📗 Bursa Kütüğü - Cilt 1
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum has been the industry's standard dummy text ever since the 1500s, when an unknown printer took a galley of type and scrambled it to make a type specimen book. It has survived not only five centuries, but also the leap into electronic typesetting, remaining essentially unchanged. It was popularised in the 1960s with the release of Letraset sheets containing Lorem Ipsum passages, and more recently with desktop publishing software like Aldus PageMaker including versions of Lorem Ipsum.
KÂMİL KEPECİOĞLU
BURSA KÜTÜĞÜ
CİLT 1
BURSA
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
Bursa Kitaplığı: 1
Bursa Kütüğü
KÂMİL KEPECİOĞLU
ISBN 978-975-01932-7-9
2. Basım Haziran 2010
Hazırlayanlar:
Prof.Dr. Hüseyin ALGÜL
Prof.Dr. Osman ÇETİN
Prof.Dr. Mefail HIZLI
Prof.Dr. Mustafa KARA
Doç.Dr. M. Asım YEDİYILDIZ
Yayın Koordinatörü: Enes B. KESKİN
© 2009 Bursa Büyükşehir Belediyesi
Bu eserin tüm yayın hakları Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne aittir, kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Yapım & Dağıtım:
BURSA
KÜLTÜR A.Ş.
Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi
Batı Girişi Kapısı Osmangazi / Bursa
Tel: 224 253 26 46 Faks: 224 253 14 85
Kapak Resmi: Bursa sergisinin açılışı
Bursa Büyükşehir Belediyesi Setbaşı Kütüphanesi Bursa Belgeliği
Yayın Hazırlık: Uludağ Yayınları
Tashih: Uygar UMUT
Baskı: Ebru Matbaacılık
Organize Sanayi Bölgesi Atatürk Cad. No: 135 İkitelli/İstanbul
KÂMİL KEPECİOĞLU
B U
CİLT
Bursa Kitaplığı
1
ÂB-DİRLİK
2010
SUNUŞ
Bir şehre ruhunu veren, onu müstakil bir varlık olarak ortaya çıkaran şey onun maddi varlığı yanında, orada yaşamış veya yaşamakta olan insanların kendi özlerinden bu şehrin potasına kattıkları fikirleri, hayalleri, idealleri ve duygularıdır. Zaman içinde bu şehrin hamuruna katkıda bulunmuş nice insanların ümitleri bugün bizimle yaşıyor. Bizler, bu şehrin günümüzdeki emanetçileri olarak onların taşlara, duvarlara, yollara, eserlere sinmiş nefeslerinden güç alıyoruz.
Bursa’mız dünyanın mükemmel köşelerinden biri. Her türlü güzelliği, içinde bulunduran bu güzel kent, dünya şehri, medeniyet şehri, kültür ve medeniyet başkenti. Elbette böyle güzel bir kentte yaşamak bizler için büyük bir onur. Bursa, tarihi ve kültürel mirası ile dünyada çok az şehre nasip olmuş bir zenginliğe sahip. Her gün yapılan yeni çalışmalarla bu zenginlik kendini daha belirgin olarak ortaya koyuyor. Tarihi eserlerin onarılması ile ilgili yaptığımız çalışmalar, şehrin bu zenginliğini ortaya çıkarmış ve bu konudaki çalışmalara ne kadar ihtiyaç olduğunu bir kez daha göstermiştir. Halkımız da bize verdikleri destek ile bu konudaki çalışmalarımızın ne kadar isabetli olduğunu teyit etmiştir.
Öte yandan şehrimizin kültürel zenginliği de el atılmayı bekleyen bakir bir saha olarak hizmet sahiplerini bekliyor. Gerek bin yıllara uzanan tarihî geçmişi, gerekse Osmanlı’nın ilk başkenti olması Bursa’yı araştırmacılar için zengin bir saha kılmaya yetiyor.
Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak bu dönemde Bursa’nın yalnızca tarihi eserlerini ayağa kaldırmakla yetinmeyip somut olmayan kültürel mirasını da gün yüzüne çıkaracağız. Bu maksatla oluşturduğumuz ve “Bursa Kitaplığı” olarak adlandırdığımız bu eserler serisi ile Bursa kültür hayatı zenginleşecek, ilim adamlarının çalışmaları bu kitaplarda yeniden hayat bulacak.
Bursa Kitaplığı’nın ilk kitabı olma kısmeti de bu sahadaki çalışmalarıyla birçok araştırmacıyı aydınlatmış olan Kâmil Kepecioğlu’na düşüyor. Kâmil Kepecioğlu, olağanüstü gayretiyle bir insanın ömrüne sığması çok zor bir çalışmaya imza atmış ve Bursa Kütüğü adıyla abideleşmiş eserini vermiştir. O, bu muazzam emeği ile Bursa kültür tarihine adını silinmez harflerle yazdırmayı hak etmiş mümtaz şahsiyetlerimizden biridir. Ancak bu konuda önemli bir emek de bu eseri günümüz okurlarına ulaştıran hocalarımıza aittir. Kepecioğlu’nun son halini veremeden vefat ettiği eserini onlar ikmal, tashih ve tanzim ederek her kesimin faydalanabileceği bir hale getirdiler. Eklenen resimler ve görsel malzeme de kitaba ayrı bir zenginlik kattı.
Bu eserin hazırlanmasında büyük emeği geçen başta Prof.Dr. Mustafa Kara olmak üzere, Prof.Dr. Hüseyin Algül, Prof.Dr. Osman Çetin, Prof.Dr. Mefail Hızlı ve Doç.Dr. M. Asım Yediyıldız hocalarımıza, Bursa Kültür A.Ş.’ye ve bu kitabı, kültür dünyamıza kazandırılmasında katkısı bulunan diğer hemşehrilerimize teşekkür ediyorum.
Recep Altepe
Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı
İÇİNDEKİLER
KÂMİL KEPECİOĞLU 7
BURSA KÜTÜĞÜ 10
EK: ARAŞTIRICILAR İÇİN BURSA SİCİLLERİ REHBERİ 26
A 37
B 165
C 225
Ç 239
D 257
Görsel Malzeme İçin Kaynakça ve Teşekkür 287
D (Diyet) 5
E 13
F 81
G 103
H 121
I 205
İ 207
K 261
Görsel Malzeme İçin Kaynakça ve Teşekkür 285
K (Kalya Taşı) 5
L 73
M 83
N 261
Görsel Malzeme İçin Kaynakça ve Teşekkür 285
-
4. CİLT
O 5
Ö 27
P 33
R 47
S 61
T 163
U 185
Ü 201
V 207
Y 227
Z 271
Görsel Malzeme İçin Kaynakça ve Teşekkür 283
KÂMİL KEPECİOĞLU (1878-1952)
[Asker, tarihçi ve arşiv uzmanı]
Girit’te, Hanya’da doğdu. Babası mal müdürlerinden Ispartalı Halil Kâmil Efendi, annesi Sâfinaz Hanım’dır. Çocukluğunun on yılı (1882-1892) Gebze’de geçti ve ilk eğitimini burada aldı. Kâmil Bey’in hangi askerî okullardan mezun olduğu bilinmemektedir. 1894’te başladığı öğrenimini 1902’de tamamlayarak mülâzım-ı evvel rütbesiyle askerî hayata girdi ve sırasıyla yüzbaşı (27 Nisan 1911), kıdemli yüzbaşı (27 Aralık 1917) ve binbaşı (30 Ağustos 1928) oldu. İlk görevi Manastır Askerî Rüşdiyesi coğrafya muallimliğidir (20 Mayıs 1902-7 Mart 1905). Daha sonra Karacasu (Aydın) Redif Taburu’nun üçüncü bölüğüne kıta vazifesine tayin edildi (7
Mart 1905-27 Nisan 1911). Bir yıl kadar süren Bornova Redif Taburu’ndaki bölük kumandanlığı esnasında İtalya’nın savaş ilânı üzerine (29 Eylül 1911) bir yıl müddetle İzmir sahillerinin muhafazasında çalıştı ve İzmir Redif Alayı 1. Taburu ile bu savaşa katıldı. Ardından 1. Kolordu 1. Nişancı Alayı’nda bölük kumandanlığı yaptıktan sonra (28 Nisan 1912-Haziran 1913) yine Bornova Redif Taburu’ndaki vazifesine döndü (Haziran 1913-3 Ekim 1914).
I. Dünya Savaşı’na, Dördüncü Ordu’nun müstakil 22. Tümeni’ne (Hicaz) bağlı 65. Piyade Alayı’nın 2. Taburu’na bölük kumandanı olarak katılan Kâmil Bey, savaşın son zamanlarında 20 Eylül 1918’de Filistin’de Cüneyn’de (Jenin-İsrail) İngilizlere esir düştü. İki ay yirmi beş gün sonra Mısır’daki İngiliz esir kampından kurtuldu ve 14 Temmuz 1919’da İstanbul’a döndü. Savaş esnasında bilinen son görevi kırk altıncı fırkanın sıhhiye bölüğü inzibat zabitliğidir. Kâmil Bey, savaş içinde İzmir’de bıraktığı ailesinin kimsesizliğinden bahsederek Bursa, Karamürsel, Gemlik veya Adapazarı asker alma şubelerinden birine naklini istediyse de Bursa Dîvân-ı Harbî Hey’et-i Tahkîkiyyesi refakat kâtipliğine tayin edildi (20 Temmuz 1919). Bu memuriyeti bir yıl kadar devam etti ve Bursa’nın Yunanlılar tarafından işgaliyle (8 Temmuz 1920) sona erdi.
Kâmil Bey’in mülâzım-ı evvel Fahri Bey’le (Akçakoca) tanışması hayatının en önemli dönüm noktasını oluşturdu. İzmir’de askerî polis müdürü olan Fahri Bey’in İzmir’deki istihbarat faaliyetlerinde çalışma teklifini kabul etti. İstiklâl Harbi boyunca II. İnönü, Sakarya ve daha sonraki askerî harekâta ait birçok faydalı rapor gönderdi. 25 Temmuz 1919-23 Ağustos 1923 tarihleri arasındaki cephe gerisi hizmetleri hakkında Birinci Ordu’nun sabık kumandanı Ali İhsan Paşa onu övücü ifadeler kullanmıştır. Kâmil Bey’in Kocaeli ve Birinci Ordu istihbaratı ile Birinci Ordu Erkân-ı Harbî 2. Şube’deki faaliyetleri pek az kişi tarafından biliniyordu. İzmir ve Afyon taraflarındaki bu mesaisinden ve Birinci Ordu’da dördüncü fırkanın levazım kısmında Bursa’daki topçu fabrikaları müdürlüğünde bulunduktan sonra 4. Kolordu emrinde iken İstiklâl Harbi’ne katıldığından haberdar olunmadığı için emekliye sevk edildiyse de (4 Şubat 1924) iki yıl sonra yanlışlığın anlaşılması üzerine yeniden görevine döndü.
-
23. Fırka 69. Alay’da bölük kumandanlığında (4 Temmuz 1926-30 Ağustos 1928), 9. Fırka Mubayaa Komisyonu reisliğinde (1 Ekim 1928-1 Ekim 1929) ve Erzurum’da 9. Kolordu Ümerâ ve Zâbitan Dîvân-ı Harbî âza mülâzımlığında bulunan Kâmil Bey 1 Ekim 1930’da emekliye ayrıldı. İstiklâl Harbi’ndeki hizmetlerinden ötürü İstiklâl madalyasıyla da taltif edilmişti. 19 Şubat 1932’de açılan halkevlerinden Bursa Halkevi Tarih Komitesi reisliğine seçildi. Bu sırada Bursa tarihiyle ilgilenmeye ve halkevi adına çıkarılan Uludağ (Ocak 1935) mecmuasında tarihe dair yazılar yazmaya başladı. Başbakanlık Arşivi Tasnif Heyeti reisi Muallim Cevdet’le Bursa seyahati esnasında 1934 yazında tanışması Kâmil Bey’in yeniden İstanbul’a dönmesine vesile oldu. Muallim Cevdet, tasnif heyetine âza olmasını teklif edince Kâmil Bey bunu kabul etti ve 22 Temmuz’da yeni görevine başladı. Daha sonra bu heyetin başkan yardımcılığını yaptı ve şef olarak çalıştı. Ancak zamanın arşiv müdürü ile aralarında çıkan anlaşmazlıktan dolayı arşivden uzaklaştırılan Kâmil Bey’in görevine dönmek için yaptığı mücadele sonuç vermedi.
Kâmil Bey, beş yıl bir ay devam eden arşivciliği esnasında yaptığı hizmetlerle Türk arşivciliğinde seçkin bir yer kazanmıştır. Evrak kümelerini bozmadan ve dağıtmadan onları çıktıkları dairede bırakarak tasniften yana olmuş, sekiz ay gibi kısa bir zamanda 18.000 defteri tasnif etmiştir. Bu usulün tasnif çalışmalarında zaman kazandıracağı ve 90 milyonu aşkın evrakın daha çabuk bitirilebileceği kanaatindeydi. Onun ifade ettiğine göre bu sırada vilâyet mektupçuluğunun altındaki evrak sular içindeydi ve Cevad Paşa Kütüphane-si’nin (Arkeoloji Kütüphanesi) alt katındaki evrakın da alt kısımları çürümüştü. Ali Emîrî Efendi, İbnülemin Mahmud Kemal ve Muallim Cevdet’in ardından Kâmil Bey dördüncü büyük tasnifçi olarak anılmıştır. Kâmil Kepeci-oğlu’nun son yılları Deniz Müzesi ve Arşivi’ndeki çalışmalarla geçti. 5 Ekim 1952’de İstanbul’da vefat etti ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi (Bk. Ali Birinci, “Kamil Kepecioğlu”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2002, c.25, s.263-264; Kamil Kepecioğlu, Tarih Lugati, haz. Ali Birinci, 21. Yüzyıl Yayınları, Ankara, 1999, “Giriş” bölümü).
ESERLERİ
Kitaplar:
-
1. Bursa Kütüğü. Bu eser hakkında aşağıda geniş bilgi verilecektir.
-
2. Bursa Hamamları, Bursa 1935 (2. bs. Bursa 1938).
-
3. Bursa Hanları, Bursa 1935.
-
4. Tarih Lugati (Resimli Tarih Mecmuası, 1952’de ek olarak verdi. 1999’da yayınlandı: Kamil Kepecioğlu, Tarih Lugati, haz. Ali Birinci, 21. Yüzyıl Yayınları, Ankara 1999)
-
5. Bursa Camileri
-
6. Bursa İmaretleri
-
7. Bursa Medreseleri
-
8. Bursa Mektepleri
-
9. Bursa Türbeleri
-
10. Bursa Zaviyeleri
Son altı eser, tahminimize göre Bursa Kütüğü’nün ilk malzemeleridir. Ekrem Hakkı Ayverdi, bu eserleri Kepecioğlu’ndan emanet olarak almış ve meşhur eseri Osmanlı Mimarisi’nde kullanmıştır. Ayverdi bu kitapları, eserinin bazı ciltlerinde kendi kütüphanesinde, bazı ciltlerinde de müellifin kütüphanesinde göstermiştir (Bk. Ayverdi, E. Hakkı, Osmanlı Mimarisi, I,542; II,582). Kepecioğlu’nun bu risaleleri elimize geçmemiştir. Muhtemelen bu eserlerdeki bilgileri alfabetik düzen içinde Bursa Kütüğü’nde kullanmıştır.
Makaleler:
-
1. “Türklerde Spor”, Uludağ, sy. 2-11, 1935-1937.
-
2. “Muradiye Türbeleri”, Uludağ, sy. 3-4, 1935.
-
3. “Bursa’nın Eski Devirlerine Ait Kayıt Defterleri”, Uludağ, sy. 7, 1936.
-
4. “Çakır Ağa”, Uludağ, sy. 12-13, 1937.
-
5. “Türkiye’de Merinos Koyunları”, Uludağ, sy. 16, 1938.
-
6. “Bursa Şer’î Mahkeme Sicillerinden ve Muhtelif Arşiv Kayıtlarından Toplanan Tarihi Bilgiler ve Vesikalar”, Vakıflar Dergisi, c.II, 1940.
-
7. “İnegöllü İshak Paşa”, Uludağ, sy. 45-46, 1942.
-
8. “Timurtaş Paşalar”, Uludağ, sy. 51-52, 1942.
-
9. “Okçu Baba”, Uludağ, sy. 55, 1943.
-
10. “Fatih’in Hayatından Yapraklar ve Bursa”, Uludağ, sy. 64-67, 1944.
-
11. “Yunus Emre Nerede Yatıyor”, Bursa Nilüfer Mecmuası, sy. 4, 1945.
BURSA KÜTÜĞÜ
Tarihe ışık tutan eser ve dokümanlar, insanların olduğu kadar bir açıdan şehirlerin macerasıyla da ilgilidir. Kitaplar, kitabeler, yazarlar, yazıtlar, bilgiler, belgeler, şairler, şiirler...
Bursa’yı da bütün boyutlarıyla kavrayabilmek için tarihçilerin, edebiyatçıların, hukukçuların, folklorcuların, bilim adamlarının, mutasavvıfların, seyyahların vs. yazdıklarına bakmak, bunları ciddî olarak incelemek gerekmektedir. Ayrıca ihmal edilmemesi gereken mühim bir malzeme de şer’iyye/kadı sicilleri denilen mahkeme tutanaklarıdır. Geçmişimizin bir anlamda aynası olan bu belgeler yoluyla dünkü toplumumuzun “net” fotoğrafları çekilebil-mekte, “mazimiz” hoşumuza giden ve gitmeyen bütün yönleriyle ortaya ko-nulabilmektedir.
Bursa Kütüğü’nün hazırlanışında temel kaynak olarak kullanılan Bursa Şer’iyye Sicilleri, Cumhuriyet döneminde değişik yerlerde muhafaza edildikten sonra Bursa Kültürpark içindeki Arkeoloji Müzesi’ne aktarılmış, 90’lı yılların başında da -güvenlik gerekçesiyle- Ankara Milli Kütüphane’ye nakledilmiştir. 1000’e yakın büyük boy defter halinde muhafaza edilen bu belgeler henüz okunup değerlendirilmesi tam olarak yapılmadıysa da bu “hazine”den istifade ile birçok tez çalışmaları yapılmıştır. Söz konusu sicillerle ilgili en yoğun gayret ise Kâmil Kepecioğlu tarafından ortaya konulmuştur. Kepecioğlu, tahminen 1930-1945 yılları arasında bu belgelerden derlediği bilgileri Bursa Kütüğü adıyla dikkat çekici bir “Bursa Ansiklopedisi” hazırlamıştır.
Kepecioğlu’nun en önemli eseri Bursa Kütüğü’dür. Bir anlamda “Bursa’nın her şeyi” olan bu eser, alfabetik olarak bu şehrin siyasî, iktisadî, ictimâî, idarî, ilmî, edebî, dinî, askerî, hukukî bütün konuları, şahıs ve müesseseleri hakkında bilgi vermektedir.
Elinizdeki bu eser, merhum Kâmil Kepecioğlu’nun, bundan yaklaşık 60-70 yıl önce Osmanlıca olarak kaleme aldığı dört ciltlik Bursa Kütüğü’nün bugünkü harflere aktarılmış şeklidir. Eserin adı müellif tarafından konulmuştur (BK, III/463). Bu eser 14.5.1958’de Bursa Yazma ve Eski Basma Eserler Kütüp-hanesi’ne intikal etmiştir (Genel no: 4519-4522).
Bursa Kütüğü’nü yeni harflerle neşretme girişimi 60 sene kadar önce başlamıştır. Bursa Halkevi tarafından yayınlanan aylık Uludağ dergisinin Ocak-Şubat 1949 tarihli 93. sayısına bakanlar R. Akbulut imzalı şöyle bir yazıyla karşılaşırlar:
“Bursa Kütüğü’ne Önsöz
Uludağ dergimizin geçen sayısından itibaren neşre başladığımız ‘Bursa Kütüğü’ eserini Sayın Kâmil Kepecioğlu hazırlamışlardır. Uzun ve yorucu bir mesai mahsulü olan bu değerli eseri Halkevi satın almıştır. Fakat hali hazırda bu eseri kitap halinde neşretmek imkânı olmadığından Bursalı aydınları mahrum bırakmamak için her sayıda Uludağ dergisine ek bir forma halinde neşre karar vererek işe başlamış bulunuyoruz.
‘Bursa Kütüğü’ hurufu heca sırasına göre yazılmıştır. Biz Kütük’te hiçbir değişme yapmadan aynen sayın Kâmil Kepecioğlu’nun yazılarını yayınlıyoruz. Her Bursalı, bilgini ve hatta her Bursalı okur yazarı Bursalıların Bursa’yı öğrenmeleri için bu kütüğe ihtiyaç vardır. Bunun içindir ki Sayın Kâmil Kepe-cioğlu’nun mesaileri her türlü taktirin fevkindedir. Bu hususta Halkevi başka-nının da bir an önce neşri için Uludağ dergisinde çıkmasını tacil edişi çok yerinde olmuştur… Kepecioğlu, bize Kütük’le beraber çok değerli Bursa Bibliyografyası da vermiş oluyorlar ki bu husus da ayrıca büyük bir değer taşır. Sayın Kâmil Kepecioğlu’nun mesailerini minnetle alkışlarız”.
Bursa Kütüğü’nün yayınlanması için başlatılan bu ilk teşebbüs ne yazık ki sonuçsuz kalmıştır. Daha sonra, adı geçen kütüphaneden emekli olan merhum Mehmet Öz, Kütük’ü yeni harflere aktarmaya başlamış, bazı yerleri atlayarak “Eşkıya” maddesine kadar olan kısmı kaleme almış, ancak sıhhî sebepler dolayısıyla bu çalışma da bitirilememiştir. Bursa Kütüğü’nün yeni harflere aktarılması taleplerinin yoğunlaşması üzerine 1987 yılında tarafımızdan bu çalışma başlatılmış ve Mehmet Öz’ün yaptıklarından istifade ve atladığı kısımlar da ilâve edilerek eserin baştan sona yeni harflere aktarılması ve hizmete sunulması kararlaştırılmıştır1. Ancak çalışmalar ilerledikçe “Bursa Kütüğü”nün henüz tamamlanmamış, müsvedde halinde bir eser olduğu kanaatine varılmıştır. Bu durum bize eserin özüne, içeriğine, temel yapısına, üslûbuna dokunmaksızın yeniden gözden geçirilmesi ve okuyucuya kolaylık sağlayacak bazı teknik düzenlemeler yapılması gerektiğini düşündürmüştür. Meselâ şecerelerin ve bazı listelerin tablolar haline getirilmesi, tekrarlanan maddelerin birleştirilmesi veya birbirine referans verilmesi bu teknik düzenlemeler arasında sayılabilir.
Çok uzun bir mesaiden sonra nihayet elinizdeki “Bursa Kütüğü” ortaya çıkmıştır.
BURSA KÜTÜĞÜ’NÜN KAYNAKLARI
Kepecioğlu, bu araştırmasını kaleme alırken sadece matbu eserlerden bilgi almakla yetinmemiş, yazma eserler ile arşivlere de başvurmuştur. Kullandığı kaynakları şöyle bir sıralamaya tabi tutmak mümkündür:
-
1. Arşiv Kaynakları
-
a) Başvekâlet (Başbakanlık) Arşivi
-
b) Bursa Şer’iyye Sicilleri
-
c) Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi
-
2. Değişik kütüphanelerde bulunan yazma eserler
Bursa Kütüğü’nün 3. Basma Eserler: Osmanlı tarihleri başta olmak üzere konu ile ilgili bütün
orijinalinden iki sayfa, eserler, ansiklopediler, tezkireler, sözlükler vs.
-
1. cildin ilk ve son sayfaları
-
4. Mecmualar: TOEM, TTEM, VD ve Belleten gibi
-
5. Şifahî Bilgiler: Yazar, muasırı olan birçok kişiden şifahî bilgi alma yolunu da ihmal etmemiştir. Bursa Mısrî Dergâhı postnişini Mehmed Şemseddin (Ulusoy) Efendi (ö. 1936)’yi bunların başında saymak gerekir. Çünkü Bursa kültür tarihinin 20. asırdaki en güçlü kalemi o idi. Onun eserleri kadar kendisinin de Bursa Kütüğü’nün oluşmasında hizmetleri geçmiştir. M. Şemseddin Ulusoy’un eserlerinin de gün yüzüne çıkarılması gerekir. Şimdilik iki eseri (Mehmed Şemseddin, Yadigâr-ı Şemsî Bursa Dergâhları, haz. M. Kara-K. Atlansoy, İstanbul, 1997; Mehmed Şemseddin, Mesâr-ı Şemsî Mevlid, haz. Mustafa Kara, Bursa, 2009) yayınlanmıştır. Diğer eserlerinin de yayınlanması Bursa kültürünü sevenlerin yerine getirmesi gereken mühim bir vazifedir.
Öyle zannediyoruz ki, Bursa Kütüğü, sadece Bursa kültürünün değil, genelde Osmanlı kültürünün önemli bir bölümünü gün ışığına çıkaracaktır. Osmanlı toplum yapısını merak eden sosyologlara, ekonomi dünyasını öğrenmek isteyen iktisatçılara, askerî ve siyasî gücünü görmek isteyen araştırıcılara çok değerli bilgiler verecektir. Eser, cami, çeşme, medrese, mektep, han, hamam, kervansaray, tekke, zaviye gibi dinî, ilmî ve sosyal yapılarla birlikte sanat, iktisat, kültür ve müesseseler tarihi konusunda da okuyucuyu aydınlatacaktır. Ayrıca bu eserleri yapan ve bunları yaşatmak için varını yoğunu seferber eden insanlarımızın gayret ve hizmetleri görülecek, bir daha hayırla ve rahmetle anılmalarına vesile olacaktır.
ESERİN YAYINA HAZIRLANMASINDA DİKKAT EDİLEN HUSUSLAR
Aynen neşir:
Bursa Kütüğü, genel olarak Bursa Şer’iyye Sicilleri’nin dökümü olduğu için mahkemeye intikal eden her türlü olaya yer verilmiştir. Dolayısıyla Kütük’te kemâl, ahlâk ve faziletin en üstün örneklerini sunan insan ve olaylardan bahsedildiği gibi, o günkü toplumda yaşayan ahlâksız ve insafsız kişilerin yaptıkları da bütün açıklığıyla gözler önüne serilmiştir. Bazı okuyucularımız, meselâ “Eşkıya” maddesindeki birçok ahlâksızlığı ortaya koymanın ne faydası olabilir, diye düşünebilirler ve kendi bakış açılarından haklı da olabilirler; ancak, bu olayların eser dışında tutulması iki sebepten dolayı uygun bulunmamıştır:
-
1) Müellif eseri böyle kaleme almıştır. Onun iradesi dışındaki müdahaleler ona saygısızlık addedilmiştir.
-
2) Osmanlı toplumunu gereğinden fazla idealize etmek doğru değildir. İnsanlık tarihi boyunca iyiler ve kötüler beraber yaşamışlardır. Dolayısıyla atalarımızı sevmek ayrı, onları olduğu gibi öğrenmek ayrı bir olaydır.
Yardımcı kitaplar:
Bursa Kütüğü, Osmanlı kültür ve medeniyeti ile yakından ilgilidir, bu kültür ve medeniyetin kendine has bir dünyası vardır. İktisadî, siyasî, ticarî, askerî konularda olduğu kadar, ilim ve sanatta da kendisine mahsus terim ve ıstılahları bulunmaktadır. Bursa Kütüğü’ne bu ıstılahları ihtiva eden bir sözlük ilâve etmek belki düşünülebilirdi, ancak çeşitli nedenlerle bu yapılamamıştır. Yalnız Mehmet Zeki Pakalın’ın Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü ile Kâmil Kepecioğlu’nun Tarih Lugati’nin okuyucularımızın ihtiyaçlarını büyük çapta karşılayacağını ifade etmek yerinde olacaktır.
Dipnot usulü:
Ansiklopedik eserlerde dipnot verme usulü yaygın değilse de, Kepecioğlu maddeleri yazarken gerek matbu eserlerden, gerekse sicillerden aldığı bilgilerin kaynağını metnin içinde vermiştir. Yazarın bu tercihine sadık kalınmıştır. Ancak okuyucunun dikkatini dağıtmamak için kaynaklar kısaltmalara tabi tutulmuş ve eserin başında bu kısaltmalar listesi verilmiştir.
Yazar, zaman zaman bazı açıklayıcı bilgiler vermek ihtiyacını hissetmiş, bunun için sayfa sonundaki dipnot usulünü kullanmıştır. Ayrıca madde yazımına devam ederken “not” kaydıyla yeni bir paragraf açarak konuyla ilgili ek bilgiler vermiştir. Yazarın dipnotta verdiği bilgi ve kaynaklar hiçbir kısaltmaya gidilmeden aynen metne alınmıştır. Bazen metin içinde dipnot numarası verildiği halde dipnotta bilgi verilmesi unutulmuştur. Karışıklığa sebebiyet vermemesi için bu dipnot numaraları metinden çıkarılmıştır.
Alfabetik düzen:
Bursa Kütüğü, Osmanlıca kaleme alınmasına rağmen Lâtin harflerine göre alfabetik sıraya konulduğu için bazı düzensizliklere de rastlanmaktadır. Dolayısıyla eserin orijinalinde aranan bir madde bazen saatlere mal olabilmektedir. Bu zorluk ortadan kaldırılmış ve maddelere tam alfabetik düzen verilmiştir. Ancak müellif, isimlerin önünde kullanılan Hoca, Hacı, Şeyh, Seyyid, Mevlânâ gibi unvanları ilk ciltte ismin önünde “Hoca Ahmed”, “Seyyid Ali” şeklinde kullanmıştır. Diğer ciltlerde bu usulü terk ederek “Ahmed (Hoca)”,
“Ali (Seyyid)” tarzına dönmüştür. Kanaatimize göre doğru olan da budur. Bu sebeple birinci ciltteki maddeler diğer ciltlerdeki uygulama esas alınarak yeniden tanzim edilmiştir.
Bursa Kütüğü’ne kazandırılan yeni alfabetik düzenden sonra pek çok maddenin yeri değiştiğinden okuyucuya kolaylık sağlamak amacıyla madde sonlarında o maddenin Bursa Kütüğü’nün orijinal nüshasındaki yeri belirtilmiştir. Meselâ (BK, III/44) kısaltması, bu maddenin orijinal yazma nüshada III. cildin 44. sayfasında bulunduğunu göstermektedir.
Sorunlar ve çözümleri:
Bursa Kütüğü’nün yayına hazırlanışı sırasında bazı problemlerle karşılaşılmıştır. Bunların neler olduğu ve nasıl halledilmeye çalışıldığı konusunda aşağıda bazı örneklere yer verilmiştir.
-
1. Aynı başlıkla farklı yerlerde yazılan maddeler bulunmaktadır:
HÜSEYİN (SEYYİD)
Oğlu, Seyyid İbrahim’dir. 1571’de “Parmaksız Emir” diye şöhret almıştı (BS. 112/243). BK, II/264
HÜSEYİN (SEYYİD)
“Parmaksız Emir” demekle maruftur. 1613’de Bursa’da vakıfları vardır (BS. 221/32, 222/32). BK, II/266
Bu iki madde aşağıdaki gibi birleştirilmiştir:
HÜSEYİN (SEYYİD)
Oğlu, Seyyid İbrahim’dir. 1571’de “Parmaksız Emir” diye şöhret almıştı (BS. 112/243). 1613’te Bursa’da vakıfları vardı (BS. 221/32, 222/32). BK, II/264, 266
***
KERİZ
“Bursa’da kerizler ve kaldırımlar harap olup… BK, III/116
KERİZ (Bu madde “G” harfinde yazılmış)
Balıkpazarı’ndaki kâriz, … BK, II/137
Bu iki madde aşağıdaki gibi birleştirilmiştir:
KERİZ (KÂRİZ)
“Bursa’da kerizler ve kaldırımlar harap olup bazı Müslümanların atları ayakları geçip kimi düşüp kimi sürçüp el-hasıl Müslümanlara çok zarar gelmekle” şehirdeki umum keriz ve kaldırımların ıslâh ve tamirine başlamak üzere şeriat tarafından Mevlânâ Halil oğlu Hüseyin Çelebi tayin edilmiş ve biraz çalıştıktan sonra fâriğ olmuştur. Şehabeddin Paşa mahallesinden Abdullah oğlu Hacı Hayreddin dahi vekil-i harc nasb edilmiştir. Bu tamiratın akçeleri mal sahiplerinden ve vakıflarından alınmakta idi. 1561 senesi birinci ayının 16. günü bu önemli işe başlanmıştır (BS. 81/159). BK, III/116
Balıkpazarı’ndaki kâriz, Bilecik, Kazzazoğlu, Saray mahallelerine cereyan ederdi. Tamire muhtaç olduğundan dört mahalleden rızaları ile para toplanıp 17.12.1574’te tamir edilmiştir (BS. 126/46). BK, II/137
***
SELÇUK HATUN
Balaban Paşa’nın kızı ve Hamza oğlu Dursun Fakih’in karısıdır… BK, IV/140
SELÇUK HATUN
Bursalıdır. Balaban Paşa’nın kızıdır… BK, IV/137
Bu iki madde aşağıdaki gibi birleştirilmiştir:
SELÇUK HATUN
Bursalıdır. Balaban Paşa’nın kızıdır. Hamza oğlu Dursun Fakih’in karısıdır. (1487) 1489’da kocası Dursun Bey hayatta idi (BS.5/32, 340; 8/63). BK, IV/137, 140
-
2. Farklı yerlerde farklı başlıklarla tekrar edilen maddelere rastlanmakta-dır:
AHMED İLÂHİ ZAVİYESİ
İlâhî Ahmed Efendi, Eski Kaplıca yolunda Yoğurtlu Baba Zaviyesi civarında bir zaviye bina ederek ahâliyi irşada başlamıştır… (BS. 126/174). Ayrıca bk. Yoğurtlu Baba Zaviyesi. BK, II/317
YOĞURTLU BABA ZAVİYESİ
Kaplıca yolundadır… Buna Şeyh İlâhî Zaviyesi dahi derlerdi… BK, IV/388
Her iki madde de korunmuş, ancak ilkinden ikincisine gönderme yapılmıştır.
***
SEYYİD VELÂYET
Zeynî tarikatı ricalindendir…. BK, IV/149
VELÂYET (SEYYİD)
1481’de ölen Seyyid İshak’ın oğludur…. Bk. Seyyid Velâyet. BK, IV/333
Her iki madde de korunmuş, ancak ikincisinden birincisine gönderme yapılmıştır.
***
ACEM REİS
Tebrizli Mehmed oğlu Hoca Mahmud’un Bursa’daki şöhretidir…. BK, I/51
…“Acem Reis” namıyla meşhurdur. 1509 senesi Martında ölmüştür…. BK, III/183
MAHMUD (Acem Reis)
Acem Reis namıyla meşhurdur. 1509 senesi Martında ölmüştür... BK, III/183
MAHMUD (Acem Reis) maddesindeki bilgiler “ACEM REİS” maddesine eklenmiş ve böylece iki madde daha çok bilinen başlıkta birleştirilmiştir. MAHMUD (Acem Reis) maddesi de “MAHMUD Bk. Acem Reis” olarak atıf maddesine dönüştürülmüştür.
-
3. Farklı madde başlıkları ile yazılan ve aynı kişilerden söz eden, ancak bilgi uyuşmazlığı olan maddeler bulunmaktadır:
KUTBEDDİN AHMED ÇELEBİ
“Kutbî Paşa Çelebi” diye maruftur. İznik’te doğmuştur. Musa Efendi’nin oğludur. II. Bayezid Amasya’da vali iken nişancısı idi. Şeyhlerden Kutbeddin İznikî Hazretlerinin torunudur. Hevesname adında şairâne ve mutasavvıfâne ebyatı hâvî bir eseri vardır (OM. II/384). BK, I/58
KUTBÎ (Mevlânâ)
Asıl adı Kutbeddin Ahmed’dir. Babasının adı Musa’dır. II. Bayezid Amasya’da vali iken bu da nişancısı idi. “Paşa Çelebi” diye meşhurdur. İzniklidir. Şeyh Kutbeddin’in torunudur. …. Hevesnâme adlı mühim bir eseri, birçok şiirleri vardır.
….. (OM. II/384). BK, III/100
Her iki maddenin kaynağı aynıdır. Her iki madde aynı kişiye ait olduğu için daha ayrıntılı bir madde olan “Kutbî (Mevlânâ)” maddesinde birleştirilmiş ve ilkinden ikincisine gönderme yapılmıştır.
-
4. Yazılmayan veya farklı yazılan atıf maddeleri de söz konusudur:
YAHUDİ Saçmahane’ye bk.
Saçmahane maddesi yoktur. “SAÇMA” maddesi vardır. Bu sebeple bu atıf maddesi “YAHUDİ Bk. Saçma.” olarak değiştirilmiştir.
YAHUDİ İFTİRASI Musa oğlu İsa Bey’e bk.
Musa oğlu İsa Bey maddesi yoktur. “İSA BEY” maddesinde bu kişi hakkında bilgi vardır. Atıf, “YAHUDİ İFTİRASI Bk. İsa Bey” olarak değiştirilmiştir.
İMAMZADE Bk. Ahmed Efendi
“AHMED EFENDİ” maddelerinde “İMAMZADE” diye biri geçmemektedir. Bu sebeple yazılmayan bu ve benzeri atıflar okuyucunun boş yere aramasını önlemek için çıkarılmıştır.
MÜNZEVÎ ABDULLAH EFENDİ Bk. Abdullah Efendi Münzevî
Atıf maddesi A harfinde yine Münzevî Abdullah Efendi şeklinde verilmiştir. Bu madde ABDULLAH EFENDİ (Münzevî) Bk. Münzevî Abdullah Efendi olarak değiştirilmiştir. Şahıs, “Münzevî Abdullah Efendi” diye meşhur olduğundan hakkında verilen bilgi de oraya aktarılmıştır.
-
5. Eksik ve kapalı anlatımlara kısmen müdahale edilmiştir. Bazı maddelerde, cümlenin anlamını bozmadan, okuyucuya kolaylık sağlamak amacıyla aşağıdaki örneklerde olduğu gibi ifade değişiklikleri yapılmıştır:
EBLİSE KÖYÜ
Atranos kazasında idi. Hudâvendigâr (I. Murad) bu köyü Kaygılı Bey’e mülkiyeti üzere virüb seferler vaki oldukça be-nevbet bir cebeli sefere eşüb hizmetini eda ederlerdi (1629) (BS. 244/121). BK, II/279
EBLİSE KÖYÜ
Atranos kazasında idi. Hudâvendigâr (I. Murad), bu köyü Kaygılı Bey’e mülkiyeti üzere vermişti ki, Kaygılı Bey’in evlâdı, seferler vaki oldukça be-nevbet bir cebeli sefere eşip hizmetini eda ederlerdi (1629) (BS. 244/121). BK, II/279
***
HAYREDDİN (Boyacı) MESCİDİ
Kızılbayır mevziinde kendi ruhu için bina eylemiştir… BK, II/233
HAYREDDİN (Boyacı) MESCİDİ
Boyacı Hayreddin, Kızılbayır mevziinde kendi ruhu için bina eylemiştir… BK, II/233
***
KUŞAKSIZ MESCİDİ
Vardı. Fakat yeri tesbit edilememiştir.. BK, III/99
KUŞAKSIZ MESCİDİ
Bu isimde bir mescid vardı. Fakat yeri tesbit edilememiştir… BK, III/99
***
MUSA
Pir Gaib’in oğludur. 1586’da Emir hancısı idi ... BK, III/378
MUSA
Pir Gaib’in oğludur. 1586’da Emir Han’ın, hancısı idi…. BK, III/378
***
TACEDDİN (Hoca)
…Öldüğü zamanlar karısıyla babası kalmıştır… BK, IV/245
TACEDDİN (Hoca)
…Vefatında karısıyla babası kalmıştır… BK, IV/245
***
MÜNZEVÎ ABDULLAH EFENDİ
Asıl ismi Hacı Abdullah Nâsıruddin Efendi’dir… BK, I/25
Bu maddesinin sonunda; “Vakf eylediği kütüphanesindeki kitapların isimleri (Münzevî Abdullah) maddesinde yazılıdır” denildiği halde ayrıca böyle bir madde ve kitap listesi bulunmamaktadır. Bu sebeple okuyucuyu yanıltmamak için bu cümle çıkarılmıştır.
-
6. Bazı cümlelerde kapalılıklar ve eksiklikler bulunabilmektedir:
SULTAN AHMED TÜRBESİ
Mehmed Çelebi isminde birisini emini ve Ali Çelebi’yi de katip tayin ederek Sultan Ahmed’in üzerine bir türbe inşasını emreylemiştir. Bk. “Türbeler”. BK, I/65
Cümlede bu emri kimin verdiği anlaşılamamaktadır. Ancak “TÜRBELER” maddesinin alt başlığı olarak tekrar “Sultan Ahmed Türbesi” bulunmaktadır. Konu burada daha geniş olarak ele alınmıştır. Orijinal metinde “Bk. Muradiye Türbeleri” denildiği halde böyle bir madde olmadığından atıf, Bk. “Türbeler” şekline çevrilmiştir. İkinci maddede türbenin yapılmasını Yavuz Sultan Selim’in emrettiği ifade edilmektedir. Ayrıca bina emini olarak Mehmed Çelebi değil Abdullah oğlu Bedreddin Mahmud Bey gösterilmiştir. Mehmed ve Safer oğlu Ali Çelebilerin de kâtip tayin olundukları belirtilmiştir. Sonuç olarak ilk madde, atıftaki değişiklik dışında aynen bırakılmıştır.
-
7. Kütük’te güncelliğini yitirmiş bilgilere de rastlanmaktadır. Meselâ eserde: “Şimdiki müftülüğün yanında”, “Balıkpazarı’nın doğusunda”, “Deveciler Mezarlığı”, “Hal binası civarında”, “Diyanet İşleri Reisi Şerafettin Yaltkaya” vs. gibi ifadelere rastlanmaktadır. Yazar, Mehmed Neşrî’nin Cihannümâ’sı gibi bazı yazma eserlerin basılmadığını belirtmiş, ancak bu eserlerin bir kısmı günümüzde basılmıştır. Artık yok olan, yıkılan, harabe halinde iken tamir edilen veya mahiyeti değişen tarihî yapılarla ilgili bu tarz bilgiler de vardır. Bütün bunlar, 60-70 yıl önceki Bursa ve Türkiye için söz konusudur. Bu tür bilgiler de aynen korunmuştur:
ULUCAMİ
… Caminin ikisi yanda ve birisi de kuzey cihetinde olmak üzere üç kapısı vardır. Bir de doğu tarafına küçük bir kapı açılmıştır ki bu da cenaze namazını kıldırmak için imamın çıkmasına mahsustur. Bunların üzerleri sonradan bir takım tahta çıkmalarla örtülmüştür ki, caminin görünüşünü çok çirkinleştirmiştir.
***
Gökdere Suyu: … (Bu yazılar eski devrin rivâyetleridir. Yunanlılar Bur-sa’yı tahliye etmek mecburiyetinde kaldıkları zaman bu mimarî kıymeti ziyade olan köprüyü yıkmışlardır. 23 sene geçtiği halde el’an tamir edilememiştir.)
-
8. Başlığı ile tamamen veya kısmen uyuşmayan maddelere de rastlanmak-tadır. Bu tür maddeler de aynen korunmuştur:
SELİM (II. Sultan)
Edirne’de Sultan Selim Camii adıyla anılan ve Mimar Sinan’ın en nefis eseri olan bir cami yaptırmıştır… BK, IV/143
Bu maddede İkinci Selim’den değil Edirne’deki Selimiye Camii’nden söz
edilmektedir.
***
KİRİŞÇİKIZI CAMİİ
Kayhan civarında bir mahalledir…
…Bu mescid 26.3.1518’de yanmış olduğundan… BK, III/119
Bu maddede hem Kirişçikızı mahallesinden hem mescidinden söz edilmektedir.
-
9. Bazı maddelerde, uzun cümleler bölünmüş, ayrıca noktalama işaretleri ile daha iyi anlaşılabilir bir hâle getirilmeye çalışılmıştır. Bazı maddelerde de ifade ve cümle düzeltmeleri yapılmıştır. Özellikle sicillerden yapılan alıntılar çok uzun ve anlaşılmaz cümleler hâlinde verildiğinden bazen gerekli görülen yerlerde bu uzun ifadeler anlamı korunarak kısa cümlelere dönüştürülmüştür. Sicillerden yapılan alıntılar “…” arasında italik olarak verilmiştir. Alıntılarla yazarın özetleri iç içe geçmiş ve anlam bütünlüğü kaybolmuş cümleler de vardır. Bu durumda cümleler ifade bütünlüğüne kavuşturulmaya çalışılmıştır. Yine de bu tür zorunlu tasarruflar son derece azdır:
“EŞKIYA” maddesinden:
30.9.1613’de Anadolu beylerbeyisi Ömer Paşa’nın subaşısı Lutfî Çelebi mahkemeye müracaat ederek (Ben nahiyeyi devrederken Dağardı kazasında vaki Şuhutlu Yaylağı’na indiğimizde Kulaksız Ahmed adında suhte 40 kadar suhte eşkıyasının reisi olup gece yarısı cümlesi silahlı oldukları hâlde bizi basıp kâhyam Hüseyin Ağa’yı katl ve padişahın subaşılık akçesinden 140.000 akçeyi ve emval ve erzakı gâret edip ben bir tarik ile kurtuldum Ahmed’i tecessüs ederken Bursa’da bulup tutturup kendisi reis-i eşkıya olduğu herkes bildiği için nefsine kefil bulunmamağla habs olundu. Hapishaneden mahkemeye gelirken kaçmak ihtimali vardır. Zindana nâib gönderilmesini rica eylemiş ve Müderris Mevlânâ Osman, bazı havas-ı âyân ile gönderilmişti. İfadesinde suçunu itiraf edip 100.000 akçe bulduklarını ve bundan 15.000 akçe ve dört bargir, birkaç parça eşya ve kılınç asıl reisleri olan Ebce Halife’ye 15.000 akçe ve dört bargir de Seyyid Ali Halife’ye gönderip bir bargir ve 10.000 akçeyi ben aldım. Baki kalanı yârân beyninde taksim olunmuştur dedi. Mahkemeye de getirilip bu ifadesini ve kendisinin bu vakada bulunduğunu itiraf eyledi. (BS. 223/21).
Bu paragraf aşağıdaki gibi düzenlenmiştir:
30.9.1613’te Anadolu beylerbeyi Ömer Paşa’nın subaşısı Lutfî Çelebi mahkemeye müracaat ederek: “Ben nahiyeyi devrederken Dağardı kazasında vaki Şuhutlu Yaylağı’na indiğimizde Kulaksız Ahmed adında suhte, 40 kadar suhte eşkıyasının reisi olup gece yarısı cümlesi silahlı oldukları hâlde bizi basıp kâhyam Hüseyin Ağa’yı katl ve padişahın subaşılık akçesinden 140.000 akçeyi ve emval ve erzakı gâret eylediler, ben bir tarik ile kurtuldum. Ahmed’i tecessüs ederken Bursa’da buldum ve tutturdum. Lâkin kendisinin reis-i eşkıya olduğunu herkes bildiği için nefsine kefil bulunmamak ile habsolundu. Hapishaneden mahkemeye gelirken kaçmak ihtimali vardır. Zindana nâib gönderilmesini rica eylerim” demiş ve Müderris Mevlânâ Osman, bazı havas-ı âyân ile gönderilmişti. Kulaksız Ahmed, ifadesinde suçunu
itiraf edip 100.000 akçe bulduklarını ve bundan 15.000 akçe ve dört beygir, birkaç parça eşya ve kılınç, asıl reisleri olan Ebce Halife’ye, 15.000 akçe ve dört beygiri de Seyyid Ali Halife’ye gönderdiğini, bir beygir ve 10.000 akçeyi kendisinin aldığını, kalanı yârân beyninde taksim eylediğini söylemiş, mahkemede de bu ifadesini ve kendisinin bu vakada bulunduğunu itiraf eylemiştir (BS. 223/21).
-
10. Çok az da olsa bazı maddelerde bilgi hatası vardır:
SİNAN BEY
“Defterdar Sinan Bey” adıyla meşhurdur. Hisar’da Zindankapısı civarında 1485’te bir mescid bina eylemiştir. Oğlu Kasım Çelebi ve kızı Hatice Ha-tun’dur. Sicill-i Osmânî’deki defterdarlar arasında bu zatın adına tesadüf edilmemiştir (BS. 4/459). BK, IV/158
Bu madde tamamen belirtilen sicil kaydına dayanılarak yazılmıştır. Ancak sicilde; “Sebeb-i tahrir oldur ki, mahrûse-i Bursa’da Hisar içinde Zindankapı civarında merhum Defterdar Sinan Çelebi’nin Edirne’de bina ettiği mescide vakıf olan evi mezbûr vakfa mütevelli olan mezbûr Sinan Bey’in oğlu merhum Kasım Çelebi işbu hâmil-i hüccet Ekmekçi Davud b. el-Hac Mehmed’e icâreye virüb…” denilmektedir. Böylece Kepecioğlu’nun, Zindankapı civarında olduğunu yazdığı mescidin Edirne’de olduğu anlaşılmaktadır. Bu sicil kaydında mescitten değil Zindankapı civarında bulunan ve Edirne’deki bu mescide vakfedilmiş olan evden söz edilmektedir.
-
11. Bursa Kütüğü'nde bazı maddeler muhtemelen daha sonra tamamlanmak üzere bırakılmış, ancak tekrar ele alınamamıştır. Bu maddeler de aynen korunmuştur:
MÂL HATUN
Şeyh Edebâlî'nin kızıdır. Osman Bey, saltanata nail olmazdan evvel Şeyh'in zaviyesine devam ederken kızı görüp âşık olmuş ve gördüğü rüyayı Edebâlî'ye nakledince tezvicine rıza vermiştir. Alâeddin ile Orhan Gazi'nin anasıdır. 22. 8. 1326 tarihine tesadüf eden Ramazan ayının 21'inde vefat eden Mâl Hâtûn Osman Gazi'den biraz evvel ölmüştür (KA. 4119). Tekmil Osmanlı tarihleri Mâl Hatun'un Şeyh Edebâlî'nin kızı olduğunu yazıyorlarsa da son günlerde muhterem Profesör İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın... (cümlenin bundan sonraki kısmı maddede yazılmamıştır) BK, III/195
Bazı maddelerde de çelişkiler ve henüz kesinleştirilemeyen bilgiler yer almaktadır. Daha çok benzer isimler taşıyan kişilerle ilgili olan ve problem görülen bu maddelere de müdahalede bulunulmamıştır.
HALİL PAŞA
Çandarlı Hayreddin Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın oğludur. İbrahim Paşa, Edebali'nin kızı İsfahanşah Hatun ile Orhan'ın oğlu İbrahim'in oğlu Sultan Mahmud'un kızı Hanım Hatun'la evlenmiştir. Halil Paşa'nın bunlardan hangisinden olduğunu tesbit edemedim. … BK, 11/163
HAFSA HATUN
I. Bayezid'in oğlu Çelebi Sultan Mehmed'in kızıdır. …
İsfahanşah, Ali Çelebi, Hüseyin Çelebi, Mustafa Çelebi, Hasan Çelebi, Mehmed Çelebi adında altı evlâdı dünyaya gelmiştir.
[İsfahanşah, Çandarlı Kara Halil (Hayreddin) Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'-nın karısı ve Şeyh Edebali'nin kızıdır. Diğeri de Orhan Bey'in oğlu İbrahim Bey'in oğlu Sultan Mahmud'un kızı Hanım Hatun'u da almıştır. Mahmud Bey, İsfahanşah Hatun'dan dünyaya gelmiştir (BS. 3/245)]. BK, 11/159
İBRAHİM PAŞA
Çandarlı Hayreddin Paşa'nın oğludur... Ecdadının elindeki şecerede Şeyh Edebali'nin kızı İsfahanşah Hatun, nam-ı diğer Hanım Hatun'la evlendiğini yazıyorsa da Bursa Sicilleri bunun Orhan Gazi'nin oğlu İbrahim Bey'in oğlu Sultan Mahmud'un kızı Hanım Hatun ile müteehhil olduğunu yazmaktadır ki en doğrusu da budur (BS. 3/245). BK, 11/280
-
12. Bursa Kütüğü'nün kaynaklarında büyük bir çoğunlukla hicrî tarihler kullanılmıştır. Kepecioğlu, hicrî tarihleri milâdî tarihe çevirerek vermekle birlikte kişilerin hayatından söz ederken bazen "... 70 sene, 80 sene yaşamıştır... " gibi ifadeler kullanmakta ve bu hesabı hicrî tarihleri esas alarak yapmaktadır. Şahsın miladî olarak verilen doğum ve ölüm tarihlerini dikkate alan bu hesaplama yanlış görülmektedir.
ÜFTADE (Mehmed Muhyiddin Efendi)
... 1489'da Arablar mahallesinde doğmuştur. … 1580 senesinde 93 yaşında vefat etmiştir....
-
13. Bazı kelimelerin imlasında günümüzdeki kullanım tercih edilmiştir. Çuka/çuha, bârgir/beygir gibi. Kepecioğlu, bugün Orhangazi ilçesine bağlı olan Gürle için bazen Görele, bazen Gürle ismini kullanmış, tarafımızdan günümüzdeki kullanım esas alınarak “Gürle” tercih edilmiştir. Benzer bir şekilde Kara Timurtaş Paşa/Kara Demirtaş Paşa kullanımı da söz konusudur. Burada da “Kara Demirtaş Paşa” tercih edilmiştir.
-
14. Bursa Kütüğü’nün bir özelliği de şudur: Meselâ, “Derviş” maddesinde bu kelimenin anlamı, tasavvuf tarihindeki yeri vs. gibi bilgiler verilmemekte, sadece bu ismi taşıyan kişiler yer almaktadır. “Gemlik” maddesinde Gemlik değil “Gemlik-Bursa Yolu”nun yapımı anlatılmaktadır. Benzer maddelere eser boyunca rastlamak mümkündür.
-
15. Kepecioğlu’nun Bursa Sicilleri için verdiği rakamların ilki defter, ikincisi bazen sayfa bazen varak numarasını ifade etmektedir. Meselâ (BS. 29/147) kaydında 147 rakamının sayfa numarası olduğu ilgili sicilde görülmüştür.
-
16. Bazı maddelerdeki ifadelerden Kütük’ün yazıldığı yılları tesbit etmek mümkün olmaktadır. Papatya Köyü’nden bahsederken, “1943’de bu köyün 586 seneden beri mevcut olduğu görülmüştür” cümlesi buna örnek verilebilir.
-
17. Yazılması gereken bazı maddelerin unutulduğu düşünülmektedir. Meselâ “Yıldırım” maddesi eserde yer almamaktadır.
-
18. Yukarıda işaret edildiği gibi dikkatten kaçan başka bilgi hataları da vardır. Meselâ, Tezkiretü’l-Ebniye adlı eserin yazarı sehven Mimar Sinan olarak gösterilmiştir. Halbuki bu eserin yazarı Mustafa Sâî Çelebi’dir. Kosova
Savaşı 1389 yerine 1388 olarak verilmiştir. 60 hane olan Dereçavuş köyünün 1937 yılındaki nüfusu 2365 olarak gösterilmiştir. Bunun yanlışlıkla yazıldığı muhtemeldir ve 365 olması daha mantıklı görünmektedir.
-
19. Bazı maddelerde yer alan bilgiler, hiçbir değişiklik yapılmadan daha uygun yerlere taşınmıştır. “Emirsultan Mahallesi” maddesinin sonunda yer alan “Emir Sultan, mensup olduğu Türk ırkının necabet ve faziletiyle mütenasip bir surette hareket eylemiş ve kadir-şinas ve güzelliğin meclubu olan Bursalılar da bu zatın gerek hayatında ve gerekse ölümünden sonra zamanımıza kadar hakkında lâzım gelen içten hürmet ve saygıyı göstermekte son derece hassas bulunmuşlardır” cümlesi, aidiyeti dolayısıyla “Emir Sultan” maddesinin sonuna eklenmiştir.
-
20. Bazı dipnotlardan sonra yazar, “K. Kepecioğlu” biçiminde Lâtin harfleriyle isminin ilk harfini ve soyadını yazmıştır. Bunların aynen muhafazasına gerek duyulmamıştır. Başvekalet Arşivi’ndeki çalışmaları da “Kâmil Kepecioğlu tasnifi” adıyla belirtilmektedir. Bu tasnife olan atıflarında da kısaltmaya gidilmemiştir.
-
21. Daha önce de belirtildiği gibi orijinal Bursa Kütüğü müsvedde olarak kalmıştır. En azından böyle bir görüntü vermektedir. Yazar eserine son şeklini veremediği için yer yer eksiklikler, kopukluklar, yarım kalmış maddeler, tekrarlar, dalgınlık eseri zühul ve hatalar vardır. Meselâ, II. Murad yerine II. Bayezid demesi (BK, III/163), 1518 yazması gerekirken 1913 yazması (BK, IV/31), “mahalle ahalisi” yazacağı yerde “mahkeme ahalisi” demesi (BK, III/104), “Ayşe Hatun Tedbirsizzâde Mehmed Paşa’dır” gibi ifadeler (BK, II/270) bunu belgelemektedir.
-
22. Yazar şer’iyye sicillerinde okuyamadığı kelimeler için (...) işaretini, şüphelendiği zamanlarda da kelimeyi yazdıktan sonra (?) işaretini kullanmıştır. Bu durum aynen korunmuştur. Yapılan bu son çalışmada da okumakta zorluk çekilen, doğru okunduğu hususunda tereddüt edilen kelimelerin, bilhassa özel isimlerin yanına (?) işareti konulmuştur. Buna rağmen hatalarımız, yanlışlarımız elbette olabilir. Okuyucuların bunları müsamaha ile karşılamaları ve hataların bize bildirilmesi konusunda himmetlerini esirgememeleri istirham olunur.
-
23. Bursa Kütüğü’nü bugünkü harflere aktarırken en çok zorluk çekilen hususlardan biri de imla meselesidir. Osmanlıca bir metni tam telaffuzu ile aktarmanın zorlukları ortadadır. Bu nedenle bazı kelimelerin aslı değiştirilmeden günümüz telaffuzuna yaklaştırılmıştır. Meselâ, getirilürdi denilmemiş, getirilirdi yazılmıştır; karbansaray yerine kervansaray kullanımı tercih edilmiştir. Akademik bir metin neşri düşünülmediğinden benzer tasarruflara gitmek uygun görülmüştür. Böylece okuyucu, telaffuzu zor bir metinle karşı karşıya bırakılmamaya çalışılmıştır.
-
24. Yazar uzun yıllar Başbakanlık Arşivi ile Bursa Şer’iyye Sicilleri’nde çalıştığından eserini bu arşivlerden elde ettiği bilgiler üzerinde kurmuştur. Bu açıdan eser fevkalade önemlidir. Bursa Kütüğü ile özellikle Bursa Şer’iyye Sicilleri “bilinemez bir muamma” olmaktan çıkmış, Osmanlı kültür ve medeniyeti hakkında bilgi edinmek isteyenlere yeni imkânlar sunmuştur. Yalnız Bursa Kütüğü’nden yararlanmak isteyen araştırmacılara şu hususu önemle hatırlatmak isteriz. Madde sonlarına konulan (BS. 86/304) şeklindeki bir kısaltma, bu bilginin Bursa Şer’iyye Sicilleri’ndeki 86. cildin 304. sayfasında (bazen de varağında) olduğunu göstermektedir. Ancak daha sonraki yıllarda
sicil defterleri yeni bir tasnife tabi tutulmuş, dolayısıyla bu numaralarda karışıklıklar ortaya çıkmıştır. Kepecioğlu’nun Bursa Kütüğü’nde kullandığı ve bu eserde BS kısaltmasıyla gösterilen Bursa Şer’iyye Sicilleri’nin eski numaralarının yeni karşılıklarını bulmak için, isteyenler bu bölümün sonunda yer alan “Araştırıcılar İçin Bursa Sicilleri Rehberi”nden faydalanabilirler. Üzülerek belirtmeliyiz ki, zaman zaman Kepecioğlu’nun verdiği sayfa/varak numarasında ilgili kayıtlar bulunamayabilmektedir. Bu durumda belge tarihlerinden hareketle kayıtların araştırılması uygun olacaktır.
Çalışma sırasında ortaya çıkan güçlükler ve bunların çözümüne dair misalleri çoğaltmak mümkündür. Ancak Kütük’ün anlaşılması ve yapılan çalışmanın zorluklarını göstermesi bakımından bu örneklerle yetinilmiştir. Unutulmamalıdır ki, kaynakları büyük ölçüde arşivler olan böyle hacimli bir çalışmada benzer hata ve eksikliklerin bulunması son derece tabiidir. Bu eser, eğer yazarı hayatta iken basılabilseydi bütün bunların bizzat kendisi tarafından giderileceği ve elimizdeki “Bursa Kütüğü”nün çok daha mükemmel bir hâle geleceği şüphesizdir. Ne var ki eser bu şansa sahip olamamıştır. Prensip olarak Kütük’ün muhtevasına dokunulmaması düşünüldüğünden -çünkü bu, kaynakların tek tek gözden geçirilmesi ve eserin âdeta yeniden yazılması anlamına gelirdi- yukarıda belirttiğimiz esaslar çerçevesinde bir çalışma ile yetinilmiştir.
Bundan sonra yapılacak iş, ilmî çileye talip bir heyetin Bursa Kütüğü’ne “Zeyl” yazmayı üstlenmesidir. Bu heyet, Bursa Kütüğü’nde bulunması gerektiği halde yer almayan maddeleri yazmakla kalmamalı, son 60-70 sene içinde meydana gelen gelişmeleri Kepecioğlu’nun usulüyle kaleme almalıdır. Son yarım asır içinde genelde Osmanlı kültürü, özelde Bursa kültürü ile ilgili Türkiye ve dünyada yapılan araştırmalar dikkate alındığı zaman Bursa Kütü-ğü’ndeki bazı maddelerin çok zayıf kaldığı görülür. Bu maddeleri de mevcut bilgilerle takviye etmek ve genişletmek her halde bu ilim adamlarına düşen görevlerden biridir.
Bursa Kütüğü’nün elinizdeki şekli almasında pek çok kişinin yardım, destek ve teşvikleri olmuştur. Bu dostlarımıza, özellikle Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi elemanlarına kalbî teşekkürlerimizi sunarız. Bu eserin yayınlanması için ilk desteği veren Bursa Ticaret Borsası Başkanı Sayın Rıza Ay-dın’a, teşvik ve yardımlarını bizden esirgemeyen Sayın Dr. Sefer Özdemir’e, özellikle bu önemli eserin basımını gerçekleştiren Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Sayın Recep Altepe başta olmak üzere diğer ilgililere teşekkür ederiz.
Bu eseri, yazarının doğumunun 131. yılında yayınlayarak, tarih ve kültürümüzle ilgilenenlere, Bursa sevdalılarına, ilim adamlarına yardımcı olduğumuzdan dolayı mutluyuz. Bu mutlu işi bize nasip eden Allah’a hamdeder, başta Kepecioğlu olmak üzere “Bursa Kütüğü”ne hizmeti geçen ve şu anda hayatta olmayanları da rahmetle anarız.
06.04.2009
Hazırlayanlar
KISALTMALAR
|
A. |
Âşıkpaşazâde Tarihi |
|
ALT. |
Âlî Tarihi |
|
AT. |
Ayın Tarihi |
|
B. |
İdris Bitlisî Tarihi |
|
BA. |
Başvekâlet Arşivi |
|
BAAD. |
Başvekâlet Arşivi Adliye Dosyaları |
|
BAAS. |
Başvekâlet Arşivi Askerî Dosyaları |
|
BABD. |
Başvekâlet Arşivi Bahriye Dosyaları |
|
BABY. |
Başvekâlet Arşivi Belediye Dosyaları |
|
BADD. |
Başvekâlet Arşivi Dâhiliye Dosyaları |
|
BADZ. |
Başvekâlet Arşivi Deniz Dosyaları |
|
BAED. |
Başvekâlet Arşivi Evkaf Dosyaları |
|
BAİD. |
Başvekâlet Arşivi İktisat Dosyaları |
|
BAML. |
Başvekâlet Arşivi Maliye Dosyaları |
|
BAMR. |
Başvekâlet Arşivi Maarif Dosyaları |
|
BAND. |
Başvekâlet Arşivi Nâfia Dosyaları |
|
BASAD. |
Başvekâlet Arşivi Saray Dosyaları |
|
BASD. |
Başvekâlet Arşivi Sıhhiye Dosyaları |
|
BATD. |
Başvekâlet Arşivi Timar Dosyaları |
|
BAVD. |
Başvekâlet Arşivi Vakıf Dosyaları |
|
BAVS. |
Bursa Atîk Vakfiye Sicili |
|
BAZD. |
Başvekâlet Arşivi Zabtiye Dosyaları |
|
BİT |
Bursa ve İznik Tarihi |
|
BK. |
Bursa Kütüğü |
|
BM. |
Bursa Mecmuası |
|
BS. |
Bursa Şer’iyye Sicilleri |
|
BSVD. |
Bursa Sicill-i Vakfiye Defteri |
|
DE. |
Düsturname-i Enverî |
|
Dİ. |
Düvel-i İslâmiye |
|
DM. |
Devhatü’l-Meşâyih |
|
DŞ. |
Diyar-ı Şemsî (M.Şemseddin Ulusoy müellif nüshası) |
|
EÇS. |
Evliya Çelebi Seyahatnamesi |
|
ET. |
Esmâr-ı Tevârîh |
|
G. |
Güldeste-i Riyaz-ı İrfan ve Vefeyat-ı Dânişverân-ı Nadiredân |
|
GM. |
Gülşen-i Maarif |
|
HC. |
Hadîkatü’l-Cevâmi’ |
|
HET. |
Hayrullah Efendi Tarihi |
|
HH. |
Hat ve Hattatân |
|
HT. |
Hammer Tarihi |
|
KA. |
Kâmûsu’l-A’lâm |
|
KŞ. |
Karar-ı Şemsî (M.Şemseddin Ulusoy müellif nüshası) |
|
LT. |
Latifî Tezkiresi |
|
LTC. |
Lugat-ı Tarihiye ve Coğrafya |
|
MC. |
Mecmua-i Cevâmi’ |
|
MF. |
Münşeât-ı Feridun |
|
MH. |
Menâkıb-ı Hünerverân |
|
MİB. |
Hatıra Yahud Mir’ât-ı Bursa |
MŞ. : Medâr-ı Şemsî (M.Şemseddin Ulusoy müellif nüshası)
MT. : Müneccimbaşı Tarihi
MUN. : Maarif-i Umumiye Nezareti Tarihçe-i Teşkilat ve İcraatı
NET. : Neşrî Tarihi
NT. : Naîmâ Tarihi
NV. : Netâyicü’l-Vukuât
OM. : Osmanlı Müellifleri
OTEM. : Osmanlı Tarihi Encümeni Mecmuası
SAT. : Salim Tezkiresi
SATŞ. : Son Asır Türk Şairleri
-
S O. : Sicill-i Osmânî
SOT. : Solakzâde Tarihi
ST. : Sehî Tezkiresi
ŞN. : Şakâiku’n-Numaniyye
ŞNZ. : Şakâiku’n-Numaniyye Zeyli
TH. : Tuhfetü’l-Hattatîn
TM. : Türkiyat Mecmuası
TOEM. : Tarih-i Osmânî Encümeni Mecmuası
TSA. : Topkapı Sarayı Arşivi
TT. : Tâcü’t-Tevârîh
TTEM. : Türk Tarihi Encümeni Mecmuası
-
V D. : Vakıflar Dergisi
-
Y M. : Yenikapı Mevlevîhanesi
-
Y Ş. : Yadigâr-ı Şemsî
EK:
ARAŞTIRICILAR İÇİN BURSA SİCİLLERİ REHBERİ
Bursa Mahkeme Sicilleri’ne değişik zamanlarda verilen tasnif numaraları araştırıcıları ciddi şekilde sıkıntılarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle, mevcut problemleri aşabilmek ve azami derecede istifadeyi sağlayabilmek için Bursa Mahkeme Sicilleri’nin değişik yönleriyle ele alındığı rehber niteliğinde bir çalışmayı takdim ediyoruz.
Bursa Kütüğü eserinde Bursa Şer’iyye Sicilleri eski kayıt numaraları dikkate alınarak kullanılmıştır. Bu siciller üzerinde, 1940 ve sonrasında yapılan birtakım çalışmalarda (özellikle Kâmil Kepecioğlu ve Ekrem Hakkı Ayverdi de bu tasnif numaralarını kullanmıştır) siciller referans gösterilirken bu numaralar esas alınmış, dolayısıyla daha sonra araştırma yapan kişilerin, ilgili kaynağa ulaşmalarında büyük sıkıntılar yaşanmıştır. Bu listenin en önemli faydası, söz konusu problemleri tamamen çözmesidir. Sütunlar halinde oluşturduğumuz bu listeden hareketle, aynı satırda sırasıyla, defterin eski kayıt numarasından sonra yeni kayıt numarası ile defterin hicri ve miladi tarihlerinin tespit edilmesi mümkündür.
Örnek: 10 A.11 898-899 1492
Örneği verilen satırda, sırasıyla eski kayıt numarası (10), yeni kayıt numarası (A.11), defterin kapsadığı hicri tarih (898-899), bu tarihlerin miladi karşılığı (1492) gösterilmiştir. Bu durumda günümüzdeki tasnif numarasına göre sicil defterinin A.11 olarak aranması gerektiğini belirtmeliyiz.
Ayrıca Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Şehir Kütüphanesi’nde Bursa Şer’iyye Sicilleri’nin rulolar halinde mikrofilmleri mevcuttur. Bunlardan faydalanmak isteyen araştırıcıların geniş kapsamlı olarak hazırlanan Bursa Mahkeme Sicilleri Rehberi’nden yararlanmaları tavsiye olunur1.
Listelerde Kullanılan İlçe Kısaltmaları:
|
GM |
: Gemlik |
İN |
: İnegöl |
|
İZ |
: İznik |
MKP |
: Mustafakemalpaşa |
|
MU |
: Mudanya |
OR |
: Orhaneli |
|
SÖ |
: Söğüt |
ESKİ KAYIT NUMARALARINA GÖRE BURSA ŞER’İYYE SİCİLLERİ
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
1 |
A.1 |
867-868 |
1462-1463 |
|
2 |
A.2 |
872-883 |
1467-1468 |
|
3 |
A.3 |
883-886 |
1478-1481 |
|
4 |
A.4 |
889-890 |
1484-1485 |
|
5 |
A.5 |
891-892 |
1486-1487 |
|
6 |
A.6 |
892-894 |
1487-1489 |
|
7 |
A.7 |
893-895 |
1488-1490 |
|
7 |
A.7a |
894-895 |
1489-1490 |
|
8 |
A.8 |
896-897 |
1491-1492 |
|
9 |
A.9 |
897-898 |
1492-1493 |
|
9 |
A.10 |
898 |
1493 |
|
10 |
A.11 |
898-899 |
1493-1494 |
|
11 |
A.26 |
901 |
1495 |
|
12 |
A.12 |
902-904 |
1496-1498 |
|
12 |
A.14 |
902 |
1496 |
|
14 |
A.13 |
905 |
1499 |
|
15 |
A.15 |
902 |
1496 |
|
16 |
A.16 |
896-897 |
1491-1492 |
|
16 |
A.17 |
904 |
1498 |
|
17 |
A.18 |
906 |
1500 |
|
19 |
A.19 |
909-910 |
1503-1504 |
|
20 |
A.34 |
913-914 |
1507-1508 |
|
21 |
A.33 |
913 |
1507 |
|
22 |
A.31 |
915-917 |
1509-1511 |
|
23 |
A.20 |
917-918 |
1511-1512 |
|
24 |
A.22 |
919-924 |
1513-1518 |
|
25 |
A.23 |
919 |
1513 |
|
26 |
A.24 |
920 |
1514 |
|
27 |
A.21 |
923 |
1517 |
|
28 |
A.25 |
925-926 |
1519 |
|
29 |
A.32 |
926 |
1519 |
|
30 |
B.l |
929-934 |
1522-1527 |
|
31 |
A.27 |
930-932 |
1523-1525 |
|
32 |
A.28 |
918-932 |
1512-1525 |
|
33 |
A.29 |
917-929 |
1511-1566 |
|
34 |
A.30 |
927-929 |
1520-1522 |
|
35 |
A.35 |
933-934 |
1526-1527 |
|
37 |
A.50 |
935-936 |
1528-1529 |
|
38 |
A.51 |
939 |
1532 |
|
39 |
A.36 |
939-942 |
1532-1535 |
|
40 |
A.52 |
940-941 |
1533-1534 |
|
41 |
A.59 |
942-944 |
1535-1537 |
|
42 |
A.37 |
944-945 |
1537-1538 |
|
43 |
A.38 |
944-949 |
1537-1542 |
|
44 |
A.39 |
949-950 |
1542-1543 |
|
45 |
A.40 |
944-945 |
1537-1538 |
|
47 |
A.41 |
947-952 |
1540-1545 |
|
48 |
A.42 |
949-951 |
1542-1544 |
|
49 |
A.43 |
951-955 |
1544-1548 |
|
50 |
A.44 |
951-958 |
1544-1551 |
|
51 |
A.45 |
958-960 |
1551-1552 |
|
52 |
A.46 |
960-961 |
1552-1553 |
|
53 |
C.l |
960-963 |
1552-1555 |
|
54 |
A.47 |
961-963 |
1553-1555 |
|
56 |
A.48 |
944-974 |
1537-1566 |
|
57 |
A.49 |
947-974 |
1540-1566 |
|
58 |
A.53 |
952-954 |
1545-1547 |
|
59 |
A.54 |
954-956 |
1547-1549 |
|
60 |
A.55 |
958 |
1551 |
|
61 |
A.56 |
955-956 |
1548-1549 |
|
62 |
A.57 |
956-958 |
1549-1551 |
|
63 |
A.58 |
957-963 |
1550-1555 |
|
64 |
A.60 |
955-956 |
1548-1549 |
|
66 |
A.61 |
958-963 |
1551-1555 |
|
67 |
A.62 |
959-960 |
1551-1552 |
|
68 |
A.63 |
957-963 |
1550-1555 |
|
69 |
A.64 |
960-961 |
1552-1553 |
|
71 |
A.65 |
963 |
1555 |
|
72 |
A.66 |
964 |
1556 |
|
73 |
A.67 |
962-965 |
1554-1557 |
|
74 |
B.2 |
963 |
1555 |
|
74 |
B.3 |
964-965 |
1556-1557 |
|
75 |
A.68 |
963-965 |
1555-1557 |
|
78 |
A.69 |
966-967 |
1558-1559 |
|
79 |
A.70 |
966-971 |
1558-1563 |
|
81 |
A.72 |
967-968 |
1559-1560 |
|
82 |
A.73 |
967-968 |
1559-1560 |
|
84 |
A.74 |
965-967 |
1557-1559 |
|
85 |
A.75 |
944-952 |
1537-1545 |
|
86 |
A.76 |
965-967 |
1557-1559 |
|
88 |
A.77 |
967-968 |
1559-1560 |
|
88 |
A.71 |
965-968 |
1557-1560 |
|
91 |
A.78 |
967-969 |
1559-1561 |
|
92 |
A.79 |
968-969 |
1560-1561 |
|
93 |
A.80 |
968-969 |
1560-1561 |
|
95 |
A.81 |
970-972 |
1562-1564 |
|
96 |
A.82 |
967-968 |
1559-1560 |
|
97 |
A.83 |
967-968 |
1559-1560 |
|
98 |
A.84 |
970-971 |
1562-1563 |
|
101 |
A.85 |
975-978 |
1567-1570 |
|
102 |
A.86 |
976-1003 |
1568-1594 |
|
103 |
A.87 |
977-980 |
1569-1572 |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
104 |
A.88 |
973 |
1565 |
|
105 |
A.89 |
977-979 |
1569-1571 |
|
106 |
A.90 |
977-979 |
1569-1571 |
|
107 |
A.91 |
977-979 |
1569-1571 |
|
108 |
A.92 |
974-978 |
1566-1570 |
|
109 |
A.93 |
978-980 |
1570-1572 |
|
110 |
A.94 |
975-976 |
1566-1567 |
|
111 |
A.95 |
977-978 |
1569-1570 |
|
112 |
A.96 |
978-979 |
1570-1571 |
|
113 |
A.97 |
979-980 |
1571-1572 |
|
114 |
A.169 |
978-979 |
1570-1571 |
|
115 |
A.98 |
979-981 |
1571-1573 |
|
116 |
A.99 |
980-981 |
1572-1573 |
|
117 |
A.100 |
981-983 |
1573-1575 |
|
118 |
A.101 |
981-982 |
1573-1574 |
|
119 |
A.102 |
980-981 |
1572-1573 |
|
120 |
A.202 |
972 |
1564 |
|
121 |
A.103 |
981-982 |
1573-1574 |
|
123 |
A.104 |
982-984 |
1574-1576 |
|
124 |
A.105 |
984-987 |
1576-1579 |
|
125 |
A.106 |
983-985 |
1575-1577 |
|
126 |
A.107 |
981-983 |
1573-1574 |
|
127 |
A.108 |
982-983 |
1574-1575 |
|
128 |
A.109 |
983-984 |
1575-1576 |
|
129 |
A.110 |
984-991 |
1576-1583 |
|
130 |
A.111 |
959-987 |
1551-1579 |
|
131 |
A.112 |
985-987 |
1577-1579 |
|
132 |
A.113 |
988 |
1580 |
|
134 |
A.114 |
986 |
1578 |
|
135 |
A.115 |
987-988 |
1579-1580 |
|
136 |
A.116 |
987-989 |
1579-1581 |
|
137 |
A.117 |
988-989 |
1580-1581 |
|
138 |
A.118 |
970-987 |
1562-1579 |
|
139 |
A.119 |
988-991 |
1580-1583 |
|
140 |
B.4 |
989-991 |
1581-1583 |
|
141 |
A.120 |
990-991 |
1582-1583 |
|
142 |
A.121 |
990-993 |
1582-1584 |
|
143 |
B.5 |
990 |
1582 |
|
144 |
A.122 |
990-992 |
1582-1584 |
|
145 |
A.123 |
990-992 |
1582-1584 |
|
146 |
A.124 |
991-992 |
1583-1584 |
|
147 |
A.125 |
991 |
1583 |
|
148 |
A.126 |
990-991 |
1582-1583 |
|
149 |
B.6 |
992-993 |
1584-1585 |
|
150 |
A.127 |
991 |
1583 |
|
151 |
A.128 |
992-994 |
1584-1586 |
|
152 |
A.129 |
991-992 |
1583-1584 |
|
153 |
A.130 |
972 |
1563-1564 |
|
155 |
A.131 |
994 |
1585 |
|
156 |
A.132 |
975-976 |
1567-1568 |
|
158 |
A.133 |
971 |
1563 |
|
159 |
A.134 |
940-943 |
1533-1536 |
|
160 |
A.135 |
972-974 |
1564-1566 |
|
163 |
A.136 |
994 |
1585 |
|
164 |
A.137 |
992-995 |
1584-1586 |
|
165 |
A.138 |
973-995 |
1565-1586 |
|
166 |
A.139 |
982-994 |
1574-1585 |
|
167 |
A.140 |
993-995 |
1585-1586 |
|
168 |
A.141 |
993-994 |
1585 |
|
169 |
A.142 |
992-993 |
1584-1585 |
|
170 |
A.143 |
994 |
1585 |
|
172 |
A.144 |
995-996 |
1586-1587 |
|
173 |
A.145 |
995-997 |
1586-1588 |
|
174 |
A.146 |
996-999 |
1587-1590 |
|
176 |
A.147 |
998 |
1589 |
|
177 |
A.148 |
997-998 |
1588-1589 |
|
178 |
B.10 |
998 |
1589 |
|
179 |
A.149 |
999 |
1590 |
|
180 |
A.150 |
998-1000 |
1589-1591 |
|
180 |
A.170 |
994-1001 |
1585-1592 |
|
181 |
B.7 |
1000-1001 |
1591-1592 |
|
182 |
B.8 |
1048-1050 |
1638-1640 |
|
183 |
A.151 |
1001 |
1592 |
|
183 |
B.357 |
1297 |
1879 |
|
185 |
A.171 |
1000-1001 |
1591-1592 |
|
186 |
A.172 |
982-1003 |
1574-1594 |
|
187 |
B.9 |
1001-1092 |
1592-1681 |
|
188 |
A.173 |
1003-1004 |
1594-1595 |
|
189 |
B.12 |
1003-1004 |
1594-1595 |
|
190 |
A.174 |
1004 |
1595 |
|
191 |
B.13 |
1004 |
1595 |
|
192 |
A.175 |
1003-1007 |
1594-1598 |
|
193 |
A.176 |
1003-1004 |
1594-1595 |
|
194 |
B.14 |
1004-1008 |
1595-1599 |
|
195 |
B.15 |
1003 |
1594 |
|
196 |
B.16 |
1004-1006 |
1595-1597 |
|
197 |
B.17 |
1006-1095 |
1597-1683 |
|
198 |
A.177 |
1007-1008 |
1598-1599 |
|
199 |
B.11 |
1002 |
1593 |
|
199 |
A.152 |
1008-1009 |
1599-1600 |
|
200 |
B.209 |
1149-1150 |
1736-1737 |
|
201 |
A.153 |
1006-1007 |
1597-1598 |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Eski Yeni Kayıt Hicri Tarih Miladi Tarih Kayıt Kayıt Hicri Tarih Miladi Tarih No No No |
|
202 |
B.18 1008-1009 1599-1600 252 B.58 1042-1046 1632-1636 |
|
204 |
A.154 1011 1602 253 B.59 1044-1045 1634-1635 |
|
206 |
B.19 1010-1012 1601-1603 254 B.60 1045-1046 1635-1636 |
|
207 |
A.155 1012 1603 255 A.160 1046-1047 1636-1637 |
|
208 |
A.156 1013-1027 1604-1617 256 B.61 1046-1048 1636-1638 |
|
209 |
B.20 1013-1014 1604-1605 257 A.161 1048-1049 1638-1639 |
|
210 |
B.21 1013 1604 258 B.62 1050-1051 1640-1641 |
|
211 |
B.22 1012 1603 259 B.63 1051-1052 1641-1642 |
|
213 |
B.24 1015-1016 1606-1607 260 A.162 1051-1054 1641-1644 |
|
214 |
B.25 1014-1015 1605-1606 261 C.2 1052-1054 1642-1644 |
|
216 |
A.157 1017-1018 1608-1609 262 B.64 1054-1057 1644-1647 |
|
217 |
B.26 1017-1113 1608-1701 263 A.163 933-1055 1526-1645 |
|
218 |
A.158 1018 1609 264 B.65 1055-1057 1645-1647 |
|
219 |
B.23 1018-1019 1609-1610 265 C.3 1052-1055 1642-1645 |
|
220 |
B.27 1018 1609 266 B.66 1050-1051 1640-1641 |
|
221 |
B.28 1020-1021 1611-1612 267 A.164 983-1056 1575-1646 |
|
222 |
B.29 1021-1022 1612-1613 268 B.67 1056-1057 1646-1647 |
|
223 |
B.30 1022 1613 269 B.68 1057 1647 |
|
224 |
A.159 1023-1024 1614-1615 270 B.69 1057-1058 1647-1648 |
|
225 |
B.31 1024 1615 271 B.70 1058 1648 |
|
226 |
B.32 1023 1614 272 B.71 1058-1059 1648-1649 |
|
227 |
B.33 1023 1614 273 B.72 1055-1069 1645-1658 |
|
228 |
B.34 1024 1615 274 B.73 1059 1649 |
|
229 |
B.35 1025 1616 275 B.74 1059-1060 1649-1650 |
|
230 |
B.36 1025-1027 1616-1617 276 B.75 1090 1679 |
|
231 |
B.37 1026 1617 277 B.76 1219-1223 1804-1808 |
|
232 |
B.38 1027-1029 1617-1619 278 B.77 1109-1110 1697-1698 |
|
233 |
B.39 1028-1029 1618-1619 279 B.78 1062 1651 |
|
234 |
B.40 1029 1619 280 B.79 1166-1167 1752-1753 |
|
235 |
B.41 1031 1621 281 B.80 1217 1802 |
|
236 |
B.42 1031-1032 1621-1622 282 B.81 1121-1124 1709-1712 |
|
237 |
B.43 1022-1023 1613 283 B.82 1253 1837 |
|
238 |
B.44 1033-1034 1623-1624 284 B.83 1084-1085 1673-1674 |
|
239 |
B.45 1034-1035 1624-1625 286 B.84 1207 1792 |
|
240 |
B.46 1036-1039 1626-1629 287 B.85 1219 1804 |
|
241 |
B.47 1036-1037 1626-1627 288 B.86 1240 1824 |
|
242 |
B.48 1037-1039 1627-1629 289 B.87 1060 1650 |
|
243 |
B.49 1038-1042 1628-1632 291 C.4 1323-1324 1905-1906 |
|
244 |
B.50 1038-1039 1628-1629 292 C.5 1319 1901 |
|
245 |
B.51 1039-1041 1629-1631 293 B.88 1084-1087 1673-1676 |
|
246 |
B.52 1041 1631 294 B.89 1205-1209 1790-1794 |
|
247 |
B.53 1041-1043 1631-1633 295 B.90 1081-1082 1670-1671 |
|
248 |
B.54 1041-1044 1631-1634 296 B.91 1079-1082 1668-1671 |
|
249 |
B.55 1039-1040 1629-1630 298 B.92 1113-1117 1701-1705 |
|
250 |
B.56 1043-1048 1633-1638 299 B.93 1194 1780 |
|
251 |
B.57 1043-1048 1633-1638 300 B.94 1102-1150 1690-1737 |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
301 |
B.96 |
1069-1081 |
1658-1670 |
|
301 |
B.95 |
1127-1129 |
1715-1716 |
|
302 |
B.97 |
1064-1068 |
1653-1657 |
|
303 |
B.98 |
1213 |
1798 |
|
304 |
C.6 |
1264 |
1847 |
|
305 |
C.7 |
1307 |
1889 |
|
307 |
B.99 |
1219 |
1804 |
|
308 |
B.100 |
1203-1204 |
1788-1789 |
|
309 |
C.8 |
1283-1284 |
1866-1867 |
|
310 |
C.10 |
1260 |
1844 |
|
310 |
C.9 |
1275 |
1858 |
|
311 |
C.11 |
1271-1272 |
1854-1855 |
|
312 |
C.12 |
1209 |
1794 |
|
313 |
C.13 |
1262 |
1845 |
|
314 |
B.101 |
1199-1200 |
1784-1785 |
|
315 |
B.102 |
1110-1113 |
1698-1701 |
|
316 |
B.103 |
1085-1086 |
1674-1675 |
|
317 |
B.104 |
1091-1092 |
1680-1681 |
|
319 |
B.105 |
1202-1203 |
1787-1788 |
|
320 |
B.106 |
1000-1001 |
1591-1592 |
|
321 |
B.107 |
1092-1093 |
1681-1682 |
|
322 |
B.108 |
1097-1099 |
1685-1687 |
|
323 |
B.109 |
1074-1079 |
1663-1668 |
|
324 |
B.110 |
1039 |
1629 |
|
325 |
B.111 |
1094-1096 |
1682-1684 |
|
326 |
B.112 |
1089-1099 |
1678-1679 |
|
327 |
B.113 |
1002 |
1593 |
|
328 |
B.114 |
1087-1089 |
1676-1678 |
|
329 |
B.115 |
1060-1061 |
1650-1651 |
|
330 |
B.116 |
1082-1083 |
1671-1671 |
|
331 |
B.117 |
1178-1186 |
1764-1772 |
|
332 |
B.118 |
1091-1092 |
1680-1681 |
|
333 |
B.119 |
1064-1071 |
1653-1660 |
|
334 |
B.120 |
1145-1146 |
1732-1733 |
|
335 |
B.121 |
1155-1158 |
1742-1743 |
|
336 |
B.122 |
1169-1170 |
1755-1756 |
|
337 |
B.123 |
1190-1191 |
1776-1777 |
|
338 |
B.124 |
1151-1167 |
1738-1753 |
|
339 |
B.125 |
1160-1161 |
1747-1748 |
|
340 |
B.126 |
1228 |
1813 |
|
341 |
B.127 |
1221 |
1806 |
|
342 |
B.128 |
1208 |
1793 |
|
343 |
A.178 |
976-977 |
1568-1569 |
|
344 |
B.129 |
1065-1068 |
1654-1657 |
|
345 |
B.130 |
1066-1067 |
1655-1656 |
|
346 |
B.131 |
1069-1070 |
1658-1659 |
|
347 |
B.132 |
1068-1069 |
1657-1658 |
|
348 |
B.133 |
1072-1075 |
1661-1664 |
|
349 |
B.134 |
1076-1079 |
1665-1666 |
|
350 |
B.135 |
1077-1079 |
1666-1668 |
|
351 |
B.136 |
1007-1008 |
1598-1599 |
|
352 |
B.137 |
1083-1086 |
1672-1674 |
|
353 |
B.138 |
1085 |
1674 |
|
354 |
B.139 |
1088-1089 |
1677-1678 |
|
355 |
B.140 |
1088 |
1677 |
|
356 |
B.141 |
1027 |
1617 |
|
357 |
B.142 |
1091-1094 |
1680-1682 |
|
358 |
B.143 |
1092-1094 |
1681-1682 |
|
359 |
B.144 |
1094-1096 |
1682-1684 |
|
360 |
B.145 |
1097-1098 |
1685-1686 |
|
361 |
B.146 |
1048-1050 |
1638-1640 |
|
362 |
B.147 |
1098-1099 |
1686-1687 |
|
363 |
B.148 |
1099-1102 |
1687-1690 |
|
364 |
B.149 |
1099-1100 |
1687-1688 |
|
366 |
B.150 |
1104-1105 |
1692-1693 |
|
367 |
B.151 |
1103-1105 |
1691-1693 |
|
368 |
B.152 |
1105-1112 |
1693-1700 |
|
369 |
B.153 |
1105-1108 |
1693-1696 |
|
370 |
B.154 |
1009-1041 |
1600-1631 |
|
371 |
B.155 |
1121-1122 |
1709-1710 |
|
372 |
B.156 |
1126-1128 |
1714-1715 |
|
373 |
B.157 |
1137-1138 |
1724-1725 |
|
374 |
B.158 |
1138 |
1725 |
|
375 |
B.159 |
1145-1146 |
1732-1733 |
|
376 |
B.160 |
1146-1148 |
1733-1735 |
|
378 |
B.162 |
1148-1149 |
1735-1736 |
|
378 |
B.161 |
1148-1149 |
1735-1736 |
|
379 |
B.163 |
1150 |
1737 |
|
380 |
B.164 |
1150-1151 |
1737-1738 |
|
381 |
B.165 |
1153-1154 |
1740-1741 |
|
382 |
B.166 |
1154 |
1741 |
|
383 |
B.167 |
1155-1157 |
1742-1744 |
|
384 |
B.168 |
1158-1160 |
1745-1747 |
|
385 |
B.169 |
1161 |
1748 |
|
386 |
B.170 |
1163-1164 |
1749-1750 |
|
387 |
B.171 |
1163-1164 |
1749-1750 |
|
388 |
B.172 |
1164-1166 |
1750-1752 |
|
389 |
B.173 |
1166-1169 |
1752-1755 |
|
390 |
B.174 |
1168-1170 |
1754-1756 |
|
391 |
B.175 |
1170-1174 |
1756-1760 |
|
392 |
B.176 |
1174 |
1760 |
|
393 |
B.177 |
1170-1173 |
1756-1759 |
|
394 |
B.178 |
1174-1175 |
1760-1761 |
|
395 |
B.179 |
1175-1176 |
1761-1762 |
|
396 |
B.180 |
1176-1177 |
1762-1763 |
|
397 |
B.181 |
1176-1177 |
1762-1763 |
|
398 |
B182 |
1177-1178 |
1763-1764 |
|
399 |
B.183 |
1178 |
1764 |
|
400 |
B.184 |
1177 |
1763 |
|
401 |
A.165 |
907-909 |
1501-1503 |
|
402 |
A.166 |
970-971 |
1562-1563 |
|
403 |
A.167 |
979-981 |
1571-1573 |
|
404 |
A.168 |
993-994 |
1585 |
|
405 |
A.179 |
985-995 |
1577-1586 |
|
406 |
A.180 |
1017-1019 |
1608-1610 |
|
407 |
A.187 |
1048-1050 |
1638-1640 |
|
408 |
B.185 |
1071-1078 |
1660-1667 |
|
409 |
B.186 |
1073-1075 |
1662-1664 |
|
410 |
B.187 |
1109-1110 |
1697-1698 |
|
411 |
B.188 |
1115-1116 |
1703-1704 |
|
412 |
B.189 |
1117-1121 |
1705-1706 |
|
413 |
B.190 |
1116-1121 |
1704-1709 |
|
414 |
B.191 |
1148-1150 |
1735-1737 |
|
416 |
B.192 |
1152-1153 |
1739-1740 |
|
417 |
B.193 |
1171-1173 |
1757-1759 |
|
418 |
B.194 |
1172-1173 |
1758-1759 |
|
419 |
B.195 |
1174-1175 |
1760-1761 |
|
420 |
B.196 |
1178-1179 |
1764-1765 |
|
421 |
B.197 |
1152-1184 |
1739-1770 |
|
422 |
B.198 |
1177-1181 |
1763-1767 |
|
422 |
B.217 |
1193 |
1779 |
|
423 |
B.199 |
1152-1184 |
1739-1770 |
|
424 |
B.200 |
1184-1185 |
1770-1771 |
|
425 |
B.201 |
1184-1186 |
1770-1772 |
|
426 |
B.202 |
1187 |
1773 |
|
427 |
B.203 |
1186-1187 |
1772-1773 |
|
428 |
B.204 |
1086-1091 |
1675-1680 |
|
428 |
B.205 |
1188 |
1774 |
|
430 |
B.206 |
1189-1190 |
1775-1776 |
|
431 |
B.207 |
1189-1197 |
1775-1782 |
|
432 |
B.208 |
1189 |
1775 |
|
433 |
B.210 |
1096-1099 |
1684-1697 |
|
434 |
B.211 |
1198 |
1783 |
|
435 |
B.212 |
1191 |
1777 |
|
435 |
C.14 |
1191 |
1777 |
|
437 |
C.15 |
1191 |
1777 |
|
438 |
B.213 |
1192-1193 |
1778-1779 |
|
439 |
B.214 |
1191 |
1777 |
|
440 |
B.215 |
1193 |
1779 |
|
441 |
B.216 |
1194-1195 |
1780 |
|
443 |
B.218 |
1193-1195 |
1779-1780 |
|
444 |
C.16 |
1193-1195 |
1779-1780 |
|
445 |
C.17 |
1195-1196 |
1780-1781 |
|
446 |
B.219 |
1197 |
1782 |
|
447 |
C.18 |
1196-1197 |
1781-1782 |
|
449 |
B.220 |
1198 |
1783 |
|
448 |
A.182 |
1196-1198 |
1781-1783 |
|
450 |
B.221 |
1198 |
1783 |
|
451 |
B.222 |
1198 |
1783 |
|
451 |
B.223 |
1203 |
1788 |
|
452 |
B.224 |
1199 |
1784 |
|
453 |
B.225 |
1199-1200 |
1784-1785 |
|
454 |
B.226 |
1199-1200 |
1784-1785 |
|
455 |
B.227 |
1199-1200 |
1784-1785 |
|
456 |
B.228 |
1198-1203 |
1783-1788 |
|
457 |
B.229 |
1202-1203 |
1787-1788 |
|
458 |
B.230 |
1203-1205 |
1788-1790 |
|
459 |
B.231 |
1201-1202 |
1786-1787 |
|
460 |
B.232 |
1201-1202 |
1786-1787 |
|
461 |
B.233 |
1200 |
1785 |
|
462 |
B.234 |
1201-1202 |
1786-1787 |
|
463 |
B.235 |
1203 |
1788 |
|
464 |
B.236 |
1201 |
1786 |
|
465 |
C.19 |
1206-1207 |
1791-1798 |
|
466 |
B.237 |
1207 |
1792 |
|
467 |
B.238 |
1204-1205 |
1789-1790 |
|
468 |
B.239 |
1207 |
1792 |
|
469 |
B.240 |
1205 |
1790 |
|
470 |
B.241 |
1204-1205 |
1789-1790 |
|
471 |
B.242 |
1208 |
1793 |
|
472 |
B.243 |
1205-1207 |
1790-1792 |
|
473 |
B.244 |
1203-1209 |
1788-1794 |
|
474 |
B.245 |
1209 |
1794 |
|
475 |
B.246 |
1209 |
1794 |
|
476 |
B.247 |
1205-1206 |
1790-1791 |
|
476 |
B.248 |
1206-1208 |
1791-1893 |
|
477 |
B.249 |
1206 |
1791 |
|
478 |
B.250 |
1204-1205 |
1789-1790 |
|
479 |
B.251 |
1208-1209 |
1793-1794 |
|
480 |
B.252 |
1208-1209 |
1793-1794 |
|
481 |
B.253 |
1209 |
1794 |
|
482 |
B.254 |
1204-1205 |
1789-1790 |
|
483 |
B.255 |
1210-1212 |
1795-1797 |
|
484 |
B.256 |
1209-1210 |
1794-1795 |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
Eski Kayıt |
Yeni Kayıt |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
No |
No |
|
485 |
B.257 |
1210-1211 |
1795-1796 |
|
486 |
B.258 |
1217 |
1802 |
|
487 |
B.259 |
1210-1212 |
1795-1797 |
|
488 |
B.260 |
1213 |
1798 |
|
489 |
B.261 |
1213 |
1798 |
|
490 |
B.262 |
1213 |
1798 |
|
491 |
C.20 |
1213 |
1798 |
|
492 |
B.263 |
1210-1211 |
1795-1796 |
|
493 |
B.264 |
1211-1212 |
1796-1797 |
|
494 |
B.265 |
1212-1214 |
1797-1799 |
|
495 |
B.266 |
1222 |
1807 |
|
496 |
B.267 |
1210 |
1795 |
|
497 |
B.268 |
1211-1212 |
1796-1797 |
|
498 |
B.269 |
1212 |
1797 |
|
499 |
B.270 |
1214 |
1799 |
|
500 |
B.271 |
1211 |
1796 |
|
501 |
B.272 |
1214 |
1799 |
|
502 |
B.273 |
1215 |
1800 |
|
503 |
B.274 |
1217 |
1802 |
|
504 |
B.275 |
1216 |
1801 |
|
505 |
B.276 |
1216 |
1801 |
|
506 |
B.277 |
1215 |
1800 |
|
507 |
B.278 |
1227 |
1812 |
|
508 |
B.279 |
1217 |
1802 |
|
509 |
B.280 |
1217-1218 |
1802-1803 |
|
510 |
B.281 |
1219 |
1804 |
|
511 |
B.282 |
1219-1220 |
1804-1805 |
|
512 |
B.283 |
1016 |
1607 |
|
513 |
B.285 |
1087-1088 |
1676-1677 |
|
513 |
B.284 |
1217-1219 |
1802-1804 |
|
514 |
B.286 |
1102-1151 |
1690-1738 |
|
515 |
B.287 |
1141 |
1728 |
|
516 |
B.288 |
1214 |
1799 |
|
517 |
B.289 |
1224 |
1809 |
|
518 |
B.290 |
1243 |
1827 |
|
519 |
B.291 |
1258 |
1842 |
|
520 |
B.292 |
1224 |
1809 |
|
521 |
B.293 |
1247-1252 |
1831-1836 |
|
522 |
B.294 |
1255-1266 |
1839-1849 |
|
523 |
C.21 |
1249 |
1833 |
|
524 |
B.295 |
1248-1250 |
1832-1834 |
|
525 |
B.296 |
1251-1255 |
1835-1836 |
|
526 |
B.297 |
1256-1258 |
1840-1842 |
|
527 |
B.298 |
1251 |
1835 |
|
528 |
C.66 |
1252 |
1836 |
|
529 |
B.299 |
1256 |
1840 |
|
530 |
C.22 |
1259-1260 |
1843-1844 |
|
531 |
B.300 |
1255-1256 |
1839-1840 |
|
532 |
B.301 |
1257-1259 |
1841-1843 |
|
533 |
C.23 |
1252 |
1836 |
|
535 |
B.302 |
1248 |
1832 |
|
536 |
C.25 |
1245-1246 |
1829-1830 |
|
537 |
C.224 |
1246-1247 |
1830-1831 |
|
538 |
C.26 |
1251-1252 |
1835-1836 |
|
539 |
B.303 |
1244-1245 |
1828-1829 |
|
540 |
C.27 |
1255-1258 |
1839-1842 |
|
541 |
C.28 |
1249 |
1833 |
|
542 |
C.29 |
1248-1250 |
1832-1834 |
|
543 |
C.30 |
1254-1255 |
1838-1839 |
|
544 |
B.304 |
1233 |
1817 |
|
545 |
B.305 |
1236 |
1820 |
|
546 |
B.306 |
1236 |
1820 |
|
547 |
B.307 |
1247-1249 |
1831-1833 |
|
548 |
B.308 |
1239 |
1823 |
|
549 |
B.309 |
1241 |
1825 |
|
550 |
B.310 |
1243 |
1827 |
|
551 |
B.311 |
1239 |
1823 |
|
552 |
B.312 |
1243 |
1827 |
|
553 |
C.31 |
1236-1237 |
1820-1821 |
|
554 |
B.313 |
1238-1239 |
1822-1823 |
|
555 |
B.314 |
1237 |
1821 |
|
556 |
B.315 |
1239-1240 |
1823-1824 |
|
557 |
B.316 |
1239 |
1823 |
|
558 |
B.317 |
1242 |
1826 |
|
559 |
C.32 |
1243-1244 |
1827-1828 |
|
560 |
B.318 |
1233 |
1817 |
|
561 |
C.33 |
1234 |
1818 |
|
562 |
C.34 |
1236 |
1820 |
|
563 |
C.57 |
1243 |
1827 |
|
564 |
A.183 |
1228-1229 |
1813 |
|
565 |
B.319 |
1229-1230 |
1814-1815 |
|
566 |
B.320 |
1232 |
1816 |
|
567 |
B.321 |
1233-1243 |
1817-1827 |
|
568 |
B.322 |
1233 |
1817 |
|
569 |
B.323 |
1228 |
1813 |
|
570 |
B.324 |
1229-1230 |
1813-1814 |
|
571 |
B.325 |
1231-1232 |
1815-1816 |
|
572 |
B.326 |
1235 |
1819 |
|
573 |
B.327 |
1238-1239 |
1822-1823 |
|
574 |
B.359 |
1224-1225 |
1809-1810 |
|
575 |
B.328 |
1234-1235 |
1818-1819 |
|
576 |
B.329 |
1225-1235 |
1810-1819 |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Eski Yeni Kayıt Hicri Tarih Miladi Tarih Kayıt Kayıt Hicri Tarih Miladi Tarih No No No |
|
577 |
B.330 1227 1812 621 C.225 1264-1265 1847-1848 |
|
578 |
B.331 1233 1817 622 C.59 1268-1269 1851-1852 |
|
579 |
B.332 1230-1231 1814-1815 623 C.60 1270-1271 1853-1854 |
|
580 |
B.333 1220 1805 624 C.61 1279-1280 1862-1863 |
|
581 |
B.334 1232 1816 625 C.62 1271-1272 1854-1855 |
|
582 |
C.52 1231 1815 626 C.63 1269-1270 1852-1853 |
|
583 |
B.358 1237-1238 1821-1822 627 C.64 1265-1266 1848-1849 |
|
584 |
A.184 1227 1812 628 C.65 1267 1850 |
|
584 |
C.24 1253 1837 629 C.67 1268-1269 1851-1852 |
|
585 |
B.335 1220 1805 631 C.68 1264 1847 |
|
586 |
B.336 1229-1231 1813-1815 632 C.69 1276-1277 1859-1860 |
|
587 |
B.337 1222-1223 1807-1808 633 C.70 1269-1270 1852-1853 |
|
588 |
B.338 1227 1812 634 C.71 1274 1857 |
|
589 |
B.339 1221 1806 635 C.72 1266-1267 1849-1850 |
|
590 |
B.340 1228 1813 636 C.73 1268-1269 1851-1852 |
|
591 |
A.186 1220-1222 1805-1807 637 C.74 1270 1853 |
|
591 |
A.186 1220-1222 1805-1807 638 C.75 1261-1262 1845-1846 |
|
592 |
A.181 1229-1231 1813-1815 639 B.345 1269-1271 1852-1854 |
|
593 |
B.341 1224 1809 640 B.346 1266-1271 1849-1854 |
|
594 |
B.342 1227-1228 1812-1813 641 C.76 1261 1845 |
|
595 |
C.35 1224-1225 1809-1810 642 C.77 1264 1847 |
|
596 |
C.37 1225 1810 643 C.78 1262 1845 |
|
597 |
C.36 1228 1813 644 C.79 1258-1261 1842-1846 |
|
598 |
C.38 1225-1226 1810-1811 645 C.80 1256-1257 1840-1841 |
|
599 |
A.188 1079-1086 1668-1675 646 C.81 1266 1849 |
|
600 |
C.39 1264 1847 647 C.82 1266-1275 1849-1858 |
|
601 |
B.343 1242 1826 648 C.83 1268 1851 |
|
602 |
B.344 1274 1857 649 C.84 1251-1253 1835-1837 |
|
603 |
C.40 1272 1855 650 C.85 1253-1255 1837-1839 |
|
604 |
C.41 1273-1274 1856-1857 651 C.86 1258-1261 1842-1846 |
|
605 |
C.42 1278 1861 652 C.219 1264-1265 1847-1848 |
|
606 |
C.43 1277-1278 1860-1861 653 C.220 1264-1265 1847-1848 |
|
607 |
C.44 1271-1272 1854-1855 653 C.87 1264-1265 1847-1848 |
|
608 |
C.45 1278-1279 1861-1862 654 C.88 1264 1847 |
|
609 |
C.46 1276-1278 1859-1861 655 B.347 1253-1254 1837-1838 |
|
610 |
C.47 1273 1856 656 B.348 1253-1255 1837-1839 |
|
611 |
C.48 1276 1859 658 B.349 1257-1259 1841-1843 |
|
612 |
C.49 1275 1858 659 C.89 1265-1266 1848-1849 |
|
613 |
C.50 1269-1270 1852-1853 660 B.350 1259-1260 1843-1844 |
|
614 |
C.51 1275-1276 1858-1859 661 C.90 1277-1278 1860-1861 |
|
615 |
C.53 1275-1276 1858-1859 662 C.91 1282-1283 1865-1866 |
|
616 |
C.54 1279 1862 663 B.351 1253 1837 |
|
617 |
C.55 1272 1855 664 C.92 1252-1256 1836-1840 |
|
618 |
C.56 1268 1851 665 C.93 1278 1861 |
|
619 |
C.58 1261-1262 1845-1846 666 C.94 1293-1294 1876-1877 |
|
620 |
C.57 1275-1280 1858-1863 667 C.95 1290 1873 |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
668 |
C.96 |
1295-1296 |
1878-1879 |
|
669 |
C.97 |
1293 |
1876 |
|
670 |
C.98 |
1297-1299 |
1879-1881 |
|
671 |
C.99 |
1283-1284 |
1866-1867 |
|
672 |
C.100 |
1291 |
1874 |
|
673 |
C.101 |
1290-1291 |
1873-1874 |
|
674 |
C.102 |
1292-1293 |
1875-1876 |
|
675 |
C.103 |
1275-1280 |
1858-1863 |
|
676 |
C.104 |
1292-1293 |
1875-1876 |
|
677 |
C.105 |
1297-1299 |
1879-1881 |
|
678 |
C.106 |
1291-1292 |
1874-1875 |
|
679 |
C.107 |
1297-1299 |
1879-1881 |
|
680 |
C.108 |
1300-1309 |
1882-1891 |
|
681 |
C.109 |
1271-1272 |
1854-1855 |
|
682 |
C.110 |
1271-1272 |
1854-1855 |
|
683 |
C.111 |
1282-1283 |
1865-1866 |
|
684 |
C.112 |
1280-1281 |
1863-1864 |
|
685 |
C.113 |
1272-1273 |
1855-1856 |
|
686 |
C.114 |
1281 |
1864 |
|
687 |
C.115 |
1282 |
1865 |
|
688 |
C.116 |
1282 |
1865 |
|
689 |
C.117 |
1286 |
1869 |
|
690 |
C.118 |
1288 |
1871 |
|
691 |
C.119 |
1286-1297 |
1869-1879 |
|
692 |
C.120 |
1287-1289 |
1870-1872 |
|
693 |
C.121 |
1287-1288 |
1870-1871 |
|
694 |
C.122 |
1283-1284 |
1866-1867 |
|
695 |
C.123 |
1279-1290 |
1862-1873 |
|
696 |
C.222 |
1263 |
1846 |
|
696 |
C.124 |
1285 |
1868 |
|
697 |
C.223 |
1286-1287 |
1869-1870 |
|
698 |
C.125 |
1291 |
1874 |
|
699 |
C.126 |
1295-1297 |
1878-1880 |
|
700 |
C.127 |
1297-1299 |
1879-1881 |
|
701 |
C.128 |
1286 |
1869 |
|
702 |
C.129 |
1286-1287 |
1869-1870 |
|
703 |
C.130 |
1281-1282 |
1864-1865 |
|
704 |
C.131 |
1280 |
1863 |
|
705 |
C.132 |
1286 |
1869 |
|
706 |
C.133 |
1289 |
1872 |
|
707 |
C.134 |
1289-1290 |
1872-1873 |
|
708 |
C.135 |
1299-1301 |
1881-1883 |
|
709 |
C.136 |
1306 |
1888 |
|
710 |
C.137 |
1307-1309 |
1889-1891 |
|
711 |
C.138 |
1289 |
1872 |
|
712 |
C.139 |
1304-1306 |
1886-1888 |
|
713 |
C.140 |
1306-1307 |
1888-1889 |
|
714 |
C.141 |
1303 |
1885 |
|
715 |
C.142 |
1306-1307 |
1888-1889 |
|
716 |
C.143 |
1315-1317 |
1897-1899 |
|
717 |
C.144 |
1310-1311 |
1892-1893 |
|
718 |
C.145 |
1304-1305 |
1886-1887 |
|
719 |
C.146 |
1313-1314 |
1895-1894 |
|
720 |
C.147 |
1313-1315 |
1895-1897 |
|
721 |
C.148 |
1316 |
1898 |
|
722 |
C.149 |
1310-1311 |
1892-1893 |
|
723 |
C.150 |
1311-1313 |
1893-1895 |
|
724 |
C.151 |
1311-1313 |
1893-1895 |
|
725 |
C.152 |
1314-1315 |
1896-1897 |
|
726 |
C.153 |
1315-1316 |
1897-1898 |
|
727 |
C.154 |
1317-1318 |
1899-1900 |
|
728 |
C.155 |
1317-1318 |
1899-1900 |
|
729 |
C.156 |
1323-1324 |
1905-1906 |
|
730 |
C.157 |
1290 |
1873 |
|
731 |
C.158 |
1309 |
1891 |
|
732 |
C.159 |
1317-1319 |
1899-1901 |
|
733 |
C.160 |
1310-1311 |
1892-1893 |
|
734 |
C.161 |
1329 |
1911 |
|
735 |
C.162 |
1299-1301 |
1881-1883 |
|
736 |
B.352 |
1200-1201 |
1785-1786 |
|
737 |
C.163 |
1319 |
1901 |
|
738 |
C.164 |
1330 |
1911 |
|
739 |
C.165 |
1327-1328 |
1909-1910 |
|
740 |
C.166 |
1302-1304 |
1884-1886 |
|
741 |
C.167 |
1302-1304 |
1884-1886 |
|
742 |
C.168 |
1301-1302 |
1883-1884 |
|
743 |
C.169 |
1301 |
1883 |
|
744 |
C.170 |
1302-1303 |
1884-1885 |
|
745 |
C.171 |
1338-1339 |
1919-1920 |
|
746 |
C.172 |
1295 |
1878 |
|
747 |
C.173 |
1301 |
1883 |
|
748 |
C.174 |
1307-1308 |
1889-1890 |
|
749 |
C.175 |
1328-1329 |
1910-1911 |
|
750 |
C.176 |
1299-1300 |
1881-1882 |
|
751 |
C.177 |
1301-1302 |
1883-1884 |
|
752 |
C.178 |
1315-1316 |
1897-1898 |
|
753 |
C.179 |
1304-1306 |
1886-1888 |
|
754 |
C.180 |
1315 |
1897 |
|
755 |
C.181 |
1319-1321 |
1891-1903 |
|
756 |
C.182 |
1320 |
1902 |
|
757 |
C.183 |
1224-1225 |
1809-1810 |
|
758 |
C.184 |
1330-1331 |
1911-1912 |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
759 |
C.185 |
1331-1332 |
1912-1913 |
|
760 |
C.186 |
1327-1328 |
1909-1910 |
|
761 |
B.353 |
1335-1337 |
1916-1918 |
|
762 |
C.187 |
1321-1322 |
1903-1904 |
|
763 |
C.188 |
1325-1326 |
1907-1908 |
|
764 |
C.189 |
1325 |
1907 |
|
765 |
C.190 |
1327 |
1909 |
|
766 |
C.191 |
1324-1325 |
1906-1907 |
|
767 |
C.192 |
1329-1330 |
1911-1912 |
|
768 |
C.193 |
1324-1325 |
1906-1907 |
|
769 |
C.194 |
1332-1337 |
1913-1918 |
|
770 |
C.195 |
1331 |
1912 |
|
771 |
C.196 |
1328 |
1910 |
|
772 |
C.197 |
1330-1331 |
1911-1912 |
|
773 |
C.198 |
1332-1333 |
1913-1914 |
|
774 |
C.199 |
1328 |
1910 |
|
775 |
C.200 |
1333 |
1914 |
|
776 |
C.201 |
1332 |
1913 |
|
777 |
C.221 |
1339-1340 |
1920-1921 |
|
778 |
C.202 |
1287-1288 |
1870-1871 |
|
779 |
C.203 |
1337 |
1918 |
|
780 |
C.204 |
1321-1323 |
1903-1905 |
|
781 |
C.205 |
1334-1335 |
1915-1916 |
|
782 |
C.206 |
1327 |
1909 |
|
783 |
C.207 |
1332 |
1913 |
|
784 |
C.208 |
1340-1342 |
1921-19213 |
|
785 |
C.209 |
1328-1329 |
1910-1911 |
|
786 |
C.210 |
1275 |
1858 |
|
787 |
C.218 |
1339-1340 |
1920-1921 |
|
788 |
C.211 |
1330 |
1911 |
|
789 |
C.212 |
1333-1334 |
1914-1915 |
|
790 |
C.213 |
1337-1339 |
1918-1920 |
|
791 |
C.214 |
1340 |
1921 |
|
792 |
C.215 |
1339-1340 |
1920-1921 |
|
793 |
A.189 |
995-996 |
1586-1587 |
|
794 |
A.196 |
1004 |
1595 |
|
795 |
A.185 |
969-994 |
1561-1585 |
|
796 |
A.190 |
949-982 |
1542-1574 |
|
797 |
A.191 |
932-939 |
1525-1532 |
|
798 |
A.192 |
1222-1227 |
1807-1812 |
|
799 |
A.193 |
1200-1204 |
1785-1789 |
|
800 |
A.194 |
948-949 |
1541-1542 |
|
801 |
A.195 |
948-957 |
1541-1550 |
|
802 |
A.197 |
1220 |
1805 |
|
803 |
B.354 |
1172-1192 |
1758-1778 |
|
804 |
A.198 |
1310-1311 |
1892-1893 |
|
805 |
B.360 |
1172-1194 |
1758-1780 |
|
806 |
B.355 |
1216-1217 |
1801-1802 |
|
807 |
B.356 |
1254 |
1838 |
|
808 |
A.199 |
860-891 |
1455-1485 |
|
809 |
A.200 |
926-973 |
1519-1565 |
|
810 |
A.201 |
915-1062 |
1509-1651 |
|
A.206 |
1018-1021 |
1609-1612 |
|
|
B.376 |
1169 |
1755 |
|
|
A.207 |
1224 |
1809 |
|
|
A.208 |
1226 |
1811 |
|
|
D.l |
1309 |
1891 |
|
|
D.23 |
1283-1284 |
1866-1867 (GM) |
|
|
D.24 |
1291-1295 |
1874-1878 (GM) |
|
|
D.25 |
1308-1324 |
1890-1896 (GM) |
|
|
D.26 |
1310-1312 |
1892-1894 (GM) |
|
|
D.27 |
1315-1318 |
1897-1900 (GM) |
|
|
D.28 |
1316-1320 |
1898-1902 (GM) |
|
|
D.29 |
1317-1318 |
1899-1900 (GM) |
|
|
D.30 |
1324-1329 |
1906-1911 (GM) |
|
|
D.31 |
1328-1329 |
1910-1911 (GM) |
|
|
B.370 |
1275 |
1858 (İN) |
|
|
B.374 |
1234 |
1818 (İN)+D812 |
|
|
B.375 |
1260 |
1844 (İN) |
|
|
B.377 |
1203 |
1788 (İN) |
|
|
C.232 |
1224-1230 |
1809-1814 (İN) |
|
|
B.379 |
1231 |
1815 (İN) |
|
|
B.373 |
1241 |
1825 (İN) |
|
|
B.369 |
1264 |
1847 (İN) |
|
|
B.371 |
1272 |
1855 (İN) |
|
|
B.372 |
1278 |
1861 (İN) |
|
|
B.368 |
1283 |
1866 (İN) |
|
|
B.378 |
1289 |
1872 (İN) |
|
|
C.228 |
1288-1302 |
1871-1884 (İN) |
|
|
C.229 |
1303 |
1885 (İN) |
|
|
C.231 |
1311-1212 |
1893-1894 (İN) |
|
|
C.233 |
1313-1314 |
1895-1896 (İN) |
|
|
C.227 |
1314 |
1896 (İN) |
|
|
C.230 |
1318-1325 |
1900-1907 (İN) |
|
|
C.226 |
1325-1327 |
1907-1909 (İN) |
|
|
D.38 |
1330 |
1911 (İN) |
|
|
D.39 |
1331 |
1912 (İN) |
|
|
D.34 |
1337-1340 |
1918-1921 (İZ) |
|
|
D.35 |
1341 |
1922 (İZ) |
|
|
D.36 |
1341-1342 |
1922-1923 (İZ) |
|
|
D.37 |
1342 |
1923 (İZ) |
|
|
D.2 |
1056-1095 |
1646-1683 (MU) |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
Eski Kayıt No |
Yeni Kayıt No |
Hicri Tarih |
Miladi Tarih |
|
D.3 |
1127-1136 |
1715-1723 (MU) |
|
D.4 |
1210-1214 |
1795-1799 (MU) |
|
D.5 |
1209-1218 |
1794-1803 (MU) |
|
D.6 |
1238-1244 |
1822-1828 (MU) |
|
D.7 |
1239-1242 |
1823-1826 (MU) |
|
D.8 |
1242-1244 |
1826-1828 (MU) |
|
D.9 |
1244-1245 |
1828-1829 (MU) |
|
D.10 |
1245-1246 |
1829-1830 (MU) |
|
D.11 |
1248-1249 |
1832-1833 (MU) |
|
D.12 |
1249-1252 |
1833-1836 (MU) |
|
D.13 |
1259-1263 |
1843-1846 (MU) |
|
D.14 |
1269-1271 |
1852-1854 (MU) |
|
D.15 |
1271-1273 |
1854-1856 (MU) |
|
D.16 |
1273-1277 |
1856-1860 (MU) |
|
D.17 |
1277-1280 |
1860-1863 (MU) |
|
D.18 |
1284-1285 |
1867-1868 (MU) |
|
D.19 |
1285-1287 |
1868-1870 (MU) |
|
D.20 |
1297-1298 |
1879-1880 (MU) |
|
D.21 |
1298-1303 |
1880-1885 (MU) |
|
D.22 |
1311-1320 |
1893-1902 (MU) |
|
B.374 |
1234 |
1818 (MKP) |
|
B.380 |
1196-1203 |
1781-1788 (MKP) |
|
B.381 |
1234 |
1818 (MKP) |
|
C.234 |
1240-1244 |
1824-1828 (MKP) |
|
B.382 |
1249-1259 |
1823-1833 (MKP) |
|
B.383 |
1259-1264 |
1843-1847 (MKP) |
|
B.384 |
1271-1281 |
1854-1864 (MKP) |
|
B.385 |
1280-1283 |
1863-1866 (MKP) |
|
B.386 |
1281-1287 |
1864-1870 (MKP) |
|
B.387 |
1287 |
1870 (MKP) |
|
B.388 |
1295 |
1878 (MKP) |
|
B.389 |
1297 |
1879 (MKP) |
|
C.235 |
1297 |
1879 (MKP) |
|
C.236 |
1301 |
1883 (MKP) |
|
C.237 |
1301 |
1883 (MKP) |
|
C.238 |
1303-1304 |
1885-1886 (MKP) |
|
B.390 |
1307-1333 |
1889-1914 (MKP) |
|
B.391 |
1308-1310 |
1890-1892 (MKP) |
|
B.392 |
1311-1314 |
1893-1896 (MKP) |
|
B.393 |
1311-1317 |
1893-1899 (MKP) |
|
B.394 |
1312-1313 |
1894-1895 (MKP) |
|
B.395 |
1313-1314 |
1895-1896 (MKP) |
|
B.396 |
1314-1315 |
1896-1897 (MKP) |
|
B.397 |
1314-1316 |
1896-1898 (MKP) |
|
B.398 |
1315-1317 |
1897-1899 (MKP) |
|
B.399 |
1315-1317 |
1897-1899 (MKP) |
|
B.400 |
1317-1319 |
1899-1901 (MKP) |
|
B.401 |
1318-1321 |
1900-1903 (MKP) |
|
B.402 |
1321-1324 |
1903-1906 (MKP) |
|
B.403 |
1321-1322 |
1903-1904 (MKP) |
|
B.404 |
1322-1323 |
1904-1905 (MKP) |
|
B.405 |
1323-1327 |
1905-1909 (MKP) |
|
B.406 |
1323-1326 |
1905-1908 (MKP) |
|
B.407 |
1326-1328 |
1908-1910 (MKP) |
|
D.32 |
1329-1339 |
1911-1920 (OR) |
|
D.33 |
1337 |
1918 (OR) |
|
B.364 |
1267 |
1850 (SÖ) |
|
B.362 |
1269-1295 |
1852-1878 (SÖ) |
|
B.363 |
1278 |
1861 (SÖ) |
|
B.365 |
1254 |
1838 (SÖ) |
|
B.367 |
1291 |
1872 (SÖ) |
|
B.366 |
1300-1302 |
1882-1884 (SÖ) |
|
C.216 |
1316 |
1898 (SÖ) |
|
C.217 |
1326 |
1908 (SÖ) |
|
A.203 |
1324-1325 |
1906-1907 (SÖ) |
|
A.204 |
1326 |
1908 (SÖ) |
A
ÂB İran dilinde su demektir. Bursa bir su şehri olduğundan, vaktiyle her suyun başına bir âb kelimesi getirilirdi. Bk. Su. BK, I/1
ABA Yünden imâl olunan bir nevi kumaştır. Bursa’da en eski devirden beri bu sanat mevcuttur. 967/1559 tarihinde Bursa’daki abacı ve kebeci esnafı toplanarak: “Yeni kanun-ı padişahîde, ‘diktikleri kaftanların yeni ve iki beli âdetçe ola, iyisiyle fenası karıştırılmaya’ diye mukayyed olduğundan cümlesi bu kanuna ve eski kanuna muhalif hareket etmeyeler” diye ittifak eylemiş ve “muhalif hareket edenleri esnafın şeyhi olan Kasım oğlu Safer görüp ve gözleyip te’dîb ede. Kepenek ve kebe satanlar 10 akçeliği 11’den ziyade satmayalar ve satanları şeyhleri men’ ve def’ eyleye” (BS. 81/13) diye karar almışlardır. Ayrıca bk. Narh. BK, I/1
ABANA SUYU Namazgâh mahallesinde Kızılcıklıkuyu nam mevziye ve o civardaki evlere akardı. Bu suyun mecrası 969/1561’de esaslı bir surette tamir edilmiştir. BK, I/1
ABDAL Âşıkpaşazâde, Tarih’inde Anadolu’da sakin ahâliyi dört sınıfa ayırıyordu: Gaziler, Abdallar, Bacılar, Ahiler. Abdallar, harp vukuunda harbe giderek memleket ve din uğrunda harp ederler ve harbin sonunda timar ve zeamet gibi bir şey istemezlerdi. Anadolu’nun her tarafında birer abdal vardır: Şarkîkarahisar’da Abdal Kulpa ve Abdal Mehmed, Çorum’da Abdal Atâ, Manisa’nın Palamut nahiyesinde
Abdal Musa, Sivas’ta Gül Abdal, Erzincan’da Kara Abdal, Taşköprü’nün Tutaş köyünde Abdal Hasan, Elmalı’da Abdal Musa vs. vardır. Bursa’da da Abdal Musa, Abdal Murad ve Abdal Mehmed isminde üç zat vardı. Bu feragatli kişilerin hâl tercümesi ilgili maddelerde verilmiştir. BK, I/1
ABDAL ÇELEBİ İran’dan Bursa’ya gelip yerleşmiş bir tüccardır. İbrahim’in oğludur. Şeker Hoca mahallesinde yeni yaptırdığı evine gelip giden misafire ikram etmekle şöhret bulmuştu. Mısrî Niyazî Hazretleri Bursa’ya geldiği zaman, dervişlerin çok kalabalık olduğunu gören Abdal Çelebi, Şeker Hoca Mescidi’nde, şimdiki Mısrî Tekkesi’yle yanına bir de mektep bina eylemiştir. 1069/1658’de Bursa’yı Celâlî istilâ eylediği vakit askere ödünç olarak 136 riyal kuruş vermiştir. 1090/1679’da vefat etmiş ve Deveciler’e defnedilmiş-tir (G. 189). BK, I/1
ABDAL KÖPRÜSÜ Acemler mevkiine
yakındır. Hudâvendigâr Camii hizasın- 1 Abdal Köprüsü
2 Abdal Mehmed Camii ve Türbesi
dadır. Niyazî Mısrî’nin teşviki üzerine üç senede 5.000 kuruş sarfıyla 1679’-dan evvel yapılmıştır. BK, I/1
ABDAL MEHMED II. Murad zamanında vefat eylemiştir. Camii karşısındaki türbeye gömülmüştür. Türbesini II. Murad 1441’de inşa ettirmiştir. Türbe ve camisi Deveciler kabristanı civarında idi. Başçı İbrahim Bey, Abdal Mehmed’in meclubu olduğundan kendisine her gün birer baş gönderirdi. Abdal Mehmed için bu camiyi bina ettirmiştir (G. 216). BK, III/216
ABDAL MEHMED CAMİİ Deveciler kabristanına yakındır. Başçı İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Caminin yan yana iki kubbesi ve güzel bir minaresi vardır. BK, III/216
ABDAL MEHMED MEKTEBİ Caminin doğusunda kârgir, kubbeli ve üzeri kurşunlu bir mektep idi. Bu mektebi Nişancı Mehmed Paşa’nın babası Pîr Ahmed Çelebi bina ettirmiş ve birçok da vakıflar açmıştı. 1512’de bu mektebe “Sevikçioğlu Mektebi” derlerdi. Hoca Pîr Ahmed Çelebi’nin babasının adı Davud idi (BS. 81/31, 78/82). BK, III/ 216
ABDAL MEHMED TÜRBESİ Türbesi kâr-girdir. Kapının iki yanında iki küçük oda vardır. Türbe geniştir. II. Murad yaptırmıştır. Kapısındaki kitabede
845/1441 Birinciteşrin tarihi vardır. Bursa mitolojileri arasında yer aldığına göre; bu türbedeki büyük bir pabuçtan, çocuk doğurmakta güçlük çeken kadınlara su içirilirse kolaylıkla doğurur imiş. Sandukasının üzerine sıkıntısı olanlar çamaşırlarını bir gece sererlerse muradlarına ererlermiş. Civardaki bir helâya, muannid inkıbaza tutulanlar girerse inkıbazından kurtulurlar imiş. Birçok kimseler bunlara itikad eylediklerinden türbelerin kapanmasından evvel burası çok işlek bir mahal imiş. Türbe yıkılmış ve Fatih tarafından tamir ettirilmiştir. Rivayetlere bakılırsa, Abdal Mehmed, Emir Sul-tan’ın muasırı olup Molla Fenarî’nin de fevkalâde hürmetini celbeylemiş ve Molla Fenarî Bursa’ya geldiği zaman Abdal Mehmed’in elini öpermiş. Zaviyenin kayyumuna mukâtaasından on akçe yevmiyesi vardı (1484). BK, III/ 216
ABDAL MEHMED ZAVİYESİ Cami civarında idi. Hâlen hiçbir eseri kalmamıştır. 1598’de gelen bir fermanla Abdal Mehmed Zaviyesi şeyhleri, “nâehil ve her vecihle nâsezâ” olduklarından yerlerine Nakşibendî Tarikatı’ndan Şeyh Hasan Halife tayin edilmiştir (BS. 197/67). BK, III/216
ABDAL MURAD Bursa’nın güneybatısında bir tepenin adıdır. Burada bu isimde bir zatın yattığı ve orada da bir
türbe mevcut olduğu görülmekte iken, 1933 senesinde bu türbe yakılmıştır. Abdal Murad, Bursa fethine iştirak edenlerden bir zatın adıdır. Yanında Abdal Mehmed adında bir de oğlunun türbesi vardı. Türbe ahşaptı. Güya Bursa muhasarasına iştirak eden “kırk büdelâ”dan biri de bu olup, hakkında ağızdan ağza birçok rivayetler ve hikâyeler söylenmekte idi. Koca koca taşları yuvarlar ve bu taşlar kaleye düşerek kaleyi harap edermiş. Bir merkebi olup, üzerine bir heybe koyarak şehre salıverdiğinde Bursalılar bu heybeye yiyecek doldurarak iade ederlermiş. Bu hikâyeleri söyleyenler, muhasarada bulunanların Abdal Murad’a yiyecek göndermekle, onun taş atmamak için rüşvet aldığının farkında olmuyorlar (G. 212). BK, III/367
ABDAL MURAD ZAVİYESİ Abdal Murad adı verilen tepede bir kasır ile bir mutfak inşa edilmişti. Gelen ve gidene yemek verilmekte idi. Orhan Gazi, Abdal Murad’ın muhasarada gösterdiği fedakârlığına mukabil, Filadar köyünü bu zaviyeye vakfeylemişti. Şimdi hiçbir eser kalmamıştır. Bir vakitler bu zaviyeyi Bektaşîler zapt eylemiş ve Bur-sa’daki Bektaşî babalarından birkaç kişi de oraya gömülmüştü. Zaviye şeyhliği evlâda meşrut idi. Bunlar, oraya gelen yolculara da namazlarda imamlık yaparlardı (BS. 195/104). BK, III/367
ABDAL MUSA Bursa fethinden evvel Rum diyarına gelen kırk büdelâdan birisidir. Bursa’nın fethini can ü gönülden arzu ederek Orhan Gazi ile birlikte gelmiş ve ölümünden sonra Emir Sul-tan’ın doğu tarafında yüksek bir yere gömülmüştür. Bayezid’in oğlu Sultan Mahmud’un kızı Hançerli Sultan, üzerine bir türbe yaptırmıştır (G. 213).
Kendisi hayatta iken bulunduğu mahalle bir zaviye inşa ettirmişti. Bilâhare Hançerli Sultan evlâdları da üzerine bir türbe, yakınlarına da bir medrese bina
ettirmiş ve ayrıca bir de hamam yaptırarak o civarı şenlendirmişlerdi. Zamanın su gibi geçmesiyle binalar yıkılmış, bağ ve bahçe hâlini almış ve Musa Baba’nın zaviye ve türbesinden hiçbir eser kalmamıştır. Tek tük mezar taşlarında Abdülkadir Efendi, Kasım Bey oğlu Âbid Bey’in isimlerine rast-lanmaktadır. Caminin yıkık minaresi hâlen durmaktadır. (BS. 5/7,125, 3/ 78). BK, III/375
ABDİ “Kuşçu Abdi Efendi” namıyla tanınan zatın ismi Abdurrahman’dır. Babası Hüseyin Hüsnü oğlu Yusuf’tur. Anası Zeyniye şeyhlerinden Hacı Halife’nin kız kardeşidir. 864/1469’da Bursa’da doğmuş, Samsunlu Muhyiddin, Kut-beddin, Fenarlı Ali, Yegânî Ali Efendiler gibi büyük zatlardan ilim ve fen tahsil ettikten sonra Bolu’da ve Bursa’da müderrislik yapmıştır. Alim, fazıl ve zahirî, aklî, naklî ilimlerde mahir ve kâmildi. Allah’ın aşkıyla sermest olarak “ârif-i billâh” zümresine dâhil olmuştur. 954/1547’de vefat etmiş ve Zey-niye Zaviyesi’ne defnedilmiştir (G. 284). BK, I/2
ABDİ Koca Nâib mahallesinde, Bay-ram’ın oğludur. Sanatkâr olup 967/ 1559’da vefat eylemiştir. Fatma isminde bir kızı vardı. Karısı Mehmed kızı Ayşe’dir. Vefatında 112.246 akçe mirası kalmıştır (BS. 85/67). BK, I/3
ABDİ
ABDİ Hacılar mahallesinde, Hasan’ın oğludur. 980/1573 senesi Ramazanında bir ziyafete gitmiş ve gece yarısı evine gelince karısı Abdullah kızı Kamer ile kendi kardeşi Ahmed’i bir yatakta bularak ikisini de bıçaklayıp doğru mahkemeye gidip haber vermiş, mahkeme tarafından gelen kimselere kadın, Ahmed’in cebren ve kahren döşeğine girdiğini, kocası tarafından vurulduğunu ve bu cerahatten ölürse başkasından davası ve nizâı olmadığını söylemiş ve Ahmed de, “yengem beni çağırdı, ben de girip yattım, fiil-i şenî
yapmadım” demiştir (Kamer’in babasının adı Abdullah olmasına nazaran mühtediye cariyelerden olduğu anlaşılmaktadır. Cemiyetin, çok temiz ve yüksek ahlâkının bu gibi aslı belli olmayan kadınlar tarafından nasıl bozulduğunu gösterir canlı bir vakadır.) (BS. 116/82). BK, I/3
ABDİ “Kara Abdi” diye maruftur. Asıl ismi Abdurrahman Efendi’dir. Ankara’da doğmuştur, Şeyhulislâm Esad Efendi’den ders görmüş, Bursa’da müderrislik, Bursa Yenişehir’de kadılık yapmıştır. 1037/1627’de Yenişehir’de vefat etmiştir. Tembelliği ile meşhurdur (ŞNZ. II/474). BK, I/2
ABDİ Namazgâh mahallesindendir. Bursa subaşısı Mehmed oğlu Cündî Mustafa Bey, mahkemeye ihzâr edip; yol kesen hırsızlardan olup Müslümanların evlerine girip, insan öldürüp ve erzak ve emval çaldığından “sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz” olduğunu söylemişti. Şahitler dahi her vechile izâlesi lâzım ve mühim olduğunu ve hakkından gelinmesinin büyük sevap olacağını ifade eylemişti. Şehadetleri tezkiye edilip kabul edilmekle 1043/1633’te hakkından gelinmek üzere Zaim Mustafa Bey’e teslim edilmiş ve derhal idam edilmiştir (BS. 247/159). BK, I/3
ABDİ Bursa’da 1083/1672’de su nazırı ve evkaf-ı selâtin vesairenin mimarba-şısı idi. İnşaat hususunda mahir bir zat idi (BS. 330/76). BK, I/4
ABDİ
ABDİ “Hacı Abdi” namıyla maruftur. Bursa ahâlisi padişaha arzıhâl ve adam gönderip, “Bursa’da Hacı Abdi ile İsmail, şerir ve gammaz olup daima kadı, nâib, voyvoda ve subaşı ve sair ehl-i örf yanlarına varıp bunların yaptıkları salgınlara ve tekâlife karışıp ahâlinin akçelerini aldırmağa sebep olmaktadırlar” tarzındaki şikâyet üzerine İstanbul’dan gelen 1086/1676 tarihli bir fermanla, hak ve adalet üzere tahkikat
yapılarak arz olunduğu gibi ise bu iki kişinin, mühim bir işleri olmadıkça bu gibi kimselerin yanlarına gitmemeleri, tekâlif işlerine karışmamaları, fukarayı gammazlamamaları ve kendi hâllerinde olmaları emredilmiştir. BK, I/4
ABDİ “Derviş Abdi” diye meşhurdur. Asıl ismi Abdullah ve babasınınki ise Ali’dir. Kefe’de doğmuştur. Mısır’a seyahat edip dönüşte Bursa’ya uğramış, Yakubzâde Şeyh Mehmed Efendi Tekkesi’nde misafir kalmış ve tekkenin zâkirbaşısı Şeyh Alacahırka Efendi’den ve Derviş Osman’dan bazı makamları ilerletmiş ve şeyhin vefatı üzerine Bursa kadısı Halebli Muharrem Efendi tarafından bazı mahallere nâib tayin edilmiştir. 1107/1695’te vefat etmiş ve Deveciler kabristanında, Sükûnî Efen-di’nin yanına defnedilmiştir. Şair ve mûsıkîşinâs idi. BK, I/2
ABDİ İstanbul’da çuhadarlık yapmakta iken fesad ve tezvir ile bazı davalar ihdas ederek ahâliyi ızrara cesaret eylediğinden Bursa’ya nefy edilmiştir. 1206/1791 senesinde Bursa’ya gelmiştir. BK, I/4
ABDİ (Hacı) Nasuh’un oğludur. Çifte taftacı sanatkârlarından olup bu esnafın yiğitbaşısı idi (967/1588) (BS. 73/ 391). BK, I/3
ABDİ AĞA Şeyhulislâm Feyzullah Efendi oğlu Şeyhulislâm Mustafa Efendi’nin çiftlik kethüdası idi. 1147/1734’te vefat etmiş ve İsa Bey köyü kabristanına defnedilmiştir. BK, I/4
ABDİ ÇELEBİ “İsli Abdi”, “İsli Sarık Abdi” demekle maruftur. Şairdir. Bursa’da Kâdirî Efendi’den ders aldıktan sonra Hamza Bey Medresesi’ne müderris olmuş ve bir müddet de Menemen kadılığında bulunmuştur. Tatar Memi isminde genç ve parlak birisine aşık olmuş ve Lâmiî Çelebi ile bu oğlan için araları açılmış ve bir çok şiirler yaz-
mıştır. 943/1536’da vefat eylemiştir (G. 486; OM. II/306). Asıl ismi Abdül-vehhab’dır. BK, I/2
ABDİ ÇELEBİ MESCİDİ Muslihuddin oğlu Abdi, Temenye civarındaki Yeniyer mahallesinde bir mescid ve mescidin etrafında 6 ve mescid kurbünde 17 oda bina edip mescide vakfeylemiştir. 1001/ 1592’de harap olduğundan mütevellisi, vâkıfın oğlu Behram Bey tarafından 18.722 akçe sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 332/21). BK, I/3
ABDİ EFENDİ Asıl adı Abdurrahman’dır, Şabanzâde’dir. Bursa’da tahsilden sonra 31 sene müderrislik yapmış, 1120/ 1708’de vefat etmiştir (G. 417; BS. 3/408). BK, I/2
ABDİ EFENDİ Üçkozlar Tekkesi şeyhi Muhyiddin Efendi’nin dördüncü oğludur. Babasının vefatıyla 1091/1680’de şeyh olmuş, 1137/1724’te vefat etmiş ve tekkeye defnedilmiştir. Zâhir ve bâtını mamur, âbid, zâhid, tecelliyât-ı ilâhiyyeyi müşahid, vakarlı, edîb ve alim bir zat idi (SO. IV/415). BK, I/5
ABDİ EFENDİ İstanbul’da reisü’l-küttab idi. 1171/1757’de Bursa’ya nefy edilmiş ve üç ay sonra da sebîlî tahliye edilerek menziline gelip oturmuş, fermanı Bursa kadılığına gönderilmiştir (BS. 391/131, 139). BK, I/4
ABDİ EFENDİ (Şeyh) 1905’te Seyyid Usûl Tekkesi şeyhi idi. Tekkede Pazar geceleri Kâdirî âyini yapılmakta idi. Alim bir zat idi. BK, I/5
ABDİ KÂHYA Cenabî Ahmed Paşa’nın adamlarından olup Hacı Menteş mahallesinde 978/1570’te bir arsa satın almış ise de mescid yaptıramamıştır (BS. 112/52). BK, I/3
ABDİZÂDE Bursa eşrafından olup zengin biri idi. 1187/1773’te her masrafını
kesesinden yapacağı 300 askerle beraber sefere memur edilmiştir. BK, I/4
ABDULLAH Hasan’ın oğludur. En sanatkâr ipek boyacılarındandır. Bu esnafa 1559’da yiğitbaşı tayin edilmiştir (BS. 81/1). BK, IV/279
ABDULLAH Bursalı Nebi’nin oğludur. Hasan isminde genç bir kölesi vardı. Hasan ismindeki bir suhte köleyi ayartıp medresesine iletmiş ve oradaki dânişmendlerle beraber oğlanı kaplıcaya götürürlerken Ases Ali oğlu Na-suh rast gelince Köle Hasan bağırarak istimdad eylemiş ve ases de çocuğu ellerinden kurtarıp mahkeme huzurunda sahibine teslim eylemiştir (982/ 1574) (BS. 116/50). BK, I/28
ABDULLAH Mustafa’nın oğludur. “Yeni-dünya” namıyla maruftur. Birçok hırsızlıkları, cinayetleri sabit olduğundan hakkından gelinmesi için Anadolu ağası olup Bursa’da yeniçeri zâbıtı olan Mehmed Ağa’ya tenbih ve 1034/1624 Rebiulevvelinin 25. günü idam edilmiştir (BS. 238/44). BK, I/28
ABDULLAH Orhaneli’nin Hacılar köyünden Rüstem’in oğludur. Sincanlı Süleyman ile eşkıyalık yapmakta iken bir müsademe neticesinde 1181/1767’de katledilmiş ve kesilmiş başı Kütahya’da bulunan Anadolu divanına gönderilmiştir. BK, I/29
ABDULLAH (Hacı) Bursalıdır. Çuha tüccarıdır. “Keçeli Damadı” diye meşhurdur. 1187/1772’de kendi masrafıyla yazacağı 200 askerle sefere memur edilmiştir (BS. 1186/19). 1205/ 1790’-da çıkaracağı 20 nefer piyadenin Bursa mütesellimi Hoca Hafız İsmail başbuğ-luğunda orduda bulunması emredilmiştir (BS. 1206/88). 1217/ 1802’de dört nefer arkadaşıyla Bursa’nın senelik masrafını görmeye memur edilmiştir (BS. 280/106). BK, I/29
3 Seyyid Usûl Tekkesi Şeyhi Abdi Efendi’nin İmzası
ABDULLAH (Mevlânâ) Abdülkadir oğlu Hoca Mircan oğludur. Bursa’da “Mer-canzâde” ve “Tatoğlu” diye şöhret bulmuştur. Esasen İranlı olup padişahın hocası Hayreddin Efendi Tekke-si’ne intisab ve kapıağası Cafer Ağa’nın hemşiresini almakla kısa zamanda müderris olmuş ve azlolunarak birçok cefalar çekmiş ve ye’sinden büyük ve küçük herkes hakkında dil uzatmaya başlamıştır. Padişahın hazır olduğu bir divan-ı hümayunda bir kadın davasından beraat eylemiş ve hak kazanmış iken buna mağrur olarak dil uzatmaya başlayarak sadrazama tecavüzatta bulunmakla Bursa’ya nefy edilmiştir. Bursa’da da dilini tutmayıp, evini mahkeme hâline koyup bazı davaları görmeye başlamış ve mahkemenin iradının azalmasına sebep olmuştur. Kendisine fermanla nasihat verilmiş ise de mütenebbih olmayarak evine birçok şerirleri toplayıp şirret ve fesadla meşgul olduğu cihetle Bursa kadısı, ahlâksızlığını yazarak 976/1568’de Diyarbakır’a tardolunması fermanını istihsal eylemiştir. Affa imkân bulamayınca Hicaz’a gitmiş, seferden dönünce Şeyhul-islâm Ebussuud Efendi’nin şefaatıyla 977/1569’da melül ve mahzun olarak vefat eylemiştir. Ömrünün ilk demleri mesudâne geçmiş ise de sonlarında dilinin belâsı olarak pek müşkil bir vaziyete düşmüş ve bütün ahbablarını kaybetmiştir (ŞN. 176). Karısı Mustafa kızı Fatma 957/1550’de vefat etmiştir. Hatice ve Belkıs isminde iki kızı vardır. BK, I/ 20
ABDULLAH (Mevlânâ)
ABDULLAH AĞA (Hacı) “Bâccı” namıyla maruftur. Oğlu İsmail ile beraber kendi hâllerinde olmayıp uzun müddetten beri bâc pazarı mültezimi olduklarından gûnagûn bidatlar peyda, ibadullaha türlü türlü eza ve cevr, esnafa teaddî ederek aralarında cârî olan nizam ve intizamı ihlâl eylediklerinden, bu nevi sû-i hareketlerini Bursalı Mevlânâ Hafız İbrahim padişaha bildirmekle; bu iki kişinin, bundan sonra
bâc, damga, çardak işlerinde ve sair belediyeye ait umurda kullanılmaması 1181/1767 tarihli bir fermanla Bursa kadılığına emredilmiştir (BS. 1179/ 12). BK, I/28
ABDULLAH BEY Oğlu Mehmed Bey’in oğlu Ali Bey’in oğlu Mahmud Çelebi Bursa eşrafından idi (918/1512) (BS. 23/208). BK, I/27
ABDULLAH BEY Hamza Beyzâde Kara Mustafa Paşa’nın oğlu Mehmed Çele-bi’nin oğludur. Anası Kamerşah Hatun, karısı Sinan Paşa’nın kızı Fahrunnisa Hatun’dur. İnegöl’ün Baba köyündeki evini satarak Bursa’ya gelmiş, 919/ 1513’te vefat eylemiştir. Oğlu Ali Çelebi vardı (BS. 25/65). BK, I/27
ABDULLAH BEY II. Bayezid’in oğlu Sultan Mahmud’un kızı Hançerli Sultanzâ-delerden Kasım Bey’in oğludur. Validesinin Bursa’da yaptırdığı medrese ve mektep ile bunlara irad olmak üzere vakfeylediği Musa Baba Hamamı’yla dükkânlar vesairenin mütevellisi idi. 1008/1599’da vefat etmiş ve Abdal-musa mevkiine defnedilmiştir. BK, I/ 21
ABDULLAH BEY İbrahim’in oğludur. Bağdad seferinde şehit olan sipahi kâtibi Hayalî Efendi’nin kardeşidir (BS. 255/1). BK, I/27
ABDULLAH ÇELEBİ Kabasakal’ın oğludur. Şeyh Paşa mahallesinde 905/ 1499’da vefat eylemiş, 141.153 akçe muhallefatı kalmıştır. Karısı Sittî, oğlu Nazif vardı (BS. 14/45). BK, I/27
ABDULLAH ÇELEBİ Yakub Bey’in oğlu Muhyiddin Çelebi’nin oğludur. Anası Ahmed Paşa’nın kızı Zeyneb Hatun’dur (910/1504) (BS. 19/228). Kendisi ulemadandır. BK, I/27
ABDULLAH ÇELEBİ Maksem mahallesinde, Sarraf Hoca Muslihuddin’in oğlu-
dur. Anası Sittî Hatun, İncici Hoca İvaz Mehmed’in kızıdır. Biraderleri İbrahim ve Mehmed Çelebiler vardır. 919/ 1513’te vefat eylemiştir. 145.277 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 24/40). BK, I/27
ABDULLAH ÇELEBİ Hoca Mehmed’in oğludur. “Altıparmak” diye meşhurdur. 909/1503’te ticaretle meşguldü (BS. 19/31). BK, I/27
ABDULLAH ÇELEBİ EFENDİ Hasan Efen-di’nin oğludur. Molla Hüsrev Medrese-si’nde 996/1587’de müderris idi (BS. 173/192). BK, I/28
ABDULLAH EFENDİ “Tarhanazâde” demekle maruftur. Meşhur hattattır. Bursalıdır. XIII. asır ricalindendir. BK, I/26
ABDULLAH EFENDİ Zeynîler şeyhi Seyyid Ali Efendi’nin oğludur. Ulemadan Kadri Efendi’den tahsil-i ilim ederek kendisine damat olmuş ve bazı medreselerde müderrislik eylemiştir. Biraderi Nimetullah Efendi’nin vefatından çok müteessir olmuş ve Hicaz’a gitmiştir. Hicaz’dan dönüşte ishal hastalığına tutulmuş, kuvvetsiz ve kudretsiz kalarak Aksu’ya kadar gelebilmiştir. Çok zayıf ve bîtab olduğu hâlde Bursa’ya getirilmiş, şehre girince, 977/ 1569 Rebiulevvelinin 27. Cuma gecesi vefat eylemiş ve Zeynîler’e defnedilmiştir. Her ilme vâkıf, fazıl, kibar ve zeki alim-lerimizdendir (G. 310; ŞN. I/166). BK, I/21
ABDULLAH EFENDİ Ruhîzâde’dir. Bursalı Mustafa Efendi’nin oğludur. Müderrisliklerde, Haleb ve Medine mollalıklarında bulundu. 1015/1606’da vefat etmiştir. Alim ve şairdir. Divanı vardır (SO. III/365). BK, I/22
ABDULLAH EFENDİ Müderristir. Amasya müftülüğü ve Maraş mollalığında bulunmuş, 1028/ 1618’de vefat eylemiştir. Derviş tabiatlı, temiz ahlâklı bir zat
idi. Manav Hasan Efendi’nin oğludur. Hoca Sadeddin Efendi’den ders görmüştür (ŞNZ. II/358). BK, I/22
ABDULLAH EFENDİ Veliyyüddin Efen-di’nin oğludur. Bursa’da doğmuş, medreselerde tahsil ettikten sonra tasavvufa meylederek İznik’te Eşrefzâde hule-fasından icazet ve izin almıştır. Emir Sultan ve Muradiye camilerinde hatib-lik ettiğinden “Kara Hatib” lâkabını almıştır. Emir Sultan hatibi Şeyh Mehmed Efendi’ye damat olmuştur. Kösec Ömerzâde Şeyh Hasan Efendi ile aralarında bir ilmî ve dinî münakaşa çıkmıştı. İstanbul’dan gelen bir fermanda Ulucami’de Muradiye müderrisi Mehmed Efendi’nin riyasetinde Bursa’daki ulema, imam, hatib, âyân ve eşraf huzurunda akdolunan mecliste Şeyh Hasan Efendi davayı kaybetmiş, vaaz ve nasihatten men’ edilmiştir. 1061/ 1650’de vefat etmiş ve Hamza Bey mezarlığına defnedilmiştir. Din işlerinde gayretli ve cesur bir zat idi (G. 440). BK, I/22
ABDULLAH EFENDİ Mehmed’in oğludur. Bursa’nın muhtelif medreselerinde 29 sene müderrislik yapmış, Bursa’nın ilim hayatına büyük hizmetlerde bulunmuştur. Alim, fazıl, iyi huylu bir zat idi. 1093/1682 Receb ayında vefat etmiş ve Yeniyer mezarlığında babasının yanına gömülmüştür (G. 390). “Mü-tebahhir Abdullah Efendi” diye şöhret bulmuştur. BK, I/ 23
ABDULLAH EFENDİ Bâdincânî Mehmed Efendi’nin oğludur. “Bâdincânîzâde” diye meşhurdur. İshak Hocası Ahmed Efendi’den ders görmüş, alim ve fazıl bir zat idi. İlm-i âdabda, “Taşköprî” kitabına haşiyeleri ve Fars dili kaidelerine müteallık risaleleri vardır. 1095/ 1683’te vefat etmiş ve Pınarbaşı’na defnedilmiştir (G. 400). BK, I/23
ABDULLAH EFENDİ
ABDULLAH EFENDİ Şeyh ve vâizdir. Bursalı Ali Efendi’nin oğludur. Muîd,
Hafız, Baldırzâde gibi fazıl alimlerden ders gördükten sonra Şeyhulislâm Abdülaziz Efendi tarafından Ulu-cami’ye vâiz tayin edilmiş ve Baldır-zâde’ye damat olmuştur. Bir müddet de Hisar’daki Şehadet Camii’nde imam ve hatiblik yapmıştır. 1095/1683’te vefat etmiş ve Umur Bey Camii mezarlığına gömülmüştür (G. 207). BK I/23
ABDULLAH EFENDİ Şirvanlı Seyyid Nu-reddin’in oğludur. Bursa’da müderrisliklerde bulunmuştur. Bir müddet de Bursa’da “nakibü’l-eşraflık” yapmıştır. 1111/1699’da vefat eylemiştir (G. 403). BK, I/23
ABDULLAH EFENDİ Hamza oğlu İlyas Efendi’nin oğludur. “İmam” namıyla maruftur. Kavaklı Mescid mahallesinde 1118/1706’da vefat eylemiştir. 15.322 akçe değerinde tarih ve edebiyata ait birçok kitapları satılmıştır. 106.403 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 1116/ 57). BK, I/28
ABDULLAH EFENDİ Eşrefzâde Tekkesi şeyhi Ahmed Efendi’nin oğludur. Pa-zarköy’de (Orhangazi) Eşrefoğlu’nu sevenlerden birisinin bina eylediği zaviyeye şeyh olmuş ve 1143/1730’da Pazarköyü’nde vefat etmiş ve zaviyeye defnedilmiştir. BK, I/24
ABDULLAH EFENDİ İznik’teki Eşrefzâde Tekkesi şeyhi Eşref Efendi’nin oğludur. Babasından ders ve icazet almış ve amcası Şeyh Salih Efendi ile bazı konularda münakaşa yapmıştır. İznik ahâlisi kendi tarafını iltizam etmekle şeyhliğe geçirilmiş ve 38 sene ilim ve faziletinden herkesi istifadelendirerek şeyhlik yapmıştır. 1147/ 1734 senesinde “Ha-tiboğlu” namında bir eşkıya tarafından şehit edilerek Abdurrahim Tirsî Tür-besi’ne defnedilmiştir. BK, I/25
ABDULLAH EFENDİ Şeyh Abdülbâkî Efendi’nin oğlu Mevlânâ Abdülhâdî Efendi’nin oğludur. Alim ve fazıl bir zat
idi. 1153/1740’ta Bursa’da İbrahim Paşa mahallesinde vefat eylemiştir. Müderris Esad Efendi ve Mehmed Rıza Efendi adında iki oğlu, Saliha ve Afife adında da iki kızı vardı. Muhallefatı 1.414.260 akçe, yani 11.785,5 kuruş tutmuştur ki, o vakte göre Bursa’nın birinci sınıf servet sahiplerinden addolunabilir. Pek nadide ve nefis tarih ve edebiyat kitapları vardı. Bunlar 86.660 akçeye satılmıştır (BS. 381/67, 280/ 84). BK, I/25
ABDULLAH EFENDİ Hisar’da, Açıkbaş Zaviyesi’nde Nakşibendî şeyhi olup 1159/1746’da vefat eylemiştir. Bur-sa’da Muhyiddin Muallimhanesi’ne defnedilmiştir. Alim, kâmil, temiz ahlâklı, herkese iyilik etmesini sever bir zat idi (SO. III/368). BK, I/25
ABDULLAH EFENDİ Hastazâde Abdullah Efendi, şeyhlerden olup Gazzeli Şeyh Ahmed Tekkesi’nde muallimlik yapmış, alim ve temiz ahlâklı, iyiliği sever bir zat idi. 1159/ 1746’da vefat etmiş ve Pınarbaşı’nda defnedilmiştir. Kemal sahibi idi (SO. III/ 368). BK, I/25
ABDULLAH EFENDİ Divan-ı hümayunda cebeciler başhalifesi iken kendi hâlinde durmayıp teb’îd edilmeye lâyık hareketlere cesaret eylediğinden te’dîb için 1163/1749’da Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 339/34). BK, I/28.
ABDULLAH EFENDİ Bahri Dede Tekkesi şeyhi Mehmed Efendi’nin oğludur. Babasının yerine şeyh olmuş ve 1202/ 1787’de evlâdsız vefat eylemiştir. BK, I/25
ABDULLAH EFENDİ Vilâyet Matbaası karşısındaki Kara Şeyh Camii’nin minaresi dibinde bir mezar vardı. Üzerinde Abdullah Efendi’nin ismi yazılmış ve vefat tarihi 1235/1819 gösterilmiş ise de Abdullah Efendi, çok eski olduğundan bu taşın sonradan konulduğu ve ihtimal ki kabrin aslı ve esası
olmadığı şu tarih mübayenetinden anlaşılır. BK, I/30
ABDULLAH EFENDİ Seydîzâde’dir. Rei-sü’l-müderrisin iken karısı Rukiye Ha-tun’la 1237/1821’de vefat etmişler ve Şehreküstü mezarlığına defnedilmiş-lerdir. BK, I/30
ABDULLAH EFENDİ Cizyedarzâde Zaviyesi şeyhi Kırımlı Abdurrahman Efen-di’nin oğludur. 1309/1891’de Bursa’da doğmuştur. 1323/1905’te babasının vefatı üzerine şeyh olmuş ise de yaşının küçük olmasından dolayı şeyhlik bir müddet niyabet ile idare edilmiştir. BK, I/26
ABDULLAH EFENDİ Şair. Vahyîzâde’dir. İzniklidir. Tarîk-i ilme sâlik oldu. Müretteb divanı vardır. Şu beyit onun-dur:
Belin koçmak lebin bûs eylemek emr-i muhâl ancak
Anı görmüş yok ey dil söylenür bir kîl ü kâl ancak
(KA. 1976). BK, I/24
ABDULLAH EFENDİ Âyandan Bursalı Rıza Efendi’nin üçüncü oğludur. Rodos’ta vefat etmiş ve oraya defnedil-miştir. BK, I/27
ABDULLAH EFENDİ (Hattat) Çakırağa Hamamı civarında Mecnun Dede mahallesi ahâlisindendir. Oğlu ulemadan Abdurrahim Efendi’nin, Hicaz’dan gelirken 1125/1713’te vefat etmesine bakılırsa, XVIII. asır ricalinden olduğu anlaşılır. BK, I/27
ABDULLAH EFENDİ (Muhaddis) Cemi-i ulûmda ve bilhassa tasavvufta mahir bir şeyh idi. Ayaklı kütüphane gibi idi. İlim ve faziletin en büyük mertebelerine vasıl olmuş ve 1228/1813’te vefat etmiştir. Alacahırka mezarlığında Rem-zizâde kabrine yakın servi civarında medfundur (SO. III/392). BK, I/26
ABDULLAH EFENDİ (Münzevî) Bk. Münzevî Abdullah Efendi.
ABDULLAH EFENDİ (Nazik) Bk. Nazik Abdullah Efendi.
ABDULLAH EFENDİ (Seyyid) “Nazif Abdullah Efendi” diye meşhurdur. Hacı Müminzâde’dir. Bursa’da doğmuştur. 1115/1703’te vefat eylemiştir. Şairdir (SO. IV/561). BK, I/24
ABDULLAH EFENDİ (Seyyid) İlâhîzâde’-nin oğludur. Bursa’da doğmuştur. Bursa ve İznik’te 31 sene müderrislik yapmıştır. 1129/1716’da İznik’te vefat eylemiştir. Müderris Receb Efendi’nin kardeşidir (G. 432). BK, I/24
ABDULLAH EFENDİ (Şeyh) Şeyh Mehmed Efendi’nin oğludur. Zeynîler’deki Şeyh Abdüllâtif Kudsî’nin 10. halifesidir. Safiyyüddin Efendi’nin torunudur. Amcaları Abdülaziz Efendi’nin vefatı üzerine Zeynîler’e şeyh olmuş ve 10 sene kadar va’z u nasihat ve kendisine tâbî olanları doğru yola sevk etmekle ömrü geçmiş, 1006/1597’de vefat edince Zeynîler’e defnedilmiştir. Alim, fazıl, mütevazi ve kâmil bir zat idi (G. 105). BK, I/ 21
ABDULLAH EFENDİ (Şeyh) Zeynîzâde’-dir. Hayır sahiplerinden Zeynî Çele-bi’nin oğlu olup Bursa’da müderrislik yapmış, 1010/1601’de vefat etmiş ve babasının Hamam Tekke civarında yaptırdığı Zeyniye (Demirli Mektep) avlusuna defnedilmiştir. Özü ve sözü doğru, hatib, ahbablığı sadık ve tatlı dilli bir zat idi (G. 331; ŞNZ. 106). BK, I/22
ABDULLAH EFENDİ (Şeyh)
ABDULLAH EFENDİ (Şeyh) Bursa’da Özbek Nakşibendî Tekkesi şeyhi iken kendi dileği ile 1150/1640’ta şeyhliği Şeyh Âşur Efendi’ye kasr-ı yed ve feragat ederek kendisi ibadet ve taatla vaktini geçirmiştir. BK, I/22
ABDULLAH EFENDİ (Şeyh) Yerkapı’da Sa’dî Tekkesi şeyhi iken 1149/1736’da vefat etmiş ve Zincirî Ali Efendi Türbe-si’ne muttasıl, yol kenarındaki kabristana defnedilmiştir. BK, I/28
ABDULLAH EFENDİ (Şeyh) Muradiye cihetindeki Bahri Dede Tekkesi’nde iki sene şeyhlik yaptıktan sonra 1163/ 1748’de vefat etmiş ve tekke haziresi-ne gömülmüştür. Alim bir zat idi. BK, I/25
ABDULLAH PAŞA Mihaliç’te camisi ve Doğanhisar nahiyesinde kendisinin ve akrabasından Şahhûbân Hatun’un müşterek vakıfları varsa da XVIII. asırdan evvel yaşayan bu zatın hüviyeti tesbit edilememiştir. BK, I/29
ABDULLAH PAŞA Süsenzâde’dir. Tayin olunduğu Hotin sancağı mutasarrıflığına gitmek üzere Kütahya’dan kalkıp Bursa’ya gelmiş ise de Bursa’da hastalanarak 1175/1761’de vefat eylemiştir. Muhallefatı arasında dört binek ve altı katırı ile 285.792 akçe ve birkaç tarih kitabı kalmıştır. Kapı kethüdası Hacı Ahmed -bu gibi ahvalde olduğu gibi-2.416.680 akçe alacak iddiasına kalkmıştır (BS. 394/93). BK, I/29
ABDULLAH RUMÎ HAZRETLERİ Bk. Eşref-oğlu Rumî.
ABDULLAH TAHİR ÇELEBİ Bursalıdır. Şairdir. 1088/ 1677’de vefat eylemiştir. Müretteb divanı vardır (SO. III/ 241; OM. II/296). BK, I/22
ABDULLAH VEFÂYÎ Hattattır. Edirne’de Muradiye’de sakin iken Kevkeb Mehmed Efendi’den hüsn-i hat, sülüs ve nesih talim eylemiş ve iyi yazanlar arasında büyük şöhret kazanarak saray kâtipliğine alınmıştır. Padişahın huzurunda resm-i sikkeye cesaret ve kendisinden evvel geçenlerin yazısına rağbet etmeyerek kendisini beğenmiş-çesine hareket etmiştir. Sülüs, nesih,
divanî gibi yazılarda bazı yenilikler getirmiştir. Yazdığı yazıları ahbabına cebren göstermek, el ve ayağıyla yazı yazmak, harflerin ibtida ve intihasında icad eylediği zülfeler koyarak yeni usülde yazılar ihdas etmek gibi hareketleri emsali arasında dedikoduları ve itirazları mucip olduğundan, kederlenerek yaşı 40 olmadan hastalanmış ve tebdil-i hava için getirildiği Bursa’da 1141/1728’de vefat eylemiştir. Eyüp’te Yazılı Medrese (İsmihan Sultan Medresesi) dershanesi duvarına bir “vav” ve Edirne’de Eski Cami’de dahi bir ism-i celâl ve bir “vav” yazmıştır (TH. 291). BK, I/24
ABDURRAHİM EFENDİ Molla Hayalî’nin oğludur. Ali Çelebi Efendi’nin biraderidir. 994/1585’te oğlu Mustafa Çelebi vardı. BK, I/34
ABDURRAHİM EFENDİ Konya Aksaraylıdır. Tahsil-i ilm ü irfan için terk-i diyar etmiş, Üsküdar’a gelerek Aziz Mahmud Hüdâyî Efendi’ye intisab ederek kendisinden feyz ve icazet almıştır. Şeyhin vefatı üzerine Bursa’daki Eyüb Efendi Zaviyesi şeyhi Ahmed Efendi, Üsküdar Zaviyesi’ne gittiğinden Şeyh Abdurrahim Efendi, Bursa’daki Eyüb Efendi Zaviyesi’ne kâimmakam olmuştur. Bazıları tezviratta bulunarak, 1038/1628 senesinde Bursa’daki Eyüb Efendi Tekkesi’nden Abdurrahim Efen-di’yi azlettirmişlerdi. O da Umur Bey mahallesinde bir ev satın almış ve zaviye ittihaz ederek senelerce feyizlerini neşr eylemiştir. 1054/1644’te 100 yaşında olduğu hâlde vefat etmiş ve ihdas eylediği zaviyenin yolu kenarına defnedilmiştir. Üzerine ahşap bir türbe yapılmıştır. Allah’ı bilen, gönülleri kendisine celbeden, ilim ve irfan sahibi alim bir zat idi. Üsküdar’da Aziz Hüdâyî Tekkesi’nde iken 30 sene kadar Alemdağı’ndan su getirmekle şeyhinin teveccüh ve duasını kazanmıştır (G. 135). BK, I/34
ABDURRAHİM EFENDİ Temenye’deki Hüsameddin Tekkesi şeyhi Muhyiddin Efendi’nin oğludur. 1084/1673’te babasının vefatı üzerine yerine şeyh olmuştur. Alim bir zat idi. BK, I/35
ABDURRAHİM EFENDİ Menteşzâde’dir. Abdülkerim ve Abdurrahman Efendilerin büyük kardeşidir. Tahsilden sonra müderris olmuş ve bir müddet de askerî kassamlık yapmıştır. Kite kazası niyabetinde ömrünü geçirmiş alim bir zat idi. 1102/1690’da vefat etmiş ve Pınarbaşı’nda aile kabristanına defne-dilmiştir (G. 398). BK, I/35
ABDURRAHİM EFENDİ Bursalıdır. Men-teşzâde İbrahim Efendi’nin oğlu Kurt Mehmed Efendi’nin oğludur. Babası Bursa mahkemesi kâtibi iken vefat eylemiştir. Abdurrahim Efendi tahsil ettikten sonra Muradiye müderrisi Manavzâde Abdurrahman Efendi’nin kızıyla evlenmiştir. Şeyhulislâm Minkâ-rîzâde Yahya Efendi’nin hizmetinden sonra İstanbul medreselerinde müderrislik ve Edirne, Üsküdar, Kahire ve İstanbul kadılıklarında bulunmuş, 1127/1715’te şeyhulislâm olmuştur. Birbuçuk sene bu vazifeyi yaptıktan sonra, 1128/1716 Zilhiccesinin 19’un-da vefat etmiş ve Edirne’de Sultan Selim Camii civarında Taşodalar mahallesindeki Zehrimâr Mehmed Efendi Mescidi sahasında Şeyhulislâm Çatalcalı Ali Efendi yanına defnedilmiştir. Alim bir zat idi. Türkçe Fetâvâ Mecmuası vardır (G. 428). BK, I/35
ABDURRAHİM EFENDİ Bursalı Selim Mollazâde’dir. Nakibü’l-eşraf iken 1841’de ölmüştür. İstanbul’da, Çarşamba’da medfundur. BK, I/36
ABDURRAHİM EFENDİ (Şeyh) Çakırağa Hamamı kurbünde Mecnun Dede mahallesinden Hattat Abdullah Efendi’nin oğludur. “Çâkerî”, “Çâker Şeyhi” adıyla anılmaktadır. Şeyh Sunullah Efendi’ye intisab etmiş, sabah ve akşam Ulu-
cami’de ahâliyi toplayarak tevhid çektirmiş ve bütün ömrünü vaaz ve nasihatle geçirmiştir. 1125/1713’te Hicaz’dan dönüşünde Maan’da vefat eylemiştir. Garip hâlleri vardı. Mücahede yolunda gayretli bir kimse idi (G. 176). BK, I/35
ABDURRAHİM EFENDİ ZAVİYESİ Umur Bey Camii güneyindedir. Eyüb Efendi Tekkesi şeyhi Aksaraylı Abdurrahim Efendi tarafından 1040/1630 senesinde ihdas ve tesis edilmiştir. Şimdi evdir. BK, I/35
ABDURRAHİM NÂZIM EFENDİ Bursalı İlâhîzâde Süleyman Efendi’nin oğludur. Bursa’da doğmuştur. Senelerce müderrislik yapmış ve 1190/1776’da vefat etmiştir (SO. IV/535). BK, I/35
ABDURRAHİM RAHİMÎ ÇELEBİ Bursalıdır. Mehmed Efendi’nin oğludur. Bur-sa’da imaret şeyhi iken 970/1562’de vefat eylemiştir. Şairdir. Hattattır. Nesih ve tâlik hatlarını çok güzel yazardı (BS. 2/376; KA. 2271). Şiirde mahlası “Rahimî” dir. BK, I/34
ABDURRAHİM TİRSÎ Eşrefzâde Abdullah İznikî’nin damadıdır. İznik’e sekiz saat mesafede Tirse köyünden Bolulu Bayezid Fakih’in oğludur. Çocuk iken babasıyla Eşrefzâde’nin yanına gelmişler ve şeyhin talebi üzerine onun terbiyesine tevdi edilmiştir. Bilâhare şeyhin kızı Züleyha Hatun’la evlenmiştir. Eşrefzâde’nin evlâdsız vefatından sonra da makamına şeyh olmuştur. Tarikat âdâbını talim ve hakikat yolunu göstermekle ömrünü geçirmiş, 926/ 1519 Safer ayında vefat etmiş ve İznik’teki türbesine defnedilmiştir. Şairdir. Divanı vardır. Pek çok ilâhileri bestelenmiştir. BK, I/34
ABDURRAHMAN
ABDURRAHMAN Ahi Yusuf’un oğludur. 854/1450’de vefat etmiş ve Deveciler kabristanına gömülmüştür. BK, I/36
ABDURRAHMAN Yayla Bey’in oğludur. 913/1507’de Nizamoğlu Mevlânâ Bed-reddin’in vakıflarının mütevellisi idi (BS. 21/66). BK, I/37
ABDURRAHMAN
ABDURRAHMAN Üçkozlar mahallesinden Hamza’nın oğludur. 978/1570’te “Çâkerî” namıyla meşhurdu (BS. 112/ 62). BK, I/38
ABDURRAHMAN Yusuf’un oğludur. Molla Fenarî mahallesinde sakin idi. 982/ 1754’te İstanbul’da asılarak idam edilmiştir. Oğlu Abdullah, zevcesi Hasan kızı Fatma’dır. 8.157 akçe muhal-lefatı kalmıştır (BS. 120/65). BK, I/38
ABDURRAHMAN Hacı Cafer’in oğludur. Şehreküstü’de Kâmil Ağa’nın hanesinde medfundur. BK, I/36
ABDURRAHMAN (Hacı) Bursalı Ali oğlu Hızır Bâlî’nin oğludur. 1041/1631’de Bursa’da hâli vakti yerinde olduğu hâlde ömrünü geçirmekte ve mesu-dâne yaşamakta idi (BS. 246/61). BK, I/39
ABDURRAHMAN AĞA Mustafakemalpa-şalıdır. Mevlânâ Vildan’ın kızı Paşabu-la’nın kocasıdır. 885/1480’de Cem Sultan’ın bundan 12.000 akçe alacağı vardı. BK, I/36
ABDURRAHMAN AĞA Müfettiş Hüseyin Paşa’nın kethüdası idi. Gedik muharebesinde, 1098/1686’da paşasıyla beraber şehit olmuştur. Bursa’da büyük konağı vardı (BS. 364/9). BK, I/40
ABDURRAHMAN BABA Özbek Tekkesi şeyhidir. Zahir ve bâtın ilimlerde malûmat sahibi ve fevkalâde zeki, ahlâklı bir zat idi. 1157/1744’te ölmüş ve Pınarbaşı’nda “Aşıklar Mağarası”na defnedilmiştir. BK, I/41
ABDURRAHMAN BEY Hançerlizâde Mahmud Bey’in oğludur. Hançerli vakfının mütevelliliğinde bulunmuş,
1038/ 1628’de Sarı Abdullah mahallesinde vefat eylemiştir. Karısı Fatma-şah’tır. Osman Çelebi ve Fatma isminde iki çocuğu vardı. 49.093 akçe muhalle-fatı kalmıştır (BS. 240/65). BK, I/39
ABDURRAHMAN BEY Bursalı Zeynelâbi-din Paşa’nın oğludur. Ümeradandır. 1624’te Bursa’daki Hudâvendigâr, Çelebi Sultan Mehmed gibi büyük vakıfların mütevelliliğini yapmıştır (BS. 238/77). 1047/1637’de İsa Bey mahallesinde vefat eylemiştir. Öldüğü zaman karıları Davud Çavuş kızı Vasfıhan ve Mehmed Efendi kızı İsmihan, oğulları Zeynelâbidin Bey ve Ahmed Çelebi ile kızları Neslihan ve Ayşe hayatta idiler. 855.092 akçe muhallefat bırakmıştır (BS. 250/114). BK, I/39
ABDURRAHMAN BEY Bursalı Mahmud Bey’in oğludur. 1034/1624’te Sis san-cakbeyliğinde bulunmuş ve sonra ömrünü Bursa’da geçirmiştir. Ümeradandır (BS. 238/111). BK, I/39
ABDURRAHMAN BEY “Emir Bey” demekle maruftur. Ebu Şahme mahallesinde doğmuştur. Hayır sahibi bir zat idi. 1091/1680’de Yenice köyünde Baba Sultan suyu ile dönen üç göz değirmeni vakfederek hasılatıyla Nilüfer üzerindeki köprünün tamir edilmesini, bazı hayrata ve fazlasının evlâdına verilmesini şart eylemiştir (BS. 317/ 57). BK, I/40
ABDURRAHMAN BİSTAMÎ EFENDİ Hatay’ın Antakya kasabasındandır. Ahmed oğlu Ali oğlu Mehmed’in oğludur. Ulûm-i garibe tahsiline rağbet ederek Mısır ve Şam’a seyahat etmiş, birçok yerleri gezdikten sonra Bursa’ya gelmiş ve Mevlânâ Şemseddin Fenarî Âsitânesi’ne gece ve gündüz devam ederek namlarına bir risale telîf eylemiştir. Hurufatı bir şekl-i acibde yazarak; “Levh-i Mahfuzda böyle gördüm” demiştir. İlm-i tefsir ve hadiste emsalsizdi. Harflerin havassı, cifr ve fıkıh
ilimlerinde de bir tane idi. Dehşetli tarihçi idi. Zamanında ulûm-i külliye ve cüz’iyeyi ve hatta ilm-i evfak ve teksire varıncaya kadar tahsil eylemişti. Ta’lik, sülüs ve nesih hattında birinci sınıf hattat idi. Fevâyihu’l-Miskiyye ve Fevâ-tihu’l-Mekkiyye, Şemsü’l-Âfâk fî İlmi’l-Hurûfi ve’l-Evfâk, Istılahât-ı Sûfiyye, Ravzâtü’l-Esrâr, Nehcü’s-Sülûk fî Siyâ-seti’l-Mülûk gibi kıymetli 39 eser yazmıştır. Meşhur Bedreddin Simavî’nin hocasıdır. Kendisine mahsus güzel yazıyla 805/1402’de başladığı ve 844/1440’a kadar yazdığı 145 ilmi hâvî Fevâyih-i Miskiyye adlı eseri itmam etmeden ölmüş ve Bursa’da, Yerkapı’da, Üftade Türbesi’ne giderken Sa’dî Tekkesi’nin karşısındaki Kasap-başı mezarlığına defnedilmiştir. Kabri demir parmaklıkla çevrilmiştir. Sa’dî şeyhi Cemil Efendi bu alim zatın kabrini mükemmelen yaptırmıştır. Mısrî şeyhi Şemseddin Ulusoy, Bedreddin Simavî’nin oğlu Ahmed Paşa’nın mezar taşını bunun yanında bulmuş ve Bursa Müzesi’ne naklettirmiştir (TH. 248; G. 296; ŞN. 67). BK, I/36
ABDURRAHMAN ÇELEBİ Yakub’un oğludur. 967/1559’da Bursa’da hamamcılar esnafı şeyhi idi (BS. 81/2). BK, I/38
ABDURRAHMAN ÇELEBİ Bursalı Ah-med’in oğludur. 1013/1604’ten itibaren sekiz sene Bursa’da şehir kethüdası idi. Çok idareli bir adamdı (BS. 210/ 17). BK, I/38
ABDURRAHMAN ÇELEBİ Akkaşzâde Seyyid Mustafa’nın oğludur. Nalbandoğlu mahallesinde otururdu. Rüya görenler buna müracaat ederlerdi. Herkesin rüyasını tabir ederdi. Bıçakçılar Ha-mamı’na muttasıl kahvehanesini Bursa Mevlevîhanesi’ne vakfetmiş, 1041/ 1631’de vakfiyesini yaptırmıştır (BS. 256/74). Altı sene sonra da vefat etmiştir. Zevcesi Mehmed Çavuş kızı Hayrunnisa’dır. Hudaverdi isminde bir oğlu ve Neslihan isminde bir kızı kal-
mıştı. 736.862 akçe muhallefat ve birçok kıymetli kitap bırakmıştır. BK, I/39
ABDURRAHMAN ÇELEBİ Keçelizâde’nin damadıdır. Bursa zenginlerinden ve eşrafındandır. 1187/1773’te yazacağı askerle sefere memur edilmiş ise de pîr ve malûl olduğundan affedilmiştir (BS. 1186/24). BK, I/42
ABDURRAHMAN ÇELEBİ Bursalıdır. Hattat ve müzehhibdir. “Tuzpazarı İmamı” diye şöhret bulan Bursalı Hattat Mustafa Efendi’nin talebesidir. “Eğrikapılı Çelebi” denilen Hoca Mehmed Rasim’in tekmil eserlerini tezhip eylemiştir. Sülüs, nesih yazmakta çok mahir, nakkaş, ressam ve tarrahtır. Müzehhiblikte bir tanedir (HH. 146, 267). BK, I/40
ABDURRAHMAN ÇELEBİ Kara Davud-zâde Süleyman Çelebi’nin oğludur. Alim ve şairdir. Şiirde “Hısâlî” namını kullanırdı. Tercih-i Beyyinat risalesini telîf eylemiştir. Vefatında Kara Davud Camii haziresine defnedilmiştir (G. 462). BK, I/40
ABDURRAHMAN ÇELEBİ (Hacı) İmam oğlu Muslihuddin’in oğludur. Yeniyer kabristanı kurbünde Ulgarlar demekle maruf kilise yerine bir mescid bina ve önünde Kadirî fukarasının süknâsına mahsus altı oda bina ve idaresi için birçok akçe vakfeylemiş ve Tacirler Çarşısı’nda 17 oda ve Hamamlıkızık, Umur Bey, Pazarköyü’nün Kazlık köylerinde birer hamam bina ederek hasılatını, cüz okunmasına şart eylemiştir (993/1585) (BS. 168/68). BK, I/38
ABDURRAHMAN EFENDİ
ABDURRAHMAN EFENDİ Merhum Dede Efendi’nin oğludur. 977/1569’da babasının vakıflarının mütevellisi idi (BS. 343/122). BK, I/38
ABDURRAHMAN EFENDİ Umur Bey mahallesinde sakin olup zamanındaki alimlerden ilm ü irfan tahsil ederek
ahlâk ve fazilette parmakla gösterilecek hâle gelmiştir. Emir Sultan şeyhi, akrabasından Ali Efendi’nin vefatı üzerine yerine geçen damadı Mehmed Efendi ile aralarında muaraza çıkmış, bazı hatırlı kimselerin araya girmeleriyle şeyhlik yarı yarıya ikisine tevcih edilmiştir. 1026/1617’de hacdan gelmiş ve akabinde vefat edince Emir Sultan’a gömülmüştür. Temiz ahlâklı bir zat idi (G. 92). BK, I/38
ABDURRAHMAN EFENDİ “Kâmetî Efendi” diye meşhurdur. Bursalıdır. Müderris ve Yenişehir kadısı oldu. 1036/ 1626’da ölmüştür. Daha medresede dânişmend iken ilmiyle şöhret bulmuş, emsali arasında istidad ve kabiliyeti ile sivrilmiştir. Temiz kalpli, alim bir zat idi (ŞN. II/459). BK, I/39
ABDURRAHMAN EFENDİ Alâiyeli Manav Ahmed Efendi’nin oğludur. 31 sene muhtelif medreselerde müderrislik etmiş ve Bursa’nın ilim ve irfan âlemine büyük hizmetler eylemiştir. 1089/ 1678’de vefat etmiş ve Mahkeme mahallesinde, İbrahim Paşa Camii mukabelesindeki muallimhanede babasının yanına defnedilmiştir (G. 358). BK, I/40
ABDURRAHMAN EFENDİ Bursalı Hüseyin’in oğludur. 1085/1674’te Bursa’da tabib idi. BK, I/40
ABDURRAHMAN EFENDİ Menteşzâde-lerden Abdülkerim ve Abdurrahim Efendilerin büyük biraderleridir. Fevkalâde istidadı sayesinde ilim tahsil ederek birçok medreselerde müderrislik yapmış, 1115/1703’te vefat etmiş ve Pınarbaşı mezarlığındaki aile kabristanına defnedilmiştir (G. 399). BK, I/40
ABDURRAHMAN EFENDİ Bursa’da baş-müderris ve müftü iken 1281/ 1864’te vefat etmiş ve Vezirî mahallesinde cami ve karakol meydanında, büyük
çınar ağacı altındaki üç lüleli çeşmenin arkasına defnedilmiştir. BK, I/42
ABDURRAHMAN EFENDİ Âşur Efendi Tekkesi şeyhi Saîd Can Efendi’nin oğludur. 1290/1873’te babasının yerine şeyh olmuş ve 1296/1878’de evlâdsız vefat etmiştir. Mevlevîhane karşısındaki Pınarbaşı kabristanına gömülmüştür. Alim, fazıl ve Farisî diline hakkıyla vâkıf bir zat idi. BK, I/42
ABDURRAHMAN EFENDİ 1293/1876’da anasıyla birlikte Kırım’dan hicret ederek Eskişehir’e yerleşmiştir. Tahsil için Bursa’ya gelerek Müftü Uşaklı Hacı İbrahim Efendi’den icazet alan Kiraz-lızâde Mehmed Efendi’den ders aldı. İcazetnamesini aldıktan sonra müderrisliğe başladı. Aynı zamanda Cizyedar-zâde Zaviyesi’nde zaviyedar idi. Akrabasıyla görüşmek üzere Eskişehir’in Aksaklı köyüne gitti ve 5 Şubat 1908’-de orada vefat etti. Alim ve zeki bir zat idi. BK, I/42
ABDURRAHMAN EFENDİ Üçkozlar şeyhi Refî’ Mehmed Efendi’nin oğludur. 1279/1862’de Bursa’da doğmuş, tahsilini medreselerde yapmış ve 1317/ 1899’da Üçkozlar Tekkesi’nde şeyh olmuştur. Kibar ve alim bir zat idi. BK, I/42
ABDURRAHMAN EFENDİ (Hacı) Bursalı Hacı Şaban Ağa’nın oğludur. Ulemadandır. 1120/1708’de Alaca Mescid mahallesinde vefat etmiştir. Karısı İsmail Ağa kızı Ümmühan’dır. Oğulları Müderris Mehmed, İbrahim, Ali Efendiler idi. Vefatında pek çok tarih ve tıp kitapları bırakmıştır. Muhallefatı 10.864 kuruş idi ki, o zamana göre fevkalâde bir servetti (BS. 371/5). BK, I/41
ABDURRAHMAN EFENDİ (Seyyid) Sûfî-zâde’dir. Zahirî ve bâtınî ilimlerde mahir, alim ve kâmil bir zat idi. Gizli ilmine kimse muttali olamadı. 1223/
1808’de vefat etti ve Zeynîler’de Ab-düllâtif Kudsî Türbesi’nin batısına gömüldü. BK, I/42
ABDURRAHMAN EFENDİ (Şeyh) Üçkoz-lar şeyhi Mehmed Efendi’nin oğludur. 1157/1761’de babalarının vefatı üzerine kardeşi İbrahim Efendi ile birlikte şeyh olmuştur. Ulemadan Kaltakçızâde Halil Efendi’den ders almış ve Enârî şeyhi Sadreddin Efendi’ye intisab ederek icazet almıştır. 1211/1796’da vefat etmiştir. BK, I/42
ABDURRAHMAN EFENDİ (Şeyh) Emir Sultan şeyhi ulemadan Lutfullah Efen-di’nin oğludur. Babasının vefatıyla şeyh olmuş ise de genç olduğundan enişteleri Davud Efendi bu vazifeyi vekâleten yürütmüş ve onun vefatında müstakil şeyh olmuştur. Emir Hazretlerinin beşinci halifesidir. Bazı kimseler Tuzla müderrisi Yahya Efendi’yi teşvik ederek, “Abdurrahman Efendi gençtir, irşada iktidarı yoktur, seni isteriz” diye dava-yı hak için şeyhliğini ilân ettirmişlerdi. Vaaz için kürsüye çıkınca dili tutularak kürsüden inmiş ve iddiası da boşa çıkmıştır.
Yine bir gün Buhara’dan yaşlı bir adam yeşil cübbe giyerek Bursa’ya gelmiş ve: “Ben Hz. Emir’in kız kardeşinin oğluyum. Post bana aittir” diye dava-yı veraset eylemiş ve bir hayli taraftar bulmuş ise de tüccardan Hoca Ali Efendi, bugün adıyla anılan Pîr Emir mevkiinde bir mescid ve bir zaviye inşa ettirerek davanın kapanmasına sebep olmuştur.
Gayet şişman olduğu hâlde her gece sabahlara kadar ibadet ile meşgul olur ve her vakit camide vaaz ve nasihatlerde bulunarak fazl ü kemâlini gösterirdi. 30 sene şeyhlik yapmıştır. 930/ 1523’te vefat etmiş ve Emir Sultan’a defnedilmiştir. Ahmed ve İbrahim ismindeki oğulları da ulemadandır. Alim ve kibar bir zat idi (G. 85). BK, I/37
ABDURRAHMAN EFENDİ MEDRESESİ Hisar’da Zindankapısı caddesinde Fil-boz mahallesindedir. Fâzıl Abdurrahman Efendi bina eylemiştir. 11 oda ve bir dershaneyi hâvîdir. 1159/ 1746’da bina edilmiş ve vakfedilmiştir. Medrese harap olmuş ve son zamanlarda satılmıştır. BK, I/41
ABDURRAHMAN MESCİDİ (Şeyh) Yeşil taraflarında idi. 1016/1607’de Celâlî eşkıyasının Bursa’yı istilâsı esnasında, mescid ve vakıf odaları kâmilen yanmıştır (BS. 220/22). BK, I/38
ABDURRAHMAN PAŞA Bursalıdır. 14 sene paşalık etmiştir. 992/1584’te sağdı ve oğlu Mehmed Bey vardı (BS. 112/84, 149/40). BK, I/38
ABDURRAHMAN PAŞA (Kethüda) 1157/ 1744’te Bursa sancakbeyliğine tayin edilmiş ve bir sene sonra da İran üzerine Kars ve Diyarbakır’dan sefer yapılacağından 1159/1746 senesine mahsuben Bursa’dan 49,5 kese “im-dad-ı seferiyye” tahsil edilerek paşaya verilmesi emredilmiştir. Paşa da 300 nefer, kapısı halkını mükemmel bir surette techiz ve tertip ederek ilkbaharda Kars canibi seraskeri maiyyetine varmak emrini almıştır (BS. 384/84). BK, I/41
ABDURRAUF EFENDİ Menteşzâdeler-dendir. Eğirdir köyündeki bağının içinden çıkan suyu köyün çeşmesine akıtmak üzere Müderris Ahmed Efen-dizâde Mehmed Efendi’ye 1091/ 1680’de izin vermiştir. Aile fertleri gibi kendisi de alim bir zat idi (BS. 317/42). BK, I/43
ABDURRAUF EFENDİ ÇELEBİ
ABDURRAUF EFENDİ ÇELEBİ Merhum Molla Arab’ın oğludur. 969/1561’de Bursa’da babasının vakıflarının mütevellisi ve imaretinin şeyhi idi (BS. 92/60). BK, I/43
ABDURRAUF HİKÂYESİ Bursalı Hoca Abdurrauf Hikâyesi adıyla ulemadan Taczâde Cafer Çelebi’nin akrabasından asıl adı Cafer olan Vahidî Efendi tarafından yazılmış bir eserdir. Halk arasında “Ana bacı” hikâyesi diye büyük bir şöhret kazanmıştır. Çok mühim ve okunacak bir eser ise de hiçbir tarafta tesadüf edilmemiştir. BK, I/43
ABDURRAUF HİKÂYESİ
ABDÜLAHAD EFENDİ İsmail Hakkı Hazretlerinin oğludur. İlim tahsil etmiş ise de 1137/1724’ten çok evvel, genç yaşında bilâ-veled vefat eylemiştir. BK, I/5
ABDÜLAHAD EFENDİ Tokat Mevlevî-hanesi şeyhi iken 1170/1756’da Bur-sa’ya nefy edilmiştir. Bursa’da kendi hâliyle oturup, nezaket ve irfanı ile umumun teveccühünü kazanmış iken Kıbrıs’a menfâsı nakledilmiştir. Konya’ya kadar gitmiş ancak rukûb ve nuzüle iktidarı olmadığından Karaman valisi Vezir Mustafa Paşa ve Konya ahâlisi tarafından Konya’da ikâmetine müsaade edilmesi padişahtan rica edilmiştir. BK, I/11
ABDÜLAZİZ BEY Hamza Bey evlâdından olup vakıflarının mütevellisi idi. Vazifesini yapamayıp 1074/1662’de cami ve imareti harap eylediğinden azledilmiştir (BS. 1073/115). BK, I/10
ABDÜLAZİZ ÇELEBİ (Mevlânâ) 919/ 1513’te Yıldırım ve bilâhare Muradiye mütevellisi idi. Mevlânâ Ali Kûşî Efen-di’nin oğludur (BS. 25/125). BK, I/9
ABDÜLAZİZ EFENDİ
ABDÜLAZİZ EFENDİ Şeyhulislâm, tarihçi, şair, alim, Kara Çelebizâde Hüsamed-din Efendi’nin oğludur. 1000/1591’de doğmuştur. Babası Hüsameddin Efendi, Üsküdar’da cami, medrese ve imâ-reti olan Fatih’in sadrazamı Rum Mehmed Paşa’nın biraderidir ve 1007/ 1598’de füc’eten vefat eylemiştir. Ab-dülaziz Efendi, ulemadan olup Mekke, İstanbul kadılıklarında bulunmuş, IV.
Murad tarafından Kıbrıs’a nefy olunmuş ve bir müddet sonra affolunarak İstanbul’a gelmiş ve yazdığı Ravzatü’l-Ebrâr adlı tarih kitabından dolayı şeyhulislâm tayin edilmiştir. Üç ay 20 gün sonra yeniçeri ağalarıyla fazla temasından dolayı azlolunarak 1059/ 1649’da Sakız’a nefy edilmiştir. Bir müddet sonra menfâsı Bursa’ya tahvil edilmiş ve Setbaşı köprüsünden Işık-lar’a çıkan yol üzerinde İshak Şah mahallesinde Müftüönü demekle maruf mahaldeki ecdadının vakıf evinde oturmakta iken 1 Rebiulevvel 1068/ 7 Kâ-nunievvel 1657 Cuma günü vefat etmiş ve Deveciler mezarlığının batı tarafından Abdal Mehmed’e giden yolun sol tarafına (Deveciler mezarlığı, Demirtaş Paşa Endüstri Meslek Lisesi çevresinde, Abdülaziz Efendi’nin kabri de Hasan Paşa Medresesi harabesi karşısında idi) defnedilmiş ve kabri, sülâlesinden bilâhare Bursa’ya vali olan Aziz Ahmed Paşa tarafından güzelce tamir edilmişti. Deveciler mezarlığının kaldırıldığı esnada kabri ve mezar taşı imha edilmiştir.
Orta boylu, şişman, ince sesli, kimsenin hatırını kırmaz, güzel ve çabuk söz söylerdi. Söz söylemekte ve yazı yazmakta çok muktedirdi. Doğru söylemekten ayrılmazdı.
İlmi kudreti: Ravzatü’l-Ebrâr, Mir’-ât-ı Safâ, Hilyetü’l-Enbiyâ, Kanunî’nin fütuhatını hâvî Süleymannâme, IV. Murad’ın Revan ve Bağdad seferlerinden bahseden Zafernâme ve daha birçok ilmî ve edebî eserleri vardır. Hem tarihçi ve hem de edîbdir (OM. III/ 120).
Ahvâl-i hususiyyesi: Dede ve babalarından pek çok mal kalmış olduğundan kendisi çok zengin olduğu gibi, evinin tefrişatı ve hizmetçilerinin terbiye ve elbiselerinin mükemmel olması cihetiyle de evi adeta padişah sarayı gibi idi. Misafir odası gayet müzeyyen olup gelen misafirlerle resmice konuşarak sair zamanlarını kütüphane odasında mütalaaya tahsis eylemişti.
Evindeki uşaklarından başka, beş-altı tane gayet genç ve güzel hizmetkârları olup bunları evlâd yerine terbiye edip ve okutup yazdırıp çırağ etmeye mâil idi. Hatta bu gibi mahdumlara kış günleri Hint alacası, mirzayi boğasi kapama ile şal kuşak ve yaz günleri de ince Kırım kesimi beyaz sade ve som sırma kolan kaftanlar giydirip çakşır giydirmez, visâdelerinin yırtmaç yerleri şâtır eteği gibi iki karış miktarı açık olup bir iki yerden altın kopça ile misafir yanında açılmamak için iliklenir, sair vakitlerde açık olup süratle gidip gelirken yukarıdan aşağı açılan yırtmaçlardan gençlerin sîmîn topuklarının şaşaası meclise pertev salarmış. Bu vecihle topuk seyri ve Kırım biçimi kesilen esvabın açılmasından âyine-sîne temaşasıyla iktifa ederdi. Kendisine itiraz edenlere “Hüsn-i suret kabiliyet-i sirete alâmetdir, bir alay suratsız dev gibi adamların istihdamından bunlar daha münasibdir. Hüsn-i cemal-i hûbân mir’ât-ı sun’-ı Yezdan’dır” cevabını verirdi (DM. 59).
Sultan İbrahim’in hal’inde ve Sultan Mehmed’in cülusu sırasında 1058/ 1648’de Sultan İbrahim’in hiddetle “Beni niçin kaldırıyorsunuz? Fikrinize hizmet etmediğim için mi?” diye bağırması üzerine, bu mecliste bulunan Abdülaziz Efendi fodulluğa cüret edip padişaha söylenmeyecek pek çok söz söyledi: “Hayır, padişah değilsin, umur-i diniyyeye ve şer’iyyeye bakmadın. Cihanı harabeye çevirdin. Vakitlerini oyun ve gaflet ile geçirip rüşveti meydana çıkardın. Zalimleri âleme musallat ve beytül-malı telef ve israf ettin” diye yüzüne karşı o kadar târizatta bulundu ki, âlem hayran kaldı. Şu sözleri de derhal ilâve etti: “Bu tahta çıkan büyük ecdadın gittiği yoldan gitmediğin için tahta layık değilsin. Kâfirler Bosna’yı istilâ etti. 80 düşman kalyonu hâlâ Boğaz’ı kapayıp cenk etmededir. Senin bir şeyden haberin yok. İnsan öldürmek ve mal müsadere etmekle âleme muzırsın. Kâ-bil-i ıslah ve talim olmamakla da tahta
layık değilsin” dedi (NT. IV/326). 1061 /1650 Ramazan ayındaki yeniçeri isyanında dahi mühim rol oynamış ve yeniçerilerin kendisine fazla meyletmesi, sebeb-i azl ü nefyi olmuştur.
Memlekete hizmeti: Uludağ’da, Ayıalanı’nda Müftüsuyu adıyla anılan suyu Bursa’ya getirmiş ve 40’ı mütecaviz çeşme yaptırmıştır. (Bk. Çeşme)
-
1- Ulucami’nin batı tarafındaki minarenin dibine bir muallimhane bina eylemiştir.
-
2- Acem, Sancakbeyi, Kızık, Abdal Mehmed, Hasırpûş Dede, Aksu, İnegöl, Bozburun çeşmelerini tamir eylemiştir.
-
3- Bursa kurbünde, Nilüfer suyu üstünde yeniden bir ağaç köprü yaptırmıştır.
-
4- Bursa altında, Tepecik köprüsüne kârgir korkuluklar inşa ettirmiştir.
-
5- İnegöl’ün Şipali köyünde yeniden bir ağaç köprü yaptırmıştır.
-
6- Çamlıca ve Atıcılar mesirelerinde birer namazgâh inşa ettirmiştir.
-
7- Aksu’da namazgâh inşa ettirmiş ve cümlesine su getirtmiştir.
-
8- Bursa civarında, Dağkozları nam mevziden Aksu’ya karib, Pekmezalanı nam mahalle kadar temizlettiği yollara dağlardan sel ile gelen ve yolu sed-deden taşların daimi surette kaldırılmasını sağlamıştır.
-
9- Bazı zamanlarda Gökdere suyu taştığı ve Tatarlardan öte çaya tekerlenen taşlar ile yol kapandığından bilâ-imhal baştan başa çayı temizlettirmiş-tir.
-
10- Bursa-Aksu ve Bursa-Mudanya yollarında ve Aksu yokuşunda bina eylediği döşeme taş kaldırımların mütemadiyen tamiri için aşağıdaki vakıfları yapmıştır.
Vakıfları: 1066/1656 Cemaziyelevvel evâhirinde yaptığı vakfiyesinde:
-
1- Ulucami civarında, Reyhan Paşa vakfından iki arsaya bina eylediği üst katta 21 ve alt katta 15 odayı müş-temil, evvelce Pirinç Hanı ve hâlâ Müftü Abdülaziz adıyla anılan Havuzlu Han’ı,
-
2- Bu hanın kapısındaki üç dükkânı, aynı hana muttasıl mahzenli attar dükkânı,
-
3- Çatalfırın’da Şehabeddin Paşa mahallesinde zemini Şeyh İlâhî vakfına 1.500 akçe mukâtaalı ve kıblesi kale duvarına muttasıl sekiz Yahudi odaları ve alt tarafında 12 dükkânı ve bir çörekçi fırını,
-
4- Kayhan’da beş ve Aşağı Mahke-me’ye muttasıl üç dükkânı ve Muradiye Çarşısı’nda üç dükkân ve üstlerindeki üç odayı,
-
5- Tatarlar mahallesinde tabdihhane tabir olunan kârhaneyi ve yine Yahşi Bey mahallesinde diğer bir tabdihha-neyi ve ona muttasıl evi,
-
6- Ulucami’nin büyük kapısının iki tarafında bina olunan iki sofayı ve bir mektebi,
-
7- Ulucami haremindeki iki şadırvan ile bu şadırvanlar arasındaki büyük ve çinili çeşmeyi ve su mahzenini,
-
8- Kozluören köyünde, Kiremitlik kurbünde müteaddid bahçeleri,
-
9- İnegöl kazasının Visal köyündeki bahçeyi,
-
10- Edebey köyü civarında Kalburt suyuyla dönen iki göz değirmeni,
-
11- Gemlik kazasının Kurşunlu köyünde deniz kenarındaki zeytinliği ve ittisalindeki beş kıt’a tarlayı umur-ı hayra vakfeylemiştir (BS. 333/60).
Bunlardan başka; amcası, Fatih’in sadrazamı, Rum Mehmed Paşa’nın Üsküdar’daki cami, medrese ve imaretinin mütevellisi iken 1066/1656 Rebi-ulevveli ibtidalarında Bursa mahkemesine müracaat ederek Karamanlı Mehmed Paşa vakfiyesinde, “vakıflarına Hüsameddin Efendi’nin ve vefatında oğlunun mütevelli olması ve vakfın fazlasını münasib gördükleri hayrata tayin etsinler, muhtarları olan cihat düstu-ru’l-amel olup hiçbir vechile tebdil ve tağyir olunmasın” diye şart eylediği ve vakfın iradı, masrafının iki mislinden fazla olduğunda müşârun-ileyhin vakfından Edirne’de Tunca Arzı köyünü Abdülaziz Efendi’nin Sakız Adası kalesi
dâhilinde evvelce huccet-i şer’iyye ve hükm-i hümayunla tahrip olunan “Zeytinli Kilise”yi tamir ve izn-i sultan ile camiye tahvil eylediği ve mütevelliliği-ne kâhyası Mahmud Ağa’yı nasb eylediği ve camideki kuyudan her gün musluğa miktar-ı kâfi su çekilmesi ve camide bulunan kütüphanedeki kitapların camiden çıkmamak şartıyla bir hafız-ı kütüb tayinini şart eyledi (BS. 333/48).
1066/1656 Cemaziyelevvel ibtidala-rında Taraklıbolu kasabasında kazasker Hüseyin Efendi’nin bina eylediği hana cereyan eden suyu her bir teferruatıyla vakfeyledi (BS. 333/60).
Yine aynı sene Cemaziyelâhirinde babası Hüseyin (Hüsameddin) Efen-di’nin vakıf hanlarından Büyükhan’ın kapısının iki tarafındaki iki dükkânı ve onlara muttasıl mahzenleri ve Küçük-han’ın kapısının iki tarafındaki iki dükkânı, babasının Kozluören köyünde bina eylediği caminin tamiri için vakf eylemiştir (BS. 333/60).
Bursa’nın Çamlıca mesiresinde Kum-lubahçe’den çıkan ve Şible, Namazgâh, Adanalızâde ve Molla Arab mahallelerinde cereyan ederken 47 seneden beri suyu kesilmiş su yolunu tamir ettirmiştir (BS. 345/46).
Rumeli kazaskeri Kara Çelebizâde Mehmed Efendi, Abdülaziz Efendi’nin kardeşidir (BS. 234/117). BK, I/5
ABDÜLAZİZ EFENDİ (Şeyh) Şeyh Safiy-yüddin Efendi’nin oğludur. Gayet çalışkan ve zeki idi. 914/1508’de Molla Hüsrev Medresesi müderrisi Bursalı Şeyhî Çelebi ve sonra Hümayunnâme sahibi Vâsî Alisi’nden ders gördü. Allah’ın aşkına tutularak Zeyniye tarikatına girdi. Abdüllâtif Kudsî’nin 9. halifesi oldu ve bu dergâhı ihya eyledi. 27 sene şeyhlik yaptı ve 997/1587’de vefat etti ve Zeynîler’e defnedildi. Keramet sahibi alim ve fazıl bir zat idi (G. 104; BS. 95/62). BK, I/5
ABDÜLAZİZ EFENDİ (Şeyh) Osman’ın oğludur. Şeyh Sahfî’nin halifesidir. Başçı İbrahim Zaviyesi’nde şeyh iken bir iş için Üsküdar’a gitmiş ve orada 1153/1740’ta vefat etmiştir. Âbid, zahid, mücahid, târik-i dünya, âşık-ı didâr-ı Mevlâ idi. BK, I/10
ABDÜLAZİZ EFENDİ (Şeyh) Temenna’da Hüsameddin Tekkesi şeyhi Abdülkadir Efendi’nin oğludur. Eşrefzâde Fah-reddin Efendi’den feyz almış ve babasının yerine şeyh olmuştur. 1178/ 1764’te vefat etmiş ve tekkedeki türbeye defnedilmiştir. Nurani yüzlü, kendi hâlinde, alim ve fazıl bir zat idi (SO. III/399). BK, I/5
ABDÜLAZİZ HAN Osmanlı padişahlarından olup 18 Nisan 1862’de Bursa’ya gelmiş ve Cuma selâmlığını Ulucami’de yaptıktan sonra Gemlik’e avdet ve orada bir gece kalıp Pazar günü Çanakkale ve sonra da Tekfurdağı’na gitmiştir (Ceride-i Havâdis, 1088). BK, I/10
ABDÜLAZİZ MEHMED EFENDİ Feyzîzâ-de’dir. Bursa’da doğmuştur. 1282/ 1865’te Maraş mollası idi (SO. III/339). BK, I/10
ABDÜLBÂKÎ Bk. Bâkî.
ABDÜLBÂKÎ EFENDİ Rumeli kazaskeri iken Bursa’ya nefy edilmiş ve 1124/ 1712’de ailesiyle İstanbul’da oturmasına izin verilmiştir (BAAD. 4886). BK, I/10
ABDÜLBÂKÎ EFENDİ Remzizâde’dir. Bur-sa’da senelerce başmüderrislik yapmış, alim ve fazıl bir zat idi. 1210/1795’te Cizyedarzâdelerin vefatlarından sonra, Bursa’nın işlerinin intizam altında cereyanına nezaret etmiş ve şehrin masrafının sarfına memur edilmiş ise de Hammâmîzâde Mustafa, İmamzâde Atâ ve saire tefevvuk dâiyesiyle işe karıştıklarından 1217/1802’de çekil-
meye mecbur kalmıştır (BS. 280/106, 1210/4). BK, I/10
ABDÜLCEBBAR EFENDİ Mevlânâ Alâed-din’in oğludur. “Arapkadı” namıyla maruftur. Ulemadan bir zat idi. 901/ 1495’te berhayat idi (BS. 11/12). BK, I/10
ABDÜLCELÂL Bursalı Abdülkerim’in oğludur. Kendisi dânişmend olmadığı hâlde dânişmend şekline girip sokaklarda rast geldiği kadınlara ve oğlanlara musallat olurdu. Pınarbaşı’nda Pîrî oğlu Mehmed ismindeki genç ve güzel bir çocuğun 995/1586 Ramazanının 19. günü önüne çıkmış ve bıçak çıkarıp üzerine yürüyüp “Benim ile bir yerde niçin yiyip içmezsin?” diye rencide eylediğinden mahkemeye müracaat edilmiş ve Abdülcelâl cümlesini inkâr eylemiştir. Mahallesi ahâlisinden birçok kimseler, daima fısk u fücur üzere olduğunu, hatta Ramazanda oruç tutmayıp içki içerken gördüklerini ve başka bir gün de bir kadının yolunu kesip fiili şenî için mezarlığa götürürken ihra-cat-ı hassa emini Mehmed Çavuş’un adamları rastlayıp tuttuklarını ve kadını elinden kurtardıklarını ve iyi adam olmayıp ehl-i fesad olduğunu söylemişlerdir (BS. 173/113). BK, I/10
ABDÜLCELİL BEY İsfendiyaroğullarından İsmail Bey’in oğludur. Ümeradandır. Evi ve ailesi Bursa’da olup kendisi de Kocaeli ve Midilli mutasarrıflıklarında bulunmakta idi. Oğlu Ahmed Çelebi ile kız kardeşinin oğulları Ali oğlu Mehmed ve Kasım Beyler Bursa’da 918/ 1512’de ev alıp yerleşmişlerdi (BS. 23/318, 26/480). BK, I/11
ABDÜLCELİL ÇAVUŞ
ABDÜLCELİL ÇAVUŞ Demirtaş Bey’in oğlu Mahmud Çelebizâde Bâlî Bey’in oğlu ve Abdülhalim Çelebi Bey’in kardeşidir. 950/1543’te Bursa’da bulunmakta idi (BS. 48/162). BK, I/11
ABDÜLFETTAH BEY Adil Paşa oğlu Ahmed Bey’in oğludur. Hattattır. Esasen Berdaî’dir. Biraderi Mehmed Bey ile Şah İsmail’in şerrinden Türkiye’ye iltica eylemiş, Bursa’ya gelmiş ve Müftü Ebussuud Efendi’nin babası Şeyh Muhyiddin Efendi’den ve Müeyyed-zâde Abdi Efendi’den tahsil-i ilim eylemiş ve Bursa’da müderrislik etmiştir. Yakutî hattına benzer bir hatt-ı nazikâ-neye malikti. Şeyh Hamdullah’tan ders almıştır. Çok yazı yazmakla meşhurdur. Bursa’dan İstanbul’a gitmiş, 925/ 1517’de İstanbul’da vefat etmiştir (TH. 259). BK, I/11
ABDÜLFETTAH BEY
ABDÜLFETTAH EFENDİ (Mevlânâ) Arap Mehmed’in oğlu Ahmed Efendi’nin oğludur. Bursalıdır. 1491’de müderris idi (BS. 8/288). BK, I/11
ABDÜLGAFFAR BEY Zeynelâbidin Pa-şa’nın oğlu Abdülkerim Bey’in oğludur. Hudâvendigâr sancağı mütevellisi iken, 1193/1779’da Sarı Abdullah mahallesinde vefat eylemiştir. Zevcesi Ali Bey-zâde Mehmed Raşid Bey’in kızı Saîde Hanım’dır. Vefatında 163.273 akçe, yani 1.360 kuruş 25 para miras bırakmıştır (BS. 1192/63). BK, I/11
ABDÜLGAFUR BEY Hoca Berk’in oğludur. 981/1573’te Hudâvendigâr valisi idi. Bursalıdır. BK, I/12
ABDÜLGAFUR EFENDİ Bursa’nın Kısıklı köyündendir. “Kısıklızâde” diye maruftur. Hattattır. Müderris olarak bazı medreselerde bulunmuş ve 1174/ 1760’ta vefat eden Hattat Mustafa Tabibî Efendi’den tâlik dersi görüp akranı gibi güzel yazılar yazmıştır (TH. 676). BK, I/12
ABDÜLGAFUR EFENDİ Kandaharlı Abdullah’ın oğludur. 1226/1811’de doğmuş ve 1263/1856’da Ramazan Baba Tekkesi’ne şeyh ve oradaki Mustafa Nuri Paşa’nın bina eylediği camiye
hatib olmuş ve orada vefat eylemiştir (BAED. 25852). BK, I/12
ABDÜLGANİ ÇELEBİ Şeyh Lâtifî Çele-bi’nin oğludur. XVI. asırda Bursa’da yaşamış, alim, fazıl bir zat idi (BS. 31/ 308). BK, I/13
ABDÜLGANİ EFENDİ Zeyniye şeyhlerinden Hacı Halife’ye hizmet ederek ondan tarikatı tekmil eylemiştir. Karanfilli Bayır denilen Üçkozlar Tekkesi’nin üstündeki sırtta bir zaviye bina ve orada ilim ve maarifi yayarak 940/1533’te vefat eylemiş ve Karaca Muhyiddin Mescidi kurbündeki zaviyesi bahçesine defnedilmiştir. Çok kibar ve kendi hâlinde, ahlâklı bir zat idi. Bugün bu binalardan hiçbir eser kalmamıştır (G. 171). BK, I/12
ABDÜLGANİ EFENDİ Kadılardan Bolulu Emirşah Efendi’nin oğludur. Gerede’de doğmuştur. Şeyhulislâm Çivizâde Mehmed Efendi’den ders almış, Bursa ve İstanbul’da müderrislik, Şam ve İstanbul kadılıklarında ve Anadolu kazaskerliğinde bulunmuş ve Kahire kadılığına tayin edilmiştir. Kahire kadılığından azledilmiş ve kara yoluyla gelirken Bursa’ya yakın bir yerde hastalanmış ve Bursa kaplıcalarına getirilmiş ise de 995/1586’da vefat etmiş ve Zeynîler’e defnedilmiştir. Birçok eserleri vardır. Kendisi şair ve hatib idi (G. 312). BK, I/12
ABDÜLGANİ EFENDİ Emir Sultan şeyhi Lutfullah Efendi’nin oğludur. Alim bir zat idi. XVI. asırda yaşamıştır. BK, I/12
ABDÜLGANİ EFENDİ Esasen Amasyalıdır. Bursa’da “Ali Paşa Şeyhi” diye şöhret bulmuştur. Zeyniye şeyhlerinden Bilecikli Resul Efendi’ye hizmet eylemiş ve Ali Paşa Camii’ne hatib ve Kasım Subaşı Zaviyesi’ne şeyh olmuştur. Taliblerine gece ve gündüz ders vermekle ömrünü geçirmiş, 1028/1618’-de vefat etmiş ve zaviye haziresinde
Resul Efendi yanına defnedilmiştir. Her türlü ilimlerde mahir idi. Birçok kerametleri vardı. Evliyanın büyüklerin-dendi (G. 183). BK, I/12
ABDÜLGANİ EFENDİ Revan’ın Alişar köyünde dünyaya geldiğinden “Acem Abdülgani” namıyla şöhret bulmuştur. Bursa’ya gelerek Hoca Sadeddin Efen-di’den ders görmüş; İstanbul ve Bur-sa’da müderrislik, Maraş ve Tire kazalarında kadılık yapmış, 1054/1644’te Bursa’da vefat etmiş ve İsmailhakkı Dergâhı civarındaki Tuzpazarı Camii önünden Abdal Mehmed mahallesine giden yol üzerinde Akçeli Bekir Mektebi avlusuna gömülmüştür (G. 329). BK, I/13
ABDÜLGANİ EFENDİ Mehmed Efendi’nin oğludur. Ulemadandır. Süzenkefen mahallesinde 1056/1646’da vefat eylemiştir. Zevcesi Hüseyin kızı Ayşe’dir. İbrahim, Mehmed, Mustafa adında üç oğlu vardı. 110.879 akçe muhallefa-tıyla birçok kıymetli kitapları kalmıştır (BS. 273/14). BK, I/13
ABDÜLHÂDÎ EFENDİ Abdullahzâde Mehmed Esad Efendi’nin oğludur. 1206/ 1791’de Filibe kadısı idi. BK, I/13
ABDÜLHALİM ÇELEBİ Demirtaş oğlu Mahmud Bey sülâlesinden Bâlî Bey’in oğludur. Vakfın mütevellisi Üveys Bey oğlu Cafer Bey vefat etmekle tevliyet kendisine intikal etmiş ise de, 984/ 1576’da kendi hakkını rızasıyla iskat ederek Cafer Bey’in oğlu Mehmed Bey’e terk eylemiş ve tevliyet Mehmed Bey’e tevcih edilmiştir (BS. 127/158). BK, I/13
ABDÜLHALİM EFENDİ Yusuf’un oğludur. Bursalıdır. Müteşebbis bir adamdır. 1021/1612’de Orhan Bey’in Uzunçar-şı’daki Bıçakçılar Hamamı’nın harap olan kadınlara mahsus kısmını mütevellisinden kiralayarak bazı tadilâtla,
hamamın camekânını kahve hâline koymuştur (BS. 197/71). BK, I/14
ABDÜLHAMİD BEY Bursa eşrafından olup “Kadızâde” demekle maruftur. 1227/1812’de vefat etmiştir. Hemşiresi Rahime’yi, Hudâvendigâr mütevellisi gazaben kaldırıp istediği bir adama nikâh etmeye ve “çiftlik ve emlâkları mahluldür” diye zapt etmeye kalkmıştı. Yahnî Kapanzâde âyândan Ahmed Efendi dahi, “21 kese alacağım var” diye muhallefatına ilişmiş ise de, işe Bursa valisi müdahale ederek Rahime, dedesi Yenicelizâde’nin konağına teslim edilmiştir. Bu işler, akrabalarından Vezir Süleyman Paşa’nın Hicaz’da bulunduğu bir zamana tesadüf eylemişti. BK, I/13
ABDÜLKÂDİR Cezayirlidir. 1269/1852’-de Bursa’da ikâmete memur olunduğundan hükûmet tarafından bir hane tedarik olunarak tefriş ve tezyin edilmiştir. Her bir masrafı vilâyet emvalinden verilmiştir. BK, I/16
ABDÜLKÂDİR AĞA Hudâvendigâr sancağı mütesellimi iken 1204/1789’da memleketin idaresinde ve eşkıyaların tutulmasında rehavet gösterdiği ve belki eşkıya makulesinin çoğalmasına ruhsat gösterdiği tarzındaki harekât-ı habâsetkârâneye cesareti padişah tarafından işitilerek tahkik olunduğundan azledilerek Bozcaada’ya nefy ve yerine Bursa mütesellimliği için gedikli bulunan Hafız İsmail tayin edilmiştir (BS. 308/27). BK, I/15
ABDÜLKÂDİR AĞA Bursa eşrafından iken 1217/1802’de Kasapzâde Mehmed Emin Ağa ve Hacı Cebe ile beraber Kütahya’ya nefy edilmiştir. BK, I/16
ABDÜLKÂDİR ÇELEBİ
ABDÜLKÂDİR ÇELEBİ Seyyid Sinan’ın oğludur. Muradiye mahallesinde, 967/ 1559’da vefat eylemiştir. Mustafa, Ahmed, İbrahim, Fatma isminde dört
evlâdı vardı. Karısı Ahmed kızı Nur-
paşa idi. 32.381 akçe muhallefat bırakmıştır (BS. 80/56). BK, I/14
ABDÜLKÂDİR EFENDİ Seyyid İbrahim’in oğludur. 892/1489’da Bursa’da cerrah ve kehhâl idi (BS. 5/332). BK, I/14
ABDÜLKÂDİR EFENDİ Şeyhtir. Dâye Hatun mahallesinde doğmuştur. Ek-mekçizâdelerdendir. Tahsil-i ilimden sonra bir müddet ağalardan birisinin dairesinde çocukların talim ve terbiyeleriyle meşgul iken Bayramiye tarikatına girmiş, Vidilli Hoca Hasan mahallesi imamı Sinan Efendi’ye damat olmuştur. Vefatına kadar bu mescid imametinde ve diğer camilerde vaaz ve nasihatle ömrünü geçirmiş, 1035/ 1625’te vefat etmiş ve bu mescide yakın olan Yeniyer kabristanına defne-dilmiştir. Salâh-ı hâl ve takva ile maruf, alim bir zat idi (G. 200). BK, I/14
ABDÜLKÂDİR EFENDİ Şeyhtir. Kara-man’da doğmuştur. Bursa’ya gelerek Tahtakale civarında Hacı Sevinç mahallesine yerleşmiştir. Ahmed Paşa Zavi-yesi’nde Şeyh Hayreddin Efendi’den tahsil ve icazet aldıktan sonra Beşikçiler Çarşısı’ndaki mescidde ibadet ve dua ile meşgul iken 1053/1643’te tâundan vefat eylemiş ve mescid civarındaki kubbe altına defnedilmiştir. Gayet temiz ahlâklı, sofu bir zat idi. Öleceği dakikaya kadar hiçbir vakit namazını terk etmemiştir (G. 173). BK, I/15
ABDÜLKÂDİR EFENDİ Bursalıdır. Kazaskerliğe kadar terfi eylemiş, 1183/ 1769’da Emir Sultan Türbesi’nde cüz okunmak ve İstanbul’daki medresesine vakıf olmak üzere İstanbul, Mudanya ve Bursa’da bazı vakıflar bırakmıştır. Mehmed Efendi, Tahire Hatun, Rabia Hatunlar da bu hayrata mülhak olmak üzere bazı vakıflar bırakmışlardır. BK, I/16
ABDÜLKÂDİR EFENDİ Haffaftır. Benderli Hüseyin Ağa’nın oğludur. 1310/1892’-
de vefat etmiş ve Şehreküstü kabristanına gömülmüştür. BK, I/17
ABDÜLKÂDİR EFENDİ Hüsameddin Tekkesi şeyhi Mehmed Efendi oğlu Ömer Efendi’nin oğludur. Türbesinde medfundur. BK, I/17
ABDÜLKÂDİR EFENDİ (Şeyh) İznik’teki Eşrefzâde Tekkesi şeyhi Mehmed Efendi’nin oğludur. 1201/1786’da babasının yerine şeyh olmuş, 1214/ 1799’da vefat eylemiştir. Alim bir zat idi. BK, I/16
ABDÜLKÂDİR EFENDİ (Şeyhulislâm) Is-partalı Mehmed Efendi’nin oğludur. Bursa ve İstanbul kadılıklarında ve 14 sene kadar da Anadolu kazaskerliğinde bulunduktan sonra şeyhulislâm olmuştur. Üç ay sonra 948/1541’de tekaüd edilerek Bursa’ya gelmiş ve Musa Baba mevkiinde bir cami ve bir medrese bina eylemiş ise de, 955/1548 Şabanında 70 yaşını tecavüz eylediği hâlde vefat etmiş ve cami haziresine, Musa Baba’nın kabri yanına defnedilmiştir. Fıkıh ilmine ait bir mecmuası çok meşhurdur. Daha birçok eserleri müsvedde hâlinde kalmıştır. Çok temiz ve doğru ahlâklı bir zat idi. Şeriatın tamamıyla tatbik ve icrası taraftarı idi. Alim, şair ve edîb idi. Birçok kasideleri ve şiirleri vardır (KA. 3086; G. 307). Fatma isminde bir kızı ve Mevlânâ Abdullah Efendi’den doğan Hatice isminde de bir torunu vardı (BS. 127/14). Vakfiyesi Bursa Vakıflar Müdürlüğü’ndedir (BSVD. 5/22). Mescid harap olup evlâdından vakfının mütevellisi, fetvahane müsevvidlerinden ve mevâlîden Ab-dülkâdir Efendi, medreseyi istibdal tarikıyla İstanbul’da bina edip Bur-sa’da Miskinler civarındaki Beylikbah-çe denilen büyük bahçeyi ve Demirtaş Camii civarındaki Servilibahçe’yi İstanbul’daki medrese vakfına ilhak ettirmiştir (G. 308). Caminin yalnız minaresi kalmıştır. BK, I/14
ABDÜLKÂDİR NECİB EFENDİ Şeyh, şair ve alimdir. 1115/1703’te Bursa’da doğmuştur. Eşrefzâde İzzeddin Efen-di’nin oğludur. İlk tahsilini babasından görmüş, birçok alim ve fazıl zatlardan tahsil-i ilm ü kemâlât eylemiş ve Farisî lisanında yed-i tûlâ sahibi olmuştur. Babasından sonra şeyh olmuş, Emir Sultan Camii ve Ulucami’de tefsir-i şerif okutmuştur. Babasının telîf eylediği Enisü’l-Cinân’ı telhis ederek Züb-detü’l-Beyân ismiyle üç cilt tefsir yazmıştır. 1196/1781’de Bursa âyânı olmuştur (BS. 1196/84). Müretteb divanı ve mevlid-i şerife nazire olarak bir mevlid manzumesi yazmıştır (OM. I/ 129). 87 sene yaşamış, 49 sene halkı irşad ve doğru yola sevk etmekle ömrünü geçirmiştir. 1202/1787’de vefat etmiş ve İncirli’deki Eşrefî Tekkesi’ne defnedilmiştir. Uzun boylu, orta sakallı, nûrânî yüzlü, kemâlât sahibi bir zat idi. BK, I/15
ABDÜLKÂDİR PAŞA Sofyalı Nalbant Halil Ağa’nın oğludur. Asıl ismi Mehmed Kadri’dir. III. Selim zamanında vezir rütbesiyle kaptan-ı derya olmuş ve bir sene sonra, 1219/1804’te azl ve rütbesi ref’ olunarak sadrazam çuhadarı Hacı Hüseyin nezaretiyle Bursa’ya gelmiştir. Bir sene sonra rütbesi iade olunarak Hanya muhafızlığına nakil ve tayin edilmiştir. 1226/1811’de vezare-ti ref’ edilerek Bursa’ya nefy edilmiştir. Mübaşir-i rikab-ı padişahî gediklilerinden Süleyman Ağa nezaretiyle Bur-sa’ya getirilmiştir. İzmir gümrüğünden 500 kuruş maaş tahsis edilmiş ise de, bu miktar 1230/1814’te İzmit gümrüğünden 1.000 kuruşa iblağ edilmiştir. Senelerce kapı kethüdalığını yapan Mehmed Emin, kapı kethüdalık mesarifinden dolayı 15.994,5 kuruş matlubu olduğundan 1236/1820’de arzıhâl ile rikâb-ı hümayuna müracaat ve maaşının yarısının kendisine verilmesini rica eylemiş ve Paşa da deyninden fazla teslimatı var ise de hakkına razı adam olmadığından 250 kuruş vermesine
razı olduğunu bildirmiştir. 1238/ 1822’de Paşa’nın Bursa’da sefalet çektiği bildirilince maaşına 500 kuruş zam olunarak 1.500 kuruşa iblağ edilmiştir (BA. Dâhiliye, 4374). 1239/1823’te vefat etmiş ve Emir Sultan kabristanına defnedilmiştir. BK, I/16
ABDÜLKERİM Mevlânâ Abdülkerim Efendi, II. Murad’ın büyük ümerasından Bursa’daki Dülgerler Hamamı’nı yaptıran Mehmed Ağa’nın kuludur. Mehmed Ağa bir muharebede Mevlânâ Abdülkerim, Mevlânâ Ayas ve Mahmud Paşa’yı bir harp meydanında ele geçirmiş ve Abdülkerim, biraz cüsseli olduğundan mahfenin bir tarafına ve diğer tarafına da Ayas ile Mahmud Paşa bindirilmiştir. Büyüdükleri zaman Mevlânâ Abdülkerim, diğerlerine “Şimdi de ilimce ikinize muâdilim” derdi. Abdülkerim’e Mehmed Ağa tarafından Ali Tûsî, Sinan Acemî gibi büyük alimlerden ders aldırılmış, ulûm-i akliye ve nakliyeyi öğrenmiştir. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’da yaptırdığı medreselerden birisine müderris tayin eylemiştir. Hocazâde’nin yerine kazasker olmuş ve Fahreddin Acemî’den sonra 870/1465’te müftü nasb edilmiştir. II. Bayezid zamanında vefat eylemiştir. Tahsilini Bursa’da yapmıştır. Sadrazam Mahmud Paşa’nın buna fevkalâde muhabbet ve hürmeti vardı. Telvih kitabına bazı haşiyeler yazmıştır (ŞN. 176; KA. 3089). (Tekmil Türk tarihleri Fatih’in idam ettirdiği Mahmud Paşa’nın Hırvat olduğunu yazmakta iseler de Bursa Kütüğü, Mahmud Paşa’nın halis bir Türk oğlu olduğunu ispat etmiştir. Bk. Mahmud Paşa). BK, I/17
ABDÜLKERİM BEY
ABDÜLKERİM BEY Hamza Beyzâde Âbidin Paşa’nın oğludur. İnegöl’de voyvoda idi. Haremeyn yörüklerinden dört kimseyi zincire vurarak hapsettiği ve reayaya nice zulüm ve teaddî eylediği şikâyet edildiğinden 1157/1744’te azlonulmuştur (BS. 388/100). BK, I/19
ABDÜLKERİM ÇELEBİ Şeyh Abdülmümin Efendi’nin oğludur. Biraderi Mustafa ve oğlu Ahmed vardı. 978/1570’te vefat eylemiş, 2.725 akçe muhallefatı kalmıştır. Kendi hâlinde kibar bir zat idi (BS. 106/16). BK, I/18
ABDÜLKERİM ÇELEBİ
ABDÜLKERİM EFENDİ Ulemadandır. 997/ 1588’de vefat etti. Mevlânâ Ahmed Çelebi, Ayşe, Hamide, Saliha adında çocukları vardı. (BS. 177/5). BK, I/18
ABDÜLKERİM EFENDİ Ulemadandır. Menteşzâde ailesindendir. Bursa’da doğmuş ve müderrislik yapmıştır. 1101/ 1689’da vefat etmiş ve Pınarba-şı’na defnedilmiştir. Ulemadan Abdur-rahim ve Abdurrahman Efendilerin kardeşidir (G. 398). BK, I/18
ABDÜLKERİM EFENDİ Ali oğlu Hacı Ferhad’ın oğludur. 1107/1695’te Şeha-beddin Paşa mahallesinde vefat eylemiştir. Muhallefatı arasında birçok kıymetli kitapları olduğu gibi Âşıkpaşa Tarihi de vardı (BS. 369/84). BK, I/18
ABDÜLKERİM EFENDİ “Mermerkafalı” diye meşhurdur. Esasen Manisalıdır. Tekirdağ’da Şeyh Muslihuddin Efen-di’den icazet almıştır. Kerameti zahir, erbâb-ı hâlden bir zat idi. Bursa’da Muradiye kurbünde Budala Bey Zavi-yesi’nde ikâmet ederdi. Hisar’da Darphane Mescidi’nde ve Şehreküstü civarında Mantıcı Mescidi’nde ömrünü vaaz ve nasihatle geçirmiştir. 1110/ 1698’de vefat etmiş ve Pınarbaşı’nda, Kalenderhane kurbüne defnedilmiştir (G. 165). BK, I/18
ABDÜLKERİM EFENDİ Hattattır. Abdi Efendi’nin oğludur. “Duacızâde” diye meşhurdur. İstanbul’da Hattat Suyol-cuzâde’den nesih öğrenmiş ve hattat olmuştur. 1116/1704 Receb ayında vefat etmiş ve Dokuzselviler mezarlığına defnedilmiştir (G. 537). BK, I/18
ABDÜLKERİM EFENDİ (Hacı) Ermenek kazasının Badra köyünde medfun Horasanlı Sultan Abdurrahman sülâlesin-dendir. Ulemadandır. Vezir mahallesinde üç lüleli çeşmenin arkasında medfundur (MİB. 18). BK, I/19
ABDÜLKERİM EL-KÂDİRÎ (Şeyh) “Müftü Şeyh” demekle maruftur. Kirmastılıdır. Küçük iken Bursa’da hatime çalışmış ve iyi bir hafız olarak Emir Sultan Ca-mii’nde Cuma günleri aşır okumuştur. Birçok ulemadan istifade edip İstanbul’da Küçük Ayasofya Zaviyesi’ne şeyh olmuştur. 951/1544’te vefat eylemiştir. Riyâzet-i bedeniyede meşhurdur. İndinde zengin ve fakir, büyük ve küçük müsavi idi. Bir çukur kazdırarak içinde 40 gün ibadetle meşgul olmuştur. Bütün ömrü halka vaaz ve nasihatle geçmiştir. Alim ve fazıl bir zat idi. Riyâzet yaptığı zamanlarda kuvvetli bir zafiyet kendisini kaplar ve cümle havâssını kaybederdi. Abdülkerimzâde evlâdından birçok ulema yetişmiştir (ŞN. 517). BK, I/17
ABDÜLKERİM RIZÂÎ EFENDİ Bursalıdır. Kasapbaşızâde’dir. Çivizâde’den tahsil görerek müderrislik ve sonra da İstanbul ve Kudüs’te kadılık yapmıştır. 985/1577’de Kudüs’te vefat eylemiştir. Tahsil esnasında fakirlikten çok sıkıntı çekmiştir. Tatlı dilli, maarif ve kemâlât-ta nazîri nadir bulunan bir zat idi. İyi şairdi (SO. II/397; KA. 2286; G. 469). BK, I/18
ABDÜLLÂTİF ÇELEBİ Bursalı Şeyh Safiy-yüddin Efendi’nin oğludur. Tahsilden sonra İznik’te Süleyman Paşa Medre-sesi’ne müderris olmuş ve bir sene sonra, 953/1546 Şevvalinde vefat eylemiştir (ŞN. I/103). BK, I/30
ABDÜLLÂTİF ÇELEBİ Derviş Mehmed Çelebi’nin oğludur. “Paşa Çelebioğlu” diye meşhurdur. Hayırsever bir zat idi. 991/1583’te birçok hayırlar vakfey-lemiştir (BS. 144/174). BK, I/30
ABDÜLLÂTİF EFENDİ Gazzeli Şeyh Ahmed Efendi’nin oğludur. Zamanı ulemasından Vecdî ve Gazzelizâde Mustafa Nesib Efendi’den ders almış, Halvetî tarikatına girerek taliblerini tedrise devam etmiştir. Fazıl ve alim şeyhlerdendir. Yirmi beşi mütecaviz dinî eseri olduğu gibi Bursa’nın rical-i tarihiy-yesine ait Ravzât-ı Muflihûn ve Mufassal Bursa Vefeyatı, Muhtasar Bursa Vefeyatı ismindeki kitapların müellifidir. Daima neşr-i ilim etmekle ömrünü geçirmiş, dünyaya asla rağbet eyle-memiştir. Babası hayatta iken, henüz 40 yaşını doldurmadan 1130/ 1717’de vefat eylemiş ve Fışkırık mahallesindeki Gazzî Tekkesi’ne defnedilmiştir. Ceddi Mustafa Nesib Efendi ve bu zatın kütüphaneleri, Orhan Kütüphanesi’ne nakledilmiştir (OM. I/138). BK, I/31
ABDÜLLÂTİF EFENDİ (Şeyh) Gençliğinde boyacı idi. Şeyh Bekir Efendi’nin halifesidir. Zağferanlık Mescidi’nde irşatta bulunurdu. 1118/1706 Recebinin 27. Perşembe günü vefat etmiş ve Deveciler mezarlığına defnedilmiştir. Büyük evliyalardandı (G. 165). BK, I/31
ABDÜLLÂTİF KUDSÎ Kudüslü Gânimü’l-Ensarî oğlu Ali oğlu Ahmed’in oğludur. 786/1385’te 28 Ağustos Cuma gecesi Kudüs’te doğmuştur. Tasavvuf tarikına meyledip Şeyh Abdülaziz Hazretlerine intisab ve sonra da Kudüs’e gelip evlerinde misafir kalan Şeyh Zeynüddin Hâfî’den feyz almışlardır. Zeynüddin Hâfî’nin Hicaz’a azimetinde refakat etmek istemiş ise de hasta bulunan anasına bakmak üzere Kudüs’te kalmış ve hacdan avdetinde birlikte, Horasan taraflarına gitmişlerdir. 852/1448’de Bursa’ya gelerek Bursa ulemasıyla ve bilhassa Şemseddin Fenarî ile görüşmüş, 856/1452’de Rebiulevvel ibtida-sında, yani Martın 22’sinde hayata gözlerini kapamış ve Zeynîler’deki kubbenin altına defnedilmiştir. Zeyni-ye tarikatını en evvel Bursa’ya bu zat getirmiştir. Zeyniye tarikında esas;
faydayı celb, mazarratı def’, ihvana muavenet, erbâb-ı şûr u şerre mukabele için teveccühtür. İlm-i zahir ve bâtında mahir bir merd-i kâmil idi. Birkaç telîfi vardır (G. 95; ŞN. 87; KA. 3090; Kütüphaneler Umumi müdürü Hasan Fehmi’nin bazı notları). BK, I/30
ABDÜLLÂTİF PAŞA Bursa eşrafındandır. 1322/1904’te Rumeli beylerbeyi payesi tevcih edilmiştir. BK, I/31
ABDÜLMUTÎ ÇELEBİ Burdurlu Meh-med’in oğludur. Piyade idi. Hacılar mahallesinde 1054/1644’te vefat eylemiştir. Zevcesi Hacı Muslu (Mustafa) kızı Ümmügülsüm’dür. Ölmeden evvel sülüs malının hayrata sarfı için Bursa kadısı Baldırzâde Mehmed Efendi’yi nazır tayin eylemiştir. Yeni Han’daki odasında boya ticaretiyle meşguldü. 542.776 akçe muhallefatı kalıp bunun sülüsü olan 130.925 akçesi Ulucami kurşunlarının tamirine tahsis edilmiştir. BK, I/33
4 Üstte Abdüllâtif Kudsî türbesinin günümüzdeki hali, altta kesiti ve planı (Gabriel’den)
ABDÜLMUTTALİB EFENDİ İran’dan Bur-sa’ya gelen Seyyid Murtaza’nın oğludur. Babasının yazısı çok güzel olduğundan, Bursa’da ömrünü Kur’ân yazmakla geçirmiştir. Oğlu Abdülmuttalib de gençliğini tahsil-i ilm ü irfanla geçirmiş ve Tuzlalı Yahya Efendi’ye damat olmuştur. 955/1549’da Bursa’da
vefat etmiştir. Ömrünü ibadet ve taatla geçirmiş, kendi hâlinde, temiz ahlâklı bir zat idi (G. 437). BK, I/45
ABDÜLMÜMİN ÇELEBİ Ali Çelebi’nin oğludur. Eski Kaplıca’da Defterdar Derviş Efendi’nin bina eylediği Yoğurtlu Baba Zaviyesi’nin 1037/1627’de mütevellisi idi (BS. 241/87). BK, I/33
ABDÜLMÜMİN EFENDİ Şeyhtir. Boluludur. Endülüslü Meymun oğlu Şeyh Ali’den icazet alarak Bursa’da onun halifesi olmuştur. Muradiye’de mescid ve medrese bina eden Fatih’in meşhur sadrazamı İnegöllü İshak Paşa’nın kethüdası Sûfî Sinan Bey’in oğlu ile ahbab olmuş ve ona Gökdere başında bir cami bina ettirerek orada vaaz ve nasihatle meşgul olmuştur. Güzel kadın, kız ve çocuklara çok baktığından birçok dedikodulara sebep olmuş ve müderrislerden Ehlice Muhyiddin Efendi ile münakaşada bulunmuş ve çok hiddetlenen Muhyiddin Efendi’nin vefatına sebebiyet vermiştir (G. 206). Maksem mahallesi ahâlisinden Ali oğlu Haydar, Şeyh Efendi için; “Zâni, lûtî, şâribü’l-hamr ve bu gibi günahları mübah görür” dediğinden şeyh tarafından dava edilmiş, 951/1544 Cemaziyelevvel ibtidasında Bursa mahkemesinde yapılan bir duruşmada Haydar, “Şeyhin ahbabından Mevlânâ Muslihuddin ve sair ahbabıyla karılarını meclise getirip şürb-i hamr ettiklerini isbat ederim” demiş ise de isbat edemediğinden kendisi tâzir edilmiştir. Tekrar ısrar etmesi üzerine ümeradan Ali Bey’e meselenin teftişine başlanıp Haydar’ın, iddiasında; “Beş yıl evvel ol şeyhle musahabet ederken şeyhin bu sırrına muttali oldum, yakın zamanlarda görüşmedim” demesiyle kizbi zâhir olmuştur. Bunun üzerine müderris, imam, hatib ve âyân-ı şehirden birçok kimseler müdafaa şahidi olarak şeyhin lehine şehadet etmeleri üzerine Haydar cezalandırılmıştır (BS. 48/283). Şeyh vefat edince caminin sağ tarafına
defnedilmiştir. 962/1554 tarihinde zaviyede sakin olanlara Gedizli Muh-yiddin vakfından 10.000 akçe tayin edilmiştir (BS. 73/632). 1225/ 1810’-da Rifâî şeyhi Mahmud Efendi tarafından cami tamir edilmiştir (BA. Evkaf, 19586). Zaviye civarında, Gökdere’deki “Çifte Değirmen”, bu cami ve zaviyenin fukarası taamiyesine mevkuftur. Zaviyenin “Kavak suyu” vardır. Cami ve zaviye harap olduğundan arsası civarındaki kabristanla beraber satılmıştır (ŞN. 377). BK, I/32
ABDÜLMÜMİN EFENDİ 1046/1636’da vefat eden Eşrefzâde Pîr Ahmed Efen-di’nin oğludur. İznik’te doğmuştur. Lefke civarında ikâmetle, kardeşi Şeyh Lutfî Efendi ile birlikte oralarda neşr-i ilim ve maarif eylemişlerdir. BK, I/33
ABDÜLMÜMİN MOLLA Çarşamba Tekkesi şeyhi Raşid Efendi’nin oğludur. 1197/1782’de şeyh olmuştur. Aynı zamanda Maksem’deki Abdülmümin Zaviyesi’nin de şeyhidir. Bu işleri başaramadığından her ikisini de Üftade Hazretleri neslinden Şeyh Sadreddin Efendi’ye terk eylemiştir. BK, I/33
ABDÜLÛLÂ II. Bayezid’in mimarı idi. Bursa’daki Koza Hanı ile Pirinç Hanı’nı 896/1490 tarihlerinde inşa eylemiştir. Polatşah isminde birisinin oğludur. BK, I/46
ABDÜLVÂSİ EFENDİ Bursa kadısı iken 950/1543’te vefat etmiş ve Emir Sul-tan’a gömülmüştür. BK, I/46
ABDÜLVÂSİ EFENDİ Hızır’ın oğludur. Ulemadandır. 926/1519’da Dede Bâlî vakıflarının mütevellisi idi (BS. 31/ 437). BK, I/46
ABDÜLVÂSİ EFENDİ Hayreddin’in oğludur. 927/1520’de hem Bursa kadısı, hem de şart-ı vâkıf mucibince Arap Mehmed Camii’nin mütevellisi idi. BK, I/46
ABDÜLVÂSİ MEKTEBİ Yeşil’de kârgir, üzeri kurşun kaplı bir mekteptir. Yazlık sofası da vardır. 15 Haziran 1845’te 1.220 kuruşla esaslı bir surette tamir edilmiştir. BK, I/46
ABDÜLVEHHAB Bursalıdır. Oğlu Hoca Melek Ahmed, 944/1537’de Çelebi Sultan Mehmed vakıflarının mütevellisi idi. BK, I/46
ABDÜLVEHHAB EFENDİ Bursa’da müderris iken 1216/1801’de İstanbul’da kayınbiraderi Müderris Kadızâde Mehmed Arif Efendi’ye misafir gitmiş ve misafirliği uzattığından Mehmed Arif Efendi’nin Şeyhulislâm Samânîzâde Ömer Hulusi Efendi’ye yazdığı bir tezkerede; “Irz ve edebiyle olmayıp şerbet-hanelerde ve Yenikapı kahvelerinde dolaşarak müderrislik şanına yakışmayan ve münasip olmayan hareketlerde bulunduğundan te’dîbi” rica edilmişti. Şeyhulislâm tarafından da sadrazama, çavuş mübaşeretiyle li-ecli’t-te’dîb Bursa’ya nefy ve iclâsı rica edilmekle, sadrazam, şeyhulislâmın işaretleri mucibince çavuşa teslim ederek Bur-sa’ya göndermiştir (BAMD. 7351). BK, I/46
ABDÜLVEHHAB EFENDİ (Mevlânâ) Bursalıdır. Mevlânâ Abdülkerim’in oğlu ve Anadolu kazaskeri Mevlânâ Mehmed Efendi’nin babasıdır (965/ 1557). BK, I/46
ABDÜNNÂFİ EFENDİ Bursa’da defter nazırı idi. Hâcegân rütbesini hâizdi. 1213/1798’de donanma için Bursa’dan 10.000 kantar peksimet tabh ettirmiş ve donanmaya teslim eylemiştir. BK, I/33
ABDÜNNEBİ AĞA Seyyid Mehmed’in oğludur. Cami-i kale mahallesinde, 1083/1672’de vefat eylemiştir. Zevcesi Seyyid Mehmed kızı Neslihan ile kızı Şerife Nefise ve biraderi Ahmed Çelebi vefatında sağ idiler. Muhallefatı arasında birçok tarih kitapları ve kûfi yazı
ile yazılmış 500 kuruş kıymetinde iki mushaf vardı (BS. 352/82). BK, I/33
ABDÜNNEBİ EFENDİ Bursa’da, Enbiya-oğlu mahallesinde doğmuştur. Birçok medreselerde müderrislik yapmış, 1102/1690’da vefat etmiş ve Pınarbaşı mezarlığına gömülmüştür. İlim ve kemâlât sahibi, halim selim, kibar ve doğru bir zat idi (G. 397). BK, I/33
ABDÜRREZZAK EFENDİ Ordu-yı hümayunda reisü’l-küttab iken, hakkında bazı dedikodular çıktığından, şimdilik kaydıyla Bursa’ya gönderilmiş ise de arkadan gönderilen diğer bir mübaşirle 1188/1774’te yolda muhafaza edilerek kaçmamasına ihtimamla Kütahya kalesinde kalebend edilmiştir (BS. 1186/ 47, 48). BK, I/43
ABDÜRREZZAK NEVRESÎ EFENDİ
ABDÜRREZZAK NEVRESÎ EFENDİ Kerküklüdür. Mehmed Efendi’nin oğludur. Osmanlı şair ve münşîlerindendir. Tahsil-i ilm ü kemâlât eylemiş ve hurda tâlik hüsn-i hattında pek maharet kazanmıştır. Hattattır. İstanbul’a gelerek Hekimoğlu Ali Paşa’nın şark seraskerliğinde divan kitabetinde bulunmuş ve seferin hitamında İstanbul’daki Fatih medreselerine müderris olmuştur. Hocazâde Kazasker Abdullah Efendi’ye damat olarak Bosna ve Kütahya kadılıklarında bulunmuştur. Dilini tutmayıp ötekine berikine lâf atması yüzünden Rusçuk’a sürülmüş ve sonra da menfâsı Bursa’ya çevrilmiştir. Kusuru affolunmuş ve İstanbul’a gitmiştir. Kazasker Lutfullah Efendi’nin Sebil-li yalısında hastalanmış ve Ragıb Pa-şa’nın sadareti sonlarına doğru meşhur şair Haşmet’le beraber Bursa’ya nefy edilmiş ve bir hafta sonra da vefat eylemiştir. 1175/1761’de vefatına; “Oldu Bursa’da revan Nevres Efendi bâkiye” tarihi söylenmiştir. Münşeatı, Farisî ve Türkçe divançeleri vardır. Alim, şair ve hattattır. Üftade kapısı karşısına defno-lunmuştur. Mezar taşı üstüvânevîdir (OM. II/454; TH. 676). BK, I/43
ABDÜSSELÂM BEY Mısırlı Abdülallâm Efendi’nin oğludur. Kanunî Sultan Süleyman zamanında İstanbul’da baş-defterdardı. 932/1525’te Bursa’ya gelmiştir. Osmanlı hükûmeti maliyesinde kullanılan ve bugün ancak on, on beş kişi tarafından okunabilen siyakat yazısı ve rakamlarını ıslah eylemiştir. Vefatında Küçük Çekmece’de inşa eylediği imaret ve zaviyesi yanındaki kârgir türbeye defnedilmiştir (BS. 31/ 494). BK, I/44
ABDÜSSELÂM BEY
ABDÜSSELÂM EFENDİ Mehmed Efen-di’nin oğludur. Ulemadandır. 1193/ 1779 senesinde Nalbandoğlu mahallesinde vefat eylemiştir. Karısı Şeyh Ahmed kızı Ümmügülsüm’dür. Oğlu Ahmed Efendi ulemadandır. Metrukâtı meyanında birçok kıymetli tarih kitapları, iki Mısır tarihi ve bir Kâbename ile 177.136 akçe muhallefatı vardır (BS. 1192/23). BK, I/45
ABDÜSSELÂM EFENDİ (Şeyh) Eşrefzâde Şerefüddin Mehmed Efendi’nin oğludur. Tahsil-i ilm ü kemâl eylemiş, fazıl ve kâmil, nesih ve tâlik yazılarını yazmakta emsali bulunmaz bir hattattı. 1146/1733 senesinde Hicaz’dan gelen babası yolda taun hastalığına tutulmuş ve oğluna da bulaştırmıştır. Önce Abdüsselâm Efendi, birkaç gün sonra da babası, taundan Hoca Mehmed Karamanî mahallesinde vefat eylemişlerdir. Karısı Hızır Ağa’nın kızı Fatma Hatun’dur. Oğlu Mehmed Selim Efendi, kızı ise Münire Hatun’dur. Anası Mehmed kızı Ümmühânî Hatun’dur. Vefatında 126.881 akçe muhallefatı kalmıştır. Alim, fazıl bir zat idi (BS. 375/60). BK, I/44
ABDÜŞŞEKÛR İznik kazasının Müşkile köyünden Musa’nın oğludur. Yeniçeri 60. ağa bölüğünde Ahmed namıyla yeniçeri yazılmış ise de İstanbul’da Langa’da bir fesadda bulunmuş olduğundan ulûfesi kat’ edilmiştir. Bazı kişiler, 1032/1623 Zilkadesinin 20.
Cumartesi gecesi Bursa’da, sipahiler Kethüdayeri Mehmed Ağa’yı öldürmek üzere Arabayatağı’nda Nanelik mevkiinde toplanarak gece yarısında Tekke mahallesindeki Mehmed Ağa’nın evinin kapısını kırarak içeriye girmişler ve Mehmed Ağa’nın adamlarıyla muharebeye başlamışlardı. Bunlar arasında Abdüşşekûr da vardı. Sonunda Abdüşşekûr ve arkadaşlarının cümlesi dağılmış ve Abdüşşekûr yakalanarak mahkemeye götürülmüştür. Abdüş-şekûr ve arkadaşları, Mehmed Ağa tarafından idam edilen Atranoslu Halil’in intikamını almak üzere bu işi yaptıklarını ve Hisar’daki Mevlânâ Abdur-rahim Efendi’nin yatakları olduğunu söylemişlerdi. Mahkemeye gelen şahitlerden, yeniçeri yoldaşlardan Mustafa oğlu Abdi Beşe ve Mahmud oğlu Mustafa Beşe (rütbesi olmayan bu gibi kimselere söylenen “paşa” tabiri tıpkı diğer paşalar gibi söyleniyordu. Fark olunmak için yazılırken “beşe” denilirdi. Kudüs’e giden Hıristiyanlara “hacı” denilirdi, fakat yazarken “hâcî” yazıldığı gibi) 60. bölükte bulunmadığını söylemişlerdi. Diğer şahitler ise öteden beri eşkıyalıkla melüf olup yollar kestiğini, evler bastığını, herkesin mal ve erzakını yağma ettiğini, Mudurnu’da birisini öldürdüğünü, birçok defa Bur-sa’dan sürüldüğünü ispat etmişler ve şehadetleri tezkiye edilerek kabul edilmekle sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz olduğu ve hakkından gelinmek sevab-ı azim olacağı, şahitlerin ifadeleriyle sübût bulduğundan idam edilmiştir (BS. 236/ 129, 130). BK, I/45
ÂBİD ÇELEBİ Seyyid Nattâ’ kızının oğludur. Dayısının vefatı üzerine ondan münhal kalan üç akçe vazife 899/ 1493’te buna tevcih olundu (BS. 10/ 218). BK, I/47
ÂBİDE HATUN Hasan Can Efendi’nin kerimesi ve Şeyhulislâm Sadeddin Efendi’nin kız kardeşidir. 1025/1616’-da Yeni Kaplıca kurbünde, bir pınarı ve
bir su kuyusunu ve iki havuzu hâvî köşklü bahçesini, emlâk ve arazisini ve bir mushaf-ı şerifi vakfeylemiştir. Hasıl olacak akçe ile Şeyh Alâeddin Efendi Camii’nde her sabah 10 kişinin 10 cüz Kur’ân okumasını, her sene Şeker bayramında yetim ve dullara melbusat için 4.000 akçe verilmesini ve her Cuma gecesi, camide bulunan kimselere yemek verilmesini şart eylemiştir (BS. 225/91). BK, I/47
ÂBİDE HATUN Şeyh Mehmed Efendi’nin kızıdır. Kocası Hacı Mehmed oğlu Akidecizâde Mehmed Çelebi, Umur Bey mahallesinde vefat eylemiştir. Nuh Çelebi ve Ömer Çelebi adında iki oğlu, Fatma ve Hatice adında iki kızı vardı (1030/1620) (BS. 244/65). BK, I/47
ÂBİDİN ÇELEBİ Bursa’da demir tüccarından idi. 1227/1812’de vefat eylemiştir. Gayet zengin olduğu haber alındığından divan-ı hümayun hâcegânın-dan ve sadaret mektubî kalemi hule-fasından Mehmed İhsan Efendi bir fermanla Bursa’ya gelmiş ve muhal-lefatı hükûmet hesabına zapt edilip mühürlenmiştir. BK, I/47
ÂBİDİN PAŞA İçellidir. 1239/1823’te vefat etmiştir. Emir Sultan kapısının sol tarafında medfundur. Ahmed Pa-şa’nın biraderidir. Vezir rütbesini almış ve bazı livalarda bulunduktan sonra 1238/1822’de Bursa’ya nefy edilmişti. BK, I/47
ACEM Bursa’ya ticaret için gelmiş pek çok Acem (İranlı) vardı. 920/1514’te İstanbul’a sürülmüşlerdir. 824/1518’-de emr-i padişahî ile Acemler sürüldüğü vakit Horasanlı bir Acem de beraber sürülmüşken, kefilsiz kaçak olarak Gelibolu iskelesinden geçip Bursa’ya gelmiş ve iki gece evinde, bir gece Pîrî Paşa ordusunda kalmıştır. Daha sonra çarşıda gezerken Bursa’daki sipahlı oğlanlarından Kasım görmüş ve tutup mahkemeye getirmiş ve hapsolunarak
keyfiyet İstanbul’a arzedilmiştir (BS. 28/257). Bunlardan bir kısmı da Edirne’ye sürüldü ve ipekleri hükûmetçe müsadere edildi (BS. 28/429). BK, I/48
ACEM BEKİR Arkadaşı İbrahim ile daima Bursa’da fitne ve fesad çıkarmakla iştigal eden serserilerdendir. 1750 senesinde, bir gün hevâsına tâbî birtakım müfsidlere önayak olarak, hapsedilmiş olan Karagöz Mustafa, Yabani Mehmed, Tavşanlılı Musa’yı kurtarmak için Bursa zindanını basmak ve zâbı-tânın elinden almak sevdasıyla lüzumsuz birçok sözler söylemeye cesaret ederek şehrin nizamını ihlâl ve eşkıyayı sebest bırakmak istemişlerdir. Acem Bekir, diğer emsaline ibret olmak üzere İzmir’e nefy edilmiştir (BS. 339/34). BK, I/255
ACEM ELÇİSİ
ACEM ELÇİSİ 1149/1736 Saferinin altıncı günü Davud Paşa sahrasından Bursa kadısına yazılan bir fermanda; te’yid-i musalaha için gelecek elçiye Bolu’dan Edirne’ye gelinceye kadar mihmandar tayin edilen rikâb-ı hümayun kapıcıbaşılarından Mustafa Ağa hangi kaza dâhilinde menzile gelirse, her gün, 225 kuruş ve beş paralık tayinat verilmesi ve bu paranın ahâlinin tekâliflerinden mahsup edilmek üzere mihmandardan alınacak mühürlü senet mucibince verilmesi ve elçiye sıkıntı çektirilmemesi bildirilmiştir. Elçi, şu menzilleri takiben Edirne’ye gidecekti: Bolu’dan Edebaşı menzili 6 saat, Kayadibi menzili 6 saat, Göynük menzili 5 saat, Taraklı menzili 5 saat, Lefke menzilinden Sakarya menziline geçinceye kadar 6 saat, Yenişehir menzili 6 saat, Dimboz menzili 4 saat, Bursa menzili 6 saat, Kite menzili 6 saat, Mihaliç (Karacabey) menzili 6 saat, Manyas menzili 6 saat, Gönen menzili 7 saat, Dimetoka menzili 8 saat, Çardak menzili 5 saat, Gelibolu, Avşa, Malkara ve Edirne (BS. 377/75). BK, I/48
ACEM ELÇİSİ İran şahı Nadir Şah tarafından İstanbul’a gönderilen elçinin etba ve tevabii ve getireceği filler ile hademesinin günlük et, ekmek, pirinç, sadeyağ, arpa, saman ve odun ihtiyacı için evvelce divan-ı hümayunda çavuş-başı olan Derviş Mehmed Çelebi mihmandar tayin kılınmıştır. Bunun vereceği temessükler mucibince lâzım gelen bahaları tekâliflerine takas olunmak üzere kazalar ahâlisi tarafından tedarik olunması, 1153/1740 Recebinin ikinci günü yazılan bir fermanla, Bursa kadılığına emredilmiş ve bir kazadan tedarikinde usret çekilirse liva ve eyalet dâhilindeki diğer kazalardan tedariki emredilmiştir.
Elçiye ve maiyyetine her gün verilecek tayinat şunlardır:
1500 kıyye ekmek, 750 kıyye et, 750 kıyye pirinç, 180 kıyye sadeyağ, 750 kile arpa, 24 kantar saman, 100 çeki odun, 50 kıyye bal, 30 kıyye kahve, 60 tavuk, 400 yumurta, 40 kıyye tuz, 20 kıyye nohut, 60 kıyye piyaz (soğan), 60 kıyye sirke, 60 kıyye peynir, 200 kıyye yoğurt, 60 kıyye tütün, 3 kıyye karabiber, 100’er dirhem zağferan, sakız, zencefil, 150 kıyye şeker, 20 kıyye badem, 20 kıyye kişniş, 20 kıyye fıstık, 10 kıyye nardenk, 20 kıyye limon suyu, 50 kıyye elma, 60 kıyye süt, 70 kıyye has un, 20 kıyye nişasta, 15 kıyye turşu, 15 kıyye balmumu, 15 kuzu bulunmazsa toklu veyahut koyun eti, 70 kıyye şem-i revgan.
Derviş Mehmed Ağa’nın maiyyetine de şu erzak verilecektir: Ekmek 50 çift, et 12 kıyye, pirinç 15 kıyye, sadeyağ 5 kıyye, şem-i revgan 12 kıyye, saman 4 kantar, arpa 12 kile, odun 2 çeki. Gelen elçinin adı Hacıhan’dır. Maiyyeti 3.000 kişiden ibarettir (BS. 1184/51, 52). Bu tayinât kâfi gelmediğinden bazılarına zam olunarak tayinat aşağıdaki miktarlara iblağ edilmiştir.
Ekmek 2.500 kıyye, sadeyağ 186,5 kıyye, saman 210 kantar.
1153/1740 Ramazanının 20. günü yazılan diğer bir fermanda fillerin
Geğbüze (Gebze) karşısındaki Dil İske-lesi’nden karşıya geçirilmesi kabil olamadığından bunların Lefke üzerinden ve İzmit yoluyla getirilmesi emredilmiştir (BS. 1184/56).
1154/1741 Rebiulâhirinde verilen bir emirde de elçinin avdetinde dahi; elçiye, Üsküdar’dan hududa kadar her gün 2.587 kıyye ekmek, 772 kıyye pirinç, 752,5 kıyye et, 195 kıyye sadeyağ, 611,5 kile arpa, 256,5 kantar saman, 94,5 yük odun ve diğer erzakların da aynen verilmesi ve mîrî fiyat üzerinden icap eden bahaları mihmandardan alacakları temessükler mucibince tekâliflerinden takas edilmesi istenmiştir (BS. 382/47). BK, I/48
ACEM ESİRLERİ 1149/1736 Cemaziyel-âhirinde, Bursa kadısına gelen bir fermanda İran ahâlisi, sahabe-i kirama dil uzatarak, zemm ve küfür ederek Rafızî olduklarından üzerlerine varılmasının meşru olduğuna dair fetva verildiği; Rafızî oldukları sabit olan erkeklerin katli, kadın ve çocukların esir edilmesi ve içlerinde marîz ve malûl olan erkeklere, ehl-i sünnet ve’l-cemaat ile siyâ-dete müntesip olan erkek, kadın ve çocuklara dokunulmaması ve esir edilmemesi emredilmiş idi. Ancak bazı kendini bilmezlerin, bunları alıp sattıkları haber alınmıştır. Bilhassa memâ-lik-i mahruse hudutlarındaki köylüler ve göçebe aşiretler, ellerinin erdiğini tutarak birbirlerine satmışlardır. Halbuki Acem şahı Nadir Şah ve Bahadır Şah ile akdolunan sulh muahedesi uyarınca bunlara mukabil İran diyarında esir olan Müslümanların cümlesinin tahliyesi şart kılınmıştır. Bunların tahliyesi, bizim esirlerimizin kurtulmalarını kolaylaştıracaktır. İran’daki ehl-i sünnet ve’l-cemaat mezhebini kabul eden erkek ve kadınların akraba ve taallukatları bu taraftakiler yanlarına vardıkça bu Ümmet-i Muhammed’in hatırlarının alınmasına sebep olacaktır. Bu sebeple aynı fermanda, bundan sonra Acem esirlerden Müslüman
olanların kat’iyyen alınıp satılmasının men’ edildiğinin Bursa’da ilân edilmesi emredilmiştir (BS. 377/61). BK, I/50
ACEM OĞLANI Osmanlı ordusunun esasını teşkil eden Yeniçerilerin gayr-i müslim çocuklarından toplanarak kışlalarda terbiye edildiğini ve hatta Bur-sa’daki Emir Han’ın bir yeniçeri kışlası olduğunu iddia edenler bulunmuştur. Halbuki Bursa Sicilleri bu fikrin şöyle-ce tashihi lâzım geldiğini göstermektedir. Maarif Vekâleti namıyla Bursa’da tedkikatta bulunan sayın mimar Sedat Çetintaş, senelerce yaptığı incelemelerde Emir Han’ın ticaret maksadıyla yapıldığını bâriz bir surette meydana çıkarmıştır.
Acemi oğlanlarının da böyle kışlalarda toplu olarak bulundurulmayıp İslâm aileleri nezdine dağıldığını ve bunların yalnız Hıristiyanlardan alınmayıp İslâm ve Hıristiyan çocuklarından alındığını şu vesika pek bâriz bir surette teyid etmektedir. 929/1522 Rebiul-âhiri ibtidasında Bursa kadısına gönderilen bir fermanda; “Anadolu’da Etraktan olan oğlanlardan biri fevt oldukda, kadı meclisinde isbat olun-dukda yedi akçe resm-i sicil ve 25 akçe resm-i huccet alırlar. Rumeli kanununa riayet olunmadığından Türkler nefret edip oğlan almağa rağbet etmezler diye Anadolu’da olan acemi oğlanlar ağası, padişaha müracaat etmekle Rumeli’de olduğu gibi dört şahit dinlenerek şeha-detleri makbul oldukdan sonra resm-i sicil ve huccet için yalnız altı akçe alınması” emredilmiştir (BS. 41/108). BK, I/50
ACEM REİS
ACEM REİS Tebrizli Mehmed oğlu Hoca Mahmud’un Bursa’daki şöhretidir. Bursa’da ticaretle meşgul iken 922/ 1516’da vefat etmiş ve Acem Reis mahallesinde yaptırdığı cami (Akminare, Arap Camii) haziresine defnedilmiştir. Bu mescid mesalihi için, Geredeli köprüsü civarında odalar bina eylemiş ve bu odalara Arap Hacı’nın, Paşa Çelebi
Medresesi civarındaki çeşmesine akan suyun ayağını satın almıştır. 898/ 1492’de aldığı bu suyu vakfetmiştir. Ayrıca 904/1498’de mescidde cüz okunmak, bayram, Berat ve Regaib gecelerinde gelenlere yemek verilmek üzere 100.000 akçe de vakfeylemiştir (BS. 10/93, 16/169). BK, I/51
“Acem Reis” namıyla meşhurdur. 1509 senesi Martında ölmüştür (BS. 20/211). Babasının adı Mehmed’dir. Bursa’nın kuzeyinde Atpazarı civarında evvelce Akminare mahallesi denilen yerde Acem Reis Hoca Mahmud bir cami bina eylemiştir. 1493’te inşası biten bu mescide Bursalılar “Arap Camii” demekte idiler. Tüccardan olan bu zata Bursalılar Arap Hacı dahi derlerdi. Bunun için cami “Arap Camii”, “Acem Reis Camii”, “Akminâre Camii” adlarıyla anılıyordu (BS. 27/76, 79; 10/299; 21/19; 19/69; 317/123). Bu caminin idaresi için Geredeli köprüsü civarındaki odaları ve ayrıca 100. 000 dirhem gümüş vakfeylemiştir. Burada Kur’ân-ı Kerim’den cüz okumak, Berat ve Re-gaib gecelerinde yemek pişirme masrafı olmak üzere şart eylemiş ve kardeşi Seyyid Ahmed’i mütevelli tayin eylemiştir (BS. 10/93; 16/169). Bu cami
5 Acem Reis Camii
şimdi haraptır. Ve fakat şirin bir camidir (Bk. Acem Reis Camii). BK, III/183
ACEM REİS CAMİİ Buna “Arap Camii” de derler. Bugün etrafındaki evlerden eser kalmamış, minaresi ile camisi bahçeler içerisinde kalmıştır. Cami çok harap olmuş ve sıvası dökülmüş ise de metin, zarif ve küçük bir camidir. Bu harap hâliyle bile şirinliğini muhafaza ediyor. BK, I/51
ACEM REİS MEKTEBİ Bu da camisi civarında idi. BK, I/51
ACICA(?) MESCİDİ 966/1558’de Yıldırım mahallesinde idi. Şimdi harap olmuştur. BK, I/51
ACLEVÎ Esasen Arap evlâdındandır. Ulucami’de parasız hizmetlerde bulunup mihrap duvarlarında olan dolapların birinde münzevî yaşayan evliyadan bir zat idi. Kendi hâlinde bir adamdı. Kanunî zamanında vefat etti ve Emir Sultan’a defnedildi. Bursalıların kendisine çok teveccühleri vardı (SO. III/ 453). BK, I/51
6 Açıkbaş Mahmud Efendi’nin kabri
AÇIKBAŞ MAHMUD EFENDİ Diyarbakırlıdır. Seyyid Mehmed oğlu Seyyid Ahi Mehmed’in oğlu, Ahi Mahmud’un oğludur. İlk zamanlarda Mardin voyvodası iken cezbe-i ilâhîye tutularak Mısır’a gitmiş, sonra Bursa’ya gelmiştir. 28/2/ 1663’te Bursa’da Ebu İshak vakfından üç akçe yevmiye ile Molla Arab Ca-mii’ne hatib tayin edilmiştir (BS. 1073/ 137). Dâye Hatun Camii’nde, Uluca-mi’de ve bazı büyüklerin evlerinde toplanarak “Şeyh Seyyid Mehmed He-medânî”nin topladığı duaları hâvî “Evrâd-ı Fethiyye”yi okurdu. 16.10. 1666’da Cuma günü ikindi vakti vefat eylemiş ve Dâye Hatun Camii haziresi-ne gömülmüştür. Şairdir. Şiirlerde mahlası “Resmî” idi. Birkaç eseri vardır (G. 154; SO. IV/319).
Nakşibendî şeyhlerinden ve mazan-nadandır. Padişahın huzurunda Köprü-
lü’nün verdiği zehiri içmiş ve hiçbir zarar görmemiştir. Vefatında yerine kardeşi Kasım Efendi’nin oğlu Ahi Mahmud Efendi şeyh olmuş ve bu da 1679’da ölmüştür. Bursa’da cereyan eden bir mahkeme çok şâyân-ı ted-kiktir: 1656 senesine tesadüf eden 1067 Cemaziyelâhirinin evâilinde Bursa alimlerinden 30 zatın yazdıkları ve her birisi mütâlaalarını ayrıca bildirmek suretiyle imzaladıkları mahzarda: “Açıkbaş demekle meşhur Seyyid Mahmud adındaki divâne zuhur (teşeyyuh: kocamak) ve bunayarak sûfî perdesine bürünen bir kaç boş kafalı kimseleri başına toplayıp keşf ü keramet ve ku-tupluk iddiasıyla halkı kandırmakta ve bazı saf kalpli adamları fena yola sevk etmekte ve ulemâ ve sulehâyı sürmekte, fukara ve zuafâyı döverek her an fena hareketlerde bulunmaktadır. Seyyid İsmail adında ölen bir bezirgânın bir küçük kızına intikal eden malına tama’ ve bel’ u ekl etmektedir. Bu yetimin nazırı olan Seyyid Yakub oğlu Seyyid Ali’ye ve sair Müslümanlara ve sulehâya şer’î olmayan sözler söylemekte ve fena hareketlerde bulunmakta ve bu Şeyh Mahmud’dan büyük ve küçük herkes incinmekte ve muazzeb olmaktadır” denilmekte ve Açıkbaş Mahmud Efen-di’nin Bursa’dan uzaklaştırılması rica edilmekte idi.
Aynı sene içinde gelen bir fermanda; “Bursa’da şeyhlik iddiasında bulunan Açıkbaş Seyyid Mahmud nam kallâş-ı nâtırâş ve başına topladığı sûfî nam ehli hevâdan birkaç kimesne cem’ edip kâh meşîhata ve kâh dava-yı kutbiyyet ile halkı fena yola sevk etmekte ve İslâm akîdelerine ihtilâl verip âşikâre delilik göstererek bu ef’âl ve akvâlden hâlî olmayıp nice ehl-i ırz kimseleri sebepsiz silâhla küfr ederek üzerlerine hücum eyleyip ve bundan evvel de İstanbul’da bir defa darüşşifaya konulup lâkin aklı başına gelmediğinden ve divanelikten kurtulamadığından Bursa vilâyeti ahâlisi bunun hâlinden ve akvâlinden müştekî ve kalpleri kırılmış oldukların-
dan başka mahalle nefy edilmesi kadı tarafından da îlâm edilmiş ve İstanbul’da nakîb Kudsîzâde Şeyh Mehmed el-Hüseynî de Bursa’daki kaymakamı Seyyid Haşim’e yazdığı bir emirde âhar vilâyete nefy olunması için emir sadır olduğu” bildirilmiştir.
Bunun üzerine dergâh-ı âlî çavuşlarından İbrahim Çavuş, emr-i mahsûsla Bursa’ya gelerek; “Bunun, bu vecihle hareketi mukarrer ise başka tarafa hicret ettirilmesi emrolunmuştur” demiş, bunun üzerine Bursa’da şeriat meclisi akd olunmuştur. Açıkbaş’ın ahvali sorulmuştur. Gazi Hudâvendigâr müderrisi Derviş Mehmed Efendi ile bir çok müderrisler ve âyân ve eşraftan bir çok kimseler toplanarak bu adam Pîr İsmail’in küçük kızına düşen mirası yutmak için nazırı Seyyid Yakub Çelebi ve oğlu Seyyid Ali Çelebi’yi rencide edip bunun talebiyle mezbur Açıkbaş’a nasihat için Bursa alimlerinden Nâzikî Abdullah Efendi, İshak Efendi, Şeyh Mehmed Efendi, Hatib Efendi ve Sebzî Efendi varıp nasihat eylediklerinde; “Bunlara en ağır küfürleri savurduktan sonra sağ ve sol taraflarına hançerler takıp Uzunçarşı’ya varıp ve peşinde 4050 kadar adam toplayıp Ulucami’ye gider ve hatibi minberden indirip, ‘şehre kılıç koyarım’ dediği mukarrer ve muhakkaktır. Bu Açıkbaş’ın Bursa’dan uzaklaştırılması lâzım ve Allah’ın kullarına faydalı ve kendisine dahi hayırlıdır. Eğer ihmal olunursa Bursa’da büyük bir fitne çıkması muhakkaktır” diye Açık-baş Seyyid Mahmud’un Bursa’dan çıkarılmasını haber verdiklerinden mü-bâşir İbrahim Çavuş’un yanına iki nefer nakîb çavuş koşup ferman mucibince başka mahalle yollamaya kadı tarafından tenbih edildi (BS. 345/86).
Aynı sene zarfında Seyyid İsmail’in küçük kızının vasîsi ve nazırı Seyyid Yakub ve Halil, İstanbul’a arzıhâl sunup yetimin malını yutmak için Açık-baş Mahmud vasilik işlerine karıştığından şikâyet edince, Açıkbaş’ın İs-
tanbul’a ihzârı emredilmiştir (BS. 345/86, 93, 96, 97). BK, III/189
AÇIKBAŞ MAHMUD EFENDİ NAKŞİBENDÎ ZAVİYESİ Hisar’dadır. Burada diğer bir Nakşibendî zaviyesi mevcut olduğundan buna “Eski” adı verilmektedir. 1847’de 10.152 kuruş sarfıyla tamir edilmiştir. (BS. 313/73)
Avcı Sultan Mehmed Bursa’ya geldiği zaman, evvelce Celâlî Hasan Paşa’nın Açıkbaş’a hediye ettiği atı, şehir haricinde Davud Dede kurbünde padişahın geçeceği yol üzerinde keserek; “Padişahım! Senin düşmanından aldım, yoluna kurban ediyorum” diye bağırmıştır.
“Urumiye Şeyhi” denilen Mahmud Efendi Bursa’da vefat eden Akbaş Mahmud Efendi’nin amcasıdır. Diyarbakır’da şeyh iken o civarlara şöhreti yayıldığından tekkesi tüccarlar ve ziyaretçilerle dolup boşalmakta idi. Serdarlar ve paşalar tekkesine varıp Tebriz ve Revan’dan, Erzurum, Musul, Ruha, Van’a varıncaya kadar bütün halk ayağına akıp kemâl-i muhabbetle kendisine bağlanmıştı. Bunun müridlerinin bu kadar çok olması yüzünden Bağdad seferinden dönen IV. Murad tarafından 1639 senesi Şubat’ında idam olunmuştur. Açıkbaş hakkında Naîmâ’nın yazıları tedkîke değer (SO. IV/319; NT. III/ 392). BK, III/191
AÇIKBAŞ SEYYİD MAHMUD Bk. Açıkbaş Mahmud Efendi.
AÇIK TÜRBE
AÇIK TÜRBE İznik’te Lefke kapısı dışında, su kemerlerinin güney tarafında boş arazi içerisinde ve surdan dört-beş yüz metre uzaklıktadır. BK, I/52
ADA KÖYÜ Bursa’dadır. Hasan Çelebi bu köyde bir cami bina eylemiştir (BS. 252/116). BK, I/52
ADNÎ Bk. Mahmud Paşa.
AF
AF Anadolu beylerbeyi Mehmed Paşa, Bursa zindanına adam gönderip 19
kimseyi ihraç, ıtlak ve affeylemiştir (1002/1593) (BS. 327/55). BK, I/52
AFİFE HATUN Osman Efendi’nin kızı ve İsmail Hakkı Hazretlerinin karısıdır. Validesi Neslihan’dır. 1127/1715 Zilhiccesinin dördüncü günü vefat etmiş ve İsmail Hakkı Tekkesi’ne defnedil-miştir. 28.390 akçe muhallefatı kalmıştır. Bahaeddin Mehmed isminde bir oğlu ve Ümmü’l-Habibe isminde bir kızı vardı (BS. 372/46). BK, I/52
AFİFE HATUN İstanbulludur. “Esirci Pehlivan” demekle meşhurdur. Gerek kendisi gerekse kocası kendi hâllerinde olmayıp kanun dışı bazı işler yaptıklarından dolayı Bursa’ya nefy edilmişlerdir. Uzun müddet Bursa’da sefil, perişan ve merhamete lâyık olarak yaşadıklarını istidâ ile padişaha bildirdiklerinden, cürümleri 1189/1775 tarihinde af ve tahliye edilmişlerdir (BS. 382/53). BK, I/52
ÂGÂH EFENDİ Üftade Tekkesi şeyhi Mehmed Üftade Efendi’nin en küçük oğludur. BK, I/53
ÂGÂH EFENDİ (Şeyh) Şeyh Bahaeddin Efendi’nin biraderidir. Yeni Kaplıca’nın karşısındaki cami harap olduğundan 9 Ağustos 1893’te Mevlevî şeyhi Şem-seddin Efendi ve validesi hanım ile birlikte kendi keselerinden sarf eyledikleri para ile mükemmelen tamir ettirmişlerdir. BK, I/53
ÂGÂH HÜSEYİN EFENDİ Bursalıdır. Ha-raççızâde (Cizyedarzâde) Hüsameddin Efendi’nin oğludur. Tahsil-i ilimle müderris olmuş, Kudüs, Bursa ve Mekke kadılıklarında ve Anadolu kazaskerliğinde bulunmuş, 1294/1877’de vefat eylemiştir. Temiz ahlâklı, alim, hatib ve idareli bir zat idi (SO. I/393). BK, I/54
ÂGÂH MEHMED EFENDİ Hasan Paşa
7 Şeyh Âgâh Efendi’nin mahallesindeki Kaygulu Halil Efendi imzası Tekkesi şeyhi Hüseyin Efendi’nin oğlu-
dur. Babası 1282/1865’te vefat edince şeyhlik kendisine intikal etmiş ise de amcası Hasan Efendi’ye terk eylemiştir (BAED. 36482). BK, I/53
AGOPOS EFENDİ Bursalıdır. Bursa’da hanendelerin üstadı olup nota yazmak ve beste yapmak hususunda mahareti vardı. 26 Mart 1891 tarihli Nilüfer Ga-zetesi’nin 54. sayısında görülen ve Bursa civarındaki meşhur köyler ve mevkilerin isimlerinden bahseden şu şarkıyı dahi bestelemiştir. Bu şarkı Bur-sa’da senelerce söylenmiş ve büyük alâka uyandırmıştır.
Ahû dağında bana bir baktı yaktı bittim Kurşunlu’da vurulup Cerrah’a kadar gittim Gamzesinin vasfını Hançerli’de işittim Aman köylü dayılar, ben yârimi
kaybettim Maskara’yı aradım, Baraklı’da dediler Kirazlı’dan sorunca Dudaklı’da dediler Yazık olmuş tutulmuş Tuzaklı’da dediler Aman köylü dayılar ben yârimi kaybettim Ağzını bir yokladım Dürdaneli’yim dedi Gerdanına bakınca Benli idi mevlidi Cilvesi can yakması amma Yamanlı idi Aman köylü dayılar ben yârimi kaybettim.
BK, I/54
AĞA Eski devirlerde zenginlere ve son devirlerde okuyup yazması olmayanların adlarına ilâve olunan bir tabirdir. Bu kelime bir şehrin komutanına, yeniçeri teşkilâtının başkomutanına ve eski zaptiye teşkilâtında tabur komutanına verilirdi. Bursa ağası, yeniçeri ağası, tabur ağası gibi. BK, I/53
AĞAÇÇI Öteden beri etraftan Bursa’ya gelen meta’lar ağaççı esnafının ittifakıyla aralarında tevzî ve taksim olunurdu. Her birinin halli hâlince hisse tayin edilerek verilir ve ahvalleri intizam üzere devam ederdi. Ancak, içlerinden bazı kimselerin gizlice mal satın alarak diğerlerinin kazançlarına mâni’ oldukları mahkemeye şikâyet edilmiş ve ağaççı esnafından birisinin “ağaççı
esnafı kâhyalığına” tayin edilip bunun re’yi ve cümlesinin ittifakıyla aralarında taksim ve tevzî olunup herkese halli hâlince hisse tayin olunup dağıtılması ve hiçbir kimsenin bu ittifaka muhalefet etmemesi için tenbih olunması Bursa kadısından rica edilmiştir. Bunun üzerine, tanzim-i umur-i müslimin için istedikleri bir kimse, bu taifeye 1029/ 1619 Rebiulevvel sonlarında kâhya nasb olunmuştur (BS. 232/152). BK, I/53
AĞIZ SUYU 969/1571’de Bursa’nın iyi sularından idi. BK, I/54
AHIR-I HAS Bursa Sarayı’na mahsus olarak Hisar içerisinde yapılmıştır. Eski ve yeni ahır namıyla iki kısımdı. İçerisinde hayvan ahırları, arpa, saman ve ot ambarları, ağaya mahsus oda, matbah ve ağa örtmesi namıyla diğer bir ahır mevcut idi. Bu ahır XVII. asır sonlarına kadar vardı. Birçok defalar tamir edilmiştir (BS. 10/83, 217/26). BK, I/99
AHİ “Ak” kelimesinden müştaktır. Anadolu Türkçesinde “k” harfleri bazı yerlerde “h” harfine kalbolunur. Ak-şam’dan Ahşam gibi. Saç ve sakalı ak olup hürmet ve riayete layık olan ma-nasındadır (Kâmûs-i Türkî, Şemseddin Sami). “Annelere” denir (Lehçe-i Os-mânî, Ahmed Vefik Paşa). Bazıları bunu, arap dilindeki “kardeş” manasında kullanır ki, yanlıştır. Anadolu’da vaktiyle bir sınıf hayırsever halka verilen sıfattır. BK, I/98
AHİ ALİ ZAVİYESİ Kayganoğlu mahalle-sindedir. (1563) (BS. 158/49). BK, I/133
AHİ ARDIÇ Sölöz köyünde bir zaviye yapmış, gelen ve gidene hizmet eylemiştir. Orhan Gazi kendisine bir çiftlik yeri vakfeylemiştir. Babasının vefatından sonra kızı Masume, bu zaviyeye zaviyedar olmuş ve çiftlikte kendi çif-
tini yürütmüştür. XIV. asır ricalinden-dir. BK, I/178
AHİ BABA Yusuf’un oğludur. 1512’de Bursa’da sağ idi (BS. 23/156). BK, I/98
AHİ ÇELEBİ Bk. Atayî.
AHİ ÇELEBİ Yeşil Camii mimarı Hacı İvaz Paşa’nın oğludur. Hacı İvaz Paşa’nın babasının adı Ahi Bayezid olduğundan oğluna bu ismi vermesi hatıra gelebilir. 1437’de ölmüş ve Kuzguncuk’ta babasının yanına gömülmüştür. Bazıları bu zatın meşhur şair Atâyî olduğunu iddia ederlerse de böyle bir vesikaya tesadüf edemedim. BK, I/98
AHİ ÇELEBİ MESCİDİ 1574’te Emir Sultan mahallesinde mamur bir mescid idi. Bilâhare harap ve yok olmuştur. BK, I/98
AHİ HASAN
AHİ HASAN Edebali’nin kardeşi Şemsed-din’in oğludur. Osman Gazi zamanında Bursa muhasara edilmiş ve on sene sonra Bursa’da kâfirler açlıktan bunalıp bahane isterler ki, hisarı vereler. Ve illâ gayretlenirler, padişahtan gayri kimseye vermezler. Osman Gazi, oğlu Orhan Gazi’ye “Atranos’a git, (Dinboz/ Dimboz gazasında Aydoğdu’nun düşmesine sebep olan Atranos’daki kâfirin atasıdır) orasını al” dedi. Köse Mihal ile Turguteli buna koştu. Orhan Gazi bilâhare kayınpederi olan Şeyh Mahmud (Akbaşlı) ile Edebali’nin kardeşi oğlu Ahi Hasan’ı beraber götürmek istedi, verdiler. Atranos’u malum olan şekilde aldıktan sonra Bursa hisarına geldiler ve Pınarbaşı‘nda suyun ortasında kondular. Şehir teslim oldu. Her taraftan Müslümanlar Bursa’ya girmeye başladılar. Ahi Hasan birçok kimselerle burca varmıştı. Bu sırada burca varması bazı tarihçelerin dediği gibi ezan okumak için değil, kaleyi teslim almak için olsa daha münasibdir zannederim. Sultan Osman’ın vefatında mirasının taksimi için Orhan Gazi, kardeşi Alâed-
din Paşa, Ahi Hasan bir araya geldiler. Mirası taksim ve Sultan Osman’ın yerine Orhan Bey’in geçmesine karar verdiler. Ahi Hasan, Hisar içinde, Bey Sa-rayı’na yakın yerde bir zaviye inşa eylemiştir. Ahi Hasan’ın oğlu Ahi Paşa, 1390 senesinde taundan ölmüş ve Pınarbaşı kabristanına gömülmüştür. Bu taşta Ahi Hasan’ın da öldüğü yazılmasına göre, Ahi Hasan 1390’dan çok evvel ölmüştür (Bu mezar, Mevlevî şeyhi Şemseddin Efendi kabriyle yol arasındaydı. Müzeye kaldırılmıştır) (ŞN. 23; A. 28, 36; B. 39,40; SO. II/117). BK, II/195
AHİ HASAN ZAVİYESİ Tefsirci mahallesinde 1520’de mamurdu. Ahi Hasan, Bursa’nın fethinden evvel Şeyh Mahmud ile Orhan Bey’in daveti üzerine Atranos’a (Orhaneli) gitti ve orası zapt edildikten sonra tekrar Bursa muhasarasına iştirak eyledi. Bursa’nın zaptında kale burcunun üzerine çıktı ve ezan okudu. Osman Bey öldüğü zaman miraslarını bu zatın iki kardeşi arasında, yani Alâeddin Bey’le Orhan Gazi arasında taksim eyledi. Zaviyesi Bursa Sarayı’na yakındı. BK, I/98
AHİ KÖYÜ İsa Bey vakfındandır. Osman Paşa isminde bir zatın mescidi vardır. 1589’da bu köyün çok nüfusu vardı (BAVD. 25448). BK, I/98
AHİ PAŞA Ahi Hasan’ın oğludur. 1390 senesi Şabanında taundan vefat etmiş ve Pınarbaşı’nda kardeşi Ahmed Meh-med’in yanına defnedilmiştir. Mezar taşı Bursa Müzesi’ndedir. BK, I/99
AHİLER Anadolu içerlerinde sûfî mesleğini iltizam eden ve hâllerini yabancılardan saklayıp daima ibadet ve insanlara imdat ve yardım ile meşgul olan bir taifedir. Sonradan içlerine karışan cahil kimseler, insanî bir maksatla teşekkül eden bu fikir sahiplerini siyasî birleşmeye ve kendi şahsi garazlarını icraya âlet ettiler. Aralarında kararlaş-
tırılan işaretler ve sözler ile birbirlerini tanıyarak çoğalmışlar, Sivas ve Ankara havalisini kaplayarak bir vakit hükümdarlar gibi nüfuzlarını icra ettirmişlerdir. Birtakımı Konya’da Karamanoğlu himayesinde bulundularsa da, I. Sultan Murad’ın hücumuna ve celâdetine dayanamayıp dağıldılar. Ahi Veli, Ahi Çelebi ve emsali isimler bunlardan kalmadır. BK, I/99
AHMED Abdullah’ın oğludur. Bursa’da Ahmed Dâî mahallesi Camii’ni yaptıran Hızır Bey’in babası Avdancık oğlu Yahşi Bey’in âzadlısıdır. Mihaliç’in Saman-dıra köyünde sakin iken 884/1479’da İstanbul’da asılarak idam edilmiştir (BS. 3/200). BK, I/58
AHMED Pîr Mehmed’in oğludur. Bursalıdır. “Sarı Dânişmend” diye meşhurdur. (891/1486) (BS. 5/131). BK, I/58
AHMED Mustafa’nın oğludur. 1555’te Bursa’da mimardı. Vefikiye mahallesi kabristanında medfundur. BK, I/67
AHMED Aktanaş’ın oğludur. Tatardır (1561) (BS. 92/136). BK, I/68
AHMED Davud’un oğludur. Orhan vakfından üç ve Muradiye vakfından iki, cem’an beş akçe yevmiye ile 1546’dan 1567’ye kadar vazife yapmıştır. BK, I/69
AHMED Abdullah’ın oğludur. 980/ 1572’de mahkeme hademelerinden birisi, dava etmek için şer’-i şerife davet ettikte: “Şer’e varmam, bir nâib benim yanıma gelsin, ifademi dinlesin” demiş. Cebren mahkemeye getirilip, bu sözleri söylediğini itiraf eylemiş; “tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh lâzım oldu sana” denildiğinden kelime-i şe-hadet getirmiş ve dava da bitmiştir (BS. 115/46). BK, I/69
AHMED “Fevâkihî” (Meyveci) namıyla meşhurdur. 987/1579’da vefat etmiş,
Mustafa ve Yusuf namıyla iki oğlu kalmıştır. Hayrata birçok bahçe ve saire vakfeylemiştir (BS. 135/80). BK, I/70
AHMED “Hacı Arap” namıyla meşhurdur. Bursa’da Pazarbaşı idi. 990/1582 Cemaziyelâhirinde, Uluabat kurbün-deki kervanı hırsızlar bastıkları esnada katledilmiştir (BS. 140/55). BK, I/70
AHMED Mirza’nın oğludur. 1007/1595 Zilkadesi ortalarında Setbaşı’ndan geçerken Mustafa Bey’in kölesi Bilâl, efendisine herze ve hezeyan söylemiş, Mustafa Bey de Bilâl’i döğmek için Ahmed’den muavenet istemiştir. Ahmed, Bilâl’i tutup bağlamak isterken üç yerinden yaralanmıştır. Yaralı orada 24 saat kalmış ve mahkemece gönderilen bir heyet tarafından ifadesi alınmıştır (BS. 351/38). BK, I/81
AHMED “Mir-i Budala” (Budala Bey) adıyla maruftur. Heratlıdır. Bursa’da Muradiye civarında zaviyesi vardır. Melâmî tarikatındandır. Geçinmek için kese yapıp satardı. Kendisinde birtakım fevkalâde hâller görülürdü. Görünmeyen, esrarı saklayan kalem sahibi bir zat idi. 1598’de 100 yaşında vefat etmiş ve Çınarönü’ndeki türbeye defnedilmiştir. Bu zaviyeyi Hafız İsmail Paşa tamir eylemiştir (G. 224; SO. I/205). BK, I/81
AHMED Mehmed’in oğludur. Cündîdir. (20 Cemaziyelevvel, sene 1015) 1606 Cuma günü akşama doğru, atla çadırlarına giderken Cerrah Ahmed oğlu Bayram, Kamberler Çarşısı’nda bir büyük taşla; “Senin kanını içeyim” diye başına vurup katleylemiş ve cesedini Kirişha-ne kurbünde bir bahçeye bırakmıştır. Biraderi ve varisi İsmail Bey tarafından dava ve katil hadisesi ispat edilmiş, şahitlerin şehadetleri tezkiyeden sonra kabul edilmiş ve kâtil, hakkından gelinmek, yani idam edilmek üzere suba-şıya teslim edilmiştir (BS. 214/ 37). BK, I/71
AHMED Mustafa’nın oğludur. 1025/ 1616’da, Maksem mahallesinde “Saray” demekle maruf altınlı kumaş tezgâhları vardı. Kıymetli bir sanatkârdı. Birçok usta yetiştirmiştir (BS. 225/ 103). BK, I/72
AHMED İnegöllü Mustafa’nın oğludur. Kudurmuş köpek gibi yaratılmış bir insandır. 1027/1617’de Cemaziyel-âhirin birinci günü:
-
1- Uzunçarşı’da, ehl-i ırz bir hatunun yoluna gelip, cebren çekip, herkesin gözü önünde hançer ile donunu kesip fiil-i şenî icra ve mezbureye yardım etmek isteyenlere hançer çekmiştir.
-
2- Bundan evvel de Orhan Camii yakınında, bir bakire kızın sokak ortasında bikrini izâle eyleyip ağzından ve burnundan kan getirmiştir.
-
3- Başka bir kimsenin de cariyesini çekip cebren götürürken Müslümanlar güçle kurtarmışlardır. Bütün bunları Uzunçarşı ahâlisi ve daha başkaları mahkemede ispat eylediklerinden hakkından gelinmiştir (BS. 332/42). BK, I/72
AHMED
AHMED Halil’in oğludur. 1052/1642’de gece Başçı İbrahim Bey Camii minaresine çıkmış ve kazaen düşerek vefat etmiştir (BS. 261/18). BK, I/75
AHMED Aksungur köyünden Mustafa’nın oğludur. Hayatı rençberlikle geçmiş ve 1057/1647’de vefat etmiş ve köy kabristanına gömülmüştür. BK, I/76
AHMED Bursalıdır. Hassa cerrahbaşısı Mehmed Efendi tarafından Bursa’daki berber ve cerrahlar üzerine zâbıt tayinine lüzum gösterilmiş olmakla, cerrahlık hususunda üstad, kâmil ve işe lâyık olduğundan 1058/1648’de Bursa cerrahbaşılığına tayin edilmiştir (BS. 271/73). BK, I/76
AHMED Gemlik kazasının Genceli köyünden Topal Mustafa’nın oğludur.
Aynı köyden Ahmed oğlu Mehmed’in evini basarak 70-80 kuruş kıymetindeki emtia ve eşyasını çalmış ve Mehmed, korkusundan Bursa’ya kaçtığından evindeki zahiresini dahi aşırmıştır. Ahâli tarafından mahkemeye şikâyet edilmiş ve bunun korkusundan köyde yatsı namazı kılmak için kimsenin camiye gelemediği ve birçok kimselerin de köyden kaçtıkları ve daima silahla gezerek ahâliyi korkuttuğu ve sâ’î bi’l-fesad olduğu bildirilmiş ve 1090/ 1679’da asılarak idam edilmiştir (BS. 276/7). BK, I/79
AHMED Abdal köprüsünü yaptıran Abdal Çelebi’nin oğlu olup 1750’de doğmuştur. BK, I/85
AHMED Ramazan Baba zaviyedarı ve mütevellisi iken 1758’de ölmüş ve yeri Bektaşî fukaralarından Derviş İbrahim’e verilmiştir. BK, I/85
AHMED Gürle kazasından Bâkî Bey’in oğludur. Orada âyân iken birçok kimselerin haklarını iptal eylediği iddia olunduğundan 1759’da Kıbrıs adasına nefy edilmiştir (BS. 1172/73). BK, I/86
AHMED Bursalı hırsızlardandır. İstanbul’da Cebehane hududunda, Cündî Meydanı mahallesindeki Ahyolu tütün gümrükçüsü Mehmed Ağa’nın evini soyduğundan çardaklı kolluğu neferatı tarafından tutularak, 1763’te bir daha İstanbul ve havalisine gelmemek üzere Bursa’ya sevk edilmiştir. BK, I/86
AHMED İznik’in Sölöz köyündendir. “Bekâroğlu” demekle meşhurdur. Kapı-cıbaşılardan İznik’te bulunan Çandarlı Hayreddin Paşazâde Ali Bey tarafından 1775’te idam edilmiş ve arkadaşlarından Seyyid Ali ve Bekâr Halil nezre bağlanmıştır (Nezr: Birisinin kabahati affolunduğu zaman bir daha kabahat yaparsa şu kadar akçe vereceğine dair verdiği teminattır). BK, I/88
AHMED (Hacı) Yerkapı mahallesinde Alizâde Satılmış oğlu İvaz’ın oğludur. 867/1462’de vefat eylemiştir. Kızının adı Ayşe’dir. 29.186 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 1/36). BK, I/57
AHMED (Hacı) Abdullah’ın oğludur. 967/1558’de ütücüler esnafının en muktedir ve en sanatkârı olduğundan bu esnafa yiğitbaşı tayin edilmiştir (BS. 81/15). BK, I/67
AHMED (Hacı) İstanbul’da Dâye Hatun mahallesinde 42 sene kaşıkçılık yapmıştır. Yoros nahiyesinde, (Boğaziçi’nde) Yalı köyündeki yalısına nakledip kendi hâliyle, ırzıyla mukayyed iken bir miras meselesinden dolayı Beykoz serdarı ile araları açılmıştır. Beykoz serdarı, Ahmed’e düşmanlığından Beykoz nâibini kandırarak hilâf-ı vâki olarak, Ahmed’in daima ibadullaha iftira ile gammazlık yaptığından ve ahâlinin emniyet ve rahatları olmadığından bahisle şikâyet ettirmiş ve Bur-sa’ya nefy ve teb’îd edilmesini temin etmiştir. Karısı Emine birkaç çocuğu ile İstanbul’da bî-kes kaldığından ihtiyarlığına merhameten kendi hâlinde olmak şartıyla af ve ıtlak olunmuş ve 1750’de Bursa’dan ayrılmıştır (BS. 387/3,11). BK, I/86
AHMED (Hacı) Bursalı Hacı Süleyman’ın damadı olup birinci sınıf zenginlerdendi. Parasıyla yazacağı askerle 1773’te sefere memur olmuş iken pir ve malül olduğundan affedilmiştir (BS. 1186/24). BK, I/88
AHMED (Hacı) İzmir’den Bursa’ya gelmiş ve fes ticaretiyle meşgul olmuştur. 1777’de divan-ı hümayundan, sonra da fesçilik hakkında nizamı hâvî başmu-hasebeden, ferman istihsal ve fesçi esnafı için de bir kahyâlık ihdas eylemiştir. Bursa’da bulunan yedi sekiz fesçi ile fes getiren tüccara çok zarar verdiğinden, verilen bu emirlerin 1783’te kayıtları silinmiş ve fesçi esna-
fı kahyâlığı lağvedilmiştir (BAİD. 2158). BK, I/89
AHMED (Hacı) Bursalıdır. “Kaşıkçıoğlu” demekle maruftur. Bedeninden 20 nefer piyade askeri teçhiz ve Bursa mütesellimi Hafız İsmail’in başbuğlu-ğunda rûz-ı hızırda orduya iltihak etmesi 1790’da emredilmiştir (BS. 1206/ 88). BK, I/89
AHMED (Hacı) Yeşil Camii ve Türbe-si’nin tahta kısımlarını inşa ve ibdâ eden sanatkârdır. Esasen Tebrizlidir. BK, I/56
AHMED (Seyyid) Bursalı meşhur Hekim Çelebi Mevlânâ Muhyiddin Efendi’nin babasıdır (954/1547). BK, I/67
AHMED (Seyyid) Bursalıdır. Oğlu Mustafa ve bunun oğlu Abdurrahman Çelebi 1012/1603’te Bursa’nın ileri gelenle-rindendi (BS. 204/127, 324/71). BK, I/71
AHMED (Seyyid) Hacı Molla’nın oğludur. 1768’de genç iken vebadan ölmüş ve Şehreküstü mezarlığına defnedilmiştir. O vakitler seyyidlerin giydikleri kavuk gibi yapılan mezar taşı yüksek bir sanat eseridir. BK, I/88
AHMED AĞA Gemlik kazasının Umur Bey köyündendir. Odabaşızâde’dir. Hacı Ramazan oğullarındandır. Bir mahalleyi evlâdlarına vakfeylemiştir (BAVD. 25401). BK, I/96
AHMED AĞA Ebulmeâlî Efendi oğlu Cafer Efendi’nin oğludur. 1708’de İma-ret-i İsa Bey mahallesinde ölmüştür. Vefatında anası Ayşe, karısı Mehmed kızı İhsan, oğlu Mehmed ve kızı Azize hayatta idiler (BS. 1116/120). BK, I/82
AHMED AĞA Turnacıbaşılardan olup 1776 senesinde Bursa yeniçeri zâbıtlığı
ve Bursa ağalığı tevcih olunmuştur (BS. 382/53). BK, I/88
AHMED AĞA Bursa âyânındandır. Bey-tülmal eminidir. 1791’de kardeşi Salih Ağa ile birlikte bedenlerinden 80 nefer askeri teçhiz ve tertip edip Bursa mütesellimi Hafız İsmail başbuğluğunda orduda mevcut bulunması emredilmiştir (BS. 1206/88). BK, I/90
AHMED AĞA Arapzâde’dir. Sarayda kul kâhyalığında ve 1792’de de yeniçeri ağalığında bulunmuş ve daha sonra Bursa’da ikâmete memur edilmiştir. Beytülmal akçesinden 10.649 kuruş borcunun tahsili emredilmiş ve bir müddet sonra da 1797’de vefat eylemiştir. BK, I/91
AHMED AĞA Eski Edirne bostancıbaşısı iken bir müddet İstanbul’da oturtulmuş ve 1801’de Bursa’ya sürülmüştür. BK, I/91
AHMED AĞA Yeniçeri ağası idi. Kendisine hitaben yazılan bir fermanda: “Hasbelkader ağalıktan azil ve infisalin hasebiyle bir mahalde ikâmetin lâzım geldiği ve alîlü’l-mizac olduğuna binaen karib ve civar bir mahalde ikâmetin hakkında mahz-ı inayet olacağı” bildirilmiş; 1802’de Bursa’da ikâmeti emredilmiş ve Bursa’ya gönderilmiştir (BS. 281/97). BK, I/91
AHMED AĞA (Hacı) İznik serdarı idi. Hakkında yapılan şikâyet üzerine Boğazkesen kalesine, 1772’de kalebend edilmiştir (BADD. 12064). BK, I/88
AHMED AĞA(Hacı)
AHMED AĞA (Hacı) Derya kaptanı Hüseyin Paşa’nın kethüdasıdır. Gemlik’te, 1793’te 55 arşın uzunluğunda bir sefine inşasına memur olmuştur. Daha evvel bu kalyon için ahâliden 1.000 kese akçeden fazla para toplanmış ve bu geminin inşasının 200 kese ile kabil olacağının anlaşılması cihetiyle birtakım yağmacıların, tahsil edilen
8 Yeşil Camii’nde ahşap oyma pencere kanadı
9 Cizyedarzâde Ahmed Bahaeddin Efendi’nin Yerkapı’daki kabri
bu meblağı yuttukları anlaşıldığından Hudâvendigâr sancağının 23 kazasını dolaşıp tahkik eylemesine de memur edilmiştir (BABD. 4145). BK, I/90
AHMED AĞA (Hacı) Bursa’da kasapbaşı idi. Hicaz’a gidip geldikten sonra 1822’de vefat eylemiş ve Şehreküstü mezarlığına defnedilmiştir. BK, I/88
AHMED AĞA (Hacı) Bursa âyânındandır. Surre emini ve 1835 senesinde Bursa mütesellimi idi. Hudâvendigâr sancağında, ihtisab usülü konulan kazalarda gön, kösele ve saireden ne yolla tahsi-lât yapılacağına dair 1835’te İstanbul’dan emir istemiştir. Zahire nazırı iken, 1839’da azledilmiştir. BK, I/93
AHMED AĞA (Seyyid) Yeni Saray Pazar-başısı iken yolsuz hareketine mebni 1790’da Bursa’ya nefy edilmiş ve pir ve malül olduğundan 14 sene sonra affe-dilmiştir (BS. 1205/130, 134). BK, I/90
AHMED AZİZ EFENDİ Meşhur hattatlardandı. 1837’de vefat eylemiş ve Umur Bey Camii haziresine gömülmüştür. BK, I/93
AHMED BABA EFENDİ (Hacı) Bk. Baba Efendi.
AHMED BABA ZAVİYESİ Kite kazasının Kaymakoba köyündedir. Gelen ve giden yolculara sıcak yemek verilir ve sıcak bir mahal gösterilir bir hayır yeri idi. Zaviyedarı ve tekkenişini, Ahmed Baba evlâdından Bektaş oğlu Sarı Mehmed 1671’de hayatta idi (BS. 336/ 115). BK, I/86
AHMED BAHAEDDİN EFENDİ “Cizyedar-zâde” (Haraççıoğlu) namıyla maruftur. Bursalıdır. Bursa âyânındandır. Haleb kadılığında bulunduktan sonra Bur-sa’ya gelmiş, 1793’te ölmüş ve Yerkapı mahallesindeki aile kabristanına gömülmüştür. Tarih meraklısı alim bir zat idi. Tâcü’t-Tevarih’i telhis eylemiş ve Nemçe Muharebatı, Salihiyye adında
bir vefeyatname yazmıştır. Edebiyata ait de bir-iki eseri vardır (OM. III/30; BS. 1205/141). BK, I/91
AHMED BAHAEDDİN EFENDİ (Şeyh) Temenye’deki Hüsameddin Tekkesi şeyhi İzzeddin Efendi’nin oğludur. 1841’de babalarının vefatı üzerine kardeşi İzzeddin Efendi ile birlikte şeyh olmuşlardır. Okuma yazması olmayan saf bir zat idi. 1914’te 90 yaşında ölmüştür. Son zamanlarda kulakları da sağırlaşmıştı. Gelip gidenlere hürmet ve riayet eylemekte kusur etmezdi. BK, I/95
AHMED BÂLÎ Bursalıdır. Mehmed Şah Paşa’nın oğlu Muhyiddin Çelebi’nin oğludur. 884/1479’da teyzesi Fatma Hatun vardı (BS. 3/112). BK, I/58
AHMED BEY Lala Zağanos Paşa’nın oğludur. 884/1479’da Bursa’da oturmakta idi (BS. 4/240). BK, I/58
AHMED BEY “Horozoğlu” demekle meşhurdur. Mehmed Bey’in oğludur. Çelebi Sultan Mehmed ümerasından olup Süleyman Çelebi ile birlikte bazı muharebelerde bulundu (SO. I/191). 884/ 1479’dan sonra İstabul’da vefat eyledi (BS. 3/205). BK, I/55
AHMED BEY Bursa âyânındandır. Sinan Bey oğlu Mahmud Bey’in oğludur (889/1484) (BS. 4/118). BK, I/58
AHMED BEY Selçuk Sultan’ın kızının kızı Hanzâde’nin oğludur. Babası Koçi Bey’dir. Bursa ipek mizanından yevmiye olarak yedi akçe tayinatı vardı (889/1484) (BS. 4/151). Emir Sul-tan’ın doğu tarafında, etrafı duvarla çevrilmiş bir kabristanda medfundur. Tarih taşı da gömülmüştür. BK, I/58
AHMED BEY Firuz Bey’in oğludur. “Ka-raoğlu” diye meşhurdu (892/ 1487). Süleyman Bey’in kızı Hatice Hatun, karısıdır (BS. 5/298,300). BK, I/58
AHMED BEY Karacabey’de cami ve imareti bulunan Karaca Bey’in oğludur. 932/1525’te sağ idi. BK, I/66
AHMED BEY Demirtaşoğullarından Mahmud Bey’in oğludur. Meşhur han sahibi Bâlî Bey’in babasıdır. 1559’da sağ idi ve babasının vakıflarının mütevellisi idi. BK, I/67
AHMED BEY Bursalı Şemsi Bey’in oğlu ve Mehmed Çelebi’nin babasıdır (1561). BK, I/68
AHMED BEY Şam beylerbeyi iken vefat eden Bursalı Cafer Paşa’nın oğludur (985/1577). BK, I/70
AHMED BEY Bursalıdır. Sipahi ocağından yetişip sipahiler kâtibi oldu. Bağdad muharebesinde 1040/1630’da şehit olmuş ve İmam-ı A’zam türbesinin yakınına defnedilmiştir. Mümtaz Osmanlı şairlerindendir. “Haylî” mahlasını kullanırdı. Güler yüzlü bir zat idi. Müretteb divanının müsveddesi Top-kapı Sarayı Müzesi’ndeki Bağdad Köşkü Kütüphanesi’ndedir (SO. II/321; OM. II/164). BK, I/74
AHMED BEY “Köle Ahmed Bey” namıyla maruf eşkıyadandır. 1634’te yakalanarak İstanbul’a gönderilmesi hakkında, padişah tarafından Bursa kadısına emir verilmiştir (BS. 253/186). BK, I/74
AHMED BEY Mustafa Bey’in oğludur. Cündîdir. Bursalıdır. 1069/1658’de vefat etmiş; karıları Ahmed kızı Üm-mügülsüm ve Ramazan kızı Kerime ile oğlu Mehmed Bey ve 14.539 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 333/107). BK, I/76
AHMED BEY Bâlî Bey oğullarından Osman Paşa’nın oğlu ve Zeynelâbidin Paşa’nın kardeşidir. Kara Mustafa Paşa vakıfları mütevellisi iken 1069/ 1658’-de idam edilmiş ve mütevelliliğe oğlu
Ebu Talib tayin edilmiştir (BS. 347/ 29). BK, I/76
AHMED BEY Hançerli Sultan evlâdından Osman Bey’in oğludur. 1744’te Sarı Abdullah mahallesinde ölmüştür. İbrahim, Ali, Havva, Ümmügülsüm isminde dört evlâdı, Şehbaz ve Temşah(?) adında iki karısı vardı (BS. 383/82). BK, I/85
AHMED BEY Bursa eşrafından İnegöllü Derviş Paşa’nın oğludur. Yolsuz işlerinden dolayı 1790’da İstanköy’e nefy edilmiştir. 400 neferle sefere gitmeye kudreti olduğunu beyan ederek affolunmuş, lâkin âyân olup kendisine kolaylık olmak üzere 200 neferle sefere memuriyeti kendisine tebliğ olunmuştur. BK, I/90
AHMED BEY Darende voyvodası iken mütecasir olduğu katl ve hukuk maddelerinden dolayı 1833 senesinde Bur-sa’ya nefy edilmiştir. BK, I/93
AHMED BEY (Seyyid) Bursalıdır. Trab-lusşam defterdarı iken azledilmiş ve padişahın emriyle her türlü eşyasının yazılması ve her kimde malı zuhur ederse alınarak bezzazistanda saklanması ferman olunduğundan; Emir Sultan mahallesindeki “Şeşbeş” demekle maruf Yusuf oğlu Mehmed’in elinde saklı olan keselerle akçeleri ve kumaşları, mahkeme marifetiyle ve hassa harc emini İvaz oğlu Osman Çavuş ve beytülmal emini Mustafa oğlu Mehmed Çavuş ve Bursa yasakçıbaşısı Hasan Subaşı ve mahalleden bazı kimselerin gelip aldıkları ve mahkemeye teslim edildiği 995/1586 Rebiulevvelinin 16. günü mahkeme siciline kaydolunmuş-tur (BS. 170/190). BK, I/70
AHMED BEY EFENDİ (Hafız)
AHMED BEY EFENDİ (Hafız) Ulucami imamı iken 1816’da ölmüş ve Şehre-küstü kabristanına defnedilmiştir. BK, I/92
AHMED BEY KÖYÜ Ahalinin yardımıyla bir mescid yapılmış ve içine 20 levha ile iki avize konularak 25 Eylül 1893’te törenle açılmıştır. BK, I/94
AHMED BEY KÖYÜ
AHMED BEY MUALLİMHANESİ Saray mahallesindedir. 980/1572’de mamur idi (BS. 113/163). BK, I/69
AHMED CÜNUNÎ TÜRBESİ Mevlevîhane dâhilindedir. Türbe ahşaptır. Türbenin dışında Hacı Ali Baba medfundur. BK, I/73
AHMED ÇAVUŞ Dergâh-ı âlî çavuşların-dandır. Bursa beytülmal, hassa ve âmme mukâtaalarına emin olan Davud’un yerine 1586’da kendi zeameti ve çavuşluğu hasılatıyla tayin olunmuştu (BS. 173/273). BK, I/70
AHMED ÇAVUŞ Hasan Çavuş’un oğludur. “Kara Çavuşoğlu” demekle maruftur. 1595’te bir yer satın almıştır (BS. 199/11). BK, I/81
AHMED ÇELEBİ 946/1442’de Irgandı köprüsünü inşa ettiren ve “Irgandî” namıyla maruf olan Pîr Ali Çelebi’nin oğlu Hoca Mustafa Muslihuddin’in oğludur. Kendisi de babası gibi hayır
sahibi olup Pınarbaşı kaldırımını inşa için 910/1504’te 3.000 akçe sarf eylemiştir (BS. 19/202). Bunun, Kasım isminde bir erkek, Müslime ve Hundî isminde iki kız kardeşi vardı. 969/ 1561’de vefat eylemiştir. Karısı Fatma, Hoca Mustafa kızıdır (BS. 92/162). BK, I/66
AHMED ÇELEBİ Bursalı İskender Bey’in oğludur. Şehzâde Şehinşah Çelebi’nin defterdarıdır (906/1500) (BS. 17/40). BK, I/62
AHMED ÇELEBİ Hoca Taceddin’in oğludur. 909/1503’te vefat eylemiştir. Mehmed, Şahnisa, Sittîşah, Rabia isminde dört evlâdı vardı (BS. 19/56). BK, I/62
AHMED ÇELEBİ “Siyah Dedeoğlu” diye meşhurdur. Torunu Mehmed Çelebi ulemadan olup 910/1504’te vefat eylemiştir. Hacılar mahallesindendir (BS. 19/261). BK, I/63
AHMED ÇELEBİ Bursalıdır. Timur Boğa’nın oğludur. Birçok vakıfları vardı. 910/1505’te oğlu Mehmed Çelebi, babasının vakıflarının mütevellisi idi (BS. 11/38). BK, I/62
10 Ahmed Cünunî Dede’nin sanduka kitabesi
AHMED ÇELEBİ “Gökdere Çelebisi” diye meşhur olan Paşa Çelebi’nin oğludur (913/1507) (BS. 21/72;25/375). BK, I/63
AHMED ÇELEBİ Faik Paşa’nın oğludur. Hatice Sultan, anasıdır (918/1512) (BS. 23/377). Hacı İskender mahallesinde sakin idi. Cidde livasından mütekâiddir. “Beyzâde” diye meşhurdur. Mektep yaptırmış ve eczâ vakfey-lemiştir (BS. 168/43, 52). 1565’te sağ olduğuna göre uzun ömür sürmüştür. BK, I/64
AHMED ÇELEBİ Şeyh Çoban oğlu Ba-yezid Çelebi’nin oğludur. Abdal Mehmed Zaviyesi şeyhidir. 918/ 1512’de
Bursa’da İkizceler ağnamından 10 akçe yevmiye tahsis edilmiştir. Alim bir zat idi. BK, I/63
AHMED ÇELEBİ Şair Lâmiî’nin oğludur. Kadılardandır. Hisar’da, Nakkaş Ali mahallesindeki evinde yedi arkadaşıyla Mahmud kızı Tâcî, Bâlî kızı, Mahmud kızı Zeyneb, Abdullah kızı Aynî ile bir kadın, nâmahremler oldukları hâlde meclis kurup işret etmekte olduklarından, asesler kethüdası tarafından basılarak cümlesi mahkemeye getirilmiş ve biri müstesna olmak üzere altı erkek ve beş kadının ağızlarında işret kokusu olduğu anlaşılmıştır. 952/1545’te cümlesi cezalandırılmışlardır (BS. 49/ 7). Son vazifesi Kite kadılığında idi. 992/1584 tarihinde vefat eylemiş, Hisar’da Nakkaş Ali Camii’nde babası Mevlânâ Lâmiî yanına defnedilmiştir. Anası Huma Hatun’dur. Karısı Hayreddin kızı Kerime’dir. Kitaplarını ve evlerini vakfetmiştir. Mahmud Çavuş isminde bir oğlu vardı. BK, I/67
AHMED ÇELEBİ “Pârepârezâde” diye şöhret bulmuştur. Fenarîzâde Şah Mehmed Efendi’den ders almış ve birçok kadılıklarda bulunmuştur. Silivri ve daha sonra Teselya’daki Tırhala kadılığında bulunmakta iken vücudu Rumlar tarafından pâre pâre edildi. 968/1560’ta Turhan Bey oğlu Ömer Bey Camii’ne defnedildi.
İhtişamı sevmez, müteaddid hizmetçi kullanmazdı. Mahkemesinde muhzır denilen mübaşirden başka hizmetkârı ve kölesi yoktu. Şeriatı tamamıyla tatbik ederdi. Mahkeme hasılatı tayin eylediği bir hadde geldikten sonra, diğer davalardan para almaz, işini Allah rızası için yapardı. Muayyen miktardan fazla para kabul ettirmek imkânsızdı. Manzum Osmanlı Tarihi’nin sahibidir. Lâmiî Çelebi’nin muasırı olduğundan aralarında pek çok lâtife mektupları teati edilmiştir. Nazma muktedir ve temiz ahlâklı, alim ve şair bir zat idi. Anadolu’da bunun gibi kadı
görülmemiştir. Tırhala’ya giderken memleket ahâlisi kadıyı karşılamaya çıkarlar. Elbisesi köhne olduğundan, buna, fakir bir adam zannıyla kadıyı sorarlar. Bu da, “evet, geliyor” deyip geçer. Mahkemeye merasimsiz, yalnızca girer. Ahâli sonradan kadı olduğunu anlar ve mahcup olur (G. 449; ŞN. II/23). BK, I/68
AHMED ÇELEBİ Seyyid Ali Efendi’nin üçüncü oğludur. Tahsil-i ilimden sonra İbrahim Paşa Medresesi’nde müderrislik yapmıştır. Memuriyetlerden sakınır, mütalaayı sevdiğinden Bursa’ya gelmiş ve 977/1569’da vefat etmiş ve Zey-nîler’e defnedilmiştir. İlim cihetiyle asrında bir tane idi. Alim, fazıl, kâmil ve çok hünerli bir zat idi. Tarihler bunun güzel ahlâkını methetmekle bitiremiyor (ŞN. I/167; G. 311). BK, I/69
AHMED ÇELEBİ Karaca Ahmed sülâlesinden Yusuf oğlu Ali’nin oğludur. 981/1573’te nesebini ispat ederek Tayyib Hoca mahallesindeki Karaca Ahmed Zaviyesi’ne şeyh olmuştur (BS. 119/77). BK, I/70
AHMED ÇELEBİ
AHMED ÇELEBİ 995/1586’da vefat etmiştir. Karısı Hacı Mehmed kızı Emine Hatun ile oğlu Mekri kadısı Mevlânâ Mehmed Çelebi’ye ve sair vereseye intikal eden, İmaret-i İsa Bey mahallesindeki “Kış Acem Evleri” demekle maruf bir evi, varisleri, Hasan Can Efendi oğlu Şeyhulislâm Sadeddin Efendi’ye 180.000 akçeye satmışlardır (BS. 170/188). BK, I/70
AHMED ÇELEBİ Hüsam’ın oğludur. 1591’de Ulucami mütevellisi idi (BS. 179/99). BK, I/81
AHMED ÇELEBİ Bursalıdır. Kadılıklarda dolaşırken 1022/1613’te vefat eylemiştir. Şairdir. Mahlası “Furugî”dir (G. 499; SO. IV/15; KA. 3398). BK, I/71
AHMED ÇELEBİ Abdullah’ın oğludur. 1679’da Bursa mimarbaşısı idi. Hassa başmimarı İsmail’in inhasıyla tayin edilmiştir. Uzun müddet bu vazifede bulunmuştur. BK, I/79
AHMED ÇELEBİ Musa Efendi’nin oğludur. Ulucami civarında 16.8.1683’te çıkan bir yangında kurtulamayarak evi ile beraber yanmış ve oğlu Abdülkadir dahi bazı azası yandığı ve aklını oynattığı hâlde güç hâl ile kurtarılmıştır. Kızları Ayşe ve İhsan da yangından kurtarılmışlardır. 207 kuruş mirası kalmıştır (BS. 357/30). BK, I/80
AHMED ÇELEBİ Sipahilerin ileri gelenlerinden Pertev Bey’in oğludur. “Perte-vîzâde” diye meşhurdur. Babası Pertev Bey, IV. Sultan Murad ile Bağdad seferine giderken bu da gitmiştir. Tahsil-i ilim için çok müstaid iken Şehnâme okumaya ve meddahlığa başlamıştır. Bursa kadısı Abdullah Efendi ile münasebet peyda etmiş ve kadının azlinde, beraberce İstanbul’a gitmiş ise de bir müddet sonra Bursa’ya gelmiş ve 1095/1683’te ölmüş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. Şairdir. Güzel söz söyleyen bu zat, anlattığı tatlı tatlı hikâyeler ve her çeşit taklitler ile herkesi kendisine bağlamış ve gönüllerde derin bir sevgi uyandırmıştır (G. 532). Şu beyit onundur:
Raks ederken soyunur nâz ile ol nâzik miyân
Ebrden gûyâ çıkıp mihr-i dırahşan raks eder.
BK, I/80
AHMED ÇELEBİ Bursalıdır. Hasan’ın oğludur. Sarayda Enderun’da senelerce bulunduktan sonra III. Sultan Ah-med’in sırkâtibi olmuş ve padişaha yaklaştığından güzel bir zeamete de mutasarrıf olmuştu. Kışın Ayasofya’da Şeyh Sinan Erdebilî Tekkesi karşısında; yazın da Üsküdar’da sahilhanesinde otururdu. Sülüs ve nesih yazılarını ve tezhip fennini saray kâtibi Bursalı
Hezarfen Mehmed Efendi’den öğrenmiş, hattatlıktan ve müzehhiblikten icazet almış ve anasını dahi ustasına tezviç eylemişti. Ömrünü ve boş vakitlerini mushaf yazmakla geçirirdi. Yazdığı ve yaldızladığı birçok mushafları Medine’deki bazı bildiklerine hediye ederdi. 1174/1760 Zilkadesi ortalarında vefat etmiş ve Üsküdar’da Tu-nusbağı civarındaki Sadrazam Maktul Ali Paşa yanına gömülmüştür (TH. 64). BK, I/86
AHMED ÇELEBİ Bursa tüccarlarından Çuhacı Hacı İsmail’in küçük oğludur. Çocuksuz vefat eylediğinden ne kadar muhallefatı varsa cümlesinin mirîye zaptı ve 30.000 kuruş mukabilinde 1803’te veresesine terki emredilmiştir. BK, I/91
AHMED ÇELEBİ Mevlânâ Abdülkadir Efendi’nin oğludur. Zeynîler’de biraderi Mehmed Çelebi ve kız kardeşi Hatice ile bir arada medfundur. BK, I/96
AHMED ÇELEBİ Akbaş denilen Ham-za’nın oğludur. Karısı Şirin Hatun’dur. BK, I/66
AHMED ÇELEBİ (Hoca) Hoca Alizâde’dir. Tüccardır. Yavuz Selim zamanında yaşamıştır. BK, I/ 96
AHMED ÇELEBİ (Mevlânâ) Sinan Pa-şa’nın oğludur. 1558’de müderris idi. BK, I/67
AHMED ÇELEBİ (Mevlânâ) Muslihud-din’in oğludur. Kazzazoğlu mahallesin-dendir. 979/1571’de hayır işlerine birçok vakıflar bırakmış, vakfiyesini yaptırmıştır (BS. 114/167). BK, I/69
AHMED ÇELEBİ (Mevlânâ) Müfessirîn-dendir. 1595’te Umur Bey vakıflarının nazırı idi. BK, I/71
AHMED ÇELEBİ (Pîr) Hamza Bâlî’nin oğludur. 897/1491’de Kavaklı mahallesinde ölmüştür (BS. 9/45). BK, I/58
AHMED ÇELEBİ (Pîr) Hoca Refîuddin’in oğludur (906/1500). Bursa’nın meşhur simalarındandır (BS. 17/193). BK, I/62
AHMED DÂÎ Germiyanlıdır. Asıl ismi Ahmed’dir. Yıldırım Bayezid’in oğlu Emir Süleyman’ın şairlerindendir. Ulemadandır. Kadılık yapmıştır. Mes-nevî, gazel, kaside ve her nevi şiirleri vardır. Süleyman Çelebinâme (Cenk-nâme) isminde bir kitap yazmıştır. Acîb ve garîb lâtifeleri yazmıştır. Yazdığı İnşâ kitabı pek makbuldür. Halk arasında o zamana göre yazılacak elkab ve ta’zimatı göstermiştir. Kâtipler bu kitaptan çok istifade ederlerdi. Türk, Arap, İran dillerinde birçok şiirleri vardır. Fazıl, kâmil, alim ve hakkıyla şöhret bulmuş bir zattır. Eş’ârı, Eski Türkçedir. Demirtaş oğlu Umur Bey namına birkaç tıp kitabını Türkçeye tercüme etmiştir. Bursa’daki Orhan Kütüphanesi’nde 816/1413 tarihinde kendi el yazısıyla yazdığı divanı vardır. Mezarı, Atpazarı civarında ise de bugün bulunduğu yer meçhuldür. (ST. 56; SO. I/190; BİT. 201) Kendi ihtira-atından olan bu gazel onundur. Hiç kimse bu tarzda bir şiir söylememiştir:
Eyâ hurşid-i mehpeyker cemâlin müşteri manzar
Ne manzar manzar-ı tâli’, ne tâli’ tâli’-i enver
Yüzündür âyet-i rahmet, özündür mazhar-i kudret
Ne kudret kudret-i sânî’, ne sânî’ sânî’-i ekber
Süleyman sireti sende, Sikender sureti sende
Ne suret suret-i Yusuf, ne Yusuf Yusuf-i server
Felek şatrancını attun, saadet milkini tuttun
Ne milket milket-i devlet, ne devlet devlet-i Kayser
Kapunda kulların bî-hadd, velî kemter kulun Ahmed
Ne Ahmed Ahmed-i Dâ’î, ne dâ’î dâ’î-i çâker.
BK, I/55
11 Ahmed Dâî Camii
AHMED DEDE Mehmed’in oğludur. Ulemadan bir zattır. 865/1460’ta tanzim edilen Molla Yegân vakfiyesinde şahit olarak bulunmuştur. BK, I/56
AHMED DEDE
AHMED DEDE “Pindârî” (hayal, tasavvur sahibi) diye meşhurdur. Bolvadinli, ulemadan bir zatın oğludur. Tahsil-i ilim, hüner ve marifet için o vakit alimlerin çok bulunduğu Bursa’ya gelmiş, gurbetin ve yoksulluğun her türlü mihnet ve zahmetlerine tahammül ederek senelerce oturmuş ve o devirde geçerli olan ilimleri elde ettikten sonra bir alim olarak ortaya atılmıştır. Tasavvuf ve hakayıkda, zahirî ve bâtınî ilimlerde malûmat sahibi olmuş ve Bursa Mevlevîhanesi şeyhi Salih Dedezâde Mehmed Arif Efendi ile tanışmıştır. Bursa’dan İstanbul’a, oradan da Edirne’ye gitmiş ve Yenikapı Mevlevîhanesi’ne şeyh vekili olmuştur. 1708’de ölmüş ve Yenikapı Mevlevî-hanesi’ne gömülmüştür (YM. 118). Esrar Dede, Tezkire’sinde bu zata “Pindârî” denilme sebebinin, elbisesinin nezafetinden ileri geldiğini ve lakap olmadığını söylemektedir. BK, I/83
AHMED DEDE Bursa Mevlevî şeyhi Ataullah Dede’nin oğlu olup üç sene şeyhlik yapmış, 1802’de ölmüş ve Mev-levîhane’deki türbeye gömülmüştür. Nazik, zarif ve alim bir zat idi. BK, I/91
AHMED DEDE Bursa mimarbaşısı iken 1061/1650’de azledilmiştir (BS. 329/ 96, 275/75). BK, I/76
AHMED EFENDİ Muallimzâde Şeyh Mus-lihuddin Efendi’nin oğludur. 1504’te doğmuştur. Birçok müderrisliklerde bulunduktan sonra Bursa kadısı, Anadolu ve sonra Rumeli kazaskeri olmuş ve 70 yaşında olduğu hâlde 980/ 1572’de ansızın İstanbul’da vefat eylemiş ve cenazesi Bursa’ya getirilerek Zeynîler’de babasının yanına defne-dilmiştir. Alim ve fazıl bir zat idi. Fıkıh ilminde emsalsizdi. Zeynîler Camii’ni tevsîan inşa ve orada bir medrese bina eylemiş ve bunlara akar olmak üzere yine o civarda Çiftekadı Hamamı bina ve vakfeylemiştir (G. 300; ŞN. II/236). Aksu köyünde bir mektep ve zaviye inşa eylemiş ve Zeynîler mahallesindeki 10 odayı vakfeylemiştir (BS. 338/ 75). BK, I/69
AHMED EFENDİ “Şakkulkamer” namıyla maruftu. Sultaniye Medresesi’nde müderrislik yapmıştır. XVI. asır ulemasın-dandır. Emir Sultan’a defnedilmiştir (G. 284). BK, I/66
AHMED EFENDİ Mehmed’in oğludur. Cerrahtır. 919/1513’te Tayyib Hoca mahallesinde vefat eylemiştir (BS. 25/ 48). BK, I/67
AHMED EFENDİ “İmamzâde” diye meşhurdur. Molla Arab’ın kardeşi Mahmud Efendi’nin oğludur. Babası, İstanbul’da Fatih Camii’nin imamı olduğundan oğlunu okutmuş, İstanbul ve Bursa’da birçok medreselerde müderrislik yapmıştır. 977/1569’da vefat etmiş ve Zeynîler’e defnedilmiştir. Birçok Arapça eserleri olduğu gibi, Arapça Âl-i
Selçuk Tarihi’ni yazmıştır. Türk ve Arap edebiyatına hakkıyla vâkıf idi. Hüsrev ü Şirin ve Şah ü Geda namında iki manzumesi vardır. Eserleri tab’ edilmemiştir (G. 305; OM. III/10). Birçok eserleri vardır (ŞN. I/179). BK, I/68
AHMED EFENDİ Bursalıdır. Müderristir. 1027/1618 Ramazanında vefat eylemiştir (SO. I/209). BK, I/72
AHMED EFENDİ Dizdarzâde’dir. Halvetî şeyhi Eyüb Efendi’nin 1620’de vefatı üzerine bu zaviyeye şeyh olmuştur. Daha sonra, 1038/1628’de vefat eden Üsküdar’daki Hüdâyî Mahmud Efen-di’nin yerine şeyh olunca Eyüb Efendi Tekkesi’ni, pirdaşlarından Abdurrahim Efendi’ye terk ederek Üsküdar’a gitmiştir. BK, I/74
AHMED EFENDİ Gökderelizâde’dir. Bur-sa’da doğmuştur. Tahsil-i ilim ederek Bursa’da birçok medreselerde müderrislik yapmış ve Trablusşam, Kayseri kadılıklarında bulunmuştur. 1044/ 1634 Zilkadesinde Murtaza Paşa’nın, “zahire tedarikinde ihmali ve tekâsülü vardır” diye inhası üzerine, IV. Murad tarafından Kayseri’de idam edilmiştir. Alim ve fazıl bir zat idi (G. 341; BS. 245/16). BK, I/73
AHMED EFENDİ Şeyh Ali Efendi’nin oğludur. Müderris idi. 1047/1638’de Enarlı mahallesinde vefat eylemiştir. Mülayim ve Belkıs isminde iki karısı, Yahya ve Ayşe adında iki çocuğu vardı. Birçok kıymetli kitapları ve 10.708 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 250/ 119). BK, I/74
AHMED EFENDİ Mehmed Çavuş’un oğludur. “Adanalızâde” diye meşhurdur. İbrahim Paşa mahallesinde 1056/ 1646 Recebinde vefat eylemiştir. Carullah oğlu Abdüllâtif Efendi’nin kızı Şerife Saliha Hatun ile evlenmiştir. Oğulları, Osman ve Mehmed’dir. Ken-
disi ve kardeşi Mehmed Efendi müderristi. Pek nadir ve nefis kitapları vardı (BS. 273/23). 94.400 akçe muhallefatı kalmıştır. BK, I/75
AHMED EFENDİ “Kilimî” diye meşhurdur. Ankaralıdır. Bazı medreselerde sabahlara kadar uykusuz kalarak derslerine çalışmış ve Kasım Subaşı Zaviyesi şeyhi Abdülgani Efendi’nin irşadıyla tarikata intisab ederek evvelâ dervişi ve sonra da damadı olmuştur. Abdül-gani Efendi’nin vefatında yerine şeyh olmuş ve daima insanlardan uzaklaşmış, münzevî bir hayat geçirmiştir. Herkesle görüşmekten çekinirdi. 1057/ 1647’de Ramazanın son günü vefat eylemiş ve bayram günü, hem şeyhi ve hem kayınbabası olan Abdül-gani Efendi’nin yanına, zaviyeye def-nedilmişti (G. 183). BK, I/75
AHMED EFENDİ Alâiyelidir. “Manav” namıyla maruftur. Birçok müderrisliklerde bulunduktan sonra 1067/1656 Zilkadesinin ikinci Pazartesi günü vefat etmiş ve Mahkeme mahallesinde, İbrahim Paşa Camii karşısındaki muallim-haneye defnedilmiştir. Halk ile ihtilât-tan çekilerek, gece ve gündüz ders ve ibadetle ömrünü geçirmiş ve evi dâru’l-ilim (ilim evi) demekle şöhret bulmuştur (G. 357). BK, I/76
AHMED EFENDİ Hatibzâde’dir. Birçok seneler Bursa’da müderrislik yapmıştır. 1073/1662’de vefat etmiş ve Pı-narbaşı’na gömülmüştür. Alimlerimiz-dendir (G. 329). BK, I/77
AHMED EFENDİ Menteşzâde’dir. Kadılık yapmıştır. 1073/1662’de vefat eylemiştir. Bursalıdır. (SO. I/220). BK, I/77
AHMED EFENDİ İbrahim’in oğludur. 1076/1665’te Bursa’da başhekim idi (BS. 323/17). Alim ve hâzık idi. BK, I/77
AHMED EFENDİ İsa Bey mahallesinden Mustafa Efendi’nin oğludur. Girit’te kadı iken ansızın vefat eylemiştir. Zevcesi Mustafa kızı Fatma ile oğlu Ab-dülgani Bursa’da idiler. 1081/ 1670’te öldüğü Bursa’da haber alınmıştır (BS. 296/54). BK, I/77
AHMED EFENDİ Bursalıdır. Müderristir. Süzenkefen mahallesinde 1082/1671’-de vefat eylemiştir. Karısı Ali kızı Üm-mühan ve kızı Şerife Fatma’dır (BS. 296/87). BK, I/77
AHMED EFENDİ Kızıklı Mehmed Efen-di’nin oğludur. “Kızıklızâde” diye meşhurdur. Tahsilden sonra birçok medreselerde müderrislik ve Tokat’ta kadılık yapmıştır. 1089/1678’de ölmüş ve Kızık köyüne gömülmüştür (G. 377). BK, I/78
AHMED EFENDİ
AHMED EFENDİ Saçları uzun olduğundan “Kîsûdâr” diye şöhret bulmuştur. Edirne civarında doğmuştur. İstanbul’da mevâlîden Bâkîzâde Efendi’den tahsil-i ilm ü kemâl ettikten sonra bir müddet kadılıklarda bulunmuştur. Dervişliğe başlamış ve kendi ifadesine göre gençliğinde güzel bir çocuğa âşık olmuş ve onun aşkından perişan bir hâlde sokak sokak dolaşmakta iken karşısında üstü başı yırtık dev gibi suratsız bir zenciye rast gelmiş ve kendisine bir elma vererek yemesi için icbar eylemiş ve elmayı yedikten sonra 17 gün kadar bir şaşkınlık devresi geçirip bu aşk ve alâkadan kurtulmuştur. İstanbul’da Tophane’de Kadirî şeyhlerinden Şerif Efendi’den inabet aldıktan sonra Bursa’ya gelmiş ve Bursa’da Kasaplar Tekkesi’nde senelerce şeyhlik yaptıktan sonra 1086/1675’te vefat etmiş ve Karagüllü mezarlığına defne-dilmiştir. Hoş tabiatlı, halim ve selim idi. Birçok şiirleri vardır (G. 149). BK, I/78
AHMED EFENDİ Hacı Mustafa’nın oğludur. Taşkın mahallesi imamıdır. Ahâli,
camiye devam etmediği, ancak ayda bir defa camiye geldiği, genç kadınlarla düşüp kalktığı, bunlarla işret eylediği ve ahlâksız olduğundan bahisle arkasında namaz kılmaya istikrah eylediklerini hâkime şikâyet eylediklerinden imamlıktan azledilmiştir (1088/1677) (BS. 355/32). BK, I/78
AHMED EFENDİ Diyarbakırlıdır. Bâbıâli ricalinden olup H. 1099’da Almanya’ya görevli olarak gönderilmek istenmiş ise de kabul etmeyip istifa eylediğinden Bursa’ya nefy edilmiş ve Bursa’da katledilmiştir (SO. I/225). BK, I/80
AHMED EFENDİ Atpazarlıdır. Manisa müderris ve müftüsü Abdülbâkî Efen-di’nin oğludur. Tahsilden sonra İstanbul, Bursa medreselerinde müderrislik yapmış ve Medine’ye kadı tayin edilmiştir. Bursa’ya kadı tayin olunup gelmiş ve üç gün sonra da vefat eylemiştir. 1103/1691 Muharreminde Emir Sultan’ın batı tarafında halifelerin yanına gömülmüştür. Alim, fazıl, temiz itikadlı idi (G. 402). BK, I/81
AHMED EFENDİ Süzenkefen mahallesinden Mehmed Efendi’nin oğludur. 1116/1704’te vefat etmiş ve çok kıymetli kitapları Ulucami’de 21.999 akçeye satılmıştır (BS. 1116/48). BK, I/82
AHMED EFENDİ Yusuf oğlu Mahmud’un oğludur. Bursalıdır. 1709’da Bursa’da ölmüş ve karısı Mustafa kızı Hatice ile kızı Safiye kalmıştır. Pek nefis ve kıymetli kitapları vardı. 26.809 akçelik muhallefatı kalmıştır (BS. 371/10). BK, I/84
AHMED EFENDİ “Fındık Emir” diye maruftur. Bursalıdır. Birçok müderrisliklerde bulunmuş ve Bosna kadılığına tayin edilmiştir. 1719’da vefat eylemiştir. Oğlu Mustafa Efendi’dir (SO. I/ 240). BK, I/84
AHMED EFENDİ Abdullah’ın oğlu Ruhi-zâde Mehmed Efendi’nin oğludur. 1750’de Zindankapı mahallesinde ölmüştür. Oğulları İmam Mehmed Efendi ile Molla Halid ve kızı Hatice’dir. 222.350 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 388/33). BK, I/85
AHMED EFENDİ Hamza Bey mahallesi imamıdır. Evinin şehir kenarında olmasından istifade ederek yol kesen ve hırsızlık eden eşkıyayı evinde muhafaza etmiştir. Ayrıca şehirde olan müze-vir ve şerir kimselere önayak olarak Bursalılara her türlü zararları yapmakta olduğundan bu şakî hakkında esaslı tahkikat yapılması ferman buyurul-muştur. Bunun üzerine Bursa’daki ulema, sulehâ ve şeyhler mahkemeye davet edilip bu imamın fena hâlleri incelenmiş; cümlesi, onun ahlâksız, muzır ve eşkıyaya yataklık ve elebaşılık yapmakta olduğunu söylemiştir. Bu esnada, 1180/1766 Rebiulâhiri ortalarında, Seddülbahir kalesinde kalebend edilmek üzere hapsedilen Atranoslu Yazıcıoğlu Zor Ağa ile arkadaşı Abdullah’ı hapisten kurtarmak için üç-beş yüz kişi toplayarak: “Abdullah’a ben kefilim, hapisten çıkarmazsanız bir fesad olur” demiş ve iki gün sonra, topladığı adamlarla Seddülbahir kalesine götürmek üzere mübaşir gelmişken Zor Ağa’yı dahi tahliye ettirmiştir. Hükûmete karşı zorlama hareketlerinde bulunduğundan, Bursa’nın bu gibi rezil adamlardan temizlenmesi için Girit’teki Resmo kalesine kalebend edilmesi ve Bursa ahâlisinin arz ve mahzarı olmadıkça ıtlak olunmaması, Bursa nâibi Mevlânâ Ahmed Münib Efendi tarafından divan-ı hümâyuna arz edildiğinde, Resmo kalesine îsal ve kalebend edilmesi emredilmiştir (BS. 1179/50,52). BK, I/87
AHMED EFENDİ Tavşanlılıdır. Dâye Hatun Camii imamıdır. Üryânî Efen-di’den ders almış, mezun olmuş ve Enarlı şeyhi Sadri Efendi’ye damat
olmuştur. Zamanının birinci sınıf ule-masındandır. 1776’da ölmüş ve Dâye Hatun Camii yakınına gömülmüştür. BK, I/88
AHMED EFENDİ Bursa kalemi halifesidir. İstanbul’da oturduğu Fındıklı mahallesi ahâlisi, kendilerine ağır küfürlerde bulunduğundan bahisle, rikâb-ı hümayuna şikâyette bulunmuş ve mahalleden ihracını istemişlerdi. Te’dîbi lâzım gelmekle -halifeliğine zarar gelmemek üzere- görevin vekâletle idaresine ve sâirlerine ibret için kendisinin Bursa’ya nefy ve iclâsına emir verilmiş ve 1776’da Bursa’ya sevk edilmişti. Hâli perişan olduğundan, verdiği bir istidâ ile merhameten affını istemiş, bunun üzerine Fındıklı’daki sahilha-nesine gitmeyip İstanbul’daki evinde oturmak şartıyla cürmü affedilmiştir (BS. 382/55,76). BK, I/89
AHMED EFENDİ Şeyhtir. Alimdir. “Kü-tükçü” diye meşhurdur. Ahmed Gazzî’-den icazet almıştır. 1777’de vefat etmiş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. Evinde oturduğu odaya birçok kütük koyar, bunların her birine şeriklerinden birinin adını verir, talim için bunlara ders anlatır ve kütüklere verdiği isimlerle hitap da ederdi. Bu suretle kemâl mertebesine varmış bir alimdi (SO. I/247). BK, I/89
AHMED EFENDİ Bursalıdır. Müezzin-zâde’dir. Kadirî tarikatından, Eşref-oğulları meşâyihinden İznikli Şeyh Ahmed Hamdi hulefasındandır. Uzun müddet Emir Sultan Camii hatibliğinde bulunmuş, 1790’da vefat etmiş ve Hamza Bey mezarlığına gömülmüştür. Fazıl ve arif bir zattır. Tasavvufa ait Türkçe dört telîfi vardır. Bazı kitapları da ihtisar eylemiştir. Eserleri basıl-mamıştır (OM. I/163). BK, I/90
AHMED EFENDİ Sûfîzâde’dir. Şeyh Ahmed Gazzî bendelerindendir. Ahlâkı temiz, alim ve duası kabul olunur mü-
barek bir zat idi. 1802’de ölmüştür. Emir Sultan’da selvi altında medfundur. BK, I/91
AHMED EFENDİ Edirnelidir. Kabulî Efendi’nin oğludur. Edirne’de müderris ve mahkemede başkâtip iken kendi hâlinde olmayıp bin müşkilât ile lağvedilen yeniçeri ocağına taraftarlık etmekteydi. Fesadçılıkta bulunduğu haber alındığından 1827’de Bursa’ya nefy edilmiş ve bir sene sonra da affolun-muştur. BK, I/92
AHMED EFENDİ Bursa hanedanından Şerif Ağazâde’dir. Eminiye Tekkesi şeyhi Mehmed Emin Âgâh Efendi’nin kızı Şerife Necibe Hanım ile evlenmiş ve Mehmed Emin, Mustafa Refik adında iki oğlu olmuştur. 1831’de ölmüş ve Habiboğlu mahallesinde Eminiye Tekkesi civarındaki mektebe gömülmüştür. BK, I/93
AHMED EFENDİ Bursa hanedanından-dır. “Kazan Asmazzâde” diye meşhurdur. Bursa’nın Dere köyünde mutasarrıf olduğu çiftliğini satıp 1845 tarihinde borçlarını ödemiştir. BK, I/93
AHMED EFENDİ (Hacı) Yağcızâde Mustafa Efendi’nin oğludur. Emir Sultan şeyhi Reşid Efendi’nin damadı olduğundan 1810’da Emir Sultan Zaviyesi’ne şeyh olmuştur. Nakşibendî şeyhlerinden Şeyh Mehmed Emin Efendi’den icazet almış, 1845’te ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Alim, fazıl bir zat idi. BK, I/93
AHMED EFENDİ (Hacı) Tırnova muhacirlerinden Hacı Abdullah Ağa’nın oğludur. Hayır sahiplerindendi. Bursa’da Selimiye mahallesinde minareli bir cami yaptırmış, 22 Eylül 1893 Cuma günü mevlid okunarak açılış töreni yapılmıştır. BK, I/94
AHMED EFENDİ (Hacı)
AHMED EFENDİ (Hacı) Dağıstanlıdır. Alim ve fazıl bir zattır. Maksem civa-
12 Yağcızâde Ahmed Efendi’nin kabir taşı
rında Kademeri Mescidi’nin bulunduğu sokağın nihayetinde bir Nakşibendî Tekkesi bina eylemişti. Sultan Hamid tarafından Bursa’dan Trablusgarp’a nefy edilmiş ve 1905’te tekkesi medreseye çevrilerek Hamidiye Medresesi ismini almıştır. Menfâsından geldikten birkaç sene sonra ölmüştür. BK, I/95
AHMED EFENDİ (Mevlânâ) Rumeli kazaskeri Abdülkerim Mehmed Efen-di’nin oğludur. Koca Efendi’nin sülâle-sindendir. Evlâda meşrut olan Koca Efendi’nin, Arslaniye medreseleri tevliyetine 1024/1616’da tayin edilmiştir (BS. 225/124). BK, I/71
AHMED EFENDİ (Seyyid) Şeyhulislâm Feyzullah Efendi’nin oğludur. Birçok müderrisliklerde, İzmir ve Bursa kadılıklarında bulunmuş ve bir müddet de Bursa’ya nefy edilmiştir. 1028/ 1619’-da vefat eylemiştir (G. 426). BK, I/72
AHMED EFENDİ (Seyyid) İştiblizâde’dir. Halvetî şeyhlerinden Mustafa Efen-di’nin oğludur. İştib’de doğmuştur. Tahsilden sonra babasıyla Bursa’ya gelmiş, Karakedi Camii’nde babası şeyh olmuş ve Ahmed Efendi’nin vefatında onun yerine geçmişti. 1070/ 1659’da zatülcenp hastalığından vefat eylemiş ve bu camiye gömülmüştür (G.161). Alim bir şeyhti. BK, I/76
AHMED EFENDİ (Seyyid) Seyyid Ali’nin oğludur. Bursa’da doğmuştur. “Zübab” (sinek) namıyla maruftur. Padişahın imamı Yusuf Efendi’den ders almış, Bursa ve İznik’te müderrisliklerde bulunduktan sonra 1095/1683’te ölmüş ve Deveciler mezarlığında yol kenarına gömülmüştür. Tabiatı ve meşrebi daima değişir, kalbi saf bir zat idi. Kendisi şair olup “Seydî” mahlasını kullanırdı (G. 393; SO. I/224). BK, I/80
AHMED EFENDİ (Seyyid) Vânî Mehmed Efendizâde’dir. Erzurum’da doğmuştur. Babasıyla Edirne’ye gelerek Şey-
hulislâm Ali Efendi’den ders almış ve Bursa’daki Yıldırım Medresesi’ne müderris olmuştur. Kudüs ve Mekke kadılığı payesi ile Kite ve Marmara kazaları arpalık olarak verilmiştir. 1703’te Edirne vakası sırasında -ahali kendilerinden hoşnut olmadığı ve kalpleri dahi kırıldığından- kardeşi Selman Efendi ile ikisi bağlanarak Gelibolu’ya, oradan da Burgus kasabasına sevk edilmiş ve yolda İstanbul askerine rastlamışlardı. 9.7.1703’te Babaeski kasabasından geçerken araba içinde tüfenk kurşunuyla eşkıya tarafından vurulup katledildi. Babaeski’ye gömüldü (G. 409). BK, I/82
AHMED EFENDİ (Şeyh) Emir Sultan şeyhi Abdurrahman Efendi’nin oğludur. Tahsil-i ilim ettikten sonra, Tesel-ya Yenişehir’indeki Ömer Bey Ca-mii’nde vaizlik yapmış ve babasının vefatı üzerine Bursa’ya gelmiş, Emir Sultan’ın altıncı halifesi olarak seccadesine oturmuştur. Bir yumurta sarısıyla 24 saat vakit geçirir, gündüzleri oruç tutar, vaaz ve nasihat eder, geceleri de sabahlara kadar ibadet ve dua ile ömrünü geçirirdi. 935/1528 Cema-ziyelâhirinin 27. Pazartesi gecesi vefat eylemiş ve caminin batı tarafındaki şeyhlerin medfun bulunduğu mezarların yanına gömülmüştür. Zahirî ilimlerde yed-i tûlâ sahibi ve diğer ilimlerde de bir tane idi. Tefsir, hadis, fıkıh kitaplarında gördüğü noksanları kendi kalemiyle haşiyelendirmiştir. Çok temiz ahlâklı bir zat idi (G. 86). Müfessir ve muhaddis idi. BK, I/66
AHMED EFENDİ (Şeyh) Bursalı, Nakşibendî şeyhlerinden Mehmed Efen-di’nin oğludur. Ulucami’ye vaiz ve hatib olmuş, hayatını vaaz ve nasihatle geçirmiştir. 1017/1603 Ramazanının 16. günü vefat etmiş ve Emir Sultan’a defnedilmiştir. Alim ve fazıl bir zatttı. Cuma günleri namazdan sonra mihraptan kürsüye giderken bütün cemaat tâzimen ellerini öperlerdi. Evi alim ve
zarif kimselerin toplantı yeri idi (G. 195). BK, I/71
AHMED EFENDİ (Şeyh) Usturumca’da dünyaya gelmiştir. İlim ve kemâlât tahsil eyledikten sonra Kadirî şeyhlerinden Şeyh İsmail Rumî Efendi’ye intisab ederek onun uğrunda, onun yolunda hayatını vakf ve feda eylemiştir. İsmail Rumî tarafından Bursa’ya gönderilmiş ve Bursa’da mürur-i zamanla harap olan Ali Paşa Hamamı’nı vakıftan satın alarak oraya bir zaviye bina eylemiştir. 1051/1641’de taundan vefat etmiş ve tekkesinin mihrabı önünde defnedilmiştir. Sofu, temiz, itikadı sağlam ve saf kalpli bir zat idi (G. 148). Tekkesi, Kadirî tekkesi idi. BK, I/74
AHMED EFENDİ (Şeyh) Müezzinzâde’dir. Tahsil-i ilim eyledikten sonra Ulu-cami’de imam ve hatib olmuştur. Güzel söz söylerdi. Şirin ve ahenkli bir sesi vardı. İlmi çok ziyade idi. Zamanındaki müfessirlerin ve hatiblerin her birisinden üstün idi. Kanaatkâr olup bütün hayatını tahsil ve tedrise, va’z u nasihate ve mütalaaya hasreylemiştir. 1054/ 1644’te vefat etti ve Hacılar mahallesindeki mektebe defnedildi. Şiirde “Kâniî” mahlasını kullanırdı. Arapça-dan birkaç eser Türkçeye tercüme eylemiştir. Manisa Akhisar’ında ve İstanbul’daki Esad Efendi kütüphanelerinde birkaç eseri vardır. Divançesi de vardır. Alim, fazıl, arif ve şair bir zat idi (G. 203; OM. II/387). BK, I/75
AHMED EFENDİ (Şeyh) “Kâlibî” (Kalıpçı) diye şöhret bulmuştur. Cezayir ve Tunus taraflarında tahsilde iken fâiku’l-akran olmuş ve kendi elinin emeği ile geçinmek için kalıp yapmakla “Kâlibî” denilmiştir. Birçok yerlere seyahat eylemiş ve 1068/1657’de Celâlî Hasan vakası üzerine bu gâilenin def’i ricasıyla İstanbul’a gönderilen Fenarî Ahmed Paşa Zaviyesi şeyhi Muslu Çelebi’nin, yolda Esterli adasında, eşkıya tarafın-
dan şehit edilmesi üzerine yerine şeyh olan Mehmed Çelebi çok küçük olduğundan onun yerine vekil tayin edildi. Bu tarikata girenlere vaaz ve nasihat ile ömür geçirmiştir. 1077/1666’da vefat etti ve Ahmed Paşa Camii’ne gömüldü. İlim ve irfan sahibi bir zat idi (SO. III/67; G. 124). BK, I/77
AHMED EFENDİ (Şeyh)
AHMED EFENDİ (Şeyh) Şemlelizâde’dir. Bursalıdır. Tahsil için Mısır’a gitmiş, Muhyîzâde Hasan Efendi’den ders almış ve Kahire’de Gülşenî Tekkesi’nde misafir kalarak bu tarikata girmiştir. Şeyhinden izin aldıktan sonra Bursa’ya gelmiş ve Ulucami avlusundaki Şey-hulislâm Kara Çelebizâde Abdülaziz Efendi Mektebi’ne muallim olmuştur. Bursa’nın kuzeyinde Ali Mest Zaviye-si’nde oturmakta iken 1089/1678 Cemaziyelevvelinde vefat etmiş ve Ali Mest Zaviyesi’ne defnedilmiştir. Akranına fâik derecede zeki, Türk ve İran edebiyatına hakkıyla vâkıf idi. Gül-şeniye isminde Türkçe bir eseri, ayrıca İbrahim Gülşenî’nin menakıbını hâvî diğer bir eseri vardır. Şiirde “Rindî” mahlasını kullanırdı. Aynı zamanda tâlik ve şikeste yazılarında mahir bir hattat idi. İki defa altı ciltlik Mesnevî-i Şerif yazmıştır (G. 153; SO. I/222; OM. I/97). Bugün bu kıymetli şair ve hattatın kabri kayıp olmuştur. BK, I/79
AHMED EFENDİ (Şeyh) Eşrefzâde Şeyh Hamdi Efendi’nin oğludur. Pazarköyü Eşrefî şeyhi olmuş ise de iki sene sonra, 1694’te vefat etmiş ve İznik’te, Ab-durrahim Tirsî Türbesi’ne defnedilmiş-tir. BK, I/81
AHMED EFENDİ (Şeyh) “Karabaş” namıyla maruftur. İnegöl’ün Bilâl köyün-dendir. Karabaş Süleyman Efendi’nin halifesidir. Bursa’da, Attar Hüsam mahallesi mescidinde halkı doğru yola sevk etmekle ömrünü geçirmiştir. 1699’da ölmüş ve Yeniyer mezarlığına gömülmüştür. BK, I/82
13 1328 tarihli talik “Yâ Hazret-i Sultan Cünunî” hattı
AHMED EFENDİ (Şeyh) Hacı Yusuf’un oğludur. “Cünûnî” diye şöhret bulmuştur. Larende’de doğmuştur. Mevlevî tarikatına girmiş ve Bağdad Mevlevî-hanesi’nde mesnevihan olmuştur. Konya’ya geldiğinde, Hz. Mevlânâ’nın âsitâ-nesinde şeyh olan Mevlânâzâde Ebubekir Çelebi Efendi, Cünûnî Dede’yi Bur-sa’ya göndermiştir. Bursa’da bir müddet Setbaşı’nda, İstanbul’da da Eyüp’te bulunan Şeyh Yakub Efendi Zaviye-si’nde âyin icra ettirmiştir. Hayır sahibi bir kadın ile Şerbetçi Hacı Mehmed ve bazı ahbabları, mülk evlerini Cünûnî Efendi’ye hediye etmişler, o da bu evlerin yerinde -şimdiki mevlevîhanenin olduğu yerde- mevlevîhane inşaatına başlamış ve mevlevîhaneyi ikmal eylemiştir. Bursa kadısı Örfîzâde Mustafa Efendi zamanında mahkeme kâtibi olan Baldırzâde Selisî Efendi vakfiyesini imlâ eylemiştir. Senelerce mesnevi-i şerif naklederek dervişlerin kalplerini ihyâ eylemiştir. 1030/1720 tarihinde vefat etmiş ve tekkeye defnedilmiştir. Alim, şair, ahlâk sahibi bir zat idi (G. 129; BS. 231/8). BK, I/73
AHMED EFENDİ (Şeyh) Bursalıdır. Muradiye mahallesinde doğmuştur. Budala Bey Tekkesi şeyhi Mermer Kafalı Abdülkerim Efendi’nin halifesi Şeyh İsmail Efendi’ye intisab eylemiş ve Safa Dede’den mahlul Bahri Dede Zaviye-si’ne şeyh olmuştur. 1748’de ölmüş ve türbeye gömülmüştür. Cahil, okuyup yazması yoksa da temiz kalpli olup Yunus Emre, Kemâl Ümmî gibi bazı manzumeleri vardır. Kendisinden bazı acaip ve garip hâller sadır olmuştur. BK, I/85
AHMED EFENDİ (Şeyh) Nakşibendî şeyhidir. Zahirî ilimleri Şam’da, bâtınî ilimleri Hindistan’da Şah Mahmud’dan tahsil edip deniz gibi iki ilmi nefsinde toplamıştı. Pınarbaşı’nda, “Gâr-ı Âşı-kân”da talipleri irşat eden bir veliyy-i kâmildi. 1766’da vefat etmiş ve Pınar-başı’nda, Düsturhan Türbesi’ne gömülmüştür. BK, I/88
AHMED EFENDİ (Şeyh) Konyalı Şeyh Ali Efendi’nin oğludur. 1771’de babası ölünce Hamam Tekke’ye vekâleten şeyh olmuş, Eşrefî âyini üzere Kadirî tarikatı erkânını ifa eylemiştir. 1808’de ölmüş ve Ali Paşa Camii haziresine gömülmüştür. BK I/92
AHMED EFENDİ (Şeyh) 1776’da Cizye-darzâde Tekkesi şeyhliğine tayin edilen Murad Efendi pek küçük olduğundan Ahmed Efendi vekil tayin edilmiş ve aynı zamanda bu çocuğun anasını da nikâh edip aldığından hem şeyhin vekili ve hem de üvey babası olmuştur. 14 sene sonra l789’da Murad Efendi şeyh olunca Ahmed Efendi de Münzevî Abdullah Efendi Tekkesi’ne şeyh tayin edilmiştir. BK, I/89
AHMED EFENDİ (Şeyh) Bursalı Hüseyin Efendi’nin oğludur. 1868’de Abdal Mehmed Zaviyesi’ne şeyh olmuş ve sonra da ölmüştür. Öldükten sonra yerine başka şeyh tayin edilmemiştir. BK, I/94
AHMED EFENDİ (Şeyh) Eşrefzâde damadı Şeyh Abdurrahim Tirsî’nin oğludur. Hayatı, İznik’te ilim ve fazilet neşriyle geçmiştir. İznik gölü kenarındaki Boyalıca köyünde bir hamam bina edip hasılatından, günde bir akçesini İznik’teki Eşrefzâde Camii imamına ve mütebâkîsini hamamın tamirine şart eylemiştir. Kanunî zamanında yaşamıştır. BK, I/97
AHMED FAİK BEY MEDRESESİ İstasyona giden yolun batısında ve Hal’in güneyinde idi. Hasan Paşa Camii’nin karşı-
sına tesadüf ediyordu. Bursa eşrafından Faik Bey, 1900’de yeniden bina ettirmiş ve idaresi için birçok vakıflar bırakmıştır. BK, I/95
AHMED FAİK EFENDİ Cizyedarzâdeler-den Bahaeddin Efendi oğlu Rakım Efendi’nin oğludur. Müderristir. 1865’-te Selanik mollası idi. Birkaç sene sonra da ölmüştür (SO. II/115). BK, I/94, II/106
AHMED FAKİH Bursalıdır. Oğlu, Hacı Mehmed’in oğlu Mevlânâ Hüsameddin Hasan 906/1500’de Bursa’da müderris idi (BS. 11/283). BK, I/62
AHMED GAZZÎ (Şeyh) Kudüs’ün Gazze kasabasından İsa oğlu Müferrec’in oğlu olup 1643’te dünyaya gelmiştir. Tahsilden sonra Mısır’a gitmiş ve Câmiü’l-Ezher’de 30 sene ilim neşretmiştir. Oradaki muhaddislere reis olmuştur. 18 defa Hicaz’a gitmiştir. Bursa’ya gelerek Mısrî Niyazî Hazretlerinden halifelik almış, 1696’da Bursa’da bir büyük tekke inşa ettirmiştir. Bu tekkede 40 sene oturup hiçbir defa dışarı çıkmamıştır. Beş defa Kur’ân’ı tedris ile tefsir eylemiştir. İçi ve dışı mamur olup Bur-sa’nın kutbu idi. Pek çok harikulâde işleri görülmüştür 1150 H. Şevvalinin 6. günü, yani 6. 12. 1738’de ölmüş ve tekkesine gömülmüştür. 95 sene mes’-ud bir ömür geçirmiştir. BK, I/84
AHMED GEYLÂNÎ EFENDİ (Seyyid) Kay-seri’de müderris iken Bursa’da Orhan müderrisliğine tayin edilmişti ve sonra Yıldırım ve Emir Sultan müderrisliklerinde bulunmuştur. 1082/1671 Şabanında vefat etmiş, Emir Sultan’a gömülmüştür. İbadet ve dersle meşgul alim bir zat idi (G. 370). BK, I/78
AHMED HAMDİ EFENDİ Bursalıdır. Şairdir. 1925’te ölmüş ve Edirnekapı mezarlığına gömülmüştür. BK, I/95
AHMED HAMDİ PAŞA 1894’te ölmüş ve Mevlûdî Süleyman Efendi civarına gömülmüştür. BK, I/95
14 Ahmed Gazzî Dergâhı vakfiyesinin ilk sayfası
AHMED HASİB EFENDİ Üftade Tekkesi şeyhi Mustafa Efendi’nin oğludur. 1746’da doğmuş ve babasının vefatı üzerine şeyh olmuştur. Tahsili baba-sındandır. Evvelâ, Seyyid Nasır Türbe-si’ne türbedar, sonra da şeyh olmuştur. Türbeyi tamir ve orada küçük bir kasır bina eylemiştir. 1808’de ölmüş, vefatıyla Üftade sülâlesinin erkek evlâdı sona ermiştir. Alim, fazıl ve her fende bir tane idi. Güzel ahlâkı herkesi kendine meftun ederdi. Sözleri nazik ve kibar idi. Her zaman Hz. Muhammed’in ahlâkıyla amel etmiştir. Oturması, yürümesi çok edîbâne idi. Meclislerinde lüzumsuz ve istifade edilmeyecek hiçbir söz kullanmazdı. BK, I/92
AHMED HAYRİ EFENDİ
AHMED HAYRİ EFENDİ Bk. Hayreddin (Halife).
AHMED İLÂHÎ (Şeyh) Nakşibendî tarika-tındandır. Fatih zamanında Buhara’dan Bursa’ya geldi. Defterdar Derviş Efendi, Eski Kaplıca yolunda, Mevlûdî Süleyman Çelebi kabri yanında, Yoğurtlu Baba Zaviyesi civarına bu zat için bir zaviye ve cami yaptı. Tasarrufunu bu şeyhe vakfeyledi. Burada halka vaaz ve nasihatle ömrünü geçirdi. Vefatında oraya defnedildi. Fatih namına bir kitap telîf eylemiştir. Şair ve edîb bir zattır (G. 143). BK, I/56
1465’te Eski Kaplıca civarında bir yer satın alarak orada bir zaviye ihdas eylemiş ve kendisine Şeyh İlâhî, evlâd ve ahfadına da “İlâhîzâdeler” denmiştir. BK, II/317.
Sicillerde bu aileye dair şu kayıtlar vardır: BS. 92/57, 173/152, 180/233, 190/136, 193/35, 234/113, 243/1, 247/4, 326/48.
Hacı Paşa adında bir zat İlâhîzâde evlâdlarının oturması için, 1590’da Kale-i Umur Bey mahallesinde bir evi bunlara vakfeylemiştir (BS. 178/68). BK, II/317
AHMED İLÂHÎ (Şeyh)
AHMED İLÂHİ ZAVİYESİ İlâhî Ahmed Efendi, Eski Kaplıca yolunda Yoğurtlu Baba Zaviyesi civarında bir zaviye bina ederek ahâliyi irşada başlamıştır. 1553’te defterdar olan Baba Nakkaş-zâde Derviş Çelebi (Derviş Çelebi 1553’te ve 1560’ta iki defa defterdar
olmuştur. Şeyh Baba Nakkaşzâde’dir. Evvelâ Hadım köyü civarında Baba Nakkaş köyünde ziraatıyla meşgul iken Kanunî Sultan Süleyman o taraflara ava gittikçe görüşmüşler, iltifata mazhar olarak İstanbul’a alarak defter emini, Anadolu ve başdefterdar olmuştur. 1560’ta ölmüştür. Alim ve fakih, doğru bir zat idi. Bk. SO. II/328) bu zaviyeyi esasından tamir ve bir de cami ilâve etmiştir (BS.116/120). Bu zaviyeye evlâdları senelerce tasarruf eylemişlerdi (BS. 235/142). Bu sülâleden Şeyh Yakub oğlu Muhyiddin Mehmed Çelebi, 26.7.1572 tarihli vakfiyesiyle, birçok musakkafat ve arazi vakfeylemiştir (BS. 126/174). Ayrıca bk. Yoğurtlu Baba Zaviyesi. BK, II/317
AHMED MUHTAR EFENDİ İshak Efendi-zâde’dir. Mekke kadısı iken rikâb-ı hümayuna arzıhâl vermek suretiyle padişahın rızası hilâfında hareket eylediğinden, emsalini korkutmak ve kendisini cezalandırmak için 1791’de Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 1206/10). BK, I/90
AHMED MÜNİR PAŞA Bk. Münir Ahmed Paşa.
AHMED NAZİF İstanbul’da talebe-i ulûmdan ve mülâzimler zümresinden iken karısı Gürcü Hatice ile beraber
komşuları Şerife Safiye’nin küçük oğlu Mustafa’yı kandırarak 30 gün saklamış ve elbisesini değiştirerek gemiye bindirip esir diye satarken yakalanmıştır. Öteden beri meşhur hırsızlardan olduğunu şahitler söylediğinden te’dîbinin sevap olacağı düşünülmüş ve mülâze-met kaydı, şeyhulislâmın işaret-i aliy-yeleriyle mülâzimler (mülâzim, medresede tahsilini bitirdikten sonra müderris veyahut kadı olmak hakkını kazanan kimselere denir. Şeyhulislâ-mın padişaha yazdığı kağıtlara “işaret-i aliyye” denilir) defterinden silinmiştir. Bir daha İstanbul’a gelmemek şartıyla konulduğu zindandan çıkarılarak Bur-sa’ya nefy edilmiştir (BS. 1179/58). BK, I/87
AHMED NECİB EFENDİ “Kâtibzâde” demekle maruftur. Yıldırım hatibi iken 1832’de ölmüş ve Habiboğlu mahallesindeki mektebe gömülmüştür (MİB. 33). BK, I/93
AHMED PAŞA
AHMED PAŞA Meşhur Bedreddin Sima-vî’nin oğludur. 832/1430’da vefat etmiş ve Yerkapı civarındaki Kasapbaşı mezarlığına defnedilmiştir (Mezar taşı Bursa Müzesi’ndedir) . BK, I/56
AHMED PAŞA Veliyyüddin Hüseynî’nin oğludur. Edirne’de doğmuştur. Çok zeki, alim, anlayışlı ve her şeyi kılı kırk yararcasına tedkik eylediğinden padişahın kapısı halkı tarafından “Sipahi müftüsü” diye şöhret almıştır. Babası Veliyyüddin, Fatih Sultan Mehmed’e hocalık yapmıştır. Hocasının ilmine hürmeten kendisine vezir edinmiştir. Babasından esaslı bir tahsil gördüğünden, babası gibi şair oluştur. Genç ve güzel yiğitlerle konuşmak ve onlarla düşüp kalkmak çok hoşuna giderdi. Bunlarla görüşmekten lezzet duyduğundan hiç evlenmemiş ve ömrünü bekârlıkla geçirmiştir. (Bir rivayette; “adem-i iktidara duçar olduğundan evlenmemiştir” veyahut “kadınları çok sevdiğinden ve aşırı derecede zampara olduğundan teehhül edememiştir”
15 Ahmed Paşa’nın türbesi
derler. Diğer bir rivayette de; “saray cariyelerinden Tûtî Kadın isminde birisini almış ve bundan bir de kızı olmuştur”). Vezir iken Fatih Sultan Mehmed’in, has haremine mahrem olan güzel oğlanlardan birisine âşık olmuş ve tecrübe için Ahmed Paşa hamamda yıkanırken, çocuğun saçlarını kazıtarak, susuzluğunu def’ için bir bardak soğuk bal şerbetini, bununla, tenha bulunan hamamda Ahmed Pa-şa’ya göndermiştir. Bu güzel oğlanın gönül açıcı yanaklarının gül yapraklarının gölgesindeki hâli görünce bi’l-bedahe:
Zülfün gidermiş ol sanem kâfirliğin komaz henüz
Zünnârını kesmiş velî dahi müselman olmamış
dediğini padişah haber alınca öldür-
mek için kaplıcaların odalarında hapsedilmesini emreylemiştir. İşin fena
16 Ahmed Paşa
Türbesi’ndeki kitabe
17 Ahmed Paşa Medresesi’nin planı (Gabriel’den)
Kaplıcalara giden yolun kuzeyinde, sed üstündeki Geyikli Medrese denilen kendi yaptırdığı medrese civarındaki kârgir türbeye defnedilmiştir. Türbesinin kapısındaki Arapça altı mısralı tarih Eflâtunzâde Derviş Mehmed Efendi’nindir. “Göçdü meded şâir-i Rum” dahi vefat tarihidir.
neticeye varacağını anlayınca cürmünü af ricasıyla meşhur olan “Kerem” kasidesini yazıp göndermiştir. Kasidenin matlaı:
Bir gün yine Fatih Sultan Mehmed’le bir mesirede beraber gezinirken kendilerini takip eden ve bunun alâkası olduğu çocuk arkadan gelirken yere tükürmüş ve Ahmed Paşa bunu görünce hafiyyeten: “Yâ leytenî küntü türâbâ” deyince ve Fatih de bunun nüktesini anlayınca, zarif olan civana: “Ahmed ne söylüyor?” diye sordukta, Ahmed de: “Ve yekûlü’l-kâfiru yâ leytenî küntü türâbâ” (Nebe 78/40) demiştir.
Kul günah itse n’ola afv-ı şehinşâh kanı Tutalım iki elim kanda imiş kanı kerem.
Bunu üzerine Fatih, yanından uzaklaştırmış, vezirlikten azleylemiş, 30 akçe yevmiye ile Bursa’da Orhan Gazi İmareti’ne ve sonra da Emir Sultan vakfına mütevelli tayin eylemiştir. Daha sonra da Sultanönü, Ankara, Tire livaları mutasarrıflığına ve II. Bayezid devrinde de Bursa sancakbeyliğine tayin edilmiştir. Bayezid tarafından çok hürmet görmüştür. 902/1496 se-
18 Ahmed Paşa Medresesi nesinde vefat etmiş ve Muradiye’den
Bursa’da Mahmud oğlu Hamamcı Halil’in, mahkemeye gelerek: “Vezir Ahmed Paşa benden Hamza adındaki dellâk oğlanını satın almak istedikte, ‘Müdebberimdir, vermezem’ diye cevap verdim” dediği, 896/1491 Cumadel-ûlânın 9. günü mahkeme siciline kaydedilmiştir (BS. 8/52).
Bu gibi ahval-i hususiyesinden sarf-ı nazar edilirse Osmanlı şairlerinin serefrâzıdır. En evvel Türkçe şiirlere letâfet veren bu zattır (G. 446; SO. I/194; KA. 795). Sehî Tezkiresi’nde: “Bunun şiirinde olan selâset ve letâfet, o vakte kadar hiçbir şairin şiirinde görülmemiştir” denilmektedir. Kasidelerindeki tatlılık, güzellik, metanet çok ziyade idi. Fasih ve beliğ bir şairdir. “Emîr-i nazm” diye meşhurdu. Birçok şiirleri olduğu gibi “Leyla vü Mecnun” manzumesi ve ayrıca müretteb divanı vardır.
Çîn-i zülfün miske benzettim, hatasın bilmedim
Gey perişan söyledim bu yüz karasın bilmedim
Ben kara toprağ idim, can verdi
bûyundan sabâ
Hey ne cân-perver kıyamet dil-rubâsın
bilmedim
Kad kıyamet, gamze âfet, zülf fitne, hat
belâ
Ah kim ben hüsnünün bunca belâsın bilmedim.
Türbe ve medresesi harap olmuş ise de 967/1559’da esaslı bir surette 23.300 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 81/48). BK, I/59
AHMED PAŞA Bursalı Hacı Bostan’ın oğludur (899/1484) (BS. 4/43). BK, I/58
AHMED PAŞA Mevlânâ Ahmed Fena-rî’nin ahfadındandır. Şeyhulislâm Şem-seddin Fenarî’nin oğludur. Alim, fazıl, edîb bir zattır. Sarayda nişancı, yani tuğracı iken vezarete çıkarılmış ve Bursa’ya gönderilmiştir. Fatih’in ihdas eylediği ilk başdefterdarlığa bu zat tayin olunmuş ve hükûmetin mali teşkilâtının esasını kurmuştur. Uzun Hasan harbinde esir olmuş ise de oradan Hindistan’a kaçarak bin macera ile avdet eylemiştir. 880/1475’te Bursa’da bir cami, bir medrese ve bir zaviye bina eylemiştir. Bu cami Çatalfırın civarındadır. Bilâhare Halvetî Tekkesi olmuştur. 1325/1907’de harap olmuş ise de ahâlinin yardımıyla tekrar inşa edilmiştir. 891/1486’da Bursa’ya gelmiş ve 902/1496’da vefat eylemiştir. Molla Fenarî Camii’ne veyahut Emir Sultan’ın garbındaki kapı yanına def-nedilmiştir (G. 66; BS. 1/99). BK, I/61
AHMED PAŞA Kürddür. Vezir ağalarından olup silâhdar ağası, Rakka beylerbeyi ve 1697’de de Hudâvendigâr sancağı mutasarrıfı olmuştur. Bir sene sonra da eşkıya elinde şehit düşmüştür (SO. I/231). BK, I/82
AHMED PAŞA Defterdardır. Bursa’da sâkin idi. 1097/1686 senesi Hudâven-digâr sancağı sürsat bedelini iltizam eylemişti (BS. 363/42). BK, I/81
AHMED PAŞA MAHALLESİ Bursa’nın bir mahallesidir. Mahallenin hayırsever ahâlisi, 1792 tarihinde mahallelerindeki fakirlerin beslenmesi için 1.201 ve
nüzül bedeli olarak da 1.300, cem’an 2.501 kuruş vakfeylemiştir (BS. 342/ 1). BK, I/90
AHMED RIFKI BEY Bk. Rıfkı Ahmed.
AHMED SIDKI EFENDİ Bursa’da doğmuş ve uzun müddet Vefa Medresesi’nde tahsilde bulunduğundan talebeler arasında “Vefalı” diye şöhret bulmuştur. Yüksek ilimlerde ve mantıkta derin bilgisi vardı. Okutmaya, müzakere ve münakaşa etmeye vücudunu vakfey-lemişti. 1894’te ölmüş ve Edirnekapı mezarlığına gömülmüştür. Alim ve fazıl bir zattır. Sekiz eseri vardır (OM. III/ 246). BK, I/95
AHMED ŞEMSEDDİN EFENDİ
AHMED ŞEMSEDDİN EFENDİ “Molla Gürânî” diye meşhurdur. Gürânî İsmail’in oğludur. Vakıflar Umum Müdürlü-ğü’ndeki vakfiyesinde babasının adı Kemal diye yazılmıştır. BS. 4/13’te ise babasının adı Mustafa olarak kayıtlıdır. İbn Hacer ve Molla Yegân’dan ders okudu. Fatih Mehmed’e Manisa’da iken muallim tayin olundu. Fatih’in ilim ve fazlında hissesi vardı. Fatih’in cülusunda vezaret teklif edilmiş ise de kabul etmemiştir. Af dilemiştir. Kazasker oldu. Fakat kadıların azil ve nasbında kimsenin sözüne kulak asmadı. Hiçbir kimsenin iltimasına müsaade etmedi. Padişaha da arz ve istizan etmediğinden Fatih’i gücendirdi. Vüzera rekabetiyle, tashih-i evkaf bahanesiyle Bur-sa’ya kadı olarak gönderildi (Eskiden bazı köylerin sahipleri vardı. Bazıları da bu köyleri yaptırdıkları hayırlarına vakfederlerdi ve bu hayrat bu köylerin âşar ve sair varidatıyla idare edilirdi. Fatih bu usülü ilga eyledi. Köyleri, memlekete silahıyla hizmet eden askerlere timar olarak verdi. Halbuki II. Bayezid yine eski hâline irca eyledi).
Bursa kadılığı sırasında padişahın adamlarının şeriata aykırı ifadelerini kabul etmediği gibi bunları dövdürmüş ve cezalandırmış olduğundan Fatih’in büsbütün hiddetini celbetti. Bursa
kadılığından azledildi. Molla Gürânî Mısır’a gitti. 862/1457’de davet edilerek tekrar Bursa kadılığına gönderildi. 885/1480’de şeyhulislâm oldu. Sekiz sene şeyhulislâmlıkta bulundu. 892/ 1487’de vefat etti. Borçları, vasiyeti mucibince padişah tarafından 180.000 akçe olarak ödendi. Ölüsü vasiyeti üzere bir hasıra konularak yerde sürüklendi. Hastalandığı zaman tebdil-i hava için İstanbul civarında bir yere çıkarılmış ise de eceline yakın evine getirilmiş ve evinde ölmüştür. Alim, fazıl, mütebahhir olup doğru söylemekten ayrılmazdı. Edîb, nâtık, muhib bir zat idi. Birçok eserleri vardı. Bazı tarihler (ET. 112; SO. III/161) Bursa’da medresesinde medfun olduğunu söylerlerse de kabri, İstanbul’daki camisinin mihrabı önündedir (HC. I/207; OM. II/3; DM. 10; ŞN. 111). Bursa’da Pınarba-şı’nda, İzzeddin Camii önündeki küçük kabristandaki taşlar tedkik edilirse tarihçiler arasındaki ihtilâf kökünden halledilir. Vefatından dört sene evvel karısı Musa kızı Fatma’yı tatlîk edip üç aylık nafakasını vermiştir (BS. 13/4). BK, I/58
Adı Şemsedin Ahmed’dir. Babasının adı İsmail’dir. Bursa’da birçok medreselerde müderrislik yapmıştır. Bir müddet Bursa kadılığında da bulunmuş, şeyhulislâm olmuş, 893/1487’de ölmüş ve İstanbul’da bina eylediği camiye defnedildiği yazılmışsa da (KA. 3916), Bursa’da, Pınarbaşı’nda meydanlıkta gömülüdür (İzzeddin Bey Camii’nin karşısında yüksek duvarla çevrilmiş bir yerde medfundur. Taşı
19 Ahmed Vefik Paşa
varsa da yazısı okunamamıştır). Pınarbaşı meydanlığının kuzeyindeki Yeşil Türbe’yi bu zata isnat ederlerse de değildir. Buradaki zaviye ittisalindeki mescid dahi “Molla Gürânî Mescidi” diye anılır. Halbuki Hüseyin Erzincâ-nî’ye aittir. Bu zaviye sonraları medreseye tahvil edilmiştir. Molla Güranî’nin, Hisar’da, Filboz mahallesinde bir bahçesi var idi. Ulucami’de ve Hazret-i Emir Camii’nde Kur’ân tilâveti için vakfeylemiştir (BS. 38/415, 31/304, 17/10). BK, II/152
AHMED ŞEMSEDDİN EFENDİ
AHMED TEVHİD EFENDİ (Seyyid) Eşref Rumî hafidlerinden Bursalı Şeyh Mus-tafazâde Şeyh İsmail Hakkı Efendi’nin oğludur. Anası şairlerden Neccarzâde Şeyh Rıza Efendi oğlu Şeyh Sıddık Efendi’nin kızıdır. İstanbul’da doğmuştur. Meşhur Kahyâzâde Arif Efendi’den tahsil görmüş ve serasker Bursalı Damat Saîd Paşa’nın kâtibi olmuştur. Son memuriyeti Evkaf Nazırlığı’dır. 1869’-da ölmüş ve ceddi Neccarzâde Türbe-si’ne gömülmüştür. Din ilimlerinde ve Arapçada çok bilgin idi. Edîb ve şairdir. Konağında sabah ve akşam muhtelif ilimlerden ders verirdi. Hey’et ve riyaziyeye ait beş eseri vardır (OM. III/ 258). BK, I/94
AHMED VASIF EFENDİ Bursalıdır. “Bâ-zirgânzâde” demekle maruftur. Sülüs, nesih ve sair yazılarda çok mahirdi. “Üstad kalelerinin muhafızı” Osman Efendi’den icazet almış olup zamanının birinci sınıf hattatlarından sayılmakta idi. Hem hattat ve hem de bir şair idi (TH. 103; KA. 4661). BK, I/96
AHMED VEFİK PAŞA
AHMED VEFİK PAŞA Sefirliklerde, müfettişlikte, valiliklerde bulunmuştur. Fransız diline ve bazı fenlere vâkıf olup, Moliére’in komedilerini fevkalâde takdir ve tahsin edenlerden olmakla bunların bir çoğunu Türkçeye çevirmiştir. Meşhur “Telemak” hikâyesini sade bir surette dilimize nakl eylemiştir. En büyük ve nafi eseri, “Lehçe-i
Osmânî” adındaki lügatı ile “Fezleke-i Tarih-i Osmânî” adlı muhtasar Osmanlı tarihidir. Özbekler şeyhi Süleyman Efendi namına neşr olunan “Çağatay Lügatı”nın kendi telîfatından olduğunu, “Lügat-ı Osmaniye” müellifi Redhouse iddia etmekte idi. Bunun kendine mahsus garip hâlleri vardı. 2 Nisan 1891 Perşembe günü İstanbul’da ölmüştür (KA. 4689). Bunun hâl tercümesine ait birçok eserler tab’ edilmiştir. Hulâsası şudur: Paris’te tahsil etmiştir.
1850: Encümen-i dâniş azalığına, Tahran, Paris büyükelçiliğine ve adliye (deâvî) nazırlığına,
1862: Anadolu sağ kolu müfettişliğine,
1864: Yedi sene açıkta kaldı. Sonra rusûmat emini, Başvekâlet müsteşarı ve Maarif nazırı oldu.
1874: Meclis-i âyân ve mebusan reisi, Edirne valisi, Maarif nazırı,
1877: Bursa valisi olmuştur.
1878: Şubatın dördünde Başvekil ve Dâhiliye nazırı olmuş ve ikibuçuk ay bu vazifede bulunmuştur.
31.11.1882 Perşembe günü başvekil namıyla sadrazam olmuş ve iki gün sonra da azledilmiştir. Doğru, temiz, hiddetli, sadık, doğu ve batı dillerine hakkıyla vakıf, alim ve fazıl bir zat idi. Ömrünü kitap okumakla ve kitap telîf etmekle geçirmiştir. Lügat, coğrafya, tarih ve dil alimi ve mütehassısı idi. Büyük bir kütüphanesi vardı. Evi Ru-
meli Hisarı’ndadır. Mezarı da oradadır (SO. I/309).
Bursa’mıza Hizmetleri: Bursa’ya Abdal Murad mevkiinin üstünde Hi-sar’a, “Müfettiş Suyu” denilen suyu getirtmiştir. Adıyla anılan hastahaneyi yapmıştır. İstanbul’dan suret-i mahsusa celbeylediği Güllü Agop ve Nilyan gibi tiyatro gruplarına yazdığı ve tercüme eylediği Moliére’in eserlerini sahneye koydurmuştur. Bursa kültürüne büyük hizmetler eylemiştir. Tiyatro, İstanbul’dan evvel Bursa’da inkişaf eylemiştir. Tiyatrosu, Kitapçı Ali Haydar’ın dükkânı arkasındaydı.
Ahmed Vefik Paşa Hastahanesi:
1864 senesinde Anadolu müfettişi olan 20 Hamidiye Hastahanesi’nin Ahmed Vefik Paşa, Yıldırım Timarha- kuzeyden görünümü
21 A. Vefik Paşa’nın yaptırdığı Hamidiye Hastahanesi
nesi’nin harap olduğunu görmüş ve şehrin dışında bulunduğunu da göz önüne alarak, bir hastahane inşasını tasavvur ve tasvib ve İmaret-i İsa Bey Medresesi bitişiğindeki Damat Efendi Konağı denmekle maruf konak, burç üstünde ve havası güzel bir yerde olduğundan, bu konağın hastahane ittihazını tensib ve satın alarak, bazı yerlerini tamir ve caddenin istikametle tevsîi icra edilmiştir. Duvarı kazılırken, topraklar altında kalmış bir havuz çıkmış idi ki, bunun içi ve dışı renk renk ufak taşlarla, bir kâlîçe resminde çeşit çeşit şekiller ve saksılar üzerinde her nevi çiçekler tersim edilmiş ve gayet sanatkârane işlenmiştir. Bundan, bu konağın “Bursa Sarayı” parçalarından birisi olduğu anlaşılmış ve hasta-haneye irad olmak üzere birçok da emlâk almıştı. Müfettişlik lağvedilince açılış törenini yapamamıştı. 1868’de Hakkı Paşazâde meşhur Hacı İzzet Paşa’nın valilikleri zamanında kendileriyle yapılan muhabere üzere, meclis idare azasından Şeyh Bahaeddin Efen-di’yi vekil ederek hastahanenin açılış töreni yapılmıştır. Ulucami önünde kurulmakta olan Pazar yeri mahalli ve Sırmakeş, Mahmud Paşa, Tuz hanları, hancılıkları ve balıkhane ittihaz olunan
Çömlekçiler Hamamı hasılatını ve Nilüfer nehriyle indirilen odunun onda bir resmi hastahaneye tahsis edilmiş ve 1871’de Gürcü Hamdi Paşa’nın valiliği zamanında, hastahane önündeki yollar açılmış ve düzletilmiştir. Ahmed Vefik Paşa, Bursa’ya vali gelince bu yolları Muradiye’ye kadar düzletmiştir. Tuz-pazarı’nda zelzeleden yıkılan Demir-han’ın çoğunun, mutasarrıfları Ref’i Efendizâde Münib Paşa ile Fesçi Saîd Beyler taraflarından, arsası hastahane-ye terk edilmiş ve Mahmud Paşa’nın geniş ve muattal ahırına bitişik mahallinden bir yol daha açılmıştır. Buraya büyük zahire ambarları yapılmış ve İnegöl Çitli köyündeki “maden suyu” dahi hastahaneye irad olmak üzere işlemeye başlamış ve bu vechile hasta-hanenin iradı temin edlimştir (G. 438).
Bursa’da bu zatın icraatına ve bazı garip buluşlarına ait birçok hikâyeler söylenmekte ise de en mühimi, İnönü nahiyesi müdürü Celal Bey, huzuruna çıkarak evvelce bellediği istidâ kılıklı sözleri anlatmaya başlayınca, Paşa’nın hoşuna gitmiş ve derhal arkasını çevirerek, tebeşirle “mektub-i vilâyete” diye yazmış ve mektupçuya giden bu zat, arkasındaki tebeşirle yazılmış havaleyi gösterince, mektupçu şaşarak ve
hemen vali ile görüşerek, açık olan Emirali (İmralı) adasına nahiye müdürü tayin etmişlerdir.
Ahmed Vefik Paşa’nın babası Ruhud-din Mehmed Efendi, Babıâli’de tercüme kalemide memurdu. Büyük babası Naci Yahya Efendi de, 1821’de beş yüz kuruş maaşla divan-ı hümayun tercümanı olmuştur ki, Türk ve Müslüman-lardan en evvel tercüman olan bu zattır. O vakte kadar bu vazifeyi Fenerli Rumlar görmekteydi. BK, IV/328
AKALAN KÖYÜ İznik’tedir. Müteferrik kimselerin mülkleri iken Halil Paşa, sahiplerinden satın alarak İznik’teki imaretine vakfeylemiştir. BK, I/106
AKBABA Bursa’da, 1627’de Hacı Mehmed oğlu Mustafa Çelebi’nin soyadıdır (BS. 241/26). BK, I/106
AKBAŞ 1528’de ölen Hamza oğlu Ah-med’in soyadıdır. 1616’da, Ahmed’in oğulları Mehmed ve Mustafa ile Mustafa’nın oğlu İbrahim de aynı soyadı kullanmışlardı (BS. 194/31, 229/19). BK, I/106
AKBELİ Orhaneli’nin bir mevkiidir. Mezru bir yer olup öteden beri vakıf tarafından idare edilmekte idi. BK, I/106
AKBIYIK İsmi Ahmed Şemseddin, babasının adı Hacıoğlu’dur. Hacı Bayram Velî mensuplarındandır. Çok zengin iken daha ziyade zenginleşmek istemiş. Kendisini irşat eden zat, ona, sabırlı fukaradan olmasını tavsiye etmiş. Fukaralığın derecelerinden bahsetmiş. Fakat aralarında fakir olup da muavenete ve yardıma muhtaç olmaktansa zengin olarak fukaraya yardım etmenin daha hoş olacağına dair münakaşa cereyan etmiş. Hacı Bayram ise, “Bizim mesleğimiz zahiren fakrı kabuldendir, bize yakın olma” demiş. Hiddetle çıkarken başındaki külâhı kapıya ilişerek düşmüş ve ölümüne kadar başı açık gezmiştir.
Akşemseddin Hazretleriyle beraber İstanbul fethinde bulunmuştur. II. Murad 1437 tarihli temliknâme ile Yenişehir’in Anastos köyünü Akbıyık’a vermiş, Fatih Sultan Mehmed de 1452 tarihli bir fermanla bunu tasdik etmiştir. Bursa’da Ulucami civarında bir zaviye, mescid ve türbe bina etmiştir. Burada gayet büyük ve güzel bir bahçesi de vardı. Çok zengin olduğundan zaviyesinde her şey mebzul idi. 1455 senesinde vefat eylemiş ve buraya defnedilmiştir. O kadar zengin idi ki, kendi servetini kendisi dahi bilmez bir hâle gelmiştir. Akbıyık’ın Mevlânâ Nimetullah ve Mevlânâ Habibullah isminde iki oğlu vardı. 1512’de Habi-bullah, İkizceler ağnamı hasılatından yevmiye 13 ve bunun oğlu Nasrullah Çelebi ise 6 akçe yevmiye almakta idiler (BS. 23/150; ŞN. 127; G. 221; LTC. 231). BK, I/106
AKBIYIK TÜRBESİ Bazı tarihler Bursa’da olduğunu yazmakta ise de BAVD. 26034, 25109 numaralı iki vesikadan birinde Yarhisar nahiyesinin Cebel köyünde, diğerinde ise Ayvacık köyünde olduğu kayıtlıdır. Akbıyık’ın “Şems-i Hüdâ” veya “Hüdâyî Şemseddin” mahlasıyla şiirler yazdığı bazı eserlerden anlaşılmaktadır (BİT. 304). Akbıyık, Yarhisar’ın Kureyş dağında (Şeyh köyünde) bir zaviye bina eylemiş ve bu zaviyeye şunları vakfetmiştir: 8 gulam ve 8 derviş, zaviye civarında Karakeçi mezraası, Alaca Hamzaoğlu yayabaş-lılığında Birden çiftliği, Turna Pınarı, Söğüt Pınarı çiftlikleri ve Göğez ala-
22 Akbıyık Türbesi
nında İsa oğlu Halil ve Kalgal çiftlikleri. Bunları II. Murad Akbıyık’a temlik etmiş ve Akbıyık da zaviyesine vakfeyle-miştir. Şeyh köyünde yaptırdığı hamamı, İnegöl’ün Ayvacık ve Kulca köylerini ve Yenişehir’in İmad köyünü ve Kayacık değirmen ocağını bu zaviyeye vakfetmiştir. Bu vakıfların bir kısmını da Bursa’da İpekçioğlu (Akbıyık ma-hallesi)’ndaki türbesine vakfeylemiştir (BS. 1179/48; BA. Kâmil Kepecioğlu Tasnifi, Bursa vakıf defteri). Tekke köyü Yarhisar merkezine beş saat mesafede suyu çok güzel, havadar bir mahalledir. 1488’de Akbıyıkoğulla-rından Derviş Emir, zaviye ve zaviyeye müteallık evler ve ambar harap olduğundan tamiri için hakimden çok ted-kike değer şu hucceti almıştır: “Merhum Akbıyık oğlu Derviş Emir’in zaviye ve zaviyeye müteallık ev, ambar meremmete muhtaçtır deyu bize geldi, arzeyledi. Biz dahi teftiş ettik, ihtiyacı ma’lum olup devlet eşiğine arzname irsal olunduktan sonra adam koyup meremmet ettiler. 8.736 akçe harcanıp ve ırgata ve neccara yemek için yedi koyun verip 14 kile un gitti ve 12,50 kıyye yağ gitti. Bu huccet tahrir olunup eline verildi” (BS. 7/360). 1514’te Akbıyık Zaviyesi ve mezarı harap olduğundan ve vakfın hasılatı ihtiyaca kâfi gelmediğinden vakfın; Benefşe, Meryem, Bâyine adındaki üç cariyesi satılarak zaviye ve türbe tamir ettirilmiştir
(BS. 26/52). 1572’de tekkeye yerleşen Mahmud Çavuş’un adamları gelip geçen kız, kadın ve çocukları çevirip tekkeye alarak tecavüz eyledikleri, tekkeye fahişe kadınlar getirdiklerinden mahalle ahâlisi mahkemeye şikâyet etmişlerdir. Yapılan tedkikatta burasının tekke olmayıp büyük bir ev olduğu ve bir de ahırdan ibaret bulunduğu anlaşıldığından yıktırılarak enkazının satılmasına ve yerinin mukâtaa takdiriyle isteyenlere taksimine karar verilmiştir (BS. 109/55). Burası 1766’da Bektaşîler tarafından zapt edilmiş ve berat dahi istihsal kılınmışken mütevelliler güç hâl ile kurtarmışlardır. Bugün, türbeden başka yerleri, oturulacak ev hâline tahvil edilmiştir. BK, I/106
AKÇA HAMAM Çekirge kurbünde, Soğanlı köyünün üst yanında, I. Murad vakfından bir kaplıcadır (BS. 13/42, 23/95). Civarındaki bahçenin birkaç yerinden pınar çıkmaktadır (BS. 11/ 175). BK, I/108
AKÇA MESCİD İznik’te bir mescid olup şu vakıfları vardı:
1. Hacı Ömer mahallesinde çini kârhanesi, 2. Mescid yanında bahçe, 3. İnebey yerlerinde üç pare yer, bir mermer ev ardında Arık Ali’nin vak-feylediği yer ve mescidin çerağı için bir ev, yine Hacı Ömer mahallesinde iki kıt’a yer ki, birisine ev yapılmıştır. Diğer iki yer ki, birisi Eşrefzâde ve diğeri Karaoğlan vakıflarına dâhildir. Kemerpınar altında bir kıt’a yer, Mermer evi ardında bir bağ, nefs-i şehirde Hacı İnebey mahallesinde bir dükkân yeri, pazar yerinde bir dükkân. Yine mermer evi ardında İskender’in vak-feylediği yer. Evvelce mescide vakfolup satılan evler bedelinden 3.000 akçe nakit vardı. BK, I/110
AKÇAĞLAN SUYU Yıldırım ve Çelebi Sultan Mehmed vakıflarındandır. Yıldırım ve Yeşil camileri ile Yıldırım Da-
rüşşifası ve yedi kıt’a selâtin çeşmelere bu sudan akardı. Zamanla su yolları harap olduğundan sular kesilmiş, mahallât ahâlisi, imaret ve darüşşifa-daki hastaların hâlleri ziyade perişan olduğundan 1571’de yolların tamiri ve suların eskisi gibi akıttırılması emredilmiştir (BS. 114/173). BK, I/109
AKÇAKOYUNLU Rumeli’nde ve Anadolu’da “Akçakoyunlu” demekle maruf yörüklerin, çobanların ve onlara hizmet eden Müslüman ve yâve kâfirler ırgatlarının ve âzadlılarının cürümleri, cinayetleri, beytülmalları, mal kayıpları, mal-ı mefkudları ve ellerinde bulunan yâvelerinin, kaçgununun, kâfir ırgatlarının ve çobanlarının yâve harçları mukâtaası âmile satılmıştır. Müstakil kalemdir. Muayyen yerleri olmadığından haslar eminleri ve emlâk sahipleri, sancak subaşıları, evkaf mütevellileri ve câbîleri ve revendenin yâve harcını mukâtaaya tutan âmiller ve gayrılar bizim toprağımızdadır, diye âdet-i kadîme muhalefet dahi etmemeleri 1523’te emredilmiştir (BS. 32/82). 1653’te verilen bir emirde, “Akça-koyunlu Müslümanlarının Abrilden abrile gelince, ellerinde mevcut koyun-ların mirî resimleri için alınan altunî 118 ve kâmil kuruş 78 ve esedî kuruş 68 ve zolota 38 ve rub’unun tanesi 14 akçeye aldırıp ziyade ve noksan aldırılmaması ve akçe alımında hâlisü’l-a’yar akçe aldırıp zinhar züyûf, kırkık, kızıl akçe aldırılmaması” bildirilmiştir (BS. 345/140). BK, I/ 108
AKÇAKÖY Bursa’ya tâbîdir. Vaktiyle bu köy timar olarak askere veriliyordu. BK, I/108
AKÇALAR KÖYÜ Kite’dedir. Koca Mehmed Paşa vakfındandır (BA. Vakıflar, 15858). BK, I/108
AKÇAPINAR KÖYÜ Yenişehir’in köyle-rindendir. 1682’de Hudâvendigâr sancağı mutasarrıfı Ali Paşa’nın kethüdası
Hüseyin Ağa’nın, padişahın rızası hilâfına, ziyade atlı ile bu köye konup mec-canen yemek, arpa, saman ve sair zahirelerini ve erzaklarını aldığı ve kaftan-baha, na’l-baha, devir akçesi alarak köylüleri rencide eylediği haber alındığından şiddetle men’i emredilmiştir (BS. 321/113). BK, I/107
AKÇASU Uludağ’ın doğu eteklerinden çıkıp Deliçayı’na dökülen bir küçük çaydır. BK, I/110
AKÇE
AKÇE Bir denk gümüş sikke demektir. Orhan Bey zamanında evzan ve ekyalin ayar edilmesine karar verildiği sırada 90 ayarına muadil bir dirhem gümüşün darb olunan dörtte bir cüzüne “akçe” tesmiye olundu. Sonra bir müddet üç akçe bir dirhem itibar olundu. Daha sonraları akçenin sıkleti daha ziyade azaltıldı. Üç akçe bir para, 40 para veya 120 akçe bir kuruş itibar olundu (LTC. 231). BK, I/108
AKHARİM KÖYÜ Epe köyü de derler. İznik kazasındadır. II. Bayezid’in kızı Hatice Sultan’ın vakfıdır. BK, I/110
AKİDE ŞEKERİ Öteden beri bu şekeri helvacılar yapıp satarlardı. Helvacıların akide şekerini eskisi gibi yapıp satmaları hakkında 1679’da ferman gelmiştir (BS. 276/34). BK, I/110
ÂKİL (Mevlânâ) Mevlânâ Ali Kûşî’nin oğludur. 1513’ten evvel ölmüştür. Oğlu Abdülaziz Çelebi, Yıldırım ve Muradiye mütevelliliklerinde bulunmuştur. BK, I/110
AKKAŞ EMİR
AKKAŞ EMİR Esasen Konyalıdır. Bur-sa’ya gelmiş ve Kazzazoğlu mahallesine yerleşmiş Ahmed oğlu Mustafa isminde bir tâcirin soyadıdır. Mustafa, Konya’da vefat eylemiş ve Bursa’da 1671’de Abdurrahman Çelebi ve Seyyid İbrahim isminde iki oğlu kalmıştır (BS. 246/119, 226/30, 190/51, 194/ 49). BK, I/110
AKKAŞE EFENDİ Atina muhacirlerinden olup Bursa’da yerleşmiştir. 1846’da vefat edince evlâd ve akrabaları zaruret ve muzayakaya duçar olmuşlardır. Evleri de yanınca padişah emriyle, 14.102 kuruşa bir ev satın alınmış ve kardeşi Muhyî Efendi’nin ailesiyle birlikte iskân edilmişlerdir (BS. 313/74). Şeyhlerdendir. BK, I/115
AKKAŞE EFENDİ
AKKÖY İznik’e tâbî bir köydür. Balaban Paşa kızı Hundî Hatun’un mülküdür. Gazi I. Murad, Firuz Bey’e temlik etmiş, ondan da oğlu Hamza Bey’e intikal eylemiştir. Hamza Bey’den Hundî Ha-tun’a geçmiş, Hundî Hatun da evlâd-larına vakfeylemiştir. Bir müddet Hun-dî Hatun’un kızı Sultan Paşa tasarruf etmiştir, Sultan Paşa vefat edince oğlu ile birlikte kızı Cihanşah Hatun’a intikal eylemiştir. Cihanşah Hatun’un vefatında, Kanunî zamanında kızı Hatice Hatun tasarruf etmekte idi. BK, I/110
AKKÖY Kite kazasına tâbîdir. Demirtaş Bey Zaviyesi’nin vakfıdır. 1521’de Demirtaş Bey evlâdından Mehmed Bey oğlu Musa ve İsa Bey oğlu Demirtaş Beyler mütevellileridir. Bursa’da bina eylediği Umur Bey Camii’nin eşkincili vakfıdır. Kanunî zamanında zuamâdan Karagöz oğlu Hasan Bey’in yazdığı emlâk defterine böylece kayıtlıdır (BA. Kâmil Kepecioğlu Tasnifi, 398). BK, I/111
AKKÖY Gürle’ye tâbîdir. İbrahim Paşa bu köyü, Süleyman Paşa’nın mirasçılarından satın alıp İznik’teki imaretine vakfeylemiştir. BK, 111
AKKÖY MEZRAASI İznik’tedir. Çandarlı Halil Paşa, Gündüz Bey’in kızından satın alıp İznik’teki zaviyesine vakfey-lemiştir. Gündüz Bey’e de istihlâl için Gazi Hudâvendigâr temlik eylemiştir (BA. Kâmil Kepecioğlu Tasnifi, 398). BK, I/111
AKKÖY SUYU Akköy’e gelen içme suyu mecrasının tathiri için, 1502’de Gü-
vendik oğlu Hacı Mustafa, Misebolu köyü hududundaki tuzlasını vakfeyle-miştir (BS. 19/82). BK, I/111
AKLIKÇI KÖYÜ Uluabat’a tâbîdir. Emir Süleyman’ın kızı Paşa Melek Hatun’a II. Murad tarafından verilmiş malı iken, Mehmed Paşa’nın âzadlısı Hacı Hamza satın alarak, Manyas ovasındaki camisine nısfını vakfeylemiş ve ikinci nısfı dahi Hacı Hamza’nın vefatından sonra oğlu Mustafa’ya kalmıştır (BA. Vakıflar, 17881). BK, I/112
AKLÎ ALİ EFENDİ Bursalıdır. Tablî (Da-vulcu)zâde’dir. Tahsil-i ilimden sonra mûsıkîye merak etmiş ve Ahmed Paşa Fenarî Zaviyesi şeyhi Debbağzâde Mustafa Efendi, bu gençteki zekâyı farkettiğinden tekkesindeki zakirbaşı Yahya Efendi’den ve bazı mûsıkîşinas-lardan meşk ve ses talimleri yaptırmıştı. Aklî Ali Efendi, az zamanda bu fende maharet kazandı ve bu tekkeye zâkir-başı tayin edildi. Zikir meclislerinde ilahi okur, yanık ve tesirli sesiyle dervişlerin aşk ve şevkini ziyadeleştirir ve coştururdu. 1701’de Ahmed Paşa Fe-narî Zaviyesi’ne şeyh olmuş ve 16.12. 1704 Pazartesi günü vefat etmiş ve Yeniyer mezarlığına gömülmüştür. İlim ve irfan sahibidir. Şiir ve inşâda da çok ileride idi. Güzel şiirleri vardır. Sesi güzel olmakla beraber mûsıkinin 12 makam ve 24 şubesinde sanatlı ve nazirsiz ahengi meşhurdur. Zaptedilen nağme ve savtları 1.000’i geçmiştir (G. 495; SO. III/485). BK, I/112
AKPINAR Bursa’nın Pınarbaşı, Hıdırlık ve Seyyid Nasır mahallesinde akan bir suyun adıdır (BS. 110/148). BK, I/106
AKSU KÖYÜ
AKSU KÖYÜ Bursa’nın 15 km. güneydoğusunda, Uludağ’ın eteğinde ve Göksu deresi üzerinde küçük bir kasabacıktır. Burasını en evvel Çiçek Dede isminde bir zat şenlendirmiştir. XIV. asırda da Sâmit (Sıyâmî) Dede’ye padişah hükmi şerif verip burada oturmasını sağla-
mış, ayrıca haymane evlerde kalanlardan ve hiçbir kimseye reaya kaydolunmamış kimselerden getirilip burası şenlendirilmiştir. Aksu köyüne getirilen bu kimselerin avârız-ı divaniyeden emin olup burasını gözetip ve buradaki kervansarayı tamir edip ve yolları açıp cemî tekâlif-i örfiyyeden de müsellem olmalarına dair hükm-i şerif verilmiştir. 1498 senesinde İstanbullu Mehmed oğlu Tüccar Hoca Dursun, Beylik Han denilen büyük kervansarayı bina eylemiştir. Bu han bina olunmadan evvel bu köye Yahya Fakih mutasarrıf idi. Mehmed oğlu Hoca Dursun Allah rızası için bir kervansaray yerini -ki bir tarafı yol, ondan çınar ağacına, ondan eski kervansaraya, ondan Sadreddin’in elinde bulunan evin sınırına, ondan dereye varır- bu arsada ihdas edip iki dönümden fazla kalan yerlerde kervansaray yapıldı (BS. 16/156). 1609 senesinde Aksu köyünün eski Rumeli beylerbeyi, Nişancı Mehmed Paşa’nın mülkü olduğu şu fermandan anlaşılıyor: “Mehmed Paşa’nın mülkü olan Aksu’da reayadan (reaya tabiri son zamanlarda Müslüman olmayanlara söylenmiş ise de doğru olmadığı buradan sarahatle anlaşılmaktadır) Yiğitbaşı oğulları Mehmed ve Muslu, defterde yazılı raiyyet oğlu raiyyet iken, tezvir ve hile ile yeniçeri oldum diye reaya ve berâyanın ve gelip geçenlerin emval ve erzaklarını yağma edip zulüm ve teaddîlerinin nihayeti olmadığı îlâm edilmekle mezkûrûn tutularak İstanbul’a gönderilmesi için yeniçeri ağası Halil Ağa’nın mektubu mucibince amel olunmak için yeniçeri birinci bölüğünden Ahmed Ağa gönderilmiştir. Vüsu-lünde ele getirip yarar yoldaşa koşup İstanbul’a gönderilsin ki hangi yayabaşı olup acemi oğlanı eylemiştir ve ne tarihte olmuşlardır, yoklanıp zuhura getirilip ceza-yı sezaları verile. Bu babda gereği gibi mukayyed olup ihmal ve müsahe-leden ihtiraz eyleyesin. Bu husus umur-i mühimmedendir. Zikrolunan şakîleri himayet etmeyip emr-i şerifim ve ağala-
rı verdiği mektup mucibince gönderesin ki sairlere mucib-i ibret ve sebeb-i nasihat vaki ola. Şöyle ki mezburlar gelmekte teallül ederlerse muhkem habsedip isim ve resimleriyle yazıp arzeyleyesin ki sonra emir ne veçhile sâdır olursa mucibince amel oluna. Mezburları ele getirip Ahmed Ağa’ya teslim ettiğinizde işbu hükm-i hümayunumu mean teslim ve elinde ibka eyleyesiz ki mezburları yol üzerinde olan hukkâm ıtlak edip gaybet ve firar etmek ihtimali olmaya” (BS. 105/217). Yavuz Selim zamanında Sıyamî Dede vefat eylemekle Aksu köyü ile daha başka mezraalar, ulemadan Mevlânâ Şeyh Muslihuddin Efen-di’ye, oğluna ve oğlunun oğluna ile’l-inkıraz kâffe-i hudud ve hukukuyla temlik edildi. Malikâne mutasarrıf iken bu da vefat etmiş ve oğlu Mevlânâ Şemseddin Efendi’ye intikal eylemiştir.
Daha evvel buradaki insanlar kervansarayı tamir edip ve yolları açıp derbentçilik hizmetini ederlerdi. Sakinleri avcı, yaya, müsellemlerin dahi derbent (derbentçi: derbent civarında eşkıyadan muhafaza edenlere denir) hizmetinde bulunmaları emrolunmuş-tu. 1656 senesine ait bir kayda göre, Aksu köyü, evvelce cümle avârız, nüzül, bedel-i mekkârî, bedel-i tekaüd-den ve yave ve cizyeden min külli’l-vücuh mefruzu’l-kalem ve maktuu’l-kadem muaf ve müsellem olmak üzere hatt-ı hümayun ile has odabaşı Hasan Ağa’ya padişahın el yazısı ile temlik buyurulmuş, o da Haremeyn fukarasına ve bazı hayratına vakfeylemiş ve defter-i hâkânîdeki kaydına vakfiyet ve muafiyetinin tashihi için Tevkiî Mustafa Paşa’ya emir verildiğinden, 1067/ 1656 Recebi nihayetlerinde Mustafa Paşa’nın el yazısıyla defter tashih edilmiştir.
1660’ta Celâlî Hasan istilâsında Aksu’daki han ve karşısındaki dükkânlar, kısmen yanmış, kısmen yıkılmış, üzerindeki kurşun zayi ve telef olmuştu. Bu sebeple hayırseverlerden Sûfî Hacı Mehmed, Allah rızası için kendi para-
sıyla tamir ve ihyâ ve kurşunu yetmezse kiremit ile örtmek istemiş ve âhar-dan kimsenin mümânaat etmemesini divan-ı hümayundan rica eylemişti. Gelen emirde, kimseye zarar-ı şer’îsi yoksa kendi malıyla tamir ve ihya edip başkasına müdahale ettirilmemesi Bursa kadısına bildirilmiştir (BS. 346/ 31).
1743’te Muallimzâde Kazasker Ahmed Efendi, bir mektep ve bir zaviye bina eylemiş ve idaresi için de Bur-sa’da Zeynîler mahallesinde bir çifte hamam bina edip vakfeylemiştir (BS. 338/75).
Şeyhulislâm Kara Çelebizâde Hüsa-meddin Efendi, Aksu’daki büyük ve küçük hanları Kozluören köyündeki camiye vakfeylemiştir. (BS. 333/66)
1746’da İran seferine giderken Aksu karyesine uğrayan Arnavut paşalarından Arslan Paşazâde Mehmed Paşa, Aksu köyünde konaklamak istemiş ise de ahâli muhalefet etmiş, paşanın levendleriyle köy ahâlisi harbe tutuşmuş ve köylülerden İvaz oğlu Veli çenesinden kurşun ile vurulup katl olunmuştur (BS. 339/49). BK, I/113
AKSUNGUR AĞA I. Murad’ın emir-i alemidir. I. Murad’ın oğlu Yıldırım Bayezid’le Germiyanoğlu’nun kızı Devlet Hatun’un, tarihlerde emsaline az tesadüf edilen muhteşem düğünü münasebetiyle adı tarihlere geçmiştir. Kütahya’dan gelin almak üzere Bursa kadısı Koca Efendi ile Aksungur Ağa ve
bunların karıları ve Yıldırım Bayezid’in Dâyesi (dadısı) Hatun ve 3.000’e yakın Bursalı, Kütahya’ya gelin almaya gitmişler ve Germiyanoğlu’ndan kızını Aksungur Ağa’nın karısıyla Dâye Hatun teslim alarak Bursa’ya gelmişlerdir ve Bursa’da da benzeri görülmeyen büyük düğün yapılmıştır. 1381’de yapılan bu düğünde Aksungur Ağa yüksek bir mevki sahibi olduğu gibi, gidip gelen kafileye de başkanlık etmiştir. Bu düğünün en önemli olayı, gelinin cihazı olarak, Kütahya, Simav, Eğrigöz ve Tavşanlı ve daha birkaç hisarın Osmanlı hükûmetine verilmesi idi (B. 49; A. 58).
1495 tarihli ve 11/10 numaralı bir sicilden anlaşıldığına göre üç oğlu vardı. Bursa’da bazı vakıfları bulunuyordu (BS. 21/57). BK, I/112
AKSUNGUR KÖYÜ 550 dönüm arazisi İznik’te medfun Yakut Paşa’nın, müte-bâkîsi Şehzâde Sultan Mehmed’in vakfıdır (BA. Vakıflar, 19110). BK, I/113
AKSUNGUROĞLU Aksungur oğlu Hacı Hayreddin Hızır isminde birisinin vakıfları varsa da Aksungur Ağa ile münasebeti tesbit edilemedi (BS. 23/100, 27/34). BK, I/113
AKTÜRBE Yıldırım’ın karısı ve Çelebi Sultan Mehmed’in anası Devlet Ha-tun’un yattığı türbedir (BS. 45/22). Bk. Devlet Hatun. BK, I/115
ALABALIK Uludağ’daki sularda bulunan çok lezzetli bir balık. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde bu balığı çok med-hetmiştir. Eskiden araku’n-nisa denilen bir hastalığa bu balık yağının çok iyi geldiğine herkes kanaat getirdiğinden, Bursa valilerine 1702’de yazılmış bir çok mektuplara tesadüf eyledim (BASD. 1281). BK, I/123
ALACA Muhtelif renklerde yapılan bir kumaşa derlerse de vaktiyle, Türkiye’nin her tarafında, muhtelif müesse-selere bu isim verilirdi. Alaca Mescid: Bursa, Kayseri, İzmit, İstanbul, Langa, Maraş, Kilis, Galata, Eski Zağra, Harput, Kuşadası, Filibe, Malatya, Sofya, Tokat, Uluborlu’da; Alacamedrese, Afyon’da; Alacamektep, Köprü kasabasında; Ala-catekke, Milas’ta, Vidin’de; Alacaha-mam, İstanbul’da, Yanbolu’da vs. bulunmaktadır. Bu ismi almalarının sebebi tedkike değer. BK, I/123
ALACA ÇELEBİ XV. asırda yaşayan, Bursa zenginlerinden Mehmed Çelebi’nin lâkabıdır (BS. 5/39). BK, I/123
ALACA HIRKALI Pınarbaşı’nın batısında bir mahallenin ismidir. Vaktiyle Bur-sa’nın fethinde, Buhara’dan gelen kırk büdela ile bu isimde birisi gelmiş ve buraya yerleşmiştir. Zindankapısı’nın dış tarafına bir mescid ve bir zaviye yapmış ise de zaviye harap olmuş, cami kalmıştır (G. 214). BK, I/123
ALACA KİLİSE Bursa Hisarı’nın Kaplıca kapısı karşısında harap bir kilisedir. Hisar’a yakındır. Birçok kimseler, 1568’de bu kilisenin hâdis olduğunu iddia etmişlerse de yapılan duruşmada, kilisenin ve bahçenin I. Murad zamanından beri her sene 150 akçe mu-kâtaaya verilen Hudâvendigâr vakfı olduğunu iddia ve iddialarını ispat eylediklerinden kilisenin asla tamir edilmemesine ve ölülerin gömdürül-memesine ve hiçbir kimse tarafından müdahale ve taarruz edilmemesine
23 Maksem Alacahırka kavşağı, 1938
kadı tarafından hüküm verilmiştir (BS. 110/111). BK, I/123
ALACAHIRKA MESCİDİ Bu mescidi en evvel Buhara’dan gelen Alaca Hırkalı Dede yaptırmış ise de harap olmuştur. 1572’de Arap Mehmed mahallesinde ölen Karamanlı Hüseyin oğlu Mehmed, burada -bir tarafı değirmen arkı, yol, Mehmed mülkü, Hasan ve Hüseyin yerleriyle mahdud, boyu ve genişliği 10’ar metre olan- boş bir yere bir mes-cid yapmak istemiş ise de müyesser olmamış ve Hisar’da oturan başka bir Müslüman bir mescid yaptırmak iste-
24 Alacahırka
Mescidi
diğinden bu yerin veresesi, mescid binasına razı olduklarını bildirmişlerdir. 1585’te Hacı Yakub bu mescidi yeniden inşa ve mimar Yunus oğlu Mehmed bu inşaatı muayene eylemiştir (BS. 170/36). 1623’te bu camiyi İmamzâde Mahmud Çelebi yeniden inşa eylemiştir (BS. 252/104). BK, I/ 123
ALÂEDDİN Yusuf’un oğludur. Boyacıdır. 1515’te Karaağaç mahallesinde vefat eylemiş ve dükkânında al ve kırmızı pot (üç-dört ipekten bükülmüş iplik) ve beş kantar çiçek bulunmuştur. BK, I/120
ALÂEDDİN Abdullah’ın oğludur. “Küçük Ali” diye meşhurdur. Gedik Ahmed Paşa’nın kölesiydi. Ferhad Ağa Medresesi yanında, 1525’te bir mescid bina eylemiştir. BK, I/120
ALÂEDDİN Menteşelidir. “Kuyumcuoğlu” diye meşhurdur. Suhte iken birçok kabahat ve vukuatı görülmüş ve kaçmıştı. Bursa subaşısı Ömer Bey, 1587’-de Emir Hanı civarında tutmuş ve Emir Hanı’nda iki oğlanı ile eşyası olduğundan mahkemeden garazsız Müslüman-lardan birçok kimseler hana gidip hancı Pîr Gâib oğlu Musa’dan sorulmuştu. Musa, hanında suhte ve böyle bir eşya olmadığını söylemiş ve inkâr etmiş olduğundan han aranmış ve kilitli bir oda içinde kuyumcunun oğlanlarından Habib oğlu İbrahim ve bir tahta-pûş altında da Mustafa oğlu Hüseyin isminde iki suhte bulunmuştu. İfadelerinde Kuyumcuoğlu’nun suhteleri olup üç günden beri bu odada sâkin olduklarını söylediler. Kuyumcuoğlu da Is-partalı suhtelerle kavga ettiklerinden eşyasını sakladığını ve kendisini gizlediğini söylemişti. Hancı ve diğerleri de, “korkumuzdan sakladık” cevabını vermişlerdi (BS. 170/190). BK, I/121
ALÂEDDİN Mehmed’in oğludur. 1594’te “Genç Alisi” diye şöhret bulmuştu (BS. 193/30). BK, I/122
ALÂEDDİN (Hacı) Hızır oğlu İvaz’ın oğludur. Koca Efendi mahallesinde, 1462’de ölmüştür. Kızı Rebi’ ile 46.328 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 1/25). BK, I/118
ALÂEDDİN (Mevlânâ) Bursalıdır. Hacı Paşa’nın oğludur. 1486’da müderristi. Karısı Gülşah Hatun’dur. Bu kadın, Abdi Çelebi’nin karısı iken boşanmış ve Alâeddin Efendi’ye varmıştır (BS. 5/ 270). BK, I/119
ALÂEDDİN (Mevlânâ) Şeyh Yahya oğlu Yusuf’un oğludur. 1559’da Hisar’da Alâeddin Bey mahallesinde idi (BS. 73/397). BK, I/121
ALÂEDDİN (Mevlânâ) Şeyh Aynî oğlu Şeyh Yusuf’un oğludur. 1559’da Hi-sar’da Alâeddin Bey mahallesinde idi (BS. 73/397). BK, I/121
ALÂEDDİN AĞA II. Mahmud’un musa-hiblerinden iken 1839’da Bursa’da yerleşmek üzere gönderilmiş ve kendisine Bursa gümrüğünden 500 kuruş maaş bağlanmıştır. BK, I/122
ALÂEDDİN ALİ Molla Yegân’ın oğludur. Asrın alimlerinden ders almış ve Sultaniye Medresesi’ne müderris ve Bursa müftüsü olmuştur. 1503’te ölmüş ve Yıldırım Türbesi yakınındaki mektebine, babasının kabri yanına gömülmüştür. Alim, fazıl bir zat idi. İlim hazinesi ve ayaklı kütüphane gibi idi. Gece ve gündüz ders takririyle ömrünü geçirmiştir. Asrında bir tane idi (G. 253; SO. III/488). BK, I/10
ALÂEDDİN ALİ Salih Efendi’nin oğludur. Filibe’de doğmuştur. Ulemadan Abdül-vâsi Efendi’ye intisab eylediğinden “Vâsî Alisi” diye şöhret almıştır. Bursa ve Edirne’de senelerce müderrislik yapmış ve 1542’de yazdığı Hümayun-nâme adlı kitabından dolayı Bursa kadılığına tayin ve 1543’te vefat eylemiştir. Emir Sultan’da, merdiven kena-
rına gömülmüştür. Alim, fazıl ve her ilme vâkıf, temiz ahlâklı bir zat idi. 20 senede yazdığı Hümayunnâme’yi Sadrazam Lutfî Paşa’ya sunmuş ise de Lutfî Paşa, kitabı tenkit edip Sekban Ali Çavuş ismindeki bir nedimine vermiştir. Alâeddin Ali ikinci bir nüshasını Kanunî’ye vermiş, ondan takdir almış ve Bursa kadılığına tayin edilmiştir (G. 297; SO. III/489). Hattat Şükrullah Halife’den her türlü yazıyı yazmasını öğrenmiş ve iyi bir hattat olmuştu (TH. 316). Gayet vakarlı, müşfik ve hayırseverdi. BK, I/120
ALÂEDDİN ALİ ÇELEBİ (Mevlânâ) Fenarî Yusuf Bâlî’nin oğludur. Ahmed Cezerî oğlu Ebulhayr’ın kızıyla evlenmiştir. İncirlice Hamamı’nı yaptırmış ve vakfeylemiştir. İlk tahsilini Bursa’da tamamladıktan sonra seyahate çıkmış, Herat, Semerkand ve Buhara’daki ulema ile görüşmüştür. Avdetinde bazı medreselerde müderrislik yapmış ve sonra kazasker olmuştur. Daha sonra Bursa’ya gelerek Kadı Yaylağı denilen mahalde bina eylediği evde, ilk, sonbahar ve yazı geçirmekte, kış gelinceye kadar orada ders ve ibadetle meşgul olmakta idi. 1497’de bir öğle vakti hastalanmış ve ikindi vaktinde de ölmüştür. Türk, Arap ve Fars edebiyatına hakkıyla vâkıftı. Şeriata müteallık ilimler, riyaziye, heyet ve tasavvufta yed-i tûlâ sahibi olup telîfatla çok uğraşmamış, yalnız matematiğe dair bir kitap yazmış ve bazı eserleri şerh eylemiştir. Vefatında Muhammed Şah ve Muh-yiddin Çelebi adında iki oğlu kalmış ve bunlara kardeşi Fenarî Ahmed Paşa vasî tayin edilmiştir. Gayet tesirli ve beliğ söz söylerdi (G. 245; BS. 11/325; ŞN. 199; KA. 3437), Molla Fenarî Camii haziresine gömülmüştür. Sicill-i Osmâ-nî’ye göre, Alâeddin Ali Çelebi, Ali Tûsî’den ders almış, Bursa kadısı ve daha sonra Anadolu kazaskeri olmuştur. Tekaüd olup 1497’de vefat eylemiştir. Arapça İnşâ ve Miftahu’l-Ulûm’a
Haşiye isminde iki eseri vardır (SO. III/488). BK, I/119
ALÂEDDİN BEY Hamza’nın oğludur. 1512’de Sultan Korkut’un defterdarı idi. BK, I/119
ALÂEDDİN BEY ZAVİYESİ Kükürtlü civarındadır. 1496’da zaviye harap olup bozulmuş ve buna muttasıl yerleri, eski mütevellileri mukâtaaya vermişlerdi. Zaviyenin yine o mahalde yapılması emredildiğinden binaya başlanmış, ancak mukâtaaya verilen yerlerin de zaviyeye ve vakfa lüzumlu olduğu anlaşılmıştır. Bunun üzerine, nazır olan Hacı İlyas oğlu Hızır Bâlî ile ehl-i hayırdan Kayganzâde Muhyiddin ve Alâeddin Kethüda ve mahkemeden Tuba Çelebi gönderilmiş; mukâtaaya tutanların ihdas eyledikleri bina ve ağaçlara bu heyet tarafından 600 akçe kıymet takdir edilmiş ve adı geçen yerler vakıf adına istimlâk edilmiştir (BS. 12/239). Zaviyenin yanında bir de mescid vardı (BS. 23/308). BK, I/117
ALÂEDDİN EFENDİ Balıkesir vilâyetin-dendir. Tahsilden sonra Bursa’ya gelmiş ve Ali Paşa Camii imamlığına tayin edilmiştir. Alim ve fazıl bir zat olduğundan Bursa’daki alimlerin evlâd-larına ders vermiştir. Din bahislerine hakkıyla vâkıftı. Hatta Nazırzâde Efendi Bursa kadısı ve Aziz Mahmud Hüdâyî Efendi Mahkeme-i Suğrâ’da (Küçük Mahkeme’de) nâib iken bir fıkıh meselesinde, “bu şey hatadır” diye ziyade şiddet ve hiddet göstermekle şeriat icabınca tâzir iktiza etmiştir. 1601’de mahkeme kurbündeki İbrahim Paşa Camii imamı iken ölmüştür. Bu caminin kıble tarafına gömülmüştür. Kanunî Sultan Süleyman’ın şeyhle-rindendir (G. 334). BK, I/122
ALÂEDDİN EFENDİ
ALÂEDDİN EFENDİ Akşehir’de Nasuh Efendi’den icazet alarak Bursa’daki Nasuhî Tekkesi’ne şeyh olmuştur. Kibar ve temiz ahlâklı bir zat idi. 1608’de
ölmüş ve Nasuhî Zaviyesi civarına gömülmüştür. BK, I/122
ALÂEDDİN EFENDİ Abdürrezzak’ın oğludur. 1633’te ölmüş, karısı Ahmed kızı Hanım ve kardeşi Musa Dede ve kız kardeşleri Ayşe ve Döndü kalmıştır. 4.000 akçelik çok kıymetli kitapları satılmıştır. 223.236 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 250/7). BK, I/122
ALÂEDDİN EFENDİ (Mevlânâ) “Kâbil-i Vücûd” diye meşhurdur. Bk. Ali Efendi (Kâbil-i Vücûd). BK, I/121
ALÂEDDİN EFENDİ (Şeyh) Şeyh Mustafa Efendi’nin oğludur. Emir Sultan şeyhidir (BS. 209/133). Bk. Ali Efendi. BK, I/122
ALÂEDDİN EFENDİ (Şeyh) Lârendelidir. Semerkandlı Şeyh Ali’nin halifelerinden Hayreddin Efendi’den tarikatı tekmil eylemiştir. Evvelâ Balıkesir’de şeyhliğe başlamış, Kanunî Sultan Süleyman doğu seferine giderken birkaç dervişiyle Sivas’a kadar gitmiş ise de ihtiyarlığından yola devam edemeyeceği anlaşıldığından iade kılınmıştır. Bir menzilde su bulunmadığını görünce, asasını yere vurarak su çıkardığı rivayet edilmiştir. Balıkesir’den Bur-sa’ya gelerek Başçı İbrahim Bey Zavi-yesi’nde irşatta bulunmuş, bir süre sonra da vefat eylemiş ve caminin, mihrap tarafındaki kabristanına gömülmüştür. Kanunî Sultan Süleyman’ın bu şeyhe karşı çok saygısı vardı. XVI. asırda yaşamıştır (G. 139; SO. III/489). BK, I/121
ALÂEDDİN ESVED (Mevlânâ) Babasının adı Ömer idi. “Kara Hoca” diye meşhurdu. Gençliğinde, İran’a giderek oradaki alimlerden tahsil eylemiş ve Bur-sa’ya geldiği zaman, İznik’te, Taceddin Kürdî vefat eylemiş olduğundan Sultan Orhan tarafından bu medreseye müderris tayin edilmiştir. Mevlânâ Şem-seddin Fenarî’nin hocasıdır. Fakat son-
ra aralarına soğukluk girmiştir. İznik’te Vikaye’ye iki cilt şerh yazmıştır. 1397 Muharreminde vefat etmiş ve İznik’e gömülmüştür (ŞN. 29; KA. 3618). BK, I/118
ALÂEDDİN HALİFE (Mevlânâ) Bursalı Yahya’nın oğludur. 1537’de Hançerli Sultan vakfiyesi yazılırken şahitlik etmiştir. Bk, I/120
ALÂEDDİN HALİFE (Mevlânâ) Emir Sultan taraflarında, el-an mahallesi olan Hoca Taşkın’ın oğludur (1563) (BS. 95/86). BK, I/121
ALÂEDDİN HALVETÎ Büyük şeyhlerden ve kendisine hürmet edilen zatlardan olup cezbe sahibi idi. Bursa’ya geldiği zaman müderris bulunan ve sonra da şeyhulislâm olan Alâeddin Arabî, bunun cezbe ve semâını inkâr ediyordu. Bir gün bir mecliste bulunduklarında, şeyh, Alâeddin Arabî’nin kulağına bir şey söyleyince derhal kendinden geçip yıkılmış ve kendine geldiğinde şeyhin ayaklarına kapanıp tevbe, istiğfar etmiş ve kendilerinden inabet almıştır. Alâeddin Halvetî, İstanbul’a geldiği zaman dervişleri çoğaldığından Fatih, başka tarafa gitmesini söylemiş ve Lârende’ye giderek orada ölmüştür. Mezarı “Alâeddin Abdal” demekle maruftur. XV. asırda yaşamıştır. BK, I/118
ALÂEDDİN MESCİDİ İznik’tedir. “Sırlı Mescid” namıyla maruftur. Bu mescidin mesalihi için, Alâeddin Çelebi mes-cid kurbünde bir ev, Hacı Mahmud’un evine bitişik diğer bir ev, Hasbahçe kurbünde bir ev arsası, Bakkallar Çar-şısı’nda dükkân arsası, Orhan Bey yerleri hududunda 50 dönüm arazi ve bağlar vakfeylemiştir. Aşçı Memi de, bu mescidin imamına 500 akçe vakfedip her gün üç ihlâs okunmasını şart eylemiştir. Orhan Bey yerleri hududunda eskiden Fatma Hatun’un tasarrufunda olan 15 dönüm miktarı yeri ki, sonradan bağ olmuştur, bu da bu mescidin
vakfıdır (BA. Kâmil Kepecioğlu Tasnifi, İznik Defteri, 318). BK, I/117
ALÂEDDİN PAŞA CAMİİ
ALÂEDDİN PAŞA Osmanlı devletini kuran Sultan Osman’ın büyük oğludur. Asıl ismi Ali olduğu hâlde, o zaman âdet olduğu veçhile, “Alâü’l-milleti ve’d-din” hafifletilerek “Alâeddin” tesmiye olunmaktadır (Bu devirlerde ve daha sonraları Ali ismindekiler Alâed-din, Halil ismindekiler Hayreddin, Mustafa ismindekiler Muslihuddin, Mahmud ismindekiler Bedreddin, Yusuf ismindekiler Sinaneddin, Ahmed adın-dakiler Şemseddin, Mehmed adındaki-ler Muhyiddin vs. olmuşlardır). Büyük dedesi Edebali terbiyesinde büyümüş, tahsili ve ilmi, askerliğe tercih eylemiştir. Babasının vefatında, tahtı Orhan Bey’e terk eylemiş ve kendisi Kite’nin Fodra köyüne çekilerek alim ve salih kimselerle musahabetle ömrünü geçirmiştir. Sultan Osman Yenişehir’i başşehir yaptığı zaman gazilere ev yapılmasını emreyledi. Alâeddin’i kendi yanına kodu (B. 7; A. 21). Osman Bey’in vefatında Orhan Bey padişahlığı Alâeddin Paşa’ya teklif etmiş ise de kabul etmedi. Orhan Bey’e: “Senin leş-kerine bir nişan koyalım, başka askerde olmasın. Beylerin börkü (sarığı) kızıldır. Senin ak olsun” dedi. Bilecik’te börk işlediler. Gaziler ve cümle tevabii ak börk giydiler (B. 39). Alâeddin Paşa Bursa’da Kükürtlü’de bir tekke bina edip Hisar’ın içinde ve Kaplıca kapısından girecek yerde bir mescid ve kapıdan yukarı dahi bir mescid ve yanında da evler yapıp kendi orada sakin oldu (B. 42). Kite’ye tâbî Fodra köyünü vakfın kullarından sipahiye öşür ve sâlârlık verdikten sonra diğer varidatını vakfeylemiştir. Vakfın kulları, 16 hanedir. Yine Kite’nin Yorgi, nam-ı diğer Nazili, Demirciler ve Misebolu; Yarhisar’da Karaağaç ve Badırga köylerini de aynı surette vakfeylemiştir. Vakfiyesini 733/1331’de yaptırmıştır (BSVD. 2/73). Çok akıllı ve tedbirli olduğundan, birçok nizamat ve kanun-
25 Alâeddin Paşa Camii’nin kesiti ve planı (Gabriel’den)
lar koyarak yeni kurulan hükûmetin şanının yükselmesine pek büyük hizmetler eylemiş ve biraderine büyük yardımlarda bulunmuştur (KA. 3169). Biga emirliğine tayin olunmuş ve giderken vefat eylemiştir. Mudanya’da bağlar, Gemlik’te memleha, Kükürt-lü’de evler ve bahçeler vakfetmiştir. BK, I/116
ALÂEDDİN PAŞA CAMİİ Hisar’dadır. Kârgirdir. Eski Bizans eserlerinden bazı başlıklar ve mermer direkler inşa-
26 Alâeddin Paşa Camii’nin ön cephesindeki Bizans sütünları
27 Alemşah Sultan Türbesi
atta kullanılmıştır. Minaresi vardır. Müftülük kayıtlarında 1326’da yapıldığı yazılmıştır. Alâeddin Bey evlâdından Kılıç Bey, Kelesen’deki çiftliğini 1460’-ta bu camiye vakfeylemiştir (BS. 8/ 116). Cami harap olduğundan kubbesinin kurşunları 1635 senesinde 6.291 akçe sarfıyla tamir edilmiştir (BS. 252/ 106). BK, I/117
ALÂEDDİN PAŞA HAMAMI Hisar’da idi. Bk. Hamamlar. BK, I/117
ALÂEDDİN TÛSÎ (Ali) Meşhur alimlerden olup Türkistan’da tahsil-i ilimden sonra Bursa’ya gelmiş ve Yeşil’deki Sultaniye Medresesi’ne müderris olmuştur. Fatih, İstanbul’u alınca, onu İstanbul’a celbederek Zeyrek Medresesi’ne müderris tayin eylemiştir. Fatih çok defa dersini dinler, iltifat ve ihsanlarda bulunurdu. Fatih, bu zatla Hocazâde’ye İmam Gazali’nin Tehafütü’l-Felâsife’-sinin ve diğer hükemanın efkârı arasındaki muhakemeyi hâvî bir kitap yazmalarını emretmiş ve Hocazâde’nin yazdığı tercih edilmekle, Alâeddin kırılarak memleketine gitmiş ve artık dünyaya rağbet etmeyerek bazı şeyhlerin hizmetini ihtiyarla tasavvuf yoluna sâlik olmuştu. 1455’te Semerkand’da ölmüştür. Bursalı değilse de Bursa’nın ilm ü irfan âlemine binlerce talebe yetiştirmek suretiyle büyük hizmetlerde bulunmuştur (KA. 3170). BK, I/118
ALÇAK HALLİ 1662’de 3.000 ve 3.000’-den aşağı timara mutasarrıf olanlara denilirdi. BK, I/124
ALEMDAR VE SERDAR Osmanlı hükümdarlarından Orhan Gazi yeniçeri askeri teşkilâtını yapmadan evvel, Osmanlı Türklerinde, alemdar ve serdarlık tabirleri mevcuttu. Bursa’nın alınmasından üç sene evvel, yani 1323 senesinde, Ramazan ibtidalarında, Kite mahkemesindeki kadının huzurunda, Sultan Osman’ın oğlu Alâeddin Paşa, babası Sultan Osman namına ve Orhan’ın
karısı ve Sultan Osman’ın gelini As-porça Hatun’a bazı arazi hediye ve temlik edildiğini ve Asporça Hatun’un da hakimin huzurunda bunları kabul eylediğini söylemişlerdir. Bu şer’î mecliste şahit olarak bulunanlar arasında 22 kişinin adı da huccetin altına yazılmıştır. Bunlar arasında dört serdar ve üç alemdarın isimleri vardır. Alemdar ordularda sancak taşıyan kimselere verilen isimdir. Bunların başlarına, “mîr-i alem” denilirdi ki oldukça büyük bir rütbedir. BK, I/124
ALEMŞAH SULTAN II. Bayezid’in oğludur. 1466’da doğmuş, tahsil-i ilim ettikten sonra Saruhan eyaletine mutasarrıf tayin olunmuş, 1502’de 36 yaşında vefat etmiş ve Bursa’da Muradiye’ye gömülmüştür (Bk. Muradiye Türbeleri). Anası Gülendam (Gülruh) Hatun’dur. Karısı da Hurşid Hatun’dur. Osman ve Fatma isminde iki evlâdı olmuştur (G. 58; SO. I/58; BS. 25/273, 35/343). Başhekimi, Acem Şemseddin Ahmed oğlu Hoca Mevlânâ Ali idi. (BS. 12/172). BK, I/124
ALİ “Irgandî” namıyla maruftur. Irgandı köprüsünü yaptıran Mustafa Musli-huddin’in babasıdır. BK, I/136
ALİ Orhan oğlu Hamza oğlu Süleyman’ın oğludur. 1496’da ölmüş ve İbrahim kızı Müslime adındaki karısı kalmıştır. BK, I/136
ALİ Hoca Paşa’nın oğludur. 1504’te ölmüştür. Mehmed, Fatma, Ulupaşa adında çocukları vardır (BS. 19/265). BK, I/130
ALİ Âşık Paşa isminde birisinin oğludur. 1514’te Bursa asesi idi (BS. 28/227). BK, I/130
ALİ Kâbilî’nin oğludur. Gayet sanatkâr bir zat idi. 1524’te Bursa’nın debbağ, kasap, çizmeci, paşmakçı ve sair deriye müteallık işler yapan esnaf için mubas-
sır intihap edilmiş ve bu da kabul eylemiştir (BS. 31/301). BK, I/131
ALİ Bursalıdır. Hüseyin’in oğludur. 1559’da çilingir ve nalçacı esnafının yiğitbaşısı idi. BK, I/133
ALİ Bursa’da mimar iken 1583’te Bursa asesbaşısı Kurt’un evinde katl olunmuş ve cesedi Irgandı köprüsü dibinde dereye bırakılmıştır. BK, I/136
ALİ Yakub’un oğludur. “Boyacıoğlu” demekle maruftur. 1606 senesinde bir gün, Ulucami civarında, kendi hâlinde geçmekte olan İlyas oğlu Mehmed’in yoluna gelip tülbendine yapışıp bozmuş, yumruklamış ve sağ gözünü yaralamıştır. Ahâli mahkemeye üşüşüp, Ali’nin izâlesi lâzım şakî ve haramzâde olduğunu söylemişler, Ali de “Ben sekiz yıldan beri Molla Yegân müderrisi Mev-lânâ Ahmed Efendi’nin dânişmendiyim. Muîdler, dânişmend kıyafetinde olan kimselerin men’ ve def’i için beni tayin eylemişlerdi. Ben de bu sebepten, bu gibi kimselere teaddî ederdim. Bu da dânişmend değil iken tülbendi ile gezdiğinden tülbendini bozdum, ‘Bir daha bu şekle girme’ diye tenbih eyledim, vurmadım” demiştir. Müderris Ahmed Efendi de: “Beş yıl evvel medreseye gelirdi. O vakitten beri medreseye ayak basmadı. Ve kendisine böyle bir vazife verilmedi. Yirmi günde, ayda bir sokakta rast geldiğimizde birbirimizle selâmlaşırız. Başka bir alâkamız yoktur” dedi. Eski bâb nâibi ve hâlâ muhasebat-ı evkaf nâibi Müderris Ali Efendi oğlu Mevlânâ Mehmed Efendi de hazır olup sual olundukta: “Mezbur Ali, nâibliğim zamanında sundurma odalarında bir suhteyi bıçak ile vurup katletti ve habsolundu, salb ve siyaset hududunda iken zindanı bozup kaçtı” dedi. Ahmed oğlu Mehmed dahi: “Bir ay evvel bargir ile çiftliğine giderken, Ali benim yoluma inip yerağla çalıp bargirin semerini bir karış kadar kesti ve ben kaçıp kurtuldum” dedi. Eski yeniçeri yoldaşların-
dan Mahmud oğlu Odabaşı Ahmed Beşe ve Ömer Beşe, Bekir Beşe, Ali Beşe de: “Ali, bizim sakin olduğumuz odaların üstünde sakin olup her gece odasına eşkıya cem’ ederdi. Üç-dört defa tüfenk attı” demişler. Bir çok müderrislerle şehir eşrafı: “Ali katil, hırsız, haramzâde ve sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz, reisi eşkıyadandır. Vâcibü’l-katl ve lâzımü’l-izâledir ve hakkından gelinmek sevab-ı azimdir” dediklerinden hakkından gelinmesi için ehl-i örfe teslim edilmiş ve idam edilmiştir (BS. 214/20). BK, I/137
ALİ Mustafa’nın oğludur. Bursalıdır. 1613’te Karaca Ahmed zaviyedarı iken zaviyeyi tamir ettirmiştir. BK, I/139
ALİ
ALİ Seyfullah’ın oğludur. Zeynî Çelebi Türbesi’nde cüz okuyanlardandır. Daima fısk u fücur üzere olmuştur. Evinde birkaç fahişe kadın ve eşkıyalarla meclis kurup işret ederlerken mahkemeden nâib gönderilerek basılmış ve mahkemede sicile kaydolunarak cüz okumak vazifesi ref’ edilmiştir (1614) (BS. 223/110). BK, I/139
ALİ İlyas Çelebi’nin oğludur. Bursa mutasarrıfı Nogay Bey’e mektup göndererek bazı şerâitle Bursa’da kâim-makamlığı almıştır. Ancak il üzerine devre çıkarak dört tarafa ziyade atlı gönderip evleri (Bursa civarında odalara ev derlerdi) olmayan fukaranın ehl ü ıyâlleriyle sakin oldukları evlerine konduğu ve parasız yemeklerini yedirdiği gibi, her köyü akçeye kestiği ve türlü bahane ile köylüleri cezalandırdığı, cerîme aldığı ve ziyade teaddî eylediği haber alındığından, mutasarrıf tarafından azledilmiş, yerine eski mütesellim Mustafa Bey tayin olunmuş ve 1616 tarihinde beratı Bursa kadılığına gönderilmiştir (BS. 229/37). BK, I/140
ALİ İklim oğlu İbrahim’in oğludur. Topaldır. Çok usta bir simkeştir. Kızık köyünde bir bağda, arkadaşı Abdullah
ile 1622 Şabanında kalp altın yaparken yakalanmışlar ve iki çift Osmânî sikkesi, bir örs ve sair âlât ile mahkemeye getirilmişlerdir. İfadesinde, Abdullah’ın kendisini iğfal eylediğini, cebecilerden Osman oğlu Hasan’a sikkelerin demirlerini yaptırdığını ve yazılarını mühürcülerden Hasan oğlu Divane Mustafa’ya kazdırdığını söylemişler ve bu itirafları sicile kaydolunarak cezalarının tatbiki için subaşıya teslim edilmişlerdi (BS. 236/97). BK, I/141
ALİ Hacı Osman’ın oğludur. Mudanya’nın Akça köyündendir. Daima eşkıyalık ve hırsızlıkla herkesi mutazarrır ve birçok kimseleri katleylediğinden, Hudâvendigâr mutasarrıfı Hasan Bey tarafından mahkemeye sevk edilmiştir. Şahitler, vâcibü’l-katl ve izâlesi lâzım olduğunu söylediklerinden 1642 yılında, dünya yüzünden izâle edilmek ve hakkından gelinmek üzere Hudâven-digâr mutasarrıflığına teslimine karar verilmiştir (BS. 259/87). BK, I/142
ALİ Ebubekir’in oğludur. Hacı İskender mahallesi müezzini idi. Cebecilerden Mustafa tarafından katledildiği sabit olduğundan Mustafa 1646’da idam edilmiştir (BS. 264/71). BK, I/142
ALİ Ömer’in oğludur. Yeniçeri 22. bölüğünde 25 akçe yevmiyelidir. Ocağın eski emektarlarından olduğundan Bursa ve tevabii nevâhîsindeki altı bölük yoldaşlarına, 1648 Şabanında “kethü-dayeri” tayin edilmiştir. BK, I/143
ALİ Mehmed’in oğludur. Silahdârlardan-dır. İkinci bölükte 48 akçe yevmiye ulûfelidir. Bursa’daki altı bölük yoldaşları üzerine 1648’de “kethüdayeri” tayin edilmiş ve ertesi sene bu vazifede ibka edilmiştir. BK, I/143
ALİ Bursa yeniçeri serdarı azledildiğin-den, yerine 63. cemaatten Ali ismindeki yoldaş, Yeniçeri Ağası Mehmed Ağa’-nın mektubuyla 1648’de Bursa’daki
yeniçeri, acemi oğlanı, topçu ve cebeciler üzerine serdar tayin edilmiştir. Ertesi sene de yine Yeniçeri Ağası Murad Ağa tarafından ibka edilmiştir. BK, I/143
ALİ Mehmed’in oğludur. Karacabey’de tahsil eylemiş, Bursa ve İstanbul’da ikmal ederek memleketine dönmüş ve Karaca Ahmed Paşa Camii’ne hatib olmuştur. 1650’de ölmüş ve cami civarına gömülmüştür. Misbâhu’l-Kulûb isminde bir tarih kitabı yazmıştır (OM. III/97). BK, I/143
ALİ Bursa kalesinde yazılı mehterlerden (çalgıcı) idi. Hudâvendigâr sancakbe-yinin de mehterleri vardı. “Düğünlerde siz çalmayacaksınız, biz çalacağız” gibi aralarında kavga ve niza’ çıktığından 1670’te ahvallerinin şer’ ile görülmesi, Edirne’de bulunan padişah tarafından emredilmiştir. BK, I/144
ALİ Soğanlı köyünde “Kazakoğlu” demekle meşhurdu. Eşkıyadandır. 1680’-de bu köyden başka bir Ali’nin evini basarak karısına tecavüz eylediği haber verildiğinden yakalanmış ve mahkemede köylüler: “Yol kesen, adam öldüren, Müslümanların eşyasını ve yiyeceklerini zapt ve sirkat eden sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz bir eşkıya olduğunu yani dünyada fesad yapmaya çalıştığını ve dünyadan vücudunun kaldırılması her vechile lâzım ve vacip olduğunu, Allah rızası için yüzüne karşı söyledikleri ve şehadetleri, şartlarına uygun görülerek kabul edildiğinden hakkından gelinmek üzere” Muradiye subaşısı Mustafa oğlu Mehmed Beşe’ye teslim ve idam edilmiştir (BS. 317/27). BK, I/144
ALİ “Çerkezköle” namıyla maruftur. İstanbul’da hırsızlıktan küreğe konulmuş iken hâline merhamet edilerek İstanbul ve civarında durmamak şartıyla kürekten çıkarılmış ve 1752’de Bursa’ya gönderilmiştir. Bursa’dan bir adım başka tarafa gitmesine izin ve-
rilmemesi fermanla emredilmiştir (BS. 290/147). BK, I/150
ALİ “Vaizoğlu” adıyla anılmakta idi. Adanalıdır. Sebepsiz İstanbul’da oturarak, lüzumsuz davalarla hakimleri tacize başladığından İstanbul’dan tard edilerek Bursa’da oturmak üzere 1753’te nefy edilmiştir (BS. 280/144). BK, I/150
ALİ Kiteli Kara Ali’nin oğludur. 1758’de iftira ile Kütahya kalesine sürülmüş ise de affolunarak köyüne gelmiştir. BK, I/151
ALİ Gerdüş’ün Salur köyündendir. Birkaç arkadaşıyla beraber yalan yere kadıdan ve voyvodadan şikâyet eylediğinden dolayı Bursa’ya nefy edilmiş, 1769’da arkadaşlarıyla beraber Bur-sa’ya vasıl olmuştur (BAZD. 3550). BK, I/151
ALİ “Türkmenoğlu” diye meşhurdur. Yeniçerilerdendir. Bazı yerlere hükû-metin aleyhine yazılmış kağıtlar bıraktığından tutularak, İstanbul’da Ağa-kapısı’na hapsedilmiş, 1771’de Bursa kalesine kalebend edilmiştir (BS. 1185/ 17). BK, I/151
ALİ “Sincanlıoğlu” diye meşhurdur. Sarayda kapıcıbaşı iken Mihaliç voyvodası Pankdûzoğlu Lutfullah Ağa’nın emriyle katledilmiş ve 1778’de muhal-lefatı beyliğe zapt edilmiştir. BK, I/153
ALİ Sarayda silâhşördü. Pazarköy kazasının Üreğir köyünde, 1791’de cezası tertip edilmiş, yani idam edilmiş ve ne kadar mal ve eşyası varsa beyliğe zapt edilmiştir. BK, I/154
ALİ İnegöllü Şişik’in oğludur. 1799’da Bursalı Hafız Mehmed, bunun, kendisine olan düşmanlığından dolayı beş eşkıyayı Bursa’ya göndererek 12 yaşındaki kardeşi Hafız Saîd’i mektebe giderken yakalatıp İnegöl’e götürttü-
ğünü padişaha şikâyet etmiştir. Hafız Mehmed şikâyetinde; kardeşini kurtarmak için İnegöl’e, Ali’nin konağına gitmişse de kendisini öldürmek için üzerine piştov attığını ve korkusundan emniyette olmak için 3.020 kuruş nakit ve bir mushaf ve bir saat teslim edip konağından kaçmaya muvaffak olduğunu ve Bursa’da ihkak kabil olmayacağından İstanbul’a ihzârını istidâ eylediğini beyan etmiş ise de hükûmet tarafından İnegöl’de ihkak-ı hak olunması emredilmiştir. BK, I/156
ALİ (Hacı) Mimardır. İznik’te, 1345’te Erden (Erdemşah) oğlu Hacı Hamza Camii ve İmareti’ni yapmaya başlamış, 1349’da bitirmiştir. BK, I/127
ALİ (Hacı)
ALİ (Hacı) Bursalıdır. Zenginlerdendir. Oğlu Hacı Pîr Mehmed Çelebi, Kara Şeyh mahallesinde 1551’de bir mektep bina eylemiştir. BK, I/132
ALİ (Hacı) “Zegablı” namıyla maruf tüccardır. 1558’de Mudanya’da cami ve mektep bina eylemiştir. BK, I/132
ALİ (Hacı) Abdullah’ın oğludur. 1559’da Bursa’daki boğasi (astarlık seyrek bez, iplikleri fitil olan bez) boyacılarının yiğitbaşısı idi (BS. 73/391). BK, I/132
ALİ (Hacı) Hacılar mahallesinden Meh-med’in oğludur. 1560’ta Karaboğ-dan’da ölmüştür. Oğlu Mehmed ile karıları Nefise, Yasemin ve 158.024 akçe mirası kalmıştır (BS. 85/40). Gök-dere ağzında vakıf değirmeni vardır (BS. 92/201). BK, I/133
ALİ (Hacı) Ali Paşa mahallesindendir. Kara Ali’nin oğludur. 1572’de şehit olan Kaptan Müezzinzâde Ali Paşa’nın kiler gemisine girip beraber sefere giderek orada şehit olmuştur (BS. 116/ 83). BK, I/134
ALİ (Hacı) Bursa’da mukim tüccarlardan olup “Halebli” demekle maruftur. Çok
zengin olduğundan, 1578’de seferin hitamında, cizye havalesinden tedricî surette ödenmek üzere, sekiz tüccarla beraber kendisinden 900 kese kuruş istikraz edilmesine İznikli kapıcıbaşı-lardan Ali Bey memur edilmiş ve Ali Bey, tahsilât için Bursa’ya gelmiştir. Hacı Ali, hissesine düşen 40.000 kuruşu vermiştir. Bk. İstikraz. BK, I/153
ALİ (Hacı) 1637’de Bursa esircilerine kethüda tayin olunmuştur. Müslüman-lardan olan esirlerin dellâl evlerinde, Rum ve Yahudi evlerinde yatıp kalkmaları şiddetle men’ edilmiş ve bunlar satılıncaya kadar Hacı Ali’nin evinde yatması ve esir başına, yer kirası olarak birer akçe alınması emredilmiştir (BS. 256/186). BK, I/142
ALİ (Hacı) Bursa’da, Miskî Hatun mahallesinde Receb oğlu Mehmed Efendi’nin oğludur. “Rikkatî(?) oğlu” diye meşhurdu. İstanbul’a çağrılmış ve 1739’da asılmıştır. Oğlu Ali ile karısı Hüseyin kızı Zeyneb ve 12.749 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 1152/82). BK, I/149
ALİ (Hacı) Bursa âyânından olup “Hacı Süleyman Gulâmı” demekle maruftur. Bedeninden 50 nefer piyade teçhiz ederek, Bursa mütesellimi Hafız İsmail başbuğluğunda, 1790’da rûz-ı hızırda orduda mevcut bulunması kendisine bir fermanla bildirilmiştir (BS. 1206/ 88). BK, I/154
ALİ (Hacı) Bursalıdır. Âyandandır. İşkal-dızâde’dir. Bedeninden 20 nefer piyade askeri çıkararak, rûz-ı hızırda, Bursa mütesellimi Hafız İsmail’in başbuğlu-ğunda, orduda bulunması 1790’da kendisine bir fermanla bildirilmiştir (BS. 1206/88). BK, I/153
ALİ (Hacı) Acem tüccarından Hacı Ağa-zâde’dir. Bedeninden, yani her masrafını kesesinden vermek üzere, 150 nefer piyade askeri teçhiz ederek Bursa mütesellimi Başbuğ Hafız İsmail ile
beraber 1790’da, rûz-ı hızırda orduda bulunması kendisine gönderilen bir fermanla emredilmiştir (BS. 1206/88). BK, I/154
ALİ (Mevlânâ, Seyyid) Seyyid Hasan’ın oğludur. Ulemadan idi. 1519’da Emir Sultan’da bir ev alarak orada ömrünü geçirmiştir (BS.28/439). BK, I/130
ALİ (Seyyid) Semerkandlı olup “Acemî” diye meşhurdur. Mevlânâ Seyyid Şerif Cürcanî’den ders almış ve Kastamonu valisi İsmail Bey’e intisab ve daha sonra Edirne’ye giderek II. Murad ile görüşmüş ve kendisine Yıldırım müderrisliği verilmiştir. 1455’te ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Fatih asrında yapılan bir imtihanda ve padişahın huzurunda bir mubahasede ilmî kıymetini ve meziyetini isbat eylemiştir. Gayet güzel yazı yazar, âbid ve zahid bir zat idi. Yüksek faziletlerde benzeri azdı (G. 286; ŞN. 121). BK, I/ 128
ALİ (Seyyid) Tütün tüccarıdır. Sâdâttan-dır. 1789’da Bursalı Yamalı İmam oğlu Ali, kayını Ahmed, Berber İsmail ve Rumelili Memi adında dört kişi arkadaş olmuşlar ve Bursa’ya üç saat mesafede, Mudanya köyü denilen mahalle gelince dördü birden tüfenk atarak, Bursa’da tütününü satıp 3.500 kuruş alıp memleketine gitmekte olan Ali’yi yaralamışlardı. Ali, kendisinin ölmüş zannedilerek parasının alınıp göle atıldığını divan-ı hümayuna istidâ ile bildirmiştir. Bursa’da mütesellime göründüklerinde, burada mahkemelerinin icrasının mümkün olamayacağı anlaşıldığından mübaşir marifetiyle İstanbul’a celpleri istenmişti (BS. 1205/ 142). BK, I/148
ALİ (Şeyh) Ali Bey ve Mahmud Bey zaviyeleri şeyhi Abdi, 1605’te vefat etmekle şeyh tayin edilmiştir (BS. 214/ 148). BK, I/136
ALİ AĞA Bursa “kethüdayeri” olup eşkıya kovalamakta yarar ve eşkıyayı tutmaya muktedir bir kişi idi. Her nerede eşkıya varsa üzerine varıp yakalamaya ve Kasap Küllâbî ve Cansızoğlu gibi Bursa şehri içinde adam öldüren eşkıyaların ele getirilmesine memur edilmiştir (1605) (BS. 228/82). BK, I/ 139
ALİ AĞA Hassa zevvaklarındandır. Yıldırım mütevellisi iken 1613’te azledilmiş ve yerine Bekir Beyzâde 40 akçe yevmiye ile mütevelli tayin edilmiştir (BS. 223/144). BK, I/139
ALİ AĞA Hudâvendigâr sancağı mütesellimi tarafından 1663’te Bursa suba-şılığına üç ay müddetle tayin edilmiştir. BK, I/144
ALİ AĞA Yeniçeri ocağından yetişip cebecibaşı oldu. 1717’de azledilerek Bursa’ya, Hudâvendigâr tevliyetine gönderildi. Bursa’da vefat eyledi (SO. III/529). BK, I/148
ALİ AĞA Bilecik voyvodası ve mirâhur-ı evvel payesini hâiz kapıcıbaşılardan iken, 1809’da Gemlik tersane emini olmuş ve bunun marifetiyle Gemlik’te, 55 zira’ uzunluğunda bir kalyon inşa edilmiştir. BK, I/156
ALİ AĞA “Kalyoncu” namıyla maruftur. Bilecik voyvodası idi. Hükûmetin emrine karşı gelerek civardaki kazaların âyânlarını kendisi azil ve nasp ile gittikçe nüfuzunu etrafa yaydı. Yıllardan beri devam eden Rus seferine fermanla memur olmuş ise de ne kalkıp orduya gitti, ne de asker gönderdi. Bu gibi serkeşlerin izâlesi hükûmetçe tamim edildiği hâlde, sefer münasebetiyle müsait bir vakte bırakılmıştı. Bükreş’te musalaha akdedilmesi üzerine, hemen izâlesi için, Kocaeli ve Hudâvendigâr sancakları mutasarrıfı Aziz Ahmed Paşa, istiklâl-i tâmme ve ruhsat-ı kâmile bir ferman ile, Ali Ağa’yı tutarak
idam etmeye memur edildi. Ali Ağa, Aziz Paşa’nın geldiğini duyunca askerini toplayarak mukabeleye kalkmış ise de yapılan muharebede bozulmuş ve kaçarken Nasuhzâde tarafından iki oğluyla beraber tutulmuştur. Hayyen İstanbul’a gönderilmesi emrolunmuş ise de Kalyoncu Ali katledildi ve sağ olan oğulları ile birlikte başı İstanbul’a gönderildi. Ali ve kaçan dört arkadaşının evleri yıkıldı. Hayvan, eşya ve her neleri varsa beyliğe zapt olundu (Eva-sıt-ı Şaban, sene 1227/1812). Aziz Ahmed Paşa’nın bu muvaffakiyeti padişah tarafından takdir olundu ve kendisine serâsere dikilmiş samur kürk ve daha birçok hediyeler gönderildi (BADD. 15452). BK, I/158
ALİ AĞA Gemlik’te âyân idi. “Kalyoncu Ali” demekle maruftur. 1818’de Bur-sa’da oturan eski Filibe kadısı Hacı Mustafa Efendi’nin kızı, Mudanya sefinesiyle İstanbul’a giderken Bozbu-run’da, kapaklı kayığıyla önlerine çıkan haşeratın, külliyetli mücevherat ve sekiz kese parasını aldıkları ve bunları Kalyoncu Ali Ağa’nın gönderdiği, eşkıyanın Topal Süleyman ve avanelerin-den Çakal Ahmed olduğu tevatür edildiğinden, bunların takiplerine tersaneden Koç Ali Çavuş memur edilmiştir. BK, I/157
ALİ AĞA İstanbul’da kavvasbaşı iken Bursa’ya nefy edilmiş ve 1858’de af ve ıtlak edilmiştir. BK, I/159
ALİ AĞA (Hacı)
ALİ AĞA (Hacı) Niğdelidir. Sarayda kapıcıbaşı, çavuşbaşı (şimdiki adliye vekili), Sivas beyi, sonra da sipahiler ağası, cebecibaşı ve sadaret kethüdası (dâhiliye vekili) oldu. Sadaret kethüdası iken Manisa’da oturmaya memur edildi. Padişaha mektup göndererek, eski ikametgâhı olan Bursa’da oturmasına müsaade olunmasını rica eyledi ve oğlu Mehmed Bey’le beraber Bursa’ya avdetine müsaade edildi. Ayrıca, mütevellisi olduğu Hudâvendigâr vakıfları
mütevelliliğini yapması ve padişahın ömrü ve devletinin devamı için dua etmesi emredildi (BS. 1184/38). 1742’de Bursa’da vefat eylemiştir. Bilcümle emlâk ve eşyasının beylikten zapt edilmesi ve yazılması ferman olundu. Evvelâ hazinedârı Mehmed Efendi ile sair etbâı ve bendegânı hapsedildi. Malik olduğu para, mal, eşya, emlâk, akar ve çiftlikleri az-çok kıymetli ve kıymetsiz her nesi varsa meydana çıkarıldı (BS. 334/4; SO. III/533). BK, I/149
ALİ AĞA (Hacı) Bursa âyânıdır. 10.000 kantar peksimet pişirmesi emredilmiş ve bu iş, sonradan Bursalı İbrahim Ağa’ya havale edilmiştir. Aralarında çıkan ihtilâftan sonra ve Bursa ahâlisinin aleyhindeki ittifaklarına mebni kaçarak Bursa’dan ayrıldığı cihetle peksimet ağalığı, Bîcânzâde Ali Paşa yeğeni silâhşörlerden Ahmed Bey’e 1809’da ihale kılınmıştır (BADZ. 8105). BK, I/156
ALİ AĞA (Hacı) Bursalıdır. Âyândandır. 1803’te vefat eden Arpacı Dede’nin muhallefatını mirîye zapta memur olmuş ve sonra da 5.000 kuruş mukabilinde zevcesine ve yetimine terk edilmesine emir gelmiş ve emri yerine getirmiştir. Bursa’nın senelik masrafının dört arkadaşıyla tesviyesine memur edilmiştir (BS. 280/106). 1810’da muktedir olduğu kadar asker çıkararak münasip bir başbuğ ile, orduya göndermesi kendisine emredilmiştir. 1814’te Isparta’da ölmüştür. Karısı Mustafa kızı Şerife Ayşe ve oğulları Mahmud, Hacı Hafız Mehmed Hulusi, Mehmed Arif, Mehmed Raşid ve kızları Cemile ve Zeyneb kalmıştır. “Mizanî” demekle muruftur. BK, I/156
ALİ AĞA (Seyyid) Bursalıdır. 1738’de Akkirman defterdarı idi (BAML. 23447). BK, I/149
ALİ ALÂEDDİN ÇELEBİ (Mevlânâ) Ulemadandır. Hacı Sinan oğlu Ahmed’in oğludur. 1486’da Bursa’da müderristi (BS. 5/93). BK, I/129
ALİ ALÂEDDİN EFENDİ (Mevlânâ) “Ür-yânî Ali Efendi” diye meşhurdur. İzmit’in Lokmanlar köyünden Abdur-rahim Efendi’nin oğludur. Tahsilden sonra Buhara’ya gitmiş ve orada kıtlık olduğundan Bağdad’a gelmiş ve Bağ-dad valisi Ömer Paşa’dan çok ikram görmüştür. Ulema arasında “Fâzıl-ı Rum” ünvanını almıştır. Bursa’ya gelerek Ulucami’de vaaz ve nasihatta bulunmuştur. Bazı medreselerde ve bilhassa Sultaniye Medresesi’nde müderrislik yapmıştır. 1700’de ölmüş ve Pınarbaşı yakınına gömülmüştür. Dünya malına meyletmemiş, alim ve fazıl bir zat idi. Hacılar mahallesinde sakindi. Müderris Şeyh Mehmed Efendi ve Müderris Abdullah Efendi isminde iki oğlu vardı ki “Üryânîzâdeler” diye meşhurdu (G. 407). Türklerde iki Üryânîzâde ailesi vardır. Birisi Bursalı, diğeri Gaziantepli. Bunların birbiriyle akrabalıkları yoktur. Her iki aileden de birçok müderris, alim ve kazaskerler yetişmiş ve Antepli Üryânîzâdelerden birisi de şeyhulislâm olmuştur. BK, I/146
ALİ BABA Mevlevî tarikatı mensuplarındandır. Neşet Efendi’nin çıraklarından Şeyh Emin Efendi’den feyz almış, arif ve kâmil bir zattı. Nakşibendî tarikatına mensup olduğu hâlde Mevlevîha-ne’de Mesnevî okumakla ömrünü geçirmiştir. 1830’da ölmüş ve Mevlevî-hane türbesi haricinde, demir parmaklık içerisine gömülmüştür. Herkesin teveccühünü ve emniyetini kazanmış temiz bir zattı. BK, I/157
ALİ BEY Murad Paşa’nın oğludur. 1490’-da Kirmastı (Mustafakemalpaşa)’da çeribaşı idi. BK, I/129
ALİ BEY Timurtaş isminde birisinin oğludur. Geyve’nin Bozviran köyünde sakin
iken Şehzâde Ahmed ve Yavuz Selim arasında cereyan eden muharebede, 1514’te maktul düşmüştür (BS. 26/ 58). BK, I/130.
ALİ BEY 1523’te Bursa’nın muhafazasına, emniyetinin tesisine, zeamet işlerinin görülmesine memur ve emin nasb edilmiş ve Bursa’ya gelmiştir. Bedestende olan tûl ölçücülüğünü ve resm-i arûsunu bir yılı -iki bayramda altı gün kıstı taleb olunmamak üzere- 44.000 akçeye birisine ihale eyledi (BS. 31/ 84). BK, I/131
ALİ BEY Ümeradandır (1537). Merhum Ahmed Paşa’nın oğludur. Bursalıdır. BK, I/132
ALİ BEY İzniklidir. Şehzâde Bayezid’in lalasıdır. 1550’de Karahisar livası mutasarrıflığına 20.000 akçe terakki ile tayin edilmiştir. BK, I/132
ALİ BEY Karaağaç mahallesinden ve sipahi oğlanlarındandır. Eşkıya olduğu, âşikâre evler basıp Müslümanların mal ve erzaklarını çaldığı ve kendisinin müfsid olduğu padişaha bildirilmiş olduğundan bu hususun Bursa’da şer’-i şerif üzere görülüp, olduğu gibi yazılıp İstanbul’a bildirilmesi, 1595’te Bursa kadısına fermanla emredilmiş ve: “Devletlü saadetlü padişahın adaletna-meleri vardır. Sipahi Ali ile her kimin davası varsa gelsin isbat eylesin, hakkını alsın” diye üç gün mahallelerde, sokaklarda birçok defalar dellâllar çağrılmıştır. Mütemadiyen ilân ve işâa edilerek halk davet edilmekte kusur edilmemiş ise de, İstanbul’da padişaha şikâyet edenlerden hiçbir kimse meydana çıkamamış ve birçok kimseler de mahkemeye gelerek; Ali Bey’in iyiliğine ve kendi hâlinde olduğuna ve mescidde cemaate hazır olup fukarayı görüp gözetip herkesle hüsn-i muamele üzere olup elinden, dilinden ve sair evzâ-ından hiçbir kimse kırılmamış ve incinmemiş olduğuna ve avârız salgını
geldiği zaman birçok fukaranın avârı-zını verdiğine, çeşmeler yaptırdığına ve hayır sahibi, yardımsever bir kişi olduğuna şehadet eylediklerinden şikâyetin asılsız olduğu meydana çıkmıştır (BS. 190/21). BK, I/145
ALİ BEY
ALİ BEY “Fâzıl Ali Bey” diye meşhurdur. İzniklidir. Çandarlı Mahmud Çelebi Bey’in torunu Hüsrev Bey’in oğludur. Aynı zamanda Şeyh Edebali’nin kızı İsfahanşah Hatun’un da ahfadındandır. İlk zamanlarda babasının mahlulünden zeamet sahibi olarak Belgrad ve Bağ-dad seferlerinde bulunmuş ve harpten avdetinde zamanını ibadet ve riyâzete hasretmişti. Birçok yerleri gezdikten sonra tekrar İznik’e gitmiştir. III. Sultan Mehmed zamanında İstanbul’a gelerek Sütlüce’ye misafir olmuştu. Bunun şöhreti İstanbul’da büyük ve küçük herkesin malumu olduğundan birçok defa padişah tarafından saraya davet edilmiş, vezirler ve ulema ziyaretine koşmuşlar ve kendisine yapılacak her türlü hürmet ve riayeti göstermişlerdir. Ekseri meclislerinde en müşkil meseleleri derhal hâl ve şüpheleri izâle ederdi. Daha ziyade alimleri alâkalandıran, kaza ve kader meselesini gayet açık olarak izah ederdi. Sultan Ah-med’in cülusunda, Eyüb Sultan Ca-mii’nde yapılan kılıç kuşanma merasimini bu zat yapmıştır. 1609’da İstanbul’da vefat eylemiş ve Eyüb Türbesi harimine defnedilmiştir. Her fende bahr-i muhit gibi ilim sahibi, hakkıyla fazıl, Kur’ân-ı Kerim’deki esrarın hazi-nesine vâkıf bir pirdi. İtikadı temiz, âbid ve zahiddi. Methetmek, dünyadaki mevcut kelimelerle kâfi değildir. Ne söylense yine azdır (ŞNZ. 409). Hikmet ve kimya ilimlerine hakkıyla vâkıftı. 28 eser yazmış ve “Yeni Müellif” adını almıştı (OM. IV/116). BK, I/138
ALİ BEY Bursa mutasarrıfı Hüseyin Paşa, 1659’da Limni muhafazasına memur olmakla, Bursa’ya Mehmed Bey’i mütesellim göndermiş; Mehmed Bey de her
ay altışar bin akçe iltizam şartıyla nefsi Bursa subaşılığına, dört ay müddetle Ali Bey’i tayin eylemiştir (BS. 346/35). BK, I/144
ALİ BEY Pazarköy âyânıdır. 1882’de Gemlik’te yapılacak kalyonlar için Ahı Dağı’ndan kereste sevkine memur edilmiş ise de tekmil edemeden yerine Mustafa Bey tayin edilmiştir. BK, I/157
ALİ BEY Babızemin mahallesinde sakin idi. Gayet sanatkâr fişenkçidir. Her nevi havaî fişenkler, maytaplar, çark-ı felekler yapmakta fevkalâde mahareti vardı. Sanatında mahareti padişah tarafından da takdir olunarak kendisine “sanayi-i nefise” madalyası verilmiştir. 1893 Teşrinisânî ibtidasında ansızın ölmüştür. BK, I/161
ALİ BEY (Hacı) Mısır ümerasından olup evvelce defterdarlıkta bulunan bu zatın hükûmete meyil ve itaati ve birçok hizmet ve sadakatı görülmüş olduğundan istirahatı için Bursa’da bir münasip mahalle iskân edilmesi, refah ve istirahatı için çalışılması padişahın arzusu iktizasından olmuş ve gedikliden Hacı Mehmed Ağa’ya terfikan, 1792’de Bursa’ya gönderilmiştir. Senelerce Bursa’da oturmuş ve her ay 532 kuruş tayinat ve 30 kuruş ev kirası olarak hazineden, cem’an 560 kuruş almıştır (BA. 25174). BK, I/154
ALİ BEY (İznikli) Rikâb-ı hümayun kapı-cıbaşılarındandır. Zabt u rabta muktedir, ashab-ı liyakattan olduğundan İznik ve havalisinden seçme, dinç, tam silâhlı yiğitlerden 500 neferi, mirî piyade askeri yazarak, bizzat kendi idaresinde Karadeniz kıyısındaki Mis-yori’de oturması ve gece gündüz sevâhili muhafaza eylemesi ve oradaki memurlarla birlikte çalışması emredilmiştir. 1808 senesinde 500 nefer piyadenin bahşişleriyle altı aylık ulûfe ve tayinat bahaları ve bakır, çerge, çadır ve sair mühimmatlarının tedariki
için 28.880 kuruş hazineden kendisine gönderilmiştir. BK, I/156
ALİ ÇAVUŞ Bursalı Süleyman’ın oğludur. 1570’te hassa harc emini olmuş ve uzun müddet bu vazifede bulunmuştur. 1572’de asesler kethüdası Memi’-nin fısk u fücurdan hâli olmadığını İstanbul’a bildirerek azlettirmiş ve yerine eski kethüda Ali fermanla tayin edilmiştir (BS. 112/50, 113/245,219, 118/16). BK, I/134
ALİ ÇAVUŞ İlyas’ın oğludur. Bursalıdır. 1574’te Bursa ihracat hassa emini idi. BK, I/136
ALİ ÇAVUŞ İbrahim’in oğludur. 1586’da hassa harc emini idi. Saray için alıp gönderdiği kumaşların bedeli olan 30.000 nakit rayiç akçe ki, te’kîden nısfı 15.000 akçe (O devirde para işlerinde şimdiki gibi yalnız şu kadar denilmezdi. Paranın miktarı yazıldıktan sonra nısfı da şu kadar derlerdi. Meselâ, “filancadan 800 akçe aldım ki yarısı 400 eder”, bu vechile tahrifata meydan verilmezdi) eder, tamamını, beytülmal emini Mustafa oğlu Mehmed Çavuş’tan alıp kumaşı sahibine teslim eylemiştir (BS. 170/167). BK, I/136
ALİ ÇAVUŞ 1604’te Bursa’da yeniçeri acemi oğlanları zâbıtı iken azledilmiştir (BS. 208/181). BK, I/136
ALİ ÇELEBİ Demirtaş oğlu Umur Bey’in oğludur. Fatih Mehmed’in oğlu Şehzâ-de Mustafa’nın defterdarı olarak irti-hâline kadar hizmette bulunmuştur. Bursa Sicilleri (4/438), Şehinşah Çele-bi’nin lalası olduğunu yazıyor ki daha doğrudur. Sonra vefat eylemiştir. Ali Bey, çiftliğini 2.000 akçeye Hoşka-dem’in oğlu Muhyiddin ve kardeşi Muslihuddin’e müştereken satmıştı. Bunlar Fekelci(?) köyü civarında olan yeri ve evleri alıkoyup maadasını yine Ali Bey’e hibe etmişlerdir (BS. 4/89, 1/402). BK, I/128
ALİ ÇELEBİ Demirtaş oğlu Oruç Bey’in oğludur. Bursa’da 1461’de ölmüş ve Demirtaş Camii haziresine gömülmüştür (SO. III/494). BK, I/128
ALİ ÇELEBİ 1462’de ölen Sa’dülmelik isminde birisinin oğludur. Hüseyin Çelebi, Selçuk, Beyi ve Şehruz isminde kardeşleri vardır. Babalarından 286.650 akçe miras kalmıştır ki o vakte göre büyük bir servet idi. BK, I/127
ALİ ÇELEBİ Kibar bir zat olup 1479’da Bursa Kapanı’ndan 15 akçe yevmiye almakta idi (BS. 3/98). BK, I/128
ALİ ÇELEBİ Tosyalı Ali Paşa’nın oğlu Pîr Mehmed’in oğludur. 1493’te genç idi (BS. 10/209). BK, I/129
ALİ ÇELEBİ Haso’nun(?) oğludur (1514) (BS. 26/112,161). BK, I/130
ALİ ÇELEBİ Feylesof oğlu Mevlânâ Mehmed Çelebi’nin oğludur. 1519’a kadar Bayezid Paşa ve Çelebi Sultan Mehmed vakıflarının mütevelliliğini yapmıştır (BS. 28/105,252). Bayezid Paşa evlâ-dındandır (BS. 25/361). Tahtakale’deki hanı dahi bu zat kiraya veriyordu. BK, I/130
ALİ ÇELEBİ Ağabey’in oğludur. 1558’de Bursa’da ipek mizanı emini idi. BK, I/133
ALİ ÇELEBİ Hoca Muslihuddin’in oğludur. 1561’de ölmüş, Alacahırka mezarlığına gömülmüş ve muhteşem bir kabir yapılmıştır. BK, I/133
ALİ ÇELEBİ Ahmed’in oğludur. 1589’da Ulucami mütevellisi idi (BS. 178/29). BK, I/136
ALİ ÇELEBİ Karamanlı Mehmed Bey’in oğludur. 1613’te Yeşil Camii mütevellisi idi (BS. 223/27). BK, I/139
28 Umur Bey oğlu Ali Çelebi’nin Demirtaş Camii haziresindeki mezarı
ALİ ÇELEBİ Bursalıdır. İlâhîzâde’dir. Müderris iken 1618’de ölmüş ve Yoğurtlu Dede Zaviyesi’ne gömülmüştür (G. 335). BK, I/140
ALİ ÇELEBİ Çirmen sancakbeyi iken 1624’te vefat eden Sefer Bey Gazi’nin oğludur (BS. 238/81). BK, I/141
ALİ ÇELEBİ Abdullah’ın oğludur. Hoca Şeref Kız Kardeşi mahallesinde 1762’-de ölmüştür. Karısı Halil kızı Fatma idi. Dükkânındaki 107.160 akçelik demirle birlikte tekmil muhallefatı, 464.180 akçedir. Kuruş hesabıyla 22.012 kuruştur. Bursa’nın en zengin nalburların-dandı. BK, I/151
ALİ ÇELEBİ Bursalıdır. “Karabulut” diye şöhret bulan İbrahim Bey’in torunu ve Berk Bey’in oğludur (BS. 23/377). BK, I/126
ALİ ÇELEBİ (Hoca) Bursa’da Hoca Ali-zâde Camii ve Mektebi’ni yaptıran Hoca Ali’nin oğlu Ömer’in oğludur (1524). Kızı Fatma vardı (BS. 31/351). BK, I/ 131
ALİ ÇELEBİ (Mevlânâ) Şemseddin Ah-med’in oğludur. 1496’da, Sultan Baye-zid’in oğlu Alemşah’ın tabibi idi. (BS. 12/172). BK, I/129
ALİ ÇELEBİ (Mevlânâ) Merhum Nişancı Mehmed Paşa’nın oğludur. 1513’te Bursa’da alimlerdendi (BS. 25/43). BK, I/130
ALİ ÇELEBİ (Mevlânâ) Hacı İbrahim’in oğludur. 1572’de Kuzguniye Medrese-si’nde müderris idi (BS. 113/227). BK, I/134
ALİ ÇELEBİ EFENDİ (Mevlânâ) Bursalıdır. “Deli Beyzâde” iken “Veli Beyzâde” olmuştur. Tahsil-i ilim ederek birçok medreselerde müderrislik yapmış, 1601’de vefat etmiş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Alim ve emsali arasında çok mümtaz bir zat idi (G. 330; ŞN. II/110). BK, I/136
ALİ ÇELEBİ MEKTEBİ Fazlullah Paşa mahallesindedir. 1570’ten çok evvel yapılmıştır (BS. 112/82). BK, I/134
ALİ DEDE Hazret-i Emir ile Buhara’dan gelmiş ve İncirli Hamamı yakınında yerleşmişti. Yaptığı tekkede ibadet ve dua ile vaktini geçirmiş ve öldüğü vakit Eşrefzâde Tekkesi’ne yakın olan bir yere defnedilmiştir (Bu ev Meydancık Çarşısı’ndan İncirlice yoluna sapılınca sol tarafta 50-60 adım mesafededir). XV. asır ibtidalarında yaşamıştır. Kibar ve kendi hâlinde birisi idi (G. 237). BK, I/128
ALİ DEDE Sa’dî Efendi’nin oğludur. Bursalıdır. 1561’de tabibdi (BS. 92/87). BK, I/133
ALİ DEDE Susmak ve laf söylememek suretiyle ağzını mühürlemiş ve sırlarını kalbinde gizli tutmuş olduğundan “Samtî” adını almıştır. 1669’da vefat eylemiştir. Hiç kimse ile görüşmemiş ve sesini kimseye duyurmamıştır. Kendisine hakaret eden bir yeniçeri zâbıtının, evine gider gitmez söz söylemeye mecali kalmayarak düşüp ölmesi, Bursalıların bu adama karşı olan görüşlerini kuvvetlendirmiştir. Bir
Allah delisi idi. Kimseye ziyanı yoktu (G. 235). BK, I/144
ALİ DEDE Bursalı Ahmed oğludur. La’lîn Kaba’nın vefatı üzerine, 1605’te Abdal Mehmed türbedarlığına tayin edilmiştir (BS. 214/6). BK, I/136
ALİ EDİBÎ EFENDİ Meşhur Emir Ali Efen-di’nin oğlu Mehmed Çelebi’nin oğludur. 1577’de Bursa’da müderristi. BK, I/ 126
ALİ EFENDİ İzmitli Kara Davud Efendi bin Kemal’in oğludur. Ebussuud Efen-di’den ders almış ve ibadetle vaktini geçirmiştir. XVI. asır ulemasındandır. Vefatında babasının Bursa dışında bina eylediği mescidde, kardeşi Ziyaeddin Ahmed Çelebi yanına gömülmüştür (G. 294). BK, I/132
ALİ EFENDİ Alâeddin’in oğludur. Bur-sa’da hekimdi. “Topal Hekim” diye meşhurdu. 1519’da Edirne’de ölmüştür (BS. 28/31). BK, I/131
ALİ EFENDİ Vaiz, şeyh, Sarayoğlu mahallesi Mescidi ve Ulucami imamlığında bulunmuştur. Ömrünü vaaz ve nasihatle geçirmiş, 1598’in kadir gecesinde vefat etmiş ve Zeynîler’e, Enarlı şeyhi Fahreddin Efendi’ye göre de, Umur Bey Camii haziresine gömülmüştür. BK, I/135
ALİ EFENDİ Seyyid Sadreddin’in oğludur. 1601’de ceddi Gökyaka(?) Mevlânâ Alâeddin vakıflarının mütevellisi idi (BS. 370/39). BK, I/137
ALİ EFENDİ Zeynî şeyhi Ali Efendizâde Abdullah Efendi’nin oğludur. Müderris ve sonra Kütahya, Yenişehir, Diyarbakır mollası oldu. 1604’te nakibü’l-eşraf olmuş, sâdât-ı kiram için isbat-ı nesebe 40 şahit istemeyi kaide koymuştur. Sonra haşveti gidip alâmeti ref’ olunan seyyidler yine yeşil sarındılar (Seyyid, Hazret-i Muhammed’in sülâlesinden
gelen kimselerdir. Bunlar alâmet olmak üzere başlarına sarık sararlardı. Bk. Seyyid). 1616’da vefat eylemiştir. Salabeti ile meşhur ve doğrulukta emsalsizdi (SO. III/98; ŞNZ. 385). BK, I/ 140
ALİ EFENDİ İmam Mehmed Efendi’nin oğludur. Nakşibendî şeyhidir. Dokuz Mehmed Efendi’nin dânişmendi iken dervişliğe sülûk etmiş ve Hisar’da Alâ-eddin Bey Mescidi’nde imam ve zaviyesinde şeyhlik yapmıştır. Vaaz ve nasihatle ömrü geçmiş, 40 yaşında iken 1630’da ölmüş ve Pınarbaşı’na gömülmüştür. Temiz, âbid ve geceleri hiç uyumayan bir mücahid idi. Oğlu Tefsirî Mehmed Efendi’dir (G. 167). BK, I/141
ALİ EFENDİ Amasyalı olup Bursa’ya gelerek Akçeli Ebubekir Mektebi’ne muallim olmuştur. Semerkandî tarikatına girmiş ve birçok şeyhten ders almıştır. Ahâli ile ihtilâttan çekinir, öğle ve ikindi namazlarını Ulucami’de kılardı. Her gün muayyen zamanda camiye geldiğinden müezzinler bunu görünce ezana başlarlardı. Bu intizamından dolayı “Ayaklı Saat” diye şöhret bulmuştur. 1641’de ölmüş ve mektebe gömülmüştür. Bir müddet de Mahmud Paşa Hanı’ndaki mescidde imamlık yapmıştır (G. 442). BK, I/142
ALİ EFENDİ Bıçakçızâde Yusuf’un oğludur. Evvelâ babasının yanında bıçakçılığa başlamış ise de sonradan ilim tahsil ederek birçok medreselerde müderrislik yapmış ve 1659 senesinde vefat edince Pınarbaşı’nda Mevlevîhane karşısına gömülmüştür (G. 364). BK, I/143
ALİ EFENDİ Ispartalı Kâmran Bey’in oğludur. Bunun için “Kâmranzâde” diye meşhurdur. İstanbul’a gelerek birkaç medresede müderrislik yapmış, 1650’de Bursa’da Hudâvendigâr ve sonra da Yıldırım ve Orhan medreselerinde müderrislik yapmıştır. 1663’te
ölmüş, Pınarbaşı’nda Haydarhane kapısı yakınına gömülmüştür. Hayır ve hasenatı çok severdi (G. 360). BK, I/ 144
ALİ EFENDİ
ALİ EFENDİ Hazret-i Emir mahallesinden İbrahim’in oğludur. 1683’te ölmüştür. Karısı Yusuf kızı İsmihan ve oğulları İbrahim, Hasan ve kızı Fatma ile 1559 esedî kuruşluk kitabı kalmıştır. Bu kitapları arasında Dâsitân-ı Yunus Emre adındaki kitap iki kuruşa satılmıştır (BS. 357/89). BK, I/145
ALİ EFENDİ Tebrizlidir. Mehmed Efen-di’nin oğludur. 1683’te Bursa’da başhekim idi. Alim ve şair bir zat idi. Şeyh İbrahim Efendi onun için bir mersiye yazmıştır (BS. 359/48; G. 117). 1688’-de ölmüş ve Üftade Camii kabristanına gömülmüştür. Temiz ahlâklı ve tıp ilminde çok mahir idi. Türk ve Farisî dillerinde nazma muktedir idi. Kitâb-ı Mûciz’i Farisî diline tercüme edip naz-metmiştir (G. 535). BK, I/145
ALİ EFENDİ Şeyhulislâmdır. “Çatalcalı Ali Efendi” diye meşhurdur. Üftade Türbesi civarındaki camiye 800 şerifî altın vakfetmiş ve mütevelliliğine, 1686’da Bursa müderrislerinden Meâlîzâde İbrahim Efendi’yi tayin eylemiştir (BS. 363/8). BK, I/145
ALİ EFENDİ Çizmecizâde İsmail Efen-di’nin oğludur. Birkaç medresede müderrislik yapmış ve 1712’de vefat etmiş, Pınarbaşı’na gömülmüştür. Usûl-i kitabete vâkıf ve çok güzel yazı yazan hattattı. Bab mahkemesinde kitabette bulunmuştur (G. 424). BK, I/146
ALİ EFENDİ Hazret-i Mevlânâ sülâlesinden Feyzullah Efendi’nin oğludur. Bur-sa’da müderris iken 1716’da taundan vefat eylemiştir (SO. IV/34). Mehmed Vânî Efendi’nn damadıdır. BK, I/148
ALİ EFENDİ Bursalıdır. Tezhip ilmini tahsil ederek müzehhib olmuş ve
Başhattat Abdullah Efendi’den ders alarak “ketebe”ye icazet almıştır (Sanatlarını ikmal eden ve icazet alanlara merasimle “ketebe”ye izin verilirdi ki, yazdığı yazıların altına “ketebehü Ali” “ketebehü...” diye imzalarını atarlardı). Ayasofya’da, musalla kapısı karşısında bir dükkânda hattatlık ve müzehhiblik ile vakit geçirmiş, gayet sanatkâr bir zattı. 1724 Ramazanında ölmüştür (TH. 339;126). BK, I/149
ALİ EFENDİ Tabip ve hattat idi. İstanbul’da doğmuş ise de Bursa’da oturduğundan “Bursalı Ali Efendi” diye şöhret bulmuştur. Gayet ihtisas sahibi bir tabib idi. Tabib-i sultanî olmuştur. 1747’de Bursa’da ölmüş ve Pınarba-şı’nda, Mevlevîhane karşısındaki kümbet arkasında, üstadı Ömer Şifâî yanına gömülmüştür. Tıbba ait yedi eser telîf eylemiştir (OM. III/228). Bursalı Derviş Efendi’den ders almış ve hattat olmuştur (TH. 668). BK, I/150
ALİ EFENDİ Şiblîzâde’dir. Senelerce Bursa mahkemesinde kâtiplik ve bazen de nâiblik yapmıştır. Yapılan şikâyet üzerine mahkeme kâtipliğinden azledilmiştir. Bir süre evinde ve çiftliğinde oturduğundan Bursalılar şerrinden emin olmuş, fakat tekrar fitne ve fesada başlayarak kendisinin mahkemeden çıkarılmasına sebep olanları birer suretle ızrara başlamış ve bunun kötü dilinden bîzar olanlar, şeyhulislâma müracaat etimişlerdir. Kendisine ten-bih yapılmışken aldırmayıp ve evinde oturmayıp ahâlinin toplandıkları yerlerde bazılarını başına toplayarak mü-zevir davalara başlamış olduğu padişaha haber verilmekle, 1748’de ıslah-ı nefs edinceye kadar Midilli adasına nefy edilmiştir (BS. 339/45). 1762’de Çandarlı Ali Paşa vakfına taarruz ve birkaç sene mahsulünü zapt eylemiş ve “bu vakıf kadı nezaretindedir” diye îlâm alarak müfettiş kâtibi diğer Ali ile tevliyeti ref’ ettirmeye kalkmış, vâkıfın medrese ve imaretinin harap olmasına
sebep olmuştur (BS. 336/119). BK, I/150
ALİ EFENDİ Kite’nin Mürseller köyün-dendir. Sadaret kethüdasıdır. Köyünde bir mektep ve bir cami yaptırdığı gibi İstanbul’daki Elvanzâde Mescidi’ne minber koydurarak camiye tahvil ve vakıflar tayin eylemiştir. 1756’da ölmüştür (BAMR. 7047). BK, I/150
ALİ EFENDİ Kızlar ağası kâtibi ve Mev-kûfatî Ahmed Efendi’nin kethüdası iken uygunsuz hâllerinden nefy edilmesi lâzım gelmekle 1775’te Bursa’ya nefy edildi (BS. 1186/110). BK, I/153
ALİ EFENDİ Bursalıdır. Murad Efendi’nin oğludur. Hüsn-i hattan, sülüs ve nesihi Kürdzâde Mustafa Efendi’den görmüş ve sonra da Sırkâtibi Bursalı Ahmed Efendi’den yazının inceliklerini ve tezhip usullerini öğrenmiştir. Bursalı Hezarfen Mehmed Efendi’ye de çok hizmet eylemiş ve birçok sanatlar öğrenmiştir. Hatta Enderun-ı hümayundan bunun himmetiyle çırağ olmuştur. Tâlik yazısını da Reisü’l-etıbba Kâtib-zâde Mehmed Refî Efendi’den en ufak inceliklerine kadar öğrenmiş ve yine, Bursalı Tuzpazarı imamı Mustafa Efendi’den hakâyık-ı tezhibi hakkıyla öğrenmiştir. Darphanede sikke ressamı olan Mehmed Efendi’nin mahlulün-den, muayyen olan yevmiyesiyle sikke ressamı olmuştur. Celvetiye tarikından idi. 1776’da ölmüştür. Hem hattat, hem de emsalsiz bir müzehhibdi (TH. 327; HH. 125).
(Bu zatın hâl tercümesini tedkik ediyorken anladım ki, o vakit Müslümanlıkta resim ve heykel yapmak günah sayıldığından çok kabiliyetli olan Türkler güzel sanatlara olan istidatlarını, envaı 15’i geçen Türk yazılarını yazmaya ve bu yazılarda birçok incelikler ve sanatlar göstermeye çalışmışlar ve kitapları yaldızlamak, süslemek, kaplarını ciltlemek ve üzerine birçok hende-sî ve bediî çizgiler vesaire ibdâ eyle-
mek suretiyle sanatlarını göstermişlerdir. Bu devirde, bu işlerde en ileride bulunanlardan Sırkâtibi Ahmed Efendi, Hezarfen Mehmed Efendi, Tuzpazarı imamı Mustafa Efendi ve müzehhib ve hattat Ali Efendi hepsi de Bursalıdırlar. Bu sanatkârlardan dolayı Bursalılar ne kadar iftihar etseler yeridir. İstanbul kütüphanelerinde ve Topkapı Sarayı Müzesi kütüphanelerinde ve Süleyma-niye’deki Vakıflar Müzesi’ndeki bu zatların yazılarını ve sanat eserlerini görmekle her Bursalı’nın bahtiyarlık duyması pek tabiidir). BK, I/152
ALİ EFENDİ Edirne müftüsüdür. Edirne şehrinin işlerine karışmaması şeyhul-islâm tarafından tenbih ve emredilmişti. Yine de itaat etmeyip ehl-i örf taifesi hükûmet memurları ile birleşerek bunlara müzevirlik yaparak bazılarını cezalandırmış ve zalim kimselerle ittifak edip adalet ve insaf yolundan ayrılmıştı. Ayrıca Ali Efendi, Edirne’de birtakım dedikodular çıkararak fukaranın perişan olmasına sebep olmuştu. Bunun üzerine 1784’te ıslah-ı nefs edinceye kadar Bursa’ya sürülmüş ve birkaç ay sonra da Edirne valisi Vezir Çerkez Hasan Paşa’nın mektubuyla müftünün affı emri gelmiştir. BK, I/153
ALİ EFENDİ “Alyanak” namıyla meşhurdur. Bursalıdır. İstanbul’da, darphanede kefçe-i hümayun nazırı, şehremini, yeniçeri kâtibi, Anadolu muhasebecisi ve Tophane’de yapılan caminin bina emini, başmuhasebeci, defter emini, çavuşbaşı, tevkiî, ruznamçe-i evvel olmuş ve 1841’de vefat eylemiştir. Bostan iskelesine gömülmüştür. Çalışkan ve muhasip bir zat idi (SO. III/ 566). BK, I/159
ALİ EFENDİ Şeyh Mustafa Efendi’nin oğludur. Ahmed Şükrü Efendi ile birlikte Zeynîler Zaviyesi’ne zaviyedâr olmuş ise de Ahmed Şükrü Efendi, hissesini kendisine terk eylediğinden,
1842’de Ali Efendi müstakillen şeyh olmuştur. BK, I/159
ALİ EFENDİ Bursa hanedanından ve mevâlîdendir. 1844’te Bursalı Hacı Mustafa Efendi ve hanedandan Ahmed Muhtar Efendilerle birlikte Hicaz’a gitmişlerdi. BK, I/159
ALİ EFENDİ Murad Efendi’nin oğludur. Bursa’da nakibü’l-eşraf idi. 1848’de İbrahim Paşa mahallesinde vefat eylemiştir. 38.000 kuruşluk faizli sehm mukâtaası vardı. Ölmesiyle bu esham mahlul kalmıştır. BK, I/159
ALİ EFENDİ Anadolu ordusu süvari redif ikinci alay emini iken izinli olarak İstanbul’a gelmiş ve oradan Bursa’ya geçerken, merakından bindiği vapurun âlât ve edevâtını ve hareket şeklini tedkik eylemiştir. Memuriyeti başına dönünce, düşüne düşüne, kendiliğinden bir model yapmış ve Erzurum valisi Hamdi Paşa ve sairleri huzurunda mezkur modele ateş yakılıp işletilmiştir. Doğrusu, hiç mektep ve fabrikada çalışmadığı hâlde az bir görüşle, bu maddenin kuvveden fiile çıkarılması Ali Efendi’nin ne kadar şiddetli bir zekâya malik olduğunu göstermiştir (Ceride-i Havadis, sene 1850, no. 541). BK, I/159
ALİ EFENDİ Bursa’da mektep muallimi iken 1851’de vefat eylemiş ve Şehre-küstü mezarlığına gömülmüştür. Talebesinden, erkân-ı harp livalarından Mehmed Şehabeddin Paşa, hocasına mezar yaptırmıştır. BK, I/159
ALİ EFENDİ Bk. Aklî Ali Efendi.
ALİ EFENDİ Bursalıdır. Tuzpazarı imamı Mustafa Efendi’nin çırağıdır. Nakkaş, ressam, müzehhib ve tarrâhân (taksim edici)dır (HH, 268). BK, I/153
ALİ EFENDİ Çeşmecizâde’dir. Nakşibendî şeyhidir. Kâmil bir zattır. Yazıcızâde Mehmed Efendi’den feyz almıştır. Pı-
narbaşı’nda medfundur. Âşık bir zat idi. BK, I/135
ALİ EFENDİ (Emir) Bursa’da doğmuştur. Abdülbâsit Efendi’nin oğludur. Orhan mahallesinde oturmakta idi. Küçük yaşta ilim tahsiline heves ederek tah-sil-i ilim eylemiş ve birçok medreselerde müderrislik yapmıştır. Kütahya, Sakız ve Manisa kadılıklarında bulunmuş, 1634’te Manisa’da vefat eylemiştir. Alim ve iyi tabiatlı idi. Karısı Hacı Mehmed’in kızı Ayşe Hatun’dur. Oğlu Mustafa ve kızı Rahime’dir. 187.366 akçe muhallefatı kalmıştır (SO. III/512; G. 438; BS. 250/26). BK, I/141
ALİ EFENDİ (Hafız) Hocazâde’dir. 1878’-de ölmüş ve Şehreküstü’ye defnedil-miştir. BK, I/161
ALİ EFENDİ (Kâbil-i Vücûd) Bursalıdır. İstanbul’da müderrislik yaptıktan sonra Tokat, Maraş, Atranos kadılıklarına tayin edilmiştir. Son vazifesi, Kaplıca (Çekirge) müderrisliği idi. “Kâbil-i Vücûd Ali Efendi” diye şöhret bulmuştur. 1614’te vefat etmiş ve Hisar duvarı kurbüne gömülmüştür. Hüsn-i hâl ile meşhur, itikadı temiz, fazilet sahibi bir zat idi. “Gitti adem diyarına Kâbil-i Vücûdumuz” vefatına tarihtir (G. 327; ŞNZ. 371). BK, I/139
Oğlu, Orhan müderrisi Şeyh Mehmed Efendi’nin 1634’te “Kâbil-i Vücûdzâde” diye birçok vakıfları vardı. BK, III/1
ALİ EFENDİ (Seyyid) Malatyalıdır. Oğlu, tüccardan Seyyid Hoca Ahmed 1535’te ölmüş, Hacı İlyas mahallesindeki evinde 314.791 akçe mirasla Züleyha, Mehmed, Sefer isminde üç çocuk bırakmıştır (BS. 159/92; 41/79). Hoca Ahmed, Bursa’da bir muallimhane yaptırmıştır. BK, I/132
ALİ EFENDİ (Seyyid) Aclunludur. Bur-sa’ya gelerek Ulucami’ye imam olmuş ve 20 sene bu vazifeyi yapmıştır. Arabistan’da tahsil eylemişti. Birtakım
garip ilimlere vâkıftı. 1564’te ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Gece ve gündüz ibadet ve dua ile vaktini geçirmiş, nur yüzlü bir ihtiyardı. Peygamberimizin sülâlesindendir (G. 438; ŞN. 117). BK, I/133
ALİ EFENDİ (Seyyid) İstanbul’da, Eğri-kapı civarında Mustafa Paşa Camii hatib vekili iken uygunsuz ve hükû-metin rızası hilâfına hareket eylediğinden te’dîb için çavuş mübaşeretiyle, 1825 tarihinde Bursa’ya nefy edilmiştir. BK, I/157
ALİ EFENDİ (Şeyh) Emir Sultan şeyhi Mustafa Efendi’nin oğludur. Babasının yerine 10. şeyh olarak Emir Sultan’ın seccadesine oturmuştur. 34 sene şeyhlik yapmıştır. 1611’de vefat etmiş ve Emir Sultan’a defnedilmiştir. İbadeti çok sever, kibir ve riyâdan çekinirdi. Elbisesi sade idi. Nazar-ı dikkati celbet-meyecek surette mahviyet gösteren temiz bir zat idi (G. 90). BK, I/138
ALİ EFENDİ (Şeyh) Fenarî Ahmed Paşa Zaviyesi şeyhi Hayreddin Efendi’nin damadıdır. Esasen Alâiyelidir. Hayreddin Efendi’den sonra şeyh olmuştur. 1616’da ölmüş ve Fenarî Ahmed Paşa Camii haziresine gömülmüştür (G. 122). Bursa’ya ilk geldiği zaman bezzazlık ile meşgul olmuştu. BK, I/140
ALİ EFENDİ (Şeyh) Akşehirlidir. Nasuh Efendi’den icazet alarak Bursa’ya gelmiş ve Hisar’daki Alâeddin Bey Mescidi ve Filboz Camii civarındaki zaviyede şeyh olmuştur. 1617’de ölmüş, zaviyeye defnedilmiştir. Doğru sözlü ve her söylediği kabul edilen bir zat idi. Birçok harikulâde ahvali vardı (G. 174). BK, I/140
ALİ EFENDİ (Şeyh) Mehmed Efendi’nin oğludur. 1638’de Alâeddin Bey mahallesinde ölmüştür. Karısı Alâeddin’in kızı Mümine Hatun da kocasını takip ederek ölmüştür. Oğlu Kadı Abdullah
Efendi ile kızları Safiye ve Fatma kalmıştır. Birçok dinî kitaplarıyla 101.993 akçelik muhallefatı kalmıştır (BS. 250/ 150). BK, I/142
ALİ EFENDİ (Şeyh) Mısrî Niyazî Hazretlerinin oğludur. Şeyh Ahmed Gazzî’den terbiye almış ve halifesi olmuştur. Tekkedeki camiye imam ve sonra da şeyh olmuştur. 1692’de Selâmî Ali Efendi’den açılan Emir Sultan Zaviye-si’ne şeyh olmuş ve beratı da gelmiş ise de kabul etmemiş ve buraya şeyh olmak için hak sahibi olan Salih Efen-di’ye terk etmiştir. Bursa ipek mizanından yedi akçe yevmiyesi, 1706’da üçten 15 akçeye çıkarılmış ve şeyhlikten de yemek bedeli olarak yevmî 20 akçe de ayrıca bağlanmıştı. Kendisi şairdir. 1713’te ölmüş ve Mısrî Tekke-si’nde, çilehane penceresi önüne def-nedilmiştir (SO. IV/194; BAVD. 15328, 20398). BK, I/147
ALİ EFENDİ (Şeyh) 1640 senesinde Emir Sultan mahallesinde doğmuştur. Tah-sil-i ilm ü kemâlden sonra Emir Sultan Camii’ne muvakkit olmuş ve Emir Sultan şeyhi olan Selâmî Ali Efendi’ye intisabla icazet almış ve Pîr Emir Zavi-yesi’ne şeyh olmuştur. Pîr Emir Zavi-yesi’ni ihya eylemiş ve halka doğru yolu göstermekle ömrünü geçirmiş, 1713’te vefat etmiş ve Emir Sultan civarına gömülmüştür. Alim, fazıl, Allah’tan çok korkar, alçak gönüllü, çok ibadet eder, zâhid ve gündüzleri oruç tutar, târik-i dünya bir mücahid imiş. Emir Sultan Camii’ne bir muvakkitha-ne yaptırmıştır. Bütün vazifelerini Saatçı Mehmed Efendi’ye terkle, bütün eşyasını vakfeylemiştir. Yoksullara yemek vermek için Pîr Emir’de bir aş evi açmış ve günde iki defa fukaraya yemek çıkarmıştı. Pîr Emir mevkii bir mesiregâh idi. Yaz günleri Bursalılar şeyhin ziyaretine çıkarlar ve duasını rica ederlerdi. Vefatından sonra hepsi dağılmış ve bozulmuştur. BK, I/146
ALİ EFENDİ (Şeyh) Konyalıdır. Seyahatle Bursa’ya gelip Hikmetîzâde Şeyh Mehmed Efendi’ye hizmet ve Eşrefzâde Avnullah Efendi’ye intisab ederek halifelik almıştır. Eşrefzâde Tekkesi’nde hizmet etmekte iken Hamam Tekke’ye şeyh olmuş ve 1771’de ölmüştür. Ali Paşa Camii haziresine gömülmüştür. Gayet eli açık, sözü geçer, büyük ve küçük herkesin hürmetini kazanmış bir zat idi. BK, I/151
ALİ EFENDİ (Şeyh) Mısrî Tekkesi şeyhi ve Sahfîzâde’dir. İçi ve dışı mamur ve kendisinden harikulâde birçok garîb ve acîb şeyler sadır olmuş bir zattır. Hayırsever ve herkese iyilik etmekten hoşlanan bir zat idi. Mısrî Tekkesi’nde vaaz ve nasihat ile ömrünü geçirmiş, 1766’da ölmüştür. Mısrî Tekkesi’ne gömülmüştür. Fıkıh ulemasındandı (SO. III/542). BK, I/151
ALİ EFENDİ (Şeyh) Müderristir. Yıldırım Medresesi kapısı yanında ve medrese duvarına muttasıl bir yerde medfundur. 1776’da ölmüştür. BK, I/153
ALİ EFENDİ (Şeyh)
ALİ EFENDİ (Şeyh) Bursalıdır. Osman Efendi’nin oğludur. Umur Bey mahallesindeki Abdurrahim Efendi Zaviyesi’ne şeyh ve camisine imam olmuştur. 1860’ta Hasan Efendi de bu vazifelere müşterek olmak üzere tayin edilmişti. Hasan Efendi’nin başka bir tekkesi daha olduğundan bu vazifeye baka-mamış ve bu esnada Kibritçi Ali Efendi de vefat eylediği ve erkek evlâdı kalmadığından zaviyelikten çıkıp ev hâline kalbedilmiştir. BK, I/160
ALİ EFENDİ (Şeyh) Rumelilidir. Tahsilden sonra Halvetî şeyhlerinden Ali Efendi’den icazet almış ve Konya’ya hicretle Konya’da Aligâv Sultan Zaviye-si’ne şeyh tayin edilmiştir. Zaviyenin varidatı olmadığından ve ailesi de rahatsız olduğundan Bursa’ya gelmiş, tekkelere devama başlamış ve nihayet Çarşamba Tekkesi şeyhliğine tayin
edilmiş ise de beratını, ancak 10 senede almaya muvaffak olabilmiştir. Eski şeyhlerden Edhem Efendi’nin deli kızıyla ve daha evvelki şeyh Ömer Efen-di’nin haremiyle, tekkeden çıkarmamak ve sefaletlerine meydan vermemek için, ikisiyle de evlenmiştir. 1908 Haziranın 13’ünde vefat etmiş ve tekkeye gömülmüştür. Âbid, zahid, tekkenin cüz’î iradıyla geçinir, hâlini kimseye bildirmezdi. BK, I/161
ALİ EFENDİ ÇEŞMESİ Meydancık mahallesinde ve caddededir. 1898’de Yeşil Camii kapıcısı Ali Efendi tarafından yaptırılmıştır. BK, I/161
ALİ KÛŞÎ (Mevlânâ) Kızları Sultanbaht ve Begüm Hatunlar 1484’te Manastır mahallesindeki arsalarını 3.000 akçeye satmışlardır (BS. 4/14, 10/286). Ayşe isminde bir kardeşleri daha vardı. BK, I/128
ALİ MEST EDHEMÎ Yıldırım zamanında
29 Ali Mest Edhemî’nin kabri ve kabir taşı
Buhara’dan gelmiş ve Acem Reis mahallesindeki Ali Mest Zaviyesi’ni bina eylemiştir. Allah’ın aşkıyla sarhoş ve şaşkın bir hâlde olduğundan, “Ali Mest Sultan” derlerdi. Çelebi Sultan Mehmed zamanında vefat eylemiş ve zaviyesi civarına gömülmüştür (G. 216). BK, I/ 127
ALİ PAŞA İlyas Ali’nin oğludur. Bursalıdır. Nakkaştır. Timurlenk bunu küçük iken İran’a götürmüş ve orada nakkaşlık öğrenip Bursa’ya gelmiştir. Süslü at eğerleri bunun icadıdır. Nakkaşlıkta çok mahirdi. Bursa’daki Yeşil Camii’nin -şimdi kaybolan- nakışlarını meydana getirmek için senelerce uğraşmış ve 1423’te bitirmiştir. Hisar’da yaptırdığı camiye defnedilmişse de bunca aramalara rağmen kabri bulunamamıştır. Defterdar Osman Çelebi’nin babası ve meşhur şâir Lâmiî’nin büyükbabasıdır (SO. III/494). Bazıları bunu, Yeşil Ca-mii’nin mimarı zannederlerse de doğru değildir. BK, I/127
ALİ PAŞA Demirtaş Paşa’nın oğludur. Babasıyla birlikte Timurlenk’e esir oldu. Ümeradan olup sonra beylerbeyi ve vezir oldu. 1427’de ölmüştür (SO. III/493). Mezarı meçhuldür. Seyyid Gazi’de “Mürüvvet Ali Baba” diye bir türbeyi bu zatın mezarı olmak üzere gösterirlerse de ne dereceye kadar doğru olduğu bilinemez. Bursa’daki Demirtaş Camii’ni yaptırmıştır. Manisa’da da bazı hayratı ve vakıfları vardır. Vakfiyesi 1485’te Bursa’da yazılmıştır (BS. 283/3). BK, I/127
ALİ PAŞA Bursalıdır. 1479’da karısı Bâlî kızı Fatma’yı boşamış ve oğlu Meh-med’e birbuçuk dirhem nafaka bağlanmıştır (BS. 3/128). BK, I/128
ALİ PAŞA Meşhur Paşa Yiğit’in oğludur. Mustafa Bey de kardeşidir (1484) (BS. 4/126). BK, I/128
ALİ PAŞA Emir-i alem Hacı Kemal Bey’in oğludur. 1486’da Süleyman Çelebi isminde bir kardeşi, Mehmed Çelebi isminde bir oğlu vardı (BS. 5/276, 11/92). BK, I/129
ALİ PAŞA “Hayra” demekle maruftur. Ümeradan olup Şehrizor, Isparta ve daha birçok mutasarrıflıklarda bulundu. 1710’da Hudâvendigâr mutasarrıflığına tayin edilerek Bursa’ya geldi ve sonra da öldü (SO. III/526). BK, I/146
ALİ PAŞA Veziriazamdı. “Çorlulu” namıyla meşhurdur. 1711’de Midilli’de katledilmesiyle, Mudanya’daki çiftliği hayvanlarıyla beraber satılmış ve tutarı hükûmetçe zapt edilmiştir (BAML. 24339). BK, I/146
ALİ PAŞA Pazarköyü (Orhangazi) kur-bündeki Sölöz köyünde mutavattın, bazı paşalara kethüdalık yapan Hacı Hasan Ağa’nın oğludur. Küçük yaşta iken padişahın sarayına girmiş, sır kâtibi, rikâbdar, çuhadar ve silâhdar olmuştur. 1709’da vezirlik rütbesini
almış, Kıbrıs valisi ve rikâb-ı hümayun kaymakamı, daha sonra 1713’te de sadrazam olmuş ve III. Sultan Ah-med’in kızı Fatma Sultan’la evlenmiştir. Mora’yı feth ve teshir eylemiştir. Nemçe üzerine yapılan muharebede başkumandan olarak bulunmuş, 1715’-te Varadin’de şehit olmuştur. Belgrad Kalesi kapısı yanında Sultan Süleyman Camii haziresine gömülmüştür. Her şeye vâkıf, şair, söz bilir, güzel yüzlü, sevimli ve cesur bir zat idi. İstanbul’da Ayvansaray’da Çınarlı Mescidi’ni yaptırmıştır. İznik’te doğduğundan hayatta iken “İznikli” ve şehit olduktan sonra “Şehit Ali Paşa” diye ün almıştır (SO. III/528). Ali Paşa alim bir zat olup, üçbuçuk seneye yakın bir müddet sadareti esnasında devletin işlerini ıslahtan başka bir şey düşünmemiş, nice zamandan beri ihmal edilmekte olan Rusya ve Leh hükûmetleri ile musa-lahayı neticelendirmiştir. Şehzâde Camii yakınında bir kütüphane ve köyünde bir cami ve sair hayratı vardır. Mürtekib ve mürteşîler hakkında pek şiddetli olduğundan, zamanında cüz’î bile olsa bir hediye kabulüne kimse cesaret edemezdi. Zamanında: “Şimdi selâmdan başka bir şey verilip alınamaz” sözü herkesin ağzında tesbih olmuştur (KA. 3187). BK, I/147
ALİ PAŞA Bîcânzâde’dir. Kale muhafızı iken vezirliği kaldırılarak Bursa’ya gönderilmiş, 1791’de 500 kuruş maaş bağlanmıştır (BADD. 13442). BK, I/154
ALİ PAŞA Çandarlı Hayreddin Paşa sülâlesinden ve Mahmud Çelebi oğullarından Mustafa Bey’in oğludur. Rikâb-ı hümayun kapıcıbaşılarındandır. İznik’teki Mahmud Çelebi Mescidi’ni camiye tahvil ederek minber koymuş ve bir vâiz tayin ederek bir de kürsü ihdas eylemiştir. Bunların masrafı karşılığı olarak İznik’te bir ekmekçi fırını, iki dükkân ve İznik’in Pembe köyünün Karaönü mevkiinde 90 ve Köprüba-şı’nda, Bademlibahçe denilen yerde 44
zeytin ağacını 1774’te vakfeylemiştir. 1777’de kapıcıbaşılığı kaldırılmışken tekrar verilmiştir (BAVD. 25313). Evvelce yevmiyesi hazineye irad kaydo-lunduğundan, kendisinin yeniden tedarik edeceği mahlul 300 akçeden 150 akçesinin, kendisine verileceği emredilmiştir. 1783’te Sadrazam Halil Hamid Paşa, İznik’ten çağırarak, başbâkî kulu (sergulâm-ı bâkî) 1788’de harp için Bursa zenginlerinden 900 kese akçe tahsiline memur edilmiştir. 15.11. 1791’de İznik’te çıkan bir yangında, bilcümle emval ve eşyası yanmış; ecdadından İznik ve Siroz ve gayride vakıfları olan Hayreddin, İbrahim, İlyas ve Ali Paşalarla Mahmud, Davud, Mehmed Çelebi, İsfahanşah Hatun ve Fatma Hatun vakıflarına ait beratlar da yandığı cihetle, yenisinin verilmesini istidâ eylemiştir. Daha sonra kapıcılar kethüdası, 5.5.1792’de de vezaret rütbesiyle, sadaret kaymakamı olmuştur. Bir müddet de Anadolu valiliğinde bulunmuştur. 1793’te Konya valiliğine tayin edilmiş ise de Kütahya’dan hareketini müteakip yolda vefat eylemiştir. Akıllı, idareli, her şeyin sonunu düşünür ve hayırsever bir zat idi (SO. III/ 550; BABD. 3816; BAVD. 3805, 25380). BK, I/155
ÂLİ PAŞA Osmanlı hükûmetinin son asırdaki en meşhur sadrazamların-dandır. Beş defa sadrazam olmuştur. Adı Mehmed Emin Âli’dir. Çekirge’de Murad Hudâvendigâr mahallesinde ve caddesinde bir hanı vardı (BS. 309/1). 15.5.1851’de Hariciye nâzırı iken teb-dil-i hava için padişahtan aldığı izinle Bursa’ya gelmiş ve yerine sadaret müsteşarı Fuad Paşa vekâlet eylemiştir. Kaplıcalardan çok fayda gördüğünü her vakit söylermiş. BK, I/162
ALİ PAŞA (Hacı)
ALİ PAŞA (Hacı) Haseki, Bostancıbaşı, İstanköy mutasarrıfı, Anadolu valisi, Rize muhafızı ve daha sonra Bursa mutasarrıfı oldu. 1690’da ölmüştür (SO. III/518). BK, I/145
30 Ali Paşa Camii planı (Ayverdi’den)
ALİ PAŞA (Hacı) Bursa eşrafındandır. 1899’da memleketine yaptığı hizmetler takdir olunarak Rumeli beylerbeyi pâyesi tevcih olunmuştur. Gazi Ahmed Muhtar Paşa’nın kardeşidir. 1912’de ölmüş ve Başçı İbrahim mezarlığına gömülmüştür. BK, I/161
ALİ PAŞA Çandarlı Hayreddin Paşa’nın büyük oğludur. I. Murad zamanında 3, Yıldırım zamanında 22 ki, cem’an 25 sene veziriâzamlık yapmıştır. Rumeli’de fütuhatla meşgul olarak Şumnu, Pravadi, Niğbolu, Tırnova ve Silistre kalelerini fethetmiştir. 1395’te Yıldı-rım’ın İstanbul’u fethetmek için yaptığı teşebbüslere birtakım vâhî özürlerle mâni’ olmuştur. Timur vakasında Emir Süleyman’ı alarak Edirne’ye geçmiş, bunun vezir ve müşaviri olmuştur. 1411’de Edirne’de vefat eylemiş ve cenazesi biraderi İbrahim Paşa tarafından İznik’e getirilerek babasının türbesine gömülmüştür. Alim, fazıl ve akıllı biri ise de gösterişe çok düşkündü. Sadrazamlara mahsus merasimin çoğu bunun icadıdır. Kadıların huccet, sicil kaydı, nikâh ve saire gibi muamelâta mukabil para almaları bunun zamanında başlamıştır (KA. 3185; G. 62; SO. III/493). Bursa’da bir cami ve hamam, Siroz’da bir mevlevî tekkesi yap-
tırmış ve birçok vakıflar bırakmıştır (BSVD. 3/2). BK, I/125
ALİ PAŞA CAMİİ Adıyla anılan mahallededir. Vaktiyle çok büyük bir cami ise de Bursa’nın meşhur-i âlem olan yangınları bu camiyi birkaç defa yakmış ve her defasında çalışkan evlâdları tarafından imar edilmiştir. Ali Paşa’nın, vakfiyesini 1393’te yazdırmış olmasına nazaran caminin daha evvel yapıldığı anlaşılmaktadır. 1855 hareket-i arzında büsbütün yıkılmış, tekrar küçük olarak yaptırılmış ve caminin yanında olan zaviyesi kaldırılmıştır. İlk devirlerde burası mescid iken 1551’de camiye tahvil edilmiş, Cuma ve bayram namazları kılınmaya başlanmıştır (BS. 52/273). Ali Paşa’nın Bursa’daki vakıfları şunlardır: Hamam, Debbağlar ve Şehreküstü mahallelerinde iki değirmen, Antalya’da bir değirmen, Bur-sa’daki evkafının tafsilatlı listesi sicillerde vardır (Bk. BS. 336/123). Ali Paşa’nın evlâdı olmamıştır. Birçok tarihçiler Ali Paşa’dan sonra sadrazam olan İbrahim Paşa’yı Ali Paşa’nın oğlu olarak gösterirlerse de elde bulunan hükûmetin resmî kayıtları, aile şeceresi ve mezar taşları bunun yanlış olduğunu ve İbrahim Paşa ile Ali Paşa’nın kardeş olduklarını göstermektedir. BK, I/126
ALİ PAŞA ÇINARI Ali Paşa Camii önündedir. Gayet büyük ve eski bir çınar ağacıdır. BK, I/125
ALİ PAŞA HAMAMI Araplı mahallesin-dedir. Sonra tekke olmuş ve “Hamam Tekke” diye şöhret almıştır. Cami ve imaretinin vakfıdır. BK, I/125
ALİ PAŞA HANI Gallepazarı’ndadır. “Yeni bina” demekle maruftur (1602). BK, I/136
ALİ PAŞA VAKIFLARI Siroz’daki zaviyesine bir kervansaray, 76 dükkân, bir başhane, yedi oda, bir ev ve bir konak;
Bursa’daki zaviyesine de Yenişehir’deki Dere köyünü ve Abdullah oğlu Mehmed’den satın aldığı Dırazcı(?) köyünü vakfeylemiştir (BAVD. 18371). BK, I/125
ALİ RIZA EFENDİ Bk. Rıza Efendi.
ALİ RIZA EFENDİ Atina müftüsü Hamza Efendi’nin küçük oğludur. Mora’nın istilâsında, evvelâ İzmir’e, bir müddet sonra da Bursa’ya gelmiştir. Atina’da, Hasan Bey Camii’nin imam ve mütevellisi olmak münasebetiyle, onun yerine 1838’de hem cami hem de tekke olmak üzere Yahnî Kapanzâde konağını alarak tekke yapmıştır. 18 sene tekkeden dışarı çıkmamış, 1868’de vefat etmiş ve tekkeye gömülmüştür. Üzerine bir de türbe yapılmıştır. Muhyiddin, Hasan Ukkâşe Efendiler kardeşleridir. BK, I/160
ALİ RIZA TEKKESİ (Moralı Tekkesi) Atina müftüsü Hamza Efendi’nin oğulları Ali Rıza ve Hasan Ukkâşe Efendiler tarafından 1838’de Bursa’nın Veli Şem-seddin mahallesinde Yahnî Kapanzâde konağında tesis edilmiştir. Atina’daki Hasan Bey Camii ve vakıfları mütevellisi marifetiyle satılmış ve bunun 75.000 kuruşu Ali Rıza Efendi’ye verilmiştir. Ali Rıza Efendi de 35.000 kuruşuyla bir ev mübayaa ve müced-deden bir semahane ve sair binalar inşa ve zaviye tanzim ettirmiştir. 45.000 kuruşu da vilâyet sandığında saklayarak, faizi zaviyenin hademesi vezaifi ve dervişlerin taamiyesine sarf olunmak üzere vakfeylemiş ve vakfiyesini tescil ettirerek tevliyet ve meşihatı evvelâ kendisine şart eylemiştir. Vakfiyesi 1253/1837 Şevval ayının 21. günü tanzim edilmiştir (BAVD. 20260). Ali Rıza Efendi alim, fazıl, mütevazi, arif bir şeyhti. Türbe ve cami harap olduğundan, Evkaf tarafından yıktırılmıştır. Bâni ile evlâd ve ahfadı türbe içinde idiler. İkinci oğlu Mustafa Lutfullah türbeyi küçültmüş, içinde yalnız Ali
Hamza Efendi (Atina Müftüsü)
Muhyiddin Hasan Ukkaşe
Ali Rıza Efendi
Efendi Efendi
Ali Rıza Efendi’nin
Şeceresi
Ahmed Bedreddin
Rıza Efendi ile oğlu Şeyh Ahmed Bedreddin Efendiler kalmıştır. BK, I/160
ALİ SIRRÎ EFENDİ Galip Efendi’nin oğludur. Babasından intikal eden nısf-ı meşihata ve İznik’teki mütevelliliğe ve sonra da Ahmed Gazzî Tekkesi şeyhliğine tayin edilmiştir. İstanbul’da Aydınoğlu Tekkesi’nde ibadet ve zikrederken 1904 senesinde vefat eylemiş, birisi Ayasofya’da ve diğeri Üsküdar’da olmak üzere iki defa cenaze namazı kılınmıştır. Karaca Ahmed civarında şeyhi Osman Şemsi Efendi’nin yanına gömülmüştür. İyi bir hattat idi. BK, I/161
ALİ SULHİ BEY Bursalıdır. Harbiye Mek-tebi’nden 1876’da çıkarak Bursa Askeri İdadisi’nin kozmoğrafya muallimliğine tayin edilmiş ve yirmi sene bu vazifede kaldıktan sonra Manastır Askeri İdadisi’ne müdür ve sonra da kaymakamlıkla Kuleli Askeri İdadisi’ne riyaziye muallimi tayin edilmiştir. 1914’te vefat etmiş ve Üsküdar’da hattatların şeyhi Hamdullah Efendi’nin yanına defnedilmiştir. Riyaziye ilimlerinin cümlesinde ve bâhusus kozmoğ-rafya ilimlerinde çok ihtisas sahibi idi. Riyaziyeye ait sekiz eseri Harbiye Mektebi matbaasında basılmıştır. Orta derecede bir kütüphane tesis edecek derecede coğrafya, kozmoğrafya ve riyaziye kitapları vardı. Aldığı maaşın yarısını Avrupa’dan sipariş eylediği
31 Âlim Efendi için başhekim Feyzî Mustafa Efendi’nin arzı
kitaplara ayırırdı. Zayıf vücutlu, lâtifeci ve kibar bir zat olup Bursa’da, “Cin Ali” adıyla maruftur. Gece yıldızlara bakmak, ayın hareketini seyretmek kendisi için en zevkli bir meşguliyet idi (OM. III/284). Yalan nedir bilmez ve hakkaniyetten ayrılmaz nev’i şahsına münhasır bir alimdi. BK, I/162
ALİ YETİM Aydınlıdır. Bir sene içerisinde ne kadar akrabası varsa hepsi birden öldüklerinden “Yetim” diye şöhret aldı. Tire’de hüsn-i hatta merak etti. Hattat oldu. İstanbul’da Yahya es-Sûfî Rumî’den ve Yahya oğlu Ali’den ders almıştır. Bursa’ya hicret etti ve 920/ 1514’te vefat eyledi (TH. 335). BK, I/ 130
ALİCAN EFENDİ Bursalıdır. Hafızzâde Efendi’nin kardeşidir. Evvelâ kazzazlık yapmış, aynı zamanda tahsil ederek müderris olmuş ve birçok medreselerde müderrislik yaptıktan sonra, 1650’-de yakıcı hummadan vefat eylemiştir. Yerkapı Darülhadis’i kurbünde medfundur (G. 352). BK, I/162
ÂLİM EFENDİ İstanbul’da, tıp medresesinde şakird iken Hekimbaşı Mevlânâ Feyzî Mustafa Efendi’nin padişaha arzı üzerine, Bursa’da Yıldırım Darüşşifa-sı’na 1674’te başhekim olmuştur (BS. 316/134). BK, I/163
ALTIN
ALİŞİR DEDE Allah’ın lutuf ve inayetine boğularak ömrünü dua ve ibadetle geçirmiş, Molla Fenarî’nin ahibbasın-dan bir zat idi. Molla Fenarî, Üç Kozlar,
Üftade mahallelerine su getirmiştir. Üftade mahallesinde bir evde medfundur. BK, I/163
ALTIN Vaktiyle altın, gümüş ve bakır meskûkât kullanılırdı. 1640’ta verilen bir emirde: “Memâlik-i Osmaniye’den giden Acem tüccarı ve sair bezirgân taifesi, gittikleri zaman hurda akçe, kuruş ve zolota ve rubu’ ve külçe altın ve gümüş evânî götürmeyip ancak maîşet-leri için harçlık götürmeleri ve emre itaat etmeyenlerin haklarından gelinip ele gelen şeylerin beylik için zapt olunması evvelce de emredilmişti. Gümüş arayıcısı olan Mehmed Ağa, Bursa’ya tayin edilmiştir. Bursa’da hanlarda sakin olan ve yakında Bursa’dan çıkıp giden tüccarların iki konak mesafeye kadar ardlarınca varıp, başka nesnelerini almamak üzere, eşyalarını aratıp, içlerinde harçlıklarından ziyade altın, gümüş ve evânî buldukta beylik için zapt edilecektir” denilmiştir (BS. 266/ 97).
1634’te altın ve gümüş meskûkât Bursa’da fazlaya geçtiği ve tüccar, sair esnaf ve halk arasında ihtilâle sebep olduğu haber alındığında, Bursa kadısı mesul tutulmuş ve o günden itibaren İstanbul’da olduğu gibi; şerifî altın 210, muamele altını 200, kâmil kuruş 110 ve esedî kuruş’un 100 akçeye geçirilmesi emredilmiştir (BS. 253/204).
1687 tarihli başka bir emirde de; İstanbul’da hazineye alındığı gibi, Bur-sa’da da bir damgalı yaldızlı altının (frengi altını) ikibuçuk esedî kuruşa ve iki damgalı altının iki kuruş ve bir rub’a alınıp verilmesi, kırık ve lehimli diye illet ve bahane ettirilmemesi bildirilmiştir (BS. 363/50).
1757’de verilen bir emirde; “Sikke-i hümayun ile meskuk ve madrub ve vezinleri tamam olan fındık altını ile yaldız Venedik altınının ayar ve vezinleri müsavi olmakla, Memâlik-i Osmaniye’nin her tarafında bahada müsâvat üzere mütedavil ve rayiç iken bazı tacirler ve sarraflar ve Yahudi taifesi hile ve desiselerinden nâşi yaldız altının fındık
altını ile ayarlarında farkı olmak misillü yalanlar çıkararak, ahâli arasında yaldız altınının bahasını yükselterek 155 paraya baliğ olup fındık altını hâli üzre kaldığından, Memâlik-i Osmaniye’den fındık altınını devşirip Venedik memleketine irsal ve yaldız altını kat’ ve Memâlik-i Osmaniye’ye getirip bu kâr ile geçinen Nasara ve Yahudi taifesi çok kazanmışlar ve Müslümanlar ve diğer reaya mutazarrır olduklarından başka bu hâl memlekette Osmanlı altınının azalması ve darphanenin mazarratını mucib olmakla ahâlinin faydası ve menfaati için bunu bir nizama koymak iktiza etmekle, darphanede nazır ve ayar fennine vâkıf olan ustalar ve kuyumcu-başı marifetleriyle yaldız ve fındık altınları eritilerek ayarları tedkik ve tecrübe olundukta birbirlerinden zerre kadar farkı olmadığı ayar ve vezinleri müsavi olduğu görülmüştür. Vezni tam fındık altını yaldız altını gibi 155 paraya ve zer-i mahbub altınının eskisi gibi dördü 11 kuruşa ve tâmmü’l-vezn Macar altınının üçü eskisi gibi 11 kuruşa alınıp verilmesi ve bir akçe ziyade veya noksan rayiç olmamak üzre mahkeme sicillerine kayd ve tescil edilmesi ve iktiza edenlere gereği gibi tenbih ve işbu nizamın ale’d-devam merî ve muteber tutulmasının cümleye ilân ve duyurulması ve bu hususa valiler ve hakimler tarafından dikkat ve ihtimam olunup zerre kadar hilâfına ruhsat ve cevaz gösterilmekden son derece çekinilmesi ve hilâfına hareket eden bulunursa hakkından gelinmek için isim ve resmiyle îlâm olunması...” fermanla emredilmiştir (BS. 391/121).
1760’ta verilen bir emirle de; “Bur-sa’nın ekseri ahâlisi ipek amelesi, iplikçi ve dokumacıdan ibaret olmakla, sattıkları ipek ve sair emtialarını almak için başka memleketlerden gelen tüccarlar kasden getirdikleri etrafı kesik, vezinleri noksan altın ile satın aldıkları ve bunlar aldıkları bu gibi nukud ile zarar eyledikleri ve insanların elinde tedavül eden Tunus, Cezayir ve kefere sikkeleriyle meskuk olan Fransız, Macar ve yaldız
altınları ve sair altınların her biri muayyen olan vezinlerinden çok noksan olduğu, bunların altın ile gümüşü tebdil ederek memlekette beyaz (gümüş) akçe kalmadığı ve vezinleri tamam olan altınlar dahi bakır olmak derecelerine geldiği ve tedavül eden altınların vezinleri de üçte bir derecede noksan olduğu, ahâliyi bu gibi zararlardan korumak için bunların tam ağırlıkta olması ve hükûmet tarafından tayin olunan miktarda tedavül etmesi için ahâlinin ricası ve Bursa kadısının arz ve îlâmı üzerine, hazinede saklanan başmuhasebe defterlerine bakıldıkta ağırlıkları ve kıymetleri aşağıda yazılan altın ve gümüş nukudun noksan veya ziyade alınmamasına ve ağırlıklarına dikkat edilmesine itina edilmesi...” emredilmiştir (BS. 391/ 62).
1763’te verilen bir emirde de; “Öteden beri vezni noksan altınların geçmesi memnû iken yine vezinleri noksan altınlar geçmeğe ve ahâliye zarar vermeğe başladığından memnûiyetin ziyadeleştirilmesi ve noksan altınların sahipleri, sarraflara tebdil için getirdiklerinde noksanının bahası takdir olunup yaldız, Macar, fındık, zer-i mahbub, İstanbul zincirlisi gibi altınların beher kırat noksanı için 20 akçe ve Mısır zincirlisi, tuğ-ralı ve Tunus misillü altınların beher kırat noksanı için 19 akçe tenzil ile tebdil olunması; darphane rical ve sarrafları marifetiyle nizam verilip nakıs altınının revâcının Memalik-i Osmaniye’de men’i ile ibadullahın zarardan korunmasını” darphane nazırı İsmail Efendi raporunda bildirmiş ve altınlar hakkında şu izahatı vermiştir.
Altınların sıkleti:
Fındık altını: 100 tanesi 110 dirhem olmak üzere bir tanesi 17,5 kırat (Bir kırat; bir tane keçi boynuzu çekirdeğidir. Bu şart ile ki vezinde birbirine müsavi olan 16 tanesi bir dirhem gele) ve yarım buğdaydan biraz noksan.
İstanbul zincirlisi, Mısır zincirlisi, Yaldız zincirlisi, Macar zincirlisi: Bu altınlar fındık altını gibidir.
|
Paranın Cinsi |
Akçe Olarak Değeri |
|
Zer-i mahbub |
330 |
|
Zincirli Mısır altını |
330 |
|
Tuğralı Mısır altını |
315 |
|
Macar altını |
440 |
|
Yeni müdevver zencirekli (fındık altını) |
465 |
|
Yıldız altını |
465 |
|
Tuğralı İstanbul altını |
360 |
|
Tunus altını (tam olmak şartıyla) |
360 |
|
Cezayir altını (tam olmak şartıyla) |
360 |
|
Trablus altını (tam olmak şartıyla) |
360 |
|
Yeni zolota |
90 |
|
Yeni kuruş |
120 |
|
Yeni kuruş sülüs |
45 |
|
Yeni kuruş rubu’ |
30 |
|
Eski esedî kuruş (8,5 dirhem bir denk) |
144 |
|
Sülye(?) |
186 |
|
Kara kuruş (9 dirhem) |
181 |
|
Eski zolota (6 dirhem) |
88 |
|
Tokat (7 dirhem, 2,5 kırat) |
137 |
|
Pulye kuruş (8,5 dirhem bir denk) |
172 |
|
Büyük lipor(?) (2 dirhem) |
24 |
|
Küçük lipor(?) (1 dirhem) |
10 |
Zer-i mahbub: 100 tanesi 82,5 dirhem olmakla bir tanesi 13 kırat ve bir buğdaydan biraz noksan olur.
Mısır tuğralısı: 100 tanesi 117,5 dirhem olmakla bir tanesi 17 kırat ve bir buğdaydan cüz’î noksan olur (BS. 396/13,14).
1766 tarihli başka bir fermanda da; “Vezinleri noksan altınların öteden beri geçmesi memnû iken müsamaha ve iğmaz edildiğinden hile sahipleri ham tamaa kapılarak vezinleri tamam olan altınları kesip kırpmak ile kendi habis ve melûnâne ticaretleri için ahâlinin zarar görmelerine sebep olduğu ve bu hâle biraz daha göz yumulursa Memâ-lik-i Osmaniye’de vezni tamam altın kalmayacağı ve alış verişin nizamının bozulacağı ve herkesin zarar göreceği âşikâr olduğundan, Bursa’da, revacı külliyen men’ ve yasak olunup böyle vezni eksik altını sahipleri tebdil için getirdiklerinde, altın envaının rayici bahasına tatbik ile noksanının takdir olunageldiğine binaen yaldız, Macar, fındık, zer-i mahbub ve İstanbul zincirli-
si altınların beher kırat noksanı için 25’er akçe tenzil ve tebdil olunması darphane ricaliyle sarraflar marifetiyle nizam verildiğinden, vezni nakıs altınların Memâlik-i Osmaniye’nin her tarafından rayiç olmaması” emredilmiştir (BS. 1179/66).
1787’de darphaneden üç kuruşa verilen zer-i mahbub ve 60 paraya verilen nısfiyesi erbâb-ı muamelât ve tüccar birer ikişer para zamm ile zer-i mahbub 3,5 ve nısfiyesi 70 ve rub’iyesi 50 para çıkıp iğmaz olunması yüzünden azar azar ziyadeleşmiş ve nısfiyesi 75 ve rub’iyesi 58 ve 59 paraya geçmeye başladığından:
İstanbul zer-i mahbubu 3,5 kuruşa ve nısfiyesi 75 paraya, rub’iyesi 50 paraya
Fındık ve Macar altınları 5’er kuruşa
Mısır zer-i mahbubu 3 kuruşa
Yaldız 5 kuruş 10 paraya alınıp verilmesi ve hilâfına hareket edenler hakkında takibat yapılacağı emir ve ilân edilmiştir (BS. 1202/74).
1788’de bir müddetten beri altın cinslerinin ve sair meskuk akçenin muayyen kıymetlerine riayet olunma-yıp hilekârlar istedikleri gibi zam yaparak alışverişte tedavül ettirilmesi hükûmete ve darphaneye ve ahâliye birçok zarar verdiğinden, bunun intizam altına alınması için sadır olan fetvâ-yı şerif ve hatt-ı hümayun mucibince ittifak ile karar verilen yeni nizam üzere:
İstanbul zer-i mahbubu 3,5 kuruşa, nısfiyesi 70 paraya, rub’iyesi 50 paraya
Mısır zer-i mahbubu 3 kuruşa, nısfi-yesi 60 paraya
Fındık ve Macar altınları 5 kuruşa
Yaldız altını 5 kuruş 10 paraya
Kara kuruş 100 paraya rayiç olup, bir akçe ziyadeye ahz ve itâ olunmamak ve edenler men’ ve zecr ile te’dîb olunmaları için her sınıfın söz sahipleri, haber vermek üzere mahkemeye celbedile-rek taahhüd ettirildikleri bildirilmiştir (BS. 319/61). BK, I/163
ALTIN EŞYA Bk. Gümüş.
ALTINTAŞ KÖYÜ Kite kazasındadır. Er-hundî Hatun vakfıdır (BS. 28/252). BK, I/167
ALTINTAŞLIZÂDE Bk. İsmail Ağa (Hacı).
ALTIPARMAK (Hoca Mehmed Muh-yiddin) Abdullah’ın oğludur. “Altıparmak” namıyla maruftur. 1484’te Abdurrahman ve Abdullah Çelebi adında iki oğlu ve Sittî Hatun adında bir kızı vardı. 1501 senesi Mayısında Sarı Abdullah mahallesinde ölmüştür. Karısı Tûtî’dir. Altıparmak Camii ve Mektebini yaptırmıştır (BS. 4/146, 17/245, 247, 289, 19/31, 253). BK, III/223
ALTIPARMAK CAMİİ Bursalı Abdullah-zâde Abdullah oğlu Hoca Muhyiddin Mehmed tarafından 919/1513’te yaptırılmıştır (BS. 25/71). Cami kârgir ve minarelidir. BK, I/167
ALTIPARMAK MUALLİMHANESİ Bunu da Bursalı Abdullah oğlu Hoca Muh-yiddin Mehmed yaptırmış ve idaresi için tabhane, bekârhane ve tabhanesi civarında ve Tahtakale kurbünde odalar vakfeylemiştir. Bânisi için bk. Hoca Mehmed. BK, I/168
ALUŞ AĞA Köstendil muhacirlerinden Mehmed Ağa’nın oğludur. 1888’de ölmüş ve Şehreküstü mezarlığına gömülmüştür. BK, I/163
ÂMÂ ALİ EFENDİ Laleli’de sakin iken bazı kabahatine binaen te’dîb için “Avrat Adası”na nefy olunmuşken ıslah-ı hâl etmediğinden 1785’te Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 314/17). BK, I/148
ÂMEDÎ Lağvedilen bâb-ı âlîde, saraydan gelen ve saraya giden işlere bakan daireye denilirdi. Bu dairenin ilk tesisinde, şefi Âmidli (Diyarbakırlı) olduğu için “Âmidî” denilmiş ve gitgide bu kaleme isim olmuştur. Yoksa, gelmek manasına “âmeden”den alınmış Farsça bir isim değildir. BK, I/168
ÂMEDÎ-İ DİVAN-I HÜMAYUN Bâb-ı âlîde saray ile olan muhabere kaleminin başkâtibi, reisidir. Bunun maiyetinde-kilere “âmedî halifeleri” denilir. Osmanlı hükûmetinin ilgasına kadar âmedcilik mevcut idi. Bundan başka, “beylikçi divan-ı hümayun” denilen bir daire vardı. Muahedeleri, beratları ve
32 1940’lı yıllarda
Altıparmak Caddesi
33 Altıparmak Camii
fermanları bu kalem verir, resim ve harçları da tahsil ederdi. BK, I/168
ÂMEDİYE Gümrüklere gelen tüccar malından alınan resme denir. Gerek denizden ve gerek memleketin bir kasabasından diğer bir kasabasına ve bir iskeleden diğerine getirilen emtia ve eşyadan geldiği yerde alınırdı. BK, I/168
AMELE Seferler vukuunda, köprü yapmak için duvarcı ve taş yontucu; İstanbul’daki Süleymaniye ve Edirne’deki Sultan Selim camilerinin inşaatında taşçı, duvarcı ve minareci; adalarda ve Akdeniz boğazında yapılan kale ve tabiye inşaatında çalışmak üzere yüzlerce amele ve usta Bursa’dan istenilmiş ve bu gibi inşaatların hepsinde çalışmışlardır. BK, I/168
AMELİYAT Bursa’da bir darüşşifa vardı. Bursa’da çok muktedir hekimler yetişmiş ve birçok ameliyat yapılmıştır. Sicillerde tesadüf edilen bazı ameliyatlardan bahseylemeyi faydalı gördüm.
-
1- 1484’te Mevlânâ Şükrullah Ahmed Çelebi, Hamza adındaki kölesi attan düşüp sınınca (ayağı kırılınca), Cerrah İskender’e, ayağını kesmek için destur verdi. Ayrıca; “eğer iyi gelirse febihâ ve illâ sirayet ederse dava ve nizâım yoktur” diye cerrahın eline bir de huccet verdi (BS. 4/46).
-
2- 1486’da Abdullah kızı Kadem, oğlu Halil Mehmed’in kavuğunda taş olduğundan, Cerrah Musa oğlu Hayreddin’e kavuğunu yarıp taşı çıkarmaya izin verdi. Eğer ölürse bununla dava ve nizâ olmadığına dair mahkemeden aldığı hucceti de verdi (BS. 5/73).
-
3- 1487’de Ahmed oğlu Mevlânâ Bedreddin, mesanesinde taş olduğundan yarıp çıkarması için Kehhal ve Cerrah Seyyid İbrahim oğlu Abdül-kadir’e icazet verdi, eğer sıhhat bulmayıp helak olursa kanının helâl olduğu, ehlinden ve ıyâlinden kimsenin dava ve nizâ etmemesi gerektiği hususunda mahkemeden huccet aldı (BS. 5/333).
-
4- 1537’de Balıkpazarı’nda Nikola oğlu Dimitri, mesanesinde taş olduğundan, çıkarmak için Cerrah Berekat oğlu Seyyid Ali’ye 300 akçe cerrahiye vermişti. Eğer taş çıkarma ameliyatından Dimitri’ye bir zarar gelip fevt olursa dava ve nizâı olmadığı hususunda mahkemeden huccet aldı (BS. 45/212).
-
5- 1560’ta Hacı Mustafa’nın oğulları Alemşah, Ali ve Selim, kardeşleri Ve-li’nin boynundaki hanazir zahmetine, Cerrah Abdullah oğlu Rıdvan ameliyat ederken muhalif ilaç eylediğinden dolayı dava etmişlerse de bilâhare davalarından vazgeçmişlerdir (BS. 93/99).
-
6- 1561’de Arap Mehmed mahallesinden Mürüvvet oğlu Murad, tenasül aletinde vaki olan hastalığı tedavi etmek için, Hekim Yusuf oğlu Musa’ya iki sikke altın vermişti. Islah edecek olursa daha ziyade vereceğini ve mezburun ilacından kendisine bir zarar terettüp edip vefat etmek ihtimali olduğundan, Allah’ın izniyle ölürse veresesinden hiçbir kimsenin mezbur hekimden dava eylememesini mahkemede ikrar eylemiştir (BS. 93/236).
-
7- 1574’te Abdal Mehmed mahallesinden Hüseyin oğlu Hasan’ın küçük oğlu Mehmed’in kasığında taş bitip çok ıstırap ve elem çekmekte idi. Hasan: “Cerrah Mehmed oğlu Hüseyin sanatında mahir olup nice kimseleri bu makule marazdan halas etmekle, ben de oğlum Mehmed’i cerraha verip ve yarıp timar etmeğe icazet eyledim. Bildiği gibi işleyip timar edicek, eceli gelip ölürse bu hususta dava ve nizâım yoktur. Edecek olursam mesmû’ ve makbul olmaya diye” mahkemede ikrar eyledi (BS. 118/228).
-
8- 1773’te Kara Şeyh mahallesinden İbrahim oğlu Mustafa, bevl yolunda taş durup çok zahmet çektiğini ve Cerrah Mehmed oğlu Ali, yarıp timar etmek istediğinden ihtiyarıyla, kendisini teslim etmek istediğini ve bildiği gibi yarıp timar eylemesini ve eceli tamam olup ölürse vârislerinden hiçbir kimsenin asla ve kat’â dava ve husumet
eylememesini, kendisi bu husus için dava olunursa hakimler yanında mes-mû’ olmamasını mahkemeye bildirmiş ve cerrah dahi bunu kabul eylediğinden sicile kaydolunmuştur (BS. 117/ 3).
-
9- 1791’de Mihaliç (Karacabey) kazasının Saray köyünden Kör Ali oğlu Mustafa’nın oğlu Ali, ayağında iki sene evvel kalan kurşunu çıkarmak için Cerrah Üstad Hacı Hasan oğlu Hacı Hüseyin’e sağ ayağını çelmesi iktiza eden yerinden şakk etmesine izin verip razı olduğunu ve bu ameliyattan vefat ederse dem ve diyete müteallık âmme-i davadan ibra ve ıskat eylediğini mahkemede ikrar eylemiştir (BS. 1206/ 52). BK, I/168
ÂMİL Halife, hükümdar, emir tarafından ahz-ı emval işine memur edilen kimseye denir. Âmil unvanı İslâm memleketlerinde çok yayılmış ve valilere de âmil denilmiştir. Cemi “ummâl” gelir. 1496’-da Bursa mukâtaa eminlerine de âmil denilmekte idi. Bazen cemi kullanılmıştır. Bursa şem’hane âmili, İnegöl çeltiği âmili gibi. BK, I/170
ANADOLU AĞASI Vaktiyle Rumeli ve Anadolu’daki yeniçerilerin işlerine bakan birer memur vardı. Anadolu’daki ağaya “Anadolu ağası” derlerdi. Bunların ikisi de İstanbul ağasının muavinleriydi. Şimdiki merkez komutanlığına benzer bir vazife sahibi idiler. 1638’de Bursa muhafazası hizmetinde olan Ahmed Ağa, Anadolu ağalığından ref’ olunup yerine Rumeli ağası olan Mehmed, Anadolu Ağası nasb olunmuştu (BS. 256/161). BK, I/171
ANADOLU EYALETİ Merkezi Kütahya’da olup, Saruhan, Ankara, Aydın, Teke, Menteşe, Karesi, Biga, Hamideli, Kara-hisar-ı Sahib, Çankırı, Bolu, Kastamonu, Hudâvendigâr ve Sultanönü sancaklarını hâvî idi (1585). BK, I/171
ANADOLU KOLLARI Emirlerin tevziinde, menzillerin tanziminde esas olmak
üzere eski devirlerde Anadolu ve Rumeli kollara taksim edilmiştir.
Anadolu’nun orta kolu: Kütahya, Karahisar-ı Sahib, Hamid, Konya, Niğde, Maraş, Adana, Payas, Haleb, Trablusşam, Beyrut, Şam, Akka, Kudüs ve Nablus livaları.
Sağ kol: Kocaeli, Hudâvendigâr, Karesi, Saruhan, Suğla (İzmir), Aydın, Menteşe, Teke, İçel livaları.
Sol kol: Bolu, Sinop, Kastamonu, Çankırı, Amasya, Canik, Sivas, Malatya, Harput, Diyarbakır, Mardin, Musul, Şehrizor, Bağdad, Basra livaları.
Sol kolun sağ şubesi: Ankara, Kırşehir, Bozok, Kayseri.
Sol kolun sol şubesi: Şebinkarahisar, Erzurum, Gümüşhane, Trabzon, Lazistan, Çıldır, Kars, Bayezid, Van ve Muş livaları idi.
Daha fazla malûmat “Menziller”de verilecektir. BK, I/171
ANAHOR KÖYÜ Civarında Bursa’dan, İzmir-Balıkesir caddesi geçtiğinden 1845’te 30.000 kuruş sarfıyla bir ahşap köprü inşa edilmiştir. BK, I/170
ANDON
ANDON Bursa Ermenilerindendir. Kardeşi Müslüman olmuş ve adı Hüseyin konularak İstanbul’da gümrük emini iken 1665’te katledilmiştir. Andon’un tutulması için dergâh-ı muallâ kapıcı-başılarından Abdurrahim oğlu Yusuf Ağa memur edilmiş ise de tutulamamış ve düşman memleketine kaçmıştır. Bunun üzerine emval ve eşyasının zaptına Selim Ağa memur edilmiştir. Bizzat padişahın Selim Ağa’ya yazdığı bir hatt-ı hümayunda: “Andon’un zimmetinde olan mal-ı mirî için Bursa’da ve İzmir’de emlâkin satıp akçelerin ve saire kabzeylemeğe memur olduğun emvali ile götürüp hazine-i âmireye teslim edesin” denilmiştir. Fermanda ise: “Sen tahsiline memur olduğun mal-ı mirî akçeleri, elinde olan emr-i şerifler ile her kimin zimmetinde zuhur eder ise şer’ ile teveccüh edenlerden -asla aman ve zaman vermeyip- marifet-i şer’ ile
tahsil eyleyesin. Ve teallül eder olur ise isim ve resmi ile arz eyleyesin” denilmiştir. Bu şiddetli emirleri alan Selim Ağa Bursa’ya gelmiş, Andon’un Taya-hatun mahallesinde; “Ulvî ve süflî münakkaş odaları ve kâşî hamamı ve bahçe ve havuzu ve akarsuları, harici-yesi, münakkaş fevkâni odaları ve ahırı hâvî” hanesiyle, yine aynı mahallede bir diğer evini ve yine Setbaşı’ndaki yerlerini, Hacı İvaz köyünde ve Kite’de iki çiftliğini, ve hayvanları ve eşyaları mirî için zapt eylemiş ve satmıştır. 176.000 kuruşluk emvali ve emlâki satılmış, ayrıca bezirgânlarda mevcut ipeklerinin, şerikinin ve Acem diyarına giden diğer şeriki elindeki eşyalarının müsaderesi de emredilmiştir (BS. 345/ 14,29,137). BK, I/172
ANDON BONBAR Fransız etıbbasından olup Bursa’da oturmakta iken ölmüştür. Emvaline hükûmetçe el konulmuş ise de Fransa ile yapılan ahidnâme ahkâmına aykırı olduğunu İstanbul’daki Fransız sefiri Şövalye Dezren bildirdiğinden, 1767’de eşyası iade kılınmıştır (BS. 1179/6). BK, I/171
ANDORYA “Köse Andorya” namıyla maruftur. Arkadaşı Topal Yani ile birlikte birçok koyun hırsızlığı yapmışlardır. İkisi de çobandır. Dolmabeli’n-de(?), Apolyontlu yeniçeri Hasan Be-şe’yi öldürerek eşyasını aldıkları ve mucib-i katl nice fesadları haber verildiğinden 1631’de vücutlarının kaldırılması için Bursa’da mirliva subaşısı Hüseyin Bey’e teslim edilmiş ve idam olunmuştur. BK, I/171
ANEŞTİ Mudanya kocabaşısı iken, 1811’-de hilâf-ı rıza hareketine binaen Lim-ni’ye nefy edildi. Nefyi için mübaşir tayin kılınan Mehmed Tahir Çavuş’un, Aneşti’yi yanında alıkoyup subaşı konağına hapsettirmeyip kaçmasına müsaade eylediği haber verildiğinden, kocabaşı yerine Tahir Çavuş, Limni’ye nefy edilmiş ve bir sene sonra da evlâd
ve ıyâline merhameten affolunmuştur. BK, I/172
ÂNİ MEHMED ÇELEBİ Bursalıdır. Zey-rekzâde Rükneddin Efendi’nin biraderi Paşa Çelebi’nin oğludur. İlk mahlası “Zeyrekî” iken daha sonra “Âni” konmuştur. Kadılıklarda bulunmuştur. Evvelce Şeyhulislâm Kadri Efendi’den ders almıştır. 1569’da ölmüştür (G. 450). BK, I/172
ANTALYA ALACASI Bursa’da dokunan ve işlenen iplik alacasından damga resmi alınmazken, Bursa ihtisab mukâtaası emininin, bu esnaftan damga resmi istediği şikâyet edilmiş ve divan-ı hümayundaki Bursa mukâtaa defterlerine bakıldığında; Bursa ihtisab mukâtaası eminleri Antalya ve gayrı yerlerden gelen İskilip alacası yoklanıp beher tonundan birer akçe resm-i damga alınması musarrah olduğundan, Bursa alacalarından damga resmi istenilerek esnafın incitilmemesi ve korkutulma-ması bir fermanla Bursa kadısına 1745 senesinde emredilmiştir (BS. 384/92). BK, I/173
APOLYONT GÖLÜ Manyas ve Mihaliç kazaları arasında iskân ettirilmiş olan Agnad(?) Kazakları’na ziraat için hâlî mahal irade edilmemişti. Bunların geçinmeleri öteden beri balık avı olduğundan, Apolyont gölü ve Akhisar kazasında Marmara gölü ve Rumeli tarafında Terkos gölünden tuttukları balıklar idi. Tuttukları bu balıklardan, Tek-furdağı ve Bandırma gümrükçüleri tarafından gümrük ve masdariye taleb edildiği şikâyet edildiğinde, bunların, ordu-yı hümayun maiyyetinde karakol hizmetinde istihdam olunup seferin nihayetine kadar orduya hizmet eyledikleri, Karadeniz boğazı muhafızı Vezir Hüseyin Paşa tarafından bildirilmişti. Bunlardan, birazı evvelce Rumeli’ye ve birazı da Manyas, Mihaliç ve Gönen taraflarına nakil ve iskan edilerek, yaptıkları hizmet ve sadakatları
mukabelesinde kendileri evkaf ve mukâtaata dâhil rüsûmattan maada cizye, ispenç, avârız ve kazan akçesi ve tekâlif-i sairenin cümlesinden muaf kılınmışlardı. Bu sebeple, kudûmiye ve esb-bahâ ve sair bahane ile rencide olunmamaları ve üzerlerine lâzım gelen şer’î âşar ve rüsûmat-ı saireyi ahâli gibi te’diye etmeleri ve kifayet edecek miktarı hâlî olan yerleri ziraata talib oldukları hâlde sair reaya gibi bunlara dahi ruhsat verilmesi 27.1.1831’de emir verilmiştir. 15 Teşrinievvel 1843’te Mihaliç ovasında kâin Apol-yont gölünün muhtac-ı tamir mahallerinin keşfine Mühendishane-i Berriye hulefasından Salih Efendi gönderilmiş, nehirlerin sed ve bendlerin tamirini keşfeylemiştir (BAND. 20454). BK, I/ 173
APOLYONT KÖYÜ Yıldırım vakfı köyle-rindendi. Bu köyde sakin Halil ve oğulları Ali, İsmail, Bektaş ile Ahmed oğlu Süleyman, Çiftbozan oğlu Hasan ve Küçük Payas demekle maruf bir Rum, kendi hâllerinde olmayıp âlet-i harble dolaştıkları, 1757 senesinden beri konak basıp ve evler yağma etmek âdetleri olduğu, Apolyont subaşısı Molla İbrahim’in konağını basıp çok ziyan verdikleri cihetle taraf-ı şer’den muhkem tenbih edilmişlerdi. Bu şakiler, mütenebbih olmayıp Yıldırım vakfı reayasından bazılarını darp ve cerh ettiklerinden reayanın rahatlarının kalmadığını, perakende ve perişan olduklarını Yıldırım vakıfları mütevellisi divan-ı hümayuna bildirmekle gönderilen haseki marifetiyle, mahkemeye celb olunarak murafaa ve haklarında sabit olan mevâd tescil ve İstanbul’a îlâm edilmesi ve sonra ne vechile ferman sadır olursa infaz ve icrasına kıyam edilmesi 1760 Şubatında Bursa kadısına bildirilmiştir (BS. 1172/56).
Apolyont Gölü’nde vapur işletilmek üzere verilen imtiyaz ve mukavale: Mihaliç boğazı tabir olunan nehir ile menbaı olan Apolyont Gölü’nde vapur
işletmek üzere, Devlet-i Aliyye teb’a-sından, Langa’da mukim Kosti oğlu Hıristo nam tacir ile 11 maddelik mukavele akdedilerek 31 sene müddetle, 16 Mayıs 1859 tarihinde ruhsat verilmiştir. BK, I/173
ARABA BEYGİRİ Bk. Beygir.
ARAKİYECİ
ARAKİYECİ 1624 senesinde Bursa’da, arakiyeci esnafı, diktikleri arakiye takke, kalpak ve saireye pervaz olmak üzere kürk tüccarından kürk alıp diktikleri için, kürkçü esnafı, zarar gördüklerinden bahisle şikâyette bulunmuş ve bunların kürk tüccarından kürk almamaları emredilmiştir. (BS. 1073/ 95)
1631 sonlarında Bursa’da, altınlı arakiye, kadife kavuk ve serpuş işleten taifeden Ömer oğlu Mehmed Çelebi ve arkadaşları mahkemeye müracaatla: “Dükkânlarımızda sattığımız kadife kavuk ve serpuşun kumaşını kendimiz alıp, erkekler için bir zira’dan üç ve sıbyan için bir zira’dan dörder tane kavuk ve serpuş kendimiz kesip badehu üstad dikicilere ücretle diktirip ve güzide kumaş alıp ve sattığımız kavuk ve serpuş iyi kumaştan yapılırken, esnafımızdan kendi kesmeğe kâdir olanların bazıları, kalp ve âdi kumaş alıp ve kendileri dikip ucuz sattıkları ve biz ise kestirmek ve diktirmek için masraf ettiğimizden pahalıya mal olduğu cihetle sanatlarımız geçmez bir hâle gelmiştir” demişlerdir. Ayrıca, bundan sonra kimsenin dükkânında kalp kumaştan kavuk ve serpuş bulunmaması ve bulunanların haklarından gelinmesi taleb edilmiş ve talebleri şeriata muvafık görüldüğünden cümlesine tenbih edilmiştir (BS. 246/13).
Yine 1631’de Bursa’da, altınlı ara-kiye, kadife kavuk ve serpuş işletenlerden bazıları mahkemeye gelerek: “Kumaşı iki nev’ üzre kestirilip bir nevi sıbyan için dört kavuk veyahut dört serpuş çıkıp ziyade ve noksan kestirilmez iken, bazıları bu iki neviden ziyade
kestirdiklerinden aramızda câri olan nizam bozulmak iktiza eylediğinden bundan sonra iki nev’den ziyade veya noksan üzere kestirenlerin hakkından gelinmek için ittifak ve eşedd-i vesak eyledik” demiş ve sicile kaydını istemişler ve kaydettirmişlerdir (BS. 246/ 13).
1662’de Bursa’da, esnaftan bazıları tüccardan kumaşı toptan alıp arakiye diktirip diğer üstadlara vermeyip, gadr ettikleri ve bu arakiyeleri perdahsız sattıkları cihetle tüccara ve ahâliye gadr ve zarar eylediklerinden, eskisi gibi kumaşın, yiğitbaşı ve kethüdaları tarafından esnafa ale’s-seviye tevzii ve birkaç kişinin toptan almasının men’ edildiği bildirilmiştir (BS. 1073/84). 1664’te aynı dava tekrar edilmiş ve memnûiyet te’kîd edilmiştir. BK, I/177
ARAP CAMİİ Ali Mest Edhemî Türbesi civarında, bahçeler içinde kalmış, eski, harap ve şirin bir camidir. Acem Reis denilen tüccardan Hoca Mahmud bina eylemiştir. Bk. Acem Reis. BK, I/175.
ARAP CİNCİ Bk. Cinci Arap.
ARAP DEDE Ali Paşa civarında, Araplar mahallesindeki caminin şark tarafında, duvar dibinde, tahta parmaklıkla çevrilmiş bir türbedir. 1512’de bir vakfiye ile meşrutası var idiyse de kim olduğu meçhuldür. BK, I/174
ARAP HACI ÇEŞMESİ Paşa Çelebi 1492’-de Tahtakale civarındaki medresesi kurbünde, yoldaki çeşmeyi vakfeyle-miştir (BS. 10/93). “Arap Hacı Suyu” demekle maruf olan Gökdere suyu,
Acem Reis mahallesindeki mescidin yanına kadar gelmekteydi (BS. 234/ 129). BK, I/174
ARAP İMAM Kasımpaşa’da otururken ehl-i ırz kimselere musallat olmuştu. İstanbul’da ve sair mahallerde bazı kimselerin mülk evlerini, etrafındaki hevâsına uyan yalancı şahitlerin şeha-detiyle “benim vakfımdır ve mahlûldur” diye dellâla verip ehl-i ırz kimselere zarar vermiştir. Meselâ, Laleli’de öteden beri şer’î zimmetle mülk olmak üzere tasarruf olunan bir evin sahibi olan kadın ölmüş ve ev vereseye kalmış iken Arap Hacı; “Bu ev Kasımpaşa’da benim mütevellisi olduğum musakkafattandır” diye menzili müzayede için dellâla vermişti. Kendisine soruldukta, elinde senedi olmadığından itizar zımnında dahi kabahatini ikrar eylemiş ve te’dîb için 1775’te Bursa’ya teb’îd edilmiştir (BS. 1186/ 63). BK, I/174
ARAP MEHMED İsmiyle anılan mahallede türbesi vardır. Yarı kârgirdir. Örtüsü ahşap ve üzeri kiremitlidir. Caminin güneyinde bir çıkmaz sokak içinde iken, Mecidiye Caddesi’nin açılmasıyla Maksem kısmında caddeye nazır bir hâle gelmiştir. Arap Mehmed tüccarlardandır. Mehmed Çelebi, Hoca Ahmed, Mahmud Çelebi adında üç oğlu vardır. Arap Mehmed’in oğlu Ahmed Çelebi babasının vakıflarına senelerce mütevellilik etmiştir, 1498’de mütevelli idi (BS. 16/162). BK, III/238
ARAP MEHMED CAMİİ Mecidiye Cadde-si’ndedir. Kubbesi kârgirdir. Minaresi vardır. 1490’dan evvel Arap Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Oğlu Şemsed-din Ahmed Çelebi, Bursa’da doğmuştur. Bunun oğlu Abdülfettah Efendi ulemadandır. 1495’te oğlu mütevelli iken, 1520’de şart-ı vâkıf üzere Hayreddin oğlu Abdülvâsi Efendi mütevelli olmuştur. Fatma ve Zülfî Hatunların bu camiye vakıfları vardır. BK, I/175
I
Hundî Hatun (1424)
Hoca İbrahim (Taceddin)
ARAPLAR Ali Paşa Camii’nin güneyinde bir mahallenin adıdır. Burada bir mescid de bu ismi taşımaktadır. BK, I/175
ARAPLAR MESCİDİ Bu isimdeki mahallede kârgir bir camidir. Doğu tarafında arsa olduğundan, bazı ahlâksız kimselerin, pencere demirlerini ve kubbe kurşunlarını çaldıklarını mütevellisi, mimarbaşı İbrahim Bey, 1643’te mahkemeye şikâyet eylemiş ve kurşunları sattırarak üstünü kiremit ile kaplat-mıştır. Duvar dibindeki mezarda yatan zatın, Arap Dede Camii’nin bânisi olduğu zannedilmektedir. 1513’te Abdullah kızı Hurşid’in bu mescide vakfı olmasına bakılırsa, cami daha eskidir. Minaresizdir. BK, I/175
ARAPLAR ŞEYHİ Araplar şeyhi olan Hüseyin oğlu Zenci Ebubekir, 1782’de İstanbul’dan beratla gelerek Bursa mahkemesine müracaat etmiş ve elindeki beratın şurutu mucibince, Rumeli ve Anadolu’daki her kaza, kasaba ve köyü dolaşarak, zenci Araplardan kaçkın ve yaveleri ahzedip sahipleri zuhur edenleri ashabına red, sahibi bulunmayan yaveleri teslim etmek üzere Zenci Abdullah’ı, Araplar şeyhi tayin
ettiğini bildirmiştir (BS. 1196/77). BK, I/175
ARAPŞAH
ARAPŞAH Çelebi Sultan Mehmed’in yanında 10 sene kalan, hususi kâtipliğini yapan ve birçok kitaplar tercüme eden Arapşahoğullarıyla bu ailenin hiçbir münasebeti ve alâkası yoktur. Arapşah Tarihi bu aileye ait değildir. Bursa’daki Arapşah ailesi tüccarlardan ibaret zengin bir ailedir. Pınarbaşı’nın üst tarafında, Konevî mahallesinde,
34 Tahtakale Mahallesi’nde
Arap Mehmed Camii
cümlesi bir yerde ve gayet sanatlı yapılmış birkaç kabirden ibaret bir hazi-rede medfun iken taşları Bursa Müze-si’ne nakledilmiştir. Buradaki kabirlerde şunlar vardır:
-
I. Hoca Arapşah: Hoca Fahreddin oğlu Hoca Saîd’in oğludur. Vefat tarihi meçhuldür.
-
II. Hoca Mehmed: Hoca Arapşah’ın oğludur. 1429’da ölmüştür (832 H. 27 Şevval Cuma günü).
-
III. Hoca Mahmud: Hoca Arapşah’ın oğludur. 1434’te ölmüştür (838 H. Receb evahirinde).
-
IV. Hoca Şemseddin: Arapşah’ın oğlu Hoca Mahmud’un oğludur. 1434’te ölmüştür (838 H. )
-
V. Hoca Saîd: Hoca Arapşah’ın oğludur. 1421’de ölmüştür (824 Safer ibtidası).
-
VI. Melikşah Hatun: Hoca Sadeddin Tebrizî (Saîd) kızıdır. Vefat tarihi yoktur.
-
VII. Hundî Hatun: Hoca Arapşah’ın kızıdır. 1424’te ölmüştür (23 Muharrem 828).
-
VIII. Züleyha Hatun: Hacı Ömer’in kızıdır. 1438’de ölmüştür (Evahir-i Safer 842).
Bu kabirlerden başka sicillerde bu aileye ait bazı kayıtlar bulunmaktadır (BS. 3/267; 4/190, 399; 20/77; 28/ 210, 271).
Bunlardan Paşa Çelebi’nin Bursa’da vakıfları vardır.
Arapşah’ın oğlu Hoca Taceddin İbrahim’in oğlu Mustafa Muslihuddin, Tah-takale kurbünde bir medrese ve Gökdere’nin üst tarafında bir mescid bina eylemiş ve bunların mesalihi için 10 tabdihhane ve Çakıllı Bozahane mahallesinde 12 ev, Şehzâde (Selçuk) Hatun mahallesinde 12 hücre, Tatarlar mahallesinde 6 hücre ve Hamelli(?) Hanı’nı 1493 Ramazanında vakfeyle-miştir (Yangından sonra yazılan BSVD. 2/39). BK, I/176
ARAPZÂDE İstanbul müderrislerinden iken, Muradiye Medresesi müderrisliği
verilerek Bursa’ya nefy edilen Salih Efendi’nin lâkabıdır. 1736’da Şeyhulis-lâm Mustafa Efendi’nin işaretiyle İran seferine gidecek müderrisler arasında yer aldığından tahliyesi emredilmiştir (BS. 377/61). BK, I/177
ARİF Bursa’nın meşhur oburlarındandır. Akçaköylüdür. Bir oturuşta iki kıyye balmumu ve o kadar da sarımsak yemek suretiyle oburlukta şöhret bulmuştur. Bunları en lezzetli yemeklere tercih etmekteydi. 1893’te Bursa Gazetesi matbaasında yapılan birkaç tecrübede, her defasında bu kadar mum ve sarımsak yediği görülmüştür. BK, I/ 179
ARİF EFENDİ Bahri Dede Tekkesi şeyhi Mehmed Efendi’nin oğludur. 1804’te doğmuş, 1827’de babasının yerine şeyh olmuştur. 22 Mart 1898’de 96 yaşında ölmüştür. Son günlerine kadar gözlüksüz okur, dinç ve tüvânâ bir vücuda malikti. Vefatına yakın gözleri kör olmuştur. Uzunca boylu, davudî sesli, tok sözlü bir zat idi. BK, I/179
ARİF MEHMED ÇELEBİ Bursa beytülmal emininin oğludur. Babası esasen Diyarbakırlıdır. Kendisi Bursa’da doğmuştur. Tahsil-i maarif ettiği ve gayet zeki olduğu için her fenden malûmatı vardı. Babasının zamanında masrafa karışmadığından onun vefatından sonra çok müşkil bir vaziyete düşmüştür. Ahbabları kendisinden yüz çevirdiğinden ihtiyar-ı sefer etmiş ve Saatî Mehmed Paşa’nın, erbâb-ı maarife muhabbetini işitince, renkli kâğıtlardan bir bahçe yaparak eser-i sanatını paşaya takdim eylemiştir. Paşa da çok büyük ihsanlar yaparak Sivas valisi olduğu zaman Arif Mehmed Çelebi’yi divan efendisi yapmıştı. Bir müddet sonra Paşa ile İstanbul’a gelmiş ve 1677’de İstanbul’da vefat eylemiştir. Bursalı Fahrî derecesinde oymacı, bestekâr, mûsıkîşinâs, alim, fazıl, şair ve edîb idi (G. 492). BK, I/178
ARİF MEHMED EFENDİ Bursa âyânı Mizanî Hacı Ali Ağa’nın üçüncü oğludur. Babası 1814’te Isparta’da vefat eylediği zaman, Bursa’da, anası Mustafa kızı Şerife Ayşe Hatun ile kardeşleri Mahmud, Mehmed Hulusi, Mehmed Raşid ve kız kardeşleri Zeyneb ve Cemile kalmıştır. BK, I/179
ARMAĞAN “Mevlânâ Yegân” diye şöhret bulan Aydınlı Mevlânâ Mehmed’in babasıdır. Bu ailede “Yegân Ailesi” adı altında birçok ulema gelmiştir ve oğlu Mevlânâ Yegân 1473’te ölmüştür.
Yıldırım civarında yaptığı mektebin yanına defnedilmiştir. Bu aileye dair izahat herkesin isimlerinin hizasında verilecektir (G. 252, 253, 254, 256; BS. 23/62, 23/345, 26/8, 20/23, 21/ 34,42). BK, II/41
ARMAĞAN 1536’da “Kuşaksız” vakıflarının mütevellisi idi. Bursalı Dur-muş’un oğludur. Oğlunun adı da Dur-muş’tur. BK, II/41
ARMUTLU Bozburun’un güneydoğusunda ve Mudanya’nın karşısında olan Armutlu iskelesi ve civarı kuzey rüzgârlarından muhafazalıdır. Gemlik’e 16 mil mesafededir. Nahiye merkezi olan Armutlu köyü, bir-iki kilometre dâhilde ve bir derenin kenarındadır. Güzel
bir kaplıcası vardır (Bursa ve İznik Tarihi, 9). 1518’de buraya yakın başka bir köyde nice kimseler katledilmekle etrafta olan karye halkının ekserisi hapsedilmiştir. Çok şayan-ı hayrettir ki aynı günde Bursa’nın bazı köylerinde ve Mashara Hasan köyünde, Semdin(?) köyünde aynı surette birçok kimseler katledilmiş ve bu köyler halkı da hapsedilmişlerdir (BS. 28/52). BK, I/180
ARNAVUT 1768’de bir müddetten beri Yalova, Gemlik ve Mudanya kazalarındaki bağ, bahçe ve bostanlara amele ve bekçilik bahanesiyle müstevli olan Arnavutların fesad ve şekavetleri bildirildiğinden, İzmit yeniçeri zâbıtı Za-ğarcıbaşı Ahmed memur olarak gönderilmiş ve tuttuğu kimseler Seddülbahir ve Kilitbahir kalelerinde hapsedilerek memleketlerine iade kılınmıştır. 1557 senesinde de fesad ve fenalıkları görülen bütün Arnavutların Bursa’dan çıkarılmasına ferman gelmişti (BS. 73/ 372). BK, I/180
ARNAVUT ALİ
ARNAVUT ALİ Bileciklioğlu mahallesinde sakin idi. Daima şirret ve eşkıyalık ile bulaşık ve tezvirli davalara vekil olarak Müslümanlara zulüm eylemekte, fısk u fücur üzere olan bir müfsid ve izâlesi lâzım kimse olup defaatle fenalıkları ve rezaleti meydana çıkıp sabit
olmuş ve başka yere sürülmüş ve padişahın emriyle taş gemisine küreğe konmuş ve her türlü cezadan müte-nebbih olmadığı, müvâcehesinde birçok kimseler mahkemeye haber vermişlerdir (1567) (BS. 110/23). Daima mahalle ahâlisini incitmekte, eziyet vermekte ve mahalle imamı Mevlânâ Muslihuddin hakkında dahi, “her kim ardında namaz kılarsa kendisi kâfir ve avreti boştur” diye tahrikâtta bulunduğu sabit olduğundan keyfiyet padişaha bildirilmiş ve yarar adamlara koşup küreğe konulmak üzere İstanbul’a gönderilmesi ve gönderilen yarar adamlara, yolda gaflet edip kaçırmamalarının tenbih olunması fermanla Bursa kadısına 1568’de bildirilmiştir (BS. 110/ 257). BK, I/134
ARPA 1635’te şark seferinden avdet eden padişah İzmit’te birkaç gün kalacağından, asker için ziyade arpa lâzım olmakla yerli rençberler ve muhtekirlerden arpa satın alınması, ayrıca bilcümle arpa mahzeni bulunan yerlerdeki ambarlar açtırılıp mevcut olan gemilere bol arpa yükletip doğruca İzmit’e gönderilmesi ve sahiplerinin bunları câri olan narh mucibince askere satıp sıkıntıyı def’ eylemeleri bir fermanla Bursa kadısına bildirilmiştir. 1557 senesinde Bursa’da, âlâ derecede 10, orta derecede 16 ve ednâ derecede 5 ki cem’an 31 arpacı esnafı olduğu (BS. 391/125) kayıtta bildirilmektedir. BK, I/180
ARSLAN Çalıcı mehterlerden olup İstanbul’da, hassa başmehteri Rıdvan tarafından 1663’te Bursa kalesi mehterba-şılığına tayin edilmiştir. Mûsıkîşinastır (BS. 1073). BK, I/189
ARSLAN BEY 1649’da Kaynarca Hama-mı’nda kadınlar yüzerken, bostancı kıyafetinde, yalın kılıç dalıp namuslu kadınların üzerlerine hücum eylemiştir. Tabii derhal yakalanmıştır (BS. 259/86). BK, I/189
ARSLAN BEY Şahin’in oğludur. 1659’da Bursa subaşılığına tayin edilmişti (BS. 197/80). 1672’de ber-vech-i arpalık Bursa beyi olan Mehmed Paşa tarafından tekrar Bursa subaşılığına tayin edildi (BS. 330/80). BK, I/190
ARSLANİYE MEDRESESİ Bk. Esediye (Musalla Medresesi).
ARŞIN Bk. Kemha.
ARŞINCI 1599’da Bursa’da arşıncı Mehmed oğlu Nasıruddin, arşın işleten Ali oğlu Bâlî ve Mehmed oğlu Bostan isminde iki esnafı mahkemeye ihzâr edip: “Arşın kumaş işletip ipek pot yerine kevgel(?) ve pembe ipliği atarlar, arşın kumaşına kevgeli ve pembe ipliği atmak memnûdur” dedi. Vâkıf olanlardan soruldukta: “Kevgel kadife yastığına atılır, arşına atılmak kat’iyyen caiz değildir, memnûdur” dediklerinden, bundan sonra men’ olunup tenbih ve te’kîd olundu (BS. 351/55).
1631’de Bursa’da kumaşçılardan, ar-şıncı taifesinin berat-ı padişahî ile ehl-i hibresi olan Ali oğlu Yusuf Eyüb ve bu esnaftan birçok kimseler meclis-i şer’a gelip: “Öteden beri işlediğimiz arşının meşdudu kâmil 4.000 tel olup ve nakşe (yedi katar) ve tûlu kâmil üç endaze ve arzı bir endaze ve bir rub’ olup teli ve nakşı ile tûlu ve arzı bir miktardan noksan işlenmek memnû iken, bazılarımız işlettikleri arşınlarının telini ve nakşını ve tûlunu ve arzını noksan işletilip noksan üzre bulunanlara aramızda cezası verilmek içün cümlesinin ittifak ve ahd eylediklerinden ittifaklarının huccet olunmasını” istemişler ve talebleri kabul edilmiştir (BS. 246/8). BK, I/180
ARŞINCILIK MUKATAASI Devletin bir nevi iradı idi. 1584 yılında Bursa asesler kethüdalığı şartıyla üç yıllığı 140.000 akçeye ihale edilmiştir (BS. 152/130). BK, I/181
ASÂ BAHÇESİ Pîr Emir mahallesinde, iki tarafı Azize Hatun Bahçesi’ne ve iki tarafı yola ulaşan ve içerisinde Asâ Suyu cereyan eden “Hatibzâde Bahçesi” demekle maruf, muhtelif ağaçları hâvî ve Hazret-i Emir vakfına senede 60 akçe mukâtaası olan mülk bahçe. 1683’te 13 kestane ağacını müştemil üç dönüm miktarı ayrılarak 35,5 esedî kuruşa Hüseyin oğlu Mehmed’e satılmıştır (BS. 358/139). BK, I/182
ÂSAF ÇELEBİ 1542’de Bursa’da hayatta olan, kendi hâlinde bir zat idi. Bunun, Mustafa Çelebi, Hatem Hatun, Bostan Bey isminde üç evlâdı vardı. Hatem Hatun’un kocası Sinan oğlu Abdurrahman Çelebi’dir. Bostan Bey ise saraya mensup bir zat idi. BK, I/182
ASAYİŞ 1663’te hırsızların, Anadolu’dan İstanbul’a gelen yolcuları ve sefere memur askerleri, yolda gelirken önlerine çıkarak soydukları haber alındığından, bu gibi hırsız ve haramzâde-lerin mutlaka haklarından gelinmesi için beylerbeyi, sancakbeyi, mütesellim, voyvoda, kadı, kethüdayeri, serdar ve sair işlerlerine tenbih olunmuş ve ihmallerinden dolayı herhangi eyalet, sancak ve kazada fesad zuhur eyleyecek olur ve bunu eylediğini bir daha padişah duyarsa, hırsızlara verilecek ceza kadar cezanın bunları tutmayanlara verilmesinin mukarrer olduğu; bunun için her âmirin taht-ı hükûme-tinde olan yerleri ve belleri bekleyip fesada meydan vermemeleri; bu gibi fesad haber alınırsa bunların özür ve cevaplarının makbul olmayıp kendilerinin haklarından gelineceği; bunların başları kendilerine gerekli ise bu işe tekayyüd etmeleri; her kimin eyaletinde, livasında böyle fesad olursa onun cezasının verileceği” tarzında şiddetli bir ferman tamim edilmiştir (BS. 1073/ 104). BK, I/182
ASBOĞA ÇAVUŞ
ASBOĞA ÇAVUŞ Buna “Hasboğa” da derler. Şâtır Çavuş’un oğludur. II. Mu-
rad’ın ikinci derecedeki komutanlarından birisidir. Kite’de dağ kurbündeki Tobi köyünün sahibi olmasına nazaran zuamâdan olması çok muhtemeldir. 30.7.1418’de Tobi köyü denilen, kıblesi Misi ovası, doğusu Murad Bey vakfı, batısı Tatar, Tepecik, Balçıkhisar, kuzeyi Yalakçayırı’na müntehi köyünü, Bursa’nın Debbağlar mahallesinde üç tarafı yol, bir tarafı su arkı ile mahdud iki taşlı değirmeni -değirmenci, zevcesi ve oradaki köyleriyle beraber- ve Bur-sa’nın kuzeyindeki bahçeyi ve Bur-sa’nın dışarısında diğer etrafı çevrilmiş bahçeyi -kulları, bağcı zevcesiyle beraber- ve Tobiler köyündeki çiftliği -ki üç çiftlik yerdir- cümlesini, Tobi köyünde bina eylediği kervansaray ve çeşmeleri yolları ile zaviye ve mescidine vakfey-lemiştir. Tevliyeti hayatta oldukça kendisine, vefatından sonra oğlu Tura Bey’e ve sonra da oğlunun evlâdlarına şart eylemiştir. Kendi evinin kapısı yanındaki bir evi de Kadı Mescidi’nde bir kandil yakmak için vakfeylemiştir (BSVD. 5/104; BAVS. 124). Zaviyesinde gelip geçenlere yemek de verilirdi. 26 Teşrinisânî 1854 tarihli bir kayda göre, Tobi çiftliği yakınındaki üzeri kiremit örtülü Hasboğa kervansarayı harap ve münhedim ve kervansaray cadde üzerinde vâki olduğundan kış günleri gelip geçenler, içerisinde iskân ile soğuktan vikâye olunabilmeleri için tecdidi ve tamiri ehem ve elzem olmakla evlâdından Abdüsselâm Bey tarafından 16.415 kuruş sarfıyla tamir edilmiştir. 1893 numaralı bir kayıtta da Asboğa Çavuş’un, Misi köyünde medfun olduğu yazılıdır (BAVS. 148). Evlâd ve ahfadı Bursa’da vardır. Bunların rivayetlerine göre, gayet gür ve kalın sesli olduğundan sesini dağdan dağa yetiştirir ve her yerde sadasını duyurmakta mahir olduğundan “Boğa” ismi verilmiştir. Hüviyetine dair hiçbir malûmata tesadüf edemedim. Köyündeki camiye Hacı Sinan 4.000 akçe vakfedip imam tarafından Kur’ân okunmasını şart eylemiştir. BK, I/182
ASBUR Bir cins al boyadır. Çürümeden kullanılması lâzımdır. 1769 tarihli bir kayıtta, çürümüş boya ile ipek boyanırsa gerek boyacıya ve gerekse mal sahiplerine zararı vardır, denilmiştir (BS. 400/39). BK, I/183
ASBUR
ASESLER KETHÜDASI Ases; gece bekçilerine, kolgezenlere denir. Bursa’da asesler kethüdası, Bursa subaşısı tarafından tayin edilirdi ki aseslerin başıdır. 1588’de Bursa subaşısı Osman Çavuş, padişaha arz gönderip vazifesinde ihmalini gördüğü asesler kethüdası Mehmed’i değiştirmiş ve yazdığı arza: “İstediğim kimsenin asesler kethüdası olması iltizamıma dâhil olmakla...” tabirini koymuştur. Bunun tayin eylediği kimseye de berat gönderilmiştir (BS. 172/261). BK, I/183
ASIM MOLLA BEY Bursa kadısı iken 6 Eylül 1902’de ölmüştür (Yenikapı Mevlevîhanesi, 195). BK, I/184
ASIMÎ EFENDİ Asıl ismi Mehmed’dir. Bursalıdır. Babası, Geyveli Nakşibendî şeyhi Muhyiddin Efendi’dir. Evvelâ sipahi sınıfına girmiş, bilâhare tahsil-i ilim ve Vaiz Hafızzâde’den ikmal-i tahsil ederek kısmet-i askeriye mahkemesinde ve sonra da Emir Sultan ve Ulucami vakıfları kitabetinde bulunmuştur. Hisar’daki Helvâyî Mescidi’nde de imamdı. 1658 Celâlî Hasan Paşa vakasından sonra Bursalıların gidişlerinden müteessir olarak çekingen bir vaziyette münzevîyâne ömür geçirmiş, 1666 senesinde 77 yaşında ölmüş ve Zindankapısı’nda servi ağacı altına gömülmüştür. Alim, fazıl, edîb ve şair idi. Oğlu Hezarfen Ali Çelebi, bu zatın el yazısıyla yazılmış bir şiir mecmuasını İstanbul’da “Asımî” adını alan yeni heves bir şaire hediye etmiştir (G. 490). BK, I/184
ASKER Osmanlı Devleti’nin devamı müddetince, Bursalılar vaki olan seferlerin her birisine kahramanca iştirak
eylemişler ve kahraman evlâdlarını memleketin ve vatanın selâmeti uğrunda feda eylemişlerdir. Bağdad ve Basra’dan Viyana önlerine kadar uzanan sahanın her bir toprağında bir Bursalının kanı vardır. Bursalıların iştirak eyledikleri seferlere ait en doğru malûmat -devletin resmî kaynaklarından alınarak- “Sefer” kelimesine geçirilmiştir. Oraya bakılarak Bursalıların fedakârlık derecesi takdir olunacaktır. Burada yalnız askerî teşkilât hakkında kısa malûmat verilecektir.
Orhan Bey, yeniçeri askerî teşkilâtının esasını yaya ve müsellemler diye kurduktan sonra, 1375’te I. Murad Bey, timar erbabının kanunlarını vaz’ eylemiştir.
İslâm ve Rum reaya çocuklarından toplanan ilk askerler küçük yaşta dev-şirilir ve bunlar zengin İslâm ailelerine talim ve terbiye için dağıtılırdı. Bunlar bulundukları evin öz evlâdı gibi terbiye görürler, ata binmesini ve silâh kullanmasını öğrenirlerdi. Büyüyünce kendilerine birer dirlik verilirdi. Dirliklerin iradıyla bir yuva kurarlardı. Daha sonraları İstanbul’da kışlalarında bulunurlardı. Bursa’da olanlar iş ve güçleriyle meşgul olurlar ve sefer vukuunda bunlar silâh altına çağırılırdı. “Serdar” denilen Bursa’daki yeniçeri ağası maiyyetinde hiçbir kimse yoktu. Bunun tekmil askerleri köylerde, kasabalarda kendi iş ve güçleriyle meşguldü. Serdar bunların hükûmetçe olan muamelâtına bakardı. Yine İstanbul’da sarayda padişahın has askeri vardı. Bunlar sarayda bulunurlardı. Bu altı bölükten Bursa’da da vardı. Bunların Bursa’daki ağalarına, “kethüdayeri” denilirdi. Altı bölük ağasının imzasını taşıyan bir mektupla tayin edilirdi.
Bursa’da, bir de timar, zeamet ve has sahipleri vardı ki, bunlar da ziraat ve kendi işleriyle meşgul olurlar ve sefer vukuunda Bursa’da bulunan Hudâven-digâr sancağı alaybeyi denilen zatın sancağı altında sefere giderlerdi.
35 Askerî İdadisi
Sefer vukuunda askerin bir kısmı “serhatlı” olur, hudutlara koşar; bir kısmı ki ihtiyarlardır, muhafazada kalırlardı. Bu teşkilâtlar yeniçeriliğin ilgası olan 1825 senesine kadar devam eylemiştir. III. Selim, “Levend Çiftliği ve Üsküdar Ocağı Neferatı” adıyla yeniden talimli bir asker sınıfı ihdas eylemişti. 1802’de payitaht civarındaki sancaklardan bir miktar neferat tertip edilerek münasip olan kazalar bu ocağa bağlanmıştı. Her kazanın tahammülüne göre yazılan askerlerin cemi tekâlifi örfiyye ve şâkkadan ve avârız-ı diva-niyye ve imdâd-ı hazariyyeden muaf olmaları takarrür eylemişti. Bursa’dan da münasip miktarda asker yazılarak talime başlamışlardı (BS. 281/33). Birkaç ay sonra da Hudâvendigâr sancağından yazılan 1.500 piyade ve süvari neferinin yerine 135.000 kuruş bedel tahsis edilmiştir.
Yeniçeri Ocağı’nın lağvından sonra timarlı sipahi ve piyade askerleri teşkil olunmuş ve 1303/1885’te esaslı bir teşkilâtla 20 yaşından 45 yaşına kadar herkesin asker olması ve bu askerliğin de “muvazzaf, ihtiyat, redif, mustahfız” adlarıyla dört sınıfa ayrılması kararlaştırılmıştı. Memâlik-i Osmaniye, birçok orduya taksim edilmiş ve birinci hassa ordusunun merkezi İstanbul’da kurulmuştu. Bursa da, civariyet hasebiyle
İstanbul ordusuna bağlı bir redif tümen ve tugay merkezi olmuştur. O zamanın tabirince birinci Bursa fırkasının, birinci Bursa livasının taburları şunlardı: Birinci Bursa alayı: Bursa, Gemlik, Bilecik, Söğüt; İkinci Mihaliç alayı da: Mihaliç, Kirmastı, Çekirge, Atranos taburlarını hâvî idi. Bu malûmata göre Bursa birinci ordu, birinci fırka, birinci liva, birinci alay, birinci taburun efradını teşkil ediyordu. Bu numaranın gösterdiği birinciliği de girdikleri her muharebede muhafaza etmişler, kahramanlık, cesaret ve işgü-zârlıklarıyla temayüz etmişlerdir. BK, I/184
ASKERÎ İDADİSİ
ASKERÎ İDADİSİ “Merkez ve muvafık sair münasib mahallerde mekâtib-i idadiye tertib ve inşası” Sultan Abdül-mecid’in iradeleri iktizasından olduğundan, 3 Mayıs 1845 senesinde Bur-sa’da da bir idadiye mektebi tanzimi mukarrer bulunmuştu. 60 nefer şakirdi istiab edebilecek bir yatak koğuşuyla 50’şer nefer şakirdâna kâfi iki dershane ve bir kütüphane ve bir adet depo ile mektep müdürü için bir ve muallimler için iki olmak üzere cem’an dört memur odası, ayrıca üç hademe odası, bir matbah ve ittisalinde bir kiler ve sekiz abdesthane ile 10 abdest musluğu ve 2.000 zira’ miktarı bahçeden
ibaret bir mektep için elverişli bir bina bulunup bulunmadığının; Süleyman Paşa konak, bahçe ve arsasının veyahut başka münasip bir arsanın üzerine bu tarifat dairesinde teferruatı hâvî bir binanın ne kadar masrafla meydana gelebileceğinin keşfi ve haritalarının yapılması istenmişti. Erkân-ı harp binbaşısı Mazhar Efendi’ye verilen talimatnameye göre, Bursa’daki münasip arsalar cümle marifetiyle muayene olunmuş ve Süleyman Paşa konağı arsasından başka münasip mahal olmadığı anlaşılmıştı. Mazhar Efendi ve Bursa’da mimar-ı hassa kaymakamı Mehmed Tahir Ağa ve sair ebniye işlerine vukufu olanlarla keşfi yapılarak, 195.763 kuruşa inşa edilebileceği keşf ve tahmin edilmiş ve bu bina yapılmıştır.
Bursa Mektebi Fünûn-i İdadisi 15 Şubat 1845’te açılmıştır. Edirne, Bursa ve Manastır vilâyet merkezlerinde birer mektep açılması takarrur edince, münasip bir bina aramak ve lâzım gelen tertibatın yapılması için Harbiye Mektebi muallimlerinden yüzbaşı Ali Efendi Bursa’ya gelmiş, vali ve erkân-ı vilâyetle temasa geçerek şimdiki vali dairesinin bulunduğu yerdeki kumaş fabrikası Askerî İdadi Mektebi ittihaz edilmiştir (Bu bina, 1824 senelerine kadar tüfenkçibaşı ve menzil ağalarına mahsus konak iken bu tarihte kumaş fabrikası olmuş, 1845’te Askerî İdadiye ve 1890’da Askerî Rüşdiye’ye verilmiş ve rüşdiyelerin Maarif Vekâleti’ne devri sırasında “Nilüfer İlk Mektebi” olmuş ve sonra da yıkılarak yerine hükûmet konağı inşa edilmiştir). 14 Mart 1855 hareket-i arzında, Paşakapısı civarındaki bu mekteb, alt kattaki yatak koğuşunun döşemesi yere yakın olduğundan çürüyerek muhtac-ı tamir olmuş bir hâlde iken, 14 gün evvel vuku bulan hareket-i arzdan koğuşun güney tarafındaki 450 zira’ murabba’ ve batısında 160 zira’ murabba’ taş duvarlar ve odalar arasındaki dolma duvarlar zedelenerek muhtac-ı tamir olduğunu
mektep müdürü yarbay Mustafa Bey, Paşakapısı’ndaki meclis-i umumiyeye haber vermesi üzerine, meclisten gönderilen Ahmed Muhtar Bey ve mimar kaymakamı Yahya Ağa ve sairleri tarafından 25.500 kuruşla tamiri kabil olduğuna dair keşfi yapılmıştır. O zaman, şimdiki gibi, dershanelerde sıra olmayıp şakirdler, medrese ve camilerde olduğu gibi kilim üzerine oturup muallimlerini dinlerlerdi. Fakat sonradan programa ilâve edilen resim, harita ve Fransızca yazı gibi derslerin yerde yapılması mümkün olmadığından, 1870’te sıra inşasına başlanmış ve dershaneler ile koğuşlar birbirinden ayrılmıştır. Mektep talebesinin ziyadeleşmesinden bina küçük gelmeye başlamış, talebenin yattığı koğuşlar, ancak âzami 80 karyola alabildiği ve dershanelerin de mevcut talebeyi istiab edemediği cihetle, şehir içinde ve evler arasındaki bu bahçesiz ve avlusuz bina yatılı ve yatısız kullanılmamaya başlandığından mektebin tevsîine lüzum görülmüştü. Mevsuk olarak işittiğimize göre, o vakit ordumuz ve mekteplerimiz için büyük feragatle çalışan Mareşal Von Golz Paşa’nın tensibiyle Işık-lar’da bir mektep inşasına padişahın iradesi alınmıştı.
Bursa’ya gelenlerin, daha bir-iki saat mesafede, gözüne çarpacak en havadar bir mevkide inşa edilen mektep için burasından daha müsait bir yer bulmak hakikaten müşkildir. Mektebin batı cihetine Tatar muhacirleri iskân edilmiştir ve diğer cihetleri de bağlar ve bahçeler ile ihata olunmuştur. Şehre bir şose ile de bağlanmıştır. Mektebin temel atma merasimi 2 Haziran 1889 Cuma günü yapılmıştır. İlk keşfinde alt kat kârgir ve üstü ahşap olmak üzere 563.155 kuruş iken, Bursa’da birçok eserler bırakan vali Münir Ahmed Pa-şa’nın İstanbul’a mütemadiyen müracaatı sayesinde üst kat da kârgire tahvil ile, 1.994.654 kuruşa her tarafı kârgir olmak üzere ikmal edilmiş ve 10 Haziran 1892’de vali Münir Paşa tara-
fından açılış töreni yapılmıştır. Aşağıdaki mektep, Askeri Rüşdiyesi hâline konmuş ve bu mektep de idâdî hâlinde tedrisata başlanmıştır. Mektebin taşları Cilimboz deresinden ve bir kısmı da Kaynarca kaplıcası civarından çıkarılmış ve keresteleri de İnegöl ormanlarından getirilmiştir.
Gördüğü fevkalâde rağbet üzerine mektebin talebesi çoğalmış ve mevcut bina 300’den fazla talebe almadığından, 1894 senesinde şimdiki ikinci daire denilen kısma başlanarak 1896 senesi ortalarında bitmiş ve mektebin talebesi 500’e çıkarılmıştır. Fevkalâde çalışkan ve hayrat için yorulmak bilmeden koşan Şeyh Sabit Efendi de mektebin bahçesine birçok ağaçlar dikmiştir.
1900’da idâdîlerin birinci sınıfları kaldırılarak bu sınıf dersleri neharî rüşdiyelerin dördüncü sınıflarını teşkil eylemiş ve idâdîler üç seneye indirilmiştir.
1905’te Bursa İdadisi müstesna olmak üzere diğer askerî idâdîler “Harbiye Mektebi” adını almışlar ve bu sene mektebi bitirenlerin bir kısmı İstanbul harbiyesine gitmeyip Manastır ve Edirne mekteplerine, diğerleri de topçu harbiyesine gitmiştir. Ertesi sene bir sınıf daha kaldırılmış ve Rüşdiye’ye verilmiştir.
1907’de mektebin İstanbul’a yakınlığı bahanesiyle Kütahya’ya nakli tasavvur edilmiş ise de Kütahya’da 600 talebeyi istiab edecek bina bulunamamıştı. Bi’l-mecburiye mektep, Bursa’da kalmış ve bu mülâhaza ile mektep tamir edilmediğinden çok harap olmuştur.
1911’de mektep içerisinde hastaha-nenin bulunması mahzurlu görülerek ayrıca bir hastahane inşa edilmiş ve aynı sene idâdîler lağvolunmakla “Yatılı Askeri Rüşdiye Mektebi” adını almıştır. Yunanlıların Bursa’yı işgali olan 1921-1922 tarihine kadar bu şekilde kalmış ve Yunanlılar işgalden sonra mektebi de işgal etmişler, hamam ve
36 Askerî İdadisi’nin öğrencileri
dershanelerin bir kısmını hayvan ahırı olarak kullanmışlardır.
24 Eylül 1922’de Bursa’nın Yunanlılardan istirdadı sırasında, ansızın Püs-külsüz çetesinin Işıklar’a inmesi, mektebin yakılmasına mâni’ olmuş ve bina kurtulmuştur. 11 Birincikânun 1922’-de tekrar Askeri İdadi namıyla açılmıştır. Yalnız bu defa ibtidai birinci sınıftan rüşdiye yedinci sınıfa kadar olmak üzere yedi sınıf üzerinden açılmıştır. Ertesi senelerde eski talebe de toplanarak 10 sınıfa iblağ edilmiş ve 16 Mart 1925’te “İkinci Lise” namıyla Maarif Vekâleti emrine geçmiş ve maarif liseleri gibi 11 sınıfa indirilmişken, 1926’da tekrar Milli Müdafaa Vekâleti emrine geçmiştir.
1928’de ilk beş sınıfı ve sonra da sırasıyla birer sınıfı lağvedilmek suretiyle ilk ve orta derecesindeki sınıflar kaldırılmış, 1931-1932 yılı derslerine yalnız lise ikinci devre sınıflarıyla başlanmıştır.
1930’da mektebin kadrosu büyümüş ve binalar dar gelmiş olduğundan ikinci dairenin güneyinde bir koridorla birleşmek üzere bir kattan ibaret üçüncü bir daire ilâve edilmiştir. İkibuçuk kilometre mesafeden çelik borularla Akçağlan suyu getirilmiş ve mektep birkaç defa esaslı tamir görmüştür. Çok feyizli olan bu mektepten birçok generaller, mareşaller çıkmıştır. BK, I/186
ASPORÇA/ASFORÇA HATUN Orhan Gazi’nin Nilüfer ve Eftendize’den başka üçüncü karısıdır. Bursa’da yazılan ilk vakfiye bu kadınındır. Bursa’nın fethinden dört sene evvel Kite’de yazılmıştır. 3.11.1323’te mahkemeye Sultan Osman namına Alâeddin Bey ile Orhan Gazi’nin karısı Asporça Hatun geliyorlar. Alâeddin Bey, Kite’nin Narlı, Kapaklı, Frengili köylerini ve daha birçok araziyi Osman Bey namına Asporça Hatun’a hibe ve temlik ediyor. O da kabul ediyor ve kendisine bir tem-liknâme veriliyor. Asporça Hatun’un, Sultan Orhan’dan İbrahim isminde bir oğlu, Fatma ve Selçuk Hatun isminde iki de kızı dünyaya geliyor. Bursa’nın fethinden sonra Halil İbrahim Bey, Gemlik körfezinde sandal gezintisi yaparken, Foça civarında hükûmet süren ve İstanbul Rum İmparatoru tarafından intihap edilen bir hakimin teb’aları tarafından, Bozburun önlerinde tutulmuş ve bu hadise yeni teşekkül eden Osmanlı hükûmetini müşkil bir vaziyete koymuştur. Halil İbrahim Bey’in bu esaret meselesi için bk. Halil İbrahim. Asporça Hatun, Halil İbrahim’i çok sevdiği için Frengili ve Narlı köylerini ona vakfeylemiştir. Asporça Hatun, Sultan Osman Türbe-si’nde medfundur. Oğlu İbrahim de yanındadır. BK, I/183
AŞAĞI KALE Bk. Kale
AŞÇILAR 1575’ten önce, tencere ve kazanları kalaysız, bezleri kirli ve ta-
bakları çatlak (gedik) olan aşçılardan, muhtesibin adamları 7’şer akçe ceza alırlardı. Aşçıların ağniyasından 8’den 12 akçeye kadar cerime alınırdı. Sattıkları eksik veya kokmuş bulunursa sicil olunduktan sonra akçeleri alınıp haklarından gelinirdi. Bu tarihte kuloğlan-ları fazla almaya başladılar. “Bu minval üzere ceza olunup, kuloğlanları tarafından teaddî edilmeyip bi-gayri hakkın ziyade akçe almayalar”, diye kuloğlan-larına te’kîd ve tenbih edilmiştir (BS. 126/67). 1587’de esnaf, beynlerinde tabh olunan taamın iyi ve yaramazını ve aşçılık umurunda vaki olan hususu teşhis ve temyiz için aşçılar esnafına, Nebi oğlu Hacı Sefer’i kethüda reisi nasb eylediler (BS. 173/65). BK, I/191
AŞI 1849’da taşrada fenn-i tababette mahareti olmayan ve aşı ilmini bilmeyen birtakım eşhasın şuna ve buna gelişigüzel ilâç vermeleri ve çocuklarla ahâliyi, muhalif şeylerle aşılamaları, bu işe halkça pek muzır şey olarak bakılması, padişah nezdinde tecviz olunmayacağından, bundan sonra Mekteb-i Tıbbiye’den yedinde şehadetnamesi bulunmayanlara nazik olan tıp ve aşı işlerine müdahale ettirilmemesiyle beraber aşının, karantina, memleket tabibleri ve askerî etıbbâsı bulunan mahallerde onlar tarafından; tabibi olmayan sancak, kaza ve köylere de, miktar-ı kâfi malzeme ile cerrahlar gönderilerek senede bir kere çocukları ve ahâliyi aşılayacakları kararlaştırılmıştır. BK, I/191
ÂŞIK ÇELEBİ Adı Pîr Mehmed’dir. Babası Bağdad eşrafından Seyyid Mehmed oğlu Seyyid Ali en-Nattâ’dır. Seyyid Mehmed meşinden kese dikmekle geçindiğinden Seyyid Nattâ’ denmiştir. Timur fetretinde Mehmed, Emir Buhârî ile Bursa’ya gelmişti. Emir, Yıldırım’ın kızıyla, Seyyid Nattâ’ da Vezir İshak Paşa’nın kızıyla evlenmiştir. Yıldırım Bayezid, Seyyid Nattâ’ için Ebu İshak Zaviyesi’ni inşa ettirmiş ve kendisini
sâdâta nazır tayin eylemiştir. Oğlu Ali, 1534’te vefat eylemiştir. Bunun oğlu Pîr Mehmed (Âşık Çelebi) 1519’da Bursa’da doğmuş, Ebussuud Efendi’nin fetva emininin müsevvidliğine, Silivri, Alâiye ve en nihayet de kayd-ı hayat şartıyla Üsküp kadılığına tayin edilmiş, 1571’de Üsküp’te vefat eylemiştir. Türk ve Arap edebiyatına hakkıyla vâkıftı. Birçok eserler telîf eylemiş ve bazı eserleri Türkçeye tercüme eylemiştir. Şakayık-ı Numaniyye’yi de bu zat tercüme eylemiştir. Tetebbuda bir tane idi. Müretteb divanı vardır. Hem alim, hem de şairdir (KA. 3044; G. 488; OM. III/307). BK, I/191
AŞKÎ (Hoca) 1467’de Alaca Mescid mahallesinde ölmüştür. Evi de yanmıştır (BS. 12/194). BK, I/189
AT Bursa’daki hassa-i hümayun atlarını, çayır zamanlarında, Kite kazasındaki mîrî çayıra götürmek öteden beri Bur-sa’daki meyhaneci taifesinin görevi idi. Ancak meyhaneciler, mahallâttaki zim-mîlerin yardım etmesini istemişler, ehl-i vukuf bazı Müslümanlardan bu husus tahkik olunmuş, onlar da, “kadim zamandan Ulgarlar mahallesindeki meyhaneci kefere, hizmet-i mezkureyi görmekte iken, bu mevzide meyhaneci kalmamış olduğundan diğer meyhaneciler bu hizmeti her sene eda ederler; mahallâttaki zimmî tâifesine taarruz olunmazdı” diye şehadette bulunduklarından yalnız meyhanecilerin bu işi görmelerine mahkemece, 1572 senesinde karar verilmiştir (BS. 113/125) (Ayrıca bk. Beygir). BK, I/192
AT DEĞİRMENİ 1614’ten evvel Bursa’da, Ulucami civarında ve Kayhan’da at ile çevrilen birçok değirmenler vardı. BK, I/194
ATÂULLAH (Hoca) Tüccardandır. Oğlu Mehmed Çelebi, 1512’de ölmüş, Nurullah Çelebi, Sittî ve Mâhî isminde üç
evlâdı kalmıştır (BS. 23/358). BK, I/ 192
ATÂULLAH DEDE Bursa Mevlevîhanesi şeyhi Mehmed Sâdık Efendi’nin oğludur. 1768’de şeyh olmuş, 1799’da vefat etmiş ve Mevlevîhane türbesine gömülmüştür. BK, I/192
ATÂULLAH EFENDİ Hacı İvaz Çelebi’nin oğludur. Kavaklı mahallesinde 1592’de ölmüştür. Hacı İvaz Paşa evlâdından-dır. Mustafa Çelebi isminde bir oğlu ile Saliha, Rahime ve Hatice isminde üç kızı kalmıştır. Kızı Gevherhan 1535 senesinde vefat eylemiştir. Kendisi müderrislerden olup vefatında, 38.800 akçe tutarında çok kıymetli, nâdîde ve muteber kitapları kalmıştır (BS. 193/ 22). BK, I/192
ATÂULLAH EFENDİ Çarşamba Tekkesi şeyhi Mustafa Efendi’nin oğludur. Biraderi Mehmed Gavsî Efendi’nin vefatı üzerine tekkeye şeyh olmuş, 1750’de evlâdsız ölmüştür. BK, I/192
ATÂULLAH EFENDİ “Atâ Efendi” demekle maruftur. Üçkozlar şeyhi Şerefüddin Efendi’nin oğludur. 1824’te Çarşamba Tekkesi’ne müstakillen ve Üçkozlar Tekkesi’nin nısf şeyhliğine tayin olunmuştur. 1835’te vefat etmiştir. Üçkoz-lar’da gömülmüştür. Evlâdı yoktur. BK, I/193
ATÂULLAH MEHMED EFENDİ Bursalı Hafız Abdullah’ın oğludur. Ömrünü Pîr Emir türbedarlığında geçirmiş, 1853’te ölmüş ve oraya gömülmüştür. Vazifesi, oğlu Mehmed’e verilmiş ise de çok küçük olduğundan niyabetle idare edilmiştir. BK, I/193
ATÂYÎ
ATÂYÎ Babası Sultan Murad’ın veziri Hacı İvaz Paşa’dır. 30.7.1437’de vefat etmiş, Kuzguncuk’taki aile kabristanında, babasının yanına gömülmüştür. Mezar taşında ismi “Ahi Çelebi”dir. Kendisi gayet hoş-tâb ve nazik yiğit olup parlak gazelleri ve güzel şiirleri
vardır. Anadolu’da, Türkçe gazellerde emsal irad etmeyi, bu ihdas eylemiştir. Her fenne âşina olup tedkik ve teteb-bua meraklı idi. Nihayet derecede zamanının mahbubu ve bedelsiz nev-civan yiğit idi. Sultan Murad, halvet-i hassına alıp musahib edinmek istemiş ise de razı olmayıp şu beytiyle kendisini bu müşkil vaziyetten kurtarmıştır:
Adline sığınır idi zulm-i zemâneden Şimdi gücü Atâyî’ye Sultan eder diriğ.
Şu makta’ dahi onundur:
Göz ucundan nidelim yandı Atâyî dil ü cân Bu meseldir yanar kuru yanında nice yaş.
BK, I/193
ATDEDE Yeşil Hamamı’nın yanındaki sokağa girilip daima sağ cihet takip edilirse geniş bir meydana gelinir. Orada, muntazam demir parmaklıklı bir mezar vardır ki taşı okunmaz bir hâle gelmiştir. Hacı Mustafa ile 1125 H. tarihi okunmaktadır ki 1713’te öldüğü anlaşılır. Eski Bursalılardan atları san-cılananlar, hayvanı bunun etrafında dolaştırarak iyi olacağı kanaatini beslerlerdi (Şemseddin Ulusoy). Buna “Sancı Dede” diyenler vardır. BK, I/193
ATICILAR Bursa’nın kuzeyinde 1,5-2 km. uzaklıkta asırların yetiştirdiği yüksek ağaçlarla çevrilmiş büyük bir alandır. Adından da anlaşılacağı üzere eski Türklerin en tanınmış sporlarından olan ok talimi için Bursa’nın fethinden beri bu meydan mevcuttu. Yıldırım Bayezid, burasını vakfeylemiş ve toprağını eletmiştir. İstanbul’daki Okmeydanı gibi burada da rekor kıranların adlarına taş dikilirdi. Fakat bugün bu taşlardan hiçbirisi görülmemektedir. Bahtiyar oğlu Hasan Efendi isminde bir sporcumuz ikibuçuk asır evvel burada taş dikmiş, ayrıca ok atmakta ün ve derece alanların adlarını ve taşlardaki yazılardan bahseden bir risale yazmış ve adını “Subhatü’l-Ebrâr” koymuş ise de çok önemli olan bu kitaba hiçbir kütüphanede tesadüf edemedim. At
yarışlarından başka sporlar, vaktiyle bu alanda yapılırdı. Bunun için padişahın ve vezirlerin bu alan çevresinde köşkleri de vardı. Bursa Mahkeme Sicilleri’nde de burayla ilgili bir-iki davaya ait duruşmadan başka bir kayda rastlayamadım. Bu iki vesika şunlardır:
1516 senesinde Bursa’daki atıcılar, Abdullah oğlu Ahmed, Hacı Hasan ve Yadigâr oğlu İbrahim adındaki kimseleri mahkemeye ihzâr edip müvâcehe-lerinde: “Öteden beri atıcılar için ok meydanı tayin olunan yerlere bahçıvanlar ve bostancılar ve atıcılardan başka kimsenin karışmaması ve müdahale etmemesi padişah tarafından bir fermanla emredilmiş ve elimizdeki bu fermanda ayrıca, Gökdere suyunun da asıl yatağından çıkarılıp Atıcılar tarafına akıtılmaması tasrih edilmiştir. Buradaki padişah konağına ve bu civara kimsenin bir zarar etmemesine dair de bir çok fermanlar ve mahkemelerden alınmış îlâmlar da vardır. Böyle olduğu hâlde ismi yukarıda zikrolunan kimseler, bos-tanlarını sulamak için suyu bu tarafa çevirdikleri ecilden padişah konağını, yolu ve ok meydanını su basıp zarar vermiştir” diye şikâyet ve şikâyetlerini ispat eylediklerinden davalı kişiler şiddetle men’ edilmişlerdir (BS. 27/ 276).
1577 senesinde Bursa’da padişahın emriyle Atıcılar mevzii nazırı olan Bursalı Mahmud oğlu Veli, mahkemeye sipahi Abdullah oğlu Ali Bey’i ihzâr edip, Atıcılar’dan Ayas’ın diktiği kavakların kurularını haksız olarak alıp odun yaptığını ve fermanla buranın muhafazasının kendisine ait olduğunu iddia eylemiş ve Ali Bey ise kavakların, karısı Aynî Hatun’un ceddi olan Nalbant Ayas tarafından dikildiğini ve Nalbant Ayas’ın: “Kuruyan ve kırılan kavaklar satılıp oradaki çeşmenin tamiratına sarf oluna” diye şart eylediğinden ve satıp bahasıyla çeşmeyi tamir ettirdiğini müteaddid şahitlerle ispat eylediğinden Hüseyin oğlu Ali Bey, Kasım
oğlu Hüseyin ve Abdullah oğlu Geyvan ve Mahmud oğlu Veli, fahrî (parasız) nazır tayin edilmişlerdi (BS. 130/17). Meşhur Şair Haşmet, şairliği kadar okçulukta da ün salmış bir sporcu idi. 1758’de Bursa’ya sürüldüğü zaman, ok atmak ve keçeye kılınç çalmak gibi hünerlerini göstermiş ve Bursa sporcularıyla birçok defalar müsabakaya girmiştir. BK, I/194
ATIF BEY Bursalıdır. Adliyeye mensuptu. İçel müddeî-i umumisi iken tebdil-i hava için Bursa’ya gelmiş, 1891’de ölmüştür. BK, I/195
ÂTİKE HATUN Şeyh Mehmed Efendi’nin kızı ve Şeyh İzzeddin Efendi’nin karısıdır. 1695 senesinde İncirlice mahallesinde, Eşrefîler Tekkesi’nde ölmüştür. Vefatında babası, anası Ayşe Hatun ve kızı Afife vardı. Gayet temiz ahlâklı ve hayırsever bir kadındı. Vefatında birçok mücevheratı kalmıştır (BS. 368/ 70). BK, I/195
ATLANBAC BAŞI Balıkpazarı’nda bir yerin adıdır (BS. 332/51) (Spora ait bir yer olup olmadığı tedkike değer). BK, I/195
ATLAS Bursa’da atlas işleten esnaf, 1615 senesinde mahkemeye gelerek; “Aramızda sonradan peyda olmuş ehliyetsiz ve eli alışmamış bazı kimseler var. Sanat ahvalinden haberleri olmayıp işledikleri kalp kumaşları değer bahasından ziyadeye satmakta ve aramızda ihtilâle sebep olmaktadırlar. Bize ve başkalarına zararları muhakkak olduğundan bunları aramızdan çıkarıp bundan sonra kalb ve cülb(?) işlemeyip inad ve muhalefet edenleri şer’ ile te’dîb ettirmek üzere ittifak eyledik” demişlerdir (BS. 228/68). BK, I/195
ATMACA BEY Bursalıdır. Kızları Hundî ve Nurpaşa Hatun vardı. Nurpaşa, 1486’da hayatta idi (BS. 5/87). Hundî Hatun, 1519’da ceddi Şerefüddin Pa-
şa’nın vakıflarının mütevellisi idi. 1498’de Bursa kenarındaki Atmaca Hamamı’nın bu zata ait olup olmadığı meçhuldür (BS. 16/9). BK, I/196
ATMACA SULTAN 1653’te Nâib Kızığı köyüne nakit vakfetmiştir. Derviş olsa gerektir (BS. 302/4). BK, I/196
ATPAZARI MESCİDİ Bursa tarihçisi, pek çalışkan ve alim arkadaşım Şemseddin Ulusoy’un, pek çok emek sarfıyla vücuda getirdiği Bursa camilerinden bâhis eserinde, bu caminin, İsfendiyar oğlu İbrahim Bey’in kızı Hatice Hatun tarafından yaptırıldığı bildirilmektedir. Tetkikatıma göre, Hatice Hatun’un babası İsfendiyar oğlu İbrahim Bey ve anası Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Selçuk Sultan’dır. Kocası da Fatih Sultan Mehmed’in öldürdüğü meşhur Sadrazam Bursalı Mahmud Paşa’dır. Bu cami harap olmuş, 1644’te asıl binasından geri müceddeden bina olunmak lâbüd olduğundan, merhum Hoca Ali oğlu Mahmud Çelebi, o mescidin tamiri için sülüs malından 80.000 akçe vasiyet etmiş ve vefatından sonra veresesi bu vasiyeti ikrar eylemiştir. Bu sicil kaydında câlib-i dikkat bir ibarede: “Amma asılda bu mescidi, Hazret-i Emir Hatunu bina edip harap oldukça ehl-i hayır meremmet edip şimdiye kadar birkaç defa tamir edilmiştir. Bina olunduğu zamandan kimse bulunmamıştır” demesine nazaran, Hatice Ha-tun’dan evvel de bu camiyi Hazret-i Emir’in karısı ve Yıldırım Bayezid’in kızı Hundî Hatun’un yaptırdığı nazar-ı dikkati celbediyor (BS. 11/234, 187/ 157). BK, I/196
ATTAR
ATTAR Kokulu şeyler, gülyağı, ilâç, baharat ve diğer ufak şeyler satan esnafa denir. Vaktiyle Bursa’da, pek çok attar dükkânı vardı. 1649’da attar esnafı şeyhi Yümnî Mustafa vefat etmekle yeri açık kalmış ve Abdurrahman oğlu Ali Çelebi, “müfredât-ı tıbda mahir, muhtelif eczanın temyizinde muktedir
ve her vechile müstehak ve ehil olduğundan” esnafın intihabıyla attarlar kâhyalığına tayin edilmiştir (BS. 274/ 28). BK, I/ 196
AVÂRIZ Nüzül ve kürekçi bedeli, esaslı devlet vâridâtını teşkil eylediğinden buna ait uzun malûmat “Nüzül” kelimesinde verilecektir. Bk. Nüzül. BK, I/200
AVCI Bursa’daki avcıların bir teşkilâtı vardı. Bunlar, icabında hükûmete de yardım ederlerdi. 1551’de Bursa avcıları bir sürek avına gitmişler ve birçok avcılar yaralanmıştır (BS. 52/56). 1594’te Belgrad’dan gelen bir fermanda: “Bursa’da ne kadar tüfenk-endâz avcı varsa tüfenkleriyle beraber yarar yiğitlerine, avcıbaşısı baş ve buğ olarak serdar Veziriazam Sinan Paşa’ya mülâki olmaları ve bunların istedikleri dirlikler ile riayet olunacağı ve gelmek için muhalefet edenlerin başından sit külâhı ve elinden tüfengi alınarak hakkından gelinmesi” emredilmiştir (BS. 327/ 132). 1615’te “Bursa’da avcı taifesinden gayrı kimseler gecelerde âlet-i harp ile gezmeyip reayadan tüfenk, ok, yay taşımayıp ellerinde bulunanların cem’ edilmesi ve defter edilmesi evvelce bildirildiği hâlde memnû olmadıklarından şehirlilerden avcı ve seferli olanlardan başka kimsenin silâhla gezmemesi için eskiden beri avcılar iki bölük olup her bölüğü 150’şer nefer iken ekserisi fevt olup yerlerine avcı tayin olunmamakla, ancak 160 kişi kaldığından bunların 200’e iblağı ve yarar tüfenk-endâz-lardan, tüvâna yiğitlerden yazıp bunları beylerbeyi ve sancakbeyleri kendilerinin memur oldukları hizmetlerde istihdam edilmeyip yalnız Bursa kadısı bunları Bursa şehrinin muhafazasında, İstanbul’a hazine irsalinde, zuhur eden eşkıyanın mazarratlarının def’inde ve sair beylik işlerinde kullanılması” emredilmiştir (BS. 228/81). Yine 1615’te I. Murad vakıfları avcıbaşısı Mehmed oğlu Mustafa, hizmetinde ihmali görül-
düğünden ve bu hizmeti îfâya iktidarı olmadığından ref’ edilerek yerine Mahmud oğlu Ahmed tayin edilmiştir (BS. 225/133).
1642’de askerden başka avcıların ve reayanın ellerinde tüfenk olmakla nice fesad ve şekâvete sebep olduklarından Bursa Kethüdayeri Seyyid Mustafa tarafından bunların toplanması ve defter ettirilmesi emredilmiştir (BS. 261/193).
1649’da Emir Seyyid avcılarına avcıbaşı olan Seyyid Ahmed, hizmetinde kusuru olduğundan neferâtının şikâyeti üzerine ref’ edilerek yerine mahal ve müstehak olan Mustafa tayin edilmiştir (BS. 272/142)
1679’da IV. Sultan Mehmed tarafından verilen bir fermanda Hudâven-digâr sancağında Bursa, Edincik, İnegöl, Mihaliç, Kızılca Tuzla, Kite, Atra-nos, Harmancık kadıları ve kethüda-yerleri ve yeniçeri serdarları ve âyân-ı vilâyet iş erlerine hitab edilerek, “inşâallâhü Teâlâ vaki olacak şikâr-ı hümâyunum için ziyade zahire lâzım ve iştira ve tedarik mühim olmakla Çatalca menziline nakli ile Çatalca’da teslimi şartıyla arpanın bir İstanbul kilesi 30 ve samanın bir kantarı 25 akçe olmak üzere Bursa kazasından 8.000 kile arpa ve 3.400 kantar saman acele satın alınarak tedarik ve Çatalca’ya teslim ettirilmesi ve ahâliden toplanacak bu iştira tekâlifine muaf ve gayr-i muaf dâhil olduğundan cümlesinden müsâvâten tevzî ve tahsili” emredilmiştir (BS. 276/93). BK, I/198
AVCI Bursa’da, avcılardan bir cürüm sadır oldukta, zâbıtları tarafından şer’ ile görülmesi lâzım gelirken birkaç seneden beri ehl-i örf taifesi ve subaşılar, olagelene aykırı olarak mezbur-ların işlerine karışıp dahl etmekle teaddî eyledikleri haber alındığından, teaddî ve tecavüzlerinin men’ edilmesi Bursa kadısına 1613’te emredilmiştir (BS. 223/136). 1680’de Avcı Sultan Mehmed’in Çatalca’da ava hareketi için
Bursa kazasından Çatalca menziline nakli ferman buyurulan 10.000 İstanbul kilesi arpa ve 5.000 kantar samanın her kile ve kantarını mirîsinden başka 50’şer akçeye deruhte eden iştira mübaşiri Süleyman Bey için bi’l-ittifak Bursa esnafına, hanlara, odalara ve köy halkına 809.950 akçe salyâne tevzî edilmiştir (BS. 317/104). BK, I/197
AVNİ Bursalı Mehmed Çelebi’nin mahlasıdır. Bk. Mehmed Çelebi. BK, I/199
AVNİ Bursa’da Eyüb Efendi Zaviyesi şeyhi olup 1737’de ölmüştür. Tasavvuf tarzında şiirleri vardır (KA. 3226). BK, I/199
AVNİ Bursalıdır. “Yağcızâde” demekle maruftur. 1826’da ölmüştür. Şairdir (KA. 3226). BK, I/199
AVNULLAH EFENDİ Eşref Rumî sülâlesinden ikinci Eşref’in oğlu Mehmed Efendi’nin oğludur. 1708’de Bursa’da doğmuştur. Tahsil-i ilim ve fenden sonra Türkçenin en meşhur hattatı, Tuzpazarı imamı Bursalı Mustafa Efendi’den her türlü nesih, tâlik ve sair yazıları öğrenip ketebeye (Hattatlar yazı öğretip yetiştirdikleri talebesine verdikleri icazete “ketebeye izin verdi” derler ki bu da büyük bir törenle verilir) icazet almıştır. Amcası İzzeddin Efendi’den şeyhliğe izin alarak 1733’te babasının vefatı üzerine, Eyüb Efendi Tekkesi’ne şeyh ve Ulucami’ye vaiz olmuştur. Sesi gür ve pek yüksek olduğundan Ulucami’de yaptığı vaazlar, sahaflar kapısında işitilirdi. Siması lâtif olup herkes sadasına ve edasına meftun olurdu. 1742 senesinde ölmüş ve 35 yaşında genç denecek bir yaşta toprağa girmiştir. Salı Tekkesi’ndeki türbede, babasının yanına gömülmüştür. Eli gayet açık ve sehası o kadar ziyade idi ki, tekkeye gelen fukara ve seyyahları doyurmak için bazan kendi şalvar ve cübbe gibi elbiselerini sata-
rak, tekkenin yemek masraflarına harcetme derecelerinde uluvv-i cenab göstermiştir. Alim, fazıl ve güzel ahlâklı, muktedir şeyhlerdendi. Mûsıkîye vâkıf ve iyi bir hattat olduğu gibi iyi de bir sporcu idi. En ağır bir pehlivanı yattığı yerden dişleriyle kaldırırdı. Hicaz’dan gelen babasını karşılamak için Konya’ya gittiği zaman Sultan Alâ-eddin Türbesi’ndeki meşhur topuzu kaldırarak başı üstünde çevirmiş ve oradaki ihtiyar türbedarı hayrette bırakmıştı. Mûsıkîşinas, hattat, sporcu ve alim olduğu kadar da güzel bir şairdi. Şiirde “Avni” mahlasını kullanırdı. Bursa, bu zatı sinesinde yetiştirmekle ne kadar kıvanç duysa yeridir. BK, I/199
AVRAT PAZARI 1742 senesine kadar Ulucami’nin doğu tarafında kurulurdu. BK, I/200
AVUT DEDE Çıraklı Dede de derlerdi. Bk. Davud Dede. BK, I/200
AYAK BÂCI Bursa ayak bâcını iltizam eden bâc emini Yunus, padişaha adam göndererek; Bursa’daki sultan vakıflarının mütevellileri, kâtipleri, câbileri ve mülk sahipleri, subaşıları, yeniçerileri, timar erleri, hâsıl eminleri ve âmiller, kanuna muhalif ayak bâcına dahleder-ler, mal-i mirîye zarar olur, diye 1556 senesinde şikâyet eylemiştir (BS. 91/168). BK, I/209
AYAK BİLEZİĞİ 1522 senesinde kadınlar, ellerine taktıkları gibi ayaklarına da bilezik takarlardı (BS. 92/33). BK, I/209
AYAK TERİ
AYAK TERİ Eski devirlerde valiler ve adamları, subaşılar bir yere gittikleri zaman ahâliden “ayak teri” diye bir para alırlardı. 1637’de Atranos’a (Orhaneli) gelen mutasarrıf, ahâliden ayak teri diye 20.000 akçe aldığı ayrıca üzerlerine iki müd arpa saldığı ve tekrar ücret-i kadem namına 30.000 akçe talebiyle ahâliyi incittiği haber alındı-
ğından, iki tarafı da celbedip birbirlerinin müvâcehesinde hak ve adalet üzere teftiş olunmaları kadıya emredilmiştir (BS. 256/173). BK, I/202
AYAK TERİ
AYAKKABI Bursa âyân ve eşrafı, 1588 senesinde toplanarak birçok kimse bir arada (cemm-i gafir ve cem’-i kesir) meclis-i şer’a gelip, kadıya; “Bursa’nın her metâına narh olundu. Osmanlı memleketlerinde evvelce de ayakkabıya narh varken Bursa’da olmamakla ziyade bahaya çıkıp papuç ve paşmak ahvali muhtel olmuştur. Makul vech üzere narh olunmasını isteriz” demişlerdir. Bu esnaf çağrılıp soruldukta: “Fi’l-vâki İstanbul’da narh vardır, fakat bize gelmedi. Ehl-i vukûf hesap ve tedkik edip makul bir narh tayin edilsin” dediler. Ehl-i vukuf hesap ederek “paşmağın âlâsına 65 akçe, ortasına 60, ednâsına 55 akçe narh tayin olunmak münasiptir” diye ittifak eyledi ve esnaf dahi bu fiyattan satmayı taahhüd eylediler (BS. 177/43). BK, I/202
AYAKTA ZİKRETMEK Halvetî şeyhlerinden Manisalı Şeyh Osman Efendi’nin oğlu Muhyiddin Efendi padişaha müracaat ederek: “Kur’ân ve Peygamberin hadisleri iktizası ve tarikatlarının usülleri ayakta ve oturdukları yerde hareket ve yüksek sesle cehren ve âşikâre dua okumak, Kur’ân okumak ve zikir etmek suretiyle ibadet edip Cuma namazlarından sonra camilerde, mes-cidlerde ve sair toplanılan yerlerde ve halvet olan mahallerde padişahın ömr ü devletinin devamı için, gece ve gündüz duaya meşgul iken, bu suretle yaptıkları ibadetlere, başlarına giydikleri taçlara ve peygamberin giydiği elbiseye benzeyen elbiselerine, usül ve esmalarına, oruç ve gizli bir yere kapanmalarına, Peygamber ve Allah’ın emrinden fazla namaz kılmalarına ve rüya tabirlerine ve sair kavâid-i tarikatlarına hariçten bazı münkirlerin muhtelif surette müdahale ederek bunları incittiklerini bildirerek bunların men’ ve def’ edilmesi
için emr-i şerif verilmesini” rica eylemiştir. Bunun üzerine, 20.9.1629’da Bursa kadısına “Eskiden beri şeyhler ve dervişler, din ve devletin iyiliğini isteyenler olmakla, olageldiği üzere usül-lerinin tertibi eskisi gibi icra edilerek hariçten müdahale edilmemesine fermanım sadır olmuştur. Buyurdum ki, bu emrim üzere amel edip göresiniz. Bunlara ol vechile müdahale edip hatırlarını incitmek caiz değildir. Allah korusun tevhid ve zikir hakkında Allah’tan gelen âyetler ve Peygamberin hadislerine aykırı bu makule mülhidlerin (haktan ayrılıp bâtıl mezhebe sülûk eden münkir, inkâr edicilerin) tecavüzleriyle tahkir edilmeleri din ve devletin zayıf olması lâzım gelir. Hâşâ sümme hâşâ, şeyhler ve dervişler inkâr olunmaz. Her vakit dualarından medet umulur. Bâhusus benim adaletli günlerimde asla bir kimseye zulüm ve teaddî ve incitme ve hatırlarının kırılmasına rıza-yı şerifim yoktur. Bu gibileri muhkem habsedelip arza muhtaç olanları bildirip muhtaç olmayanları şer’le haklarında lâzım geleni icra ederek, sairlere mucib-i ibret ve sebeb-i nasihat ola ve bir daha şikâyet ettirerek, ikinci bir emrim dahi varmalı eylemeyesiniz” mealinde şiddetli bir emir verilmiştir (BS. 324/76). Öteden beri dervişlerle hocalar arasında dehşetli bir münaferet vardı. Hocalar dervişlerin ayakta sallanmalarına, dönmelerine ve bağıra bağıra okumalarına itiraz ediyorlar ve esas Müslümanlıkta bu gibi şeylerin bidat (sonradan çıkma) olduğunu iddia ediyorlardı. Bu emir, padişahın dervişler tarafını çok iltizam eylediğini gösteriyor. BK, I/201
ÂYÂN
ÂYÂN “Gözler” manasına ise de belli başlı adamlara denilir. Meselâ, Bur-sa’nın zengin ve tanınmış kimselerine âyân denilir. 1733’te nefs-i Bursa şehriyle civarındaki eşkıya ve hırsızların temizlenmesi ve ahâlinin istirahatlarının temini için Hudâvendigâr mutasarrıfı Emin Paşa’ya emirler gönderilmişti.
Halbuki, Bursa’da âyân sayılan müderrislerin ve sairlerin her birinin, 20’şer 30’ar rezil kimseleri himayelerine aldıkları, ayrıca başka kabahat ve töhmeti çıkan hapis olunan yaramazlara sahip çıkıp kurtarmak için şefaat eyledikleri, Bursa ve civarında eşkıyanın önünün alınamadığı haber alındığından; bundan sonra ittifak ve ittihat üzere hareket edip ahâlinin can, mal ve ırzlarına taarruz edenleri men’, def’ ve şer’an memnû olan müskirat kullanan, ellerinde silâh taşıyanları tedkik ve teftiş ederek behemehal tutularak haklarında icap edeni zâbıtları marifetiyle icra ve tertip edip, bundan sonra âyân sayılan kimselerin eşkıya hakkında olan himayet ve şefaatlarının dinlenmemesi ve aksi hâlde mesul ve muâteb olunacağı ve eşkıya adının külliyen kaldırılmasına Bursa mutasarrıfı Ali Paşa ve yeniçeri zâbıtı olan eski kol kâhyası Ahmed Ağa taraflarından çalışılması emredilmiştir (BADD. 11477).
1773’te Atranos’ta âyânlık iddiasıyla tuğyan ve malları gaspetmeyi, adam öldürmeyi âdet edinen Sincanlı oğlu Süleyman adındaki eşkıyanın, arkadaşlarından Akdereli Mehmed oğlu Ömer ile eşkıya başlarından Hacılar köyünden Rüstem oğlu Abdullah ve Döğen-ciler mahallesinden Kozbaşı Deli Halil, kaza dâhilinde serseri dolaşarak rast geldikleri insanlara zarar vermekte olduklarından izâlelerinin vacip olduğu, diri veyahut ölü olarak tutulmaları ve kesilmiş başlarının Anadolu divanına gönderilmeleri emredilmiş; mürâ-sele-i şer’iyye ile adam tayin ve bulundukları mahalde şer’a davet olundukları fakat emre itaat etmeyerek silâh kullanmaları sebebiyle, bu gibi şakî-lerin demlerinin heder olduğu muteber kitaplarda musarrah olduğundan, adı geçen şahısların öldürüldüğü ve kesilmiş başlarının Anadolu divanına gönderildiği, Atranos kadısı Hüseyin Sadık Efendi tarafından Bursa kadısına bildirilmiştir.
1779’da Memâlik-i Osmaniye’deki
belde ve kazalarda âyân nasbının vilâyet ahâlisinin ittifak ve intihabıyla olması ve mühim olan vilâyet işlerinin bu gibi müntahap ve marifet-i şer’ ile âyân nasb olunan kimseler tarafından görülmesi kavâid-i kadîmeden idi. Padişah, sadrazam veya vali tarafından emr-i âli ile nasbı memnû idi. Âyanlık hususu, vilâyet ahâlisinin taleb ve ittifak eyledikleri kimselere menuttu. Lâkin bazı kazalarda mün’im ve zî-kudret kimseler, kendilerinin âyân nasbında ahâlinin rıza ve ittifakları yok iken birer takrib ile vali ve hakimler tarafına iltica ve rüşvet vererek kendilerini âyân nasb ettirip fukaranın salyâne defterlerine emir ve defterden ziyade kendi nefisleri için akçe zamm eyledikleri ve şahsî garazlarının icrası için ehl-i ırz kimseleri vali ve kadılara kabahatli göstererek cezalandırmak gibi fena harekete cesaret eyledikleri haber alınmakla; bu mahzurun önünü almak için, nasb olunacak âyân, ahâli-i vilâyetin ittifak ve ittihatları ve ol kimselerin ahvali malum ve zâhir olması cihetiyle bundan sonra valiler ve hakimler taraflarından âyânlık için kimseye buyrultu ve mürasele verilmeyeceğine; fukara reaya, mutasarrıf ve kadıya varıp âyân nasbını istidâ eyledikleri kimsenin hüsn-i hâli cümlenin malumu olduğuna vukuf peyda ve ittıla olunduktan sonra hasbî (parasız) olarak keyfiyet-i hâl sadrazam tarafına îlâm ve sadrazam dahi ol kimsenin hâl ve hareketine ilm-i yakin hasıl ettikten sonra mektup ve kâime ile cevabı sadrazam tarafından vilâyete yazılmak üzere ve âyânlık hususunun nizamı olmak üzere Anadolu ve Rumeli’nin üçer kollarına emirler gönderilmişti. Bu emirler mahkeme sicillerine kaydolunmuş olup ancak seferler vukuuna mebni mühim olan işlerin ziyadeleştiği ve bazı işlerin seri ve acele ikmali lâzım gelmekle âyân-ı vilâyet olanların cümle ile ittifak ederek çalışmalarına ihtiyaç olduğu ve sadrazam tarafından mektup verilmedikçe hiçbir kimse
âyân olmamak ve buyrultusu verilmemek ve mukabilinde para ve bir habbe alınmamak üzere tanzim ve cümleye ilân, nizam ve düstüru’l-amel tutulmasına ihtimam edilmesi tamim edilmiştir. 1785’te verilen bir emirle kazalarda âyân lafzı külliyen terk olunup halkın işlerini göreceklere şehir kethüdası adı verilmesi bildirilmiştir (BAND. 3661; BS. 1191/16).
1785’te “Memâlik-i mahrusede şehirler, kasabalar, kazalar ve nahiyelerde âyân olanlar bir kaide ve bir nizama bağlı olmadıkları gibi bir kazada halef ve selef, ikişer âyân toplanarak herkes dilediği gibi köylüleri celp ve tesahub ve tekâlif defterlerine mebaliğ-i külliye zam ve birbiriyle münazaa ve muha-sama ve İstanbul’a ve valilere şikâyetçi göndererek evâmir-i şerife ısdarı ve mübaşir tayini ve bunun tezvirat ile memleketleri harap eyledikleri tahakkuk eylemiştir. Sultan Mustafa zamanındaki Sadrazam Muhsinzâde Mehmed Paşa, sadrazam iken verdiği bir emirde; bundan sonra bir vilâyet sekenesi kendi aralarında kimi isterlerse onu intihab ve arz-ı mahzarlarıyla İstanbul’a gönderilip intihab edilen şahsın âyân nasbı hakkında sadrazam tarafından mektup verilip ol vech ile âyân olması usülünü koymuştu. Bundan sonra âyânlık namı kaldırılarak “şehir kethüdası” nasbı lâzımdır (BS. 1200/98).
1812’de Bursa âyânlığı için çıkan ihtilâfın halline ve eski âyân Hüsameddin Efendi’nin hesaplarının tedkikine ve ahâlinin istediği kimsenin nasbına emir verilmiştir (BADD. 3391). BK, I/ 202
AYÂNÎ ÇELEBİ Bursalıdır. XVII. asır iptidasında yaşamış bir şairdir (SO. III/ 609; KA. 3228). BK, I/205
AYAS Nalbanttı. Bursa’nın meşhur kemankeşlerindendir. Atıcılar sahasına kavak ağaçları dikip kuruyanlarıyla orada inşa ettirdiği çeşmenin tamir edilmesini şart koymuştur. 1577’de
kızı, mütevellisi idi (BS. 130/17). BK, I/206
AYAS (Mevlânâ) Bursalıdır. Bursa medreselerinde müderrislik etmiştir. Nûniye sahibi Hızır Bey’den ders almış ve Fatih Sultan Mehmed’e hocalık yapmıştır. Abdüllâtif Kudsî’den feyz ve icazet almıştır. Güzel yazı yazmasını öğrenmiş ve hattat olmuştur. 1456’da vefat etmiştir. Pınarbaşı’nda, Kızılcıklı Bayır’da, Üçkozlar Tekkesi civarında medfundur. Tedris-i ulûmla iştigalden sonra inzivayı ihtiyar eylemiştir. Âsârından bazı haşiyeleri vardır. Zamanında herkesin hüsn-i zannını kazanmış, temiz ahlâklı bir alimdi. (ŞN. 189; TH.133; G.281) Zayıf bir ihtimalle, Ayasluğ’da doğmuştur. BK, I/206
AYAS BEY Ayas Bey oğlu ümeradan Yusuf (Sinan) Bey’in oğludur. Dedesi, 1490’da Haydarlar tevâbiinden Sarı-çayır nahiyesinin Erder köyünü ve Gölbaşı’nda Erdavut köyünü vakfeyle-miş ve mütevelliliğini oğlu Sinan Bey’e vermişti (BAVS, sahife 20). Ayas Bey’in Selime, Şahhûban, Aynî, Rabia ve Üm-mî isminde çocukları vardı. BK, I/206
AYAS BEY 1512’de Sultan Korkut’un silahdârı idi (BS. 25/9). BK, I/205
AYAS BEY Abdullah’ın oğludur. 1512’de Sultan Mehmed’in emir-i âhûru idi (BS. 23/37). BK, I/205
AYAS KÖYÜ Yenişehir’dedir. Murad Bey oğullarının vakfıdır. Bu köyü, Fatih Sultan’ın hanımı Zülkadir oğlu Süleyman Bey’in kızı Ayşe Sittî Hatun’u aldığı zaman mehir için temlik eylemiş, bunun vefatında varislerinden Hamza Bey, Sultan Murad’ın emriyle satın almış (Ayşe Sittî Hatun’un Fatih’in tahta çıkmasından evvel öldüğü anlaşılıyor), Hamza Bey ölünce oğlu Murad Bey’e kalmış ve vefatında Murad Bey’in oğlu Bayezid Çelebi’ye intikal eylemiş, o da vakfeylemiştir. Kanunî Sultan
Süleyman zamanında 40 haneli bir köydü. BK, I/206
AYAS KÖYÜ Mihaliç (Karacabey) kaza-sındadır. Ayas Bey oğlu Yusuf (Sinan) Bey’in ve oğlu Ayas Bey’in vakfıdır. Bu kaza dâhilinde iki Ayas Bey vardır. Bunların evlâdları bu köy için birçok davalar açmışlardır (BS. 173/265). BK, I/206
AYASOFYA CAMİİ İznik’te IV. asırda yapılmıştır. Belediye Dairesi’nin karşı köşesinde çukurda kalmış bir binadır. Bugün harabe hâlindedir. 325 ve 787 senelerinde İncil ictimaının burada vuku bulduğunu bazı tarihler yazıyorlar. Orhan Gazi İznik’i fetheder etmez burasını camiye tahvil eylemiş ve Evliya Çelebi’ye göre (cilt: 3, s.7) bir kitabe koymuştur. Bugün bu kitabe yoktur. Orhan Gazi, birçok tadilât yapmış ise de bugün belirsiz olmuştur. Mimar Sinan, canla başla çalışarak bu camiyi tamir eylemiştir. 1935 senesinde, Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından burada ve İstanbul kapısında yapılan hafriyat ve tedkikat raporu henüz neş-redilmemiştir (Vakıflar Dergisi, I/55). BK, I/205
AYAYANİ TEOLOGOS RUM KİLİSESİ Eski Balıkpazarı’nda, itfaiye garajı karşısın-dadır. 7.1.1802’de büyük yangında yanmış ise de yanındaki metropo-lithane, Rum mektebi derhal yaptırılmış ve Bursa’nın kurtuluşu esnasında tekrar yanmıştır. Yeri Bedreddin Pars Bey vakfıdır (BS. 281/30). BK, I/205
AYAZLAR KÖYÜ Yenişehir’dedir. Bu köydeki Karasuluk ve Çeltikçi mezraları, asıl adı Ulubey olan Sarıca Pa-şa’nın vakfıdır (BAVD, 1042). BK, I/ 207
AYDEDE
AYAZMA KÖYÜ Bursa Yenişehir’indedir. Karahisar sancağında Çatöyük ve Küçüköyük’te medfun Lala Sinan Pa-şa’nın bina eylediği cami ve imaretin vakfıdır (BS. 1203/53). BK, I/207
AYDEDE Karanfilli Bayır denilen mahal, Üçkozlar Tekkesi’nin üst tarafıdır ki, yabani karanfil biter. Burada Muh-yiddin Efendi bir mescid ve zaviye yaptırmıştı. Güldeste’nin tab’ olunduğu 1870 tarihinde ne tekke ne de mescid vardı. Karaca Muhyiddin kabr-i şerifinde şekl-i hilâl-i kamer mürtesem olan bir mezar orman içinde ve toprak arasında kalmasıyla, bundan 40-50 sene akdem zahir ve âşikâr olup el-an “Aydede” diye dillerde destan ve ziya-retgâh-ı ricâl ve nisvandır (G. Haşiyesi, 172). Merhum Şemseddin Ulusoy’un Bursa mezarlarını hâvî Diyar-ı Şemsî (Karar-ı Şemsî) eserinde ise Aydede hakkında: “Buranın bir ismi de Karanfilli Bayır’dır. Burada, meşâyih-i Zeyni-ye’den, Hacı Halife’den müstahlef Karaca Muhyiddin Efendi bir dergâh uyandırmıştır. Vaktiyle buraları meskun olup Ramazan-ı şerifte Cami-i Kebir’de teravih namazı kılmak üzere 40-50 fenerli inermiş (O vakit Bursa sokaklarında lamba yakılmadığından geceleri sokağa çıkanlar, ellerinde birer fener taşımağa mecbur edilirdi. Hatta bir vakitler hükûmet fenersiz gezmesini bile men’ eylemiştir). Bilâhare harap olmuş yerle-
37 Balıkpazarı’ndaki Ayayani Teologos (Aziz İoannes Theologos) Kilisesi’nin güneyden görünümü.
rine bina inşa edilmediğinden tarla ve bahçeye dönmüştür. Bundan 50-60 sene evvel şekl-i hilâlde bir kabir taşı bulunmakla Aydede diye şöhret bulmuştur. el-Yevm mesiregâh gibidir. Kadınlar nez-rederler, oraya gidip mevlidler okuyup dururlar. Şehire doğru manzarası pek hoştur”. Bizzat yaptığım tedkikâtta baş tarafındaki kitabesinin üzerinde ay şekli bulunan ve Bursalıların Aydede dedikleri taşı iyice inceledim. Üzerindeki yazı şöyledir: “İntekale’l-merhu-mu’l-magfûr Hamza Bey bin merhum Zağanos Bey el-müteveffa evvele şehr-i Şevval sene hamse ve semânin ve semanemie hicriyye-i nebeviyye”. Buna nazaran Aydede denilen evliyanın üzerinden perde kaldırılırsa Fatih Sultan Mehmed’in ümerasından ve İstanbul fethinde büyük fedakârlığı ve kahramanlığı görülen ve Bursalı Oruç Bey’in kızı Sittî Hatun’un kocası olup Balıkesir’de medfun bulunan kahraman Zağanos Mehmed Paşa’nın oğlu Hamza Bey olduğu anlaşılır. Hamza Bey’in Şevval 885 / 4 Birincikânun 1480 Pazartesi günü vefat eylediği anlaşılıyor. Kabir Aydede’nin değil, Hamza Bey’in kabridir (Çok muhterem ve çalışkan üstadım Şemseddin Ulusoy, sağ olsaydı, Aydede’nin Hamza Bey diye meydana çıkmasına ne kadar sevinirdi. Ruhu şâd olsun). BK, I/207
AYDIN BEY II. Murad zamanında yaşamış bir zattır. Mihaliç (Karacabey)’in Kavak köyü bunun mülkü iken zaviyesine vakfeylemiştir. 1552’de sağ idiler (BS. 52/17).
Şeceresi şöyledir:
BK, I/208
AYDIN BEY KÖYÜ Mihaliç kazasındadır (BS. 7/17). BK, I/208
AYDIN BEY ZAVİYESİ Mihaliç kazasında-dır. 1530’da şen ve mamur idi. II. Mu-rad’ın Aydın’a verdiği Kavak köyünü zaviyesine vakfeylemiştir. Bu köyün hasılatının öşrünün mütevelliye, bâkî-sinin rub’unun imama, bâkîsinin misafirlere harc olunmasını şart eylemiştir. 39 evli bir köydü. BK, I/208
AYDIN FAKİH Bursa’nın İçkapı mahalle-sindendir. 1466’da ölmüştür. Karısı Şeyh Sinan kızı Fatma, oğulları Mustafa, Mahmud ve kızları Aslıpaşa, Züley-ha, Selime, Cemile kalmıştır. 5.598 akçe muhallefatı vardı (BS. 2/68). BK, I/208
AYI KULAKLI 1498 senelerinde Bursa’da yaşamış olan Yakub oğlu Mehmed’in lâkabıdır (BS. 16/15). BK, I/208
AYKUT (Şeyh) Şaduman’ın oğludur. 1526’da Kasım Paşa vakıflarının mütevellisi idi. BK, I/208
AYN-I EKBER Şeyh Mehmed Efendi’nin soyadı idi. Kocagöz denilmekte iken büyük bir şeyh olduğundan Arapçası söylenmeye başlamıştır. Halvetî şeyhlerinin büyüklerindendir. Evvelâ medreselerde müderris iken Mısrî Niyâzî Hazretlerine intisab eylemiş, Mısrî’nin vefatında halifesi Şeyh Kasım Efen-di’den tarikat erkânını ikmal eylemiştir. Durduğu yerde ağlamaya başlar ve iradesi olmadan kendisinden bazı ha-rikulâde şeyler zuhur edermiş. Şemâil-i Şerif’i nazmen Türkçeye tercüme etmiştir. Hem alim ve hem de şairdir. 1721’de ölmüştür (KA. 3221; LTC. III/98). BK, I/209
AYNÎ HATUN Ayas Paşa’nın kızı ve Şücâ Paşa’nın karısıdır. Oğlu Mahmud Bey
Bursa’da doğmuştur (1572) (BS. 113/ 190). BK, I/209
AYNÎŞAH SULTAN Aynî Sultan da denilmektedir. II. Bayezid’in büyük oğlu Sultan Abdullah’ın kızıdır. 1540’tan evvel ölmüştür. Şirin Hatun Türbe-si’nde medfundur. Şahnisa, Kanunî’nin kız kardeşidir. 1540’ta Şahnisa’nın yaptığı vakfiyede büyük kız kardeşinin ruhuna Kur’ân okumak üzere vakıflar bırakmıştır. Aynîşah Hatun, Bursa’da bir mektep yaptırmış ve Gelibolu’da Cenbi köyünü satın alıp vakfeylemiştir. Bu köy padişah tarafından Cem Sul-tan’ın kızı Gevher Melek Sultan’a temlik edilmişti. Bu da Aynîşah Sultan’a satmıştır. Bu köyün cem’-i hukuk-i şer’iyye ve rüsum-i örfiyyesi vakfa zapt olunur (Yavuz Selim zamanında 1519 senesinde zuamâdan İbrahim Bey’le Kâtib Hüsrev Efendi tarafından yazılan ve Başvekâlet Arşivinde Kâmil Kepe-cioğlu tasnifi arasında bulunan Gelibolu livası emlâk tapu defterinden). 53 haneli güzel bir köydür. BK, I/208
AYRANCI SUYU Karamazak mahallesinde cereyan etmekte olan bir suyun adıdır (1598) (BS. 201/63). BK, I/209
AYŞE Bayram Bey oğlu Hacı Sinan’ın kızıdır. 1479’da Kızlar Çarşısı’ndaki ahırlar, İstanbul’da ölen kız kardeşi Fatma’dan buna kalmıştır (BS. 3/275). BK, I/100
AYŞE Mustafa’nın kızıdır. 1596’da Tay-yib Hoca mahallesindeki Karaca Ahmed Zaviyesi’ne şeyh tayin edilmiştir (BS. 190/79). BK, I/101
AYŞE
AYŞE Kalede Darphane mahallesinden Hüseyin’in kızıdır. 1644’te mahalle ahâlisi fesadçı ve fahişelerle ittihat üzere olarak nâmahremden çekinmesi olmadığını mahkemeye şikâyet ve iddialarını hakimin huzurunda ispat eylediklerinden mahalleden ihraç edilmiştir (BS. 261/104). BK, I/102
38 Aynîşah Sultan’ın medfun olduğu Şirin Hatun Türbesi’nin kapısı. Kapı üstünde sülus hatla “Aynîşah Sultan” yazmaktadır.
AYŞE Mustafa’nın kızıdır. Kasap Hüseyin mahallesinde sakin iken İshak Şah mahallesinde Ekmekçi Mehmed’in evine gidip, kendisine nâmahrem olan Abdülkadir ve Çekirge denilen kimselerle bir odada konuşmakta iken bu eve girilip tutulmak üzere iken cümlesi kaçmış ve yalnız Ayşe’nin feracesi kalmıştır. Subaşı Ali Bey’in mahkemeye şikâyeti üzerine, çağrılan şahitler, Ayşe’nin nâmahremden kaçmadığını, birkaç defa evinin taşlandığını ve ahlâksızlığını haber verdiklerinden tâzir edilerek Subaşı Ali Bey’e teslim edilmiştir (BS. 1073/63). Koca Nâib mahallesine nakledilmişken, 1664’te yani iki ay sonra evine Yeşil İmaret mahallesinden kendisine nâmahrem olan Hasan oğlu Hacı Mehmed’i aldığı, Muradiye subaşısı İbrahim Beşe’ye haber verilmekle, Muradiye nâibi Mevlânâ Mehmed Efendi ile Mahkeme-i Suğrâ çuhadarı Mustafa Beşe gönderilip cümlesi tutularak hapsedilmişlerdir (BS. 1073/84). BK, I/102
AYŞE Hasan’ın kızıdır. Pınarbaşı mahal-lesindendir. Hudâvendigâr vakfından, Kite’nin Kirazlı köyünden Mustafa oğlu Hasan, 20.7.1683’te yatsı namazından evvel beş nefer arkadaşıyla Ayşe’nin evini basarak yalın kılınçlarıyla kadının üzerine hücum ederek sandıklarının kilitlerini kırıp içinde olan eşyalarını çaldıkları mahkemede iddia edil-
miş ve şahitler de Hasan’ın yol kesen haydutlardan olup “sâ’î bi’l-fesad fil’l-arz” olduğunu ve izâlesinin vacip ve büyük sevap olacağını söylemişler ve şahadetleri tezkiyeden sonra kabul edilmiştir. “es-Sâ’î bi’l-fesad yuktelü siyaseten” fehvasınca da ba’de’l-hükm Hudâvendigâr mütevellisi Ahmed Ağa’-ya teslim ve idamı tenbih edilmiştir. BK, I/103
AYŞE Bayezid Paşa Ahırları mahallesin-dendir. Abdullah’ın kızıdır. 1696’da maktûlen vefat etmiştir. Kimsesi yoktu (BS. 369/106). BK, I/103
AYŞE Abdullah oğlu Mehmed’in kızıdır. 1731’de Şeyh Şiblî mahallesinde katledilmiştir (BS. 1152/23). BK, I/103
AYŞE Abdullah oğlu İsmail’in kızıdır. Hüseyin’in zevcesidir. Oğlu Hasan Halife, 1762’de Bayburtlu Ahmed Zaviyesi vakıflarının mütevellisi idi. BK, I/104
AYŞE Fındıklı hamamlarında nâtır idi. Sevicilik yoluyla herkesin taze karılarını ve kızlarını kandırarak ellerinden eşyalarını almakta, kocalarından ayırmakta ve hânümanlarını söndürmekte çok kurnaz ve mahir bir melun kadındı. İstanbul’da ölen Defterdar Muhsin Efendi’nin karısı Ayşe Hatun’un bir kolayını, yolunu bulup evine girmiş ve kadını aldatıp ve kandırıp üç-beş sene içinde bütün emlâk ve eşyasını sattırıp birçok borçlara gark eylemiş ve kadının sefilâne ölmesi üzerine oğlu Mehmed Sadık Çelebi, padişaha arzıhâl vermiştir. Ayşe, Kasımpaşa’da tutularak Baba Cafer zindanına konulmuş ve mahkemede Mehmed Sadık Çelebi’ye 250 kuruş kıymetinde bir şal teslim edip sulh eyledikleri huccet-i şer’iyye ile bildirilmiş ise de bu gibi ahlâksız ve melun kadının nefy ve te’dîbi diğerlerine nasihat ve mucib-i ibret olacağından, divan-ı hümayun çavuşlarından birisine teslimen 1767’de Bursa’ya
nefy edilmiştir (BS. 1179/15). BK, I/ 104
AYŞE HANIM Mehmed Paşa’nın kızıdır. Mehmed oğlu Hızır Çavuş’un karısıdır. 1629’da Filboz mahallesinde ölmüş, Ahmed ve Mehmed Çelebiler isminde iki çocuğu ve 184.705 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 240/84). BK, I/102
AYŞE HANIM Mehmed Paşa’nın kızıdır. 1658’de Manastır mahallesinde vefat eylemiştir. Kocası yayabaşılardan Ali Beşe’dir. Mehmed, İbrahim Çelebi isminde iki oğlu, Saliha, Hatice, Gevher isminde üç kızı, 74.100 akçelik muhal-lefatı kalmıştır (BS. 333/113). BK, I/102
AYŞE HANIM Ohri mutasarrıfı İbrahim Paşa’nın anasıdır. Ahâliye zulüm yaptığından dolayı oğlunun rütbesi kaldırılarak Kavala kalesinde kalebend edilmiştir. Ayşe Hanım ile biraderi Süleyman ve hizmetkârı Yunus, İbrahim Paşa’nın affı için birkaç defa padişaha dilekçe vermişler ve bu hâl padişahın büsbütün hiddetini celbederek bunların taciz ve tasdî’a ictisarları te’dîb edilmelerini intac eylediğinden üçü de, 1759’da Bursa’ya nefy ve teb’îd edilmiştir (BS. 1172/76). BK, I/103
AYŞE HATUN İnebey’in kızıdır. Nalban-doğlu mahallesinde 1462’de ölmüştür. Hemşiresi Paşabula ve biraderzâdesi Pîr Mehmed mirasçıları idiler. 10.633 akçe mirası kalmıştır (BS. 1/23). BK, I/100
AYŞE HATUN Türkmen ümerasından Alâüddevle’nin kızı ve II. Bayezid’in karısıdır. Gökdere suyundan, Mak-sem’den geçerek Orhan mahallesine uğrayıp Abdal Mehmed Camii yanındaki çeşmeye su getirmiştir. Köseler mahallesine de akmaktadır. “Ayşe Bacı / Ayşe Hatun suyu” adıyla anılmakta, Bursa’da bundan başka birkaç çeşmesi daha vardır. Balıkesir’de Ayşe Bacı
mezraası vardır ki bunu, Hersekzâde Ahmed Paşa, Dil’deki imaretine vakfey-lemiştir. BK, I/100
AYŞE HATUN Mustafa Paşa’nın kızıdır. Bursa’da doğmuş ise de Edirne’de oturmakta idi. 1493’te babası, kardeşleri Hafsa ve Mahmud Çelebi, Fatma ve Halil’den kalan miraslarından kardeşi Mehmed Bey, kendisine hissesini vermiştir (BS. 10/150). BK, I/100
AYŞE HATUN İbrahim Çelebi’nin kızıdır. 1498’de Sultan Alâeddin vakıflarına evlâdiyet üzere mutasarrıftı. Kocası, Bursa’da mahallesi olan Satı Fakih’in oğlu Hüsam’dır (BS. 16/95). BK, I/100
AYŞE HATUN Mustafa Çelebi’nin kızı ve Ahmed oğlu Hacı İsa’nın karısıdır. 1559’da Karamanî mahallesinde ölmüş, Ahmed, Mahmud, Mustafa isminde üç oğul ile 124.892 akçe muhallefat bırakmıştır (BS. 85/14). BK, I/100
AYŞE HATUN Menteşzâde Abdurrahim Efendi’nin kızıdır. 1572’de ölmüştür. Vakıfları vardır. Hayır seven bir kadındır (BS. 1188/29). BK, I/100
AYŞE HATUN Muhyiddin Efendi’nin kızı ve Nişancı Mehmed Paşa’nın zevcesidir. Bursa’da, Pınarbaşı’nda iki kubbe ile örtülmüş ve birisinin üstündeki kışlık odayı hâvî binayı fakir çocukların okuması için vakfetmiş ve idaresi için 70.000 dirhem gümüş akçe vermiştir. Oğlu Anadolu defterdarı Ahmed Bey’i ve Reyhan Ağa’yı mütevelli yapmıştır. Sivas’ta ölen Ümmühânî Hatun-cuk ve kocası Muhyiddin Mehmed Pa-şa’nın ruhuna cüz okunmasını şart eylemiştir. İstanbul’da, Nalbant Hasan mahallesinde, 1574 senesine kadar sağ idi. Ahmed ve Davud Bey isminde iki oğlu kalmıştır (BS. 187/206, 118/244). BK, I/100
AYŞE HATUN
AYŞE HATUN Hacı Abdurrahman’ın kızıdır. Tayyib Hoca mahallesinde, 16.5.
1621 Perşembe gecesi hanesinde, yatağında iken boğazı kesilerek öldürülmüştür. Oğlu Musa oğlu Hacı Sadred-din tarafından yapılan tahkikatta; bu işin, kölesi iken Budak oğlu Hacı Ah-med’e satılan Bursalı Yusuf tarafından yapıldığı meydana çıkarılmış ve mahkemede Yusuf, Hacı Sadreddin’e düşmanlığından dolayı hırsızlığa girdiğini, fakat kadının haber alması üzerine âniden bıçakla boğazını kesip katlettiğini itiraf eylediğinden kısas yapılmış, yani Yusuf da aynı surette idam edilmiştir (BS. 234/94). BK, I/102
AYŞE HATUN 1636’da Kızılca Bayır mahallesinde ölmüştür. Şeyh Mustafa’nın kızı ve Mehmed Efendi oğlu Mevlânâ Şah Mehmed Efendi’nin karısıdır (BS. 225/66). Oğlu Mustafa Çelebi ve kızı Şahzaman Hatun ile 124.650 akçelik mücevherleri kalmıştır (BS. 250/84). BK, I/102
AYŞE HATUN Dâye Hatun mahallesinden Mustafa’nın kızıdır. 1647’de malik olduğu Raziye, Belkıs, Kalender, Kahraman, Canfeda, Nevcivan isminde altı Rus ve Çeşmisiyah isminde Çerkes cariyelerini âzad etmiştir (BS. 269/42). BK, I/102
39 İ.Hakkı Bursevi’nin karısı Ayşe Hatun’un tekke haziresindeki 1160/1747 tarihli kabir taşı
AYŞE HATUN İsmail Hakkı Hazretlerinin karısıdır. Kocasından 23 sene sonra 1747’de ölmüş ve kocası yanına, tekkenin mezarlığına gömülmüştür. BK, I/103
AYŞE HATUN
AYŞE HATUN 1773’te Doğan köyündeki çiftliğinden evine gelirken, Bursalı Kayseriyeli oğlu Seyyid Mustafa, birkaç arkadaşıyla önüne çıkarak mevcut emval ve eşyasını ve Çavuş Çiftliği senetlerini ve oğlu Abdullah’ı elinden almış ve oğlunu iğfal ederek hem çiftliği, hem de oğlunu cebren zapt eylemiştir. Kadının, Bursa’da bu adama mukavemete iktidarı olmadığı anlaşıldığından Seyyid Mustafa ile Ayşe’nin ve oğlu Abdullah’ın murafaa olmak için İstanbul’a gönderilmeleri emredilmiştir (BS. 1186/31). BK, I/104
AYŞE HATUN İzniklidir. Hacı Muslihud-din’in kızıdır. İznik’te, Yalı mahallesindeki evini evlâdına vakfeylemiş ve evlâdından sonra Yalı Mescidi imamına şart eylemiştir. BK, I/105
AYŞE MOLLA Yahya Efendi oğlu Hüseyin Efendi’nin kızıdır. Kocası Bender valisi Tedbirsizzâde Mehmed Paşa’dır. 1761’de Veli Şemseddin mahallesinde vefat eylemiş ve Müderris Mehmed Haşim Efendi adında bir oğlu ile Naile ve Edîbe Mollalar isminde iki kızı ve 403.825 akçe, yani 8.772 kuruş muhal-lefatı kalmıştı (BS. 397/8). BK, I/104
AYŞE SIDDÎKA HANIM Emir Sultan şeyhi Hacı Ahmed Efendi’nin kızıdır. Eminiye Tekkesi şeyhi Mehmed Emin Efendi ile teehhül eylemiştir. Ahmed Bahaeddin, Hacı Agâh Efendiler isminde iki oğlu ve Ümmügülsüm isminde bir kızı dünyaya gelmiştir. 1883 Saferinde ölmüştür. Temiz ahlâklı ve iyilik yapmakla meşhur ve fukara beslemekle maruf hayır sahibi temiz bir kadındı. BK, I/105
AYŞE SULTAN Kanunî Sultan Süleyman’ın biricik kızı Mihrimah Sultan’ın
ve Sadrazam Rüstem Paşa’nın kızıdır. Mihrimah ve Rüstem Paşa vakıflarının mütevellisidir. 1595 senesinde, Safer evâhirinde istihsal eylediği bir fermanda: “Bu vakıfların az ve çok mahsulâtına ve sair işlerine ve vakıftan verilecek tevcihat ve saireye ve mürtezika ve ashab-ı cerâyâ vezâifine vezir, kazaskerler, defterdarlardan ve başkaları taraflarından hiçbir ferdin müdahale ettirilmemesi ve Ayşe Sultan’ın dilediği gibi tasarruf eylemesi ve hariçten vâkıfın şartlarına mugayir ferman, berat ve başka temessüklerin hiçbirisinin hükmü olmadığı ve böyle bir vesika ibraz etseler bile müdahale ettirilmemesi ve vâkıfın şartları mucibince amel edilmesi” her tarafa bildirilmiş ve şiddetli bir emir istihsal edilmiştir (BS. 195/105). BK, I/101
AYYAŞ Bursa’daki ayyaşlarla namaz kılmayanların, müfsid ve müzevirlerin, teftiş olunup hapsedilmeleri için 1560 tarihinde Bursa kadısına emir verilmiştir. BK, I/209
AZEB
AZEB Evli olmayıp bekâr olan yerli piyade kulu askerlerinin bir kısmıdır. Bunlar yalnız istihdam olundukları zaman para alan piyade sınıfı olup, maaşları ve yiyecekleri eyalet paşaları ve sancakbeyleri tarafından tesviye edilir. Harpte keşif, akıncılık, talan gibi hizmetlerde kullanılır. Tersanede kullanılan bir kısım askerlere de azeb denilirdi. Tersanede çalışan ve küçük ortalara taksim olunan azeblerden ibaret olan bu askerî sınıfa, tersane halkı veyahut tersane ocağı da denilirdi. Bunlar kalyondan kalyona zâbıtânın filikalarını çekerler, gemilerle İzmit’ten kereste ve taş nakliyatında kullanılırlardı. Bir kısmı da zindandaki mahpusları muhafaza ederdi. Kâfi gelmediği zaman kendilerine devşirme usülüyle azeb tedarik edilirdi. Azeblerin bir kısmı da top, humbara atışları gibi askerî talimleri yaparlardı. Azeblerin âmirlerine reis derlerdi. Kimi, bu me-
muriyetten kaptanlığa ve oradan da tersane kâhyalığına terfi ederdi. Vazifesi icabı geceleri, efradı ve kışlaları teftiş ederdi. Odabaşı, reisin muavini ve aşçıbaşı da azeblerin itibarlı bir zâbıtı idi. Bursa’dan her sene azeb istenildiği için Bursa Kütüğü ile alâkası olmayan bu izahatı yazmak mecburiyetinde kaldım.
1486’da Arap diyarına gidecek olan Davud Paşa’nın maiyyetine verilmek üzere Bursa ve nahiyelerinden 900 azeb çıkarılmış ve bizzat paşanın kendisine teslim edilmiştir (BS. 5/72).
1491’de sefer-i hümayun için Bur-sa’dan 800 azeb emrolunmuş idi. Reislerine dörder yüz akçe emrolunmakla üç nefer reislerine dörder yüz akçesi şehir halkından verilip diğer üç reise verilecek akçeye mahal bulunmadığından bennâ ve neccar için evvelce toplanıp ve fazla gelip bezzaziyede emanet konulan 1.084 akçe, azeb ağası Mahmud Ağa’ya teslim olunup ol dahi kadı efendi marifetiyle reis Hayreddin, Karagöz ve İshak’a verdi (BS. 8/355).
1507’de azeb istenilmiş ve sefer olmadığından azebler sevk edilmemiştir. Hükûmet tarafından bunlara verilen akçe istirdad edilmiş ve şehir halkı da verdikleri akçeyi isteyerek azeblerden ekserisini tutturup hapseylemişlerdi. Padişah haber alınca; “... azebler aldıkları akçeyi esbaba verip satmalı olıcak, ziyade eyledikleri muhakkak olduğundan her azebe verilen akçeden 200 akçesinin istenilmemesi ve 200’den fazlasının geri alınması...” emredilmiştir (BS. 21/197).
1515’te Bursa’dan 1.000 nefer azeb çıkarılarak tersaneye gönderilmiştir (BS. 26/362).
1520’de sefer-i hümayun için Bur-sa’dan çıkarılan gönüllü azebler 26 Cemaziyelâhir 927’de cümle eşyaları ve sair mühimmatları ve harp âletlerini ikmal edip azeb ağası Ali Bey ve binbaşı Kaya ve sair reisleriyle Bursa’dan çıkıp sefere gittiklerinden, öteden beri kanun olduğu üzere hareket gününü
gösteren bir temessük ellerine verilmiştir (BS. 29/40). Bu azebler yola çıkıp bir müddet yol aldıktan sonra, Ali Bey’in haberi olmaksızın, bazıları Bur-sa’ya dönerek ve zindana hücum ederek hapishanesinin kilidini bozup mahkumları salıverdikleri haber alındığından fâiller tutulmuş ve Ali Bey’e teslim edilmiştir (BS. 29/135).
1537’de Bursa’dan azeb gönderilmesi emrolunmuş, Bursa Yahudilerinin hissesine 31 azeb düşmüş ve her neferine 800’er akçe hesabı üzere 24.800 akçe tahsil edilerek Bursa’ya gelen gemi reislerine teslim edilmiştir (BS. 45/182).
1538’de sefer-i hümayun için Bur-sa’dan ihraç olunacak azebin 50 neferine bir yarar adamın reis tayini ferman iktizasından olduğundan, Bur-sa’dan 5 nefer reis nasb olundu ki her birinden, reislik hizmetleri ne ise yerine getirmeleri istenmişti (BS. 45/386).
1551’de Bursa’dan 196 azebin her 49 neferine bir azeb tayini lâzım olmakla Abdi oğlu Ahmed, Emrullah oğlu Muslihuddin, Hamid oğlu Mehmed ve Hamid oğlu Hüseyin reis tayin edildiklerinden her birisine ayrı ayrı reislik temessükü verildi (BS. 51/32).
1554’te Koca Nâib mahallesinden azeb ihracı için toplanan 2.000 akçeyi, azeb hizmetini eda etmek için Kemal oğlu Hasan ve Mehmed oğlu Abdi mahkeme huzurunda almışlardı (BS. 54/107).
1558’de Bursa kadısına gönderilen bir fermanda; Bursa’dan donanma için 300 azeb yazıp bunların üç aylık ulûfe-leri ve âdet silâhları ihraç edip birer aylık ulûfeleri ve âdet silâhlarını ellerine verip bâkî kalan iki aylık ulûfeleri-nin defterleriyle hazine-i âmireye gönderilmesi evvelce bir emr-i şerifle bildirilmiş ise de, acele olunduğundan, bizzat kadının, yarar ve mutemed nâibleriyle ve İstanbul’dan bunları almak üzere gönderilen mübaşire kifayet miktarında adamlar koşup, gece ve gündüz yürütüp en kısa zamanda İs-
tanbul’a yetiştirmesi ve bu iş mühim olduğundan emrin vürudunda yola çıkarıp göndermesi ve bir gün dahi tehir ettirmemesi ve tehirden kadının mesul tutulacağı bildirilmiştir (BS. 45/ 391).
1572’de Bursa Yahudilerinden donanma için 17 azeb bedeli olarak, her azeb için 1.000 akçe hesabıyla, 17.000 akçe Yahudiler cemaatbaşısı Abraham oğlu Yasef’den alınmıştır (BS. 115/ 112).
1573’te Bursa kadısı Mevlânâ Mehmed Çelebi tarafından azeb hizmetine tayin olunan Hızır oğlu Mevlânâ Muh-yiddin Efendi, Kayabaşı mahallesinden çıkarılan azeblerden üç neferi kayıp ve bir neferin hasta olması sebebiyle, bu azebler için mahalleye verilen akçeden 4.000 akçe mahalle ahâlisinden tamamen geri alınmış ve tersaneye gönderilmişti (BS. 115/173).
1592’de azeb ihracı için emr-i şerif gelip, her 50 nefer azebe bir reis lâzım olduğu bildirilmişti (BS. 182/96).
1593’te İstanbul yoluna yakın olan Kelesen, Demirtaş, Alişir, Samanlı, Akçaköy ve Kazıklı köyleri ahâlisi, her sene Bursa’dan ihraç olunan azeblerin, bu köylere konup, cebren ve kahren bunların koyun, kuzu ve sair mekülât ile evlerinden bazı eşyalarını aldıklarını, hatta ehl ü ıyâllerine dahl ettiklerini şikâyet ettiklerinden azeb taifesinin binbaşıları ve reisleri mahkemeye ça-ğırılıp bu köylere konmamaları tenbih edilmiştir (BS. 327/14). BK, I/210
AZEB BEY Abdullah’ın oğludur. Türbe ve camisinde bulunan kitabedeki tabirata bakılırsa büyük bir aileye mensup olduğu anlaşılır. Kendisi komutanlardandır. Varna harbinde II. Murad’la buluşmuş, birkaç hükümdar ve prensin harp meydanında ölmesiyle neticelenen bu muharebe meydanını II. Murad, Azeb Bey’le dolaşmış ve aralarındaki şu muhavere tarih sahifelerine geçmiştir. II. Murad: “Taaccüb edilecek şey değil mi? Bütün bu delikanlı ordusunun
arasında bir tane ihtiyar yok” dedi. Azeb Bey de: “Bir tane ihtiyar olsaydı, bu kadar mecnunâne bir teşebbüste bulunmazlardı” cevabını verdi (Hammer, II/223; SO. III/455; B.110; Hay-rullah Efendi, VII/72). Bu muzafferiyeti Mısır sultanına bildirdi ve nasıl demirden adamları mağlûp ettiğini daha iyi anlatmak üzere Azeb Bey’le Macar asilzâdelerinin zırhlarından 25 tane gönderdi. Avdetinde de paşalık rütbesini verdi. Türbesindeki kitabeye göre 854/1403’te ölmüştür. Turhan Bey isminde bir oğlu, Selçuk Hatun ve Zü-beyde Hatun isminde iki kızı vardı (BS. 20/13, 5/275). BK, I/213
AZEB BEY MESCİDİ Murâdiye semtinde, adıyla anılan mahallededir. Kitabesi şöyledir: “Emerahu binâe hâze’l-mescidi’l-mübareki sâhibü’l-hayrat ve’l-hasenât mefharu’l-ümerâi ve’l-ekâbir zaîmü’l-cüyuş ve’l-asâkir Azeb Bey bin Abdu’llâh fi târihi’n-nebiyyi aleyhi efdâlü’s-salavât fi evâhiri Muharrem sene sitte ve semâne mie”. Azeb Bey, bu mescidin mesalihi için Bergama’da, Börklü köyü sınırına muttasıl bir çiftliği Hatib Paşazâde, Yegân Ali’den ve yine Yenişehir’in Akdere köyünü Katıyalı oğlu İbrahim’in kardeşinden satın alıp Bursa’daki bu mescidine vakfeylemiştir. Mahsulü, ilim sahiplerine sarf olur. Fatih Sultan Mehmed’in Azeb Bey’e temlik eylediği Müslim çiftliğini, mescidinin vakfına ilhak eylemiştir.
Ayrıca sefer-i hümayun vâki olduğunda, Azeb Bey de bu gaza şerefinden nasibdar olmak için, cebeli eşmek (harbe gitmek) üzere akçe vakf ve her kim eşerse 4.200 akçe verilmesini şart eylemiştir (BS. 201/104). Cami kârgir ve tek kubbelidir. BK, I/213
AZEB BEY TÜRBESİ Caminin batı tara-fındadır. Kapısında: “Emera hâze’l-imâreti’ş-şerifeti mefharu’l-ümerâi ve’l-ekâbir Azeb Bey bin Abdu’llâh li-seneti erbaa ve hamsîn ve semâne mie” yazılı-
dır. Türbede Azeb Bey’den başka i mânâya çalışarak şair de olmuştur 860/1455’te vefat eden oğlu Turhan (TH. 552/745). BK, I/214 Bey’in kabri vardır. Arka tarafta da ihtida eden Eflak beylerinden Mehmed Bey’in kabri bulunmaktadır. Türbe ve cami güzel tuğla ve taşlarla sanat-kârâne bir şekilde yapılmıştır. Türbede beş-altı kabirden yalnız Turhan Bey’in kitabesi vardır. Mütevellilerin ihmal ve tekâsüllerinden dolayı cami ve türbesi harap olmuştur (BS. 126/171). BK, I213
ÂZERÎ ÇELEBİ Adı İbrahim’dir. Babası Muallimzâde Ahmed Efendi’dir. Bursalıdır. Ebussuud Efendi’nin dersine mülâzemet eylemiştir. Büyük biraderi nişancılığa tayin olunduğundan, Âzerî Efendi de o tarike sülûk etmiş ise de ilmiye sınıfına intisab ederek Anadolu’da Tire ve sair mahallerde bazı kadılıklarda bulunmuş ve en nihayet Hama kadılığına tayin ve 993/1585’te Ha-ma’da vefat etmiş ve oraya, şehrin dışına defnedilmiştir. “İntikal ettikte tarihin / Dediler göçtü Âzerî Çelebi” beyti onun ölüm tarihini gösterir.
Alim, halim, yaradılışı hoş ve tabiatı güzel bir zat olup şiirde mahareti vardır. Nakş-i Hayâl isminde bir manzumesi vardır. Bursa’da Fevâid Gazete-si’nde basılmıştır. Güldeste’de (452) 1090/1679, Salim Tezkiresi’nde (147) 1119/1703’te vefat ettiği yazılmışsa da, bu ölüm tarihlerinin başkalarına ait olması ihtimali vardır. Şu beyit de onundur:
Âzerî gülşen-sarây-ı gamda ışk-ı yar eyle Dağlarla lâle-zâra sîne benzer benzemez.
Âzerî’nin nâtamam bir Divan’ı Dârül-fünun Kütüphanesi’ne nakl olunan Halis Efendi Kütüphanesi’nde, 5132 numarada kayıtlıdır. BK, I/214
ÂZİM SEYYİD MUSTAFA
ÂZİM SEYYİD MUSTAFA Bursalıdır.
Sülüs, nesih ve hatt-ı Kur’ân’ı, Bursalı Kürdzâde Mustafa Efendi’den tahsil eylemiş, tâlik hattını da çalışmış ve güzel bir hattat olmuştur. Yalnız harfleri yazmakla kanaatkâr olmayıp nahv-
B
BABA BEHLÜL ZAVİYESİ Çavuş köyü kurbündedir. Bu zaviye civarındaki mahallede oturanlar, 1554’te bir hamam inşasına izin istemişler ve kimseye zarar-ı şer’îsi olmadığından inşasına padişah tarafından müsaade edilmiştir (BS. 73/676). BK, I/215
BABA EFENDİ Umur Bey köyünden, Pars Bey sülâlesinden Mehmed Ağazâde Ahmed Bey’in oğludur. Adı Ahmed Efendi’dir. 1789’da Umur Bey köyünde doğmuş, tahsil-i ilimden sonra Bur-sa’ya gelerek o vakit Paşakapısı denilen mahalde bir ev satın almıştır. Tasavvufa, havas ilmine merakı ziyade olan Şeyh Mehmed Can Efendi’den tarikat usüllerini tekmil etmiş ve icazet alarak Bursa’ya gelmiştir. Zamanını hâl-i inzivada gece ve gündüz ibadet ve riyâzetle geçirir, lâubalî-meşreb, göğsü açık gezer, geceleri uyumaz; zenginler ve hükûmet memurlarına sokulmaz, fukaralara yardımı sever bir zat idi. 21 Mart 1845’te ölmüş ve tekkesine def-nedilmiştir. Her şeyi bilir, kâmil, ahlâklı, hamiyetli ve memleketini çok seven bir zat idi. BK, I/215
BABA EFENDİ TEKKESİ Ahmed Baba, şimdiki Postahane binasının karşısına, kendi parasıyla satın aldığı evinin yanına bir Nakşibendî tekkesi yapmıştı. 1801’de yanan Şehreküstü Camii yanındaki Pars Bey Zaviyesi yaptırılama-dığından, Bursa valisi iken evkaf nâzırı olan ve Baba Efendi’nin faziletlerinin meftunu bulunan Hasip Paşa’nın yardımıyla Kara Şeyh mahallesindeki Ahmed Baba Tekkesi tecdid ve tevsî
edilmiş ve 1857’de Sultan Mecid tarafından tekke müceddeden denecek derecede mükemmelen tamir edilmiştir. Tekkenin bahçesinde Ahmed Baba ile 1870’te vefat eden oğlu Mehmed Saîd ve 1903’te ölen diğer oğlu Mehmed Bahaeddin Efendilerle evlâd ve ahfadı medfundur. Yolun tevsîi dolayısıyla tekke yıkılmış, kabirleri de arkaya, evin içerisine almışlardır. BK, I/215
BABA PAŞA Bk. Pehlivan İbrahim Paşa.
BABA SULTAN Bk. Geyikli Baba Sultan.
BABA ZAKİR
BABA ZAKİR Emir Sultan’ın muasırıdır.
Adı Ali’dir. Emir Sultan’ın hulefasından 40 Baba Efendi Tekkesi
olup zâkirbaşılığını yaptığı ve son senelerde yaşı 100’ü geçtiği için ihtiyarlığına hürmeten “Baba” adını almıştır. Namazgâh civarında bir cami ve bir zaviye yapmış ve ömrünü ibadetle geçirmiştir. 1417 senesinde, 103 yaşında vefat eylemiştir. Herkese iyilik etmesini seven kâmil bir insandı. Mahalle, adıyla anılmaktadır. Baba Za-kir’in çok gür sesli olduğu rivayet edilmektedir. (G. 237; SO. II/342). BK, I/216
BABA ZAKİR
BABA ZAKİR MESCİDİ VE ZAVİYESİ Emir Sultan’ın zâkirbaşısı Ali Efendi tarafından yaptırılmıştır. Yeşil Camii yapılırken Çelebi Sultan Mehmed, bu cami önüne bir çeşme yaptırmıştır. Zaviyenin hiçbir iradı olmadığından cami, mahalle mescidi hâlinde kalmıştır. BK, I/216
BABA ZAKİR TÜRBESİ Kârgirdir. Üstü ahşaptır. BK, I/216
BABACAN KÖPRÜSÜ Müzenin güneyindeki Çamlıdere üzerinde, müzenin bahçesine bitişik olan köprüdür (BS. 265/71). Burada fırın ve evler varken bir gece şiddetli bir yağmur sonunda gelen seller bu fırını, evleri ve içindekileri alıp götürmüştür. BK, I/215
BABADAĞ MESCİDİ Bursa’da Babadağ mahallesinde ahâli tarafından yaptırılmıştır. BK, I/215
BAB-I ZEMİN Bk. Yerkapı.
BACI AL KÖYÜ Bursa kazasına bağlı bir köydü. BK, I/216
BADEMLİ BAHÇE Yeni Kaplıca ile Çe-likpalas arasındaki sahaya denilir. Burası Sadrazam Rüstem Paşa’nın vakfıdır. Eskiden aileleriyle birlikte kaplıcalara gidenler, ailelerini burada beklerler ve buluştuktan sonra kendi arabalarıyla, hayvanlarıyla şehre dönerlerdi. 1568’de ekser Müslümanlar, Cuma
günleri gusül için Yeni Kaplıca, Kükürtlü, Kaynarca ve Akça Hamam’da varıp Cuma namazına yetişmek için sıkıntı çektiklerinden mahkemeye müracaat edilmiş ve kadı tarafından da Bademli Bahçe’de bir cami bina olunması için İstanbul’a arz gönderilmiştir (BS. 111/ 251). Bu dilek kabul edilmemiştir. BK, I/219
BADEMLİ KÖYÜ
BADEMLİ KÖYÜ Bursa’dan, Mudanya’ya giden yolun batısında küçük ve güzel bir köydür. Bu köy, 1370 senesinden evvel de mevcut idi. Yıldırım Bayezid bu köyü Gazi Demirtaş Paşa’ya temlik etmiş, o da bu köye yaptırdığı cami ve han tamirine ve Vize’de olan zaviyesine vakfeylemiş; tevliyet ve meşihatını evlâdına ve evlâdı kalmadığı takdirde şeyhlere şart eylemişti. Oğlu, İstanbul subaşılığında bulunan Murad Bey’in evlâd ve ensabı tükendiğinden sonradan mütevelli olanlar vakfa bakmamışlardır. 1866’da vakfa ait Değirmenciler Yeri demekle maruf yerleri harman yeriyle beraber mütevellisi Seyyid Eşrefoğlu Seyyid Mehmed, 50 akçe tapusunu alıp değirmenci İlyas’a vermiştir. Ekip biçip, ziraat edip örfî rüsûmu ne ise vermesini söylemiştir (BS. 5/174).
1551’de mütevelliler Bademli köyünde de bir zaviye ihdas edip Vize’deki zaviyeye bir şey vermediklerinden, zaviyenin harap olduğundan bahisle bir dava açılmış ve Vize’deki zaviye şeyhi Mehmed oğlu Şeyh Mus-lihuddin davayı kazanmıştır (BS. 51/ 103). Aynı sene Bademli köyünde yapılan masrafın fazlası olan 3.510 akçe, gelen ferman mucibince padişah kapısına gönderilmiştir (BS. 63/4).
1552’de Bademli köyünde -sonradan ihdas edilen- zaviye harap olduğundan, mütevellinin müracaatı üzerine yeniden yaptırılmasına izin verilmiştir (BS. 52/210).
1555’te zaviye masrafından sonra 1.946 akçe fazla kalmıştır (BS. 75/72).
1595’te Vize’deki zaviyenin vakfını, Molla Yegân Medresesi müderrisi, hi-lâf-ı şart-ı vâkıf Bursa’daki medresesine ilhak edip vakfa gadr eylediği dava edildiğinden, defter-i hâkânî kaydına göre müderrisin müdahalesi men’ edilerek Demirtaş mütevellisinin tasarruf etmesine hüküm verilmiştir (BS. 195/ 167).
1598’de Molla Yegân Medresesi müderrisi Mevlânâ Ahmed, 50 yıldan beri müderrislerin bu köyün hasılatını zapt eylediğini iddia eylemiş ve Bademli köyünün Molla Yegân müderrislerine verilmesine ferman edilmiştir (BS. 201/167).
1612 tarihli bir fermanda, Bademli köyünün, eski defterlere göre Demirtaş Gazi’nin karyedeki zaviyesine vakıf olduğu, ancak zaviye harap olup emr-i şerifle bu karye Bursa’daki Molla Yegân Medresesi’ne ilhak olduğundan 40-50 yıldan beri müderrislerin tasarruf edegeldikleri, fakat; “vâkıfın, Vize’de olan zaviyesine vakıftır” diye mütevelliler temessükler ibraz edip nizâ eylediklerinden bir-iki defa mütevelliler karıştırılmayıp müderrislere verilmesi buyurulmuş olduğu ve bu emir mucibince müderrislerin bu köyün vâri-datını tahsil ve kabzedip kadıların dahi bu emri yerine getirmeye tekayyüd etmesi ve emri eslemeyenleri seğidip, eslemeyeni ve muhtac-ı arz olanı isimleriyle dergâh-ı âliye arzedilmesi emredilmiştir (BS. 221/112).
1619’da Bademli köyü yakınında, “Kadın Yeri” demekle maruf mezraayı Molla Yegân müderrisleri zapt etmekte iken şeyh namında olup sû-i hâli ve nâmeşru ef’âli ile meşhur Şair Muhitî, hilâf-ı vâki inha ile mezbur mezraayı kendisine berat ettirip vakfa çok gadr eylediğinden vilâyet ahâlisinden sorulmuş, onlar da bu mezraayı eski padişahlar zamanlarından beri Molla Yegân müderrisleri zapt eylediğini ve eğer başkası zapt ederse medresenin muattal kalacağından bahseyledikle-rinden, mezraa müderrislere verilip
Şeyh Muhitî’nin müdahalesi men’ edilmiştir (BS. 233/112).
1622’de Bademli köyü mahsulü, Demirtaş Paşa’nın karyede bina eylediği mescid mesarifine ve ziyadesi Vize’de bina eylediği zaviyesinin gelip giden misafirlerine tayin edilmiştir (BS. 236/152).
1632’de peygamber sülâlesinden ve büyük şeyhlerden Şeyh Mehmed A’zamî ile Molla Yegân müderrisleri, Bademli köyünü, yarı yarıya tasarruf etmeye razı olduklarından, padişah tarafından bu istikamette emir verilmiştir (BS. 247/205).
1632’de Gazi Demirtaş’ın, Vize’deki zaviyesine vakfedip tevliyet ve nezaretini evlâdına ve meşihatını de şeyhlere şart eylemişken Molla Yegân müderrisi Bostan Efendi oğlu Mevlânâ Mehmed Efendi müdahale eylediğinden, men’ini seyyidlerden Mehmed Efendi istemiş ve bir de ferman ibraz eylemiştir. Mevlânâ Mehmed Efendi de evkafın teftişi sırasında medresenin vakfı zayıf olduğundan köyün mahsulünü medrese vakfına ilhak olunmak evlâ olduğuna fetvâ-yı şerif alınarak mucibince emr-i âlîşân verilmekle 80 yıldan beri mahsulünün medreseye zapt edildiğine dair elinde bulunan ve kadılardan aldığı huccetleri ve fermanları göstermiştir. Seyyid Mehmed ise vakfiyeyi görmediğini itiraf ve elindeki emirde “meşâyihe” dediği yerde hakk ve silinti olup sebebi soruldukta, “Vakfiyede ‘ulemaya’ meşrut yazılmıştır, lâkin reisü’l-küttab efendi ‘ulema’ lafzını hakkedip yerine ‘meşâyih’ yazmıştır; ben hakketmedim” demiştir. Mahkemede mevcut ulema, eşraf ve âyândan soruldukta cümlesi müderrisin ifadesini teyid eylediklerinden köyün hâsılâtının, müderrisi tarafından zaptına hükmedilmiştir (BS. 247/16).
1632’de, yani aynı sene bir-iki ay sonra da İstanbul kalesi haricinde, Yenikapı’da, Merkez Efendi hankâhı şeyhi Seyyid Mehmed A’zamî arzıhâl edip: “Bundan evvel Demirtaş Paşa,
ibtida Rumeli’ne deryadan gemisiz murûr eden ‘rical-i erbain’den olup kendi kılıncı ile fethettiği Bursa kazasında vaki Bademli karyesini 1370’te Yıldırım Bayezid, kendisine temlik etmiş, bu da karyede bina eylediği mescid ve hanının tamirine ve Vize’de olan zaviyesine vakıf ve meşihat, tevliyet ve nezaretini meşâyih-i kirâma şart ve tayin edip hakimler dahi vakf-ı mez-burun huccet ve lüzumuna hükmettikleri eski ve yeni defterlerde kayıtlı olup tasarruf edilmekte iken ve başka hiçbir ferdin alâkası yok iken Molla Yegân müderrisleri, bazı kimselerin muâve-netleri ile, hilâf-ı şart-ı vakıf; ‘medrese vakfına ilhak olunmuştur’ diye müdahale ve nizâ etmişlerdir. Lâkin medresenin vakfı Çağrışan köyüdür. Bademli köyünde müderrislerin alâkaları olmadığını defterhane-i âmiredeki eski ve yeni defterlerde ve Anadolu kazaskeri Mev-lânâ Hasan ve defter-i hâkânî emini İsmail Efendilerin kendi kalemleriyle işaret edip bu takdirce Yegân müderrislerinin Bademli köyü ile alâkaları kalmamakla” bundan sonra müderrisleri müdahale ettirmeyip Şeyh Mehmed A’zamî’ye tasarruf ettirilmesi Hudâ-vendigâr mutasarrıfı Vezir Mehmed Paşa’ya ve Bursa kadısına emredilmiştir. Aynı fermanda: “Müderrisler bu emrime kanaat etmeyip bundan sonra da bir yolunu bulup emir ve temessük ibraz edip karışmak isterlerse karıştır-mayıp temessükleriyle İstanbul’a havale ediniz ki ahvalleri divan-ı hümayunda kazaskerler huzurunda şer’an görülüp ihkâk-ı hak oluna” denilmiştir (BS. 247/261).
1679’da divan-ı hümayunda, Veziriazam Mustafa Paşa huzurunda Kara İnebey vakfı mütevellisi ile yapılan duruşmada, Bademli köyü, Demirtaş Paşa evkafına hükm olunmuştur. “Def-ter-i hâkânî kaydı böyledir. Bundan sonra Bademli köyüne ait böyle bir dava memnûdur. Bundan böyle dinlemeyesin” denilmiştir (BS. 276/92). Bademli köyü vakıf meselesi kalıptan kalıba girdi-
ği için o vakitki muamelâtı göstermek için biraz üzerinde durulmuştur. Fatih Sultan Mehmed, köylerin vakfedilme-sini kaldırmış ve ne kadar vakıf köy varsa bunları timar ve zeâmet sahiplerine dağıtmıştır. Halbuki II. Bayezid bu usülü tekrar ihdas eylemiştir. BK, I/216
BADİ BADİ 1760’ta Ebu Şahme mahallesinde oturmakta olan Hüseyin oğlu Mehmed’in unvanıdır (BS. 117/54). BK, I/219
BÂDİNCÂNÎ MEHMED EFENDİ 1694’te Filboz mahallesinde vefat eylemiştir. Mustafa ve Mehmed Çelebiler adında iki oğlu vardı (BS. 368/57). BK, I/219
BAĞ 1560’ta Bursa kadısına gönderilen bir fermanda; Mudanya ve Terekli köyleri bağlarının bozulma zamanı geldiğinden hasıl olan üzümden pekmez, reçel, turşu ve sirke yaptırıp kefereden ve gayrıdan hiçbir kimseye hamr yaptırılmaması bildirilmiş ve “Bu emre mugayir bir vaz’ olursa senden bilinir. Özrün makbul olmayıp muâteb olman mukarrerdir. Ana göre mukayyed olup emr-i şerifimin icrasında dakika fevt etmeyesiz” şeklinde şiddetli bir emir verilmiştir (BS. 91/74). BK, I/219
BAĞIRSAK Bursa’da kasapların kestikleri koyunların bağırsaklarını hammal olan kimse her gün kasap dükkânlarından devşirip, bir hafta içinde ne kadar bağırsak tedarik olunursa Bursa zeylinde, Kirişhane’ye nakil ve ol hafta nöbet kimin ise toplanan bağırsakları ol kimse kendi veya üstadlardan bir kimseye işletip işleyen kimse ile yarı yarıya taksim eylemenin eskiden beri mutad olduğu, 1778’de tekrar esnafa bildirilmiştir. BK, I/220
BAHA EFENDİ (Hacı) Asıl ismi Mehmed Bahaeddin’dir. Ahmed Baba Efendi’nin ikinci oğludur. Biraderi Şeyh Saîd Efendi’nin 1871’de irtihâlinden sonra
şeyh olmuştur. Biraderinden tahsil görmüş, Şair Ziya ve Eşref Paşalarla daha birçok erbâb-ı kemâlden feyz almış, malûmâtını genişletmiştir. Mes-nevî okuyan Hoca Hüsam Efendi’nin ilim ve kemâlinin mirasçısıdır. İnzivayı sever, hükûmet işlerine karışmak istemez, maddî mesuliyetli işlerden kaçardı. Mütevazi, vakur, siması lâtif, sevimli ve huccetinden büyük ve küçük herkes istifade ederdi. Derviş olmak için kendisine müracaat edenlere: “Ben henüz derviş olamadım ki makam-ı irşadda bulunayım. Beş vakit namazına devam et, kimsenin aleyhinde bulunma, güzel ahlâk sahibi olmağa çalış. İşte dervişlik budur” derdi. Kitaplarıyla, tekkede zengin bir kütüphane tesis eylemişti. Kendisi şairdir. Nasihat verici birçok manzumeler ve tarihler yazmıştır. Emir Sultan Camii imam ve hatibi Hacı Mustafa Efendi’nin kızıyla evlenmiş ve bundan iki oğlu dünyaya gelmiştir. Hareminin vefatıyla Şair Zâik Efendi’nin hafidi ve bundan ayrıldıktan sonra Ferik (Tümgeneral) Mustafa Nuri Paşa’nın kızıyla teehhül ederek iki oğlu daha dünyaya gelmiştir. 18 Ağustos 1902 Pazar günü kalp hastalığından vefat etmiş ve tekkeye defnedil-miştir (BS. 292/105).
26 Nisan 1902’de mahkemeye gelerek: “Bursa Orhan Camii mihrabı karşısında, babam Hacı Ahmed Baba Efen-di’den mevrus bahçeye kendi paramla inşa eylediğim dükkânlardan; Ulucami caddesinden belediyeye dönülecek caddede sol kolda köşe başında kâin büyük bakkal dükkânı ile yanındaki iki tane yorgancı ve onlara muttasıl büyük manifaturacı ve yine buna bitişik üç yorgancı dükkânı ki cem’an yedi dükkân eder, vakfeyledim. Şöyle şart eyledim ki, mütevelli tarafından mürettebat-ı mirî-yesi çıktıktan sonra bâkîsi bayramlarda sekiz yaşından on iki yaşına kadar kız ve erkek tefrik olunmayarak 70 çocuğa fes ve püskül, gömlek, iç donu, şalvar, hırka, mintan, ayakkabı ve kızlara baş yahnisi, gömlek, iç donu, basma entari,
hırka, ayakkabı alınıp giydirilecek. Bunun yarısı Şeker ve yarısı Kurban bayramlarında tertip ve itâ olunacak. Ayrıca da her çocuğa beşer kuruş harçlık verilecek” demiş ve vakfiye defterine kaydettirmiştir (BS. 292/47). Ayrıca tekkede mevlid okumak ve daha başka hayırlar için vakıflar yapmıştır. Bu dükkânlar 1911 Martında yanmış ve bir daha yaptırılamamıştır. Mehmed Bahâ, Hakkı Bahâ, Muhyiddin Bahâ Beyler evlâdlarıdır. Her birisi birer irfan ve fazilet hamûlesidir. Şu beyit onundur:
Arz-ı hâl eyleme mahlukına Hâlık var iken
Sonra gül sandığın elbette olur sana diken.
BK, I/220
BAHADIR AĞA Abdullah’ın oğludur. Selçuk Sultan’ın kölesi iken âzad edilmiştir. 872/1467’de vefat eylemiş, adıyla anılan mahallede yaptırdığı mescid karşısına defnedilmiş ve mezarı mezbelelik olmuştur. Mescidinin 46.000 akçe vakfı vardı. Yarhisar’da Cellahlar mezraasını Yazıcı Yahşi’den satın alıp oradaki değirmeni bahçesiyle mescide vakfeylemiştir. BK, I/220
BAHAEDDİN AHMED EFENDİ
BAHAEDDİN AHMED EFENDİ Eminiye Tekkesi şeyhi Mehmed Efendi’nin oğludur. Aklı, dirayeti ve sürat-i intikali yönü ile akranına faik idi. Emsali bulunmaz bir zat idi. 50 sene meclis-i vilâyet idare azalığında bulunmuş ve herkesin başvurduğu ve ümit beklediği bir zat olmuştur. 1876’da Mebusan meclisinde reis vekâletine seçilmiş ve umûr-i siyasiyede de mahareti olduğunu göstermiştir. Her kim müracaat ederse iyiliğini görür ve hiçbir müracaatı reddetmezdi. Kimseye fena muamele yapmaz, hatır tanır, garipleri okşar ve gayet de mültefit idi. 1841’de babasının yerine Eminiye Tekkesi’ne şeyh olmuştu. 21 Ağustos 1895’te vefat eylemiş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. Orta boylu, yuvarlak yüzlü, güler yüzlü,
41 Bursevî’nin oğlu Bahaeddin Efendi’nin tekke haziresindeki 1138/1725 tarihli kabir taşı
42 Bahaeddin Mehmed Efendi’nin Bursevî haziresindeki 1233/1817 tarihli kabir taşı
vakarıyla beraber halim bir zat idi. Başında derviş külâhı bulunurdu. Aynı zamanda nakibü’l-eşraf idi. Her fende mâhir ve inşâ ilmine vâkıf; hâsılı, zamanın az yetiştirdiği kemâlât sahibi bir zat idi. Nihat, Reşad, Emin isminde üç oğlu ve bir kızı vardı. BK, I/222
BAHAEDDİN EFENDİ Cizyedarzâde Mahmud Efendi’nin oğludur. Kendisi de babası gibi kadılıklarda bulunmuş ve son defa Haleb kadılığı yapmıştır. 1787’de Gemlik-Armutlu sahilinde dört kıt’a şalope inşasına memur olmuş ise de bu civarda kereste olmadığını ve bu civar halkının marangoz kelimesinin manasını bilmediklerini, Domaniç dağı buraya 35 saat mesafede olduğundan kereste naklinin müşkil ve hayvan bulmanın da imkânsız olduğunu, şalope ve sefine inşasına ülfeti olmadığını bildirerek bu vazifeden affını rica eylemiş ise de kendisine; “Böyle vakitte devlet hizmetinde bulunmak cümlenin boynunun borcudur. Oradaki vazifen, nakden akçesi gönderilen şalo-pelerin inşalarına nezaretten ibarettir. Türlü mazeret beyanıyla işi üstünden atmaya kalkışman dirayet ve hamiyetine aykırı görülmüştür” denilerek bir an evvel şalopelerin inşası te’kîd edilmiştir. 1793’te ölmüş ve ecdadı yanına defnedilmiştir (BABD. 6988). BK, I/ 221
BAHAEDDİN EFENDİ Enarlı şeyhi Mehmed Rıza Efendi’nin oğludur. 1871’de babasının yerine şeyh oldu. Alim bir zat idi. Halkla az ülfet eder, ekseri vaktini tekkede geçirir, ahlâkı ve tabiatı temiz idi. Misafirlerini taltif ve ikram etmekle lezzet duyardı. 10 Birinci-teşrin 1912’de ölmüş ve tekkeye gömülmüştür. BK, I/223
BAHAEDDİN EFENDİ Bursalı Şeyh İsmail Hakkı Efendi’nin oğludur. İsmail Hakkı Efendi’nin yerine şeyh olduktan sonra 1720 senesinde ölmüş, İsmail Hakkı Tekkesi’ne gömülmüştür. Hüner sahibi
idi (SO. II/27). Alim ve şairdi. BK, I/ 221
BAHAEDDİN MEHMED EFENDİ İsmail Hakkı Tekkesi şeyhi Mehmed Baha-eddin’in büyük oğludur. Babasının 1816’da vefatı üzerine küçük kardeşi İsmail Hakkı Efendi ile müştereken şeyh olmuş, bir sene sonra 1817’de vefat eylemiştir. Vakarlı, nazik mizaclı, edîb, herkesle hoş geçinir, temiz kalpli bir zat idi. BK, I/221
BAHAR DEDE Şeyhlerden cezbe sahibi bir zat olup vefatında, Namazgâh kurbünde Çamlıca yolu üzerinde def-nedilmiştir (G. 229). BK, I/220
BAHRİ DEDE Bursalı Handan Ağa’nın oğludur. Muradiye mahallesinde doğmuştur. Sinn-i rüşde varınca seyahate çıkarak Edirne’ye varmış, Kovacı Tek-kesi’nde tâc-ı Edhemî ile şeyhlik yapmış ve bir müddet sonra Bursa’ya gelmiştir. Kanunî Sultan Süleyman, Zi-getvar seferine gitmesi için şeyhine 1.000 filori göndermiş, şeyh de bu parayı gömerek sefere gitmiş ve kalenin fethinden sonra Bursa’ya gelerek parayı çıkarmış ve tekkeyi bina eylemiştir. 974/1566’da vefat etmiş ve tekkedeki türbesine gömülmüştür. Alim, edîb ve şairdir. Birçok manzumeleri vardır. Şu beyit onundur:
Cihan-ârâ cihan içredir ârâyı bilmezler Şu mâhîler ki derya içredir deryayı bilmezler
(G. 453). BK, I/220
BAHRİ DEDE ZAVİYESİ Muradiye mahal-lesindedir. Bahri Dede yaptırmıştır. Oğlu Bostan Çelebi birçok vakıflar ilâve ederek 1593’te bir vakfiye tanzim eylemiştir (BSVD. 5/71). 1841’de Muradiye yangınında tekke yanmış ve Bursa muhassılı Kâni Bey yeniden yaptırmıştır. 1855 hareket-i arzında kârgir olan (tevhidhane) zedelenmiş ve tamir edilememiştir. 1900’de şeyh olan Tevfik Efendi, bedeninden tekkeyi tamir et-
tirmiş ve kardeşi Ferik İsmail Paşa da türbeyi kârgir olarak inşa ettirmiştir. BK, I/220
BAKIR MADENİ Bursa’nın Cebel kazasında Keşiş dağına üç saat mesafede olan dağlarda, Simavlı Madenci Halil’in bulup İstanbul’a getirdiği 150 dirhem bakır cevheri darphanede yakılarak 55 dirhem halis bakır zuhur edip, “Bu dağlarda gümüş cevheri vardır” diye haber verip, sim cevheri olup fazla getirinceye kadar icap eden masrafları kendisi vermek ve zuhur eden bakırın beşte birisini beylik tarafına (hükû-mete) vermek şartıyla Ayvansaray gümüşhanesinde zemberekçi olan Veli Usta marifetiyle imâli için Madenci Halil tarafından istidâ edilmekle kâr getirecek cevherleri çıkıp imâle salih olduğu hâlde hükûmet tarafından emin tayin olunmak keyfiyeti tedkik ve tahkik edince, bakır cevherinden de eritip imâl eylemeleri için iktiza eden malzemelerini ve kendi mekülât ve meşrubatlarını icap eden her ne ise bahalarıyla alıp etraf ve civardaki kaza, köy, ahâli ve âyânları taraflarından bunların çalışmalarına ve imâline hiçbir kimsenin muhalefet eylememesi 1744’te fermanla emredilmiştir (BS. 334/35). 1845’te Mihaliç’in Karadağ’ında vaki Kulakpınar köyündeki bakır madeni işletilmekte idi (BS. 313/1). BK, I/224
BAKIRCI Bakırcıların taşradan satın alıp getirdikleri bakır kapların 20 okkadan ziyadesinin cümle esnaf beyninde tevzî olunması, ziyadesi olmaması hâlinde getirenden başkasının müdahale etmeyip kendisinde kalması 1620’de, Bursa bakırcı esnafı arasında mutad idi (BS. 232/191). 1620’de yine Bursa’da Bitpazarı ve Gelincik Çarşısı’nda alış veriş eden bakırcılar her zaman bu çarşılara yayılıp eski ve yeni bakır satmışlardır (BS. 234/171). BK, I/224
BÂKÎ İsmi Abdülbâkî’dir. Bursalı bir imamın oğludur. Bu dünyanın geçici ve
43 Bahri Dede Camii
her geçici zevkin sonunun pişmanlık olduğunu gördüğünden eşya ve malını terk edip dervişliğe başlamıştır. Şairdir.
Âlem-i fânîde ancak ma’rifet bâkî imiş Bâkiyâ bâkî değilsin gel bekâya talib ol.
(SAT. 156)
Tarih söylemekte şöhret almıştır. Üçkozlar şeyhi Abdi Efendi’nin vefatı üzerine şu tarihi söyledi:
Lafzan ü mânen dedi târîhini Bâkî onun Bin yüz otuz yedide göçtü azizim cennete.
XVIII. asır ibtidalarında yaşamıştır. 1724’te sağdı. BK, I/224
BÂKÎ ÇELEBİ Bursalıdır. Şairdir. Pınarba-şı’nda medfundur. Vefat tarihi şudur:
Dedi bir âh ile her kim ki görür târîhin Rûh-ı Bâkî Çelebi gitti bekâya sad hayf.
BK, I/224
BÂKÎ EFENDİ Ulemadan Mustafa Efen-di’nin oğludur. “Edhemzâde” demekle meşhurdur. Kendisi, 1646’da Bursa’da müderristi (BS. 264/100). BK, I/224
BÂKİYE HANIM Gökmenzâde Hacı Çelebi Hüseyin Rıfat Efendi’nin kızıdır. 1841’de ölmüş ve Şehreküstü mezarlığına gömülmüştür. BK, I/224
BAKKAL Bakkalların taze meyve ve pazarcıların yaş meyve alıp satmaları men’ edilerek taze meyvenin pazarcılar ve yâbis meyvenin bakkallar tarafından alınıp satılmasına 16.1.1573’te karar verilerek esnaflara tebliğ edilmiştir (BS. 115/82). 1575’te bakkallara, Bursa’daki pazarcılar, şerbetçiler, helvacılar, turunççular, turşucular, leblebiciler yamaktır. İstanbul’dan 9.000 akçelik mangır gelerek nakit akçe ile bu esnaftan tebdil edilmiştir (BS. 127/ 50).
1608’de bir bakkal mahkemeye müracaat ederek: “Ben dükkânımda kat’iy-yen sabun alıp satmış değil iken sabuncular kethüdası sabunculara dağıttığı sabundan bana dahi sabun göndermiş, halbuki ben bakkalım, sabuncu değilim” diye sabunu iade etmiştir (BS. 217/ 85). Buna göre eskiden bakkallar sabun satmazlar imiş.
1609’da Engürüs seferlerinde, Can-bolatoğlu, Tavil Kardeş muharebelerinde ve şark seferlerinde Bursa’dan gönderilen orduculara pazarbaşılık hizmetini hüsn-i ifa ederek İslâm askerlerine zahire hususunda sıkıntı çektirmeyen ve padişahın uğrunda çok hizmette bulunan Bursalı Seyyid Ha-san’a, Bursa bakkalbaşılığı verilmiştir (BS. 220/95). BK, I/225
8.6.1851’de 200 kişi, bir bakkaldan taze peynir almışlar ve zehirlenmişlerdir. Bunların birçokları derhal tedaviye koşup kurtulmuşlarsa da bir kadın ölmüş ve birçok insan da hastalanarak yatmıştır. Bu peynirin kalaysız bir kapta yapılıp bakır mı çaldığı veyahut bazı kereler çobanların ayaklarına ilâç olmak üzere kullandıkları ak söğenin mi sütün içine karıştığı anlaşılamamıştır. BK, I/226
BAKKAL
BAKKALLAR Bursa bakkalları öteden beri kendilerine ait zahireleri çarşıdaki dükkânlarda satıp hariçten kimse karışmaz iken Etrâk taifesinden bazı kimseler belediye nizamına muhalif ve mutad-ı kadîme mugayir, Bursa’da
Ulucami avlusunda birer sergi ihdas ederek bakkallara ve pazarcılara mahsus olup ashabının Bursa’ya getirip geçer narh üzerine ibadullaha sattıkları zahireleri Bursa şehrinin dışarısında bekleyip ucuz baha ile satın alıp Ulucami avlusunda ihdas eyledikleri sergilerine götürüp istedikleri gibi satmakla Bursa’nın nizamını bozdukları ve evvelce sergileri kaldırılarak men’, def’ ve her birinin dükkân açmaları tenbih olunmuşken dinlemeyerek bu cihetle hakikaten ahâliye mazarratları varsa herkes kendisine mahsus olan malı satıp başkasına mahsus metâın bey’ ve şirâsına müdahale ettirilmemesi 1767’de emredilmiştir. BK, I/225
BALABAN PAŞA Abdullah’ın oğludur. 1427’de Menteşe (A. 110) ve sonra Tokat beylerbeyisi olmuş, 1446’da İznik’te vefat eylemiştir. Gelibolu’da medresesi ve Şam’da mescidi vardır (SO. II/24). Gelibolu tapu kayıtlarına göre, Balaban Paşa Gelibolu’da bir medrese inşa edip bunun için nefs-i Gelibolu’da bir hamam ve dört dükkân, medreseye bitişik sekiz oda ve bir bağ yeri ve yine burada “Kabûnîoğlu Yeri” demekle meşhur bir yer ve 30.000 akçe vakfeylemiştir. Gürle’de de vakfı vardır.
İznik’te bir darulhuffâz, yani hafızlar mektebi ve bir de kendisine türbe yaptırmıştır. Burada Kur’ân okunmasını ve hafızlığa çalışılmasını şart eylemiştir. Bu tesisatın yaşaması için Bahadır Paşa’dan satın aldığı Balaş köyünün -ki harap olmuş ve mezraa hâline gelmiştir- nısfını evlâdına ve nısfını İznik’teki dükkânlarının tamirine; İznik’in dışarısında bir bağ ve bir mezraa, İznik şehri ortasında iki dükkân vakfetmiştir. Oğlu Oruç Bey Çelebi mütevelli olmuş ve bunun vefatıyla Oruç Bey’in oğlu Murad Bey ve bunun da vefatında kızı Fatma Hatun mütevellilik yapmışlardır. Balaban Paşa’nın Murad Bey’den başka bir de Hundî Hatun isminde kızı
44 Balabancık Hisarı
vardır. Bu kadın, Firuz Bey oğlu Hamza Bey’in karısıdır. İznik’te Balaban Pa-şa’nın türbesi vardır. BK, I/227
BALABANCIK Osman Bey, Bursa’yı kuşatarak Hisar’dakileri teslim olmaya mecbur etmek için 1313’te iki hisar yaptı ve bunları bir senede tamamladı. Bu hisarların inşasına Balabancık (Balaban) Bey memur edildi. Hisarlar tamam olduktan sonra Çelikpalas’ın doğusundaki yüksek yerdeki hisara Ak-demir’i ve Bursa’nın güneydoğusunda dağ tarafında -şimdiki Molla Arab Mek-tebi’nin (bu mevkii Bursa’da en evvel sayın Dr. Tevfik Edebey bulmuş ve tesbit etmiştir) bulunduğu yerdeki-Balabancık Hisarı’na da Balaban Bey’i memur eyledi. Balaban Bey gayet bahadırdı. Hisardan dışarıya bir kâfir, parmağını çıkaramazdı (A. 22). On sene kuşatmadan sonra Bursa teslim olmuştur. Bu zatın adına Bursa’da, Balabancık Hisarı ve köyünden başka hiçbir iz yoktur. Bu hisarın hemen yakınında Çoban Bey Türbesi vardır ki Çoban Bey, Osman Bey’in oğludur ve kendisine Gökdere’nin doğusundaki yerler baştan başa verilmiş ve Çoban Bey de vakfeylemiştir. Bu Çoban Bey’in Sultan Osman’ın oğlu ve Balabancık adının da bunun bir mahlası olup olmadığı Çoban Bey isminde incelenecektir. Kâmûsu’l-A’lâm ve Sicill-i Osmâ-nî’de bu zata dair bir malûmat yoktur. BK, I/ 226
BALABANCIK HİSARI Temenye’nin do-ğusundadır. Yeri Çoban Bey vakfıdır. BK, I/227
BALABANCIK KÖYÜ Kite kazasındadır.
BK, I/227
BALDIRZÂDE ŞEYH MEHMED EFENDİ
BALDIRZÂDE ŞEYH MEHMED EFENDİ Tokatlı Ali Dede oğlu Şeyh Mustafa’nın oğludur. Baldırzâdelerdendir. 1613 senesi Ağustosunda Bursa’da Bâb mahkemesi niyabetine tayin edilmiştir. Uzun müddet bu vazifeyi yapmıştır (BS. 228/1). 14.9.1639’da Mekke kadılığından infisal ederek Bursa’ya gelmiş, fazilet ve ilim sahibi olup, inayete müstahak olduğundan Yıldırım’ın müderrisliğine tayin edilmiştir (BS. 361/1). 1649’da Bursa vefeyatına dair Ravza-i Evliya adlı bir eser yazmıştır. 1650’de ölmüş ve Abdal Mehmed Camii hazire-sine defnedilmiştir. Şairdir. “Selisî” mahlasını kullanırdı (G. 346). Muradiye evkafından kendisine 130 akçe vazife tayin edilmiştir (BS. 325/75). Dedesi ve babası da Abdal Mehmed Camii’nde medfundur. BK, III/262
Baldırzâde Ali oğlu müderris Mustafa Efendi’nin oğludur. Dedeleri Tokatlı ise de, Mehmed Efendi Bursa’da doğmuştur. Müderrisliklerde ve Üsküdar ve Mekke kadılıklarında bulunmuş ve tekaüden Yıldırım Medresesi müderrisliğine gelmiş iken 1650 senesi Temmuzunda ölmüş ve Abdal Mehmed Camii’nde babasının yanına gömülmüştür. Âlim, fazıl ve şair bir zat idi.
Şiirde “Selîsî” mahlasını kullanırdı. Bursa’ya ait Ravza-i Evliya tarihiyle Mekke ve Medine’ye ait birer tarih yazmıştır (G.346; SO. IV/164; OM. I/ 257) . BK, IV/145
Tokatlı Ali Dede’nin oğlu Mustafa Efendi’nin oğlu Selisî Şeyh Mehmed Efendi’nin oğludur. “Baldırzâde” diye meşhurdur. Bursa müderrisliklerinde, Konya, Trablusşam, Kayseri kadılıklarında bulunmuş ve kendisine felç geldiğinden İnegöl kazası maişetiyle tekaüd edilmiştir. Güldeste, 16 Rebi-ulâhir 1079 Cumartesi günü vefatını yazıyorsa da Bursa Sicilleri, 12 Rebi-ulevvel 1079, 21.8.1668 olmak üzere Güldeste’nin yazdığından 32 gün evvel öldüğünü yazmaktadır ki en doğrusu budur. Zevcesi Ebu Meâlî Efendi kızı Bey Hanım (Beyhan) Hatun’dur. Vefatında birçok kitapları, 6 katırı ve iki cariyesi, cümlesi 2.019 kuruşa satılmıştır. Çocuklarının adları Mehmed Çelebi, Seyyid Şeyh Çelebi, Şeyh İbrahim Çelebi, Emetullah ve Ümmü-gülsüm’dür (BS. 296/5). Hisar Camii mahallesinde oturuyordu ve orada vefat eyledi. BK, I/375
BALIKLAGUY İznik Gölü’nde Orhan Bey vakfından bir mahal vardı ki burada balık üretilir ve canlı balık istenildiği vakit buradan alınırdı. Hududu tahminen şöyle idi: Derin deniz olan Karasu’nun kıble canibinde vaki olan hark ve şimal tarafında vaki olan Hemal(?)
evi kurbünde olan dereye varınca ve Karasu’nun mukabelesindeki mahal. Bunun Karasu’yuna balık geldiği yerden ağ bırakmak kadimden kadının huccetiyle memnû idi. (“Balıklaguy, Balıklagoy” kelimesi üzerinde çok ted-kikat yapmak lâzımdır) BK, I/231
BALIKLI KÖYÜ Bursa civarındadır. Anadolu beylerbeyisi hassı iken Muhyiddin Bey’e verilmiş, o da vakfeylemiştir (BS. 329/78). BK, I/231
BALIM SULTAN Germiyan beylerinden zengin ve servet ü sâmân sahibi bir zat iken Geyikli Baba’ya meftun ve meclup olmakla her şeyini feda ederek “Baba Sultan” köyüne gelmiş ve vefatında Baba’nın yanına gömülmüştür (G. 220). BK, I/231
BÂLÎ Hacı Mümin köyündendir. 9.11. 1518’de köyünde evi basılarak çocuklarıyla beraber Andorya ve Nikola isminde iki kişi tarafından katledilmiş ve Yalova’da Kocadere’de âmil Mehmed oğlu Mustafa tarafından tutulan iki katilin üzerinde Bâlî’nin eşyası çıkmış ve ifadelerinde, katillerin on beş kâfir olduğunu söylemişlerdir (BS. 28/46). BK, I/230
BÂLÎ “Tarhunoğlu” demekle maruftur. Pınarbaşı’nda değirmeni vardı. Oradaki Orhan vakfına ait bir değirmen daha mevcut olduğundan su meselesi için bu
iki değirmen müstecirleri arasında münazaa eksik olmuyordu. Nihayet Bâlî’nin oğlu Hacı Mahmud, 1571’de su çok olduğu zaman bu değirmene su verilmesi emrini almıştır (BS. 114/87). BK, I/231
BÂLÎ AĞA (Çavuş) Kite’nin Katırlı köyünden Ahmed Ağa’nın oğludur. Hayırsever bir zat idi. 1401’de köyündeki Karyağdı mezraasını ve daha başka yerleri, evlâdları Ahmed Bey ile Sittî Hatun ve Şahhûbân Hatun’a ve bazı hayrata vakfetmiştir. 1546’da ölmüştür (BAVS. 123). BK, I/228
BÂLÎ BEY Lala Şahin Paşa’nın oğlu Mehmed Paşa’nın oğludur. 1348 senesinde vakfiyesini tanzim eden Lala Şahin, oğlu Mehmed Paşa’yı vakıflarına mütevelli tayin eylemiş ve Mehmed Paşa’nın vefatından sonra da onun oğulları Hamza ve Bâlî Beylerin mütevelli olmasını şart eylemişti. Bâlî Bey, Kirmastı’da subaşılık etmiş ve dedesinin aynı yerdeki imaretine Boynuz Deresi’ndeki iki değirmeni, iki bağı, bir sabunhane ve iki dükkânı vakfeyle-miştir. Ateri köyünün Karaağaç mahallesinde camisi ve türbesi vardır (BSVD. 53, BA. Hudâvendigâr sancağı vakıf defteri). BK, I/228
BÂLÎ BEY Osman Gazi’nin oğlu Pazarlı Bey’in oğlu Murad Bey’in oğludur. Hamza Bey adında bir kardeşi de vardı. Karacabey’in Ateri köyünde Murad Bey’in zaviye ve türbesi vardır. Buraya gelen ve inenler için matbah ve kervansarayları bina eylemiş ve bir de mescid yapmıştır. Zaviyenin kıble tarafına da türbe yapmıştır. Karaçlar(?) köyünü de evlâdlarına vakfeylemiştir. Bâlî Bey 1480’den evvel ölmüş ve bu aileden Fatih zamanında kimse kalmamıştır. BK, I/233
BÂLÎ BEY Bursa’nın Soğanlı köyünden-dir. Oğlu Tâcî Bey vardı (BS. 4/190). BK, I/228
BÂLÎ BEY Yörgüç Ağa’nın oğludur (1484). (BS. 4/221, 5/110). BK, I/228
BÂLÎ BEY Hamza Bey oğlu Mehmed Bey’in oğludur. Bursalıdır. Ümeradandır. Dedesinin vakıflarının mütevellisi idi. İnegöl’ün Edebey köyünü padişah kendisine mülk olarak vermiş, o da Yenişehir’de bina ettiği camisine ve imaretine vakfeylemiştir. O vakit Edebey köyünün 40 hanesi vardı. Ayrıca bu köyde değirmeni ve pirinci dengi(?) dahi vakfeylemiştir. 1493 senesinde vefat eylemiştir. Bu cami için yine İnegöl’deki Yenice köyü ile Bursa’daki Bâlî Bey Hanı’nı da vakfeylemiştir. BK, I/228
BÂLÎ BEY CAMİİ VE İMARETİ Yenişehir’de Hamza Beyzâde Bâlî Bey bina eylemiştir. Bunun iradı olmak üzere İnegöl’ün Edebey, Yenice köylerini ve Edebey köyünde değirmen ve pirinç dengi ile Bursa’da han ve Uşak’ta hamam vakfeylemiştir. 1478’de mütevellileri kasden camiyi yakmışlardır (BS. 338/169). Mütevellileri çok hain olduklarından Edebey ve Yeniceköy ahâlisine de enva-ı zulüm ve teaddîde bulunmuşlardır (BS. 336/59). Köylülerin emval ve eşyalarını zapt ve ailelerin ırzına taarruz etmişlerdir. BK, I/228
BÂLÎ BEY HANI
BÂLÎ BEY HANI Balıkpazarı Çarşısı’n-dadır. Etrafı kırk merdiven tabir olunan tarik-i âm, “Hisar kapısı” demekle maruf kapıya giden yol, Rum taifelerinin mütemekkin oldukları menazil ve Çatalfırın’a giden yol ile mahduddur. Arsa Nusret Paşa vakfına ait olup senede 720 akçe mukâtaalıdır. Fevkânî ve tahtânî müteaddid hücreleri hâvî bir bab kârgir hanın üzerine mebsut kurşunları mürur-i zaman ile harap olduğundan, 1730 senesine kadar mütevelliler ilgilenmediğinden harap olmuş ve evlâdından Hamza Bey oğlu Hacı Mirza Bey tamire kalkmış ise de vakfın müsaadesi olmadığından muvaffak olamamış, hâli üzere kalmıştır. Han çok
45 Bâlibey Hanı’nın restore edilmeden önceki hali
harap olduğundan kimse tutmamakta ve rağbet etmemektedir. Bursa ve sair Memalik-i Osmaniye’de vaki hanlar, hücreler, mahzenler, hamamlar, dükkânlar, evler, bahçeler ve bağlar ve nice bunun emsali musakkafatın, iktiza eden tamirleri, muaccelelerine mahsup edilmek üzere kendi mallarıyla tamir ve termim etmek şartıyla icâre-i muaccele ve müeccele ile mütevellinin izniyle kiracıların tasarruflarında olup mamur olmalarına sebep olmakla; bu hanın da içerisindeki odalardan kiracıların tasarruflarındaki hucurattan başka, taraf-ı vakfa ait olan odalar harap ve hâli olduğundan fevkâni ve tahtânî 38 odayı dahi bu gibi şartlarla vakıf tarafından hakk-ı tasarrufları bedel-i misilleriyle âhara verilerek, yalnız han dahi senelik muayyen bir meblağla maktûan malikâne verilmesi vakıf için çok faydalı olacağından, mahkemeden gönderilen memur da bunu muvafık gördüğünden, kadı tarafından mütevelli Halil Bey’e 1747’de izin verilmiştir (BS. 338/197).
Hanın üzerindeki kurşunları, daha 1629’da, mütevellisi Bekir Bey oğlu ümeradan Osman Bey satmış ve birinci tabakaya kiremit koymuş ve ikinci tabakadaki kurşunları da 60.100 akçe ile tamir eylemişti (BS. 244/165). 1634’te birinci, ikinci, üçüncü tabakalardaki hücrelerin sakıfları ve kapıları harap olduğundan 28.915 akçe ile ta-
mir edilmiştir. 1748’de yeri muhalif bir mevkide olduğundan Bursa’dan gelip geçen yolcular inmeyip bazı bekâr, fukara ve mesâkinden gayrı kimse rağbet etmeyip çok zaman boş, muattal ve iradsız kaldığından iradı, vuku bulan tamirata kifayet etmediğinden eski mütevellileri büsbütün harap eylediklerinden 1 yük 46.000 akçe ve tamiri için mütevellisine izin verilmiştir. (BS. 338/161). 1749’da, ancak 345.000 akçe ile, ki 2.875 kuruş eder, sarf edilerek tamir edilmiştir (BS. 388/199).
29.3.1793’te 64 odası ve ittisalinde evvelce dört iken ikisi harap olan iki ev ve dükkânları ve sundurma denilen odaları hâvî olan Bâlî Bey Hanı harap olup, vakfın iradı tamir ve termime müsait olmadığından iki yüz elli kuruş muaccel ve senevî on kuruş müeccel ile tamiratını müteveffa Seyyid Şeyh Ali Efendi kabul etmişse de vakfiyesinde: “...bir seneden ziyade icar olunmaya eğer hâcet hissederse üç sene icar olunup kat’iyyen ziyade icara verilmeye...” yazılmış olması ve üç senelik olan icarının da icare-i mislinden noksan olmaması meşrut bulunduğundan, Şeyh Ali Efendi’ye kiraya verilememiştir (BS. 286/15). BK, I/229
BÂLÎ ÇAVUŞ Selver Ağa’nın oğludur. Bursalıdır. Hasboğa’nın Balıklı köyündeki vakıflarının 1487’de mütevellisi idi (BS. 7/23). BK, I/28
BÂLÎ ÇELEBİ Mahmud Bey’in oğlu Ahmed Çelebi’nin oğludur. 1487’de kız kardeşleri Sultan Paşa, Ayşe Hatun’la beraber Soğanlı köyündeki arazilerinin ziraati ile meşguldü (BS. 7/55). BK, I/228
BÂLÎ ÇELEBİ Mahmud Çelebi’nin oğludur. 1498’de hemşiresi Erhundî Hatun sağ idi (BS. 16/113). BK, I/230
BÂLÎ ÇELEBİ Mevlânâ Şükrullah’ın oğlu Mevlânâ Şemseddin Ahmed’in oğludur. Anası, Mevlânâ Alâeddin’in kızı İn’am
Paşa Hatun’dur (BS. 7/37). Karısı Mehmed kızı Hatice’dir. Mehmed, Ahmed, Şahhûban, Fatma adında dört evlâdı vardı. Hamza Çelebi’nin kardeşidir. 1513’te Hisar’da, Saray mahallesinde ölmüştür (BS. 25/179). BK, I/ 233
BÂLÎ ÇELEBİ Oğul Bey’in oğlu Hacı Ha-bil’in oğludur. 1519’da babası “Çavdi Hacı” diye meşhurdu. 1538’de Lâtif Çelebi ve Tâcî Hatun adında iki evlâdı vardı (BS. 28/532). BK, I/230
BÂLÎ ÇELEBİ Kasım’ın oğludur. Nakkaştır. Bıyıkoğlu Mahmud Medresesi’nin mütevellisidir. 1523’te Kasım Subaşı oğlu Mehmed Çelebi, Ulucami vakıfları mütevellisi iken, Nakkaş Bâlî de kâtibi idi (BS. 31/75). BK, I/230
BÂLÎ ÇELEBİ Soğanlı köylü, Bâlî Beyzâde Tâcî Bey oğlu Cafer Çelebi’nin oğludur. Müderris ve şairdi. Afyon ve berşe müptela olmakla 1534’te ölmüştür. Günde yedi dirhem afyon içerdi (SO. II/4). BK, I/228
BÂLÎ ÇELEBİ Bursalıdır. Mumcuzâdeler-dendir. Evvelâ müderris ve sonra da Üsküdar ve Galata kadılıklarında bulunmuştur. 1575’te ölmüştür. Şairdir. Şiirleri sadedir. Mahlası “Zihnî”dir (G. 467; KA. 2229; BS. 135/42). Kaynaklarda yazıldığına göre bu zat 1579’da Galata kadısı iken öldü. Zevcesi, ulemadan Hâverî Efendi’nin kızı Fatma Hatun idi. Yahya, Mustafa, Ümmühânî ve Ayşe isminde dört çocuğu vardı (BS. 132/2, 128/15). BK, I/231
BÂLÎ EFENDİ Şeyh Ahmed Efendi’nin oğludur. Nakşibendî şeyhidir. 1579’da ölmüş, Pınarbaşı’nda Nakşibendî sule-hâsına yakın bir yere gömülmüştür. Duası makbul bir zattır. Alim olduğundan hayatını camilerde vaaz etmekle geçirmiştir (G. 197). BK, I/231
BÂLÎ HALİFE (Mevlânâ) Bursalı Ali Paşa’nın oğludur (1495). (BS. 11/116). BK, I/230
BALTACI Aydın, Menteşe ve Manisa taraflarında şekâvet yapan, idam ve izâlesine ferman çıkan bu adamın, firar edip yirmiden fazla atlı ile Bursa taraflarına geldiği padişaha haber verildiğinden; Bursa kadısı, mütesellimi, Bursa ağası, kethüdayeri, yeniçeri serdarı, Bursa avcıları, zâbıtânına hitaben 1655 tarihinde yazılan bir fermanda: “...cümlesinin bu hususa mukayyed olup Hudâ-vendigâr mütesellimi, adamlarıyla Bursa ağası ve yeniçeri serdarı ve avcılar zâbıtı, kethüdayeri, yeniçeri ve sipah, avcı ve sair at sahipleri ve bilcümle vilâyet âyânıyla her ne vech ile ve her ne tarik ile mümkün olursa üzerine varılıp ele getirilip ve cemiyetini dağıtıp kendinin hakkından gelinmesine ferman olunduğu; cümlesinin cemiyetiyle bu şakiyi arayıp, bulup ve cemiyetini dağıtıp kendinin hakkından gelinmesi ve bu hususta hizmette bulunanların padişahın lutfuna mazhar olup me’mulleriyle riayet olunacaklarının mukarrer olduğu; ihmal ve müsahele ile firar ettirirlerse cümlesinin mesul ve muâteb ve envâ-ı ukûbete dûçâr olacakları...” bildirilmiştir (BS. 345/113). BK, I/232
BALTACI MESCİDİ Tatarlar mahallesinde bir sokak içindedir. Mehmed Efendi adında birisi yaptırmıştır. BK, I/232
BALTACI ÖMER
BALTACI ÖMER Yeni Saray zülüflü baltacılarbaşı iken padişahın arzusu hilâfına hareket eylediğinden te’dîb için 1759’da Bursa’ya nefy edilmiştir (BS. 1172/68). BK, I/232
BARAK FAKİH KÖYÜ
BARAK FAKİH Sultan I. Murad devrinde yaşamıştır. Serme civarındaki bir mez-raayı şenlendirmiş ve Sultan Murad da bu mezraayı ona vermiştir. Vefatında oğlu Ahi Salih ve kızları Hunze ve Kadem Hatunlara ve bunların vefatlarında evlâd ve ahfadına kalmıştır. BK, I/294
BARAK FAKİH KÖYÜ Barak Fakih’in, Serme civarında şenlendirdiği mezraa,
giderek bir köy hâlini almış ve buraya Barak Gazi köyü denilmiştir. 1926’da 130 haneli ve 645 nüfuslu idi. 1563’te Karakadı oğlu Bâlî Çelebi, bu köye bir cami yaptırmıştır. Hıdır Gazi de, 1404’te gelip geçenleri doyurmak için bir tekke bina eylemiştir. Tekke’nin 807 H. tarihli vakfiyesini Molla Fenarî imzalamıştır (BS. 316/15; BAVD. 24634). 1766 tarihinde sefere giden Süleyman ve Feyzullah Paşalar, bu köyde birer gece kalarak köyün zahiresini bitirdiklerinden, o senenin salyâ-nelerine mahsup edilmesi ve ayrıca o sene Bursa’nın masrafına iştirak ettirilmemesi emredilmiştir (BS. 1186/50, 23/3). BK, I/294
BARATA Başa giyilen bir serpuştu. Bunu herkes giyemezdi. 1761’de verilen bir emirde: “Hassa bostancıları ocağının ve saraydaki ocakların zâbıtân ve neferleri ve daire-i hümayuna mensup hademeler öteden beri ‘barata’ giymektedirler. Sair ocaklar zâbıtân ve neferatından ve başkalarının hademesinden tefrik içindir. Hizmet esnasında barata giymek salâhiyetini haiz olanlar, padişahın bir işi için memuriyetle harice ve taşraya giderlerse barata giyerler. Kendi işleri için giderlerse giyemezler. Sadrazam dairesine intisab edenlerden bazıları mukâ-taat, zeamet ve timar iltizamı ve sair ticaret ile kendi işleri için barata ile gidip saltanat dairesi alâmeti olan bunu kendi zulümlerini yapmağa âlet ittihaz eylediklerinden ve buna padişahın rızası olmadığından, bundan sonra rikâb-ı hümayun ağalarından ve hassa silâh-şörlerinden, hasekilerden, bostancılardan ve kayıkçılar ve sair sarayda olan ocaklardan ve saltanat-ı seniyye hizmetleri veyahut ocakları hizmetleri için birisi, emir-i şerifle, bir mahalle memur tayin olduklarında etbâları barata giyip bunlardan başka hâllerde taşra gidenler kat’iyyen barata giyemeyecektir. Her kim buna aykırı hareket ederse derakab hakkından gelinmek ve bu emrin her kazanın mahkemesi siciline kaydından sonra ticaret ve kendi işi için barata
giyenleri ve zikrolunan ocaklara mensubiyet iddia edenleri, elinde emr-i şerif (ferman) varsa bile dahi behemehal baratasını başından çıkarıp sarık veyahut kavuk sarmak veya âhar kıyafette gezmek için kendilerine tenbih ve te’kîd edilmesi” emrolunmuştur (BS. 392/ 69). BK, I/234
BARÇINLI KÖYÜ Yenişehir kazasına bağlıdır. Padişah, Şehzâde Hatun’a bağışlamış ve Sultan Murad da tasdik eylemiştir. Şehzâde Hatun da Sinan Bey’e vermiş, Sinan Bey de Edirne’deki imaretine vakfeylemiştir. 1767 tarihli bir vesikaya göre, “Selim Sultan” denilen Taşrakesen ve Esenli Zaviyesi bu köyde idi (BA. Vakıflar, 29113). Şeyh Esenli, Orhan devri şeyhlerindendir. Bu köyün 15.000 akçe hâsılâtı vardır (BS. 1199/86). BK, I/234
BÂRİKA-İ İRŞAD Meşrutiyetin ilânında her tarafta birçok gazeteler çıkmaya başlamıştı. 1906’da da Bursa’da, bu isimde bir gazete çıkmıştır. BK, I/234
BARUT Anadolu’da 1602’de Celâlî eşkıyası baş göstermiş olduğundan Kütahya muhafızı Vezir Hafız Ahmed Paşa’ya yetiştirilmek üzere, Bursa’ya altmış kantar barut gönderilmiştir. Verilen emirde, bunun yirmi kantarının bir an tehir ve tevakkuf etmeyip Ahmed Pa-şa’nın adamına yarar ve emin adamlar terfik ederek, heybelere veya başka şeylere konulmak suretiyle, yollu ve çevik atlılarla bir an evvel Kütahya kalesine yetiştirilmesi ve yollarda eşkıyalara kaptırılmaması şiddetli bir emirle Hudâvendigâr sancakbeyi ve Yenişehir sekbanbaşısına emredilmiştir (BS. 204/186).
1797’de ehl-i İslâm ve reayadan bir kimsenin Efrenc taifesinden ve gayriden bir dirhem barut alması ve satılması şiddetle men’ edilmiş ve her kimin elinde Efrenc diyarından ve taşradan getirilmiş barut bulunursa beylik için zapt olunacağı bildirilmiştir. Ayrıca İstanbul’da yapılan siyah baruttan
ince tüfenk barutunun beher kıyyesi-nin yüzer paraya ve kaba top barutunun kıyyesi altmış paraya alınıp ve ince barutun 3 dirheminin bir paraya ve kaba barutun 4,5 dirheminin bir paraya ve ehl-i İslâm sefinelerine kaba barutun kantarının 70 kuruşa satılmasına ferman edilmiştir (BS. 1209/38). Bu barutun Bursa’da satılması için Pirinç Hanı’nda kira ile kârgir bir oda tutulup barutun oraya konması da ayrıca ilâve edilmiştir.
1797’de Hudâvendigâr sancağındaki kaza ve köylerde baruthane ihdas olunduğu ve dinklerin bulunduğu haber alındığından bunların şeriat marifetiyle yıkılarak bundan sonra hiçbir tarafta bu nizama aykırı hareket edilmemesi ve hiçbir mahalde güherçile alınıp satılmaması ve Hudâvendigâr sancağında dahi ince barutun üç dirheminin bir paraya ve kaba barutun 4,5 dirheminin bir paraya satılması ve Hudâvendigâr livasında barut füruhtu-nun yalnız Bursa saçma emini İbrahim Ağa’ya mahsus olduğu bir fermanla bildirilmiştir. BK, I/234.
BASKIN Eskiden karısı ve yakın akrabasından başka kadınlarla bir arada oturmak memnû idi. Bir adamın yanında başka bir kadın bulunursa gece ve gündüz herhangi bir zamanda hükûmet memurları mahkemeden bir memur alarak eve, ikametgâha gelirler ve cebren içeri girerek buldukları erkek ve kadını mahkemeye götürürlerdi. Buna “baskın” denirdi. 1542’de zuamâdan Alişan, kendi karısı, kardeşinin iki cariyesi ve kardeşinin çırağının karısı ve evinde kiracı olan bir kadınla beraber bir odada otururken subaşı tarafından basılıp cümlesi mahkemeye sevk edilmiştir (BS. 48/45).
1575’te daha garip bir hadise olmuştur. Hudâvendigâr sancakbeyi Abdül-gafur Bey’in kâhyası Fazlı kethüda, Satı kızı Aynî, Bâlî kızı Rabia, Ahmed kızı Alemşah, Abdullah kızı Ayşe adındaki kadınları mahkemeye ihzâr edip; “gece nâmahrem erkekler ile bulduk, sorul-
sun” demiş olmakla, Aynî Sekban Yusuf’a, Rabia Sekban Kara Veli’ye, Alem-şah Odabaşı Mustafa’ya ve Ayşe de Veli Sinan ismindeki adamlara vardıklarını itiraf eylemekle mahkemece yapılacak bir iş kalmamış ve hepsi serbest bırakılmıştır (BS. 267/8). BK, I/234
BASMACI Üçüncü Sultan Ahmed, Top-kapı Sarayı’nda bir kütüphane tesis eylemiş ve buna irad olmak üzere Üsküdar’da “Mücessem Basmacı Kârha-nesi”ni de inşa ve vakfeylemiştir. Buranın müstecirleri, ustabaşıları, tülbentçi esnafı ve kârhaneye iskân olunan otuz nefer mücessem basmacılar marifetiyle mücessem ve kalemkârî elvan mücessem işleyip bunun haricinde -İstanbul dâhilinde ve haricinde ve Akdeniz boğazından Karadeniz boğazına varınca sevâhil ve havalisinde vaki kasabalarda ve köylerde ve Edirne, Filibe, Bursa, Selânik ve İzmir’de-imâli kat’iyyen men’ olunduğu cihetle işlemeye cesaret edenlerin küreğe konularak te’dîb olunacağı, 1765’te şiddetli bir emirle ilân edilmiştir (BS. 400/102). O sıralarda Bursa’da, bu sanat çok ilerlemişken bu suretle baltalanmış ve mahvedilmiştir. BK, I/236
BAŞ AÇIK DUA 1664’te Bursa kadısına gelen bir fermanda; harb eden askerin fütuhatı ve düşmanın nikbeti için, haftada iki gün camilerde gün doğmadan, seher vakti her yerde dua edileceğinden, Bursa’daki münasip olan camilerde Pazartesi ve Perşembe günleri tekmil ulema, sulehâ, meşâyih, fukara ve sabî çocukların başlarını açtırıp, rica ve niyaz ellerini kaldırıp huzu’ ve inkisarla tazarru, münacat ve dua-i icabet-i âyât ettirilmesi ve niyazda bulunmaları ve harbin sonuna kadar devam edilmesi emredilmiştir (BS. 1073/103). BK, I/236
BAŞAĞRISI
BAŞAĞRISI 1513’te Bursa eşrafından olan Mahmud Çelebi’nin lâkabı idi (BS. 25/ 101). BK, I/236
BAŞBUĞ Bursa sancağında muhafız kalan sipahilere 1594’te dergâh-ı âlî çavuşlarından Pîr Mehmed, çavuş tayin olunmuşken, sonradan bölük halkından Rüstem, kendisini bir tarikle başbuğ tayin ettirmiştir. Bundan başka, sekiz kişi de serdar olduk diye, kırkar ve ellişer atlı ile gezip sancakbeyinin hasılâtına gadr ve reayaya teaddî eyledikleri ve Rüstem’in, fukaraya çok zulüm ve teaddîsi olduğunu Bursa âyânı arz-ı mahzar etmekle bunların cümlesi ref’ olunup Pîr Mehmed Çavuş, muhafazada kalan sipahilere başbuğ tayin edilmiştir. Ayrıca, eşkıyadan ve ehl-i fesaddan bir ferde dahi ahâlinin canına ve malına bir zarar verdirilmemesi istenmiş ve Rüstem’in İstanbul’a dönmesi tenbih edilmesi emredilmiştir (BS. 327/120).
1606’da ilkbaharda, şark tarafına büyük bir sefer yapılacağından Hudâ-vendigâr livasının muhafazası için alçak halli timar erbabından otuz nefer sipahi ayrılması ve bunlara beş binli-lerden birinin başbuğ nasb edilmesi emredilmiştir (BS. 214/146).
1608’de Bursa’da, geceleri bazı fesadçılar silâhlı gezer, buldukları adamları soyar ve inad edenleri de mecruh eylerlerdi. Bu sebeple, muhafazada kalan sipahiler ile avcılar, bunları tutmaya memur edilmişlerdir. Avcılara, başka yere giden Seyyid Ahmed’in yerine Seyyid Himmet başbuğ tayin olunmuştur. Bu eşkıyanın, demleri heder olmak üzere tutulmaları emredildiğinden canlı olarak tutulanlar, hak iddia edenler ve madde tayin edenlerle beraber mahkemeye getirilip şer’an sabit olan haklarının sahiplerine hükmedip alıverdikten sonra, ehl-i fesaddan arza muhtaç olanları, zâbıt-ları marifetiyle hapsettirip arza gönderilmesi, arza muhtaç olmayanların ise şer’ ile haklarından lâzım gelenin edâ edilmesi, lâkin bu bahane ile şeriata aykırı olarak başkalarına teaddî ve tecavüz edilmesine padişahın razı ol-
madığı bildirilmiştir (BS. 217/104). BK, I/237
BAŞBUĞ
BAŞÇI İBRAHİM BEY Abdullah’ın oğludur. Başçılık ile geçinirdi. Alimleri severdi. Adıyla anılan mahallede bir zaviye, bir hamam ve oğlu Mehmed Çelebi de bir mektep yaptırmak suretiyle hayırseverliğini ve maarife olan sevgisini göstermiştir. 12.2.1481’de ölmüş ve caminin kıble tarafına gömülmüştür. Bunların idaresi için Maksem mevziine yakın bir yerde iki odalı bir ev, Hacı Mustafa mahallesinde birisi yedi odalı ve üç sofalı, diğeri yedi odalı büyük olmak üzere cem’an altı, Şeker Hoca mahallesinde yedi odalı iki, Ulucami mahallesinde bir, Debbağlar mahallesi yakınında Başçı Hacı mahallesinde yedi odalı bir ev, bir ekmekçi fırını ve Debbağlar mahallesinde üç büyük ev ve iki debbağhane, Hoca Mehmed Sarayi mahallesinde bir dükkân, Reyhan Paşa mahallesinde dükkân ve oda, Bedesten kurbünde iki dükkân, Kapan Hanı civarında on dükkân, Ulucami’de iki dükkân, Doğangözü Hanı’yla yanındaki üç dükkân ki, cem’an on dört ev, on dokuz dükkân, bir han, iki debbağhane, iki fırın vakfeylemişti. Oğlu İbrahim Çelebi de babasından on sene sonra ölmüştür. Eski devirlerde yazılan tarihler de bu zatın Abdal Mehmed ile arasının iyi olduğunu ve onun duasıyla işkembe çorbası kazanının altın ile dolduğundan bu hayır işlerini yaptığını yazıyorlar. Halbuki vefatında on sekiz kölesi kalmıştır ki, bunların dükkânlarda çalıştığına ve boğaz doyumundan başka masrafları olmamasına göre asıl altını bu adamlarla kazandığına hükmetmek daha doğrudur. Ayrıca altı tane de ca-riyesi kalmıştır. Vakfiyesi Bursa kadısı Şiblîzâde Mevlânâ Bayezid Efendi tarafından 1 Ramazan 863 hicrî ve 3.7. 1459 milâdî tarihine tesadüf eden Pazartesi günü tanzim edilmiştir (BS. 374/96). 1457’de ikinci bir vakfiye daha yapmıştır (BS. 241/11). Bunu da
Bursa kadısı İsa oğlu Hüsameddin Efendi imzalamıştı. Birinci vakfiyenin aslı Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi içindedir. Bursa kadılarından Hızır oğlu İbadullah Ali ve İstanbul kadısı Molla Hüsrev ve yine İstanbul kadısı Celâ-leddin oğlu Hızır Bey’in tasdikleri ve imzaları vardır. BK, II/281
BAŞÇI İBRAHİM BEY CAMİİ Maksem’e yakın ve Gökdere civarındadır. Kârgir ve minareli bir camidir. Üzeri kurşun kaplı idi. Abdal Mehmed Camii’ni dahi Başçı İbrahim Bey yaptırmıştır. BK, II/282
BAŞÇI İBRAHİM BEY HAMAMI Vakfiyesi 1471 tarihli olduğuna göre, bu tarihten önce yapılmıştır. İbrahim Bey, paça kazanının altınla dolmasından değil, kendisinin ve on sekiz kölesinin alın teriyle bu paraları kazanmış ve hayır işlerine sarf eylemiştir. İstanbul’da da bir medrese yaptırmıştır. Hamam bir çok kereler tamir edildiği gibi, 1620’de 17.826 akçe harcanarak temelli onarılmış, yağmur ve kar sularının sızmasıyla bozulan kubbe, su yolları ve yıkılan külhanının duvarı yeniden yaptırılmıştır. Hamam son senelerde satılarak dokuma fabrikası yapılmıştır. BK, II/282
birkaç fırın ve ev vakfeylemiştir. Bu 46 Başçı İbrahim Bey Camii vakfiye, Bursa kadısı Ahmed oğlu Şeyh
Mehmed Efendi tarafından tanzim edilmiştir. 27.11.1471’de de cami civarındaki büyük hamamı vakfeylemiştir (BS. 379/97). BK, I/282
BAŞÇI İBRAHİM BEY MEKTEBİ Oğlu
Mehmed Çelebi tarafından 86/1490’da yaptırılmıştır. Kitabesi şöyledir: “Fe-sübhânellezî bi-yedihî melekûtü külli şey’in ve ileyhi turce’ûn, Mehmed Çelebi ibn Hacı İbrahim sene 896”. BK, II/283
BAŞÇI İBRAHİM BEY ZAVİYESİ Cami civarındadır. 1869 senesinde medreseye tahvil edilmiş ise de bilâhare yıkılmış ve harap olmuştur. BK, II/282
BAŞÇI İBRAHİM BEY HANI Çakır Ağa Hamamı’nın kuzeyindeki yangın yeri ile Kapan Hanı arasında idi. “Doğan-gözü Hanı” derlerdi. 1516’da yanmış ve bir çok kereler tamir edilmişti (BS. 115/135, 116/31). 1516 senesi Birin-citeşrinin ibtidasında yanan Kapan kurbündeki bu hanın tamiri için mütevellisi olan Bayezid oğlu Bekir Çelebi, Yusuf oğlu Yakub’a beş sene müddetle seneliği iki bin beş yüz akçeye kiraya vermiş ve vakıf tarafından verilen ve bu beş senelik kiraya ilâve olunan akçelerle tamir edilmiş ve kiracının sarfiyatı kiraya mahsup edilmiştir. Bundan başka 12 Muharrem 872 hicrî tarihine rastlayan 14 Ağustos 1467’de Yazıcı-kızı bahçesi denilen mahalde 62 oda,
BAŞKA ÇIKMAK Bursa’da bütün sanat sahipleri, yetiştirdikleri çırakları ehliyet kesbedip, usta olmaya liyakat ka-
47 Başçı İbrahim Bey Camii planı (Gabriel’den)
zandıkları zaman bir merasimle, bu sanatın en yüksek üstadları huzurunda bellerine peştemal kuşanmak suretiyle usta olduklarını ilân ederlerdi. Ziyafetten sonra eğlentiler yapılırdı. Bu işte liyakat kazanan yeni kalfa, ayrıca dükkân da açabilir ve müstakillen de çalışabilirdi. İşte buna “başka çıkmak” denilirdi. Bursa Sicilleri’nde bu kelimeye binlerce defa tesadüf edilmiştir. BK, I/236
BAŞMUKATAACI Bk. Mukâtaacılar
BATANLAR 1682’de İstanbul’dan gelen bir gemi batmış ve içinde Bursalılardan altı kişi boğulmuştur. 1. Mücellidî mahallesinden Hamza kızı Şehriban, 2. Hoca Sevinç mahallesinden Hızır oğlu Musa, 3. Mecnun Dede mahallesinden Hüseyin oğlu Hacı İsmail, 4. Mashara köyünden Bâlî oğlu Hacı Hüseyin, 5. Mashara köyünden Hacı Mehmed oğlu Mustafa, 6. Bursalı İshak oğlu Menteş (BS. 356/58). BK, I/238
BAY ÇELEBİ Bursalı Mevlânâ Derviş Mehmed Efendi’nin lâkabıdır. Bk. Derviş Mehmed Efendi. BK, I/238
BAYEZİD Diyarbakırlıdır. İsyan ve tuğyan üzere olan Tanoki aşireti Kürdle-rindendir. Birkaç sene kadar elbisesini tebdil ve suret-i haktan görünerek İstanbul’da ikamet eylemiştir. Bir yolla Hasankeyf beyliğini kendi üzerine ferman ettirmiştir. Beşirî kazasında, mutasarrıfları hayatta ve mal bedeliyeleri tamamen eda olunan timarı, üzerine berat ettirmiştir. Bir davaya istinat ederek İstanbul’dan mübaşir tayin ve ödünç olarak mübaşirlerden beşer ve altışar yüz kuruş ahz ve Diyarbakır’a vardıklarında saklanarak ve tekrar İstanbul’a gelerek tekrar tezvirata cesaret eylemektedir. 1764’te de Ha-sankeyf Kalesi ahâlisinden olup Diyarbakır’da tavattun edenleri, eski yerlerine iade ettirilmek üzere, ferman istihsal eylemiştir. Mesele tedkik olununca, bunların 30 ve 40 sene evvel
kendileri veya babaları Diyarbakır’a gelip yerleşen esnaf makulesinden oldukları ve bu müzevir adamın bu gibi tezviratla uğraştığı anlaşılmış ve Diyarbakır ahâlisi tarafından da ihbar edilmiştir. İstanbul’a gelen bu adamın şerr u mazarratından Diyarbakır ahâlisinin kurtarılması, Diyarbakır valisi Vezir Abdurrahman Paşa’ya memhur kaimesiyle inha ve istidâ eylediğinden ıslah-ı nefs için Bursa’ya nefy ve iclâsı için divan-ı hümayun başçavuşu Ahmed Ağa, 1764’te memur edilmiştir (BS. 398/15). BK, I/241
BAYEZİD BABA MESCİDİ Garipler mahal-lesindedir. 1590’da Ahmed oğlu Seydî Ali, bu cami imamına bir hane vakfeylemiştir (BS. 178/72). BK, I/241
BAYEZİD BEY 1503’te oğlu Şehla ve bunun oğlu Mirza Ahmed Bey Bursa’da idiler (BS. 144/19). BK, I/241
BAYEZİD BEY Hacı İskender mahallesinden Abdullah’ın oğludur. 1550’de vefat eylemiş ve oğlu Mustafa Bey kalmıştır. BK, I/241
BAYEZİD ÇELEBİ “Sûfî Bayezid” namıyla meşhurdur. Dede Bâlî evlâdındandır. Yıldırım zamanı ulemasından olup Çelebi Sultan Mehmed’in muallimi olmuştur. Ankara vakasından sonra sefaretle Yıldırım’a gönderilmiştir. Çelebi Sultan Mehmed’e pek çok nasihatlerde bulunarak adalette rehberi olmuştur (KA. 2971; SO. II/7). Harmancık köyü Eşkünlü vakfıdır. Bu köyün 78 hanesi olup, 1530 senesinde hasılatı 3.375 akçe idi (BA. Kâmil Kepecioğlu Tasnifi, 285). BK, I/240
BAYEZİD EFENDİ Van’ın Alişar köyün-dendir. Kızılbaşların, memleketini istilâ etmesi üzerine Bursa’ya gelmiş ve Reyhan Paşa Mescidi’ne imam olup 50 sene bu vazifeyi yapmıştır. 1650 Şevvalinde ölmüş ve Hacılarkozu mezarlığına gömülmüştür. Sofu, temiz bir zat idi (G. 441). BK, I/241
Bayezid Paşa’nın
Şeceresi
Yahşi Bey
Sinan Bey
Hafsa Hatun
Elaldı Hatun
Mehmed Çelebi
İsa Çelebi
Bayezid Paşa
Hatice Hatun
Tâcî Hatun
Sultan Paşa
Hamza Bey
İsa Bey
BAYEZİD PAŞA Yahşi Bey’in oğlu ve meşhur Hamza Bey’in kardeşidir. Yıl-dırım’ın sadık ümerasındandır. Ankara muharebesinde Yıldırım’ın esaretinde henüz 15 yaşında bulunan Çelebi Sultan Mehmed’i Tatarlar’a esir düşmekten kurtarmıştır. Birçok sıkıntılar çekerek ve ekseriya şehzâdeyi arkasına almak suretiyle ve tebdil-i kıyafetle sâlimen Amasya kalesine ulaştırmıştır. Çelebi Sultan Mehmed, bu sadakatinin mükâfatı olarak onu, kendisine vezir edinmiş ve saltanat müddetinde müşavir olarak yanından ayırmamıştır. İzmir oğlu Cüneyt Bey, kendisine kızını vermeyi vaad etmişken Abdullah adında başka birisine verdiğinden, Bayezid Paşa, İzmir oğlu ile yaptığı muharebede Abdullah’ı yakalamış ve hadım ettirmişti. Simavlı Bedreddin’in kâhyası olup isyan eden Börklüce Mustafa’yı tenkil eylemiş ve Edirne’de ölen Çelebi Sultan Mehmed’in ölümünü İkinci Murad Amasya’dan Bursa’ya gelinceye kadar saklamaya muvaffak olmuştur. 1442’de Düzme Mustafa’ya karşı serdar tayin edilmiş ve Edirne civarında, Sazlıdere’de yapılan muharebede, askerinin Düzme Mustafa tarafına dönmesiyle mağlup ve esir olmuştur. Mustafa Çelebi bunu kendisine vezir edinmiş ise de şüphelenerek İzmir oğlu Cüneyt Bey’e teslim etmiş, o da damadı Abdullah’ın intikamını almak üzere
şehit eylemiştir. Bayezid Paşa’nın kardeşi Hamza Bey de bu muharebede esir düşmüş ve biraz sonra serbest bırakılmıştır. Sonradan devlete yaptığı hizmetler sırasında İzmir oğlu Cüneyt’i tutarak katlettirmiş ve büyük biraderi Bayezid Paşa’nın intikamını almıştır. Sazlıdere’de Bayezid Paşa’nın türbesi mevcuttur.
Yeşil Camii’nden Emir Sultan’a giden yolun tam ortasında ve kuzeyinde, bir medrese ve kendisi için o vakit cari ve müstamel olan Selçuk tarzı mimarisinde bir türbe yaptırmış ise de nâtamam olup bugün yalnız temelleri kalmıştır.
Sülâlesinden birçok ümera gelmiştir. Bu aile Bursa’nın imarına çok çalışmış ve kendisi bir medrese ve Yoğurt Ha-nı’nı; kardeşi Hamza Bey, camisini ve medresesini ve Bayezid Paşa’nın oğlu İsa Bey, şimdiki Ahmed Vefik Paşa Hastahanesi’nin olduğu yerde bir medrese ve karşısında bir cami ve imaret ve ayrıca bir de hamam yaptırmışlardır (KA. 1235; SO. II/6). Amasya’da camisi ve imareti, mektebi ve çarşıda hamamı ve caminin avlusunda çeşme ve şadırvanı vardır (BAVD. 414). BK, I/238, 239
BAYEZİD PAŞA CAMİİ Medresesi civarındadır. Cami birkaç defa yanmış ve yıkılmış ise de ahşap olarak tekrar tekrar yaptırılmıştır. BK, I/239
48 Bayezid Paşa Medresesi (Gabriel’den)
BAYEZİD PAŞA HANI Eski Tahtakale denilen Yoğurt Hanı’nı, Bursa’daki medrese ve camisine vakıf olarak yaptırmıştır. Han, alt katında 21, üst katında 25 odayı hâvî idi. 1520’de mütevellisi Mehmed Bey oğlu Ali Çelebi tarafından 8.000 dirhem ve 1629’da Abdullah oğlu Ali tarafından 98.000 akçe sarfıyla esaslı iki tamir görmüştür (BS. 186/71, 111/174). BK, I/239
BAYEZİD PAŞA MEDRESESİ Bir büyük dershaneyi ve 11 odayı müştemil medresenin üzeri kurşun kaplı iken kurşunlar satılarak kiremit örtülmüş ve 1853’te 4.000 kuruş sarfıyla tamir edilmiş ise de son zamanlarda medrese, vakıflar idaresi tarafından satılmıştır. İncirlice suyu, Bayezid Paşa’nın vakfıdır. Bayezid Paşa, bu medresenin idaresi için İnegöl’deki Helâlce, Fedalar köylerini Savcı Bey oğlu Selim Bey’den ve İlarslan köyünü dahi başkasından satın alarak Bursa’daki medresesine vakfeylemiştir. Yine İnegöl’de Totus köyü Bayezid Paşa’nın mülkü idi. Burası irsle kızı Elaldı Hatun’a ve onun da vefatıyla evlâdından Sinan ve Mehmed Beylerle Tâcî ve Sultan Paşa Hatunlara intikal eylemiştir. Mehmed Çelebi, kendi hissesiyle Sultan Baht Hatun’dan aldığı hisseyi Bolu’da bina eylediği camiye; Tâcî Hatun da hissesini Edirne’de bina eylediği mescide vakfeyle-mişlerdir.
Bayezid Paşa’nın mülkü olan Bursa nahiyesinde Sûfî köyü, tevabii ile oğlu İsa Bey’e intikal eylemiş ve İsa Bey de Hisar’daki imaretine ve medresesine vakfeylemiştir. Bu civardaki Çeltük nehri de vakfa dâhildir. İkisinin senelik hasılatı 11.399 akçedir. İnegöl’ün Elici köyü -ki Kozluca diye maruftur- Ba-yezid Paşa’nın kızı Hatice Hatun’a karısı Sittî Hatun’dan irs ile intikal eylemiştir. 8 çiftlik miktarı yerdir. Hatice Hatun da Çandarlı Halil Paşa’nın kızı Elaldı Hatun’a satmıştır. Hatice Ha-tun’un ayrıca Kara Çarıkbolat Çiftliği ve İbrahim Çiftliği denilen arazisi vardı. İznik’in Büyük ve Küçük Sölöz köylerinde Hatice Hatun’un vakıfları vardır. Karacalar, Hediyeler köyleri de Hatice Hatun’undu. BK, I/239
BAYINDIR KÖYÜ Bursa kazasındandır. Burada, Hacı Sinan’ın camisi ve medresesi vardı. BK, I/242
BAYIR AVCILARI Bursa’da eskiden avcılardan bir teşkilât vardı. Sonraları “bayır avcıları” diye ayrı bir teşkilât ortaya çıktı. 1688’de bunların reisleri olan Osman, hüsn-i ihtiyariyle görevinden çekilmiş ve yerine diğer Osman ferman ile tayin edilmiştir (BS. 363/16). BK, I/242
BAYIR BEY Rükneddin’in oğludur. Bursa eşrafındandır. 1426’da meşhur Hacı İvaz Paşa vakfiyesinde, şahit sıfatıyla yer almıştır. BK, I/242
BAYIRLIZÂDE 1573’te Bursa’da yaşayan Mustafa oğlu Mehmed Çelebi’nin lâkabıdır. Bk. Mehmed Çelebi. BK, I/242
BAYRAM Bursalı Sefer’in oğludur. Kardeşi Tayyib, evvelce Ekmekçiler kâhyası idi. Tekrar kâhya olmak için kardeşi Bayram vasıtasıyla ekmekçileri kandırmış, zahirelerini saklattırıp arkasından, “zahire yoktur” diye zahirelerini öğütmemişlerdir. Ayrıca, etraftan zahire getiren devecilere, iki üç günlük yoldan karşıcı adam yollayarak birkaç
gün oyalamış ve; “Buğday gelmeyince ekmek narhı aşağı iner, buğdayın bahası yükselir, bunun size de bize de faydası vardır” diye buğday getirenleri dahi şehre sokmamış ve başka yerlere gitmelerine sebep olmuşlardır. Gelen buğday devecilerine dahi akçelerini vermeyerek eza ve cefa etmişlerdir. Velhasıl birçok kimseleri bu tarik ile hile ve hud’aya sevk ettikleri mahkemeye şikâyet edilmiş ve kendilerinden sorulunca, “kat’iyyen haberimiz yoktur” demeleri üzerine çağrılan şahitler; “Bunların bu defa haklarından gelinmez ise Bursa’da ekmek işinin düzelmesi ihtimali yoktur. Daha fazla muzayaka yapmaları me’muldür” demişlerdir. Bu şikâyet mahkeme siciline kaydolun-muştur (BS. 172/81). BK, I/242
BAYRAM ÇELEBİ İsa Bey mahallesinden Ali Bey’in oğludur. 1645’te vefatında oğlu Mehmed, Mustafa, Hüseyin ve kızları Neslihan ve Reyhan hayatta idiler. Abdal Murad Zaviyesi kurbünde bir büyük kestanelik ve korusu vardı (BS. 265/116). BK, I/243
BAYRAM EFENDİ (Hacı) Vâizdir. Hayatını Bursa’da vaaz ve nasihatle geçirmiş ve hiçbir memuriyet kabul etmemiştir. Ahlâklı, temiz bir zat idi. Zeynîler’de medfundur (G. 199). BK, I/242
emsali şeyler büsbütün kaldırılmış 49 Cumhuriyet döneminde iken, Bursa’da, bayram günlerinde bayram kutlamaları salıncak, dolap, beşik ve bunların emsali eşyalar; çöğür, çeşte(?) ve enva-ı saz ile dernek, cemiyet kurulup fesad eyledikleri haber alındığından: “Bundan sonra Bursa’da bayram günlerinde bunların kat’iyyen men’ ve asla bir kimseye saz çaldırmayıp ve ol bahane ile dernek, cemiyet kurdurmayıp fesad ettirmeyesiz. Ettirilirse kadı mesul ve muâteb olacağı gibi Bursa Ağası ile kethüdayeri ve yeniçeri serdarının dahi hakkından gelinmesi mukarrer olur” denilerek, bu husus 1662 tarihli bir fermanla Bursa kadısına bildirilmiştir
(BS. 1073/126). BK, I/243
BAYRAM EFENDİ (Hafız) Podgoricelidir. 2 İkincikânun 1893 tarihli Bursa Gaze-tesi’nde şu yazıları gördük: “Hafız Bayram anadan doğma âmâdır. Fevkalâde zekâ sahibidir. Türk, Arap, Fars, Boşnak, Bulgar, Rus, Arnavut, Rum, Yahudi, Fransız, İtalyan, Alman lisanını kemâliyle tahsil eylemiş ve bu lisanlarda telîf edilen edebî kitapların ve sairenin en muğlak ibarelerini şayan-ı hayret bir surette halletmekte ve bu lisanları bilen erbâb-ı marifeti geride bırakmaktadır. Çocuklara bir müddet bu lisanlardan muallimlik yapmıştır”. BK, I/243
BAYRAM GÜNLERİ Bayram günlerinde İstanbul’da salıncak, dolap, beşik ve
BAYRAM VUKUATI Eskiden bayramlarda çok vukuat olurdu. 29.5.1630’da Bursa kadısına ve yeniçeri sipahi zâ-bıtına gönderilen bir fermanda yazılan vukuat çok önemlidir. Bursa’nın ulema ve sulehâsı, âyân ve eşrafı muhzır gönderip; “bayramdan evvel meyhane ve bozahaneler mühürlenip şarap ve boza satılmaya” diye tenbih olunmuş iken Ramazan bayramının ikinci günü bazı eşkıya, meyhanelerin mührünü bozup, şarapları açıp ve işret ettikleri ve fahi-şelere erkek elbisesi giydirip âşikâre salıncak sallanıp fesad üzere oldukları, mahkemeye haber verilmiştir. Eşkıyaları ve fahişeleri tutmak için mahkemeden nâib, yeniçeri zâbıtı ve subaşı
50 Eski bayram kutlamalarını gösteren bir kartpostal
gönderilmiş ise de Mustafa adında birisi kılıncını çekip birkaç kişiyi yaralamıştır. Bunun üzerine, sipahilerden Kahveci Ali, Köse Ali ve yeniçerilerden Türk Mehmed, Postalcı Muhsin, mahkemeden giden adamlar ile kavga etmişler ve ertesi gün de mahkeme-yi şerifeyi basıp şer’-i şerife küfür ettikleri gibi, mahpus olan fahişeyi dahi subaşı mahbesinden cebren alıp subaşıyı beş on yerinden yaralamışlardır. Ayrıca umum meyhanelerin mühürlerini bozmuş ve şeriat-ı şerifeyi istihfaf ederek ilân-ı fısk eylemişlerdir. Bunların zâbıtları olan Mehmed ve Mustafa, eşkıyadan birkaçını tutup hapseylemiş oldukları cihetle, haklarından gelinmesi için “hatt-ı hümayun-ı padişah ile” ferman buyurulmuştur. Bu fermanda, ayrıca; hapsolunan kimselerin tamamıyla fesadları sabit ve zahir olduğu takdirde huccet-i şeriyye verildikten sonra aman ve zaman vermeyip şer’ ile haklarından gelinmesi, sairlerini dahi hüsn-i tedbir ve tedarik ile ele getirip hapsedip üzerlerine sübut bulan me-vâddın sicil suretiyle yazılıp arz edilmesi ve sonradan haklarında ne yolda emir verilir ise yapılması kadıya emredilmiştir (BS. 249/176).
Aynı şekilde sekbanbaşı Kasım Ağa tarafından bir emir gönderilmiştir. Bunda: “Türk Mehmed, Boşnak Muhsin yeniçeri ise muhkem teftiş ettirip vukuu üzere isim, resim, dirlikleri ile yazıp, arzedip dirlikleri kesildikten sonra ve beratları ellerine verildikten sonra izn-i şer’ ile haklarından geline, ki sairlerine mucib-i ibret ve sebeb-i nasihat vaki ola” denilmiştir (BS. 249/175). BK, I/244
BAYRAM VUKUATI
BAYRAM YERİ Bursa’da, Pınarbaşı’ndan başka bir yerde Kamberler ile Atıcılar arasında geniş bir yer vardı ki burada da bayram eğlenceleri yapılırdı. 1498’-de bu civarda, Cüzzamlar Tekkesi bulunuyordu (BS. 16/343, 17/120). BK, I/242
BAYRAMİÇ 1501 senesinde Kite köyünde ziraatla meşguldü. Hızır ismindeki oğlu ölmüş ve İlyas, Ali ve Ayşe isminde üç evlâdı kalmıştır (BS. 12/16). BK, I/243
BEDEL Bir şeye mukabil alınan nakde denilir. Vaktiyle Osmanlı maliyesinde sürsat, nüzül, tayinat, kalyoncu, gab-yar, mübaşir, güherçile, kömür, kereste, kendir, kürkçü, beldar bedeliyesi
namıyla birtakım vergiler alınırdı. Bunların her birisi kendi ismi sırasında izah edilecektir.
30.6.1594’te ilk askerlerden de bedel alınmaya başlanmıştır. Bu emirde: “Bursa livasından sefere memur olanlardan gayrı, alçak hallilerden muhafazaya tayin olunan sipahilerden, sefere memur olmayan dergâh-ı âlî müteferrikalarından, dergâh-ı âlî çavuşlarından ve oğullarından, divan-ı hümayun ve defter-i hâkânî kâtiplerinden ve şakird-lerinden, maliye ve kazasker kâtible-rinden, ekâbirin defterli adamlarından, cebelisini eşdirmek üzere evkâf ve emlâkda mutasarrıf olan eşkinci taifesinden, bilcümle sefere memur olmayanların her binden birer akçe hesabı üzere sefer-i hümayun mühimmatı için birer yıllık bedel akçeleri alınmasına ferman olunmuştur. Tahsil olunan akçe gönderilirken, herkesin mukayyed olması, hisar eri olan yerlerde hisar erlerini koşup, olmayan yerlerde emin adamlarla îsal edilip menâzil ve merâhilde zayi ve telef olmasına meydan verilmemesi” emredilmiştir (BS. 327/110). BK, I/ 245
BEDESTEN Bk. Bezzâzistan.
BEDRE KÖYÜ İnegöl’dedir. 1757’de Vânî Efendi vakfına ait idi. BK, I/250
BEDREDDİN 1513’te Bursa’da attardı. “Hoca Bedreddin” adıyla anılmaktadır. Hoca Yunus mahallesinde bir mektep yapmıştır (BS. 25/77). BK, I/249
BEDREDDİN (Hacı) Bursalıdır. İshak’ın oğludur. 1462’de Sultan Hatun mahallesinde vefat eylemiştir. Karısı Hasan kızı Fatma’dır. İbrahim ve Halil adında iki oğlu ve 26.534 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 1/52). BK, I/249
BEDREDDİN (Hacı) İzniklidir. “Çarıkçı” namıyla meşhurdur. İznik’te bir zaviye ve İstanbul yolu üzerinde bir taş köprü yaptırmıştır. Bunların idaresi için İznik Kalesi dışında bazı yerler ve Taşköprü
civarında bir miktar arazi vakfeyle-miştir. Kanunî zamanında zaviye harap ve vakıf yerlerin bir kısmı da kayıp olmuştur. Vâkıfın evlâdından Ali oğlu Mustafa, bâkî kalan vakfın mahsulünü toplayıp vâkıfın ruhu için yılda bir defa, bir miktar yemek pişirip fukaraya dağıtırdı. BK, I/248
BEDREDDİN (Köse) Bursa’da 1586’da iki medrese yapmış ise de bugün hiçbir izi kalmamıştır. BK, I/249
BEDREDDİN (Mevlânâ) Bursalı ve ulemadandır. 1498’de oğlu Yusuf Bâlî, Pîr Mehmed Çelebi, Muslihuddin Mustafa ve merhume Sittî Hatun hayatta idiler (BS. 16/103,218, 26/47). BK, I/249
BEDREDDİN AHMED EFENDİ (Şeyh) 1814’te Yunanistan’da, Atina’da doğmuştur. Babası Atina müftüsü Hamza Efendi’nin oğlu Şeyh Ali Rıza Efen-di’nin oğludur. Bursa’daki Moralı Tek-kesi’ni bina ve vakfeylemiştir. Küçük iken babasıyla Bursa’ya hicret eylemiş ve birçok ilim adamlarından ders almıştır. Çok güzel söz söyler ve cerbezeli olduğundan mubahase ettiği kimseleri sükûta mecbur ederdi. Arap ve Fars dillerine hakkıyla vâkıftı. Hoşsohbet bir zat idi. Görüşenler ayrılmak istemezlerdi. Babasının yerine şeyh olmuş ve 1868’de ölmüştür. Moralı Tekkesi’nde, babası yanına gömülmüştür. Alim ve fazıl bir zat idi. BK, I/249
BEDREDDİN ALİ EFENDİ
BEDREDDİN ALİ EFENDİ Enârî şeyhi Sadreddin Efendi’nin oğludur. 1734’te doğmuştur. Asrındaki ulemadan ders almış ve Şeyhulislâm Âşir Efendi’ye müritlik etmiştir. 1780’de şeyh olmuştur. Yanına gelenlerin yedi göbeğine kadar silsilesini sayar ve şayet nesebinde bir gayr-ı meşru hâl varsa susarmış. Melâmî-meşreb süfli kimselerden, meczuplardan ihvanını men’ eder; “o gibi kimselerle ihtilât etmeyiniz” derdi. 21 sene kadar inzivada bulunduktan sonra 69 yaşında, 1801 Hazira-
nında ölmüş ve tekkeye gömülmüştür. 21 sene tekkeden dışarı çıkmamış, ibadet ve riyâzetle vakit geçirmiştir. Uzun boylu, top sakallı, nurani yüzlü ve lâtif sözlü idi (SO. II/13; III/224). Bursalıların sevgisini kazanmıştı. BK, I/ 249
BEDREDDİN BEY “Pars Bey” namıyla şöhret bulmuştur. Bk. Pars Bey. BK, I/249
BEDREDDİN EFENDİ Moralı Tekkesi şeyhi Vahyüddin Efendi’nin oğludur. 1888’de evlâdsız vefat eylemiştir. BK, I/250
BEDREDDİN EFENDİ (Şeyh) İsmi Mahmud olup Emir Sultan’ın ikinci halifesidir. Hazret-i Emir’den feyz ve ilham alarak icazet almış ve İvrindi kasabasına giderek mesleğine sülûk edenlerin terbiyesiyle meşgul olmuş ve Hasan Hoca Efendi’nin vasiyeti üzerine Bur-sa’daki şeyhliğe getirilmiştir. 1459’da vakfın mahsullerini toplayıp Bursa’ya dönerken Ulubat köyü yakınında Pazartepe denilen yüksek tepede öğle namazını kılarken eşkıyalar bastırıp öldürmüşlerdir. Cenazesi Bursa’ya nakledilerek Emir Sultan’a gömülmüştür. Ömrünü ibadet ve niyaz ile geçirmiş bir mücahid idi (G. 80). BK, I/248
BEDREDDİN MAHMUD BEY Silahdârdır. Sultan Ahmed Türbesi’nin inşasına nasb-ı padişâhî ile 1513’te bina emini tayin edilmiş ve türbeyi bina eylemiştir (BS. 25/90). BK, I/249
BEDREDDİN MAHMUD BEY Adıyla anılan tekkenin banisi Mehmed Enâ-rî’nin hafididir. Konyalı Mustafa Efen-di’nin oğludur. Dedesinin yerine şeyh olmuş ve altı sene sonra, 1712’de ölmüş, tekkeye gömülmüştür. BK, I/249
BEDREDDİNOĞLU CAMİİ Kayhan civarındadır. Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Hafsa Hatun tarafından yaptırılmıştır.
Hafsa Hatun, Çandarlı Mahmud Çele-bi’nin karısıdır. O vakit Mahmud’lara Bedreddin denildiğinden ihtimal ki onun için bu ismi almıştır. Caminin kitâbesi aynen şöyledir:
“Emeret binâe hâze’l-mescidi Hafsa Hatun bintü’s-Sultan Muhammed bin Bayezid Han Gazi / Fî eyyâmi’d-devleti Sultan Murad bin Muhammed Han bin Bayezid / Halleda’llâhü memleketehü ve ebbede devletehü müfettihan min evâili şehri’l-Muharrem fî âmi seb’a ve erba-îne ve semâne mie / Ve muhtimen(?) min Receb fî âmi seb’a ve erbaîne ve semâne mie.”
Cami kubbelidir. Son cemaat mahallinin üstünde de üç küçük kubbe vardır. Minaresi muntazamdır. 1586’da cami tamir olunurken mahalle ahâlisi kadıya müracaat ederek hücre bina olunmamasını ve olunursa suhte yatağı olup, fesad kaynağı olacağını hücre yerine mektep bina olunmasını istemişler ve dilekleri kabul edilmiştir. Caminin, mektebin, çeşmenin ve avlusunun tamirine 7.700 akçe sarf edilmiştir (BS. 170/119). Bu cami 1888 senesinde, yeniden esaslı bir tamir görmüştür. BK, I/248
BEDREDDİN SİMAVÎ Bursalı değildir. Bursa’da ölmemiştir. Fakat Işıklar mevkiinde bir cami yapmış ve evlâdları Bursa’da bulunmuş ve ölmüş olduklarından hâl tercümesinden bir parça bahseylemeyi faydalı buldum. Bu zatın asıl adı Mahmud ve babasının adı Ab-dülaziz oğlu İsrail’dir. Babası Simav kadısıdır. Bulgaristan’da ve Irak’ta, bu isimde birer kasaba varsa da babasının hem kadı ve hem de âmil olmasına ve Simavna’yı düşmandan fethetmesine bakılırsa “Simav” olması daha akla yakın görülüyor. Mısır’da ikmal-i tahsil ile Anadolu’ya geliyor. Bursa’da Yeşil civarında kahvelerin batı tarafında bir evde oturuyor ve Timur muharebesinden sonra Edirne’ye giderek orada padişahlık yapan Yıldırım Bayezid’in oğlu Musa Çelebi’ye kazaskerlik yapı-
yor. Çelebi Sultan Mehmed kendisini affediyor ve bol maaşla İznik’te oturmasına müsaade ediyor. Tasavvuf ilminde çok malûmatı vardı. Kazaskerliğinde kâhyası ve halifesi olan Börklüce Mustafa ise şeyhinden bellediği sûfî ıstılahlarını sermaye ittihaz ederek “Dede Sultan” adı ile huruç eyledi. Başına İslâm ve Hıristiyandan mürekkep ve mahlut insanlardan büyük bir cemaat topladı. Umum insanlar beyninde müsavât-ı tâmme ve hürriyet-i kâmile ve iştirak-i emval gibi efkâr-ı fâsideyi terviç eyledi. Bu, müslim ve gayr-i müslim fukara ve mesâkin güruhunun fikirlerine hoş geldiğinden cümlesi Dede Sultan’ı takdis ediyor ve çalışmadan para kazanmak, mal ve mülk sahibi olmak hülyasında olan bu fikirsiz insanlar günden güne çoğalıyorlardı. Dede Sultan, Karaburun taraflarından Torlak Kemal diye maruf olan “Hüd” adındaki Yahudi ile Manisa taraflarında dolaşıyorlar ve günden güne cemiyetlerini ve batıl fikirlerini genişletiyorlardı. Çelebi Sultan Mehmed bunları tenkil için, o vakit şehzâde bulunan İkinci Murad ve Bayezid Paşa’yı gönderiyor ve cümlesi kahr ve tenkil ediliyor. Bu hadise üzerine Şeyh Bedreddin, İznik’ten kaçarak İsfendiyaroğlu’na iltica eyliyor ve oradan Eflak’a ve oradan da Deliorman’a geçerek halkı ıdlâle ve cemiyetini ziyadeleştirmeye çalışıyor. Selânik fethine giden Çelebi Sultan Mehmed, üzerine asker sevk ederek -kendi adamları tarafından tutularak Çelebi Sultan Mehmed’in huzuruna getirilmekle- yapılan bir muhakemede Mevlânâ Haydar Herevî-’nin bir fetvasıyla 1420’de Siroz’da idam olunmuştur. Kendisinin tasavvufa ait birçok eserleri vardır. Mısır sultanı Berkuk’un oğlu Ferec’e muallimlik yapmış ve Tebriz’de Timurlenk’in huzurunda, ulema arasındaki ilmî bir meseleyi halletmişti. Sadullah, Ahmed (Bursa tarihiyle uğraşmakla hayatını geçiren ve Hakk’ın rahmetine ulaşan Mısrî Tekkesi şeyhi Şemseddin Ulusoy
tarafından bir mezar taşında bu zatın Ahmed Paşa olduğu yazılıdır. Bu taş Bursa Müzesi’ne nakledilmiştir), Şeyh Mehmed, Sittî Hatun isminde dört evlâdı vardır (SO. II/10; OM. I/39; KA. 1255; Cevdet Paşa’nın Kısas-ı Enbi-ya’sı, 1557; Diyanet İşleri resi Şera-feddin Yaltkaya’nın Bedreddin Simavî adındaki kitabında bu zata ait pek çok malûmat vardır. Siroz eşrafından Edirne vilâyeti mübadele reisi bay Ferid Rasim ile arkadaşları Şeyh Bedred-din’in kemiklerini İstanbul’a getirmişlerdir. Şeyh Bedreddin’in İsmail isminde bir oğlu daha olduğu ve bunun Halil adındaki oğlunun bir “Menakıb” yazdığını haber aldım. Şeyh Bedreddin’in Edirne’de bir zaviyesi olduğu 815/ 1412 tarihli vakfiyesinden anlaşılmaktadır). BK, I/245
BEDR-İ MAH HATUN Sultan İbrahim’in musahibelerinden idi. 20.2.1644’te kocasıyla beraber Mustafa Çavuş’a teslim edilerek Bursa’ya sürülmüş ve mahfuz bir mahalde iskân ettirilip padişahın emri olmadan hiçbir tarafa gitmesine izin verilmemesi Bursa kadısına ferman edilmişti. Birkaç ay sonra Bedr-i Mâh ile zevcinin suçları padişah tarafından affedildiğinden İstanbul’a irsal ve îsal edilmesi bildirilmiştir (BS. 261/172). BK, I/250
BEHİŞTÎ Bk. Süleyman Paşa.
BEHLÜL (Seyyid)
BEHLÜL (Seyyid) On dördüncü asır ricalindendir. Sâdâttandır. Buharalıdır. Davud Dede, Ali Mest ile beraber Bur-sa’ya gelmişlerdir. “Edhemî” intisab-lıdır. Yıldız gibi ekseri geceler türbesi çırağan edilmekle “Çıraklı Dede”, “Pîr Dede” adı verilmekte, ölmeden evvel de türbesinin olduğu yerde oturmakta idi. Oğlu Mehmed de oraya gömülmüştür. Torunu Pîrzâde, üzerine bir kubbe yaptırarak etrafındaki evleri de almış ve türbesine vakfeylemiştir. Seyyid Behlül’ün türbesinin olduğu yer, Tatarlar Caddesi’ne ve Davud Dede Türbe-
si’ne yakındır. Vaktiyle buraları mamur idi (SO. II/34; G. 218). Bk. Seyyid Behlül Zaviyesi. BK, I/252
BEHRAM Küpelioğlu’nun âzadlısıdır. 1512’de Bursa kapanında çalışmakta iken Bursa’ya gelen on iki bıçak yüklü arabanın sekizer akçeden resmini alıp kapanda deftere yazdırırken, yedi araba yazdırıp beşini saklayarak yazdırmamış ve bu vech ile hıyanet ettiği zannolunup mahkemeye götürülmüştür. Durum kendisine sorulduğunda: “Ben yedi araba gördüm, gayrısını görmedim” demiş ise de iki şahit: “On iki arabadan sekizer akçeden resmini tamamıyla aldı, biz gördük” demişlerdir (BS. 3/282). Bursa’da görülen ilk sahtekârlık davasıdır. Yapan da sonradan Müslüman olmuş bir Avrupalıdır. Bu vech ile Türkiye’ye sahtekârlığın da, diğer ahlâksızlıklar gibi, Avrupa’dan geldiği anlaşılıyor. BK, I/253
BEHRAM BEY Eskiden seferler vukuunda ya padişah veyahut sancak-ı şerifi hâmil olduğu hâlde sadrazam, ordu ile harp sahasına giderdi. Padişah İstanbul’da kalırsa sadrazamın yerine vekâleten “Kaymakam Paşa” adıyla birisi ve diğer memurların cümlesinin birer vekili kalırdı. Asıl olan memurlar, hükûmetin resmî kayıtları ve maliye-nin hazineleriyle beraber harp meydanına giderlerdi. Vali ve mutasarrıfların timar ve zeametleri, hülasa her türlü azil, nasb ve tevcihat, sadrazama aittir. İstanbul’da kalanlar hiçbir tevcihatta bulunamazlardı. Meselâ harp, İran’da olsa bile Bosna valisi yine sadrazam tarafından tayin olunurdu. 1603’te Bursa mutasarrıflığı için tuhaf bir yolsuzluk olmuşsa da sonradan, padişahın eski kanunlara riayet mecburiyetinde olmasından dolayı mesele düzeltilmiştir. Bir sancakbeyi olan Behram Bey, kendi kapı halkını ve vilâyet, zeamet ve timar erlerini sancağı altına toplayarak serdar-ı ekrem Sadrazam Hasan Paşa maiyyetine girdi ve orada, Belgrad
kalesi fethinde birçok hizmet ve yoldaşlıkta bulundu. Hasan Paşa da seferde vuku bulan hizmeti mukabelesinde, Bursa sancağını Behram Bey’e verdi. Behram Bey Bursa’ya gelince Mustafa, Ahmed, Rıdvan, Hamza Beyler adında beş ayrı kişinin padişah tarafından Bursa valiliğine tayin edildiğini gördü. Derhal Hasan Paşa’ya adam gönderdi ve durumu bildirdi. Hasan Paşa da bu sancağın veziriazam tarafından tayin tarihinden muteber olmak üzere kat’î emir vererek bundan sonra Behram Bey’in Bursa valisi olduğunu, diğerlerinin dahl ve taaruz ettirilmemesi ve nizâ edenlerin İstanbul’ a havale edilmesi bildirildi (BS. 204/180, 146, 210). BK, I/253
BEHRAM KÖYÜ Bursa kazasındadır. Hudâvendigâr vakfındandı. 1592’de köy camisi 20.000 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 185/196). BK, I/254
BEKÂR HAMAMI Kara Mustafa Kaplıca-sı’na 150 metre mesafede bir bostan içindedir. 1890’da harap ve viran olmuştur. Suyunun çokluğu, sıcaklığı, şifa hassaları, Kara Mustafa kaplıca suyuna yakındır. Ancak suyunun pek hassalı olmadığına inanıldığı veyahut da Bursa etrafında pek çok kaplıca bulunduğuna mebni, çok vakitten beri metruk olup suları beyhude yere zayi olmaktadır. BK, I/254
BEKÂYÎ Asıl ismi Macunzâde Abdülbâkî Efendi’dir. “Hicri Çengâne” demekle maruf İznikli bir macuncunun oğludur. Okuyarak müderris olmuş ve iki defa Galata ve Üsküdar mollası ve sonra da Mekke mollası olmuştur. İşrete müptelâ olduğundan, 1595’ten mangalı başında sızdığı sırada karısı tarafından öldürülmüştür. Şâir ve münşî idi. Müretteb Divan, Gül ve Bülbül manzumesi vardır (SO. II/22; OM. II/97). BK, I/254
BEKÇİ 1584’te Bursa zindan bekçilerinden Sefer oğlu Ahmed, kadınlar zindanından Kerime isminde bir kadını çıkarıp hapishane civarında bir eve götürmüş ve orada beraber yatarlarken tutularak mahkemeye getirilmiş ve cürümlerini itiraf eylemişlerdir (BS. 142/29). BK, I/250
BEKİR BEY Hamza Bey sülâlesindendir. 1573’te Karahisar sancakbeyi olup sefer-i hümayunda bulunmuştur. Hamza Bey vakıfları mütevelliliğine inha edilmiştir (BS. 119/16). BK, I/254
BEKİR BEY HANI 1572’de bu isimde bir han varsa da yeri bulunamamıştır (BS. 115/139). BK, I/254
BEKİR ÇAVUŞ Sarayda silahdâr ocağı mülâzım çavuşlarından iken kendi hâlinde olmadığından mahallesi halkının şikâyeti üzerine te’dîbi iktiza eylemiş ve ıslâh-ı nefs edinceye kadar Bur-sa’ya nefy edilmiştir. Emir sadır olmadıkça salıverilmemesi (1754) bildirildiği hâlde bir ay sonra yine mahalle ahâlisinden sözlerine inanılır kimseler: “Kendi hâlinde, ırzıyla mukayyed ve hiçbir ferde cevr ve teaddîsi olmadığı ve bundan böyle kendinden başkasının mutazarrır olmayacağını” haber verdiklerinden affedilmiştir (BS. 280/135, 139). BK, I/255
BEKİR ÇELEBİ Talibzâde’dir. Bursalıdır. Oğlu Mevlânâ Ahmed Çelebi ve Yusuf Çelebi vardı. 1604’te hayatta idiler. BK, I/254
BEKİR ÇELEBİ 1580’de Bekir Çelebi’nin vakıflarının mütevellisi Yusuf oğlu Mehmed Çelebi, Bekir Bey’in oğlu Abdullah ve kızı Fatma müvâcehesinde dava edip: “Bekir Bey hâl-i hayatında 120.000 akçe vasiyet edip Tekke Mescid mahallesinde bir muallimhane binası için 30.000 akçe vasiyet eyledi” demiş ve bu iddiasını sicile kaydettirmiştir (BS. 135/169). “Akçeli Bekir Mektebi”
adıyla bu mektep yapılmıştır. Fakat semti tesbit edilememiştir (BS. 247/ 220). BK, I/254
BEKİR EFENDİ (Şeyh) Bursalıdır. Karaağaç mahallesinde oturmakta iken İstanbul’dan Şeyh Yakub Efendi adında zengin bir şeyh gelmiş ve onunla tanışmıştır. Şeyhte gördüğü fazilet ve nezakete meftun olarak ona mürit olmuş ve çalışarak halifesi olmuştur. Bursa’yı eşkıya basınca Yakub Efendi ile birlikte İstanbul’a giderek Şeyh Yakub Efendi’nin Eyüb Sultan’daki tekkesine misafir olmuş ve Bursa’ya gelince Zağferanlık Camii civarında bir zaviye bina eylemiş, camiye minber koymuş ve minare inşa ettirmiştir. 1666’da 70 yaşında vefat eylemiş ve Zağferanlık Camii civarında bir türbeye defnedilmiştir. Zaviyesi yıkılmıştır. Halvetî şeyhlerinden olup mûsıkî ilminde emsali nadir bulunur üstad-lardandır. Sesi de çok güzeldi. “Zâkir Bekir Efendi” denilmekle maruftur (G. 162). Bk. Ebubekir Efendi (Zakir, Şeyh). BK, I/ 255
BEKİR EFENDİ (Şeyh, Reisülkurra) Esasen Rumeli’ndendir. Kıraat ilminde bir tane idi. Vücuhattan “Kurretü’l-ayn” adındaki kitabı telîf eylemiştir. Ulemadan ve salihlerdendir. Çok temiz ve yüksek ahlâkı vardı. 1773’te ölmüş ve Deveciler mezarlığına gömülmüştür. BK, I/255
BEKTAŞ AĞA
BEKTAŞ AĞA Arnavuttur. Kasım Ağa’nın damadıdır. Yeniçeri ocağından yetişip zağarcıbaşı, kol kâhyası, sekbanbaşı ve iki sene kadar da yeniçeri ağalığında bulunmuştur. 1061/1650’de meşhur isyanda azledildi. Bursa Beylerbeyili-ğine tayin edildi. Fakat korkusundan gidemeyerek Edirnekapı haricindeki çiftlikte aklınca emin bulduğu Samson-cular odasına saklandı. Yeniçeri ocağına iltica eyledi. Onlar soğuk yüz göstererek: “Sana mansıb verdiler, itaat edip gitmedin. Biz sana nasıl sahip çıkabili-
riz? Padişaha itaat etmemiş oluruz. Hâsılı seni kurtaramayız” dediler. Meyus olarak birkaç ağanın Bursa’ya gitmeyip İstanbul’da saklandığı haber alındığından şiddetle aranmakta idi. Evi ve çiftliği arandı, bulunamadı. Tellâllara çağırtıldı, bulunamadı. Bulunduğu eve kuzu eti, has ekmek, nefis yemek ve meyveler geldiğini gören komşular şüphelendiler. Nazar-ı dikkati çektiler. Kapıcıbaşılardan Boyacı Hasan Ağa haber verdi. Eve gidildi. Bektaş Ağa rızasıyla teslim olmadığından can korkusuyla dolap ardı gibi bir yere saklandı. “Çık” dediklerinde çıkmadığından kılınç ucuyla dürterek çıkarılıp kaçmak istediğinden başı ve bazı âzası yaralanmıştı. Kuvvetli bir sporcu olduğundan beş-altı kişi kolay kolay zapt edemiyorlardı. Elleri bağlanırken Boyacı Hasan’a: “Gel, hemen ağzımdan bir küfür söz çıkmadan beni burada öldür” dedi. Bir taşçı eşeğine bindirip götürürlerken “Hamza Çavuş” isminde bir ihtiyar Boyacı Hasan’ın kulağına eğilerek: “Gerçi Bektaş Ağa, padişahın gazabına uğramıştır. Envâ-yı cezaya müstehakdır. Fakat ocak man-sıblarından her birisine vâsıl olmuştur. Yeniçerilerin cümlesi sana kindar olurlar. Sonra intikamını alırlar” demesi üzerine Hamza Çavuş’un beygirlerine bindirildi. Birçok hakaretlerden sonra saraya götürüldü ve alınan bir irade ile orada katledildi. Cenazesi bir kilime sarılarak evine gönderildi. Bektaş Ağa saraya götürülürken elliden fazla çocuk arkasına takılarak: “Vay, âsi gidi” diye arkasından söylenirler ve esnaf da yüzüne tükürürlerdi. Bir-iki gün evvel, izzet zamanında at üstünde kemâl-i azametle giderken yanında ve ardında 40-50 nefer giyinmiş yassı kuşaklılardan başka 20 kadar uzun boylu “Hünkârî Sarıklı” çuhadarları ve iki taraftan iki mükellef yeniçeri yoldaşları, ellerinde muhtelif renkli kıllardan yapılmış birer saçak tuğ ile atının gözüne, burnuna, kulağına ve sair mahallerine konan sinekleri kovarlarken
sokağın iki tarafındaki halk, el bağlayıp selâmını alanlar öğünürlerken böyle arkasına çocuklar takılarak hakaret yağmuru altında saraya götürülmesi, zavallı Bektaş Ağa’ya feleğin şayan-ı ibret acı bir istihzası idi (SO. II/23). Bursa’da katledilmiştir, denilmesi doğru değildir. “Şeyh Sivasî Efendi” denilen Abdülmecid Efendi’nin müridi ve mutasavvifeden idareli ve ekonomiyi seven bir zat idi. BK, I/256
BEKTAŞ AĞA Kelesen köyündeki camiyi 1733’ten evvel yaptırmıştır. BK, I/257
BEKTAŞ AHMED Hızır’ın oğludur. Ramazan Baba Tekkesi mütevelli ve zaviye-darı iken 1725’te ölmüş ve vazifesi Eski Saray baltacılarından Mehmed’e tevcih olunmuştur. BK, I/84
BEKTAŞ SUBAŞI Bursa muhafızı iken kaldırılmış ve 1614’te yerine zabt u rabta kâdir 41. yayabaşılardan diğer Bektaş Subaşı, yeniçeri ağası Ahmed Ağa tarafından tayin edilmiştir (BS. 226/92). BK, I/256
BELDAR Şimdiki amele taburları gibi, askerî hareketler esnasında yolları açıp düzeltmek için kullanılanlara, iki dağ arasındaki derbentleri bekleyenlere “beldar” derler.
1668’de gelen bir emirde: “Feth ve teshir niyetiyle muhasara olunan Kandiye kalesi için, bu sene ziyade beldarın Girit adasına ihzârı lâzım gelmekle Anadolu vilâyetlerinden aynıyla beldar gelmesi münasip olan sancaklardan aynıyla beldar ihracı ve uzak mesafede olan Bursa kazasının 2.348 beldar bedeli hanesinin her birinden beşer yüz akçenin (mühürlü ve nişanlı mevkufat defteri sureti mucibince) tahsili” emredilmiştir (BS. 301/127).
1663’te Erivan Kalesi ve tevabii kaleleri zapt edilmiş olup kaçan düşmanı tenkil ve hudud-ı İslâmiye civarındaki kaleleri fethetmek niyeti ile ilkbaharda sefer-i hümayun mukarrer olduğun-
dan, Anadolu vilâyetleri avârızhane-lerinin her yirmi hanesinden bir nefer beldar tutulmak üzere hazineye teslimi için, toprak sürmeye ve İslâm askerinin geçeceği sarp yerleri açmaya; Hudâvendigâr livasında vaki nefs-i Bursa ile beraber 6.279,5 avârızha-nelerinin her yirmi hanesinden bir nefer beldar ihracı ve hududa sevk ettirilmesi emrolunmuştur. Lâkin Bursa uzak mesafede olup hakkıyla beldar gelmesi güç ve bedelleri tahsili reâya için faydalı olacağından yerine, beldar tutulmak için her bir neferine onar bin akçeden ol miktar avârızhanelerinin her birinden beşer yüz akçe tahsil ve irsali ve bu fermanı götüren mübaşirin cihet-i maişeti için her bir hanesinden yirmişer akçe aldırıp bundan ziyade kâtibiye, sarrafiye, huddamiye, kesr-i mizan ve mahkeme harcı namı ile ve sair bahane ile fazla akçe aldırılmaması bildirilmiştir (BS. 1073/112).
1686’da Vezir Süleyman Paşa evvel-baharda Beç keferesinden intikam almak üzere sefer yapacağından ve bunun masrafı için ziyade hazine tedariki lâzım gelmekle bundan evvelki Girit seferinde olduğu gibi iştira zahiresi ferman olunmayan kadılıklardan, her on hanesinden bir nefer beldar ve her neferinden on bin akçe bedel-i beldarları tahsil olunması ferman olunmakla reayanın hâllerine merha-meten gelecek seneye mahsup edilmek üzere her kırk hanesinden bir nefer beldar ve her neferinden onar bin akçe ve küsur kalan hanelerinden dahi her bir hanesinden 250’şer akçe beldar bedelleri tahsil ve mübaşirin cihet-i maişeti için her bir haneden 20’şer akçe mübaşiriye aldırılması ve esedî kuruşun 120 akçeye, halisu’l-ayar parayı üçer akçeye aldırılması bildirilmiştir (BS. 363/5). BK, I/250
BELEDÎCİ Döşek ve yastık yüzü yapmak için Bursa’da dokunan bir kumaşın adıdır. 1794’te bu esnaf mahkemeye boyacı esnafını celbettirerek: “Torbalı
tabir olunan kırmızı boya ile boyanan 51 Tarihi belediye binası pembe ipliklerinin boyaları karışık ve bozuk olduğundan bu ipliklerle dokuyup başkasına sattığımız beledî döşek ve beledî yastıklarımızın renkleri az bir zamanda değişerek ve kayıp olarak malımızın satın alınmasına kimse rağbet etmediğinden, sanatımız muattal ve emtiamız muhtel oldu” diye şikâyet edildi. Boyacılar da “torbalı” tabir olunan halis kırmızı boya ile boyanıp beher kıyyesini rızamızla bugünkü tarihten itibaren 116’şar paraya bey’ ve onlar dahi iştira ve her gün boyacılar hazır bulundurmasını taahhüd ve tekeffül eylemişlerdi. İplik fiyatı ziyadeleştiğinden boyacılar, ziyan etmekte olduklarını ifade ettiklerinden beledî-cilerin istedikleri yerden satın almalarına her iki esnaf da razı olmuşlardı
(BS. 312/11). BK, I/257
BELEDİYE
BELEDİYE Kadılar, esnafın merci-i res
mîsi idi. Sanat erbabının bütün işlerinin görülmesi ve esnafın şeyh, kethüda, yiğitbaşı ve ehl-i hibrelerinin tayin ve intihabı; aralarında tahaddüs eden ve esnaf kahyâsının halledemediği münakaşa ve münazaaların halli ve narhın azaltılıp kısaltılması, gedik alım ve satımının tanzimi, esnaf arasında konulan nizam ve kanunların tatbiki ve muhafazası, hep kadının vazifesi idi. Malların nefâsetinin gözetilmesine, dirhem ve terazilerin doğru olmasına
ve bazı yiyecek maddelerinin karışık olmamasına kadının “ayak nâibi” memurdu. Bu zat, vakitli vakitsiz çarşıyı dolaşır, en ufak bir hatayı görür görmez, cezayı derhal mahallinde tatbik ederdi. Diğer davaları da mahkemede “bab nâibi” görürdü. 1826’da “ihtisab ağaları” veyahut “muhtesib” denilen kimseler de kadılar gibi belediye işleriyle meşguldü. Aralarındaki fark; kadı bir davada yalnız şahit dinler, delil ister ve tarafeyni dinledikten sonra hüküm verdiği hâlde, muhtesib delil ve ispat istemeksizin örfî ve idarî bir surette hükmedebilirdi. Ve muhtesibler yalnız belediye işleriyle meşguldü. Tanzifat işleriyle uğraşan memura da “çöplük subaşısı” derlerdi. İhtisab emininin oturduğu yere “muhtesib çardağı” derlerdi. Ulucami civarında nâibin oturduğu mahalle “Küçük Mahkeme” derler ve pek yakınında İhtisab Çardağı bulunurdu ki esnafın kontrol ve belediye işlerinin tanziminde birbirleriy-le alâkalı olduğunu bu hâl gösterir.
Şimdiki belediye teşkilâtı 1867’de yapılmıştır (1284 H.). Bursa belediye binası 1879’da inşa edilmiş ve 1902’de yarısından ziyadesi tevsî edilmiştir. 1873’te Bursa belediye kadrosu şöyle idi: 1 reis, 1 muavin, 1 mühendis, 1 tabib, 1 meclis kâtibi, 1 sandık emini, 1 kontrat kâtibi, 1 memleket kalfası, 3 belediye çavuşu, 1 vilâyet baytarı. Belediye meclisi de altı müntehab azadan ibaretti. BK, I/257
BELİĞ İSMAİL EFENDİ Şahin Emirzâde Mehmed Şahin’in oğlu İbrahim Efen-di’nin oğludur. 1668’de Bursa’da doğmuştur. Tahsilden sonra Mantıcı mahallesi Mescidi’ne imam olmuştur. Şiir ve mûsıkîye merak ederek iyi bir şair olduğu kadar da yüksek bir mûsı-kîşinastı. Bursa mahkemesinde kâtip iken 12.4.1730’da yani 22 Ramazan 1142’de ölmüş ve Çatalfırın’ın kuzeyindeki “Yeniyer” mezarlığına gömülmüştür (Bursa’da birisi Bursa’nın kuzeyinde diğeri de Tatarlar mahallesi
civarında iki tane “Yeniyer” mezarlığı vardı. İsmail Beliğ’in kabri, bugün süprüntülerin altında kalmıştır). Emir Sultan imaretinde de şeyhlik yapmıştır. Sadberk, Seb’a-i Seyyare, Nuhbetü’l-Asâr, Sergüzeşt namında birkaç eser telîf eylemiş ve Bursa tarihine büyük hizmetler yapmıştır. Birçok şiirleri vardır. Şâir, alim, mûsıkîşinas, tarihçidir. Şiirde “Beliğ” mahlasını kullanırdı. Asıl adı İsmail’dir (KA. 1354; G. 541; OM. II/102; SO. II/25; SAT. 173).
Sâlim Efendi, Tezkire’sinde “Haysiyet sahibi, temiz edalı, zihni açık, idraki yüksek bir şairdir” diyor. Bursa vefe-yatına dair yazdığı Bursa Tarihi’nin adı Güldeste-i Riyâz-ı İrfan ve Vefeyât-ı Dânişverân-ı Nâdiredân’dır. Ali Efendi ve Bursalı Eşref Efendi tarafından birçok haşiyelerle, 1286/1869’da Bursa Vilâyet Matbaası’nda basılmıştır. Nüshası nadirdir. Bu eserimizde Güldeste (G.) dediğimiz bu kitaptır. BK, I/258
BELİĞ İSMAİL EFENDİ Bursa’da doğmuş ve Bursa’da muaccelât nâzırı olmuştur. 1827’de ölmüştür. Vefeyat adında ve tezkire şeklinde eserler yazmıştır. Şâirdir (SO. II/25). BK, I/259
BENNÂ 1500’de yapılan sefer-i hümayun için Bursa’dan 50 nefer bennâ, 15 nefer taşçı ve iki tezgâh demirci, bir nefer yontucu irsali ve bunlara birer aylık ulûfeleri için ne kadar para lâzım gelirse Kite, Mihaliç, Yenişehir, İnegöl, Atranos kadılarının topladıkları akçeden verilmesi emredilmiştir (BS. 7/ 232). Yapı yapıcı olan bu kişiler, her yerde çalışmışlardır. BK, I/251
BERAT Beylik ve hükûmet tarafından verilen bir nevi tasarruf senedidir. Meselâ, Bursa kadılığına tayin edilen bir zata, evvelâ Bursa kadılığına tayin olduğuna dair Bursa valisine ve ahâlisine hitaben bir hüküm yazılır ki, bu üstü tuğralı emre “ferman” denilir. Sonra da ince ve uzun bir kâğıda divânî bir yazı ile, kendisine hitaben bir emir
verilir ki buna da “berat” denilir. Demek oluyor ki, eski devirde bir memuriyet için iki tuğralı kağıt yazılır, birine ferman, diğerine berat derlerdi. Bir vakıf cihetinin veyahut bir memuriyetin tapu senedi gibidir. Bunun baş tarafı reyhânî yazıyla yazılmış olup, okunması çok müşkil olduğundan buraya yazıyorum: “Nişân-ı şerif-i âlîşân-i sultanî ve tuğrâ-yı garrâ-yı cihân-sitân-i Hâkânî hükmü oldur ki” veyahut “Nişân-ı şerîf-i âlîşân-i sultanî ve tuğrâ-yı garrâ-yı kîtî-sitân-ı Hâkânî hükmü oldur ki” tarzında başlar. Beratların özü “fiilen işi sana verdim”dir. Son zamanlarda büyük paşalara verilen beratlara “menşur” denilirdi. Bunların büyük miktarda harçları vardır. Şu emir bu hususta bir fikir verebilir: 7.3.1544 tarihinde; “Bazı kadılar kadılıklarını beratsız tasarruf edip berat almadıkları, ‘berat resmi’ noksan olduğu haber alındığından beratsız kadılık, zuamâ ve timar erlerinden ve çeribaşı-lardan hiçbir kimseye arazi tasarruf ettirmeyesiniz, beratsız hiçbir kimseyi bırakmayınız, berat almayanların timarlarının cümlesini beylik için zapt edesiz, bazı cihat da kadı arzıyla berat-sız tasarruf edildiği haber alınmıştır. Cihât arzları İstanbul’a gönderilerek berat ettirmelidir. Hulâsa bütün hisar erlerinden, camiler ve mescidler hademesinden, zaviyelerden, harç âmilinden, ulûfe ve askerî cihet tasarruf edenlerden, riyaset ve âhar cihet tasarruf edenlerden, ellerinden beratları olmayanlara asla cihetin tasarruf ettirilmemesi ve berat almakta ihmal edenlerin yerleri başkalarına tevcih olunacağının ilânı” emredilmiştir (BS. 48/157). BK, I/259
BERAT HARCI Bk. Şehinşah Çelebi. BERBER
BERBER Bursa’daki berberler, tellâklar ve hamamcılar 1560 senesinde mahkemeye gelerek: “Eski reisimiz Muh-yiddin ölmüştür. İçimizde ehli, nâehil-den ayırmak ve aramızdaki kanun-i kadim ve maruf olan âdetimize muhalif
52 Bursa’da bir berber
hareket eden edebsizleri te’dîb eylemek ve her birimizin sanatımıza ait işlerine intizam vermek için bir kimse lâzım olmakla Cafer oğlu Seyyid Mustafa’yı, yarar kimse olduğundan cümlemiz tarafından esnafımıza şeyh nasb olunması mahal ve münasibdir, dediklerinden şeyh ve reis tayin olundu. Madem ki mezbur eda-i hizmet ede, erkân ve kanun üzere kimse mâni’ olmaya” diye ehline huccet verildi (BS. 81/218).
1616’da aynı adamın tellâk ve berberlerin şeyhleri olması faydalı görüldüğünden iki esnafa bir reis tayin edildi (BS. 225/75).
1786’da berber esnafı üstadlarından Mustafa oğlu Molla Ahmed, on altı seneden beri esnaf kethüdası olup kemâl-i istikamet ile vazifesini görmüş ve esnaf arasında sadık ve harekâtı tecrübeli ve her vech ile esnafın hizmetine çalışır olduğundan ibkası emredilmiştir (BS. 319/1).
1687’de Bursa’da bir berber dükkânında şu eşyalar vardı: 29 ustura, 4 makas, 3 sünnet usturası, 1 yemeni peşkir, 1 nakışlı peşkir, 10 makrame, 2
53 Emirsultan Camii’nin güneyindeki Beşir Ağa çeşmesi
leğen ve sitil, 2 kurşun köstere, 1 kandil, 3 küçük kilit, 2 berber zinciri, 4 bileyi taşı, 1 kahve ibriği, 12 gülabdân, 1 ayna, 1 sedefli ayna, 2 pîştahta, 1 kayış, 3 neşter, 1 fincan kutusu, 1 küçük berber kazanı, cerrah âletleri.
54 Emirsultan Camii’nin batısında Beşir Ağa’nın yaptırmış olduğu çeşme
Cümlesinin kıymeti 2.994 akçe idi (BS. 364/1).
1757 senesinde Bursa’da, âlâ derecede 2, evsat derecede 45, zayıf derecede 69 ki cem’an 116 berber dükkânı vardı (BS. 391/125). BK, I/251
BEŞARET Şimdi Arap kadınlarına verilen bu ismin, eskiden erkeklere de verildiği, Hoca Paşa’nın babasının adının Beşâret olmasından anlaşılıyor (BS. 60/107). BK, I/260
BEŞİKÇİLER KAPISI Muradiye semtinde-dir. BK, I/252
BEŞİR AĞA Emir Sultan Camii ve Türbe-si’ni tamir ettirmiş ve bir de çeşme yaptırmıştır. Bu zat Yapraksız Ali Ağa’-nın çırağı olup Üçüncü Sultan Ahmed’e musahib ve sonradan hazinedar olmuştur. Bir müddet Kıbrıs ve Mısır’a da sürülmüştür. 1129/1717’den 1746’ya kadar 30 sene Dârüssaade ağalığında (kızlar ağalığında) bulunmuştur. Eyüp’te türbesine gömülmüştür. İlim adamlarını himaye eder, temiz bir zat idi. İstanbul’da hükûmet konağı civarında cami, medrese, tekke, sebil ve kütüphanesi, Emir İmam mahallesiyle Sarıyer’de çeşmeleri vardır. Bursa’daki çeşmeyi 1743’te yaptırmıştır. Çeşmenin kitabesi Memduh Turgut’un Bursa Tarihi’nde 135. sahifesin-de vardır. BK, I/260
BEŞİR AĞA ÇEŞMESİ Bu da Emir Sultan Camii civarındadır. Birçok Beşir Ağalar olduğundan buna Küçük Beşir Ağa derlerdi. Sarayda yetişmiş, hazine-i hümayun vekili, musahib ve 17 sene kadar da hazinedar-ı şehriyarî olmuştur. 1840’ta Bursa’daki çeşmeyi yaptırmıştır. Çeşme kitabesi Bursa Tarihi, sahife 134’te vardır. 1842’de ölmüş ve Üsküdar’da Ayazma Camii’ne defne-dilmiştir. Sarayda boş vakit geçirmemiş, yazıya çalışmış ve iyi bir hattat olmuştur. Kitâbeye de hattatlığı yazılmıştır. BK, I/260
BEŞYOL AĞZI Bursa’nın civarında ve kuzeybatısındadır (BS. 292/83). BK, I/261
BEY Eski devirde zâdegâna ve sancak mutasarrıflarına “sancakbeyi” derlerdi. Birkaç sancaktan teşekkül eden eyalet valiliklerine “beylerbeyi” derlerdi. Son asırlarda bu tabir Osmanlı hükûme-tinde bir rütbe olmuş ve padişahlar istediklerine bu rütbeyi vermişlerdir. BK, I/261
BEY Bursa sancakbeylerinin Bursa’nın fethinden başlayarak bugüne kadar isimlerini “Vali” kelimesine yazacağız. Oraya bakınız. BK, I/261
BEYGİR
BEY MESCİDİ İznik’te idi. Bu mescide, Pazarkapı’sından dışarıda, üç dönüm tarla, bir kıt’a zemin ve mescid civarında üç yer ve İznik şehri içinde üç dükkân yeri ve Bey Mescidi mahallesinde iki ev vakfedilmiştir. Bugün bu mescid yoktur. Harap olmuştur. Yavuz Selim zamanında mamur idi. BK, I/264
BEYGİR (Bargir) Her sefer vukuunda Bursa’dan asker toplandığı gibi eşyaları nakil için bargir de mübayaa edilmiştir. Harplerde, cephelerde Bursa delikanlıları, kahramanları canlarını feda ettikleri gibi Bursa’dan toplanılan nakliye vasıtaları da telef olmuş veyahut tekrar Bursa’ya iade edilmemiştir. Bargir mübayaasına dair kayıtlar:
1526’da hassa ahır için 200 beygir,
1569’da 71 beygir ve ayrıca 100 katır ve 100 deve,
1572’de 10 tanesi sancak çekmek için hassa ahıra 190 beygir.
Bunun için verilen emirde, sefere eşen sipahilerden gayrı reayadan genç, yürür, güçlü, kuvvetli, sağ ve salim, aksak ve titrek, sakat ve ma’yub olmayan beygirlerden, araba beygirlerinin beşer yüz ve sancak çeken atların yedişer, sekizer yüz akçe ile sahiplerinden değer bahalarıyla alınması bildirilmiştir (BS. 116/82).
1582’de Bursa, Kite, İnegöl kazalarından 150 top araba beygiri müba-yaası istenmiş ve beşer yüz akçeden alınacak beygirlerin tutarının nısfının hazineden gönderilen 37.500 akçeden, diğer nısfının ise Bursa mukâtaa-larından verilmesi emredilmiştir (BS. 129/170).
1594’te sefer-i hümayun için hassa top arabacıları için yedi araba beygiri cem’i için gönderilen memurlar hizmetlerini görmeyip bu bahane ile kasabaları ve köyleri gezip reayanın beygirini çekip ve akçelerini alıp ziyade zulüm ve teaddî eyledikleri haber alındığından mezburların, topladıkları beygir ile acele sefere gönderilmesi ve bu fermanla Mehmed Çavuş Bursa’ya geldikte bu arabacılar herhangi kazada bulursa sefere gönderilecek fukaraya teaddî ve tecavüz eylemeyip aldıkları akçeleri iade ettirip reaya rencide edilir ise isimleriyle ve sicilleriyle yazıp bildiresin ki muhkem haklarından geline, diye ferman gönderilmiştir (BS. 195/126).
1599’da hassa top arabaları için Bur-sa’dan 50, Kite’den 30, İnegöl’den 25, Gedüs’ten 25, Atranos’tan da 20 ki cem’an 150 araba çekmeye münasip güçlü, kuvvetli, yarar ve güzide beygir alınması ve her birisine 1.200 akçe ödenmesi, beygir alımı hususuna çavuş, zuamâ, sipah ve sair kapıkulla-rından hiçbir ferdin karıştırılmaması istenmiştir (BS. 197/63).
1672’de hassa ahır için ziyade beygire ihtiyaç olduğundan her bir re’sine ikişer bin akçe olmak üzere Bursa’dan 35, Mihaliç’ten 20, Yenişehir’den 30 genç, güçlü ve kuvvetli beygir müba-yaası emredilmiştir (BS. 330/84).
1676’da hassa ahır mehterlerinden ve Bursa ahırlarında “Toylu” demekle maruf Mehmed oğlu Mustafa Dilâver’in mülkü olan bir adet demir kır iğdiş Boğdan beygirinin sağ yanında damgası olduğundan, beylik bargirlerden zannedilmiş ise de paşa damgası olup
beylik damgası olmadığı anlaşılmıştır (BS. 328/1).
1686’da şâhî toplar, mühimmat ve cephane tahmili için Bursa’dan istenilen bedel-i nüzul malından beher beygire ikişer bin sağ akçe verilmek üzere 45 re’s beygir iştirası emrolunmakla, havale olunan 90.000 akçe ki kuruş hesabıyla 812 kuruş 20 akçedir, Bursa mahallelerine, tahammüllerine göre tevzî edilmesi istenmiştir (BS. 363/9).
1687’de Bursa kazasından sefer için iştirası ferman olunup teslim olunmayan iştira beygirlerinin her biri için tahsili ferman olunan mirî ve bede-liyesi akçelerinden şahî top arabacıları neferatı, in’amatı için 200.000 akçe salyâne havale olunup 30.000 akçesi bakaya kaldığından behemehal tahsil ve bir gün evvel hazineye teslim ettirilmesi bildirilmiştir (BS. 363/11).
1687’de 45 beygir mübayaası emredilmiş ve bunun için de bedeli olan 360.000 akçe tahsil edilmiştir (BS. 363/ 25).
1687’de iştirası ferman olunan 45 beygirin mübaşirine ve sairesine verilmek üzere esnaftan 1.700 kuruş tahsili edilmiştir (BS. 363/11).
1738’de sefer için Bursa’dan 150 beygir mübayaa edilmiştir (BS. 380/ 63).
1740’de sefer için Bursa’dan 150 beygir mübayaa edilmiştir (BS. 1184/ 66).
1773’te sefer için Bursa’dan 200 beygir mübayaa edilmiştir (BS. 1186/ 3).
Bu beygirlerin 100 adedini Reyhan mahallesinden Mehmed oğlu Kara Hasan, beheri için 32’şer kuruştan 3.500 kuruşu ve diğer nısfını dahi Süzenkefen (Kefensüzen) mahallesinden Mehmed oğlu Abdurrahman Paşa 3.500 kuruşu, şehir kethüdası Süleyman’dan alarak ordu-yı hümayunda eda-yı hizmet için sevk edildikleri anlaşılmaktadır.
1774’te İstanköy muhafazasına tayin kılınan Vezir Osman Paşa’nın, Mudan-
ya’dan Bursa’ya ve Bursa’dan Bodrum’a varıncaya kadar etbâının binmeleri için iktiza eden 50 beygirin, beylik fiyatı üzere lâzım gelen ücretleri, alınacak temessükler muciplerince Bur-sa’dan Bodrum’a kadar kazalar ahâlisi tekâliflerinden takası ve mahsup olunmak şartıyla tedarik ve teslim ettirilmesi ferman olunmuştur (BS. 1186/ 42).
1786’da Bursa’dan 200 beygir tedarik ve emri verilince sevkleri ve cümlesinin yüke elverişli, dinç, tüvânâ, semer, çuval ve urganları ve âlât-ı sâi-releri mükemmel olmak üzere mekkâ-rîbaşısı ve mekkâreciler dahi tayin edilerek sevk için hazır bulundurulması emredilmiştir (BS. 1202/81).
1789’da ordunun zahire ve mühimmat nakli hizmetinde bulunmak üzere Bursa kazasından 230 mekkârî beygirin ihracı ferman kılınmıştır (BS. 1205/ 140).
1792’de Rusya ile sulh akdedildiğin-den ilkbahar için tertip olunan mek-kârî öküz arabası, deve, beygir, Rum arabası, beldar ve camusun lüzumu olmamakla bunların cümlesi affolun-muştur. Lâkin vilâyet âyânlarının hâl ve keyfiyetleri ve şimdiye kadar görülen misale göre fukaraya bu sebeple akçe tevzî eyleyecekleri ihtimalden uzak olmayacağından bu gibi akçe tevzî olunmuş ise tahsil edilmemesi ve tahsil edilmiş ise tekrar fukaraya red ve teslim ettirilmesi ve sükun zamanında fukaranın rahnedar olmamaları, padişahın kat’î surette matlubu olduğundan cümleye ilânı emredilmiştir (BS. 1206/6). BK, I/261
BEYHAN SULTAN Üçüncü Mustafa’nın kızıdır. Bursa’da 1805’te bazı vakıflar yapmıştır (BSVD. 2/115). BK, I/264
BEYİ Gelibolu’da imareti ve zaviyesi olan ve 1462’de Bursa’da ölen Hamza oğlu Sa’dülmelik’in kızıdır. Bu adam öldüğü zaman Ali Çelebi ve Hasan Çelebi ismindeki iki oğlu ile Selçuk, Beyi ve
Şehruz isminde üç kızı kalmıştı (BS. 1/19). BK, I/261
BEYLİ KÖYÜ Gemlik kazasındadır. Eski sadrazam Mehmed Paşa’nın vakıf köyüdür. 1784’te Bursa mütesellimi Hafız İsmail, “bu köyde kan oldu” diye 240 kuruş cereme aldığından, bunun iadesi emredilmiştir. BK, I/264
BEYLİK FABRİKA 1851’de Bursa’da Ci-limboz Deresi yanında ipek fabrikası açılmıştır. Ayrıca bk. Cafer Hoca Mescidi. BK, I/264
BEYLİK TAY 1489’da beylik taylardan birisi vefat edip emir-i âhur tarafından derisi mahkemeye götürülüp damgası görüldü ve bir bacağı kesildikten sonra deftere kaydolundu (BS. 16/104). BK, I/264
BEYTÜLMAL Bursa beytülmalı ihale ile tâlibine verilirdi. 1503’te üç yılı 70.000 akçeye verilmiştir (BS. 19/61). 1518’-de Osmanlı ülkesinde reayanın beytül-malının ve avâm-ı halkın on bin ve on binden ziyade olan beytülmalının hazine için zapt edilmesinin kanun olduğu bildirilmiştir (BS. 28/184). BK, I/ 264
BEZCİ MEHMED AĞA 1649’da Bursa’da subaşısı idi. Çok şiddetli bir adamdı. BK, I/266
55 Daha sonra tütün deposu olan Beylik Fabrika/ İpek Fabrikası
BEZİR HANI Lala Şahin Paşa vakfıdır. Bk. Şahin Paşa. BK, I/266
BEZİRGÂN ORUÇ Mihaliçli Oruç’tur. 1490’da bezirgânlık yaptığından bu isimle şöhret bulmuştur (BS. 8/11/). BK, I/266
BEZİRGÂNÎ MEHMED EFENDİ MESCİDİ Tavukpazarı’ndadır. 1676’da gelen bir fermanla camiye tahvil edilmiştir. BK, I/232
BEZMÎ KADIN Mısır valisi Mehmed Ali Paşa’nın evlâdlığı olup gayet dilber bir kadındı. Zeyneb Kâmil Hanımefendi, Sultan Mecid’e takdim eylemiş, o da kendisine altıncı kadın olarak almıştır. Ressam Ârif Paşa, Sultan Mecid’in resmini yaparken Bezmî Kadın ile görüşür. Sultan Mecid kuşkulanır. Evvelâ Ârif Paşa’yı ve sonra da boşayarak Bezmî Kadın’ı Bursa’ya sürer. Bir müddet sonra Bezmî Kadın, Mudanya’ya sandal safası yapmaya gider. Cebren bir sandala biner ve biraz Tirilye tarafına doğru gittikten sonra
56 Bedesten adıyla da anılan Bezzazistan’ın plan ve kesiti (Gabriel’den)
FFFFFFFff
ridlddiriii
RPPliO®
sandalcıları tabanca tehdidiyle korkutup İstanbul yolunu tutar ve İstanbul’a gelir. Bezmî Kadın namına yapılan saray bilâhare yanmıştır. Bezmî Kadın, Sultan Hamid ile dargındı. İstanbul’da vefat eylemiştir. BK, I/266
BEZZAZİSTAN Her yerde olduğu gibi Bursa’da da kıymetli malların satılması ve hıfzedilmesi için bir bedesten vardı. Eski devirlerde banka olmadığından herkes kıymetli malını burada muhafaza ederdi. Hükûmete ait akçeler de burada saklanırdı.
1513’te Haymana kadılığından gelen avârız akçesi, Bursa bedestenine konmuş iken Yavuz Selim’in Sultan Ahmed ile yaptığı harp esnasında birtakım çapulcular bedesteni yağma etmişler ve bu meyanda 12.664 akçe sirkat edilmiştir. Bu paranın muhafazasına memur olanlara ödetilmesini Yavuz Selim emretmekle, hıfza memur olan dört kişiden her birine 3.160 akçe isabet eylediğinden tahsil edilmiştir (BS. 25/151, 26/41).
1513’te vuku bulan bu hadiseye “Bezzaziye hadisesi” denilmiş ve birçok kimseler tutulup zindana atılmış,
bunlardan Boğaçacı Mustafa’nın akrabasından Abdullah oğlu Ali adındaki mühtedi, mahpusda iç ağrısı olmuş ve meclis-i şer’den mutemed adamlar gönderilip görülüp fevt olduğu anlaşılmıştır (BS. 25/25). Yine mahpuslardan ases sancaktarı Hızır, Şaban’ın üçüncü günü hapishanede ölmüştür (BS. 25/50).
1559’da bezzazistanda vuku bulan şu vaka da dikkate değer: Bir gün bedesten ahâlisi mahkemeye gelerek; “Bizim aramızda Saraç oğlu Bekir, Mehmed ve Osman, yolculardan gelip bir kimsenin dükkânında satu pazar ederken araya girerek, ‘Bu kumaş sana yaramaz, alma’ diye mâni’ olup, sonra kendi kumaşını satıp bizim alışverişimize mâni’ olur, bundan sonra yolcular, dükkânlarında iken bu makule kimselerin mubassırlık etmemesini taleb eyleriz” diye şikâyetleri üzerine bunların ahvalleri tedkik edilmiş, gelen müşteriyi tahrik edip âhardan bey’ u şirâ eylemeye mâni’ oldukları anlaşıldığından ba’demâ mubasısırlık edip kimsenin alışverişi arasına girmemeleri emrolunmuştur (BS. 81/57). BK, I/264
BEZZAZLAR Bursa bezzazları mahkemeye gelip, etraftan Bursa’ya gelen tüccar, eskiden bezzazlara yarar esvaptan her ne getirirlerse cümlesinin ittifakıyla beş hisseye ayrılarak iki hissesi Gelincik Çarşısı’na ve iki hissesi Uzunçar-şı’ya ve bir hissesi de Tahtakale bezzazlarına taksim olunageldiğini, buna ait ellerinde huccetler, temessükler de bulunduğunu, fakat bazı esnafın buna kanaat etmeyerek diğerlerine sıkıntı verdiklerini bildirmişlerdir. Keyfiyet İstanbul’a arz olunmuş ve 1592 tarihli bir fermanla, eskisi gibi yapılması ve eski usüle muhalif kimseye iş ettirilmemesi ve eslemeyenlerin isim ve resimleriyle yazılıp bildirilmesi emredilmiştir (BS. 182/102).
1617’de gelen bir fermanda da bezzazların arasında; “Ham-dest ve bî-üstad kimseler çoğalmakla aralarındaki nizam ve intizama halel geldiğinden bütün esnafın ittifakıyla üzerlerine bir yiğitbaşı nasb olunup onun marifetiyle ham-dest olanlara dükkân verilmeyip, üstada iki yıl hizmet edip sanatı talim eylemeyince başka çıkmağa izin verilmeyip ve üstada şakird olmak lâzım geldikte, bu yiğitbaşı her birisine hisse verip ve her metaın parasını takdir edip ve onu on bir hesabı üzere fiyat takdir edip ziyadeye bey’ olunmayıp ve bohça ile mahalleler arasında gezip nâmahrem ile bey’ u şira eylemeyip ve ham-dest olanlara hisse verilmeyip her kim ki bu kanuna muhalefet eder ise Hazret-i Şit aleyhisselâm ruhu için bir kazan kaynatıp yine mütenebbih olmazlar ise zecr olunup hakkından gelinmek üzere kadı tarafından tenbih olunmak üzere ittifak eyledikleri” bildirilmiş ve bu durum sicile kaydolunmuştur (BS. 232/7).
1627’de bezzaz çırak ve kalfalarının, iki sene tamamıyla bir üstada hizmet ettikten sonra, şeyhleri ve yiğitbaşıları marifeti ve rızalarıyla, başka dükkâna geçip bey’ u şirâ edebilecekleri usül ittihaz edilmiştir (BS. 242/36). BK, I/265
BIYIK MAHMUD Bursa’da Yeşil civarında bir medrese ve Çukur mahallesinde bir de muallimhane inşa eylemiş ve bunların idaresi için vakıflar bırakmıştır. 1479’da sağ idi. Kendisi ulemadandı. Adı Bıyık Mahmud olduğundan hayratlarıyla “Bıyık Mahmudoğlu” diye anılmıştır. 1512’de ölmüştür (BS. 23/ 27). Kardeşi Mehmed Çelebi (Muh-yiddin) ve kardeşinin kızı Zeyneb vardı (BS. 3/154, 4/429, 5/127). Bazan da “Bıyıkoğlu Vakıfları” derlerdi (BS. 26/ 498; 27/79).
1491’de gelen bir fermanda: “Merhum Bıyık Mahmudoğlu Medresesi’nin vakıfnamesinde cihet-i talebenin yevmî 27 akçe, tevliyetin bir akçe, nezaretin bir akçe olması ve bâkîsinin müderrise teslimi şart edildiğinden, vakıfname mucibince amel edip tevliyet ve nezaret ciheti ihraç olunduktan sonra bâkî kalanı müderrise hükmedip teslim edesiz” diye emredilmiştir (BS. 12/205).
1521’de: “İmaret-i Sultaniye kurbünde olan medresesi tamire muhtaç olup ehl-i hibre ile üzerine varılıp görüldükte tamiri için 6.000 akçe tahmin olunup tamir bitinceye kadar vakıf mahsulü rakabe tutup mürtezikalara verilmeye” diye, mütevelli Mevlânâ Bâlî Çelebi’ye emir verilmiştir.
1561’de Bıyıklı Mahmud Medrese-si’nin varidatı 21.999 akçe idi.
1563’te Bıyıklı Mahmud Türbesi vakıfları da vardı (BS. 95/64). BK, I/270
BIYIK MAHMUD MEKTEBİ Çukur Mahal-le’dedir. Muallimhanenin batı tarafında Devlengeç vadisi geçmekte olduğundan, duvarın bazı yerleri yıkılmış ve mektep içerisinde olan su kuyusunun bazı yerleri yıkılıp ayıklanmak iktiza eylediğinden 1629 senesinde 1.238 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 243/93). BK, I/270
BIYIKLI MEHMED
BIYIKLI MEHMED Hasan’ın oğludur. Eşkıyadır. Bursa subaşısı Receb Bey, 1605 senesinde, bir gün bunu mahkemeye çıkarmış ve bu adamın, Balaban-
cık köyündeki Pîr Bey oğlu Davud Hoca, karısı Hümayun ve oğlu ve Süleyman’ı ve Süleyman’ın kızı Nesli’yi katl, emval ve erzakını da nehb ve gâret eylediğini, Davud Hoca’nın büyük kızı ve mirasçısı Ayşe’nin vekili Turgut oğlu Gündoğdu iddia eylemişti. Bıyıklı Mehmed de: “Ben, Yandım Ali, Hasta Mehmed, Voynuk Mehmed ve Ali ismindeki acemi oğlanı ve Suhte Mehmed ve sair 15 arkadaş ile Nilüfer Suyu kenarında bir değirmende toplanıp, gece yatsı namazından sonra Balabancık köyüne vardık. Davud Hoca’nın evini basıp dört nefer kimseyi öldürdükten sonra altın ve gümüş ile dolu biri duvar içinde, biri burçak içinde gömülü iki testi bulup onları ve bir yük eşyayı dahi bargire yükletip alıp gittik. Aramızda taksim eyledik, benim hisseme 115 altın düştü” diye itiraf eylemiştir. Şahitler de: “Mezbur yol kesici hırsızlardan olup nice Müslümanları katl, emval ve erzakını nehb ve gâret edip her ne makule fesad ve şenaat olursa irtikab eder. Vâcibü’l-katl ve lâzimü’l-izâle ve sâ’î bi’l-fesad fi’l-arzdır. Mezburun hakkından gelinmesi sevâb-ı azîmdir” diye bi’l-müvâcehe haber verdiklerinden sicile kaydolunarak idam için subaşıya teslim edilmiştir (BS. 210/27). BK, I/271
BİLÂD-I SELÂSE Evvelce “Bursa, Edirne, İstanbul”un üçüne birden bilâd-ı selâse derlerdi. Ayrıca bir de “İstanbul ve Bilâd-ı Selâse” vardı ki buradaki bilâd-ı selâse; “Eyüb, Üsküdar ve Galata” idi. Üç şehir demektir. BK, I/267
BİNALAR Yavuz Selim zamanında (1514) yapılan bir emlâk tahririnde, Bursa’da, 147 mahalle, 60 köy, 9.296 ev, 21 han, 21 hamam, 669 dükkân, 1 bedesten, 10 değirmen, 176 bağ ve saire bulunduğu, asker ve vakfa bağlı olmayan 9.543 erkek bulunduğu tesbit olunmuştur. 1873’te Bursa kazasında 16.587 hane, 51.708 yalnız erkek nüfusu vardı. 1905’te yalnız Bursa’nın içinde; 10.468 ev, 165 cami ve mescid, 27
medrese, 36 tekke ve zaviye, 10 otel, 49 han, 26 hamam, 41 fabrika, 37 tabakhane, 17 boyahane, 100 fırın, 10 eczahane, 3 tiyatro, 1 sanat mektebi, 1 hastahane, 1 düşkünler evi, 1 umumi bahçe, 3 matbaa, 2 idâdî mektebi, 263 kahvehane, 80 meyhane, 2.930 dükkân ve mağaza, 29 değirmen vardı. Diğer binalar adları hizasına yazılacaktır. BK, I/268
BÎNAMAZ Namaz kılmayan kimselere denilirdi. 1543’te Pîrî oğlu Pasban Mustafa’nın namaz kılmadığı, Abdullah oğlu İskender’in bî-namaz olduğu, Cuma mahallesinden İbrahim oğlu Hüseyin’in ve Hoca Ali mahallesinden Hızır oğlu Ramazan’ın namaz kılmasını bilmediği zahir olduğundan muhtesib hizmetkârı Memi tarafından mahkemeye getirilerek sicile kayıt olunmuş ve hepsi de cezalandırılmıştır (BS. 50/8). 1560’ta Bursa’daki hamr içenlerle bî-namaz, müfsid ve gammazların teftiş ve tefahhusu hususunda ferman geldiğinden, Bursa’da bu kabahatlerle yakalananlar cezalandırılmışlardır (BS. 81/192). BK, I/268
BİNBAŞI Eskiden beri kullanılan askerî bir tabirdir. Bin kişiye komuta eden kimseye denilir. En evvel bu ismin 1536’da, Bursa Sicilleri’nde Şehabed-din Paşa mahallesinden Mustafa oğlu Yahşi isminde birisi için kullanıldığı görülmüştür (BS. 41/250). BK, I/268
BÎNEVA Sessiz demektir. 1507’de Umur Bey köyünden Hacı Mustafa oğlu Bîneva Mustafa, Tuzhisarı köyündeki memlehalarını Abdullah oğlu Tavâşî Mahmud Ağa’ya mukâtaaya vermiştir (BS. 305/21). BK, I/269
BÎNEVA MESCİDİ Bursa’da Ali Paşa mahallesinde, Hamam Tekke karşısında küçük bir mesciddi. Bîneva Mehmed isminde birisi, 1512’den evvel yaptırmıştır (BS. 172/53, 325/89). BK, I/269
BİTİNYA Anadolu’nun eski taksimatında ve kuzeybatı nihayetinde bir kıtanın adıdır. Başlıca meşhur şehirleri; Prusa (Bursa), Nikya (İznik), Nikomedya (İzmit), Herakliya (Ereğli), Halkidonya (Kadıköy) idi. Lidya hükümdarı Kre-züs, burasını zapt etmiş ve sonra Key-hüsrev onun mülküyle beraber İran topraklarına ilhak etmiş ve İskender’in hurucunda müstakil küçük bir hükû-met hâlinde kalmıştır. Hükümdarı Zelas(?), İskender’e itaat eylemiş ise de bunun halefi itaatten çıkmış, istiklâlini ilân eylemiştir. Milâddan 183 sene evvel Romalılara tâbî olmuştu. Hükümdarları şunlardır:
|
Bitinya Hükümdarları ve Saltanat Süreleri |
||
|
Adı |
Saltanat Süresi |
|
|
I. Nikomed |
M.Ö. 281-251 |
(30 yıl) |
|
Zelas |
M.Ö. 251- 238 |
(13 yıl) |
|
I. Prusyas |
M.Ö. 237-192 |
(45 yıl) |
|
II. Prusyas |
M.Ö. 192-148 |
(44 yıl) |
|
II. Nikomed |
M.Ö. 148- 90 |
(58 yıl) |
|
III. Nikomed |
M.Ö. 90- 75 |
(15 yıl) |
Üçüncü Nikomed, milâddan 75 sene evvel vefatında memleketini Roma hükûmetine terk etmekle, o vakitten itibaren Romalıların elinde kalıp, milâdın üçüncü asrında Pont eyaletinin bir sancağı ittihaz edilmiştir. XI. asırda Selçukîlerin eline geçtikten bir asır sonra Rumlar, bu hıttayı istirdadla İznik’i payitaht ittihaz eylemişlerdir. Nihayet 1326 senesinde Osmanlılar tarafından zapt edilmiş ve 6,5 asra yakın bir zamandan beri Türklerin elinde bulunmaktadır. Bu devirlere ait İznik’teki Ayasofya Camii’nden başka meydanda hiçbir izleri kalmamıştır. BK, I/269
BİTPAZARI
BİTPAZARI Eskiden eski eşyaların satıldığı yere “Bitpazarı” derlerdi. 1775 senesinde Bursa’da, Yeni Hallaçlar Çarşısı’nda sakin İslâm ve Hıristiyan otuzu mütecaviz “Bozmacı” esnafı, divan-ı hümayuna arzıhâl edip, bunlar
57 Eski taksimde Bitinya’yı gösteren harita
evvelce Bitpazarı Çarşısı’nda sakinler iken iki defa yangın geçirerek orası hâli ve harap olduğundan kârgir ve her vech ile emniyetli olan Yeni Hallaçlar Çarşısı’nda sakin olmuşlardır. Bunlara, hiçbir vech ile kimsenin karışmaması lâzım iken, Bitpazarı Çarşısı’nın mütevellisi çıkarak: “Evvelce siz, benim mütevellisi olduğum çarşıda sakin olurdunuz. Şimdi sizi yine oraya naklettiririm” diye iddia ve mahkemeye dava ve murafaadan sonra, hâlâ sakin oldukları Yeni Hallaçlar Çarşısı’nın bunlara ehven ve kirası dahi az ve binaları kârgir ve herhalde eşyaları muhafazalı yerde bulunduğu şer’an sabit olduğundan ve mütevellinin yine tacizde devam eyle-
58 XIX. yüzyılın sonunda Bitpazarı
59 Bitpazarı’nda bir hallaç diği anlaşıldığından, teaddîsinin men’ ve def’i hakkında ferman gelmiştir (BS. 1186/64). BK, I/269
BOĞASİ Astarlık bezdir. 1493’te: “Eğir-dir’den Bursa’ya gelen boğasinin olmuşu yedi ve hamı yedi ola, eksik olmaya” diye emir verilmiştir (BS. 4/95). 1504’te gelen bir fermanda: “Bursa’da işlenen boğasiler kanun-i kadim üzere tamam işlenirdi. Şimdi gelen boğasilerin tûlunda hayli noksanı olup Müslüman-lara zarar olduğundan gayri, ihtisabın hasılı dahi bu sebepten noksan olmaktadır. Bundan sonra boğasilerin uzunluğu tamam işlenmek için ‘Cüllahlar (kumaş dokuyucu)’a tenbih edip eksik işlemeyeler. Eksik işlenmiş varsa tamam edeler. Muhtesibler daim görüp ve gözetip tûlunu eksik işlettirmeyesiz ve bu kabil eksik boğasileri kimseye aldırma-yasız. Bundan sonra eksik boğasi, hangi kazada işlenmiş ise oranın kadısı, padişahın büyük îtabına uğrar ve muhte-siblerin azl ve redlerine sebep olur. İşleyenler ve alıp götüren muhkem siyaset olunurlar” tarzında Bursa’da bulunan padişah tarafından bir fermanla emredilmiştir (BS. 25/5). 1616’da Bursa’da
cüllahların işledikleri boğasiden damga resmi fermanla ref’ edilmiştir (BS. 225/95). BK, I/272
BOĞAZHİSARLAR 1756’da Boğazhisar’-da, kalelerin binasına memur Kastamonu mutasarrıfı Vezir Ahmed Paşa’ya gönderilen bir fermanda: “Hudâven-digâr sancağının üç bin ve üç binden aşağı timar erbabı Bozcaada’ya tayin olunup üç binden yukarısı da Ahmed Paşa maiyyetine, muhafazaya memur edilmişlerdir” denilmiş ve ilkbahar geldiğinden muhafazaya ehemmiyet verilmesi bildirilmiştir (BS. 346/30). 1773’te seçme ve bahadır dilâverler-den 200 askerin, muktedir bir başbuğ maiyyeti ile Boğazhisarlara serîan gönderilmesi emredilmiştir (BS. 1186/ 32). BK, I/272
BOR BARUTHANESİ Bor, Niğde civarında bir kazadır. 1636’da Bor kasabasında bina olunan baruthane mühimmatı için 24 havan ve 24 tokmak, Mudanya’ya gönderilmiş ve kadıların, bunları da eğlendirmeyip birbirlerine ulaştırarak acele Bor kasabasına îsal eylemeleri ferman edilmiştir (BS. 254/79). BK, I/273
BOSTAN Namazgâh mahallesinden İbrahim’in oğludur. Yeşil mahallesi ahâlisi, mahkemede yüzüne karşı: “1583’te Yeşil’de katledilen Terzi Cafer’in katilini bilir. Daim fısk ve fesad ile me’lüf olup fahişelerle görüşür, dânişmendlerle Sultaniye Medresesi’nde davul ve zurna ile âşikâre işret kullanır, şakî ve yaramazdır” diye iddia ettiler. Bostan da: “Benim bu hususta asla haberim yoktur. Cafer’in katl olunduğu gün ben, Ömer ve Küçük Hasan ile Çamlıca sahrasında kebap yerdik” cevabını vermiştir (BS. 150/3). BK, I/273
BOSTAN BEY Asaf Bey’in oğludur. 1572’de dergâh-ı âlî çavuşlarından ve sipahilerindendi (BS. 116/90). BK, I/ 273
BOSTAN ÇELEBİ Hacı Mehmed’in oğludur. 1585’te “Bıyıklızâde” diye meşhurdur (BS. 170/59). BK, I/273
BOSTAN EFENDİ Handan Ağa’nın oğlu Şeyh Bahri Dede’nin oğludur. 1593’te birçok vakıflar yapmıştır (Vakfiye kaydı, 5/71). Babasının vefatında şeyh olmuş, vakıflara ilâveler yapmış ve zaviyenin kuzey tarafına gömülmüş ise de mezarlık bahçeye çevrilmiş ve mezar da kaldırılmıştır. BK, I/273
BOSTAN EFENDİ Terzizâde’dir. Bursalıdır. Müderris olup 1633’te ölmüştür. Hisar’da Filboz Camii haziresine gömülmüştür. Alim, her şeyi inceler, kıymetli bir zat idi (G. 338; SO. II/17). BK, I/274
BOSTAN EFENDİ Berkzâde’dir. Tahsilden sonra Abdülmümin Efendi’den icazet alarak bazı medreselerde müderrislik etmiş ve 1636’da ölmüş ve Şehreküstü mezarlığına gömülmüştür. Alim, zeki, halim ve selim bir zat idi (G. 341). BK, I/274
BOSTAN EFENDİ 1561’de Bursa’da hekimbaşı idi (BS. 92/244). BK, I/273
BOSTAN EFENDİ (Mevlânâ) Emre Halife (Hoca)’nin oğludur. 1567’de Yeşil Camii hatibi idi (BS. 110/216, 116/121). BK, I/273
BOSTAN EFENDİ (Mevlânâ) Hamza’nın oğludur. Hisar’da Zindankapısı’ndaki hanesinin bahçesinde, 1619’da meyve veren bir hurma ağacı vardı (BS. 234/12). BK, I/274
BOSTAN EFENDİ (Şeyh) Kebapçızâde’-dir. Hamza Bey mahallesinde doğmuştur. İne’de Şeyh Kasım Efendi’nin halifesidir. Bu mahallede şeyh olmuştur. 1620’de ölmüştür. Karakâdîşinas “Esved (Derviş Ali)”in babasıdır (G. 188). BK, I/274
BOSTAN HİLMİ EFENDİ “Bakkalzâde” diye meşhurdur. Bursalıdır. Müderris-
tir. Şam’da oturmakta iken 1595 senesinde vefat eylemiştir. Alim ve şairdi. Şiirde mahlası “Hükmî”dir. Derviş tabiatlı, aza kanaat eder, teklifsiz konuşur, saf ve temiz bir zat idi (SO. II/16; KA. 1976; G. 46; ŞNZ. II/18). BK, I/273
BOSTANCI Hassa bostancı mütekaid ve neferatından olanların tereke ve mu-hallefatları marifet-i şer’ ile ocak tarafından yazılarak hasıl olan beytül-mallarının fakir ocak arkadaşlarının teçhiz ve tekfinine sarf olunup fazlası da hadîka-i hassadaki iki kıt’a bahçe ile Soğukçeşme’de vaki üç kıt’a hindiba bahçelerinin parmaklık, aşı ve çinikâr boyalarına sarf olunagelmek üzere nizam ve şürutu hâvî itâ buyurulan hatt-ı hümayun mucibince Bursa’da da bu paranın kayıp olmamasına dikkat edilmesi emredilmiştir (BS. 1186/64). BK, I/274
BOSTANCIOĞLU Bir eşkıyadır. Pazarbaşı Hasan, Hacı Veyis oğlu Mustafa bunun arkadaşları idiler. 1809’da Rodos’a sürülmüştür. BK, I/274
BOSTANZÂDE 1486’da Sinan oğlu Hoca Muslihuddin Mehmed’in soyadıdır (BS. 5/295). BK, I/273
BOŞAMAK
BOŞAMAK 1491’de bir gün mahkemeye Doğan oğlu Mevlânâ Hacı Davud ve Mahmud oğlu Abdurrahman Kâhya ve daha bazı kimseler gelerek, Pîrî oğlu Ece’ye: “Senin evine yaramaz kadınlar gelir gider ve avretinle musahabet ederler” dediler. O da “Benim avretim yaramaz mıdır” diye sordu. Kendisine: “Evine yaramaz avretler gelip gidenin avreti yaramaz olur” denilince, “Bana yaramaz avret gerekmez. Üç talak ile boş olsun” diyerek karısını boşamıştı (BS. 4/427).
1543’te Mustafa kızı Hatun Paşa, kocası Musa oğlu Yusuf’u mahkemeye ihzâr ettirip ona: “Sen, hatunun olan hatunu boşamışsın, ben mutallaka oldum” deyince, Yusuf: “Benim başka bir
nikâhlım dahi vardı, ismi dahi Ha-tun’dur, debbağ kızıdır. Ben onu boşadım” demiştir. Hatun Paşa: “Ben deb-bağ kızıyım” dediği hâlde ikame-i beyyineden âciz kalmış; mezbur Yusuf’a da, niyetinin debbağ kızı Hatun idiğine yemin ettirilmiştir (BS. 48/86).
1583’te bir kadın mahkemeye müracaat ederek kocam: “Bundan sonra şarap veyahut arak veya ekşi boza içersem geri, benden talak-ı bâin ile boş ol, diye şart eylemiştir” demiştir (BS. 150/ 51).
1486’da Abdullah kızı Hüsnî, kocası Şaban oğlu Ali’yi mahkemeye ihzâr edip dava ederek; “Erim Ali şart edip eyitti ki, ‘Cuma gününden gayrı günde işlemeyecek olursam avretim bâin talak ile boş olsun’, sonra da işlemedi” dedi. Kocası da bu şartı itiraf eyleyerek; “Lâkin üstadım Yusuf, işleme diye kovduğu ecilden işlemedim” dedi. Mezkur Yusuf Sinan, işten çıkardığını inkâr etti. Ali’den beyyine taleb olundukta, izhârı acz edip Sinan’a verilip mezkurenin bâin talak ile boşluğuna hükm olundu (BS. 5/273). BK, I/275
BOŞAMAK
BOYA Mensucat kimyacılarından Bay Hasan Hıbrî; “Türk Tarihinin Anahat-ları” adındaki eserinde, “Boyacılık Tarihinde Türkler” adında bir bahis yazmış ve bu yazısında şöyle demektedir: “Bir Alman alimi, Almanya’ya kırmızı boyacılığın nereden geldiğini, senelerce incelemiş ve önce Yunanistan’daki Tır-nova’dan geldiğini zannetmiştir. Tırno-va’ya gelerek uzun müddet tedkikatta bulunmuş ve bunun neticesinde oraya da, Bursa’dan giden Tırnova fatihi Paşa Yiğit’in oğlu Turhan Bey tarafından götürüldüğünü bulmuş ve bu konuda büyük bir eser yazmıştır.”
Bu meseleyi incelemek için Bursa’ya gelen Bay Hasan Hıbrî’nin verdiği bu izahat nazar-ı dikkatimi çektiğinden, Bursa için fevkalâde önemli olan bu meseleyi ön plana aldım. Bursa Sicille-ri’nden yaptığım tedkikatta bu meseleye çok yer verdim. Bunun için burada
bu meseleye layık olduğu yeri vermek arzusu ile üzerinde biraz fazla duracağım. Sicillere göre Bursa’daki boyacılığın şöhreti dünyaya yayılmış ve İran’dan boyanmak üzere Bursa’ya ipek getirilip boyandıktan sonra tekrar İran’a götürülmüştür. İstanbul’un fethinden sonra padişah saraylarına mahsus keçelerin, donanmaya ait sancakların Bursa’da boyandığı tesbit edilmiştir. Çünkü, Bursa’nın al boyası dünyanın her tarafında meşhurdu ve hiçbir yerde bu boyayı yapamıyorlardı.
XV. asırda, Bursa’da en mühim boyahaneler, şimdiki Vilâyet Matbaası karşısındaki Kara Şeyh Camii ile Kız Muallim Mektebi arasında, Sarı Abdullah mahallesinde ve Reyhan Paşa mahallesinde, Ulucami’nin kuzey tarafında bulunuyordu. Alboyacılar, Vilâyet Mat-baası’nın bulunduğu sokakta idi.
Boyacılar, esaslı bir teşkilâta bağlı olarak kısımlara ayrılmıştı. Her cins boyanın mütehassısı başka olduğu gibi, boyanın cinsine göre de boyacıları ayrı idi. İpek, ibrişim ve ipekten mamul mallarla, bez, keten, aba ve keçenin boyandıkları boyahaneler başka idiler. Boyacıların zabt u rabtları ve sanatın durumunu korumak uğruna gösterilen hassasiyetin muhafazası için; “Boyacılar Kâhyası” (şeyhi, reisi), “Yiğitbaşı” ve “Ehl-i Vukuf” (eksper)’ları vardı. “Boya, boyacı, boyahane” tabirleri, birbirinin ayrılmaz tamamlayıcısı olduğundan ayırmadan tarih sırasıyla özlerini sunuyorum:
1486’da Boyacı İskender, II. Baye-zid’in boyanacak otak keçeleri için, hassa harc emini Sinan oğlu Taced-din’den 10.000 akçe almıştı (BS. 5/ 169).
1493’te Ulucami önündeki yedi boyacı dükkânı yandığından ve camiye zararı olduğundan yeni yapılacak dükkânların başka işte kullanılması emredilmiştir (10/311).
Bazı sicil kayıtlarında, 1496’da ölen Boyacı Hamza’nın dükkânında beş kazan, üç küp, beş tagar, on iki kantar
boya ve kalya bulunduğu (13/17) ve boyacılığa ait bir çok ecza isimlerinin olduğu görülmüştür (12/143).
1503’te boyacıların kullandıkları şapın, şap emininden alınması şart idi. Bu sebeple Bileciklioğlu mahallesinde Boyacı Yusuf oğlu İlyas’ın dükkânında Gediz şapı olduğu ihbar edilince, bu, şap emini Bahaeddin tarafından müsadere edilmiştir (19/137).
Kadı Hamamı Çarşısı’nda, 1513’te ölen Boyacı Hamza’nın dükkânındaki metrukâtı arasında; yedi kazan, terazi ve dirhemleri, değirmen, kızıl boya, palamut ve karabiber (24/29); aynı tarihte Reyhan Çarşısı’nda ölen Murad’ın boyacı dükkânında beş kazan, altı tagar, iki bitmiş kalya taşı, değirmen (24/29); Şeker Hoca mahallesinde ölen Boyacı Yusuf’un Ulucami civarındaki dükkânında üç kazan, on iki tokmak, kalya taşı; Karaağaç mahallesinde ölen Alâeddin’in dükkânında 2.000 dirhem al ve kırmızı put, altı kantar (24/151, 181) bulunduğu görülmektedir.
1518’de Yavuz Sultan Selim’in otak-larının 330 parça keçenin boyanmasına emr-i şerif gelmiş ve boyacıların ehl-i hibresi (eksperi) tahmin edip her bir keçenin 115 akçeye boyanacağı kavl olunmuş ve cem’an 37.950 akçe, Hassa Harc Emini Mustafa Çelebi’nin adamından alınarak sekiz boyacıya teslim edilmiştir (28/49).
1519’da: “Bursa boyacı ustalarından yarar ve kâmil boyacı gönderin” diye hüküm geldiğinden; Alaca Mescid mahallesinden Ahmed oğlu Mahmud ve Azeb Bey mahallesinden İlyas oğlu Pîrî, birbirine kefil olarak padişahın işleri için Edirne’ye, ulûfecilerden Karaca oğlu Mehmed’e teslim edilerek gönderilmişlerdi (28/5).
1571’de Kadı Hamamı civarında, boyacı dükkânı içinde bulunan sekiz kazan, bir tagar, beş adet küp ve sair boyacılara lâzım olan âlât ve eşyasıyla 12.300 akçeye satılmıştır (343/15).
1599’da Şüşteri Çarşısı’ndaki boyacı dükkânlarının, çeşme önündeki tekkenin ve bu çarşıdaki kârizin suları öteden beri Kara Şeyh Camii önündeki helâlara akagelmiş iken Hacı Mustafa, vakfının odalarına ve bazı mahallata akıtıp helâları susuz bırakmıştır. Mahkemeden keşf ettirilmiş ve helâlar tarafına akan kârizin binası, odalar tarafına asıl olması kabul edilerek kârizin ve dükkânların sularının, eskiden oluduğu gibi helâlar tarafına akıttırıl-masına hükm olunmuştur (351/104).
1604’te İstanbul’daki eski ve yeni saraylarla köşkler ve otağ-ı hümayundaki beyaz keçelerin kırmızıya boyanması emredildiğinden, otağ-ı hümayun ambarı mutemedi, hassa mehterlerden Mahmud ile yetmiş kıt’a keçe Bursa’ya gönderilmiş ve kırmızıya boyanıp mesârifi olan akçenin hassa harc emininden alınıp hak sahiplerine verilmesi bildirilmiştir (209/186).
1605’te Bursa etrafından, “Mor toprak” demekle maruf boya getirip satan tacirlerden dört kişi mahkemeye gelerek, boyacıların sanatının yiğitbaşıları olan Abdullah oğlu Musa, Mehmed oğlu Hacı Bostan, Mehmed oğlu Sefer, Rıdvan ve Hüseyin oğlu Mehmed ve Yahudi Musa oğlu Kemal müvâcehesinde: “Mor toprağı öteden beri boyacılara satagelmişizdir. Lâkin bahası müte-ayyen olmamakla beynimizde cidal ve nizâ vaki olur. Bunlarla şöyle ittifak ettik ki, getirdiğimiz toprağı mezburla-ra her kıyyesini onar akçeye verip bunlardan başkasına satmayacağız. Eğer gizlice satarsak hakkımızdan geline” dediler. Boyacılarla böyle icma ve ittifak ettiler (211/52).
1613’te Dârüssaade ağası Hacı Mustafa Ağa’nın, kırmızıya boyatmak için Bursa’ya, Bursalı Hacı Mehmed ile 36 beyaz keçe gönderip Boyacı Hasan’a beherini 450’şer akçeye boyattığı ve bedelini ödediği anlaşılmaktadır (223/ 46).
1615’te Bursa’daki boyacıların ehl-i kıblesi (ehl-i hibre yerine kullanılır)
olan Osman’ın, padişaha arzıhâl vermesiyle: “Bursa’da kullanılan boyalar eskiden halis boya işlenegelmiş iken şimdi bazı boyacılar bakam içine kan katıp kalp ve kem işleyip sanata zarar verdiklerinden, eskisi gibi halis boya kullanmaları ve memnû olmayanların isim ve resmi ile bildirilmesi” emredilmiştir (225/124).
1640’ta Bursa’da boyacılık yapan kimseler, evvelce bu sanatın ehl-i hibresi ve yiğitbaşısından istizan edip boyacılık sanatında mahareti üstadlar beyninde zahir olduktan sonra boyacılık etmek mutad-ı kadim iken Mercan ve Avanoz’un, izin almaksızın müştereken boyacılık eyledikleri şikâyet ve men’ olunmalarını kadıdan taleb eylediklerinde, bu işe vukufu olanlardan sorulmuş ve mezbur zimmilerin, sanatı mezburede mahir olup boyacılığa kadir oldukları zahir olduğundan şikâyetçilerin sebepsiz muarazaları men’ olunmuştur (362/165).
1640’ta Bursa’da kırmızı boğasi boyayan boyacılar, mahkemeye müracaat ederek; öteden beri sanatlarına mahsus olan kırmızı boyaya şirugan koyduklarını, ancak ahâli tarafından: “Bu cami ve mescidlere mahsustur. Siz kullanırsanız şehre darlık verirsiniz” diye men’ edildiklerini bildirmişlerdir. Boyacılar da bunu, Bursa’daki bakkal ve tüccarlardan almayıp âhar diyardan getireceklerini kadının huzurunda taahhüd ve ittifak eylemişlerdir (260/ 25).
1641’de Şüşteri Çarşısı’ndaki boyacı dükkânında, Abdullah oğlu İbrahim, boyacı kazanına düşüp yaralanmış ve bu yaranın tesirleri görülmüştür (259/ 47).
1641’de Müslüman boyacılar her türlü tekâlifi verip aralarına âhardan kimse karışagelmiş değil iken, şimdi hariçten zimmiler gelip, lâzım gelen tekâliflerini vermedikleri gibi kalp ve noksan boya işleyip kâr u kesblerine mâni’ ve sanatlarının ihtilâline sebep oldukları
vaki olduğundan men’ ve def’leri ferman edilmiştir (361/188).
1655’te Elmalık mahallesinde ölen Boyacı Sefer’in dükkânında dört büyük kazan, küp, tokmak, bakraç, destere, kevgir, kantar gibi edevat bulunmuştur (344/44).
1659’da boğasi ve astar boyanması için Bursa’nın fethinden beri canib-i mîrîye resim namına bir akçe vermiş değil iken Abdüsselâm ve Hasan isminde iki kişi, bunlardan deyn almak üzere 15.000 akçeye iltizam edip vaz’-ı kadîme muhalif resim taleb eylediği divan-ı hümayuna şikâyet edildiğinden bu usül kaldırılmıştır (346/22).
1669’da kazzazların, öteden beri ipliklerini, boyacılar arasında “nevbet” tabir olunur ittifak üzere deste ile boyatmaları lâzım geldiği ve bu iplikler 73 desteye baliğ olunca herkesin aşağıda gösterilen miktarda boyaması ve gizli boyamayıp sanatın kesadına bâdi olunmaması hakkında kazzaz boyacıların ellerinde ferman bulunmakta idi. Her birinin, nevbetinden tecavüz eylememesi de Kadı Efendi tarafından tenbih edilmişti. Deste miktarı da şöyle idi: Alboyacılar kethüdası Ahmed oğlu Mahmud 7; Ramazan oğlu Üstad Mustafa, Musa oğlu Halil Dede, Mehmed oğlu Hacı Mustafa, Mehmed oğlu Üstad Ali, Turgut Dede, Kasım oğlu Dayı Mehmed, Hasan oğlu Üstad İbrahim, Hasan altışar; Halil oğlu Üstad Mehmed Çelebi ve Seyfullah oğlu Mehmed Dede dörder; Hacı Cafer oğlu Üstad Mehmed, Yusuf oğlu Hacı İsmail üçer; Ömer Beşe ve Göçen Mehmed ikişer deste boyarlardı ki, cem’an 73 deste idi (301/28).
1679’da Boyacılar Çarşısı’nda vaki Çendik Medresesi duvarına bitişik boyacı dükkânı, içerisindeki bir büyük kazan ve bir boya değirmeni ve boyahanenin malum sair âlâtıyla beraber Boyacı Hasan Çelebi tarafından, Boyacı Hasan Dede’ye devredilmiştir (325/ 14).
1683’te basmacılar, boyacılar, gezir-cilerden çıkan boğasi, astar, deymi(?) ve beledî ve Antalya’dan gelen ham halattan birer akçe boyahane damgası resmi alınması ve hiçbir kimseye inad ve muhalefet ettirilmemesi emredilmiştir (197/34).
1687’de Bursa’da, “Heft renk (yedi renk)” boyacı tâifesinin kâhyaları İvaz oğlu Receb Çelebi ve on kadar boyacı, diğer boyacılar müvâcehesinde mahkemede: “Bütün bukam ile ipek boyamak beynimizde memnû ve merfu olup kalp olduğu malum ve meşhur iken esnaftan Seyyid Mehmed, Zülfikâr ve İbrahim eski âdete aykırı olarak şehir dışarısında, Hacı Seyfeddin mahallesinde, Seyyid Mehmed’in bahçesinde mahkemeye getirilen ipeği bukam ile boyamışlardır. Ellerinde bulduk. Böylece âdet hilâfına başka yerlerde kalp iş işlemek ile sanatımıza külli ihtilâl vaki olmuştur. Kendilerinden sorulup bundan sonra, eskiden boyahane olmayan yerlerde bunun gibi kalp iş işlememek üzere tenbih olunmasını” istemişler ve suçlular dahi ikrar ve itiraf edip, bundan sonra boyahane olmayan yerlerde boyamayacaklarını taahhüd eylemişlerdi. Bukam boya, kalp olduğu cihetle kat’iyyen kullanılmaması mahkemece tekrar tenbih ve te’kîd edilmiştir (325/ 115).
1765’te Bursa boyacı esnafından birkaçı arzıhâl edip, boyahanelerde boyanan ipeğin beher vukıyyesine ikişer akçe beylik resmi verilip -sakız boyacılığına kıyas ile ve âhar bahane ile- ziyade istenilmemesi için emr-i şerif rica eylediklerinden eski kayıtlar ve yeni kayıt ceridesi ihraç olundukta, elvan ipek boyacılığı ibtida Selânik ve Manisa boyacılığı misilli, bir vukıyyesinden ikişer akçe resm-i mirî alınmak üzere seneliği 9.000 akçe mal ile bundan evvel Bursa beytülmal mukâtaasına ilhak olundukta, İstanbul’da evkaf-ı hümayun musakkafatından Langa Ye-nikapı haricinde vaki elvan ipek boyalarının kârhanesinin şurûtu nizamına
madde-i mezburenin mahalli olduğu haber verilmekten nâşî mal-ı mukay-yediyle evvelce evkaf-ı hümayuna ilhak olunmuştu. Lüzumu olmadığı ve evkafa ilhakından dahi bir fayda görülmediği cihetle evkaf-ı hümayundan ifraz ve müzayede ile 4.300 kuruş muaccele ile mirahur-ı evvel Halil Mehmed Saîd ile dört arkadaşına mâlikane suretiyle verilmiştir. Bursa elvan ipek boyası, ancak bu eminler nezaretleriyle boyanıp başkaları tarafından müdahale olunmamak üzere elvan ipeğin beher vukıyyesinden ikişer akçe resmi alınmak iktiza eylediği cevabı verilmiştir (1179/45).
1766’da kök boyacı taifesine tokmakçıların yamak oldukları bildirilmiştir (1179/48).
1766 tarihli bir sicil kaydında: “Bur-sa’da kırmızı boyacılığı başka elvan boyacılığı başkadır. Bundan sonra kök boyacılar kırmızı boyamayacaklar ve kırmızı elvan boyayanlar da çivit istimal edemeyeceklerdir. Cümle arasındaki bu eski nizam yeniden teyid edilmiştir” denilmektedir (BS. 1179/52).
1784’te Bursa ahâlisinden birçok kimseler mahkemeye müracaat ederek: “Bursa’da güvez boya ile boyanan değişik cins ipek, bembe ve keten emtianın renkleri az zamanda zâil olmakta olduğundan bunları satın alanlar zarar görmektedirler. Bu da boyaların kalp olmasından ileri gelmektedir” diye şikâyet eylediklerinden Bursa boyacıları mahkemeye celb edilip durum sorulmuş, onlar da: “Bu boyalar çiçek tabir olunur boyalardan olup Frengistan’dan gelmektedir. Evvelce mutemed kimselerden alırken boyalar da halisti. Şimdi Yahudi ve Rum tüccarlardan bazıları boyanın miktarını çoğaltmak için, içerisine başka şeyler karıştırdıklarından boyalar kalp olmaktadır. Gerek kutnî ve gerek sair eşyanın boyanmasının selâmeti ve sanatımız fukarasının ve sair ibâdullahın selâmeti için öteden beri ‘çiçeği’ istikamet üzere satan ve cümlemizin mücerreb ve mutemedi olan
“Dilaruka”(?) adındaki Rum’un satmasını ve diğer hilekârların ‘çiçek’ satmalarının men’ini rica eyleriz” demeleri ve kutnici esnafının dahi tasdik etmeleriyle yalnız Dilaruka’nın satması ve diğerlerinin men’i arz edilmiş ve ibadullahın mazarratı görülünce ref’ ve terkîn olunmak üzere izin verilmiştir (214/ 9).
1784’te Çatalfırın mevkiinde Anastaş oğlu Yorgi’nin boyacı dükkânında yünden işlenen şal (omuza atılmaya veya boyuna sarılmaya mahsus yünden kumaş), kuşak, tiftik ve karacalar kuşağı gediğine mutasarrıf olup başka yerde boyanması memnû iken iplik ve ipek boyacıları, bundan işlemeye cesaret eylemişlerdir. İstanbul’da Fazlı Paşa Sarayı’nda (İstanbul’da Sultan Ahmed’de yıkılan hapishane binasındaki İbrahim Paşa Sarayı’nın sonra aldığı isim) vaki boyacılar gedikleri şurutu mucibince mesul mutasarrıf olduğu gediği bilcümle âlât-ı lâzime-siyle Sultan Ahmed vakfına ilhak ve teberru olunup yine kendisi senevî 50 kuruş müeccele ile bilâ-muaccele icar olunmak ve vefatında evlâdı varsa bilâ-muaccele mezkure ile evlâdına, yoksa müstehak kalfasına icar olunmak üzere eline temessük verildiğinden ipek ve iplik boyacılarının müdahale ve teaddîlerinin men’ olunması emredilmiştir (314/4).
1785’te Üçüncü Sultan Ahmed’in Yeni Saray’daki kütüphanesi vakfından Fazlı Paşa Sarayı’nda kâin boyacı esnafının gedikleri şurutu mucibince tasarruf etmek üzere yün ve tiftikten mas-nu’ şal, kuşak, karacalar kuşağı, çuha ve elbise boyamak vakfa 70 kuruş müeccele ile Bursa’da kâin sekiz nefer ustaya mahsus olup âhar mahalde boyanmak ve eğer elbise-yi mezkûru boyamaya cesaret eder olursa Fazlı Paşa Sarayı boyacıları şurutu misilli te’dîb olunmak için emr-i âli verildiği, Edirne ve Bursa’da vaki selâtin ve vü-zera-yı kiram evkaf-ı saireye müteallık olan cemi davaları Haremeyn-i Şeri-
feyn evkafı müfettişleri tarafından tayin olunan vekilleri rüyet edip mevâ-lî ve hukkâm-ı sâirenin istima etmemesi emredilmiştir (1198/39).
1787’de Bursa’da kezzap taktîrini fermanla üzerine alan Yahudi Mose ve şeriki Yasef, yaptıkları kezzabı kalp ve hileli yaptıklarından, bununla yapılan boyalar da kalp olduğundan hileli kezzap konan boya ile boyanan tüccar malının elvanı değişmekle kıymetine halel geldiği şikâyet edilmiş ve mahkemeye getirilen kezzabın kendi malı olduğunu itiraf eyledikleri keyfiyeti padişaha arzedilmiştir (1198/72).
1788’de Bursa’da boyacı esnafından iki Hıristiyandan birisinin şâkirdi Nikogos cahil olduğu hâlde Bursa’da gedik boyacı esnafının kethüdaları Hacı Mustafa oğlu Molla Musa ve iki sanatın şeyhleri Eşrefzâde Avnullah Efendi oğlu Mehmed Habib Efendi ve yiğitbaşılar Molla Ali oğlu Hacı Ali mahzarlarında takrir-i dava edip “Ber-mutad öteden beri sanatımız beyninde düsturu’l-amel olan kaide ve nizama göre şakirdlerimiz sanatta maharet peyda edinceye kadar bin bir günâ üstadlarına hizmet edip sonra bütün üstadların ve şeyhin marifetiyle ‘revane’ (yürümek) olup başka dükkânda boyacılık yapabilmesi mutadımız olmakla Molla Mustafa ve Hacı Ali sanatımızın usül ve kavaidine mugayir olarak hâm-ı tamaından dolayı şakirdi Nikogos, ancak bir sene hizmet edip ‘revâne’ olmaksızın benden izinsiz dükkân açmasına izin vermeleriyle, sanatın ihtilâline sebep” olduğunu iddia eylemiş ve hakikat, iddiaları vech ile olduğu anlaşıldığından, bundan sonda eski nizamlarına mugayir vaz’ ve hareket etmemek üzere her biri ahd ve misak eylemişlerdir (319/15).
1790’da Bursa’da mecmuu bir kârhanede işlemek şartıyla sekiz nefer boyacılardan Rada ölmüş ve yerine babasının terbiyesiyle boyacılıkta usta olan oğlu Kaluri(?) talib olduğundan Ahmed-i Sâlis vakfı mütevellisi tara-
fından eline temessük verilerek sekiz nefer usta meyanına ithal edilmiştir. Bu sanattan ihraç olunan Yorgi, muga-yir-i nizam hareketinden dolayı huc-cet-i şeriyye ve ferman-ı âli ile çıkarıldığı hâlde Yorgi’nin işlerine müdahale eylediği şikâyet olunduğundan müdahalesi men’ ve tenbih olmazsa şart-ı vâkıf üzere te’dîbine mahkemece karar verilmiştir (1203/24).
1791’de Enderun-ı hümayundaki kütüphane vakfından Fazlı Paşa Sara-yı’ndaki iki adet boyacılar kârhane-lerinde çivit ve elvan boyacıları olan Rado, Toma, Nikola, Zafiri(?), Ispatan ve saireleri ile Langa Yeni Kapısı haricindeki Sultan Mustafa vakfından bir adet alboyacı kârhanesi boyacıları esnafı ve arkadaşları İstanbul sera-sercibaşı ve kemhacılar esnafının kethüdası Hacı Mustafa Ağa ve sairleri müvâcehesinde boyacıların boyadıkları ipek, kumaş, ihram, magrip şalı ve sair bilcümle eşyanın boyaları kalp ve redî olmaktan nâşi ba’de’l-yevm eşyayı mezkureyi has ve halis boyalarla boyayıp kalp ve redî, fena, adi, yaramaz boyamamak ve boyatmamak ferman edilmişti. Bu fermana uyularak esnaf-ı mezkurenin meşdud ve mensuh bilcümle emtiasının boyaması bize mahsus olup âhar mahalde boyatması memnû olmakla bundan sonda esnafın getirdikleri bütün emtialarını beynimizde cari şurut ve nizamımız üzere fiyatı rayiç ve ücret-i sabıkasıyla limone (limon rengi) gelir ve has halis boyalar ile limone gelmez, lâkin az zamanda şems ve havade rengi değişmez aliyyü’l-alâ boyalar ile boyayıp kalp ve redî ve karışık boyamaya ve ziyade ücret istememeye taahhüd eyleyip eğer hilâf-ı taahhüd hareket edenimiz olursa tertib-i ceza olunmaya ve esnaf-ı mezkure, diledikleri boyacılara emtialarını boyatmakla bizden inhisarın ref’ine razı olduk, diye muahede eylemişlerdir (BA. İktisat dosyası 1752).
1792’de Bursa’daki boyacı esnafının taamiyesi için vakıfları vardır. Asl-ı mal 617 kuruş olup onu on bire faize verilmektedir (342/1).
1793’te Bursa’da Sarı Abdullah mahallesindeki alboyacılar kârhanesinin boyacılara tahsisi ve Reyhan Paşa mahallesindeki boyacıların buraya nakli ve başka bir yerde boyacılık yapılmaması hakkında ferman gelmiştir (286/ 78).
Aynı sene gelen bir emirde, Dârüs-saade ağası Halid Ağa, Sultan Üçüncü Ahmed’in vakıflarının nazırıdır. Divan-ı hümayuna arz getirip nezaretinde bulunan vakıflardan Bursa’da Reyhan Paşa mahallesindeki boyacılar kârha-nesi derununda Gökdere suyu olduğundan boya has ve halis olmuyordu. Sarı Abdullah mahallesinde eskiden alboya kârhanesinde Gökdere suyu ziyade olduğundan bu esnaf oraya nakillerini istediklerinden nakil ve iskanları bundan başka yerde ve Reyhan mahallesinde boyacılık yapılmamasına emir verilmiştir. Buna muhalif evvelce verilmiş emirlerin kaydı terkin edildiği de ilâve olunmuştur (286/76).
1794’te Valide Sultan’ın Girit Ada-sı’nda yeniden bina ve ihya eylediği cami, medrese ve sairesi vakfından Bursa’da Sarı Abdullah mahallesinde boyahane derununda imâl olunan elvan boyanın cüz-i a’zamı olan kezzap mağşuş olduğundan böyleler kalp olduğu cihetle boyahanelerde kezzap imâline izin verilmiştir (1209/1).
1795 senesinde boyacılar pamuk ipliğini ziyade baha ile satın alıp boyadıktan sonra beledîciler dûn baha teklif eylediklerinden boyacılara gadr eylemekte ve boyanın karışık yapılmasına sebep olmakta ve bu yüzden nizâ çıktığını mahkemede on dört seneden beri beledîciler ile boyacılar arasında birçok nizâ çıktıktan sonra bazı kimseler araya girmekle beledîciler başka yerde boyalı iplik iştira etmeyip, ancak biz-lerden iştira ve biz de “tolalı” tabir olunur halis kırmızı boya ile boyayarak
olan emirlerde boyanması buraya tahsis kılınan emtia, İstanbul’da Fazlı Paşa boyacıları şurutu gibidir. Âhar mahalde boyanmayıp hilâf-ı şurut boyamaya cesaret edenlerin ellerinde olan emtia ve âlâtı ber-mucib-i şurut vakıf için müsadere ve kendileri te’dîb olunmak ve kutnici esnafının ihmal eyledikleri kutni ile mübadele suretiyle kendilere lüzumu olan “Asfur”(?) dûn baha ile iştira ve bunlara gâli baha ile cebren satmamak, yün ve tiftikten masnu şal ve kuşak ve karacalar kuşağı elbise ve saire ve harir keten pembeden masnu akmişe kendilerine mahsus olup başka yerde boyanmaması emredilmiştir (277/ 51). BK, I/276
60 Boyacıkulu köprüsü beher okkasını 116’şar paraya bey’ ve onlar da iştira ve her gün kârhanele-rimizde boyalı iplik bulundurup yoktur, diye boş göndermemeyi taahhüd ve bu ana kadar nizasız satagelmiş iken bu sıralarda beyaz pamuk ipliği taşra tüccar getirip beyazını 95 ve vakt-i hâle göre 100’er paraya iştira ve halis kırmızı ile boyadıktan sonra beher kıyyesini gâh dörder ve gâh dört kuruş beş paraya bizlere mal olup bu fiyat üzere iştira ettiklerinden cümlemize gadr ve zarar tertip eyledikleri ve esnaf ve ahâli arasında zahir ve âşikâr olduğundan bundan sonra bizim boyadığımız gibi Akhisar, Antalya, Burdur kazalarından Bursa’da Mahmud Paşa Hanı’nda tüccarlara gelen bu ipliği beledîci esnafı bizden iştira ettiniz, diye nizaa başlamayacakları ve beledî-ciler, istedikleri yerden satın almaya serbest olduklarına aralarında karar verdikleri ve işbu nizamın aralarında düsturu’l-amel tutulmak ve mugayir nizam, hiçbir kimsenin müdahale etmemesine razı oldukları sicile kaydolundu (312/11).
1807’de İstanbul’da Yeni Saray’daki Üçüncü Ahmed’in kütüphanesi evkafı musakkafatından Bursa’da Sarı Abdullah mahallesindeki bir boyahanede 12 adet gedik mutasarrıfları usta kârha-nenin şurut-ı mer’iyesini hâvî sadır
BOYACIKULU Hoca Sinan adında bir tüccarın Bursa’daki lâkabıdır. Namaz-gâh’da, Mesud Makramevî civarında 1533’ten evvel kârgir bir muallimhane inşa ettirmiştir. Mektebin üstü kurşun kaplıdır. Bu mektep için bir bekârhane ile bir de fırın vakfeylemiştir. Oğlu, Mevlânâ Fethullah (Fethi Çelebi)’dir. Bu mektep yandığından 1845’te ahşap olarak inşa edilmiştir. Baba Zakir mahallesi Mescidi’nde ruhu için eczâ okunmasını şart eylemiştir. Vakıflarına damadı Yusuf’u mütevelli tayin eylemiştir. Ayrıca, Irgandı köprüsünün alt tarafında, iki ayaklı bir göz kârgir köprü yaptırmıştır (BS. 39/32, 49/76, 73/721). BK, I/287
BOYACIKULU KÖPRÜSÜ 1533’ten evvel yaptırılmıştır. O vakit bu köprünün doğu tarafında mezarlık vardı. 1844’te sel, iki ayağının altını oymakla ayakları birer arşın meydana çıkmış ve hâli üzere terk olunursa yıkılacağından 7.020 kuruşla tamir edilmiştir (BS. 253/42, 304/3). BK, I/288
BOYUGÜZEL Bursalı Mustafa oğlu der-gâh-ı âli müteferrikalarından Hacı Mehmed Ağa’nın lâkabıdır. 1633’te Bursa’nın âyânındandı. Şeyh Paşa mahallesinde otururdu. Ulucami mütevel-
liliğinde bulundu. 1643 senesinde ölmüştür. Karısı Hekim Çelebi kızı Refia Hanım ile oğlu Ahmed Çelebi ve kızı Hatice Hatun vardı. Öldüğü zaman Çekirge’de altlı ve üstlü dört odalı dört ahırı, iki akarsuyu, avlusu ve kürüm, dut ve enar bahçesini müştemil 3.000 kuruş kıymetli bir eviyle, şimdi kaplıca olan diğer bir evi ve Şeyh Paşa ve sair mahallattâ bir çok evleri bırakmıştır (BS. 251/23, 239/2, 261/1). Kızı Hatice’nin de vakıfları vardır. Bk. Hatice Hatun. BK, I/288
BOYUGÜZEL KAPLICASI Bursalı Mustafa oğlu Mehmed Ağa’nın, “Ehlizâde Evleri” demekle maruf evi idi. 1645’te altlı ve üstlü müteaddid odaları ve bir hamamı müştemil olup 1.300 kuruş kıymeti vardı. Mehmed Ağa’nın vefatında oğlu Ahmed Çelebi, kızı Hatice ve karısı Refia hayatta idiler (BS. 264/8). BK, I/288
BOZA / BOZAHANE
BOZA / BOZAHANE Ekşimiş darı hamurundan yapılmış bir mayidir. Bunun satıldığı yere, bozahane derler. Vaktiyle Bursa’da bozahaneler çok meşhurdu. 1482’de altı büyük bozahane vardı. Balıkpazarı, Setbaşı, Gallepazarı, Tah-takale, Atpazarı, Odalar. Bozahane günde 15-85 akçe ile kiraya verilirdi. Boza da rakı ve şarap gibi insanı sarhoş eylediğinden o devirlerde çok revaçta idi. Bunlar hükûmetin esaslı gelirlerinden-di.
29.8.1492’de beylik bozahaneleri icara tutan bozacılar mahkemeye gelip, “Bursa’da tâun olduğundan bozahane-ler işlemez oldu, ziyan ettik” diye şikâyet etmiş ve bir evvelki hasılı ile şimdiki hasılı arasındaki farkın görülmesi için kâtip ve emin göndermiştir. Hasılı zapt olundukta ziyanları olduğu meydana çıktığından, bozahaneler emini bunların kiralarından bir miktar indirmiştir (BS. 8/221).
1485’te Kamberler ve Çakıllı boza-haneleri açılmıştır (BS. 4/418).
|
1492’de |
ki Bozahanelerin Kira |
İndirimleri |
|||
|
Asılda |
Tenzilden Sonra |
||||
|
Günde |
80 |
65 |
Balıkpazarı bozahanesi |
Ayvagülü uhdesinde |
|
|
Günde |
50 |
40 |
Gallepazarı |
“ |
Hacı Ali “ |
|
Günde |
31 |
25 |
Odalar |
“ |
Karagöz “ |
|
Günde |
50 |
30 |
Setbaşı |
” |
Veli “ |
|
Günde |
25 |
16 |
Pınarbaşı |
“ |
Babamgeldi “ |
|
Günde |
40 |
30 |
Yeni |
“ |
Bey Yusuf “ |
|
Günde |
42 |
25 |
Tahtakale |
“ |
Hacı Ali ve şeriki Ali uhdesinde |
|
Ayda |
700 |
Tatarlar |
“ |
Uzun Murad(?) “ |
|
1514’te Bursa’da 10 bozahane vardı. Bozahaneciler mahkemeye müracaat ederek: “Şehrin fülüsü (parası) dardır, ziyan ederiz” diye Şevval ayında dükkânını kapamışlar ve başka talibi çıkmadığından yine bir miktar yevmiyeleri azaltılarak sahipleri üzerine ibka edilmiştir (BS. 26/310). Yine aynı sene icareler ziyade olmuştur. “Haliya şehir halidir. Ziyan ederiz”, diye feragat eylediklerinden icareleri tekrar tenzil olunmuştur (26/172).
1515’te Gallepazarı, Tatarlar, Yeni, Kamberler, Kayabaşı, Koca Nâib, Tah-takale bozahanelerinin kiraları yine aynı mazeretle indirilmişti (26/388).
1515’te Bursa’da azeb çıkmış ve beylik gemiler için neccar toplanmıştı. Ayrıca Acemler de İstanbul’a sürüldüğünden, mirî bozahaneleri ve bozacılar; “Bursa boşaldı” diye icardan feragat eylemişler ve icareleri bir miktar daha aşağı indirilmişti (BS. 26/447).
1518’de:
|
Evvelce |
Şimdi |
|
|
55 |
42 |
Battal olmaması için |
|
Balıkpazarı bozahanesi |
||
|
45 |
35 |
Gallepazarı bozahanesi |
|
25 |
8 |
Setbaşı “ |
|
30 |
20 |
Tahtakale “ |
|
58 |
43 |
Yeni “ |
|
30 |
20 |
Kayabaşı “ |
|
50 |
40 |
Tatarlar “ |
(BS. 28/207)
1750’de ordu-yı hümayun için yedi nefer bozacı tedarik edip esnafından ve yamaklarından sermaye toplattırıp
âlât ve eşyaları ile sefere gönderilmesi ve olagelmişe aykırı bir iş yaptırılma-ması ve öteden beri Bursa meyhanecileri, bozacılara yamak olduklarından Zigetvar seferinde dahi ordu-yı hümayundan 23 filori alındığına dair bozacılar huccet ibraz eylediklerinden mahkemece meyhanecilerden 23 filori alınarak bozacılara verilmesi kadı tarafından hükm olunmuştur (BS. 111/65).
1574’te eski Gallepazarı’ndaki mirî bozahane, Mustafa’nın üzerinde günde 37 akçe ile icarda iken, birkaç kişi 42 akçeye ziyade eylediklerinden onlara verilmişti (BS. 114/123).
1617’de Bursa’da meyhaneler ve bo-zahaneler işleyip ve ehl-i fesad cem’ olup birçok şerler zuhur eyleyip İslâm memleketinde “Bey-i hamrda tezahür vaki olup müminin, riayet-i umur-ı din etmekde ziyade kusur üzere oldukları” için bundan evvel sadrazam ve şeyhul-islâmların re’y-i şerifleri ile atebe-i sultaniyeye arz olunup, Bursa’da hamrın men’ ve def’i için şiddetli ferman gelmiş, zahir meyhanelerde şarap bey u şira olunmayıp, lâkin kefere mahallatında gizlice Müslümanlara da sattıkları ve bozacıların dahi: “Biz tatlı boza işleriz” dedikleri hâlde, daima ekşi boza işleyip bozahaneler, meyhaneden ziyade eşkıya ile mâlâmâl olup bu günlerde dahi birçok kimseler: “Biz boza sarhoşundan dışarıya çıkamaz olduk, şehrimizi müfsidler kapladı” diye şikâyet ettiklerinden ekşi boza yapanlar dahi men’ edildi (BS. 231/32).
1764’te bozahane ihdası memnû iken Bursalı bir zimmi, Kayhan Çarşı-sı’ndaki mülk dükkânına âharın ta’ri-zini men’ için aldığı fermanı hakk ederek, bozahane kelimesi ilâve ve “boza işlemeğe emr-i âli isdar ettirdim” diye bozahane açıp nice süfeha, ekrad ve sair erazil ve eşkıya toplanarak cümle ahâlinin emniyet ve rahatlarını selb ve birçok fitne ve fesad eyleyecekleri tabii olduğundan bozahanenin kapatılması ve sairlerine ibret olması üzere bu adamın beylik gemiye konulmak üzere
İstanbul’a gönderilmesi emredilmiştir (BS. 401/113). BK, I/ 288
BOZBURUN 1496’da Bozburun’da, beylik gemisi için kereste kesen iki Rum’dan birisi ağaçtan düşerek ölmüştür (BS. 12/211). BK, I/290
BOZCAADA Bursa kadısına gönderilen bir eminde; “Bozcaada’nın düşman şerrinden muhkem muhafazası için Hudâvendigâr sancağında, 3.000 ve daha aşağı akçe ile timara mutasarrıf olan timar erbabı, adanın muhafazasına memur olmuşlardır. Emrin vusulünde, cümlesine muhkem tenbih ve nida ettirip nevruzdan evvel adada hazır ve mevcut bulunmak üzere acele ile kaldırıp ve alaybeyinin yerine tayin eylediği bir adamla gönderesiz” denilmiş, nevruzda yapılacak yoklamada bulunmayanların dirlikleri başkasına verildikten sonra haklarından gelineceği bildirilmiştir (BS. 316/36). 1815’te de Bozcakale’nin yapılması için Hudâven-digâr sancağından beş nefer neccar, 30 nefer duvarcı, üç nefer kireççi ve 30 nefer rençber ameleler ihraç edilerek bir an evvel kalenin itmamı için kale bina emini Hâdimzâde Hacı Ahmed Ağa’nın yanına gönderilmesine ferman gelmiştir (BS. 1272/25). BK, I/290
BOZKUŞ Bursa civarında yaşayan bir Yörük aşiretinin adıdır (BS. 3/85). BK, I/291
BOZMACI ESNAFI Bozmacı esnafı, evvelce Bitpazarı Çarşısı’nda çalışırlarken, bu çarşıda iki defa yangın çıkmış ve harabe hâline gelmiş olduğundan “Yeni Hallaçlar Çarşısı”na nakledilmişlerdir. Bitpazarı mütevellisi: “Siz evvelce benim mütevellisi olduğum pazarda otururdunuz. Şimdi sizi yine eski yerlerinize naklettirdim” diye iddia ve bunları mahkemeye ihzârla dava eylemiştir. Mürafaadan sonra “Yeni Hallaçlar Çarşısı”, bunlara ehven ve kirası dahi az ve binaları kârgir ve herhalde mallarının
muhafazasında sıkıntıları olmadığı şer’an sabit olduğundan orada ibka edilmişlerdi. Bu mütevelli tekrar bunları taciz ve rahatsız eylediğinden 30’u mütecaviz bozmacı esnafı mahkemeye müracaat eyleyerek teaddîsinin men’i-ni rica eylediklerinden men’ ve def’ edilmiştir (BS. 1186/64). BK, I/291
BUDAK (Hacı) Bursa’nın zenginlerindendir. Nurullah’ın oğludur. Kademeri mahallesinde bir mektep bina etmiş (1553) ve bu mektebin idaresi için mektep civarındaki evi ile Umur Bey mahallesindeki hanesini, Tatarlar’daki dükkân ve odalarını vakfeylemiştir. 1553’te vefatında oğlu İbrahim Çelebi mütevelli olmuş ise de yaşı çok küçük olduğundan amcası Mustafa, mütevelli kâimmakamı olmuştur (BS. 52/164, 78/139, 96/139, 252, 71). BK, I/292
BUDAK BEY Fatih’in idam eylediği Sadrazam Bursalı Mahmud Paşa’nın oğlu Süleyman Bey’in oğlu Osman Çele-bi’nin oğludur. Çekirge’de otururdu. 1534’te oğlu Osman Bey vardı (BS. 39/354, 41/142). Anası Ali Bey kızı Şahdevran Hatun’dur (1513) (BS. 25/126). BK, I/292
BUDAK ÇAVUŞ Dergâh-ı âlî çavuşlarından olup 1593’te Bursa’ya zaim ve subaşı tayin edilmiştir. Derviş Çele-bi’nin oğludur (BS. 190/35, 327/98). BK, I/292
BUDALA BEY ZAVİYESİ Buna “Mir-i Büdelâ” da derler. Koca Nâib mahallesinde, yani Muradiye’de, Çınarönü’n-dedir (Bk. Ahmed). Azeb Bey mahallesi müezzini vakfı, Nişancı Mehmed Pa-şa’nın vakıf hücreleri ve yol ile mahduddur. Bir katlı olup, bir oda ve sofayı, meyveli ve meyvesiz ağaçları bulunan ve etrafı duvar ile çevrilmiş olan bu zaviyeyi, Nişancı Mehmed Paşa sağ iken bina eylemiş ve süknasını, “iktibas-ı envar” eylediği Mir-i büdelâ’-ya ve onun inkırazında halifesinin hali-
fesine ve inkırazından sonra da fukaraya vakfeylemiştir. Budala Bey, on sene bu tekkede oturduktan sonra ölmüş ve zaviyeye gömülmüştür.
Halifesi Hüseyin Dede 20 sene
“ Sinanî Mehmed Dede
“ Diyarbakırlı Mehmed Dede Beşe
Halifesi Osman oğlu Şeyhî Dede, zaviyeye şeyh olmuş ve mazereti üzerine başka tarafa gidince “Ak Ahmed” adındaki derviş onun yerini almıştır. Ak Ahmed vefat edince, Mevlevî fukarasından Ahmed oğlu Mehmed Dede vaz-ı yed eylemiştir. Şeyhî Dede taşradan gelince tekkede akd-i meclis olunmuş, ancak Mevlevî Dede şeyhliği vermek istememiş ve: “Tekke Mehmed Paşa vakfıdır. Süknası fukaraya meşruttur” demiş ise de diğer şahitler Budala’nın hulefasına meşrut olduğunu ispat eylemişler ve Şeyhî Dede tekrar şeyh olmuştur (BS. 261/68). Buraya “Kediler Tekkesi” de derler. Güya hademeleri, kediler olup daima kedi kıyafetinde olan bir şeytana bağlı imişler. Buraya ciğer adarlar ve nezirler getirirlerdi. BK, I/292
BUĞDAY Bursa buğdayı İstanbul sarayları için çok makbul idi. 1594’te Bur-sa’da cem’ olunan cizye ziyadesi ve hamr bedeli akçelerinden iki yük akçe verilerek Limpoz buğdayı mübayaa olunması ferman edilmiştir (BS. 189/ 94). BK, I/293
BUHARA TEKKESİ Pınarbaşı suyunun çıktığı yerin batısındaki İzzeddin Bey Camii’nin biraz daha batısındadır. Adından da anlaşılacağı üzere Buharalı şeyhler tarafından tesis edilmiştir. 1570’te ölen Şeyh Süleyman Efendi ile tekke şeyhlerinden Saîd Can, Seyyid Can ve Âşûr Ahmed Şah Efendiler medfundur. BK, I/293
BUKAM
BUKAM 1559’da Bursa’da kazzazlar, terziler, dolak, abacılar ve boyacıların cümlesi mahkemeye gelerek; bukam ile boyanan ibrişim ve başka ipliklerin
renginin bozulduğu ve boyanın kalp olduğu, bu cihetle, terzilerin kullandıkları ibrişimden maada hiçbir şeyin bukam ile boyanmamasına karar verdiklerini beyan etmişlerdir (BS. 81/ 16). BK, I/293
BULDUK XV. asırda, Bursa’da yaşayan bir adamın adıdır. “Bulmak” mastarından bir isim olması daha doğrudur. 1511’de Ahmed isminde bir oğlu vardı (BS. 23/3). BK, I/293
BULGARLAR MAHALLESİ “Ulgarlar mahallesi” de denilir. Bursa’nın kuzeyinde bir mahalle idi. 1588’de bu mahallede sakin 16 nefer zimmi; feth-i hâkânîden beri has ahıra hizmet edip hizmetleri mukabilinde tekâlif-i örfiyye ve avârız-ı divaniyyeden muaf olduklarını iddia eylemişler ve iddiaları kabul edilmiştir (BS. 180/245). BK, I/293
BULGUR Edirne’nin fethinden sonra payitaht oraya nakledilmiş ise de sarayın tarhana ve bulguru Bursa’da yapılmakta idi. 1634’te her sene mutad olduğu vech ile yine Bursa’dan bulgur ve tarhana istenmiş ve gelen emirde: “Nefs-i nefis-i hümayunum için her sene irsal olunagelen 30 yük tarhana ve 20 yük bulgur ve 10 yük Koçhisar tuzu, gâyet âlâsından iştira ve tedarik edilip yarar sefineye tahmil ve mevsim-i derya ile saraya irsali” bildirilmiştir. 1677’de yine aynı miktarda istenilmiştir (BS. 261/180). 1798’de Bursa’daki evkaf imaretlerinde pirinç pişirmek mutad iken bu sene pirinç tabhı güç olduğundan, pirinç yerine bulgur tabh ve imâli emredilmiştir (BS. 1209/59). BK, I/ 293
BURGAZ KÖYÜ Mudanya kazasına tâbî idi. Hançerli Fatma Sultan vakfından bir köydür. Herkesin geçtiği bir yerdedir. Ekser vakitlerde yol kesen eşkıya zuhur edip, Bursa’dan Mudanya’ya ve Mudanya’dan Bursa’ya gelip gidenlerin ve tüccarların yollarına inip insan öl-
dürmekte ve emval gâret eylemekte olduklarından emniyet munkatı’ olmuştur. Köy ahâlisi, Aydın taraflarından veyahut âhar mahalden gelip geçen beylik hazineler ve yolcuları muhafaza ederek selâmetle geçirmek ve hane-i avârızlarını ve evamir-i aliyye ile varid olan tekâliften ve imdad-ı hazariyeden hisselerini eda eylemek şartıyla derbentçi kaydolunmalarını arzıhâl ile rica eylediklerinden 1753 senesinde derbentçi tayin edilmişlerdir (BS. 280/134). BK, I/303
BURHANEDDİN Kazganî Mektebi civarında bir mezar taşında şu yazılar vardı: “Tüvüffiye Burhaneddin bin el-Kutbeddin bin Mevlânâ Şehabeddin bin Mevlânâ Kutbeddin bin Mevlânâ İma-meddin bin Mevlânâ Şehabeddin”. Hüviyeti tesbit edilememiş ise de büyük alimlerden olduğu anlaşılıyor. Vefat tarihi yoktur. BK, I/302
BURHANEDDİN EFENDİ (Şeyh) Pîr Kadı-zâde Mehmed Bey’in oğludur. Anası Üftade Tekkesi şeyhi Hasib Efendi’nin kızıdır. Tahsil-i ilm ü kemâlden sonra, Üftade Hazretlerinin erkek evlâdı kalmadığından, Şeyh Ahmed Hasib Efen-di’nin vefatı üzerine şeyh olmuştur. Bir aralık, “şeyhu’ş-şuyûh, şeyhu’l-müder-risîn ve nakibü’l-eşraflık” vazifelerini uhdesinde toplamıştır. Muaccelat-ı evkaf nezaretinde ve 1840’ta Tanzi-mat-ı Hayriye mucibince Hudâven-digâr vilâyetinde teşkil olunan Meclis-i İdare-i Vilayet’e aza ve Sultaniye Med-resesi’ne müderris olmuştur. 1845’te ölmüştür. Gayet vakarlı, edîb ve güzel ahlâklı, iyi tabiatlı, akıllı, kâmil, nimeti bol bir zat idi. BK, I/302
BURMA AHMED Bursalı eşkıyadandır. Kömürcüoğlu Kara Mehmed, Zincirci Şaşı Ali ve Değirmenci Bâlî oğlu Hasan ile birlikte Bursa’nın Cafer Hoca mahallesindeki, kendi hâlinde bulunan Emine Hatun’un evine girmiş ve kadını Bursa dışındaki bahçelere götürüp
namusuna tecavüz eylemiş ve üç gece sonra tekrar evine getirmişlerdir. Ayrıca Muradiye Çarşısı’nda birkaç dükkân açıp içinde olan mal ve erzakı çalmışlardır. Bu gibi ahlâksızlıklara alıştıkları, sâ’î bi’l-fesad fi’l-arz ve siyaseten izâlelerinin vacip olduğu mahalleleri ahâlisinin şehadet etmeleri ile sabit olduğundan ahz ve haps olunarak katillerine emir verilmesi üzerine, kaçmalarına meydan verilmeyerek kayd ü bend ile İstanbul’a gönderilmeleri, Bursa kadısı Abdullah Efendi’ye 1737’-de emredilmiştir (BAZD. 4533). BK, I/84
BURSA Girit harbine giden Bursalıların Girit’te teşkil eyledikleri bir köyün adıdır. Sûfî Mehmed Paşa’nın vakfıdır. BK, I/298
BURSA
BURSA Altıbuçuk asır kadar Türk milletinin hayatıyla alâkadar olan ve bu milleti kâh zaferden zafere ulaştıran ve
kâh bin türlü işkence ve azaplar içinde yaşatan Osmanlı devletini kuran Osman Gazi, Bursa’nın zaptına karar vermiş ve 1316 tarihinde Bursa’yı muhasara için, birisi şimdiki Molla Arab Mektebi’nin yerinde Balabancık ve diğeri de şimdiki Çelikpalas Oteli’nin 300 metre kadar doğu tarafında ve Hamza Bey Camii’nin kuzeyinde Akdemir Hisarı’nı bina ettirmiştir. Bu iki kulenin arasında da tarassut ve irtibat postası vazifesini görmek üzere Abdal Musa mevkiinde de bir mahal inşa ve bunun gerisinde, yani güneyinde “Gaziler Yaylası” denilen mahalde de ana kuvvetleri bulundurmak suretiyle kuşatma tertibatı almıştır. On sene muhasaradan sonra, 1326’da kaleyi müdafaa edenler teslime mecbur kalmışlar ve Köse Mihal Bey’in delâletiyle Hisar teslim edilmiş ve müdafilerden bir kısmı Gemlik yoluyla İstanbul’a gitmişlerdir. Bursa kalesi, meşhur Anibal’in tarifi ve arzusuna göre ya-
61 Maksem tarafından Bursa’nın manzarası
pılmış idi. Hücum ile zaptı fazla zayiata sebep olabilirdi. Buna rağmen hiçbir zayiat vermeksizin bu kalenin düşmesi Osman Gazi’nin yüksek zekâsına delalet eder.
Bursa’da ilk Türk kazmasının vurulduğu yer, tabii Balabancık Hisarı’nın temelleridir. Kale alındıktan sonra derhal Hisar, Orhan Gazi’nin arzusu istikametinde tamir ve termim edilmiş ve şimdiki Askerlik Dairesi’nin olduğu sahaya da içkale ilâve idilmiştir.
Orhan Gazi, şehrin genişlemesi için Orhan Camii’ni, Bıçakçılar Hamamı’nı, Emir Hanı’nı ve Orhan İmareti’ni yaptırmış ve etrafı yüksek duvarla çevirt-miştir ki buna “Aşağı Hisar” derlerdi. Buraya su getirtmiştir. Gökdere, şimdiki Çakırağa Hamamı’nın olduğu yerden akıyordu. Burası ıssız bir yerdi. Hisar’da Orhan Bey “Eski Yeni Hama-mı”nı yaptırmıştır. Kardeşi Ali Alâed-din Paşa da Hisar’da bir cami ve yanına da bir hamam inşa eylemek suretiyle Bursa’yı şenlendirmişlerdir. Diğer taraftan da kale dâhilindeki İçkale dediğimiz şimdiki Askerlik Dairesi’nin olduğu yerde, eski Selçuk sarayları tarzında birer kattan ve ufak binalardan mürekkep, ağaçlar ve çağlayanlar ile süslenmiş bahçeler içerisinde, kendisine bir de büyük ev (saray) yaptırmıştır. Şimdiki Tophane bahçesiyle Askerlik Dairesi arasında bir mescid ve bir medrese yaptırmıştır. Orhan Gazi’nin ümerasından ve akrabasından Ahi Hasan da bir zaviye yaptırmıştır. Şu hâle göre ilk devirlerde Bursa’da biri Orhan, diğeri Alâeddin Paşa, üçüncüsü de Ahi Hasan olmak üzere üç zaviye inşa edilmiştir. Bu zaviyeler son zamanlarda aldığı şekle göre bir tembelhane olmayıp gelip ve geçenlerin biriki gün için misafir edilmesine mahsus yerlerdi. Misafirler ve fakirler buralarda parasız ve pulsuz bir-iki gün yer, içer ve barınırlardı. Hatta Orhan Gazi, vakfiyesinde bu zaviyeye misafir olan kimsenin üç günden fazla yatmamasını şart koşmuştur. Üç günden fazla kal-
mak isteyenlere vâkıfın bu şartı söylenir ve gitmezse kendisi dışarı atılmayıp fakat kendisine bir iş gösterilir ve yaptırılırdı. Orhan Bey’in 30 sene süren zamanında Bursa’nın imarına, etrafına yollar ve köprüler yapılmasına gayret edilmiş ve hükûmetin idaresini ve askerliği tanzim ile vakit geçirmiştir. Spora fevkalâde ehemmiyet vererek şehrin kuzeyinde “Yarış yeri” diye bir yer ayırtmış ve daima hayvan koşuları yaptırmıştır.
Orhan Bey’den sonra, 1359’da hükû-metin idaresini eline alan I. Murad Bey, şehri batıya doğru genişletmek arzusuyla Çekirge’de bir cami, bir medrese, bir imaret, Eski Kaplıca binasını ve camekânını ve Kaplıca yakınında Akça Hamamı’nı ve babasının yaptırdığı “Aşağı Hisar” dediğimiz mahal ile “Yukarı Hisar” arasını doldurmak için Kaban (Kapan) Hanı’nı ve “Postalcılar Hamamı” diye maruf “Çifte Hamam”ı bina ettirmiştir. Karısı Gülçiçek Hatun da Pınarbaşı suyunun yollarını yaptırmış ve Hisar’ın batı tarafına da Yahşi Bey Camii’ni yaptırmıştır. Bunun vezirlerinden Lala Şahin de Hisar’da bir medrese ile şimdiki pazar yerinin arasındaki Vezir Hanı’nı yaptırmıştır.
Kosova muharebesinde 1389’da padişah olan Yıldırım Bayezid de Edirne’de tahta çıktıktan bir sene sonra Bursa’ya gelerek, baba ve dedesinin yolunda yürüyerek şehrin doğu hududunu çizmek için Yıldırım mahallesindeki camiyi, medreseyi, imareti, hamamı ve oradaki hastahaneyi inşa eylemiş ve buraya da Bursa’nın en iyi sularından birisi olan Akçağlayan suyunu getirtmiştir. Ve Orhan Gazi’nin cami ve teferruatının etrafındaki duvarları yıktırmış ve bu taşları Ulucami ve bunun batısında bulunan medresesinin inşasında kullanmıştır. Bunlara irad olmak üzere de Gallepazarı Ha-nı’nı, Ulucami’nin batı tarafına bina eylemiştir. Şimdiki Ahmed Vefik Paşa Hastahanesi’nin olduğu yere de bir saray yaptırmıştır. Yıldırım’ın damadı
Emir Sultan da Yıldırım mahallesi ile şimdiki belediyenin bulunduğu mahal arasındaki boşluğu doldurmak için Emir Sultan Camii’ni, medrese ve hamamını kendi namına ve ahbablarının ve ayrıca Atpazarı’ndaki Büyük Çifte Hamamı da, çarşıdaki Kütahya Hanı da bu muhterem zatın adına yaptırılmıştır. Yıldırım’ın ümerasından İnebey Subaşısı da Tahtakale civarındaki İnebey Hamamı’nı ve medresesini, başve-ziri olan Çandarlı Ali Paşa da Maksem civarında bir cami, bir hamam ve Karakedi mahallesindeki Gümrük Ha-nı’nı bina eylemişlerdir.
1413’te iktidarı rakipsiz eline alan Çelebi Sultan Mehmed de Emir Sultan ile Orhan Camii arasında Bursa’nın
gözbebeği olan Yeşil Camii’ni, medresesini, türbesini, imaretini yaptırmıştır. Ayrıca şimdi araba tamirhanesi olan Sultan Hanı’nı (Sultan Hanı’nı Çelebi Sultan Mehmed yaptırdığı hâlde buna mimarının adına nisbetle Hacı İvaz Paşa Hanı ve sonraları da İpek Hanı adı verilmiştir), çarşıda Demirkapı denilen Geyve Hanı’nı yaptırmıştır. Bunun vezirlerinden Hacı İvaz Paşa da “Pay-gâh” denilen bir büyük ahırı, bir büyük çarşıyı, Sultan Hanı yakınlarına da bir cami bina eylemiş ve bu vech ile Bur-sa’yı birçok büyük binalarla süslemiştir.
1421’de padişah olan II. Murad da Kaplıca (Çekirge) ile Hisar arasındaki sahayı doldurmak için buralara bir
62 Güney doğu tarafından Bursa’nın manzarası.
cami, imaret ve medrese bina eylemiş ve zamanının zenginleri de buralara camiler, mescidler ve medreseler bina etmiştir. Vezirleri de boş durmamışlar, boşlukları doldurmaya çalışmışlardır.
1451’de padişah olan Fatih Sultan Mehmed’in en birinci emeli İstanbul’u fethetmek olduğundan Edirne’de tedâ-rikâtla vakit geçirmiş ve İstanbul’u aldıktan sonra burasının imar ve tezyini ile meşgul olmuştur. Bu tarihten sonra Bursa’nın tevakkuf devresi başlamıştır.
Bursa, Uludağ’ın kuzey sath-ı mailinde olduğundan batıya uzanmış büyük bir şehirdir. 1451 senesine kadar en kalabalık ve en büyük olduğu bir zamandı. İstanbul’un fethine kadar Osmanlı hükûmetinin merkezi olmuştu. Osmanlı padişahlarından yedi ve vezirlerinden birçokları da şehri tezyin için camiler, mektepler, medreseler, çeşmeler, köprüler, imaretler, hastaha-neler, hanlar, hamamlar, bedestenler inşa etmişler ve coğrafi mevkii iktiza-sınca senelerce Türkiye’nin en mamur ve zengin bir piyasa yeri olmuştur. Pek yakınında bulunan kaplıcaların çokluğu da Bursa’nın şöhretini yaymıştır. Bursa bir sanat ve ilim şehriydi. Manzarası çok lâtiftir. Zümrüt gibi uzanan ovaya olan manzarasına doyum olmaz. Gayet sulak bir şehirdi (KA. 1294).
Bursa için birçok şairler ve padişahlar methiyeler ve manzumeler yazmışlardır. Birçok kimseler Bursa tarihini aydınlatmak için ömürlerini feda etmişlerdir ki, bunların cümlesinin, Bur-sa’nın binde bir güzelliğini anlatmaya muvaffak olamadıklarını söylersem hata etmemiş olurum.
Hiçbir şehir, mekteplerinde Bursa kadar çok sayıda alim, edîb, şair, tarihçi, komutan ve sanatkâr yetiştireme-miştir. Ayrıca bk. Prusyas. BK, I/295
BURSA AĞALIĞI Bursa’da Yeniçeri zâbıtı olan Saksoncubaşı Hacı Hasan Ağa 1171/1757 Şevval’inde Yeniçeri ağası Mehmed Ağa tarafından Bursa ağalığı-
na tayin kılınmıştır (BS. 391/123). BK, I, 53
BURSA AĞALIĞI Bursa’da bazı yaramaz eşkıyalar çıkarak fukara, zuafa ve ehl-i ırz reayaya zulüm ve teaddî ve her türlü fesadata müeddî oldukları haber alındığından zabt u rabtlarıyla mücâ-zât-ı meşrualarını icraya kadir umur-âmuz bir çeri ve cesur zâbıt tayin olunması iktiza etmekle yeniçeri ocağının ihtiyar, kâr-azmûde ve mücer-rebü’l-etvâr zâbıtlarından, zabt u rabta ve ol makulelerin te’dîb ve terhiblerine kaviyyü’l-iktidar Turnacıbaşı Hacı Ömer Ağa, Yeniçeri Ağasının 1186/ 1772 Zilkade tarihli mektubuyla, Bursa ağalığına tayin olunmuştur (BS. 1189/ 9). BK, I/53
BURSA GAZETESİ 1888’de çıkmıştır. BK, I/298
BURSA MECMUASI Şimdiki Bursa mebusu Muhyiddin Baha Pars tarafından 1 Kânunievvel 1917’de 15 günde bir çıkarılmaya başlanmış ve edebî, ilmî bir sanat mecmuasıydı. Üç sene devam etmiştir. BK, I/298
BURSA USTASI Eyüb Ağa fevt olup cemaati mahlûl ve hizmet-i lâzimesi muattal olmakla, padişahın emriyle saray ve tophane ustası olan Kara Ali Usta Ağa, Bursa ustası nasb olunmuştur. 1789 senesi Nisanında işe başlamıştır (BS. 308/11). BK, IV/295
BURSA’NIN KÜÇÜLMESİ 1624 senesinde yapılan bir tedkikatta Bursa’nın küçüldüğü ve harpler dolayısıyla ahâlisinin azaldığı tesbit edilmiştir. Meselâ, avâ-rızhanelerin aşağıdaki nisbetle azaldığı görülmüştür:
|
Mahallenin Adı |
Hane sayısı |
|
|
Önce |
Sonra |
|
|
Şeyh Paşa mahallesi |
15 |
10 |
|
Sarâyîoğlu |
19 |
13 |
|
Çekirge |
11 |
7 |
|
Konevî |
15 |
10 |
|
Hacı Yakub |
25 |
17 |
|
Hoşkadem |
19 |
13 |
|
Abdal Mehmed |
30 |
25 |
|
Hacı Sevinç |
7 |
3 |
|
Mecnun Dede |
22 |
14 |
|
Çoban Bey |
12 |
10 |
|
Demirtaş Köyü |
31 |
21 |
BK, III/128
BURSALI ÇELEBİ Murad Bey oğlu Mevlâ-nâ Ali Çelebi’nin şöhretidir (BS. 23/ 311). BK, I/298
BURSALI MEHMED TAHİR BEY Bk. Tahir Bey (Mehmed).
BURUNSUZ FATMA Kötü ve yaramazların hiçbir kimsenin davasına vekil olmamaları, vazifesi olmadıkları işlere karışmamaları tenbih ve te’kîd edilmiş, ayrıca bu hususda şiddetli tuğralı emri şerifler sadır olmuştu. Ancak müfsid ve hayırsızlıkla meşhur Burunsuz Fatma ile kızı Rukiye, vazifeleri olmadıkları hâlde birçok işlere karışmış, terbiyeye müstehak nice kimseleri ‘evlâdımız, akrabamız’ diye celb-i menfaat kasdıyla, hilâf-ı inha, arzıhâl ile bazılarını kürekten ve bazılarını kalebendlikten birer yolunu bulup kurtarmışlar ve bu arzularını yerine getirmek için hakimleri taciz ve rahatsız etmişlerdir. Bunlar gibi insanlara mazarrat verenlerin nefyi ve sürülmeleri, halkın emniyet ve istirahatlarını mucip olacağından halkı kurtarmak için 1764’te Bur-sa’ya sürülmüşlerdir (BS. 398/12). BK, I/299
BUZ
BUZ Padişahın nefsi için haftada 30 yük buz gönderilmesi emredildiğinden, 1486’da Reis Mansur ile gönderilmiştir (BS. 5/30).
1522’de Bursa’da buzcular kâhyası olan Yakub’un hizmetinde ihmali ve tekasülü görülmüş ve matbah-ı âmire emini: “Buz yerine kar gelir” diye şikâyet ettiğinden ref’ olunup yerine, buz-
culuk hizmetine mahal görülen Hacı Musa tayin edilmişti (BS. 332/304).
1618’de Bursa’dan her ay 20 yük buz gönderilmesi emredilmiştir (BS. 332/ 2).
1634’te Bursa’dan her hafta, nefs-i nefis-i padişahî için 30 yük buzun, beyaz keçelere koydurulup acele ile İstanbul’a gönderilmesi için ferman gönderilmiştir (BS. 251/88).
1677’de buz irsaline memur Derviş oğlu Ömer Bey, 16 kayık buz irsal eylemiş ve buz ırgadiyesi olarak; 10 kayığın her birisine 30’ar ve 6 kayığa 20’şer kuruş olmak üzere cem’an 420 kuruş sarf edilmiştir (BS. 328/56).
1739’da nefs-i nefis-i padişahî için, Bursa’da Cebel-i Ruhban’dan kat’ olunan buzun ırgat ücreti olarak senede 20.000 akçenin Bursa İhtisab Mukâtaa-sından mahsup olunması emredilmiştir (BASAD. 6506).
1740’ta Saraya gönderilecek buz için, Uludağ’daki “Ulubuzluk” denilen buzluğun karı temizlenerek, derununda olan buzun çıkarılma masrafı olan 350 kuruşun, Bursa İhtisab Mukâtaasından buzcubaşıya verilmesi emredilmiştir (BASAD. 6709).
1743’te Cebel-i Ruhban’dan saraya nakledilen göllerdeki buzlar, güneşin harareti ile eridiğinden, Ulubuzluk denilen mahalden buz çıkarılabilmesi için üzerindeki karın kaldırılması masrafı olarak, 300 kuruşun Bursa İhtisa-bından verilmesi emredilmiştir (BASAD. 6130).
1759’da “Cebel-i Ruhban” demekle maruf cebelden, nefs-i nefis-i hümayun için kesilen buzu, Dersaadet’e nakl eylemek üzere Bursa buzcubaşılığına “abâ an-ceddin” mutasarrıf olan Derviş Mehmed ölmekle, oğulları Halil ve İsmail ber-vech-i iştirak buzcubaşı tayin edilmiştir (BS. 1179/57).
1763’te nefs-i padişahî ve sair tayinat için hassa harcı ve buzcubaşısı Halil tarafından tevzî olunacak buz, Keşiş dağında vaki buzluklardan kat’ ve Mudanya iskelesine nakl olunduğu-
na binaen bu sene dahi icap eden bahası, buzcubaşının tayin eylediği adam tarafından tamamen eda olunmak şartıyla buzlukların üzerindeki karların temizlenmesi için iktiza eden amelenin ve Mudanya iskelesine nakli için lüzumlu olan katırların tedarikine yardım edilmesi ve başka taraftan müdahale edilmemesi fermanla bildirilmiştir (BS. 400/114).
1804’te Bursa’da Keşiş dağı demekle maruf cebelde Kırkpınar, Kızpınar, Kilimli, Sarıovası, İkipınar ve sair buz hasıl olan mahallerde, tayinat-ı hassa için kar ve buz cem’ olunan yerlerde hayvan ra’y ettirilmemesine emir verilmiştir (BS. 287/124).
15.6.1810 tarihli buz hakkında yazılan bir fermanda:
Katırlı ve Eyüp’te vaki dağlarda buz iddihar olunmayıp, fakat Keşiş dağında buz ve kar mevcut ise de İstanbul’a naklinde çok masraf edildiği ve çok zahmet çekildiği cihetle nakl olunduğu surette nefs-i nefis-i hümayuna elvermeyeceği ve amele, bargir, araba, sefine gibi başka masrafa da ihtiyaç olduğu takdir olunmuştur. Keşiş dağından her gün Bursa’ya ve ondan Mudanya iskelesine nakline ve onu amele ve hayvanat ve arabanın sabıkı mucibince icap eden 60’ar akçe kat’iye ve nakliye ücretleri buzcubaşının adamı tarafından ashabına verilmek şartıyla lâzım gelen araba ve hayvanlar ve katar sahipleri marifeti ve cümlenin yardımıyla ve ittifakıyla tedarik olunarak kar ve buz nakline ehemmiyet verilmesi,
Yağmur ve karın çok yağmasına mebni Haziranın 15’inden evvel ve Ağustos’un 15’inden sonra bu dağda buz kesilecek mahalle varmak mümkün olamayacağından ve kaht u galâ olması dolayısıyla katır sahipleri çok masrafa duçar ve hayvanların ekserisi lager olduğundan sarf-ı nazar, Katırlı gibi yakın olmayıp buz kat’ olunan mahalden Bursa 12 saat ve Bursa’dan Mudanya’ya 6 saat ki cem’an 18 saat uzaklığı derkâr olmakla evvelce olduğu
kadar nakletmeye kudretleri olmadığını Bursa kadısı îlâmıyla bildirdiği cihetle 15 Hazirandan 15 Ağustosa kadar her gün 30 yük nakl ve îsale taahhüd eyledikleri,
Sarayda her gün 103 denk kar ve 37,5 torba buz tayinatı olduğundan ve Keşiş dağından Mudanya iskelesine kadar 30 yükün yarısı mahvolacağı ve bazı denizin dalgalı olmasından günaşırı ve birkaç günde gelmesi melhuz olmakla velhasıl Bursa’dan gelecek buz, ancak İçsaray’a (Enderun-ı Hümayun) muayyen tayinata kifayet edeceğine binaen sair tayinat sahiplerinin hiçbirisine, çaresiz bu sene buz verilmeyip kar tayinatı verilmek lâzım gelmeyeceği İstanbul’da defterdar kalemlerinde düşünülmüş ve ol vech ile buyurultusu alınmıştır.
|
Kar Buz Bazı denk torba tayinat |
|||
|
2 |
1 |
Padişahın nefsine |
|
|
6 |
1 |
Valide Sultana |
|
|
3 |
5 |
Valide Sultan matbahına |
|
|
1 |
3 |
Sultan Selim’in annesine vs. |
|
BK, I/299
BÜKMECİ DOLABI Sultan Mustafa evkafından 22 bükmeci dolabı vardı. Bunlardan biri İstanbul’da biri de Bursa’da idi. Haremeyn müfettişlerinin huccet-leriyle alınıp satılabiliyordu. Bur-sa’daki bükmeci dolabının nısf hissesine malik olan Mamlin oğlu Yuda, 1824 senesinde hissesini 1.200 kuruşa cemî’ âlât ve edevat-ı lâzimesiyle Agop’a satmıştı (BS. 288/5). BK, I/303
BÜLBÜL HATUN Dayı Karaca Bey’in karısıdır. Bursa’da Ulucami’nin doğusunda iken yıkılan mektebi yaptıran Hundî Hatun’un anasıdır. Hundî Hatun da Sadrazam Çandarlı İbrahim Pa-şa’nın karısı olduğundan İbrahim Paşa, Bülbül Hatun’un damadıdır. 897/1491 tarihinde Simav’daki Melek (Ananeşte)
köyünü ve Leçler sınırındaki Sarı Ali değirmenini, Bursa’da Karaca Bey’in bina eylediği Gelincik Çarşısı kurbün-deki 32 hücreyi ve bunlara muttasıl on bir dükkânı vakfeyledi. Her gün türbesinde yedi cüz okunarak sevabının, kardeşi Ahmed Bey ile kendi ruhuna bağışlanmasını şart eyledi. Ahmed Bey’in sulbî oğlu Mahmud Çelebi’yi de mütevelli nasb eyledi. Karacabey’deki, Karacabey Camii yanındaki türbeye defnedilmiştir. Türbesi haraptır. BK, I/301
BÜLBÜL HATUN Abdullah’ın kızıdır. II. Bayezid’in karısıdır. Sultan Ahmed, Sultan Mahmud ve Hundî Hatun’un anasıdır. 1513’te 52.000 dirhem vakfedip Sultan Murad Türbesi civarında medfun kızı Hundî Hatun ile diğer evlâdları ruhuna Berat, Regaib ve Kadir geceleri yemek verilmesini şart eylemiş ve oğlu Sultan Ahmed Türbe-si’ne seccade, rahle ve üç Türkçe kitap vakfeylemiştir (BS. 25/206). 1514’te Huri, Hatice, Dilnüvaz adında üç cari-yesini, Ferhad ve Alagöz adındaki iki kölesini i’tak eylemiştir (26/31). Bur-sa’da bir medrese yapmış ise de 1532’den sonda medrese ortadan kalkmıştır. Mütevellisi Kemal Bey idi (BS. 54/203). BK, I/302
BÜRÜNCÜK Yahudilerden Bürüncükçü İsak oğlu Arslan, Avraham oğlu David, İsmail oğlu Musa ve Yakob oğlu David, 1561 senesinde mahkemeye gelerek: “Öteden beri Bursa’ya gelen bürüncük, aramızda taksim ve tevzî olunurdu. İçimizden İbrahim oğlu Bayram adındaki Yahudi, bizden gizli bürüncük alıp satmakla esnaflık kaidelerini bozmuş-dur. Yahya oğlu Yakob’un Yahudilere pazarbaşı nasb edilmesini taleb ederiz” diye rica eylediklerinden Yakob, tayin edilmiştir (BS. 132/140). 1561’de Yahudi Abraham oğlu İsak, mahkemeye gelip Musa oğlu Abraham mahzarında dava etmiş ve: “Eskiden beri Bursa’ya gelen bürüncük kumaşını, ortaklık ile
alagelmişizdir. 589 zira’ bürüncük aldık. Abraham hepsini ben aldım, diye hayli nizâ ediyor” demiştir. Abraham, inkâr ile cevap verince Müslümanlar-dan Hamza oğlu Hacı Musa ve Yahudi Abraham oğlu Yakob şahit olarak dinlenmiş ve bu şahitler İsak’ın davasına mutabık şehadette bulunmuşlardı (BS. 93/155). BK, I/302
BÜYÜK BEND
BÜYÜK BEND Pınarbaşı suyunun Gök-dere’den çıktığı yere “Soğucak Pınar” derlerdi. Buradan çıkan Soğucak Pınar suyuyla Gökdere suyu Yıldırım İmareti vakfındandır. Bu suların birleştiği yerde büyük bir bend vardı. Buradan itibaren meselâ Pazartesi günü güneş doğduktan zevale kadar veyahut zevalden guruba kadar vs. bahçelerini sulamak için Yıldırım mütevellisi temessük verir ve herkes günü gelince bahçesini sulardı. 1762’de bu usûl cari idi (BS. 336/127). BK, I/303
C
CAFER Bursalıdır. Musa Paşa adında birinin oğludur. 1486’da karısı Fatma’yı boşamış ancak oğlu Ebubekir’e yedi yıl bakması mukabilinde Fatma’ya 150 akçe nafaka vermiştir (BS. 4/192). BK, I/304
CAFER Bursalı Mehmed’in oğludur. “Boyacı Boğuk” diye meşhurdur. 1669’da Bursa çorbacısı Mehmed Çavuş, arkadaşı Boyacı Yusuf ve Hasırcı Bornaz Mustafa ile birlikte odun ile başına vurmak suretiyle Cafer’i katley-lediklerinden idam edilmişlerdir. (BS. 301/26). BK, I/307
CAFER (Mevlânâ Hacı) Abdullah’ın oğludur. Mevlânâ Ali Çelebi Fenarî oğlu Mevlânâ Mehmed Şah Çelebi’nin âzad-lısıdır. Koca Nâib mahallesinde 1517’-de bir mescid yapmıştır. BK, I/305
CAFER (Seyyid) Zeynüddin’in oğludur. Bursalıdır. 1514’te hayatta idi (BS. 26/140). BK, I/305
CAFER (Şeyh) Bursalı Mustafa’nın oğludur. Şehinşah Çelebi’nin Bursa’daki salyânesini almak için 1503’te emin tayin edilmiş (BS. 19/99) ve 1509’da Ebişâb(?) mahallesinde ölmüştür. Karısı Meryem, oğlu Mehmed ve kızı Hatice kalmıştır. Muhallefatı arasında, 5.925 akçe kıymetinde 5 tıb kitabı ile nücuma ait birçok kitaplar çıkmıştır (BS. 22/1). Vefat tarihi 17 Şevval 915’tir. BK, I/304
CAFER AĞA Bursalıdır. Donanmada kaptan iken 1520’de asılarak öldürülmüştür (BS. 29/18). BK, I/305
CAFER BEY Demirtaş oğullarından Mahmud Bey oğlu Üveys Bey’in oğludur. Vakfın mütevellisi iken vefat eylemekle 10.4.1576’da tevliyet, oğlu Mehmed’e tevcih olunmuştur (BS. 127/158). BK, I/306
CAFER BEY 1573’te II. Selim’in oğlu Sultan Murad’ın lalasıydı. BK, I/306
CAFER ÇELEBİ
CAFER ÇELEBİ II. Bayezid’in şehzâdeli-ğinde müdir-i umuru ve cülusunda defterdarı olan Tâcî Bey’in oğludur. Tâcî Bey de Bâlî Bey’in oğludur. Babası tarafından iyi tahsil ettirilmiş ve Mahmud Paşa Medresesi’ne müderris ve sonra II. Bayezid ve Yavuz Selim’e nişancı olmuştur. 1515’te Yavuz tarafından idam edilmiştir. İstanbul’da Balat’taki camisi önüne gömülmüştür. İstanbul’da bir de medrese yaptırmıştır. Simav’da, Bursa’da birer mescidi vardır. Menşurlar ve fermanlara yeni kanunlar koymuştur. Bundan evvel nişancılar, defterdarlardan sonra gelirken divan-ı hümayunda vezirlerin solunda ve defterdarın sağında oturmasına emir verildiğinden “Nişancı Paşa” adını almıştır. Alim ve fazıl bir zat idi. Türkçe, Arapça, Farsça şiir yazardı. Öldürüleceği sırada şu beyti söylemiştir:
Beni şehîd-i aşk oldukta râh-ı yârda Yumadan defn eyleyiniz tenden gubârı gitmesün.
Hevesnâme ve Ahlâk Kitabı’nı telîf eylemiştir. Bursa’nın Soğanlı köyünden-dir. Kardeşi Sa’dî Çelebi de orada oturmakta idi. Oğlu müderris Bâlî Çelebi, günde yedi dirhem afyon yutmak-
la şöhret almıştır (SO. II/68; ŞN. I/337; BS. 4/190,320, 8/432). BK, I/304
CAFER ÇELEBİ Sinan Bey’in oğludur. 1552’de Orhan Bey İmareti mütevellisi idi. BK, I/306
CAFER ÇELEBİ Muradiyelidir. Tahsil-i ilim edip Rumeli’de ve Bursa’da birçok medreselerde müderrislik ve bazı kazalarda kadılık yapmış ve Galata kadısı olmuştur. Sultan Selim, Irak seferine giderken musahib olarak yanına almıştı. 1543’te menkub bulunduğu İstanbul’da ölmüş ve Şeyh Vefa haziresine gömülmüştür. Alim, fazıl, şâirdi. Şiirde “Nihâlî” mahlasını kullanırdı (ŞN. 473; G. 511). BK, I/305
CAFER ÇELEBİ Şeyh İbrahim Çelebi’nin oğludur. 1545 yılı Şaban ayında Bur-sa’da kadı iken vefat eylemiş ve Zeynîler’e gömülmüştür. BK, I/305
CAFER ÇELEBİ Seyyid Ahmed’in oğludur. 1671’de Bursa subaşısı idi. BK, I/307
CAFER ÇELEBİ Emir Gazi sülâlesinden-dir. Ebu Meâli Efendi’nin oğludur. 1708’de oğlu Ahmed Ağa ölmüştür (BS. 1116/120). BK, I/307
CAFER ÇELEBİ (Seyyid) Seydî Çelebi’nin oğludur. 1492’de İkizceler ağnamı mahsulünden yevmî 20 akçe ulûfeye mutasarrıftı (BS. 10/165). BK, I/304
CAFER ÇELEBİ (Seyyid) Hüseyin Çele-bi’nin oğludur. Karısı, Bursa nâibi Mevlânâ Muslihuddin’in kızı Harâbât’ı 1504’te boşamıştır (BS. 19/270). BK, I/304
CAFER ÇELEBİ MEDRESESİ Sinan Bey oğlu Cafer Çelebi tarafından 1561’den evvel yaptırılmıştır. “Peri Peyker”, “Caferiye Medresesi” de denilirdi. Darülhadis medresesi idi (BS. 158/98, 97/69; BA. Maarif Dosyası 1528). 1561’de 15.800 akçe sarf edilerek tamir edilmiştir (BS. 92/137). BK, I/306
CAFER EFENDİ (Şeyh Seyyid) Şeyh Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin hafid-lerinden Seyyid Ahmed el-Kebir’in oğludur. 1514’te Bursa’ya gelmiş ve birkaç gün sonra ölmüştür. Yerkapı civarındaki mektebin avlusuna (Zincirli Tekkesi yanındaki kabristana) kale duvarı yakınına gömülmüştür. Kabrini Hacı Ali Paşa mükemmel mermerden yaptırmıştır. Keşif ve keramet sahibi ve cezbeye tutulmuş bir zat idi (G. 147; MİB. 19). BK, I/305
CAFER HOCA MESCİDİ Muradiye’de Çı-narönü civarında, Koca Nâib mahalle-sindedir. 1517’de Mevlânâ Hoca Cafer tarafından yaptırılmıştır. 21.9.1517 tarihli vakfiyeye göre; “Kıblesi Taşçı Hasan mülkü ve yol, doğu ve batısı kendi evi ile mahdud olan” bu mescidi, akşam, yatsı ve sabah namazı kılınmak için vakfeylemiştir. Bu mescidin mesa-lihi için de Cilimboz deresiyle dönen değirmeni (ki Hünkâr Fabrikası adıyla ipek fabrikası olup sonra da tütün deposuna çevrilmiştir), Ulucami civarındaki ve Koca Nâib mahallesindeki evlerini vakfeylemiştir. Mahalle de bu adı taşımakta idi (BS. 27/60, 110/118). BK, I/305
CAFER KETHÜDA Süleyman’ın oğludur. Zuamâdandır. Bursa’nın zâbıtı ve subaşısı idi. 1583’te mahkemeye İvaz oğlu Osman Çelebi’yi götürüp, “Öteden beri câri olan kanun mucibince şehri muhafaza için yoldaşlarım ile kol gezerken, Şehreküstü mahallesinde, Osman Çelebi, dört hizmetkârı ve 10-15 sarhoş kimse ile yolumu basıp beni darp edip ve yoldaşlarım Acemoğlu olup varisi olduğum Kamber oğlu İbrahim’i muhkem darp edip ensesinden cerh ve altı gün sonra cerahattan fevt olmakla dem ve diyetini Osman ve hizmetkârlarından dava ve taleb edip onlar dahi inkâr eylediklerinden gece ile vakitsiz bir zamanda vaki olduğundan ispata kadir olamadığım için buna ait davadan feragat ve ibrâ-i âm ile ibra ve iskat
eyledim” demiş; İvaz oğlu Osman Çelebi de o gece Cafer Kâhya’ya rast geldiğini, ancak parasını ve eşyasını almadığını söylemiştir (BS. 150/66). BK, I/306
CAFER MAHALLESİ 1569’da Yıldırım civarında bir mahallenin adı idi. BK, I/306
CAFER PAŞA (Seyyid) Seyyid Cafer oğlu Emir Gazi’nin oğludur. Bursalıdır. Nakibü’l-eşraf kaymakamı ve Yıldırım mütevellisi iken Vezir Gürcü Pîr Mehmed Paşa’nın iltifatına nail olarak Karaman beylerbeyiliğine tayin olundu. İmaret-i İsa Bey mahallesinde 1624’te ölmüş ve Pınarbaşı’nda, suyun arkasına gömülmüştür. Eli açık, herkese iyilik etmesini sever bir zat idi (G. 68). Vefatında oğlu Haşim Efendi ile Ebu Meâli Efendi kalmıştır. 1608’de Şeyhulislâm Sadeddin Efendi vereselerinden Gemlik’in Gencelli köyünde “Armutlu Bağ” demekle maruf bağı 30.000 akçeye satın almıştı (BS. 217/ 42). BK, I/306
CAFER SADIK EFENDİ Bursalıdır. Müderris olup I. Abdülhamid devrinde ölmüştür (SO. II/76). BK, I/307
CAFER SIDKI PAŞA Peklinli Süleyman Paşazâde’dir. 1829’da İnebahtı muhafızlığına tayin edilmişse de süratle memuriyetine gitmeyip İstanbul’dan iki ayda ancak Yanya’ya vardığı, orada bazı uygunsuz işlere cür’et eylediği ve Yenişehir taraflarında olduğu haber alındığından mîr-i mîrânlığı kaldırılarak Mihaliç’te ikamete memur edilmiş, 1834’te İstanbul’da ölmüştür (SO. II/ 76). BK, I/307
CAMBAZ MUSTAFA BEY Kuruçeşme mahallesindeki 22 odayı ve Hallaçlar Çarşısı’ndaki üç dükkânı, 1523’te hayır işlerine vakfeylemiştir (BS. 31/19, 87). BK, I/307
CAMDAN (Hacı) İznik Kalesi haricinde vakıfları vardır. 1762’de Gürle’nin Okil(?) köyü de vakfı idi. BK, I/307
CAMİ Bursa’da mevcut olan ve olmayan cami ve mescidlerin her birisi hakkında uzun malûmat, adları hizasındadır. Her camiyi adıyla aramak lâzımdır. BK, I/307
CAMİDE KAVGA 15.7.1789’da Müfettiş Mevlânâ İbrahim Efendi’nin oğlu, Vâiz Mustafa Efendi ile Şeyh Abdulfettah Efendi, cami derununda münazaa ederek edepsizce hareket eylediklerinden, Şeyhulislâm Mehmed Kâmil Efendi’nin işaret-i aliyyeleriyle, Ramazan sonlarında Bursa’ya nefy edilmiş, ancak bir ay sonra her ikisi de affolunmuşlardır (BS. 308/12, 18). BK, I/307
CAN ABDAL Salih köyünde, Kürd Abdal mezarına dört taraftan altışar arşın yer tayin olunarak bir harim bina olunması ve böylece mezarın muhafazası için Sultan Mehmed emir vermiş ve Can Abdal adındaki derviş de bu emri yerine getirmiş, Obruk köyünde de bir yer alarak buraya vakfeylemiştir (Mihaliç kazasının Kanunî zamanındaki tapu defterinden). BK, I/307
CAN PAŞA Bursalı Elvan’ın oğludur. 1484’te Bursa’da sağ idi (BS. 4/23). BK, I/308
CANFEDA Canfeda, Alacahırka mahallesinden hayat ve mematı meçhul olan birisinin cariyesi idi. Bu meçhul zatın, emr-i şerif ile eşyası satıldığı zamanda, Canfeda da satılığa çıkarılmış ve Bur-sa’da 60.000 akçe verilmişken İstanbul’a gönderilmesi hakkında emr-i şerif gelmiş ve 1588’de padişaha gönderilmiştir (BS. 174/7). BK, I/308
CARİYE ÇİFTLEŞTİRMEK
CARİYE ÇİFTLEŞTİRMEK Hasboğa köyünün mütevellisi Mehmed oğlu Mustafa 1481 senesinde, vakfın mesalihi için vakıf akçesi ile 1.700 akçeye Karagöz
adında bir köle ve 1.600 akçeye Devlet adında bir cariye satın alıp birbiri ile evlendirmiş ve bu kadından iki kız çocuğu doğmuş ve mütevelli, esirlerden müşteki olup vakfa zararlarını nef’ilerinden az görüp satmak fikrinde bulunmakla hakimin muvafakatıyla defaat ile müzayedeye çıkarılarak 3.300 akçeye satıp akçesini almıştır (BS. 3/27). BK, I/308
CARİYE SATMAK Bursa’da Akbıyık mezarı evkafı ve zaviyesi harap olup vakfın mahsulü ihtiyaca kâfi gelmediğinden, 1514’te vakfın “Benefşe, Meryem, Bâyine” adındaki üç cariyesi satılarak bahasıyla mezarı ve zaviyesi tamir edilmiştir (BS. 26/52). BK, I/308
CARULLAH Bursalı Vahid Paşa’nın oğludur. 1492’de sağdı (BS. 10/9, 21/259). BK, I/308
CARULLAH Bursalı Lutfullah’ın oğludur. 1573’te İnceğiz mahallesinde sakin idi. Elif ve İbadullah adında iki çocuğu vardı. BK, I/308
CARULLAH (Hacı) Bursalı Ramazan’ın oğludur. 1559’da kemhacılardan gülis-tancıların yiğitbaşısı idi. Bu sanatta çok mahirdi. BK, I/308
CASUS İstanbul’dan gelen ve giden hükûmet çavuşlarına, meyhaneciler tarafından 1599 senesinde, öteden beri cari olan usül icabı kılavuz verilmiştir (BS. 351/83). BK, I/308
CEBE ALİ Bursalıdır. 1495’te Kaplıca İmareti mütevellisi iken vefat etmiş ve varisi Sinan Çelebi’ye 173.000 akçeden ziyade miras düşmüştür (BS. 11/244). BK, I/309
CEBE ALİ BEY Eski ümeradan olup 1441’de Bursa’nın müstakil subaşısı ve daha sonraları da muhafızı idi. İstanbul fethinde bulunmuş ve fethine memur olduğu kapıya, ismi hafifletilerek, “Cibali” denilmiştir. 1454’ten sonra
Bursa’da ölmüştür. Kabri meçhuldür (SO. III/494). BK, I/127
CEBE ALİ BEY İlyas Matbahî’nin oğludur. Bursa’da müstakil subaşılığında bulunmuştur. 1443’te Bursa’da vali idi. Tobihisar köyünde bir imaret ve bir medrese yaptırmıştır. 1485’te sağ idi. Bursa’da birçok vakıfları vardı. 1492’-de bu vakıfların ekserisi yanmış ve yanmayanları da harap olmuştur. 298.215 akçe de vakf-ı nakdî vardı. İstanbul muhasarasında büyük yararlığı görülmüştür (Âlî Tarihi, III/359; BS. 17/298, 10/44, 155). BK, I/309
CEBECİ Kapıkulu asâkirinden yani Osmanlı ordusunun muvazzaf askerle-rindendir. Ocaklarına “Cebeci Ocağı” ve başlarına “Cebecibaşı” denilirdi ki tuğ ve alem sahibidir. Kışlalarına, “Cebeci Kışlası” derlerdi. Vakt-i sulhte her nevi silâh ve mühimmatın muhafazası ve tathiri ve hüsn-i hâlde bulunmasına memur edilirlerdi. Esliha ve mühimmatı askeri kıtalara, istihkâm ve kalelere, hisar ve plankalara sevk ve nakletmek bunlara aitti. Harp zamanında da develer, katırlar, at ve öküz arabaları ile bunları cephelere sevk ederlerdi. BK, I/309
CEBECİ MÜTEKAİDLERİ Anadolu’nun orta kolu yemin ve yesariyle nihayetine varıp gelince kazalardaki atîk cebeci mütekaid ve serdengeçti ağaları ve alemdarları, ancak kendi adamlarıyla Kars tarafına memur olduklarından hemen hareketleri 20.4.1791’de bildirilmiş ve bir ay geçtiği hâlde henüz hareket haberleri gelmediğinden tekâ-sül ve rahavetlerine hüküm olunarak müstehakk-ı itab ve ikab olduklarından bir an evvel mahall-i memura vasıl olup muvasalat haberlerini İstanbul’a îlâm ettirmeleri emredilmiştir (BS. 382/48, 49). BK, I/309
CEBELİ Demirtaş oğlu Umur Bey evkafından sefer-i hümayun vaki oldukça bir cebeli akçesi verilmesi meşrut ol-
duğundan 1536 senesi için 700 kuruş verilmiştir (BS. 41/279). Atranos nahiyesinde İblise köyünü Murad Hudâ-vendigâr Kaygulu Bey’e, seferler vaki oldukça be-nevbet bir cebeli sefere eşüp eda-yı hizmet etmesini şart eylemişti. 1629’da da sefere bir cebeli gönderilmiştir (BS. 244/121). Atranos Meram Hatun arazisi eşkincili mülktür. Cebelisini eştirir. BK, I/310
CELÂL Akl-ı Evvel oğlu Hacı Feyzî’nin oğludur. 1773’te babasıyla 400 asker yazıp sefere memur edildi (BS. 1186/ 19). BK, I/310
CELÂL ÇELEBİ Mevlânâ Üveys’in oğludur. Hanım Hatun, Sittî Hatun adında iki kız kardeşi vardı. 1523’te Bursa’da sağ idi. Mevlânâ Kutbeddin oğlu Mehmed Çelebi ile ana bir kardeştirler. Babaları ayrı idi (BS. 31/90, 179). BK, I/311
CELÂL ÇELEBİ (Mevlânâ) Ulemadandır. Mevlânâ Şemseddin Paşa oğlu merhum Mevlânâ Hızır Bey Çelebi’nin oğludur. 1518’de ceddinin vakıflarının mütevellisi idi. (BS. 28/264). BK, I/310
CELÂL EFENDİ Yegânzâde’dir. Aslen Karamanlıdır. Birçok medreselerde müderrislik yapmış ve kendisine verilen kadılıkları kabul etmemiştir. 1611 Recebinde ölmüş ve Pınarbaşı’nda, Kalenderhane yakınına gömülmüştür. İlim ve fen sahibi ve Arap edebiyatına hakkıyla vâkıf idi. Arap darb-ı meselleri hakkında esaslı malûmatı vardı. Oğlu Mehmed Efendi, alim ve fazıl bir zat idi (G. 257). BK, I/310
CELÂLEDDİN BEY Şehzâde Cem’in yakınlarından olup birlikte Avrupa’da bulunmuştur. Celâl Bey de denilirdi. Avrupa’da bir müddet hastalanmıştı (Ahmed Refik, Cem Sultan, s. 97). Celâl Bey, Ayas Bey ile kâfir libasıyla Cem’in mektuplarını gizlice öteye beriye götürüyor ve Cem’i kurtarmak için hayatını tehlikeye atıyordu. Cem’in yedi sene
Fransa’da, altı sene İtalya’daki esaretinde bir dakika yanından ayrılmadı. Cem’in feci ve acıklı surette ölümünde cenazesini Sinan Bey yıkadı ve Celâl Bey su döktü (Ahmed Refik, Cem Sultan, s. 221). Sultan Cem’i kendi tülbendi (sarığı) ile kefenlediler. Maiyyetin-dekilerden altı kişi toplandı. Bedbaht şehzâdenin gurbet elinde namazını kıldılar. Birçok maceralardan sonra kapıcıbaşı Sinan ve Ayas Beylerle Cem’in tabutunu 1495’te Bursa’ya nakl eylediler. Bu tarihten sonra âlem-i idbara çekilerek ömrünün sonuna kadar münzevîyâne bir hayat geçirmiştir (SO. II/78). BK, I/311
CELÂLEDDİN EFENDİ Bursalıdır. Eşrefzâ-delerden olup tekkesine şeyh oldu. 1808’de ölmüştür (SO. II/79). BK, I/ 310
CELÂLEDDİN EFENDİ Eşrefzâde Fah-reddin Efendi’nin oğludur. Eyüb Efendi Tekkesi’ne şeyh olmuştur. Üftadezâde Şeyh Mustafa Efendi’nin kızıyla evlenmiş ise de ailesiyle nadiren görüşür, kendisi çilehanesinde riyazat, ibadet ve taatla meşgul olurdu. Kızını gelin ettikleri zaman el öpmek için huzuruna getirmişler, bunu görünce haremine darılarak: “Böyle ziynetli, süslü genç kadınları benim karşıma nasıl çıkarıyorsun? Allah’tan korkmaz mısın?” diye tevbih edince, “Kızınızdır” cevabını alınca memnun olup dua eylemiştir. Kat’an dünyaya meyletmeyip, zühd ve takva ile vaktini geçirmiş, Allah’ına âşık olmuş, perhizkâr bir zat idi. 1809 Muharreminde ölmüş ve Eyüb Efendi Tekkesi’ne gömülmüştür. Melek gibi nur yüzlü, hafif sakallı, kısa boylu, çok temiz ahlâklı bir zat idi. BK, I/310
CELÂLEDDİN MEHMED AĞA
CELÂLEDDİN MEHMED AĞA Gemlik voyvodası idi. Saray kapıcıbaşılığı rütbesini almış ve Gemlik’te kereste nazırı olmuştur. Gemlik sahasında inşa ve denize indirilerek tersaneye gönderilen iki “kotra” sefinesinin, 17.4.1835’te hesabı görülmüş ve 92.117 kuruş sarf
eylediği anlaşılmıştır. Bunun 54.117 kuruşu “sa’yen li’l-mirî” denilerek tenzil olunmuş ve kendisine ancak 38.000 kuruş tersane hazinesinden verilmiştir. BK, I/312
CELÂLÎ 1603’te I. Sultan Ahmed tahta çıktığı zaman Anadolu çok karışık idi. “Celâlî” adı verilen eşkıya, hemen her tarafta namuslu insanları şehirden şehire gidemeyecek bir hâle koymuştu. Soygunculuk, hırsızlık en ufak işlerdendi. Sultan Ahmed, Bursalı Nakkaş Hasan Paşa’yı muhafız gönderdi ve Kuyucu Murad Paşa’yı da bu eşkıyaların temizlenmesine memur eyledi. Kalenderoğlu adındaki bir eşkıya da 1607’de Bursa’ya geldi. Atıcılar’a çadır kurarak Bursa’yı sıkıştırmaya, yakıp yıkmaya başladı. Bu günler, Bursa’nın en felâketli günleri idi. Selçuk Hatun imamı Tatar Hasan Efendi, Şeyh Sürmeli Mehmed Efendi bunların eline düştü. Hasan Efendi şehit edildi. Mehmed Efendi korkusundan öldü. İncirli Camii imamı Ömerzâde Şeyh Hasan Efendi’nin pek güzel sesli, eli ve ayağı düzgün bir genç oğlu vardı. Eşkıya reisi bu çocuğun sesini işitmişti. Hemen şeyhe adam yollayıp çocuğu istetti. Şeyh gelen adamları boşa çevirmiş ise de son gelişlerinde ziyade tazyik eylediklerinden oğlunun ağlaya ağlaya başını kesip haydutların önüne koymuştu. Kalenderoğlu bu sefer kendisi kalkıp gelmiş, atılan kurşunlardan birisi şeyhi öldürmüş, melun eşkıyalar şeyhin ölüsünü tekke kapısına asarak omuzlarına mumlar dikip, çekilip gitmişlerdi. Bursa’nın bu vaziyette bulunduğu İstanbul’dan duyulunca, Nakkaş Hasan Paşa Bursalılara yardımcı gelmişti. Bu kuvvet daha yaklaşmadan Kalenderoğlu takımını toparlayıp Mi-haliç yolunu tutmuş ve çok geçmeden Murad Paşa da yetişince eşkıyalar kaçmaya mecbur kalmışlardır. Bu eşkıyalar Bursa’da birçok hanları, evleri, çarşıları yakmışlardır. Bir fikir verebilmek için yalnız Haremeyn vakıfları-
na yaptıkları tahribatın listesini arz edeyim.
Celâlî eşkıyası Bursa’ya müstevli oldukları zaman Haremeyn vakıflarından aşağıdaki binalar tamamen yanmıştır.
Kıymeti:
-
24.000 Emir Sultan mahallesinde altı odalı bir ev,
-
13.000 Hoşkadem mahallesinde dört odalı bir ev,
4.500 Köseler mahallesinde dükkân,
5.500 Mücellidî mahallesinde iki odalı bir
ev,
-
6.000 Enbiya mahallesinde üç odalı bir ev, 4.920 Abdal Mehmed mahallesinde iki odalı bir ev,
-
2.000 Kepezler mahallesinde iki odalı bir ev,
-
18.000 Dâye Hatun mahallesinde üç odalı bir ev,
-
17.800 Sultan Orhan mahallesinde odalar, 6.000 Ebu İshak mahallesinde iki dükkân bir oda,
-
3.240 Ulucami yanında iki dükkân, 4.400 Karaca Ahmed mahallesinde boyacı
dükkânı. (BS. 217/67)
Celâlî eşkıyası Bursa’ya gelmeden önce civardaki kazalardan pek çok kişi, bunların zulüm ve şerlerinden kaçarak Bursa’ya iltica etmişlerdir. Böyle gelenlerden Mehmed kızı Cemile, Orhan Camii havalisinde oturur ve işiyle meşgul olurken Ali oğlu Ahmed ve hevâ-sına tâbî beş kişi, yatsı namazından sonra âlet-i harb ile gelip alenen ve cebren fiil-i şenî icra eylemiş ve ayrıca Ali oğlu Husrî dahi bir nacak ile Cemi-le’nin elini yaralayıp koynundan 700 akçesini almışlardı. Daha sonra Bur-sa’daki dergâh-ı âlî yeniçerileri zâbıtı Mehmed Subaşı tarafından Ahmed tutularak mahkemeye getirilmiş ve Ahmed, yaptıklarını külliyen inkâr eylemiş ise de şahitlerin ifadeleriyle keyfiyet tahakkuk eylediğinden hakkından gelinmiştir (BS. 209/146). BK, I/312
CELÎ YAZILAR Sülüsün iyi yazılmış “celî” denilen bir kısmıdır ki bunun kalem kalınlığı ve harf iriliği için bir nihayet göstermek mümkün değildir. “Sülüs
celîsi” veya yalnız “celî” diye şöhret bulmuş olan bu yazının kalınlığı istisna edilirse esas kalemi sülüs şartlarına tâbî olmakla beraber yazarken harflerinin teşekkülünde ve satıra konulu-şunda, yazının bulunacağı yerin göze olan mesafesi -uzaklık ve yakınlık nispeti- hesap edilerek yazılmak icap ettiği için sülüsün kaidelerinden ayrı hususî yazma kaideleri, kalem cilveleri, sanat incelikleri vardır. Bilhassa bunun girift ve istifli tipleri ayrı bir iştir. Bunun için celînin yazılması tamamen ihtisasa, vukufa muhtaçtır. Ulucami celî yazılar müzesi denecek kadar zengindir (Eski Yazıları Okuma Anahtarı, s. 114). Bursa’daki Yeşil Camii kubbelerinin bitiştiği duvarlarda kuşak gibi bu yazılardan mevcut iken -Bursa’nın 1325 tarihli salnamesinde görülmektedir- bugün üzeri badana edilerek yok edilmiştir. 1.10.1715’te Muradiye Ca-mii’nin tamiri esnasında caminin içerisinde ve üç tarafında, 46 zira’ uzunluğunda celî yazı ile “Esma-i Hüsna” yazılmış, boya, üstadiye ve ressamiye beher zira’ına yüzer akçeden 4.600 akçe sarf edilmişti (BS. 300/22). BK, I/314
CELÎL (Celîlî) Bursalıdır. Babası Acemis-tan’dan gelmiştir. Asıl ismi Abdül-celil’dir. Tahsil-i ilim ve maariften sonra dânişmend olmuş, II. Bayezid devrinde aklını oynatarak birçok zaman halktan tevahhuş edip ihtifa eylemiştir. Ağzını kapayıp hiç söz söylemezdi. I. Selim zamanında, yani XVI. asrın ibtidalarında vefat eylemiştir. Güzel şiirleri, Sadberk adlı bir divanı ve Hüsrev ü Şirin, Leyla vü Mecnun unvanlarıyla manzumeleri vardır. Meşhur Şehnâme-i Firdevsî’yi nazmen tercüme eylemiştir. Sicill-i Osmânî’nin (II/81) de yazdığı iki Celilî’nin ikisi de bir zata aittir (G. 454; OM. II/125; KA. 1829). “Hâmidîzâde” diye şöhret olmuştur. (LT. 119). BK, I/314
CELÎLÎ (Mevlânâ Celîlî) İzniklidir. Tahsili ilimden sonra tasavvufa meyletti ve aklını oynatarak vefat eyledi. Tasavvuf ulemasındandır. Hamse-i Nizâmî’yi nazmen tercüme etmiştir. Kelimâtın tam karşılığını bulmak suretiyle yazıldığından çok nefistir. Şu rubai ile beyt onundur:
Ey gönül bu dünya ki gaddardır andan sakın
Hilesi çok, mekri çok ayyardır andan sakın
Ger sana yârim deyu eylerse her dem rîşhand
Kavline aldanma kim ağyardır andan sakın
Öldükte bu ben hastayı eşk ile yusunlar Cânâna güzâr ettiği yollarda kosunlar (OM. II/124; ST. 114; LT. 119). BK, I/314
CEM SULTAN
CEM SULTAN Fatih Sultan Mehmed’in padişah olduktan sonra dünyaya gelen evlâdıdır. Anası Sırp kral hanedanına mensup Çiçek Hatun’dur. 4.12.1459’a rastlayan 864 Saferinin yedinci gecesi Edirne Sarayı’nda dünyaya gelmiştir. Çiçek Hatun Edirne’de otururdu. Cem Sultan, zamanının alimlerinden güzel ders görmüş, Türkçeden başka Arap ve Farisî dillerinde şiir yazacak derecede mümârese peyda eylemiştir. Latin lisanına dahi hakkıyla vâkıftı. Cesur, eli kuvvetli, hünerli idi. Saldığı gürzü zamanında kimse salmamıştır. Sehavette emsalsiz, sahib-i marifet bir zat idi. Şairleri çok sever ve çok iltifat ederdi. Yanında birçok şairleri vardı. Hocası Mevlânâ Türâbî ile Sehâyî, La’lî, Haydar, Kandî Sirozî ve Şahidî gibi şairleri yanından ayırmazdı. Ve hatta Şahidî’yi Avrupa’ya beraber götürmüştür. Babasının hayatında Karaman valiliğine tayin edilmiş ve kendisini Karamanlılara çok sevdirmişti. Veziriazam Karamanlı Mehmed Paşa’yı yanına alarak ve İstanbul’da İnegöllü İshak Paşa’yı kaymakam bırakarak sefere çıkan Fatih Sultan Mehmed, 4 Rebiulevvel 886 tarihine tesadüf eden 3.5.1481 Perşembe günü akşam üzeri Gebze civa-
rında Tekfur (Sultan) Çayırı adındaki yerde nikris marazından vefat etmişti. Bunun üzerine Veziriazam Karamanlı
Mehmed Paşa, derhal tahta geçmesi için Sultan Cem’e ılgar (süratli yürüyüş ile iki-üç konağı bir yaparak) ile ulak göndermiş ise de vakayı haber alan ve İstanbul muhafazasında kalan İshak
Paşa, Cem padişah olursa Karamanlı Mehmed Paşa ile arası iyi olduğundan Karaman hükûmetini tekrar ihya eder korkusuyla, Amasya’da bulunan Sultan Bayezid’i padişah yapmak istemiş ve o da gizlice Amasya’ya haber göndermiştir. Sultan Bayezid, Cem’den büyük idi ve Fatih padişah olmadan Gülbahar Hatun’dan dünyaya gelmişti. Osmanlılarda cari olan kaide mucibince Cem’in padişah olması daha muvafıktı (Sultan Cem bu iddiada haklı olduğuna kani idi. Dostları ve maiyyetinde bulunan Rum ve İtalyan alimleri de kendisiyle aynı fikirde idiler).
İshak Paşa’nın Karamanlı Mehmed Paşa aleyhinde kurduğu dolap neticesinde yeniçeriler, Mehmed Paşa’yı öldürmüşler ve İstanbul’a dönerek birçok evleri yağma etmişlerdi. İşin fenaya vardığını gören İshak Paşa, Sultan Korkut’u padişah vekili olarak tahta çıkarmış ve Bayezid’in muvasalatına intizar etmeye başlamıştı. Bu sırada, Sultan Cem de Karaman’dan hareketle İstanbul’a gelmekte idi. Ancak
63 Cem Sultan Türbesi planı ve kesiti (Gabriel’den)
Bayezid’in kendisinden önce İstanbul’a giderek tahta çıktığını haber alınca Bursa’ya geldi, kendi adına hutbe okutup para bastırdı ve padişahlığını ilân eyledi. Fatih Sultan Mehmed’in de cesaret ve maharetinden dolayı kendisine halef olmak üzere Sultan Cem’i tercih eylediğini Sultan Bayezid bildiği için endişe etmiş ve bu düşüncesi de aynen vaki olmuştu. Daha evvel Sultan Bayezid, Ayas Paşa’ya, Bursa’yı muhafaza etmek için emir vermiş ve Mudanya yoluyla 2.000 kişilik bir kuvvet de göndermişti. Kendisi de Rumeli’den gelecek kuvvetler gelinceye kadar Üsküdar’a geçerek orada beklemeye mecbur kaldı. Sultan Cem’in ordusu çoktan Bursa’ya gelmiş ve Yıldırım Camii karşısında, Atıcılar mevkiinde ordugâh kurmuştu. Sultan Cem’in serdarı Gedik Nasuh idi. Gedik Nasuh, Ayas Paşa maiyyetindeki askeri şehre sokmadı. Bursa ovasında mücadele başladı. Bursa ahâlisi, yeniçerilerin İstanbul’da yaptıkları fenalıkları haber aldıklarından, aynı felâketlere kendilerinin de dûçâr olmamaları için, hepsi Sultan Cem tarafını iltizam eyledi. Bu suretle Cem Sultan’ın maiyyetindeki askerin miktarı ziyadeleşti. Ayas Paşa bu ittifaka karşı mağlup oldu. 2.000 yeniçeriden ancak beş-on kişi kurtuldu. Sultan Cem, Bayezid’in üzerine yürüdüğünü haber alınca yeniden kuvvet toplamaya ve ahâliden vergi istemeye başladı. 18 gün kadar Bursa’da kaldı. Diğer taraftan Sultan Bayezid de Cem’in yaptıklarını haber aldığından Cem’in maiyyetini elde etmeye çareler arıyordu. Cem’in lalası Aştin oğlu Yakub Bey ile Sultan Bayezid’in eski dostlukları vardı. Yakub Bey’e gizlice mektup göndererek; “Cem Sultan, Yenişehir ovasına gelip Bayezid askeriyle cenk ettiği takdirde Yakub Bey’e Anadolu beylerbeyiliği tevcih ve 100.000 akçe mahsullü köyler” verileceği vaat ediliyordu. Cem Sultan ise iki taraf da Türk ve Müslüman olan ordunun birbiriyle kavga etmeleri mesuliyetinden kork-
tuğu için o vakit Bursa’da bulunan büyük halası ve Çelebi Sultan Meh-med’in kızı Selçuk Sultan’ı, Mevlânâ Ayas ve Şükrullah oğlu Ahmed Çelebi ile beraber Sultan Bayezid’e gönderdi. Maksadı, Anadolu kendisine verilmek ve Rumeli, Sultan Bayezid’de kalmak üzere biraderiyle anlaşmak ve uyuşmak idi. Bu teşebbüs boşa çıktı.
Sultan Cem, Bayezid’in cevabını alınca Gedik Nasuh’u İznik tarafına yolladı. Kendisi de Sultan Bayezid tarafından elde edilen lalası Yakub Bey’in sözüne kapılarak Yenişehir ovasına doğru hareket eyledi. Sultan Bayezid’in Cem’i Yenişehir ovasına çekmekten maksadı Karaman’dan uzak bulundurmak ve kendisini sevmeyen ve Bayezid taraftarı olan bir sahada harbi kabul ettirmekti. Bu esnada Sultan Cem’in serdarlarından Gedik Nasuh ile Sultan Baye-zid’in serdarlarından Sinan Paşa arasında, İznik civarında Azvad derben-tinde yapılan muharebede Gedik Na-suh mağlup oldu. Yenişehir’e doğru çekildi. Bayezid’in ordusuna Gedik Ahmed Paşa gibi kumandanlar da iltihak etmiş ve lalası Yakub Bey’in de ihaneti sebebiyle Cem, mukavemet ümidi azaldığından Karaman’a doğru gitmeye başlamıştı. Bedbaht şehzâde birçok felâketler ve maceralar geçirdikten sonra validesiyle müteallıkatını toplayarak Mısır yoluyla Mekke’ye gitti. 11.3.1482 yani 21 Muharrem 887’de Mısır’a avdet eyledi. Karaman beylerinden Kasım Bey’in melânet ve tezviratıyla Rodos şövalyelerine iltica eyledi ve oradan da Fransa’ya götürüldü. Orada yedi senelik göz hapsinden sonra Papa’nın eline esir düştü. Pa-pa’nın ayağını öptürmek istediler, kat’iyyen red eyledi. Hıristiyanlığa geçmesini söylediler, kabul etmedi. Birtakım yalan, dolan ve hilelerle oyaladılar. Fransa kralı VIII. Şarl, Roma’ya harben girdi. Sultan Cem’i Napoli’ye gönderdi. el-Hasıl 13 senedir böyle birçok sefalet ve mihnet içinde ömrünü geçirmekte iken Papa ile Bayezid’in
64 Cem Sultan Türbesi
yaptığı mukavele üzerine İstanbul’dan gönderilen Koca Mustafa Paşa, tebdil-i kıyafetle, berber sıfatıyla Cem’in yanına gelerek zehirli bir ustura ile başını tıraş etmesini müteakip şiddetli bir baş ağrısına tutularak 9 Cemaziyelevvel 900 tarihine tesadüf eden 7.2.1495 Salı günü 36 yaşında iken vefat eyledi. Cenazesi yıkandı, başındaki tülbendi (sarığı) kefen yapıldı ve Kapıcıbaşı Sinan Bey, Çaşnigirbaşı Ayas Celâl Bey ve diğer üç arkadaşı (ki cem’an 6 kişidir) tarafından cenaze namazı kılındı. Fransa kralı VIII. Şarl hekimlerini yolladı. Bunlar; “na’şın içini pak ettiler. İçinde çıkanları bir kutu içine koyup Polye beyi ‘Riga Frende’nin bahçesine gömdüler. Cem’in nâşını hıfz-ı beden eyler nesnelerle terbiye edip bir muşambaya sarıp bir kurşun tabuta koyup Sinan ve Ayas Bey’i üzerine hafız koydular” (Vâkıât-ı Cem, 32). Sultan Bayezid, Cem’i oyalamak için Papa’ya her sene 45.000 duka altını verirdi. Cenazesinin Bursa’ya nakli için de pek çok para sarf olunmuştur. Bursa’ya Celâl Bey ve sairleri tarafından getirilerek Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Sultan Mustafa’nın, önünde havuzu bulunan türbesine kardeşinin yanına defnedildi (A. 253). Mezarı için Kite’nin Koçaç, Bosnalı, Yakub (Gözcü Mandalya), İlyaslar
köyleri ile Kırksöğüt ve Tavuk Hamza mezraalarını ve Frengili köyü ve Boz-burun çeltikçileri vakfedildi (LTC. II/45; KA. 1830; ST. 14; BA. Bursa Tapu Defterleri; BS. 19/128). Alim, fazıl ve şair bir şehzâde idi. Lutuf ve ihsanı çoktu. Müretteb divanı, vaktiyle Bur-sa’da neşr olunan Fevâid mecmuasında intişar etmiştir. Emsalsiz bir şairdir. Hurşid ü Ferahşâd adında bir kitap yazmıştır. Nazmı selis ve uslûbu nefistir. BK, I/315
CEM TÜRBESİ Bk. Türbeler, Sultan Mustafa Türbesi.
CEMAL Bursalı Musa’nın oğludur. 1507’de Bursa’da birinci sınıf kadifeci sanatkârlardandı (BS. 21/28). BK, I/ 318
CEMALEDDİN MEHMED EFENDİ İsmail Hakkı Âsitânesi şeyhi Faik Efendi’nin oğludur. 1894’te doğmuş, babasının vefatında küçük olduğundan eniştesi Selâmeddin Efendi vekil tayin edilmiştir. Selâmeddin Efendi’nin idaresizliğinden şikâyet edilmesi üzerine 1909’-da Mısrî şeyhi, tarihçi Şemseddin Efendi idare-i umura nazır tayin edilmiştir. Cemaleddin Efendi’nin talim ve terbiyesine ve yetişmesine çok çalışmıştır. BK, I/319
CEMAL EFENDİ (Şeyh) Hamam Tekke şeyhi Osman Efendi’nin oğludur. 1908’de babasının yerine şeyh olmuş ve 9 Ağustos 1911 Çarşamba günü vefat etmiş ve babasının yanına gömülmüştür. Öldüğünde 25 yaşında kibar bir gençti. BK, I/318
CEMÂLÎ Bursalıdır. Fatih zamanında İstanbul’a gelmiş ve II. Bayezid zamanında vefat eylemiştir. II. Bayezid namına Humâ-yı Hümayun adlı bir kitap nazmeylemiştir. Gayet zengin şiirleri ve parlak fikirleri vardı. Bursa’daki Nilüfer Hatun köprüsünün ve Yer-kapı’daki Darülhadis’in ve Hundî Ha-
tun Mektebi kitabelerindeki tarihleri bu zat yazmıştır (KA. 1833; LT. 121; SO. II/85). BK, I/318
CEMİL EFENDİ (Şeyh) Yerkapı’da Sa’dî Tekkesi şeyhi idi. 1905’te İstanbul’da maliye hazinesi veznedarı olduğundan halifelerinden Şeyh Saîd Efendi vekâlet etmiştir (MİB. 19). BK, I/319
CENÂBÎ Bk. Mustafa Efendi.
CERİME Halk lisanında “cereme” diye kullanılırdı. Eski devirde suç, kabahat için alınan cezâ-yı nakdî idi. Bunlar da ceza alanın keyfine tâbî idi. 1536’da bir erkek bir nâmahrem kadın ile görüştü diye 80, bir Rum bir İslâm kadını ile bir yerde bulundu diye 600, bir erkek bir nâmahrem kadın ile bir yerde bulundu diye 400 akçe cerime alınmıştır. 1551’-de iki erkek, nâmahrem bir kadınla musahabet töhmetinden dolayı Bursa zeametine müteallık cerimeler için teberruan 540 akçe vermişlerdir. Bir nâmahremle teferrüçe çıkan birisinden, Bursa zeametine müteallık cerime için 90; 1552’de bir erkekle bulunan bir kadın için de zeamet eminine 500 akçe cerime alınmıştır. Çok şâyân-ı hayrettir ki Bursa subaşısına ait olan bu iradın, sicillerde teberru suretinde gösterilmesi usülden imiş. BK, I/319
CEVDET EFENDİ Bursalıdır. Mısır’a girip Mısır matbaası nâzırı oldu. Abdül-mecid’in evâhir-i saltanatında, 1860 senelerinde vefat eyledi. Şairdir (SO. II/89). BK, I/319
CEVHER AĞA Abdullah’ın oğludur. Tavâ-şîdir. Emir Çelebi’nin tevabiindendir. 1500 senesinde bir miktar mücevher mukabilinde sarraflardan para istikraz eylemiştir (BS. 17/247). İnegöl’de Germeç(?) köyünde, Cevher Lala mez-raası vardı. Germeç sınırında Karaciş yakınında birkaç çiftlik imiş. Cevher Lala’dan sonra irs ile kız kardeşi Kutlu Melek’e intikal eylemiştir. BK, I/319
CEYLAN AVI Vaktiyle Bursa ve civarında geyik envaından ince bacaklı, pek hafif ve çok koşan bu hayvanlardan pek çok vardı. 1679’da Barak köyü civarında, Kozakayası Dağı’nda ceylan avlandığını siciller yazıyor (BS. 276/57). BK, I/320
CEZAEVİ Bursa Hisarı’nın “Zindankapısı” denilen mahalde mevcut bir yerin adıdır. 1635’te “Sicn-i Sultanî” denilen bu yerin hücrelerinin sakfı, hapislerin konduğu kafesin sakfı ve bazı mevâzii harap olduğundan 4.650 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 253/129). Vaktiyle ağır cezalıları koymak için burada bir de kuyu vardı. BK, I/320
CEZERÎ Bk. Kasım Paşa.
CEZVE MEHMED 1840’ta Altıparmak civarında oturan bir adamın ismidir. Karnının derileri lastik gibi uzanırmış. Bir gün hamamda; “gözleme yapıyorum”, diye karnının derisini tutup bir arşın kadar uzattıktan sonra bırakmış. Midesi her şeyi alırmış. Bir gün: “Bir diri kurbağayı yutar isen senin karnını doyuracağız” demişler ve yutmuş. Kur’a usülünün icrası sırasında Cezve Mehmed de askerlik şubesine davet edilir. O gün beş kıyye leblebi yer. Hararet bastıkça maşrapalarla su içer. Muayene mahalline kadar tesadüf eylediği her çeşmeden üçer tas su içer. Muayenede, illetli olduğunu söyler ve doktorları aldatıp askerlikten kurtulur (Nilüfer Gazetesi. 33). Eski Türkler kurbağa yerlerdi. Askerlerin tayinlerini gösteren İdare ve Muhasebe-i Askeriye Nizamnamesi’nin 161. maddesinin yazıldığı 152 ve 155. sahifelerinde hastalara, “kurbağa çorbası” verildiği yazılıdır. Eski adamlar da garipçe bir darb-ı meseli pek çok tekrar ederlerdi. Bu da: “Küllü dâhilin yenfeu velev kâne dıfta”, yani, yenilen her şey faydalıdır, velev ki kurbağa olsa. BK, I/320
CİHAN HATUN Karaca Ahmed evlâdından Ali oğlu Ahmed’in kızıdır. 1614’te
Selime Hatun’la beraber Karaca Ahmed Zaviyesi’ne zaviyedar olmuşlardır. Mehmed isminde birisinin karısıdır. 1624’te Derviş ve Hacı Mustafa adında iki oğlu vardı (BS. 222/88). Zaviye, gelip geçenlerin barınması için yapılmış hayır müessesesidir. Zaviyenin tekke olmadığına en açık misal, zavi-yedarın, yani zaviye şeyhinin bir kadın olmasıdır. BK, I/320
CİHAZ Gelinin, beraberinde babasının evinden kocasının evine götürdüğü elbise, eşya ve saireye denilir. 1758’de Abdullah Molla Efendi kızı Afife Ha-nım’a, İbrahim Paşa mahallesinde sakin biraderi Müderris Mehmed Saîd Efendi tarafından verilen cihaz eşyasının bir listesi yapılmış ve mahkeme huzurunda geline teslim edilmiştir ki, karı ile koca arasındaki mal ayrılığını göstermesi itibariyle şâyân-ı tedkiktir (BS. 1172/14). Verilen eşyanın cinsi ve evsafı listede kayıtlıdır. BK, I/320
CİNAYET
CİNAYET Ağır cürüme denilir. Eskiden bir mahallede veya bir köyde bir adam öldürülür ve faili bulunmazsa o mahalle ve köy halkı mesul olurdu. 1518’de Bursa’nın Armutlu köyü halkı, köy civarında birçok kimseler katl olunduğundan etrafta olan köyler halkının ekserisi ile hapsedilmiştir. Bursa’nın bazı köylerinde bir nice kimseler katl olunduğundan o köyün etrafında olan köy halkı hapsedilmiştir. Maskara Hasan köyü halkı da köylerinin yakınında bazı kimseler katl olunduğundan hapsedilmiştir. Semdin(?) köyü etrafındaki köylerden bir çok kişi dem hususu için hapsedilmiştir (BS. 28/52). Akça köyünden Abdullah oğlu Hamza ve Ahmed Bey köyü halkı dem hususu için hapsolunmuşlardır (BS. 28/54).
1560’ta gelen bir fermanda: “Bursa livasının köylerinin ekserisi serbest timarlar ve selâtin vakıfları olmakla fesadçılar, eşkıyalar ziyade bulunup tutuldukları zaman vakıflar ve serbest havass sahipleri: ‘Ehl-i fesad siyasete
müstehak olunca hapisleri bize aiddir’ diye kabahatlileri vermeyip kendüler alıp habsedip ba’dehu mal almak için bu adamların tevabii ile muvazaa eyleyip; ‘şer’ ile üzerlerine nesne sabit olmadı’ diye birer miktar akçelerini alıp hapisten salıverdiklerinden ehl-i fesad, günden güne ziyade olup evler basılır; insanları öldürenleri ve asılmağa ve siyasete müstehak olanları şer’-i şerif marifetiyle sancak subaşıları tutup mahkemede teftiş olunup siyaset lâzım gelenler, mahallinde siyaset ettirip cerimeye müstehak olanlar sahiplerine teslim oluna ki cürümlerine göre cerimelerini alalar. Bu sebep ile; ‘ehl-i fesadın gereği gibi hakkından geline’ diye Hudâven-digâr sancakbeyi arz eylemekle sancağına müteallık olan yerlerde Şehzâde Sultan Selim adamlarına ve subaşı-larının zincirlerinden başka hiçbir kimseye zincir kullandırmayasın. Fesadı zahir olanların zuamâ ve vesair serbest olan timarlardan ve evkaf ve emlâk her ne kande ise ele getirip kadı marifeti ile ahvalleri şer’-i şerif mucibince teftiş edip şer’ ile lâzım geleni eğer salb ü siyasettir ve eğer kat’-ı uzuvdur, mahallinde icra edip yerine koyup, onun gibi ehl-i fesada muîn olup ele vermekte teallül ve inad edenleri yazıp isimlerini bildiresin, ehl-i fesada zahîr olanların haklarından gelip sairlerine mucib-i ibret vaki ola...” denmiştir (BS. 91/ 178).
1562’de gelen bir emirde de: “Bursa kazasında yaya ve müsellem topraklarından ve serbest timarlardan ve sultanların vakıflarından ve gayrıdan bazı kimseler, evler basıp yollar kesip adam bıçaklayıp ve katledip ve cürm-i galiz edip bi-hasebi’ş-şer’î ve’l-kanun cerime ve siyaset ve kat’-ı uzuva müstehak oldukları, sancakbeyinin veya adamının malûmatı olmaksızın nâibler getirip siyasete müstehak değildir, diye suret-i şer’a komakla ehl-i fesad, günden güne ziyade olduğundan bundan sonra sancakbeyi veya adamının mahkekemede bulunması, Bursa livasında beytülmal,
mal-ı gâib, mal-ı mefkud ve yave de sancakbeyine has kayd olunmuş iken sultanlar vakıflarına hariçten bazı kimseler gelip fevt olup varisi olmayıp muhallefatı beytülmala raci iken evkaf serbesttir, diye zâbıtları dahl ettirmeyip teaddî etmekle sancakbeyi hasları mahsulüne çok zarar geldiği anlaşıldığından bundan sonra defter ve kanun hilâfı iş yaptırılmaması ve dahl edenlerin men’ ve def’ edilmesi” emredilmiştir (BS. 91/167). Bu iki emirden anlaşılan, o tarihlerde rüşvet ve irtikâb o kadar çoğalmıştır ki bir kâtil para vererek cezadan kurtulabiliyordu. BK, I/321
CİNCİ ARAP Demirtaş mahallesinde sakin Abdullah oğlu Hacı Mehmed’in şöhretidir. Abdullah oğlu Kasap Kül-lâbî’nin evinde, 1613 Şaban ayında bir kavga ve hengâme olduğunun haber alınması üzerine eve gidilmiş ve bıçakla boğazlanmış başı ve birçok azası kılınçla yaralanmış ve bir eli kesilmiş olduğu hâlde Hacı Mehmed’in cesedi bulunmuştur. Küllâbî’nin kölesi Siya-vuş tutularak soruldukta, ikindi vakti Cinci Arap’ın, kasap Küllâbî’nin evine gelerek bir miktar arak getirdiğini; “Gel seninle içelim” dediğini, beraber içtiklerini, bir müddet sonra da üzerine saldırarak fiil-i şenî yapmak istediğini bu sebeple bıçakla boğazlayarak Cinci Arap’ı katleylediğini itiraf eylemiştir. Bunun sözlerindeki serdeylediği bahaneye itimad olunmaya mecal olmadığı gibi firar eden Kasap Küllâbî için dahi mahalleli: “Şakî, haramzâde ve me’vâ-yı besus, evinde bu makule katl-i nüfus ve gece ile gâret-i emval-i müslimin etmek defalarca vaki olup ve çiftliğinde dahi nice insanlar öldürülmüş ve birkaç defa tutulmuş ise bir yolunu bulup kurtulmuştur. Sâ’î bi’l-fesad fi’l-arzdır. İzalesi sevab-ı azimdir” demişlerdir. Katil Siyavuş derhal idam edilmiştir. Kül-lâbî’nin kardeşi sipahi Abdülkerim Bey, mahkemeye gelerek Cinci Arap’ın karısı Ali oğlu Mahmud kızı İsmihan ile 1.000 akçeye ve oğlu Mustafa 3.000
akçeye sulh olmuşlar ve Kasap Kül-lâbî’yi ibra eylemişlerdir (BS. 223/20, 26, 56). BK, I, 322
CİNCİ ARAP Bu da Abdurrahman oğlu Şeyh Abdullah’ın şöhretidir. Gayet ahlâksız bir adamdı. Şehreküstü mahallesinden Ali oğlu Seyyid Hüseyin Çelebi’nin kölesi Dilâver ve cariyeleri Kâmile ve Ayşe’yi kandırarak evinden birçok eşya ve erzak çaldırmış ve iş mahkemeye düşmüş ise de bazı kimseler aralarına girerek bazı tavizler mukabilinde sulh yapmışlardır. Yine (1641) aynı sene gelen bir fermanda: “Müfsid olan bu adam, bazı kimselerin karılarını kandırarak kocalarından ayırıp kendisine nikâh etmekte ve bazısını dahi sihir (büyü) yapayım, diye birçok akçe ve mallarını alıp ve birçok cariyeleri kandırarak, bunlar vasıtasıyla evlerden eşya çaldırıp fesad yapmakta olduğu, İstanbul’dan gönderilen der-gâh-ı âlî çavuşlarından Ali Çavuş ile bu Arap’ın ahvali tedkik edilerek huccet-i şeriyye verildikten sonra hucceti ile kayd ü bend ile İstanbul’a gönderilmesi” emredilmiştir (BS. 266/78, 102). BK, I/323
CİVAN SİPAHİ Abdullah oğlu Mustafa’nın şöhretidir. Bursalıdır. 1611’de Yeşil İmaret kâtibi Osman azledilerek yerine tayin edilmiştir (BS. 221/135). BK, I/323
CİZYE Müslüman olmayanlardan askerî hizmetleri mukabilinde alınan bir vergidir. Herkesin malî vaziyetine göre şahsı üzerine ve adam başına tarh olunur. Bu babdaki şer’î kavaid şöyledir: Mükellefleri üç sınıfa ayırarak, gani olanlardan senede 48, orta hallilerden 24, fakir olanlardan 12’şer dirhem almaktadır. Buna sonraları “âlâ, evsat, ednâ” diye de ad vermişlerdir. Şer’an cizye vereceklerin fakirleri yayan, orta hallileri atlı, ganileri de kendisiyle bir başkasını atlandırarak harbe gidecek iktidarı göz önüne alınarak verginin
tevziine esas tutulmuştur. Devletin esas iradını teşkil eden cizye için İstanbul’da başdefterdarlığın ayrıca bir cizye muhasebe kalemi vardı. Osmanlı hükûmetinin kuruluşundan Tanzimat-ı Hayriye’nin ilânına kadar 5,5 asır bu usülde hiçbir tebeddül vaki olmadan idare edilmiştir. Yalnız tevziinde ve tahsilinde bazı ıslahat yapılmıştır ki bu da teferruata aittir. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa zamanında yapılan ıslahattır. Ulema ile müşavere ederek cizye mükelleflerinin ellerine verilmek ve her sene tebdil edilmek üzere âlâ, evsat, ednâ namıyla mühürler kazdırılmış ve renkli kâğıtlar tanzim edilmiştir. Bunlar mühürlenerek o vaktin parasıyla âlâdan dörder ve evsattan ikişer ve ednâdan birer şerifî altını alınmak ve mirîden cizyedar namıyla mahsus memurlar ve mübaşirler tayin edilerek onlar vasıtasıyla tahsil edilmek ve bunlara da âlâdan 10’ar, evsattan 8’er, ednâdan 4’er para âidat tahsis edilmesine kanunlar yapmıştır. II. Mahmud zamanında da teferruatta bazı tadilât yapılmıştır. BK, I/324
CİZYEDARZÂDE Bursa’nın en eski, zengin ve hayırsever bir ailesinin lâkabıdır. Bunlara, Haraççızâdeler de denilirdi. (Hüseyin Ağa, Hüsameddin Efendi, Esad Efendi, Bahaeddin Efendi, Faik Ahmed Efendi, İzzet Mehmed Efendi’ye bk.) Bu aileden birçok ulema, kazasker ve müderris yetişmiştir. BK, I/324
CİZYEDARZÂDE ZAVİYESİ
CİZYEDARZÂDE ZAVİYESİ Buna “Yeni Nakşibendî Tekkesi” de denilirdi. Hi-sar’da Kavaklı mahallesindedir. Sahavet ve semahatı, fazilet ve insaniyetiyle meşhur Cizyedarzâde Hacı Hüseyin Ağa tarafından tesis ve inşa edilmiştir. Hüseyin Ağa’nın 1784’te ölmesine nazaran zaviyenin daha evvel yapıldığı söylenebilir. Bir müddet sonra merde-seye çevrilmiş ve içerisinde teşkil edilen kütüphaneye çok kıymetli ve yazma kitaplardan konmuştur. Kitaplar Orhan Kütüphanesi’ne nakledilmiş ve
65 Edremitli Mustafa’nın cüzzamlı olmadığını belgelemesi ile ilgli sicil kaydı
^/m>^M^ ^&^&^Z%
Yerkapı caddesinde, aralık içinde bulunan medrese de arsa hâlinde kalmıştır. Cizyedar Kütüphanesi ile Cizyedar Medresesi ilgili maddede zikredilmiştir. BK, I/324
CÖMERT KASAP Bk. Ahi Yakub Zaviyesi.
CÜBB ALİ Cübb, derin kuyu ve zindan manasınadır. 815 tarihinde İstanbul’a gelen İslâm askerleri başbuğlarından iken esir düşüp bugün “Cübb Ali” denilen mahaldeki surun kalesine hapso-lunmuş idi. Orası bunun için “Cübb Ali” namıyla şöhret bulmuştur (LTC. II/16). Halbuki bu kuyudan sonradan hâl tercümesi yazılan Bursalı Cebe Ali bey geçtiği için “Cibali” denilmiştir. Cebe Ali Bey’in İsa Paşa ve Musa Çelebi isminde iki kardeşi ve Mudanya’da hanı vardı. BK, I/309
CÜZZAM Miskinlik denilen deri hastalığıdır ki vücudda iyi olmaz çıban ve yaralardan ibarettir. Vaktiyle bundan Türkler çok sakınır ve bu illete müptelâ olanları bir araya toplayarak ve kimse ile ihtilât ettirmeyerek bir nevi tecrid usülüyle bunun önünü almaya çalışırlardı. 1484 tarihli şu vesika, Türklerin bu hastalığa ne kadar önem verdiklerini gösterir:
66 Yerkapı semtinde
Cizyedarzâde Osman
Ağa’nın aile sofası
“el-Hakim bi-Kütahya malûm ola kim, Kütahya tevâbiinden Sülü nam karyesinden Bayezid oğlu Resul Fakih’a cüzzam töhmeti etmişler, mezbur Bur-sa’ya gelip hâzık tabiblere gösterildi. Bunda ol marazdan ve zahmetten hiçbir eser görülmedi. Böyle bir hastalığı yoktur, dediler. Öyle olsa lutf olunup mezbura îzâ (incitmek, incitilmek) için dahl ve taarruz edenleri susturup mû-sâb olasız” (BS. 4/6).
1792’de Bursa’da Miskinler Tekke-si’nde sakin miskinlerden Hasan, cüzzam marazına müptela olmayıp sağ ve salim ve vücudunda illet-i mezbu-reden bir illeti yok iken, “Ben cüzzam marazına müptela ve miskinim” diye bir kolayını bularak Miskinler Tekke-si’ne şeyh olmuş ve berat istihsal eylemiş ve miskinler fukarasına cevr ü eza eylediği şikâyet edildiğinden ref’ edilerek yerine Giritli İbrahim oğlu Hasan Halife’nin şeyh olması hakkında ferman gelmiştir (BS. 314/6).
İstanbul’da birçok yerlerde cüz-zamlılar için miskinler tekkeleri vardı. 1792’de “Üsküdar’da Cüzzamlar Zavi-yesi’nde Şeyh İbrahim oğlu Ali ve Mustafa oğlu Bektaş, bundan evvel bazı yakışmaz sözler söyledikleri ve yolsuz işler yaptıkları şikâyet edildiğinden, Üsküdar nâibinin îlâmı üzerine Bursa zaviyesinde oturmaları için Bursa’ya gönderilmişlerdi. Ailesi sefil ve kardeşi Mustafa kefil olduğundan bunlardan Şeyh Ali’nin ıtlakına” ferman gelmiştir (BS. 286/ 111). BK, I/325
Ç
ÇAKIL EKMEĞİ 1573’te Bursa tüccar ve ahâlisinden birçok kimseler mahkemeye gelerek: “Nefs-i şehirde zengin ve fakirin yedikleri ekmeğin narhı 600 iken çakıl ekmeğinin 300’dür. Hususan çiğdir. 10 sene evvel Araplar Bursa’da çakıl ekmeği diye bir nevi ekmek peyda eylemişlerdir. Ve kerşesi(?) Müslümanlara zarardır, muhdestir. Bursa şehri ahâlisine lâzım değildir. Hususiyle bayat olduğu vakit hiç yenmiyor. Kurusu süprüntülüğe dökülür imiş. Men’ olunmasını taleb eyleriz” demişler ve iddialarının doğru olduğu tahakkuk eylediğinden 24.6.1573’ten itibaren çakıl ekmeği işlenmesinin men’ edilmesi emro-lunmuştur (BS. 119/14). BK, I/326
ÇAKIR Pençesi iri ve pek keskin bir nevi doğan kuşudur. Çakır pençe; tuttuğunu bırakmaz, her şeyden istifade eder demektir. BK, I/328
ÇAKIR AĞA (Bey)
ÇAKIR AĞA (Bey) Ulucami’den Tophane’ye giden yolun sol tarafında ve eskiden Çırapazarı denilen yerde, bu güne kadar mamur olan hamamıyla ismini Bursa’da bırakan bu zatın Bursalı olması çok muhtemeldir. Bursa’ya yaptığı en önemli hizmetlerin başında, Hudâvendigâr sancağının esaslı bir nüfus ve emlâk tahriri gelir. Bu defter Başvekâlet Arşivi’nde ve Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde bulunamamış ise de Fatih’ten sonra II. Bayezid, Yavuz Selim, Kanunî Süleyman zamanlarında ve daha sonraları yazılan tahrir defterlerinin cümlesindeki kayıtlarda bu defterden bahsedilmektedir. Defterin adı da Çakır Ağa Defteri’dir. Fatih
Sultan Mehmed, o vakte kadar vergi ve aşarları vakıflara ait olan bazı köylerin vakfiyelerini kaldırıp köyleri timar ve zeamet sahiplerine dağıtmıştır. Ecdadının birbuçuk asırdan beri yaptıkları vakıf işlerini birden kaldırması muamelâtı altüst edeceğinden yeni esasa göre gürültü ve sızıltıya meydan vermeden bu tahriri başarmak fevkalâde bir kudret ve iktidara ve doğruluğa mütevakkıftır. Bu mühim işi Fatih, Çakır Ağa’ya havale eylemiş ve Çakır Ağa da hiçbir şikâyete meydan vermeyecek surette bu mühim işi tamam eylemiştir. Çakır Ağa, II. Murad zamanında Bursa subaşılığını müstakillen idare etmiştir. Her biri bir kahraman olan Çandarlı İbrahim Ağa (Paşa), Cebe Ali Bey, Karıştıran Süleyman Paşa, Çakır Ağa’dan sonra Bursa’ya subaşı olmuşlardır. O vaktin teşkilâtına göre subaşılar şimdiki emniyet müdürlerine muadil olup yalnız şehrin asayişi ve inzibatını idare ile mükellefti. Sancak-beyleri şehrin asayişinden mesul edildi. Bursa, ilk Osmanlı hükûmetinin merkezi olmakla beraber aynı zamanda, merkezi Kütahya olan Anadolu eyaletine bağlı bir sancak merkezi idi. I. Sultan Murad, padişah olmadan evvel Bursa’da sancakbeyi idi. Bunun için Bursa sancağına “Bey Sancağı” ve daha sonraları “Hudâvendigâr Sancağı” adı verilmiştir. Sancakbeyi, Bursa kadısının hükmeylediği Bursa nahiyesine karışmaz, yalnız sancak dâhilindeki diğer kaza ve nahiyelerde hükmederdi. Bursa kadısının daire-i nüfuzu olan mıntıkaya şehir de dâhil olmak üzere Bursa subaşısı karışırdı. Merkez nahi-
67 Çakır Ağa kavşağı. yesinin ve şehrin inzibatı tamamıyla subaşıya ait olduğundan Çakır Ağa’nın salâhiyet ve kudreti derecesi hakkında bir fikir edinilebilir.
İstanbul’un fethinden sonra Çakır Ağa’nın İstanbul subaşılığında bulunduğu Topkapı Sarayı’nda bulunan ve Fatih’in tuğrasını taşıyan şu vesikadan anlaşılır. 1456’da Fatih’in bir temlik-namesinde: “İstanbul’da Derviş Baba Hâkî’ye İstanbul subaşısı Çakır Bey’den getirdiği tezkire üzerine Bergamalı İlyas’tan mevkuf olan bir evi verdim” denilmektedir.
İstanbul’dan Rumeli’ye giden yolun ikinci menzil konağı olan Silivri’de gelip geçenlerin iâşeleri ve istirahatları için o vakit zaviye adı verilen bir misafirhane ve bir de imaret inşa ettirilmiştir. Silivri’den gelip geçen fukara, ulema ve yolcular bu misafirhanede kalırlar, imarette parasız yemek yerler ve ahırlara çekilen hayvanlarına bedava yem ve saman verirlerdi. O vakitki Rumeli’nin büyüklüğü göz önüne getirilirse, içtimaî yardım müessesesinin ehemmiyeti ve faaliyet derecesi anlaşılır. Çakır Ağa, bu müessesenin masraflarını karşılamak üzere Bursa’dan Çakır Ağa Hamamı’nı, dördü debbağhane ve biri yağhane olmak üzere 11 dükkân ve birtakım yerleri (BS. 331/52) vakfeylemiştir. Edirne’de Eski Kapan ve Tahtakale yakınında dükkânlar, evler, tabakhane, başhane ve Bursa’da
Çırapazarı’ndaki Çifte Hamamı ittisalinde bir kemer altında birbirine bitişik kârgir yedi dükkân da vakıfları arasındadır (BS. 331/19).
Silivri’deki bu zaviyesinden başka İstanbul’da, Aksaray kurbünde, Kadıköy’ünde, Yenikapı civarında Yağlıkçılar içerisinde, Laleli kurbünde Edirne-kapı’sında (BAVD. 20057) birer cami yaptırmıştır. İstanbul’da Aksaray’da, Galata’da, Edirne’de Saraçhanebaşı’nda birer mahalle, hâlâ bu Çakır Ağa’nın adını taşımaktadır. Bursa’da hamamdan başka bir de Mecnun Dede Ca-mii’ni ve yine orada bir de mektep yaptırmıştır. İstanbul, Edirne, Bursa ve Silivri’de bu kadar hayır müesseseleri-ni kuran ve gösterdiği kudret ve ilmî iktidarıyla fevkalâde mühim hizmetlerde bulunarak Fatih gibi müşkil-pesent bir zatın itimadını kazandığı anlaşılan bu zatın hâl tercümesinin ve hüviyetinin tarihlerce tamamıyla zapt edilememesi ve hiçbir yerde isminin zikredilmemesi şâyân-ı hayrettir. Çakır, bir lakap olmayıp, o devirlerde çocuklara gözlerinin rengine göre verilen bir isimdir. Karagöz, Alagöz, Çakır gibi.
Mecnun Dede mahallesindeki Çakır Mektebi 1850 senesine kadar vardı. Çakır Ağa, Silivri’de medfundur (BS. 300/3). Mehmed Çelebi isminde bir oğlu vardı (BS. 31/452). 1479’da sağ idi ve Bursa’nın Balıklı köyünde çiftliği vardı (BS. 3/220). Çakırağa Hama-mı’nın arkasındaki Mecnun Dede Ca-mii’ne adını veren zatın, Yeşil Ca-mii’nin çinilerini yapan “Mehmed Mecnun” olduğunu “Mehmed” isminde inceleyeceğiz. BK, I/326
ÇAKIRAĞA HAMAMI Bk. Hamamlar.
ÇAKIRCI Hassa askerinin avcılar kısmına dâhil efrada “çakırcı” denirdi. Çakırcı-başı (Başçakırcı) bunların zâbıtı demektir. Çakırsalan, av yerine doğan kuşunu salıveren ve avlanacak avı tutturmak için bakan kişidir. Başçakır-
salan, bu sarayda bulunan çakırsalan-ların başı demektir. Çakırsalanlar, silahdâr ağa ve başçuhadar maiyetinde ale’l-ekser yedişer yedişer olarak bulunurlardı. BK, I/328
ÇAKIRCI 1589’da İstanbul’dan gelen bir emirde: “Demirkapı mahallesinde oturan Pandelis adındaki papaz, çakırcılık hizmetinde olup her vech ile hizmet-i mezburenin uhdesinden gelir. Zimmi olup beratsız olduğundan sair çakırcılar gibi berat rica eylemiş ve kimsenin yazılı raiyyeti ve nizalısı değilse “çakır görücüsü” tayin edip her sene hasıl eyledikleri çakırları İstanbul’a götürüp kanun üzere doğancıbaşına teslim edip hizmetinde kusur olmamağın emsali çakırcı olanlar hizmetleri mukabelesinde avâ-rız-ı divaniyye ve tekâlif-i örfiyyeden ne vech ile muaf ve müsellem olagelmişlerse Papaz Pandelis’in de muaf olması” bildirilmiştir (BS. 178/145). BK, I/328
ÇAKIRCI KÖYÜ 1864’te İznik kazasında idi. “Dağviran” dahi derler. Sultan Ba-yezid, merhume validesi Mükrime Hatun’un İznik’te bina eylediği mescidine, hududu ve sınırı ve tevabii ile bu köyü vakfeylemiştir. BK, I/328
ÇAKRAH (Hacı) Sultan Orhan’ın saray hocası idi. İznik’te bir zaviye bina eylemiştir. Bu zaviyenin tevliyetini evlâdına şart eylemiştir. Bu zaviyenin idaresi için İznik’in kuzeyinde bir tarla, Okar köyü civarında bir tarla, zaviye civarında ceviz, üzüm ve nar ağaçları, zaviyenin önünde bir ev ve bir bağ, nefs-i İznik’te küspehane bahçesi, zaviye kurbünde diğer bir bahçe, Çarıkça civarında “Büyükbahçe Yeri” demekle meşhur mezraa ve ceviz ağaçları ve Üreğir köyünü vakfeylemiştir (BAVD. 33351). BK, I/329
ÇALABVERDİ Bursa’nın emlâkini yazan Sasa Bey’in oğludur. 1479’da Bursa’da oturuyordu. Çelebi Sultan Mehmed, bunun büyük babası “Pasağlı Bey
(Paşaoğlu Bey)”e Manisa taraflarındaki Akhisar tevabiinden Sobi köyünü vermişti (Belleten, 11/12). BK, I/313
ÇALABVERDİ MUALLİMHANESİ Tuzpa-zarı’nda idi. Mehmed Çelebi isminde bir zat yapmıştır. Altlı üstlü üzeri kurşun kaplı kârgir bir mektep idi. 1560’tan evvel yapılmıştı (BS. 234/41, 243/83). BK, I/313
ÇALGI MEMNUİYETİ 5.4.1664’te verilen bir emirde Belgrad’da Veziriazam Ahmed Paşa harp etmekte ve ülkenin her tarafından İslâm askerinin muzaf-feriyeti için dua edilmekte olduğundan seferin hitamına kadar davul, cenk, rebab ve bunun emsali çalgıların men’i emredilmiştir (BS. 1073/106). BK, I/ 329
ÇALIK KETHÜDA KÖYÜ Bursa’dadır (BS. 8/4). BK, I/329
ÇALIK MUSTAFA Murad’ın oğludur. Eşkıyadandır. Birkaç arkadaşıyla birlikte gece gündüz, Bursa etrafında yol kesmek ve hırsızlık etmekle geçinmeye başlamıştır. 14.8.1664 gecesi Bursa zeylinde, Gaffar Çavuş Bahçesi’nde kendisine nâmahrem olan beş kadınla fısk u fücur üzere iken yakalanarak Bursa subaşısı Ahmed oğlu Ali Bey tarafından mahkemeye getirilmiş ve hakkından gelinmesi taleb edilmiştir. Cürmünü itiraf eylemiş, vilâyet âyânı ve ahâli-i vilâyet dahi şakî olduğunu ispat eylediklerinden bu gibilerin siya-seten katline mesâ’-ı şer’î olup katli Allah’ın indinde mükâfata nail olacağından hakkından gelinmek üzere Ali Bey’e teslim edildi (BS. 1073/47). BK, I/329, III/402
ÇALIK MUSTAFA AĞA
ÇALIK MUSTAFA AĞA 1658’de Bursa âyânı idi. Babası Hüseyin’dir (BS. 333/ 122). Kızı Hacı Zemzem Hatun vardı. Zemzem Hatun’un Hacı Ahmed ve Hacı Salih isminde iki oğlu ile Fatma adında bir de kızı vardı (BS. 368/22). Çalık
Mustafa Ağa 1675’te vefat eylemiştir (BS. 316/128). BK, I/329
ÇALIK YERİ KÖPRÜSÜ Maksem mahallesinde, Gökdere vadisindedir. 1572’den evvel yapılmıştır (BS. 116/50). BK, I/329
ÇALIKÖY 1927’de 224 hanesi, 1.720 nüfusu vardı. Güzel ve şirin bir köydür. Sicil kayıtlarına göre II. Murad vakfıdır. 1756 tarihli bir kayıtta belirtildiğine göre, bazı köylüler 10 seneden beri hevâlarına uymuş ve biribirlerine kavga edip köylerine fahişe kadınlar getirmiş, rezalet çıkarmış ve civarlarındaki köy halkına ve gelip geçen yolculara taarruz etmiş ve bazılarını dağa götürüp cebren ve zulmen akçelerini alıp fesadlarını ızhar eylemişlerdir. Mahkemeden mürasele yazılarak zâ-bıtları marifetiyle ihzâr murad olundukta itaat-i şer’ eylememişler, ashab-ı hukukun haklarını tatil ve bu sıralarda Mihaliç tarafından gelen sadrazam çuhadarının önüne inip eşyasını çalmışlar ve bu eşkıyayı ferman-ı âlî ile ahze memur Hudâvendigâr sancağı mütesellimi Osman Bey, bu eşkıyayı tutmaya giderken Fotra köyü civarında Çalıköy ahâlisinden olup köy köy fahişe gezdiren eşkıyadan iki fahişe ile sekiz nefer eşkıyaya tesadüf eylemiş ve “Siz kimlersiniz?” sualine karşı, bunlar muharebeye başlamış ve bir taraftan da köylerine haber göndererek biraz eşkıya dahi köyden gelip mütesellimin iki adamını cerh eylemişlerdir. Civar köyler halkı mahkemeye gelerek tazal-lum etmişler ve bundan evvel te’dîbleri emrolunan ve fakat mütenebbih olmayan Hacı Kerim oğlu Abdi, Kara Mehmed, Koca Mustafa, Karabacakoğlu ve Uzun Ahmed ve Kübüdoğulları(?) Kara Mehmed, Arap Ali, Eskicioğlu Hasan ve Cinci oğlu Süleyman ve Satılmış oğlu İsmail ismindeki eşkıyaların mazarratlarından bağ ve bahçelerine çıkacak hâlleri kalmadığını, köylerini terk etmeye mecbur kalacaklarını beyan ey-
lemişlerdi. Ayrıca eşkıyanın çaldıkları ashab-ı hukukun haklarının alınması için emr-i şerif verilmesini Bursa kadısı iltimas etmekle, silahdâr Hacı Mehmed mübaşir tayin edilerek gönderilmiştir. Mübaşir ve zâbıtânları marifetiyle mahallinde ihkak-ı hak olunması ve hakikat-ı hâlin arz ve îlâm olunmasını padişah emretmiştir (BS. 336/40).
25.1.1758 tarihinde verilen ikinci bir emirde de: “Çalıköy ahâlisinin ekserisi, eşkıyaya muavenet ve nice hasarata cesaret âdetleri olmakla, Bursa’da zindanı basıp katl-i nüfus eylemeleriyle Çalıköylü Kübüdoğulları Hasan ve Halil ve karındaşları Çomar Ömer ve Aşık Halil oğlu Kara Mehmed adındaki eşkıyaları köylerine sokmayacaklarına ve eğer gelirler ise cümle ahâli ittifaklarıyla bir mikdar nezre kat’ ve kendi hâllerinde olmak üzere birbirlerine kefil ve ibadullah, şer ve mazarratlarından emin olmuş iken Kara Ali oğlu Ali, şer ve fesada başlamış ve ahâliyi tahrik etmeğe başladığından ıslah-ı nefs edinceye kadar zâbıtı marifetiyle tutularak Kütahya kalesine kalebend ettirilmesi” emredilmiş ve bir sene sonra da, “Daima kendi hâlinde olup nefyi icab eder hâli yok iken ashab-ı agrâzın merkumu tekdir kasdıyla hilâf-ı inha iştikâları üzerine nefy edilmiş ise de affını Kite kadısı Abdullah Efendi rica etmekle af” edilmiştir (BAZD. 4072). BK, I/329
ÇALIŞ BEY 1512 senelerinde Bursa’da yaşamış bir zatın adıdır (BS. 23/163). BK, I/331
ÇANDARLILAR Osmanlı hükûmetinin kuruluşunda ve tanziminde Osmano-ğulları kadar hizmet eylemiş eski bir Türk hanedanının adıdır. Bunların cümlesi alim ve idareci kimseler olup ilk devirlerde 74 sene kadar mütemadiyen başvezirliklerde bulunmuşlardır. İbrahim Paşa, Şeyh Edebali’nin kızı İsfahanşah Hatun’la evlendiği için Sultan Osman ile bacanak olduğu gibi Sultan Orhan’ın teyzesinin kocası olu-
yordu. Bu aile Osmanoğullarından Karaca Paşa ailesinden kız alıp vermek suretiyle birbirlerine karışmışlardır. Tarihlerde ilk defa ismi görülen Çandarlı Kara Halil ve diğer ismiyle Hayreddin Paşa’nın babası Ali’dir. İznik’teki cami kitabesinde “Cenderli” diye yazılıdır. Yazılan Türk tarihlerinden her birisi “Çandarlı” diye yazmışlarsa da burasının nerede olduğunu hiçbirisi açıkça bildirmemiştir. Türk topraklarındaki buna benzer kasaba ve köy adlarını yazıyorum:
Çandar: Konya vilâyetinin Yenişehir kazasında,
Çandarlı: İzmir vilâyetinin Dikili kazasında.
Çandır: Sivas vilâyetinin Kuyuluhisar kazasında,
Çandır: Konya vilâyetinde
Çandır: Manisa vilâyetinin Demirci kazasında,
Çandır: Balıkesir vilâyetinin Balıkesir merkez kazasında,
Çandır: Samsun vilâyetinde
Çandır: Yozgat vilâyetinin Boğazlayan kazasında,
Çandır: Yozgat vilâyetinin Milas kazasında,
Çandır: Sivas vilâyetinin Zârâ kazasında,
Çandır: Antalya vilâyetinin Serik kazasında,
Çandır: Giresun vilâyetinde
Çandır: Ankara vilâyetinin Kalecik kazasında,
Çandır: Edirne vilâyetinin Keşan kazasında,
Çandır: Ordu vilâyetinde
Çandır: İçel vilâyetinde
Çandır Köyü: İçel vilâyetinin Tarsus kazasında,
Çandır: Isparta vilâyetinin Iğdır kazasında,
Çandır Çalış: Giresun vilâyetinde
Çandırlar: Çankırı vilâyetinin Çerkeş kazasında,
Çandırlar: Seyhan vilâyetinin Finike kazasında,
Çandır Keyiş: Urfa vilâyetinin Siverek kazasında,
Çandır: Denizli vilâyetinin Çivril kazasında,
Çandar: Malatya vilâyetinin Pötürge kazasında,
Çandarlı (Uzun Kayış): Bursa vilâyetinin İznik kazasında,
Çandarlı: Amasya vilâyetinin Sonusa kazasında,
Bu ailenin bu isimlerdeki köylerden hangisinden olduğu tesbit edilememiştir.
Ali Paşa’nın evlâdı olmadığından İbrahim ve İlyas Paşaların ve Hayreddin Paşa’nın hâl tercümeleri adları hizasında bildirilecektir.
Esas şeceresi şöyledir:
Ali el-Cenderî
BK, I/331
ÇANLI DERE Müzenin batısındaki derenin adıdır. Buradaki köprüye “Babacan Köprüsü”, Namazgâh civarındaki köprüye de “Kızılcıklı Köprü” derler. BK, I/332
ÇARŞAMBA TEKKESİ
ÇARŞAMBA TEKKESİ Ali Paşa Camii’nin doğusunda, sokak içerisindedir. Üçkoz-lar Tekkesi şeyhi Muhyiddin Efendi’nin oğlu Mustafa, çok zengin olduğundan kendi namına bu tekkeyi yaptırmıştır. 1708’de ölmüş ve demir parmaklık ile çevrilen hazireye gömülmüştür. Kardeşi Şeyh Ali Efendi 1712’de ölmüş ve buraya gömülmüştür. Banisinin adına “Şeyh Mustafa Efendi Zaviyesi” de denilir. Mustafa Efendi birçok vakıf paralar da bırakmıştır. Bu tekke, 1897’de harap olmuş ve iki sene kadar kapalı kalmıştır. 1910’da Mısrî şeyhi Şem-seddin Ulusoy Efendi vekâleten şeyh
68 Subhi Bey haritasında “Bedesten civarında meşhur çarşı”yı ve buradaki sanat kollarını gösteren plan: 1. Kazzazlar boğazı çarşısı, 2.Terziler çarşısı, 3 ve 4. Hakkaklar çarşısı, 5. Bedesten, 6. Gelincik çarşısı, 7. Kuyumcular çarşısı, 8. Kazzazlar çarşısı.
olmuş ve tekkeyi esaslı surette tamir ettirmiştir (BAVD. 18979). BK, I/333
ÇARŞI İran dilinden alınmış iki tarafı dükkân ve üstü açık veya kapalı alışveriş yerine verilen addır. Bu Türkçeleş-miştir. Eskiden her esnafın kendisine mahsus çarşısı vardı. Kadifeciler, Bezzazlar Çarşısı gibi. BK, I/332
ÇARŞI MESCİDİ İznik’te, Çarşı caddesin-dedir. 7,92 metre tûlünde murabbası, planlı, üç kemerli, iki direkli ve son cemaat mahalli olan küçük bir mes-ciddir. Binanın küçüklüğüne rağmen inşaat çok güzeldir. Defaatla yapılan tamirat güzelliğini bozamamıştır. Son cemaat mahalline bakan pencerenin içinde kitabesi vardır. Eski Osmanlı eserlerinden olan bu abidenin banisi “Hacı Üzün(?) Bey” hakkında şimdiye kadar hiçbir malûmata tesadüf edilemedi. Kitabesi şöyledir:
“Ammere hâzihi’l-mescidi’l- mübareke hâlisan muhlisan li-vechi’llâhi Teâlâ Hacı Zeynel ibn Muhammed târihuhu fi seneti’s-seb’a ve selâsine ve seb’a mie.”
737/1336’da yapılmıştır ki hemen İznik’in fethiyle beraberdir. Orhan Bey
devrindedir (VD. I/56; BİT. 162). BK, I/ 332
ÇARŞI MESCİDİ Bursa’dadır. 1567’de Çömlekçiler Hamamı’na bitişik fevkânî bir mesciddi (BS. 112/9). BK, I/333
ÇAŞNİGİR ABDULLAH BEY II. Murad ümerasındandır. Karacabey’in Yenice-köy nahiyesinde Bursa suyu ile dönen değirmeni, II. Murad, Abdullah Bey’e temlik etmiş ve bunun oğlu Abdullah Bey de Mahmud Bey oğlu Ahmed Bey’e satmıştır (BA. Bursa Mevkufat Defteri). BK, I/27
ÇATALÇEŞME 1893’te Setbaşı’nda idi. Müftüsuyu akardı. Bu suyun bir kısmı evvelce Yeşil Mahallesi’ndeki çeşmeye akmakta iken yolların harap ve büsbütün muattal kalması sebebiyle, Çubukçu Hacı Osman Ağa tarafından elli-altmış altın sarf edilerek tamir edilmiştir. BK, I/333
ÇATALFIRIN Kuruçeşme’ye gidecek mahalde yolun kuzeyinde idi. Kara İnebey vakfındandır (BS. 213/108). Bu mahalle de, bu ismi taşımakta idi. BK, I/333
ÇATALFIRIN TEKKESİ Safiyyüddin Efendi Tekkesi’dir. Yusuf Ziya Paşa 1802’de esaslı tamir eylemiştir. Kitabesi vardır (MİB. 21). BK, I/334
ÇATALSAKAL “Zakirbaşı” namıyla meşhurdur. Şairdir, 1678’de Kutub İbrahim Efendi’nin vefatına yazdığı tarih meşhurdur. BK, I/334
ÇAVUŞ Başı sorguçlu demektir. Siyavuş, Kiyavus’tan alınmıştır. Sarayda divan-ı hümayunda ve devlet dairelerinde yaverlik ve muhzırlık gibi vazifeleri görenlere verilen isimdir. Tarihimizde çavuşlar büyük vazifelere memur edilmişlerdir. Orhan Gazi zamanından beri muhabere, mürasele, sefaret, ida-re-i eyalete dair tahkikat, teftişat ve mühim tebligat için gönderilir. Türkçe-si “Yasavul”dur. BK, I/334
ÇAVUŞ Kuva-yı zihniyesini kayıp eylemiş Ziştovili Ahmed’in Bursa’daki şöhretidir. Rivayete nazaran bir korku neticesi kolları ve bacakları tabii vaziyetinden inhiraf eylemiş, diline rekâket gelmiş bir zavallıydı. Hiç kimseden para istediği görülmemiştir. 1893 senesinde Bursa Belediyesi 15 kuruş maaş bağlamıştı. Çavuş, yaz ve kış Kaygan Camii civarında döşemesiz bir barakada yatar ve mefruşat namına hiçbir şeyi olmadığı hâlde, “Allah beni saklar” diye yaz ve kış açıkta yatar ve kalkardı. Askerliğe çok muhabbeti olduğundan fesini sık sık kalıplatır, fesine asker püskülü takardı. Asker elbisesi giymeye pek hevesli idi. 24 saat zarfında bütün Bursa’yı dolaşır, Bursa’daki gazete idarehanelerine uğrar ve adının gazetede olup olmadığını sorardı. Yok, cevabını alınca me-yûsen avdet ederdi. Kendisi yaşını bilmez, soranlara “büyük kıtlıkta asker idim” derdi. Kendi kavlince 110 yaşında idi. Halbuki değildi. Son zamanlarda barakası, Yeniyol’dan Halkın Sesi Mat-baası’na çıkan yolun batı tarafında ve şimdiki maliye binası yerinde idi. Yu-
nanlıların Bursa’yı işgaline kadar ber-hayat idi. Bursa’da bunu tanımayan yoktu. Kendi hâlinde Allahlık bir zavallı idi. BK, I/335
ÇAVUŞ KÖYÜ (Küçük) Kite’ye tâbî bir köydü. Rıdvan Ağa, 1663’te buraya bir cami yapmıştır. BK, I/334
ÇAVUŞ KÖYÜ (Minareli) Yıldırım civarındadır. 36 evi olup 198 nüfuslu küçük bir köydür. 1590’da buraya Abdurrahman Efendi bir mescid bina eylemişti (BS. 178/107). BK, I/334
ÇAVUŞ MEHMED CAMİİ Setbaşı köprüsünün doğusundadır. Bu cami, birkaç kere yanmış ve Şeyhulislâm Abdülaziz Efendi’nin babası Hicrî Efendi (Kara Çelebi), Hüsameddin Efendi, Mehmed Çavuş tarafından müteaddid defalar yaptırılmıştır. Bk. Kara Çelebizâde. BK, I/334
ÇAVUŞBAŞI Divan çavuşlarının başı idi. Divan-ı hümayunda deâvî nazırı (adliye vekili) vazifesini görürdü. Divan-ı hümayunda görülen davaların icra memurluğunu yapardı. 1595’te gelen bir emirde: “Vezir Sinan Paşa Budin cihetindeki Asâkir-i Mansûreye serdar tayin olunmuştur. Anadolu’da bulunan umum dergâh-ı âlî çavuşlarının Sinan Paşa ile gitmelerine ferman çıkmıştır. Acele yetişmeyenlerin çavuşlukları ve dirlikleri alınmakla konulmayıp hakaret olunmaları mukarrerdir” denilmiştir (BS. 195/110). 1736’da gelen diğer bir emirde: “Hükûmetin bu sıralarda birçok işleri olduğundan dergâh-ı âlî gedikli müteferrikaları ve çavuşlarının cümlesinin İstanbul’da bulunmaları lüzum hasıl olduğundan cümlesinin yerlerinden çıkarılarak serîan ve âcilen İstanbul’a gönderilmesi” emredilmiştir. (BS. 377/86). BK, I/334
ÇAY
ÇAY 1918’de Bursa Mecmuası’nın 51. nüshasında Bursa’da bir çay çıkarak adına “Bursa Çayı” denildiği yazılmak-
69 Çekirge semti ta idi. Bursa Çayı denilen evrak, muhtelif birkaç nebatın mahsulüdür. Yerliler bunlara “Ağaç Çayı”, “Çimen Çayı”, “Şimşir Çayı”, “Keklik Çayı”, “Zenbur Çayı” vs. isimler veriyorlardı. BK, I/335
ÇAYIR Bursa’da beylik hayvanları otlatmak için hassa çayırları vardı. Kite kadılığında Tobi, Katırlı İnesi, Kite, Fotra köyleri bunlar arasındadır. Bir emin vasıtasıyla idare edilirdi. 1503’te 7.300 akçeye icareye verilmiştir (BS. 19/100). Bu hayvanları çayıra götürmek ve orada muhafaza etmek vazifesi Bursa meyhanecilerine aitti. Her sene Bursa’dan 659 araba otu, 1.039 diğrenci (biçici) biçerler ve otlar biçilip ve taşınıp ambara konulması mutad idi. Bu işe Bursa koru ağası nezaret ederdi. 1784 tarihli bir vesikada bu araba ve değirmencilerin tafsilâtı vardır (BASAD. 7334). 1595’te arpa emini, mühürlü tezkire hassa çayırların otu biçilip ve taşınıp ambara konması için arabacı ve tırpancı lâzım olduğundan çıkarılması bildirilmiştir (BS. 327/26). BK, I/335
ÇEKİRGE Birçok muzır hayvanların istilâsına derler. 1750’de Bursa’da çekirge çıkmış ve ahâli tarafından itlâf ettirilmiştir. (BS. 387/25). BK, I/336
ÇEKİRGE HAMAMI I. Murad zamanında yaşamış Çekirge Sultan adında birisinin vakfıdır. Bk. Hamamlar. BK, I/336
ÇEKİRGE SULTAN Hudâvendigâr zamanında yaşamış bir zat idi. İsmi meçhuldür. I. Murad Türbesi kapısında medfundur. Koca bir mahalleye adı verildiği hâlde isminin meçhul kalması hayretlere değer. BK, I/336
ÇELEBİ Terbiyeli, nâzik, zarif ve okumuş adam manasındadır. Vaktiyle bizde efendi, bey, paşa, ağa gibi sıfatlar kullanılırdı. Son zamanlarda yalnız Konya’daki Mevlânâ Hazretlerinin şeyhlerine ve bunların evlâd ve ahfâdına verilmiş bir ünvan hâlinde kaldı. Bir vakitler şehzâdelere de “çelebi” derlerdi. BK, I/336
70 Çelikpalas Oteli
ÇELEBİ EFENDİ Mehmed Niyazî Mısrî Hazretlerinin oğlu Ali Efendi’ye verilen isimdir. 1616’da kırk yaşında iken vefat eylemiştir. Mısrî Tekkesi’nin avlusunda demir parmaklık içerisinde anası ve hemşiresiyle bir arada medfundur. Burada bir selvi ağacı vardır ki büyüklüğüne bakılırsa 1669’dan evvel dikildiğine hükm olunabilir. Haremi ve kızı da orada medfundur. Anasının mezar taşında: “el-Merhûme ve’l-mag-fûre eş-şehîde veliyyetu’llâh ve ârifetü bi’llâhi Teâlâ Gülsüm binti Mustafa habîbetü’ş-Şeyh Mısrî 1083 evâhir-i Zilhicce” (20.4.1673) yazılıdır. BK, I/336
ÇELEBİ SULTAN MEHMED I. Sultan Meh-med’e henüz şehzâde iken verilen bu unvan, padişah olduktan sonra da kullanılmıştır. Bk. Mehmed I (Çelebi Sultan). BK, I/336
ÇELEBİLER MAHALLESİ Musa Baba mahallesi yakınlarında idi. BK, I/337
ÇELİK PAŞAZÂDE MEHMED BEY Çelik Mehmed Paşa, Polat Ahmed Paşa’nın oğludur. Teke, Hamid sancakları mutasarrıflığında, Karaman ve Adana valiliklerinde bulunmuş meşhur bir zattır. 1788’de Rusya ile Nemçe hükûmetleri müttefikan nakz-ı ahd ederek ilân-ı harp etmeleri üzerine Edirne ve Hayrabolu’daki ıstabl-ı âmireye tâbî kışlaklardaki develerin ihtiyar ve zayıf olan-
larının yerlerine 50 katar deve müba-yaası iktiza eylediğinden silâhşörler-den ve gediklililerden Mehmed Bey, Hudâvendigâr sancağından deve mü-bayaası için külliyetli para ile Bursa’ya gelmiş ve bulabildiği develeri satın almıştır (BS. 308/9). BK, I/336
ÇELİKPALAS Bursa’da Atatürk’ün teşvikiyle yapılmış, son sistem asrî bir kaplıca ve oteldir. 1936’da küşad resmi yapılmıştır. Binalar millî bir şirkete aittir. BK, I/336
ÇELTİKÇİ KÖYÜ 1937’de 301 nüfuslu bir köydü. Bu köydeki Yahya Pınarı, Boyacı Musa Pınarı ayaklarını 1518’de Hoca İlyas oğlu Muslihuddin Mescidi önüne iletip köylülerin intifaına tahsis edilmiş. Köy Bursa ovasındadır. Köy kenarında Hudâvendigâr vakfından orman vardı (BS. 28/146). BK, I/337
ÇENDİK MEDRESESİ
ÇENDİK MEDRESESİ Alboyacılar mahallesinde ve şimdiki postanenin olduğu yerde, 1512’den evvel Bursa’da yaşayan ve Meydancık, Enbiyaoğlu, Ka-yanoğlu camilerini yaptıran Kazzaz oğlu Süle Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştı. Bu medreseye “Alboya-cılar Medresesi” de denilirdi (BS. 178/45, 239/186). Bu medrese birçok defalar yanmış, yıkılmış ve tekrar yapılmıştır. 9 Şubat 1855 Çarşamba günü vuku bulan ve Bursa’yı harabeye çevi-
|
BURSA ÇEŞMELERİ |
|||
|
Çeşmenin Adı |
İnşa Tarihi |
Yeri |
Sicili No |
|
Kızıl Yakub Çeşmesi |
1571 |
- |
BS. 164/110 |
|
Nazenin Avı Çeşmesi |
1572 |
Atpazarı’ndadır |
BS. 116/90 |
|
Ağızsuyu Çeşmesi |
1582 |
Karakâdî Camii yanında |
143/3 |
|
Kerim Çelebi Çeşmesi |
1586 |
Yıldırım’da Behlül Dede Tekkesi Kurbünde |
170/48 |
|
Karıştıran Süleyman Paşa Çeşmesi |
1599 |
Alboyacılar Çarşısı’nda |
351/100 |
|
Ayşe Bacı Çeşmesi |
Abdal Mehmed Türbesi ittisalinde |
||
|
Müftü Abdülaziz Çeşmeleri |
- |
Bk.Müftüsuyu |
|
|
İsmail Hakkı Çeşmesi |
1722 |
Tekke civarında |
|
|
Beşir Ağa Çeşmesi |
1743 |
Emir Sultan’da |
|
|
Ahmed Bey Çeşmesi |
1754 |
Yeniyol’un başında yıkılan Sarı Abdullah Camii’ne bitişik |
|
|
Batpazarı Çeşmesi |
1759 |
- |
|
|
Yerkapı Çeşmesi |
1778 |
- |
|
|
Aziz Ahmed Paşa Çeşmesi |
1813 |
Hükûmet civarında, Atatürk Caddesi’nde idi |
|
|
Fatma Hanım Çeşmesi |
1838 |
- |
|
|
Beşir Ağa Çeşmesi |
1840 |
Emir Sultan’da |
|
|
Emir Sultan Çeşmesi |
1851 |
Emir Sultan’da |
|
|
Tefsirhan Çeşmesi |
1867 |
Tefsirhan Mescidi kapısında |
|
ren hareket-i arz esnasında bu medrese ve tekmil vakıfları harabe hâline gelmiştir. Çendik Mustafa Efendi namında birisi uzun müddet müderrislik yaptığından onun namını almıştır (G. 389, BS. 239/186, 277/78). Medrese-
71 Emirsultan Camii’nin batısındaki Hacı Mustafa Efendi tarafından yaptırılmış çeşme
nin on iki odasıyla bir dershanesi ve bir de mescidi vardı. BK, I/337
ÇEŞME Bursa esasen bir su şehri olduğundan vaktiyle her köşe başında bir çeşme vardı. Şeyhulislâm Abdülaziz Efendi çeşmelerini yaptırmadan önce Bursa’daki çeşmelerin hiçbirisinde musluk yoktu. Hepsi şarıl şarıl akardı.
Kavaklı Mescidi önündeki Sultan Mehmed Çeşmesi: Saraya akan Gök-dere suyundan Sultan Mehmed bir lüle suyu bu çeşmeye ayırmıştır (BS. 25/4). 1512’de mamurdu.
Hoca Rüstem Çeşmesi: Taşkın Hoca Mahallesi’ndedir. Bazı hayır sahipleri de bu çeşme için 3.600 akçe nakit vakfetmişlerdir. 1537’de yolları esaslı bir tamir görmüştü (BS. 45/12). Hoca Rüstem, Işıklar (Sekeleme) mevzii yakınındaki bir ayazmanın ayağını satın alarak Gurbetli mahallesi Mescidi önüne bir çeşme koymuş ve bundan aşağıda Yeşil’den Hazret-i Emir Ca-mii’ne giden yol üzerinde ikinci çeşme bina eylemiştir. Bu çeşmenin ayağını
da Taşkın Hoca Mescidi önüne iletip bir şadırvan yapmıştır. Karamazak mahallesi demekle maruf mahalle mescidinin yukarı tarafında da ana sudan bir budak verip bir küp koymuştur (BS. 45/97).
Daha yüzlerce çeşme varsa da kumpanya suyu yapıldıktan sonra lüzumları kalmadığından bakımsızlıktan harap olmuşlardır. BK, I/337
ÇEŞNİ Lezzet ve tat. Yemeğin tadına bakmak için ağıza alınan miktar. Lezzet nümunesi. Belediyecilik tarihinde pek ileri gitmiş olan Türklerin bundan beş asır evvel çaşni tutması ve bu usülün resmî bir kayda geçirilmesi itibariyle çok önemlidir.
27.7.1481 tarihine tesadüf eden 30 Cemaziyelevvel 889 tarihli bir vesikada: “Simitçiliğin narhı hususunda çaşni tutulduğu sebebden emir olundu ki, iri lâtif buğdaydan işleyeler ve bir kile una bir kıyye sade yağ koyalar ve 180 dirhemini bir akçeye vereler ve bunun için bu huccet yazıldı ki vakt-i hâcetde ihticac edeler” denilmektedir. (BS. 4/127). BK, I/333
ÇEYİZ Bk. Cihaz.
ÇINAR AĞACI Türkiye’de en büyük çınar ağacı Bursa’da bulunmaktadır. Ulufeli çınar ağacı gibi eski ve büyük bir ağaç hiçbir tarafta yoktur. Bezzazoğlu mahallesindeki çınar ağacının muhiti (çevresi) 1932’de 8 metre idi. Abdal mahallesindeki asırlardan beri yaşayan büyük çınar ağacı 2 Kânunievvel 1893’te Bursa’da şiddetle esen ve birçok tahribatı mucip olan lodos rüzgârından yarılarak kahve ile ittisalindeki evin üzerine düşmüş ise de nüfusça zayiatı mucip olmamıştır. Ali Paşa Camii önündeki çınar da çok eskidir. Bunları muhafaza eylemek çok lâzımdır. Orhan Camii avlusundaki çınar da görülmeye lâyıktır. BK, I/340
ÇINARLI DERE Pazarköyü ile Gemlik arasında, Çınarlı Dere’de inzibatı mu-
72 Emirsultan Camii’nin batı merdiveni dibindeki çeşme
hafaza için 1845’te derbentçiler için bir oda inşa olunmuştur. BK, I/340
ÇINARLIOĞLU KÖLESİ Bk. Hasan (Hacı).
73 Nilüfer çınarı
74 Çiftlik
ÇIRA 1622’den evvel İstanbul’da saraylara âdet ve kanun üzere ve narh mucibince Bursa’dan alınacak kömür ve 500 tomruk çıranın İstanbul’a gönderilmesi Bursa kadısına bildirilmiştir (BS. 236/145). BK, I/340
ÇIRAĞ BEY Ahi Bayezid’in oğludur. Yeşil Camii’ni yapan mimar Hacı İvaz Pa-şa’nın kardeşidir. 1429’da Bursa’da vefat eylemiştir. Pınarbaşı’nda defne-dilmiştir. BK, I/340
ÇIRAĞ BEY MESCİDİ Çırağ Bey yaptırmıştır. Kale dâhilindeki bu mescid, 1677’de 2.910 akçe sarfıyla tamir edilmiştir. Daha başka hayratı vardır (SO. II/93; BS. 355/53). 1511’de vakıf-
75 Çırağ Bey Camii avlusunda Çırağ Bey’in kabri
larına, evlâdından Mehmed Çelebi’nin kızı Sittî Hatun mütevelli idi (BS. 23/107). BK, I/340
ÇIRAKLI DEDE Bk. Seyyid Behlül.
ÇIRAPAZARI Çakırağa Hamamı’yla İtfaiye garajı arasındaki sahaya vaktiyle “Çırapazarı” derlerdi. 1686’da Çırapa-zarı’ndaki esnaf, dışarıdan gelen zift, kireç, katran satarlarken urgancılar da bunları satmaya başlamış ve esnaf, urgancıları şikâyet ederek bu malları satmaktan men’ ettirmişlerdir (BS. 362/45). BK, I/341
ÇİÇEK DEDE Bk. Aksu Köyü.
ÇİÇEK HATUN Fatih Sultan Mehmed’in karısı ve Cem Sultan’ın anasıdır. Evlâdı öldüğü zaman bu da Mısır’da bulunuyordu (Ahmed Refik, Sultan Cem, 4). BK, I/339
ÇİFTLİ MADEN SUYU Çiftli, İnegöl kazasında, ikibuçuk saat mesafede bir köydür. 142 haneli ve 623 nüfuslu bir köydür. 1927’de içinde çıkan hâzım ve nâfi maden suyu ile meşhurdur. Çiftli maden suyu, tıbben dişi suyuna muadil ve belki de müreccah olup şöhret bulmuş olup külliyetli miktarda ihraç edilmekte idi (KA. 1891). I. Sultan Abdülhamid, bu suyu Bursa’daki Ahmed Vefik Paşa Hastahanesi’ne irad olmak üzere tahsis eylemişti. BK, I/341
ÇİFTLİK Orhan Kütüphanesi’nde 1810’da yazılmış bir mecmuada çiftliği şöyle tarif ediyor: Yürümek adımıyla eni ve uzunu 40 adım yere bir dönüm derler. Su basar, her yıl ekilir yerlerde 80 dönüm yere bir çiftlik derler. Orta halli yerlerde 100 dönüm ve ednâ yerlerde 150 dönüm yere bir çiftlik derler. Bu zikr olan ova yerlerde olduğu takdirdedir. Dağlarda çiftlik denilmeyip dönüm tabiri istimal olunur. BK, I/339
ÇİL OĞLAN Bk. İdam.
ÇİNGENE Avrupa’nın her tarafında ve Asya’nın garbında bulunan bir kavim olup kendilerine mahsus memleket, şehir ve kasaba değil, köy dahi bulunmadığı hâlde sair ahâli ile karışık olarak her tarafta bulunup, bazı şehir ve kasaba ve köylerde mahalleler teşkil ederler; birtakımı da göçebe hâlinde yaşayıp, çergeleriyle devir ve seyahat ederler. Çingeneler esasen Hintlidirler. Hindistan’ın Sind ve Mültan cihetlerinde sakin iken XV. asır ibtidalarında Timurlenk tarafından mağlup ve perişan edilmekle melce aramak üzere Avrupa’nın her tarafına yayılmışlardır (KA. 1880).
Osmanlı hükûmeti maliye teşkilâtında, çingenelere ait vergi ve tekâlif işlerine “Maden Kalemi” bakardı. Çünkü bulundukları ve ele geçtikleri zaman vergi alınabilirdi. Mülki teşkilâtta Kırklareli merkezinde bir de Çingene livası vardı. Çingenelerin kabile reislerine “Çeribaşı” derlerdi.
1573 tarihinde Anadolu vilâyetindeki çingenelerden azeb ve kürekçi yazmak için emir gelmiştir (BS. 118/38). Aynı yıl, bunları azeb ve donanma-i hümayuna kürekçi yazmak için görevlendirilen Hasan Çavuş, Bursa’ya gelmiştir (BS. 118/53).
1585’te Bursa çingeneleri, divan-ı hümayuna verdikleri bir dilekçeye binaen: “Atpazarı mahallesinde oturan Çingene gezendelerden olmayıp beş vakit namazı mahallede Müslüman
cemaat ile eda edip oğlancıkları da sair 76 Hisar’da Çırağ Bey Camii Müslüman oğlancıklarıyla muallim-hanede Kur’ân-ı Kerim tilâvet ederlerken ve vaki olan nüzül ve sair tekâlif-i örfiyyelerini mahalle ahâlisi ile beraber verip kusurları yok iken ve defter-i hâkânîde de bu mahalleye kayd olunmuşken ve mirî için, eskiden beri, istenince 25’er akçe veregeldiklerine dair ellerinde defter sureti ve temessükler var iken hâlâ Anadolu çingeneleri âmilleri ve eminleri hilâf-ı şer’ ve kanun ve mugâyir-i defter ve emr-i hümayun mücerred celp ve ahz-i mal için kendilerini rencide ettikleri ve gezende çingenelerden aldıkları 70’er akçe hesabı üzere 10 yıllık kesim ve tekrar avârız namına akçe taleb eyledikleri şikâyet edildiğinden tahkiki ile ihkâk-ı hak edilmesi şeriat ve kanuna ve defter ve emr-i hümayuna mugâyir olarak rencide ettirilmemesi” emredilmiştir.
(BS. 152/193). BK, I/339
ÇİVİZÂDE Bursalı Himmet oğlu Mehmed Ağa’nın soy adıdır. Bk. Mehmed Ağa. BK, I/341
ÇİZMECİLER
ÇİZMECİLER Bursa’da, vaktiyle ahâlinin yarısından fazlası ve bilhassa köylüler çizme giyerlerdi. Çizmeciler, 1717’de kara sığır cildi ile beraber tabaklanan
77 Çoban Bey Türbesi
yağlı ve boyalı su cildini odalarda satarlardı. (BS. 301/84). BK I/341
ÇOBAN BEY Osmanlı tarihleri, şimdiye kadar, Osman Bey’in Sultan Orhan, Ali (Alâeddin) ve Savcı Bey adında üç oğlundan bahsetmekte idiler. Tarihçilerimizden Başvekâlet tasnif heyeti reisi merhum Muallim Cevdet Bey’in ele geçirdiği Sultan Orhan’ın bir vakfiyesinde Melek, Çoban, Pazarlı, Hamid adında daha dört oğlu ve Fatma Hatun isminde bir de kızı olduğu kayıtlıdır. Vakfiyenin altına isimleri yazılmıştır. Muallim Cevdet Bey, bu vakfiyeyi ileride neşir edeceğini ve o vakte kadar ifşa edilmemesini arzu eylemişti. Pek genç denilecek bir yaşta ölümünden biraz evvel, tekmil kitaplarını ve evrakını Bayezid’deki “İnkılap Müzesi”ne hediye ve vasiyet eylemişti. Kendisine verdiğimiz bu sözü yerine getirmek için ifşa edilmemişti. Türk Tarih Kuru-mu’nun 19 sayılı Belleten’inde sayın Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı bu vakfiyenin fotoğrafını yazdığından biz de burada bundan bahseylemeyi faydalı bulduk.
Orhan Bey, Mekece nahiyesinin tamamını, Allah rızası için orada yaptırdığı zaviyeye vakfeylemiştir. “Misafir olan gelip gidici fukarayı, garibleri, miskinleri, dervişleri, ilim sahiblerini iskân ve infak etmesi için âzadlı kölesi Şerefüddin Mukbil’i vakfa mütevelli tayin eyledim. Varidatı ne ise bunlara sarf edilsin ve her kim ki bu vazifeden nasib almaya müstehak değilse hankâh-da misafir olmasın” (Belleten, 19/280).
Bu vakfiye evasıt-ı Rebiulevvel 724, yani 1324 senesi Mart ayının 12’sinden evvel tanzim edilmiştir. Bursa’nın alınmasından tam üç sene evvelki tarihi taşımaktadır. Orhan’ın kardeşleriyle, anası Mal Hatun ve karısı Akbaşlı kızı Eftendize’nin; oğulları Sultan (Murad Hudâvendigâr), Süleyman ve İbrahim’in isimleri de vardır. Bursa kalesi alındığında şehir yalnız Hisar’dan ibaretti. Sultan Orhan, şimdiki Belediye ile Ulucami arasındaki yere, ikinci bir hisar yaptırmış ve buraya bir cami, bir hamam, bir han ve caminin yanına bir imaret ve -şimdiki kütüphane olarak kullanılan- zaviyeyi bina ettirmiştir. Setbaşı taraflarında hiçbir şey yoktu. Yalnız Molla Arab Mektebi’nin olduğu yerde Balabancık Hisarı vardı. İşte bu civarı, Sultan Orhan’ın kardeşi Çoban Bey vakfeylemiş ve kendisi için oraya kârgir bir türbe yaptırmıştı. Türbe harap hâlde bugün mevcuttur. Çoban Bey’in vakfiyesinde, “Kıblesi Sinan Paşa (Orhan bey’in vakfiyesinde mütevelli ve nazır tayin eylediği Mevlânâ Yusuf bin kadru’l-kebir Muslihuddin Musa bin Mecdüddin İsa’nın şöhretidir) (TTEM, sene 16, sayfa 284) ve Mevlânâ Şem-seddin Efendi (Ahi Şemseddin Efendi olsa gerektir) vakıfları “Olan Yayla-sı(?)” demekle maruf boş arazi, doğusu Devlengeç vadisi, kuzeyi Hacı Budak ve Irgandı arazisi başına inen yol ile batısı Gökdere ile mahdud olan bağların arazisi ve sair hâlî yerler Çoban Bey’in vakfıdır”. Evlâdına şart eylemiştir. Yani Temenye, Balabancık Hisarı, Çamlıca civarı ve Setbaşı mahallâtının bulunduğu yerler. Bu kayıt 1586 tarihlidir (BS. 173/188).
1573 tarihli bir kayda göre ise; Çoban Bey, Balabancık Hisarı demekle meşhur yerde kendisine bir türbe bina edip dairesinde olan yerleri vakf-ı evlâd eylemişti. Evlâdından birisi türbenin önünde bir mescid bina etmiş ve mukâtaaya verilen yerlerden mescide cihet tayin eylemiştir. Balabancık Hisarı ve Karaağaç mahallesinde 66, Set-
başı mahallesinde 35, İshak Paşa mahallesinde 19, Börekçioğlu mahallesinde 40 ev yerinden alınan mukâtaa ile de Temenye’deki kerpiçlikten satılan toprak bedelinden mescid ve türbe görevlilerinin maaşları veriliyordu (BS. 17/104). Çoban Bey’in kârgir türbesi harap ise de camiden eser kalmamıştır. Çoban Bey, İznik’te Tabakhane kurbünde bir yer yaptırmış ve bu mescide bir yer vakfeylemiştir. Çoban Bey’in hayırlı evlâdları 1630-1767 seneleri arasında (BS. 2/54,203,227, 4/103, 5/125) Çoban Bey Medresesi adıyla bir medrese yapmışlarsa da son zamanlarda bu medrese de yıkılmıştır.
Yazdığımız şu izahata göre bugüne kadar kim olduğu meçhul olan Çoban Bey’in, Sultan Osman’ın oğlu ve Sultan Orhan’ın kardeşi olduğu en açık bir surette teyid edilmiş olur. Osman Bey’e Osmancık denildiği gibi, ihtimal ki Çoban Bey’e de Balabancık denilmesi hatıra gelebilir. Fakat bunu teyid edecek bir vesika henüz meydana çıkmamıştır. 1517 tarihlerinde Çoban Bey evlâdlarından “Paşalı Çavuş”, Sungur ve Mahmud isminde birkaç kişinin evlâd ve ahfadı son zamanlara kadar yaşamışlardır (BS. 4/140, 31/291,359, 23/308, 27/44, 31/16, 222/75, 26/ 480). BK, I/343
ÇOCUK ELBİSESİ Çocuklar 1592’de uzun yenli çuha ferace giyerlerdi. Oğlan çocukları küpe de takarlardı (BS. 182/ 27). BK, I/345
ÇOLAK AHMED Berber Hasan’ın oğludur. Bursa mahkemesinde muhzır idi. Kendi hâlinde olmayıp hükûmet memurlarıyla ittifak ederek fukaranın paralarını aldığı ve haksız olan taraftan rüşvet istediği şikâyet edildiğinden azil ve ref’ edilmiştir (1743) (BS. 334/36). BK, I/85
ÇONGARAOĞLU Kanunî zamanında, Germeç Zaviyesi şeyhliğine Çongara-oğlu Şeyh Ali tayin edilmiş ve Germeç
mezraası da buna verilmiştir. Bu mezraa, şeyhin vefatında oğlu Şeyh Ahmed’e, onun vefatından sonra da Şeyh Mahmud’a verilmiştir. BK, I/347
ÇORBACI
ÇORBACI Köyde misafir doyuran kâhya, muhtar, köy ihtiyarlarının başı, taşrada dükkân ve mağaza sahibi olan Hıristiyanların ileri gelenleri bu unvana nail olmuşlardır. Köy çorbacısı, mahalle çorbacısı, köy ve mahalle kethüdası vazifesiyle muvazzaf tutulmuşlardır. Çorbacı usta, Yeniçeri ocağında, çorbası bir kazanda pişen askerin zâbıtıdır. Rütbesi yüzbaşıya muadildi.
1618’de “Bursa’da zâbıt olan çorbacı, eşkıyanın zabt u rabtlarında dikkatsizliği görülüp ref’ olunup yerine ocağın eski emektarlarından olup dergâh-ı âlî yayabaşılarından yayabaşı Demir Subaşı, Bursa’daki yeniçeri ağası Hasan Ağa’nın mektubuyla Bursa kadısına gönderildi. Âdet ve kanun üzere zâbıt-lığı ve yasakçıbaşılığı vazifelerinde bunun istihdam edilmesi ve Bursa’daki yoldaşları üzerlerine zâbıt ve ağa bilip izninden taşra iş yapmayıp her biri mutî ve munkad ve şer’-i inkıyad üzere olalar. Eslemeyip inad ve muhalefet edenleri ve şeriata itaat etmeyenleri vukuu üzere isim ve resimleri ve bölükleri ile yazıp bildiresiz ki, muhkem haklarından geline. Levend taifesinden bazı eşkıya dahi burma astar ve yakalı dolama, kürde, varsak ve tüfenk taşıyıp yeniçeri ve acemi oğlan şeklinde ve namında gezip fukaraya zulmeden eşkıyayı dahi çorbacı tutturup izn-i şer’î ile haklarından geline.” denilmiştir. Ayrıca, “Yeniçeri ve acemi oğlanı zümresinden eğer mukim ve eğer âhar diyardan gelip Bursa’da olanların mirîye ait olan muhallefat ve metrûkâtını dahi çorbacı kabzedip ve şeriat marifetiyle sûk-i sultanîde tamamıyla satılıp her ne hasıl olursa keseye konulup mühürlü ve imzalı müfredat defterleri ile beraber çorbacıya teslim edilip” İstanbul’a gönderilmesi bildirilmiştir (BS. 187/211). BK, I/342
ÇOTUR (Hacı) 1627’de Satı Fakih mahallesinde oturan Mustafa oğlu Hacı Mehmed’in lâkabıdır. Bu zatın vakıfları vardı (BS. 242/33). BK, I/347
ÇOTUR (Hacı)
ÇÖMEZ AHMED EFENDİ Silifkeli tüccardan Cafer’in oğludur. Babasıyla Bur-sa’ya gelip tahsil eylemiş ve Manav-zâde Ahmed Efendi dairesine intisab eylemiştir. İstanbul’a giderek Galatasaray’daki gılmanlara 20 sene muallimlik yapmıştır. İstanbul ve Bursa’da birçok medreselerde müderrislik yaptıktan sonra 1091/1680’de Bursa’da ölmüş ve Kayhan Camii önüne gömülmüştür. Alim ve fazıl bir zat idi. Birçok eseri vardır (OM. I/269; G. 386). BK, I/79
ÇÖMLEKÇİLER MADENİ Vaktiyle Bursalılar “çömlek” dedikleri gibi “çölmek” de derlerdi. 1621’de Yoğurtlu Baba Zaviyesi’nin -Çekirge’ye giden yolun güneyindeki Mevlidî Süleyman Efendi Türbesi’nin- daha ilerisinde bulunan Hudâvendigâr vakfına ait boş araziye denilirdi. Buraya çömlekçi esnafı tasarruf edip çömlek olmaya yarayan halis kırmızı madeni buldukça çömlek işleyip mukabelesinde Hudâvendigâr imaretine senede 300 adet toprak çanak vermekte idiler. Düsturhan, mütevelli olduğu zaman, imaretteki çanakları kaldırıp bakır taslar koyduğundan çömlekçiler tarafından bu çanaklara mukabil, vakfa maktu olarak 1.000 akçe verilmeye başlanmıştır (BS. 235/ 87). BK, I/342
ÇÖREKÇİLER 1670 senesinde ekmekçiler kâhyasının, çörekçilere de bakması emredilmiştir (BS. 295/39). BK, I/343
ÇUHA Vaktiyle Bursa’da çok kullanılan bir kumaştı. Kadınlar çuhadan şalvar, kürk kabı, ferace; erkekler şalvar, cübbe, kürk kabı; köylüler de çeşitli elbiseler yaparlardı. Bunun için Bursa’da birçok çuhacı esnafı vardı. 26.6.1591 tarihli bir fermanda: “Fenâr kazasından çuhacı taifesi İstanbul’a adam gönderip,
‘biz, ticaret için Bursa’ya gidip birkaç ay oturmakla bizden, ispenç istiyorlar. Bizden ispenç istemek zulümdür. Bundan başka hamr eminleri, siz burada şarab içiyorsunuz, diye adam başına 40’ar akçe ispenç ve 40’ar akçe şarab akçesi isteyerek rencide ediyorlar’, diye şikâyet etmekle bu emrin vürudunda hasımları Bursa mahkemesine çağırıp hilâf-ı mutad böyle bir şey oluyorsa men’ ediniz. Ve bu emri mahkeme siciline kaydettikten sonra çuhacıların ellerinde ibka edesiniz” denilmiştir (BS. 180/245).
1595’te Bursa çuhacıları mahkemeye gelerek: “Öteden beri alıp satagelip dokuduğunuz yeni çuhadan dikilmiş ferace, dolama, yelek arşın boy ve eni eksik, boyların ve eteklerin kanun-i kadim üzere dikilip asla arşıncı dahl etmezken boyu ve eni eksiğe arşıncı dahl edip cerime taleb ediyor, vezn akçesi alıyor, diye çuhacılar şikâyet etmekle ehl-i hibreleri Aydın oğlu Hasan Çelebi celb olunup istintak olundukta; bu gibilere dahl olunmayıp kanun üzere dikilip ve satılıp ama arşından ziyade olan boylu çuhaya dahl edip mühür-leyegelmişlerdir. Eksik olandan cerime alınagelmiştir, demesiyle çuhacılar buna razı oldular” diye sicile kaydolun-muştur (BS. 189/59).
30.6.1626 tarihinde Bursa’da, Gelincik Çarşısı’nda olan çuhacı esnafının bilfiil şeyhleri olan Seyyid Mehmed oğlu Evliya Çelebi ve yiğitbaşıları Mahmud oğlu Mustafa ve çuhacılardan birçok kimseler meclis-i şer’a gelip; “Öteden beri içimizden biri dükkâna geçer oldukta şeyhimiz ve ihtiyarlarımız marifetiyle yarar kefilleri alınıp badehu beynimizde cari olan âdet ve kanunumuz üzere kazan kaynatıp üstadla-rımızdan bundan revan olup sanatımıza müteallık umurda bize mütabaat edip ordu, mangır, sair tekâlif-i örfiyye vaki olduğunda imdat ve muavenet edegel-mişler iken hâlâ içimizden bazısı bize mütavaat etmeyip olagelmişe aykırı dükkâna geçip ve koltukçuluk edip ve
noksan baha ile hafiyyen sirkat olunmuş esbab bulup mahkemeden taleb olundukta firar ve gaybet edip kefilleri dahi olmamakla işlerimize çok zarar vermişlerdir. Bundan sonra olagelmişe muhalif hareketten ictinab etmek üzere ittifak eyledik, ittifakımız sicile kaydolunup bundan sonra usüle muhalefet etmemek için her birimize tenbih olunmasını taleb ederiz” demişler ve müsaade olunmuştur
10.3.1778’de Bursa’da 15 çuhacı dükkânı vardı ve usta tabir olunur 15 sermaye sahibine aitti. Bunlardan biri ticaretten çekilir veyahut ölürse yerine emniyetli bir kimse, cümlesinin re’yi ile üstad ittihaz olunur ve 15 dükkândan ziyade olmamasına dikkat edilirdi. Ancak, çuha tüccarı Mehmed Emin, 16. olarak dükkân açtığından men’i emredilmiştir. O tarihte Bursa’da en zengin çuhacılardan Hacı İsmail, Hacı Mustafa, Hacı Ahmed, Hacı Molla ve emsali vardı. (BS. 239/120). BK, I/345
ÇUHADAR (Ağa) Yeniçeri ağası çuhadarlarından Mustafa ve Küçük Hüseyin, 1758’de Bursa’ya sürülmüşlerdir (BS. 1172/83). BK, I/347
ÇUHADAR (Çukadar) Ayak hizmetinde bulunan çuha elbiseli veyahut çuhadan olan perdenin dışında emre muntazır olan hademe ki vaktiyle bir sınıf-ı mahsus teşkil ederlerdi. Kapı çuhadarı, bâb-ı âlîdeki vilâyet kapı kâhyalarının maiyyetinde bulunup valilerin siparişlerini icra eden memurlardı. En evvel Çelebi Sultan Mehmed tarafından maiyyetindeki 40 nefer muhafıza bu isim verilmişti. Sonraları da 20 nefer gedikli ilâve edilmiştir. Bazı vezirlerin maiyyetlerinde de bunlardan bulunuyordu. BK, I/347
ÇUKA Bk. Çuha, Çuhadar.
ÇUKURLAR MAHALLESİ MESCİDİ Eski bir mesciddir. 1498’de Bursa’da Hoca Taceddin Kazgânî, maraz-ı mevtinde
mescid binası ve maslahatı için 100.000 akçe vasiyet etmişti. Ölümünden sonra, vasiyetine uyularak sülüs malından yüz bin akçe ifraz olunup mescid binasına mahal aranırken Çukur mahallesi halkı gelerek mescid-lerinin harap olduğunu ve vakfı bulunmadığını söylemiş ve 100.000 akçe ile, bu mahalle mescidinin yenilenmesine izin verilmişti (BS. 16/294). 1511’de Mustafa oğlu Hacı Veli de bu mescide vakıflar bırakmıştır. BK, I/347
ÇUVAL
ÇUVAL 1635’te seferde padişaha mahsus unları koymak için, Bursa’dan 400 çift beyaz çuval ve 40 çift kilim satın alınması ve İstanbul’daki kilere gönderilmesi emredilmiştir (BS. 253/163). 1677’de hassa fırın için her sene Bur-sa’dan satın alınan 100 çift ve şikâr-ı hümayun için 50 çift beyaz çuvalın kıymeti olan 45.000 akçe, Bursa Bacpazarı galle mukâtaasından verilmiştir. BK, I/347
D
DAĞDA YANGIN 3 Cemaziyelevvel 976 H. tarihine tesadüf eden 25.10.1568 Salı günlü bir sicil kaydında: “Bursa’nın üst yanında dağda baştan başa ateşler peyda olup bir nice gün yanıp ve sönme-yip gittikçe ziyadeleştiğinden hatta şehre yakın yerlere inip zarar ihtimali olmakla şehirde nida olunup Hakim Efendi Hazretleri ve umumen şehir halkı çıkıp bu Salı günü ateşi söndürdüler” denilmektedir. O gün çarşı, pazar ve hatta mahkemeler bile tatil yapıp herkes yangını söndürmeye gitmiştir (BS. 110/190). BK, I/355
DAĞISTAN MUHACİRLERİ 1846’da 78 Dağıstan muhaciri Bursa’ya gelmişlerdi. Bir müddet her birine yevmiye üçer kuruş tahsis edilmiştir. BK, I/356
DAİRE YANGINI Tarihi meçhul olan bir yangın, evkafa ait defterleri kâmilen yaktığından; “Daire harikından sonra tevcihatı icra kılınan cihâtın berat ve vesikaların, vakfiyelerin aynen kaydına mahsus” diye defterler bulunmuştur. BK, I/348
DALOĞLU 1479 tarihinde Daloğlu Hacı Bayezid’in vakıfları vardı (BS. 3/113). BK, I/348
DAMGA Eskiden yapılan kumaşlara, gümüş ve altına, hatta beygirlere ve hayvanlara damga vurulurdu. Ayrıca damga eminleri vardı. Beygirler beylik ise beylik, paşa malı ise paşa ve kadro fazlası çıkmış ise âzad damgası vurulurdu. (BS. 328/1). BK, IV/251
DANİŞMENDLİ İznik’te Orhan Bey vakfından bir köydü. BK, I/348
DANYAL BEY Umur Bey köyündeki Mehmed Bey’in babasıdır. 1558’de sağdı. BK, I/348
DARB 1663 senesi Temmuzunda Bursalı Hasan’ın karısı Asiye ve anası Havva adındaki iki kadın hamama giderken Ali oğlu İsmail adında bir eşkıya üzerlerine varıp mezbureleri darb ve cerh ederek ziyade zulm ve teaddî ettiği ve bu İsmail’in Bursa’da muganniyeleri olmakla Bursa’da icra-i hak ve mahkeme olmadığından İstanbul’a ihzârını arzıhâl ettiklerinden Bursa’ya gönderilen mübaşir marifetiyle davaları süratle görülüp iddia edilen fesad üzerine sabit olursa huccet edip hucceti ile mübaşire koşup İstanbul’a sevki bildirilmiştir (BS. 1073/127). BK, IV/242
DARPHANE
DARPHANE Bursa Hisar’da bir darphane vardı. Burada her cins para basılmıştır. Müzelerdeki para koleksiyonlarında bunlara pek çok tesadüf edilmektedir. Orhan’ın Bursa’yı fethinden biraz sonra para basmaya başlanmıştır. Darphane Orhan zamanında yapılmıştır. 1492’de Bursa’da fülüs kat’ı men’ olunduğundan darphanede eşya tesbit olunarak ve mühürlenerek muhafaza altına alındı. Bulunan eşyanın listesi şudur: (BS. 10/77)
51 adet külçe bakır, 2 kürsü, 87 adet çelik, 99 adet 25 kıyye ve 50 dirhem çubuk bakır, 13.600 akçelik meskuk fülüs, 2.700 akçelik sikkesiz fülüs, 1.800 akçe kara fülüs.
78 Darphane Mescidi
1484’te Bursa darphanesine verilen 100.000 akçe sermayeyi, darphane emini Mevlânâ Şemseddin ve sahib-i ayâr Ali Bâlî ve âmil Hoca Hayalî ve Hacı Galib(?) almışlardır (BS. 4/108).
1507’de Bursa, Amasya, Tire darphanelerinin ve Anadolu vilâyeti kal-lâblarının nısf-ı mahsulü ile ale’l-iştirak mukâtaaya tutan Hasan oğlu Pîrî, kendisine raci olan rüsumu zapt ve tahsil edip götürüp kendisine îsal için Hacı İskender oğlu Cafer’i mahkemede vekil tayin eylemiştir (BS. 22/ 165).
1511’de Mustafa adında birisi, Anadolu darphanelerini 130.000 akçeye mukâtaaya tutmuştur (BS. 23/104).
Mehmed oğlu İbrahim 1512’de Anadolu darphanelerinin üç yıllığını 200.000 akçeye tutmuştu (BS. 23/28).
79 Yerkapı semtindeki Darülkurra
1513’te gelen bir ferman mucibince, Bursa’da olan tüccardan, 400.000 akçe alınıp sermaye edinip işletmesi için darphane emini Hüsameddin’e teslim edilmişti. Sonra yeni akçe kesilince alınan akçelerin kanun üzere sahiplerine verip teslim ettirilmesi emrolun-duğundan tüccardan 45.697 dirhem gümüş ödünç alındı. Kanun üzere cedid akçe, her 100 dirheme 390 akçe hesabı üzere cem’an 178.218 akçe sahiplerine meclis-i şer’de bî-kusur teslim edildi (BS. 25/91).
Bursa darphanesi 931/1524’ten üç yılı 50.000 akçe sermaye ile 50.000 akçeye Acem Ahmed’e mukâtaaya verildi (BS. 31/260).
1524’te Bursa darphanesinin üç yılını 105.000 akçeye ve 127.000 akçe sermaye ile mukâtaaya tutan Ahmed’in tahvili tamam olup yedi gün nida ettirilip kimse talib ve ragıb olmayınca Seyyid Ali oğlu Ahmed, üç yılını 50.000 akçe sermaye ile 50.000 akçeye talib olduğundan verildi (BS. 31/196). BK, I/349
DARPHANE MESCİDİ Banisi Orhan Gazi’-nin karısı Nilüfer Hatun zannedilmektedir. 1482 tarihinde Kazzaz Musa oğlu Pîr Mehmed, cami imamına bir hane vakfetmişti. Vaktiyle darphane burada bulunduğu için mahalleye Darphane ve mescide de aynı isim verilmiştir. 1865’te mescid mükemmelen tamir edilmiştir. Ahşaptır. Bursa eşrafından Şehbender Hacı Mustafa Efendi bu mescidi camiye tahvil eylemişse de hatib aidatının vakfı olmadığından tekrar mescid hâline konmuştur. 1591’de Hacı Yakub bu mescide para vakfeylemiştir (BS. 178/49). BK, I/349
DARÜLACEZE 23 Nisan 1891 Perşembe günü Hudâvendigâr vilâyeti valisi Mahmud Celâleddin Paşa tarafından resm-i küşadı yapılmıştır. Hisar üzerinde, şehre nazır ve mevkii lâtif bulunan ve satın alınan mahallin bir miktarı buna tahsis edilip hazine-i hassadan 500 lira verilmiş ve idaresine medar
olmak üzere Sultan Hamid’in emlâk-ı hümayunundan her ay 2.000 kuruş iradı olan bir mahal tahsis edilmiştir (Nilüfer Gazetesi, 55). BK, I/349
DARÜLHADİS MEDRESELERİ Hazret-i Muhammed’in ağzından çıkan sözleri veyahut bir fiil ve hareketinden bahseden ilmi okutan medreselere “darülha-dis” denilir. Bursa’daki darülhadislerin isimleri şunlardır ve her birisi hakkında adlarında izahat verilecektir; Cafe-riye, Dâye Hatun, Kiremitçi Sinan Bey, Erzincanlı Hüseyin Efendi, Lutfullah Bey Çelebi, Veli Halife, Şeyhulislâm Mehmed Efendi, Muallimzâde Ahmed Efendi, Sûfî Mehmed Bey darülhadis-leri. BK, I/350
DARÜLKURRA MEDRESELERİ Hafızlığa çalışılan ve Kur’ân-ı Kerim’i tecvid üzere okutan medreselere “darülkur-ra” derlerdi. Bursa’da Çelebi Sultan, Yıldırım, Hoca Emircan, Dede Efendi darülkurraları vardı (İsimlerine bk.). BK, I/350
DARÜŞŞİFA Bursa’nın kuzeydoğusunda, Yıldırım Camii’nin doğusundadır. Yıldırım tarafından 1398’den evvel yaptırılmıştır. 1617’de sakfı ve turresi ve odaları ve kilerinin bazı yerleri harap olduğundan 26.699 akçe sarfı ile tamir edilmiştir (BS. 231/80). BK, I/350
DAVAR 1515’te beylik için davarlar cem’ etmeye gelen Lazkiye kadısı Sinan oğlu Muslihuddin ve Abdullah oğlu Mustafa’nın ellerinde, hacet oldukça Bursa mukâtaalarından akçe almaya hükm-i şerif olduğundan ipek mizanından 50.000 akçe almışlardır (BS. 26/388). BK, I/353
DAVİD Bünyamin’in oğludur. 1741’de Bursa Yahudilerinden İshak oğlu Yako mahkemeye gelerek; “David’in daima silâhla gezip vakitsiz hanesine gelip zevcesine taarruz kasd eyleyerek İshak adında birisini dahi darb eylediğini ve
birçok Yahudiler de David’in daima âlet-i harb ile gezip hırsızlık eylediğini ve herkesi şütûm-i galîza ile şetmedip erâzil ve eşkıya ile ittifakı olduğunu ve daima fesad ve şekâvetle me’lûf olduğunu ve Yako’yu taciz etmek âdeti olduğunu”, müvâcehesinde ihbar eylediklerinden ıslah-ı nefs için tersaneye küreğe vaz’ olunmak üzere gönderilmiştir (BS. 382/35). BK, I/353
80 Üstte Yıldırım
Darüşşifası’nın planı ve kesiti (Gabriel’den)
81 Altta Darüşşifa’nın restore edilmeden önceki hali
DAVİD Eflâk memleketindeki Yahudile-rin hahamı olup İstanbul’a gelmiştir. Eflâk’ta mütemekkin Yahudilerle imtizaç edemeyerek bunları tazyik ve taciz eylediğinden te’dîb için hariciye tarafından tayin olunan Kovas mübaşeretiyle Bursa’ya 1838 senesinde nefy edilmiştir. BK, I/354
DAVUD Şeyh Hasan’ın oğludur. 1476’da kendisine Demirtaş imaretinde yevmî bir akçelik cüz tevcih olunmuştur (BS. 5/86). BK, I/351
DAVUD
DAVUD BEY Halil Bey’in oğlu ve Koçi Bey’in kardeşidir. 1520’de Bursa’da ümeradan biri idi. BK, I/352
DAVUD BEY Nişancı Mehmed Paşa’nın oğludur. 1551’de anası Ayşe Hatun Mektebi’nin mütevellisi idi (BS. 52/ 290). BK, I/352
DAVUD ÇELEBİ Çandarlı Hayreddin Paşazâde İlyas Bey’in oğludur. 1492’de ölmüş ve İznik’te İbrahim Paşa Türbe-si’ne gömülmüştür. Oğlu Cafer Çelebi evlâdsız öldüğünden nesli kesilmiştir. BK, I/351
DAVUD ÇELEBİ Bursalıdır. 1487’de ölmüş ve oğulları Mustafa, İbrahim, Mahmud Çelebiler kalmıştır (BS. 7/ 80). BK, I/351
DAVUD ÇELEBİ Aksungur oğlu Süleyman Bey’in oğludur (BS. 11/10). BK, I/352
DAVUD ÇELEBİ VAKFI Davud Çelebi, İznik’te Süleyman Paşa Camii kurbünde bir çeşme bina edip Debbağlar kapısı dışındaki bir parça bahçeyi bu çeşmeye irad için vakfeyledi. Çeşme harap olduğundan, bağın hasılatını, İznik hakimi her gün vâkıfın ruhuna bir cüz okumak üzere Muhyiddin adında birisine veriyordu. BK, I/353
DAVUD DEDE Buharalıdır. Ali Mest Sultan’la Yıldırım zamanında Bursa’ya geldi. Ferhad Paşa, vefatında üzerine bir türbe yaptı. Daha sonra Ferhad Paşa da oraya gömüldü. Türbesi Yıldırım altında yol üzerindedir. Yıldırım çok kerametlerini görmüştür (SO. II/323). Türbesi, mescidi satılmış ve yerine bir ev yapılmıştır. BK, I/351
DAVUD DEDE Tatarlar Caddesi’nde birisi yolun kenarında ahşap ve diğeri
onun kuzeyinde kârgir olarak iki türbe vardır. 1869’da ahşabın üstü yıkılmış, duvarları kalmıştır. Buna yanlışlıkla “Avut Dede” derler (G. 218). BK, I/353
DAVUD EFENDİ Abdullah’ın oğludur. Bursa’da 1574’te birkaç sene reisü’l-etıbbâ idi (BS. 117/177, 118/153, 119/136). BK, I/353
DAVUD EFENDİ Emir Sultan şeyhi Lut-fullah Efendi’nin damadı ve halifesidir. Lutfullah Efendi’nin vefatında oğlu Abdurrahman Efendi, pek genç olduğundan Davud Efendi vekâleten şeyh olmuştur. Oğlu Memi Çelebi Edremit’e şeyh gitmiştir. Altı sene şeyh olduktan sonra 1494’te ölmüş ve Emir Sultan şeyhleri yanına gömülmüştür. Alim, fazıl ve yüksek ahlâklı bir zat idi. BK, I/352
DAVUD EFENDİ (Mevlânâ) İzmitlidir. Babası Kemal Efendi’dir. “Kara Davud Efendi” diye şöhret bulmuştur. 1523’te Koca Nâib vakıflarının mütevellisi ve 1533 senesinde Ebussuud Efendi’nin yerine ikinci defa Bursa kadısı olmuştur. Kadılığı esnasında Bursa’daki evkafı tesbit ederek bir cilt meydana getirmiştir. Son zamanlara kadar bu sicil Bursa vakıfları için esas teşkil ediyordu. 1541’de ölmüş ve Bursa haricinde Zeynîler civarında bina eylediği mescide gömülmüştür (BS. 31/40; G. 293; ŞN. 400; SO. II/325). Birçok telîfleri vardır. Oğlu Mustafa Efendi vardı (G. 306). BK, I/352
DAVUD HAN Allahverdi Han’ın oğludur. Ümeradandır. İbrahim Paşa mahallesinde sakin olduğu, -altlı üstlü beş oda ve küçük sofası ve bahçeyi hâvî- hanesini, vefatından sonra ulemanın fakirlerine, 1640 tarihinde vakfeylemiştir (BS. 261/124). BK, I/353
DAVUD KAYSERÎ Karamanlı Mehmed oğlu Mahmud’un oğludur. Sadreddin Konevî’nin mürididir. Osmanlıların ilk
müderrisidir. 1336’da İznik’teki Orhan Bey İmareti ve Medresesi hitam bulunca bu medreseye müderris olmuş ve 1344’te ölmüştür. Mısır’da tahsil-i ilim etmiş, fıkıh, hadis ve tasavvuf ile aklî ilimlerde şöhret kazanmıştır. Muhyid-din Arabî’nin Fusûs’una ve Hadis-i Erbaîn’e birer şerh yazmıştır. Kâmû-su’l-A’lâm, 1350’de öldüğünü yazıyor. Âbid, zâhid, salih, kâmil, temiz ahlâk sahibi idi (ŞN. 27; SO. II/323; KA. 2112). BK, I/351
DAVUD PAŞA Bağdad valisi Süleyman Paşa’nın evvelâ kölesi ve sonra damadı olup 1815 nihayetinde vezaret rütbesiyle Bağdad ve Basra ve 18 sene bu vazifede bulunduktan sonra Bosna valisi ve Şurâ-yı Bâb-ı Âlî reisi ve sonra Ankara valisi olmuştu. 1840’ta iktidarsız diye azledilerek Bursa’ya sürülmüş ve altı sene Bursa’da kaldıktan sonra şeyhu’l-harem olarak Medine’ye gitmiş, 1851 senesinde vefat etmiştir. Alim, fazıl, idareli bir zat idi. Bursa’da bulunduğu müddetçe ders verip şakird yetiştirmiştir (SO. II/327). BK, I/353
DAVUD PAŞA II. Bayezid zamanında 14 sene sadarette bulunmuştur. İstanbul’da cami, mektep ve medrese yapmış ve burası, Davud Paşa mahallesi adını almıştır. Bundan başka, Rumeli’ye yapılacak seferlerin mebde noktası olan Davud Paşa Sahrası ve orada sonradan yapılan kışla da bu zatın adını taşımaktadır. 1498’de emekli olarak oturmakta olduğu Dimetoka’da ölmüş ve cenazesi İstanbul’a getirilerek türbesine defnedilmiştir. Bu zatın Bursa ile münasebeti Bitpazarı civarına bir hamam yapmasından ileri gelmektedir. O kadar zengin idi ki vefatında mirasını taksim eden kazaskere sulhan beş yüz akçe kısmet resmi verilmiştir. Süleyman Çelebi, Mehmed Bey, Mustafa Paşa, Haydar Çelebi ve Derviş Bey adında beş oğlu vardı. Bunlar Bursa’da oturmakta idiler (BS. 21/176, 10/196). Oğlu Mehmed Bey,
Sultan Ahmed’in kızı Fatma Sultan’ın kocasıydı. Davud Paşa’nın hamamından başka Bursa’da birçok dükkânları da vardı. 1520’de yanan dükkânlarından 51 tanesi yeniden yapılmış ve 8’i tamir edilerek 39.004 akçe sarf edilmiştir (BS. 391/105). Bitpazarı’na bir mescid de yaptırmış ise de 1860’ta yanmıştır (BS. 391/61; KA. 2110; SO. II/323). Kütahya’nın Yoncalı kaplıcası civarındaki caminin vazifelerinin (maaş) Bursa’dan verilmesi emredilmişti (BS. 19/16). BK, I/351
DAVUD PAŞA CAMİİ Bu camiyi esasen Davud Paşa yaptırmıştır. Mürur-i zamanla harap olduğundan ashab-ı hayrattan mahkeme-i kübrâda başkâtip olan Şiblîzâde Ahmed Efendi, kendi malından müceddeden bina eylemiş ve padişahtan aldığı izinle yeniden minber koyarak 1760’ta camiye tahvil eylemiştir (BS. 391/61). 1893’te yıkılmak derecesinde harap olduğundan Bitpazarı esnafının yardımıyla yeniden yaptırılmış ve Boyacı Sofyalı Ali Usta tarafından parasız boyanmıştır. Ahşap bir mesciddir. BK, I/352
DAVUL Bursa’da düğünlerde, bayramlarda davul çalmak kale mehterlerine aitti (Bk. Mehter). Yeniçerilerin ilgasından sonra mehter lakırdısı da “Tabl-zen”e tahavvül etmiş ve 5.11.1834’ten itibaren seneliği 2.100 kuruş bedelle “Mansure Hazinesi” tarafından zapt ve idare olunan varidata verilmek üzere ihale edilmiştir. BK, I/354
DAYAK
DAYAK 1523’te 10 kızılbaş tutulup İstanbul’a arz olunmuş ve sipahi oğlanlarından Nasuh Bey ile gelen hükmünde, tutulan bu şahıslara ikişer yüz değnek vurulup her birinin nefislerine yarar kefil alınmasına emir verilmiştir (BS. 31/72). (Yavuz Selim, İran üzerine sefer yaptığı zaman Anadolu’daki acemleri, bir fenalık yapmamaları için İstanbul ve Rumeli’ye sürmüştü. Bunların kaçak olarak gelmeleri veyahut
82 Dâye Hatun Camii
1484’te Bulduk oğlu Cüneyt bazı evler ve kervansaray ve daha başka birçok nesneler vakfetmiştir. Hamza Fakih adında Cüneyt’in bir oğlu vardı (BS. 4/71). BK, IV/259
DÂYE HATUN CAMİİ Dâye Hatun, Çelebi Sultan Mehmed’in süt anasıdır. Dâye Hatun’un yaptırdığı ve adıyla anılan cami, Bursa’da Tayakadın mahallesin-dedir. Cami yanmış ve örtüsü ahşap olarak yaptırılmıştır. Dâye Hatun, Yeşil Türbesi’nde gömülmüştür. 1421’den evvel yaptırılmıştır. BK, IV 258
DAYI Güreş esnasında, güreş sahasını genişletmek memuriyetinde bulunan kişiye verilen isimdir. BK, I/354
saklanmış olmaları muhtemeldir). BK, I/354
DAYAK VE NEFY İstanbul’da, Yenibah-çe’de, Karabaş mahallesinde oturan Emine’ye, aynı mahallede oturan Hani-fe, yüzüne karşı: “o…, kahpe, evlâdın piçtir” diye hakaret eylemiş ve hakareti sabit olduğundan Hanife’ye hadd-i kazf (kazf; ehl-i ırz hatuna zinâ ile bühtan etmek) lâzım geldiğinden, Emine’nin talebiyle huzurunda 80 değnek darb edilmesini İstanbul kadısı Mevlânâ Ebubekir îlâm eylemiş ve mezbure Hanife Bursa’ya 1764’te nefy edilmiştir (BS. 398/4). BK, I/356
DÂYE HATUN Hand Hatun’dur. Fatih Sultan Mehmed’in süt anasıdır. İstanbul’da Mahmud Paşa’da Tarakçılar içindeki camiden başka Edirne’de de bir camisi vardır (LTC. II/234). İstanbul’daki camisine Tarakçılar Camii derler. Cami avlusundaki türbede medfundur. “Hand” yazılmasına göre o vakit “Handî” diye de okunabiliyordu. Ahmed Bey’in kızıdır. 15.2.1486’da ölmüştür. Bir diğer Dâye Hatun da Aşmat(?) oğlu Ahmed Bey’in karısıdır. Hatice ve Ayşe Hatunlar adında iki kızları vardı. Bursa mizanından sekizer akçe yevmiyeleri vardı (HC. I/139).
DEBBAĞ Eski devirlerde, Bursa’da dericilik sanatı her yerden ileride idi. Bunun için debbağlar üzerinde biraz fazla duracağız. Bunların esnafı diğerlerinden daha esaslı teşkilâtlandırıl-mıştır. İlk devirlerden beri bunların esnaf şeyhlerine Ahi Baba adı verilirdi; kâhyaları, ehl-i vukufu ve loncaları vardı. BK, IV/242
Debbağlara ait Bursa Sicilleri’ne gelince: 1546’da Debbağ ustalarından İskender oğlu Mustafa ve Ramazan oğlu Yusuf, Bursa muhtesibi huzurunda: “Sağrı derileri debbağlayıp tamamıyla temiz olduktan sonra etrafına çivi çakılarak gerilir. Ekser çivi yerleri de temizlenir, bundan sonra kesilip tutkal yapılır ve tutkal kumaşa sürülür. Tirşe denmekle maruf olanın ahvali de böyle-dir” demişlerdir (BS. 49/43).
1581’de Bursa debbağları ile kasapların cümlesi meclise gelip, bundan sonra kuyruklu koyun hükmünce erkek koyunun postunu üç akçeye ve mâre koyunun postunu ikibuçuk akçeye alıp satmaya razı olduklarını bildirmişlerdi (BS. 132/127).
1586’da debbağlardan hasıl olan yünleri keçeciler, kendilerine kifayet miktarını almayınca, başkasına da satılmasına ferman gelmiştir (BS. 170/ 25).
Derilerin, Bursa debbağlarının fakir ve ganisine müsâvâten tevzî olunması hakkında evvelce ferman gelmiş ve buna riayet olunmuştur. Daha sonra 1586’da debbağlar, Bursa’daki debbağ-ların ahilerine 240, kethüda ve ehl-i vukufuna 180 deri verilip maadasının, cümlesine müsâvâten tevzî olunmasını, diğer hiç birisine ziyade verildiğine rızaları olmadığını mahkemede bildirmişlerdir (170/17).
1598 senesi Nisanında gelen bir emirde; “Bursa kasaplarının boğazladıkları koyun, kuzu ve keçilerin derisi bir yere toplanıp derici ve baç âmilleri marifetiyle debbağlar aralarında müsâ-vâten taksim olunmakta iken, bazıları kasaplarla anlaşarak gizlice bir miktarını almakta ve üst tarafını da taksim etmektedirler” denilmiş ve bundan sonra gizli alıp ve satmanın men’ edildiği bildirilmiştir (201/137).
1618 senesi İkinciteşrin ayında Bursa debbağ esnafının ahileri Mustafa oğlu Mehmed Çelebi, kâhyaları Hacı Mustafa oğlu Hasan ve yiğitbaşıları kaymakamı Hacı Mahmud ve duacıları Hacı Yakub oğlu Yunus ve deri-çînleri David oğlu Koçan, Mürsel oğlu Yunus Dede ve esnaftan iki kişi müvâcehe-sinde takrir-i dava edip: “Bursa’da boğazlanan koyun, kuzu ve keçilerin derileri bir yere toplanıp baç âmilleri ve bizim ahi, yiğitbaşı ve kethüdalarımız marifetiyle esnafa taksim olunması eski usül ve âdet iken, bunlar, kasaplar ile uyuşarak derilerin iyilerini gizlice onlardan alıp ve intihap edip bâkî kalan adi derileri bizim ile tevzî ve taksim edip eski kanuna ve ittifaklarına muhalefet ettikleri gibi mirîye ait resmini dahi vermediklerinden hem beyliğe ve hem de esnafa zarar verdiklerinden” men’le-rini istemişler ve men’ olunmuştur (332/93).
1625’te debbağların işledikleri beyaz meşin ihtiyarlar tarafından bir yere cem’ olunup “nöbet” tabir olunan, her altmış adet beyaz meşinin narh-ı rûzî üzere kırkını tacirlere yirmisini postal-
cılara satıp bunların esnaf arasında taksim edilmesi için karar verilmiştir (238/40).
1628’de Bursa’da debbağlanan siyah taneli sahtiyan ile beyaz meşin, pabuçcu esnafına mahsus olmakla sahipleri eskiden Cuma günlerinde ale’s-seher “Meyve Kapanı” denilen han civarındaki Postalcılar Çarşısı’nda vaki büyük çeşmenin önünde bir yere toplanıp kâhyaları marifetiyle bahasıyla satın alarak aralarında tevzî ederler ve bunlardan artanlar tüccarlara satılırdı (244/29).
1633’te debbağ esnafına mahsus olan meta’dan keçi, koyun, kara sığır, camus derileri lonca yerine getirilip debbağlar arasında alınıp satılıp herkes murad eylediği üzere iştira edegel-mekte iken içlerinden bazıları bu me-ta’ları götüren bazirgân taifesini karşılayıp loncaya getirilmeden gizlice sattıklarından bu gibi satışlar men’ edilmiştir (247/102).
1658’de debbağların ahi babaları Seyyid Mehmed ve kâhyaları Osman mahkemeye müracaat ederek, debbağ-hanede öteden beri 86 dükkân olup meta’ları olan koyun, kuzu, keçi ve susığırı derileri aralarında 86 hisse itibar olunmakta iken zamanların geçmesiyle 30 dükkân harap olmuş 56 dükkân kaldığından bu kadar hisseye ayrılacağı kararlaştırılmıştır (347/33).
1677’de baç pazarına gelen ham gönü, öteden beri debbağlar alıp başkası almadığı hâlde bu usül bozulduğundan yalnız debbağların alması lâzım geldiği bildirilmiş ve başka esnafın almaları men’ edilmiştir (328/123). BK, IV/242
DEBBAĞLAR MESCİDİ
DEBBAĞLAR MESCİDİ Bursa’da iki yer vardı. Birisine tekke ve diğerine mescid derlerdi. Tekkede usta ve kalfa çıkarılacağı zaman toplanılır ve Muharremde aşure ve bayramlarda fakirlere yemek verilirdi. Mescidde ise öğle ve ikindi namazları kılınırdı. Bu mescidin inşası için Hoca Ece akçe vasiyet etmiştir. Bu paradan 850 akçe ile İshak
Çelebi’den bir arsa satın alındı. Yusuf oğlu Bıyıklı Muhyiddin ve dervişlerden Ali oğlu Halil adında iki mimar bu mescidi bina ettiler. Kapı ve pencereleri demir çerçevelerini dahi Neccar Ali yaptı. Pencereler koz (ceviz) ağacı kerestesinden yapılmıştır. 27.1.1494’te mescidin inşası bitmişti (BS. 10/236, 302). 8.9.1551’de Eflâtun oğullarından Derviş Mehmed oğlu Mevlânâ Mehmed Şah Efendi bu mescide vakıflar yapmıştır. 1561 senesi İkinciteşrin ayında da mescidin tamiri için Kemal ve Bâlî Çelebiler 13.420 akçe vakfetmişlerdir (BS. 92/61). BK, IV, 242
DEDE BÂLÎ Mahallesi olan Hacı Hasan Hoşhun’un oğludur (1519). BK, I/355
DEDE BEY Bursalıdır. Hasan Çelebi ve Ahmed Çavuş adında iki oğlu vardı (1575). BK, I/355
DEDE ÇELEBİ Arap Mehmed’in oğludur (1507) (BS. 21/255). BK, I/355
DEDE ÇÖNGÎ Setbaşı’nda Mehmed Karamanî mahallesindeki mescidin haziresinde medfundur. 1567’de ölmüştür. Asıl adı Yahşi oğlu Kemaled-din’dir. Ayrıca bk. Kemaleddin. BK, I/355
DEDE EFENDİ İsmail, Abdurrahman Çelebiler ile Müslime, Sittîşah Hatunların babasıdır. 1575’te yaşıyordu (BS. 127/181,189). BK, I/355
DEDE EFENDİ Hacı Mustafa’nın oğludur. 1596’da Bursa’da müderris idi (BS. 190/46). BK, I/355
DEFİNE Hammalzâde Çelebi’nin Yuka-rıhisar içindeki Hatunî(?) evleri içinde, gömülü para olduğunu bilen âzadlı cariye Kadem, 1486’da Kuyumcu İbra-dılı Kasım oğlu Mehmed’e müracaat ederek, evlerin birisi içerisinde çömlekle gömülü filori (altın) olduğunu ve kapısını açacağını söylemiş ve altını
çıkarması için Mehmed’i eyletip kapısını anahtarla açıvermiş, yerini göstermiş ve Mehmed yeri kazıp iki çömlek içerisinde 1.600 filori altın bulmuş ve 1.300’ünü kendisi almıştır. Cariye Kadem ile Tûtî, mahkemede: “Biz Mehmed ile ittifak ettik. Gömülü olan 1.600 filoriyi Mehmed aldı. Sonra biz ol yeri tekrar açtık, 140 filori bulduk” diyerek cürümlerini itiraf eylemişler ve Kadem’in kızı Devlet de: “Şeyh Paşa mahallesinden Hacı Mehmed’den yüz kadar ibrişim aldım, onun cariyesi verdi” diye haber vermesiyle Mehmed’in ardınca varılıp altı ay sonra Antalya’da tutulmuştur (BS. 5/26, 27, 152).
1513’te Hoca İmameddin kızıoğlu Gıyaseddin bin Nizameddin, mahkemede itiraf edip; Mesih Paşa mahallesinde olan evinin duvarını bozarken bir çömlek Sultan Mehmed akçesi bulduklarını ve kendilerinin olduğunu ispat edemedikleri için beylik tarafından alınıp defterdarlar Çavuş Mehmed Çelebi ile Bursa darphanesine gönderildiğini, müvâcehesinde darphanede tartılıp 1505 dirhem sikkeyi kusursuz darphane emini Mevlânâ Pîr Mehmed oğlu Mevlânâ Hüsameddin’e teslim eylediğini söylemiştir (BS. 25/81). BK, I/355
DEĞİRMEN Bursa, su şehri olduğu hâlde değirmenlerin bir kısmı su ve bir kısmı da at ile çevrilirdi. 1507’de Kaplıca kurbünde, Hudâvendigâr vakfından değirmen taşı madeni vardı. Senede 1.300 akçe icareye verilirdi (BS. 21/98, 112/52). Gökdere’de Ali Paşa ve bunun üstünde Hamza kızı Sultan’ın, Ah-medzâde’nin, Hoca Ali’nin, Şeyh Pa-şa’nın orta değirmenleri, Molla Fe-narî’nin, Emir Sultan’ın vakıf değirmeni, Pîrî Çelebi değirmeni, Hacı İvaz Paşa değirmeni, Ulucak civarında Hoca Şücâ ve bunun üstünde kemhacı ve Boyacı İsmail oğlu Hacı Ahmed’in deb-bağ değirmeni, altında Nasuh Bey oğlu Mehmed Çelebi’nin iki değirmeni, Cilimboz Deresi’nde Tarhunoğlu de-
mekle maruf Bâlî oğlu Hacı Mah-mud’un Pınarbaşı suyu ile dönen değirmeni, Alacahırka mahallesinde Pınarbaşı suyu ile dönen Firuz Ağa vakfı değirmeni, Pınarbaşı’nda Sultan Orhan’ın değirmeni, Balıkpazarı’nda Orhan vakfından diğer bir değirmen, Bursa zeylinde Nakkaş Hasan Paşa ailesi Mahşah Sultan’ın altı göz değirmenleri, Ulucami civarında at değirmenleri ve Kapan kurbünde Hasan Kethüda’nın at değirmeni vardı. BK, I/387
DELİ AHMED 1764’te zuhur eden 36 eşkıyadan birisidir. Bursalıdır. “Bayraktar Kardeşi” demekle meşhurdur. Kapı kethüdası Ahmed mübaşeretiyle meclise getirilen Deli Ahmed müvâce-hesinde, gelen emr-i âlî kıraat olunmuş ve Bursa’nın yaşlı ihtiyarlarından birçok kimseler meclise gelip eşkıya sergerdesi olduğunu ve ıslah-ı nefs etmeyip fitne ve fesad uyandırıp eskisi gibi ibadullaha zarar etmekte olduğunu haber vermeleri ve şerr u mazarratının ibadullahın üzerinden def’ olunmasını rica eylemelerinden dolayı Rodos kalesinde kalebend edilmek üzere sevk edilmiştir (BS. 398/25). BK, I/357
DELİ ASLAN 1583’te Bursa subaşısı İbrahim Bey’in, meclis-i şer’a gelip, Atpazarı kurbünde, mahalle içinde vaki bir handa yedi-sekiz nefer eşkıyanın, altı-yedi fahişe kadın ile oturup işret ettiklerini haber vermesi üzerine, üzerlerine Nâib Mevlânâ Muhyiddin ve Yasakçıbaşı Ali Subaşı ile iki-üç nefer yeniçeri, yatsıdan sonra varıp yedi-sekiz erkek ile Abdullah kızı Ayşe, Abdullah kızı Kerime, Abdullah kızı Emine, Abdullah kızı diğer Ayşe ile Sultan kızı Rabia ve Hasan kızı Ayşe ismindeki fahişe avretler ile bir odanın içinde meclis kurup tanbur ve şeştar ile işret etmekte iken bulmuş ve bunları tutmak isteyen subaşı ile bazısı muharebeye ve mukateleye başlayıp diğerleri kaçmış ve harbedenlerin içlerinden Divane Arslan denilen bedbaht eline
çıta alıp subaşıya ve yoldaşları yeniçe- 83 Yeşil Camii’nin altında bir riler ve asesler üzerine hücum eyledik- değirmen.
te çıtanın sapı ortasından kırılmış, eline kılınç almış ve kılıncın dahi kabzası parçalanmış ve en sonra yalnız bıçak ile nâibin üzerine saldırmış ve orta parmağından nâibi yaralamıştır. Bunların cümlesi şarap ve araki (rakı) kabakları, şeştar ve tanburlarıyla mec-lis-i şer’a götürülmüş ve mahalle ahâlisinden sorulduğunda; Divane Arslan, Hasan ile arkadaşlarının 10 günden beri gece ve gündüz böylece kadınlarla işret ettiklerini gördüklerini ve korkularından haber veremediklerini ve mahallelerinde oturmalarına rızaları olmadığını söylemişlerdir. Mesele İbrahim Subaşı’nın talebiyle sicile kaydolunmuş ve suçlular subaşıya teslim edilmiştir (BS. 141/66). BK, I/190
DELİ BEKÂR Eşkıyadır. Asıl adı Kürd Halil’dir. Dürdane, Karabalçık köyleri arasında şekavette bulunan Kahraman Musa oğlu Hüseyin ve arkadaşları tarafından öldürülmüştür. Karısının adı Fatma idi (BS. 384/80). BK, I/356
DELİ BİRADER Bk. Mehmed Gazalî.
DELİ HALİL Atranos’un Döğenciler ma-hallesindendir. Sancaklı oğlu Süley-
man’la eşkıyalık yaptığından müsademe ile katledilmiş ve 6.4.1775’te kesilmiş başı Anadolu divanına gönderilmiştir. BK, I/356
DELİ KASIM 90. bölükte yeniçeri olup Bursa’da kasaplık etmekte idi. Şehre zahire ve koyun gelirken, 15 yoldaşı ile beraber silâhlarıyla karşılayıp, geri döndürmüş ve zulüm ederek 120 akçeye koyunları satın almıştır. Bir çok kişi hakime gelip; “Sorulduğu zaman, ‘et yoktur’ diye teallül eder, inkârda bulunur, hem de fukara, elinde âciz kalmıştır. Kimisini döğüp kimisini mecruh edip daima fesaddan ârî değildir” diye şikâyet eylemiştir (BS. 178/36). BK, I/356
DELİ MEMİ Eşkıyadır. Bk. Kalender (Köpekoğlu).
DELİCE SU Bursa ile Aksu arasındadır. Rumeli kazaskeri Kara Çelebizâde Mehmed Efendi 1630’da bir köprü inşa eylemiştir (BS. 249/159). BK, I/356
DELİL/ DELİ TAİFESİ Öteden beri vali, mîr-i mîrân ve sancakbeylerinin maiy-yetinde ücretle istihdam edilen süvarilerdir. Bunların başlarına “Delibaşı” derler. İlk zamanlarda bunlardan çok istifade edilmiştir. Bir daireden ayrıldığı zaman, ayrıldıkları kapıdan ellerine izin tezkeresi verilerek yollarda uğradıkları yerlerde ahâli ve sekeneye yük almamak ve kurban akçesi, avâid, odabaşı, soytarı harcı almayıp ve birer gece kaldıklarında yem ve yiyeceklerini akçesiyle almak ve kimseye eziyet eylememek delilân zümresinin nizamları iktizasındandır. Bunlar başı bağlı ve itaatlı asker oldukları gibi bulundukları ordularda cenge de yaradıklarından bağlı olduğu kapıların mergub ve muteberleri idiler.
1792’de seferin imtidadından, Anadolu ve Rumeli’ndeki kapılı ve kapısız deli neferatı fırsat bularak ekseri eşkıyalarla dolaşarak fukaraya, zuafâya ve
gelip geçen yolculara zarar verdiklerini padişah işitmekle levendler gibi bunların da bilkülliye ortadan kaldırılması iktiza eylemiş iken bu defa hükmü ıgmaz olunmuş, ancak bundan sonra tecavüz eyleyen ve ocakla alâkası olmadığı hâlde deli kıyafetine girip şekâvet ve habâset edenlerin def’ u ref’ edilmesine ihtimam edilmesi emrolun-muştur (BS. 1206/9).
1816’da delilerin nizamları bozulup bir kapıdan ayrıldıktan sonra sağda ve solda dolaşarak fakirlerin ocaklarını söndürmekte ve hususiyle bu esnada Anadolu tarafından bazı kapısız deliler taifesi serseri dolaşarak Allah’ın padişaha emaneti olan fakir ve reayaya ve memleket ahâlisine ve yolculara şeriat hilâfına envâ-ı mezâlim ve teaddiyat yaptıklarını ve kapısız levend eşkıyası gibi çeşit çeşit cevr u ezaya başladıklarını padişah duymakla, hiçbir ferde zerre kadar cevr u sitem yapılmasına hiçbir vechile rızası olmadığından, Osmanlı ülkesinin emniyet ve asayişi ve cümle ahâlinin rahat etmesi padişahın arzusu iktizasından olduğundan, bunların mazarratlarının def’i ve rıza hilâfına hareket edenlerin idam ve izâlelerine ve asayişin teminine Hudâ-vendigâr mutasarrıfı Vezir Nureddin Paşa memur edilmiştir. BK, I/356
DEMİR Dükkânlarında hurda demir satanlar, 1641’de Yeni Han ile Mahmud Paşa Hanı arasında öteden beri alınıp satılması memnû olmayan hurda demir satanları: “Siz dükkân sahibi değilsiniz, açıkta alışveriş etmeyiniz” diye taciz eyledikleri haber verildiğinden serbestçe satmalarına izin verilmiştir (BS. 266/107). 1649’da gelen bir emirde: “Âhar yerden gelen demir, öteden beri Kapan’a yıkılıp ordu ve sair demir çeken nalburlara dağıtılıyorken Rumeli’nden demir getiren bazı kimseler Kapan’a yıkmayıp bazı hanlara yıkıp kendi murad eylediği adamlara satıp şehre muzayaka vermeleriyle eskisi gibi Kapan’da narh-ı cari üzere nalburlara
satmaları...” bildirilmiştir (BS. 275/75). BK, I/357
DEMİR BEŞE Kelesen köylüdür. Fesad ve eşkıyalıkta şöhret bulmuştur. Sert bir adamdı. 19.11.1631’de, yani 1040 Sa-ferinin 20 Çarşamba günü, Kaygan Çarşısı’nda, sipahilerden Ahmed Bey ile kavga edip, vurup katleylediğinden mahkemeye götürülmüş ve şahitler de: “İnsan öldürdüğünü, evler bastığını, eşkıyalara riyâset eylediğini, birçok kimsenin köle ve cariyelerini kandırıp hırsızlık ederek başka mahallelere gönderip sattırdığını, her vechile sâî-i fesad olmakla birçok defalar tutulup hakkından gelinmek üzere iken kaçtığını ve Bursa eşraf ve âyânı dahi hakkından gelinmesi bâis-i zikr-i cemil ve sebeb-i ecr-i cezil olduğunu...” söylediğinden idam edilmiştir (BS. 236/38). BK, I/359
DEMİR BEY MESCİDİ Gemlik’tedir. 1555 senesinde üç adım yanında bir Rum kilisesi vardı. İçine cem’ olan keferenin -kavgasından, gürültü ve patırtısından-etrafında oturan Müslümanlar rahatsız olup mescidde huzur-ı kalble ibadet edilemiyordu. Ayrıca Gemlik’te yüz kadar kâfir evi olduğu hâlde 12 kilise mevcuttu. Hatta, sonradan iki kilise daha ihdas eyledikleri görülmüştü. Demir Bey Mescidi yanındaki bu kilise yıkılmış ve 20-30 sene kadar boş ve harap kalmışken mescid yapıldıktan sonra Gemlik keferesi bu kiliseyi tekrar tamir ve vaz’-ı sabikını tebdil ve etrafından yer alıp tevsî eyledikleri görülmüştü. Mescidin etrafı tamamıyla Müslüman evleriyle muhat olması ve bu kilisenin orada bulunmasından -Hıristiyanların gürültülerinden- Müslümanların bî-huzur olmaları cihetinden yıktırılması lâzım geldiği İstanbul’a arzolunmuştu (BS. 63/73). BK, I/358
DEMİR HANI Mahmud Paşa Hanı’nın şark tarafındaki ahırlar ile Tuzpazarı
Camii arasında idi. 1855 hareket-i arzında harap olmuş ve 1878’de arsasının mutasarrıfları Ref’i Efendizâde Münib Paşa ile Fesçi Sa’dî Bey tarafından Ahmed Vefik Paşa Hastahanesi’ne terk ve hediye edilmişlerdi (G. 439). BK, I/360
DEMİR SUBAŞI Bursa’da yeniçeri ve acemi oğlan namında ve şeklinde gezerek zulüm eden eşkıyayı tutmaya memur yayabaşılardan iken vazifesini yapmadığı için 1619’da ref’ edilmiştir. BK, I/359
DEMİRCİ KÖYÜ 1742’de Kite’nin Demirci köyünden Kısa oğlu Ali, Rahmi oğlu Mehmed adındaki eşkıyalar, Kapıkaya nam mahalde, Şaphane emini Abdülkerim Efendi’nin adamları Kamer oğlu Hacı Ahmed ve Çakır oğlu Ali’nin yollarını kesip eşyalarını almışlardır (BS. 395/81). 1227 H.’de 194 nüfusu vardı. BK, I/ 358
DEMİRHAN Bursa’daki yeniçeri serdar-lığına, Yeniçeri Hasan Ağa’nın mektubuyla tayin edilmiştir. 38. ağa bölü-ğündendir. Bursa’daki yeniçeri, acemi oğlanı, topçu ve cebecilerin Demirhan’ı kendilerine serdar bilip sözünden dışarı ve re’yinden hariç bir iş yapmamaları bildirilmiştir. BK, I/359
DEMİRHİSAR
DEMİRHİSAR Osmanlı Türkleri Bursa’yı almak için kuşattıkları zaman iki hisar yapmışlardı. Bunlardan birisi şimdiki Molla Arab Mektebi’nin olduğu yerde idi, ki buna Balabancık Hisarı denilmekte idi. Diğeri de Osman Bey’in kardeşi oğlu “Akdemir”in adını taşıyordu ve Hamza Bey Camii batısında yapılmıştı. Akdemir’in yaptığı bu hisara “Demirhisar” da derlerdi. Kaplıca yolu buradan geçerdi. Şimdi yeri ve izi kayıp olmuştur. Fakat her hâlde Hamza Bey Camii’nin yerinde veya civarındadır. BK, I/359
DEMİRLAN Acemdir. Bursa’da Yeşil İmareti’ne mütevelli tayin olunmuş ve 1548’de Elkâsî Şah’ın istidâsı üzerine, dergâh-ı alî çavuşlarından Cafer Çavuş Bursa’ya gönderilerek; “asla tehir edilmeyip hakkından gelinmesi, emval ve esbabın beytülmal için zapt ettirilmesi ve bunun ifşa edilmeyerek kaçmasına meydan verilmemesi” emredilmiş ve idam edilmiştir (BS. 49/191). (El-kâsî Mirza; İran’da hükûmet süren Safevî hanedanından II. Şah İsmail’in oğlu ve Şah Tahmasb’ın kardeşidir. Kanunî Süleyman zamanında Osmanlı hükûmetine iltica eylemiş ve İran ile Osmanlılar arasındaki muharebede biraderine karşı Osmanlı ordusuna hayli hizmetleri görülmüştür. Cesur bir zat idi). BK, I/358
DEMİRLAN
DEMİRLİ MEKTEP Hamam Tekke kurbünde idi. Muallimzâde Zeynî Çelebi yaptırmıştır. Bir vakitler, “Zeyniye Muallimhanesi” denilmekte iken unutularak bu ismi almıştır (G. 331). BK, I/359
DEMİROĞLU MESCİDİ Yenişehir’dedir. Yavuz Sultan Selim zamanında yaşamış olan Demiroğlu adındaki bir zat tarafından yaptırılmıştır. Demiroğlu, nefs-i Yenişehir’de bu mescidin idaresi için iki dükkân ve üç parça yer, Mehmed oğlu Mahmud da ayrıca iki dükkân vakfeylemiştir. BK, I/359
DEMİROLUK SUYU Gökdere makse-minden ayrılarak I. Murad’ın Nalıncılar Hamamı civarına gelerek bu hamama, buradaki taksimden de Tuzpazarı’n-daki Kütahya Hanı’na akmakta idi (1792) (BS. 1206/22). BK, I/359
DEMİRŞAH Bursalı Hüseyin oğlu Kasım Paşa’nın büyük babasıdır. Zengin bir zat idi. BK, I/360
DEMİRTAŞ Bursalıdır. Abdullah’ın oğludur. 1426’da yapılan Hacı İvaz Paşa’nın vakfiyesinde birçok muteber kimseler
arasında bunun da “Bennâ” diye şahitler arasında ismi yazılıdır. Bu zatın, vakfiyenin tanziminde hazır bulunması, Hacı İvaz Paşa ile münasebetinin ziyade olmasına delâlet eder. Böyle yapı işleriyle alâkalı bir zatın, Hacı İvaz Paşa ile ahbab olması da herhalde onun bir sanat abidesi olan Yeşil Camii inşaatında çalışmasından ileri geleceği hatıra gelebilir. BK, I/371
DEMİRTAŞ Abdullah’ın oğludur. Bunun Bursa ile hiçbir alâkası yoktur. Yalnız diğer “Demirtaş”larla isim benzemesi olduğundan bahsetmek mecburiyetinde kaldım. Hayrabolu’da büyük ve küçük Karlı köylerini vakf-ı evlâd yapmıştır. Evlâd ve ahfadı son zamanlara kadar gelmiştir (BAVD. 18719). BK, /371
DEMİRTAŞ Bursa’da, birisi istasyon civarında, Demirtaş mahallesinde, aynı isimdeki caminin batısında bulunan kabristanda, Kara Demirtaş Paşa’nın; diğeri de Eski Balıkpazarı (Çırapazarı / Keresteciler) denilen ve şimdiki İtfaiye garajı ile Çakırağa Hamamı’nın arasında küçük bir kabristanda, Gazi Demirtaş Paşa’nın olmak üzere iki Demirtaş Paşa mezarı vardır. Bunları birbirinden ayırmak için birisini “Kara” ve diğerini “Gazi” sıfatlarıyla analım. Hemen hemen birbirinin kopyası gibi olan Osmanlı tarihleri bu iki zatın isimlerini ve yaptıkları işleri yekdiğeriyle karıştırmakta ve geçen beş asır zarfında tarihle uğraşanları şaşırtmakta ve ikisinin aynı zat olması zannını vermektedir. Bursa tarihiyle senelerce uğraşarak yaptığım derin tedkiklerle Bursa’da iki Demirtaş Paşa mezarlarında yatan zatların aynı kimseler olmadığına ve ayrı kimseler olduğuna dair aşağıdaki delâili elde ettim.
-
1. İsmail Beliğ’in 1722’de yazdığı Bursa Tarihi (G. 63)’nde, Gazi Demirtaş Paşa’nın, Ulubat sahrasında, Yıldırım’ın oğulları Musa ve İsa Çelebilerle Çelebi Sultan Mehmed’in yaptıkları muhare-
bede yaralı olarak Çelebi Mehmed’in eline esir düştüğü, Çelebi tarafından başı kesilerek Rumeli’de bulunan Süleyman Çelebi’ye gönderildiği ve vücudu Bursa’ya getirilerek yaptırdığı Balıkpazarı Camii’nin güney tarafına gömüldüğü belirtilmektedir. Diğer Kara Demirtaş Paşa’nın da Kara Ali Bey’in oğlu olduğu, Umur ve Oruç Beylerin babaları olup 806/1403’te vefat ettiği ve Demirtaş Camii’ne defnedildiği yazılmaktadır.
-
2. Bursalı şair, Bakırcı Raşid Mehmed Efendi tarafından 1816’da yazılan ve aslı Türk Tarih Kurumu Kütüphane-si’nde ve bir kopyası Fatih’de Ali Emiri Efendi Kütüphanesi’nde bulunan Zübdetü’l-vekâyi’ der belde-i celile-i Bursa adındaki Bursa tarihinde, Bur-sa’da iki Demirtaş Paşa’nın kabirleri bulunduğu ve bunların ayrı zatlar olduğu yazılmaktadır.
-
3. Mevlânâ Bitlisî’nin henüz basılmayan ve Topkapı Sarayı Müzesi Kütüp-hanesi’nde bulunan “Tevârih-i Âl-i Os-man”ında, Karaman oğlu Ali Bey’le 5 Şevval 788 H. / 31 Birinciteşrin 1386 milâdî tarihine tesadüf eden Çarşamba günü yapılan muharebeden bahsederken; harp için alınan tertibatta padişahın merkezde ve Kara Demirtaş Pa-şa’nın Germiyan askeriyle göğüste ve Sivrihisar subaşısı Demirtaş Bey’in onun gerisinde olduğu ve bu muharebede Karamanoğlu’ndan alınan ganâ-imin Kara Demirtaş Paşa’ya bağışlandığını yazmaktadır.
Ve yine 11 Safer 798 H./ 26 İkinci-teşrin 1395 milâdî tarihine rastlayan Cuma günü Niğbolu’da yapılan muharebede alınan harp nizamında; sağ kolda Şehzâde Süleyman Çelebi, Veziriazam Ali Paşa ve Rumeli beylerbeyi Firuz Paşa ve ümeradan Malkoç Bey ve Demirtaş Bey ve sol kolda Şehzâde Sultan Mustafa ile Anadolu beylerbeyi Kara Demirtaş Paşa’nın bulunduğu yazılmaktadır.
Ve yine I. Murad, Rumeli’ne geçtiği zaman Anadolu’da beş bahadır bey
bırakmıştı ki birisi Kara Demirtaş Paşa -ki Uşaklı, Sandıklı, Kütahya vilâyetinin emiri- ikincisi Firuz Bey’dir -Engürü (Ankara) sancakbeyidir-, üçüncü Demirtaş Subaşıdır -Sivrihisar ve Sakarya kenarının emiridir- vs.
Çok tedkiki olan Bursa Askerî Rüş-diyesi tarih muallimi yüzbaşı muhterem Abdülkadir Bey’in Bursa Tarihi Kılavuzu’nun 130. sayfasında, Yıldı-rım’ın ümerası sayılırken Demirtaş Paşa, Demirtaş Bey diye iki isim yazılıdır.
Aynı muharebede komutanları yazarken iki Demirtaş’ın adlarının ayrı ayrı yerlerde zikredilmesine ve Bur-sa’da iki kabir bulunmasına nazaran Demirtaş’ların iki zat olmasında hiçbir şüphe kalmayacağı pek tabiidir. Hükû-metin resmî kayıtlarına gelince:
Vakıflar Umum Müdürlüğü’ndeki eski vakıf defterlerinde Kara Demirtaş ve Gazi Demirtaş Paşalardan başka, ayrıca iki Demirtaş’tan daha bahsedilmektedir ki kayıt hemen şöyledir:
-
1. Vezir Demirtaş Paşa bin Ali Bey
-
2. Demirtaş Paşa bin Abdullah (Vakfiyeleri yoktur)
-
3. Demirtaş Bey bin Abdullah (Ali Paşa utekâsından 810/1407 Hayrabolu)
-
4. Demirtaş Bey bin Abdullah Muinuddin (820/1417 Edirne)
Bursa Sicilleri’nde görülen Demir-taş’lardan yukarıdakilerden başka;
Hacı Demirtaş Çelebi bin Abdullah Kadifeci
Demirtaş bin Abdullah Mimar (Hacı İvaz Paşa vakfiyesinde şahit) görülmektedir. Bunlar ilgili maddelerde ayrı ayrı ele alınmıştır (B. II/52,53,56; MF. I/121; HET. V/49). BK, I/360
DEMİRTAŞ (Kadifeci Hacı)
DEMİRTAŞ (Kadifeci Hacı) Abdullah el-Hurr’un oğludur. Bursa’nın en meşhur kadifecilerindendir. Bursa’da Deveciler kabristanı civarında bir mektep yaptırmıştır. 15.3.1510’da ölmüş ve Deveciler kabristanına gömülmüştür. Üstü-vanevî bir mermer mezar taşı, 1933’te kırılarak kaldırımda kullanılmıştır.
84 Demirtaş Camii minaresi Vefatında, oğulları Abdülkerim ve Pîr ve şadırvanı. Mehmed Çelebi ve Abdürrezzak ile kızları Ayşe, Şahnisa, Mevzûneşah, Aynîşah, Hûbân ve Hanım kalmıştır. Hacı İlyas mahallesinde sakin idi (BS. 22/2). Karısı Kamerî Hatun’du. Mevzû-neşah ile Pîr Mehmed Çelebi bu kadından doğmuştur. Demirtaş, 1486’da padişah için işlediği otağ yakaları bedelini arkadaşı İlyas ile beraber Bursa mizanından 21.341 akçe olarak tamamen almıştır (BS. 5/128). BK, I/370
85 Demirtaş Camii planı (Ayverdi’den)
DEMİRTAŞ CAMİİ 792/1390 senesinde Demirtaş Paşa’nın oğlu Ali Bey tarafından inşa ettirilmiştir (BS. 63/82). 959/1551’de mescid, şadırvan, zaviye matbahı (mutfağı), odalar, evler, su
yolu harap olduğundan, vakıflar raka-be olunarak tamir edilmişlerdir (BS. 51/152). 1552’de 46.972 akçe ile tamir edilmiştir.
Mütevellisi Ahmed Bey 967/1559’da, vakfın suyunu ötekine berikine satmış ve herkesin birer küp ve dağarcık koymak suretiyle evlerine akıtmasına müsaade etmiş olduğundan, cami, zaviye ve hayratın suyu kesilmiştir. Ahâlinin şikâyeti üzerine, mahkemede yapılan duruşma sonunda halkın elindeki fetvada: “Vakıf suyu, vâkıfın vakf-eylediği yere varmadan hilâf-ı semte icra eden kimselerin men’ olunması vâcibdir” demekte olduğundan mahallinde görülüp men’ edilmiştir (BS. 81/ 90).
983/1573’te Demirtaş Mescidi, şehrin bir tarafında olup mahalleye yakın cami olmadığından, kış günlerinde ve bazı zamanlarda ahâliye çok muzayaka verip zayıf ve ihtiyarlar Cuma sevabından mahrum oldukları haber verildiğinden ve evlâd-ı vâkıftan kimse olmadığından hayırseverlerden Derviş Çelebi, kendi evkafından mühimmatını görmüş ve mescidin camiye tahvili için izn-i şerif istihsali arzolunmuştur.
Ali Bey, babası Demirtaş’tan kendisine intikal eden Geyve’deki Tekür Pınarı köyündeki hissesini bu camiye vakf-eylemiştir. BK, I/365
DEMİRTAŞ CAMİİ Diğer adı Balıkpazarı Camii’dir. Zaviyesi ve kârgir türbesi vardı. Fakat Bursa’yı yakan yangınlar, şehri yerle bir eden yer sarsıntıları hepsini yok etmiş ve mescid ahşap olarak yapılmıştır. 1491 senesinde zaviyesi ve türbesi 7.000 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 8/101). 1678’de müezzine meşruta olan hanesi ve helâları 52.300 akçeye tamir edilmiştir (BS. 326/ 60, 339/3). BK, I/369
DEMİRTAŞ HAMAMI Demirtaş oğlu Umur Bey, 1420’den evvel bu hamamı yaptırmış ve babası namına, kardeşi Ali Bey’in yaptırdığı Demirtaş Camii’ne
vakfeylemiştir. Oruç Bey, 1426 yılında ölünce Hisar’da yaptırmış olduğu Kapamalı Mekteb’e gömülmüştür. Kara Demirtaş Paşa’nın Bursa’daki bu hamamı çok süslü idi. Senelerce boş kalarak harap bir hâle geldiğinden: “İntifadan kalıp muattal oldukta enkazı satılıp parasıyla intifa olunmak meşru ve makul olduğuna” dair, 1552’de alınan bir fetva ile Oruç Bey’in vakfı olan bu hamamın halvet ve camekânlarının döşemesi, şadırvanının çanağı, döşeme mermerleri, kapı sövelerinin üzerlerindeki mermerlerle döşeme mermerlerinin altındaki kayagan taşları 123 filoriye Rüstem Paşa’nın vekili Kerim Bey’e satılmıştır. Hamamın kayan taşları da ayrıca beş filoriye verilmiştir (BS. 25/332,345). Rüstem Paşa da bu taşları Yeni Kaplıca inşaatında kullanmıştır. Bir aralık, hamamı Hubbâ Hatun satın almış ve tamir ettirerek faaliyete geçirmiştir. 1571’de mütevelliler, suları ötekine berikine satmış ve hamamın suyu kesilmiştir. Hamam her nasılsa tekrar Oruç Bey vakfına alınmış ise de bir daha eski hâlini alamamıştır. Son devirlerde hapishane yapılmak istenmiş ise de şer’î imkân bulunamamıştır. Şimdi belediyenin gaz deposu olarak kullanılmaktadır. BK, I/365
DEMİRTAŞ KÖYÜ 1597’de Eğridere ve Kurtderesi denilen muhataralı ve korkulu derbentlere yakın olduğu cihetle köy halkından 20 hanenin derbentçi olduğu ve mahall-i mezbur, hazine uğrağı (İstanbul’a giden hazinenin geçtiği yol) olmakla köylüler kâr u kesblerini terk edip, hazineleri, Hersek iline varınca iletip enva-ı hizmet etmekten ekserisi perakende ve perişan olmuşlardır. Bunlar hizmetleri mukabelesinde 20 hanesinin sair derbentçi-ler gibi hükûmetin maliyesine ve gelip geçenlere faydaları zuhur ederse avâ-rız-ı divâniyye ve tekâlif-i örfiyyeden muaf ve müsellem olduklarına dair ferman çıkmıştır (BS. 201/133). Demirtaş köyünün diğer bir kısmı ki beş
86 Gazi Demirtaş (Timurtaş) Paşa’nın türbesi
haneden ibarettir, evvelce eşkincili mülkü idi. Dört hisse olup bir hissesi Mihal Bey’in, bir hissesi Boğa Bey’in, bir hissesi İsa Bey’in ve bir hissesi Musa Bey’in mülkü imiş. Sonra Çandarlı Halil Bey, mutasarrıf olup İznik’teki imaretine Fatih zamanında vakfeyle-miştir. BK, I/370
DEMİRTAŞ MUALLİMHANESİ Deveciler civarında idi. 1615’te harap ve üstünün kurşunları zayi olduğundan 12.500 akçe ile tamir edilmiştir (BS. 222/76). BK, I/370
DEMİRTAŞ PAŞA (Gazi) Babasının ismi ve doğum tarihi meçhuldür. Bazı kayıtlarda babasının Abdullah olduğunu ve Hayrullah Efendi Tarihi ise Samsa Ça-vuş’un oğlu olduğunu (IV/62) yazmaktadırlar. Fakat bu, yalnız Hayrullah Efendi’nin ifade-i mücerredesidir. Osmanlı hükûmetinin en büyük rütbesi olan vezaret rütbesini kazandıktan sonra feci ve elim bir akıbete uğrayarak 805/1402 senesinde beslediği bir adamı tarafından -alçakçasına arkasından- bıçaklanarak katl ve şehit edilmiştir. Vücudu başından ayrılarak Bur-sa’daki, Eski Balıkpazarı’nda yaptığı cami yanındaki kabristana ve kesilen başı da Trakya’da, Vize kasabasındaki zaviyesine gömülmüştür. Bunun Vi-
ze’deki zaviyesini ve kabrini aramak için Vize’ye kadar gitmiş isem de müspet bir netice elde edemedim. Resmî suretteki araştırmalarım da kanaat verici bir mahiyette değildir. Vize müftüsü Bay A. Vehhab ve kaymakam Bay Hayri’nin 18.3.1933 tarih ve Müftülüğün 21 numaralı resmî bir vesikasında: “Demirtaş Paşa namıyla Vize’de, kabristan ve türbe gayr-i mevcud olup mahallen icra kılınan tahkikata nazaran yalnız Demirtaş namıyla tearuf eylemiş, şarkan Çobançeşme ve garben Akmusa Dere ve şimalen Dağsofular, cenuben şose ile mahdud dağlı bir saha mevcud ve müşârun-ileyhin Vize kazasında ve kale haricinde ve harab bir hâlde bulunan Hatice Sultan imareti karşısında bulunduğu mervî ise de türbesi hakkında malûmat alınamadığı ve mezar taşı da elde edilemediği” yazılmaktadır. Bu yazılar beni tatmin etmiştir.
Gazi Demirtaş Paşa, 1386’da Karaman oğlu Ali Bey’le yapılan harbe iştirak etmiş ve I. Murad, Rumeli’ye geçtiği zaman, onu Seferihisar subaşılığı ile Sakarya’nın kenarlarının muhafazasına bırakmıştır. 1388’deki Kosova meydan muharebesine gitmiş ve tertibat için kurulan harp meclisinde, ordunun ilerisine canlı bir istihkam gibi develerin konulmasına ekseriyet taraftar olduğu hâlde beylerbeyi Demirtaş Bey’in, “develer süvarilerin atlarına dehşet vermek şöyle dursun, ağır silahlı süvariyi görünce, kendileri ürkerek bizim saflarımızın üzerine atılıp, aramızda mutlaka kargaşalık çıkmasına sebep olurlar” diye vaki olan itirazı üzerine bu fikirden vazgeçilmiştir (HT. II/219). Yıldırım Bayezid tahta çıktığı zaman Kosova sahrasından doğruca Edirne’ye gelmiş, bir müddet Edirne’de kaldıktan sonra 1389’da Bursa’ya gelmiş ve Demirtaş Bey’e beylerbeyilik rütbesini vererek Edirne’de bırakmıştır (Kara Demirtaş 1376’da ve Gazi Demirtaş 1389’da Rumeli beylerbeyisi olmuşlardır ki arada 13 sene vardır. Beylerbeyilik tarihlerini araştırmayan-
lar ikisinin de Edirne’de Rumeli beylerbeyi olmasından dolayı bunları birbirine karıştırmaktadırlar). Yıldırım’ın oğlu İsa Çelebi’nin çocukluğundan beri lalası bulunması ve ümeranın emektar ve büyüklerinden olması, kendisine verilen bu rütbeye çoktan lâyık olduğunu göstermekte idi (SOT. 93). Gazi Demirtaş Paşa’nın ölüm tarihi olan 805/1402 tarihine kadar 14 senelik siyasî hayatı hakkında hiçbir malûmata tesadüf edilemedi. Timur’un hapsinde bulunmasına nazaran, Ankara Meydan Muharebesi’ne iştirak eylediği anlaşılmaktadır. Timur hapsinden kurtulup bir kolayını bularak İsa Çelebi’nin yanına gelmekle, İsa Çelebi’nin hükûmet kurmasına ve devletinin devamına mühim bir suretle müessir olmuştur. İsa Çelebi’nin müdir-i umûru idi. Ulubat sahrasında, İsa Çelebi’nin, kardeşi Sultan Mehmed ile yaptığı muharebede mağlup olduklarından İsa Çelebi taraftarları birer cihete firar etmekte iken Gazi Demirtaş Paşa da Yalova (Yalakâbad) canibine kaçarken yanında bir rikabdarı (büyüklerden birisi ata binerken üzengisini tutan ağaya rikabdar ağası denilirdi) kalmıştı. Bunun da atı helâk olduğundan yaya kalmaması için merhamet ederek onu, kendi bindiği atın arkasına bindirmiş idi. İsmi tesbit edilemeyen bu nankör uşak, hançer ile Paşa’nın arkasına vurarak yaralamış ve attan aşağı düşürmüş ve kendisi atı alıp firar eylemiştir (MT. III/316; GM. I/488). Çelebi Sultan Mehmed taraftarlarından birkaç kişi bitkin ve ölmek üzere bulunan Demirtaş Paşa’yı aldılar. Çelebi’nin yanına götürürken yolda ruhunu teslim eyledi. Çelebi Sultan Mehmed’in muvaffakiyetini göstermek için başı kesilip Süleyman Çelebi’ye gönderildi. Gazi Demirtaş Paşa’nın başsız vücudu Balıkpazarı kurbünde bina eylediği cami civarına gömüldü. Başı da yukarıda söylediğimiz vech ile Trakya’daki Vize kasabasındaki zaviyesine defnedildi (Bazı tarihlerde, yaralayan adam tarafından
Çelebi’nin huzuruna götürüldüğü ve Çelebi’nin yanında başı kesilmek suretiyle idam edildiği yazılmaktadır).
Gazi Demirtaş Paşa’nın Fatih Sultan Mehmed zamanında İstanbul’da suba-şılık yapmış olan Murad Bey isminde bir oğlu olduğu Bursa Şer’iyye Mahkemesi Sicilleri’nden ve Topkapı Sara-yı’ndaki müze arşivindeki Fatih zamanında yazılmış bazı beratlardan anlaşılmıştır.
Bıraktığı eserler: Bursa’da Balıkpa-zarı’nda bugün şeklini tamamıyla değiştirmiş bir cami ve Bursa’nın Bademli köyünde harap bir çeşme ve yine Bademli köyünde, ancak temelleri kalmış bir kervansaray ile Vize’de ismi ve cismi kalmamış bir cami ve bir zaviyedir.
Bursa’da Bademli ve Demirtaş köyleri bu zatın mülkü iken Demirtaş köyünü ve Bursa’daki Uzunçarşı’da bir fesçi dükkânı, bir bezzaz dükkânı ve diğer üç dükkânı -ki cem’an beş dükkân ve dükkân yerleri ve ev yerleridir (BS. 280/58)- Bademli köyünü de, Vize’deki zaviyesine ve Bademli köyündeki kervansaray ve çeşmenin tamirine vakfey-lemiştir. Demirtaş köyünde de bir camisi vardır (BS. 110/247). Bugüne kadar Gazi Demirtaş Paşa’nın vakfiyesine hiçbir yerde tesadüf edilememiştir. Bursa’daki Bademli köyünden başka; Vize’de Saruhanlı yakınında Demirtaş mezraası ve Çayırovalı civarında diğer Demirtaş mezraası, Vize civarında bahçeler Vize’deki mescid ve zaviyesinin vakıfları arasındadır. Oğlu Murad Bey 100 yaşından fazla yaşamıştır. 1496’da sağ ve Vize’deki vakıflarının mütevellisi idi. BK, I/367
DEMİRTAŞ PAŞA (Kara)
DEMİRTAŞ PAŞA (Kara) Osmanlı hükû-metini kuran Osman Bey (Osman-cık)’in silah arkadaşlarından Aykut Alp’in oğlu Kara Ali Bey’in oğludur. Başka kardeşi olup olmadığı ve hangi tarihte doğduğu tesbit edilememiştir. Viyana, Paris ve Londra müzelerinde resmi bulunamamıştır. 1403 tarihinde
eceliyle ölmüştür. Bursa’nın şimalinde oğlu Ali Bey’in yaptırdığı cami ile diğer oğlu Oruç Bey’in yaptırdığı hamam arkasındaki kabristana ve cami yakınına gömülmüştür. O vakit hamamın doğusunda dar bir sokak mevcut olup şimdiki evlerin olduğu yerler kabristandı. Yahşi, Umur, Oruç, Ali, Mahmud Bey adında beş oğlu dünyaya gelmiştir. Lala Şahin Paşa’nın vefatı üzerine Edirne’ye gelen I. Murad tarafından 1376 tarihinde Rumeli beylerbeyi-liğine tayin edilmiştir. Ümeranın kıdemlisi olup defaatle muharebelerde kahramanlık ve fedakarlıkları görüldüğünden bu vazifeye bundan münasibi yoktu. Lala Şahin gibi padişah sarayından çıkmış olmayıp 3.000 akçe timar erbabından sırasıyla terakki ederek bu mevkiye kılıcının hakkıyla gelmiştir. Bunun Rumeli beylerbeyiliğine tayini civardaki düşmanları fena hâlde korkutmuştur (ALT. s.74).
Saruhan ilinden göçer aşiretleri sürüp Siroz vilâyetine geçirdi ve yerleştirdi. Arnavutluk’a ve Manastır’a gitti. Haraca bağladı. Selanik vilâyetini Karlı iline kadar fetheyledi. 1385 milâdî tarihi nihayetlerinde bu işleri başardı (A. 61).
1386 tarihinde Karamanoğlu Ali Bey’in isyanında Rumeli askeriyle ve 2000 Sırp askeriyle Konya’ya gelen Kara Demirtaş Paşa, Rumeli ümerasıyla ordunun ağırlıklarını muhafazaya memur edilmekle beraber Şehzâde Yıldırım Bayezid ve Kara Demirtaş Paşa’nın şiddetli hücumları vaki oluyordu. Bu hücumlara dayanamayan Karamanoğlu Ali Bey, kaçmaya mecbur kaldı. Kara Demirtaş Paşa’nın bu hizmetine mukabil eski mansıbına vezirlik mansıbı da zam olundu. Bu iki mansıbı en evvel Demirtaş Paşa almaya muvaffak oldu (SOT. 39).
791/1388’de Kosova muharebesi esnasında Kütahya’da Anadolu eyaleti muhafazasında kaldı. 792/1389 senesinde padişah olan Yıldırım Bayezid, Engürüs seferi için büyük bir kuvvetle
Edirne’ye gelmişti. Kara Demirtaş Paşa İstanbul’u almadan bu seferin doğru olamayacağına padişahı ikna ederek İstanbul’un denizden ve karadan muhasarasına başladılar ve kara tarafından birçok mancınıklar kurdular. (A. 65). Ertesi sene Yıldırım, Rumeli’nde fütuhat ile meşgul iken Karamanoğlu fırsat bulup, ansızın Bursa’ya hücumla Demirtaş Paşa’yı esir etmiş ise de padişahın yıldırım süratiyle Anadolu’ya geçmesi üzerine Karamanoğlu Alâed-din Bey, Demirtaş Paşa’yı salıvererek musalahaya talib olmuş ve isteği kabul edilmeyerek harbe başlanmış ve Alâ-eddin Bey, Demirtaş Paşa’nın eline esir düşmüş ve Demirtaş Paşa’nın muhafazasına bırakılmıştı. Yıldırım gibi cerbezeli bir padişahın emri olmaksızın Alâ-eddin Bey’i idam eylemiş ve bu hareketi Yıldırım’ı biraz gücendirmiş ise de yine ikbal mevkiinden düşürmemiştir (KA. 1725).
Timur ile yapılan Ankara meydan muharebesinde bulundu (GM. 474). Harp esnasında oğlu Yahşi Bey şehit olmuş ve diğer oğulları Ali, Oruç ve Mahmud Beylerle beraber yaralı olduğu hâlde esir düşmüştür (GM. 476; İ.H.Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, 145). Timur, Ankara harbinden sonra havası mutedildir diye Kütahya’ya geldi. Kara Demirtaş Paşa’nın kaledeki hazinesini bulup kendi adamlarına taksim eyledi. Bu altınlar Kütahya müddü ile 20 müdd idi. Cevahir ve elmaslar da buna
kıyas oluna. Bu kadar serveti görünce Timur, Demirtaş Paşa’yı çağırtıp “Bu kadar mal ve cevahir toplayacağına asker toplayıp bu paraları padişahın uğruna sarf edeydin olmaz mıydı? Sizin gibi vezirlerin bu gibi hareketleri devletin idaresinin bozulmasına ve saltanat saadetinin yok olmasına sebep olur” diye muaheze edince, Demirtaş Paşa da “Bizim padişahımızın, kullarının malına ihtiyacı yoktur. Yeni çıkan devletliler -Timurleng’i kastederek- gibi gözü aç olsaydı, malımızı değil canımızı bile uğruna feda ederdik. Lakin büyüklerin, küçüklerin mallarına göz dikmeleri çok fenadır” diye dik dik cevap vermesi üzerine soğuk muameleye uğramış ve Tumur da “Seni ve evlâdlarını salıvermek istiyorum. İhtiyar olmasıy-dın idam ederdim. Fakat yine mahbus ol” diye tekrar hapseyledi (HT. II/79; GM. 476; TT. I/289). Şehzâde harbine karıştığına dair hiçbir malûmat elde edilemedi. Hicretin 806 ve milâdın 1403 senesinde vefat etmiş ve Demirtaş Camii denilen, oğlu Ali Bey’in camisinin batı tarafına gömülmüştür. Demirtaş Paşa’nın Bursa’da, isminden başka hiçbir eseri yoktur. Hamamı, oğlu Oruç Bey ve camiyi diğer oğlu Ali Bey yaptırmıştır. Ali Bey burada medrese ve imaret de yaptırmıştı. Kara Demirtaş Paşa’nın Kütahya’da “Tak-yeciler (Takvâcılar)” adını taşıyan camisi harap olmuş ve 1761’de Silahdâr Mehmed Paşa tarafından esaslı tamir edilmiştir. Burada medresesi ve imareti de vardı. I. Murad ve Yıldırım Bâ-yezid, zamanlarında bir çok iyi kanunlar yapmışlar ve Sipahi Ocağı ihdas ve ölen sipahinin timarının oğluna verilmesini esas ittihaz eylemişlerdir.
Bugün İngiliz ordusunda bile tatbik edilen voynuk teşkilâtını yaptırmıştır ki, voynuk olanlar, süvari askerlerinin atlarına bakmakta idiler. Süvariler altlarına voynuklar tarafından çekilen hayvanlara binerler, vazifeleri bitince yine voynuklara teslim ederler. Çok yerinde bir seyis teşkilâtıdır. Hayvan-
ları dinlendirmek, timar etmek, yemlerine, nallarına ve techizatlarına bakmak voynukların vazifeleriydi.
Kendisi gibi askerlikçe olgun olan oğullarının da Bursa’da, Manisa’da, Geyve’de, Bergama’da, Edirne’de, Biga’da birçok hayırları, yani camileri, mektepleri, medreseleri, kütüphaneleri, zaviyeleri (misafirhaneleri) vardır. Bunların idareleri için hanlar, hamamlar, kervansaraylar, dükkânlar, evler vakfetmişler ve birçok mülk köylerini de bu vakıflarına ilâve eylemişlerdir. Her birinin hâl tercümeleri isimleri hizasında yazılacaktır. BK, I/362
DEMİRTAŞ ZAVİYESİ (Hacı) Zaviye civarındadır. Şehir zeylinde “Subaşı yeri” demekle maruf mahall-i mezbur buranın vakfıdır. Bahçenin mahsulünü zaviye şeyhi tahsil ederdi (BS. 144/ 115). BK, I/370
DERECİK KÖYÜ Mustafakemalpaşa kaza-sındadır. 1937’de 242 nüfusu vardı. BK, I/372
DERECİK KÖYÜ Orhaneli kazasındadır. 1937’de 78 nüfusu vardı. BK, I/372
DEREÇAVUŞ Bursa kazasındadır. 1937’-de 60 evi ve 365 nüfusu vardı. BK, I/372
DEREKADI KÖYÜ Mustafakemalpaşa kazasındadır. 1937’de 252 nüfusu vardı. BK, I/372
DEREKIZIK Bursa kazasındadır. 1937’de 99 evi, 439 nüfusu vardı. BK, I/372
DEREKÖY Yenişehir kazasındadır. 1937’de 38 hanesi ve 175 nüfusu vardı. BK, I/372
DEREKÖY İznik’te Orhan vakfındandır. Söğüt kesicilerdir. BK, I/372
DEREKÖY Mudanya kazasındadır. 1937’de 159 hanesi ve 612 nüfusu vardı. BK, I/373
DEREYÜZÜ Orhaneli kazasındadır.
1937’de 138 nüfusu vardı. BK, I/372
DERÛNÎ Şairdir. İzniklidir. İptida terzi idi. Bilâhare tahsil ederek şair olmuştur. Afyona müptela olup, bunun tesiriyle vefat eylemiştir. Çok güzel şiirler söylemiştir. Aşıkâne ve güzel eserleri vardır. Eserlerinden:
Kût edinmişdir bizi mûr-i ecel erzen gibi Kim taşır zîr-i zemîne dâne-i hırmen gibi. Çün siyeh-pûş ola ol dilber-i şîrîn harekât Kaplamışdır sanırım âb-ı hayâtı zulumât Seyre gelmez mi ki ol yâr gâm-ı hicr ile Biri şat ırmağıdır gözlerimin biri Fırat.
(KA. 2136; SO. II/327; ST. 137). BK, I/371
DERVİŞ
DERVİŞ Mihaliçlidir. Acemi oğlanıdır. Hırsızlık ve haramilik ile meşhurdur. Hassa topçularından Mehmed oğlu Ahmed, 23.8.1563’te bunu mahkemeye ihzâr ve yüzüne karşı: “Mudanya’dan Bursa’ya gelirken bu Derviş on, on beş hırsız yoldaşı ile yolumu basıp 5.000 akçemi alıp ve esbabımı soyup beş yerimden yaraladı” diye şikâyet ve Derviş dahi, Topçu Ahmed’in yoluna inip akçesini aldığını itiraf ve: “Murad oğlu Mehmed, Kulan Hüseyin ve Bulgar taifesinden yoldaşımız ve acemi oğlanlarından İbrahim ve Arap ve eski kayık oğlanı olup şimdi sarayda acemi oğlanı olan Hüseyin ve çöplük subaşısının oğlu Bekir ve altı arkadaşımız daha olup bunlarla gâret eylediğimiz eşyayı Kulan Hüseyin’e verip, o da İstanbul’a alıp gidip sattıktan sonra akçesini bize getirdi” diye itirafta bulunduğu sicile kaydolunmuştur (BS. 150/30). BK, I/374
DERVİŞ Davud’un oğludur. Eşkıya ve harami olduğundan Bursa eşraf ve âyânı, 1583’te mahkemeye gelerek: “Bilâ-tehir katli lâzımdır. Tehir edilirse veya İstanbul’a gönderilirse kaçar, eşkıyalardan ve levendlerden arkadaşı çoktur. Evvelce ulûfesi kat’ olunup tutul-dukda bilâ-tehir salb oluna diye emr-i
şerif dahi gelmiştir” diye şikâyet etmişler ve Yasakçıbaşı Ahmed Subaşı dahi ulûfesinin kat’ edildiğini ve; “ele getirmeğe ikdam edesin” diye emir aldığını söylemiş olduğundan asılmasına mahkemece izin verilerek Şah Çavuş mübaşeretiyle katl olunmuştur (BS. 129/ 83).
Bu adamın asılması için İstanbul’dan birkaç defa emir gelmiş ise de bir türlü ele geçirilememişti. Bir iki defa Bursa sokaklarında, ardından adamlar koştuğu hâlde tutamamışlar ve herkesin gözü önünde kaçmıştı. Tutanlara zeâ-met ve bölük vaad edilmişti. Şehirde ve köylerde evler basıp adamlar katley-lemişti. Çengîzâde denilen bir emret oğlanı cebren, kahren ve alenen çekip götürmüştü. Zaten, öteden beri oğlan çekmek ve adam öldürmek âdet idi. Bursa’ya gelip “Kamberler Hanı” demekle maruf tenha bir hana girmişti. Hanın kapısını muhkem berkitüp taşrada hazır olan Müslümanlar hanı ihata edip tutmak üzere iken Derviş, duyup silâhlanmış ve harbe tutuşmuş ise de hanın kapısı kapalı olduğundan yine kaçamamış ve ardından ale’l-gafle Ahmed oğlu Bayram adındaki ases, kulağı tozuna bir “topaka”(?) vurup sersemleterek yere düşürmüş ve tutulup bağlanarak mahkemeye getirilmişti. BK, I/374
DERVİŞ Abdal Murad Zaviyesi’nde evlâdiyet üzere şeyh iken 1595’te ölmüştür. Yerine 6 yaşındaki oğlu şeyh olmuş ise de zaviye harap ve kendisi de sabi olduğu ve imâmete liyâkat gösteremediğinden ref’ edilmiştir (BS. 195/104). BK, I/376
DERVİŞ Ebubekir’in oğludur. Umur Bey mahallesinde sakin idi. 11.11.1617’de Umur Bey ahâlisinden birkaç kişi, mahkemeye müracaat ederek: “Derviş yaralı olduğu hâlde yatıyor. Câiz ki he-lâk ola, mahalle halkı bu yüzden muaheze edile. Yaralının aklı başında olup sorulsun ve cevabı yazılsın” demeleriyle
mahkemeden Mevlânâ Fazlullah gönderilmiş ve Derviş ifadesinde: “Kadri Efendi Medresesi müderrisi Alâeddin Efendi’den ders okumağa giderken Hudâvendigâr müderrisi Şemsi Efen-di’nin oğlu Müderris İshak nam şaki, sarhoş olduğu hâlde, yoluma gelip beni şürb-i hamra davet eyledi. Mutavaat etmediğim için bıçak ile hamle edip beni bu hâle getirdi. Başka kimse ile husumetim yoktur” diye cevap verdi. (BS. 231/20). BK, I/375
DERVİŞ (Hacı) Bağdad’ın oğludur. Zağ-feranlık mahallesinde 1597’de ölmüştür. Ahmed, Hasan, Hüseyin isminde üç oğlu ve 514.474 akçe muhallefatı kalmıştır (BS. 192/65). BK, I/376
DERVİŞ ALİ Seyyid Mehmed’in oğludur. Ramazan Baba zaviyedarı iken 1783’te zaviye kurbünde, 17 dönüm bağ ve bahçeyi tekkeye vakfeylemiştir. BK, I/153
DERVİŞ ALİ Adı Derviş, lâkabı Esved’dir. Kebapçızâde Bostan Efendi’nin oğludur. Küçüklüğünde elifbayı öğrenmemişken sadanın farkını, hicaz ile şehnazı temyizde mahir ve henüz 12 yaşında iken iki makamdan söylemeye kadirdi. Fenn-i mûsıkîde büyük ve küçük herkese kendini beğendirmiştir. Şeyh Hayreddin Efendi, zâkirlerine reis yapmıştır. 1614’te ölmüş ve Muradiye’de, Beşikçiler Kapısı yanına gömülmüştür. Bestekâr ve mûsıkîşinas idi (G. 523). BK, I/375
DERVİŞ ALİ ZAVİYESİ 1507’de Pınarba-şı’nda idi (BS. 21/47). BK, I/373
DERVİŞ BÂLÎ Bursa’daki çilingir ve nalçacı esnafının 1559’da şeyhi idi. BK, I/373
DERVİŞ BEY Sadrazam Davud Paşa’nın oğludur. 1526’da Davud Paşa’nın Tah-takale’deki hamamının su yollarını tamir ettirmiştir. Haydar Çelebi adında
diğer bir biraderi daha vardır. BK, I/373
DERVİŞ ÇELEBİ Bursalı Ahmed Bey’in oğludur. 1580’de “Selâmsız” diye şöhret almıştır (BS. 132/2). BK, I/373
DERVİŞ ÇELEBİ (Mevlânâ) Veliyyüd-dinzâde Ahmed Paşa’nın oğlu Mevlânâ Hızır Şah Çelebi’nin oğlu ve Sıddık Çelebi’nin kardeşidir. 1465’te sağ idi. BK, I/372
DERVİŞ EMİR Akbıyık’ın oğludur. 1488’-de vakfın mütevellisi idi. Bursa’daki zaviyeyi tamir ettirmiştir (BS. 7/360). BK, I/373
DERVİŞ HACI AHMED PAŞA 1900’de ölmüş ve Emir Sultan’a gömülmüştür. BK, I/95
DERVİŞ HÜSEYİN Tophane sakinlerindendir. 19.5.1777’de vazifesi olmayıp, üzerine lâzım olmayan mevâddı tahrir ve nizamların ihtilâlini bâis, bazı harekât ile büyükleri rahatsız etmekte olduğundan, te’dîbi lâzım ve mühim olmakla, emir olmaksızın ruhsat verilmemek üzere tayin olunan çavuş mübaşeretiyle Bursa’ya sürülmüştür. BK, I/378
DERVİŞ KAMİLÎ Bk. Kâmilî.
DERVİŞ MEHMED Bursalı hayırsever bir zattır. Bursa’daki cami ve bazı mes-cidlere vakfeylediği bağları harap olduğundan 1592’de imarlarına ve tamirine ferman buyurulmuştur (BS. 189/ 81). BK, I/376
DERVİŞ MEHMED Cebel-i Rahip (Ulu-dağ)’dan padişah için kat’ ve İstanbul’a nakl olunmak üzere ebâ-an-ceddin Bursa buzcubaşısı iken 1759’da ölmüş ve vazifesi oğulları Halil ve İsmail’e verilmiştir (BS. 1172/57). BK, I/377
DERVİŞ MEHMED Yeniçeri ortalarından
28. bölüğün efradındandır. Esasen Bursalı olup mutasarrıf olduğu yevmî üç akçe ulûfeyi almak için İstanbul’a gelip mecâzibden olduğundan, Cuma günü, Şehzâde Camii içerisinde Osmanlı hükümdarı I. Abdülhamid’in huzurunda, yüksek sesle “Ya hû” diye bağırmış ve edepsizce hareketinden dolayı vatan-ı aslisi olan Bursa’ya, 1774’-te nefy edilmiştir (BS. 1186/40). BK, I/377
DERVİŞ MEHMED (Şeyh) Pınarbaşı’n-daki Nakşibendî Özbek Tekkesi şeyhidir. 1718’de tekke fukarasına sarf edilmek üzere yevmî beş akçe tevcih olunmuştur (BAVD. 24106). BK, I/377
DERVİŞ MEHMED BEY Muhyiddin’in oğludur. Acem Reis mahallesinde sakin idi. 1644’te ümeradan ve Bursa eşrafından sayılıyordu. (BS. 265/41). BK, I/375
DERVİŞ MEHMED BEY İnegöllü Derviş Mehmed Paşa’nın oğludur. İnegöl âyânıdır. Kapıcıbaşılardandır. Anadolu valisi Yeğen Mehmed Paşa tarafından, 1778’de Kütahya sancağı mütesel-limliğine tayin edilmiştir (BAVD. 29235). BK, I/378
DERVİŞ MEHMED EFENDİ
DERVİŞ MEHMED EFENDİ Hızır Şah Efendi’nin oğludur. Fatih devrinde ordunun ilerisinde gitmişti. 8.12.884 H., yani 21.2.1480 tarihinde öldüğü, mezar taşı kitabesinden anlaşılmıştır. Zeynîler’de medfundur. Mezarı Fenarî Hasan Çelebi’nin kabri yanındadır. Dedesi Menteşeli Balat kadısı Abdül-lâtif Efendi’dir. Babası da kibar-ı ulemadandır. Kendisi cezbe-i ilâhiye tutulmuş, temiz, pak ve doğru bir zat idi. Kabir taşında yalnız “Derviş Efendi” yazılıdır. Kabir taşı Zeynî taşlarındandır. Bursa’da senelerce Sultaniye Med-resesi’nde müderris idi (G. 235).
Fatih Sultan Mehmed, Uzun Hasan muharebesine giderken Bursa’ya uğramış, Bursa ahâlisi şehir dışarısında
Fatih’i istikbale çıkmışlardır. Fatih, saf bağlamış ahâli arasından selâm vererek geçmiştir. Bu meyanda Derviş Mehmed Efendi, bir merkebe binerek padişahın geçeceği bir yerde durmuş, padişahla selâmlaştıktan sonra şehre dönmüştür. Padişah, Derviş Efendi’nin gittiğini görünce, Mahmud Paşa’ya: “Bu giden Derviş Mehmed değil midir?” diye sormuş, “Evet” cevabını alınca: “Arkasından git, bize dua eylesin” demiştir. Senede bir defa aşure günleri tıraş olurdu (ŞN. 188). BK, I/373
DERVİŞ MEHMED EFENDİ Bk. Baldır-zâde Şeyh Mehmed Efendi
DERVİŞ MEHMED EFENDİ Bursalı İsmail Hakkı’nın halifesidir. Çorlu’da sakin Pertev Efendi hulefasından ve asrın meşâyihi dânişmendânından idi. Irku’n-nisa (siyatik) illetinden, 1794 senesinde 78 yaşında iken vefat eylemiştir. BK, I/378
DERVİŞ MEHMED EFENDİ (Mevlânâ) Bursalıdır. 1564’te “Bay Çelebi” diye meşhurdu (BS. 26/233). BK, I/373
DERVİŞ MEHMED HALİFE Mehmed’in oğludur. 1772’de Ramazan Baba zavi-yedarlığına ve mütevelliliğine tayin olmuştur. BK, I/377
DERVİŞ MEHMED MÜRSEL 1749’da Ramazan Baba Tekkesi’nin zaviyedarı ve vakfının mütevellisi iken vefat eylemiştir. Yerine Bektaşîlerden Seyyid Ahmed Dede tayin edilmiştir (BS. 387/1). BK, I/377
DERVİŞ MEHMED PAŞA İstanbullu Yağlıkçı Kadri Ağa’nın oğludur. Birbuçuk sene sadarette bulunmuştur. Hanya mutasarrıflığına giderken muhalefet-i havadan Sakız’a çıkmış ve 1778’de Sakız’da vefat eylemiştir. 1775’te Bur-sa’daki Mevlevîhaneyi esaslı bir surette tamir ettirmişti (SO. II/333). BK, I/377
DERVİŞ MEHMED PAŞA Mora Anabolulu Rüstem Ağa’nın oğludur. Vezirdir. 1816’da Teke ve Hamid sancakları mutasarrıfı iken Hudâvendigâr, Kocaeli ve Eskişehir sancaklarına mutasarrıf tayin edilmiştir. Kendisine Bursa’da, mutasarrıfların oturduğu mahalde oturması, Kocaeli ve Eskişehir’e insaflı, mutedil mütesellimler gönderip zapt eylemesi emredilmiştir. 1817 Saferinde sadrazam olmuş ve Bursa’dan ayrılmıştır (BS. 1272/46). 1835’te Bur-sa’da ikamete memur edilerek Bursa maliyesinden 1.500 kuruş maaş tahsis edilmiş, 1837’de şeyhu’l-harem olarak Medine’ye gönderilmiş ve yolda vefat eylemiştir. Bursa’da hayratı vardır (SO. II/336; BAAD. 13886). BK, I/378
DERVİŞ MUSTAFA Bursa’daki Garip oğlu Hayreddin’in vakıf mevlevîhanesinin şeyhidir. 1619’da Mevlânâ Şah Mehmed Efendi hucceti ile şeyhliği tasarruf ederken İstanbul’a gidip berat almak istemiş ve kendisine arz verilmiştir. BK, I/373
DERVİŞ PAŞA Fenarîzâde Şemsi Bey oğlu Muhyiddin Bey’in oğludur. Bursa hanedanındandır. Bağdad azebler ağalığında, Karesi ve Hudâvendigâr san-cakbeyliklerinde bulundu. Şehrizor sancakbeyi iken 1593’te ölmüştür. Anası Mustafa kızı Fahrunnisa, karısı Peymane ve oğlu Mehmed ve kızları Mihrimah ve Zeynişah Hanımlar kalmıştır (BS. 327/37). Balıklı köyündeki çiftliğini on kere yüz bin ve yedi bin beş yüz (1.007.500) akçe mukabili Erzurum defterdarı Hasan Bey oğlu Mansur Efendi’ye şer’î rehin eylemiş ve vefatı üzerine küçük kızları Mihrimah ve Zeynişah’a intikal eylemiştir (BS. 189/42). Derviş Paşa’nın vefatı üzerine alacaklısı Mansur Efendi, Mustafa Bey isminde birisini vekil olarak Bursa’ya göndermiş ve Bursa mahkemesinden Derviş Paşa’nın kardeşi, Hudâvendigâr sancağı beyi Mehmed Bey’in müvâ-cehesinde, mahkemeden küçüklere
vasi tayin olunan Mehmed oğlu Mahmud marifetiyle eşyasını mezata verip 350.000 akçe ile Mansur Efendi üzerinde kalmış ve mütebâkîsi için:
31.000 akçelik ipek, 25.000 akçelik beş re’s katır ve 14.000 akçelik bir donluk kumaş olmak üzere toplam 70.000 akçeyi de bu suretle Mehmed Bey yedinden ahz eylemiştir (BS. 189/42). Daha bir miktar eşya verilerek sulh olunmuştur. Ve bu suretle borç tamamen ödenmiştir. Bu borcun cevheri bazı esbab veresiye almasından ileri gelmiştir. Biraderi Yusuf Bey ve adamlarından birkaç kişi kefil idiler (BS. 182/195). İbrahim Paşa mahallesinde sakindi (BS. 143/68,70,71, 152/ 57, 150/15). Küçük oğlu Mehmed ise 1601’de ölmüştür (BS. 370/4). Sarayda kapıcılar kâhyası Abdullah oğlu Ahmed Ağa’dan aslı ve faizi ile 75.000 akçe almış, vefatında karısı Hatice Hatun ödemiştir (BS. 181/71). BK, I/376
DERVİŞ PAŞA İnegöllüdür. 1704’te Bursa sancakbeyliğine tayin ve azledilerek mîr-i mîrânlık verilerek devr-i menâ-sıbla Kayseri sancağıyla Bender muhafızlığına tayin edildi. 1718’de Bursa muhafızı iken burada vefat eyledi. (SO. II/332). BK, I/377
DERVİŞ PAŞA Bursa jandarma alaybeyi iken 1899’da ölmüş ve Emir Sultan’a defnedilmiştir. BK, I/378
DESTARÎZÂDE MUSTAFA Siyahidir. Ticaretle meşgul iken 8.2.1797’de ölmüş ve 22.000 kuruş parası olduğu İstanbul’da haber alınmakla mirîye zaptı emredilmiştir. BK, I/379
DEVE
DEVE XV. asırdan XVIII. asrın sonlarına kadar, Bursa’dan İran’a ve sair mahallere nakliyat, develerle yapılırdı. Bursa ve civarında birçok deve bulunurdu. Bunun için askerî harekât vukuunda deve lâzım olunca ve devletin Rumeli’ndeki deve depolarında noksan olunca develer, Bursa’dan ikmal ve tedarik edilirdi. Bugün hemen hiç kalmayan bu
sabırlı ve sebatlı hayvan neslinin nasıl mahvedildiğini göstermek için biraz üzerinde duracağız.
1515’te cebehane-i âmire tahmil etmek için Bursa’dan 250 deve için ulaklar gönderilmiş, ancak 140 deve tahsil edilebilmişti. Bursa’ya deveci ve renç-berler gelmez olmuştu. Etrafta olan kasabaların kadılarına defaatle adam gönderildiği hâlde deve bulunmasına muâvenet etmeyip, varan adamların buldukları develeri de nüzûl yoluyla cebehaneye yazmak için bize gerektir, diye vermedikleri için evvelce gönderilenden gayrı deve bulunmadığı arz-olunmuştu (BS. 26/392).
1518’de İstanbul’dan Bursa’ya gönderilen develer ve esterler mezata verdirilmiş, gereği gibi ihtimam-ı tam ve sa’y-i kifayet üzere olup ve üç gün ardı kesilmeksizin, mezat ettirip bedelinin tamamı ahz olunca müşteri isimleriyle subaşı kâtibi Mehmed ile sicil ve defter eyleyip cem’ olunan paranın İstanbul’a gönderilmesi (deve re’si 120, ester re’si 85) ve bu işin Bursa kadısı ve ıstabl-ı âmire mirahuru Ahmed tarafından yapılması emredilmiştir (BS. 28/197).
1554’te Bursa’da muhtelif kimselere ait hâl-i faaliyette ve uzun mesafelere mütehammil 365 deve vardı. Dane nüzûl erzakı getirmek üzere, beher müdü 900 ve İstanbul müdü 1.700 akçeye nakliyatı sahipleri kabul etmişlerdir (BS. 73/554).
12.2.1570’te hassa-i hümayuna deve satın alınması için Anadolu vilâyetine Rıdvan Ağa gönderilmiştir. Rençberler-den deve satmak isteyenlerden mâye develerden, sahiplerinden değer bahasıyla sancakbeyi ve Rıdvan ve hakim taraflarından satın alınıp Rıdvan ile gönderilen beylik damga ile damgalayıp ve Rıdvan ile gönderilen akçeden bedellerini sahipleri ellerine verip ve âdet üzere rahtlarını dahi satın alıp münasip görülen yerlerde kışlatıp ayrıca emir verildiği zaman İstanbul’a gönderilmesi istenmiştir.
Develerin genç, yük çekmeye yarar olması, yaşlı, malûl ve sakat olmaması, alınan develerin miktarlarıyla fiyatlarını ve raht bedellerini gösterir müfredatlı bir defterin yapılıp İstanbul’a gönderilmesi, bunlara verilecek saman ve arpadan ne lâzım ise hassa mukâ-taalarından akçesinin alınıp verilmesi, işe yarar develerin beylik için alınıp başkasına aldırılmaması emredilmiştir (BS. 111/61).
1670’te Edirne’ye gönderilmek üzere 400 deve ve 400 katır istenilmiş, bunlardan 153 katır ve 141 deve Bur-sa’dan tedarik edilerek gönderilmiştir (BS. 295/135).
1672’de seferde zahire nakli için deveye ihtiyaç ziyade olduğundan Bursa ve İzmir’e işleyen mekkârî develerin gayet iyisinden beylik için 250 katar deve tedarik ettirilip İsakçı menziline gönderilmesi irade buyurulduğundan, mutemed adamlar koşup acele gönderilmesi emredilmiştir (BS. 330/72).
1736’da, “Moskof üzerine sefer-i hümayun muhakkak olmakla daire-i aliyyem ile yeniçeri, cebeci, topçu, top arabacıları ve sair ocaklar ile divan-ı hümayun ahâlisine tevzî için çok mek-kârîye ihtiyaç vardır. Orduya mülhak oldukları günden ber-vech-i mutad hizmette olduklarınca sabıkı üzere lâzım olan ücretleri ordu sarbanbaşısı yedinden verilmek üzere Hudâvendigâr sancağından 100 mehar (yular) mekkâ-rî develeri ihracı tertib edilmiş olduğundan bunların âlât ve bisatları mükemmel ve yüke elverir ve güçlü ve kuvvetli ve tüvana develerden olmak üzere intihab eyleyerek tedarik ve ihrac ve sarbanları ile beraber orduya gönderilerek sarbanbaşıya teslim ettirilmesi ve tehirine hiçbir vech ile sebebiyet verilmemesi” emredilmiştir. Bu emirden bir ay sonra, bunların bir an evvel sevkleri Edirne’den te’kîd edilmiştir (BS. 377/ 74).
1738 senesi Şubatın 25. günü verilen bir emirde “Mart duhulünde Davud
Paşa Sahrası’nda bulunmak üzere Bursa kazasından 150 beygir ile Hudâ-vendigâr sancağından 200 deve ihracı ve Mart içinde İstanbul’a irsali” emredilmiştir (BS. 380/88).
22.1.1739’da “Geçen sene istenilen develerden 10 mehar deve noksan gelmiş olmakla tekâsül ve kusurlarından dolayı kadıların muhkem haklarından gelinmesi iktiza etmişken kazanılan fütuhatın şükranı için affedilmişlerdir. Bu sene yeniden tertib olunan 200 deve ile beraber geçen seneden noksan kalan 10 deve ile birlikte 210 devenin behemehal ihracı” emredildi (BS. 380/64).
1740’ta “Eski seferlerde nakl olunacak eşya ve cephane için Anadolu’daki sancak ve kazalardan nakl olunacak mühimmatın miktarına göre deve alınması mukarrer iken 1738, 1739 senelerinde Rusya ve Nemçe üzerine sefer yapılması Vidin, Bender, Kefe taraflarına seraskerlerle ordular gönderilmesi yüzünden fazla deve alınarak buraların tahammüllerinden ziyade deve alındığı anlaşılmıştır. Meselâ, 1716’da Bursa sancağından 50 deve alınmışken 1738’-de 200 ve 1739’da yine 200 deve alınmıştır. Bu seferler diğerlerine kıyas edilemeyeceğinden mevkufat defterlerinde şerh verilip bundan sonra deveye ihtiyaç hasıl olursa 1716 tertibi üzere yalnız 50 deve alınacağı ve memâlik ve reâyanın bu belâlardan muhafaza edileceği” emredilmiştir (BS. 1184/65).
1740’ta beylik için hazırlanan mehar develerden 92 re’si satılarak parasının tahsili için Bursa’ya kapıcılar bölük-başısı İsmail Ağa yedi ile gönderilmiştir. Gerek satış hususunda ve gerek yollarda hiçbir ferde müdahale ve mu-araza ettirilmemesi emredilmiştir (BS. 1184/70).
1773’te Hudâvendigâr livasından Moskof seferi için 200 mehar deve ihracı istenmiştir (BS. 1186/3). Bunlar, zamanında gönderilmediklerinden, yeni bir fermanla sevklerinin tesriî emredilmiştir (BS. 1186/15).
1773’te Bursa’dan istenilen 200 devenin 100’ünü, Mecnun Dede mahallesinden Halil oğlu Alemdar Mehmed Ağa, edâ-yı hizmeti taahhüd ederek üzerine almıştır.
1773’te “Birinci has ahıra tâbî ‘Edirne, Yanbolu, Hayrabolu’ kışlalarında mevcud beylik develerin sefer-i hümayunda istihdamları sebebi ile ekserisi telef ve amel-mânde olduklarından behemehal bir mikdar deve mübayaa ve mevcud ettirilmesi mühim olduğundan geçmiş senelerde satın alındığı gibi, havut, bisat ve sairesi mükemmel olmak üzere beher kantarına üçer yüz kuruştan lâzım gelen bahasıyla Bursa’dan İstanbul’a gelince beher kantarına mutâd-ı sabık 1.600 akçeden 400 kuruş nafaka bahaların verilmek ve cümlesi yüke elverir güçlü ve kuvvetli ve tüvana ve gayet güzide ve tevellâ olmak ve bir meharı alîl ve marîza ve boz olmamak şartıyla ol miktar devenin Bursa livası kazalarına tevzî ve acele mübayaa ve tekmil sarbanları dahi tedarik ve tayin ve yollarda gerektiği gibi muhafaza ve nafaka bahaları verilerek İstanbul’a irsali ve has ahıra teslimi” emredilmiştir.
Kuruş
9.000 30 katar deve beheri 300 kuruştan
400 30 katar deve birer katarı 1.600’den nafaka baha
9.400
1778’de İsmail seraskeri ve Rumeli valisi Vezir Abdullah Paşa maiyye-tindeki zahirelerinin nakli için 150 mehar mekkârî develerin ihracı emredilmiştir (BS. 1191/5).
1779’da (üç ay sonra) develerin Rusya ile sulh akdedildiğinden sevkinin affı bildirilmiştir (BS.1191/13).
1786’da “Cümlesi yüke elverir, ağır yüke tahammül eder, gayet seçme, dinç çuval ve urgan ve sair âlâtları ve bisatları mükemmel ve yeni olmak şartıyla Hudâvendigâr sancağından 139 deve ihracı ve maazallahu teâlâ, bu
87 1898 tarihli bir fotoğrafta Bursa’da deveye binen yabancı turistler..
mühim işte tarafınızdan en ufak bir tekâsül ve müsamaha hareketi veyahut afv ve tenzil ricası ve muafiyet ve serbestiyet iddiası vesair bahane ile beyhude yere tahrirat göndermeğe cesaret ederseniz bir türlü amel ve itibar olunmayacağından başka bu gibi tehir ve terâhiye sebep ve illet olduğunuzdan hâl ve şanınıza göre iktiza eden te’dîbat-ı lâyıkanız icrasına dakika fevt olunmayacağını yakînen bilmeniz lâzımdır” diye emr gelmiştir.
1786’da Hudâvendigâr sancağından 200 mehar deve ihracı ve taleb olunduğu zaman eriştirilmesi bildirilmiştir. Evvelce İsmail ordusu için tertip ve henüz ihraç haberi gelmeyen 28 mehar devenin üzerine zam tariki ile tertip edilmiş olmakla eğer İsmail ordusu tertibi evvelce ihraç olunmamış ise tekrar 200 deve ihracı ve gönderilmiş ise 172 deve ihracı” emredilmiştir (BS. 1202/81).
1787’de Hudâvendigâr sancağı kazalarından müretteb 200 mehar deveden 130’u gelip 70’i gelmediğinden bir an ve bir dakika tehir edilmeyerek derhal sevkleri bildirilmiştir (BS. 319/70).
1787’de ordu lâzimesi için Bursa kazasından 200 mehar devenin bedeli ahâliden alınmış iken Bursa sarbanba-şısı Hasan, develerden 120 mehariyi gönderip kendisi gelmediğinden ve develerin biri dahi işe yaramayıp gel-
88 Deveciler Mezarlığı’nın yayıldığı bölge: 1. Ördekli Hamamı, 2. Tahıl Han, 3.
Harab Han, 4. Demirtaş
Camii
diği günden beri sarbanları yedeğinden tevkif olunduğu cihetle Hasan’ın, behemehal orduya gelip memur olduğu hizmetin nizam ve rabıtası vermesi ve eğer tereddüt ederse kendisinin kefillerinin bağlanarak orduya gönderilmesi istenmiştir (BS. 319/72).
1788’de Hudâvendigâr sancağından 200 mehar mekkârî devesinin tedariki ve irsali emredilmiştir (BS. 308/2).
1788’de Rusya ve Nemçe ile yapılacak muharebede kullanılmak üzere birinci ıstabl-ı âmireye tâbî Edirne, Hayrabolu kışlakları için Bursa’dan “yüke elverişli, güçlü, kuvvetli, tüvâna, gayet seçme ve âlâ tevellâ(?) olmak ve bir meharı boz olmamak şartıyla mükemmel havut ve bisat-ı sairesiyle üçer yüz kuruştan 50 katar -300 adet- deve mübayaası tertip edilmiş ve Ispartalı Çelik Paşazâde Mehmed Bey müba-yaâta memur edilerek Bursa’ya gönderilmiştir. Bu develer, Hudâvendigâr sancağı kadılıklarına taksim edilerek Bursa’nın hissesine 24 deve isabet eylemiştir. Ve Mehmed Bey, ancak bir senede bu develeri dokuz noksanı ile
tedarik edip orduya sevk edebilmiştir (BS. 308/9).
1789’da tekrar 200 ve geçen seneden bakiye kalan 9 ki cem’an 209 devenin tedariki ve irsali ve bu develer yüke girdikleri günden başlayarak hizmette olduklarınca ber-vech-i mu-tad ücretleri ordu sarbanbaşısı yedinden verilmek şartıyla nevruzdan evvel orduda bulundurulması emrolundu (BS. 1205/135,143).
1791’de Hudâvendigâr livasından 200 mehar devenin orduya gönderilmesi emredilmiş iken, ancak 180 deve gelip 20’si noksan kalmıştır. Bu 20 deve için fukaradan tahsil olunup âharın zimmetinde kalan akçenin taleb ve tahsili emredilmiştir (BS. 1206/5).
1791 senesi için fukaraya merhamet edilerek geçen senenin hissesi olan 40 meharı af ve tenzil olunarak 160 mehar deve tertip olunmuştur. Mütesellim Hacı Hafız İsmail Ağa, hitam-ı hizmete kadar idare etmek üzere beher re’sini 85 kuruşa deruhte ve taahhüd eylemiştir (1206/5). BK, I/ 379
DEVECİ ODALARI Yıldırım İmareti civarında idi. 1573’te bu odalar basılmış ve Deveci Hüseyin’in odasında Seydî kızı Fatma bulunmuştur. Fatma ifadesinde: “Veli oğlu Ramazan ‘Bu oda benimdir, karım dahi vardır’ diye beni bu odaya aldı. Devecilere de; ‘Kimsesi yoktur, salıvermeyin’ diye ısmarladı. 15 günden beri onlarla bileyim” dedi. Fatma’nın bu ikrarını, Ramazan inkâr eyledi (BS. 118/9). 10 gün sonra diğer bir odada saçları oğlan saçı gibi kesilmiş Hasan kızı Emine bulundu (BS. 118/14). BK, I/384
DEVECİLER MEZARLIĞI (Tahıl/Galle Hanı, Ördekli Hamamı ve Demirtaş Camii arasındaki sahada bulunan ve 1940’lı yıllarda imha edilen mezarlıktır.) bk. Abdülaziz Çelebi (Mevlânâ).
DEVEENİ MEVZİİ Çekirge’ye giden şosenin üzerindeki Mevlûdî Süleyman Efendi kabrinin güneyinde Hudâ-vendigâr vakfından ve Bursa çömlekçilerinin tasarrufunda bulunan arazinin adıdır. Buraya “Çömlekçiler Madeni” de derlerdi (1621). BK, I/383
DEVLENGEÇ SUYU
DEVLENGEÇ SUYU Yeşil Hamamı’nı yaptıran ve Bursa Müzesi’nin karşısındaki arsada medresesi bulunan ve “Köse Türbedar” denilen Taceddin bin Musa tarafından Devlengeç Dere-si’nden getirilmiş, medresesine ve hamamına akıtılmıştır (BS. 19/276).
1508’de Köse Hamamı (Yeşil Hamamı) ardındaki Şehvaz’dan 500 akçe alındı ve bir küp koyarak sudan almasına izin verildi (BS. 20/33).
1517’de bir hayır sahibi Devlengeç suyu için 1.000 akçe vakfeyledi (BS. 27/78).
1558’de bu suyun nazırı, Mevlânâ Mehmed Bey Efendi ve mütevellisi Mevlânâ Şeyhzâde Çelebi idi.
1603 tarihli bir vesikaya göre, Şible Camii ile Emir Sultan arasından geçen dere, Devlengeç vadisinin Bursa içerisinden geçen kısmıdır (BS. 207/56).
1802 tarihli bir vesikadan, Çamlıca sahrasından Namazgâh mahallesine, oradan Kösec Ali Paşa Hamam ve Med-resesi’ne ve 83 kişinin evine akıtılan Devlengeç suyunun eski mecrası harap olduğundan 1.228 kuruş 14 para ile tamir edildiği anlaşılmaktadır (BS. 281/98).
Burada görülüyor ki Yeşil Hama-mı’nı, evvelâ Köse Türbedar yaptırarak oradaki medresesine vakfeylemiştir. Diğer bir kayıtta, Kösec Ali Paşa’nın vakfı olduğu yazılıyor. Bunu, Köse Türbedar Taceddin’in yaptırdığına dair en kuvvetli delil Bursa Sicili 4/429’da-ki 1485 tarihli kayıttır. Bu kayıtta, Köse Türbedar oğlu Muhyiddin el-ma’ruf Servinaz’ın, “babamın vakıf hamamına Devlengeç Deresi’nden gelen su” diye bir kayıt bulunması ve (4/418) numaralı sicilde de babasının adının Taced-din yazılması Köse Türbedar’ın Taced-din olduğuna en açık bir delildir (bk. Hoca Taceddin). İkinci meseleye yani hamamın Köse Ali Paşa Medresesi’ne vakfedilmesine gelince; Osmanlı hükû-metinde benim bildiğim iki Köse Ali Paşa vardır. Birisi kaptan-ı derya olup 1675’te Cezayir’e giderken donanması fırtınaya tutulduğundan müteessiren Sakız’da ölmüştür. Diğeri 1772’de Karahisar valisi iken ölmüştür (SO. III/516, 536). Bunlardan hangisi olduğu meçhuldür. Hatıra şu gelebiliyor: Köse Türbedar’ın yaptırdığı hamam ve medrese bilâhare Köse (Kösec) Ali Paşa tarafından ihya da edilebiliyor. Gerçi Hoca Taceddin (Köse Türbe-dar)’ın 27.12.1494’te bıraktığı mirası, Bursa’da hiçbir kimse bırakmamıştır. Vasiyetinde 100.000 akçe ile bir mescid ve 50. 000 akçe ile bir mektep ve 55.000 akçe ile de bir kervansaray yapılmasını vasiyet eylemiştir. İhtimal ki 50.000 akçe ile mektep yerine bu medrese yapılmıştır. Bu meseleyi Bursa Halkevi’nin derin incelemesi meydana çıkarabilecektir. Bu yazılarım şimdiye kadar tesadüf edilen kayıtların tedkikine nazarandır. Akçağlan suyu,
89 Devlet Hatun’un türbesindeki kabri
Yeşil Camii’nden Aktürbe denilen ve Yıldırım’ın karısı ve Çelebi Sultan Mehmed’in anası Devlet Hatun Türbe-si’ne kadar hiçbir eve uğramazken sonradan Karamanîzâde Mehmed Çelebi, Ambarcı İbrahim, Abdullah oğlu Mustafa Bey, suyu kendi evlerine uğratıp birer küp ihdas etmeleriyle türbeye su cereyan etmediği şikâyet edildiğinden 1615’te hâdis olan bu küpler ref’ edilmiştir (BS. 225/14). BK, I/384
DEVLET HATUN Demirtaş’ın zevcesidir. 12.3.1463’te Veli Şemseddin mahallesinde ölmüştür. Oğlu Ali ve kızı Zeyneb
90 Devlet Hatun’un türbesi
vardı (BS. 1/65). Hangi Demirtaş’ın karısı olduğu tesbit edilememiştir. Yeşil Camii inşaatında Hacı İvaz Pa-şa’ya kalfalık yapan Demirtaş olması pek kuvvetlidir. BK, I/386
DEVLET HATUN Bk. Kirişçikızı.
DEVLET HATUN Germiyan oğlu Süleyman Şah’ın kızıdır. Anası Celâleddin Rumî’nin oğlu Sultan Veled Hazretlerinin kızı Mutahhare Hatun’dur. Yıldı-rım’ın karısı ve Çelebi Sultan Meh-med’in anasıdır (bk. Düğün). Bursa’da avam arasında Hundî Hatun ve bazı tarihçiler de başka birer adla anmaktadır. Hicrî 816 Şevval ayında, yani 1413 milâdî senesinin Birincikânun ayında vefat eylemiştir. Emir Sultan zevcesi Hundî Hatun’dur ve Devlet Hatun’un kızıdır. İhtimal ki bundan galat olarak buraya Hundî Hatun Türbesi deniliyor. Halbuki Hundî Hatun, Emir Sultan Türbesi’nde medfundur. BK, I/385
DEVLET HATUN TÜRBESİ Bursa’nın Meydancık mahallesinden İncirlice’ye giden yoldadır. Bursalılar buna yanlışlıkla Hundî Türbesi veya Aktürbe derler. Küçük bir bahçe içindedir. Dev-lengeç suyundan bir çeşme de vardır.
Mezar taşında: “Bismillahirrahmanir-rahim. Allahü lâilâhe illâhu...” ayetiyle “Şehida’llâhü ennehü lâilâhe illâhu... İnne’d-dîne inde’llâhi’l-İslâm, Sadaka’l-lâhu’l-azimü’l-kerim” yazılmıştır. Başta-şında da:
“Hâzihi türbetü’ş-şerîfetü es-seyyi-detü’l-muhadderatü Sultanü’l-havâtin Devlet Hatun ve hiye vâlidetü’s-sultani’l-a’zam Sultan Mehmed bin Bâyezid Han halledehu mülkehü”
Diğer taşta: “Fî tarihi şehri Şevval lisene sitte aşera ve semane mie el-hicriyye el-hilâliyye” yazılıdır. BK, I/385
Çelebi Sultan Mehmed’in anası Devlet Hatun’un türbesine Bursalıların verdikleri bir isimdir. İhtimal ki bu türbeyi Hundî Hatun yaptırmıştır da
bu ismi almıştır. Buna, “Aktürbe” de derlerdi. İçerisinde yalnız Devlet Hatun yatmaktadır. BK, II/253
DEVLETHAN 1486 senesinden evvel Bursa’da yaşamış bir zatın adıdır. Oğlu Mevlânâ Muslihuddin Mustafa’dır (BS. 5/297). Kızı Fatma Hatun’dur. 1508’-den evvel Bursa Hisarı’nın Kaplıca-kapısı civarında bir mescid bina eylemiştir (BS. 20/59). 1504’te Veli Şem-seddin mahallesinde Devlethan suyu mevcuttu (BS. 19/404). BK, I/386
DEVR Bir valinin veyahut yüksek rütbeli bir hükûmet memurunun, bir paşanın köyleri dolaşmasına “devr” denilirdi. Eski zamanlarda devr, köylüler için bir felâket teşkil ediyordu. Devre çıkan zatın derecesinin büyüklüğüne göre 70 atlıdan 500 atlıya kadar bir maiyyetle köyleri dolaşırlar ve hangi köyde misafir kalırlarsa o köyün bir senede yiyeceğini -çekirge gibi- birkaç gün içinde bitirirler ve köyün bir sene zahiresiz kalmasına sebep olurlardı. Bunun için köylüler “devr var” denilirse bu felâket düşünülerek köylüler tir tir titrerlerdi. Yedikleri erzak ve hayvanlarına verdikleri yem ve saman kâfi gelmiyor-muş gibi ayrıca da “devr parası” diye bir de salgın verirlerdi. Köyden cebren para da alırlardı. XVI. asırda İnegöl köylülerine âyândan bir ahlâksız da-danmıştı. Köylülere giderek birkaç bin akçe isterdi ve: “Vermezseniz, sizin ağzınızdan valiyi köyünüze davet ederim” derdi. Vali gelirse birkaç yüz atlıyı beslemenin ve misafir etmenin ne olduğunu bilen köylüler parayı verip şirret adamı başlarından def’ ederlerdi.
1659’da Hudâvendigâr mutasarrıfı Kurt Ahmed Paşa’nın mütesellimi Veli Ağa, 70 kadar atlı ile Göynük kazasına gelmiş ve köy köy gezip kazadan devr akçesi namıyla 75.000 akçe almıştı. Veli Ağa’nın memâlik-i Osmaniye’de devr memnû iken dolaştığını ve Mihal-gazi vakıf köyleri min külli’l-vücuh serbest olup hariçten dahl olunmak
icap etmezken birçok kimselerden para aldığını Göynük kadısı Hacı Ali bildirdiğinden, şer’ ile görülüp aldığı akçenin ashabına reddettirilmesi ve muhalefet edenlerin İstanbul’a ihzâr olunması emir buyurulmuştur (BS. 346/ 38). BK, I/386
DİLÂRÂM Abdullah’ın kızıdır. Hoca Yadigâr’ın cariyesi iken âzadlayarak kendisine nikâh eylemiş ve 38 yıl nikâhında bulunmuştur. Hoca Yadigâr’ın Acem vilâyetinden bârhanesi (yük ve ağırlığı) geldiğinde kendi parasıyla satın almış olduğu iki yük kadar da ipeği gelirdi. Yüz binden fazla akçeye malikti. Hoca Yadigâr’ın vefatından sonra 1587’de, Hüsam oğlu Şemsed-din’e varmıştır (BS. 170/217). BK, I/ 388
DİLENCİ SÜRÜLMESİ Eski dilencilerden kasap karısı Fatma, kızı Ayşe, Kasım-paşalı Hanım adında üç kadın tâmmü’l-âzâ olup ibadullahı daima tacizden hâlî olmamalarıyla defaatle tutulup zindana konmuş ve bundan sonra dilencilik ile çarşı ve pazarlarda işsiz dolaşmamak üzere kendilerine tenbih olunmuşken, bir türlü mütenebbih olmayıp yine dolaştıkları görüldüğünden, asesbaşı ve subaşı marifetleri ile ahz ve zindana hapsolunmalarıyla, çavuş mübaşeretiyle Bursa’ya nefy ve vusül-lerinde Bursa’da oturtulup İstanbul ve havalisine mürurlarına ruhsat verilmemesi, 1761’de fermanla emredilmiştir (BS. 392/48). BK, I/388
DİLENCİLER
DİLENCİLER Yıldırım mahallesi zeylinde, Atıcılar mevkii ile Yıldırım arasında oturan miskinler, bazı harami, haram-zâde ve hırsızlardan ziyade mutazarrır olup Kayabaşı’nda sakin olan miskinler meskeninde oturmak istemişler, ayrıca kendilerine bir kethüda nasb olunmasını taleb eylemişlerdir. Şehir kethüdası Mahmud Çelebi de mahkemeye gelerek, istedikleri Ahmed’in, yarar ve mutemed kimseleri olduğunu söylemiş
ve Ahmed, kethüda nasb olunmuştur (1551). BK, I/388
DİLENCİLER KETHÜDASI Vazifesi, vaki olan sadakât-i müslimîni aralarında adalet üzere taksim ve tevzî edip içlerinde temerrüd ve inad ve muhalefet edip şiddet ve şekâvet eyleyenleri men’ eylemektir (BS. 68/162). BK, I/388
DİP Bk. Kemha.
DİREKLİ KÖYÜ Kite kazasına tâbî bir köydü. Ahâlisinin ekserisi kefere olup 78 nefer Müslüman haneleri ve etrafında Müslüman köyleri vardır. 17-18 kilisesi vardır. Kiliselerden birisi İstanbul’daki Ayasofya üslubu üzere kadimî bina olup Yıldırım Bayezid fetheylediği zaman yine bu kilise vardı. Köydeki Müslümanlar ve etrafındaki köylerin halkı toplanıp, köyün feth-olunduğu zamanda beraber alınan kilisenin cami olmasını rica ve camiye şiddetle ihtiyaçları olduğunu bildirmişlerdir. Kanunî Sultan Süleyman da 30.2.1562’de bir hükm-i şerif göndererek: “Bu hükm-i şerif vardığı zaman görüp, zikrolunan kilisenin içinde fetihten sonra namaz kılınmış ise cami olmasına izin verdim. Bir kimseyi beratla hatib tayin eyleyip, sonra Cuma günleri Cuma namazı kılınıp benim devam-ı devletim için dua eyleyesiz” diye emrey-lemiştir (BS. 91/169). BK, I/388
DİRHEM Sultan Orhan zamanında verilen karar mucibince “Osmanlı dirhemi” şer’î dirhemin dörtte biri oldu. Emr-i itibari olarak “kıyye” tabir olunan ağırlığın 400 cüzünden bir cüzdür. Dirhemi dört kısma ayırarak beher kısmına “dınk” ve bir dınkı dört kısma taksim ederek beher kısmına kırat ve bir kıratı dörde bölerek beherine buğday ve her buğdayı dörde taksim ederek her bir kısmına “fitil” ve her fitili ikiye taksim ederek her bir kısmına “kıtmir” ve bir kıtmiri ikiye ayırarak beherine “zerre” dediler. Birbuçuk dirheme bir
miskal, kırk dört kıyyeye bir kantar, dört kantara bir çeki ve bir kantarı yüze ayırarak “lodra” dediler (LTC. 241). BK, I/389
DİRHEMLER 12.3.1568 tarihinde verilen bir emirde: “Kuyumcubaşı bir takrir verip Rumeli ve Anadolu vilâyetlerinde pazarcıların ve ehl-i sûkun istimal eyledikleri dirhemler hak üzere olmayıp noksan üzere olmakla alışverişte Müs-lümanlara hayf ve zulüm olur. Noksan olan dirhemlerin yoklanması lâzım olmuştur, diye 1565 senesinde emir verilmiş ve cülus-i hümayun münasebetiyle bu emir yenilenmiştir. Pazarcıların kullandıkları dirhemleri yoklayıp ve her birini gereği gibi veznettirip hak üzere ve tuğra-yı hümayunla damgalanıp noksan olanları alıp ve mühürleyip İstanbul’a saraya gönderilmesi ve yerine istimal olunan sahih dirhemleri kuyum-cubaşına yeni damga ile damgalatıp istimal ettirilmesi ve dirhemlerin taş ve kurşun olmaması ve neticenin padişaha bildirilmesi” emrolunmuştur (BS. 111/ 188). BK, I/389
DİRLİK Bir arazinin âşârının, satış ve intikal muamelelerinde alınan harcın bir kimseye verilmesine “dirlik” derler. Dirlik 3.000 akçeden aşağı olamaz. 3.000’e kadar “dirlik”, 20.000’e kadar “timar”, 100.000’e kadar “zeamet” ve 100.000’den yukarısına “has” derler. Bunlar harpteki fedakârlık nispetine göre verilir (bk. Timar ve Zeamet). 1789’da Bursa kadısına gönderilen bir fermanda ganimet isteyenlerin ve yararlık göstererek dirlik almak isteyenlerin hudutlara gönderilmesi ferman olunmuştur (BS. 319/61). BK, I/389
Görsel Malzeme İçin Kaynakça ve Teşekkür
Bursa Kütüğü’nün orijinalinde hiçbir resim yer almamaktadır. Bu neşrinde, metni görsel malzeme ile zenginleştirirken mümkün olduğunca eski resimler kullanmaya gayret ettik, bulamadıklarımızın yerine yenilerini koyduk. Kullandığımız malzemeler ve aldığımız kaynaklar aşağıda belirtilmiştir. Bize malzeme sağlayan bu kaynaklara teşekkürü borç biliriz.
Kaynaklar ve Resim Numaraları
AKMED (Suna & İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü); 40,52,58,59,61
Amerikan Kongre Kütüphanesi Sultan Abdulhamid Fotoğraf Koleksiyonu; 36,62
Ayverdi, Ekrem Hakkı, Osmanlı Mîmârîsinde Çelebi ve II. Sultan Murat Devri II, (İstanbul 1972); 30,85 Bursa Büyükşehir Belediyesi Arşivi; 45,81
Bursa Büyükşehir Belediyesi Setbaşı Kütüphanesi Bursa Belgeliği;
1,21,23,35,49,50,51,55,60,64,68,69,73,74,83,84,87,88
Bursa Çimento Arşivi; 67
Bursa: Yapı ve Kredi Bankası Bursa Şubesi'nin Açılış Hatırası, (İstanbul 1948); 32,70
Çetin, Atilla; 3,7
Çetin, Osman; 31,65
Ercan, Fatih; 77,86
Erhan, Safiyyüddin; 66
Gabriel, Albert, Bir Türk Başkenti Bursa, Osmangazi Belediyesi Yayınları, Bursa 2008; 4,17,25, 33,47,48,56,63,80
Haksal, Ali Haydar; 20
Kandes, Vasileios I., Kuruluşundan XIX. Yüzyıl Sonlarına Kadar Bursa, (Bursa 2009); 37
Kara, Mustafa; 14
Tanrıkorur, Barihuda, Türkiye Mevlevihanelerinin Mimari Özellikleri, Basılmamış Doktora Tezi, (Selçuk Üniversitesi, 2000); 10,13
Tek, Abdürrezzak; 12
Temelli, Mehmed;
2,5,6,8,9,11,15,16,18,22,24,26,27,28,29,33,34,38,43,44,46,53,54,71,72,75,76,78,79,82,89,90
Turyan, Hasan; 39,41,42
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder