa. |
|
1841 |
Dilâver Mehmed Paşa (3. defa) |
Bursa eyaleti müşiri. |
|
14.9.1844 |
Vezir Mehmed Salih Paşa |
|
|
16.7.1845 |
Mustafa Nuri Paşa |
Hudâvendigâr eyaleti müşiri. |
|
1.4.1848 |
Mustafa Nuri Paşa |
Rütbe-i bâlâ tevcihiyle ibka ve maaşı 68.500 kuruşa iblağ edildi. |
|
1848 |
İzzet Mehmed Paşa. (2. defa) |
Sadr-ı esbak. Bursa’ya gelmedi. |
|
Ekim 1848 |
Sarım İbrahim Paşa |
|
|
7.6.1849 |
Hasan Rıza Paşa |
Eyalet müşiri. |
|
4.8.1849 |
Sarım İbrahim Paşa |
Sadr-ı sabık. İki sene Bursa’da valilik etmiştir. |
|
20.8.1851 |
Mısırlı Şerif Paşa |
|
|
7.9.1852 |
Vezir Süleyman Refet Paşa |
17.4.1859 Cumartesi günü Mudanya, Pazar günü de Bursa’ya gelmiştir. |
|
15.9.1852 |
Damat Halil Rıfat Paşa |
Cezâir-i Bahr-i Sefid’den. 27.9.1852 Pazar, Eser-i cedid vapuruyla Bursa’ya gitmiş ve Salı günü de Süleyman Paşa, İstanbul’a aynı vapurla avdet eylemiştir. |
|
1853 |
Zeynelâbidin Paşa |
Eyalet vali kaymakamı. |
|
Aralık 1853 |
Âgah Abdülaziz Paşa |
|
|
19.4.1853 |
Mehmed Emin Paşa |
Sadr-ı esbak-ı âlî. |
|
1853 |
İsmet Paşa |
Bursa’ya gelmemiştir. |
|
1853 |
Veliyyüddin Paşa |
Bursa’ya gelmemiştir. |
|
1853 |
Hamdi Paşa |
Çengel köylü. Bursa’ya gelmemiştir. |
|
22.11.1853 |
Ömer Fâiz Bey |
Defterdar ve meclis-i kebir reisi. Vali kaymakamlığını yapmıştır. |
|
13.9.1855 |
Mehmed Namık Paşa |
Halil’in oğlu. Eyalet valisi namıyla. |
|
1855 |
Vezir Derviş Mehmed Paşa |
Eskişehir ve Kocaeli ile beraber. |
|
3.1.1856 |
Süleyman Refet Paşa (2. defa) |
Şam valiliğinden geldi. Yetmiş bin kuruş maaşla. |
|
18.12.1859 |
Nureddin Paşa |
İzornika kaymakamı mîr-i mîrândan. Eyaletin mutasarrıflığa tahviliyle. |
|
1860 |
Nureddin Paşa (ibkaen) |
Tekrar eyalete tahvil. |
|
Kasım 1861 |
Tahir Paşa |
Bursalı. |
|
30.5.1862 |
Mehmed Nevres Paşa |
Yirmi beş bin kuruş maaşla. |
|
26.8.1862 |
Öküz Mehmed Paşa |
Boşnakzâde. |
|
26.1.1863 |
Mehmed Nevres Paşa (2. defa) |
|
|
21.8.1863 |
Tevfik Paşa |
Maliye nazırlarından. Eyalet mutasarrıfı adıyla. |
|
3.1.1865 |
Vezir Hamdi Paşa |
Eyalet mutasarrıfı adıyla. |
|
17.9.1866 |
Vezir İsmail Rahmi Paşa |
Veliyyüddin Paşazâde. Tepedelenlilerden. |
|
Temmuz 1867 |
Vezir Hasan Paşa |
|
|
6.12.1867 |
Hacı İzzet Ahmed Paşa |
|
|
1870 |
Cevdet Paşa |
Adı gelmiş kendisi gelmemiştir. |
|
16.5.1870 |
Cezayirli Ali Rıza Paşa |
|
|
11.10.1871 |
Hamdi Paşa (2. defa) |
|
|
1873 |
Galib Bey (2. defa) |
|
|
1873 |
Müşir Safvet Paşa |
|
|
1874 |
Vezir Hacı İzzet Paşa |
|
|
1874 |
Cezayirli Ali Rıza Paşa (2. defa) |
|
|
1875 |
Fosfor Mustafa Paşa |
|
|
1875 |
Hüsnü Hüseyin Paşa (2. defa) |
|
|
1875 |
Galib Bey (2. defa) |
|
1875 |
Hüseyin Avni Paşa |
|
|
1875 |
İzzet Mehmed Paşa |
|
|
1876 |
Vezir Ali Rıza Paşa |
|
|
23.2.1877 |
Veliyyüddin Paşa (2. defa) |
Tepedelenli. |
|
1877 |
Ahmed Rasim Paşa |
|
|
1877 |
Saîd Paşa |
Sadr-ı esbak. |
|
1877 |
Galib Paşa (3. defa) |
|
|
1877 |
Vezir Ahmed Vefik Paşa |
|
|
1883 |
Vezir Hacı İzzet Paşa |
|
|
1883 |
Vezir Nazif Paşa |
|
|
1885 |
Vezir Zühdü Paşa |
|
|
1887 |
Vezir Hakkı Paşa |
|
|
1889 |
Vezir Hüseyin Rıza Paşa |
|
|
1889 |
Mahmud Celâleddin Paşa |
|
|
20.9.1891 |
Vezir Ahmed Münir Paşa |
|
|
1896 |
Vezir Zihni Paşa |
|
|
1896 |
Vezir Ahmed Münir Paşa (2. defa) |
|
|
1897 |
İbrahim Halil Paşa |
Vekâleten. Timur oğlu. |
|
1898 |
İbrahim Halil Paşa (asaleten) |
|
|
1903 |
Vezir Reşid Mümtaz Paşa |
|
|
25.3.1906 |
Mehmed Tevfik Bey |
|
|
1908 |
Azmi Bey |
|
|
1910 |
Hüsnü Bey |
|
|
1912 |
Daniş Bey |
|
|
1912 |
Efdalüddin Bey |
|
|
1912 |
Tahsin Bey |
|
|
1913 |
Bekir Sami Bey |
|
|
1914 |
Abbas Halim Paşa |
|
|
1915 |
Ali Osman Bey |
|
|
1915 |
İsmail Hakkı Bey |
|
|
1918 |
İsmail Hakkı |
Gümülcineli. |
|
1919 |
Ebubekir Hazım Bey |
|
|
1919 |
Kürd Mustafa Paşa |
|
|
1919 |
Çerkez Bekir Sami Bey |
Fırka kumandanı. Vekâleten. |
|
1920 |
Muhyiddin Hacim Bey |
|
|
1920 |
Keşfî Bey |
|
|
1920 |
Sadık Vicdânî Bey |
Mektupçu iken vekâlet etmiştir. |
|
1921 |
Ali Kemal Bey |
Kadı iken vekâlet etmiştir. |
|
1922 |
Emin Bey |
|
|
1922 |
Nafiz Bey |
Ertuğrul sancağı mutasarrıf-ı sâbıkı. |
|
1922 |
Numan Bey |
Müddei-i umumi iken vekâlet etmiştir. |
|
1922 |
Aziz Nuri Bey |
Cebren vilâyet makamını işgal etmiş. |
|
1922 |
Hacı Adil Bey |
|
|
1923 |
Hilmi Bey |
|
|
1923 |
Kemal Bey |
Riyaset-i cumhur kâtib-i umumisi Kemal Kedeliç’e vekâleten. |
|
1925 |
Kemal Bey |
Asaleten |
|
1926 |
Fatin Bey |
|
|
Zeynelâbidin Bey |
Abidin Özmen |
|
|
Bay Fazlı |
Fazlı Güleç |
|
|
1935 |
Bay Şefik Soyer |
Merhum Atatürk’ün itimadına mazhar olmuş ve Yalova kaymakamlığından Bursa valiliğine getirilmiş. (Bu cümle Osmanlıca olarak bir başkası tarafından eklenmiştir. Neşreden) |
|
Bay Refik |
Sefer vukuunda padişah harbe gitmezse, sadrazam, “serdar” namını alarak hükûmetin ve defterdarlığın ne kadar büyük memuru varsa ve hatta hükû-metin resmî kayıtlarını dahi beraber alarak cebheye giderdi. Padişah İstanbul’da kaldığı zamanda sadrazama, defterdara, kalemlerin başkanlarına birer vekil bırakılırdı ki, sadrazamın vekiline “kaimmakam” adı verilirdi. Ordu hareket ettikten sonra, vali ve mutasarrıf nasbı doğrudan doğruya sadrazama aitti. Padişah kimseyi tayin edemezdi. Harp meydanlarında kahramanlık gösteren adamlara bu rütbeler, bu vazifeler, timarlar, zeametler tevcih olunurdu. Meselâ, Bağdad’da harbeden sadrazam, Bosna’ya vali tayin edebilirdi. Ve bu emri hiçbir kimse bozamazdı.
Bu usül ve kaidenin bozulduğu sıralarda bir yere ve meselâ Bursa’ya 1604 senesinde İstanbul’dan birkaç kişi vali tayin edilmiş ve sadrazam tarafından da bir vali tayin edilmiş ve bu adamlar veyahut mütesellimleri Bursa’ya gelmişler ve her ikisi de “valilik” yapmak istemişlerdir. Bunlar, keyfiyeti, kendilerini tayin eden makama bildirmişler ve padişah tarafından gelen cevapta, “Madem ki oraya, serdar-ı ekrem (sadrazam) birisini tayin eylemiştir, sen hemen İstanbul’a avdet et, sana başka türlü mükâfat yaparız” diye geri çağırmış ve sadrazam, kendi tayin eylediği adama, “Bursa valisi sensin, İstanbul’dan gelen adamları def’ et ve bu vazife senindir” diye cevap yazmıştır.
Beylerbeyiler ve sancakbeyleri senede iki defa tayin edilir ve her altı ayda bir vazifesi tecdid ve ibka edildiğine dair fermanlar gönderilirdi. Bu fermanı getiren adama müjde verilir, o memuriyetin bir muayyen pişkeşi vardır, o gönderilirdi. Ayrıca sadrazamın ve kâhya beyin dairesindeki ağalara hediyeler gönderilirdi, ferman harcı ve berat harçları verilirdi. Valiler de, bin müşkilâtla tedarik eyledikleri bu masrafları, gittikleri vilâyetler halkından fazlasıyla tahsil ederlerdi.
Bazen bir zatın aldığı muhassasat, kendi kapısı halkını beslemeye kâfi gelmezdi. Buna, ilâve olarak bir san-cakbeyliği veyahut beylerbeyliği verilir ki, buna da “arpalık” derlerdi. Meselâ, Hotin kalesi mahafazasına memur olan bir vezire, Hotin sancağının varidatı az geldiğinden, buna Anadolu’daki sancaklardan bir veya ikisinin sancakbey-liği dahi, “arpalık” suretiyle verilirdi. Bu zat Hotin kalesinde otururdu. Bu sancaklara birer mütesellim gönderip, burasını idare ettirir ve oradan aldığı mebaliğle kendi masraflarını yoluna koyardı. Bursa valileri arasında “bera-yı maişet” diye de birkaç kimse tayin edilmiştir. Bilhassa 1782’de gönderilen ve yirmi sene kadar Bursa’nın başına bir bela kesilen Zahir Ömerzâde Şeyh Osman’dır ki, bunu tayin ettikleri zaman verdikleri emirde: “Bursa sancak-beyliği, maişetin için sana verilmiştir. Sen çocuk ve çoluğun Bursa’ya gideceksin. Bursa’da hiçbir işe karışmayacaksın. Bursa ahâlisinin ve âyânının intihab edecekleri bir kimseyi mütesellim yapacaksın. Memleketi o idare edecek. Hasılattan, senede üç bin kuruş kardeşin Şeyh Ahmed’e vereceksin, üst tarafıyla sen geçineceksin” denilmiştir (BS. 1196/ 68). BK, IV/308
VÂLİDÂN Solak’ın oğludur. Alâeddin Bey’in 1332 tarihli vakfiyesinde, şahit olarak bu zatı görüyoruz. Büyük bir zatın vakfiyesinde şehadet etmesine bakılırsa, Osmanlı hükûmetinin kuruluşunda hatırı sayılır şahsiyetlerden olması lâzım gelir. BK, IV/307
VANÎ MEHMED EFENDİ
VANÎ MEHMED EFENDİ Van’da doğmuştur. Vanlı Bistam’ın oğludur. Tahsil-i ilm ü kemâl etmiş ve Tebriz ve Kara-bağ ve Gence’ye sefer ederek pek çok alimlerden ve Molla Nureddin Efen-di’den istifade ederek tefsir, tarih ve Kısas-ı Enbiya’dan büyük ihtisas kazanmıştı. Birkaç tarike girmiş ve derviş olmuş ise de hepsinden, “tabıma uymadı” diye çıkmıştır. Köprülü Mehmed
Paşa’nın tavsiyesiyle, IV. Avcı Sultan Mehmed İstanbul’a celb ederek Valide Camii’ne vâiz ve 1682’de Peç seferine beraber götürmüştür. Son derece güzel söz söyler, va’z u nasihatte emsali bulunmaz bir zat olduğundan, padişahın imamı ve şehzâdelerin de hocası olmuştu. Kendisine Kestel kalesi ile birçok köyler temlik edilmiş ve cizye ve gümrüklerden günde bin dirhem ulûfe verilmişti. Bir gün padişahı kızdırdığından Kestel’e nefy edilmiş ve orada iskan olunmuştur. 12.10.1685 günü vefat eylemiştir. Kestel köyünde yaptırdığı cami önünde medfundur. Altı eser telîf eylemiştir. Başka milletlere,
derviş ve şeyhlere taassubuyla meşhurdu (G. 209; KA. VI/4679; OM. II/ 50).
11.2.1671 tarihli vakfiyesiyle Kestel köyündeki cami, medrese ve imaretine şu emlâki vakfeylemiştir: Kendisine temlik olunan hâvass-ı hümayun köylerinden Kazıklı (Susığırlığı), Kestel, Ada; İnegöl nahiyesinde Bedre ve Yenişehir kazasındaki Koyunhisarı köyleridir (BS. 295/24; BAVS. 31). Erzurum cizyesinde mutasarrıf olduğu 200 akçe yevmiyesi hazineye irad kaydolunarak, mukabelesinde, 1671’de bu köyler verilmişti (BS. 295/144). Bu köylerin
sınırları alâmetler konularak tahdid edilmiştir ki, çok dikkate değer.
Üsküdar kazasında Bahçekale civarında “Mustafaviyye” kasabası kurbünde bir cami ve hayratlar yapmış olduğundan, Mustafaviyye köyünün adı “Vaniköy” olmuştur. Boğaz içindedir. BK, IV/325
VANÎ YUSUF RUŞEN EFENDİ Bursa’da müderris idi. Nakşibendî tarikatından-dır. 1833’te Bağdad taraflarına gitmiş ve Hacıkara köyündeki han ve kasaphane ve boyahane maişeti için buna verilmiştir. BK, IV/326
VAPUR İSKELESİ Gemlik vapur iskelesi şehre uzak olduğundan, yolcular bu iskeleden yarım saat kadar sandal ile bir yol almaya mecbur oldukları gibi, kış günleri de birçok sıkıntı çektiklerinden, bu iskelenin iptaliyle şehir civarında bir iskele inşası 16 Ağustos 1893’te muvafık görülmüştür. BK, IV/ 326
VARİL Büyük ve Küçük Kumla köylerinde varil tahtası çıkmakta idi. Her sene seksen bin varil tahtası gönderilirdi. Bu varillere barut konurdu (1802) (BAAD. 20426). BK, IV/326
VARİLCİ Bursa ve civarı halkı çok güzel varil yaparlar. 1790’da Akdeniz ve Karadeniz’e çıkacak donanma sefineleri için varil ve fıçıların vakit ve zamanıyla inşasında kullanılmak ve yevmiyeleri tersane sergisinden verilmek üzere Mudanya, Apolyont, Mihaliç’ten beşer, Gemlik’ten üç ve Pazarköy’den on ve Bursa’dan sekiz nefer varilcinin tersaneye gönderilmesi (BS. 1205/ 141); 1787’de Mudanya’dan on beş, Gemlik’ten on, Kestel’den üç nefer varilci gönderilmesi emredilmiştir. BK, IV/327
VARVARA Trabzonludur. Müslüman olmuş ve sonra da irtidad eylemiştir. Bursa’ya nefy edilmiş ve 1838 senesi
Birincikânun ayında af ve ıtlak olunmuştur (BAZD. 3826). BK, IV/327
VÂSIF MEHMED EFENDİ Mihaliçli Hasan Efendi’nin oğludur. Müderristir. 12.7. 1725’te ölmüştür. Nişancı’da medfundur. Şair ve münşî idi (SO. II/145). BK, IV/327
VÂSIF MEHMED EFENDİ Kâtiplerdendir. Muaccelat kâtibi idi. Sultan Aziz zamanında, 1860-1876 arasında ölmüştür (SO. IV/601). BK, IV/327
VÂSIF PAŞA Bursalıdır. Müdür ve mu-hassıl ve 1844’te mîr-i mîrân olarak Ankara, Turhal, Varna, Hersek mutasarrıflıklarında bulundu. 1860’tan biraz sonra ölmüştür (SO. IV/601). BK, IV/327
VASİLİKİ
VASİLİKİ Yanyalı bir Rum kızıdır. Tepe-delenli Ali Paşa’nın nikâhlı karısıdır. Tepedelenli’nin idamından sonra bu kadın bir çok akrabalarıyla beraber Bursa’ya sürülmüş ve senelerce Bur-sa’da oturduktan sonra, 1829 senesi Eylülünde affedilmiştir. Ali Paşa ile 1822’de evlenmişti. Affından sonra İstanbul’a gelmiş, kendisine tahsis olunan maaşı alarak Fener’de oturmuş ve sonra İtalya’da Floransa şehrine giderek oranın zenginlerinden birisiyle evlenmiştir. 1861’de İstanbul’a kocası gelmiş; Tepedelenli Ali Paşa’nın idamından evvel iki üç milyon lira kıymetindeki nakit, eşya ve kıymetli mücevheratı bir mağaraya sakladığını, bunu saklayanları katleylediğini, kendisinden başka bunu bilen kimse olmadığını karısı kendisine söylemiş ve bu da inanmış, maiyyetine iki üç kişi alarak bu hazineyi çıkarmaya müsaade istemiş, müsaade verilmiştir. İstanbul’da senelerce oturduğu hâlde bunu kimseye söylemeyerek, kırk sene sonra bundan bahseylemesi, şuuruna halel gelmesinden midir, bilinememiş olduğundan, bunun neticelenmesi için taharriyata müsaade edilmiştir. Bir
sene sonra Yanya ve civarında on iki mahalde araştırma ve kazı yapmış ise de, hiçbir şey bulunamamış ve gelen Vasiliki’nin, Ali Paşa’nın karısı olmayıp, bir beslemesi olduğu ve asıl Vasiliki gelirse bu defineyi çıkarması memul olduğu ve Vasiliki’nin çağırıldığı bildirilmiştir. BK, IV/327
VEFİK PAŞA (Ahmed) Bk. Ahmed Vefik Paşa.
71 Süleyman oğlu Hacı Veli’nin kabri
VELÂYET (Seyyid) 1481’de ölen Seyyid İshak’ın oğludur. 1451’de Kirmastı’da doğmuştur. Âşık Paşa evlâdından Şeyh Ahmed’den inabet almış ve onun kızı Raika Hatun’u almış ve İstanbul’da, Âşık Paşa’da adıyla anılan zaviyeye şeyh olmuştur. 1522’de ölmüş ve tekkesine gömülmüştür. Mazannadan ve sâdâtların kibarlarındandır (SO. IV/ 609). Bk. Seyyid Velâyet. BK, IV/333
VELÂYÎ 1619’da kullanılan bir nevi âlet-i cerîhadır (BS. 235/8). BK, IV/332
VELED (Hacı) Arablar mahallesinden Mürsel’in oğludur. 1582’de Hicaz’a gitmiş ve hac yolunda ölmüştür. Kardeşleri Ömer ve Melik, kızları Rahime, Ayşe ve karısı Mustafa kızı Kerime vardı. 108.972 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 148/13). BK, IV/332
VELİ Yusuf oğludur. 22.2.1497’de sakin olduğu Kazzazoğlu mahallesinde, yetim ve küçük çocuklar için bir darüt-talim yapmış ve masrafı ve cüz okunması için 900 eşrefî altını vakfeyle-miştir. Kendisi de kazzazdır (BS. 12/ 177). BK, IV/330
VELİ (Hacı) Süleyman’ın oğludur. Senelerce gülistancılık yapmıştır. Doğruluğu ve ihtisası cihetiyle bu sanatta çok ileri gitmiştir. Her sanata bir şeyh tayini emrolunmakla, 3.12.1552’de gülis-tancı esnafı mahkemeye toplanarak bu zatı kendilerine şeyh intihab eylemişlerdir (BS. 73/381). BK, IV/330
VELİ (Hoca) Mustafa Bey’in oğludur. Nalbandoğlu mahallesinde, 1534 senesi Birincikânun ayında ölmüştür. İki karısı, iki oğlu ve üç kızı ve 156.050 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 159/ 68). BK, IV/330
VELİ (Seyyid) Seyyid Mehmed’in oğludur. 1507’de tabiblik yapmakta idi. Birisine yanlış ilaç verdiğinden men’ edildi (BS. 21/165). BK, IV/330
VELİ AĞA Veli oğlu Hasan’ın oğludur. Bursalıdır. Bursa’da pazarbaşı iken, 1759 senesi Eylülünde ölmüştür. Oğulları Hüseyin ve Nimetullah ile karısı Süleyman kızı Ümmühânî vardı (BS. 1172/19). BK, IV/331
VELİ DEDE Karedeniz sahil halkındandır. Gençliğinde Bursa’ya gelerek Üftade Hazretlerine intisab eylemiş ve dervişlikten icazet almıştır. Rüya tabirinde mahirdi. Rüya tabir edenler arasında bir benzeri yoktu. Ulucami’de öğle ve ikindi namazlarından sonra, herkes gördükleri rüyaları söylerler ve tabirini rica ederlerdi. 1601’de ölmüş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür (G. 236). BK, IV/331
VELİ EFENDİ İsmail’in oğludur. 1585’te Yıldırım Darüşşifası ikinci hekimi idi. BK, IV/331
VELİ HALİFE MESCİDİ 1545’ten evvel inşa edilmiştir. Celâlî istilâsında yanmış ve vakfı dahi muhtel olmuştu (BS. 222/49). Bunun için Tahtakale, Ulu-cami ve Yıldırım civarında dükkânlar ve meyve ve dut bahçeleri vakfedilmiş-ti. BK, IV/331
VELİ PAŞA (Hacı) Kemahlıdır. Şam valiliğinde bulunmuştur. Defaatle emirü’l-hac olmuş ve 1829’da Bursa’ya sürülmüş ve 1829’da rütbesi de kaldırılarak, tekrar bir rütbe aşağı olan kapıcı-başılık (bir vakitler vezir ve mîr-i mîrân rütbelerini ref’ etmek ve tekrar
iki derece aşağıda olan kapıcıbaşılık rütbesine indirilmesi âdet hükmüne geçmişti) verilmiş ve Bursa’da, çiftliğinde ziraatla meşgul iken, 1837’de ölmüş ve Karabaş Tekkesi’ne gömülmüştür. Bursa’nın Süle köyünde bir çiftliği vardı. BK, IV/331
VELİ SUYU (Hacı) Pınarbaşı maksemin-den çıkarak Tekke, Bulgarlar, Kurşunlu, Mizanoğlu mahallelerine akar. 1816 senesi Birinciteşrin ayında yolu harap olduğundan, 1.125 kuruşla tamir edilmişti. BK, IV/332
VELİ ŞEMSEDDİN (Şeyh) Emir hule-fasından Hasan Hoca’dan izin almıştır. Hayatını vakfederek halka va’z u nasihatle geçirmiş ve 1480 tarihlerinde ölmüş ve Bursa’da bina eylediği caminin yanına gömülmüştür. Âlim ve fazıl bir zat idi (G. 197). Camisini, “Yahni Kapan” adında birisi imam iken tamir ettirdiğinden “Yahni Kapan” diye şöhret bulmuştur. Alimlerden “Gazâlîzâde” burada gömülüdür. BK, IV/330
VELİ USTA Hızır’ın oğludur. Bursa’da mimarbaşı idi. 1570-1580’e kadar bu vazifeyi yapmıştır (BS. 132/33). BK, IV/331
VELİYYÜDDİN Abdullah’ın oğludur. Mudanya’nın Mürsel köyündendir. San-dıklılı Mehmed Ağa oğlu Hacı Ahmed Ağa’nın kızı Hatice’yi öldürmüş ve eşyasını yağma etmiş olduğundan, kısasla hükm olunarak, Hudâvendigâr sancağı mütesellimine, 4.2.1808’de teslim ve idam edilmiştir (BS. 277/79). BK, IV/331
VELİYYÜDDİN Alâiye eşrafındandır. Hükûmetin rızası hilâfına hareket ve sonra da kendi hâlinde olmak üzere affolunmuşken “yine tek durmayıp, garaz ve nefsaniyet iddiasıyla, ahâliyi fesada vermekte ve tekâlif vukuunda kendi nefsi için lüzumsuz meblağlar zammederek, cebren tahsil ve halka zulüm etmekte olduğundan”, terbiyesi
72 Veli
Şemseddin Camii
için 1816 senesi Birinciteşrin ayında Bursa’ya sürülmüştür (BS. 1272/25). BK, IV/331
VELİYYÜDDİN EFENDİ HÜSEYNÎ İlyas’ın oğludur. II. Murad’ın 1526’da Edirne’de yaptığı bir vakfiyede “Veliy-yüddin bin İlyas” ve 1434 tarihli diğer bir vakfiyede de Veli bin İlyas suretinde imzası vardır. 1428’de kazasker olmuştur. Âlim ve gayet âdil bir zat idi. Oğlu, meşhur Şair Ahmed Paşa’dır (SO. IV/610; ŞN. I/217; ET. 163). Mezarı ve mahall-i vefatı meçhuldür. BK, IV/330
VELİYYÜDDİN EFENDİ MEKTEBİ Şeha-beddin Paşa mahallesindedir. Ahşaptı. 1845’te tamir edilmiştir. BK, IV/332
VEYSEL KARÂNÎ 1495’te Şeyh Amir oğlu Halil Baba adında birisi bu soyadını almış ve Gemlik yolunun doğu tarafında ve Atıcılar’ın kuzeyinde bir de zaviye yapılmıştır (Eskiden Bursa kadınları buraya gider, mevlid okurlar ve kurban keserlerdi.) (BS. 11/31, 12/229, 10/ 181). BK, IV/332
VİLADİSLAS Lehistan kralı Jagellon’un oğlu olup 1439’da babasının yerine Lehistan kralı olmuş ve 1440’ta Avus-
turyalı Albert’in vefatında bunun oğlu yerine Macaristan krallığına intihab olunmuş ve derakab Osmanlıların hücumlarına mukabeleye mecbur olmuştu. Generali bulunan meşhur Hun-yad’ın cesareti sayesinde bir müddet dayandıktan sonra, 1444’te Varna meydan muharebesinde maktül düşmüş ve askeri de mağlup ve perişan olmuştur (KA. 3962). Kesilmiş başı bir çömlek balın içerisine konularak Bur-sa’ya gönderilmiş ve Nilüfer suyuyla yıkandıktan sonra Bursa’da bir iki gün teşhir edilmiş ve o vakit Filboz Camii civarında bulunan Rum Metropolitine teslim edilmiştir. Metropolit de Uludağ eteklerinde bir yere gömmüştür. Yeri meçhuldür. BK, IV/332
VİLDAN EFENDİ (Mevlânâ) Kelek’in oğludur. Mevlânâ İlyas ve Mevlânâ Şücâ’nın kardeşidir. Bursa’da kadılık yapmıştır. Beytülmaldan 40 akçe yevmiyesi vardır. Mevlânâ Taceddin kızı Hafsa Hatun’un kocasıdır (BS. 4/ 183,272, 5/160,365). BK, IV/332
VİLDAN MEKTEBİ Hisar’dadır. 1572’de mamurdu (BS. 113/203, 170/66). BK, IV/332
VİSÂLÎ Yenişehirlidir. Asıl adı İbrahim Efendi’dir. İkmâl-i tahsil ve sülûktan sonra, vatanına dönerek, ilim ve tarikat neşrederken vefat eyledi. Ve tekkesine gömüldü. İsmail Hakkı hulefasından idi. İsbat-ı zât ve sıfata dair bir eseriyle, arifâne ilâhiyatı vardır. Âlim ve şair idi (OM. I/184). BK, IV/333
Y
YADİGÂR Musa’nın oğludur. Babası Ermeneklidir. Kasım ve Hacı Musa adında iki oğlu vardı. 1508’de ölmüştür (BS. 20/87). BK, IV/334
YADİGÂR Bursa tüccarlarındandır. 1587’den biraz evvel ölmüştür. Karısı Dilâram, evvelâ cariyesi iken âzad eylemiş ve sonra 1550’de nikâh edip almıştır. Hoca Yadigâr’ın Acem vilâyetinden bârhanesi geldikte, kadının parasıyla da satın almış olduğu iki yük kadar da ipeği gelirdi. Kadın yüz binden fazla akçeye malikti. Bu kadın, Hoca Yadigâr öldükten sonra, Hüsam oğlu Şemseddin’e varmıştır (BS. 170/ 217). BK, IV/334
YAĞMA Kızılbaş ile cenk olunduktan sonra, Sarıklu taifenin eşyaları yağma olunmuş ve Cebeci Mahmud “bu taifenin birkaç yüklü develerini alıp, bunlardan iki yüklü ve bir boş deveyi nüzul götüren kiracılardan üç yoldaşa verip, bu yüklerin içinde bir altın çerağ, bir altın sürahi, bir altın tepsi ve içi filori dolu bir gümüş maşraba ve bir gümüş tepsi ve diğer bazı eşya bulunup, kiracılar alıp bel’ eyledikleri ve bunun kadı nâibi Mustafa’nın dahi malumu olduğu” 1514 senesi Birinciteşrin ayında mahkemeye müracaatla iddia olunmuştur (BS. 26/324). BK, IV/334
YAĞMUR 14 Mart 1858 Pazar günü Bursa’da çok şiddetli bir lodos fırtınası olmuş ve yağan yağmur sularının çokluğundan Bursa ovası bir göl hâlini almıştır. BK, IV/334
YAĞMURSUYU 1573’te Bursa’da yaşayan Habib Çelebi’nin babasının adıdır (BS. 118/68). BK, IV/334
YAHŞİ Mustafa’nın oğludur. Şehabeddin Paşa mahallesindedir. 1536’da binbaşı idi (BS. 41/253). BK, IV/341
YAHŞİ BEY Bursa’da adıyla anılan mahallede Gülçiçek Camii’nin şimalinde bir çıkmaz sokak içerisinde bir kaç ayak merdivenle inilir mağara gibi bir yerde gömülmüştür. Gülçiçek Hatun, Yıldırım’ın anasıdır ve I. Murad’ın karısıdır. Bu Yahşi Bey de Gülçiçek Ha-tun’un oğludur. Fakat I. Murad’dan başka birisiyle evlenmiş ve ondan doğmuştur. Gülçiçek Hatun’un bu ikinci kocasının adı tesbit edilememiştir. BK, IV/340
YAHŞİ BEY Hızır’ın oğludur. “Avdancı-koğlu” demekle maruftur. İğdir Suyu üzerine bir köprü yapmak için yirmi bin akçe vakf ve Halil oğlu Nasuh’u bu
73 Yahşi Bey Türbesi
işe memur etmişti. Nasuh, köprü yapmayıp parayı yediğinden, İstanbul’a gönderilmesi emredildiğinden, on bin akçesini vermiş ve kendisi de savuş-muştur (BS. 3/322). Bursa’da Atpazarı civarında Ahmed Dâî Camii denilen camiyi Yahşi Bey 1471 senesi Haziranında yaptırmıştır. Avdancık köyünden olduklarından bu şöhreti almışlar. BK, IV/340
YAHŞİ BEY
YAHŞİ BEY Ali Paşa’nın oğludur. 1505 senesinde Sultan Hatun’un vekili idi (BS. 19/416). 1516’da Tarsus sancağı beyi idi (BS. 27/107). BK, IV/340
YAHŞİ BEY Bayezid Paşa’nın ve Muradiye taraflarında camisi olan Hamza Bey’in ve Hafsa Hatun’un babasıdır. BK, IV/340
YAHŞİ BEY Kara Demirtaş Paşa’nın oğludur. Rumeli’nde birçok fütuhata mazhar olmuştur. Babası gibi bir kahramandı. Timurlenk’le yapılan Ankara muharebesinde şehit düştü. BK, IV/ 340
YAHŞİ FAKİH Sultan Orhan’ın imamı İlyas Fakih’in oğludur. İbtida “Osmanlı vukuatını”, babasından naklen bu zat yazmıştır. Çelebi Sultan Mehmed, Rumeli’ye geçmek üzere yola çıktığı zaman, 1413’te hastalanmış ve bu zatın evinde misafir kalmıştır (SO. IV/643; A. 84). BK, IV/340
YAHŞİ HALİL BEY Bayezid Paşa’nın eniştesidir. II. Murad tarafından İzmir beyi Cüneyd’in tenkiline memur edilmiş ve kaynı Bayezid Paşa’nın intikamını almak arzusu dahi memuriyetine munzam olup, evvelâ Cüneyd’in oğlu Kurt’u ve biraderi Bayezid’i esir ederek Edirne’ye göndermiş ve sonra Cüneyd Bey’i dahi tutup, kendisine imdad için gönderilen Bayezid Paşa’nın kardeşi Hamza Bey’e teslim eylemiş ve Hamza Bey de Cüneyd hanedanını imha edip, kesilmiş kafalarını Edirne’ye gönder-
miştir. Cesur ve harpçı bir zat idi (KA. 2060). BK, IV/340
YAHUDİ
YAHUDİ Bursa Yahudilerinden bir miktarı İstanbul’a nakledilmişti. Bu sürgün Yahudiler için gelen Ases Yusuf, sevk edilecek Yahudilerden Samuel ile karısını Bursa’da bulup, karısı sefere kudreti olmayacak derecede hasta bulunduğundan, Samuel sevk olunmuş ve karısına, on beş güne kadar İstanbul’a getirip ve subaşıya teslim edip huccet getirmek için diğer bir Yahudi 14.12. 1496’da kefil olmuştur (BS. 12/106).
1497’de Yahudi kadınları da Müslü-manlar gibi çarşaf giymekte idiler (BS. 13/183).
1518’de Menahim, İstanbul darphanesinde kesilen pullardan Bursa’da satmak için, sekizi bir akçe hesabı üzere sarrafiyesi ile beraber 24.000 akçelik pul verilip Bursa’ya gönderildi (BS. 28/222).
1522 senesi Birinciteşrin ayında gelen bir emirde, “Bursa Yahudilerinden Davit, padişaha arzıhâl edip ticaret ve alış veriş etmek için kasabalarda ve şehirlerde dolaşırken şehirli, levend ve sair halk, Yahudilerden mal almak için kimi davacı ve kimi şahid olup, ‘sen bizim ağzımıza, dinimize küfür ettin’ veyahut ‘Müslüman oldun’ diyerek, olanca kazancımızı ellerimizden alıyorlar’. Bu davaların Bursa’da görülmeyip, elimizdeki ‘hükm-i şerif’ mucibince İstanbul’da görülmesini rica eylemiş ve hakikaten ellerine evvelce böyle bir hüküm verilmiş olduğundan, bu gibi davalara Bursa’da bakılmayıp, davacıların İstanbul’a gönderilmesi ve eskiden kanun olan bu işin divan-ı hümayunda bakılması İstanbul ve Edirne Yahudilerinin dahi ellerine bu gibi hükm-i şerif verildiği” bildirilmiştir (BS. 50/5).
1541 senesi Haziranında, bu emir tekrar edilmekle beraber, “Yahudiler bu gibi dava edilirse, dinlemeyip def’ edesiniz. Eslemeyeni seğidip ziyade inad edenleri yazıp, her kim ise isimleriyle padişaha bildirip ve görüldükten sonra
bu hükmü Yahudilerin ellerinde ibka edesiz” diye emredildi.
1552’de Yahudi tellal Nagob’un her işi hile ve hurda ile olduğu gibi, daima fesad ve şenaatte bulunduğunu Bursa Yahudileri padişaha bildirdiklerinden, tellallıktan men’ edilmişti. Devam ettiği haber alındığından tekrar men’i ve eğer devam ederse ehl-i örf eline verilip, gereği gibi siyaset olunacağının kendisine bildirilmesi emredildi.
1561’de Martino oğlu İstefanoz adında Frenk, mahkemeye başvurarak, Yasef oğlu İsrail adındaki Yahudiden dava etmiş ve “Buna bir altın yakut taşlı yüzük emanet kodum, iadesini isterim” demiş ve Yahudi de, “evvel emanet vermişti, fakat kayboldu” demesiyle tazmini emredilmiştir (BS. 93/35).
1561’de Bursa’daki kebeci Yahudile-rin cümlesi mahkemeye gelerek, kâhyaları Asfon oğlu Salamon’dan dava etmişler ve bunun doğru bir adam olmayıp, dışarıdan gelen kebeleri eskisi gibi Çırapazarı’na, Balıkpazarı’na, Gallepazarı’na indirmeyip, gizlice evine indirip, hıyanetlik ve hile yaptığını söylemişler ve kendilerine gadr ettiğini bildirmişlerdir. Bu adam kâhyalıktan çıkarılmış ve istedikleri Sason oğlu İbrahim, kâhya nasb edilmiştir (BS. 81/47).
1561’de Bursa’ya gelen bürüncük kumaşı, aralarında, müsavaten taksim olunmakta iken, Yahudi İshak ile Abraham 589 zira’ beraber bürüncük almışlar ve fakat Abraham kumaşın hepsini zabtedip arkadaşına yarısını vermediğini dava eylemiş ve davasını şahitlerle ispat eylediğinden, kumaşın yarısı davacıya verilmiştir (BS. 93/ 155).
22.2.1571’de gelen bir emirde, Bursa Yahudileri İstanbul’a müracaat ederek, “Biz senede 20.345 akçe harac verirken, harac toplamağa gelen adamlar bize ziyade teaddî eylediklerinden, haraca altı bin akçe zammedip, 26.345 akçe maktu olmak üzere, her sene Yahudiler
74 Bursalı Yahudilerin kıyafetleri
getirip hazineye teslim etmeyi taahhüd eylediklerinden” bundan sonra Yahudi-lere harac toplamak için kul ve havale gönderilmeyeceği bildirildi (BS. 114/ 172).
1584 senesi Eylülünde Bursa suba-şısı Mehmed Çavuş, Bayezid Paşa mahallesinde damga emini Abdullah oğlu Ramazan’ın evinde, Gallepazarı emini, Yahudi iken Müslüman olan Abdullah oğlu Mehmed’in nâmahrem kadınlarla işret eylediğini haber vermiş ve ev basılıp birçok sarhoşlar bulunmuş ise de, Mehmed ile kadın bulunamamıştı. Kapıya nöbetçi konularak sabahleyin bu evden, zuamâdan Ebrî Bey’in karısı Mustafa kızı Emine adında bir kadının çıktığı görülmüş ve tutularak mahkemeye götürülmüştür. Kadın ifadesinde, “Benim öteden beri Mehmed ile muamelem vardır. Ramazan’ın ehli ve ıyâli olmadığından, dün öğleden beri Mehmed ile şarap içtik. Siz gelip bastığınız zaman, Ramazan’ın Yahudi olan kaynanası beni sandık içine sakladı ve Mehmed kaçtı” dedi. Başta imam olmak
üzere mahalle halkı da mahkemeye gelerek; “Mehmed bu karıyla ve başka fahişe avratlarla buluşmakta ve birkaç defa da fahişeler için birbirine kılıç çıkarıp kan olayazmıştır. Ve bunlar namaza da gelmezler” diye haber verdiler. Hamza oğlu Ebrî Bey de mahkemeye gelerek, “Ben zeamette iken karım Emine basılmış ve damga emini Mehmed kaçmıştır. Ve bu adam Yahudi Abraham’ın evinde saklıdır” demesi üzerine, yasakçıbaşı ve subaşı giderek Mehmed’i tutmuşlar ve mahkemede Mehmed de, “Emine ile beraber Rama-zan’ın evinde idik. Gece cem’ olmak müyesser olmamıştı” demiş ve Emine de aynı ifadede bulunmuştur. Şahitler de, “Mehmed fasık ve facirdir, daima fahişelerle buluşur. Evvelce Yahudi iken dahi avratlarla tutulup, siyaset olunmak üzereyken korkusundan Müslüman oldu. Yasak Müslümanıdır” dediler (BS. 169/15).
1577 senesi Nisanında gelen bir emirde, Bursa Yahudileri dergâh-ı âlîye adam gönderip, “Evvelce Bursa zimmî-lerinden Bursa’ya meta getiren ve alıp gidenlerden Bursa’da gümrük alınmazken, Bursa gümrük mültezimleri kanuna aykırı olarak gümrük istediklerini bildirmişlerdir. Halbuki Bursa gümrükleri kanunnamesinde, ‘memâlik-i mah-rûseye dâhil olan zimmîlerden Bursa’ya meta getirip ve alıp gidenlerden bir visade gümrüğü alınmayıp harbî ve hâric-i memâlikte olan kefereden alınır’ diye kaydolduğundan”, Bursa Yahudile-rinden bu gibi ahvalde gümrük alınmaması ve alınmış varsa ve sabit olursa geriye iadesi emredilmiştir (BS. 131/2).
1577 Birincikânununun altıncı günü Bursa Yahudilerinden Salamon oğlu Aydın mahkemeye gelerek, Yahudiler-den İlyas, Bıyıklı Abraham, Salomon, Şemayel, Davit, Yasef adındaki tacirleri mahkemeye ihzâr edip müvâcehele-rinde, “Eğer sen Bursa Yahudilerinin Bursa’ya getirdikleri metalarından gümrük alınmamasına dair İstanbul’a
varıp, muradımız üzere bir emr-i şerif ibraz edip ve Bursa mahkemesindeki sicill-i mahfuza kaydettirip, hakim mucibince amel edecek olursan sana her ettiğimiz alış verişten yüzdebuçuktan bin filoriye çıkınca ücret verelim diye kavl ve ahd edip ve ayinimiz üzere elime temessük verdiler. Ben de İstanbul’a varıp, sekiz sene oturup ve kendi kesemden beş yüz filori harcedip, istedikleri gibi bir emr-i şerif istihsal edip getirdim. El-an bu emrin hükmü ile amel olunur. Ben dahi hakkımı isterim”, demiştir. İlyas itiraf edip, “Emr-i şerif getirdiği zaman amel olunmamıştır, sonradan amel olunmuştur” demiş ve Bıyıklı Abraham inkâr etmiş ve yeminden nükûl eylemiş olduğu, Aydın talebiyle sicile kaydolunmuştur (BS. 130/ 58).
1578’de Bursa Yahudilerinden Abraham veled-i Levi, divan-ı hümayuna arzıhâl edip, Bursa’da birçok kimselere borcu olduğu ve fakat mal ve rızkı ve emlâki bulunmadığını ve edasına kâdir olmadığını bildirerek, kazancının bir miktarını kendisinin ve ehl ü ıyâlinin nafakası için tayin olunup, bir miktarı dahi taksitle alacaklılarına verilmesini istemiştir. Bunun iddiası doğru ise kazancının bir miktarını ehl ü ıyâlinin nafakasına ayırıp, bir miktarının dahi taksitle alacaklılarına verilmesi emrolunmuştur (BS. 155/ 377).
1581’de Yahudilerden bürüncükçü İsak oğlu Arslan, Avram oğlu Davit, Samuel oğlu Musa, Yagop oğlu Davit mahkemeye gelerek, “Öteden beri Bur-sa’ya gelen bürüncük aramızda taksim ve tevzî olunurken, içimizden Abraham oğlu Bayram adındaki Yahudi, bizden gizli bürüncük alıp satmakla esnaflık kaidelerini ihlâl etmiştir. Bu işlere bakmak üzere Yahya oğlu Yagop’u, Yahudi-lere pazarbaşı nasb” edilmesini istemişler ve istekleri yerine getirilmiştir (BS. 132/14).
1587 İkincikânununda Bursa Yahudilerinin reislerinden beş kişi mahke-
meye gelerek, “Yahudilerden akçe kırkmak, kalpazanlık ve bunun emsali fesadatla müttehem olup, töhmeti tamamıyla sabit olduktan sonra asla tehir etmeyip, ehl-i örfe verip, hakim marifetiyle cürmüne göre cezalanmak ve bu makule fesada mübaşeret edenleri tecessüs edip haber vermek için İshak oğlu Arslan’ı, Yahudilerin cümlesinin ittifakıyla mübaşir tayin eylediklerini” bildirmişlerdir (BS. 170/141).
1590 senesinde Bursa’da 370 hane Yahudi vardı (BS. 189/6).
1613’te Lala Şahin Paşa’nın Uzun-çarşı’daki Bezir Hanı’na Yasef oğlu Harun, Yagop, Yahya, Ferhad isminde beş Yahudi tüccar gelmiş ve içlerinden Yagop’un fena hâlde hastalandığını, hanın odabaşısı gelip mehkemeye haber vermiştir. Mahkemeden adam göndermiş, Yagop’un gayet zayıf olduğu, söz söylemeye iktidarı olmadığı görülmüş ve yalnız, “Bana Yasef ile oğlu Harun bir şey içirdiler, böyle oldum. Bunlardan başkasından dava ve nizâım yoktur” diye parmağıyla işaret ve tefhim eylemiştir (BS. 223/55).
1616 senesi İkinciteşrin ayında Ya-hudiler mahallesinde Yasef oğlu İlya katledilmiştir. İlya’nın karısı Ester mahkemeye müracaat ederek; “Kocamı Ahmed Paşa mahallesinden Hasan oğlu Mehmed vurmuştur. Şer’an kısas lâzım olmuştur. Teşfî-i sadr için Mehmed’in kısas olmasını isterim” demiş ve Mehmed de ifadesinde; “İlya ölmeden evvel, ‘beni Leblebici Musli’nin kölesi Rıdvan yaralamıştır, başkasından davam yoktur’, diye cevap vermiş ve bunun ifadesi huccet olunmuştur” diyerek hucceti göstermekle, Ester’in davası reddedilmiştir. Kadın bunun üzerine İstanbul’a giderek; “Kocamı Leblebici Musli ve kaynı Hasan ve kulu Rıdvan ve bakkal İbrahim katletti” diye divan-ı hümayuna müracaat eylemiş ve bunların İstanbul’a i’zamları için kapıcılardan Mahmud mübaşir tayin edilmiştir (BS. 225/3).
75 Yahudilik mahallesi
1640’ta Bursa Yahudilerinin “cizye, ispence ve ev akçeleri” maktu olarak, 70.000 akçe tesbit edilmiş ve tahsili emrolunmuştur (BS. 271/63).
1640’ta kuşakçıların bedestende sattıkları “mukaddem kuşağı” Yahudiler kuşakçılardan alıp dükkânlarında tüccarlara satmaktalar iken, bu Yahudiler yeniden tezgâh kurarak kalp ve adi kuşak işlemeye başlayarak, kuşakçılık sanatına zarar verdikleri şikâyet edildiğinden, eskisi gibi yapılması emredildi (BS. 361/101).
1746 senesi Ağustosunda Bursa’daki Yahudilerin haham, kethüda ve cema-atbaşıları mahkemeye gelerek şöyle şikâyet etmişlerdir: “Bursa’nın fethinden beri Yahudilere terk olunan mahallelerinde oturup ve mahallelerinin iki tarafında kilitli demir kapılar olup, bunlar kapatılarak muhafazalı bir yerde rahat ve âsude ve emniyet içinde oturmaktalar iken “Bakkalîoğlu” denilen Yahudi bir ekmekçi fırını bina etmek istemiş ve halbuki burada iki fırınları olup, bu kendilerine kâfi geldiğinden, ihtiyaçları olmayan bu üçüncü fırının inşası hâlinde içerisine birtakım rezil ve eşkıyaların oturacakları ve Yahudilerin evlâd ü ıyâllerine zararları olacağından Yahudiler men’ etmek istemişler ve hile-kâr olan Bakkalîoğlu, ‘Fırını Seyyid Mustafa’ya sattım’ diye muvazaa ve hile
ve tezvirata sülûk etmiş ve Seyyid Mustafa ise ziyade mütegallibe ve cebbar olduğundan, Yahudilerin rahatları kalmayıp dağılmak ve perişan olmalarına sebep olacağından, bu fırının ihdas edilmemesini ve zararlarının üzerlerinden def’ini rica etmişlerdir.” Kadı tarafından yapılan tedkikatta, fi’l-hakika eski nizamlarına aykırı ekmekçi fırını ihdasıyla Yahudilerin mutazarrır olacakları anlaşılmış ve padişaha bildirilerek fırın inşası men’ edilmiştir (BS. 384/66).
1788’de Bursa boyacıları ve Kese-cioğlu Kostanti ve şerikleri ve kâhyaları İbrahim Çelebi hazır olduğu hâlde mahkemeye gelerek, Bursa’da tiz-âb (kezzap) taktîr eden Kesecioğlu’nun şeriki Musa adındaki Yahudinin müvâcehesinde Musa ve şeriki Yasef bundan evvel her nasılsa bir ferman çıkartarak, Bursa’da tiz-âb taktîrini kendilerine tahsis ettirmişlerdir. Boyacılığın en mühim eczasından olan tiz-âbı kalp ve fena yapmaya başlamışlar ve bunların yaptıkları hileli kezzabı mahkemeye getirmişlerdir. Muayene olunup, Musa’nın işlediği kezzap olduğunu Musa itiraf eylemiş ve hileli olduğu anlaşılmıştır. Bununla işledikleri boyaların kalp olduğu ve tüccarın mallarının renkleri değiştiği ve fiyatların düştüğü görülmüş olmakla, bunun bu hilekârlığı divan-ı hümayuna kadı tarafından arz ve îlâm olunmuştur (BS. 1198/72).
1802 senesi büyük yangınında Bursa Yahudilerinin “Mayor”, “Ez-Haym” ve “Şadırvanlı” senâvîleri yandığından, yeniden inşalarına izin verildi (BS. 281/5). BK, IV/334
YAHUDİ Bk. Saçma.
YAHUDİ Bk. Hınzır Pastırması.
YAHUDİ İFTİRASI Bk. İsa Bey.
YAHYA Bk. Düsturhan.
YAHYA Bursalıdır. “Mirî” mahlasıyla anılırdı. Babası “Mîrin” denilen sâdât-tan bir zattır. “Kiçî Mîr” lakabıyla İran’dan Bursa’ya gelmiş ve yanlış olarak avam arasında “Keşmirîzâde” demekle şöhret almıştır. 1586’da ölmüştür. Şair, âlim, muamma fenninde ve Fars dilinde mahirdir. Binicilik ve avcılıkta dahi çok ihtisası vardı (G. 504; KA. 4512). BK, IV/343
YAHYA (Hacı) Yusuf’un oğludur. Kiliseden camiye tahvil olunan mescid için, 1558 senesi Birincikânun ayında vakıflar yapmıştır (BS. 156/262). BK, IV/ 343
YAHYA BEY II. Murad zamanında kapı-cıbaşı ve Bursa muhafızı idi. Aydın’dan Cüneyd Bey’in defiyle, orasının memlekete ilhakı için memur edilmiş ve Cüneyd Bey evvelce Yahya Bey’in kardeşi Sinan Bey’i şehit etmiş olduğundan, Cüneyd’i tutup 1427’de Aydın beyliği mükâfaten kendisine verilmiş ve birkaç sene sonra da Aydın’da ölmüştür (SO. IV/632). 1936’da Aydın İli Tarihi adlı kitapta bu zata ait hiçbir malûmat yoktur. BK, IV/341
YAHYA EFENDİ Bursa hekimlerindendir. 1504’te Şehinşah Çelebi buna harcırah göndererek bulunduğu yere davet eylemiştir (BS. 19/99). BK, IV/343
YAHYA EFENDİ Tuzlalıdır. Hazret-i Emir’e mensuptur. 1523’te Bursa’ya gelerek, Emir Sultan şeyhi Abdurrahman Efendi’nin muhaliflerinden bazıları, “Abdurrahman Efendi gençtir, iktidarı yoktur; seni isteriz” diye getirirler. Emir Sultan Camii’nde bir gün vaaza çıkarırlar. Dili tutulur, kürsüden iner ve iddiasından vazgeçer (YŞ. 12). BK, IV/343
YAHYA EFENDİ Bursa amillerindendir. Nakibü’l-eşraf Seyyid Mahmud’un oğludur. Eski Kaplıca’da cami kurbündeki hamam, fırın, bahçe ve ahırı hâvî altlı
ve üstlü bir evi, 1595’te yirmi iki bin dirheme satın almıştır (BS. 189/31). BK, IV/343
YAHYA EFENDİ Şeyhulislâm Zekeriya Efendi’nin oğludur. Bursa’ya 1610’da yerleşmişti (BS. 219/10). BK, IV/343
YAHYA EFENDİ Şeyh Abdülbâkî Efendi oğlu Mevlânâ Abdülhâdî Efendi’nin oğludur. Mehmed Emin Efendi’nin kardeşidir. 1742’de Bursa’da müderrisken İstanbul’a gitmiş ve orada ölmüştür. Sarı Abdullah Efendi mahallesindeki evinde Saadet ve Hediye isminde iki kızı kalmıştır (BS. 383/19). BK, IV/343
YAHYA EFENDİ Kastamonu’daki Hacı Şaban Veli’nin halifesidir. Bursa’da ölmüştür (SO. III/148). BK, IV/343
YAHYA EFENDİ (Şeyh) Kahirelidir. Altıparmak Mehmed Efendi’den tahsil eylemiştir. Mısır kaleminde bazı me-nasıbda bulunmuştur. Sûfiye tarikatına girmiş ve Şeyh Ahmed Efendi, Bursa’da kendisine meşrut olan Eyüb Efendi Zaviyesi’ne bunu şeyh tayin eylemiştir. Haftada iki gün Ulucami’de va’z u nasihat vermekteydi. 13.11. 1666’da öldü. Türbeye gömüldü. Gülen yüzlü, fazilet ve ilim ve edeb sahibi ve müfessir idi (G. 137). Hüdâî Aziz Mahmud Efendi’ye de dervişlik yapmıştır (SO. VI/638). BK, IV/343
YAKUB Bursalıdır. Darphane Mescidi ve Atranos’taki fakirlerin avârızları için 50 bin akçe vakfeylemiş, 1590’da ölmüştür. Bunun yalnız 29.000 akçesi Atranos fukarasına aitti (BS. 242/45). BK, IV/345
YAKUB (Derviş) Nebi’nin oğludur. Pı-narbaşı’ndaki Kalenderhane şeyhidir. Gece evinde Ayşe adında fahişe bir kadınla şer üzerinde iken tutulmuştur. Tekrar 1521’de yine bu kadının evine vardığından, yakalanmış ve mahkemeye getirilmiştir (BS. 29/23). BK, IV/344
YAKUB (Hacı) Bursa eşrafındandır. Çuhacıdır. Hacı Süleyman’ın damadıdır. 1773’te yazacağı 200 askerle sefere memur edilmiştir (BS. 1186/19). BK, IV/346
YAKUB (Kara) Kadılardandır. Kıbrıs’a sürülmesi emrolunup, 1619 Ağustosunda yola çıkarılmışsa da, evlâd ü ıyâlinin feryad ve figanlarına merha-meten Bursa’da oturmasına izin verilmiş olduğundan, her nerede bulunursa kaldırıp Bursa’ya gönderilip, evlâd ü ıyâliyle bir yerde oturması ve Kıbrıs’a ve sair mahalle gönderilmemesi fermanla emredilmiştir (BS. 187/204). BK, IV/345
YAKUB (Mevlânâ) Seyyid Ali’nin oğludur. Müderris olup hacdan gelmiş, 1524’te ölmüştür. Şeker Hoca mahallesi mescidi kurbünde bir türbede medfundur. Birkaç eseri vardır. Şeyh Sa’dî’nin Gülistan’ını Arapçaya tercüme ve şerh eylemiştir. Yanında kardeşi Mehmed medfundur ki, Mehmed bundan evvel, 1473’te ölmüştür. Türbeleri kubbelidir (G.287). BK, IV/344
YAKUB (Nisârî) Acemistan’da doğmuştur. Bursa’ya hicret eylemiş ve Dâye Hatun Camii yanına yerleşmiştir. Her yerde tarih anlatırdı. Ve bu hususta bir tane idi. 1656’da ölmüş ve “Hacılar Kozu” mevkiine gömülmüştür. Şairdir (G.507). BK, IV/346
YAKUB (Sürmeli)
YAKUB (Sürmeli) Mihaliçlidir. Eşkıyalardandır. On beş arkadaşıyla ve Atranoslu Halil’in teşvikiyle, Bursa’da sipahilerin Kethüdayeri Mehmed Ağa’yı katletmek üzere, 1639 senesi Eylülüne tesadüf eden 1032 Zilkadesinin yirminci Cumartesi gecesi silahlı olarak, Bursa’nın Tekke mahallesindeki Mehmed Ağa’nın evini basmış ve Mehmed Ağa’nın, maiyyeti ile dışarı fırlaması üzerine yapılan müsademede firara mecbur kalmışsa da, Mehmed Ağa yakalayarak mahkemeye götür-
müş ve şahitler de eşkıyadan, vâcibü’l-izâle olduğunu yüzüne karşı söylediklerinden idam edilmiştir (BS. 383/24). BK, IV/345
YAKUB ÇELEBİ I. Murad’ın oğludur. 1360’ta doğmuştur. Babası zamanında birçok muharebelerde bulunarak, cesaret ve kahramanlığını göstermiştir. Kosova muharebesinde babasıyla beraber kahramanca harbetmiş ve babasının şehadeti sırasında, Yıldırım Baye-zid tarafından boğdurulmuş ve 10.8. 1389’da ölen bu zatın cenazesi, I. Murad’ın cenazesiyle birlikte Bursa’ya gönderilerek, gizlice defnedilmiştir (KA. VI/4802). Kabri, Çekirge’de Murad Hudâvendigâr Türbesi’ndedir (G. 39). BK, IV/344
YAKUB ÇELEBİ Kadı Celal oğlu Hızır Çelebi Bey’in oğludur. Ulemadandır. “Yakub Paşa” diye meşhurdur. 1484’te Bursa’da bulunuyordu (BS. 4/102). Bursa’da doğmuştur. Sultaniye Medre-sesi’ne ve Fatih medreselerine müderris olmuş ve Bursa kadısı olmuş ise de, bir sene sonra vefat edip, Molla Fenarî Camii’ne gömülmüştür. Âlim, müdak-kik, muhakkik, temiz ahlâklı, fâzıl, her vechile akranına fâik idi. Üç telîfi vardır (LTC. 220; G. 278). BK, IV/344
YAKUB DEDE Eşrefzâde İzzeddin Efen-di’nin halifelerindendir. 1744’te ölmüş ve Bursa’ya defnedilmiştir. Yirmi sene sonra kabri açıldığı zaman, çürümemiş olduğu görülmüştür. Kâmil bir şeyhti (BS. 4/649). BK, IV/346
YAKUB EFENDİ “İlâhîzâde Efendi” diye maruftur. Bursalıdır. Tahsil-i ilim etmiş, Nakşibendî tarikatına intisab etmiş ve bu tarikattaki büyüklerden birisinin duasını almıştır. 1571’de Hakim Çelebi Zaviyesi’ne şeyh olmuş ve bir müddet sonra şeyhlikten kendi arzusuyla çekilerek, 1590’da Bursa’da ölmüş ve Yoğurtlu Dede Zaviyesi’nde İlâhîzâde Mustafa Efendi’nin kabri
yanına gömülmüştür. Her türlü ilimlere vâkıftı. İçi ve dışı mamurdu (ŞN. II/525; G. 145; SO. IV/648). BK, IV/344
YAKUB EFENDİ (Şeyh) İstanbul’da doğmuştur. Mustafa’nın oğludur. Şeyh Ramazan Efendi’den hilâfet almıştır. Şerbetçi Şeyh Mehmed Efendi’ye hizmet eylemiş ve icazet alarak, Bursa’da Karaağaç mahallesinde kilise iken padişahın izniyle mescide tahvil edilen ve sonra da harap olmakla, kapıcıbaşı-lardan Nurullah oğlu Hacı Mehmed tarafından, hakimin izniyle zaviye hâline kalb ve tamir ve civarına da sûfîler için bir kaç hücre inşa edilen zaviyeye şeyh olmuştur. Burası mescid iken de burada imamdı. 1642’de vefat eylemiş ve bu zaviyeye gömülmüştür. Sesi çok güzel ve tesirli idi. Âlim ve zahid bir zat idi (G.137; SO. IV/648; BS. 214/112). BK, IV/345
YAKUB HOCA Cüneyd’in oğludur. “Kara Dânişmend” namıyla maruftur. 1463 senesi Nisanı nihayetlerinde Karaağaç mahallesinde ölmüş ve karısı Gülşah ve kızı Hacer ile 55.955 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 1/19). BK, IV/344
YAKUB MESCİDİ (Hacı) 1586’dan evvel Alacahırka mahallesinde bina edilmiştir. Bâninin adıyla anılmaktadır. Şimdi bu mescid yoktur. BK, IV/345
YAKUT ÇELEBİ İMARETİ VE TÜRBESİ İznik’tedir. Maltepe mahallesindedir. Halen eski eserler deposu olarak kullanılmaktadır. Bu türbe ve imaret için Bursa’nın Aksungur köyünde 550 dönüm arazi vakfeylemiştir. İznik ve Yalova’da ayrıca vakıfları vardır. Şile’nin Salih köyünü dahi Hamza oğlu Ali Bey’den satın alarak bu imarete vak-feylemiştir. İznik’te iki pare bahçe, İznik’te arsalar, çiftlikler ve dört bin akçe nakit de vakfeylemiştir. Vakfiyesi 1492 tarihlidir (BAVD. 110,19,365,23). Bu zatın hüviyeti tesbit edilemedi. BK, IV/346
YALANCI ŞAHİT 1567’de Hacı İskender mahallesinde Kara Emir demekle maruf Kara Mustafa adında, seyyidlik iddiasında bulunan birisi bundan evvel bir Yahudi aleyhine şehadette bulunmuşsa da birkaç Yahudiler gösterilerek; “Senin şehadet eylediğin hangisidir” diye sorulunca, göstermekten aciz kalmış ve birçok Müslümanlar da; “Kara Mustafa’nın daima yalancı şahitlik eylediğini ve şöhreti dahi ‘Şahid’ olduğunu ve kendisi seyyid olmadığı hâlde sahte vesikayla bu iddiada bulunduğunu ve ecdadından hiçbir seyyid bulunmadığını” haber verdiklerinden, yalan yere şehadet eylediğine hüküm verilmiştir (BS. 110/42).
1739 senesi Temmuzunda Üsküdar’da Hacı Ali ve İbrahim Efendiler, kendi hâllerinde olmayıp daima mü-zevvir ve davalarda yalancı şahitlikte bulundukları tahakkuk eylediğinden Bursa’ya sürülmüşlerdir (BS. 1184/ 23). BK, IV/346
YALANCILIK Bk. Ahmed Efendi (Mevlâ-nâ).
YALI MESCİDİ İznik’tedir. Kargacı Bey bir yer vakfeylemiştir. 1530’da bu mescid mamurdu. BK, IV/347
YAMALI ŞEYH Bk. Halil Efendi (Şeyh).
YANGIN
YANGIN Bursa’nın evlerinin ahşap olması dolayısıyla sık sık yangınlar olmuş, birçok servetler mahv ve heba olmuştur. Evi ve eşyası ve ticarethaneleri yanan Bursalılar eski vaziyetlerini almak için birçok ıstıraplar çekmişlerdir. Belli başlı sicillere geçmiş yangınlardan bahsedeceğim:
1403 ile 1410 arasında Yıldırım’ın oğlu İsa Bey Bursa’ya gelmiş ve Bursalılar içeri almadıklarından kaleye kapanmışlar, bu da şehri bir baştan diğer ucuna kadar ateşe vermiş ve Bursa’yı karaya boyamıştır (B. 81).
1413’te Karamanoğlu Mehmed Bey, Bursa’yı büsbütün yakıp kül etti.
1490’da büyük bir yangın olmuş ve yirmi beş mahalle ile Ulucami civarındaki dükkânlar ve Gazi Demirtaş’ın birçok vakıfları yanmıştır (BS. 10/140, 151,156,311).
1513 İkincikânun nihayetlerinde Tuzpazarı yanmış ve bu yangının, şem’hanede, Emir Yahşi oğlu Bâlî’nin dükkânından çıktığı mahkemece tesbit edilmiştir (BS. 23/358).
1516’da bir büyük yangın olmuş; Sarı Abdullah, İbrahim Paşa, Hacılar, Çömlekçiler Mahallesi, Kız Yakub, Debbağlar, Sakalar, Umur Bey mahalleleriyle, Çarşı ve Darphane mahallesi ve Kayan civarındaki Başçı İbrahim Bey’in Doğangözü Hanı yanmıştır (BS. 27/ 165, 184,185).
1518 senesi İkinciteşrin ayının 22’nci Pazar günü Bursa’da büyük bir yangın olmuş ve dokuz gün mahkeme kapalı kalmıştır (BS. 28/248). Bu yangında Şeyh Hamid mahallesi ve Balık-pazarı civarındaki bozahaneler yanmıştır (BS. 28/4,57,68). Bu yangında şu mahalleler yanmıştır: Nalbandoğlu, Balıkpazarı, Çırapazarı, İbrahim Paşa, Çırak Bey, İsa Bey İmareti, Bînevâ, Kamberler, Şehreküstü, Kazzazoğlu, Zağferanlık, Bezircioğlu, Nizamoğlu, Arablar, Çömlekçiler, Başçı İbrahim, Yerkapı ve Darphane mahalleleri ve civarları.
76 1958 yangınından sonra Eski İpek Hanı, Bakırcılar Çarşısı ve Pirinç Hanı’nın görünümü (Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Arşivi)
1519’da Bursa’da kundakçılar türemiş. İncirlice mahallesinde asesler bölüğünden Hamza oğlu Mustafa ve Şeyh Paşa Mahallesinde Yusuf oğlu Hüseyin od komakla zan altına alınmışlarsa da beraat etmişlerdir (BS. 28/2, 5).
1519’da Şehzâde mahallesine, Bursa aseslerinden Deveci Ali ve Armağan tarafından gündüzün, öğle vakti ateş konmuş, Müslümanlar erişip ateşi söndürmüş ve mahkemede cürümlerini itiraf etmişlerdir (BS. 28/6).
Zindankapısı’na yakın bir yerde yangın çıkmış ve aseslerden Abdullah oğlu Kasım ve Ali oğlu Veli’den şüphelenilmiş ve bunlara, “gelin, ev tutuştu yoldaşlık edin” denildiği vakit, “bizim ne-mize gerek” deyip, geçip gittikleri haber verilmiştir. Ve “ehl-i örf eline verin, meydana çıkar” dediklerinden, bu asesler subaşıya etmiş olundu ki, hakikat-ı hâli onlardan istintak eyleye (BS. 28/56). Bu yangında yanıp harap olan selâtin evkafını tamir ettirmek üzere, 1519 Mayısının 24’üncü günü Hekim-şahî ile Kasım Bey ve Kâtib Ali oğlu Mustafa Çelebi Bursa’ya geldiler (BS. 38/351). Bu yangında Davud Paşa’nın 59 vakıf dükkânı, Darphane mahallesinde Kazzaz Hacı Muhyiddin Mektebi için vakfeylediği evler, ümeradan Canbaz Mustafa Bey’in on yedi oda ve üç dükkânı da yanmıştır (BS. 29/105).
1544 senesi Şubatında Bursa’da yangın olmuş ve Orhan vakfından 163 dükkân yanmış ve tamir edilmiş. Caminin sakfı da tamir edilmiştir (BS. 48/153). Hisar kapısı içinde Koca Efendi’nin iki dükkânı ve iki hücresi de yanmıştır (BS. 73/276).
1559 senesi Mayısının 26. günü Hasan Paşa vakfından beş dükkân, Hacı İvaz Paşa vakfından altı dükkân ve Çırak Bey vakfından da altı dükkân yanmıştır.
1560’ta Lala Şahin vakfının dükkânları ve Mehmed Bey vakfının bazı yerleri yanmıştır.
1568 senesi Birinciteşrin ayının 25.
Salı gününe tesadüf eden hicrî 3 Cemaziyelevvel sene 976’da da, Bur-sa’nın üst yanında, dağda her taraftan ateşler peyda olup, bir nice gün yanıp ve sönmeyip gittikçe ziyade olup hatta şehre karib yerlere inip zarar ihtimali olmağın, Bursa’da tellallar bağırıp, kadı efendi ve umumen şehir halkı çıkıp Salı günü ateşi söndürmeye muvaffak oldular. O gün şehirde, mahkeme de dâhil olduğu hâlde, her taraf tatil edilmiş ve herkes yangın söndürmeye gitmiştir (BS. 110/199).
1584 senesi Mayısında Sandıkçılar ve Attarlar Çarşısı yanmış ve yalnız Orhan vakfından 35 dükkân ve Orhan Hamamı ve Emir Hanı denilen Orhan Hanı yanmıştır.
1559 Ulucami etrafındaki yangında, ihtisab eminlerinin oturdukları çardak dahi yandığından, arsası padişahın emriyle Ulucami avlusuna katılmıştır (BS. 190/11).
1608, Celâlîler Bursa’yı basmış ve Eski Tahtakale ile Kaygan civarı, Kütahya, Yeni Gallepazarı ve Katır hanları, Gelincik Çarşısı’ndaki Yeni Han ile Veli Halife, Hoşkadem Makramevî, Yıldırımda Hüseyin Paşa, Yegânoğlu, Ertuğrul camileri yanmış ve daha birçok hane, dükkân, odalar ve Tamburacılar Çarşısı büsbütün yanmıştır.
1639’da küçük kazzazhane yandı.
1659’da Yahudiler mahallesindeki Rüstem Paşa Hamamı’na bitişik Yehû-dhane kâmilen yanmıştır. Ekmekçi fırınlarının da ekserisi yanmıştır. Bu yangına “ihrak-ı azîm” denmiştir (BS. 317/1).
1727’de Kaygan Çarşısı’nda çıkan bir yangın Bursa’yı tamamen harap etmiştir.
1744’ten biraz evvel debbağhaneden çıkan büyük yangında Şengül Hama-mı’na muttasıl Şeyh Paşa vakıflarının bir çoğu yandı (BS. 338/85).
1763 Kaygan Çarşısı’nda çıkan yangın etrafa sirayet ederek, Ebu İshak Zaviyesi ve Şerefüddin Paşa Camii’ne bitişik Nalburlar Hanı’nı yaktı (BS.
331/11).
1755’te Kazzazhane, Saraçhane, Geyve Hanı ve civarı kül olmuştur.
1760’ta Bakır Çarşısı yangını olmuştur.
1761’de Mahkeme-i Suğrâ, Çırapa-zarı yangınları çıkmıştır.
1771, 1773’te Kaygan ve Batpazarı yangınları çıkmıştır.
1776 senesinde Mahkeme mahallesinden çıkan bir yangın, şehrin zengin yerlerini harab etmiştir.
1770 senesi Birincikânun sonlarında, Mudanya’da Kara Mustafa Paşa Ha-nı’nın yarısı ve civarındaki dükkânlar yanmıştır (BS. 1191/2).
1780’de Orhan Camii civarındaki imaret ve kilerinin yarısı yanmıştır.
1801 senesi Birincikânun ayında İznik’te bir yangın olmuş ve Çan-darlılardan Mirahur Hacı Ali Bey’in evi ve eşyası kâmilen yanmıştır.
1801 senesi Birincikânun ayının 18’ine tesadüf eden 1216 Şaban 11. Salı günü ikindiden sonra, Hisar’da “Yeşil Tulumba” civarındaki bir evden yangın çıkmış ve Bursa’nın üçte ikisini kül hâline getirmiştir. Yanan yerler arasında Şehreküstü Camii ve Zaviyesi ve Pars Bey’in türbesi, Yahudilerin üç senâvîsi ve Nakkaş Ali mahallesinden 39, Mantıcı mahallesinden 62, Karaağaç mahallesinden 29 ve Kırkmerdiven mahallesinden 30, Çukur Mahalle’den 48 ev ile Ulucami ve civarı ta Setbaşı’na kadar yanmıştır (BS. 281/5,38). Mengenehane ve Enârî Tekkesi de yanmıştır (BS. 281/86). (Orhan Türbesi, Kapamalı Mektep, Alâeddin Bey mahallesi ve Ahmed Paşa Fenarî mahalleleri de kâmilen yandı).
Bu yangın için şairler şiirler yazmıştır. Bir tanesini örnek olarak yazıyorum:
Târîh-i İhrâk-ı Kebîr-i Bursa
Dirîğ ey dil harâb oldu der u dîvâr-ı
Bursa’nın
Yıkıldı hâke gitti serteser âsâr-ı Bursa’nın Yeşil Türbe’den etdi ibtida bu ateş
amma, tâ
Kenar-ı şehre dek yandı kamu ahcâr-ı
Bursa’nın
Bu tufan-ı belâdan Nuh-meşrebler
bulur mahlas
Yakdın kûh-ı âhın olsa da hep nâr-ı
Bursa’nın
Dil-i mazlûma nisbet itdi sûz-i
şûle-pertâzı
Dil-i eytâma nisbet bâra gitti kâr-ı
Bursa’nın
Bir ateş çıktı yaktı hankâh u mescidin
der-sû
Bin iki yüz on altıda kül oldu dâr-ı
Bursa’nın
Havaya çıktı bir ateş Yeşil Türbe
yanından bes
Bin iki yüz on altıda kül oldu dâr-ı
Bursa’nın
1850 Ağustosunun yirminci Çarşamba gecesi saat dokuz raddelerinde, Bursa’da Pirinç Hanı’nda bir odadan yangın çıkmış ve bu odanın yanında bulunan odanın içinde üç adet varil barut bulunmakla, bunlar derhal ateş almış ve hanın bu tarafı büyük bir gürültüyle yıkılmış ve Bursalıları heyecana düşürmüştür. Bu odanın altında, bir mahfuz mahalde yirmi barut fıçısı varsa da, bunlar ateş almamış ve büyük bir kazanın önü alınmıştır.
1856 senesi Eylülünün ikinci günü, Pazartesi günü saat dörtte Gemlik’te Balıkpazarı’ndan yangın çıkmış ve hava rüzgârlı olduğundan, söndürüle-meyerek beş yüz kadar bina, han ve hayli eşya yanmış ve ahâli açıkta kalmıştır. İstanbul ve Bursa’dan çadırlar ve İstanbul’dan on bin kıyyeden ziyade un gönderilmiştir.
1863 senesi Eylülünün yirmi altıncı Cumartesi günü, Setbaşı’nda bir simitçi fırınından çıkan yangın, bu esnada şiddetle esen doğu rüzgârı sebebiyle tevsî ederek etrafa sirayetle, Setbaşı köprüsünden ta Umur Bey Camii’ne kadar, iki taraflı birçok evleri yakmış ve Gökdere’yi geçerek Hacı Ali Ca-mii’nin son cemaat mahalliyle, civarındaki birçok evleri de kül etmiştir ki, bu yangına “Setbaşı harîk-i kebîri” denilmiştir. Eyüb Efendi Tekkesi de bu arada yanmış ve kül olmuştur (G. 134).
77 Yaniçoğlu Mescidi
78 Yaniçoğlu’na atfedilen kabir taşı
1863 senesi Martının 25. Çarşamba gecesi Bursa’da büyük bir yangın olmuş ve üç koldan genişleyerek, sekiz saat devam etmiş; 233 dükkân yanarak otuz bin lira ziyan görünmüş ve yangın esnasında Bursa valisi Nevres Paşa tarafından alınan tedbirler üzerine, altmış kadar hırsız yakalanarak cezalandırılmıştır. İçerisinde birçok kıymetli eşya bulunan İpek Hanı, bin müşkilâtla bu yangından kurtarılmıştır.
1870’te “Kaygan Büyük Yangını” olmuştur.
1889 senesi Birincikânun ayının altıncı Cuma gecesi, Bursa belediye dairesiyle, misafirhane-i hümayun ittisalinde zuhur eden yangın söndürülmüş, valinin ve memurların büyük gayretleri görülmüştür. Üç bin liralık mefruşat ve tezyinatı kurtarıldığından, Gâr-ı Âşıkân Tekkesi şeyhi Seyfeddin Efendi tarafından bir manzume söylenmiştir:
Der-akab ol hazret-i vali Rıza Paşa dilîr Bir yetişdi belli oldu na’ra-ı şîrânesi
1889’da Ulucami civarı ve Müftülük dairesine kadar yerler, Ulucami minare külâhları yanmış.
1900 Tuzpazarı ve Kapalıçarşı yanmıştır.
1906 Mart yirmide, Kayan’da büyük yangın olmuştur. BK, IV/347
YANIK ALİ Hırsızlardandır. Bursa zeylinde Oruç Bey köşkü yakınında, İsa kızı Emine’nin evini bastığı için hapsedilmiştir. 1564 senesi İkinciteşrin ayının sekizinde Bursa zindanında ölmüştür. Mahkemeye ölümü haber verilince, şeriat tarafından üzerine varılıp dikkatle muayene edilerek, cerahat eseri ve başka bir nesne bulunmayıp, eceliyle öldüğü görülmüş ve sicile kaydo-lunmuştur (BS. 95/202). BK, IV/353
YANİ (Topal) Çoban olup, birçok koyun hırsızlığı yapmış ve Apolyontlu yeniçeri Hasan Beşe’yi öldürerek, eşyasını aldığı ve birçok şahitler de katlini mucib fesadlarını haber verdiklerinden, arkadaşı Köse Andriya ile beraber vücudlarının izâleleri için, Bursa mirliva subaşısı Hüseyin Bey’e, 1632 İkincikânununda teslim edilmişlerdir. BK, IV/354
YANİÇOĞLU MESCİDİ Hisar’dadır. Kavaklı mahallesindeki mescidin üstündeki kitabede: “A’mere hâzihi’l-mes-cidi’l-mübareketi es-Sultan / Murad bin Muhammed Han halleda’llâhü mülkehü Hacı Mahmud bin Hacı / Hayreddin bin Yanic gafera’llâhu lehüm fî şehri’s-Safer / hateme’llâhu bi’z-zafer senete erbaa ve erbain ve semâne mie” yazılıdır. Bu kitabeye göre cami, 1440 senesi Temmuzunda inşa edilmiştir. Bânisi de Yaniçoğlu Hacı Hayreddin oğlu Hacı Mahmud’dur. Caminin medhalinin sağ tarafında “Veled-i Yanic Hazretleri, 736” hicrî ki, milâdî 1335 tarihli, uydurma bir taş dikilmiştir. Karşısında, çeşme üzerinde ufak bir minare yapılmış, bu da bazıları tarafından çan kulesine benzetilerek, caminin kiliseden bozma olduğuna dair de bir rivayet çıkmıştır. Camiyi bina eden tüccardan Hoca Mahmud bir çok vakıflar ve Zindankapısı’nda da bir dükkân vakf-eylemiştir (BS. 3/28). Cami kârgir ve kubbelidir.
1478 İkinciteşrin 26’da Kamber Ağa bir ev vakfeylemiştir (BS. 118/98).
1501 senesi Şubatında Hacı Musa kızı Ayşe Hatun, altı ev ile altı bin dirhem vakfettiğini, bir kitabe ile caminin duvarına yazmıştır.
1573 senesi Temmuzunda, Abdülaziz kızı Mısır Hatun da bir ev vakfeyledi. Cami bugün mamurdur. Bir vakitler “Sultan Yaniç” dahi denilmiştir.
Denizli’de mezarların duvarları yapılırken, 735 Ramazan hicrî ve 1335 senesi Nisanında vefat eden “Yaniç Bey bin Ali” adına bir mezar taşı bulunmuştur. Ladik denilen Denizli’de o tarihlerde hükûmet süren Yaniç Bey’in mezar taşıdır ki, Bursa’da uydurma konan mezar taşına, tarihleri tevafuk ediyor. Bursa’da tüccarlık eden Hoca Mahmud, bu Yaniç Bey’in hafidi midir? Kitabede ve sicillerde hiçbir ima yoktur. İnanç-oğullarıdan Ali Bey oğlu Yaniç Bey’in de Hayreddin adında bir oğlu olduğuna dair bir kayda da rastlayamadım (OTEM sene XV, 255).
1567’de bir de Yaniçoğlu Mektebi vardı (BS. 113/68). BK, IV/353
YANKESİCİ Haydarî dervişleri kıyafetinde, kulakları delik Keşmirli Cebrail oğlu Haydar adında birisi Bursa’da, Tavukpazarı önünde Rumelili Oruç Gazi oğlu Musa’nın cebinden 193 akçesini çarpmışsa da Musa, farkına vararak elinden almış ve kendisini mahkemeye götürmüştür (BS. 21/152). BKIV/ 354
YAPAĞI (Kırkma) 1802’de verilen, hayretlere değer bir emirde; Bursa, Balıkesir, Kapıdağı, Erdek, Bandırma, Mihaliç, Edincik, Mudanya, Biga, Marmara adası, Kara Biga, Çan içi, Gönen, Manyas ve Bergama’da hasıl olan yapağıların başkasına satılmayıp ve verilmeyip Sarraf Artin’in adamlarına nakit akçe ile satılması ve kimsenin yapağılarını saklamayıp ve Türk ve Türkmen makulelerine ve İzmir ve bilâd-ı âhara satılmaması, mükerreren evvelce emir verilmiş ve maden mukâtaası defterlerinde de, 1776 se-
nesi Martında bu yolda emir verildiğine dair kayıtlar mevcut olduğu ve Sarraf Artin’in satın aldığı yapağıların İstanbul’a getirildiği ve Frengistan’a nakledildiği zamanlarda olmak üzere iki defa gümrük alındığı cihetle beylik tarafına büyük faidesi olduğu, maden mukâtaa kaleminden bildirildiğinden, Sarraf Artin ve adamlarından başkasına yapağı satılmasının külliyen men’i ve hilâfına cevaz ve rıza gösterilmemesi fermanla emredilmiştir (BS. 280/ 101). BK, IV/354
YARIŞ YERİ Bursa’da Balıklı köyü civarındadır. Çok eskidir. 1491’den çok evvel yapılmıştır. 1552’de Nebi oğlu Mevlânâ Taceddin, her yarış oldukta 255 akçe mukabilinde at seyirtmek üzere, Nusreddin oğlu İlyas adında âkil ve baliğ bir oğlanı tuttuğu sicile kaydo-lunmuştur (BS. 67/105). BK, IV/354
YASAKÇIBAŞI
YASAKÇIBAŞI 1573’ten evvel Bursa’da bir vazifeydi. Bunlar, adlarından da anlaşılacağı üzere, hükûmetin men’ eylediği şeyleri takibe ve eşkıyaları tutmaya memurdular. Bunlar, İstanbul’daki sekbanbaşı tarafından tayin edilirdi. 1604’te yeniçeri ağası kaymakamı sekbanbaşından, Bursa kadısına gelen bir mektup, bu işi aydınlatmaya kâfidir. Bu mektupta: “Bursa kadılığı hududu içinde yasakçıbaşı ve eşkıya zabtına memur Mehmed Subaşı azledilmiş ve yasakçıbaşılık ve kolluk hizmetlerinden, cümle yoldaşlarıyla beraber ref’ edilmiştir. Yerine dergâh-ı âlî yeniçeri ve yayabaşılarından Mehmed Subaşı, her vechile hizmetinin uhdesinden gelmeğe kadir ve eşkıya zabtına ve Bursa civarının hıfz ve hırasetine muktedir olduğundan tayin edilmiştir. Bunu, eskiden beri cari olan usüle göre yasakçıbaşılık hizmetinde ve kolluklarda ve eşkıya zabtında kullanılıp, âhar-dan başkasının müdahale ve taaruz ettirilmemesi ve Bursa’daki yeniçeri serdarları ve korucu ve ihtiyar yoldaşlar, bunu üzerlerine başbuğ zâbıt bilip,
79 Yaniçoğlu Mescidi’nin yanındaki çeşme
sözünden ve reyinden dışarıya bir iş yaptırılmaması ve lâzım gelen işleri için müracaatı çorbacıya yapıp, kendisine her vechile mutî ve münkad olmaları ve levend taifeleri hiç nesne değillerken, burma astar ve yağmurluk ve gürde ve varsak takınıp, önlüklü papuç ve yakalı dolama ve şebkülâh giyip, yeniçeri adıyla gezip fukarayı incittikleri dahi haber alındığından, bunları tutup muhkem haklarından geldirile. Bursa’da olan ve gelip geçerken ölen yeniçeri ve acemi oğlanlarının mal-ı mirîye ait muhal-lefatlarını dahi bunun tarafından zabt-ettirilmesi” bildirildi (BS. 209/ 187). Bu emre göre yasakçıbaşılara “çorbacı” denilebilirmiş. İzmir ve civarında son günlere kadar “patron” yerine “çorbacı” tabiri kullanılırdı. BK, IV/354
YASTIK Vaktiyle Türk evlerinin kendilerine mahsus döşeme tarzı vardı. Pencere önlerine baştan başa veyahut da yalnız köşelere yüksekçe minder konur ve bunun kenarlarına da, üzerine kadife veya kumaş kaplanmış ve içi ot veyahut kıtık veyahut yün doldurulmuş yastıklar konur ve bunların üzerlerine de ayrıca birer örtü konurdu. Bunun için Bursa’da yastıkçılık sanatı çok ilerlemişti. 1737’de ikisi Hıristiyan olmak üzere, kırk beş yastık tezgâhı vardır (BS. 391/125). Yastıkların envaı da şunlardır:
Büyük boy yedilik yastık, küçük boy sekizlik yastık, büyük boy nevzuhur yastık, küçük boy nevzuhur yastık, Bilecik sıragüllü yastık, mâî ve yeşil Bilecik yastık, Bilecik pervazlı yastık (BS. 397/1).
1880 senesi Haziranında gelen bir emirde; “Firaş-ı hümayun için Bur-sa’dan satın alınacak yastıklar bahası için, Bursa mukâtaalarından bin esedî kuruş tayin ve havale olunmakla, yastıkların bir an evvel eriştirilmesi” emredilmiştir (BS. 317/130). Saray için yastıkların Bursa’dan alınması, bu sanatın Bursa’da ne kadar ileri gittiğini gösterir. BK, IV/355
YATAĞAN DERE SUYU Pınarbaşı’ndan Pınarbaşı, Hıdırlık, Seyyid Nasır mahallelerine akan bir güzel suyun adıdır (BS. 110/148, 213/23). BK, IV/355
YATAK Bursa’da hırsızlara yataklık yapan Hacı İbrahim, marifet-i şer’le tutulup ikrar ve itirafı huccet olunmakta iken, Bursalılardan ve mahkeme kâtiplerinden bazıları mezburuna muîn olmakla “elbette sulh olun” diye huccet verdirmeyip, hakkın kaybolmasına sebep oldukları şikâyet edildiğinden, İstanbul’dan Bursa kadısına verilen bir emirde, behemehâl bu gibi davalarda hasımları karşılaştırıp hak üzere iş yapılması 1680 tarihinde emredilmiştir (BS. 317/131). BK, IV/356
YAVUZ 1912’de Bursa’da çıkan bir gazetenin adıdır. BK, IV/356
YAVUZ ÇELEBİ Bk. Mehmed Çelebi.
YAVUZ SULTAN SELİM Bk. Selim I (Yavuz Sultan).
YAYCILAR PINARI Çekirge’ye giden yolun kuzeyinde ve Bursaspor sahası batısındadır. Buna, yanlış olarak “Yağcılar Pınarı” da denilmektedir (BS. 110/79). BK, IV/356
YAZICI ABDULLAH İstanbul’da Yusuf Paşa Çeşmesi kurbünde oturmakta iken kendi hâlinde olmayıp yazıcılık vesilesiyle dükkânına ahvalleri meçhul kadınları toplamakta ve sihirbazlık yapmakta olduğundan, İstanbul’un nizam ve intizamı için herkesten kefil aranılmakta ve buna hiçbir kimse kefil olmadığından, tehzib-i ahlâk etmesi için divan-ı hümayun çavuşlarından Hacı Mehmed Çavuş’la Bursa’ya gönderilmiş ve Bursa’dan bir adım ayrılmasına müsaade edilmemesi 1206/ 1791 Cemaziyelevvel tarihli fermanla Bursa kadısına emredilmiştir. BK, I/29
YAZIR Meşhur bir Türk kabilesidir. Gemlik kazasının Umur Bey köyü civarında da “Yazır” mevkii vardır. BK, IV/356
YEGÂN (Mevlânâ, Molla) Asıl adı Mevlânâ Mehmed’dir. Babasının adı Armağan’dır. Aydın’da Akçakoyunlu cemaatindendir. Asrî alimlerinden ve Mehmed Fenarî’den tahsil eylemiş ve müderris olmuş ve 1419’da Mehmed Fenarî yerine Bursa kadısı olmuştur. Hacca gidip gelmiş ve Bursa’da ibadetle meşgul iken 1473’te vefat eylemiş ve Yıldırım civarındaki medreseleri yakınındaki mektebine gömülmüştür. Gayet zeki ve âlim, fazl u irfan hazinesiydi (G. 252). Mekteb ve medresesi kalmamıştır. Ancak, medresesinin arsasını geçince üstüvânevî buyük taşlar varsa da üzerlerinde hiçbir yazı yoktur. Evlâd ve ahfadından bir çok ilim adamları yetişmiş, memleketin kültürüne büyük hizmetleri dokunmuştur.
1460 senesi İkinciteşrin ayında yaptığı bir vakfiyede: Karaman köyü civarında bir bina içinde, Nilüfer suyuyla dönen dört değirmeni ve değirmen urusu (hinterland) denilen civarındaki bütün yerleri ve Bursa civarındaki yoncalık ve çayırlık denilen üç parça yeri ve Bursa’nın zeylinde Çamlıca ayazma mevziindeki evi ve Bursa’da Atıcılar altındaki bahçeyi (yemişli ve yemişsiz ağaçlarıyla) ki, buradan Gökdere suyu geçer ve “Eski Bayramyeri” denilen mahalle bitişiktir. Bunu ve 1.900 kitabını vakfeylemiştir. Oğlu, alimlerden Muhyiddin Mevlânâ Mehmed Şah ile merhum oğlu Yusuf Bâlî Paşa evlâdları, evlâdiyet üzere mütevelli olacaklardır, diye şart eylemiştir (BS. 208/23). BK, IV/357, 358
YEGÂN CAMİİ (Molla) Molla Yegân kendisi bir mescid yaptırmıştır. Ve vakfiyesinde de bu mescidden bahsetmektedir ki, 1460’ta bu mescidin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Bu mescidi, Hüseyin Paşa Yegânî tamir ettirmiş ve
bir de zaviye ilâve etmiştir. Yıldırım mahallesinde olan bu mescid ve zaviye, Celâlî vakasında büsbütün yanıp harap olduğundan, 1613’te tamir ve tecdid edilmiştir (BS. 222/37). Yegânzâde Hüseyin Paşa da bu zaviyede medfundur. BK, IV/357
YEGÂN MEDRESESİ (Molla) Bu da Yıldırım civarında, Yegânzâdelerin mekteb ve mescidi yanındadır. Medresenin evkafı, 1625’te büsbütün mahvolmuştur (BS. 238/148). BK, IV/358
YEGÂN MEKTEBİ (Molla) Yıldırım mahallesinde Ali Çelebi Yegân oğlu Mevlânâ Sinaneddin tarafından inşa edilmiş ve vakfedilmiştir. İki oda ve bir sofadan ibarettir. Büyüklerin talimi içindir. Bunun mesalihi için Tahtakale civarında bir kasap dükkânı ve mektebe bitişik dükkân ve bir de hücreyi vakfeylemiştir. Muallime günde iki dirhem verilmesini 2.5.1521’de şart eylemiştir (BS. 239/145). BK, IV/357
YEGÂN PAŞA Yenişehir’de zaviyesi vardır. Zaviyesine, Murad Hudâven-digâr tarafından bazı vakıflar yapılmıştır. Yenişehir’de kervansarayı ve Bur-sa’da hamamı vardır. Dükkânları ve odaları ve Edirne’de de dört dükkânı, İskender Çiftliği vardır. Hüviyeti tesbit edilemedi. 1530’da vakfının, senede 38.219 akçe geliri vardı. BK, I V/358
80 Yeni Bezzazlar Camii
YENİ BEZZAZLAR CAMİİ Bezzazoğlu mahallesindedir. Galat olarak, bu camiye “Reyhan” derler. Halbuki Reyhan daha aşağıdadır. Ona da “Acemler” derler. Bu camiyi inşa eden Bazir-gânzâde Ahmed oğlu Derviş Mehmed, 12.2.1518’de ölmüştür. Tabii cami de bu tarihten evvel yaptırılmıştır. Tavuk-pazarı’nda da Bezzaz Mehmed Efendi Camii olduğundan, buna “Yeni Bezzazlar” denmiştir. Bu camide 1884 tarihli Hattat Şevki’nin; “Ve hüve alâ külli şey’in kadîr” levhası vardır. Bu cami, 1813’te mükemmelen tamir ve minaresi tecdid edilmiştir. Bursalı şair Hak-kı’nın bu caminin tamiri için yazdığı bir tarihi camiye asılmıştır.
İffetâ dürdane tarih söyledim tamirine Yeni Bezzaz Camii ziynette hem-resm be-hişt (1228).
BK, IV/359
YENİ CAMİ “İstanbul’da Valide Sultan tarafından bina olunan cami için ziyade neccar ve bennâ ve meremmetçi lâzım olmakla, Bursa’da bunlardan ne kadar varsa âlet ve esbablarıyla cümlesini, mükemmel ve müretteb yiğitbaşılarıyla birlikte İstanbul’a gönderilmeleri ve ücretleriyle bennâ hizmetinde çalıştırı-
lacakları” 1598 senesi Ağustos ayında Bursa kadısına emredilmiştir (BS. 201/ 149).
Not: İstanbul’da Yavuz Selim’in yaptığı tersaneler, Sarı Selim’in Edirne’de yaptığı Mimar Sinan’ın şaheseri olan Sultan Selim Camii minareleri, Kanunî Sultan Süleyman’ın İstanbul’daki Sü-leymaniye Camii’nin kireçleri ve taş inşaatında ve bu kere de, Eminö-nü’ndeki Yeni Cami inşaatında Bursalı taşçıların kullanıldığı görülmüştür. BK, IV/359
YENİ HAN II. Bayezid’in Bursa’da yaptırdığı ve bugün “Koza Hanı” denilen hanın eski ismidir. Bundan sonra da, şimdi Pirinç Hanı dediğimiz han yapıldığından Koza Hanı’na “Birinci Yeni Han” ve diğerine de “İkinci Yeni Han” adları verilmiştir. Bir vakitler Birinci Yeni Han’a (Koza Hanı’na) “Yeni Tah-takale” adı da verilmiştir (BS. 1562/ 33). Bk. Hanlar. BK, IV/366
YENİ KAPLICA Bk. Hamam.
YENİ KÖY Gemlik kazasında 1796 senesinde mevcut bir köyün adıydı. İstanbul baruthanelerinde imâl olunan siyah barutu koymak için yapılan varillerin tahtaları bu köyden gelirdi. Buradaki tahtacı esnafı, yüz tahtayı kırk paraya ve kapaklık tahtaların dahi beherini birer paraya ve Gemlik iskelesine teslim etmek üzere pazar edilmiş ve otuz bin fıçı ve on bin dip tahtasının Küçük ve Büyük Kumla dağlarından kesilerek, Gemlik’teki baruthane varil-cisine teslimi emredilmiştir (BAAD. 19253).
1802’de bu tahtalar çok istenildiğinden, varil tahtalarının bahasının yüzünün ellişer paraya çıkarılması muvafık görüldü. BK, IV/367
YENİ SU Bursa’da İbrahim Paşa, Hacılar, Sarı Abdullah, Kayganzâde mahallelerine ve camilerin önlerine ve Davud Paşa Hamamı önündeki çeşmelere
akan suyun adıdır (BS. 1188/104). Molla Yegân yaylasından çıkan suyun ayağıdır. Kasım Subaşı’nın vasiyet eylediği akçe ile Kasım Subaşı oğlu Mehmed Çelebi, Başköy denilen mevziye varınca mecrasını künk döşeyip getirmiş ve Başköy’den yukarısı da Hoca Hacı Şücâ’nın vasiyet eylediği mal ile ve vasisi Hacı Emirza kâriz inşa ve 7.7.1524’te ikmal edilmiş ve su akıtılmıştır (BS. 31/131). BK, IV/367
YENİCE KÖY İnegöl kazasındadır. 1679’-da bu köydeki Ermenilerin cizyelerini toplamak için gelen Mustafa, kırk iki nefer atlı ve on katar deve ile köylerine konup cizyelerini ziyade istediğinden şikâyet etmişlerdir (BS. 317/102). 1927’de bu köyün 244 evi ve 1.198 nüfusu vardı. BK, IV/366
YENİCE KÖY Orhaneli’ndedir. İstanbul hassa bostancılarının hastalarına ocaklık idi. Bunun için tekâlif-i örfiyye ve şâkkadan muaf ve müsellemdi. Bunun lağvı üzerine, gelip geçenlerin ziyadeliğinden ve tekâlif-i şâkkanın ziyadeliğinden ahâlinin çoğu tahammül edemeyerek dağıldıklarından, 1830’da yeniden ahâli iskân edilmiştir. Bunların dağılmamalarına itina edilmiş, kadılara ve sancakbeyine tamim edilmiştir. 1927’de 363 nüfusu vardı. BK, IV/366
YENİCE KÖY Mustafa Kemal Paşa kazasının bir köyüdür. 1927’de bu köyün 413 nüfusu vardı. BK, IV/367
YENİCE KÖY “Yenice-i Müslim” de derler. Mudanya kazasına bağlı bir köydür. Vaktiyle bu köydeki Hıristiyanlar Bursa’da sakin olup, beylik taylara hizmet ederler ve beyliğe harclarını verirler ve sipahiye yer icaresi verirlerdi. 1521 senesi Birincikânununda bu köyün timara verilmemesi ve her kim “taylara ağa” olursa, arpalık olarak verilmesi emredildi. 1927’de bu köyün 15 evi ve 96 nüfusu vardı. “Yenice-i Müslim” derlerdi. BK, I V/366
YENİCE MAHALLESİ MESCİDİ İznik’tedir. 81 Yeni Kaplıca
Ali oğlu Sefer Bey 1530’da bu mahallede bazı hâlî yerler vakfedip üzerlerine evler bina olunmuştur. İmam için üç bin akçe vakfedilmiştir. İznik şehri içinde, Kapan kurbünde bir dükkân da vakfeylemiştir. Ayrıca, imama 5.000 ve müezzine bin akçe vakfolunmuştur.
Yine Ali Bey oğlu Sefer Bey bu mahalleye bir muallimhane inşa etmiştir ve altı bin akçe vakfeylemiştir. Mustafa Bey kızı Ümmî Hatun da bin akçe vakfedip, senede bir hatim indirilmesini şart koymuştur. BK, IV/367
YENİÇERİ
YENİÇERİ I. Murad’ın teşkil eylediği bir asker sınıfıdır. İlk teşkil edildiği sırada reaya denilen İslâm ve Hıristiyan çocukları toplanarak, bunların talim ve terbiyeleri için askeri, İslâm ailelerine birer ikişer tevzî edilir ve bunlar bu ailenin kendi evlâdı gibi okutulur; atıcılık, binicilik ve sair kılıç kullanmak gibi sporlarla uğraşır ve o ailenin evlâdlarından hiçbir farkı olmadan yetiştirilirdi. Büyüdükten sonra yeniçeri ortalarına verilirdi. Bu vechile esaslı bir terbiye gören bu gençler, Hıristiyan evlâdı olsa bile yine Tük terbiyesi gördüğü için, bu millet ve hükûmete çok büyük hizmetler etmişlerdir. Kanunî zamanında İstanbul’da yeniçeri ortaları teşkil olunarak ve bu acemi oğlanları bir araya toplanarak
talim ve terbiyelerine bakılmaya başlandıktan sonra, her nedense bunların ahlâkları bozulmaya başlamış; Fatih zamanında, Yavuz Selim’in İran seferinde görülen serkeşlikleri günden güne derecesini artırmıştır. Yeniçerinin heyeti mecmuasına “kapıkulu” derler ki, son asrın ıstılahatına göre “hassa askerleri”dir. Bunlar da, yeniçeriler, acemi oğlanları, cebeciler, topçular, toparabacılar, hücreciler ve sakalar adıyla yedi kısma ayrılırlar. Her birisinin vazifeleri adlarından anlaşılır. Bk. Yeniçeri Ocağı. BK, IV/359
YENİÇERİ OCAĞI
YENİÇERİ OCAĞI Yayabeyler, bölüklüler, sekbanlar adıyla üç kısımdır. Yaya-beyler, bir numaradan yüz bire kadar numara alan ortalardan ve bölüklüler de bir numaradan altmış bire kadar numara alan ortalardan ve sekbanlar da birden otuza kadar numara alan ortalardan teşekkül eder. Yayabeylere “cemaat” ve bölüklülere “ağabölük-lüleri” veyahut sadece “bölük” ve sekbanlara da, yanlış olarak “seymen” dahi denilirdi. Teşekkül tarihlerine göre bunlar birbirinden farklı bazı imtiyazata maliktiler.
Yeniçeriler, bu söylediğimiz üç kısımdan başka diğer üç kısma daha ayrılırlar: Korucular, oturaklar ve fod-lahoran. Korucular, yeniçeri umum efradı arasında ayrılarak, İstanbul, Bursa, Edirne’deki sarayların muhafazasında kullanılırlar. Oturaklar, emeklilerden ibarettir. Fodlahoran dahi ölen yeniçerilerin eytamıdır. Bunların cümlesinin yeniçeri ocağından muhassasatı vardır. Muvazzaf yeniçerilere “ulûfe” adıyla ve yevmiye itibarıyla üçer aylığı birden verilir. Ve ayrıca da tayinat dahi verilirdi.
Umum yeniçeri ocağı “yeniçeri ağası” denilen bir zatın komutasında olup, bundan başka ocağın sekbanbaşı (kul kethüdası veyahut kethüda bey), zağarcıbaşı, turnacıbaşı, muhzır ağa, büyük ve küçük hasekiler, başçavuş, kethüdayeri, kâtip/yeniçeri efendisi
namlarıyla büyük zâbıtânı vardı. Ortalar da “çorbacı” adında bir bölükba-şısının idaresinde bulunurdu.
Her ortanın odabaşı, vekilharç, bayraktar, başeski, aşçı ustadan ibaret birer subay heyetleri vardı. Her ortanın kendisine mahsus bir arması, bir de flâması vardı.
Acemi oğlanları bir araya toplandıktan sonra, 59 ortaya bölünmüş ve umum acemi oğlanlarının ağaları yeniçeri ağası ise de, işlerinin çokluğundan bunlara vekâlet suretiyle “İstanbul ağası” nezaret ederdi. Bu acemi oğlanları ortalarının dahi, her birinin birer çorbacı, meydan kethüdası ve kapıcı adlarıyla üç subayı bulunurdu.
Yeniçeriler, ibtidaları gayet mutî ve münkad olup birçok seferlerde ve ezcümle meşhur Kosova, Niğbolu, Varna muharebelerinde kahramanlık ve mertlik göstermiş ise de, 1740 tarihinde Sultan I. Mahmud ve bir gözü kör olan Sadrazam Foçalı Hacı Ahmed Pa-şa’nın zamanlarında; askerliğe mahsus ulûfelerinin bey’ ve şirasına müsaade olunması üzerine, bunlardan sıkıntısı olanlar malik oldukları ulûfeyi asker olmayanlara ve onlar da başkalarına satmaya başladıklarından ve ulûfesiz askerin kışlaya devam etmeyecekleri gayet tabii olduğundan, orta zâbıtları kışlaları boş bırakmamak için, boğazı tokluğuna hammal ve serserileri celb ve tahrire mecbur olduklarından, yeniçeri kışlaları birtakım edebsiz ve ahlâksız kimselerle dolarak ve bunların yeniçerilik imtiyazlarından istifade ederek yapmadıkları edebsizlik ve sivil halka etmedikleri zulüm kalmamıştır. Edeb ve itaat gibi iyi ahlâklardan tamamıyla mahrum olan bu haşerat, gittikleri muharebede ilk fırsatta ordunun hazinesini yağma ederek savuşmakta ve “er meydanı” olan harp sahasını terk ederek kaçmaktaydılar. Fazla olarak, kabahati başkomutana yükleterek; “Bizi sattı, izin vermedi. Eğer izin verseydi düşmanı pâyitaht-larına kadar sürecektik” gibi saçma
laflarla cahilleri heyecana düşürüyorlardı. İstanbul’da da birçok isyanlar ve ihtilaller yapmışlardır. Nihayet II. Mahmud ve bütün hamiyetli Türklerin birlikte gösterdikleri medeni bir cesaretle, 9 Zilkade 1241 Perşembe günü hicrî tarihine tesadüf eden 15.7. 1826’da bu ocak kökünden lağvedilmiş ve emre itaat etmeyip, serkeşlik eden bazı ileri gelenleri idam edilmiştir (Cevdet Tarihi, XII/154). Bursa Sicille-ri’ndeki yeniçerilerine ait kayıtlara gelince:
1486 senesi Birincikânun ayında Bursa ve tevabiinde bulunan köylülere verilen acemi yeniçeriler kethüdalığına Mahmud oğlu Kara Ahmed tayin edildi (BS. 5/242).
1516’da Bursa’nın Hacı Mümin köyünde Evranos oğlu Bâlî’ye verilen bir acemi, kara yağız, elâ gözlü, açık kaşlı, uzun boylu, Şirmerd adındaki Bosnalı acemi oğlanı, Bâlî’ye emanet tarikıyla verilmişti ki, Türkçe öğretip ve hizmet yollarını dahi göstermek için. Bu çocuğun vebadan öldüğünü, mahkemede acemi oğlanları kâhyası Hacı Hızır oğlu Pîrî Çelebi, müvâcehesinde altı şahitle isbat eylemiştir.
1518’de Rumeli’nden toplanan acemi yeniçeri oğlanlarından, Anadolu vilâyetine dağılmak üzere irsal olunanlardan birisi, sancı zahmetinden Çeltikçi köyünde ve diğer birisi de humma-yı muhrika zahmetinden ölmüşlerdir (BS. 28/103).
1538’de Anadolu’daki bölük halkının acele İstanbul’a gelmeleri emrolun-duğundan, Anadolu kadıları, kazaları altındaki yerlerde nida ve tenbih ettirip, bir saat evvel erişmelerinin temini ve geç kalanların özürlerinin kat’an makbul olmayacağı fermanla bildirildi (BS. 45/55).
1551’de yeniçerilerden başka bir kimsenin yakalı kaftan ve yeniçeri papucu giymesi padişah tarafından şiddetle men’ edildi.
1584 senesi Birincikânun ayının sonlarında verilen bir emirde; yeniçeri ve
82 Yeniçeri kıyafetleri
acemi oğlanı ve cebeci, topçu ve sair padişah kulları, alış verişe ve çarşı işlerine karışıp ve çarşılarda dükkân tutup, çarşı ve pazar ve iskelelerde gemilerle gelen metaları ve keresteleri alıp madrabazlık yapmakta ve odun gemilerine girip, Müslümanların o günkü narha göre almalarına mâni’ olup, ziyadeye satarak, rençberlere, sair erbâb-ı sanayiye mahsus olan işlere karıştıkları ve bunlara kadı ve muhtesib müdahale edemeyip, her meta ve kereste, odun, meyvenin narhlarını bozduklarından, bundan sonra bunların çarşı işlerine karışmayıp, kendi hâllerinde yat ve yerağları (savaş aletleri) ve saire ile cenk ve cidale lâzım ve mühim olan hususları öğrenmekle meşgul olmaları için, her taifenin ağalarına hükm-i hümayun verilmiştir. Karışanları, ağalarına bildirip men’ ve def’ edilmeleri ve ağaları men’ etmezlerse doğruca divan-ı hümayuna yazıp bildirilmesi ve bu fermanın icrasında ihmali görülenlerin haklarından gelineceği bildirildi (BS. 152/194).
1596 senesi Eylül sonlarında; Bur-sa’dan sefer-i hümayuna memur yeniçerilerin bir çokları, memur oldukları sefere gitmeyip, korucu olanlar koruculuk hizmetine gelmeyip ve başlarına nice eşkıyayı toplayıp, yeniçeri ve
acemi oğlanı kisvesi giydirerek reayaya zulüm ve tecavüz eyledikleri ve bazılarının ehl ü ıyâllerini çekip, cebren nikâh ettirip ve yollar basıp, her türlü fesadı yaptıkları anlaşıldığından, bunların şer’le haklarından gelinmesi emrolunmuştur (BS. 190/95). Bunlar, bu fenalıklarından başka, birçok kimselerin nikâhlı karılarını ve bazılarının bâkire kızlarını çekip tasarruf ettikten sonra, hakimin izni olmadan, murad eyledikleri kimselere verdikleri ve kiminin genç oğullarını çektikleri ve çarşıdaki esnafın kazançlarına mâni’ oldukları ve birçok eşkıya dahi yeniçeri olmadıkları hâlde yakalı çuha ve bârânî giyip ve başlarına kırmızı ve burma astar sarınıp, yeniçeri ve acemi oğlanı kıyafetinde gezdiklerinden, şiddetle men’leri de te’kîden bildirildi.
Nisan 1600 ibtidalarında yeniçeriler, Serdar İbrahim Paşa ile hareket edeceklerinden, Anadolu vilâyetlerine Mumcu Mustafa, yeniçeri ağası Hasan Ağa’nın mektubuyla gönderilmiştir. Ne kadar yeniçeri yoldaşları ve korucu ve sair kimler varsa hemen yat ve yerağ-larıyla yola çıkmaları ve bu tarihten sonra çavuş, müteferrika ve zuamâ ve bölük halkı ve yeniçeri, velhasıl askeri taifesinden her kim bulunursa katledilmelerine ferman çıktığı da bildirilmiştir (BS. 201/134). Bu emrin derkenarında ise; “Bu sefere olan ikdamımız hiçbir seferde olmamıştır. Bizzat kendimiz veziriazam hazretleriyle gidiyoruz. Bu zamanda ocağa tedarik görüp gelmeyen, bundan sonra yoldaşımız değildir” diye ilâve edilmiştir.
1603 senesi İkinciteşrin ayı nihayetlerinde verilen bir emir, acemi yeniçeri oğlanı nasıl alınacağını sarahatle göstermektedir ki, bu da şudur: “Zimmi reayadan yeniçerilik oğlanı için oğlan almak kanun-i kadim olmağın, Bursa’ya bir kulum bu emrimle kadılığınıza vardıkta, ele ve güne tenbih ve te’kîd edip köylerde, beldelerde ve haslarda ve evkaf ve timarlarda velhasıl hiçbir ferdi alıkomayıp, reayanın ne kadar oğlanı
varsa babalarıyla kulumun yanına getirtip, bizzat nazar edip, görüp; reayadan her hangisinin müteaddid oğulları varsa, içinden bir yararını ki, on yaşından yirmi yaşına varınca ola, yeniçerilik için alıp, yazıp dahi hıfzeyleye. Amma müteaddid olmayan reayanın oğlunu almaya. Müteaddidin biri alındıktan sonra, bâkîsini babasına vere, onlara kimse taarruz eylemeye. Bu emir üzerine yarar oğlanı yazdıktan sonra, tebdil eylemeye. Her oğlan ki alınır, kendi adı, babası ve köyü ve sipahisi adların ve oğlanın hilye ve evsafını ve alâmetlerini yazıp, mufassal deftere kaydettikten sonra, gaybet edecek olursa kim idiğü ve kandan idüğü, deftere müracaat olunup malum olunduktan geru ele getirile ve onun gibi oğlan cem’ olunduğu esnada, hile ile hariçten oğlan kat-mayalar ve ihtiyat edip, katan kimse katmayıp yerli raiyyet oğullarından cem’ ile, hile ve telbisten ihtiyat ile yeniçeri oğlanı cem’ olunup yüz, yüz elli nefere yetiştiği gibi, mutemediyle adam koşup İstanbul’a yeniçeri ağasına gön-dereler ki, yolda ve izde tamam ve mazbut olup, bir kimse ketm ve gaybet etmek ihtimali olmaya. Defter iki nüsha olup, birisi koşup gönderdiği adam ile bile göndere ki, yeniçeri oğlanları yeniçeri ağasına defter ile teslim eyleye. Sonradan defterler birbirleriyle mukabele olunup, gönderilen oğlanın tebdil ve tağyire mecal ihtimali olmaya ve oğlan koşup gönderdiği adama te’kîd ile ısmarlaya ki, oğlanları İstanbul’a getirirken gezdirmeyip ve kimseden bir habbe nesne almayıp ve taarruz ettir-meyip doğru yoldan getire. Amma yolda konakları şaşırıp bir köye tekrar kon-mayalar ki, köy halkı yeniçeri oğlanına ekmek vermekte ve evlerine alıp hıfz eylemekte muzayaka lâzım gelmeye.
Ve ol yerlerin kadıları, subaşıları, paşaları, voyvodaları ve vakıflar mütevellileri ve timar erleri, hiç ahad yeniçeri oğlanı hususunda cem’ olmak için ka-rışmayıp ve dahl ve taarruz etmeyip, müstakil mezkur kulum kendisi topla-
yıp, alıp göndere. Meğer ki oğlanın ihzârı hususunda kadılara ve subaşılara ve sipahilere her ne der ise ol vakit bunun vech ve münasib gördüğü üzere amel edeler. Ondan gayrı hususlarda dahl eylemeyeler. Zira, bu babta vaki olan husus buna raci olup, bundan sual olunsa gerektir, bilmiş olalar. Gereği gibi mukayyed olup, bir ahadın oğlanlarını onda alıkomayıp ve gizlemek ve kaçırtmak veya bir vechile hile etmek ihtimali olmaya. Gereği gibi sakınalar ki, bu hususta kendisi veya adamları bir ahaddan bir akçe ve bir habbe nesne almayalar ve emrime muhalif iş işleme-yeler. Bu ferman mucibince amel etmelidirler. Sonradan teftiş ettirsem gerektir. Her kimin timarında veya evinde ve köyünde bir oğlan gizleyip, mezbura göstermemiş ve kaçırmış olan veya hile ile hariçten oğlan katmış veyahut nev’an-mâ ihmal ve müsahele etmiş olan her kim ise kat’an mecal vermeyip, siyaset ettirilecektir, bilmiş olalar. Bu babda kulumun ‘şükür ve şikâyeti’ müsmir ve müessirdir. Ona göre mukay-yed olup, ihtiyat üzere olalar.
Oğlan alındıkta vezirler, voyvodalar, kadılar, subaşılar ve eminler ve bazı kimseler birer ikişer köy himayet ettirip, oğlan aldırmayıp, varan yayabaşılardan dilek edip alıkorlar imiş. Bu hususta kat’an padişahın rızası olmadığı ve bir köye himayet olunup, oğlan alınmadığı bilinirse neticesi yayabaşına ait olup, kat’an, yapacağı özür ve bahanenin makbul olmak ihtimali yoktur. Enva-ı ikâb ve itâbımla muâteb olmak mukarrerdir. Ve bazı köyler reayası; ‘biz maden reayasıyız, elimizde avârız-ı divaniyyeden muaf olmak için, oğlan alınmamak için emirlerimiz vardır’ diye yeniçeri oğlanını vermekte inad ederler imiş. Bu babda padişahın emri bunun üzerinedir ki, şol karye halkının, hükümlerin aynıyla yeniçeri oğlanı alınmaya ve avârız-ı divaniyye ve tekâlif-i örfiyyeden muaf yazılmak ile, yeniçeri oğlanı vermemek ister ise, asla dinlemeyip, onun gibi reayanın oğlanlarını dahi
alındığı gibi yeniçeri oğlanı alalar ve ellerinde, yeniçeri oğlanı alınmaya, diye ellerinde hükümleri varsa, alıp kadı marifetiyle mühürleyip padişaha gön-dereler” diye emredilmiştir (BS. 207/ 166).
1614’te Bursa’daki yeniçeri yoldaşların zabt u rabtında yayabaşı vefat etmekle, dergâh-ı âlî yayabaşılarından Bektaş, subaşı tayin olunmuştur (BS. 223/1267).
1614 senesi Temmuzunun sonlarında gelen bir emirde; “Yemiş muhafazasına memur edilen bölük halkı gitmeyip, evlerinde oldukları haber alınmıştır. Silahdâr çavuşlarından Rıdvan Çavuş Bursa’ya gönderilmiştir. Gitmeyenleri, çavuşları mübaşeretiyle evlerinden çıkarıp yemiş muhafazasına gönderesiniz. İnat ve muhalefet edenleri, isim ve resimleriyle yazıp arz eyleyesiniz ki, sonra haklarından gelinmek için emr-i şerifim gönderile” denmiştir (BS. 227/ 143).
1688’de Bursa’daki yeniçerilerden bazıları kendi hâllerinde olmayıp, sancak işlerine karışarak; “Bu sene tekâlif affolunmuştur” diye reayayı tahrik ederek tahsilata mâni’ olduklarından men’ edilmesi emredildi (BS. 363/31).
1789’da harp ve darbe kâdir olup yeniçerilik iddiasında olanların, sefer-i hümayunda isbat-ı vücut eylemeleri emrolunduğundan, Bursa’da ne kadar turnacı, haseki tekaüdleri, eski ağalar ve alemdarlar ve kul oğulları ve acemi oğlanları ve sair yeniçeri ocağına mensup olanlar varsa bunların cümlesinin sefere gelmeleri, gelmeyip memleketinde kalanların isim ve resimleriyle reaya defterine kaydolunup, bir daha yeniçerilik rütbesine nail olamayacakları bildirildi (BS. 1205/146).
1794’te Bursa ve mahallatından beş yüz nefer yeniçeri yazıldı ve Kadifeci Halil oğlu Emin sergerde tayin edildi (BS. 1209/14).
Not: Yeniçerilerin mutlaka Hıristiyan olması şart olmadığı yukarıda söylenmiştir. İsimlerini saydığım şu yeniçeri-
83 Osmanlı döneminde
Yenişehir
lere dikkat ediniz ki, babaları Abdullah olmadığına göre bunlar Türk çocuklarıdır. 1623 senesi Eylül tarihli bir sicilde:
Kara Veli oğlu Mehmed Ağa - Bur-sa’da Sipahi Kethüdayeri
Mustafa oğlu Abdi Beşe Mahmud oğlu Mustafa Beşe Ahmed oğlu Mustafa Beşe Haydar oğlu Pîrî Beşe
Edhem oğlu İbrahim (BS. 236/130).
BK. Yeniçeri. BK, IV/360
YENİŞEHİR
YENİŞEHİR Birçok Yenişehir olduğundan, diğerlerinden ayırt edebilmek için buna “Bursa Yenişehiri” derlerdi. Bur-sa’ya on iki saatlik bir mesafede, bir şose yoluyla bağlıdır. 1301’de Osman Gazi tarafından feth ve yeniden imar edilerek Bursa’dan evvel hükûmet merkezi ittihaz edilmişti. Kasabada Orhan Gazi’nin bina eylediği Ulucami, Yeni Mahalle’de Sinan Paşa’nın camisi ve avlusu derununda vaktiyle mevcut bulunan imaret için zahire iddiharına mahsus ambar, yine avlu derununda bir mekteb ve imaret ve fırın, Bâlî Bey mahallesinde Bâlî Bey Camii ve bir büyük kervansaray ve Çarşı mahallesinde ve bir de cami civarında on odalı bir medrese ve Kayseriye mahallesinde bir cami ve bir medrese ve dershane ve
yine bu mahallede Sultan Orhan’ın oğlu Süleyman Paşa’nın yirmi beş odalı ve yarısı ahşap, diğer nısfı kârgir bir medrese ve eski kitapları hâvî bir kütüphanesi ve kütüphane civarında kârgir Süleyman Paşa’nın türbesi, kârgir bir kubbe üzerinde kâin Baba Sultan der-gâh-ı şerifiyle, ittisalinde bir cami vardır.
Kasabaya çeyrek saat mesafede Reyhan Paşa Türbesi ve Camii.
Debbağhane mahallesinde Selâmî, Ulucami mahallesinde Kadirî, Halvetî tekkeleri.
Genç Baba, Sükkârî Baba türbeleri.
Şehirde bir çifte hamam ve ayrıca Baba Hamamı mevcut olup, bunların cümlesi eski eserlerdendir. Koyun-hisarı köyündeki “Aydoğdu Bey Türbe-si”ni Sultan II. Abdülhamid yaptırmıştır.
Gaib Erenler mahallesinde Sarı Hacı Halil Ağa, Çayır mahallesinde Şemakî-zâde camileriyle medreseleri ve Nasuh Paşa Mescidi ve eşraftan Edhem Paşa ve Demirci Hasan Ağa camileri sayılabilir. Bu hayratın ekserisi bugün haraptır. Sungur Paşa’nın da burada zaviye ve mescidi vardı. Buranın tapu ve nüfusu birçok defalar yazıldığı gibi, 20.4.1724’te de tahrir edilmiştir. Bu
defter Başvekâlet Arşivi’nde mevcuttur. BK, IV/368
Yenişehir Rüşdiye Mektebi: 1883’-te eski Rüşdiye Mektebi rutubetli ve mevcut şakirdanı istiab edemediğinden, altlı ve üstlü iki yüz talebe alacak surette sağlam bir mekteb binası inşa olunmuştur (MUN. 256).
Yenişehir kazasında cari büyük nehir üzerindeki “Bağlar Köprüsü” denilen kârgir ayaklı ahşap köprü ile İznik yolunda “Kemer Köprü” ve bazı köylerden kasaba ve pazara giden caddelerdeki o köy civarındaki taş köprü 1845 senesinde 13.320 kuruşla tamir edilmişlerdir. BK, IV/368
Yenişehir Gölünün Sınırnamesi: Bu gölün hududu evvelâ doğu tarafında Koyunhisarı köyü karşısında Ar-mutçukuru nam mevziden başlayıp, ondan batıya müteveccih Döküntü-kaya’ya, ondan Güçlük boğazından balıkçılar kulübesine, ondan yine batıya teveccüh edilerek Gökerçiftlik kayasına, ondan Hisarcık nam mevzide olan balıkçılar kulübesine, ondan Harab Han civarına, ondan Ayazma köyüne giden yol ile güneye (kıbleye) müteveccih Eşekçikayası’na, ondan Beşka-raklık’a, ondan doğuya müteveccih İnkaya’ya, ondan Beşlik nam mevzide olan balıkçılar kulübesine, ondan Eski Ayazma Pınarı’na, ondan Kanlı Geçidi kurbünde Sögütçük’e, ondan Uzundil ve göl ile Deli Ahmed yalısına, ondan Aydın karyesi göletine, ondan “Öküz-öldüğü” nam mevziye, ondan Balıklagû karyesi göletine, ondan Fisiyos eğre-ğine, ondan Tuzlu Balıkçık’a, ondan Çardak köyünün sığır eğreğine, ondan bâlâda zikrolunan Armutçukuru’na müntehi olur. Bu göl, 1530’dan evvel geniş ve tahdid olunan yerlerde iken, zamanlar geçmesiyle çekilip az kalmış ve gölün bıraktığı yerlerin hass-ı hümayun tarafından zabtolunmak icab eden dört tarafında olan vakıf ve timar köylüleri ol yerler için; bizim köyümüzün hududundadır, diye zabtedip havass-ı hümayuna gadrederler, diye
84 Cumhuriyet döneminde
Yenişehir
haber verildiğinden, civarında olan köyler ahâlilerinin haber verdikleri üzere, göl bıraktığı yerler kadîmîsi üzere göl ile mean hass-ı hümayun tarafından zabtolunması 1530’da yazılan defter-i hâkânîye kaydedilmiştir.
1512 senesinde Yenişehir dalyanı Yusuf oğlu Simavlı Mehmed, üç yılını on altı bin akçeye tutmuştur (BS. 23/225). Bu gölün şimdi mevcut olup olmadığını bilmiyorum. BK, IV/369
YENİYER MEZARLIĞI Bursa’da bu isimde iki kabristan vardır. Birisi Namaz-gâh’tan Işıklar’a giden yolun sağ tara-fındadır. Diğeri de, Çatal Fırın’ın aşağısında, “Arabayatağı” denilen Hoca Hasan mezaristanının alt tarafında, “Mera Mezarlığı” denilen yerdir (OM. II/102). Namazgâh tarafındaki Yeniyer mezarlığı Tatar muhacirlerine verilmiş ve evler yapılmıştır. BK, IV/369
YERKAPI Bursa kalesinin kapılarından-dır. Şimal tarafındadır. Buna “Bâb-ı zemin” dahi derler. Bursa’da bu isimde bir de mahalle vardır. 1639 tarihine kadar diğer kapıların bekçisi olduğu hâlde bu kapının bekçisi olmadığı görüldüğünden üç akçe vazife ile kapıcı tayin edilmiştir (BS. 361/82, 226, 276). BK, IV/369
YEŞİL CAMİ
YEŞİL CAMİ İznik’tedir. Çandarlı Hayreddin Paşa bina eylemiştir. BK, IV/370
85 Yeşil Cami
YEŞİL CAMİ Çelebi Sultan Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Bursa’nın sanat ve ziynet itibariyle en yüksek bir âbidesidir. Bu caminin planını ve hesaplarını Ahi Bayezid oğlu Hacı İvaz Paşa yapmış ve bu inşaatta kendisi ile Abdullah oğlu Timurtaş adında diğer Bursalı bir mimar nezaret eylemişlerdir. Cami, düz bir kemerle sanatkârâne yapılmış iki kubbeden ibaret olup, yan taraflarında da, gelen misafirlerin barınmaları için zaviyeler inşa edilmiştir. Bu odaları, bazıları o vaktin hükûmet daireleri zannetmişlerse de, doğru değildir. Bursa Sicilleri bunları birkaç yerde zaviye olarak kaydetmektedir. Hükûmet dairesi olmadığına en birinci delil Orhan, Çekirge’deki I. Murad, Yıldırım Bayezid camilerinde de ve hatta Yeşil’den daha sonra yapılan II. Murad Camii’nde de aynı odaların mevcut bulunmalarıdır. Demek ki Bursa’da beş hükûmet dairesi olması lâzım gelir ki, bunun isabetsiz olduğuna en birinci delildir.
Caminin içerisi renk renk çinilerle süslenmiş ve kemerlerin istinad duvarıyla birleştiği mahalde dahi, çepeçevre bir çini kurdela ile kuşatılmıştı. Bunla-
rın üzerine ve pencerelerin üzerlerine ve çinilerin üst kısımlarına ayet-i kerimeler ve hadisler yazılmıştı. Caminin ikinci bir hususiyeti, o zamanın medeniyet ve sanat merkezi olan İran’da tahsil-i sanat eden Nakkaş Ali tarafından da caminin çini olmayan kısımları güzelce boyanmış olmasıdır. Mihrab etrafındaki yazılar, fukaranın doyurulmasına aittir. Caminin medhal kapısının üst tarafında da, yine kabartma çinilerle süslenmiş ocaklar, çinilerle kaplanmış odalar mevcuttur. Bunlar da, zaviye denilen misafirhane veyahut da kadınların namaz kılmalarına mahsus yerlerdi. Caminin cephesi, senelerce uğraşılarak ve o vakit Osmanlı hududu dâhilinde ve bilhassa Bursa’da çok bulunan gayet güzel mermerlerle süslenmiş ve ayrıca kapı ve pencerelerin etraflarını istalaktit ve istalagmit-lerle süslenmiş ve kûfî yazılarla bu süsler şereflendirilmiştir. Etrafındaki pencerelerin demirleri birer sanat eseridir. Demirlere, kakma olarak altından çiçekler ve süsler yapılmıştır. Hiçbirisinin, süve taşı dediğimiz çerçeveleriyle, üzerindeki şekiller aynı değil, hep ayrı ayrıdır. Pencerelerin etrafın-
86 1873 Viyana sergisi için Sultan Abdülaziz tarafından hazırlatılan Usul-i-Mimari-i Osmani adlı eserde Yeşil Cami ‘nin planı, Usul-i-Mimari-i Osmani / L'Architecture Ottomane, Montani Efendi, Bogos Şaşıyan Efendi, Maillard, İstanbul, 1873
87 Usul-i-Mimari-i Osmani adlı eserde Yeşil Cami’nin ön cephesinin çizimi
daki bu ıstalaktiler birer koleksiyondur. Çok tedkike değer. Caminin kubbelerinin, şimdi kireçle sıvalı kaideleri ve kubbelerinin üstleri yeşil renkteki çini (faience) ile kaplanmıştı. Kubbelerin üstlerinde bu çinili kiremitler büyük bir hesap neticesi, şimdiki Marsilya kiremiti dediğimiz şekilde idi. Şu kadar fark var ki, bunlar hem ufken ve hem de şâkûlen kavisli olarak ve her sırası başka bir hesaba bağlı olarak, kubbeye tamamen yapışmak üzere hesap edilip pişirilmiş ve sonra da üzerleri çinilenmiştir. Henüz kat’î olarak bilinemiyorsa da, Bursa’da Kiremitçi mahallesi denilen yerdeki hamam ve camiyi yaptıran Pîr Mehmed Çelebi tarafından bu kiremitlerin yapılması pek akla yakındır.
Çelebi Sultan Mehmed bu caminin inşaatında pek adilâne hareket ederek, mihrabını işleyen Tebrizli ustalara, çinilerini yapan Mecnun Mehmed’e, kapılarının tahta ve ceviz kanatlarını yapan Hacı Ahmed oğlu Tebrizli Ali’ye ve boya ve nakışlarını yapan Nakkaş İlyas oğlu Ali’ye, en nihayet de caminin mimarı olan Hacı İvaz Paşa’ya, isimlerini yazmalarına izin vermiştir. Kendi adı da yalnız kapının kitabesinde yazılıdır. Kitabesi birçok kimseler tarafından başka başka tercüme edilmiştir. Merhum Kütüphaneler müdürü Hasan Fehmi’nin tercümesi şöyledir: “Sanatkâr fıtratın masnuu olan bu kerim makam cennet-i naîm nüshalarından biridir. Biz onu dünya çiçekleriyle burada dokuduk, bütün dünyaya güzelliği ile mağrurane göründü. Şehirler onun uğrunda birbirine girdiler. Felek dönmeye başlayalı beri hiçbir şehir için bu kadar lutufkâr olmadı.”
Diğer bir tercümesi: “Rahman Rahim olan Allah’ın ism-i şerifiyle, ismet ve keremi umum mahlukatına ve fıtratta yaratıcı ve yaratmış ve kudret-i kâmilesi her an bâhir bulunan Allah’ın izniyle şu buk’a-yı cennet-i naîmden bir parça gibi, âlim ve aziz sıfat-ı celilesiyle ukba bahçelerinden bir bahçe gibi dünyada
cihanın küllîsine türlü türlü fayda ve fazilet ve bunun dünunda misli yüksek tepeler ve şehirlere envâ-ı eltâf-ı ilâhiyesi eflâk gibi devreder olmakla, hususen sultan-ı âzam ve hâkânü’l-ekrem, doğu ve batının, Acem ve Arabın sultanı, dünya ve dinin muhafız ve hâdimi, Sultan oğlu Sultan Mehmed bin Bayezid bin Murad bin Orhan ve hilâfeti ve mülkü karada ve denizde dahi emri geçen ve bu buk’anın her şeyden salim olarak tesisini ve rasânetini ve rükünlerinin şöhret ve kuvvetini emrederek itmamını ifa ile muvaffak oldu.”
Başvekâlet Arşivinde senelerce hizmet eden emeklilerden, kıymetli alimlerimizden Bay Haşim de: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın ism-i şerifi ile ve umuma şamil keremine sarılarak, sânî-i fıtratın eser-i sun’u ve kudret kuyumcusunun imâl-gerdesi bulunan bu ulu buk’a ki, cennet-i naîmden bir örnekti. Kâdir ve âlim olan Allah’ın kudret eliyle dokunmuş ahiret bahçelerinden bir bahçedir ki, hayat-ı dünyeviye çiçekleriyle bezenerek aktar-ı âleme karşı harman ve dünyanın şehir ve memleketleri onun karşısında rehn-i hüsrandır. Çarh-ı felek devre başladığından beri, ona benzer bir eser meydana koyamamıştır. Şark ve garbın sultanı, Acem ve Arabın hakanı, Allah’ın yardımıyla kuvvet bulan ve dünya ve dinin ilticagâhı ve
88 1855 depremi öncesindeki çinili haliyle Yeşil Cami, Jean Léon Gérome’un tablosu 1876
penâhı, padişah oğlu büyük padişah ve ulu hakan Orhan’ın oğlu Murad’ın oğlu Bayezid’in oğlu Mehmed Han’ın vakfıdır. Cenab-ı Hak ruy-i zemin-i hilâfette dâim ve sermedî etsin. Murad ve âmal denizinde gemisini emniyetle yürütsün. Bu eser-i âlînin tesis ve ihkamını, erkân ve zevayasının takviyesini emretmiş ve itmamı da 822 senesi Zilhiccesine tevafuk eylemiştir”.
Vakıflar Dergisi’nin ikinci sayısında Sayın Bay Halim Baki Kunter şöyle tercüme etmiştir: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlarım ve korunma O’nun âleme şamil olan keremiyle-dir. Fıtrat, sânîinin eser-i sanatı ve kudret kuyumcusunun eser-i kudreti yani bu ulu buk’a ki, cennet-i naîmin aziz ve âlim olan Allah’ın takdiriyle istinsah edilmiş nüshalarından bir nüsha, ahiret bahçelerinden dünya hayatını çiçekleriyle bezenmiş bir bahçedir; dört bucağına çalım satar. Büyük şehirler, bunun yanında kendilerini küçük görerek ardına sinerler. Dönen felek döndüğü müddetçe, devirler eşini vermedi. Orhan’ın oğlu Murad’ın oğlu Bayezid’in oğlu, en büyük sultan, en kudretli hakan, şarkın ve garbın padişahı, Arabın
89 Yeşil Cami’de bugün yerinde olmayan şadırvan
ve Acemin hakanı ve Rabbü’l-âleminin te’yidiyle müeyyed, dünya ve dinin yardımcısı, Sultan oğlu Sultan, Sultan Mehmed’in vakfıdır. 822 yılı Zilhiccesinde buk’anın tesis ve renklerini kuvvetlendirme ve sağlamlaştırma hususunda, istekler denizinde gemisini emniyetle yürüttü (gayesini kuvveden fiile çıkardı) ve itmamına muvaffak oldu” (VD. II/ 439).
Meâlen diğer bir tercümesi: “Rahman ve Rahim olan Zülcelal Hazretlerinin ism-i mukaddesinden istiâne ve O’nun bütün mahlukata şamil kerem ve lutfuna sarılarak, zîrdeki ifadelerime şurû ediyorum:
Kudret-i fâtıranın bir eser-i sanatı olan bu mübarek makam cennet bahçelerinden bir model veya dünya ziynetleriyle süslenmiş bir ahiret bahçesi ıtlakına sezadır. Nasıl olmasın ki, kainat kurulalı arzın hiçbir yerinde misli görülmemiştir. Onun tesisine, sabit, son derece muhkem bir surette inşasına, ancak müeyyed min indillâh bulunan doğu ve batının sultanı, Acem ve Arabın hakanı, dünya ve ahiret sıkıntılarının muradına yetişen Sultan Mehmed bin Bayezid bin Murad bin Orhan muvaffak olmuştur. Bu mübarek binanın inşaatı 822 senesinin Zilhiccesinde hitam bulmuştur.”
1419 senesi Birincikânun ayında inşaatı hitam bulan bu caminin, 1424 senesi Ağustosunda da içerisinin nakışları ve boyaları tamamlanmıştır. Çelebi Sultan Mehmed, 1421 senesi Mayıs ibtidalarında öldüğüne nazaran, çok özenip ve bezenip varını yoğunu sarf eylediği bu camide bir namaz bile kılmak nasip olmamıştır. Çünkü, ölümünden ancak üç sene sonra boyaları ve nakışları hitam bulmuştur. Aşağıda görüleceği üzere, Çelebi Sultan Mehmed burasını mescid olarak bina eylediğinden içerisine minber konulmamıştı. Sonradan minber konularak camiye tahvil edilmiştir. Dış cephesinde dahi çok mermer darlığı ve sıkıntısı çekildiği, inşaat tarzından anlaşılabilir.
Bu cebhedeki süsler de, padişahın ölümü dolayısıyla birçok yerlerde yarıda kalmıştır. Dikkat edilirse yazılar da yarım kalmıştır. İçerisindeki Nakkaş Ali’nin nakışları mahvedilmiş ve yine içerideki birçok çiniler söküldüğü ve haricen de üst kısmı çinileri kaldırılarak, sıvandığı ve kubbenin üstündeki çiniler kaldırılarak kurşun konduğu hâlde, bugün Türkiye hududları içerisinde -Çelebi Sultan Mehmed’in dediği gibi- emsali hiçbir tarafta bulunamaz. Bu kıymetli ve bazı yerlerindeki yaldızlı ve kabartmalı çiniler hiçbir şehirde yoktur. Bursa, bu camiyi göğsünde taşımakla ne kadar iftihar eylese ve gurur duysa yeridir. Pencerelerinden giren aydınlığın, çinilere akseden ziyası ve caminin ortasındaki şadırvanın şarıl şarıl akışı en sıkıntılı, gamlı kimselerin bile gönüllerini ferahlandır-maktadır. Asabı bozulup, bir şeye fena hâlde sıkılan Bursalıların bu camiye gidip biraz oturmalarını tavsiyeyi bir borç bilirim. Buraya gidenlerin gönüllerinin, kalblerinin -birbirlerine uydurulan ahenkli renkler ve süslerden dolayı- ferahlanacağına hiç şüphe yoktur. Caminin her bir işi Türk elinden çıkmıştır. Mihrabını ve tahta kısımlarını Tebrizli ustalar yapmışlardır. Fakat Tebriz’in Azerbeycan’ın merkezi olduğu unutulmamalıdır ki, burada Azerî Türkleri meskundur. Demek oluyor ki, Türk zekâsı, Türk kudreti, Türk eliyle yapılmış ve Türk ruhuna tamamıyla uygun bulunmuştur. Sicillerdeki kayıtlara gelince:
1573 senesi Martının ibtidalarında, bu caminin içerisini ağardılması/ badana edilmesi, önündeki saçakları ve kubbelerinin bazı yerleri ve sakfının kurşunu ve medresenin sıvalarının tamir edilmesi için 60.000 akçe harcanmıştır (BS. 116/112).
1617 senesi İkinciteşrininde, “caminin içerisindeki şadırvanın ayağı olan Akçağlan suyu cami avlusundan dışarı çıktıktan sonra eski bir (....) tasa uğrayıp, ol tasın üç deliği olup, iki delik Çele-
90 Yeşil Cami’nin mihrab ve minberi, 1894
bi’nin anası Devlet Hatun’un gömülü olduğu aşağı şehir ucunda olan Ak Tür-be’ye akıp, bir deliği dahi yine bu camiden aşağı Turşucu Medresesi’ne ve oradan şehrin aşağı ucuna doğru akmakta” olan su yolları tamir edilmiştir. (BS. 231/8).
1632 İkinciteşrin 12. günü yazılan bir sicil kaydına göre; cami kubbelerinin kurşunları çürümüş, rüzgârın şiddetli esmesiyle dökülmüş, altında olan tahta direkleri çürümüş, yağmurlu günlerde damlanın suyu boş yerlerden sızarak câbecâ caminin nakışlı sıvaları ve çinileri dökülmüş ve camları çatlamış ve kubbeleri arasındaki büyük kemerin dahi bazı yerleri çatlamıştır. Caminin doğu tarafındaki pencerenin mısraı (pencerenin kanadından biri) çürümüş ve minaresinin alemi altında olan kurşunları dökülmüş, altında olan tahta ve direkleri çürümüş ve şerefesi tamire muhtaç olunmuştur. Mütevellisi Mustafa Ağa, tehir olunursa cami yıkılıp çok zarar göreceğinden ve derhal
tamire başlanması için mahkemeye müracaat eylemiş ve mahkemeden dahi Zeynelâbidin oğlu Mevlânâ Ahmed ve hassa mimarlarından Veli oğlu Üstad Mehmed ve bu vakfın, beratla meremmetçisi olan Neccar Hasan ve daha birçok vukuf sahibi kimseler gidip, cami ve türbe ve medresenin teferruatıyla beraber, 162.800 akçe ile tamiri mümkün olduğunu söylediklerinden tamirine izin verilmiştir (BS. 236/78).
1635’te caminin kubbesinin kurşunları şiddetli lodostan harap olduğundan, tamiri emredilmiştir (BS. 252/ 61).
1645 senesi Nisanında caminin su yolları, etrafındaki avlu duvarları, doğu tarafındaki tabhane kapısının yenilenmesi ve sakfı ve kıble tabhanesi önünde olan sofanın tamiri, batı tarafındaki tabhane kapısının sakfı ve taş merdiveni ve bunun önündeki su mecrası ve caminin 200 adet camı, cami kubbesinin kurşunu, Yeşil Çeşmesi’nin önündeki kaldırımla çeşmenin tamirleri yapılmıştır (BS. 265/72).
1671 senesi Eylülünde caminin kurşunları ve harem duvarları tamir edilmiştir (BS. 295/116).
1684 Şubatında, caminin orta kubbesi ve mihrab kubbesi ve iki tabhane kubbelerinin üzerlerine bast olunan 1.039 tahta kurşunun her biri on sekiz vukıyyeden 18.402 vukıyye kurşunun kâline ve kubbelere döşenmesine, diğer masraflarla beraber 120.773 akçe sarf edildi (BS. 325/32).
1741 yılında caminin kurşunları tamir edildi (BS. 338/37).
1743 senesi İkincikânun ortalarında caminin doğu tarafındaki nakışlı büyük bir cam astarıyla 10.000 akçe ve caminin batı tarafındaki tabhane kapısı üzerindeki sakfın tamiri yapılmıştır (BS. 338/69).
1763’te caminin tamiri iki sene evvel İstanbul’a bildirildiği hâlde cevap gelmediğinden, mihrab önünde yağmurlu havalarda namaz kılmak mümkün
olmayıp, bir müddet daha durulursa kış zuhurunda yıkılması ve birçok masrafı mucib olacağını Bursa kadısı şiddetli bir lisanla îlâm etmekle, kemâl-i metanetle ve istihkamla bina olunmasına ferman gelebilmiştir (BS. 336/114).
1768’de caminin, medrese ve türbenin ve annesinin türbesi üzerindeki kurşunlar, lodosun şiddetli esmesinden bozulmuş ve kubbelerin üstleri açılmış olduğundan, kurşunların her tahtası evvelkinden noksan olmamak ve hile yapılmamak ve konmadan evvel tartıldıktan sonra yerlerine konmak üzere tamirine emir gelmiştir (BS. 331/ 94).
1775’te kurşunları, hassa mimar kaimmakamı Seyyid Ali Ağa tarafından tamir edilmiştir. Caminin büyük ve küçük kubbelerinin fena bulunan nakışlı sıvalarının tecdidi kireç ve keten ve elvan boya ile nakkaşiye masrafının ve camiye akan Akçağlan suyunun yollarının ve cebhe kapısının saçaklarının tamirleri yapılmıştır (BS. 331/ 125). Tabhane kubbesi üzerine yeniden kurşun konduğu gibi, iki kapısının da tecdidi yapılmıştır.
1776’da caminin kapısı, camları ve nakışları, türbenin kubbesiyle beraber 499.012 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 1190/10).
1818’de kurşunları, 1844’te yine kurşunları 2.044 kuruşa tamir edilmiştir.
1846’da caminin kurşunları 540 kuruşa tamir edilmiştir (BS. 313/93).
Bazı tarih vesikalarına gelince:
Yazdığı eserlerde daima Türk düşmanlığı sezilen Baron Hammer, yazdığı tarihin ikinci cildinin 146. sayfasında bu cami hakkında: “Yeşil İmaret diye şöhret tutan bu mabed gerek inşaatında istimal olunan muhtelif mermerlerin nedreti, gerek onu tezyin eden oymaların zerafeti itibariyle Bursa’nın başlıca güzelliklerinden biridir. Sultan Mehmed Camii’nin sütunlarla müzeyyen avlusu yoktur. Epeyce yükseklikte beyaz mer-
merden, basit bir taban üzerine inşa edilmiştir. Duvarları haricen garip bir manzara gösterir. Bu duvarların bütün cepheleri kırmızı, yeşil, mavi, kül rengi, sarı, siyah ve beyaz renkte murabbau’ş-şekl büyük mermer parçalarından mürekkep bir tuhaf mozayikle mesturdur. Pencereler ve tezyinatıyla binanın zirvesine kadar yükselen kapı, kırmızı mermerden çerçeveler içine takılmıştır. Bu mermerlerin üzerindeki yazılar o kadar sanatla hakkedilmiş ve o kadar iyi cilâlandırılmıştır ki, harfler hakkedilmiş değil dökülmüş gibi görünüyor. Fakat bilhassa şark sanat-ı mimariye ve oymacılığın bir bedia-yı hakikiyesi olan kapısı -üzerindeki tezyinatın zerafeti ve bunlarda zevk-i selim itibariyle- bir sanatkârın nazar-ı dikkatini celbetmeye layıktır. Nefasette, Sultan-ı Selçukî Alâ-eddin’in Sivas’ta inşa ettirmiş olduğu Kırmızı Medrese’yi geçebilmek için, -itmamına üç senede kırk bir duka- altını sarf eylemiştir.” 1640 senesinde Bur-sa’ya gelen Evliya Çelebi ise, kubbelerinin ve minaresinin yeşil çini ile mestur olduğunu söylüyor (Seyahatname, II/15).
Merhum mimar Kemal Bey’in bir makalesinde: “Yeşil Camii’nin seyr ve temaşasına hiçbir vakit doyulmaz. Mütalaa ve tedkikinde devam eyledikçe yeni yeni incelikler keşfolunan bu kıymetli abideden ayrılmak arzu olunduğu zaman, gözler daima geriye munatıf kalır.” (Bursa Salnamesi, 1324/186).
Mimari tarihi Profesörü Celâl Esad Bey de “Türk Sanatı” adlı eserinin 147. sayfasında şöyle diyor: “Bursa devri, 1325-1480 tarihine kadar Orhan zamanında yapılan binalarla başlayan bu devrin mimarisi, ancak Çelebi Sultan Mehmed zamanında bir seciye almaya başlar ve İstanbul’da bazı cami ve binaları da ihtiva ederek, İstanbul’daki Bayezid Camii’nin inşasına kadar devam eder.” “Çelebi Sultan Mehmed, Bur-sa’da yaptırdığı Yeşil Camii ile, Osmanlı mimarisinin esaslarını kurmuştur.” Mimari tarihinde bir dönüm noktası
teşkil eden Yeşil Camii mimarisi, iki kubbeyi birbirine “sepet kulpu” bir kemerle çok sanatlı bir surette bağlamış ve camiye, şimdi büsbütün denecek derecede kaybolan renkli camlarıyla çiçekli pencereler, güzel bir ziya vermiştir. BK, IV/370
91 Yeşil Cami ve Çevresi:
I. Yeşil Cami, II. Yeşil Türbe, III. İmaret, IV. Medrese, V. Köse Ali Medresesi, VI. Sıbyan Mektebi, VII. Hamam, VIII Sıbyan Mektebi (Gabriel’den)
YEŞİL İMARETİ Cami civarındadır. 1930 senelerinde evkaf tarafından satılmıştır. Bunun yerine yüksek bir bina yapılırsa türbenin kuzey tarafındaki manzarası bozulacağından, bina inşaası men’ edilmiş ve satın alan kimse de müşkil bir vaziyette kalmıştır. Bu imaretin işlemesi için Çelebi Sultan Mehmed birçok vakıflar bırakmıştır. Fakat vakfiyesine hiçbir yerde tesadüf edemedim.
1631’de mahsül az olduğundan, kesim tarikıyla araziye mutasarrıf olan kimseler, üzerlerine lâzım gelen toprak
92 Yeşil Cami, Yeşil Medrese ve Yeşil Türbe
mahsullerini vermemeye başladıklarından, hasıl olan mahsul ancak müste-cirinin cerayelerine kâfi gelmiş ve imaret kapanmak lâzım gelmekle kapanmıştır. Vakfın mütevellisi rikâb-ı hümayun kapıcıbaşılarından Gazanfer oğlu Osman Ağa başka yerden ödünç zahire bularak imareti açmak istediğinden, kadı tarafından 10.2.1631’de açılmasına izin verilmiştir (BS. 249/ 115).
1743 senesi 18 İkincikânun tarihli bir kayıtta, imarette bulunan kazan ocakları, kâriz, kaldırım, musluklar, odun ambarı, ekmek fırını, üst kattaki kilerin altındaki tuz, yağ, bal ve saire konan mevkilerin tamirleri ve yeniden pencere açılması ve bunlara 5 adet demir çerçeve konması, pirinç ambarı, imaret şeyhinin oturacağı sofa ve kalburhane sofası ve talebenin oturup yemek yedikleri yerdeki oturak tahtaları ve saire tamir edilmiştir (BS. 338/ 69).
1775 Haziranında ahşap sakfı 15.000 akçeye tamir edilmiştir.
1902 Ağustos nihayetlerinde Yeşil İmaret ambarı ki, -etrafı Emrî Efendi evi, Salih Efendi kahvesi, Mahyacı evi ve yol ile mahdud 239 zira’ murabba mahal imaret ambarı mahalli- çoktan beri yıkılmış ve arsa hâlinde kalmıştır.
Bursa’daki bilcümle selâtin imaretleri için Sultan Orhan imaretleri ambar ittihaz kılınıp, diğer imaretler ambarına lüzum kalmadığından ve bu arsaya bazı kimseler de müdahaleye kıyam eylediklerinden, mezkur olan bu yerin icareteyn suretiyle satılması evkaf nezaretinden bildirildiğinden icare-teyn ile başkasına furuhtu için irade-i seniyyesinin çıkarılması İstanbul’a arzedildi (BS. 292/94).
Caminin batı tarafında “Yeşil Misafirhanesi” adıyla ayrıca bir han vardı. Bu han veyahut misafirhane cami ve medrese arasında idi. Bu tesislerin idareleri için Sağrıcı Sungur mahallesinde, yani Pirinç Hanı’nın güneyindeki İpek Hanı’nı, Pirinç Hanı (Geyve Hanı) ve daha birçok yerler vakfedilmiştir. Vakıflarının 1818 senesi hasılatı 1.060 dönüm dut bahçesi ile beraber 265.970 akçe idi. BK, IV/380
YEŞİL MEDRESESİ On altı hücreden ve bir büyük dershaneden ibarettir. Çelebi Sultan Mehmed tarafından, caminin güneyinde bina olunmuştur. Buna “Sultaniye Medresesi” derlerdi. Bu medresenin şan ve şöhreti Buhara ve Türkistan’a kadar gitmiştir. Buralarda bir hocanın, kurularak azametle yürüdüğü görüldüğü zaman; “Ne o, Sultaniye Medresesi’ne müderris mi oldun?”“ diye lâtife ederlerdi ki, bu darb-ı mesel, İslâm âleminde Sultaniye Medrese-si’nin büyüklüğüne delalet eder. Birçok alimler ve şairler yetiştirmiştir.
Sicillerdeki kayıtlara bakılınca:
980/1573’te hücrelerinin bazı yerleri harap olduğundan tamir edilmiş ve sıvaları yenilenmiştir (BS. 116/102).
1617’de mütevelli kapıcıbaşılardan Kaya oğlu Hacı Nasuh tarafından dershane kubbesinin kurşunları tecdid edilmiştir (BS. 231/33).
1632 senesi Nisanında kubbelerinin kurşunları düşüp çürüyerek, bazısı dahi geceleri düşmekle sirkat olunarak harap olmuş olduğundan, hassa mimarlarından Veli oğlu Üstad Mehmed
ve sairleri tarafından, camiyle beraber 162.800 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 236/78).
1645’te dershanenin ve camlarının tamiri ve yeniden on altı havale camının her biri 220 akçeden on altı hücre meremmeti ve kiremit aktarması ve dershane kurşunlarının ve medrese duvarlarının tamirleri yapılmıştır (BS. 265/72).
1645 senesi Nisanında medrese avlusunun batı tarafındaki “Çanlı Dere” vadisinde Memi oğlu Receb, bir bahçe ihdas edip, vadiden 54x10 zira’ bir yer gasbedip, sel geldiği zaman suyu tazyik eylemekle vadinin kenarlarını yıkıp ve medreseye bitişik olan Babacan köprüsünü dahi yıktığından, medreseye zararı olduğu mimar Abdülgani oğlu İbrahim Bey tarafından keşfolunmasıyla, bahçenin ref’ine mahkemece karar verildi (BS. 265/71).
1684’te medrese dershanesinin kurşunları tamir edilmiştir (BS. 325/32).
1743’te medresenin tamiri ve batı tarafındaki büyük sokak kapısı üzerinde yeniden inşa olunan sakfı ve nakışlı tavanı ve kurşunlarının tamiri ve Na-mazgâh (Çanlı) Deresi’nin medreseye olan mazarratının men’ ve def’i için yeniden kireç ve horasanla bir duvar inşa olunarak, çayın medreseye yapacağı mazarrat men’ edilmiştir (BS. 338/69).
1762’de medrese ve camiye gelen su yollarıyla ve medrese kubbelerindeki kurşunlar tamir edildi (BS. 336/114).
1678’de kubbelerinin kurşunları lodosun şiddetinden kopmuş ve harap olmuş olduğundan tamir edildi (BS. 331/94).
1775 senesi Haziranının sekizinde medresenin on altı hücresinin ahşaptan olan sakıfları ve dershane üzerindeki kurşunları tamir edildi (BS. 331/ 125).
1818’de medresenin dershane kurşunları tamir edilmiştir. BK, IV/378
93 Yeşil Türbe
YEŞİL TÜRBESİ Mimari ve süslerinin sanatkârane yapılış tarzıyla Bursa’ya şeref ve ziynet vermektedir. İçerisinde Çelebi Sultan Mehmed yatmaktadır. Kapısındaki kitabede, 824/1421 senesi Mayısında inşa edildiği yazılıdır. Kapılarını Tebrizli Hacı Ali yapmıştır. Hacı İvaz Paşa’nın nezaretiyle yapılan türbe, hâvî olduğu tirşe rengindeki çinilerle “Yeşil Bursa” afakında bile kendisini “Yeşil Türbe” diye andırmıştır. Çele-bi’nin mezarı kıymetdâr çinilerden yapılmış olup, üzerinde muhteşem kitabeyi hâvîdir. Türbenin içerisi kıymet-dar çinilerle kaplıdır. Çelebi’den başka, kendisine nisbet edilen mahallesi, camisi, köprüleri bulunan kızı Selçuk Hatun da buraya gömülmüştür. Çelebi Sultan, Timur vakası üzerine dağılan devleti, Amasyalılara dayanarak ve anası cihetinden mensub olduğu Ger-miyanlılardan istifade ederek, uzun bir dâhilî kavgadan sonra Anadolu’da ve Rumeli’de millî birliği tesis eylemiş ve
94 Yeşil Türbe’nin kesiti ve planı (Gabriel’den)
Osmanlı hükûmetinin ikinci banisi ün-vanını hakkıyla kazanmıştır. Bursa’nın sanat eserlerinden olan Yeşil Camii’ni, İpek Hanı’nı, Yeşil Medresesi’ni, Kara-manoğlu’nun yaktığı Orhan Camii’ni yaptırmıştır. Türbede şu kabirler vardır:
Türbede Çelebi Sultan Mehmed: 1370-1421
Selçuk Sultan (Çelebi’nin kızı): Ölümü 26.10.1485
Hafsa Sultan
Ayşe Hatun
Dâye Hatun
Çelebi’nin oğlu Mustafa: 1428
Çelebi’nin oğlu Mahmud: 1428
Çelebi’nin oğlu Yusuf: 1428
Bursa Sicilleri’ndeki kayıtlara gelince:
1617’de tamir edildi (BS. 231/33).
1622’de türbenin kurşunları tamir edildi (BS. 236/78).
(Türbenin sakfında olan kurşunların bazısı zamanın geçmesiyle çürüyüp ve bazısı rüzgâr ile dökülüp ve altında olan direkler ve tahtalar dahi çürüyüp, yağmurlu havalarda inen yağmurun damlaları binaya tesir edip çinileri dökülüp ve üç kıt’a camı tamamıyla helâk olup, avlusu ve avlu kapısı ve sakfı ve iki tarafında olan tırabzonları bilkülliye çürüyüp, müceddeden tamire muhtaç olup, her biri seksen haneli üç adet camı ve sairesi 614.55 akçe ile tamir edilmiştir.)
1645’te tamir edildi (BS. 265/72).
1671’de tamir edildi ve on dört cam dahi ayrıca bin beş yüz akçe ile tamir edildi (BS. 330/13).
1680’de türbe tamir edildi (BS. 325/ 32).
1741’de türbe tamir edildi (BS. 338/ 37).
1762’de türbe tamir edildi (BS. 336/ 114).
1765’te türbe tamir edildi (BS. 331/ 94).
1775’te türbenin kurşunları hassa mimar kaimmakamı Seyyid Ali Ağa tarafından tamir edildi (BS. 331/125).
1776’da türbe tamir edildi (BS. 1190/ 10).
1818’de türbe tamir edildi. BK, IV/ 379
YILANCI EFENDİ Konyalı Hacı Hafız Ömer Hulusi Efendi’nin şöhretidir. Bk. Ömer Hulusi Efendi (Hacı Hafız). BK, IV/347
YILANLI TÜRBE Pınarbaşı’nda Mevlevî-hane karşısındadır. Bu türbede Bursa kadısı Koca Mahmud Efendi ile oğlu Salih Efendi medfundur. Bu türbeye “Geylanî Türbesi” dahi derler. 1625 tarihli (BS. 239/108) bir kayıtta, meşhur Hoca Sadeddin Efendi’nin babası Hasan Can Efendi’nin burada gömülü olduğu yazılıdır. Halbuki birçok kayıtlarda da onun Çelebi Sultan Mehmed’in Yeşil Türbe civarında gömülü olduğu
yazılmaktadır (BS. 220/68, 190/47, 220/68, 253/80, 249/84). BK, IV/382
YILDIRIM CAMİİ
YILDIRIM CAMİİ Yıldırım Bayezid’in Edirne’de bir cami ve bir imaret, Balıkesir’de bir cami ve bir medrese, Karaferye’de bir cami ve Dimetoka’da bir cami, Kütahya’daki Ulucami ve sair fetholunan yerlerde birçok cami ve imaret, Mihaliç’te de bir cami ve bir de hamamı vardır. Bursa’da birisi Ulucami ve diğeri de Yıldırım adıyla iki cami ve iki medrese ve bir darüşşifa ve bir imaret ve Ebu İshak alemdarlarına da bir büyük zaviye bina eylemiştir. Alaşehir’de dahi cami ve imareti vardır.
Bursa’daki Yıldırım Camii’ne gelince; şehrin doğu şimalinde küçük bir tepenin üstündedir. Kârgir ve iki minareli -Bursa mimarî tarzında- bir binadır. Caminin kitabesi yoktur. Bu caminin minareleri ve kurşunları her lodosta mütemadiyen harab olmuş ve mütevellileri ve Vakıflar Dairesi tarafından da mütemadiyen tamir edilmiştir. Bursa Sicilleri’ne göre:
1575’te esaslı bir tamir görmüştür (BS. 126/210).
1618’de kubbesinin kurşunları tamir edilmiştir (BS. 231/80).
1634’te kubbesinin kurşunları tamir edilmiştir (BS. 252/104).
1637’de minaresinin şerefe kapısından yukarısı yıkıldığından tuğla, kiremit ve kireç, kum ile tamir edilerek külâhına kurşun kaplanmıştır.
1640’da kubbesinin kurşunları tamir edilmiştir (BS. 361/110).
1649’da cami tamir edilmiştir (BS. 275/34).
1669’da cami tamir edilmiştir (BS. 301/25).
1671’de cami tamir edilmiştir (BS. 295/86).
1717’de camiye bir imam kâfi gelmediğinden ikinci bir imamlık daha ihdas edildi (BS. 300/160).
1780 senesi İkinciteşrin ayının ibti-dalarında Bursa’ya düşen yıldırımlardan birisi bu caminin minaresine
95 Yıldırım Camii
isabet ederek, kökünden yıkmış ve üç kemer ayaklarını harab eylediğinden tamir ve tecdid edildi (BS. 1199/61).
Minaresi de yeniden yapıldı.
1836’da cami, 1846’da kurşunları tamir edilmiştir (BS. 313/93).
1847’de şiddetli rüzgârdan kurşunları harap olmakla, 2.759,5 kuruşla tamir edilmiştir (BS. 313/83).
1849’da kurşun örtüleri harab olduğundan, 13.822 kuruşla tamir edilmiştir.
1932 senesi Nisanının 25. Pazartesi gecesi birbuçukta şiddetli bir lodos
96 Yıldırım
Camii’nin içi
fırtınası Bursa’nın bütün evlerini sallıyor ve kiremitleri yerlere atıyordu. Bu esnada Yıldırım’ın güney tarafındaki minaresi şerefesi yukarısı yıkılmış ve tekrar yapılmıştır. Bu cami tıpkı Orhan, I. Murad camileri tarzındadır. Yan taraflarında zaviyeleri vardır. Bu zaviye olan odalarda ocaklar da vardır. BK, IV/382
YILDIRIM DARÜŞŞİFASI Bunun hakkında şu sicillerden biraz malûmat edinilebilir. Bugün harap bir hâldedir.
1590’da buraya gelen su yollarını bazı kimselerin evlerine uğratmaları ile darüşşifaya su gelmediğini, Reisü’l-etıbbâ Sunullah Efendi şikâyet eylediğinden, hâdis olan küplerin kaldırılmasına mahkemece karar verildi (BS. 178/ 73).
1630’da yevmî on beş akçe ile ikinci tabib olan Mehmed Efendi başka tarike sülük etmekle, yerine hâzık tabib-lerden, tıbbiye medresesinde 8 akçe yevmiye ile müstaid olan diğer Mehmed Efendi tayin edilmiştir (BS. 324/ 1).
1649’da Yıldırım Timarhanesi tamir edilmiştir (BS. 275/34).
1662’de darüşşifanın kadrosu şöyle idi: Bir başhekim, bir ikinci hekim, birer kâtip, vekilharç ve kilerci, üç kay-yum, iki aşçı, iki cerrah, bir kehhal, bir
97 Yıldırım Camii minaresi mühürdar, bir gassal, bir bevvab, bir
yıkık haliyle çamaşırcı, bir pazara gidenden (mü-
bayaa memuru) ve cem’an 19 kişiden ibaretti (BS. 348/36).
1671’de 22 oda tamir edilmiştir (BS. 295/86).
1755’de darüşşifadaki hekimbaşının oturacağı yerin kireç ve horasan ve tuğla ile tamiri için ve 24 hücrenin tamiri, kiremitlerin aktarılması, yeniden bir ambar ve bir büyük dolap inşası, darüşşifa şadırvanına akan suyun mecrası Musa Baba mevkiindeki Han-çerli Sultan Medresesi’ne yakın bulunan kumlukta harap olduğundan, yeniden 1.540 künk alınarak tamir edilmiş ve 12.200 akçe harcanmıştır (BS. 301/25).
Şimdi bu darüşşifa harabe hâlinde-dir. Birkaç odası yıkılmamıştır. BK, IV/386
YILDIRIM İMARETİ Cami civarındadır. Bugün yerine mektep yapılmıştır.
1562’de 52.500 akçe ile ve cami ile birlikte tamir edilmiştir (BS. 95/241).
1575’te imaret tamir edilmiştir (BS. 126/210).
1640’ta imaretin fırını, mutfağının bazı mevzileri ve harem-i şerifindeki muslukların duvarı ve sakfı harap olduğundan tamir edilmiştir (BS. 361/ 110).
1671’de aşhane dahi denilen imaretin iki kubbesine seksen zira’ murabba kiremidi tamir edilmiştir (BS. 295/86). BK, IV/384
YILDIRIM MEDRESESİ Yirmi hücresi ve bir büyük dershanesi vardır. Medreselere yevmî elli akçe vazife ile on beş hücre akçesi verilip, yılda Bursa müdüyle elli müd buğday ve otuz müd arpa ve kapıcı ve muîd vazifelerinden başka, yirmi hücrenin her birine vazife tayin ve şart edilmiş olduğundan, muntazaman verilmesi 1615 senesi İkinci-kânun ayında emredilmiştir (BS. 222/ 72).
1618 Martında medresenin bazı ak-samı tamir edilmiştir (BS. 231/80).
1640’ta medresenin kuzeyinde vaki taş duvarın tamiri ve medresenin noksan kiremitlerinin tamamlanması ve tamiri yapılmıştır (BS. 361/110).
1649’da medrese ve dershanesi tamir edildi (BS. 275/34).
1671 Haziranında medresenin kurşunları tamir edildi (BS. 295/86).
1849’da kiremit örtülü on dokuz hücre ve bir dershaneyi hâvî kârgir medrese, 10.115 kuruşla tamir edildi (BS. 304/15).
Son asırlarda bu medresenin müderrisine “reisü’l-müderrisin” denilirdi. Bursa’nın meşhur alimlerinden Mustafa Rıza Efendi, 1893’te bu medreseye müderris olmuş ve evvelce bulunduğu medreseler gibi bu medreseyi de esasından tamir ve termim eylemiştir. BK, IV/383
YILDIRIM MESCİDİ Yıldırım Camii civarında, Yıldırım tarafından bina edilmiş-
tir. 1640’ta bu mescid tamir edilmiştir (BS. 361/110). Şimdi bu mescid yoktur. BK, IV/387
YILDIRIM SUYU
YILDIRIM SUYU Yıldırım Bayezid, Uludağ eteklerinden çıkan Akçağlan denilen suyu, birçok masraflar yaparak Bursa’ya getirmiş ve cami, imaret, medrese, hastahanesine ve oradaki hamamına akıtmıştır. Bu mevki zeminden yüksek olduğundan, buraya suyu teraziler, kemerler ile getirmiştir.
1619 senesi Birinciteşrininde suyun mecrası olan sedde vaki dört kulenin evvelki kulesi sedle beraber yıkılıp, yeniden binaya ve mecrasının bozulan yerlerinin tamir olunmasına şiddetle ihtiyaç olduğundan, mahkemeden keşfi için Mehmed oğlu Mevlânâ Seyyid Mehmed Efendi ve mimarlardan Süleyman oğlu üstad Bekir ve birçok bî-garaz ehl-i vukuf kimseler gidip keş-
98 Yıldırım Camii ve önünde harap haliyle medrese ve türbe
99 Yıldırım Bayezid’in kabri
fetmişlerdir. Dört köşe kulenin, bennâ zira’ıyla kameti dokuz zira’ yeri yıkılıp, külliyen mümhezim olup, seddin dahi on zira’ yeri yıkılmış olduğundan, kulenin 5.760 ve seddin on zira’ yerine lâzım olan “elli künk, on vukiyye bezir yağı, yüz elli vukıyye lökün ve elli kıt’a sicim ve on vukıyye keten ve üstadiye ve ırgadiyesine ve sair levazımına” 8.000 akçe lâzım olduğu haber verilmiştir (BS. 187/158).
1637’de Birinciteşrin ayında su yolları tamir edildi (BS. 256/40).
1663’te Yıldırım civarındaki Hacı Seyfeddin mahallesindeki Akçağlan Suyu akan “Kızık çeşmesi” ile Mücellidî mahallesindeki “Akçeşme” tamir edildi (BS. 1073/14).
1668’de su yolunun yeni kemerle cami şadırvanına gelince mecrasına büyük 1.080 yeni künk lâzım olup, her biri masrafıyla otuz akçeden 32.500 akçe ve şadırvandan imarete ve camiden medrese şadırvanına varınca 320 küçük yeni künk lâzım olup, beheri sekiz akçeden 2.560 ki, cem’an 35.060 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 30125).
1669’da su yolları tekrar tamir edildi (BS. 301/25).
1671’de sed üzerine yeniden har-peşteli beş yüz adet künk lâzım olup, her bir künkün cümle levazımıyla kırk
akçeden yirmi bin akçe ile tamiri yapılmıştır (BS. 225/86). BK, IV/385
YILDIRIM TABHANESİ Tabhane; kış evi, kış odası ve hastahane demektir. Yıldırım Camii’ne muttasıl ve mülasık tabhaneler üzerindeki pûşide olan (örtülen) kurşun tahtalarının ekserisi köhne olup, bu sene de lodos rüzgârları şiddetle esmekle, kurşun tahtaları eskimekle cami, sofa ve tabhane üzerleri açılmakla, 101.800 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 252/57).
Orhan, Hudâvendigâr, Yıldırım, Yeşil camilerinin namaz kılınan yerlerinden başka, caminin içerisinde sağ ve sol taraflarında müteaddid odalar vardır. Bunlardan bazılarının cami içerisine kapıları vardır. Bazılarının da cami tarafı açıktır. Bunların açık olanlarına “suffa” ve kapalı olanlarına da tabhane ve zaviye derlerdi. Bu camilerin civarlarındaki zaviyeler işte bunlardır. Sicilin bu kaydında bu mesele aydınlanmıştır. Bazı kimseler bu odaların hükû-met dairesi olduğunu zan ve tahmin etmektedirler ki, bu kayıt bu zan ve tahminlerin indî ve yanlış ve hiçbir esasa dayanmadığını gösterir. Orhan Gazi’nin vakfiyesi göz önüne getirilirse, bu zaviyelere gelen misafirler üç gün burada yatıp kalabilirler ve imaretten pişen yemekleri de yerler. Üç gün sonra -bunlara vakfın bu şartı söylenilir-giderse mesele yoktur, gitmezse kolundan tutup kapı dışarı edilmez. Ona orada muvakkat bir hizmet ve bir iş gösterilir ve yaptırılırdı. Bu işi idare eden, bu odalara nezaret eden kimseye zaviyenin şeyhi derlerdi ki, “odabaşı” makamında idi. Yoksa, tekkelerdeki şeyhler gibi değildi. BK, IV/385
YILDIRIM TÜRBESİ Bu türbeyi Yıldırım Bayezid’in büyük oğlu Süleyman Çelebi, 809 hicrî senesi Rebiulahirinde ve 1406 senesi Eylülünde Hüseyin oğlu Ali’ye yaptırmıştır. Kitabenin yazısı aynen şöyledir: “Hâzihi ravzatü sulta-ni’s-saîd el-merhum el-mağfur Bayezid
Han bin Murad Han. Benahâ es-sultanü’l-a’zam mevlâ mülüki’l-Arab ve’l-Acem Süleyman Han bin Bayezid Han halleda’llâhu / Mülkehü fi evveli şehri’l-Muharrem es-sene tis’a ve semâne mie.” Sol tarafında da, “kad vakaa’l-ferag min hâzihi’l-imareti’l-mübareketi alâ yedi’l-abdi’z-zaîf Ali ibn Huseyn gufira lehüma, Rebiulâhir tis’a ve semane mie.” Türbede beş sanduka vardır:
-
1. Yıldırım Bayezid Han: Vefatı 1402
-
2. Musa Çelebi: Vefatı 1413
-
3. İsa Çelebi: Vefatı 1410
Ve ayrıca iki kadın mezarı vardır. Bunlar ayak uçlarındadır. Bursa Sicille-ri’ndeki kayıtlara gelince:
1618’de türbe tamir edildi, önündeki tırabzonlar tecdid olundu (BS. 231/ 80).
1640’ta türbenin kurşunları tamir edildi (BS. 361/110).
1649’da türbenin kurşunları tamir edildi (BS. 275/34).
1780’de türbenin kurşunları tamir edildi (BS. 1199/61).
1846’da türbenin kurşunları tamir edildi. 1.540 kuruş sarf olundu (BS. 313/93).
Türbeye, 1175/1761’de mütevelli olan Abdurrahman iki şamdan koymuş ve şamdanların üzerine tarihini ve türbenin malı olduğunu yazdırmıştır. BK, IV/384
YILDIZ 1858 senesi Eylülünden beri görünmekte olan kuyruklu yıldız, 29 Eylülde sabaha karşı görünmeye başlamıştır. Bu hadise Bursa’da birçok dedikodulara sebep olmuştur. BK, IV/387
YİGİTBAŞI Her esnafın bir şeyhi, reisleri olduğu gibi, bir de yiğitbaşıları vardır. Bunların vazifeleri, sanat inceliklerini ve teknik cihetini idare etmektir. Esnaf şeyhi, o esnafın inzibatına baktığı gibi, yiğitbaşıları da ilmî cihetlerini idare ederdi. Şakirdler tekmil-i sanat ettikten sonra, bununla müşavere olmadan,
100 Yiğit
Köhne Camii
başka iş işlemesine izin verilmezdi (BS. 73/381). BK, IV/358
YİĞİT KÖHNE CAMİİ Bursa’da Yeniyol’da ve Bitpazarı civarındadır. Dörtyol ağ-zındadır. Kârgir ve minareli bir camidir. Caminin batı tarafında, “Hacı Ali bin Pirmengî” adında bir mezar vardır. 1449 tarihlidir. Hüviyeti tesbit edilemedi. Bir de Yiğit Cedid Camii vardır. Bu da bu zatındır. Bu isimde mahalleleri de vardır. BK, IV/358
YİĞİT LALA ÇİFTLİĞİ İnegöl’de bir köydür. Arazisi, elli müd tohum kaldırırdı. 1927’de bu köye yalnız “Yiğit” köyü denmekteydi. 46 evi ve 433 nüfusu vardı. BK, IV/358
YOĞURT HANI Bayezid Paşa vakfından olup, Atpazarı’na yakın bir yerde ve eski Gallepazarı’ndadır. Şimdi haraptır. BK, IV/388
YOĞURTLU BABA Yoğurtlu Baba “Doğlu Baba” denilen zat, Bursa’yı muhasara eden askerlere ayran dağıtırmış. Mezarı, Mevlûdî Süleyman Efendi civarında ve Kaplıca yolundadır. BK, IV/388
YOĞURTLU BABA ZAVİYESİ
YOĞURTLU BABA ZAVİYESİ Kaplıca yolundadır. Zaviyede birçok salih kim-
selerle evliyaların mezarları olup, vakıfları olmadığından bahisle içerisindeki altı hücrede sakin olan dervişlere Kaplıca İmareti’nden, sair fukaraya verildiği gibi, bunlara da eti ve ekmeği ile birer aş verilmesine 3.11.1570’te emir verilmiştir. 1572’de Defterdar Derviş Mehmed Efendi bu zaviyeyi yeniden inşa ettirmiş ve bir de cami yaptırmıştır. Buna “Şeyh İlâhî Zaviyesi” dahi derlerdi. Gökpınar’da bu isimde bir zaviye vardı ki, 1558’de Sultan Süleyman tamir ettirmiştir. Ayrıca bk. Ahmed İlâhî Zaviyesi. BK, IV/388
YÖRÜKLER Bursa civarında birçok yörükler vardı. Bunlar Haremeyn, Emir Sultan, Sultan evkafına ait yerlerde otururlardı. Hormeşe, Akçakoyunlu yörüklerinin oba kethüdalarından Gök Obası, Cafer Obası, Kınalı Obası, Karakocaları obaları vardı (BS. 1189). BK, IV/389
YÖRÜKOĞLU Davud Efendi mahallesinden Mehmed oğlu Bostan’ın şöhretidir. Eşkıyadan olup âşikâre şarap içtiği ve birçok kimselerden akçe ve esbab aldığı ve Kamberler mahallesinden Ha-san’ın evini basıp, karısı Hanım’ı cebren ve kahren çekip götürdüğü ve evvelce de hakkından gelinmek üzere iken bir yolunu bularak kurtulduğunu şahitler isbat etmekle ve Bursa âyânı dahi; “Bu defa ihmal olunup hakkından gelinmezse, Müslümanlara zararı vardır, hakkından gelinmesi lâzımdır”, dediklerinden idamına hüküm verildi. 24.5.1594’te sicile kaydolundu (BS. 327/46). BK, IV/389
YUND Lugat manası; hergele ile gezen terbiyesiz, yarı yabani kısraktır. Türkler ezelden beri hayvan terbiyesine meraklı olduklarından, öteden beri yundlar vardı. 1518 senesi Mayısında İnönü’deki hassa yundlar için Bur-sa’dan on nefer Türk oğlanına lüzum görüldüğünden, bu hizmete kabiliyetli olanlardan on nefer oğlan bulup,
yundlar ağasına gönderip teslim edilmesi emredilmiştir (BS. 28/180). BK, IV/388
YUNUS İznikli bir sipahidir. Gece ile evine hırsızlar girip, evinin içinde karısını ve cariyesini katl ve baldızını ve bazı adamlarını yaralamışlardır. O gece hırsızlar mahallenin diğer kapılarını dışarıdan bağlamışlar ve Mehmed ile Hacı Kara’yı katleylemişlerdir. Yu-nus’un evinden otuz bin akçelik esbabını ve erzakını da gâret eylemişlerdir. Bunu İznik ahâlisinden zannettiğini ve hırsızları, katilleri bulup tayin etmezlerse, kendilerinin yaptığını padişaha şikâyet eylemiştir. Bu işin meydana çıkarılması, 1517 senesi Temmuzunda fermanla emredilmiştir (BS. 28/101). BK, IV/388
YUNUS Mehmed’in oğludur. 1587’de otuz yedibuçuk vukiyye Kefe yağını, yasak iken, kapana götürmeden satarken tutulmuş, mahkemeye götürülmüştür (BS. 17/183). BK, IV/389
YUNUS BEY Yörük Paşa oğlu Hüseyin Yâtî’nın oğludur. Babası 1543’te ölmüştü. BK, IV/389
YUNUS ÇELEBİ Yörgüç Paşa’nın oğludur. 1505 senesi Martının üçünde, Bursa’da ölmüştür. Kimya, Sittî, Emine adında üç kızı ve karısı Musa kızı Hatice kalmıştır. Şehinşah Çelebi’den aylık ulûfe-ye mutasarrıftı (19/348). BK, IV/388
YUNUS ÇELEBİ Ulvan’ın oğludur. 1568’-de Demirtaş Hamamı’nı tutmuştur (BS. 110/24). BK, IV/389
YUNUS EFENDİ TÜRBESİ (İmam) Kara Abdurrezzak mahallesindedir, ahşaptır. Yanında bir de türbedar odası vardır. 1845’te 9.032,5 kuruşla tamir edilmiştir. Burası Niyazî Hazretlerinin işaretiyle kazılarak üç kabir bulunmuş ve birisine Yunus Emre, Taptuk Emre, Kara Abdurrezzak isimleri takılarak,
“Yunus Emre”nin Bursa’da adının ihyasına vesile olmak üzere birer de mezar taşı dikilmiştir ki, “İmam Yunus Efendi”, “Yunus Emre” denilmesine göre, uydurma ve esassız bir şey olduğu meydana çıkar. Aşağıdaki, tüccardan “Yunus Hoca Mescidi”nin burada olması ihtimali vardır. Çünkü kayıtlarda yeri söylenmemektedir. BK, IV/389
YUNUS HOCA MESCİDİ Avlusu, çatısı, suyu, beş adet hücreleri ve şadırvanı harap olduğundan, Bursa kadısı Muallimzâde Efendi’den 1586 senesi İkinciteşrin ayında alınan izinle 24.000 akçe sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 170/ 119). BK, IV/389
YUSUF Tayfur’un oğludur. Bursalı ve beytülmal yazıcısıdır. Evvelce Müslüman olup tekrar mürted olan “Beki” ve “Yorgi” adında iki Hıristiyanın Müslüman oldukları sabit olduğundan hapsedilmiş ve Yusuf bunlara; “Kadı ve kâhyası elimdedir, sizi ben kurtarırım”, diye rüşvet aldığı cihetle, Yusuf’un teşhiri için subaşıya izin verilmiş ve başkalarının böyle bir iş yapmaması için 18.6.1486 Cumartesi günü subaşı tarafından halka teşhir edilmiştir (BS. 5/115). BK, IV/391
YUSUF Abdullah’ın oğludur. 1491 senesinde Bursa’da inşa olunan Yeni Han (Koza Hanı)’ın masraflarını tutan kâtipti (BS. 7/423). BK, IV/391
YUSUF “Kapan Musası” denilen Musa’nın torunudur. Musa oğlu Hoca Mehmed’in de oğludur. 1495’te Bur-sa’da âyândandı. BK, IV/391
YUSUF Ramazan Baba Zaviyesi şeyhi Bursalı Ali’nin oğludur. Bu zaviyeye şeyh olmuş ve 1514’te ölmüştür. Yerine Mustafa Efendi şeyh olmuştur. BK, IV/391
YUSUF Yavuz’un çaşnigiri idi. Arab memleketleri fetholununca Yavuz Se-
lim bunu Bursa’ya muştucu göndermiş ve Bursa’dan kendisine 28.200 akçe müjde bahşişi toplanmıştır. Birinci-teşrin ayında odasından kumaşlar, akçeler, kadehler ve kuşakları çalınmış ve yapılan tahkikatta, eski asesbaşına hizmet eden diğer Yusuf’la yeni ases-başına hizmet eden Edirneli Mustafa ile beraber sandıklara anahtar uydurmak suretiyle çaldıkları anlaşılmış ve mahkemeye verilmişlerdir. Mustafa Edirne’ye kaçmıştı (BS. 27/242,243). BK, IV/391
YUSUF Kemal’in oğludur. Kanunî devrinde muhasibdi. Matematikten “Ceva-miu’l-Hisâb” adında mufassal bir eseri vardır. On beşinci asırda yaşamıştır. Bursalıdır (OM. III/309). BK, IV/391
YUSUF Mehmed’in oğludur. 1560’ta demircilik sanatında çok ihtisası olduğundan, demirciler esnafına şeyh intihab edilmiştir (BS. 81/216). BK, IV/392
YUSUF Mahmud’un oğludur. 1572 senesi İkinciteşrin ayında Ulucami’ye girerek, Kur’ân-ı Kerim’deki bazı âyetleri çizip sildiği görülmüş ve soranlara; “Kur’ân-ı Kerim’i gökten melekler indirdiği vakit şeytan da beraber inmiştir. Bunları şeytan ilâve etmiştir. Bu gibi sözlerin Kur’ân’da yeri yoktur. Hasan adındaki bir hocadan ders aldım. O da böyle söyledi” demiş ve bazı kimselerin de; “Aklı başında değildir” demeleri üzerine İstanbul’a gönderilmiştir (BS. 116/49). BK, IV/392
YUSUF Mir Ali’nin oğludur. Yerkapı civarında Halil’in bahçesinde dut ağacına çıkıp, bahçe sahibinin izni yokken dut toplamış ve ağaçtan düşerek 1.7.1573’te helâk olmuştur (BS. 115/ 179). BK, IV/392
YUSUF
YUSUF Pınarbaşı’ndandır. Kendisi eşkıyadan olup, taş gemisine ve Kıbrıs’a sürülmesi için defaatle evamir-i şerife
gelmişse de bir yolunu bularak savuşmuş ve hatununun dahi nâmahremden ictinabı olmayıp, evine yabancı adamları aldığı tahakkuk eylediğinden, haklarından gelinmesi divan-ı hümayuna arzedilmişse de, 1590 senesi Ağustosunda gelen bir emirde, sicilleri suretleriyle beraber yarar adamlara koşulup İstanbul’a gönderilmesi ve yollarda kaçmasına meydan verilmemesi emredilmiştir (BS. 178/143). BK, IV/392
YUSUF Bursa subaşısıdır. Dergâh-ı âlî çavuşlarından Pîrî’nin eşyalarını çalan ve hizmetkârlarını katleden İbrahim, Bursa zindanına atılmışken, zindandan çıkarmış, bazı eşya ve para ve bir kılıç alarak kaçırmış olduğundan hapsedilerek İstanbul’a gönderilmesi, 1612 senesi Nisanı sonlarında emredilmiştir (BS. 221/118). BK, IV/393
YUSUF Ali’nin oğludur. Hisar’da Alâed-din Bey mahallesindendir. Mehmed oğlu Saîd Ağa’nın oğlu, 19.7.1802’de evi yanarken eşyasını kurtarmaya çalışmış ve bu sırada Yusuf’un kendi evi yanmıştır. İbrahim Ağa, Yusuf’a 13 kuruş vererek gönlünü hoş etmiştir (BS. 281/15). BK, IV/395
YUSUF
YUSUF İstanbul’da dilenciler kethüdası idi. Dilencilerden Feyzî, Kör Ali, Hafız Halil adındaki kimseler kendi hâllerinde olmayıp, hükûmetin rızası hilâfına hareket eylediklerinden cümlesi Bur-sa’ya 3.1.1819’da nefy edilmişlerdir. BK, IV/395
YUSUF Arab’ın oğludur. Çoban Bey mahallesinde bir gece evinde katledilmiş ve karısı Hacı Mehmed kızı dahi yaralanmıştır. Tahkikat sonunda, bu işi yapanların Bursa sancakbeyi Halil’in kethüdası Ali’nin adamlarından Osman, çöplük subaşısı (temizlik işleri amiri) Osman ve bölükbaşısı Ases Hamza ve Arnavut Bâlî oldukları anlaşılmıştır (BS. 131/157). BK, IV/392
YUSUF (Boyacı) Abdullah’ın oğludur. 1514 senesi Ağustosu nihayetlerinde Şeker Hoca mahallesinde ölmüştür. Ulucami yanındaki boyacı dükkânında üç kazanı, on iki tokmak ve kalye taşı ile boyacılığa müteallık eşyaları kalmıştı (BS. 24/151). BK, IV/391
YUSUF (Boyacı) İbrahim’in oğludur. Bursa çorbacısı Mehmed Çavuş’u öldürmüş ve mahkemede suçunu inkâr eylemiştir. Birçok şahitler de, çorbacının başına vurduğunu ve Boyacı Boğuk Cafer’in de vurduğunu gördüklerine şehadet eylemişlerdir. 18.5.1669’da idam edilmiştir (BS. 301/26). BK, IV/394
YUSUF (Hoca) Hoca Ferec’in oğludur. Nakkaştı. BK, IV/393
YUSUF (Mevlânâ) Ahmed’in oğludur. 1460’ta Bursa ulemasındandı. Molla Yegân vakfiyesinde şahitti. BK, IV/390
YUSUF (Seyyid) Seyyid Resul’un oğludur. Bursalıdır. 1559’da Bursa’da ölmüştür. Oğlu Mehmed ve kızı Fatma kalmıştır (BS. 80/55). BK, IV/392
YUSUF (Şeyh) Şeyh Yahya’nın oğludur. Mevlânâ Alâeddin’in babasıdır. 1554’te Bursa’da şeyhti (BS. 77/379). BK, IV/392
YUSUF AĞA Bursalı Hacı Mehmed’in oğludur. 28.11.1657 senesinde Yerkapı mahallesinde katledilmiştir. Karıları Karagöz kızı Ümmügülsüm, Nuh Ali Efendi kızı Hanım Hatun ve oğulları Abdullah, Abdülkerim, Mustafa ve kızı Rabia ile 637.716 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 333/89). BK, IV/394
YUSUF AĞA (Hacı) Abdullah’ın oğlu Seyyid İbrahim Ağa’nın oğludur. “Keşkekzâde” demekle maruftur. Süle köyünde, 1763 senesi Eylülünde ölmüştür. Karısı İbrahim Ağa kızı Emetullah’tır. Şerife adında bir kızı
vardır. 338.237 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 397/63). BK, IV/394
YUSUF BÂLÎ Molla Yegân’ın oğludur. Babasından ve Hafızuddin Bezzazî’den tahsil etmiş, müderris olmuş ve Sultaniye müderrisi iken, 1495 senesinden biraz evvel ölmüştür. Babası yanına gömülmüştür. Âlim ve fazıl olup birkaç eser telîf eylemiştir (G. 254). BK, IV/ 393
YUSUF BÂLÎ Mustafa’nın oğludur. Mezar taşına göre katledilmiş ise de, kimin nesi olduğu tesbit edilememiştir. BK, IV/393
YUSUF BÂLÎ (Mevlânâ) Molla Fenarî’nin oğludur. Kardeşi Şah Mehmed’in yerine Sultan Medresesi müderrisi idi. 1442’de ölmüştür. Molla Yegân’dan sonra da Bursa kadısı olmuştu. Molla Fenarî Camii’ne gömülmüştür. Emsalsiz âlim ve fazıllardandı. Bir ilim ve fazilet deryası idi (G. 245). BK, IV/390
YUSUF BÂLÎ ÇELEBİ Selçuk Hatun’un oğludur (Selçuk Hatun’un 1483 tarihli vakfiyesinden). Bu vakfiye yapıldığı zaman Yusuf Bâlî Çelebi ölmüştü. Türbesi varsa da yeri meçhuldür (BS. 116/19). BK, IV/390
YUSUF BEY “Hanım Yusuf Bey” diye meşhurdur. Abdullah’ın oğludur. 1511’de ümeradandı (BS. 23/20). BK, IV/391
YUSUF BEY Abdullah’ın oğludur. 1704 senesi İkinciteşrin ayında Şehabeddin Paşa mahallesinde ölmüştür. Karısı Abdülkerim kızı Hatice, kızları Âlime, Ayşe kalmıştır. Muhallefatı arasında tıbba ve edebiyata ait birçok kitapları kalmıştır. 13.720 akçe muhallefatı çıkmıştır (BS. 1116/55). BK, IV/394
YUSUF ÇELEBİ Çelebi Sultan Mehmed’in oğludur. II. Murad bunun gözlerine mil çektirmiştir. 1428’de vebadan ölmüş
ve babasının yanına, Yeşil Türbe’ye gömülmüştür. O sırada birçok kimseler vebadan ölmüşlerdir (G. 45). BK, IV/ 390
YUSUF EFENDİ İlâhîzâdelerdendir. Şey-hulislâm Sunullah Efendi talebesidir. Müderrisliklerden sonra kadılığa heves etmiş, İzmit ve sair kadılıklarda bulunmuş, 1627’de ölmüş ve Yoğurtlu Baba Zaviyesi’ndeki akrabaları yanına gömülmüştür. Arabî ilimlerinde âlim, fazıl ve kibar ve nazik bir ilim mecmu-asıydı. BK, IV/393
YUSUF EFENDİ Bahir Mustafa Paşa’nın hazine kâtibi ve hâcegândandı. Divan-ı hümayun mansıblarından bir çoğunu devretmişse de, adilik ederek memuriyete tayin olunanlardan iane taleb eylemesi ve mazûl olduğu zaman uşak-sız gezmesi gibi hâlleri görüldüğü ve 1783’te sadrazama arzıhâl vermesi, rütbesinin ref’ini ve Bursa’ya bir miktar ulûfe ile sürülmesini mucib oldu. Bursa’da öldü (SO. IV/666). Bunun nefyi hakkındaki fermanda: “Hoca olduğu günden beri hükûmetin iyi ve kötü ihsanını görmüş ve hiçbir emek sarf etmediği hâlde küçük evkaf muhasebesinden azledildiği zaman bir atiyye de verilmişti. Kendinin tabiat edindiği rezilliğinden dolayı, maaşının azlığından ve hâlinden şikâyet ederek padişaha mektup gönderdiği ve böylece hiçbir emek sarf etmediği hâlde aldığı rütbe ve inayetin şükrünü bilmeyerek taciz eylediği görüldüğünden, hocalığı kaydı silinerek, Bursa ipek mizanı mukâta-asından takas şartıyla yevmî altmış sağ akçe tevcih olunmuş ve bir daha İstanbul’a gelmemek şartıyla Bursa’da ikameti” emredilmiştir (BS. 1198/43). Beş ay sonra, Ramazan hürmetine affo-lunmuştu (BS. 1198/36). BK, IV/394
YUSUF EFENDİ (Gümüşkürsü)
YUSUF EFENDİ (Gümüşkürsü) Bursalıdır. Mısır’da Buhayra’ya kadı olmuş ve sonra da Bursa’ya gelerek, 1641’de
ölmüştür. Emir Sultan’a gömülmüştür (G. 369). BK, IV/393
YUSUF EFENDİ (Hafız) Müderristi. 1620’de ölmüştür (G. 435). BK, IV/393
YUSUF PAŞA Fenarlılardan Şemseddin Bey oğlu Muhyiddin Bey’in oğludur. Anası Fahrunnisa Hatun’dur. 1616’da Aksaray sancakbeyi idi. Hatice Sultan, Hundî Sultan ve Hanzâde Sultan, evlâ-dındandı. Bursa’da İbrahim Paşa mahallesinde oturmakta idi. Mehmed Bey adında bir oğlu vardı. 1593’te kardeşi Derviş Paşa ile beraber gittiği Şehri-zor’dan Ataullah adındaki bir Hıristiyan İstanbul’a gelerek, parasını aldığını şikâyet eylemiş olduğundan, mahfuzen İstanbul’a sevki emredilmiş ve gönderilmişti (BS. 184/97, 204/94, 332/29). BK, IV/393
YUSUF PAŞA Tatar Koca’nın oğludur. Bursalıdır. 1736 senesi Temmuzunda Hudâvendigâr sancağından ücretle yüz mehar mekkârî develeri istenilmiş ve Bursa’nın âyân ve eşrafı bunu “sarban-başı” tayin eylemişler ve bu da kabul eylemiştir (BS 377/19). BK, IV/394
YUSUF SUBAŞI Bursa subaşılığına 1619’da tayin edilmiştir. Kendisi yayabaşılardandı. Bursa’da yeniçeri ve acemi oğlanı nam ve şeklinde gezen eşkıyanın tenkiline memur edilmiştir (BS. 233/126). BK, IV/393
YUŞA Demirtaş mahallesi imamı idi. Mustafa’nın oğludur. 1582’de mahalle halkı bunu ve karısı Fatma’yı mahkemeye getirerek; “Fatma daima nâmahrem olan kimselerle görüşür, yaklaşır, şer’a aykırı işlerde bulunur ve Yuşa dahi Fatma’yı muhafaza edemediğinden, her ikisinin de mahalleden çıkarılmasını” istemiş ve mesele mahkemece tahakkuk eylediğinden çıkmaları emir ve tenbih edilmiştir (BS. 140/53). BK, IV/395
YÜRÜYEN DEDE Adı malum olmayan bir kimsedir. Mekke’de rüyasında bir büyük cami görerek, havuzundan abdest almış ve hırkasını minbere çıkıp bırakmış ve uyanmıştır. Bu şekilde bir caminin nerede olduğunu soruşturmuş ve Bursa’da olduğunu anlayınca Bur-sa’ya gelerek, hırkasını rüyada koyduğu yerde bulmuştur. Camide ibadetle meşgul olarak, kıble tarafındaki pencerelerin birisinde hayatını geçirmiş ve öldüğü zaman Pınarbaşı’na gömülmüştür. Ertesi sabah cesedini camide bulmuşlar, ikinci defa yine götürüp Pınar-başı’na gömmüşler, tekrar gelmiş. Bunda bir hikmet var diye, cami duvarı dibine gömmüşlerdir. Her gece elli rekat namaz kıldığı ve kendisinin ma-zannadan olduğu ve on beşinci asrın ibtidalarında yaşadığı söylenmektedir. Birkaç sene evvel oradan kaldırılmıştır. Ve artık bir daha yürümemiştir (G. 225; SO. IV/652).
Eski Bursalılar yürümeyen çocukları, Cuma günü salâ vakti buraya getirirler, salarlar ve çocuğun yürümeye başladığına itikad ederlermiş. Üzerinde bulunan defne ağacından da sıtma tutanlar, üç yaprak alıp tütün gibi içerlermiş. BK, IV/390
YÜZLÜK Kefere sikkesiyle “riyal” tabir olunan akçe yüzer paraya geçtiğinden, Osmanlı memleketinde dahi padişahın sikkesiyle yüzlük çıkarılırsa işleri kolaylaştıracağı gibi, dışarıya hazineler irsalinde kolaylık olacağı ve yüzlük kesilmesinin masrafı az olduğundan, beyliğe de faydası olduğu zahir bulunduğundan, İstanbul darphanesinde “yüzlük sikkesi” ihtira ve kesilmesine başlanmıştır. Bunun yüzer paraya geçmesine çalışılması ve fiyatının düşürülmesine sebebiyet verilmemesi, 1789 senesi Eylülünde Bursa kadısına bildirilmiştir (BS. 308/24). BK, IV/395
Z
ZAĞANOS PAŞA Fatih Sultan Mehmed’in en çok sevdiği ve her sözüne itimad eylediği ve kendisine değer verdiği vezirlerden birisidir. Karısı Demirtaş oğlu Oruç Bey’in kızı Sittî Hatun, Bursalıdır. Oğlu Hamza Bey, Bursa’da tepede medfundur. Mezarına “Aydede” denilmektedir. Diğer oğulları da Bur-sa’da oturmakta idiler. BK,IV/396
ZAHİDE HATUN “Parmaksız Emir” diye şöhret bulan Emir Hüseyin’in kızıdır. 1561’de sağdı. Bursalıdır. BK, IV/396
ZAHİRE
ZAHİRE Sarayların zahireleri Bursa’dan alınırdı. Her sene tarhana, bulgur ve aş buğdayı, Koçhisar tuzu Bursa’dan tedarik ve satın alınarak saraya gönderilir, kilere teslim olunurdu. 1629 senesi Haziranında, her hafta bunların her birinden onar yük gönderilmesi emredildi (BS. 244/131).
1747 senesi İkincikânununda verilen bir emirde, “Bursa’ya eskiden buğday ve arpa civardaki kazalardan ve Eskişehir havalisinden, tüccarlar satın alıp getirmekteler iken, 1747 senesi kaht ve galâ istilâ etmekle Eskişehir’deki sancakbeyi faydalanmak için; bizim zahiremiz kazamıza ancak kifayet eder, diye hilâf-ı vaki bahane ile, alıcı ve satıcıyı alış verişten men’ eylediği Bursa kadısının gönderdiği îlâmdan anlaşılmakla, Eskişehir ve havalisindeki kazalarda olan ambar sahiblerinden, yerli ahâliye kifayet edecek miktardan fazla zahirelerinin satışına mâni’ olmaması” emredildi (BS. 384/61).
1787 Ağustosunda Rusya seferinde bulunan asker levazımatı için Bur-
sa’dan 1.500 İstanbul kilesi buğday ve 2.000 İstanbul kilesi arpa mübayaası ve buğdayın nakliye ile altmışar ve arpanın otuzar sağ akçeden icab eden bahaları, Mudanya iskelesine nakledilerek teslimi esnasında verileceği bildirilmiştir (BS. 1202/83).
1788’de “Rumeliden İstanbul’a gelecek zahirelerin ekserisi, din düşmanı üzerine memur asâkir-i İslâm’ın tayi-natları için müretteb olmaktan nâşî, bu günlerde İstanbul’da zahire hususunda sıkıntı görülmeğe başlamış olduğundan Anadolu’dan İstanbul’a zahire celbine ihtiyaç hasıl olmuştur. Marmara sahilindeki kazalarda mevcud zahireleri iskelelere indirerek, tevakkuf etmeksizin gemilere yükletilerek doğru İstanbul’a sevkine ferman çıkmıştır. Bursa taraflarından külliyetli zahire celbini padişah istediğinden, bu babda rehavet edenler ve zahireleri saklayanlar hakkında te’dîbat yapılacaktır. Zahireleri, diledikleri baha ile bey’ ettirileceği malumunuz oldukta, iskele ve kazalardaki mevcut ve toplanmış zahirelerin bi’l-ittifak meydana çıkarılması ve sahile indirilmesi ve
bir tanesinin başka yere gönderilmeyip İstanbul’a gönderilmesine dikkat edilmesi” bildirildi (BS. 319/72).
1788 senesi Birinciteşrin ayının altıncı günü verilen bir emirde, İstanbul lâzimesi için Mudanya iskelesine nakl olunmak üzere, her bir kaza halkı mübayaa hisselerini tamamen ve kâmi-len vermeye taahhüd eyledikleri buğday ve arpanın temiz ve âlâsından acele yerli yerinden toplayarak kâmilen Mudanya’ya nakil ve mübayaacı Hüseyin’e teslim ettirilmesi emredilmiştir (BS. 319/64).
1789 senesi Ağustosunda verilen emirde, “Yeni zahirenin İstanbul’a gelmemesi yüzünden, İstanbul’da zahireler ziyade azalmış olduğundan, tez elden üç beş gün zarfında etraftan kâfi miktarda zahire gelmezse, maazallah, sıkıntı ziyadeleşeceği âşikâr olduğundan Bursa kadısı ve mütesellimi ve sairesi Bursa kazası ve havali ve etrafında ne kadar buğday, un, pirinç ve sair hububat var ise ve kimlerin çiftliklerinde ve ambarlarında ve sair mevzilerde her ne miktar zahire bulunursa, sahiblerinin rızalarına bakmayıp, cümlesini acele semt ve münasib iskelelere indirerek ve İstanbul’da kapandaki rayiciyle ashabı satmak üzere, iskelelerde mevcut gemilere yükletip, İstanbul sıkıntısının def’ini mucib işlerin yapılması” emredildi (BS. 308/20).
1816 senesi Birinciteşrininde gelen bir fermanda, “Öteden beri Bursa’ya gelen her cins zahire, kapan hanına gelip pazarbaşı ve marifet-i şer’le bahası kat’ ve esnafa tevzi ve narhı dahi her birinin bahasına göre tanzim oluna-gelirken iki seneden beri muhtekir taifesi zahirelerin geldiği yerlerden gizlice alarak ve narhın hilâfına mübayaa ederek esnaf nizamını bozmuşlardır” denilmiş ve men’i bildirilmiştir (BS. 1272/1). BK, IV/396
ZÂİK MEHMED EFENDİ Mısrî Niyazî’nin halifelerinden Şeyh Sahfi’nin hafidi ve Mısrî şeyhlerinden Zeynüddin Hafız
Şeyh Mehmed Efendi’nin oğludur. 1793’te Bursa’da doğdu. Evvelâ babasından ve sonra da diğer ulemadan ders aldı. Babasının, Hicaz’da 1816’da ölmesi üzerine küçük kardeşi Ahmed Şemseddin Efendi ile birlikte şeyh oldular. Kardeşi ölünce münferiden şeyh oldu. İsteyenlere Arab ve Acem dillerinde ders verir, Kur’ân-ı Kerim tefsirlerini istinsah ederdi. Bursalı Eşref Paşa ile Bursa şeyhlerinden birçokları kendisinden ders almıştır. 1852’de hastalanarak Bursa’ya geldi ve Bur-sa’da vefat etti ve Mısrî Tekkesi’ne gömüldü. Hazırcevap, nükteli laf söyler, lâtifeci, rind-meşreb ve zarif bir zat idi. Birçok hicivleri vardır. Şair ve mahirdir. Müretteb divanı vardır (OM. II/178; SO. II/341; SATŞ. 2002). Bursalı Saatçı Dede’ye söylediği şu gazel mühimdir:
Heves-i aşk-ı yâr var dilde Sayd olunmaz şikâr var dilde Mest-i câm şarâb-ı aşk olalı Tâ-be-mahşer humar var dilde
Kızı Şerife Hanım da şairlerdendir. Bu kadın 1901’de ölmüştür. Mısırlı Zeyneb Kâmil Hanımefendi’nin kâtipliğinde bulunduğundan, “Kâtib Hanım” adıyla şöhret bulmuştur. Oğlu Hakkı Efendi de şairdir (BİT. 205). BK, IV/ 398
ZAMAN MEHMED Abdurrahman oğlu Abdullah’ın oğludur. 1739 senesi Haziranında Dâye Hatun mahallesinde katledilmiştir. Karısı, Abdullah kızı Zey-neb’dir (BS. 1152/12). BK, IV/401
ZAMANE ÇELEBİ Kasım’ın oğludur. 1658’de Bursa âyânındandı (BS. 333/ 130). BK, IV/401
ZAMBAK ALİ Abdal Mehmed mahallesine âbhaneler inşa ve 1563’te vakfey-lemiştir. BK, IV/399
ZAN Arslan adında bir Ermeninin oğludur. Bursalıdır. Karaağaç mahallesindeki Ermeni kilisesinin papazı Haçtor
1683 senesi Mayısında bunu mahkemeye ihzâr edip; “Bu gece kiliseyi açıp 90 dirhem dört haç ve 120 dirhem iki gümüş kadeh ve dört adet İncil ve bir pirinç buhurdanlık çalıp, başına siyah serbend sarıp geceleri kılıçla gezip ve eşkıyalarla şarap içip, şirret ve eşkıyalık yaparak fukaraya eziyet ve cefa” eylediğini yüzüne karşı söylemiş ve fesad ve kabahatine nihayet yoktur, diye haber verdiği sicile kaydolunmuştur (BS. 256/95). BK, IV/398
ZATÎ SÜLEYMAN EFENDİ Bursalıdır.
Keşan’a gidip orada Halvetî şeyhi oldu. 1723’te öldü. Divançesi vardır. Şiirleri mutasavvıfânedir. Bursalı İsmail Hakkı Efendi halifelerindendir (SO. II/342; KA. 2224). BK, IV/399
ZEHRA HANIM 1876 mebuslarından Bursa mebusu Ahmed Bahaeddin Efendi’nin kızıdır. Cizyedarzâde Rasih Efendi’nin ortanca oğlu Safvet Bey’le evlenmiş ve Bursa mebusu Memduh Bey’le Mustafa Bey dünyaya gelmiştir. Sâlihat-ı nisvandan asil ve necib bir kadındı. BK, IV/400
ZEKİ DEDE Bursa Mevlevîhanesi şeyhidir. Bursalıdır. Hattattır. Nesih yazıları pek çoktur. Osmangazi Türbesi’nin üstündeki kitabe bunun yazısıyladır. 1879’da ölmüştür. BK, IV/400
ZEKİ DEDE Bursalıdır. Mevlevîdir. İstanbul’da Mesnevîhan ve Üsküdar Mevlevî Tekkesi’ne şeyh olmuştu. 1882’de altmış beş yaşında ölmüştür. Şair ve Mev-levî ariflerindendir. Kâmil Paşa’nın kütüphanesi müdürü ve fetvahanenin meşk hocasıydı. Tâlik yazı yazmakta bir tane idi (HH. 249). BK, IV/400
ZELZELE
ZELZELE Bursa’da birçok zelzeleler olmuşsa da en meşhurları şunlardır:
1417’de Çelebi Sultan Mehmed zamanında büyük bir zelzele olmuştur. Bursa’da çok evler, hamamlar yıkılmış ve çok adam telef olmuştur (A. 94).
1674’te büyük bir zelzele olmuş ve 101 Zehra Hanım’ın oğlu çok yerler yıkılmıştır (BS. 316/121). Memduh Bey’in kabri
20 Nisan 1850 Cumartesi gecesi şiddetli hareket-i arzı Mihaliç’te de şiddetli olmuş, dört kişi enkaz altında kalmış, Karaoğlan köyünde harap olmadık üç ev kalmıştır. İnegöl köylerinde bazı zararlar olmuştur.
12 Şubat 1851’de gece saat dörtte Bursa’da şiddetli hareket-i arz olmuş ve sabaha kadar devam etmiştir.
1855 senesi Martının birinci Çarşamba günü ve hicrî 1271 senesi Cemaziyelahirinin on birinci günü saat dokuzda yer teprenmiş, Bursa’da büyük yapılardan hiçbirisi kalmamış, Ulucami, Yıldırım, Şehadet, Emir Sultan camileri, Uzunçarşı, hanlar, hamamlar ile Yeşil Camii ile, o güzel ve süslü türbe çatlamış ve şimdiki inhisarlar dairesinin olduğu yerde bir de yangın başlamış, Tuzpazarı’na kadar önüne gelen binaları kül etmiştir. Bursa bir viraneliğe dönmüştür. Üç aydan ziyade sürmüştür. Bu hareket-i arzda 84 cami ve birçok ev yıkılmış, Bursa şehri Taşak-sıçan su menbaları tarafından basılmıştır. Esasen hâl-i intihatta olan bu şehrin en son tarihî olayı bu zelzeledir.
1857 senesi 17 Eylül Perşembeyi Cumaya bağlayan gece saat dördü beş geçe İstanbul ve Bursa’da şiddetli bir zelzele olmuştur. Bir gûnâ sakatlık olmamıştır. Bu zelzelenin vukuundan birkaç dakika evvel Bursa’da bulunan bilcümle hayvanatı şiddetli bir korku ve telaş alarak titremeye başlamışlar ve yer altından şiddetli ve dehşet verici sesler işitilmiştir.
102 Zerde
Dede’nin kabri
1857 senesi Birincikânununun yirminci Pazar günü Napoli’deki şiddetli zelzele Bursa’da dahi görülmüş ise de, bir gûnâ mazarratı olmamıştır.
Merkezi Napoli olması muhtemel olan bu zelzele Napoli ahâlisine dehşet saldığından, halkın bir kısmı gemilere ve bazıları da kırlara kaçmışlarsa da, çok telefat olmuştur. Yalnız Napoli’de yirmi beş bin ölü vardı. İtalya’nın yirmi kadar kasabasında hissedilmiş ve mevcut evlerin pek çoğu yıkıldığından birçok kimseler enkaz altında kalmışlardır. Portekiz’de dahi tahribat yapmıştır. Bu hareketten dört gün sonra Vezüv yanardağı birden bire feverana başlamıştı.
1858 senesi Nisanının yirminci Salı günü Bursa’da şiddetli bir hareket olmuşsa da bir zararı dokunmamıştır.
1858 senesi Ağustosunun 18. Çarşamba günü saat dokuzda süreklice bir hareket olmuşsa da hafif geçmiştir.
1860 senesi Haziranının on birinden itibaren Bursa’da mütevaliyen zelzele olmaya başlamış ve bazıları pek şiddetli olmuşsa da ehemmiyetli bir zarar vermemiştir. BK, IV/400
ZEMZEM HATUN Bursa’nın en zenginlerinden Çıngıllıoğlu kölesi Hacı Hasan’ın
karısıdır. 1797’de kocası ölmüş ve pek çok miras kalmıştır. BK, IV/402
ZEMZEM HATUN (Hacı) Çalık Mustafa Ağa’nın kızıdır. Hafız Mehmed Efen-di’nin de karısıdır. 19.2.1694’te Şeker Hoca mahallesinde ölmüştür. Oğulları Hacı Ahmed Efendi, Hacı Salih Efendi ve kızı Fatma Hatun kalmıştır (BS. 368/22). BK, IV/401
ZENCİRÎ ALİ EFENDİ Halvetî şeyhlerin-dendir. 1545’te ölmüş ve Sa’dî Tekke-si’ndeki türbeye gömülmüştür. 1846’-da tekke, Şeyh Haydar Efendi tarafından yaptırılırken türbenin üzeri örtülmemiş ve sonra İstanbullu Veznedar Şeyh Cemil Efendi dergâhı kasr-ı yed suretiyle aldıktan sonra türbeyi ahşap olarak yaptırmıştır. Beline zencir kuşandığından bu ismi almıştır. BK, I/132
ZERBAF Bk. Kemha.
ZERDE DEDE Mazannadandır. Pınarba-şı’nda İzzeddin Camii mihrabı arkasında idi. Diğer bir rivayete göre de, bu yoldan biraz gidilerek yol üstündeki kabre de bu ad veriliyordu. Bu zatlara zerde nezr edip, muradları hasıl olursa zerde dökülmesi mutad idi. BK, IV/402
ZEVC-İ HÂMİS MEHMED EFENDİ Mente-şelidir. “Kadızâde” diye meşhurdur. Bursa’da müderrislik yapmış ve 1715 senesi Birinciteşrin ayında ölmüştür (G. 405). BK, IV/402
ZEYBEK Bir müddetten beri “Zeybek” tabir olunur bir rezil zümreye mahsus olan elbise ve külâhı, asker taifelerinin mümtazı olan sipahi zümresi dahi giyerek, beynlerinde fark kalmamakla, sipahilerin eskisi gibi kavuk üzerine sıvama destar sarınmak ve zâbıtân ve vücuhu çatal destar telebbüs etmek üzere, alaybeyi ve çeribaşı ve neferata tenbih buyurulmasını Anadolu eyaleti yoklamasına memur Mehmed Nail Efendi bildirmekle, mucibince divan-ı
hümayundan 10.7.1793’te emir verilmiştir (BAAD. 44553). BK, IV/402
ZEYNEB Kara Demirtaş oğlu Mahmud Bey’in kızıdır. 1510 senesi Haziranında ölmüş ve Kapamalı Mekteb’e gömülmüştür. Bu mektep şimdi Şerbetçi Davud Ağa’nın hanesidir. BK, IV/402
ZEYNEB Fenarlı Ahmed Paşa’nın kızıdır. 1526 (BS. 35/147). BK, IV/402
ZEYNEB HANIM Cizyedarzâde Hacı Süleyman Ağa’nın oğlu Hacı Hüseyin Ağa’nın karısıdır. Hayırsever bir kadındı. Oğlu Hacı Mahmud Efendi ile kızı Emetullah Hanım, 1782’den evvel ölmüşlerdi (BS. 1189/95). BK, IV/402
ZEYNEB HATUN İzniklidir. 1530’dan evvel, Turşucu mahallesindeki mual-limhane için birçok vakıflar yapmıştır. BK, IV/402
ZEYNEL Mudanyalıdır. Bk İdam. BK, IV/ 405
ZEYNELÂBİDİN Seyyid Şerefüddin’in oğludur. Umur Bey’in kızı Şâhî Ha-tun’un kocasıdır. 1467’de karısı ölmüştür (BS. 2/89). BK, IV/405
ZEYNELÂBİDİN (Hacı) Köseler mahallesinden Ebubekir’in oğludur. 1591’de kimsesi olmadığı hâlde ölmüştür. 13.827 akçelik muhallefatı kalmıştır (BS. 174/91). BK, IV/405
ZEYNELÂBİDİN AĞA Zeynelâbidin Ağa oğlu Abdurrahman Ağa’nın oğludur. Bursalıdır. 1752 senesi Şubatında Hacı Sevindik mahallesinde ölmüştür. Karısı, Mustafa kızı Rabia’dır. Abdurrahman, Abdullah adında iki oğlu ve 80.491 akçe muhallefatı kalmışıtr (BS. 388/61). BK, IV/406
ZEYNELÂBİDİN BEY Seyyid Abdurrahman Bey’in oğludur. Hudâvendigâr vakıfları mütevellisi iken, 1637’de öl-
müş ve oğlu Ahmed kalmıştır (BS. 256/56). BK, IV/406
ZEYNELÂBİDİN BEY Müderris Osman Paşa’nın oğludur. Yenişehir’de sakindi. Kapıcıbaşılardandı. 1796’da İstanbul’a çağrılmıştır. Kıdemi itibariyle mirâlem, mirahur, çavuşbaşı ve sadaret kethüdası olmuştur. 17.2.1821’de ölmüş ve Zeyrek’te babası yanına gömülmüştür (SO. II/434). BK, IV/406
ZEYNELÂBİDİN ÇELEBİ Ferah’ın oğludur. 1587’de Bursa’da müderristi (BS. 173/80). BK, IV/405
ZEYNELÂBİDİN ÇELEBİ EFENDİ Abdullah’ın oğludur. 1586’da Bursa’da müderristi (BS. 170/117). BK, IV/405
ZEYNELÂBİDİN EFENDİ Ebu İshak Zaviyesi şeyhi Nattâ’ Hüseyin oğlu Seyyid Mehmed’in oğludur. II. Bayezid zamanında sâdâta nazır ve İshak Paşa’ya damat oldu. 1494’te ölmüştür (SO. IV/559). BK, IV/405
ZEYNELÂBİDİN EFENDİ Bursalıdır. III. Murad’ın hocası Şeyhulislâm Sadeddin Efendi’den ders almış ve müderris olmuştur. Bursa, Edirne ve İstanbul’a kadı olmuş ve Anadolu kazaskerliğine terfi eylemiştir. 1616’da ölmüş ve Keskin Dede mezarlığına gömülmüştür. Âlim, fazıl ve zengindi. Davaları derhal neticelendirir, hükmünü verirdi. Çok temiz ve doğru bir zat idi. Adalet ve hakkaniyetten ayrılmamıştı. On sene kadar Yenişehir’de oturarak kadı ve müfettiş-i emval ve emval nâzırı olduğundan çok zengin olmuştu (SO. II/432; ŞN. II/383). BK, IV/405
ZEYNELÂBİDİN EFENDİ
ZEYNELÂBİDİN EFENDİ Bursa’da doğmuştur. Şeyhulislâm Abdülkadir Efendi ahfadından olduğundan, “Kadrîzâde” diye şöhret almıştır. Babası, Seyyid Abdullah Efendi’dir. Şeyhulislâm Zekeriya Efendi’den ders görmüş, İznik’te müderris; Atranos, Gemlik, Kite, Kay-
seri ve Maraş kadılıklarında bulunmuş, 1634 senesi Eylülünde ölmüştür. Abdal Musa mevkiindeki Kadri Efendi Mesci-di’nde medfundur. Çok temiz ve salâh ile meşhur, halim, selim, şefkatli, herkese lutfetmesini seven bir zat idi (G. 309). BK, IV/405
ZEYNELÂBİDİN EFENDİ Bursalı Şa’ravî Abdurrahim Efendi’nin oğludur. “Şa’-ravîzâde” diye meşhurdur. Müderris ve Mekke mollası olup, 1658 senesi Temmuzunda ölmüştür (SO. II/433). BK, IV/406
ZEYNELÂBİDİN EFENDİ İlâhîzâde Seyyid Mehmed Efendi’nin oğludur. Anası, Süleyman Efendi’nin kızıdır. Gelibolu’da doğmuş ve Bursa’da büyümüştür. İshak Efendi hocası Ahmed Efendi’den ders görmüş ve müderrisliklerde bulunmuştur. 1708’de ölmüş ve Pınarba-şı’na gömülmüştür. Âlim ve fazıl olup, Ulucami’de dersiâm idi (G. 338). BK, IV/406
ZEYNELÂBİDİN EFENDİ Çelebi Sultan vakıfları kâtibi idi. “Kâtibzâde” diye şöhret almıştır. 1776’da ölmüş ve türbenin önünde Ahmed Aziz Efendi yanına gömülmüştür. BK, IV/406
ZEYNELÂBİDİN MEHMED EFENDİ Mısrî Tekkesi şeyhi Ahmed Efendi’nin oğludur. 1788’de tekkeye şeyh olmuş ve 1817’de ölmüştür. Vazifesi, Hafız Mehmed Emin ve Ahmed Şemseddin Efendilere tevcih edilmiştir. BK, IV/ 407
ZEYNELÂBİDİN PAŞA Hamza Bey sülâlesinden Osman Paşa’nın oğlu Ahmed Bey’in oğludur. “Derviş Paşazâde” demekle meşhurdur. Hudâvendigâr ve Karesi sancaklarında birçok taraftarları olduğu gibi, mahal ve müstahık olduğundan ve Rusya ile yapılacak muharebede dört yüz nefer seçme ve yarar süvari askeriyle gelip din ve devlet uğrunda hizmette bulunmak şartıyla, mîr-i mîrânlık rütbesiyle 22.5.1736’da
Hudâvendigâr ve Karesi sancakları kendisine arpalık olarak tevcih edilmiş, 1737 Nisanında ölmüştür. Mustafa, Abdülkerim, Osman, Ömer Beyler adında dört oğlu; Saliha, Hatice, Ruki-ye, Rabia, Ümmügülsüm, Fatma adında altı kızı vardı. BK, IV/406
ZEYNELÂBİDİN PAŞA Bursalıdır. Canik sancakbeyi ve sair büyük işlerde bulunmuş ve 1627’de Sivas’ın Zile kasabasında ölmüştür. Karısı, Zile’de sakin Emine Hanım vardı (BS. 190/43). BK, IV/405
ZEYNELÂBİDİN PAŞA (Hacı) Vezirlerdendir. 1817’de vezirliği kaldırılarak Bursa’da ikamete memur olmuştu. BK, IV/407
ZEYNÎ ÇAVUŞ Kanunî Süleyman’ın oğlu Sultan Bayezid’in adamlarından olup, Maksem’de sakindi. 24.7.1589’da tutulup divan-ı hümayun çavuşlarından Hasan Çavuş’la İstanbul’a gönderilmesi emredildi (BS. 81/195). BK, IV/407
ZEYNÎ ÇELEBİ “Hacı Paşa” diye anılan Hoca Muslihuddin’in oğludur. İbrahim Paşa ve Nalbandoğlu mescidlerine vakıfları vardır. 1537’de oğlu Ahmed Çelebi vardı (BS. 45/91). BK, IV/407
ZEYNÎ ÇELEBİ Habib oğlu Hoca Şücâ’nın oğludur. Bursa’nın zenginlerindendir. 1527’de kesesinden, Pınarbaşı’nda oturan Nakkaş Mehmed’e üç bin akçe vererek, Ulucami mihrabını nakşettir-mişti (BS. 113/86). Orhan Camii vakıflarının 1571’de mütevellisi idi. 1587’-den evvel ölmüştür. Abdullah Çelebi, Pîr Mehmed Çelebi, Abdülbâkî Çelebi adında üç oğlu vardı (BS. 170/ 79). BK, IV/407
ZEYNİYE MEDRESESİ Zeyniler Camii civarında ise de şimdi yeri belli değildir. BK, IV/407
ZEYNİYE MEKTEBİ Bk. Demirli Mektep.
ZEYNÜDDİN BEY MESCİDİ VE MUAL-LİMHANESİ 1515’te vakıflarının cabisi Hacı İlyas oğlu Mevlânâ Hızır Bâlî tarafından tamir olunmuştur (BS. 26/403). BK, IV/402
ZEYNÜDDİN ÇELEBİ Hızır Şah Efendi oğlu Mevlânâ Derviş Efendi’nin oğludur. Bursa beytülmalından on akçe yevmiyesi vardır. Kendisi de alimlerdendi (BS. 4/183,390, 5/137,170). BK, IV/402
ZEYNÜDDİN EFENDİ “Bâlî Bey” diye meşhurdur. Çalık Mustafa ile birlikte diğer hevâsına tâbî eşkıyalarla Dimboz köyünde, Diyarbakır beylerbeyisi adamlarından Divane Ahmed ile Müfettiş Ahmed Paşa’nın delibaşısı Meh-med’in yolunu basıp altı beygir, iki seyishane ve sair emval ve erzakını yağma ederek, ziyade zulüm eylediklerinden, 1649 senesi Birinciteşrin ayı nihayetlerinde İstanbul’a ihzâr edilmesi emrolundu (BS. 275/87). BK, IV/403
ZEYNÜDDİN EFENDİ 1802’de Mısrî Tekkesi şeyhi idi (BS. 281/29). BK, IV/ 405
ZEYNÜDDİN HÂFÎ ZAVİYE VE CAMİİ
ZEYNÜDDİN HÂFÎ ZAVİYE VE CAMİİ
Bursalılar kısaca “Zeynîler” derler. Bazı kayıtlarda “Taceddin”, “Abdüllâtif Kud-sî Zaviyesi” de denildiği vardır. Zey-nüddin Hâfî Hazretleri, Bursa’ya gelmemişti. Bunun halifelerinden Ab-düllâtif Kudsî, 1448’de Bursa’ya gelerek burada oturmuş ve Bursa’daki Acem tüccarlarından Hoca Bahşayiş bir zaviye ve Bursalı Hoca Ramazan da bir mescid bina eylemiştir. Kazasker Muallimzâde Ahmed Efendi de mescidi camiye yakın eylemiş ve irad olmak üzere bir çifte hamam ve on oda inşa ederek buraya vakfeylemiştir (BS. 338/75). Kudüslü Abdüllâtif 1452’de ölmüş ve cami civarındaki türbeye gömülmüştür.
1472’de Fatih Sultan Mehmed, Yıldırım Camii’ne giden Akçağlan suyundan
103 Zeyniler Camii
bir parmak su verilmesini emretmiştir (BS. 284/5).
1679’da cami, türbe, zaviye, ev, hücreler ve iradından; Bursa’nın Koyun-pazarı’ndaki yağhane ve berber dükkânı ve türbenin tabanı, batı tarafındaki cami ve caminin üç billur penceresi ve dört pencere kafesi ve münakkaş hücresinin sakfı ve mescidin kiremitlerinin aktarılması, cem’an 62.533 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 276/19).
1745’te caminin büyük kubbesiyle, minaresinin şerefesindeki dizme beyaz mermerler rüzgârın şiddetinden harap olduğundan 40.500 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 338/105).
Daha evvelleri Ahmed oğlu Hacı Halife, Abdüllâtif Zaviyesi için Hoca Mehmed Mescidi mahallesinde 1487’de bir fırın almıştır (BS. 5/296). Abdüllâtif Kudsî’nin ahbablarından Hoca Rüstem de, Uludağ’daki Zeyniye Yaylağı’nda yazın dervişlerin oturmaları için birçok odalarla, bir zaviye inşa ettirmiştir. Bu caminin civarı, Londra’nın West Minister Kilisesi gibi, Bursa’nın âlim ve fazıl kimselerin medfeni olmuş; Molla Hayalî, Molla Hüsrev gibi en büyük alimlerimiz; birçok şair ve musannif ve müelliflerimizden dört yüze yakın büyüklerimiz buraya gömülmüştü. Şimdi harabe hâlindedir.
1590’da Hazret-i Emir mahallesinden Abdülkerim oğlu Abdurrahman
adındaki hayırsever bir zat, Musa Baba mahallesi kurbündeki bahçesini Hacı Halife Zaviyesi’ne vakfeylemiştir (BS. 189/6).
1600’de Zeyniye Tekkesi’nin şeyhi ve vakıflarının mütevellisi Abdullah Efendi, tekkeye Molla Hüsam’ın vakfeyle-diği Gelincik Çarşısı kurbünde on evde, Meydancık mahallesinde yedi evde ve bitişik olan ahır, Atpazarı’ndaki ahır harap olduğundan ve bunların tamirleri için vakfın malı olmadığından, At-pazarı’ndaki ahır satılarak diğerlerinin tamirine izin aldı (BS. 351/102).
1761 senesi Eylülünde cami ile zaviyenin tamiri için, evlâdından Şeyh Sadeddin Efendi oğlu Şeyh Ahmed Efendi huzurunda muayene ve keşf olundukta, cami kubbesinin ve önünde suffalarının ve türbe kubbesinin üzerindeki kurşunları ve minare külâhı büsbütün düştüğünden, yeniden inşası ve caminin dört tarafındaki büyük münakkaş camlarından dört adet cam, astarlarıyla ve iki adet cam dahi astarsız büsbütün münhezim ve minberin sağ ve soluna asılan iki sancağın bezleri eskimekle, tecdidi ve zaviyeye bitişik şeyh odası denilen üst kattaki bir oda ve önünde sundurmasıyla yıkıldığından, cümlesinin 40.720 akçe ile tamirine izin verilmiştir (BS. 336/102). BK, IV/403
ZEYREK (Mevlânâ, Molla) Asıl adı Meh-med’dir. İlmi ve faziletleri ile alimlerin başında gelir. Hacı Bayram Velî’den ders almış ve açık zihinli olduğundan “Zeyrek” (zeki, akıllı, anlayışı ve idraki kuvvetli) lakabını almış ve böylece şöhret bulmuştur. Mevlânâ Hızır Şah’tan da ders görmüş, Bursa’da Muradiye’de ve daha sonra da İstanbul’da Fatih’in medreselerinden birisine müderris olmuştu. Bir imtihan neticesinde medresesinin Hocazâde’ye verilmesine muğber olarak Bursa’ya gelmiş ve Muradiye cihetinde oturmuştur. Hayır-sevenlerden “Vidilli Hoca Hasan” adında zengin tüccar, masrafı için günde
yirmi akçe tayin eylemiş ve padişah tarafından defaatle çağrıldığı hâlde gitmemiştir. 1474’te vefat etmiş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. Âlim, fazıl, şair bir zat idi (G. 370).
Zeyrek adını Hacı Bayram Velî takmıştır. Ömrünün sonlarında, yüz akçe yevmiye ile Bursa’ya müftü olmuşsa da vefat etmekle Pınarbaşı’na gömülmüştür (ŞN. 142). İstanbul’daki medresesinin bulunduğu yokuşa bu zatın adı verilmiştir (SO. IV/104). Muradiye’de Vidilli Hoca Hasan Mescidi kurbünde medfun olduğunu söyleyenler de vardır.
Şeceresi şöyledir:
Mevlânâ Zeyrek
Mehmed Efendi
J
Kazasker Mevlânâ Rükneddin Efendi
1
BK, IV/407
ZIBAK (Şeyh) 1698’de Bursa’da esnafların şeyhi idi. Bursalı tuhaf bir zat idi. BK, IV/409
ZIBOKÇU 1521 senesi Haziranında Koca Nâib mahallesinden Mehmed kızı Mahtume’yi ehl-i örf (sancakbeyi, mütesellimi, subaşı, çorbacıbaşı, asesbaşı vesaire gibi kimselere “ehl-i örf” derler ki, bunlar yapacakları işlerde şahit ve ispatı dinlemezlerdi ve doğrudan doğruya icraata mezun kimselerdi) mahkemeye ihzâr edip, “Mezbure zıbok-çudur. Mahalle hatunlarını, bunun ıdlâliyle fesad ederler” demişler ve şahidler de; “Ben zıbokçuyum, avrat-larınzı sakının. Ol hüner bende vardır” diye her vakit söylediğini duyduklarından, Mahtume te’dîb olundu ve ehl-i örf talebiyle de tâzir edildi (BS. 29/ 147). BK, IV/410
ZÎBÂ HANIM (Hoca, Hacı) III. Selim ile sarayda beraber büyüyen ve II. Mahmud zamanında Şeyhulislâm olan Hacı Halil Efendi’nin karısıdır. Hacı Zîbâ Hanım, Çerkezdi. Evvelce Hoca Abdullah Efendi’nin odalığı idi. Onun vefatında, III. Selim, o vakit hazine kethüdası bulunan ve bilâhare şey-hulislâm olan Halil Efendi’ye odalık olarak vermiş ve; “Gönül kırıcı, kasvet vericidir, fakat idareci ve diyanetkârdır” demiştir. Halil Efendi bu kadını aldıktan sonra, bunun emri ve tahakkümü altında kalmıştı. Aklı kısa ve dili saçından uzun ve sözünü sakınmaz, dilini tutmaz bir kadındı.
O zamanlarda Sultan II. Mahmud’u eli içine alan ve Tepedelenli Ali Pa-şa’nın katline sebep olan ve Rum isyanının çıkmasını kolaylaştıran meşhur Halet Efendi ile Şeyhulislâm Halil Efendi’nin araları açık olduğundan, bu münaferet kadınlar arasına da girmişti. Bir gün beylerbeyi Havuzu Mesire-si’nde birbirlerine tesadüf eden bu Zîbâ Hanım’la Halet Efendi zevcesi Lebibe Hanım kavgaya tutuşmuşlar ve cariye ve çocuklarıyla birbirlerine girmişlerdir. Havuzbaşı Mesiresi’ni kadınlar hamamına çevirmişlerdi. Bu vakadan sonra Halet Efendi, kocasından ziyade, Zîbâ Hanım’a kin bağlamıştı. Şeyhulislâm Halil Efendi, 28.2.1821’de azledilerek Bursa’ya nefy edildi. Bur-sa’nın İstanbul’a yakınlığı ve Bursa’dan İstanbul’a gelip giden Halil Efendi bendeleri ve aşçı ve çuhadarları, Halil Efendi’nin yine şeyhulislâm olacağını ve düşmanlarından intikam alacağını söyleyerek, İstanbul’da birtakım şayiaların çıkmasına sebep olmuşlardır. 17.5.1821’de Halil Efendi’nin menfâsı Karahisar’a tahvil olunarak, haremi Zîbâ Hanım Bursa’da tevkif olunmuştu. Zîbâ Hanım’ın yanında kalan aşçıbaşı-nın damadı Aşçı Halil, İstanbul’da hemşerileri yeniçerilerden birisine muhataralı sözler yazmış olması fitneyi tahrik kabilinden görülmüş ve Zîbâ Hanım’ın idamına sebep gösterilerek
yine Halet Efendi’nin desisekârlığı eserlerinden olarak, Halil Efendi’nin eski odalar yakınındaki konağının ahırına, ağzı dikilmiş ve gübre içine gömülmüş bir siyah kuzu bulunduğu haber verilmiş ve çıkarılarak bir küfe içine konarak, Sultan Mahmud’un huzuruna götürülmüş ve güya Zîbâ Ha-nım’ın sihirbazlığı ispat olunarak, 1821 senesi Haziranının ibtidalarında, idamı için iradesi istihsal ettirilmiş ve Yeniçeri ocağından mübaşirler Bursa’ya gönderilmiştir. Bu cellatlar Bursa’ya vardıklarında Hacı Zîbâ Hanım’ı; “Seni, Efendi, Karahisar’a istemiştir” diye bir arabaya bindirerek, Bursa dışarısına çıkararak biraz gittikten sonra yoldan ayrılarak boğmuşlar ve üzerindeki elbisesini soyup çırçıplak bir çalı dibine bırakmışlardır. Müslümanlığa sığmayan ve insaniyete yakışmayan, pek çirkin olan bu hâli Bursa’nın asil ve nezih olan büyükleri duyunca çok müteessir olmuşlar ve hemen adamlar gönderip, mutad merasimle defnederek insanlık, Türklük ve Müslümanlık namusunu yerine getirmişlerdir.
Türkler indinde kadınlar pek muhterem tutulur, hatta Rumeli’deki ve Anadolu’daki eşkıyalar ve haydutlar bir kervanı vurdukları vakit, içinde kadın varsa, yanlışlıkla isabet eder korkusuyla kurşun atmazlardı. Kadınlara taarruz erkekliğe aykırı ve gayet meşum sayılırdı. Osmanlı hükûmetinin sadık bir tebaası olan Arnavutlar’da adam öldürmek, tavuk kesmek gibi pek basit ve kolay bir iş olduğu hâlde, karıların ırzına asla tecavüz ettikleri duyulmamıştı.
Karahisar’da menfâda bulunan Halil Efendi bu faciayı haber alır almaz, kederinden nüzül isabet eylemiş, aklını oynatmış, vefat etmiş ve Afyonkara-hisar’daki Gedik Ahmed Paşa Camii mezarlığına gömülmüştür (KA. 2056; Cevdet Tarihi, XI/205). BK, IV/408
ZÎBÂ HANIM (Şerife)
ZÎBÂ HANIM (Şerife) Mısrî şeyhi Zâik Mehmed Efendi’nin kızıdır. Mısırlı
104 Ziraat
Mektebi
Zeyneb Kâmil Hanımefendi’nin kâtibi olduğundan “Kâtib Hanım” diye maruftur. Şairdi. 1901’de ölmüştür (OM. II/179). BK, IV/409
ZİBİL SUBAŞILIĞI Bursa Zibil subaşılığını Atpazarı mahallesinden Cafer oğlu Şahkulu, bir yılını üç yüz akçe mukâ-taaya 1524 senesi Nisanında tutmuştur (BS. 31/84). Bu vazife, şimdiki belediye temizlik işleri amirliğine muadil idi. Şu kadar fark var ki, şimdiki belediye süprüntüleri kaldırmak için masraf yapıyor, eski devirlerde de, şimdi Avrupa’da, hatta bizim zamanımızda Şam’da bile, belediyeler süprüntüleri satarlar ve mukabilinde kendilerine varidat temin ederlerdi. Şam’daki hamamlar süprüntü ile ısıtılırdı. BK, IV/410
ZİHNÎ AHMED DEDE 1073/1662’de Bursa Mevlevîhanesi şeyhi idi. Âlim, fazıl, kibar bir zat idi (Yenikapı Mevlevîhanesi, 113). BK, I/77
ZİHNÎ BEY Askerî emeklilerinden ve Işıklar Lisesi muallimlerinden iken, bir kış gecesi Setbaşı’nda büyük çınar ağacının yanında buzdan ayağı kayarak düşmüş ve ayağı kırılarak 8.12.1933’te ölmüş ve ertesi Salı günü de askerî törenle Emir Sultan’a gömülmüştü. BK, IV/410
ZİNDAN Hisar’ın güneybatı tarafındadır. Alacahırka mahallesi karşısındadır. Burası “Sultanın Zindanı” olup hükû-mete aittir. Bundan başka, subaşıların ve mîr-i mîrânın tomrukları vardı ki, bunlar tevkifhane gibi olup zindan, mahkumlara mahsus bir cezaevi idi. BK, IV/410
ZİNDANKAPI MUALLİMHANESİ Efdal-zâde Muhyiddin Mehmed Çelebi’nindir. 1514’ten evvel yapılmıştır (BS. 26/ 252, 35/75). BK, IV/410
ZİRAAT MEKTEBİ Geçit mevkiinde 7 Mart 1890’da temel atma töreni yapılmıştır. Mektep, “Hudâvendigâr Hami-diye Ziraat-ı Ameliyat Mektebi” adıyla 1891’da açılmıştır. Bursa-Mudanya asfaltı üzerindedir. Bursa’dan sekiz-buçuk kilometre mesafede ve Bursa ovasının en iyi bir yerindedir. Mektebin binalarından başka 956 dönüm araziyi ve müteferrik binaları hâvîdir. Mektep yatılı ve parasızdır. Ziraata müteallık her türlü dersler ve ameliyatlar görülmektedir.
29 Mayıs 1893’te 60 şakirdi alabilecek şekilde tevsîine ve üç bin lira sarfına irade çıkmış ve eşraftan Hacı Latif Bey’in riyasetindeki komisyon mektebi tevsî ve 2.448 lira sarf eylemiştir. 16
Temmuz 1893’te bu kısım da açılmıştır.
Bu mektebin inşasında Vali Ahmed Münir Paşa’nın büyük hizmetleri ve çalışmaları görülmüştür. 1901’de ayrı bir bina dâhilinde “Harir Dârüttahsili” adıyla bir de böçekçilik kısmı açılmıştır. Ayrıca ayrılan dut fidanlıklarından her sene Türkiye’nin muhtelif yerlerine yüz binlerce fidan gönderilirdi. Cumhuriyet devrinde mektep, çok tekamül eylemiş ve her nevi fidan yetiştirilmiştir. BK, IV/411
ZİYA AHMED KAYA Doktordur. Gemlik’te dava vekili Ahmed Efendi’nin oğludur. 1891’de Gemlik/Umur Bey köyünde doğmuştur. Bursa İdâdîsi’nde okudu. Tıbbiye mektebine girdi. 1912’de doktor-yüzbaşı çıktı. Balkan Harbi’ne de iştirak eyledi. Milli teşkilâtın arefesinde milis teşkilâtı yaparken, tevkif edilerek Bursa İdare-i Örfiye Divan-ı Harbine verildi. Tahkikat neticesinde adem-i mesuliyet kararı alındı. Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti’nin Gemlik şubesinde çalıştı. İlmi kadar eli de kalem tutan şairlerimizdendi (SATŞ. 2089). Vatanını ve memleketini çok sever ve herkese iyilik etmek isterdi. Bu vatanın yetiştirdiği fedakârlardan birisidir. Yaptığı ve başardığı işleri büyük bir feragatle yapan ve emeği mukalibinde hiçbir şey istemeyen ve emsali bulunmayan kıymetli ve değerli bir zattır. BK, IV/412
ZİYA BEY (İhtifalci Mehmed) Eski saray baltacılar kethüdası İsmail Ağa’nın oğlu İsa’nın oğlu rikâb-ı hümayun büyüklerinden Hafız Mehmed Arif’in oğlu Osman Vasfi’nin oğludur. Kendisi Mev-levî tarikatına mensubdur. 1889’da Mesnevî okumaya izin almış ve ibtida Gümülcine’de Ramazan aylarında, mahallesi mescidinde ve sonra da Bursa Mevlevîhanesi mescidinde Mesnevî-i Şerif okumuştur. Bursa’da uzun müddet tarih tedkiklerinde bulunmuştur. Osman Celâleddin Ergun ve Ahmed
Kemal adında iki oğlu vardır. Cümlesi Mevlevî tarikatına intisab eylemişlerdir (YM. 206,257,295). BK, IV/412
ZİYA PAŞA Meşhur şair ve edîblerimiz-dendir. 1878’de hastalanarak, tebdil-i hava için Bursa’ya gelmiş ve Bursa’nın edebiyat aleminde bir çığır açmışsa da tekrar Adana’ya gitmiş ve orada ölmüştür (KA. IV/2981). BK, IV/411
ZİYAEDDİN AHMED EFENDİ Eşrefzâde Fahrî Efendi’nin oğludur. Şeyh olup 1809’da vefat eylemiştir. Bursa Vefe-yatı’na zeyl yazmıştır. Âlim bir zattır (SO. III/238). BK, I/92
ZİYAEDDİN EFENDİ 1845 senesi Şubatında Bursa’da doğmuştur. Henüz beş aylıkken babası ölmüştür. Tahsil-i ilme gayret etmekteyken, 17.9.1863 Cumartesi günü Setbaşı yangını genişleyerek, bunların tekkesini müştemilâtıyla beraber kül etmiştir. Taşrada memuriyetlere girmiş ve Reji Dairesi Muhakematı müdürü olmuş ve dava vekâleti de yaparken, 1900’de Simav’da ölmüştür. Ailesi, kitaplarının kıymetini bilmeyerek zayi eylemiş ve bu meyanda Şemsi Efendi Divanı da zayi olmuştur (Bay Şemseddin Ulusoy’dan). BK, IV/411
ZİYAEDDİN EFENDİ (Ahmed) Eşrefzâ-delerden Nâfiz Efendi’nin oğludur. Babasının vefatında şeyh olmuş ve Cuma geceleri tekkeye gelen fukarayı ve dervişleri doyurup ve Eşrefî ayini yapmakta iken, 6.1.1907 Pazar günü vefat etmiş ve tekkedeki babasının mezarı yanına gömülmüştür. Kısa boylu, top sakallı, güler yüzlü, halim, selim, mütevazi ve lâtife söyleyen ve kimseyi incitmeyen temiz ve zarif bir zat idi. BK, IV/412
ZİYAEDDİN EFENDİ (Şeyh)
ZİYAEDDİN EFENDİ (Şeyh) İshak Fakih oğlu Mevlânâ Muhyiddin Mehmed Çelebi’nin oğludur. 1492’de kardeşi Mevlânâ İsmail Çelebi ve amcası Aydın Çelebi vardı (BS. 10/48). BK, IV/411
ZİYAEDDİN EFENDİ (Şeyh) Eşrefzâde sülâlesindendir. 1762’de ölen Şeyh Fahreddin Efendi’nin oğludur. Bur-sa’daki Eşrefzâdelerin Salı Tekkesi’ne şeyh olmuştur. Oğlu Şeyh Fahreddin Efendi vardı. BK, IV/411
ZİYAEDDİN EFENDİ (Şeyh)
ZOR AĞA Orhaneli’nden “Yazıcıoğlu” demekle maruftur. 1766 senesi Eylülü sonlarına doğru Seddülbahr kalesine nefy edilmek üzere İstanbul’dan Mübaşir Hüseyin Çavuş gelmiş ve Zor Ağa ve arkadaşı Abdullah tevkif edilmişken Hamza Bey mahallesinden mahalle imamı Ahmed, üç-beşyüz adam toplayıp; “Zor Ağa ile Abdullah’a ben kefilim, salıvermezseniz büyük fesad çıkar” diye mahkemeden ıtlak ettirmiştir. Keyfiyet, padişaha arzolundukta, Bursa ve Kite kazalarında oturmayıp, maskat-ı re’s olan Orhaneli’nde oturması ve Hudâ-vendigâr kazalarından birisine geldiği haber alınırsa derhal tutulup Seddül-bahr kalesinde kalebend edilmesi, Hudâvendigâr sancağı mütesellimine emredilmiştir (BS. 1179/52). Bunun kabahati de, arkadaşı Abdullah ile Bursa ve Kite kazalarında halka mazarrat ve ilân-ı fısk u fesad eylemesi ve mürasele-i şer’iyye ile kendisini tutmaya gidenlerle harbe tutuşmasıdır. BK, IV/412
ZÜBEYDE HANIM Hudâvendigâr valisi Vezir Aziz Ahmed Paşa’nın kızıdır. 1815 senesi Temmuzunda Kepsut’ta bir mektep yapılması için vakıflar bırakmıştır (BAVS. 25). BK, IV/413
ZÜBEYDE HATUN II. Murad’ın musahib-lerinden Azeb Bey’in kızı ve Selçuk Hatun’un kardeşidir. 1487’de Bursa’da idi (BS. 5/275, 20/13). BK, IV/413
ZÜLEYHA HANIM Eşrefzâde Abdullah Rumî’nin biricik kızıdır. İznik’in sekiz saat uzağında Tirse köyünden tekkeye gelen ve şeyh tarafından terbiye edilen Abdurrahim Tirsî ile evlenmiştir. BK, IV/400
Görsel Malzeme İçin Kaynakça ve Teşekkür
Bursa Kütüğü’nün orijinalinde hiçbir resim yer almamaktadır. Bu neşrinde, metni görsel malzeme ile zenginleştirirken mümkün olduğunca eski resimler kullanmaya gayret ettik, bulamadıklarımızın yerine yenilerini koyduk. Kullandığımız malzemeler ve aldığımız kaynaklar aşağıda belirtilmiştir. Bize malzeme sağlayan bu kaynaklara teşekkürü borç biliriz.
Kaynaklar ve Resim Numaraları
AKMED (Suna & İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü); 15,59,75
Amerikan Kongre Kütüphanesi Sultan Abdulhamid Fotoğraf Koleksiyonu; 5,37,74,92,98
Ayverdi, Ekrem Hakkı, Osmanlı Mîmârîsinde Çelebi ve II. Sultan Murat Devri II, (İstanbul 1972);
17,39,70
Bursa Büyükşehir Belediyesi Arşivi; 14,53
Bursa Büyükşehir Belediyesi Setbaşı Kütüphanesi Bursa Belgeliği;
1,4,6,7,11,19,21,22,26,27,31,49,52,56,60,61,62,64,81,84,85,89,90,93,95,96,97,99,104
Bursa Çimento Arşivi; 48
Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Arşivi; 76
Bursa: Yapı ve Kredi Bankası Bursa Şubesi'nin Açılış Hatırası, (İstanbul 1948); 32
Çetin, Atilla; 29
Çetin, Osman; 12,50
Ercan, Fatih; 16
Erhan, Safiyyüddin; 13,36,68,69,86,87
Gabriel, Albert, Bir Türk Başkenti Bursa, Osmangazi Belediyesi Yayınları, (Bursa 2008);
2,51,54,63,65,66,91,94
Haksal, Ali Haydar; 38,83
Kandes, Vasileios I., Kuruluşundan XIX. Yüzyıl Sonlarına Kadar Bursa, (Bursa 2009); 37
Kara, Mustafa; 24,41,67,101
Öcalan, Hasan Basri; 33,34,71
Tanrıkorur, Barihuda, Türkiye Mevlevihanelerinin Mimari Özellikleri, Basılmamış Doktora Tezi, (Selçuk Üniversitesi, 2000); 10,13
Tek, Abdürrezzak; 12
Temelli, Mehmed; 3,8,9,10,23,25,28,30,35,40,42,43,44,45,55,57,72,73,77,78,79,80,100,102,103,
Turyan, Hasan; 47
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder