Herakleitos (MÖ yaklaşık 540-480): Sadece Antik Yunanda
değil, tüm felsefe tarihinde en önemli ve en etkili filozoflardan biridir. Öğretisinin farklı
unsurları kadar tarihsel yönü tartışmalı olan teatral kişiliği de onu çağlar boyunca anılan ünlü bir
figüre dönüştürmüştür. Yaşamıyla ilgili bilinenler diğer Sokrates öncesi filozoflar gibi kendinden
sonraki yazarların yazdıklarına dayanmaktadır. Kapalı bir dil kullandığı için “karanlık ” olarak
anılan Herakleitos kendisini insanların da parçası olduğu kosmosun oluşumu ve yapısıyla ilgili en
önemli hakikate ermiş olarak görür. Kosmosunda geçerli olan üç temel önerme vardır: Karşıtlar
birbiriyle uyumludur, her şey sürekli devinim ve değişim halindedir, kosmos her daim canlı kalan
ateştir.
Hem fiziksel hem de ruhsal değişim süreçlerini tek bir
dönüşüm öğretisiyle açıklayan filozof, insan yasalarını tanrısal logosla ilişkili görmüş ve politik
aklı tanrısal logosla birleştirerek felsefede etikle fiziği ilk defa birbirine örmüştür.
C. Cengiz Çevik (1983): İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda lisans, yüksek lisans ve
doktorasını tamamladı. Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi için Epiktetos, Leukippos, Demokritos,
Sextus Empiricus, Bacon, Horatius, Seneca, Cicero, Copernicus ve Luther'den birçok eser çevirdi.
Temel akademik çalışma alanı olan Antikçağ'da siyaset ve felsefe ilişkisi başta olmak üzere farklı
konularda çeviri ve telif eserleri üzerinde çalışmaya devam ediyor.
Genel Yayın: 4666
Hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi, insan varlığının en müşahhas şekilde
ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar. Sanat şubeleri içinde edebiyat, bu ifadenin zihin
unsurları en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde,
daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zekâ ve anlama kudretini o eserler nispetinde artırması,
canlandırması ve yeniden yaratmasıdır. İşte tercüme faaliyetini, biz, bu bakımdan ehemmiyetli ve
medeniyet dâvamız için müessir bellemekteyiz. Zekâsının her cephesini bu türlü eserlerin her türlüsüne
tevcih edebilmiş milletlerde düşüncenin en silinmez vasıtası olan yazı ve onun mimarisi demek olan
edebiyat, bütün kütlenin ruhuna kadar işliyen ve sinen bir tesire sahiptir. Bu tesirdeki fert ve cemiyet
ittisali, zamanda ve mekânda bütün hudutları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. Hangi
milletin kütüpanesi bu yönden zenginse o millet, medeniyet âleminde daha yüksek bir idrak seviyesinde
demektir. Bu itibarla tercüme hareketini sistemli ve dikkatli bir surette idare etmek, Türk irfanının en
önemli bir cephesini kuvvetlendirmek, onun genişlemesine, ilerlemesine hizmet etmektir. Bu yolda bilgi
ve emeklerini esirgemiyen Türk münevverlerine şükranla duyguluyum. Onların himmetleri ile beş sene
içinde, hiç değilse, devlet eli ile yüz ciltlik, hususi teşebbüslerin gayreti ve gene devletin yardımı
ile, onun dört beş misli fazla olmak üzere zengin bir tercüme kütüpanemiz olacaktır. Bilhassa Türk
dilinin, bu emeklerden elde edeceği büyük faydayı düşünüp de şimdiden tercüme faaliyetine yakın ilgi ve
sevgi duymamak, hiçbir Türk okuru için mümkün olamıyacaktır.
23 Haziran 1941
Maarif Vekili
Hasan Âli Yücel
HASAN ÂLÎ YÜCEL KLASİKLER DİZİSİ
HERAKLEITOS
FRAGMANLAR
YUNANCA VE LATİNCEDEN ÇEVİREN
C. CENGİZ ÇEVİK
EDİTÖR
ALİ ALKAN İNAL
GÖRSEL YÖNETMEN
BİROL BAYRAM
DÜZELTİ
NEBİYE ÇAVUŞ
I. BASIM, OCAK 2020, İSTANBUL
IV. BASIM, EKİM 2022, İSTANBUL
ISBN 978-625-7999-18-2 (karton kapaklı)
BASKI
ALFABE BASIN YAYIN SAN.TİCARET LTD.ŞTİ
İKİTELLİ OSGB MAH. HÜRRİYET BULVARI ENKOOP SANAYİ SİTESİ ENKOOP I. SOKAK NO:I KAT:-I
BAŞAKŞEHİR/İSTANBUL Tel. (0212) 485 21 25-(0212) 485 21 26
Sertifika No: 46012
HERAKLEITOS
FRAGMANLAR
YUNANCA VE LATİNCEDEN ÇEVİREN:
C. CENGİZ ÇEVİK
Sunuş
Yunan felsefe tarihi genellikle “Presokratik” veya “Sokrates Öncesi” adıyla anılan
dönemle başlatılır. Bu Antik Çağ’da yapılmış bir adlandırma değildir. André Laks’ın son dönemde bu
konuda yazılmış en önemli eserlerden birinde belirttiği gibi, bu adlandırmaya dair en eski kaynağımız
muhtemelen J. A. Eberhard’ın ilk basımı 1788 yılında yapılan Allgemeine Geschichte der Philosophie zum Gebrauch akademischer
Vorlesungen başlıklı eseridir.1 Bu eserde geçen “vorsokratische
Philosophie” (Sokrates Öncesi Felsefe) adlandırmasından da anlaşılacağı gibi, felsefenin bu başlangıç
dönemi Sokrates üzerinden tanımlanmaktadır. Ancak bu dönemin düşünürlerinin ne derece “filozof”, düşünce
tarzlarının da ne derece “felsefe” olduğu, birbirlerine benzeyen ve birbirlerinden ayrılan yönleri, hem
düşünürler hem de düşünce tarzları arasında kurulabilecek teorik ilişki türlerinin çeşitliliği
tartışılmaya devam etmektedir.
1 J. A. Eberhard, Allgemeine
Geschichte der Philosophie zum Gebrauch akademischer Vorlesungen, Himmerde,
1788, 47; André Laks, The Concept of Presocratic
Philosophy: Its Origin, Development, and Significance, çev. Glenn W. Most,
(Princeton: Princeton University Press, 2018); Karş. Catherine Osborne, “Was there an Eleatic revolution
in philosophy?”, Rethinking Revolutions Through
Ancient Greece, haz. S. Goldhill - R. Osborne, (Cambridge: Cambridge
University Press, 2006), 221, n.8.
Tarihlendirme açısından “Sokrates Öncesi” adlandırmasının kendisi bile tartışmalıdır.
Barnes’ın dikkat çektiği gibi Sokrates MÖ 470’te2 doğmuş ve 399’da ölmüştür, oysa “Sokrates
Öncesi” adıyla anılan dönemde yaşamış olan filozofların bir kısmı (örneğin Anaksagoras, Parmenides ve
Demokritos) gerçekte onun çağdaşlarıdır. Barnes, “Etiket iyi tutmuştur ve açıklığa kavuşturmak bir işe
yaramayacaktır,” diyerek bu adlandırmayı destekler3 ve dönemin temel belirleyici niteliğine
odaklanır. VI. ve V. yüzyılla tarihlenen bu dönemin temel belirleyici niteliği var olan ve var olmayan,
görünen ve görünmeyen her şeyin bir neden-sonuç ilişkisi çerçevesinde açıklanabilmesi için doğaya
gitmenin ve doğa olaylarını incelemenin gerekli görülmeye başlamasıdır. Nitekim Barnes, “İlk Yunan
filozofu Miletoslu Thales (624546), bir Güneş tutulmasını önceden bildiği zaman, bu felsefe başlamış
oldu,” der.4 Yaygınlıkla kabul edilen bu “ani” başlangıç noktası 1907’de Cornford’un, “Sanki
Thales gökten zembille inmiş de ‘Her şey sudan meydana gelmiş olmalı!’ diye haykırmış gibi,” diyerek
yaka silkmesine neden olmuştur.5 Benzer bir karşı çıkışı Nietzsche’de görürüz, o da son
dönemde Türkçeye çevrilen felsefe derslerinin birinde, “Thales’ten önce filozof bulunmadığını söylemek
kadar şu ya da bu ismin ilk filozof olduğunu söylemek de keyfîdir. Çünkü bir <filozof> tipi
apansız ortaya çıkmaz,” der.6
2 Buradan itibaren aksi belirtilmedikçe tüm tarihler MÖ’dür.
3 Jonathan Barnes, Sokrates Öncesi
Yunan Felsefesi, çev. Hüsen Portakal, (İstanbul: Cem Yayınevi, 2004), 10.
Karş. J. Barnes, The Presocratic Philosophers: The
Arguments of the Philosophers, (London-New York: Routledge, 2001), 3-4; Barry
Sandywell, Presocratic Reflexivity: The
Construction of Philosophical Discourse c. 600-450 BC: Logological Investigations, 3, (London-New York: Routledge, 1996), 62.
4 Ufak düzeltmelerle: Barnes, Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi, 9.
5 Aktaran: W. K. C. Guthrie, Yunan
Felsefe Tarihi 1: Sokrates Öncesi İlk Filozoflar ve Pythagorasçılar, çev.
Ergün Akça, (İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2011), 53.
6 E Nietzsche, Platon Öncesi
Filozoflar, çev. Nur Nirven, (İstanbul: Pinhan Yayıncılık, 2018), 95.
Guthrie üstü örtülü bir şekilde hak verdiği Cornford’un yaklaşımdan bahsettikten sonra
Diels’in ünlü Sokrates öncesi fragmanlarının (Die
Fragmente der Vorsokratiker) 1934 tarihli beşinci baskısını hazırlayan
Walther Kranz’ın Thales öncesindeki erken dönem kozmolojik, astronomik ve veciz yazılardan yaptığı
derlemeyi önceki baskılardakinin tersine metnin sonuna değil, başına eklemesine dikkat
çeker.7 Başka deyişle, felsefenin başlangıç noktasını veya en azından evrene ve doğaya dair
felsefi düşüncelerin kökenini Thales’ten önceki yarı dinsel yarı bilgece açıklamalarda bulmak mümkündür.
Örneğin Hesiodos’un Theogonia (Tanrıların Doğuşu) ile Erga Kai
Hemerai (İşler ve Günler),8 Miletoslu filozoflarla aynı dönemde
ortaya çıkıp çıkmadığı tartışmalı olan başta Orpheus, Theagenes, Pherekydes, Musaios, Epimenides,
Akusilaos, Kleostratos gibi yarı efsanevi yarı gerçek düşünürlerden kalan teogoni ve kozmogoni konulu
fragmanlar mitolojik anlatıdan felsefeye bir köprü olarak görülebilir.9 Bu aynı zamanda
dinden, günümüzdeki sistematik yöntemi ve sınırlarıyla olmasa da, bilime kurulan bir köprüdür, zira
yukarıda da bahsettiğimiz olayları açıklamak için “doğaya gitmenin ve doğa olaylarını inceleme-
7 Guthrie, Yunan Felsefe Tarihi 1, 53.
8 Bu iki eserin çevirisi için bkz. Hesiodos, Theogonia - İşler ve Günler, çev. Azra Erhat
- Sabahattin Eyüboğlu, (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2016).
9 Bu konuyla ilgili olarak bkz. Bertrand Russell, Batı Felsefesi Tarihi 1 : İlk Çağ
Felsefesi, çev. Alamet Fethi, (İstanbul: Alfa Yayınları, 2016), 53-64; E M. Cornford, Sokrates Öncesi ve
Sonrası, çev. A. M. Celâl Şengör - Senem Onan, (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018)
13-14; Werner Jaeger, İlk Yunan Filozoflarında Tanrı Düşüncesi, çev. Güneş Ayas, (İstanbul: İthaki
Yayınları, 2011), 21-30.
“Köprü” olarak gördüğümüz bu fragmanların çevirileri için şu kaynaklara bakılabilir:
(Türkçe) Barnes, Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi, 57-63; Wilhelm Capelle, Sokrates’ten Önce Felsefe 1,
çev. Oğuz Özügül, (İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 1994), 25-54. (Yunanca ve İngilizce) Early Greek
Philosophy 2: Beginnings and Early lonian Thinkers, Part 1, haz. ve çev. André Laks - Glenn W. Most,
Loeb Classical Library 525 (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2016), 3-153.
nin gerekli görülmeye başlaması” kuşkusuz bilim tarihinde önemli bir aşamadır.
Guthrie’nin de bildirdiği gibi, “Dünyayı mitsel ve doğaüstü terimlerle betimleyenler ile
onu ilk kez doğal nedenler üzerinden açıklamaya girişenler arasındaki ayrımı öncelikle Aristoteles’e
borçluyuz. Aristoteles öncekileri theologos,10 sonrakileri ise
pysikos11 ya da
physiologos12
diye anar.”13 Yukarıda belirttiğimiz çekinceleri ve tartışmaları da göz ardı etmeden
söylersek, buradaki ayrımın tam ortasında yer alan düşünür Thales’tir.14 Felsefe bağlamında
doğadan ilk bahseden odur,15 Hippolytus’un aktarımında da geçtiği üzere, antik dünyada
yaşayan bazı yazarlar onu “doğa felsefesi”ne (φιλοσοφία φυσική, philosophia physikê) girişen ilk kişi
olarak görmüştür.16 Bununla birlikte Thales Antik Çağ’da da öncelikle bir gökbilimci olarak
bilinir ve övülür.17 O göksel fenomenler ve tanrısal meseleler üzerine kafa yoran ilk
Yunanlardan biridir.18 Aristoteles onun her şeyin bir ya da birden çok temel elemente (ἀρχή,
arkhê) dayandırıldığı felsefe türünün kurucusu olduğunu söyler.19
Aristoteles’in perspektifindeki önemli bir nokta olarak Thales ve onun ardından gelen
Anaksimandros ile Anaksimenes başta olmak üzere doğaya yönelen ilk filozofların “peşinde koştuğu bilgi
hem hatasız hem de bütünü kapsayan bilgi, yani her şeyden önce nedenlerin bilgisi olmalıdır... Oysa mit
kişisel terimlerle düşünür ve daha çok tikel olaylar
10 Tanrı bilimci.
11 Fizikçi, doğa araştırmacısı.
12 Doğa bilimci
13 Guthrie, Yunan Felsefesi Tarihi 1, 54.
14 Diog. Laert. 1.23.
15 Diog. Laert. 1.24.
16 Hipp. Ref. 1.1.
17 Diog. Laert. 1.34.
18 Flav. Jos. Ap. 1.2. Benzer açıklamalar ve Thales’in astronomik buluşlarıyla ilgili
olarak bkz. Early Greek Philosophy 2, 248 vd.
19 Arist. Metaph. 983b20-21.
için tikel nedenlere ihtiyaç duyar.”20 Dolayısıyla evrenin ve onu oluşturan
unsurların oluşumu, değişimi ve gelişimi üzerine tümel ve genel ilkeler belirlemek, bunun için de
tanrıların keyfî istek ve buyruklarından ziyade doğadaki olaylar arasındaki doğal neden-sonuç ilişkisine
odaklanmak Sokrates öncesindeki felsefenin temel belirleyici niteliği olarak görülebilir.
Sokrates öncesi felsefeye dair kronolojik ve tematik bir özet oluşturmak istersek, ilk
sırada bulunan Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes’in oluşturduğu eski İonya doğa filozoflarını tüm
oluş, değişim ve yok oluşu sayı mistisizmi ve ruh öğretisiyle açıklayan Pythagoras ve onun peşinden
giden Himeralı Petron, Metapontumlu Hippasos, Krotonlu Alkmaion gibi eski Pythagorasçılar izler. Daha
sonra astronomi, meteoroloji ve coğrafya gözlemleri yapmakla birlikte görecelilik öğretisiyle geleneksel
dinî inanışları tartışmaya açan Ksenophanes gelir. Onun ardından gelen Ephesoslu Herakleitos, Elea ekolü
kapsamında Parmenides, Zenon ve Empedokles yine oluş, değişim ve yok oluş konularıyla ilgili olarak hem
doğal elementler hem de zaman ve hareket gibi olgular üzerine teoriler geliştirirler. Doğa gözlemleri
yapan Anaksagoras maddenin kökeni, sonsuzluk ve akıl üzerine fikir yürütmüş ve bir nevi bu çalışmaya
temel oluşturan Atomcu felsefenin temelini atmıştır.
Sokrates öncesi felsefe ekollerinin ortaya koyduğu düşünceler ve yürüttüğü tartışmalarla
ilgili en büyük sorun, o filozofların yazmış olduğu hiçbir eserin günümüze tam ulaşmamış olmasıdır.
Filozofların yaşamları ve düşünceleriyle ilgili kaynaklarımız sonraki yazarların eserleri doksografik ve
ansiklopedik metinlerdir. IV. yüzyıldaki Platon’dan MS VI. yüzyıldaki Simplicius’a ve hatta John Tzetzes
gibi Bizans yazarlarına kadar uzanan bu kaynakları şu şekilde
20 Guthrie, Yunan Felsefesi Tarihi
1, 54.
özetleyebiliriz: Platon ve Aristoteles’in eserlerinde tartışmalarla alakalı görüldüğü
ölçüde yapılan alıntılar; Platon’un alıntıları daha dağınık ve kısa olmakla birlikte Aristoteles’in
alıntıları uzun ve sistematiktir. Aristoteles’in öğrencisi olan Theophrastos erken dönem felsefe tarihi
ve bazı Sokrates öncesi filozoflar üzerine eserler kaleme almış, bu eserlerden bazı fragmanlar günümüze
ulaşmıştır, bunlar Sokrates öncesi felsefe için temel kaynaklarımız arasındadır. Bunlardan sonra Roma
döneminde özellikle de Cicero ve Seneca başta olmak üzere farklı yazarların eserlerinde alıntılar
bulunmaktadır. MS II. yüzyılda yaşamış olan tarih ve deneme yazarı Plutarkhos’un Moralia’sında yüzlerce alıntı yer
alır. Aynı yüzyılın sonlarında yaşamış olan kuşkucu filozof Sextus Empiricus’un metinleri özellikle de
bilgi kaynakları ve duyuların güvenilirliği konusunda Sokrates öncesi filozofların görüşlerini aktarır.
Onunla neredeyse aynı dönemde tarih sahnesine çıkan İskenderiyeli Clemens (Clemens Alexandrinus)
Hristiyan olmuşsa da Yunan edebiyatı ve felsefesine ilgi duymaya devam etmiş, özellikle de Protrepticus ve Stromata adlı eserlerinde birçok
alıntıya yer vermiştir. III. yüzyılda Roma’da yaşayan Hristiyan teolog Hippolytus’un durumu oldukça
ironiktir, zira dokuz kitaptan oluşan Tüm
Kâfirlerin Çürütülmesi adlı eserinde bazı Hristiyanları pagan fikirleri
diriltmekle suçlarken alıntıladığı Sokrates öncesine ait fikirler bu sayede günümüze ulaşmıştır.
Kuşkusuz, yine III. yüzyılda yaşayan Diogenes Laertius’un Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri adlı
eseri21 Sokrates öncesi filozoflarla ilgili derli toplu bilgi veren en önemli eserlerden
biridir. V. yüzyılda yaşayan antolojist John Stobaeus’un Anthologium’u Yunan edebiyatından ve dolayısıyla
Sokrates öncesi felsefeden birçok etik deyiş barındırır. VI. yüzyılda ise Yeni Platoncu filozof
Simplicius’un metinlerinde özel-
21 Bu eserin çevirisi için bkz. Diogenes Laertius, Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri, çev.
Candan Şentuna, (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2003).
likle Parmenides, Empedokles, Anaksagoras ve Apollonialı Diogenes’ten birçok uzun alıntı
bulunur.22
Sonraki yazarların kendi metinlerindeki bağlama, kendi düşünce ve inançlarına uygun
olarak yaptığı alıntıların Sokrates öncesi filozofların düşüncelerini ne derece tahrif ettiğini her daim
belirleyebilmek zordur. Birçok durumda filozoflara atfedilen düşünceler aynı veya farklı metinlerde
birbirleriyle çelişebilmektedir. Capelle’in de bildirdiği gibi, “Başlangıçta binlerce parçaya bölünmüş
eserlerden artakalanları bir düzen ve bağlam içine sokmak umutsuz bir çaba olarak
görünüyordu.”23 Ancak daha önce bahsettiğimiz Diels’in tüm literatürü tarayarak oluşturduğu
fragman derlemesi daha sonra tek tek filozof veya felsefe ekolleriyle ilgili başka fragman
derlemelerinin önünü açtı. Böylece her ne kadar fragmanları tematik olarak alt alta dizmek, filozof veya
felsefe ekolünün düşünce sistemini tartışmaya yer bırakmayacak bir kusursuzlukta gözler önüne sermeye
yetmese de en azından farklı bağlam ve amaçla yapılan alıntılar arasındaki farklılıkları ve
benzerlikleri analiz edebilmeyi kolaylaştırmaktadır. Sokrates öncesi felsefeyi anlamak zorlu bir
uğraştır, çağlar âdeta araya perde çekmiştir. Ancak yine de Guthrie’nin bildirdiği gibi, “Sokrates
öncesi düşünce uzmanının temel ödevi bu perdenin ardındaki Eski Çağ Yunan zihniyetiyle
ilgilenmektir.”24
22 Bunlar belli başlı kaynaklarımızdır. Bunların dışında aynı ve sonraki yüzyıllara ait
olan birçok Yunanca, Latince, Arapça ve Süryanice kaynak bulunmaktadır. Bunlarla ilgili detaylı bilgi
için bkz. G. S. Kirk - J. E. Raven, The Presocratic Philosophers, (Cambridge: Cambridge University
Press, 1957), 1-7; David T. Runia, “The Sources for Presocratic Philosophy”, The Oxford Handbook of
Presocratic Philosophy, haz. Patricia Curd Daniel W. Graham (Oxford: Oxford University Press, 2008),
27-54; Guthrie, Yunan Felsefesi Tarihi 1, 13-14; Capelle, Sokrates’ten Önce Felsefe, 20-24; Barnes,
Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi, 25-33; Nietzsche, Platon Öncesi Filozoflar, 49-71.
23 Capelle, Sokrates’ten Önce Felsefe 1,20.
24 Guthrie, Yunan Felsefesi Tarihi 1,14.
Daha önce Türkçede yayımlanmış olan Sokrates öncesi felsefeyle ilgili bazı fragman
derlemeleri şunlardır:
Barnes, Jonathan, Sokrates Öncesi
Yunan Felsefesi, Çev. Hüsen Portakal, Cem Yayınevi, İstanbul, 2004.
Capelle, Wilhelm, Sokrates’ten Önce
Felsefe 1-2, Çev. Oğuz Özügül, Kabala Yayınevi, İstanbul, (1) 1994 ve (2)
1995.
Herakleitos, Fragmanlar, Çev. Cengiz Çakmak, Kabala Yayınevi,
İstanbul, 2005.
Herakleitos, Fragmanlar: Testimonia
- Fragmenta - Imitationes, Çev. Güvenç Şar - Erdal Yıldız, Dergâh Yayınları,
İstanbul, 2016.
Kranz, Walther, Antik Felsefe:
Metinler ve Açıklamalar, Çev. Suad Y. Baydur, Sosyal Yayınlar, İstanbul,
1994.
-
B. Herakleitos: Yaşamı ve Felsefesi
Üzerine
[...]
Heraklit! Heraklit! Ne akıştır bu!
Ne akıştır ki bu
ne evveli var, ne sonu!
[...]
Gebedir her sukut bir yükselişe!..
Kabil mi karşı durmak bu köpürmüş gelişe?
Heraklit! Heraklit!
Akar suya kabil mi vurmak kilit?
Nâzım Hikmet, Moskova, 192525
“Moskova’da Heraklit’i Düşünüş” şiirinden,
Herakleitos sadece antik Yunanda değil, tüm felsefe tarihinde en büyük ve etkisi en fazla
olmuş filozoflardan biridir. Öğretisinin farklı unsurları kadar tarihsel yönü tartışmalı
25 Nâzım Hikmet, İlk
Şiirler, (İstanbul: Adam Yayınları, -On ikinci basım1995), 166.
olan teatral kişiliği de onu çağlar boyunca anılan ünlü bir figüre dönüştürmüştür.
Yaşamıyla ilgili bildiklerimiz diğer Sokrates öncesi filozoflar gibi sonraki yazarların yazdıklarına
dayanmaktadır. Bloson, Herakon,26 Bautor veya Herakis’in oğlu olan Herakleitos 69.
Olimpiyat’ta (504-500) tarihin sahnesinde olan, muhtemelen orta yaşlı yetişkin biriydi [B1-B2]. Bu
bilginin en eski kaynağı muhtemelen kronoloji yazarı Apollodoros’tur.27 Bir iddiaya göre
Ephesos’un kurucusu olan Androklos’un kraliyet ailesine mensuptu, ama krallığı kardeşine bırakmıştı
[Bl]. Bazılarına göre filozof Ksenophanes’i biliyordu, Diogenes Laertios’un Sotion’dan aktardığına ve
Suda’ya [B2] göre bu filozofun veya Pythagorasçı Hippasos’un öğrencisi olduğunu düşünenler bile
olmuştur. Ancak yine Diogenes Laertios’ta karşımıza çıkan Ksenophanes’e dönük eleştirisi [D19] onun
öğrencisi olmadığını gösteriyor olabilir.28 Bununla birlikte kendini aradığını [D37] ve her
şeyi kendi kendine öğrendiğine ilişkin anlatılar da [D37, T88] bu varsayımı destekler. Herakleitos’un
ölümü bile kendi kendine öğrenme ve kendi başına çözüm üretme eğilimini gösterir, nitekim aşağıda
üzerinde duracağımız karşıtların uyumu veya birlikteliği düşüncesi ölümüyle ilgili anlatılarda da
karşımıza çıkar. Vaktini insanlardan uzakta, dağlarda geçirirken vücudu su topladığı için Ephesos’a geri
dönmüş, ancak hekimlerin tedavi önerilerini dinlememiş ve tezek sürerek vücudundaki fazla suyu kurutmaya
çalışırken ölmüştür [Bl].
Yukarıda Herakleitos’un ailesinin olası kraliyet kökeninden bahsetmiştik. Bu soylu kökeni
ile onun yaşamı boyunca sergilediği demokrasi karşıtı politik tavır arasında bir uyum vardır. Bir toplum
düşmanıyla karşı karşıya olduğumuzu
26 Nietzsche’nin dikkat çektiği üzere Simonides’in lakabının Simon, Kalliades’in Kallias
olması gibi, Herakon da Herakleitos’un lakabı olabilir, bkz. Nietzsche, Platon Öncesi Filozoflar, 183.
27 Kirk - Raven, The Presocratic
Philosophers, 182.
28 Karş. Kirk - Raven, The
Presocratic Philosophers, 182.
söyleyebiliriz. Nietzsche’nin dile getirdiği bir spekülasyona göre Herakleitos’un içinde
yaşadığı ve amansız bir düşmanı olduğu politik kültürde “[...] demokratik zümre Perslere başkaldırma
hareketlerinin odağındaydı: Görünüşe göre Herakleitos arkadaşı Hermodoros (ve siyaset adamı Hekataios)
gibi, Perslere karşı sonuçsuz kalacak askerî seferlere girilmemesini salık vermişti.”29
Herakleitos’a göre “en faydalı adam” olan Hermodoros’un Ephesos’tan sürüldüğünü, Herakleitos’un buna çok
içerleyerek bu kararın alınmasına doğrudan ya da dolaylı olarak neden olan yetişkin Ephesosluların
kendilerini asmalarını ve kenti çocuklara bırakmalarını istediğini biliyoruz [B3].30
Çocuk, Herakleitos’un hem yaşamı hem de teorisiyle ilgili anlatılarda sıkça karşımıza
çıkan bir figür ve saflık imgesidir. Filozof mevcut politik yapıyı ve toplumu protesto ederek Artemis
Tapınağı’na çekildiğinde orada çocuklarla taş oyunu oynamış ve yanına gelip kendisinden kent için yasa
yapmasını isteyen vatandaşlara çocuklarla oynadığı oyunun kentteki politika oyunundan daha iyi olduğunu
söylemiştir [Bl]. Bölük pörçük anlatılardan edindiğimiz izlenime göre, çocuk ne kadar saf ve temizse,
halk ve politika da o kadar kirlidir. Herakleitos çekildiği tapınaktan insanların durumu-
29 Nietzsche, Platon Öncesi
Filozoflar, 183.
30 Günümüze kalan metinlerde Bias’la birlikte Herakleitos’un övgüyle söz ettiği tek kişi
olan Hermodoros’un yaşamına dair bildiklerimiz azdır, ancak Herakleitos’un burada güncel bir olaya tepki
gösterdiği açıktır. Strabon, Plinius ve hukukçu Pomponius’un söylediğine göre Hermodoros Ephesos’tan
sürgün edilince Roma’ya gitmiş ve On İki Levha’nın oluşturulmasına veya yorumlanmasına yardım etmiştir.
Bununla birlikte Plinius Roma Forumu’na onun bir heykelinin dikildiğini de söyler. Hermodoros’la ilgili
olarak bkz. Strab. 14.2; Cic. Tusc. 5.105; Plin. Nat. hist. 28.112. Hermodoros anlatısının kaynaklarından olan D14’ün yorumu için bkz. Charles H.
Kahn, The Art and Thought of Heraclitus: An
Edition of the Fragments with Translation and Commentary, (Cambridge:
Cambridge University Press, 1979), 178-179. Herakleitos’un yaşamıyla ilgili anlatılarla ilgili genel bir
değerlendirme için bkz. Ava Chitwood, Death by
Philosophy: The Biographical Tradition in the Life and Death of the Archaic Philosophers Empedocles,
Heraclitus, and Democritus, (Ann Arbor: University of Michigan Press, 2004),
59-93.
nu düşünerek veya bazen halkın arasına karışarak topluma öfke kusar, ama onu uyarmaktan
da geri durmaz, örneğin barış ve uyum içinde yaşamanın altın kuralının şatafata ihtiyaç duymamak
olduğunu söyler [B4]. Onun kendi yaşamında da şatafata yer yoktur, nitekim Perslerin kralı Dareios’la
muhtemelen uydurma olan mektuplaşmasında kralın saray davetini tam da bu sebeple reddeder ve kralın
penceresinden bakıldığında değerinin yeterince bilinmediği topraklarda azla yetinerek yaşamayı
gösterişli saray yaşamına tercih eder [B2, B5, Bl].
Herakleitos’un toplumdan soyutlanarak Artemis Tapınağı’na çekilmesi öz ifadeyle topluma
ve çoğunluğun değer yargılarına karşı sembolik bir protestodur. Filozofun mesajı evrenseldir, her çağda
olan bitene dair daha fazla düşünen ve iç sesini daha iyi duyabilmek için gürültü kaynağı olan toplumdan
uzaklaşmak isteyen bilgeler, filozoflar, keşişler, kâhinler ve peygamberler belki kişisel veya evrensel
bir uyanışın ilhamını almak için yalnızlığa kaçmıştır. Capelle, Herakleitos’un kaçışını romantik ve
etkileyici bir üslupla tasvir eder:
Sonuçta “sayıları çok fazla” olan ayaktakımının taşkınlıklarından tiksinerek dağların
yüksekliğinde, ırmakların akışında, hiç sakinleşmeyen denizin kıyılarında, özellikle geceleri yıldızlı
gökyüzünde kendini belli eden kutsallığı bozulmamış doğanın yalnızlığına çekilmişti. Ve “dışarıda”,
İonya kıyılarında ve adalarda, doğu ile batı, Pers monarşisi ile Grek yurttaşlarının özgürlüğü arasında
bitip tükenmez savaş başlarken, insanların faaliyetlerinden uzak bu yalnız düşünür kendisini mekân ve
zamanın dışına, ölümsüzlüğe taşıyan bilgilerini derinleştiriyor, bir Goethe, bir Nietzsche gibi kimi
dehaları hâlâ kendine çekecek olan ebedî hakikatlerin gizlerini çözüyordu.31
31 Capelle, Sokrates'ten Önce Felsefe 1, 111-112.
Herakleitos’un yalnızlığında veya Artemis Tapınağı’nda nasıl bir yaşam sürdüğünü ve
tefekkürün bu yalnız yaşam deneyiminde nasıl kendine yer bulduğunu bilmiyoruz. Ancak Herakleitos’un
tanrısal ilhamdan payını almak için tapınağa gittiğine dair en ufak bir işaret yoktur. Heidegger’in
işaret ettiği gibi, bu öyküde filozofun tapınakta tanrılara yakın olduğu söylenmektedir, ancak bu
tanrıların huzurunda olma heyecan ve şaşkınlığına temas eden bir yakınlık değildir. “Tapınağın kutsal
çevresi yeterince açık bir şekilde konuşmaktadır.” Filozof tanrıçayla ilgilenmez, aksine sıradan bir
insanın yapabileceği şeyi yaparak tapınakta çocuklarla taş oyunu oynar.32 Bu onun
sıradanlığına değil, hakikati tek bir ateşten ziyade her tür ateşte, sadece bir parçadan ziyade bütünde
aramasına ve belki de bulmasına işaret eder.
Capelle’in romantik tasviri ve Heidegger’in tespiti bizi Herakleitos’un toplumsal
kimliğini tümüyle yitirdiğini ve onu bir nevi apolitik bir düzleme çektiğini düşünmeye itmemeli. Bu
olası kaçışın onu apolitik kılmadığının göstergelerinden biri insan yasalarına ilişkin tespitleridir.
Nitekim insan yasalarını aşağıda detaylı bir şekilde göreceğimiz tanrısal λόγος’la (logos) ilişkili
görür, çünkü ona göre insan yasalarının kaynağı tanrısal yasadır [D112]. O hâlde politik toplumun ferdi
olan vatandaş kentin surları için olduğu kadar yasalar için de savaşmalıdır [D106], dahası birkaç
fragman da filozofun bireylerin ıslah edilmesi için sıkı politik ilke ve yasalara ihtiyaç olduğunu
düşündüğü izlenimini verir [Karş. D114-D117].33 Böylece Herakleitos yasa kavramı üzerinden
kente ve vatandaşlara özgü politik aklı kozmik tanrısal
32 Martin Heidegger, Heraclitus: The Inception of Occidental Thinking and Logic:
Heraclitus’s Doctrine of the Logos, Çev. Julia Goesser Assaiante ve S. Montgomery Ewegen, (London:
Bloomsbury Publishing, 2018), 10-11.
33 Herakleitos’un fragmanlarından ve öğretisinden hareketle politik görüşlerini ele alan
şu çalışmaya bakılabilir: D. A. Rohatyn, “Heraclitus: Some Remarks on the Political Fragments”, The
Classical Journal, Vol. 68, No. 3 (Feb.-Mar., 1973): 271-273.
logos’la birleştirerek ilk defa felsefede etik ile fiziği birbirine örmüş
olur.34 Bunun doğal sonucu olarak, Delphoi kehanet merkezinin “kendini bil” öğüdüyle de
bağdaştırabileceğimiz ya da en azından kıyaslayabileceğimiz Herakleitosçu “kendini araştırma” ideali
[D37] iki aşamalı bir kimliği yeniden şekillendirme çabası olarak görünür: İlk aşamada birey sadece
toplumda şekillenen politik kimliğiyle tanımlanamaz, ruhsal açıdan kozmik akla dayanan, daimî bir
devinim sürecinin bir parçasıdır. İkinci aşamada ise kozmik akla dayanan, bilgelerin oluşturduğu
yasalarla uyumlu olan politik bir bireydir, bu yüzden diğer vatandaşlara ve kente dönük tercih ve
eylemlerinden sorumludur. Bunu açarsak, özellikle de Homeros’ta beliren bireyin çoğu kere yaptıklarından
sorumlu olmadığı düşüncesi Herakleitos’u rahatsız etmektedir. Günümüze kadar her daim yüceltilen,
mitolojinin en temel kaynağı olan Homeros, Ksenophanes’e olduğu gibi Herakleitos’a da çoğunluğun
düşüncesiz ve akıldan yoksun olduğunu gösteren referans kaynaklarından biri olarak görünür, çünkü cahil
halk Homeros gibi halk ozanlarına inanır ve onu öğretmen kabul eder [D10]. Oysa Homeros, Herakleitos’a
göre, özellikle de karşıtların birlikteliği temelinde hakikati anlayamamış biridir [D21-D22],
karşıtların zorunlu birlikteliğine dayanan hakiki neden-sonuç ilişkisinin bilincine varılmak
isteniyorsa, Homeros ve Arkhilokhos gibi masal anlatıcıları tüm yarışmalardan (ve belki insanlığın ortak
belleğinden de) kovulmalıdır [D20].
İşte burası Herakleitos’un felsefesinin en önemli sıçrama noktalarından biridir. Bireye
karşıtların birlikteliğini ve uyumunu anlatmak, diğer Sokrates öncesi filozofların çoğunda olduğu gibi,
bir ölçüde onu doğadaki süreçleri anlamaya davet etmektir. Bu bireyi olayları tanrıların istek ve
davranışlarıyla açıklama eğilimden kurtararak ona sorumluluk duygusunu kazandırmak anlamını da taşır.
Nitekim
34 Karş. Kirk - Raven, The
Presocratic Philosophers, 213.
Herakleitos insanın karakterinin (ἦθος, ethos) onun kaderi (δαίμων, daimôn) olduğunu
söyler [D118]. Burada daimôn basitçe insanın “kişisel kaderi”dir, evrensel ama dışsal nitelikli bir
talih veya kader olgusunun değil, bireyin kendi “karakter” inin şekillendirdiği bir kaderdir bu. Bu
yüzden Herakleitos insanlara karakterlerini ve davranışlarını olumlu yönde değiştirmelerini ve böylece
yazgılarını şekillendirmelerini sağlayacak temel ilkeler sunar: Kibir yangından daha hızlı
söndürülmelidir [D119], kişisel cehaleti gizlemek sergilemekten daha iyidir [D120], ölçülü olmak en
büyük erdemdir [D121], bilgelik hakikati söylemek ve doğayı anlayarak ona uygun hareket etmektir
[D121].
Bütün bu ilkeler Herakleitos’un yozlaşmış birey ve toplumun düzelmesi sorununu kendine
dert edindiğini göstermekle birlikte Herakleitos’u aynı zamanda bir ahlak filozofu kılar. Bu açıdan
bakıldığında Hülsz’ün kanıtlamaya çalıştığı gibi Herakleitos hem bir metafizikçi, hem de bir ahlak
filozofu olarak görülmelidir.35 Nitekim Sextus Empiricus’a göre Herakleitos sadece doğa
olaylarıyla ilgilenen bir doğa filozofu (φυσικός φιλόσοφος, physikos philosophos) değil, aynı zamanda
etik, yani ahlak filozofu (ἠθικὸς φιλόσοφος, êthikos philosophos) olup olmadığıyla ilgili bir tartışmaya
da konu olmuştur [T8].36 Keza Diogenes Laertios da bir yerde Herakleitos’un bir kitap
yazdığından bahsedip kitabın adının Türkçeye “Doğa Üzerine” şeklinde çevrilebilir olan Περὶ φύσεως (Peri
Physeôs) olduğunu söyler ve ardından
35 Enrique Hülsz, “Heraclitus On Logos: Language, Rationality and the Real”, Doctrine and Doxography: Studies on Heraclitus and
Pythagoras, haz. David Sider - Dirk Obbink, (Berlin/Boston: Walter de
Gruytet; 2013), 282.
36 Karş. Aryeh Finkelberg, Heraclitus and Thales’ Conceptual Scheme: A Historical Study, (Leiden: Brill, 2017), 32. Şüphesiz Herakleitos’un etiğiyle ilgili birçok çalışma vardır,
ancak hem en kapsayıcı örneklerden biri olması hem de Herakleitos’un kitabından hareket edilmesi
açısından şu çalışma önerilebilir: David Sider, “Heraclitus’ Ethics”, Doctrine and Doxography: Studies on Heraclitus and Pythagoras, haz. David Sider - Dirk Obbink, (Berlin/Boston: Walter de Gruyter, 2013), 321-334.
içeriğinin “her şey (evren), politika ve teoloji” olmak üzere üç bölümden oluştuğunu
belirtir, dahası Diodotos bu kitabın doğayla ilgili değil, daha çok politik rejimle ilgili olduğunu
söyler [T7]. Politika üzerine düşünmek günümüzde olduğu gibi antik dünyada da aynı zamanda toplum ve
ahlak üzerine düşünmüş olmayı gerektirir, çünkü politika insanlar içindir. Her ne kadar Herakleitos’un
kitabının fiziksel varlığı ve içeriğiyle ilgili tartışmalar sürse de bu tanıklık en azından
Herakleitos’la ilgili anlatı geleneğinde onun politika üzerine düşünmesi tuhaf karşılanmayan bir figür
olarak görüldüğünü göstermesi açısından önemlidir.37
Sonuç olarak, Jaeger’in deyişiyle, “Herakleitos, sadece hakikati bilmek istemekle
kalmayıp, bu bilginin insanların hayatını yeniden şekillendireceğini de savunan ilk düşünür-
37 Felsefe tarihinde bu kitabın olmadığına dair en kuvvetli iddia G. S. Kirk’e aittir.
Ona göre Herakleitos bir kitap yazmamıştır. Fragmanlar veya aktarımların çoğu ayrı ayrı deyişler veya
γνῶμαι’dır (gnômai: fikirler, özlü sözler).
Birbirleriyle bağlantılı görünen parçalar sonraki kaynaklara aittir. Muhtemelen Herakleitos’un ölümünden
kısa bir süre sonra bir öğrencisi tarafından derlenip toplanmıştır, kitap olarak bilinen metin budur.
Oysa Herakleitos düşüncelerini sözlü olarak dile getirmiştir. G. S. Kirk’ün iddiası için bkz.
Heraclitus: The Cosmic Fragments: A Critical
Study, (Cambridge: Cambridge University Press, 1954), 7. Kirk - Raven,
The Presocratic Philosophers, 185’te de bu iddia şu sözlerle tekrarlanır: “Muhtemelen Herakleitos bir bilge olarak
ünlenince ona ait olan ünlü sözler de derlenmiş ve sözlere uygun özel bir giriş yazılmıştır. En azından
elimizde bulunan fragmanların çerçevesi büyük ölçüde [...] konudan konuya geçilen bir çalışmanın
parçaları olarak değil, sözlü dile getirilmiş vecizeler olarak çizilmiştir.” Kahn’ın da dikkat çektiği
gibi, Kirk’ün temel iddiası iki açıdan sorunludur: Birincisi antik metinlerde Herakleitos’un böyle sadık
bir öğrencisi olduğunun açık ve sağlam bir kanıtı yoktur, İkincisi aksi yönde, yani böyle bir kitap
olduğuna dair birden fazla metinsel kanıt vardır. Bkz. Charles H. Kahn, “A New Look at Heraclitus”,
American Philosophical Quarterly, Vol. 1, No. 3 (Jul., 1964): 190, n.5. Bu konuyla ilgili kapsamlı tartışmalar için bkz.
Guthrie, Yunan Felsefesi Tarihi 1, 413-414. Guthrie’nin aktardığı kaynaklar: K. Deichgraber, “Bemerkungen zu Diogenes’
Bericht über Herakleitos”, Philologus,
93, (1938/9): 20; R. Mondolfo, “The Evidence of Plato and Aristotle Relating
the the Ekyprosis in Heraclitus”, Phronesis, Vol. 3, No. 2 (1958): 75. Ayrıca bu
konuyla ilgili kapsamlı bir inceleme ve diğer kaynaklar için bkz. Finkelberg, Heraclitus and Thales’ Conceptual Scheme,
29-31.
dür... onun istediği daha ziyade, insanların tamamen uyanık olarak ve her şeyin kendisine
bağlı bir şekilde meydana geldiği logos’un bilincine vararak yaşam sürebilmelerini
sağlamaktır.”38
Herakleitos’un doğa felsefesi yukarıda değindiğimiz etik ve politika anlayışını da
belirleyen ve kavramlar üzerinden kendini gösteren fiziki ve teolojik birkaç temel dayanak noktası
üzerinde yükselir. Şüphesiz bunlardan en önemlisi logos kavramı ve anlayışıdır. Yunancada logos’un
birçok anlamı vardır, örneğin hesaplama, sayma, tahmin etme, hesap, ölçü, değerlendirme, bir şeye değer
verme, ilişki, alaka, oran, ölçüt, açıklama, bir argümanı veya düşünceyi dile getirme ve savunma,
mantıkta önerme, genel olarak kural, ilke ve yasa, bir yapı oluşturan kurallar bütünü, tez, akıl,
gerekçe, temel, ruhtaki içsel çekişme, düşünme, muhakeme, gerekçelendirme, sözlü ifade, söyleyiş,
konuşma, rapor, gelenek, tartışma, münazara, söylenen söz, ifade. Burada sıraladığımız bütün bu
anlamlara yakın olan başka anlamlar da ekleyebiliriz. Herakleitos’un fragmanlarında karşımıza çıkan ve
yukarıda söylediğimiz gibi felsefesinin temel dayanak noktalarından biri olan logos kavramını Türkçede
tek bir kelimeyle karşılamak zordur, bu yüzden kavramı çeviride olduğu gibi bırakıp içerdiği anlam veya
anlamları bulunduğu bağlamdan hareketle yorumlayarak anlatmak, sadece farklı bağlamlarda farklı
anlamlarıyla öne çıkan kavramın değil, genel olarak filozofun öğretisinin anlaşılabilmesi için daha
faydalı olacaktır.
Herakleitos’a göre logos her şeyden önce yine filozofun bir toplum eleştirisi olarak
insanların çoğunun işitmeden önce de, işittikten sonra da anlayamadığı bir kavramdır [D1-D2]. Başka
deyişle, logos hakikat üzerine düşünen, onu bilen ve anlayan insanlar ile bunları yapamayanlar
arasındaki ayrımı belirleyen bir unsurdur. Nitekim filozof başka
38 Werner Jaeger, İlk Yunan
Filozoflarında Tanrı Düşüncesi, 158.
bir yerde de aptal insanın her logos karşısında şaşırmayı alışkanlık edindiğini söyler
[D8J. Kirk-Raven’ın yorumuna göre, temel aldığımız sıralamada D1-D2 ve D47 fragmanları bize
Herakleitos’un kendisini insanların da parçası olduğu evrenin (kosmos) oluşumu ve yapısıyla ilgili en
önemli hakikate ermiş biri olarak görüp bununla gururlandığını göstermektedir.39 Bu aynı
zamanda logos’un doğru bir şekilde düşünüldüğünde veya sezildiğinde anlaşılabilecek ve hatta
öğretilebilecek bir şey olduğunu da göstermektedir, filozofun gururu bundan kaynaklanır. Nitekim bir
yerde logos’unu işittiği kişilerden hiçbirinin bilgeyi diğer insanlardan farklı kılan bilme noktasına
varmamış olduğuna dikkat çekerken [D44], başka bir yerde insanları olan bitenin nedenini anlayabilmek
için kendisini değil, logos’u dinlemeye davet eder [D47]. Bu gururdan sıyrılıp daha büyük bir hedef
olarak logos’u işaret etme anlamını da taşıyabilir.40 Bununla birlikte farklı bir yorum
olarak Nietzsche’ye göre Herakleitos “hakikati anında kendisiyle özdeşleştirerek bu gururunu yüce bir
tutku halini alacak dereceye vardırır... Onda mantıklı bilmenin gururu yoktur, hakikati sezgiyle
kavrayışın gururu vardır daha çok.”41 Nitekim filozof D1’de [Karş. T10] kendisinin analizine
ve anlatmasına karşın, insanların logos’un her daim var olduğunu ve her şeyin ona göre gerçekleştiğini
anlayamadığını söyler. Jaeger’e göre buradaki “logos esasen bizzat Herakleitos’un sözü olsa da sıradan
bir insanın sözünden ibaret değildir, ezelî ve ebedî hakikati ifade eder ve bu yüzden bizzat kendisi
ebedîdir... Kendisini Söz’ün yegâne taşıyıcısı olarak gören konuşmacıyla, dünyadaki her şeyin onunla
uyumlu bir düzen içinde olmasına karşın bu Söz’ü anlayamayan diğer bütün insanlar arasındaki keskin
karşıtlıkta da aynı şekilde bu peygamberlere özgü havayı teşhis
39 Kirk - Raven, Presocratic Philosophers, 187-188.
40 Herakleitos’un kibri için bkz. B9-B10.
41 Nietzsche, Platon Öncesi Filozoflar, 185-186.
etmekteyiz. Muhakkak ki Herakleitos’un bildirdiği şey bir tanrının iradesi değildir, daha
ziyade her şeyin kendisiyle uyum içinde meydana geldiği bir ilkedir.”42
Herakleitosçu anlatım peygamberlere özgü olsun veya olmasın, neticede onun dilindeki
“söz”e dönüşen logos evrendeki “düzen”in kendisi, onun var oluşunu ve işleyişini sağlayan “akıl” veya o
aklın belirlediği, her şeyin kendisine uymak zorunda olduğu “ölçü” olarak da düşünülebilir. Bu üç
anlamdan hangisi baskın olarak kabul edilirse edilsin, özellikle de Herakleitosçu öğretiden etkilenen
Stoacılar tarafından evrenin işleyişinin teolojik açıklamasında kullanılan bir kavrama dönüşmüştür
[Kleanthes örneği için bkz. T60]. Elbette daha sonra Stoacıların sıkça üzerinde durduğu “evrensel akıl”
olarak logos kavramının Herakleitos’un logos’una ne kadar uyduğu tartışmaya açıktır.43 Dahası
Herakleitos’un yukarıda bahsettiğimiz kâhince veya peygamberlere özgü üslubundan ötürü logos’un “söz”
anlamına geldiği de iddia edilmiş, örneğin Marcus Aurelius kaynaklı T62’deki “logos’la uyumsuzluk
içinde” olma hâli, akılla uyumsuzluktan ziyade sözle uyumsuzluk olarak düşünülmüştür.44
Elbette bu Sunuş’ta bu
konudaki tüm tartış-
42 Werner Jaeger, İlk Yunan
Filozoflarında Tanrı Düşüncesi, çev. Güneş Ayas, (İstanbul: İthaki Yayınları,
2016), 158.
43 Bu tartışmayla ilgili olarak Guthrie’nin Kirk’e karşı çıkışını örnek gösterebiliriz.
Bkz. Guthrie, Yunan Felsefe Tarihi 1, 434, n.48, (Karş. 440, n.61; 460); Kirk, The Cosmic Fragments, 63. Ayrıca Stoacı “evrensel
akıl” anlayışının Herakleitosçu düşünceyle ilgisine dair bir değerlendirme için bkz. P. Hadot,
İlkçağ Felsefesi Nedir?,
çev. Muna Cedden, (Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2011), 132-134.
44 Bu konuyla ilgili olarak bkz. T. F. Glasson, “Heraclitus’ Alleged Logos Doctrine”,
The journal of Theological Studies New
Series, Vol. 3, No. 2 (October 1952): 231-238; “Heraclitus’ Alleged Logos
Doctrine”, The Journal of Theological Studies New
Series, Vol. 3, No. 2 (October 1952): 231-238; E. L. Miller, “The Logos of
Heraclitus: Updating the Report”, The Harvard
Theological Review Vol. 74, No. 2 (Apr., 1981): 161-176. Karş. Kirk - Raven,
The Presocratic Philosophers, 188. Herakleitos’ta logos’un anlamına ilişkin daha kapsamlı bir çalışma için bkz. Edwin
L. Minar, “The Logos of Heraclitus,” Classical
Philology Vol. 34, No. 4 (Oct., 1939): 323-341.
malara ve tarafların farklı görüşlerine yer veremeyiz, ancak şurası açık ki fragmanlarda
karşımıza çıkan tüm logos kullanımları kavramın her daim aynı anlamda kabul edilmediğini
göstermektedir.
Örneğin filozof ender övdüğü kişilerden olan Bias’la ilgili olarak onun diğerlerinden
daha yüce bir logos’a sahip olduğunu belirtir [D11], burada övülen logos’un Bias’ın aklı mı, yoksa sözü
mü olduğunu kestirmek zordur. Ateşin dönüşüm sürecini anlatırken, elementin denizin logos’u kadar
dağıldığından bahseder [D88], burada sözcük daha çok “ölçü” anlamında kullanılmış gibi görünse de belki
bu ölçüyü mümkün kılan “akıl” olarak da düşünülebilir. D105 ve D106’da karşımıza çıkan ruhun logos’u
(ψυχῆς λόγος, psykhês logos) daha çok “düzen” ve onun ardındaki, onu mümkün kılan “akıl” anlamında
olabilir. Bununla birlikte Kahn’ın yorumuna göre, D106’daki ruhun kendini artırma gücü, D105’teki ruhun
derin logos’uyla kastedilen şeyin bir parçası olarak düşünülebilir. Dahası yazar, ruhun artan logos’unun
D88’deki denizin logos’undan ya da “ölçü”sünden oldukça farklı olduğunu belirtir, çünkü denizin logos’u
dönüşümlerine karşın sabit kalırken, burada artan bir logos söz konusudur.45 Çakmak’ın
yorumuna göreyse, ruhun derin logos’a sahip olması onun kosmos’a açılmasını ve kozmik logos’la bağlantı
kurmasını sağlar, yazar mikrokosmos (insan) ile makrokosmos (evren) arasındaki ilişkinin temelini burada
görür.46 Sextus Empiricus kaynaklı T67 fragmanını göz önünde tutarsak, bu yorum haksız
değildir. Nitekim bu fragmanda özümüzün logos ve mantık sahibi olduğu söylenmektedir, akıllı bir varlığa
dönüşmemizi sağlayan, nefes aldığımızda tanrısal logos’u içimize çekiyor olmamızdır. Sextus Empiricus bu
ve buna bağlı olarak yaptığı açıklamayla, Herakleitos’un logos teorisinin aslında düze-
45 Kahn, The Art and Thought of
Heraclitus, 237.
46 Çakmak, Fragmanlar, 119.
nin açıklanmasından başka bir şey olmadığını söyler. Düzen elbette insanın ve kosmos’un
düzenidir.47
Herakleitos fragmanlarında sıkça karşımıza çıkan kavramlardan biri de κόσμος’tur
(kosmos). Logos gibi bu sözcüğün de birçok anlamı vardır: düzen, iyi düzen, iyi davranış, biçim, tarz,
politik düzen, hükümet ve yönetim, onur, saygınlık, süs vb. Ancak edebiyatta ve felsefede en çok hem
“evren”, hem “evrenin düzeni”, hem de “evrendeki şeylerin tamamı” anlamında karşımıza çıkar. Bununla
birlikte iki fragmanda kosmos sözcüğünden türetilmiş olan ve Türkçeye “kosmos-düzeni” olarak
çevirebileceğimiz διακόσμησις (diakosmêsis) kavramı da karşımıza çıkar, bu kavramla birlikte aynı cümle
ve bağlamda kullanılan kosmos sözcüğü “evren” anlamındadır [T17, T92]. Fragmanlar üzerinden
Herakleitos’un kosmos anlayışına bakarsak, öncelikle kosmos herkes için aynı olmakla birlikte ne
tanrılar ne de insanlar tarafından yaratılmıştır, her zaman vardı ve var olacaktır [D87, T17]. Peki
burada kastedilen evren mi, yoksa evrenin düzeni midir? Bu konu tartışmaya açıktır. Simplicius kaynaklı
bir yoruma göre, kastedilen evrenin düzeni değil, evrende var olan her şey ve onların oluşturduğu
sistemdir [T17]. Herakleitos’tan hareketle Plotinos’ta bir tanrıya dönüşen kosmos [T99], Kleanthes
kaynaklı Stoacı bir ilahide ise yermerkezli (geosantrik) teorinin bir sonucu olarak yeryüzünün etrafında
dönen evrenin diğer tüm astronomik unsurlarını ifade eder [T60]. Başka bir Stoacı olan imparator Marcus
Aurelius’un yaptığı alıntıya göreyse, Herakleitos uyuyanları da işçi gibi görüp kosmos’a katkı
sunduklarına dikkat çeker [T63]. İnsan bedeni gibi kosmos’un da ruhu vardır ve bu ruh kosmos’taki nemin
buhar halidir [T54-T55].
47 Herakleitos’un logos kavramıyla ilgili kapsamlı okuma için önerebileceğimiz çalışmalar
şunlardır: Guthrie, Yunan Felsefesi Tarihi
1, 426-442; Hülsz, Heraclitus on Logos, 281-302; Çakmak, Fragmanlar, 29-31, 33, 107,131,209;
Jaeger, İlk Yunan Filozoflarında Tanrı
Düşüncesi, 158-162.
Peki Herakleitos’a göre “evren” veya “evrendeki düzen” olarak kosmos nasıl işliyor?
Filozofun kosmos’unda geçerli olan üç temel önerme vardır: 1) Karşıtlar birbiriyle uyumludur, 2) Her şey
sürekli devinim ve değişim halindedir, 3) Kosmos her daim canlı kalan ateştir.48
İlk önermeye dair onlarca fragman vardır. Karşıtlar arka arkaya oluşmaz, her daim
birlikte vardır, bu yüzden birleşme veya kavuşma noktaları olarak da yorumlanabilecek olan karşıtlar
arası “temaslar”49 daimidir [D48]. İki karşıt şeyin birbirine temas etmesi için ayrı ama
birbirine dokunan şeyler olmaları gerekir, başka deyişle temas şeyler arasındaki ayrılık durumunu
ortadan kaldırmadan bir birliktelik meydana getirir.50 Herakleitos en meşhur fragmanlarından
birinde bu durumu “yukarı ve aşağı giden yol bir ve aynı” diyerek ifade eder [D50], çemberde başlangıç
ile sonun ortak olduğu tespiti de aynı bağlamda değerlendirilebilir [D52]. Bu yaklaşımın politik topluma
yansıması olarak haksızlıkların olmadığı bir dünyada adalet de bilinemeyecektir [D53]. Çakmak’ın bu
fragmanla ilgili yaptığı yoruma göre, “Yunan dünyası açısından hak, haksız bir şey yapıldığında veya
belirlenen sınırlar aşıldığında verilen cezada ortaya çıkar.”51 Keza aynı Herakleitosçu
bağlamda hastalık sağlığı, açlık tokluğu, çalışma da dinlenmeyi tatlı ve iyi kılar [D54]. Karşıtların bu
birlikteliği Wilcox’un yorumuna göre logos’un “bir araya getirme” niteliğinin bir
göstergesidir.52
48 Bu üç önerme belirlenimi için bkz. Guthrie, Yunan Felsefesi Tarihi 1, 442-467.
49 Çakmak (48) συλλάψιες (syllapsies) okumasını kabul ederek “bağlanışlar”, Şar - Yıldız
(137) ise bizim gibi συνάψιες (synapsies) okumasını kabul ederek “bağlantılar” der.
50 Bu konuyla ilgili karş. Claudia Baracchi, “The Πόλεμος That Gathers All: Heraclitus on
War”, Phenomenology Vol. 45, No. 2 (2015): 272; Çakmak, Fragmanlar, 49.
51 Çakmak, Fragmanlar, 75.
52 Joel Wilcox, “Barbarian ‘Psyche’ in Heraclitus”, The Monist Vol. 74, No.
4, Heraclitus (Oct. 1991): 627 vd.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta her şeyin karşıtların birbiriyle temasından veya
birlikteliğinden oluşmasının yanı sıra karşıtların özdeş olması ve karşıtlar arasındaki ilişkinin kendi
içinde bir gerilim taşımasıdır.53 Başka deyişle, karşıt olma hâli kaçınılmaz olarak bir
çatışma yaratır, birlikteliği ortadan kaldırmayan, aksine onu mümkün kılan bir çatışma hâlinden söz
edebiliriz. Bu yüzden Herakleitos her şeyin çatışmadan ve zorunluluktan doğduğuna [D61], savaşın her
şeyin babası ve kralı olduğuna [D62, T102], dahası savaş ile Zeus’un aynı şey olduğuna [T61] vurgu
yapar.54 Buna bağlı olarak, “Dişil ve eril unsurlar olmasaydı, hiçbir canlı olmazdı,” diyen
Herakleitos, Homeros’u karşıtların birlikteliği için çatışmanın gerekli olduğunu anlayamamakla suçlar
[D22].
Herakleitos’un her şeyde bütünle sağlanan uyumu gördüğünü söyleyebiliriz, dahası sadece
görünen uyumu değil, meşhur fragmanda geçtiği gibi [D49], görünen uyumdan daha güçlü olan görünmeyen
uyumu da göz önünde bulundurduğunu düşünebiliriz. Ona göre karşıt olanlar bir araya gelir ve en güzel
uyum en uyuşmaz olanlardan doğar, çünkü her şey yukarıda söylediğimiz gibi çatışmadan meydana gelir
[D60].55 Bununla birlikte, Guthrie’nin Vlastos’tan alıntıladığı gibi, Herakleitos’ta
çatışmanın evrensel olması, her şeyin değişim içinde olduğu ve her türlü değişimin çatışma olduğu
varsayımlarından çıkar.56 Bu varsayımlar da açıkça Guthrie’nin belirttiği ikinci önermeyle
ilgilidir.
Her şeyin sürekli devinim ve değişim içinde olması bir canlılık göstergesidir. “Soğuk
şeyler ısınır, sıcak şeyler soğur, ıslak kurur, kuru ıslanır.” [D68] Döngüsel değişim karak-
53 Karş. Guthrie, Yunan Felsefesi Tarihi 1, 446.
54 Karş. Baracchi, “The Πόλεμος That Gathers All: Heraclitus on War”, 267-287.
55 Bu fragmanın analizi için bkz. Çakmak, Fragmanlar, 45.
56 Guthrie, Yunan Felsefesi Tarihi 1,455; G. Vlastos, “On Heraclitus”, American Journal
of Philology Vol 76 (1955): 357.
teri her şeyde ortaktır, her şey birbirine dönüşerek varlığını sürdürür. Filozof ölüm
metaforunu kullanarak toprağın ölümünün suya, suyun ölümünün havaya, havanın ölümünün ise ateşe dönüşmek
olduğunu söyler [T62]. Bu noktada Herakleitosçu dönüşüm fikrinin ruh öğretisiyle iç içe girdiğini
belirtmekte fayda vardır. Nitekim Clemens Alexandrinus kaynaklı D107 fragmanında söylendiğine göre,
ruhlar için ölüm su, su için ölüm ise toprak olmaktır. Bununla birlikte T54-T55’te Kosmos’un ruhu
anlatılırken karşımıza çıkan “buhar hâli” veya “buharlaşma hâli” olarak Türkçeleştirdiğimiz άναθυμίασις
(anathumiasis) terimi ve aynı kökten türetilerek çekilmiş halde kullanılan “buharlaşmak” fiili
(άναθυμιώνται, anathumiântai) ruhsal ve fiziksel bir olgunun ifadesidir. Çakmak’ın da bildirdiği gibi,
Herakleitos’a göre ruhlar nemli şeylerden buharlaşır [D109]. “Ruhsal durumların en üst seviyesi sıcak ve
kuru hava olmaktır, en alt seviye ise su veya nem olmaktır.”57 Sıcak ve kuru havanın ruh için
en üst seviye olması, Herakleitos’un öğretisinde önemli yer kaplayan ateş elementinin etkisine daha
fazla maruz kalmış olmasıyla ilgilidir. Bu yüzden birçok kaynakta kuru ruhun en bilge ve en iyi olduğuna
atıf vardır [D110, T118-T129]. Böylece hem fiziksel hem de ruhsal değişim süreçleri tek bir dönüşüm
öğretisiyle açıklanmış olmaktadır.
Üçüncü önerme, yani kosmos’un her daim canlı kalan ateş olması veya ateşin Kosmos’a
hükmetmesi, ateşin tanrısal gücüne yapılan sembolik atıflarla gösterilir. Örneğin D84’te yeryüzündeki
her şeyi ateşin temsili olan yıldırımın yönettiği söylenir, D86’da geleceğe dair bir kehanet gibi,
ateşin her şeyi yargılayıp ele geçireceği belirtilir. Bununla birlikte kosmos’un kendisi de bir ateştir,
belli ölçülere göre yanar, belli ölçülere göre söner [D87, T92, T17, T71]. Kosmos’taki her şey ateşle
takas edilir, ateş de her şeyle [D89], ateş tıpkı her şeyin ve her elementin yüzleşmek zorunda
olduğu
57 Çakmak, Fragmanlar, 101.
tanrısal bir elementtir, çünkü hem Simplicius’un [T49], hem de Lucretius’un aktarımlarına
[T77] göre Herakleitos’un zihninde beliren ilk element de odur, başka deyişle her şey başlangıç
noktasına, yani ateşe geri dönecektir [T92, T50]. T78’de karşımıza çıkan Herakleitos’a dönük ateşin yok
edilebildiği, sönebildiği ve yaratma gücüne sahip olmadığı yönündeki eleştiri, Herakleitos’un zihninde
canlanan ateşin gücüyle ilgili bize bir ipucu vermektedir.
Herakleitos’un ateşin gücünden hareketle ona arındırma niteliğini yakıştırdığını
düşünenler de olmuştur. Clemens Alexandrinus’a göre kötülükle yaşayanların ateşle arınması gerekecektir
[T93], aynı yazarın belirttiği gibi bu Herakleitosçu fikir daha sonra birçok Stoacının benimsediği,
belli aralıklarla tekrarlanarak bozulan insanlığın ortadan kaldırılmasını, yeni ve temiz bir insanlık
başlangıcının yapılmasını sağlayan έκπύρωσις (ekpyrôsis) yani “küresel yangın” anlayışına zemin
oluşturmuş olmalıdır. Karş. T65, T70, T92. Nitekim Simplicius Stoacılarda olduğu gibi bilinçli bir
ahlaki arınma amacından söz etmeden Herakleitos’a benzer bir küresel yangın fikrini atfeder [T17]. Karş.
T50, T81,B13.
Kuşkusuz, felsefesini fragmanlar aracılığıyla bildiğimiz, üstü kapalı bir dille konuştuğu
ya da yazdığı için “karanlık” olarak anılan Herakleitos’un tüm düşüncelerini burada kapsamlı bir şekilde
ele almamız mümkün değildir. Herakleitos neredeyse iki bin beş yüz yıldır felsefi tartışmaların
gündeminden çıkmamış olan, çok okunan ve özellikle de değişim fikri üzerine çok alıntılanan bir
filozoftur. Bununla birlikte yine Herakleitos diğer Sokrates öncesi filozof ve ekollerle
karşılaştırıldığında üzerine en fazla yayın ve çalışma yapılan
filozoflardan biridir, bu açıdan şanslı sayılırız.58 Tüm literatür göz önünde
tutulduğunda Herakleitos fragmanları ilkin 1573’te Stephanus tarafından derlenmiştir. Latince başlığı
Poesis Philosophica olan bu
derlemede Herakleitos’un dışında Empedokles, Parmenides, Ksenophanes başta olmak üzere başka
filozofların fragmanlarına da yer verilmiştir. Daha sonra sırasıyla E Schleiermacher (1808), E Lassalle
(1858) ve I. Bywater (1877) kendi fragman derlemelerini yayımlamıştır. Önceki örneklere nazaran eksiksiz
ve bütünlüklü ilk fragman derlemesi ise H. Diels’in 1901 yılında yayımladığı Herakleitos von Ephesos başlıklı kitabıdır. Diels
1903’te yayımladığı Die Fragmente der
Vorsokratiker başlıklı kitabında diğer Sokrates öncesi filozoflar gibi
Herakleitos’un da fragmanlarına yer vermiştir. Daha sonra Kranz’ın da editör katılımıyla bu derlemenin
son hâli Herakleitos fragmanlarıyla ilgili olarak en çok kullanılan temel kaynaklardan biri olmuştur. Bu
çalışmanın sekizinci basımının künyesi şudur: Die
Fragmente der Vorsokratiker, 1. Ed. H. Diels ve W. Kranz, Berlin:
Verlagbuchhandlung, 1956.59
Bu çalışmada fragmanların numaralandırılması, tematik olarak sıralanıp bölümlenmesi ve
ara başlıkların oluşturulması tümüyle çevirmene aittir. Fragmanların belirlenmesinde kullanılan
kaynaklar şunlardır: Die Fragmente der
Vorsokratiker, Ed. H. Diels. 6. ed. rev. W. Kranz, 3 vols, Berlin:
Weidmannsche Buchhandlung, 1951-1952 (=DK); Early
Greek Philosophy 3: Early Ionian Thinkers, Part 2, Ed. ve Çev. André Laks -
Glenn W. Most, Loeb Classical Library 526, Cambridge, MA: Harvard University Press, 2016 (=LM). Metnin
sonuna eklenen Derlemeler Arasındaki Fragman
Koşutlukları başlıklı bölüm sayesinde bu
58 Bu yayın ve çalışmaların tarihsel bir dökümü için bkz. Şar - Yıldız, Fragmanlar, 20-23.
59 Bu derlemelerle ilgili kapsamlı açıklama için bkz. Şar - Yıldız, Fragmanlar, 11-13.
çalışma ile bu kaynaklar arasında fragman karşılaştırması yapılabilir.
Herakleitos’un kişiliği ve yaşamıyla ilgili fragmanlar BİYOGRAFİ (B), Herakleitosçu
felsefe doktriniyle ilgili fragmanlar DOKTRİN (D) ve gerek biyografi gerekse doktrinle ilgili yorum ve
tanıklık içeren diğer fragmanlar ise TANIKLIKLAR (T) başlığı altında derlenmiştir. Fragmanlardaki
boşluklar, diğer fragmanlara atıflar ve daha iyi anlaşılması için yapılan eklemelerde kullanılan
işaretlerin açıklaması şöyledir:
[...]: Boşluk
< >: Daha iyi anlaşılması için yapılan ekleme
Bunların dışında fragmana ekleme yapılamayan durumlarda bir isim ya da ifadenin daha iyi
anlaşılması için dipnotlarda açıklama yapılmıştır.
Fragman künyesi olarak verilen yazar ve eser isimlerinde LM temel alınmıştır. Kısaltmalar
halindeki bu isimlerin açılımları künyeleriyle birlikte Yazar ve Eser İsimleri Kısaltmaları, Kaynaklar ve Fragmanlar
Dizini’nde verilmiştir. Ayrıca fragmanın içinde geçen özel isimler Türkçeye
yerleşmiş olduğu haliyle kabul edilmiş, eser isimleri ise Türkçeleştirilmiştir.
Biyografi (B1-B16)
Doktrin (D1-D130)
Logos Karşısında İnsanlık (D1-D18)
Şair ve Filozoflara Eleştiriler (D19-D29)
Bilgi Teorisi (D30-D46)
Bir ve Karşıtların Uyumu (D47-D62)
Akış ve Döngüsel Değişim (D63-D73)
Bakış Açısı ve Tercih Farklılıkları (D74-D83)
Kozmik Ateş (D84-D92)
Astronomi ve Meteoroloji (D93-D104)
Ruh (D105-D111)
Etik (D112-D130)
Tanıklıklar (T1-T152)
Eseri ve Üslubu (T1-T20)
Platon ve Aristoteles’te Herakleitosçular (T21-T28)
Herakleitosçu Kratylos (T29-T32)
Platon’da Herakleitosçu Temalar (T33-T38)
Aristoteles’te Herakleitosçu Temalar (T39-T47)
Herakleitosçu Doktrin Üzerine Genel Açıklamalar
(T48-T64)
Herakleitos’la İlgili Bazı Stoacı Yaklaşımlar (T65-T75)
Epikurosçu Polemikler (T76-T78)
Herakleitos ve Kuşkuculuk (T79-T82)
Yahudilik ve Hristiyanlık Açısından Herakleitos
(T83-T97)
Yeni Platoncu Bağlantılar (T98-T102)
Yunan Şiiri ve Edebiyatı Üzerine Çeşitli Yaklaşımlar
(T103-T109)
Herakleitos’un Sözlerinin Farklı Tekrarları
(T110-T134)
Kuşkulu veya Yakıştırma Sözler (T135-T150)
Herakleitos veya Orpheusçulardan İki Yansıma
(T151-T152)
Elbette her çevirinin kendi öyküsü ve anlamı vardır, fragman derlemesi olduğundan oldukça
yorucu bir süreçte tamamlanan bu çevirinin felsefe-bilim geleneğimize bir katkı olmasını dilerim.
Dr. C. Cengiz Çevik
İstanbul, Haziran 2019
Biyografi
B1 Diog. Laert. 9.1-6,13-14-5:
[1] Bloson’un veya birisinin söylediği gibi Herakon’un oğlu olan Ephesoslu
Herakleitos 69. Olimpiyat döneminde yaşça olgunluğa ermişti. [...] [2] [...] Özellikle de
dostu Hermodoros’u sürgüne gönderdikleri için Ephesosluları eleştiriyor ve şöyle diyordu: “Tüm yetişkin
Ephesosluların yapabileceği en iyi iş yaşamlarına son vermek ve kenti tüysüz çocuklara bırakmaktır, zira
onlar ‘Aramızdaki en değerli adam bizimle olmayacak, başka bir yere gitsin ve başkalarına yararlı
olsun,’ diyerek Hermodoros’u sürdü.” Kendileri için yasa hazırlaması istendiğinde bunu yapmayı reddetti,
zira kent kötü bir politik rejimle yönetiliyordu.[3] Artemis Tapınağı’na çekildi, orada
zamanını çocuklarla taş oyunu oynayarak geçirdi; Ephesoslular etrafında toplanıp bunu niye yaptığını
sorunca şöyle dedi: “Niçin şaşırıyorsunuz sizi sefil varlıklar? Bu sizin politikanızla uğraşmaktan daha
iyi değil mi?” Sonunda insan sevmeyen biri oldu ve herkesten uzaklaşarak tüm ömrünü dağlarda geçirdi, ot
ve sebzeyle beslendi. Ancak vücudu su topladığı için elden ayaktan düşünce kente geri döndü ve hekimlere
bilmece sorar gibi yağmurlardan sonra kuraklık yaratıp yaratamayacaklarını sordu. Hekimler onun ne demek
istediğini anlamayınca sığır ahırına kapandı ve içindeki
suyu tezek sıcaklığıyla buharlaştırmaya çalıştı. Ancak bu yöntem işe yaramadı ve altmış
yaşında öldü. [...] [4] Hermippos’un anlattığına göre hekimlere içindeki suyun bağırsaklarını
boşaltarak dışarı atılıp atılamayacağını sordu, hekimler de bunun olamayacağını söyleyince güneşin
altına yatıp kölelerinden üzerine tezek sürmelerini istedi, böylece tüm vücudu gerildiği için ertesi gün
öldü ve agoraya gömüldü. Kyzikoslu Neanthes’e göreyse üstüne yapışan tezeklerden kurtulamayınca kaskatı
kesildi ve bu değişimden ötürü tanınmaz olduğu için köpeklere yem oldu. [5] Çocukluğundan
itibaren eşine az rastlanır biriydi, zira gençken hiçbir şey bilmediğini söylerdi, büyüdüğünde ise her
şeyi bildiğini iddia etti. Kimsenin öğrencisi olmadı, aksine kendini aradığını ve her şeyi kendi kendine
öğrendiğini söyledi. Buna karşılık Sotion’dan öğrendiğimize göre bazıları onun Ksenophanes’le
çalıştığını anlatmıştır, yine Sotion’un dediğine göre Ariston Herakleitos Üzerine adlı eserinde onun yukarıda
bahsedilen hastalıktan kurtulduğunu, ancak farklı bir hastalıktan ötürü öldüğünü söylemiştir, nitekim
Hippobotos da aynısını söyler. Dolaşımda olan, bir bütün hâlinde Doğa Üzerine adını taşıyan kitabı temelde üç ayrı
logos’tan bahsediyor: Evren üzerine, politika üzerine ve teoloji üzerine.[6] Bu kitabı
Artemis Tapınağı’na adadı ve bazılarının dediğine göre ona sadece uzmanlar yaklaşabilsin ve halkın
kolayca küçümseyeceği nitelikte olmasın diye kitabını oldukça “karanlık” bir üslupla kaleme aldı. Timon
da bu adamı şu sözlerle betimler: “Onların arasından gürültücü, halka küfreden, gizemli sözler sarf eden
Herakleitos çıktı.” Theophrastos’un söylediğine göre melankoliden ötürü eserinin yarısı
tamamlanmamıştır, diğer yarısı ise tuhaf bir karışımdan oluşur. Antisthenes Silsileler adlı eserinde onun kendini
beğenmişliğinin kanıtını sunar, buna göre kral unvanın-
dan kardeşi lehine feragat etmiş. Eseri öyle ünlenmiş ki, onun sayesinde takipçileri bile
olmuş, onlara Herakleitosçular denmiş. [...] [12] [...] Anlatılana göre niye sustuğu
sorulduğunda, “Siz gevezelik edebilin diye,” cevabını vermiş.
<Kral Dareios’la mektuplaşma>
“Hytaspes oğlu kral Dareios Ephesoslu bilge Herakleitos’u selamlar.
[13] Doğa üzerine bir eser kaleme aldın, ancak anlaması da açıklaması da zor.
Bazı paragraflar kelimelerin ilk anlamıyla yorumlandığında senin kitabın tüm evrenin onda meydana gelen
ve kusursuz bir kutsal hareketle var olan doğa olaylarını bilmeye yetkinmiş gibi görünüyor. Ancak
kitabın büyük bir bölümü anlaşılmayacak derecede kuşkulu ve bunun bir sonucu olarak yazılarını yakından
bilenler bile yazdıklarını doğru bir şekilde yorumlama konusunda yetersiz kalıyor. Bu yüzden Hytaspes
oğlu Kral Dareios senin öğretine ve Yunan eğitimine katkı sunmak ister. Benim huzuruma çık ve sarayıma
gel. [14] Zira çoğunlukla bilgeleri ayırt etme yeteneği olmayan Yunanlar ciddi bir çalışmayı
ve eğitimi gerekli kılan her şeyi boşluyorlar. Buna karşılık benim sarayımda her türlü ayrıcalıklı
muameleyi göreceksin, her gün güzel ve ciddi bir şekilde selamlanacaksın, nasihatlerinden ötürü saygın
bir yaşamın olacak.”
“Ephesoslu Herakleitos Hytaspes’in oğlu Kral Dareios’u selamlar,
Bu dünyada yaşayan herkes hakikatten ve adaletten uzaklaşmış durumda, o kötü
budalalıklarından ötürü kendilerini açgözlülüğe ve şöhret arzusuna kaptırmışlar. Buna karşılık ben
herhangi bir kötülük yaptığımı hatırlamadığım, insanlardaki kıskançlık duygusuyla birlikte yaşayan
aşırılıktan uzak durduğum ve kibirden kaçındı-
ğım için Perslerin toprağına gelmek istemiyorum, öğretime uygun olarak azla yetinmekten
memnunum.”
[15] Demetrios Eşsesliler adlı eserinde onlar için çok şöhretli
biri olmasına rağmen Atinalılara da tepeden baktığını, buna karşılık kendisini hor gören Ephesosluları
onlara tercih ettiğini söyler.
B2 Suda
H.472:
Bloson’un, Bautor’un veya başkalarının dediği gibi Herakis’in oğlu olan Ephesoslu
Herakleitos. [...] 69. Olimpiyat ve Hystaspes’in oğlu olan Dareios’un döneminde yaşadı. Hiçbir filozofun
öğrencisi olmadı, onu eğiten kendi doğası ve azmidir. Vücudu su toplayıp da elden ayaktan düşünce
hekimlerin kendisini diledikleri gibi tedavi etmesine izin vermedi, tüm vücudunu inek tezeğiyle kapladı
ve kuruması için güneşin altına yattı. Yatarken yanına köpekler geldi ve onu parçalara ayırdı. Başkaları
ise onun kuma gömülüyken öldüğünü söyler. Bazıları onun Ksenophanes ve Pythagorasçı Hippasos ile
çalıştığını söylemiştir.
B3 Strab. 14.2:
Tüm yetişkin Ephesoslular kendilerini asmalı ve kenti çocuklara bırakmalı, zira o
yetişkinler, “Aramızda böyle çok faydalı bir adam olmasın, gitsin başka bir yerde ve başkalarının
arasında olsun,” diyerek içlerinde en faydalı olan adamı yani Hermodoros’u kentten kovdu.
B4 Plut. Garr. 17 511B:
[...] vatandaşlar kendisine uyumla ilgili görüşünü sorunca o kürsüye gitti, içinde soğuk
su olan bir kadehi aldı, içine bir miktar arpa yulafı serpti, naneyle karıştırdı ve içti, sonra da
yerinden ayrıldı. Bunu yaparak onlara insanın kendi durumuyla yetinmesini ve şatafata ihtiyaç duymamanın
kentleri barış ve uyum içinde koruyacağını göstermiş oldu.
B5 Clem. Alex. Strom. 1.65.4:
Zira Bloson’un oğlu olan Herakleitos tiran Melankomas’ı yönetimden ayrılmaya ikna etti.
Kendisini Persia’yı ziyarete gelmesi için davet eden Kral Dareios’u da küçümsedi. [Herakleitos ile kral
arasındaki mektuplaşma için bkz. B1].
B6 Plin. Nat. Hist. 7.79-80:
[...] Ruhtaki bu tutarlılık bazen katılığa, karakterde eğilip bükülmeyen haşin bir
sertliğe dönüşür, insana özgü tutkuları söküp atar, bu türün birçok örneğini gören Yunanlar, oldukça
şaşırtıcıdır ki, bilgelik otoritelerinin çoğunu, örneğin Kinik Diogenes, Pyrrhon, Herakleitos ve Timon’u
“tutkusuz”1 olarak tanımlamıştır.
B7 Sotion Περί όργης2 in Stob. 3.20.53:
Bilgeler arasında Herakleitos gözyaşlarıyla, Demokritos ise kahkahasıyla öfkesini
bastırdı.
B8 Sen. Tranq. 15.2:
O hâlde kendimizi öyle hazırlamalıyız ki, avamın tüm kusurları bize rahatsız edici değil,
saçma görünmeli ve Herakleitos’tan ziyade Demokritos’u taklit etmeliyiz. Zira ilki topluma karıştığında
ağlıyor, diğeri ise gülüyordu.
B9 Juv. 10.29-31:
Dolayısıyla şimdi iki filozofu da över misin, biri3 gülüyordu eşiğini geçip
de
ayağını dışarı attığında, zıddı olan öbürü ise ağlıyordu4 hani.
B10 Sidon. Carm. 2.171-172
Pythagoras sustu, Demokritos güldü, Herakleitos ağladı.
ı απαθής (apathês): Tutkusuz, duygusuz, hiçbir şeyden etkilenmeyen.
2 Περί οργής (Peri orgês): Öfke Üzerine.
3 Demokritos.
4 Herakleitos.
B11 Sen. Ira 2.10.5:
Herakleitos evinden her dışarı çıktığında ve etrafındaki insanların ne kadar kötü
yaşadığını, hatta ne kadar kötü öldüğünü her gördüğünde ağlıyor, karşılaştığı mutlu ve mesut insanların
hepsine acıyordu, aslında yumuşak ama yaralanmaya müsait kalbiyle o da acınası insanlardan
biriydi.
B12 Gym. in Zeux. Εις άγαλμα τοΰ φιλοσόφου 'Ηρακλείτου5 354-356:
Bilge Herakleitos buradaydı, o tanrısal adam, eski Ephesos’un esinlenmiş şanı. Sadece
ağladı aciz insanlığın işlerine.
B13 Luc. Vit. Auct. 14:
<Bir parodi>
Müşteri: Tamam da niye ağlıyorsun seni sefil adam? Bence <Demokritos’tan ziyade>
seninle konuşmak çok daha iyidir.
Herakleitos: Ağlıyorum yabancı, çünkü bence insanların durumu sadece acınmayı ve
gözyaşlarını hak ediyor, mahvolmaya yazgılı olmayan bir kişi bile yok içlerinde, onlara acımamın ve
üzülmemin nedeni bu. Bence şu anın hiçbir önemi yok, gelecekte olacak olan tam anlamıyla üzüntü verici,
küresel yangınlardan ve bütünün yıkımından bahsediyorum. Bütün bunlara üzülüyorum, nitekim hiçbir şey
değişmez değil, aksine her şey bir κυκεών’daki6 gibi baskı altında. Keyif ve keyifsizlik,
bilgi ve bilgisizlik, büyük ve küçük, yukarı ve aşağı hepsi aynı, ebediyet oyununda devinmek ve yer
değiştirmek.7
5 Εις άγαλμα τοΰ φιλοσόφου 'Ηρακλείτου (Eis agalma tou philosophou Herakleitou): Filozof
Herakleitos’un heykeline.
6 κυκεών (kukeôn): Arpa, peynir ve su veya şarabın karıştırılmasıyla yapılan bir
içki.
7 Bu parodiyle ilgili olarak bkz. Şar-Yıldız, Fragmanlar, 271.
B14 Arist. PA 1.4 645al7-21:
Herakleitos’un kendisiyle buluşmak isteyen yabancılara söylediği sözü anlatırlar, ona
yaklaşmışlar, ama ocağın yanında ısınmaya çalıştığını görünce duraksamışlar, bunun üzerine onlara
tereddüt etmeyip içeri girmelerini söyleyerek, “Tanrılar da burada,” demiş. [...]
B15 Arist. EN 7.5 1146b29-30:
Zira bazı insanlar kendi bilgileriyle ilgili sanılarına başkalarından daha az ikna olmaz,
Herakleitos’un durumu da bunun bir örneğidir.
B16 Ps.-Arist. MM 2.6 1201b5-9:
Zira bir sanı sağlam ve sarsılmaz olduğu için güçlüyse, onun bilgiden hiçbir farkı
olmayacaktır. [...] Örneğin Ephesoslu Herakleitos’un nesnelerle ilgili sanısı böyledir.
Doktrin
Logos Karşısında İnsanlık (D1-D18)
D1 Sext. Emp. Adv.
Math. 7.132:
Yukarıda bahsedilen kişinin' Doğa
Üzerine adlı eserinin başında söylediği şudur:
[Bağlam için bkz. T67] İnsanlar her daim var olan bu logos’u işitmeden önce de, ilk defa
işittikten sonra da kavramıyorlar. Her şey bu logos’a göre gerçekleşse de ben onların her birinin
doğalarıyla uyumlu olduğunu analiz ederken ve nasıl olduklarını gösterirken bahsettiğim şeyleri ve
sözlerimi anlamamış gibi davranıyorlar. Nasıl diğer insanlar uykudayken ne yaptıklarını hatırlamıyorsa,
aynı şekilde bunlar da uyanıkken ne yaptıklarının farkında değiller. [Karş. T10, T62]
D2 Sext. Emp. Adv.
Math. 7.133:
[Bağlam için bkz. T67] hemen sonra aynı gerekçeyle ortak olanı izlememiz gerektiğini
ekler: Ancak logos <her şeyde> ortak olmasına rağmen birçok insan kendi düşüncesi varmış gibi
yaşıyor.
D3 Clem. Alex. Strom. 2.8:
Birçok insan ne kadar çok şeyle karşılaşırsa karşılaşsın, onların ne şekilde olduğuna
kafa yormaz, onlarla ilgili bilgi sahibi olduktan sonra bile onları anlamaz, ama anladıklarını sanır.
[Karş. T62]
D4 Eus. PE 13.42:
İşittiklerinde anlamayan sağırları andırıyorlar, şu deyiş onların durumuna tanıklık eder:
“Varken yoklar.”
D5 Clem. Alex. Strom. 2.24.5:
Herakleitos bazı insanları eleştirirken şöyle diyor: “Dinlemesini ve konuşmasını
bilmiyorlar.”
D6 Iambl. An. in Stob. 2.1.16:
[...] Herakleitos’un düşüncesine göre insanların sanıları2 çocukların
oyuncaklarıdır.3
D7 M. Aur. 4.46:
[...] Anne babamızın çocukları gibi <hareket etmemeli ve konuşmamalıyız>. [Bağlam
için bkz. T62],
D8 Plut. Aud. 7 41A; Aud. Poet. 28D:
Aptal insan her logos4 karşısında heyecana kapılma eğilimindedir.
D9 Plut. An seni res. Publ. Ger. Sit 7 787C: Köpekler tanımadıklarına havlar.
D10 Procl. In Ale. I, p. 117:
Herakleitos haklı olarak düşüncesiz ve akıldan yoksun olduklarını söyleyip çoğunluğu
lanetliyor. Zira diyor ki, “Nedir onların kavrayışı ve anlayışı? <Homeros gibi> halk ozanlarına
inanıyor ve avamı öğretmen kabul ediyorlar, çoğu insanın kötü olduğunu bilmiyorlar.” [Homeros’la ilgili
tespit ve eleştiriler için bkz. D20-D23]
D11 Diog. Laert. 1.88:
Teutames’in oğlu olan Bias Priene’de doğdu, diğerlerinden daha yüce bir logos’u
vardı.5
2 δοξάσμα (doksasma).
3 Çocukların oyuncakları gibidir.
4 Buradaki logos “söz” veya “akıl” anlamında düşünülebilir. Bkz. Sunuş, B. Herakleitos:
Yaşamı ve Felsefesi Üzerine.
5 Bias yedi bilgeden biridir ve çoğunluğu küçümser, Herakleitos’un onun logos’unu övmesi
aslında onun çoğunluğu küçümsemesini onaylaması anlamına gelir.
D12 Theod. Prodr. Epist. 1, p. 1239:
Benim için bir insan en iyiyse, on bin kişidir.
D13 Clem. Alex. Strom. 5.59.5, Karş. 4.50.2:
En iyi kişiler diğer her şeydense bir şeyi tercih eder, ölümlülerin her daim akış
hâlindeki şanını; buna karşılık insanların çoğu hayvan sürüsü gibi tıkınır.
D14 Aristocr. Theos. 2.68:
Boşuna arınmaya çalışıyorlar, zira kanla kirleniyorlar, tıpkı çamura batmış birinin
kendisini çamurla arındırmaya çalışması gibi. [Karş. T140] Birisi bunu yapan bir insan görse onun
delirmiş olduğunu düşünür. Bu heykellere dua ediyorlar, bir insanın evlerle sohbet etmesi gibi,
tanrıların ve kahramanların kim olduğunu bilmeden.
D15 Clem. Alex. Protr. 2.34.5:
Düzenledikleri bu tören alayı ve terbiyesiz şeyler onuruna söyledikleri ilahi esasında
Dionysos için olmasaydı, yaptıkları çok daha terbiyesiz olurdu, oysa Hades Dionysos’la aynıdır, onun
için de deliriyor ve Lenaia ayini düzenliyorlar.6
D16 Iambl. Myst. 1.11:
[...] Herakleitos bunlara7 “çareler” diyor. [...]
6 Burada iki tanrı ve onlar için düzenlenen iki dinî ayin karşılaştırılmaktadır. Kahn’ın
(264) anlaşılması zor olan bu fragmanla ilgili açıklamasına göre ölüm ve yer altı âleminin tanrısı olan
Hades kaçınılmaz olarak ölümün, Dionysos ise cinsel canlılığın sembolüdür. Dolayısıyla bu fragman birçok
fragmanda karşımıza çıkan ölümlü ve ölümsüz, yaşam ve ölüm gibi ikiliklerin örneklerinden biri olarak
görülebilir. Bununla birlikte Kahn’ın aynı yerde söylediği gibi Dionysos sadece cinsel canlılığın ve
döllemenin değil, aynı zamanda şarap ve sarhoşluğun da sembolüdür, dolayısıyla Herakleitosçu bağlamda
sarhoşluğun kısmi ölüm ve ruhun kararması olarak görüldüğü düşünülürse cinsel eylem de ruhun boşa giden
bir eylemi veya yaşam enerjisinin boşa tüketilmesidir. Ayrıca Λήναια (Lenaia) adı Dionysos’un
sıfatlarından olan Ληναίος (Lênaios) veya Ληνεύς’tan (Lêneus) gelir, bu yüzden bu Dionysos ayini olarak
da adlandırılabilir. Çakmak’ın da (59) bildirdiği gibi bu Ocak ayında doğanın gücünü ve bereketini
simgeleyen şarap fıçısı için düzenlenen bir bayram ayinidir. Kapsamlı açıklama için bkz. Kalın
264-266.
7 Yukarıdaki fragmanda bahsedilen terbiyesiz ayinler ve ilahiler.
D17 Clem. Alex. Protr. 2.22.2 (Karş. Eus. PE 2.3.37): Ephesoslu Herakleitos kimler için
kehanette bulunuyor? Gece dolaşanlar, Magoslar,8 Bakkhos rahipleri, Lenaia rahibeleri ve
gizemlere erenler. O bu kişileri ölümden sonra başlarına gelecek şeylerle tehdit ediyor, onlar için ateş
kehanetinde bulunuyor. [Karş. D86] Çünkü bu kişiler insanların bilmediği gizemlere kutsala saygısızlık
ederek erdiler.9
D18 Clem. Alex. Strom. 5.9.3:
Zira sanıları olanlar içinde en yüce sanıya sahip olan bilir. [Anlam belirsizdir, ancak
bağlam için bkz. T93]
Şair ve Filozoflara Eleştiriler (D19-D29)
D19 Diog. Laert. 9.1:
Çok şey bilmek kavramayı öğretmez. Öyle olsaydı Hesiodos ile Pythagoras’a ve yine
Ksenophanes ile Hekataios’a öğretirdi. [Karş. B2]
D20 Diog. Laert. 9.1:
Homeros’un yarışmalardan kovulmayı ve dövülmeyi hak ettiğini söyledi, keza Arkhilokhos’un
da.10
D21 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.9.6:
İnsanlar apaçık olan şeylerin bilgisiyle ilgili olarak diğer tüm Yunanlardan daha bilge
olan Homeros’la aynı şekilde yanılmaktadır. Zira o bitleri öldüren oğlanlarla ilgili şöyle derken
yanılıyordu: “Gördüğümüzü ve yakaladığımızı geride bırakırız, görmediğimizi ve yakalamadığımızı
atıyoruz.”
-
8 Μάγος (Magos) Persia’da rüya yorumlayan rahip ve bilgeler.
-
9 Bu fragmandan anlaşıldığı kadarıyla Herakleitos Demeter ve Dionysos gibi
tanrılar için düzenlenen gizli tapınma ayinlerine karşı çıkmakta ve bunun kutsala saygısızlık
olduğunu, bu yüzden bu ayinleri düzenleyenlerin öldükten sonra cezalandırılacağını
düşünmektedir. Karş. Çakmak 57.
-
10 Paros doğumlu olan Arkhilokhos en eski şairlerden biridir.
D22 Arist. EE 7.1 1235a25-28:
Herakleitos şunu yazan şairi eleştirir: “Keşke tanrılar ve insanlar arasındaki çatışma
tümüyle kaybolup gitse!”11 Zira tez ve pes sesler olmasaydı, bir uyum da olmazdı; karşıtlar,
yani dişil ve eril unsurlar olmasaydı, hiçbir canlı olmazdı.
D23 Schol. AT in Il. 18.251:
“O12 Hektor’un yoldaşıydı, aynı gece doğmuşlardı”:13 Herakleitos bu
dizeye dayanarak Homeros’a gök bilimci diye seslenir, keza şu dizeyle ilgili olarak da aynısını söyler:
“Kimsenin kaderinden kaçamadığını söylüyorum.”14
D24 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.10:
Hesiodos çoğu insanın öğretmenidir, en çok şeyi onun bildiğinden eminler; oysa o gece ve
gündüzün bir olduğunu anlamamıştı. [Karş. T16]
D25 (B106) Plut. Cam. 19
[...] Herakleitos Hesiodos’u <günlerden> bazılarının iyi, bazılarının da kötü
olduğunu düşündüğü için kötüler, onun her günün doğasının bir olduğunu anlamadığını söyler. [Karş.
T16]
D26 Diog. Laert. 1.23:
[...] Herakleitos ve Demokritos da ona15 tanıklık eder.
D27 Diog. Laert. 8.6:
Mnesarkhos’un oğlu Pythagoras kendisini diğer herkesten daha fazla araştırmaya adadı, bu
yazılardan16 bir seçki hazırladıktan sonra kendi bilgeliğini oluşturdu: Çok bilgi, kötü
buluş.
11 Hom. Il. 18.107.
12 Polydamas.
13 Hom. Il. 18.107.
14 Hom. Il. 6. 488.
15 Thales’e.
16 Muhtemelen başkalarının yazılarından.
D28 Philod. Rhet. 1, Col. 57.12-13:
[...] yalancıların piri [...] 17
D29 Clem. Alex. Strom. 5.9.3:
Adalet yalanlar uyduranları ve onlara tanıklık edenleri yakalayacak. [Bağlam için bkz.
A83]
Bilgi Teorisi (D30-D46)
D30 Stob. 3.1.179:
Düşünmek18 herkeste ortaktır.
D31 Stob. 3.5.6:
Kendini bilmek19 ve ölçülü olmak20 bir potansiyel olarak herkeste
bulunur.
D32 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.9.5:
En çok yücelttiğim, görme ve işitmeyle elde edilen bilgidir.
D33 Polyb. 12.27:
Gözler kulaklardan daha kesin tanıktır.
D34 Sext. Emp. Adv. Math. 7.126:
Barbar bir ruha sahip olanların gözleri ve kulakları insanlar için kötü tanıklardır.
[Bağlam için bkz. T82]
D35 Arist. Sens. 5 443a23:
Var olan her şey dumana dönüşseydi, burun delikleri onları ayırt edebilirdi.
D36 Them. Orat. 5, p. 69b; Karş. 12, p. 159b:
Doğa saklanmayı sever.
17 Metnin bağlamında retorikçilerin temel eğitiminin aldatma üzerine kurulu olduğu
anlatılmaktadır. Ancak “yalancıların piri” sözüyle kimden bahsedildiği belli değildir, bazılarına göre
kastedilen kişi Pythagoras’tır. Karş Diog. Laert. 8.8.
18 φρονέειν (phroneein).
19 γινώσκειν (ginôskein).
20 σωφρονείν (sôphronein).
D37 Plut. Adv. Col. 20 1118C:
Kendimi aradım. [Karş. T88]
D38 Clem. Alex. Strom. 2.17.4:
İnsan umulmayanı ummazsa onu bulamayacaktır, zira
D39 Plut. Cor. 38:
İnanılmadığı için bilinemiyor. [Karş. T91]
D40 Clem. Alex. Strom. 4.4.2:
Altın arayanlar çok toprak kazar ama az altın bulur.
[Bağlam için bkz. T89]
D41 Clem. Alex. Strom. 5.140.6:
Zira Herakleitos’a göre bilgeliği sevenler her şeyi araştıran insanlar olmalıdır.
D42 Plut. Pyth. Orac. 21 404D:
Delphoi’da bir kehaneti olan tanrı ne konuşur ne saklar, sadece işaretler verir.
D43 Plut. Pyth. Orac. 6 397A:
Herakleitos’a göre Sibylla o köpürmüş ağzıyla [...]21
D44 Stob. 3.1.174:
Logos’unu işittiğim kişilerden hiçbiri bilgeyi diğerlerinden ayıran o bilme noktasına
varmamıştır.
D45 Diog. Laert. 9.1:
Bilgelik tektir: Her şeyi her şey üzerinden yöneten düşünceyi bilmek. [Bağlam için bkz.
Dİ. Karş. D121]
D46 Clem. Alex. Strom. 5.115.1:
Bilgelik tektir: Sadece Zeus adıyla anılmayı istemiyor ve istiyor. [Karş. T61,
D78]
21 Bağlamda efsanevi kadın kâhin Sibylla’nın tanrısal ilhamdan pay alarak çılgınca
kehanetlerde bulunması anlatılmaktadır.
Bir ve Karşıtların Uyumu (D47-D62)
D47 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.9.1-2, 9.10.8:
Asıl bilgece olan beni değil, logos’u dinledikten sonra her şeyin Bir olduğunu
anlamaktır. 121 <însanlar> <Bir’in> ayrışarak kendi içinde uyum sağladığını
anlamıyorlar, <burada> tıpkı yay ile lirde olduğu gibi karşıtına dönüşme, uyum <vardır>.
[9.10·89 Tanrı: Gündüz gece, kış yaz, savaş barış, tokluk açlık. O başkalaşır,
tıpkı <ateşin> tütsüyle birleştiğinde her bir tütsünün kokusuna göre adlandırılması gibi.
D48 Ps.-Arist. Mund. 5 396b20-22:
Temaslar: Bütün olanlar ve bütün olmayanlar, bir araya gelen ve ayrılan, ahenkli olan
olmayan, hem her şeyden Bir hem de Bir’den her şey.
D49 Plut. An. Proc. 27 1026C
Görünmeyen uyum görünen uyumdan daha güçlü.
D50 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.10.4:
Yukarı ve aşağı giden yol bir ve aynı. [Karş. T50] [...] Harflerin yolu düz ve
eğridir.
D51 Etym. Mag. S.v. βίος, p. 198.26:
Yay’ın adı yaşam,22 işi ise ölüm.
D52 Porph. Quaest. Hom. Ad Il. 14.200:
Herakleitos’a göre çemberde başlangıç ve son ortaktır.
D53 Clem. Alex. Strom. 4.10.1:
Bu şeyler23 olmasaydı, adaletin adı bilinmezdi.
D54 Stob. 3.1.177:
Hastalık sağlığı, açlık tokluğu, çalışma da dinlenmeyi tatlı ve iyi kılar.
22 βίóς (bios): yay ve βίος (bios): yaşam sözcükleri aynıdır.
23 Haksızlıklar.
D55 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.10.3:
Herakleitos’un söylediğine göre hekimler kestikten, dağladıktan ve hastalarına her
şekilde kötü davrandıktan sonra onlardan hak ettikleri ücreti alamadıkları için şikâyet ediyorlar, oysa
onların iyiliği ile hastalığın yaptığı aynıdır.
D56 Plot. 4.8.1:
Dönüşerek dinlenir.
D57 Theophr. Metaph. 7al4:
En güzel kosmos et yığını24 gibi rastgele saçılmış olandır.
D58 Theophr. Vert. 9:
[...] κυκεών da ayrışır, karıştırılmazsa.
D59 Suda A.398 et A.1762:
[...] yaklaşma:25 Herakleitos.26
D60 Arist. EN 9.2 1155b4-6:
Herakleitos’un söylediğine göre karşıt olanlar bir araya gelir, en güzel uyum uyuşmaz
olanlardan doğar ve her şey çatışmadan meydana gelir.
D61 Orig. Cels. 6.42:
Bilinmeli ki, savaş <her şeyde> ortaktır, adalet çatışmadır ve her şey çatışmadan
ve zorunluluktan doğar. [Karş. T50, T61]
D62 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.9.4:
Savaş her şeyin babası ve kralıdır, bazılarının tanrı bazılarının insan, bazılarının
köle, bazılarının özgür olduğunu ortaya koyar. [Karş. T61]
24 Farklı el yazmalarında cümlenin burasında farklı bir kelime bulunur. Örneğin σαρξ
(sarks): et, et yığını ve σωρός (söros): yığın, öbek. Burada et ya da değil, bir yığının rastgele
saçılmış olmasıdır.
25 Çakmak’a (280-281) göre “tahmin”.
26 Anlam belirsizdir.
Akış ve Döngüsel Değişim (D63-D73)
D63 Heracl. Alleg. 24.4:
Aynı nehirlere gireriz ve girmeyiz, biziz ve biz değiliz. [Karş. T13, T59].
D64 Cleanth. apud Ar. Did. in Eus. PE 15.20.2:
Aynı nehirlere giren insanların üzerinden her daim farklı sular akar.
D65 Plat. Crat. 402a:
Sokrates: Herakleitos şöyle
bir şey söyler: Her şey akar ve hiçbir şey aynı kalmaz. Şeyleri bir nehrin akıntısına benzeterek aynı
nehre iki defa giremeyeceğini söyler.
D66 Sen. Epist. 58.23:
Herakleitos’un söylediği şudur: “Aynı nehre iki kez gireriz ve girmeyiz.” “Nehir” adı
aynı kalır, ama su akıp gider.
D67 Arist. Metaph. A6 987a32:
[...] Herakleitosçu öğretilere göre kavranabilen her şey daimî bir akış halindedir ve
onlara dair bir bilgi yoktur.
D68 Schol. in Tzetz. In
Il., p. 126:
Soğuk şeyler ısınır, sıcak şeyler soğur, ıslak kurur, kuru ıslanır.
D69 Ps.-Plut. Cons. Ap. 10 106E:
Aynı şey vardır canlıda ve ölüde, uyanık olanda ve uyuyanda, gençte ve yaşlıda, zira bu
şeyler birbirine dönüşür, önce biri sonra diğeri olur.27
D70 Plut. Def. Orac. 11 415E:
“Ergenliğe ulaşmış insanları” [Hes. Frag. 304.2 Merkelbach - West] okuyanlar otuz yaşına
kadar süren bir ömürden bahseder, zira bu süre zarfında bir baba kendi de tohum üreten bir tohum
üretir.
27 “Zira” ile başlayan kısım Herakleitos’a değil, Ps.-Plutarkhos’a aittir.
D71 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.10.6:
Ölümsüzler ölümlü, ölümlüler ölümsüz, birininki yaşayan ölüm, diğerininki ölen yaşam.
[Karş. T13, T84-T85, T94]
D72 Clem. Alex. Strom. 4.143:
[Bağlam için bkz. T95] Bir insan geceleyin kendisi için bir lamba yakar, gözleri
kapandığında; yaşayan uyurken bir ölüye, uyanıkken uyuyan bir insana dokunur.
D73 Clem. Alex. Strom. 3.21.1 (Karş. 5.105.2):
Uyanıkken gördüğümüz ölümdür, uyurken gördüğümüz ise uyku.
Bakış Açısı ve Tercih Farklılıkları (D74-D83)
D74 Porph. Quaest. Hom. Ad Il.
4.4:
Tanrı’ya göre her şey güzel, iyi ve adildir, ancak insanlar bazı şeylerin adil olduğunu,
bazı şeylerin de adil olmadığını varsayar.
D75 Orig. Cels. 6.12:
Zira insan karakterine ait yargılar yoktur, onlar tanrısaldır.
D76 Orig. Cels. 6.12:
Çocuk yetişkin birine nasıl görünürse, yetişkin biri de tanrısallık28
tarafından öyle adlandırılır.
D77 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.9.4:
Yaşam bir çocuk oyunudur dama taşlarıyla oynanan, krallık çocuğa aittir.
D78 Plat. Hipp. Mai. 289b:
[Bağlam için bkz. T37] En bilge insan bile bilgelikte, güzellikte ve diğer her şeyde bir
tanrıyla kıyaslandığında bir maymun gibi görünecektir.
28 Tanrı.
D79 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.10.5:
Deniz en temiz ve en kirli su: Zira balığa göre içilebilir ve hayatidir, ancak insana
göre içilmez ve ölümcüldür.
D80 Arist. EN 10.5 1176a7:
[...] Eşekler samanı altına tercih eder.
D81 Clem. Alex. Strom. 1.2.2
Domuzlar temiz sudan çok çamurdan hoşlanır.
D82 Colum. Agric. 8.4
[...] en azından domuzların çamurda, tavukların ise tozda ve toprakta yıkandığını
söyleyen Ephesoslu Herakleitos’a inanırsak [...]
D83 Plat. Hipp. Mai. 289a:
İnsanoğluyla kıyaslandığında en güzel maymun bile çirkindir.
Kozmik Ateş (D84-D92)
D84 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.10.7:
Tüm bu şeyleri yıldırım yönetir. [Karş. T60]
D85 Clem. Alex. Paed. 2.99.5:
Biri hiç batmayandan29 nasıl kaçabilir?
D86 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.10.6:
Ateş her şeyin üzerine geldiğinde onları yargılayacak ve ele geçirecek.
D87 Clem. Alex. Strom. 5.105.2:
Herkes için aynı olan bu kosmos’u ne tanrılar ne de insanlar yarattı, o her zaman vardı
ve var olacak: Her zaman var olan ateş belli ölçülere göre yanar ve belli ölçülere göre söner. [Bağlam
için bkz. T92, Karş. T17, T71]
D88 Clem. Alex. Strom. 5.105.3, 5:
Ateşin dönüşümleri: Önce deniz <vardır>, sonra denizin
29 Güneş’ten.
bir yarısı toprağa ve diğer yarısı deniz hortumuna30 <dö-nüşür>. [...]
Deniz ve onun logos’u kadar dağılır, daha önce ne kadarsa o kadar toprak olur. [Bağlam için bkz.
T92]
D89 Plut. E ap. Delph. 8 388E:
Her şey ateşle takas edilir, [...] ateş de her şeyle, malların altınla ve altının
mallarla takas edilmesi gibi.
D90 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.10.7:
[...] <ateş> yoksunluk ve doygunluk.
D91 Aug. Civ. 6.5:
[...] <tanrılar> Herakleitos’un inandığı gibi ateşten, Pythagoras’ın inandığı gibi
sayılardan ve Epikuros’un söylediği gibi atomlardan <gelse de> [...]
D92 Tert. Apol. 47.6:
[...] kimisi ise <tanrının> ateşten <geldiğini söyler>, He-rakleitos da bu
düşüncededir.
Astronomi ve Meteoroloji (D93-D104)
D93 P. Derv. Col. IV.5-9:
[...] Herakleitos [...] diyor ki, “Güneş,” doğayla uyumlu bir şekilde, “bir ayak
genişliğindedir”, bu büyüklüğü aşamaz. Zira kendi sınırlarını aşarsa, “Erinysler onu ortaya
çıkaracaktır.”
D94 Aët. 2.21.4 (Ps.-Plut.):
Herakleitos: “<Güneş> bir ayak genişliğindedir.”
D95 Plut. Exil. 11 604A:
“Güneş ölçülerini aşmayacak,” böyle diyor Herakleitos, “aksi hâlde adaletin yardımcıları
olan Erinysler onu ortaya çıkaracaktır.”
30 Πρηστήρ (prêstêr) sözcüğü “deniz hortumu, fırtına, şimşek fırtınası” gibi anlamlara
sahiptir.
D96 Plut. Quaest. Plat. 8.4 1007D-E:
[...] Herakleitos’a göre bütün bu şeyleri31 gören ve gözetleyen güneş, her
şeyi meydana getiren değişimleri ve mevsimleri sınırlayarak, yargılayarak, ortaya çıkararak ve
aydınlatarak yöneten ve her şeyden önce olan tanrının işbirlikçisi olur.
D97 Arist. Meteor. 2.2 355al3-14:
Güneş [...] her gün yenidir.
D98 Schol. in Plat.
Rep. 498a:
Doğa filozofu Ephesoslu Herakleitos der ki, güneş batı denizine vardığında orada batar ve
söner, sonra yeryüzünün altına geçerek doğuya varır ve yine parlar, bu süreç hiç durmadan devam
eder.
D99 Aristarch. Sam. in Comm. in
Od. 20.156, Col. 2.3637, 43-47,3.7-11:
Tutulmaların yeni ay gününde olduğu şunu yazan Samoslu Aristarkhos tarafından açıkça
ortaya konmuştur: “[...] Herakleitos <der ki> ‘Yılın ayları bir araya geldiğinde, <Ay>
görünümüne bağlı olarak değişir, ilk gün Yeni Ay’da, ikinci gün ise bazen daha az, bazen daha fazla
sayıdaki <günlerde>.’ [Col. 3.7-11] Üçüncü günde beliren Ay on altıncı günde dolunay
olarak belirir, on dört gün sonra; on üç gün boyunca Ay azalır.”
D100 Strab. 1.6
Doğunun ve batının sınırları: Ayı <Takımyıldızı>.
Ayı <Takımyıldızı>’nın karşısında: Parlak Zeus’un bekçisi.32
D101 Ps.-Plut. Aqu. et ign.
Comp. 7.957A:
[...] Güneş olmasaydı, yıldızlardan ötürü gece olurdu.
D102 Theon Al. In Ptol.
Almag. 1.3, p. 340.5:
Herakleitos’a göre yıldızların parlaması ve sönmesi [...]
31 Sınırlar ve mevsimleri.
32 Arcturus veya Ayıcı Takımyıldızı.
D103 Aët. 3.3.9 (Stob.):
Herakleitos: Gök gürültüsü rüzgârlarla bulutların bir araya gelmesinden ve rüzgârların
bulutlara çarpmasından, şimşek buharların alev almasından ve şimşek fırtınaları ise bulutların yanması
ve sönmesinden oluşur.
D104 Sen. Quaest. nat. 2.56:
Herakleitos şimşeğin yeryüzündeki ateşin ilk girişimi, belli belirsiz alevin sönerken ya
da yeniden canlanırkenki hâli gibi bir şey olduğunu düşünür.33
Ruh (D105-D111)
D105 Diog. Laert. 9.7:
Tüm yollarını dolaşan yine de ulaşamaz ruhun sınırlarına. Öyle derindir onun
logos’u.
D106 Stob. 3.1.180a:
Ruhun logos’u kendini artırır.
D107 Clem. Alex. Strom. 6.17.2:
Ruhlar için ölüm su olmaktır, su için ölüm toprak olmaktır, ancak su topraktan gelir ve
ruh da sudan.
D108 Porph. Antr. 10:
[...] bu yüzden <muhtemelen Numenius’a göre> Herakleitos da der ki, ruhlar için
ölüm ya da nemli olmak keyiftir. [Karş. T100].
D109 Cleanth. apud Ar. Did. in Eus. PE 15.20.2: Ruhlar nemli şeylerden
buharlaşır.
D110 Mus. Ruf. in Stob. 3.5.8:
Kuru bir ruh: En bilge ve en iyi.34 [Farklı yorumlar için bkz.
T118-T129]
33 Seneca, Doğa Araştırmaları, çev. C. Cengiz Çevik (İstanbul: Jaguar Yayınları, 2014),
108.
34 Anlam belirsizdir, bu fragman farklı yazarlar tarafından farklı biçimde
yorumlanmıştır. Örneğin Çakmak’a göre (273) “Herakleitos’ta ruh ‘sıcak ve kuru hava’ (ateş) olarak
değerlendirilir. Ruhun en iyi ve en bilge olması, onun en sıcak ve en kuru hava hâline dönüşmesiyle
mümkündür.” Karş. D104.
D111 Stob. 3.5.7:
Bir insan sarhoş olduğunda basit bir oğlan olan bir köle tarafından hataya sürüklenir,
nereye gittiğini bile bilmez, ruhu ıslaktır. [Karş. T62]
Etik (D112-D130)
D112 Stob. 3.1.179:
Aklıyla konuşanlar her şeyde ortak olana dayanmalı, tıpkı bir kentin kendi yasasına
dayanması gibi, ama bunu <bir kentten> daha güçlü bir şekilde yapmalı. Zira insan yasaları bir
yasadan, yani kutsal yasadan beslenir, dilediği gibi yönetir ve her şeye yeter, geriye fazlası
kalır.
D113 Diog. Laert. 9.2:
İnsanlar kentin surları için olduğu kadar yasaları için de savaşmalıdır.
D114 Diog. Laert. 9.73:
En önemli konularda35 gelişigüzel karar almayalım.
D115 Clem. Alex. Strom. 5.115.2:
Bir kişinin kararına boyun eğmek de bir yasadır.
D116 Plot. 4.8.1:
Aynı kişiler için çalışmak ve onlar tarafından yönetilmek can sıkıcıdır.
D117 Ps.-Arist. Mund. 6 401al0:
Her hayvan kırbaçlanarak otlamaya götürülür.
D118 Stob. 4.40.23:
İnsanın karakteri kaderidir.36
D119 Diog. Laert. 9.2:
Kibri yangından daha hızlı söndürmek gerekir.
35 Politikayla ilgili konular.
36 Başka bir yoruma göreyse “insanın karakteri onun koruyucu ruhudur (daimôn)”.
D120 Plut. Quaest.
conv. 3.1 644F:
Herakleitos’un dediği gibi, “Cehaleti gizlemek daha iyidir.” [Farklı yorumlar için bkz.
T130-T134]
D121 Stob. 3.1.178:
Ölçülü olmak en büyük erdemdir.
Bilgelik gerçeği söylemek ve <her bir şeyin> doğasına uygun davranmaktır, onu
anlayarak.
D122 Clem. Alex. Strom. 2.130. 2:
Ephesoslu Herakleitos <der ki, yaşamın amacı> gönül rahatlığıdır.
D123 Plut. Cor. 22:
Gönle karşı koymak zordur: O istediğini ruh karşılığında satın alır.
D124 Stob. 3.1.176:
Her istediğinin olması insan için iyi değildir.
D125 Clem. Alex. Strom. 3.14.1:
Doğdukları zaman yaşamak ve kendi paylarına düşen ölüme sahip olmak veya daha çok huzura
ermek ve geride paylarına ölüm düşen insanlar olarak doğan çocuklar bırakmak istiyorlar.
D126 Strab. 16.4.26:
Cesetleri gübrelerden daha çok atmalı. [= T99]
D127 Clem. Alex. Strom. 4.146:
İnsanları ölümden sonra ummadıkları ve varsaymadıkları şeyler bekler.
D128 Plut. Fac. Orb.
Lun. 28 943E:A89
Ruhlar Hades’te koku alır.
D129 Theod. Cur. 8.39 (Karş. Clem. Alex. Strom. 4.16.1, 4.49.3):
Tanrılar ve insanlar Ares’in katlettiği insanları37 onurlandırır. Daha büyük
ölümler daha büyük paylar alır.
37 Savaşta ölen insanları. Ares savaş tanrısıdır.
D130 (Ps.-?) Hippol. Ref. 9.10:
Orada olan için diriliyor ve hem yaşayanların hem de ölülerin uyanık bekçileri
oluyorlar.
Tanıklıklar
Eseri ve Üslubu (T1-T20)
T1 Diog. Laert. 9.15:
Onun eserini yorumlayarak açıklayan birçok kişi vardır. Onların arasında Antisthenes,
Pontoslu Herakleides, Kleanthes, Stoacı Sphairos, Herakleitosçu denilen Pausanias, Nikomedes ve
Dionysos, gramerciler arasında da Diodotos vardır. [...]
T2 Diog. Laert. 5.86, 88:
[...] Onun1 çalışmaları dolaşımdaydı. [...] Dört kitaptan oluşan Herakleitos Yorumları [...]
T3 Diog. Laert. 9.5:
Ariston Herakleitos
Üzerine adlı eserinde der ki, [Frag. 28 Wehrli...].
T4 Diog. Laert. 7.174:
O2 ardında şu kitapları bıraktı: [...] Dört kitaptan oluşan Herakleitos’un Doktrinlerinin Yorumları [...] [SVF 1.481].
T5 Diog. Laert. 7.178:
O3 şu kitapları yazdı: [...] Beş kitaptan oluşan Herakleitos Üzerine [...] [SVF 1.620].
1 Pontoslu Herakleides.
2 Kleanthes.
3 Sphairos.
T6 Lampr. Libr. Plut. N. 205 Treu: Herakleitos’un
Sanıları Üzerine.
T7 Diog. Laert. 9.5, 12,15:
Dolaşımda olan, bir bütün hâlinde Doğa Üzerine adını taşıyan kitabı temelde üç ayrı
logos’tan bahsediyor: evren üzerine, politika üzerine ve teoloji üzerine. [...] Bazıları bu kitabın
adının Mousalar,
bazıları da Doğa Üzerine olduğunu söylüyor, Diodotos ise ona “doğru bir yaşam sürme rehberi” derken, başkaları
“her şeyi içeren bir evrendeki karakterlerin yargısı”4 der. [...] Bu eserin doğayla değil,
politik rejimle alakalı olduğunu ve doğayla ilgili tespitlerin örnek işlevinde olduğunu söyleyen
Diodotos [...]
T8 Sext. Emp. Adv.
Math. 7.7:
Herakleitos’un doğa filozofu olmasının yanı sıra bir ahlak filozofu da olup olmadığı
sorunu ele alınmıştır.
T9 Diog. Laert. 9.6-7,11-12:
Bazılarının dediğine göre ona sadece uzmanlar yaklaşabilsin ve halkın kolayca
küçümseyeceği nitelikte olmasın diye <kitabını> oldukça anlaşılmaz bir üslupla kaleme aldı. [...]
Theophrastos’un söylediğine göre melankoliden ötürü bazı konuları yazmadan bıraktı ve başka konuları da
farklı şekillerde yeniden yazdı. [...][7] [...] Bazen o kadar parlak ve anlaşılır bir dille
yazar ki, en aptal insan bile onu kolayca anlar ve ruhunun yükseldiğini hisseder, kısa ve derin anlamlar
içeren üslubu eşsizdir. [...][11] Derler ki, Euripides kendisine Herakleitos’un kitabını
verdikten sonra onunla ilgili ne düşündüğünü sormuş, öbürü de5 şöyle cevap vermiş: “Anladığım
kısımlar harika, bence anlamadığım kısımlar da öyledir, ancak Deloslu bir dalgıca ihtiyaç var.”
[...][12] [...] Gramerci Seleukos’un
4 Metnin bu kısmı bozuktur, dolayısıyla anlam belirsizdir.
5 Sokrates.
dediğine göre Kroton diye biri Dalgıç adlı eserinde Herakleitos’un kitabını Yunanistan’a
ilkin Krates adında birinin getirdiğini ve eserin içinde boğulmamak için Deloslu bir dalgıca gerek
olduğunu söylüyormuş.
T10 Arist. Rhet. 3.5 1407b11-18:
Genellikle yazılan metnin kolay okunabiliyor ve kolay ifade edilebiliyor olması gerekir.
[...] Herakleitos’unkiler gibi bölünmesi zor metinlerde bu nitelikler yoktur. Zira Herakleitos’un
cümlelerini bölmek zor bir iştir, zira kitabının başında olduğu gibi, <kullandığı bir terimin>
öncesi ve sonrasındaki ifadelerle alakası belirsizdir, örneğin der ki, “İnsanlar her daim var olan bu
logos’u kavramıyorlar,” ve burada “her daim” ifadesinin birlikte kullanıldığı cümlenin öğesiyle bölünüp
bölünmemesi gerektiği belirsizdir.
T11 Demetr. Eloc. 191-92:
Açıklık6 [...] parçaların birbirine bağlanmasına bağlıdır. Zira bağlantıdan ve
ilişkilendirmeden yoksun bir bütün açıklıktan da tümüyle yoksundur, nitekim bağlantı yokluğunda her bir
deyişin nerede başladığı da belirsizdir, Herakleitos’un yazılarında olan budur, genellikle bağlantı
yokluğu onun yazılarını anlaşılmaz kılar.
T12 Cic. Fin. 2.5.15:
[...] <Yazarın anlaşılmama hâli> iki gerekçeyle suçlamadan kurtulabilir: Ya “doğa
üzerine oldukça anlaşılmaz bir dille yazdığı için Karanlık7 sıfatıyla anılan” Herakleitos
gibi çaba gösterirsin ya da dilin değil, konunun anlaşılmazlığı buna neden olur.
T13 Heracl. Alleg. 24.3-5:
Kuşkusuz teolojik açıdan Karanlık Herakleitos doğa olaylarından belirsiz ama semboller
aracılığıyla mecazi
6 Anlaşılabilirlik.
7 Σκοτεινός (Skoteinos).
anlamda tasvir edilebilen unsurlar olarak bahsediyor, özellikle de şöyle dediğinde [...]
ve yine [...]. Dahası, doğayla ilgili olan her şeyi gizemli bir üslupla benzetme yaparak
anlatıyor.
T14 Clem. Alex. Strom. 5.8.50.2:
Filozofların ve şairlerin gizemli bir üslupla dile getirdiği binlerce söz buluruz ve
bazen tam da bu sebepten ötürü kendisine “Karanlık” denilen Herakleitos’un Doğa Üzerine adlı eseri gibi, bir bütün olarak
kitaplar bize yazarlarının üstü kapalı bir üslupla bir şey anlattığını gösterir.
T15 Suda
H.472:
[...] ve şiirsel bir üslupla birçok şey yazdı.
T16 Sen. Epist. 12.7:
<Karanlık> lakabı dilinin anlaşılmazlığından gelen Herakleitos, “Bir gün her güne
eşittir,” der. Farklı kişiler bunu farklı şekilde yorumladı. Nitekim biri saatlerin eşit olduğundan söz
etti, bu hatalı bir yorum değildir. Bir gün yirmi dört saatten oluşan bir zaman dilimiyse, günlerin
birbirine eşit olması kaçınılmazdır, zira gece gündüzün kaybettiğine sahiptir. Buna karşılık başka biri,
bir günün benzerlik bakımından tüm günlere eşit olduğunu söyler. Gerçekten de en uzun zaman dilimi tek
bir günde bulamayacağın hiçbir şeye sahip değildir, ışık ve gece [...]
T17 Simpl. In Cael., p. 294.4-23:
Herakleitos’un söylediğine göre dünyada bazen küresel bir yangın olur ve belli zaman
aralıklarında ateşten yeniden inşa edilir, nitekim şöyle der: “Ateş belli ölçülere göre yanmakta ve
belli ölçülere göre sönmektedir.” [...] Bilgeliğini gizemli sözleriyle açıklayan Herakleitos çoğu
insanın kastettiğini düşündüğü şeyi ifade etmemiştir. Zira kosmos-düzeniyle ilgili yukarıdaki sözü
söylerken
aynı zamanda şunu da söylemiştir: “Bu kosmos’u ne tanrılar ne insanlar yarattı, o her
zaman vardı.” Sadece Herakleitos’un kosmos’un oluştuğunu ve yok olacağını söylediğini düşünen
Aleksandros şimdi kosmos’u farklı yorumluyor. Diyor ki, “Bazılarının sandığı gibi, aksi bir şey
söylemiyor, zira burada kosmos ile evrenin düzenini kastetmiyor, aksine genel olarak var olan şeyleri ve
onların oluşturduğu sistemi kastediyor, bütünün değişimi karşılıklı olarak her iki yönde, bazen ateş,
bazen de bu kosmos yönünde olur. Bu nesnelerin değişimlerindeki bu türden farklılaşma ve bu kosmos
türünün başlangıcı yoktur, aksine o her zaman vardı.”
T18 Gal. In Hipp. Epid. 2:
Onlarla ilgili görüşüm şu: Kötü niyetli biri bunları,8 o zavallı sofistleri
utandırıp rezil duruma düşürmeyi isteyerek Hippokrates’in metinlerine eklediğinde, onların cehaleti
ortaya çıkar, çağdaşlarından biri olan Lukianos adındaki kişinin başına geldiği gibi. [2]
Nitekim o hiçbir anlam ifade etmeyen anlaşılmaz sözleri toplayarak bir kitap oluşturdu ve onu
Herakleitos’a atfetti. Sonra kitabı sözleri ilgi gören, insanların güvendiği ve saygı duyduğu bir
filozofa iletmeleri için bazı insanlara verdi. Onlar da filozoftan kitabı kendileri için anlatıp
yorumlamalarını istedi. Ancak bu zavallı adam onların kendisiyle alay etme amacında olduğunu anlamadı.
Bu yüzden aynı zamanda kendisinin fazlasıyla zeki olduğunu da düşünerek kitap üzerine açıklama yapmaya
başladı, ancak sonunda kendini rezil ettiğiyle kaldı.9
T19 Simpl. In Phys., p. 117.8-13, 78.3-4 (v. 8-9): <Parmenides’te bir polemik>
[...] ölümlülerin, o iki-başlı yaratıkların, hakkında hiçbir şey bilmediği
8 Hippokrates’in eserlerine eklenmiş metinler.
9 Bu fragmanın çevirisinde Laks-Most 215’teki çeviri temel alınmıştır.
<bu yoldan uzak tutarım seni>, göğüslerindeki çaresizlik yönlendirir
onların avare dolaşan düşüncelerini, kararsız kalarak, sersemlemiş hâlde,
sağır ve dilsiz gibi sürüklenirler, olmanın ve olmamanın aynı olduğunu sananlardır onlar,
yine aynı şey değildir onlara göre bunlar, geriye döner her şeyin yolu.10
T20 Diog. Laert. 9.6:
Eseri öyle ünlenmiş ki, onun sayesinde takipçileri bile olmuş, onlara Herakleitosçular
denmiş.
Platon ve Aristoteles’te Herakleitosçular (T21-T28)
T21 Plat. Theaet. 179d-180c:
Sokrates: [...] hareketlilik
konusunu açıklayabilmek ona daha da yaklaşmalı ve doğru çınlayıp çınlamadığını veya sorunlu olup
olmadığını anlamak için ona hafifçe vurmalıyız. Zira bu konuyla ilgili yapılan savaş hiç de küçük bir
alanda yürütülmüyor ve sadece birkaç kişiyi ilgilendirmiyor.
Theodoros: Evet öyle, bu
savaş hiç de küçük değil, İonya’nın büyük bir bölümüne yayılmış durumda. Herakleitos’un yoldaşları bu
logos’u savunan koronun sesini yaymakla meşgul.
Sokrates: Sevgili Theodoros,
bu konuyu daha da açıp onların sunduğu gibi baştan başlayarak ele almamızın nedeni de bu.
Theodoros: Elbette. Bu
Herakleitosçu veya senin dediğin gibi Homeroşçu ve daha eski düşüncelerle ilgili olarak onlarda uzman
olan bu Ephesoslularla konuşmak delilerle konuşmak kadar imkânsızdır. Zira doğrusu metinleriyle uyumlu
davranıyorlar, argümana ve soruya
10 Burada kastedilen Herakleitos’un teorisi olabilir.
bağlı kalmıyor, sakince cevap vermiyor ve soru sormuyorlar. [180a] Onlarda
sakinliğin zerresi bulunmuyor, hem de hiçbir şekilde. Onlardan birine bir şey sorduğunda gizemli kısa
deyişler uyduruyor, âdeta sadaktan ok çıkarır gibi o deyişleri çıkarıp fırlatıyor, onun söylediği şeyi
açıklamaya çalıştığında uydurduğu başka bir deyişle vuruluyorsun. Onlarla konuşarak hiçbir yere
varamazsın, onlar birbirleriyle de hiçbir yere varamaz, aksine hem argümanlarında hem de ruhlarında
hiçbir şeyin tutarlı bir şekilde oluşmasına izin vermiyorlar, [180b] onların tutarlı olduğu
tek konu budur.11 Tutarlılığa topyekûn savaş açıyorlar ve onu her yerden kovuyorlar.
Sokrates: Belki de Theodoros
onları sadece savaşırken gördün ve sakince durdukları zaman yanlarında olmadın. Nitekim onlar senin
yoldaşların değil. Bununla birlikte sanıyorum ki, onlar kendi okullarında bu tür konuları öğrencileriyle
birlikte işliyorlar, onların da kendileri gibi olmalarını arzuluyorlar.
Theodoros: Yapma efendim, ne
öğrencisi? Onların hiçbiri bir başkasının öğrencisi olmaz, [180c] aksine kendi başlarına
gelişiyorlar, nerede ortaya çıkmışlarsa oradan esinleniyorlar ve biri diğerinin hiç bilmediği bir şeyi
düşünüyor. [...]
T22 Plat. Crat. 411b-c:
Sokrates: Köpek aşkına, az
önce oldukça iyi bir esinlenme oldu, çok eskiden isimleri bulan insanlar, günümüzdeki filozofların çoğu
gibi, var olan nesnelerin durumunu araştırmaya giriştiklerinde kapıldıkları o şiddetli girdaptan ötürü
serseme dönmüş ve bu yüzden nesnelerin de dönüp durduğunu ve olabilecek her şekilde hareket ettiğini
sanmıştır. Ancak dediklerine göre bu düşüncenin nedeni maruz kaldıkları içsel bir etkilenme
11 Başka deyişle sadece tutarsızlıkta tutarlılar.
değilmiş, aksine nesnelerin doğası öyleymiş ki, onlardan hiçbiri hareketsiz veya sabit
durmazmış, aksine hepsi akış hâlindeymiş, doğarlarmış ve her daim her türden hareket ve oluşla
dolularmış.
T23 Arist. Metaph. T5 1010a7-12:
Dahası, tüm bu <duyusal olarak algılanabilir ve belirsiz> doğanın hareket hâlinde
olduğunu ve değişen herhangi bir şeyle ilgili hakikatin dile getirilemeyeceğini gözlemleyerek her
şekilde tümüyle değişen bir şeyle ilgili doğru bir şey söylemenin mümkün olmadığını düşündüler. Bu
bahsettiğimiz kişiler arasında beliren en uygun öğretiye dayanır, Herakleitosçu olduklarını iddia eden
kişilerin yaklaşımıdır bu ve biri de Kratylos tarafından savunulmuştur. [...]
T24 Ps.-Arist. Probl. 13.6 908a28-34:
Niçin birisi sarımsak yediğinde idrarı kokar da kokusu daha ağır olan şeyleri yediğinde
kokmaz? Yoksa bazı Herakleitosçuların dediği gibi burada da meydana gelen buharlaşma hâli midir? Evrende
olduğu gibi bedende de bir soğuma oluyor ve ilkinde nem, İkincisinde idrar mı meydana geliyor?
T25 Ps.-Arist. Probl. 23.30 934b23-24, 32-36
[...] Bu12 <denizin> daha üst kısımlarının daha sıcak olmasının
nedenidir. Tuzlu <su> içilebilir sudan daha sıcaktır. Bu nedenle bazı Herakleitosçulara göre
taşlar ve toprak içilebilir olan suyun kurumasından ve katılaşmasından, Güneş de denizden yükselen
buhardan oluşur.
T26 Plat. Crat. 436e-437a:
Sokrates: [...] her şeyin
gittiği, hareket ettiği ve aktığı düşüncesinden hareketle isimlerin bize oluşu ifade ettiğini
söylüyoruz. Sen başka bir şeyi işaret ettiklerini mi düşünüyorsun?
12 Güneş’in bir sıvıdaki daha hafif elementleri çekmesi.
Kratylos: Bu kesinlikle böyle
ve <isimler> <nesneleri> doğru bir şekilde ifade ediyor.
T27 Arist. Metaph. T5 1010al2-15:
[...] Sonunda herhangi bir şey söylememenin gerekli olduğunu düşünen Kratylos sadece
parmağını salladı ve aynı nehre iki kez girilemeyeceğini söylediği için Herakleitos’u kınadı, zira onun
düşüncesine göre nehre bir kez bile girmek mümkün değildir.
T28 Plat. Crat. 383a-b, 390d-e:
Hermogenes: Sokrates,
Kratylos burada diyor ki, var olan her şeyin her birinin doğadan kaynaklanan doğru bir ismi vardır ve
bir isim insanların onu kullanmak için üzerinde anlaşma sağladığı ve kendi dillerinden bir parçayı
seçerek tercih ettiği bir şey değildir, aksine herkes için, hem Yunanlar hem de yabancılar için
belirleyici olan isimlerin doğadan ötürü doğru olduğundan söz edilebilir. [390d-e]
Sokrates: [...] ve Kratylos
şöyle derken hakikati dile getiriyor: İsimler doğadan ötürü nesnelere aittir ve isimleri bulan herhangi
biri yoktur, aksine insan doğası gereği her bir şey için var olan ilgili ismi bulur, onu harflere ve
hecelere döker.
Herakleitosçu Kratylos (T29-T32)
T29 Plat. Crat. 429d-e:
Sokrates: [...] Ancak hepsi
aynı, bana bunu daha fazla anlat: Yanlış bir şey söylemenin mümkün olmadığını mı düşünüyorsun? Peki bunu
söylemek mümkün mü?
Kratylos: Bana göre ikisini
de söylemek mümkün değil.
T30 Aeschin. Socr. in Arist. Rhet. 3.16 1417bl-2:
[...] ve Aiskhines’in Kratylos’la ilgili <dediği gibi> yüksek sesle tıslıyor,
yumruklarını sallıyordu.
T31 Arist. Metaph. A6 987a32-bl, M4 1078bl2-17: <Platon> gençliğinde önce
Kratylos’a ve Herakleitosçu öğretilere yakın oldu, bu <öğretilere> göre duyusal olarak
algılanabilen şeyler daimî olarak akış halindedir ve onlara dair bilgimiz yoktur, daha sonra da bu
görüşlerini sürdürdü. [...] [M4 1078bl2-17] Biçimler teorisini savunanlar temelde hakikatle
ilgili olarak Herakleitos’un öğretisiyle ikna olmuştur, buna göre duyusal olarak algılanabilir şeyler
akış hâlindedir, dolayısıyla bir şeyle ilgili bir bilgi ve düşünce olacaksa, duyusal olarak
algılanabilir olanlar dışında başka belli varlıklar da olmalıdır. Zira akıp giden şeylere dair bilgimiz
yoktur.
T32 Diog. Laert. 3.6, 8:
[...] ve söylediklerine göre <yazdığı tragedyaları yaktıktan sonra> yirmi yaşına
vardığında Sokrates’le çalıştı. O ölünce Herakleitosçu Kratylos ve felsefesiyle Parmenides’in
öğretilerini takip eden Hermogenes’in yanında bulundu. [...][8] Platon Herakleitosçu,
Pythagorasçı ve Sokratesçi öğretileri birleştirdi. Nitekim felsefesi duyusal algılar konusunda
Herakleitos’u, idrak edilebilen şeyler konusunda Pythagoras’ı ve politik konularda Sokrates’i
izledi.
Platon’da Herakleitosçu Temalar (T33-T38)
T33 Plat. Crat. 401d-402c:
Sokrates: [...] 'Εστία13 adını açıklayarak nesnelerin tözüne όσία14
diyenlere gelince, Herakleitos gibi onlar da var olan her şeyin hareket hâlinde olduğunu ve hiçbir şeyin
bir yerde durmadığını düşünüyor. Zira onlara göre “iten” neden ve kaynaktır, bu yüzden ona όσία denmesi
oldukça uygundur. [...] Hestia’dan sonra Rhea ve
13 Εστία (Hestia): Mitolojide Kronos ile Rhea’nın kızı.
14 όσία (osia): Tanrısal yasa, doğa yasası.
Kronos’u ele almak doğru olur. [...] Sevgili dostum, bir yığın bilgece şey geldi
aklıma.
Hermogenes: Ne gibi?
Sokrates: Söylemesi komik ama
bunda15 makul bir taraf var.
Hermogenes: Nedir?
Sokrates: Herakleitos’un
Kronos ile Rhea’nın zamanından kalan ve Homeros’un da dile getirdiği bazı eski deyişleri kullandığını
düşünüyorum.
Hermogenes: Ne demek
istiyorsun?
Sokrates: Herakleitos şöyle
bir şey söylüyor: Her şey akış hâlindedir ve hiçbir şey öylece durmaz, akan şeyleri bir nehre benzetiyor
ve aynı nehre iki kez giremeyeceğini söylüyor.
Hermogenes: Doğru.
Sokrates: O hâlde diğer
tanrıların atalarına Rhea ve Kronos adlarını vermiş olan insanın Herakleitos’tan farklı bir şey
düşündüğünü mü sanıyorsun? İkisine de tesadüfen mi akan şeylerin adlarını verdiğini düşünüyorsun?
Homeros şöyle der:
“Tanrıların babası Okeanos, anası ise Tethys,”16
ve bence Hesiodos da <böyle düşünür>.17 Orpheus ise başka bir yerde
şöyle der: “Uzaktan akan Okeanos’tu ilkin bir evliliği başlatan, evlendi kız kardeşiyle, annesinin
kızıyla.” Bütün bu anlatımların birbirleriyle nasıl uyumlu olduğuna bir bak ve onları Herakleitos’un
öğretileriyle karşılaştır.
T34 Plat. Theaet. 152d-e:
Sokrates: [...] Var olduğunu
söylediğimiz her şey hare-
15 Devamında dile getirilen Rhea ile Kronos’un etimolojisinde.
16 Hom. Il. 14.201,302.
17 Karş. Hesiodos, Theogonia 776-777, 782-795, 805-806.
ket, değişim ve birbirleriyle karışımından oluşur. Yanlış bir ifadeyle söylersek, hiçbir
şey yoktur, her şey oluş halindedir. Bu noktada Parmenides hariç tüm bilgelerin, Protagoras, Herakleitos
ve Empedokles’in aynı görüşte olduğunu kabul edelim.
T35 Plat. Soph. 242d-e:
Eleali Yabancı: İonyalı
Musalar18 [...] anlamıştı ki, en makul olanı iki anlayışı da birbirine örmek ve varlığın aynı
anda çok ve bir olduğunu, bunun da uyuşmazlık ve yakınlık sayesinde mümkün kılındığını söylemektir. Bu
Musaların diliyle söylemek gerekirse, ayrılanlar bir araya da gelir.
T36 Plat. Symp. 186e-187b:
Eryximakhos: Tıbbın tümüyle
bu tanrı tarafından yönetildiğini iddia ediyorum, bu fikir jimnastik ve çiftçiliğe de uyarlanabilir.
Müziğe gelince, onunla biraz ilgilenenlerin bile anlayabileceği üzere bu diğer ilimler için geçerli olan
onun için de geçerlidir, muhtemelen Herakleitos’un söylemek istediği de buydu, nitekim o bunu sözleriyle
açıkça ifade etmiyor. Zira diyor ki, “Ayrışan uzlaşıyor, tıpkı yay ile lirdeki uyumu gibi.” Bir uyumun
“ayrıştığını” veya ayrışan elementlerden oluştuğunu söylemek oldukça saçmadır. Ancak muhtemelen onun
kastettiği uyumun başlangıçta ayrılan keskin ve düz bir şeyden meydana geldiği, ancak sonra müzik
sanatıyla akort edildiğidir. Zira şurası açık ki, bir uyum hâlâ ayrışmakta olan keskin ve düz bir şeyden
oluşturulamaz. Nitekim bir uyum bir akorttur ve bir akort da bir tür uyuşmadır. Ayrışan şeylerden,
ayrıştıkları sürece bir uyuşma oluşması imkânsızdır. Aksine ayrışan ve uyuşmayan uyum sağlayamaz.
[...]
18 Bir görüşe göre buradaki “İonyalı Musalar” ifadesiyle sadece Herakleitos, başka bir
görüşe göreyse Herakleitos ile onun takipçileri kastedilmektedir.
T37 Plat. Hipp. Mai. 289a-b:
Sokrates: [...] Bize bu
soruyu soran adama nasıl yanıt vermemiz gerektiğini biliyorum Hippias: “Ey adam, Herakleitos’un şöyle
derken haklı olduğunu bilmiyor musun? ‘İnsanoğluyla kıyaslandığında en güzel maymun bile çirkindir’ ve
bilge Hippias’ın dediği gibi kızlarla kıyaslandığında en güzel demlik bile çirkindir.” Doğru değil mi
Hippias?
Hippias: Kesinlikle haklısın
Sokrates, harika bir yanıt vermiş olursun.
Sokrates: O hâlde dinle. Onun
üzerine ne söyleyeceğini de biliyorum. Ne diyorsun Sokrates? Biri kızları tanrılarla kıyaslarsa,
[b] demlikleri kızlarla kıyasladığında bulacağı şeyi bulmayacak mı? En güzel kız bile çirkin
görünmeyecek mi? Bahsettiğin Herakleitos da şu sözle aynı şeyi söylemiyor mu? En bilge insan bile
bilgelikte, güzellikte ve diğer her şeyde bir tanrıyla kıyaslandığında bir maymun gibi
görünecektir.
T38 Plat. Rep. 6 498a-b:
Onlar19 yaşlandığında, çok azı hariç, yeniden alevlendirilmezlerse,
Herakleitos’un güneşinden çok daha fazla söner.
Aristoteles’te Herakleitosçu Temalar (T39-T47)
T39 Arist. Phys. 3.5 205al-7:
[...] <elementlerden> hangisinin sınırsız olduğunu öğrenme sorunundan bağımsız
olarak genel itibariyle sınırlı olsa bile, Herakleitos’un dediği gibi <elementlerden> hangisi
olursa olsun hepsi ateşe dönüşür. [...] Zira her şey birbirinin karşıtına dönüşür, örneğin sıcak
soğuğa.
19 Diyalektik çalışanlar.
T40 Arist. Cael. 3.1 298b29-33:
Başkalarının dediğine göre, meydana gelen her şey akış halindedir ve hiçbir şey değişmez
değildir, sadece töz öyledir, diğer her şey şeklini değiştirerek ondan meydana gelir. Birçok kişinin
düşündüğü budur, özellikle de Ephesoslu Herakleitos’un.
T41 Arist. Metaph. Γ3 1005b23-26:
Aynı şeyin hem var olduğunu hem de var olmadığını düşünmek imkânsızdır, oysa bazıları
Herakleitos’un böyle söylediğine inanıyor. Nitekim birinin söylediğini aynı zamanda düşünmüş olması
zorunlu değildir.
T42 Arist. Metaph. Γ7 1012a24-26, 8 1012a33-b2:
Her şeyin hem var olduğunu hem de var olmadığını söyleyen Herakleitos’un teorisinin her
şeyi doğru kıldığı20 görülüyor. [...][8 1012a33-b2] Hiçbir şeyin doğru olmadığı ve
her şeyin doğru olduğu varsayımları Herakleitos’un varsayımlarıyla temelde özdeştir. Zira her şeyin
doğru ve her şeyin yanlış olduğunu aynı anda doğrulayarak aslında bu önermeleri ayrı ayrı olarak da
doğrulamış oluyor. Bu yüzden bu varsayımlar imkânsızsa, <her şeyin doğru olduğu> yönündeki ilk
önerme de imkânsızdır.
T43 Arist. Metaph. K5 1062a30-b11:
Bu sorunla21 ilgili basit bir kanıt yoktur, ancak bunu savunan kişiye karşı
bir kanıt vardır. Belki Herakleitos’a bu şekilde sorsaydı, onu aynı unsurlarla ilgili karşıt önermelerin
<aynı anda> hiçbir şekilde doğru olamayacağı düşüncesini kabul etmeye zorlamış olurdu, ancak bunun
nedeni bu görüşü benimseyerek konuştuğunu anlamamış olmasıydı. Söyledikleri genel olarak doğruysa, o
hâlde bu önerme (aynı şeyin aynı anda var olabileceği ve var olamayacağı önermesi) doğru değildir.
Zira
20 Doğru varsaydığı.
21 Bir şeyin aynı anda hem var olması hem de var olmaması sorunu.
nasıl ki bu önermeler ayrı ele alındığında doğrulama yanlışlamadan daha doğru değilse,
aynı şekilde bağlaç ve birleşime ilişkin tek bir kanıt olduğunda yanlışlama tüm önermeyi bir doğrulama
olarak kabul etmekten daha doğru olmayacaktır. Dahası, biri herhangi bir şeyi doğru bir şekilde
doğrulayamıyorsa, bu durumda kendisine göre böyle doğru bir doğrulamanın olmadığı bu doğrulamanın
kendisi de yanlış olur. Bir şey olabiliyorsa, bu durumda bu türden bir karşı çıkışta bulunan ve konuyu
tümüyle ortadan kaldıran insanların söyledikleri de çürütülür.
T44 Arist. Phys. 1.2 185bl9-25:
Onların tanımına göre kıyafet ve elbisede olduğu gibi her şey birse, onlar da
Herakleitos’un teorisini savunmuş olur. Zira iyi olan ile kötü olan aynı olacaksa, iyi olmayan da iyi
olanla aynı olacaktır, bu durumda aynı şey hem iyi hem de iyi olmayan olacak ya da hem bir insan hem de
bir at olacaktır. Buradan hareketle tüm varlıkların bir olduğunu savunamayacağız, onlardan birinin
herhangi bir şey olduğunu da savunamayacağız, belli bir nitelikte olan belli bir büyüklükte olanla aynı
olacaktır.
T45 Arist. Top. 8.5 159b30-33:
Bu nedenle diğerlerinin görüşlerinden, örneğin Herakleitos’un dediği gibi iyi ile kötünün
aynı olduğundan bahsedenler, karşıtların aynı şeyde ve aynı zamanda bulunmadığını kabul etmiyor, bu
onların görüşü olduğu için değil, Herakleitos’a göre söylenmesi gereken bu olduğu için böyledir.
T46 Arist. EN 7.3 1146b26-30:
Belli bir kanaati olan o kişilerden bazıları kuşku duymaz, aksine her şeyi kesin bir
şekilde bildiklerini düşünürler. [...] Zira bazı insanlar kendi bilgileriyle ilgili
olarak başkalarından ziyade kendi kanaatlerine güvenir, Herakleitos’un <durumu da>
bunun bir örneğidir
T47 Arist. An. 1.2 405a25-26:
<Apollonialı Diogenes gibi> Herakleitos da ilkenin ruh olduğunu söyler, zira
<ona göre> o bir buharlaşma <hâlidir> ve her şey bu buharlaşmadan oluşur.
Herakleitosçu Doktrin Üzerine Genel Açıklamalar
(T48-T64)
T48 Theophr. Sens. 1:
Duyusal kavrayışla ilgili genel olarak iki tür görüş vardır: Bazıları onu benzerlikle,
bazıları ise karşıtlıkla açıklar. Parmenides, Empedokles ve Platon benzerlikle, Anaksagoras ile
Herakleitos’un takipçileri ise karşıtlıkla açıklar.
T49 Simpl. In Phys., p. 23.33-24.11:
Metapontoslu Hippasos ile Ephesoslu Herakleitos <başka filozoflar gibi> ilkenin
tek, hareketli ve sınırlı olduğunu söyledi, ancak [24] onlar ilke olarak ateşi seçti ve
varlıkların yoğunlaşma ve seyrekleşme yoluyla ateşten meydana geldiğini ve yeniden ateşe dönüşerek
çözüldüğünü söylediler, bunun için de tek doğanın töz olduğu düşüncesine dayandılar. Herakleitos’un
dediğine göre her şey ateşle takas edilir [Karş. D89] ve o22 kaderle sabit olan belli bir
zorunluluğa bağlı olarak dünyanın dönüşümü için belli bir düzen ve kesin bir dönem belirler. [Karş. D87]
Şurası açık ki, ısının yaratıcı, teknik ve sindirimle ilgili niteliklerini, onun her şeye nüfuz edebilme
ve hepsini dönüştürebilme gücünü gözlemleyerek bu fikre vardılar, bununla birlikte bizim onların ateşi
sınırsız olarak düşündüklerine dair bir bilgimiz yoktur.
22 Herakleitos.
Dahası, bir element diğerlerinin kendisinden çıktığı ve kendisine yönelerek çözüldüğü en
küçük şeyse ve ateş elementlerin içinde en saf olansa, bu durumda o bir elementin dışında, onu aşan
başka bir şeydir.
T50 Diog. Laert. 9. 7-11
[7] Genel olarak şu düşünceleri savunur: Her şey ateşten gelir ve yine ona
dönüşerek yok olur. Her şey kadere göre olur, var olan her şey diğer şeylerle uyum içinde olmasını
doğalarındaki karşıtlığa borçludur. Her şey ruhlarla ve tanrısallıkla doludur. O, kosmos’ta olan her
şeyle ilgili konuşur ve Güneş’in göründüğü büyüklükte olduğunu söyler.[8] Onun kapsamlı
düşünceleri şöyledir: Ateş elementtir ve her şey ateşle takas edilir ve her şey seyrekleşme ve
yoğunlaşmayla olur. Ancak hiçbir şeyi anlaşılır bir dille açıklamaz. Her şey karşıtlıktan oluşur ve
nesnelerin bütünü bir nehir gibi akar. Bütün sınırlıdır ve sadece bir kosmos vardır. Ateşten oluşmuştur
ve belli aralıklarla tüm süre boyunca dönüşerek yeniden yanacaktır. Bu kadere göre olur. Karşıtlardan
biri yaratıma neden olur, ona savaş ve çatışma denir, diğeri ise küresel yangına, anlaşmaya ve barışa.
Değişim aşağı ve yukarı doğru olur, kosmos bu şekilde meydana gelir.[9] Zira ateş
yoğunlaşınca nem olur ve nem toplanarak suyu meydana getirir, su ise katılaşınca toprağa dönüşür. Her
şey bundan doğar, zira o neredeyse her şeyin denizdeki buharlaşmadan oluştuğunu söyler, bazı
buharlaşmalar parlak ve temizdir, diğerleri ise karanlık. Parlak olanlardan ateş, diğerlerinden nem
yükselir. Bizi neyin çevrelediğini ise açıklamıyor. Ancak içbükey tarafı bize bakan çemberler varmış,
sıkışan buharlar alevleri meydana getirir, bunlar da göksel cisimlerdir. [10] En parlak ve en
sıcak alev de Güneş’tir. Nitekim diğer göksel cisimler de yeryüzünden uzaktır ve bu yüzden daha az ışık
ve daha az ısı yayar. Ay yeryüzüne daha yakındır, ancak saf bölgeden geçmez.
Bununla birlikte Güneş saydam ve katışıksız <bir bölgede> uzanır, bizden orantılı
uzaklıkta bulunur, bu yüzden daha fazla ısı ve ışık yayar. Güneş ve Ay tutulmaları çemberler yukarı
döndüğünde olur, Ay’ın aylık fazları kendi etrafında yavaş yavaş dönmesiyle olur. Gün, gece, aylar,
yılın mevsimleri, yağmurlu yıllar, rüzgârlar ve benzer olaylar farklı buharlaşmalardan ötürü meydana
gelir.[11] Nitekim parlak buharlaşma günü meydana getirirken, karşıt buharlaşma onu
engelleyerek geceyi meydana getirir. Parlak olandan kaynaklanan ısı yazı, karanlık olanın baskın kıldığı
nem ise kışı meydana getirir. Diğer olayları da bu şekilde aynı düzlemde gerekçelendirir. Ancak
yeryüzünün niteliği ve çemberlerin kendisiyle ilgili açıklama yapmaz. Sadece bunlar onun
görüşleridir.
T51 Cic. Fat. 17.39:
[...] kader zorunluluğun gücünü uygular, Demokritos, Herakleitos, Empedokles ve
Aristoteles bu düşünceyi savunur.
T52 Aetna 537-540:
[...] Ancak biri taşın çekirdeğinin eritilebileceğini şaşkınlıkla karşılıyorsa, senin
karanlık kitapçığındaki o en hakiki sözleri düşünsün, Herakleitos: “Hiçbir şey nesnelerin tüm
tohumlarının ekili olduğu ateş karşısında yenilmez değildir.”
T53 Aët. 1.23.7:
Herakleitos hareketsizliği ve dinlenmeyi söküp atar evrenden, çünkü bunlar cesetlere
aitmiş ve ebedî şeylere ebedî bir hareket, tükenen şeylere ise tükenen bir hareket <izafe
eder>.
T54 Aët. 4.3.12 (Ps.-Plut.):
Herakleitos: Kosmos’un ruhu kendi içindeki nemin buhar hâlidir, dışsal buharlaşma
<hâlinden> doğan hayvanlarda da bulunur ve onlardaki ruh aynı türdendir.
T55 Aët. 4.7.2 (Theod. Cur. 5.23):
Herakleitos bedeni terk eden ruhların bütünün ruhuna geri döndüğünü, zira türünün ve
özünün aynı doğadan geldiğini söyledi.
T56 Macr. In Somn. 1.14.19:
Doğa filozofu olan Herakleitos: <ruh> yıldız özünden bir kıvılcımdır.
T57 (Ps.-?) Hippol. Ref. 1.4.3:
[...] ve Empedokles’in dediği gibi bize yakın olan tüm bölge kötülüklerle doludur ve bu
kötülükler yeryüzü bölgesinden taşarak Ay’a kadar uzanır, ancak daha ileri gitmez, çünkü Ay’ın
ötesindeki bölge daha temizdir. Herakleitos da aynı görüştedir.
T58 Numen. in Eus. PE 14.5.11-12 (Frag. 25 Des Places): [...] şimdi onun da Stilbon’un düşüncelerini ve
Herakleitosçu öğretileri paylaştığını düşün. Zira onlar Polemon’un öğrencileri olmakla birbirlerine
rakip oldular. Biri23 mücadelede Herakleitos’u ve Krates’le birlikte Stilbon’u kendine
müttefik olarak belirledi. Stilbon onu bir dövüşçü yaptı, Herakleitos katı birine ve Krates ise bir
kiniğe dönüştürdü. Arkesilaos ise [...]
T59 Ar. Did. in Eus. PE 15.20.2-3:
Kleanthes ruhla ilgili olarak diğer doğa filozoflarıyla bir karşılaştırma yapmak için
Zenon’un öğretilerini alıntılayarak şöyle der: [SVF 1.141 et 519] Zenon ruhu duyumsamayla donanmış bir
buharlaşma <hâli> olarak tanımlar, tıpkı Herakleitos gibi. Nitekim buharlaşmadan kaynaklanan
ruhların her daim zeki olduğunu gösterme ihtiyacını hissederek onları nehirlerle karşılaştırır, şöyle
derken de [...] Zenon da Herakleitos gibi ruhun bir buharlaşma <hâli> olduğunu ve onun
duyumsamayla donandığını bu şekilde onaylar. [...]
23 Zenon.
T60 Cleanth. in Stob. 1.1.12 [SVF 1. 537] :
Yeryüzünün etrafında dönen bu kosmos sana24 tabidir, nereye yönlendirirsen
yönlendir, gönülden uyar buyruğuna.
Görünmez ellerinde tuttuğun araçtır iki ucu alevli, ebedî yıldırım,
çarptığında titrer doğadaki her şey.
Onunla yönetirsin her şeyde ortak olan ve daha büyük ve daha küçük ışıklara karışarak
varlığını sürdüren logos’u.
T61 Philod. Piet. Col. 14 (p. 18 Henrichs):
[13] O25 Doğa
Üzerine kitaplarında, ele aldığımız kişilerden sonra Herakleitos’un
öğretilerini de uyarlayarak neredeyse aynı şeyleri yazar. [SVF 2.636], [...] [21] Üçüncü
kitapta savaş ile Zeus’un aynı şey olduğunu söyler, Herakleitos’un söylediği de budur.
T62 M. Aur. 4.46:
Herakleitos’un şu sözünü her zaman hatırlamalı: Toprağın ölümü su olmaktır, suyun ölümü
hava olmaktır ve havanın ölümü ateş olmaktır, sonra da tersi. Yolun götürdüğü yeri unutan insanı
hatırlamalı. Şunu da: İnsanlar kesintisiz bir şekilde ilişkide oldukları şeyle, yanı logos’la uyumsuzluk
içinde ve her gün karşılaştıkları bu şey onlara yabancı bir şeymiş gibi görünüyor. Uykudaki insanlar
gibi hareket etmemeli ve konuşmamalıyız, nitekim uyurken de hareket ettiğimizi ve konuştuğumuzu sanırız.
Anne babamızın çocukları gibi <hareket etmemeli ve konuşmamalıyız:>, yani herkesin kullandığı dili
ve gelenekten öğrendiklerimizi benimsememeliyiz.
T63 M. Aur. 6.42:
Herakleitos’un dediği gibi, “Uyuyan insanlar da işçidir ve kosmos’a katkı sunmaya devam
eder.”
24 Zeus’a.
25 Khrysippos.
T64 Ps.-Plut. Superst. 166C:
Herakleitos der ki, uyanık olanların dünyası bir ve ortaktır, buna karşılık uyuyanların
her biri kendi özel dünyasına çekilir.
Herakleitos’la İlgili Bazı Stoacı Yaklaşımlar (T65-T75)
T65 Clem. Alex. Strom. 5.105.1:
[Bağlam için bkz. T92] En seçkin Stoacıların küresel yangınla, kosmos’un yönetimiyle,
kosmos’un ve insanın öz varlığı, ruhlarımızın sürekliliği konularında söyledikleri buna26 çok
benzer.
T66 Calcid. In Tim. 251:
Stoacıların da benimsediği gibi Herakleitos [SVF 2.1198] aklımızı27 evreni
yöneten ve idare eden tanrısal akılla ilişkilendirir. Akıl yasasından kaynaklanan bu ayrılmaz
birliktelikten ötürü, ruhlarımız dinlenirken, <tanrısal akıl> duyuların yardımıyla geleceği
bildirir. Bu tekinsiz yerlerde gölgelerin ve yaşayanlar olduğu kadar ölü insanların hayaletlerinin
belirmesiyle olur. Yine o28 kehanet uygulamasını savunur ve hak eden kişilerin kutsal
güçlerle eğitilerek önceden uyarıldığını <iddia eder>.
T67 Sext. Emp. Adv.
Math. 7.127-34:
[127] [...] zira doğa filozofunun29 düşüncesine göre bizi oluşturan
özümüz logos ve mantık sahibidir. [...] [129] Bu yüzden Herakleitos’a göre, nefes aldığımızda
bu tanrısal logos’u içimize alarak akıllı bir varlığa dönüşürüz ve uykuya daldığımızda onu unutur,
uyandığımızda yeniden hatırlarız. Zira biz uyurken kavrayış kanalları kapanır ve zihnimizin kendisini
saran <tanrısal logos’la> olan doğal bağlantısı kopar ve <insan logos’u ile tanrısal lo-
26 Herakleitos’un öğretisine.
27 Ratio yani logos.
28 Herakleitos.
29 Herakleitos.
gos arasındaki> tek bağlantı noktası olan solunumdur, bir kök türü gibi altta var
olmaya devam eder ve o ayrıldığında daha önce sahip olduğu hatırlama yeteneğini de yitirir,
[130] ancak uyandığında pencereleri andıran kavrayış kanallarına yönelir ve kendisini saran
<tanrısal logos’la> karşılaşır, böylece bir kez daha logos sahibi olur. Nasıl ki kömür parçaları
ateşe yaklaştırıldığında bir dönüşüm geçirerek alev alır, uzaklaştırıldığında ise sönerse, aynı şekilde
bedenimizde kendisini saran <tanrısal logos’tan> gelen kısım <kendini saran tanrısal
logos’tan> ayrıldığında akılsız hâle gelir, ona yeniden kavuştuğunda ise kanalların çoğu sayesinde
yeniden bütünle yakınlık kurmaya başlar. [131] Herakleitos’un söylediğine göre hakikatin
ölçütü bu ortak ve tanrısal logos’tur, biz de onun dâhil olmasıyla, logos sahibi olan bir yaratık
oluruz.30 Bu yüzden herkese ortak görünen şey güvenilirdir, nitekim ortak ve tanrısal olan
logos tarafından kavranmaktadır, tersinden ötürü, tek bir insana görünen de güvenilir değildir.
[132] Yukarıda bahsedilen kişi Doğa
Üzerine adlı eserinin başında insanı saran şeyden belli ölçüde bahsederken
şunu söyler: “Logos’u [...] tıpkı uykuda yaptıkları gibi unuturlar.” [Karş. Dİ] [133] Her
şeyi tanrısal logos’a katılarak yaptığımızı ve düşündüğümüzü bu sözlerle açıkça dile getirdikten hemen
sonra aynı gerekçeyle ortak olanı izlememiz gerektiğini ekler: “Ancak logos <her şeyde> ortak
olmasına rağmen, birçok insan kendi düşüncesi varmış gibi yaşıyor. [=D2] Bu bütünü oluşturan düzenin
açıklanmasından başka bir şey değildir [... = T82]
T68 Sext. Emp. Adv.
Math. 8.286:
Bununla birlikte Herakleitos açıkça der ki, insan logos sahibi bir varlık değildir,
sadece onu saran zekâyla donanmıştır.
30 İnsan logos’u tanrısal logos’tan pay aldığı ölçüde hakikatin ölçüsüdür.
T69 Cic. Nat. deor. 3.14.35:
[...] ancak Balbus, Herakleitos’un peşinden giden sizinkiler31 her şeyi ateşin
gücüne atfetme alışkanlığında, benim düşünceme göre hepsi onu tek bir şekilde yorumlamıyor, madem o da
söylediklerinin anlaşılmasını istemiyor, biz de onu es geçelim. [SVF 2.421].
T70 Simpl. In Phys., p. 480.27-30:
Zira Herakleitos’un söylediğine göre her şey sınırlı bir ateşten gelmektedir ve her şey
ona geri döner. Stoacılar da bu görüştedir. Zira küresel yangın bu türden gizemli bir imadır ve her
nesnenin sınırlı olduğunu söylerler. [SVF 2.603].
T71 Simpl. In Cael., p. 294.4-7:
Herakleitos der ki, bazen kosmos’ta küresel bir yangın olur ve bazen kendini ateşten
yeniden oluşturur. Bu belli zaman aralıklarında olurmuş, şöyle diyor: “Belli ölçülere göre yanar ve
belli ölçülere göre söner.” [Karş. D87, T92] Daha sonra Stoacılar da bu görüşü savunmuştur.
T72 Cic. Ac. 2.37.118:
Herakleitos ateşin <temel element olduğunu düşündü>.
T73 Aët. 2.32.3-4 (Ps.-Plut.):
[3] Herakleitos: <büyük yıl> 10800 güneş yılıdır.
[4] Stoacı Diogenes: Herakleitos’a göre bir <büyük yıl> her biri 365
yıldan oluşan <30> dönemdir [SVF 2.603].
T74Aët. 2.17.4 (Ps.-Plut.):
Herakleitos ve Stoacılar: Yıldızlar yeryüzünden kaynaklanan buharlaşmayla beslenir [SVF
2.690].
Bkz. T50 [9]
T75 Aët. 5.23 (Ps.-Plut.):
Herakleitos ve Stoacılar: İnsanlar tohum taşıyan sıvının harekete geçtiği ikinci yedi
yıllık dönemde olgunluğa erişir [SVF 2.764].
31 Stoacılar.
Epikurosçu Polemikler (T76-T78)
T76 Diog. Laert. 10.6-8:
[...] ve Timokrates’in Şakalar adlı eserinde [...] söylediğine göre [...]
<Epikuros> Herakleitos’a Κυκητής32 dermiş [...]. [Karş. D58]
T77 Lucr. 1.635-44:
Dolayısıyla nesnelerin tözünün ateş olduğunu
Ve her şeyin sadece ateşten geldiğini düşünenler
Gerçek akıldan büyük ölçüde uzaklaşmış görünüyorlar Önce onların komutanı olan
Herakleitos girer savaşa, Hani anlaşılmaz dilinden ötürü, gerçeği arayan ciddi Yunanlardan ziyade
Boş kafalılar arasında meşhur olan.
Zira aptallar mecazi sözlerin altında saklandıklarını Düşündükleri her <anlama> çok
şaşırıp hayranlık duyar, Kulaklarına yumuşakça dokunabilen
Ve çekici bir sesle süslü olan <sözlerin> gerçek olduğunu düşünürler.
T78 Diog. Oen. Frag. 6, Col. 3 1-3, 7-14 Smith:
[...] Şimdi, bahsettiğimiz kişileri eleştireceğiz. [...] [7] ve hepsinden önce
ilk sıraya koyduğumuz Herakleitos’u. [...] Ateşin bir element olduğunu söylerken yanılıyorsun
Herakleitos, zira o yok edilemez değildir, onun söndüğünü görüyoruz, onun bir şey yaratma gücü yoktur.
[...]
Herakleitos ve Kuşkuculuk (T79-T82)
T79 Sext. Emp. Pyrrh. Hyp. 1.210:
[... Karş. T81] Aenesidemus ve takipçilerinin söylediğine göre Kuşkucu ekol
Herakleitos’un felsefesine giden bir yoldur, zira buna göre aynı şeylerle ilgili karşıtların
32 Κυκητής (kukêtês) κυκεών (kukeôn) içen ve bu içkinin etkisiyle ortalığı karıştıran,
heyecan uyandıran, kışkırtıcı.
belirdiği tezi mantıksal olarak aynı şeyle ilgili karşıtların var olduğu tezinden önce
gelir ve Kuşkucular da aynı şeyle ilgili olarak karşıtların belirdiğini söylerken Herakleitosçular
buradan karşıtların var olduğu düşüncesine geçerler.
T80 Tert. An. 9.5,14.5:
Havanın onun33 tözü olmaması, Aenesidemus’la Anaksimenes’in görüşü bu olsa da
bazı insanlardan hareketle bunun Herakleitos’un da görüşü olduğunu düşünüyorum [...] [14.5]
Bu örnek Strato, Aenesidemus ve Herakleitos’tan çok uzak değildir, zira onlar da tüm bedene nüfuz eden
ve soluğun flütün tüm deliklerinden geçmesi gibi, her yerde bulunan ruhun birliğini savunuyor.
T81 Sext. Emp. Pyrrh.
Hyp. 1.210, 212:
[210] [Kuşkucu ekolün Herakleitos’un felsefesinden farklı olması]
[210] Onun bizim ekolümüzden farklı olduğu açıktır. Zira Herakleitos birçok
belirsiz konuda dogmatik varsayımlarda bulunuyor, biz ise bunu yapmıyoruz. [...] Ancak Aenesidemus ve
takipçileri kuşkucu ekolün Herakleitos’un felsefesine giden bir yol olduğunu söylediği için [... = T79]
aynı şeyin karşıt şekillerde göründüğü tezine cevap veriyoruz, bu kuşkucuların bir öğretisi değildir,
sadece kuşkucular için değil, diğer filozoflar ve her insan için geçerli bir deneyim verisidir.
[...][212] Ancak muhtemelen kuşkucu ekol Herakleitos’un felsefesine bilgi katkısında
bulunmakla kalmamış, aynı zamanda ondan uzaklaşmıştır, zira kuşkucu biri Herakleitos’un tüm dogmatik
kabullerini yüzeysel bulur, küresel yangın teorisine ve aynı şeyle ilgili karşıtların var olduğu
görüşüne karşı çıkar, Herakleitos’un tüm öğretisine yayılan yüzeyselliği
33 Ruhun.
küçümser ve daha önce de söylediğim gibi, “anlamıyorum” ve “bir sonuca varmıyorum” der.
Bunların hepsi Herakleitosçulara karşıdır. Böyle karşıt bir ekolün karşı çıktığı öğretiye giden bir yol
olduğunu söylemek saçmadır, dolayısıyla kuşkucu ekolün Herakleitos’un felsefesine giden bir yol olduğunu
söylemek saçmadır.
T82 Sext. Emp. Adv.
Math. 7.126-27, 133-34:
[126] Herakleitos kendi adına insanın hakikatin bilgisi yolunda iki araçla,
duyusal kavrayış ve logos’la donandığını kabul ettiği için, daha önce ele aldığım doğa filozofları gibi
bu iki duyusal kavrayışın güvenilmez olduğunu söyleyip sadece logos’u ölçüt sayar. Ancak onun sözleriyle
söylersek, duyusal kavrayışı şöyle çürütür: [... = D34], kuşkusuz bu, şu deyişle aynı anlama gelir:
“Barbar ruhlara özgüdür akıl dışı duyusal kavrayışlara güvenmek.” [127] Ancak onun hakikatin
yargıcı olduğunu söylediği logos, sadece tek değildir, aynı zamanda ortak ve tanrısaldır. Kısaca
üzerinde durulması gereken budur. [...] [133] [...] Sadece onunla ortak bir hafızaya sahip
olduğumuzda hakikatle iç içe oluruz, onun dışında kendi başımıza nerede olursak olalım, yanlış yerde
oluruz.[134] Burada açıkça ortaya konduğu gibi, ortak olan logos bir ölçüttür ve onun
söylediğine göre ortak olarak <herkese> görünen şeyler güvenilirdir, zira logos tarafından ayırt
edilmiş olurlar, her bir kişinin kendi başına gördüğü şeyler ise kusurludur.
Yahudilik ve Hristiyanlık Açısından Herakleitos
(T83-T97)
T83 Phil. Quaest. Gen. 3.5, p. 178.11-25 Aucher:
Ancak iyi bilinmeli ki, bu dünyanın unsurları ikiye ayrılı ve karşıt şeyler olarak
düzenlenmiştir. Yeryüzü dağlık bölgelerden ve ovalardan oluşur. Su tatlı ve tuzlu diye ikiye ayrılır,
tatlı olan içilebilir, kaynaklardan ve ne-
hirlerden gelir, buna karşılık tuzlu olan deniz suyudur. Mevsimler kış ve yaz, ilkbahar
ve sonbahar diye ayrılır. Herakleitos Doğa
Üzerine adlı kitabını bu yaklaşımla yazdı, teologun karşıtlarla ilgili
düşüncelerini öğrendikten sonra kaleme aldı ve ona <anlaşılması için> uğraş gerektiren sayısız
argüman ekledi.
T84 Phil. Quaest. Gen. 4.152, s. 359.34-360.6 Aucher:
<Yaratılış 25:8’in34> temel anlamı anlaşılması açısından zor değildir,
ancak onu daha doğal anlamıyla düşünmek ve cevaben şu açıklamayı yapmak kaçınılmazdır: Bu bedenin ölümü
ruhun yaşamıdır, zira ruh kendi bedensiz yaşamını yaşar. Bu konuyla ilgili olarak Herakleitos da âdeta
bir hırsız gibi Musa’nın yasasını ve fikrini çalarak, “Onların ölümünü yaşıyor ve yaşamını ölüyoruz,”
[Karş. D71] der. Bu bedendeki yaşamın ruhun ölümü olduğunu varsayarak ölüm denen şeyin ruhun en yüce ve
en temel yaşamı olduğunu söyler.
T85 Phil. Leg. Alleg. 1.33.107-8:
[107] Musa “ölümle ölmek” derken, ölümü doğa yüzünden olan bir olay olarak
değil, bir ceza olarak gördüğünü gösterir.35 Doğa yüzünden olan, ruhun bedenden ayrılmasıdır,
buna karşılık ruh erdem yaşamı için ölüp sadece kusur yaşamı için yaşadığında ceza gerçekleşmiş
olur.[108] Herakleitos da bu noktada Musa’nın öğretisini izleyerek aynı yaklaşımı sergiler,
zira “Onların ölümünü yaşıyoruz ve onların yaşamını ölüyoruz,” der [Karş. D71], bunu da şu düşünceye
dayandırır: Biz yaşarken ruhumuz ölüdür ve mezara gömülmüş gibi bedene gömülmüştür, buna karşılık
öldüğümüzde ruh kendi yaşamını yaşar ve kötülükten yani bağlı olduğu ölü bedenden kurtulur.
34 Yaratılış 25:8, “Kocamış, yaşama doymuş, iyice yaşlanmış olarak son soluğunu verdi.
Ölüp atalarına kavuştu.”
35 Yaratılış 2:17.
T86 Phil. Her. 213-14:
[213] Doğa olaylarının yorumcusu mağrur bir şekilde bizim tembelliğimize ve
özensizliğimize acıyarak şimdi yaptığı gibi her defasında bize bütünlükten yoksun olan ve ayrımlardan
kaynaklanan şeylerin her birinin karşıt konumda olduğunu öğretir. Zira karşıtlardan biri diğerinden
oluşur ve karşıtlar bu ayrım sayesinde bilinir. [214] Yunanlar aralarında en fazla övülen
Herakleitos’un bunu felsefesinin temel noktası olarak sunduğunu ve yeni bir keşif yapmış gibi övündüğünü
söylemiyor mu? Oysa gerçekte karşıtların aynı şeyden kaynaklandığı ve nesnelerin bu şekilde bölümlendiği
Musa’ya ait çok eski bir keşiftir. [...]
T87Just. M. Apol. 1.46.2-3:
Bize İsa’nın Tanrı’nın ilk doğan oğlu olduğu öğretildi ve biz de daha önce onun tüm insan
soyunun paylaştığı logos’un kendisi olduğunu söyledik. Logos’la yaşayanlar Hristiyanlardı, Yunanlar
arasında Sokrates, Herakleitos ve onlara benzeyen başkaları ve barbarlar arasında İbrahim böyle
kişilerdi. [...]
T88 Tat. Or. 3:
“Kendi başıma öğrendim,” [Karş. D37] diyen Herakleitos’u onaylamıyorum, çünkü o kendini
eğitmekle birlikte kibirli biriydi, şiirini daha sonra yayımlanmak üzere gizemli bir şekilde Artemis
Tapınağı’na sakladığı için de onu övmüyorum. [Karş. Bl] Zira bu konular üzerine çalışan insanların
söylediğine göre tragedya şairi Euripides oraya gitmiş ve o şiiri okumuş, aklında az biraz kaldığınca
Herakleitos’un anlaşılmaz metnini arzuyla aktarmıştır. [Karş. T9] Bu adamın ölüm şekli cehaletinin de
kanıtıdır. Zira vücudu su toplayınca elden ayaktan düşmüş, felsefesine uygun bir şekilde hekimlik yapmış
ve her tarafına inek tezeği sürmüş, tezek sertleşip
de tüm vücudunda gerginliğe neden olunca kasılmalar eşliğinde ölmüş. [Karş. Bl]
T89 Clem. Alex. Strom. 4.4.1-2:
Sıkça yaptığımız bu tespitler deneyimsiz okurların rahatça okuyabilmesi içindir, başlığın
da ifade ettiği gibi bu oldukça renkli bir çalışmadır. Daimî olarak konudan konuya geçildiğinde
argümanlar silsilesindeki bir unsur ortaya konurken, başka bir unsura da dikkat çekilir. [2]
Nitekim Herakleitos’un dediği gibi, “Altın arayanlar çok toprak kazar ama az altın bulur,” [= D40] buna
karşılık gerçekten altın soyuna mensup olanlar kendilerine benzer olan altınları az arayarak çok
bulacaktır.
T90 Clem. Alex. Strom. 6.27.1:
<Öğretilerinin> çoğunu Orpheus’tan alan Ephesoslu Herakleitos’tan bahsetmeden
geçiyorum.
T91 Clem. Alex. Strom. 2.17.3-4:
İnanç söylenen sözü muhakeme yoluyla “kavrama”dan başka bir şey değilse ve buna “boyun
eğme”, “anlama” ve “ikna olma” deniyorsa, bu durumda kimse inanç olmadan bir şey öğrenemeyecektir, zira
kavrama olmadan öğrenme gerçekleşemez.[4] Dolayısıyla peygamberin “inancın yoksa
anlamayacaksın” sözünün36 kesin bir şekilde doğru olduğu ortaya çıkıyor. Bu ayetle uyumlu
olarak Ephesoslu Herakleitos’un söylediği de şudur: “İnsan umulmayanı ummazsa onu bulamayacaktır, zira
<bu olmadan> onu araştırmak ve ona varmak mümkün değildir.” [= D38]
T92 Clem. Alex. Strom. 5.104.1-105.1:
[104.1] Ancak Ephesoslu Herakleitos <Empedokles’ten farklı olarak>
açıkça <bir gün her şeyin ateşe dönüşeceği> fikrini savunmuştur. Biri ebedî, diğeri ise yok
olma-
36 Bkz. Yeşaya 7:9.
ya mahkûm olan iki kosmos olduğuna inanır, birinin kosmos-düzeninden37
kaynaklanmakla birlikte kendine özgü koşulları olan diğerinden farklı olmadığını da bilse bile böyle
düşünür. [2] Ancak tözün toplamından oluşan ve özel bir nitelikle donanmış olan kosmos’un
ebedî olduğunu bildiğini de açıkça gösterir, zira şöyle der: “Herkes için aynı olan bu kosmos [...]
belli ölçülere göre yanar ve belli ölçülere göre söner.” [=D87][3] Öğretisine uygun olarak bu
kosmos’un yaratıldığını ve yok olmaya mahkûm olduğunu şu sözlerle ortaya koyar: “Ateşin dönüşümleri:
Önce deniz <vardır> [...] sonra [...] diğer yarısı deniz hortumuna [... =D88] ”[4] Zira
şeylerin bütününü yöneten logos’un ve Tanrı’nın etkisi altındaki ateşin havanın içinden geçerek
kosmos-düzeninin tohumu gibi olan ve onun deniz dediği neme dönüştüğünü ve toprağın, göğün ve onun
kucakladığı her şeyin bundan oluştuğunu söyler.[5] Ancak onun yine şu sözlerle ortaya koyduğu gibi
kosmos’un yeniden yaratılışı küresel yangın aracılığıyla olur: “Deniz kadar [...] dağılır [...] toprak
olur.” [=D88] Bu diğer elementlere de aynı şekilde uyarlanır. [... = T65] Zira o da barbar felsefesinden
öğrendiği kadarıyla, kötülükle yaşayanların ateşle arınması gerektiğini biliyordu, daha sonra Stoacılar
buna “küresel yangın” demiştir. [Karş. T65, T70, T81]
T93 Clem. Alex. Strom. 5.9.2-4:
Bu yüzden havari bize “imanımız” ikna yöntemini kullandıklarını söyleyen “insanların
bilgeliğine değil, Tanrı’nın kudretine <dayansın>” diyerek seslenir, iman kanıtlar olmasa bile
sadece kendisiyle korunabilir.38 [3] “Zira sanıları olanlar içinde en yüce sanıya sahip olan
bilir,” [=D18] ve kuşkusuz “Adalet yalanlar uyduranları
37 Διακόσμησις (diakosmesis).
38 Bkz. 1. Korintliler 2:5.
ve onlara tanıklık edenleri yakalayacak,” [=D29] böyle diyor Ephesoslu.[4]
Zira o da barbar felsefesinden öğrendiği kadarıyla kötülükle yaşayanların ateşle arınması gerektiğini
biliyordu, daha sonra Stoacılar buna “küresel yangın” demiştir. [SVF 2.630]
T94 Clem. Alex. Paed. 3.1.5-2.1:
Logos’un içine yerleştiği insan kendini dönüştürmez, görünümden görünüme geçmez, o logos
biçimindedir, Tanrı’ya benzemiştir, güzeldir, makyajla güzelleşmemiştir, gerçekten güzeldir, zira Tanrı
da öyle güzeldir. Bu insan artık Tanrı olmuştur, çünkü Tanrı’nın istediğini istemiştir. Bu yüzden
Herakleitos şöyle demekte haklıydı: “Ölümsüzler ölümlü, ölümlüler ölümsüz.” [Karş. D71] Zira logos
aynıdır ikisinde de. Çözülen gizem: Bir insandaki Tanrı, insan Tanrı, aracı, Baba’nın arzusunu yerine
getirir. Aracı ikisinde de ortak olan logos’tur, Tanrı’nın oğludur, ayrıca insanlığın kurtarıcısı,
Tanrı’nın bir kulu ve bizim öğretmenimizdir.
T95 Clem. Alex. Strom. 4.139.4-141.4:
[139.4] Bu yüzden Tanrı ruhumuz rüyada bile tutkunun tacizine uğramasın,
aksine gece saf, gündüz ise kusursuz bir durumda olalım diye bizi uyanık kalmaya çağırıyor.39
[...] [140.2] “Diğerleri gibi uyumayalım, aksine uyanık ve ayık olalım. Uyuyanlar gece uyur,
sarhoş olanlar ise gece sarhoş olur. Ancak biz gündüze aidiz, ayık olalım, iman ve sevgi zırhımızı
kuşanalım, kurtuluş umudumuzu da miğfer diye takalım.”40 [141.1] Uyku için söylediklerinin
ölüm için de geçerli olduğu anlaşılmalıdır. Zira ikisi de ruhun bedenden ayrılmasını ifade eder,
İkincisi daha çok, ilki daha az, bu Herakleitos’ta da görülen bir fikirdir.[2] “Bir insan geceleyin
[...] uyanık-
39 Bkz. Matta 24:42.
40 Bkz. 1. Selanikliler 5:6-8
ken uyuyan bir insana dokunur.” [= D72] Zira havariye göre “doğru zamanı bilenler
kutsanmıştır, bu da senin uykudan uyanma zamanındır, zira kurtuluşumuz şu an imanımıza kavuştuğumuz
andan daha yakındır. Gece geride kaldı, gündüz yakındır. O hâlde karanlığın işlerini bırakalım, ışığın
silahlarını kuşanalım.”41 [4] O “gün” ve “ışık” ile bir alegori yaparak Oğul’u kastediyor,
“ışığın silahları” ile ise ilkeleri işaret ediyor.
T96 Hippol. Ref. 9.7-8, 9.9-10:
[7.1] Noetos isminde bir adam vardı, Smyrna kökenliydi. Herakleitos’un
öğretilerine dayanan bir kâfirlik örneği sundu. [...] [8.1] [...] Bu noktada bize düşenin
önce Karanlık Herakleitos’un fikirlerinden alıntı yapıp sonra kâfirliğin bugünkü liderlerinin
kendilerini İsa’ya ait sanmalarına rağmen aslında Karanlık’a ait olduklarını bilmeden Herakleitosçu
öğretileri savunduklarını kanıtlayarak o filozofun öğretilerindeki kötülüğü gözler önüne sermek olduğu
anlaşılıyor.[2] Nitekim bu adamlar bu öğretilerle yüz yüze geldiklerinde utanıp tanrıtanımaz
sapkınlıklarına bir son vereceklerdir. [9.1] Herakleitos’un dediğine göre bütün42
bölünebilir bölünemez, yaratılmıştır yaratılmamıştır, ölümlüdür ölümsüzdür, logos ebediyettir, baba
oğuldur, sadece bir tanrıdır: “Asıl bilgece olan, beni değil, logos’u43 dinledikten sonra her
şeyin bir olduğunu anlamaktır.”
T97 Theod. Cur. 8.39-41:
Herakleitos’un söylediğine göre savaşta öldürülenler en fazla onurlandırılır, bu yüzden
diyor ki, “Tanrılar
41 Bkz. Romalılar 13:11-12.
42 τό πάν (to pan).
43 Laks-Most bu fragmanda, D46’daki λόγου (logou) yerine δόγματος (dog-matos) okumasını
tercih etmiştir. Bunun nedeni D46’da Ps.-Hippolytus’un Herakleitos’tan yaptığı alıntıda anlatmak
istediğini, A86’da ise doğrudan anlattığını aktarmalarıdır.
ve insanlar Ares’in katlettiği insanları onurlandırır,” [=D129] başka bir yerde de şöyle
diyor: “Daha büyük ölümler daha büyük paylar alır.” [=D129] [40] Ancak ben bu fikri doğru
bulmuyorum, zira birçok insan rezil bir yaşam sürüp <savaşta> en acı şekilde öldü. [...][41]
[...] Dolayısıyla Herakleitos’un düşündüğü gibi Ares’in katlettiği insanların değil, inancı gereği
ölümü sevinçle göze alan insanların onurlandırılması gerekir, nitekim ona göre de hakikat böyle
insanların ölümünün “daha büyük” olduğunu göstermektedir. Bu yüzden yaşarken insanlar tarafından
onurlandırılmayıp ebedî ödülü bekleyenler daha büyük pay alır. Herakleitos’un şu deyişini ise
hayranlıkla karşılıyorum: “İnsanları ölümden sonra ummadıkları ve varsaymadıkları şeyler bekler.”
[=D127]
Yeni Platoncu Bağlantılar (T98-T102)
T98 Plot. 4.8.1.11-17:
Zira bizi bu soruyla44 meşgul olmaya çağıran Herakleitos, karşıtlar arasındaki
değişimin kaçınılmaz olduğunu anlatırken şöyle diyor: “Yukarı ve aşağı giden yol aynı” [Karş. D50],
“dönüşerek dinlenir” [=D56], “Aynı kişiler için çalışmak ve onlar tarafından yönetilmek can sıkıcıdır.”
Öyle görünüyor ki, imgelerle konuşuyor ve logos’unun açıkça anlaşılmasını istemiyor, belki de logos’u
kendimizde aramamız gerektiğini düşünüyor, kendisinin de arayıp bulduğu gibi. [Karş. D37]
T99 Plot. 5.1.2.38-42:
Çok sayıda ve farklı yerlerde farklı gökler olsa da aynı zamanda bunun45
kudretinden ötürü hepsi birdir ve bu kosmos bu durumdan ötürü bir tanrıdır. Güneş de bir
44 Ruhun bedene nasıl girdiği sorusu.
45 Ruhun.
tanrıdır, zira diğer göksel cisimler gibi onun da bir ruhu vardır. Hepsinden önce şu
mantığa uyarız: “Cesetleri gübrelerden daha çok atmalı.” [= D126]
T100 Porph. Antr. 10, 29:
Muhtemelen Herakleitos’un neme dönüşmenin ruhlar için bir ölüm değil, bir haz olduğunu
[Karş. D108] ve var olmasının da bir haz olduğunu söylemesinin nedeni budur, nitekim başka bir yerde de
“Onların ölümünü yaşıyor, yaşamını ölüyoruz,” der. [Karş. D71] [...][29] [...] Doğa her yerde
farklılıktan başladığı için <eskiler> her yere iki kapılı giriş anlamında bir sembol
yerleştirmiştir. Zira yol ya anlaşılabilir ya da kavranabilir olanla geçilir, anlaşılabilir olanla
ilgili olarak ya sabit yıldızlar küresinden ya da gezegenlerden ve yine ya ölümsüz bir geçitten ya da
ölümlü bir geçitten geçilir. Yeryüzünün üzerinde bir merkez vardır, altında da; biri doğuya diğeri
batıya bakar, bazı şeyler sola, diğer şeyler sağa bakar ve gece de vardır, gündüz de. Bu yüzden geriye
uzanır uyumlu olan ve <yay> karşıtların arasından fırlatır okunu. [Karş. D47]
T101 Iambl. An. in Stob. f.49.39:
<Ruhların> soyları farklılıklarını kendileri de farklı olan dünyanın çok sayıdaki
parçalarından edinir, onlardan meydana gelir ve <soylarının> ölçüleri birçok şekilde birbirinden
ayrışır. Nitekim Herakleitos karşıtlar arasında zorunlu dönüşümler olduğunu düşündüğünden [Karş. D89]
ruhların da kendi yollarında bir yukarı bir aşağı gezdiğini savunur [Karş. D50], ona göre aynı yerde
kalmak rahatsızlık verir, sürekli dönüşmek ise dinlendirir. [Karş. D56]
T102 Procl. In Tim. 1 ad 20d (1.76.17-21 Diehl):
Diğer insanlar bu olayların bu şekilde olduğunu reddetmez, buna karşılık bütün bunların
günümüzde
daha önce kosmos’ta olan olayların sembolik anlatımları olarak anlaşılması gerektiğini
düşünürler, zira Herakleitos’a göre de “Savaş her şeyin babasıdır.” [Karş. D62]
Yunan Şiiri ve Edebiyatı Üzerine Çeşitli Yaklaşımlar
(T103-T109)
T103 Diog. Laert. 9.16:
Hieronymos’un dediğine göre iambik şair Skythinos da <Herakleitos’un> logos’unu
şiire dökmeye çalışmıştır.
T104 Plut. Pyth. Orac. 16 402A:
Güzel Apollon, Zeus’un oğlu, uydurur birbirine bir bütün olarak [Karş. D47], getirip de
bir araya başı ve sonu [Karş. D52] ve tutar güneşin ışığını parlayan bir mızrap gibi.
T105 Diog. Laert. 9.6:
Timon da bu adamı şu sözlerle betimler: Onların arasından gürültücü, halka küfreden,
gizemli sözler sarf eden Herakleitos çıktı.
T106 Anth. Gr. 7.479 (Theodoridas):
Ben bir taşım, bir zamanlar yuvarlak ve dövülmemiş hâldeydim,
Şimdi Herakleitos’un başını taşıyorum içimde.
Ancak zaman dövdü beni, <denizin> sahili dövmesi gibi,
Zira uzanıyorum herkese açık bir patikada,
İri yarı insanların geçiş yolunda.
Sesleniyorum ölümlülere, dikili kitabem olmasa da
Bir köpeğim var avama havlayan.
T107 Anth. Gr. 7.79 (Meleagrus?):
“Sen insanoğlu, ben Herakleitos’um, yani bilgeliğe erişen tek adam.”
“Ancak bir insanın vatanı için yaptığı,
Daha ulvidir bilgelikten.”
“Evet, kabalık edip bağırdım anne babama, Ah yabancı, o kötü insanlara da.”
“Seni dikenlere çok güzel ödemişsin minnettini!”
“Gitmeyecek misin? Yeter kabalığın, Daha büyük bir küfür işiteceksin yoksa, Git artık
toprağım Ephesos’tan!”
T108 Diog. Laert. 9.16:
Ben Herakleitos’um. Sizi rezil herifler, ne diye beni bir aşağı bir yukarı
Çekiştirip duruyorsunuz? Sizin için değil, Beni anlayanlar için emek harcadım.
Benim için bir kişi otuz bin kişidir, Sayısız kalabalık ise bir hiç.
Böyle söylüyorum Persephone’nin diyarında bile.
T109 Diog. Laert. 9.16:
Acele etme Herakleitos’un kitabının sonuna ulaşmak için Kolay değil bu yolu
katetmek.
Kasvetli ve ışıksız, belirsizlikle dolu.
Ama bu yola girmiş biri yönlendirirse seni Daha parlak olur ışıldayan güneşten.
Herakleitos’un Sözlerinin Farklı Tekrarlan (T110-T134)
T110 Phil. Quaest. Gen. 4.1, p. 237.4-6 Aucher: Herakleitos’a göre ağaç bizim doğamızdır. Saklanmayı
sever.
T111 Phil. Somn. 1.6:
Kuyu bana bilginin sembolüymüş gibi görünüyor. Zira onun doğası yüzeye değil dibe
ilişkindir. Açık bir şekilde önümüze serilmez, aksine görünmezlikte saklanmaktan hoşlanır.
T112 Phil. Spec. Leg. 4.51:
Ancak çok kısa süre içinde bu tür taktikler bulundu, zira sonsuza dek saklanmaktan
hoşlanmayan doğa, aşılamaz güçleriyle en doğru zamanda kendi güzelliğini ortaya çıkarır.
T113 Phil. Fuga et inv. 179:
Alegoriye ve saklanmayı seven doğaya nüfuz etmeyenler bahsettiğimiz Mısır nehrinin
kaynağından hoşlanır.
T114 Phil. Mut. Nom. 6:
[...] dildeki süsleri korumadığı görülen tüm açıklamalar sadece her daim saklanmayı seven
doğanın sembolleridir. [...]
T115 Them. Orat. 5:
Herakleitos’a göre, doğa saklanmayı sever ama doğa araştırmacısı bunu doğadan daha fazla
sever. [...]
T116 Procl. In Remp. 2, p. 107.5:
[...] ve bu kurgu kesin bir şekilde doğayla da uyumludur, zira Herakleitos’a göre doğa da
saklanmayı sever. [...]
T117 Jul. Or. 7 216C:
[...] zira doğa saklanmayı sever ve tanrıların tözü de saklıdır, kirli dinleyicilere
çıplak sözcüklerle açık edilmeyi kabul etmez.
T118 Mus. Ruf. in Stob. 3.17.42:
[...] ve dolayısıyla ruhumuz saf ve kuru olunca en iyi ve en bilge olur, “Kuru ışık
parıltısı en bilge ve en iyi ruh,” diyen Herakleitos’un kanaatine uygun olarak.
T119 Stob. 3.5.6-8:
Herakleitos’a göre [...] “Kuru ışık parıltısı en bilge ve en iyi ruh.”
T120 Phil. Prov. 2.67 Colson ap. Eus. PE 8.14.67:
[...] Herakleitos şunu derken konuyu gözden kaçırmamış oluyor: “Kuru ışık parıltısı en
bilge ve en iyi ruh.”
T121 Plut. Esu earn. 995E:
Herakleitos’a göre “kuru ışık parıltısı en bilge ruh”.
T122 Plut. Def. Orac. 432F:
Zira Herakleitos’a göre “bu kuru bir ruhtur”.
T123 Plut. Rom. 28.7:
Zira Herakleitos’a göre “bu ruh kuru ve en iyisidir”.
T124 Clem. Alex. Paed.
2.29.3:
[...] ve dolayısıyla ruhumuz saf kuru ve ışıltılı olurdu:
“Kuru ışık parıltısı en yüce ve en bilge.”
T125 Gal. Quod animi
mores, p. 786:
[...] ancak Herakleitos’u takip edenlerin söylediğinin aksine kuruluğun zekânın nedeni
olduğu sonucuna varmayacağız, zira o, “Kuru ışık parıltısı, en bilge ruh,” demiştir. [...]
T126 Herm. In Phaedr. (p. 29.27-29 Lucarini - Moreschini): “Kuru ışık parıltısı en bilge ruh,” diyen
Herakleitos’a göre de yaz ve öğlen ruhun yükselişine uygundur.
T127 Arist. Quint. Mus. 2.17:
Diyor ki, [...] Herakleitos [...] “ruh kuru ışık parıltısı, en bilge” [...]
T128 Porph. Sent. 29.40:
Ne zaman kendini doğadan soyutlamaya çalışsa, gölgesiz ve bulutsuz, kuru bir ışık
parıltısı olur.
T129 Porph. Antr. 11:
Herakleitos diyor ki, “Kuru ruh, en bilge.”
T130 Plut. An Virt. 439D:
Zira Herakleitos’un dediği gibi “cehaleti gizlemek daha iyidir”.
T131 Plut. Aud. 43D:
Zira belki de Herakleitos’un dediği gibi “cehaleti gizlemek” değil, onu açığa çıkarıp
ortadan kaldırmak daha iyidir.
T132 Plut. Quaest.
conv. 3.1 644F [= D120]
Herakleitos’un dediği gibi “cehaleti gizlemek daha iyidir”, ancak insanın gevşeyip şarap
içerken bunu yapması zordur.
T133 Plut. ın Stob. 3.18.31:
Herakleitos’un dediği gibi, cehaleti gizlemek her durumda zor bir iştir, ancak şarap
içerken çok daha zordur.
T134 Stob. 3.1.174-75:
Herakleitos’a göre cehaleti gizlemek açığa çıkarmaktan daha iyidir.
Kuşkulu veya Yakıştırma Sözler (T135-T150)
T135 Stob. 3.4.81 (= Democrates 29):
Çok şey bilen birçok insan idrak yoksunudur. [Karş. D19]
T136 Democrates 30:
Çok şeyi bilmeye değil, çok şeyi idrak etmeye çalışmak gerek. [Karş. D19]
T137 Democrates 64:
Zeki birinin dostluğu tüm akılsız insanların dostluğundan daha iyidir. [Karş. D12]
T138 Stob. 3.20.56:
Gönüle karşı koymak zordur, ona hükmetmek ise bilge insana özgüdür. [Karş. D123]
T139 Clem. Alex. Protr. 10.92.4:
Zira o46 der ki, “Domuzlar temiz sudan çok çamurdan hoşlanır,” [= D81] ve
Demokritos’a göre, “çöpü çılgınca arzularlar.”
T140 Apoll. Tyan. Epist. 27:
Delphoi rahiplerine: Rahipler sunakları kanla kirletiyor,
46 Muhtemelen Herakleitos.
sonra bazı insanlar büyük bir felaket yaşandığında kentlerinin niye bu kadar talihsiz
olduğunu soruyor. Ne cehalet! Herakleitos çamurla arınma konusunda Ephesosluları ikna edememiş olsa bile
bir bilgeydi! [Karş. B3]
T141 Amm. Marc. 21.16.14:
Ephesoslu Herakleitos da buna katılarak bizi bazen değişen talihin bir sonucu olarak
zayıf ve korkakların seçkin insanlara üstün geldiği yönünde uyarır.
T142 Diog. Laert. 9.7:
O dedi ki, sanı sara hastalığıdır ve görme aldatıcıdır.
T143 Gnomol. Par. 209:
Herakleitos’un söylediğine göre sanı ilerlemeye engeldir.
T144 Gnomol. Vat. 743 n. 312:
Şeref payeleri tanrıları ve insanları tutsak eder.
T145 Gnomol. Vat. 743 n. 313:
Kötü insanlar dürüst insanların düşmanlarıdır.
T146 Gnomol. Vat. 743 n. 314:
Herakleitos dedi ki, eğitim eğitilenler için ikinci güneştir.
T147 Gnomol. Vat. 743 n. 315:
O dedi ki, şöhrete kavuşmanın en kısa yolu iyi bir insan olmaktır.
T148 Tzetz. In Aristoph.
Plut. 88:
Dedi ki, “Ey Ephesoslular, zenginliğiniz sizi terk etmesin, böylece kötülüğünüz
kanıtlanabilsin.”
T149 Ps.-Max. Conf. Loc.
Comm. 8.65:
Doğa filozofu Herakleitos’a göre: Zamanında şükran duymak acıkınca uygun yemeği yemek
gibi ruhun eksikliğini giderir.
T150 Gnomol. Mon. Lat. 1.19:
Bilerek gülünç görünmen insanlara komik gelmez.
Herakleitos veya Orpheusçulardan İki Yansıma (T151-T152)
T151 Eur. fr. 638K (Polyid.): Kim biliyor yaşamak ölü olmak mı, Ölü olmanın yer altında
yaşamak olduğu düşünülürken?
T152 Eur. A aut B Fr. 833.1-2 K (Phrix.): Kim biliyor ölüm denen şeyin yaşam, Yaşamın da
ölüm olmadığını?
Yazar ve
Eser İsmi Kısaltmaları, Kaynaklar ve Fragmanlar Dizini
Aeschin. Socr.: Aeschines Socraticus (T30)
Aet.: Aëtius = Doxographi
Graeci, ed. H. Diels. Berlin, 1879. (D94, D103, T53-T55, T73-T75)
Aetna: Minor Latin Poets, Volume I: Publilius Syrus. Elegies
on Maecenas. Grattius. Calpurnius Siculus. Laus Pisonis. Einsiedeln Eclogues. Aetna, çev. J. Wight Duff, Arnold M. Duff. Loeb Classical Library 284. Cambridge, MA: Harvard
University Press, 1934. (T52)
Anth. Gr.: Anthologia Graeca, ed.
H. Beckby. Munich, 1957. (T106-T107)
Ar. Did.: Arius Didymus (D64, D109, T59)
Aristarch. Sam. in Comm, in
Od.: Aristarchus Samius, Commentarius in Odysseiam = P. Oxy. 3710; vol. 53,
1986. (D99)
Arist.: Aristoteles
___, An.: De anima, ed. W. D. Ross.
Oxford, 1961. (T47)
___, Cael.: De caelo, ed. P.
Moraux. Paris, 1965. (T40)
___, EE: Ethica Eudemia, ed. R. R.
Walzer and J. M. Mingay. Oxford, 1991. (D22)
___, EN: Ethica Nicomachea, ed. I.
Bywater. Oxford, 1894. (B15, D60, D80, T46)
___, Metaph.: Metaphysica, ed. W.
D. Ross. Oxford, 1924. (D67, T23, T27, T31, T41-T43)
___, Meteor.: Meteorologien, ed. E
H. Fobes. Cambridge, MA, 1919. (D97)
___, PA: De partibus animalium, ed.
P. Louis. Paris, 1956. (B14)
___, Phys.: Physica, ed. W. D.
Ross. Oxford, 1936. (T39, T44)
___, Rhet.: Ars Rhetorica, ed. R.
Kassel. Berlin, 1976. (T10, T30)
___, Sens.: De sensu = Parva naturalia, ed. W. D. Ross. Oxford, 1955. (D35)
Amm. Marc., Ammianus Marcellinus, History, Volume II: Books 20-26, çev. J. C. Rolfe.
Loeb Classical Library 315. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1940. (T140)
Apoll. Tyan. Epist.: Apollonius Tyanaeus, Epistulae =
Apollonius of Tyana, Volume III: Letters of Apollonius. Ancient Testimonia. Eusebius’s Reply to
Hierocles, çev. Christopher P. Jones. Loeb Classical Library 458. Cambridge,
MA: Harvard University Press, 2006. (T140)
Arist. Quint. Mus.: Aristides
Quintilianus, De musica, ed. R. P. Winnington-Ingram. Leipzig, 1963.
(T127)
Aristocr. Theos.: Aristocritus, Theosophia, ed. P. F. Beatrice. Leiden, 2001.
(D14)
Aucher: Bkz. Phil. Quaest.
Gen. (T83-T84, T110)
Aug. Civ.: Augustinus, De Civitate Dei = City
of God, Volume II: Books 4-7, çev. William M. Green. Loeb Classical Library
412. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1963. (D91)
Calcid. In Tim.: Calcidius, In Platonis
Timaeum, ed. B. Bakhouche. Paris, 2011. (T66)
Cic.: Cicero
___, Ac.: Academica = On the Nature of the Gods.
Academics, çev. H. Rackham. Loeb Classical Library 268. Cambridge, MA:
Harvard University Press, 1933. (T72)
___, Fat.: De Fato - On the Orator: Book 3. On Fate. Stoic
Paradoxes. Divisions of Oratory, çev. H. Rackham. Loeb Classical Library 349.
Cambridge, MA: Harvard University Press, 1942. (T51)
___, Fin.: De Finibus, ed. C.
Moreschini. Munich-Leipzig, 2005. (T12)
___, Nat. dear.: De natura deorum,
ed. A. S. Pease. Cambridge, MA, 1955-1958. (T69)
___, Tusc.: Tusculanae Disputationes, ed. G. Fohlen. Paris, 1931. (Notlarda)
Cleanth.: Cleanthes (D64, D109, T60)
Clem. Alex.: Clemens Alexandrinus
___, Paed.: Paedagogus = Clemens
Alexandrinus, ed. O. Stählin, L. Früchtel, and U. Treu. Berlin, 1970. (Aşağıdaki eserler için de aynı
kaynak geçerlidir.) (D85, T94, T124)
___, Protr.: Protrepticus (D15,
D17, T139)
___, Strom.: Stromata (B5, D3, D5,
D13, D18, D29, D38, D40-D41, D46, D53, D72-D73, D81, D87-D88, D107, D115, D122, D125, D127, D129, T14,
T65, T89-T93, T95)
Colum. Agric.: Columella, De Agricultura = Opera
quae exstant, ed. V. Lundstrom. Uppsala-Goteborg, 1897-1940. (D82)
Demetr. Eloc.: Demetrius, Elocutio = On
Style, ed. W. Rhys Roberts. Cambridge, 1902. (TH)
Diog. Laert.: Diogenes Laertius, Lives of Eminent Philosophers, ed. T. Dorandi.
Cambridge, 2013. (B1, D1l, D19-D20, D26-D27, D45, D105, D113-D114, D119, T1-T5, T7, T9, T20, T32, T50,
T76, T103, T105, T108-T109, T141)
Diog. Oen. Frag.: Diogenes Oenoandensis, The
Epicurean Inscription, ed. M. F. Smith. Naples, 1993; Supplement to Diogenes of Oinoanda, The Epicurean Inscription,
Naples, 2003. (T78)
Etym. Mag.: Etymologicon Magnum,
ed. T. Gaisford. Oxford, 1848. (D51)
Eur.: Euripides = Early Greek
Philosophy, Volume IX: Sophists, Part 2, çev. André Laks, Glenn W. Most. Loeb
Classical Library 532. Cambridge, MA: Harvard University Press, 2016. (T150-T151)
Eus. PE:
Eusebius, Praeparatio evangelica, ed. K. Mras. Berlin, 1954. (D4, D17, D64, D109, T58-T59, T120)
Flav. Jos. Ap.: Flavius Josephus, Contra Apionem =
Flavii Iosephi opera, ed. B. Niese. Berlin, 1892.
Gal.: Galenus
___, In Hipp. Epid.: In Hippocratis Epidemiarum librum
secundum commentarii V, ed. F. Pfaff. CMG V 10.1. = Corpus Medicorum Graecorum. Berlin, 1927.
(T18)
___, Quod animi mores: Quod animi mores corporis temperamenta
sequantur. = Opera omnia, vol. IV, ed. C. G. Kühn. Leipzig, 1821-1833, pp.
767-822. (T125)
Gnomol. Mon. Lat.: Gnomologium Monacense Latinum, in Caecilius Balbus, De Nugis Philosophorum quae supersunt, ed. E. Wölfflin. Basel, 1855.
(T149)
Gnomol. Par.: Gnomologium Parisinum, ed. L. Sternbach, in Rozprawy Akademii Umiejetnosci. Wydzial Filologiczny, ser. 2, vol.
5. Cracow, 1894. (T142)
Gnomol. Vat.: Gnomologium Vaticanum, ed. L. Sternbach, in Wiener Studien 9-11. Vienna, 1887-1889. (T143-T146)
Gym. in Zeux.: Gymnasium in Zeuxippo = Greek Anthology, Volume I: Book 1: Christian Epigrams. Book 2: Description of
the Statues in the Gymnasium of Zeuxippus. Book 3: Epigrams in the Temple of Apollonis at Cyzicus. Book
4: Prefaces to the Various Anthologies. Book 5: Erotic Epigrams çev. W. R.
Paton. Revised by Michael A. Tueller. Loeb Classical Library 67. Cambridge, MA: Harvard University
Press, 2014. (B12)
Henrichs: A. Henrichs, “Die Kritik der stoischen Theologie im PHerc. 1428,” Cronache Ercolanesi 4 (1974): 5-32.
(T61) Bkz Philod. Piet.
Heracl. Alleg.: Heraclitus, Allegoriae
Homericae, ed. E Buffière. Paris, 1962. (D63, T13)
Herm. In Phaedr.: Hermias, In Platonis Phaedrum
Scholia, ed. C. M. Lucarini and C. Moreschini. Berlin, 2012. (T126)
(Ps.-?) Hippol. Ref: (Pseudo) Hippolytus, Refutatio
omnium haeresium, ed. P. Wendland. Leipzig, 1916. (Karş. Ed. M. Marcovich.
Berlin-New York, 1986.) (D21, D24, D32, D47, D50, D55, D62, D71, D77, D79, D84, D86, D90, D130, T57,
T96)
Iambl.: Iamblichus
___, An.: De Anima. (D6, T101) Bkz.
Stob.
___, Myst.: Réponse à Porphyre (De Mysteriis), ed. A. Segonds and H. D. Saffrey. Paris, 2013. (D16)
Jul. Or.: Julianus, Orationes, ed. J. Bidez. Paris, 1963-64. (T117)
Just. M. Apol.: Justinus Martyr, Apologia, ed. C. Munier. Paris, 2006. (T87)
Lampr. Libr. Plut.: Lamprias, Librorum Plutarchi
index, ed. J. Irigoin, in Plutarque, Œuvres Morales, vol. 1.1, pp.
cccxi-cccxviii. Paris, 1987. (T6)
Luc. Vit. Auct.: Vitarum Auction
= Lucianus, Opera, ed. M. D. MacLeod. Oxford, 1987. (B13)
Lucr.: Lucretius, De rerum
natura, ed. C. Bailey. Oxford, 1947. (T77)
Macr. In Somn.: Macrobius, Commentarii in Somnium
Scipionis, ed. J. Willis. Stuttgart-Leipzig, 1994. (T56)
M. Aur.: Marcus Aurelius, Ad se
ipsum, ed. J. Dalfen. Leipzig, 1979. (D7, T62-T63)
Mus. Ruf.: Musonius Rufus (D110, T118)
Numen.: Numenius = Numenius, Fragments, ed. E. Des Places. Paris, 1973.
(T58)
Orig. Cels.: Origenes, Contra
Celsum, ed. P. Koetschau. Berlin, 1899. (D61, D75-D76)
Phil.: Philo Alexandrinus
___, Fuga et inv.: De Fuga et Inventione = Opera, ed. L. Cohn and P. Wendland. Berlin, 1896-1926. (T113)
___, Her.: Quis rerum divinarum heres sit = Opera,
ed. L. Cohn and P. Wendland. Berlin, 1896-1926. (T86)
___, Leg. Alleg.: Legum Allegoriae = Opera, ed. L.
Cohn and P. Wendland. Berlin, 1896-1926. (T85)
___, Mut. Nom.: De Mutatione Nominum = Opera, ed. L. Cohn and P. Wendland. Berlin, 1896-1926. (T114)
___, Prov.: De Providentia = Opera,
ed. L. Cohn and P. Wendland. Berlin, 1896-1926. (T120)
___, Quaest. Gen.: “Quaestiones in
Genesim,” in Philonis Iudaei paralipomena
Armena, ed. J. B. Aucher. Venice, 1826. (T83-T84, T110)
___, Somn.: De Somniis = Opera, ed.
L. Cohn and P. Wendland. Berlin, 1896-1926. (Till)
___, Spec. Leg.: De Specialibus Legibus = Opera, ed. L. Cohn and P. Wendland. Berlin, 1896-1926. (T112)
Philod.: Philodemus
___, Piet.: De Pietate, ed. T.
Gomperz. Leipzig, 1886; Karş. part 1, ed. D. Obbink. Oxford, 1996. (T61) Bkz. Henrichs.
___, Rhet.: Rhetorica, ed. S.
Sudhaus. Leipzig, 1892. (D28)
Phrix.: Phrixus. Bkz. Eur. (T152)
Plat.: Platon
___, Crat.: Cratylus = Opera, tom.
I, ed. E. A. Duke et al. Oxford, 1995; tom. II-V, ed. J. Burnet. Oxford, 1900-1907. (Aşağıdaki eserler
için de aynı kaynak geçerlidir.) (D65, T22, T26, T28-T29, T33)
___, Hipp. Mai.: Hippias Maior
(D78, D83, T37)
___, Rep.: Republica (T38)
___, Soph.: Sophistae (T35)
___, Symp.: Symposium (T36)
___, Theaet.: Theaetetus (T21,
T34)
Plin. Nat. Hist.: Plinius, Naturalis Historia libri
XXXVII, ed. K. Mayhoff. Stuttgart-Berlin, 1967-2002. (B6)
Plot.: Plotinus, Opera, ed. P. Henry and H.-R. Schwyzer. Paris-Brussels, 1951-1973. (D56, D116, T98-T99)
Plut.: Plutarkhos
___, Adv. Col.: Adversus Colotem = Moralia, ed. W. R. Paton et al. Leipzig-Berlin, 1993ff.; Vitae parallelae, ed. K. Ziegler and H. Gärtner.
Leipzig, 1998. (Aşağıdaki eserler için de aynı kaynak geçerlidir.) (D37)
___, An seni res.: An seni Respublica gerenda sit (D9)
___, An. Proc.: De Animae Procreatione in Timaeo (D49)
___, An Virt.: An virtus doceri possit (T130)
___, Aud.: De Audiendo (D8,
T131)
___, Aud. Poet.: De Audiendis Poetis (D8)
___, Cam.: Camillus (D25)
___, Cor.: Coriolanus (D39,
D123)
___, Def. Orac.: De Defectu Oraculorum (D70, T122)
___, E ap. Delph.: De E apud Delphos (D89)
___, Esu earn.: De Esu Carnium
(T121)
___, Exil.: De Exilio (D95)
___, Fac. Orb. Lun.: De Facie in Orbe Lunae (D128)
___, Garr.: De Garrulitate
(B4)
___, Pyth. Orac.: De Pythiae Oraculis (D42-D43, T104)
Rom.: Romulus (T123)
___, Quaest. conv.: Quaestiones Convivales (D120, T132)
Polyb.: Polybius, Historiae, ed. T. Büttner-Wobst. Stuttgart, 1995.
(D33)
Polyid.: Polyidus. (T151) Bkz. Eur.
Porph.: Porphyrius
___, Antr.: De antro nympharum, ed.
J. M. Duffy et al. Buffalo, NY, 1969. (D108, T100, T129)
___, Quaest. Hom.: Quaestionum Homericarum
reliquiae, ed. H. Schrader. Leipzig, 1880. (D52, D74)
___, Sent.: Sentences, ed. L.
Brisson et al. Paris, 2005. (T128)
Prod.: Proclus
___, In Alc.: In Platonis Alcibiadem commentaria, ed. L. G. Westerink. Amsterdam, 1954. (D10)
___, In Remp.: In Platonis Rem Publicam
commentaria, ed. G. Kroll. Leipzig, 1899. (T116)
___, In Tim.: In Platonis Timaeum commentaria, ed. E. Diehl. Leipzig, 1903-1906. (T102)
Ps.-Arist.: Pseudo-Aristoteles
___, MM: Magna Moralia, ed. E
Susemihl. Leipzig, 1883. (B16)
___, Mund.: De mundo, ed. W. L.
Lorimer. Paris, 1933. (D48, D117)
___, Probl.: Problèmes, ed. P.
Louis. Paris, 1991-94.
(T24-T25)
Ps.-Max. Conf. Loc.
Comm.: Ps.-Maximus Confessor, Loci communes, ed. S. Ihm. Stuttgart, 2001.
(T149)
Ps.-Plut.: Pseudo-Plutarchus
___, Aqu. Et ign. Comp.: Aqua an ignis utilior sit =
Moralia, ed. W. R. Paton et al. Leipzig-Berlin, 1993. (Aşağıdaki eserler için
de aynı kaynak geçerlidir.) (D101)
___, Cons. Ap.: Consolatio ad Apollonium (D69)
___, Superst.: De Superstitione
(T64)
P. Derv. Col.: The Derveni Papyrus, ed. T. Kouremenos, G. Parassoglou, K. Tsantsanoglou.
Florence, 2006. (D93)
Schol. ... in Il.: Scholia Graeca in Homeri Iliadem (scholia
uaest), ed. H. Erbse. Berlin, 1969-1988. (D23)
Schol. in Tzetz. In Il.: Exegesis
in Homeri Iliadem, Scholia ad Exegesin, ed. G. Hermann. Leipzig, 1812.
(D68)
Sen.: Seneca
___, Epist.: Ad Lucilium Epistulae morales, ed. L. D. Reynolds. Oxford, 1965. (D66, T16)
___, Ira: De Ira = Moral Essays, Volume I: De Providentia. De
Constantia. De Ira. De Clementia, çev. John W. Basore. Loeb Classical Library
214. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1928. (B11)
___, Quaest. nat.: Naturales Quaestiones, ed. H. M. Hine. Stuttgart, 1996. (D104)
___, Tranq.: De Tranquillitate Animi = Moral Essays, Volume
II. De Consolatione ad Marciam. De Vita Beata. De Otio. De Tranquillitate Animi. De Brevitate Vitae. De
Consolatione ad Polybium. De Consolatione ad Helviam. Çev. John W. Basore.
Loeb Classical Library 254. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1932. (B6)
Sext. Emp.: Sextus Empiricus
___, Adv. Math.: Adversus Math ematicos = Opera, ed. H. Mutschmann and J. Mau. Leipzig, 1914-1954. (Aşağıdaki eser için de aynı kaynak
geçerlidir.) (D1-D2, D34, T8, T67-T68, T82)
___, Pyrrh. Hyp.: Pyrrhoneion Hypotyposeon (T79, T81)
Sidon. Carm.: Sidonius, Carmina = Poems. Letters:
Books 1-2, çev. W. B. Anderson. Loeb Classical Library 296. Cambridge, MA:
Harvard University Press, 1936. (B10)
Simpl.: Simplicius
___, In Cael.: In Aristotelis De caelo Commentaria,
ed. J. L. Heiberg. CAG 7. (T17, T71)
___, In Phys.: In Aristotelis Physica Commentaria,
ed. H. Diels. CAG 9-10. (T19, T49, T70)
Stob.: Joannes Stobaeus, Anthologium, ed. C. Wachsmuth and O. Hense.
Berlin, 1884-1912. (B7, D6, D30-D31, D44, D54, D103, D106, D110, D112, D118, D121, D124, T60, T101,
T118-T119, T133-T135, T138)
Strab.: Strabon, Geographika, ed. S. L. Radt. Göttingen, 2002-2011.
(B3, D100, D126)
Suda: Suidae lexicon, ed. A. Adler.
Leipzig, 1928-1938. (B2, D59, T15)
SVF: Stoicorum Veterum Fragmenta, ed. I. von Arnim. Leipzig, 1905-1924. (T4-T5, T59-T61,
T66, T69-T70, T73-T75, T93)
Tat. Or.: Tatianus, Oratio ad
Graecos, ed. E. Schwartz. Leipzig, 1888. (Karş. Ed. M. Marcovich. Berlin,
1995.) (T88)
Tert.: Tertullianus
___, An.: De Anima, ed. J. H.
Waszink. Amsterdam, 1947. (T80)
___, Apol.: Apologeticus = Apology. De Spectaculis. Minucius
Felix: Octavius, çev. T. R. Glover, Gerald H. Rendall. Loeb Classical Library
250. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1931. (T92)
Them. Orat.: Themistius, Orationes, ed. H. Schenkl et al. Leipzig, 1971. (D36, T115)
Theod. Cur.: Theodoretus, Graecarum affectionum
curatio, ed. I. Raeder. Leipzig, 1904. (D129, T55, T97)
Theod. Prodr. Epist.: Theodorus Prodromus, Epistulae, ed. J. P. Migne, in Patrologiae cursus
completus, vol. 133, pp. 1239-92. Paris, 1864. (D12)
Theon Al. In Ptol.
Almag.: Theon Alexandrinus, In Ptolemaei Almagesten, ed. A. Rome. Rome,
1936-1943.
(D102)
Theophr.: Theophrastus
___, Metaph.: Metaphysica = On First Principles, ed. D. Gutas. Leiden-Boston, 2010. (D57)
___, Sens.: De Sensu = Doxographi Graeci, ed. H. Diels. Berlin, 1879. (T48)
___, Vert.: De Vertigine - On Dizziness, ed. R. W. Sharples. Leiden-Boston, 2003. (D58)
Tzetz. In Aristoph. Plut.: Scholia
in Aristophanis Plutum = Scholia in Aristophanem, ed. W. J. W. Koster et al.
Groningen, 1969. (T148)
Derlemeler
Arasındaki Fragman Koşutlukları
DK: Die Fragmente der Vorsokratiker, Ed. H. Diels. 6. ed. rev. W. Kranz, 3 vols, Berlin:
Weidmannsche Buchhandlung, 1951-1952.
LM: Early Greek Philosophy, Volume VII: Later Ionian and Athenian Thinkers, Part 2, Ed.
ve Çev. André Laks Glenn W. Most, Loeb Classical Library 530, Cambridge, MA: Harvard University Press,
2016.
Bu çalışma = DK = LM
|
Biyografi
|
Doktrin
|
|
Β1 = A1 = P1, P3, P9, P16, R16,
|
D1 = B1 = D1
|
|
R94, R117a-b (≠ DK)
|
D2 = B2 = D2
|
|
B2 = Ala = P2,P5, P17
|
D3 = B17 = D3
|
|
B3 = B121=D14
|
D4 = B34 = D4
|
|
B4 = A3b = P7
|
D5 = B19 = D5
|
|
B5 = A3 = P8
|
D6 = B70 = D6
|
|
B6 ≠ DK ≠ LM
|
D7 = B74 = D7
|
|
B7 = 68 A21 = P12
|
D8 = B87 = D8
|
|
B8 ≠ DK ≠ LM
|
D9 = B97 = D9
|
|
B9 ≠ DK ≠ LM
|
D10 = B104 = D10
|
|
B10 ≠ DK ≠ LM
|
D11 = B39 = D11
|
|
B11 ≠ DK ≠ LM
|
D12 = B49 = D12
|
|
B12 ≠ DK ≠ LM
|
D13 = B29 = D13
|
|
B13 = C5 = R99
|
D14 = B5 = D15
|
|
B14 = A9 = P15
|
D15 = B15 = D16
|
|
B15 ≠ DK = P10a
|
D16 = B68=D17
|
|
B16 ≠ DK = P10b
|
D17 = B14 = D18
|
|
D18 = B28 = D19
|
D63 = B49a = D65a
|
|
D19 = B40 = D20
|
D64 = B12 = D65b
|
|
D20 = B42 = D21
|
D65 = A6 = D65c
|
|
D21 = B56 = D22
|
D66 ≠ DK = D65d
|
|
D22 = A22 = D23
|
D67 ≠ DK = D66
|
|
D23 = B105 = D24
|
D68 = B126 = D67
|
|
D24 = B57 = D25a
|
D69 = B88 = D68
|
|
D25 = B106 = D25b
|
D70 = A19 = D69
|
|
D26 ≠ DK ≠ LM
|
D71 = B62 = D70
|
|
D27 = B129 = D26
|
D72 = B26 = D71
|
|
D28=B81=D27
|
D73 = B21 = D72
|
|
D29 = B28=D28
|
D74 = B102 = D73
|
|
D30 = B113 = D29
|
D75 = B78 = D74
|
|
D31 =B116 = D30
|
D76 = B79 = D75
|
|
D32 = B55 = D31
|
D77 = B52 = D76
|
|
D33 = B101a = D32
|
D78 = B83 = D77
|
|
D34 = B107 = D33
|
D79 = B61=D78
|
|
D35 = B7 = D34
|
D80 = B9 = D79
|
|
D36 = B123 = D35
|
D81 =B13 = D80a
|
|
D37 = B101=D36
|
D82 = B37 = D80b
|
|
D38 = B18 = D37
|
D83 = B82 = D81
|
|
D39 = B86 = D38
|
D84 = B64 = D82
|
|
D40 = B22 = D39
|
D85 = B16 = D83
|
|
D41 = B35 = D40
|
D86 = B66 = D84
|
|
D42 = B93 = D41
|
D87 = B30 = D85
|
|
D43 = B92 = D42
|
D88 = B31 = D86
|
|
D44 = B108 = D43
|
D89 = B90 = D87
|
|
D45 = B41=D44
|
D90 = B65 = D88
|
|
D46 = B32 = D45
|
D91 ≠ DK ≠ LM
|
|
D47 = B50, B67, B51 = D46,
|
D92 ≠ DK ≠ LM
|
|
D48-D49
|
D93 ≠ DK = D89a
|
|
D48 = B10 = D47
|
D94 = B3 = D89b
|
|
D49 = B54 = D50
|
D95 = B94 = D89c
|
|
D50 = B60, B59 = D51,D52
|
D96 = B100 = D90
|
|
D51 = B48 = D53
|
D97 = B6 = D91a
|
|
D52 = B103 = D54
|
D98 ≠ DK = D91b
|
|
D53 = B23 = D55
|
D99 ≠ DK = D92a-b
|
|
D54 = B111 =D56
|
D100 = B120 = D93a-b
|
|
D55 = B58 = D57
|
D101 =B99 = D94
|
|
D56 = B84a = D58
|
D102≠DK = D95
|
|
D57 = B124 = D60
|
D103 = A14 = D96
|
|
D58 = B125 = D59
|
D104≠DK = D97
|
|
D59 = B122 = D61
|
D105 = B45 = D98
|
|
D60 = B8 = D62
|
D106 = B115 = D99
|
|
D61 = B80 = D63
|
D107 = B36 = D100
|
|
D62 = B53 = D64
|
D108 = B77 = D101
|
|
D109 = Β12 = D102
|
T22≠DK = R18
|
|
D110 = Β118 = D103
|
T23 = 65.4 = R19
|
|
D111 = B117 = D104
|
T24 ≠ DK = R20
|
|
D112 = B114 = D105
|
T25 = 66.2 = R21
|
|
D113 = B44 = D106
|
T26 ≠ DK = R22
|
|
D114 = B47 = D107
|
T27 = 65.4 = R23
|
|
D115 = B33 = D108
|
T28 = 65.5, ≠ DK = R24a-b
|
|
D116 = B84b = D109
|
T29 = 65.1 = R25
|
|
D117 = B11 = D110
|
T30 = 65.2 = R26
|
|
D118 = B119 = D111
|
T31 = 65.3, ≠ DK = R27a-b
|
|
D119 = B43 = D112
|
T32 = 65.3, ≠ DK = R28a-b
|
|
D120 = B95 = D113
|
T33 = A6 = R29
|
|
D121 = B112 = D114a-b
|
T34 = 23 A6 = R30
|
|
D122 = A21 = D115
|
T35 = A10 = R31
|
|
D123 = B85 = D116
|
T36 = B51 = R32
|
|
D124 = B110 = D117
|
T37 = B82-B83 = R33
|
|
D125 = B20 = D118
|
T38 ≠ DK = R34
|
|
D126 = B96 = D119
|
T39 = A10 = R35
|
|
D127 = B27 = D120
|
T40 ≠ DK = R36
|
|
D128 = B98 = D121
|
T41=A7 = R37
|
|
D129 = B24-B25 = D122a-b
|
T42 ≠ DK = R38a-b
|
|
D13O = B63 = D123
|
T43≠DK = R39
|
|
T44≠DK = R40
|
|
Tanıklıklar
|
T45 ≠ DK = R41
|
|
T46 ≠ DK = R42
|
|
Tl = Al = R1a
|
T47 = A15 = R43
|
|
T2≠DK = R1b
|
T48 = 28 A46, 31 A86 = R44
|
|
T3 = Al =R1c
|
T49 = 22 A5 = R45
|
|
T4 ≠ DK = R1d
|
T5O = A1 =R46a-b
|
|
T5 ≠ DK = Rle
|
T51 ≠DK#LM
|
|
T6 ≠ DK = R2
|
T52 ≠ DK ≠ LM
|
|
T7 = Al = R3a-c
|
T53 = A6 = R47
|
|
T8 ≠ DK = R4
|
T54 = A15 = R48a
|
|
T9 = A4, Al = R5a-c
|
T55 = A17 = R48b
|
|
T10 = A4 = R6
|
T56≠DK = R48c
|
|
T11=A4 = R7
|
T57 = 31 A62 = R49
|
|
T12≠DK = R8
|
T58 ≠ DK = R50
|
|
T13 = B49a = R9
|
T59 = B12 = R51
|
|
T14≠DK = R10
|
T60 = C4 = R52
|
|
T15 = Ala = R11
|
T61 ≠ DK = R53
|
|
T16 = B106 = R12
|
T62 = B71-74, B76 = R54
|
|
T17 = B30 = R13
|
T63 = B75 = R55
|
|
T18≠DK = R14
|
T64 = B89 = R56
|
|
T19 = 28 B6.4-9 = R15
|
T65 # DK = R57
|
|
T20 = A1=R16
|
T66 = A20 = R58
|
|
T21 = 66.3 = R17
|
T67 = A16 = R59
|
|
T68 = A16 = R60
T69≠DK = R61
T70 # DK = R62
T71 = B30 = R63
T72 ≠ DK ≠ LM
T73 = A13 = R64
T74 = A11 = R65
T75 = A18 = R66
T76 ≠ DK = R67
T77≠DK = R68
T78 ≠ DK = R69
T79 ≠ DK = R70
T80≠DK, B67a = R71a-b
T81 ≠DK = R72
T82 = A16 = R73
T83 ≠ DK = R74
T84 ≠ DK = R75a
T85 ≠ DK = R75b
T86 ≠ DK = R76
T87 ≠ DK = R77
T88 ≠ DK = R78
T89 = B22 = R79
T90 ≠ DK = R80
T91=B18 = R81
T92 = B30-B31 = R82
T93 = B28 = R83
T94 = B62 = R84
T95 = B26 = R85
T96 = Bl,B50-B67 = R86
T97 = B24, B25, B27 = R87
T98 = B84a-b = R88
T99 = B96 = R89
T100 = B77, B51 = R90a-b
T101≠DK = R91
T102≠DK = R92
T103 = Al = R93a
T104 = C3.1 = R93b
T105 = Al = R94
T106#DK = R95
T107 = B74 = R96
T108 = Al = R97
T1O9 = A1 =R98
|
T110≠DK = R100a Tlll≠DK = R100b T112≠DK = R100c T113≠DK = R100d T114≠DK =
R100e T115 = B123 = R100f T116 = B123 = R100g T117≠DK = R100h T118≠DK = R101a T119 = B118 =
R101b T120 = B118 = R101c T121 = B118 = R101d T122 = B118 = R101e T123 = B118 = R101f T124 =
B118 = R101g T125 = Bll8 = R101h T126 = B118 = R101i T127 = B118 = R101j T128≠DK = R101k
T129 = B118 = R1011 T130≠DK = R102a T131 ≠DK = R102b T132 = B95 = R102c T133 ≠ DK = R102d
T134 = B95 = R102e T135 = 68 B64 = R103 T136 = 68 B65 = R104 T137 = 68 B236 = R105 T138 = 68
B236 = R106 T139 = 68 B147 = R107 T140 ≠ DK ≠ LM T141 ≠DK≠LM T142 = B46 = R108 T143 = B131 =
R109 T144 = B132 = R110 T145 = B133 = R111 T146 = B134 = R112 T147 = B135 = R113 T148 =
B125a = R114 T149≠DK = R115 T150 = B130 = R116 T151 ≠ DK ≠ LM T152 ≠ DK ≠ LM
|
Kaynakça
Baracchi, Claudia, “The Πόλεμος That Gathers All: Hera-clitus on War”, Phenomenology Vol.
45, No. 2 (2015): 267-287.
Barnes, Jonathan, Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi, Çev. Hüsen Portakal, Cem Yayınevi,
İstanbul: Cem Yayınevi, 2004.
___, The Presocratic Philosophers·. The Arguments of the Philosophers, London-New York:
Routledge, 2001. Capelle, Wilhelm, Sokrates’ten Önce Felsefe 1-2, Çev. Oğuz Özügül, İstanbul: Kabalcı
Yayınevi, (1) 1994 ve (2) 1995. Chitwood, Ava, Death by Philosophy. The Biographical Tradition in the
Life and Death of the Archaic Philosophers Empedocles, Heraclitus, and Democritus, Ann Arbor: University
of Michigan Press, 2004.
Cornford, E M., Sokrates Öncesi ve Sonrası, Çev. A. M. Celâl Şengör - Senem Onan,
İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018.
Deichgraber, K., “Bemerkungen zu Diogenes’ Bericht über Herakleitos”, Philologus, 93,
(1938/9): 12-30.
Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri, Çev. Candan Şentuna,
İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2003.
Eberhard, J. A., Allgemeine Geschichte der Philosophie zum Gebrauch akademischer
Vorlesungen, Himmerde, 1788.
Finkelberg, Aryeh, Heraclitus and
Thales’ Conceptual Scheme: A Historical Study, Leiden: Brill, 2017.
Glasson, T. E, “Heraclitus’ Alleged Logos Doctrine.” The Journal of Theological Studies New Series,
Vol. 3, No. 2 (October 1952): 231-238.
Guthrie, W. K. C., Yunan Felsefe
Tarihi 1: Sokrates Öncesi İlk Filozoflar ve Pythagorasçtlar, Çev. Ergün Akça,
İstanbul: Kabala Yayınevi, 2011.
Hadot, P., İlkçağ Felsefesi
Nedir?, Çev. Muna Cedden, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2011.
Heidegger, Martin, Heraclitus: The
Inception of Occidental Thinking and Logic: Heraclitus’s Doctrine of the Logos, Çev. Julia Goesser Assaiante ve S. Montgomery Ewegen, London: Bloomsbury Publishing,
2018
Herakleitos, Fragmanlar, Çev. Cengiz Çakmak, Istanbul: Kabala
Yayınevi, 2005.
___, Fragmanlar: Testimonia - Fragmenta -
Imitationes, Çev. Güvenç Şar - Erdal Yıldız, İstanbul: Dergâh Yayınları,
2016.
Hesiodos, Theogonia - İşler ve
Günler, Çev. Azra Erhat Sabahattin Eyüboğlu, İstanbul: Türkiye İş Bankası
Kültür Yayınları, 2016.
Hülsz, Enrique, “Heraclitus On Logos: Language, Rationality and the Real”, Doctrine and Doxography: Studies on Heraclitus and
Pythagoras, Ed. David Sider - Dirk Obbink, 281-302, Berlin/Boston: Walter de
Gruyter, 2013.
Jaeger, Werner, İlk Yunan
Filozoflarında Tanrı Düşüncesi, Çev. Güneş Ayas, İstanbul: İthaki Yayınları,
2016.
Kahn, Charles H., The Art and
Thought of Heraclitus: An Edition of the Fragments with Translation and Commentary, Cambridge: Cambridge University Press, 1979.
, “A New Look at Heraclitus”, American Philosophical Quarterly, Vol. 1, No. 3
(Jul., 1964): 189-203.
Kaynakça
Kirk, G. S., Heraclitus: The Cosmic
Fragments: A Critical Study, Cambridge: Cambridge University Press,
1954.
Kirk, G. S. - Raven, J. E., The
Presocratic Philosophers: A Critical History with a Selection of Texts,
Cambridge: Cambridge University Press, 1976.
Kranz, Walther, Antik Felsefe:
Metinler ve Açıklamalar, Çev. Suad Y. Baydur, İstanbul: Sosyal Yayınlar,
1994.
Laks, Andre, The Concept of
Presocratic Philosophy: Its Origin, Development, and Significance, Çev. Glenn
W. Most, (Princeton: Princeton University Press, 2018.
Miller, E. L., “The Logos of Heraclitus: Updating the Report”, The Harvard Theological Review Vol. 74, No. 2
(Apr., 1981): 161-176.
Minar, Edwin L., “The Logos of Heraclitus”, Classical Philology Vol. 34, No. 4 (Oct., 1939):
323-341.
Mondolfo, R., “The Evidence of Plato and Aristotle Relating the the Ekyprosis in
Heraclitus”, Phronesis,
Vol. 3, No. 2 (1958): 75-82.
Nietzsche, E, Platon Öncesi
Filozoflar. Çev. Nur Nirven, İstanbul: Pinhan Yayıncılık, 2018.
Osbore, Catherine, “Was there an Eleatic revolution in philosophy?”, Rethinking Revolutions Through Ancient Greece, Ed. S. Goldhill - R. Osborne. 218-245, Cambridge: Cambridge University Press,
2006.
Rohatyn, D. A., “Heraclitus: Some Remarks on the Political Fragments”, The Classical Journal, Vol. 68, No.
3 (Feb.Mar., 1973): 271-273.
Runia, David T, “The Sources for Presocratic Philosophy”, The Oxford Handbook of Presocratic Philosophy. Ed.
Patricia Curd - Daniel W. Graham, 27-54, Oxford: Oxford University Press, 2008.
Russell, Bertrand, Batı Felsefesi
Tarihi 1: İlk Çağ Felsefesi, Çev. Ahmet Fethi, İstanbul: Alfa Yayınları,
2016.
Sandywell, Barry, Presocratic
Reflexivity: The Construction of Philosophical Discourse c. 600-450 BC: Logological Investigations,
3, London-New York: Routledge, 1996.
Sider, David, “Heraclitus’ Ethics”, Doctrine and Doxography: Studies on Heraclitus and Pythagoras, Ed. David Sider - Dirk Obbink, 321-334, Berlin/Boston: Walter de Gruyter, 2013.
Wilcox, Joel, “Barbarian ‘Psyche’ in Heraclitus”, The Monist Vol. 74, No. 4, Heraclitus (Oct. 1991):
624-637.
Vlastos, G., “On Heraclitus”, American Journal of Philology Vol. 76 (1955): 337-368.
Early Greek Philosophy 2: Beginnings and Early Ionian
Thinkers, Part 1, Ed. ve Çev. André Laks - Glenn W. Most, Loeb Classical
Library 525. Cambridge, MA: Harvard University Press, 2016.
Early Greek Philosophy 3: Early Ionian Thinkers, Part 2,
Ed. ve Çev. André Laks - Glenn W. Most, Loeb Classical Library 526. Cambridge,
MA: Harvard University Press, 2016.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder