Selimiye Camisi'nin tezyinatı 16. yüzyıldaki Mimar Sinan tarzına
dönüştürülecek
UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan 450 yıllık Selimiye Camisi'nin
tezyinatının yürütülen restorasyon çalışmalarıyla ustası Mimar Sinan'ın
tarzına dönüştürülmesi hedefleniyor.
Ali Osman Kaya |20.09.2025 - Güncelleme : 20.09.2025
İstanbul
1575 yılından bu yana inananların ibadet ettiği Türk-İslam mimarisinin incisi
camide, Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Bilim
Kurulu nezaretinde Kasım 2021'de başlayan restorasyonda artık son aşamaya
gelindi.
Artık haberler size gelsin AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli
gelişmeler cebinize düşsün. Gündemdeki gelişmeler, özel haber,
analiz, fotoğraf ve videolar için
Anadolu Ajansı
Anlık gelişmeler için
AA Canlı
Camide en çok yıpranmanın görüldüğü 4 minarenin taş onarımları ve temizlikleri
tamamlandı.
Ana ve avlu kubbelerindeki güçlendirme ve enjeksiyon uygulamaları yapılan
camide, kalem işi, hat ve tezyinat çalışmaları sürüyor.
Restorasyon kapsamında oluşturulan camideki mevcut süsleme ve kalem işlerinin,
Mimar Sinan dönemindeki 16. yüzyıl tezyinat anlayışına uygun şekilde yeniden
düzenlenmesi hedefleniyor.
Heyet Başkanı Uğur Derman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hüsnühattın
özellikle camilerde çok istifade edilen bir sanat dalı olduğunu söyledi.
Osmanlı'nın hat sanatında zirveye ulaştığı 19. yüzyılda İstanbul'da devrin en
güçlü hattatları bulunmasına rağmen Selimiye'de tercih edilen isimlerin bu
seviyenin çok altında olduğunu belirten Derman, "19. asrın başlarında,
herhalde Osmanlı'nın mali sıkıntılarının olduğu bir devirde, İstanbul gibi
hüsnühattın çok geçerli olduğu yerden gelen hattatları -mesela bir (Mustafa)
Rakım emsali olmayan bir kimse, Hattat Sami Efendi gibi- zevatı bir tarafa
bırakıp Edirne'de mahalli yazı yazan, yani kendilerine hattat denmeyecek
seviyede olan kimselerle 19. asrın başında Selimiye Camisi'nin doldurulması
beni çok rahatsız eder. Bunların bir an evvel kalkmasını temenni ederim."
diye konuştu.
Hat sanatının özellikle Osmanlı döneminde cami mimarisinin ayrılmaz parçası
haline geldiğine dikkati çeken Derman, bunun bilhassa camilerde baş tacı
edildiğini vurguladı.
Derman, bunun Osmanlı devrinde had safhasında çıktığının altını çizerek,
"Çünkü bilhassa uzaktan okunabilecek celi sülüs yazıları camilerde çok
kullanıldı. Ayetler veya hadiste kullanıldığı için bunlara daha fazla yer
verilme imkanı doğmuştu. Bilhassa 19. asırda hüsnühattın en mükemmel devrine
eriştiği yıllarda siz İstanbul'un fevkalade muvaffak ve büyük hattatlarını
Edirne'ye çağırmayıp mahalli, adı sanı duyulmamış kimseleri bu işe memur edin.
Doğrusu ben bundan çok gücenmişimdir." ifadelerini kullandı.
"O dönemin Osmanlısı 'Başkaları ne der?' fikrinden münezzehtir"
Heyet Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Sadettin Ökten de son zamanlarda camideki
bir problemle karşı karşıya kaldıklarını dile getirdi.
Ökten, "Selimiye Camisi'nin ana kubbesinde yapılan tezyinatı uygun
bulanlar var, bulmayanlar var. Biz de bu ihtilaf vesilesiyle meseleye muttali
olduk." dedi.
Her medeniyetin kendi inançları ve eylemleri doğrultusunda biçimlerini ortaya
koyduğunu belirten Ökten, "Selimiye Camisi de belli bir dönemde bize ait
toplumsal bir yapının kendi özgün medeniyet tasavvurunu kendi iradesiyle net
biçimde ortaya koyduğu bir yapıdır. Şimdi dışarıdan bir örnek vereyim. Katolik
Hristiyan medeniyet tasavvuru, 11. asırdan başlayarak kendi gotik
katedrallerini, kendi inançları istikametinde, kendi iradesine göre, kendi
biçimleriyle ortaya koyduğu gibi Osmanlı medeniyet tasavvuru da -ki Sünni
İslam'ın bir yorumudur- kendi biçimlerini Selimiye ve başka külliyelerde
bütüncül bakış açısı içinde çelişkisiz olarak ortaya koymuştur. Buradaki
çelişkisiz sözünün altını çok kalın çiziyorum. O dönemin Osmanlısı 'Başkaları
ne der?' fikrinden münezzehtir çünkü kendine güvenir." diye konuştu.
Şu anki tezyinatı savunan metinleri ve raporları okuduğunu aktaran Ökten,
şöyle devam etti:
"Şunu gördüm. Seküler ve modernist bir zihin Selimiye'ye bakıyor. Gördüğü
şey tarihi bir eserdir. Daha ayrıntıya inersek Osmanlı mimarlık tarihinin çok
katmanlı önemli bir belgesidir. Bu zihin için bir antik Yunan tapınağı, bir
Roma amfitiyatrosu, Petra'daki kalıntılar, gotik bir katedral aynı anlamda ele
alınır. Hepsi tarihi eserdir. Mimarlık tarihi için çok katmanlı önemli
vesikalardır. Seküler modernist zihin, Selimiye'yi bu kategoride ele alır ve
böyle değerlendirir. Bu yaklaşım seküler modernist zihin için tutarlıdır ve
hiçbir mahzur ihtiva etmez. Bu yaklaşım İslam medeniyet tasavvuruna mensup bir
birey için fevkalade yanlış ve eksik bakış açısıdır.
Ben İslam medeniyet tasavvuruna mensup bir birey olarak Selimiye'ye baktığım
zaman ilk Mescid-i Nebevi'yi görüyorum. Orada sünnet-i seniyyeyle müşerref
oluyorum. Sembolik manada Mescid-i Nebevi'ye gidiyorum. Peki başka? Kabe-i
Muazzama'ya gidiyorum. Orada tevhidi görüyorum. Daha ilerisi de var.
Selimiye'de İslam medeniyet tasavvurunun bir iktidar tarafından mücessem hale
getirilmiş ve yaşatılan uygulamasını görmekteyim. Bu uygulamanın Edirne gibi
bir şehirde olması da benim için ayrı mana ifade ediyor. Medeniyetimizin
Avrupa'daki uzun ve etkin macerasının günümüze yansıyan iz düşümü."
Camideki mevcut tezyinatı savunan raporlarda bu tezyinat için Edirnevari bir
üslup denildiğini, Üç Şerefeli Camisi'nin şadırvan avlusundaki bir kubbeden
alınıp kompoze edildiğini aktaran Ökten, bunun hiç önemi olmadığına değindi.
Ökten, zihniyet itibarıyla bıraktığı izlenim üzerinden kompozisyonun barok
olduğuna dikkati çekerek, "Mesela orada birtakım madalyonlar var. Ziyaret
ettiğim barok kilisenin üzerinde melek tasvirleri var. Herhalde Selimiye'nin
kubbesine melek tasviri yapacak hali yok kimsenin. Madalyonun içine ayet
yazacak ama madalyon var. Dolayısıyla medeniyet noktasından bakıldığında,
barok bana yabancı, beni iten bir şey. Barok bir tezyinat, sizi alır götürür,
nereye? Yüzeyselliğe mahkum eder." değerlendirmesini yaptı.
Camiye ilahi kelamı duymak için gittiğini vurgulayan Ökten, "İslam
Medeniyeti noktasından bakıldığında, bu tezyinatın teşekkürlerle tarihe
intikal ettirilmesi, onun yerine bizim Sinan camilerinde gördüğümüz ve
üstatlarınca malum olan bir tezyinatın yapılması icap eder. Çünkü belli ki bu
tezyinat, Sultan Mecid zamanındaki sıkıntılı dönemlerde ortaya çıkan bir
resimdir. Sultan Mecid'in tercüme-i hali ve icraatı malumdur. Böyle bir dönem
geçirmişiz. Selimiye'yi tarihi bir eser olarak 4. belki 5. safhada görürüz.
Öncelikle bizim için orası Mescid-i Nebevi'nin Edirne'deki iz düşümüdür.
Tevhidin ve sünnetin sembolüdür. Tevhide ve sünnete götürmeyen her türlü
unsurun, oradan edepli şekilde kaldırılması icap eder." şeklinde konuştu.
"Dışarıdan bakan bir göz, yarım kubbeleri, ana kubbeyi, eksedraları,
birbirlerinden bağımsız mimari ögeler, inşaat ögeleri olarak görür. Hatta
camiye giren bir insan bunları görmeyebilir." diyen Ökten, bu sistemden
bir ögeyi çıkardıklarında sistemin çökebileceğini aktardı.
"Yarım kubbelerdeki tezyinatlar orantılı büyütülerek ana kubbeye
taşındı"
Nakkaş ve yüksek mimar Semih İrteş ise camideki çalışmalarda tezyinatın
bilimsel veriler, tarihi belgeler ve özgün örnekler temelinde hazırlandığını
söyledi.
İrteş, restorasyon sürecinde hazırladıkları tezyinat projesinde Selimiye
Camisi'nin yarım kubbelerinde bulunan özgün nakışların esas alındığını
anlatarak, "Yarım kubbelerdeki tezyinat birebir, orantılı şekilde
büyütülerek ana kubbeye taşındı. Bu, yeni bir tasarım değil. Caminin kendi
özgünlüğüne dönüşüdür. Bu karar, Vakıflar Genel Müdürlüğüne sunulan ve kabul
edilen bilimsel proje kapsamında alınmıştır." dedi.
Camide daha önce de bulunan özgün 16. yüzyıl nakışlarının özellikle revak
kubbeleri, kemerler ve mahfil tavanlarında yer aldığını ifade eden İrteş,
"1950'li ve 1983'teki restorasyonlarda yapılan araştırmalarda Sinan
dönemine ait nakış örnekleri bulundu. Özellikle avlu revak kubbelerinde 16.
yüzyıla ait motifler belgelerle sabittir." ifadelerini kullandı.
İrteş, bugün tartışılan tezyinatın aslında 1840-1860 yıllarında yapılan barok
etkili süslemelerin bir devamı olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
"1983'te kubbe pencereleri çevresindeki barok tezyinat klasik üslupla
değiştirildi. Bu, Anıtlar Yüksek Kurulu kararıyla klasik tezyinata döndürüldü.
Bugünkü restorasyonda tekrar barok süslemelere dönülmesi Anıtlar Yüksek
Kurulunun kararlılığının sürekliliğini göstermiyor. Ana kubbe eteğinde,
Sinan'ın özel olarak yaptığı 25 santimetrelik profil yer alıyor. Bu profil,
süslemenin sınırını belirliyor. Yeni tezyinat bu hattın altına inmeden, özgün
yapının sınırlarına sadık kalınarak yapıldı."
Restorasyondaki en büyük hassasiyetin başka camilerden üslup transferi yapmak
yerine yapının kendi içinden örnekler almak olduğunu dile getiren İrteş,
"Selimiye'deki yeni tezyinat, Rüstem Paşa'dan, Kılıç Ali Paşa'dan değil,
bizzat Selimiye'nin kendi içindeki örneklerden alınmıştır. Sinan'ın 'Ustalık
eserim.' dediği bu yapının kendi kimliğine dönmesi hepimizin arzusu. Tüm
çalışmamız bu yönde olmuştur." değerlendirmesini yaptı.
"Kubbe merkezindeki hattın üzerinde üç imza var"
Hattat Mehmet Özçay da camideki mevcut kubbe yazılarının ve tezyinatın 16.
yüzyıla ait olmadığının belgelerle ve imzalarla sabit olduğunun altını çizdi.
Özçay, "Kubbe merkezindeki hattın üzerinde üç imza var. Biri 1808 tarihli
Nakşi'ye, biri 1883 tarihli Hayri'ye, biri de günümüzde yaşayan bir nakkaşa
ait. Böyle bir yazının 16. yüzyıldan günümüze geldiğini söylemek ne ilimle ne
de ilmi ahlakla bağlaşır. Bu, çok yanlış bir şeydir. Bunu iddia edenlerin bu
yazının altından 16. yüzyıl yazısının izlerini ortaya çıkarmaları gerekirdi.
Öyle bir şey yok." diye konuştu.
Camideki mevcut hat yazılarının hem sanatsal hem de tarihi değer taşımadığını
ifade eden Özçay, şunları kaydetti:
"Özgün olmayan hiçbir tarihi ve sanat değeri olmayan bu yazıların ihyası
son derece yanlıştır. Bunların kaldırılması gerekir. Kubbe tezyinatı ve
hattıyla ilgili sunulan tarafı, bizim savunduğumuz projede sunulan hatlar da
yine dönemine ait cami içinde bulunan Hasan Çelebi'ye ait olduğu düşünülen
harfler baz alınarak yapılan çalışmalardır. Raspalarda ortaya çıkarılan Sinan
dönemine ait yazıların korunması, eksiklerinin tamamlanması gerekir ancak
sonradan eklenen, muhdes yazıların kaldırılması zaruridir."
Kaynak:
https://www.aa.com.tr/tr/kultur/selimiye-camisinin-tezyinati-16-yuzyildaki-mimar-sinan-tarzina-donusturulecek/3693402
Erişim tarihi: 26.09.2025 Cuma, 09:11.