Eski Şiir Bahçeleri
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
SANATRARI bize sevdiren, çevresinde yükselten ya sözü, sazı, veyahut da çizgisidir. Her sanatkârın peşinde koştuğu ülkü birdir. Duyduğunu türlü türlü ruh haletleri içinde bize vermek, duyurmak.
Şair, kelimelerin kabında ilhamını çiçeklendirir, beri yanda bir virtüöz parmaklarının dokunuşu ile dile getirdiği sazının tellerinde veya üflediği kamışında kâinatın güzel fakat müphem sırlarını nağmelendirirken, çizgiden harikalar yaratan sanatkâr da kurşun kalemi, fırçası ve paletinin çeşit renklerile, tıpkı şairin, virtüözün yaptığı gibi ayni ahenk ve kudretle duygularımızı, hayalimizde besleyip birikirlerine ekleyerek vücutlandırdığımız kaçıcı şekilleri müsbet olarak gözlerimizin önüne serer, sayfalarda ebed’leştirir ve ölmezliğe perçinler.
İşte, şimdi birer birer sayfalarını ve eminim ki, büyük bir zevkle çevireceğiniz üstat Münlf Fehimin eşsiz, bütün bir hissi, sanat ve titiz bir incelik âbidesi olan fırçasından doğan, yaratılan hayal âleminde gezintilerin ilham kaynağı «Eski şiir bahçelerinde»yi seyrederken bunları düşünüyorum.
Münif Fehimdeki bu çizgi asaleti, hâkimiyeti hiç de köksüz bir temele, göreneğe dayanmıyor. Onun dağarcığmda esaslı bir kültürün sonsuz bir kaynağı var. Münif bugünü, İçtimaî, siyasî, ahlâkî değişiklikleri izlediği kadar, dünü de gerek aile çevresinden, gerek devrinin kalbur üstü insanlarından, olaylarından öğrenmesini bilen bahtiyar bir sanatkârdır. Teferruatı iyice seçmesini bilen gözleri, alelâde soğuk bir fotoğraf adesesi değil, bu teferruatı bütün nüansları ile tesbit edecek kadar dimağını kullanan bir insandır. Bunun içindir ki, resimlerinde, çizgisinde şuurlu bir arayışın ve buluşun uygulu bağdaşmasını zevkle seyrediyoruz.
Münif Fehim «Eski şiir bahçelerinde» yi çizgilendirirken ne yapmak istemiştir? Bana öyle geliyor ki, ilerinin daha çok, ve
derinden tanıyacağı, anlayacağı, bu asîl sanat âşık ve hayranı çizgide kelimeleri söyletmiş, daha doğru ve kesin bir deyimle resimde şiiri vücude getirmiştir. Bunu yaparken de, hafızalarımızda yer etmiş, nazlı akisleri kulaklarımızda daha hâlâ zevkle çınlayan nusraların dokuyucusu şairlerin gizli meram ve düşünce sınırlarını kırıp, onlarm bu nusralarda gösterdikleri hüneri ayni kudret ve ustalıkla, belki de daha apaydın olarak şiirli çizgilerinde aynalandırmıştır.
İşte «Eski şiir bahçelerinde» bizi hem geçmişin hayal âleminde dolaştırıyor, hem de elimize dünün güzelliklerini bir araya toplayan, türlü türlü renkli çiçeklerle dolu, gönül açıcı, göz nurlandırıcı bir bahçenin anahtarını sunuyor. Bu sanatlı anahtarın usta yapıcısı da, kendi nevinin en yüksek unsuru diye gerçekten alkışladığımız Münif Fehimdir.
Başında, kendisi de özlü bir çizgi üstadı olan Sedat Simavî gibi bir varlığın bulunduğu «Yediğim» müessesesinin, «Eski şiir bahçelerinde» yi hazırlayıp basarak gelecek nesillere armağan etmesini nasıl övmeli, bilmiyorum, özverili bir çalışmanın mahsulü olan bu değerli hizmet hiç şüphe yok ki, kültür ve edebiyat hayatımızda derin akisler bırakacak kadar azametlidir. Mükâfatı da gittikçe artan, çoğalan okuyucuların bu müseseseye karşı gösterdikleri candan ilgi, istek, ve sevgidir.
İBRAHİM HOYİ
O gül-endâm bir al şâle bürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün
Vasıfı Enderûnî
Olur çeşm-i gazâlân leyl-i bî mehtâba âvîze
Verir bir serv-i siminden nişan serv-i hirâmanlar
Faruk Nafiz
Gülmezse yüzün bahçelerin kalbi kan ağlar,
Güllerle dolar görse gülerken seni dağlar.
Faruk Nafiz
Kangı büttür bilmezem îmânımı garet kılan
Sende îman yoh ki sen aldın diyem îmânımı
Fuzulî
Kandilli yüzerken uykularda,
Mehtabı sürükledik sularda...
Yahya Kemal
Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbân olayım var mı benim bunda günahım
Süleyman Nahifi
Bir şeker hand ile bezm-i şevke câm ettin beni
Nîm sun peymâneyi sâkî temâm ettin beni
Nedim
Gülzârdan ol şûh-i dil-ârâ ile geçtik
Gûya ki nesimiz gül-i ra’nâ ile geçtik
Nailî-i Kadîm
Her gelen rind kanar zevke bu meclisde Kemâl Cânîb-i Rahmete son çekdiği sâgarle döner
Yahya Kemal
Lâl olursun söylesem bir fıkra tâb-ı sîneden
Bir sahîfe açsam ağlarsın kitâb-ı sîneden
Muallim Naci
Bahârı neyleriz ol gül'izâr-ı gonce-femin
Gülüp açılması bin nevbahâra değmez mi
Nâilî - i Kadîm
Görmeden Mecnûnların sahrâdaki cem'iyyetin
Sevdiğim meşk-i nigâh eylerdin âhûlarla sen
Nedîm
Ayağın sakınarak basma amân sultânım
Dökülen mey kırılan şîşe-i rindân olsun
Nedîm
Bir şu'lesi var ki şem'-i cânın
Fânûsuna sığmaz âsmânın
Şeyh Gâlip
Kanına girmiş boyunca Bâkî-i dil-hastanın
Ergavânî câme giymiş sanman ol serv-i-revân
Bâkî
Sen bir âhû gibi dağdan dağa kaçsan da yine
Seni aşkım canavarlar gibi takîb edecek!
Faruk Nâfiz
Bülbüller öter güller açar şâd gönül yok
Biz böyleliğin görmemişiz fasl-ı bahârın
Şeyhü'l-İslâm Yahyâ
Pâyını sûzân eder dikkatle bas kim râhına
Kalbini atmış ölürken âşinâlardan biri
Nâmık Kemâl
Birlikte öyle tatlı zamanlar geçer ki rûh
İster seninle bir ebedî sevk-i imtizâç
Tevfîk Fikret
Bir elinde gül bir elde câm geldin sâkiyâ
Kangısın alsam gülü yâhud ki câmı yâ seni
Nedîm
Nevbahârı vuslatın bassın deyû ilk âyına
Bûseden pâbûş giydirdim o nermin pâyına
Yahyâ Kemâl
Biz ol âşıklarız kim dâgımız merhem kabul etmez
O gülzârın ki âteşidir gülü şebnem kabûl etmez
Nâilî-i Kaim
150 Kuruş
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Yorum Gönder